☪ Anlam Arayışı

53. An-Najm سُورَةُ النَّجۡمِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
53:1 📚 12
وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
وَٱلنَّجْمِ
yıldıza andolsun
إِذَا
zaman
هَوَىٰ
aşağı kaydığı

Ali BulaçBattığı zaman yıldıza andolsun

Süleyman AteşAşağı kayan yıldıza andolsun ki

53:2 📚 2
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
مَا
sapmadı
ضَلَّ
has strayed
صَاحِبُكُمْ
arkadaşınız
وَمَا
ve
غَوَىٰ
azmadı

Ali BulaçSahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı

Süleyman AteşArkadaşınız sapmadı, azmadı

53:3 📚 13
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ
وَمَا
ve
يَنطِقُ
O konuşmaz
عَنِ
hevadan
ٱلْهَوَىٰٓ
the desire

Ali BulaçO, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz

Süleyman AteşO heva'dan konuşmaz

53:4 📚 10
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ
إِنْ
değildir
هُوَ
O
إِلَّا
başka bir şey
وَحْىٌۭ
vahiy(den)
يُوحَىٰ
kendisine vahyedilen

Ali BulaçO (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir

Süleyman AteşO(nun okuduğu Kur'an) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir

53:5 📚 2
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ
عَلَّمَهُۥ
onu öğretti
شَدِيدُ
mühtiş olan
ٱلْقُوَىٰ
kuvvetleri

Ali BulaçOna (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir

Süleyman AteşOnu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti

53:6 📚 1
ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ
ذُو
sahibi
مِرَّةٍۢ
üstün akıl
فَٱسْتَوَىٰ
ve doğruldu

Ali Bulaç(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu

Süleyman AteşÜstün akıl sahibi (melek). Doğruldu

53:7 📚 1
وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ
وَهُوَ
o iken
بِٱلْأُفُقِ
ufukta
ٱلْأَعْلَىٰ
yüksek

Ali BulaçO, en yüksek bir ufuktaydı

Süleyman AteşKendisi yüksek ufukta iken

53:8 📚 5
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
ثُمَّ
sonra
دَنَا
yaklaştı
فَتَدَلَّىٰ
ve sarktı

Ali BulaçSonra yaklaştı, derken sarkıverdi

Süleyman AteşSonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı

53:9 📚 6
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
فَكَانَ
kaldı
قَابَ
uzunluğu kadar
قَوْسَيْنِ
iki yay
أَوْ
yahut
أَدْنَىٰ
daha yakın

Ali BulaçNitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı

Süleyman Ateş(Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı

53:10 📚 4
فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ
فَأَوْحَىٰٓ
sonra vahyetti
إِلَىٰ
kuluna
عَبْدِهِۦ
His slave
مَآ
vahyettiğini
أَوْحَىٰ
he revealed

Ali BulaçBöylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti

Süleyman AteşKuluna, vahyettiğini vahyetti

53:11
مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ
مَا
yanılmadı
كَذَبَ
lied
ٱلْفُؤَادُ
gönül
مَا
gördüğünde
رَأَىٰٓ
it saw

Ali BulaçOnun gördüğünü gönül yalanlamadı

Süleyman AteşGönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü)

53:12
أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ
kuşku mu duyuyorsunuz?
عَلَىٰ
hakkında
مَا
şey
يَرَىٰ
onun gördüğü

Ali BulaçYine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız

Süleyman AteşOnun gördüğünden kuşku mu duyuyorsunuz

53:13
وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
وَلَقَدْ
ve andolsun
رَءَاهُ
onu görmüştü
نَزْلَةً
inişinde
أُخْرَىٰ
başka bir

Ali BulaçAndolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü

Süleyman AteşAndolsun, onu bir inişinde daha görmüştü

53:14 📚 5
عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ
عِندَ
yanında
سِدْرَةِ
Sidretü'l
ٱلْمُنتَهَىٰ
Müntehâ'nın

Ali BulaçSidretü'l-Münteha'nın yanında

Süleyman AteşSidretü'l-Münteha(uzak ağaç)ın yanında

53:15 📚 2
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ
عِندَهَا
(ki) onun yanındadır
جَنَّةُ
Cennet'ül (bahçe)
ٱلْمَأْوَىٰٓ
Me'vâ (oturulacak)

