53. An-Najm سُورَةُ النَّجۡمِ
Ali BulaçBattığı zaman yıldıza andolsun
Süleyman AteşAşağı kayan yıldıza andolsun ki
«والنَّجم» الثريا «إذا هوى» غاب.
Ali BulaçSahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı
Süleyman AteşArkadaşınız sapmadı, azmadı
«ما ضل صاحبكم» محمد عليه الصلاة والسلام عن طريق الهداية «وما غوى» ما لابس الغي وهو جهل من اعتقاد فاسد.
Ali BulaçO, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz
Süleyman AteşO heva'dan konuşmaz
«وما ينطق» بما يأتيكم به «عن الهوى» هوى نفسه.
Ali BulaçO (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir
Süleyman AteşO(nun okuduğu Kur'an) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir
«إن» ما «هو إلا وحي يوحى» إليه.
Ali BulaçOna (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir
Süleyman AteşOnu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti
«علمه» إياه ملك «شديد القوى».
Ali Bulaç(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu
Süleyman AteşÜstün akıl sahibi (melek). Doğruldu
«ذو مرة» قوة وشدة أو منظر حسن، أي جبريل عليه السلام «فاستوى» استقر.
Ali BulaçO, en yüksek bir ufuktaydı
Süleyman AteşKendisi yüksek ufukta iken
«وهو بالأفق الأعلى» أفق الشمس، أي عند مطلعها على صورته التي خلق عليها فرآه النبي صلى الله عليه وسلم وكان بحراء قد سد الأفق إلى المغرب فخر مغشيا عليه وكان قد سأله أن يريه نفسه على صورته التي خلق عليها فواعده بحراء فنزل جبريل له في سورة الآدميين.
Ali BulaçSonra yaklaştı, derken sarkıverdi
Süleyman AteşSonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı
«ثم دنا» قرب منه «فتدلى» زاد في القرب.
Ali BulaçNitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı
Süleyman Ateş(Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı
«فكان» منه «قاب» قدر «قوسين أو أدنى» من ذلك حتى أفاق وسكن روعه.
Ali BulaçBöylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti
Süleyman AteşKuluna, vahyettiğini vahyetti
«فأوحى» تعالى «إلى عبده» جبريل «ما أوحى» جبريل إلى النبي صلى الله عليه وسلم ولم يذكر الموحي تفخيما لشأنه.
Ali BulaçOnun gördüğünü gönül yalanlamadı
Süleyman AteşGönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü)
«ما كذب» بالتخفيف والتشديد أنكر «الفؤاد» فؤاد النبي «ما رأى» ببصره من صورة جبريل.
Ali BulaçYine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız
Süleyman AteşOnun gördüğünden kuşku mu duyuyorsunuz
«أفتمارونه» تجادلونه وتغلبونه «على ما يرى» خطاب للمشركين المنكرين رؤية النبي صلى الله عليه وسلم لجبريل.
Ali BulaçAndolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü
Süleyman AteşAndolsun, onu bir inişinde daha görmüştü
«ولقد رآه» على صورته «نزلةً» مرة «أخرى».
Ali BulaçSidretü'l-Münteha'nın yanında
Süleyman AteşSidretü'l-Münteha(uzak ağaç)ın yanında
«عند سدرة المنتهى» لما أسري به في السماوات، وهي شجرة نبق عن يمين العرش لا يتجاوزها أحد من الملائكة وغيرهم.
Ali BulaçKi Cennetü'l-Me'va onun yanındadır
Süleyman AteşKi onun yanında oturulacak bahçe vardır
«عندها جنة المأوى» تأوي إليها الملائكة وأرواح الشهداء والمتقين.
Ali BulaçSidreyi örten örtmekte iken
Süleyman AteşSidre'yi kaplayan kaplıyordu
«إذ» حين «يغشى السدرة ما يغشى» من طير وغيره، وإذ معمولة لرآه.
Ali BulaçGöz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı
Süleyman Ateş(Muhammed'in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı
«ما زاغ البصر» من النبي صلى الله عليه وسلم «وما طغى» أي ما مال بصره عن مرئيه المقصود له ولا جاوزه تلك الليلة.
Ali BulaçAndolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü
Süleyman AteşAndolsun, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü
«لقد رأى» فيها «من آيات ربه الكبرى» العظام، أي بعضها فرأى من عجائب الملكوت رفرفا أخضر سد أفق السماء وجبريل له ستمائة جناح.
Ali BulaçGördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı
Süleyman AteşGördünüz mü o Lat ve 'Uzza'yı
«أفرأيتم اللات والعزى».