Ali BulaçKi Cennetü'l-Me'va onun yanındadır

Süleyman AteşKi onun yanında oturulacak bahçe vardır

53:16 📚 5
إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
إِذْ
hani
يَغْشَى
kaplıyordu
ٱلسِّدْرَةَ
Sidre'yi
مَا
kaplayan
يَغْشَىٰ
covers

Ali BulaçSidreyi örten örtmekte iken

Süleyman AteşSidre'yi kaplayan kaplıyordu

53:17 📚 10
مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
مَا
şaşmadı
زَاغَ
swerved
ٱلْبَصَرُ
göz(ü)
وَمَا
ve
طَغَىٰ
azmadı

Ali BulaçGöz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı

Süleyman Ateş(Muhammed'in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı

53:18
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَـٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ
لَقَدْ
andolsun
رَأَىٰ
gördü
مِنْ
bazılarını
ءَايَـٰتِ
ayetlerinden
رَبِّهِ
Rabbinin
ٱلْكُبْرَىٰٓ
büyük

Ali BulaçAndolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü

Süleyman AteşAndolsun, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü

53:19
أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّـٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ
أَفَرَءَيْتُمُ
gördünüz mü?
ٱللَّـٰتَ
Lat
وَٱلْعُزَّىٰ
ve 'Uzza'yı

Ali BulaçGördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı

Süleyman AteşGördünüz mü o Lat ve 'Uzza'yı

53:20 📚 3
وَمَنَوٲةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ
وَمَنَوٰةَ
ve Menat'ı?
ٱلثَّالِثَةَ
üçüncüsünü
ٱلْأُخْرَىٰٓ
öteki

Ali BulaçVe üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)

Süleyman AteşVe üçüncü(leri olan) öteki (put) Menat'ı

53:21 📚 1
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ
أَلَكُمُ
size midir?
ٱلذَّكَرُ
erkek
وَلَهُ
ve O'na
ٱلْأُنثَىٰ
kadın

Ali BulaçErkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu

Süleyman AteşDemek erkek size, kadın Allah'a mı

53:22
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ
تِلْكَ
bu
إِذًۭا
o halde
قِسْمَةٌۭ
bir taksimdir
ضِيزَىٰٓ
insafsızca

Ali BulaçEğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma

Süleyman AteşO halde bu insafsızca bir taksim

53:23 📚 1
إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَـٰنٍ‌ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ‌ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ
إِنْ
değildir
هِىَ
onlar
إِلَّآ
başka bir şey
أَسْمَآءٌۭ
isimler(den)
سَمَّيْتُمُوهَآ
isimlendirdiğiniz
أَنتُمْ
sizin
وَءَابَآؤُكُم
ve babalarınızın
مَّآ
indirmemiştir
أَنزَلَ
has Allah sent down
ٱللَّهُ
Allah
بِهَا
onlara
مِن
hiçbir
سُلْطَـٰنٍ ۚ
güç
إِن
hayır
يَتَّبِعُونَ
onlar uyuyorlar
إِلَّا
ancak
ٱلظَّنَّ
zanna
وَمَا
ve
تَهْوَى
hevesine
ٱلْأَنفُسُ ۖ
nefislerin
وَلَقَدْ
oysa
جَآءَهُم
kendilerine gelmiştir
مِّن
tarafından
رَّبِّهِمُ
Rableri
ٱلْهُدَىٰٓ
yol gösterici

Ali BulaçBu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir

Süleyman AteşOnlar, sizin ve babalarınızın, (tanrı) diye isimlendirdiğiniz (boş, kavramsız) isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlara hiçbir güç (tanrı oldukları hakkında hiçbir delil) indirmemiştir. O(putlara tapa)nlar zanna ve nefislerin hevesine uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir

53:24
أَمْ لِلْإِنسَـٰنِ مَا تَمَنَّىٰ
أَمْ
yoksa
لِلْإِنسَـٰنِ
insan için midir?
مَا
her
تَمَنَّىٰ
arzu ettiği

Ali BulaçYoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var

Süleyman AteşYoksa insan, her arzu ettiğine sahip mi olacaktır

53:25 📚 3
فَلِلَّهِ ٱلْأَخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ
فَلِلَّهِ
Allah'ındır
ٱلْـَٔاخِرَةُ
son (ahiret)
وَٱلْأُولَىٰ
ve ilk (dünya)

Ali Bulaçİşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır

Süleyman AteşSon da ilk de (ahiret de, dünya da) Allah'ındır

53:26
۞ وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ لَا تُغْنِى شَفَـٰعَتُهُمْ شَيْــًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ
۞ وَكَم
nicesi var ki
مِّن
melek(ler)den
مَّلَكٍۢ
(the) Angels
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
لَا
işe yaramaz
تُغْنِى
will avail
شَفَـٰعَتُهُمْ
onların şefa'ati
شَيْـًٔا
hiçbir
إِلَّا
dışında
مِنۢ
sonrası
بَعْدِ
after
أَن
izin vermesinden
يَأْذَنَ
Allah has given permission
ٱللَّهُ
Allah'ın
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
وَيَرْضَىٰٓ
ve razı olduğu

Ali BulaçGöklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka

Süleyman AteşGöklerde nice melek var ki onların şefa'ati hiçbir işe yaramaz. Meğer Allah'ın dilediği ve razı olduğu kimseye izin verdikten sonra olsun (ancak o zaman şefa'atin faydası olur)

53:27
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْأَخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
inanmayan(lar)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
لَيُسَمُّونَ
adlandırıyorlar
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
meleklere
تَسْمِيَةَ
adlarını
ٱلْأُنثَىٰ
dişilerin

Ali BulaçGerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar

Süleyman AteşAhirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar

53:28 📚 2
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ‌ۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ‌ۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْــًٔا
وَمَا
ve yoktur
لَهُم
onların
بِهِۦ
bu hususta
مِنْ
hiçbir
عِلْمٍ ۖ
bilgileri
إِن
hayır
يَتَّبِعُونَ
onlar uyuyorlar
إِلَّا
sadece
ٱلظَّنَّ ۖ
zanna
وَإِنَّ
ve elbette
ٱلظَّنَّ
zan
لَا
kazandırmaz
يُغْنِى
avail
مِنَ
yana
ٱلْحَقِّ
hak(tan)
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey

Ali BulaçOysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz

Süleyman AteşOnların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise haktan hiçbir gerçek kazandırmaz. (Zan ile gerçeğe ulaşılmaz)

53:29 📚 9
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٲةَ ٱلدُّنْيَا
فَأَعْرِضْ
o halde yüz çevir
عَن
kimseden
مَّن
(him) who
تَوَلَّىٰ
yüz çeviren
عَن
bizi anmaktan
ذِكْرِنَا
Our Reminder
وَلَمْ
ve
يُرِدْ
istemeyen
إِلَّا
başka bir şey
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatından
ٱلدُّنْيَا
dünya

Ali BulaçŞu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir

Süleyman AteşBizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir

53:30 📚 1
ذَٲلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ‌ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ
ذَٰلِكَ
işte budur
مَبْلَغُهُم
onların erişebilecekleri
مِّنَ
bilgiden
ٱلْعِلْمِ ۚ
knowledge
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
هُوَ
O
أَعْلَمُ
iyi bilir
بِمَن
kimseyi
ضَلَّ
sapan
عَن
yolundan
سَبِيلِهِۦ
His Path
وَهُوَ
ve O
أَعْلَمُ
iyi bilir
بِمَنِ
kimseyi
ٱهْتَدَىٰ
yola gelen

Ali Bulaçİşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur

Süleyman Ateşİşte onların erişebilecekleri bilgi (sınırı) budur. (Bundan ötesine akılları ermez). Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir ve O, yola geleni de iyi bilir