Ali BulaçVe üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)
Süleyman AteşVe üçüncü(leri olan) öteki (put) Menat'ı
«ومناة الثالثة» للتين قبلها «الأخرى» صفة ذم للثالثة وهي أصنام من حجارة كان المشركون يعبدونها ويزعمون أنها تشفع لهم عند الله، ومفعول أفرأيتم الأول اللات وما عطف عليه والثاني محذوف والمعنى أخبروني ألهذه الأصنام قدرة على شيء ما فتعبدونها دون الله القادر على ما تقدم ذكره، ولما زعموا أيضا أن الملائكة بنات الله مع كراهتهم البنات نزلت.
Ali BulaçErkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu
Süleyman AteşDemek erkek size, kadın Allah'a mı
«ألكم الذكر وله الأنثى».
Ali BulaçEğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma
Süleyman AteşO halde bu insafsızca bir taksim
«تلك إذا قسمة ضيزى» جائزة من ضازه يضيزه إذا ظلمه وجار عليه.
Ali BulaçBu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir
Süleyman AteşOnlar, sizin ve babalarınızın, (tanrı) diye isimlendirdiğiniz (boş, kavramsız) isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlara hiçbir güç (tanrı oldukları hakkında hiçbir delil) indirmemiştir. O(putlara tapa)nlar zanna ve nefislerin hevesine uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir
«إن هي» أي ما المذكورات «إلا أسماء سميتموها» أي سميتم بها «أنتم وآباؤكم» أصناما تعبدونها «ما أنزل الله بها» أي بعبادتها «من سلطان» حجة وبرهان «إن» ما «يتبعون» في عبادتها «إلا الظن وما تهوى الأنفس» مما زين لهم الشيطان من أنها تشفع لهم عند الله تعالى «ولقد جاءهم من ربهم الهدى» على لسان النبي صلى الله عليه وسلم بالبرهان القاطع فلم يرجعوا عما هم عليه.
Ali BulaçYoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var
Süleyman AteşYoksa insan, her arzu ettiğine sahip mi olacaktır
«أم للإنسان» أي لكل إنسان منهم «ما تمنى» من أن الأصنام تشفع لهم؟ ليس الأمر كذلك.
Ali Bulaçİşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır
Süleyman AteşSon da ilk de (ahiret de, dünya da) Allah'ındır
«فلله الآخرة والأولى» أي الدنيا فلا يقع فيهما إلا ما يريده تعالى.
Ali BulaçGöklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka
Süleyman AteşGöklerde nice melek var ki onların şefa'ati hiçbir işe yaramaz. Meğer Allah'ın dilediği ve razı olduğu kimseye izin verdikten sonra olsun (ancak o zaman şefa'atin faydası olur)
(وكم من ملك) أي وكثير من الملائكة (في السماوات) وما أكرمهم عند الله (لا تغني شفاعتهم شيئا إلا من بعد أن يأذن الله) لهم فيها (لمن يشاء) من عباده (ويرضى) عنه لقوله "" ولا يشفعون إلا لمن ارتضى "" ومعلوم أنها لا توجد منهم إلا بعد الإذن فيها "" من ذا الذي يشفع عنده إلا بإذنه ".
Ali BulaçGerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar
Süleyman AteşAhirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar
«إن الذين لا يؤمنون بالآخرة ليسمون الملائكة تسمية الأنثى» حيث قالوا: هم بنات الله.
Ali BulaçOysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz
Süleyman AteşOnların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise haktan hiçbir gerçek kazandırmaz. (Zan ile gerçeğe ulaşılmaz)
«وما لهم به» بهذا القول «من علم إن» ما «يتبعون» فيه «إلا الظن» الذي تخيلوه «وإن الظن لا يغني من الحق شيئا» أي عن العلم فيما المطلوب فيه العلم.
Ali BulaçŞu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir
Süleyman AteşBizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir
«فأعرض عن من تولى عن ذكرنا» أي القرآن «ولم يُرد إلا الحياة الدنيا» وهذا قبل الأمر بالجهاد.
Ali Bulaçİşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur
Süleyman Ateşİşte onların erişebilecekleri bilgi (sınırı) budur. (Bundan ötesine akılları ermez). Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir ve O, yola geleni de iyi bilir
«ذلك» أي طلب الدنيا «مبلغهم من العلم» أي نهاية علمهم أن آثروا الدنيا على الآخرة «إن ربك هو أعلم بمن ضل عن سبيله وهو أعلم بمن اهتدى» عالم بهما فيجازيهما.
Ali BulaçGöklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir
Süleyman AteşGöklerde ve yerde bulunan herşey Allah'ındır. (Bunları yaratmıştır) Ki kötülük edenleri, yaptıklarıyle cezalandırsın, güzel davrananları da güzellikle mükafatlandırsın
«ولله ما في السماوات وما في الأرض» هو مالك لذلك، ومنه الضال والمهتدي يُضل من يشاء ويهدي من يشاء «ليجزي الذين أساءوا بما عملوا» من الشرك وغيره «ويجزي الذين أحسنوا» بالتوحيد وغيره من الطاعات «بالحسنى» الجنة وبيَّن المحسنين بقوله.