53:31 📚 3
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَـٰٓـــُٔواْ بِمَا عَمِلُواْ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُواْ بِٱلْحُسْنَى
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
herşey
فِى
bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
ve ne varsa
فِى
bulunan
ٱلْأَرْضِ
yerde
لِيَجْزِىَ
cezalandırsın diye
ٱلَّذِينَ
kimseleri
أَسَـٰٓـُٔوا۟
kötülük eden(leri)
بِمَا
yaptıklarıyle
عَمِلُوا۟
they have done
وَيَجْزِىَ
ve mükafatlandırsın diye
ٱلَّذِينَ
kimseleri
أَحْسَنُوا۟
güzel davranan(ları)
بِٱلْحُسْنَى
güzellikle

Ali BulaçGöklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir

Süleyman AteşGöklerde ve yerde bulunan herşey Allah'ındır. (Bunları yaratmıştır) Ki kötülük edenleri, yaptıklarıyle cezalandırsın, güzel davrananları da güzellikle mükafatlandırsın

53:32 📚 9
ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَـٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٲحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ‌ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٲسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ‌ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِى بُطُونِ أُمَّهَـٰتِكُمْ‌ۖ فَلَا تُزَكُّوٓاْ أَنفُسَكُمْ‌ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ
ٱلَّذِينَ
ki onlar
يَجْتَنِبُونَ
kaçınırlar
كَبَـٰٓئِرَ
büyüklerinden
ٱلْإِثْمِ
günahın
وَٱلْفَوَٰحِشَ
ve çirkin işlerden
إِلَّا
dışında
ٱللَّمَمَ ۚ
küçük hatalar
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbinin
وَٰسِعُ
geniştir
ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ
affı
هُوَ
O
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِكُمْ
sizi
إِذْ
zaman
أَنشَأَكُم
sizi inşa ettiği
مِّنَ
topraktan
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَإِذْ
ve zaman
أَنتُمْ
siz
أَجِنَّةٌۭ
cenin halinde iken
فِى
karınlarında
بُطُونِ
(the) wombs
أُمَّهَـٰتِكُمْ ۖ
annelerinizin
فَلَا
artık
تُزَكُّوٓا۟
övüp yüceltmeyin
أَنفُسَكُمْ ۖ
kendinizi
هُوَ
O
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَنِ
kimseyi
ٱتَّقَىٰٓ
korunan

Ali BulaçKi onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir

Süleyman AteşOnlar, günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük hatalar işleyebilirler. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir (O kendisine yönelen kulunu affeder). O sizi daha iyi bilir: Gerek sizi topraktan inşa ettiği, gerek annelerinizin karınlarında bulunduğunuz zaman biçim verdiği sırada (sizin her halinizi bilmiştir), artık kendinizi övüp yüceltmeyin, çünkü O, korunanı daha iyi bilir

53:33
أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ
أَفَرَءَيْتَ
gördün mü?
ٱلَّذِى
kimseyi
تَوَلَّىٰ
arkasını dönen

Ali BulaçŞimdi, o yüz çevireni gördün mü

Süleyman AteşGördün mü şu adamı ki arkasını döndü

53:34
وَأَعْطَىٰ قَلِيلاً وَأَكْدَىٰٓ
وَأَعْطَىٰ
ve vereni
قَلِيلًۭا
azıcık
وَأَكْدَىٰٓ
ve gerisini elinde tutanı

Ali BulaçAzıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu

Süleyman AteşAzıcık verdi, gerisini elinde sıkı sıkı tuttu

53:35 📚 2
أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ
أَعِندَهُۥ
kendi yanında mı?
عِلْمُ
bilgisi
ٱلْغَيْبِ
gayb'ın
فَهُوَ
ve o (mu?)
يَرَىٰٓ
görüyor

Ali BulaçGaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor

Süleyman AteşGayb'ın bilgisi kendi yanında da o mu (alemin esrarını) görüyor

53:36 📚 4
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ
أَمْ
yoksa
لَمْ
haber verilmedi mi?
يُنَبَّأْ
he was informed
بِمَا
bulunan
فِى
sahifelerinde
صُحُفِ
(the) Scriptures
مُوسَىٰ
Musa'nın

Ali BulaçYoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi

Süleyman AteşYoksa kendisine haber mi verilmedi: Musa'nın sahifelerinde bulunan

53:37
وَإِبْرَٲهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ
وَإِبْرَٰهِيمَ
ve İbrahim'in
ٱلَّذِى
ki
وَفَّىٰٓ
çok vefalıdır