Ali BulaçKi onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir
Süleyman AteşOnlar, günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük hatalar işleyebilirler. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir (O kendisine yönelen kulunu affeder). O sizi daha iyi bilir: Gerek sizi topraktan inşa ettiği, gerek annelerinizin karınlarında bulunduğunuz zaman biçim verdiği sırada (sizin her halinizi bilmiştir), artık kendinizi övüp yüceltmeyin, çünkü O, korunanı daha iyi bilir
«الذين يجتنبون كبائر الإثم والفواحش إلا الَّلمَمَ» هو صغار الذنوب كالنظرة والقبلة واللمسة فهو استثناء منقطع والمعنى لكن اللمم يغفر باجتناب الكبائر «إن ربك واسع المغفرة» بذلك وبقبول التوبة، ونزل فيمن كان يقول: صلاتنا صيامنا حجنا: «هو أعلم» أي عالم «بكم إذ أنشأكم من الأرض» أي خلق آباكم آدم من التراب «وإذ أنتم أجنة» جمع جنين «في بطون أمهاتكم فلا تزكوا أنفسكم» لا تمدحوها على سبيل الإعجاب أما على سبيل الاعتراف بالنعمة فحسن «هو أعلم» أي عالم «بمن اتقى».
Ali BulaçŞimdi, o yüz çevireni gördün mü
Süleyman AteşGördün mü şu adamı ki arkasını döndü
«أفرأيت الذي تولى» عن الإيمان ارتد لما عير به وقال إني خشيت عقاب الله فضمن له المعير له أن يحمل عنه عذاب الله إن رجع إلى شركه وأعطاه من ماله كذا فرجع.
Ali BulaçAzıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu
Süleyman AteşAzıcık verdi, gerisini elinde sıkı sıkı tuttu
«وأعطى قليلا» من المال المسمى «وأكدى» منع الباقي مأخوذ من الكدية وهي أرض صلبة كالصخرة تمنع حافر البئر إذا وصل إليها من الحفر.
Ali BulaçGaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor
Süleyman AteşGayb'ın bilgisi kendi yanında da o mu (alemin esrarını) görüyor
«أعنده علم الغيب فهو يرى» يعلم جملته أن غيره يتحمل عنه عذاب الآخرة؟ لا، وهو الوليد بن المغيرة أو غيره، وجملة أعنده المفعول الثاني لرأيت بمعنى أخبرني.
Ali BulaçYoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi
Süleyman AteşYoksa kendisine haber mi verilmedi: Musa'nın sahifelerinde bulunan
«أم» بل «لم ينبأ بما في صحف موسى» أسفار التوراة أو صحف قبلها.
Ali BulaçVe vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan
Süleyman AteşVe çok vefalı İbrahim'in (sahifelerinde bulunan şu gerçekler)
(و) صحف (إبراهيم الذي وفى) تمم ما أمر به نحو "" وإذ ابتلى إبراهيم ربه بكلمات فأتمهن "" وبيان ما:
Ali BulaçDoğrusu, hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez
Süleyman AteşKi hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez
«أ» ن «لا تزر وازرة وزر أخرى» إلخ وأن مخففة من الثقيلة، أي لا تحمل نفس ذنب غيرها.
Ali BulaçŞüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur
Süleyman Ateşİnsana çalışmasından başka bir şey yoktur
«وأن» بأنه «ليس للإنسان إلا ما سعى» من خير فليس له من سعي غيره الخير شيء.
Ali BulaçŞüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir
Süleyman AteşVe çalışması da yakında görülecektir
«وأن سعيه سوف يُرى» يبصر في الآخرة.
Ali BulaçSonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir
Süleyman AteşSonra ona tastamam karşılığı verilecektir
«ثم يجزاه الجزاء الأوفى» الأكمل يقال: جزيته سعيه وبسعيه.
Ali BulaçElbette son varış Rabbine olacaktır
Süleyman AteşVe sonunda senin Rabbine varılacaktır
«وأن» بالفتح عطفا وقرئ بالكسر استئنافا وكذا ما بعدها فلا يكون مضمون الجمل في الصحف على الثاني «إلى ربك المنتهى» المرجع والمصير بعد الموت فيجازيهم.
Ali BulaçDoğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur
Süleyman AteşGüldüren de O'dur, ağlatan da O'dur
«وأنه هو أضحك» من شاء أفرحه «وأبكى» من شاء أحزنه.
Ali BulaçDoğrusu, öldüren ve dirilten O'dur
Süleyman AteşÖldüren de O'dur, yaşatan da O'dur
«وأنه هو أمات» في الدنيا «وأحيا» للبعث.