Ali BulaçVe vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan

Süleyman AteşVe çok vefalı İbrahim'in (sahifelerinde bulunan şu gerçekler)

53:38 📚 3
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ
أَلَّا
yüklenmez
تَزِرُ
will bear
وَازِرَةٌۭ
hiçbir günahkar
وِزْرَ
(günah) yükünü
أُخْرَىٰ
başkasının

Ali BulaçDoğrusu, hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez

Süleyman AteşKi hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez

53:39
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَـٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
وَأَن
ve
لَّيْسَ
yoktur
لِلْإِنسَـٰنِ
insana
إِلَّا
başka bir şey
مَا
çalışmasından
سَعَىٰ
he strives (for)

Ali BulaçŞüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur

Süleyman Ateşİnsana çalışmasından başka bir şey yoktur

53:40 📚 3
وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ
وَأَنَّ
ve muhakkak
سَعْيَهُۥ
onun çalışması
سَوْفَ
yakında
يُرَىٰ
görülecektir

Ali BulaçŞüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir

Süleyman AteşVe çalışması da yakında görülecektir

53:41
ثُمَّ يُجْزَٮٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ
ثُمَّ
sonra
يُجْزَىٰهُ
ona verilecektir
ٱلْجَزَآءَ
karşılığı
ٱلْأَوْفَىٰ
tastamam

Ali BulaçSonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir

Süleyman AteşSonra ona tastamam karşılığı verilecektir

53:42 📚 3
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ
وَأَنَّ
ve sonunda
إِلَىٰ
senin Rabbine
رَبِّكَ
your Lord
ٱلْمُنتَهَىٰ
varılacaktır

Ali BulaçElbette son varış Rabbine olacaktır

Süleyman AteşVe sonunda senin Rabbine varılacaktır

53:43 📚 3
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz O
هُوَ
O'dur
أَضْحَكَ
güldüren
وَأَبْكَىٰ
ve ağlatan

Ali BulaçDoğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur

Süleyman AteşGüldüren de O'dur, ağlatan da O'dur

53:44 📚 2
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz O
هُوَ
O'dur
أَمَاتَ
öldüren
وَأَحْيَا
ve yaşatan

Ali BulaçDoğrusu, öldüren ve dirilten O'dur

Süleyman AteşÖldüren de O'dur, yaşatan da O'dur

53:45 📚 1
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz O
خَلَقَ
yarattı
ٱلزَّوْجَيْنِ
iki çifti
ٱلذَّكَرَ
erkeği
وَٱلْأُنثَىٰ
ve dişiyi

Ali BulaçDoğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur

Süleyman AteşO yarattı iki çifti: erkeği ve dişiyi

53:46 📚 1
مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ
مِن
nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍ
a semen-drop
إِذَا
zaman
تُمْنَىٰ
atıldığı

Ali BulaçBir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman

Süleyman AteşAtıldığı zaman nutfe(sperm)den

53:47 📚 1
وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ
وَأَنَّ
ve şüphesiz
عَلَيْهِ
O'nun işidir
ٱلنَّشْأَةَ
yaratmak
ٱلْأُخْرَىٰ
tekrar

Ali BulaçGerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir

Süleyman AteşŞüphesiz tekrar yaratmak da O'nun işidir

53:48 📚 2
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz O
هُوَ
O'dur
أَغْنَىٰ
zengin eden
وَأَقْنَىٰ
ve bol veren

Ali BulaçDoğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı

Süleyman AteşZengin eden O'dur, bol verip memnun eden O

53:49 📚 2
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz O
هُوَ
O'dur
رَبُّ
Rabbi
ٱلشِّعْرَىٰ
Şi'ra'nın

Ali BulaçDoğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur

Süleyman Ateş(Taptıkları) Şi'ra(yıldızı)nın Rabbi O'dur

53:50 📚 1
وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ
وَأَنَّهُۥٓ
ve şüphesiz O
أَهْلَكَ
helak etti
عَادًا
Ad'ı
ٱلْأُولَىٰ
önce gelen