Ali BulaçDoğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur
Süleyman AteşO yarattı iki çifti: erkeği ve dişiyi
«وأنه خلق الزوجين» الصنفين «الذكر والأنثى».
Ali BulaçBir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman
Süleyman AteşAtıldığı zaman nutfe(sperm)den
«من نطفة» منيٍّ «إذا تُمنى» تصب في الرحم.
Ali BulaçGerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir
Süleyman AteşŞüphesiz tekrar yaratmak da O'nun işidir
«وأن عليه النَّشآءَةَ» بالمد والقصر «الأخرى» الخلقة الأخرى للبعث بعد الخلقة الأولى.
Ali BulaçDoğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı
Süleyman AteşZengin eden O'dur, bol verip memnun eden O
«وأنه هو أغنى» الناس بالكفاية بالأموال «وأقنى» أعطى المال المتخذ قُنية.
Ali BulaçDoğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur
Süleyman Ateş(Taptıkları) Şi'ra(yıldızı)nın Rabbi O'dur
«وأنه هو رب الشعرى» هي كوكب خلف الجوزاء كانت تعبد في الجاهلية.
Ali BulaçDoğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı
Süleyman AteşO helak etti, önce gelen 'Ad'ı
«وأنه أهلك عادا الأولى» وفي قراءة بإدغام التنوين في اللام وضمها بلا همزة وهي قوم عاد والأخرى قوم صالح.
Ali BulaçSemud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı
Süleyman AteşSemud'u, komadı (onları)
«وثمودا» بالصرف اسم للأب وبلا صرف للقبيلة وهو معطوف على عادا «فما أبقى» منهم أحدا.
Ali BulaçDaha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar
Süleyman AteşÖnceden de Nuh kavmini (helak etmişti). Çünkü onlar daha zalim ve azgın idiler
(وقوم نوح من قبل) أي قبل عاد وثمود أهلكناهم (إنهم كانوا هم أظلم وأطغى) من عاد وثمود لطول لبث نوح فيهم "" فلبث فيهم ألف سنة إلا خمسين عاما "" وهم مع عدم إيمانهم به يؤذونه ويضربونه.
Ali BulaçAltı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi
Süleyman AteşAltı üstüne getirilen kentleri (Lut kavminin oturduğu bölgeleri) devirip yıktı
«والمؤتفكة» وهي قرى قوم لوط «أهوى» أسقطها بعد رفعها إلى السماء مقلوبة إلى الأرض بأمره جبريل بذلك.
Ali BulaçBöylece ona (o toplumun başına) sardırdığını sardırdı
Süleyman AteşOnların üstüne neler çöktü, neler
«فغشاها» من الحجارة بعد ذلك «ما غشى» أبْهم تهويلا، وفي هود: (جعلنا عاليها سافلها وأمطرنا عليها حجارة من سجيل).
Ali BulaçÖyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun
Süleyman AteşO halde Rabbinin hangi ni'metinden kuşku duyuyorsun
«فبأي آلاء ربك» أنعمه الدالة على وحدانيته وقدرته «تتمارى» تتشكك أيها الإنسان أو تكذب.
Ali BulaçBu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır
Süleyman AteşBu (Kur'an veya peygamber) de ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır
«هذا» محمد «نذير من النذر الأولى» من جنسهم، أي رسول كالرسل قبله أرسل إليكم كما أرسلوا إلى أقوامهم.
Ali BulaçO yaklaşmakta olan yaklaştı
Süleyman AteşO yaklaşıcı, yaklaştı
«أزفت الآزفة» قربت القيامة.
Ali BulaçOnu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur)
Süleyman AteşOnu Allah'tan başka açacak (geldiği zaman kaldıracak, vaktini erteleyecek veya onun ne zaman geleceğini belirleyecek) kimse yoktur
«ليس لها من دون الله» نفس «كاشفة» أي لا يكشفها ويظهرها إلا هو كقوله «لا يجليها لوقتها إلا هو».
Ali BulaçŞimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz
Süleyman AteşŞimdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz
«أفمن هذا الحديث» أي القرآن «تعجبون» تكذيبا.
Ali Bulaç(Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz
Süleyman AteşVe gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz
«وتضحكون» استهزاءً «ولا تبكون» لسماع وعده ووعيده.
Ali BulaçVe şuursuzca baş kaldırıyorsunuz
Süleyman AteşVe siz baş kaldırıyorsunuz
«وأنتم سامدون» لاهون غافلون عما يطلب منكم.
Ali BulaçHemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin
Süleyman AteşHaydi Allah'a secde edin ve kulluk edin
«فاسجدوا لله» الذي خلقكم «واعبدوا» ولا تسجدوا للأصنام ولا تعبدوها.