Ali BulaçDoğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı

Süleyman AteşO helak etti, önce gelen 'Ad'ı

53:51
وَثَمُودَاْ فَمَآ أَبْقَىٰ
وَثَمُودَا۟
ve Semud'u
فَمَآ
geriye bırakmadı
أَبْقَىٰ
He spared

Ali BulaçSemud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı

Süleyman AteşSemud'u, komadı (onları)

53:52
وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ‌ۖ إِنَّهُمْ كَانُواْ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ
وَقَوْمَ
ve kavmini (helak etmişti)
نُوحٍۢ
Nuh
مِّن
önceden
قَبْلُ ۖ
before
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
idiler
هُمْ
onlar
أَظْلَمَ
daha zalim
وَأَطْغَىٰ
ve azgın

Ali BulaçDaha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar

Süleyman AteşÖnceden de Nuh kavmini (helak etmişti). Çünkü onlar daha zalim ve azgın idiler

53:53
وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ
وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ
altı üstüne getirilen kentleri
أَهْوَىٰ
devirip yıktı

Ali BulaçAltı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi

Süleyman AteşAltı üstüne getirilen kentleri (Lut kavminin oturduğu bölgeleri) devirip yıktı

53:54
فَغَشَّـٰهَا مَا غَشَّىٰ
فَغَشَّىٰهَا
sardırttı onlara
مَا
sardırdığını
غَشَّىٰ
covered

Ali BulaçBöylece ona (o toplumun başına) sardırdığını sardırdı

Süleyman AteşOnların üstüne neler çöktü, neler

53:55
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
فَبِأَىِّ
o halde hangi?
ءَالَآءِ
ni'metinden
رَبِّكَ
Rabbinin
تَتَمَارَىٰ
kuşku duyuyorsun

Ali BulaçÖyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun

Süleyman AteşO halde Rabbinin hangi ni'metinden kuşku duyuyorsun

53:56 📚 1
هَـٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ
هَـٰذَا
bu
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıdır
مِّنَ
uyarıcılardan
ٱلنُّذُرِ
the warners
ٱلْأُولَىٰٓ
ilk

Ali BulaçBu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır

Süleyman AteşBu (Kur'an veya peygamber) de ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır

53:57
أَزِفَتِ ٱلْأَزِفَةُ
أَزِفَتِ
yaklaştı
ٱلْـَٔازِفَةُ
yaklaşıcı

Ali BulaçO yaklaşmakta olan yaklaştı

Süleyman AteşO yaklaşıcı, yaklaştı

53:58 📚 2
لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ
لَيْسَ
yoktur
لَهَا
onu
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
كَاشِفَةٌ
açacak kimse

Ali BulaçOnu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur)

Süleyman AteşOnu Allah'tan başka açacak (geldiği zaman kaldıracak, vaktini erteleyecek veya onun ne zaman geleceğini belirleyecek) kimse yoktur

53:59 📚 4
أَفَمِنْ هَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
أَفَمِنْ
bu-den mi?
هَـٰذَا
bu
ٱلْحَدِيثِ
statement
تَعْجَبُونَ
şaşıyorsunuz

Ali BulaçŞimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz

53:60 📚 4
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
وَتَضْحَكُونَ
ve gülüyorsunuz
وَلَا
ve
تَبْكُونَ
ağlamıyorsunuz

Ali Bulaç(Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz

Süleyman AteşVe gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz

53:61
وَأَنتُمْ سَـٰمِدُونَ
وَأَنتُمْ
ve siz
سَـٰمِدُونَ
baş kaldırıyorsunuz

Ali BulaçVe şuursuzca baş kaldırıyorsunuz

Süleyman AteşVe siz baş kaldırıyorsunuz

53:62 📚 1
فَٱسْجُدُواْ لِلَّهِ وَٱعْبُدُواْ ۩
فَٱسْجُدُوا۟
haydi secde edin
لِلَّهِ
Allah'a
وَٱعْبُدُوا۟ ۩
ve kulluk edin

Ali BulaçHemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin

Süleyman AteşHaydi Allah'a secde edin ve kulluk edin

← Önceki Sonraki →

53. An-Najm Suresi | Anlam Arayışı