53. An-Najm سُورَةُ النَّجۡمِ
Diyanet İşleri MealiBatmakta olan yıldıza and olsun ki
Saheeh InternationalBy the star when it descends
Elmalılı Hamdi Yazırİnmekte olan yıldıza andolsun ki
Yusuf AliBy the Star when it goes down
«والنَّجم» الثريا «إذا هوى» غاب.
Diyanet İşleri MealiArkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır
Saheeh InternationalYour companion [Muhammad] has not strayed, nor has he erred
Elmalılı Hamdi YazırArkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı
Yusuf AliYour Companion is neither astray nor being misled
«ما ضل صاحبكم» محمد عليه الصلاة والسلام عن طريق الهداية «وما غوى» ما لابس الغي وهو جهل من اعتقاد فاسد.
Diyanet İşleri MealiO, kendiliğinden konuşmamaktadır
Saheeh InternationalNor does he speak from [his own] inclination
Elmalılı Hamdi YazırO, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz
Yusuf AliNor does he say (aught) of (his own) Desire
«وما ينطق» بما يأتيكم به «عن الهوى» هوى نفسه.
Diyanet İşleri MealiOnun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir
Saheeh InternationalIt is not but a revelation revealed
Elmalılı Hamdi YazırO(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir
Yusuf AliIt is no less than inspiration sent down to him
«إن» ما «هو إلا وحي يوحى» إليه.
Diyanet İşleri MealiOna, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş
Saheeh InternationalTaught to him by one intense in strength
Elmalılı Hamdi YazırOnu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
Yusuf AliHe was taught by one Mighty in Power
«علمه» إياه ملك «شديد القوى».
Diyanet İşleri MealiOna, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş
Saheeh InternationalOne of soundness. And he rose to [his] true form
Elmalılı Hamdi Yazır(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu
Yusuf AliEndued with Wisdom: for he appeared (in stately form)
«ذو مرة» قوة وشدة أو منظر حسن، أي جبريل عليه السلام «فاستوى» استقر.
Diyanet İşleri MealiOna, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş
Saheeh InternationalWhile he was in the higher [part of the] horizon
Elmalılı Hamdi YazırO, en yüksek ufukta idi
Yusuf AliWhile he was in the highest part of the horizon
«وهو بالأفق الأعلى» أفق الشمس، أي عند مطلعها على صورته التي خلق عليها فرآه النبي صلى الله عليه وسلم وكان بحراء قد سد الأفق إلى المغرب فخر مغشيا عليه وكان قد سأله أن يريه نفسه على صورته التي خلق عليها فواعده بحراء فنزل جبريل له في سورة الآدميين.
Diyanet İşleri MealiSonra yaklaşmış ve inmiştir
Saheeh InternationalThen he approached and descended
Elmalılı Hamdi YazırSonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı
Yusuf AliThen he approached and came closer
«ثم دنا» قرب منه «فتدلى» زاد في القرب.
Diyanet İşleri MealiAraları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu
Saheeh InternationalAnd was at a distance of two bow lengths or nearer
Elmalılı Hamdi YazırOnunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı
Yusuf AliAnd was at a distance of but two bow-lengths or (even) nearer
«فكان» منه «قاب» قدر «قوسين أو أدنى» من ذلك حتى أفاق وسكن روعه.
Diyanet İşleri MealiAllah o anda kuluna vahyedeceğini etti
Saheeh InternationalAnd he revealed to His Servant what he revealed
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi
Yusuf AliSo did (God) convey the inspiration to His Servant- (conveyed) what He (meant) to convey
«فأوحى» تعالى «إلى عبده» جبريل «ما أوحى» جبريل إلى النبي صلى الله عليه وسلم ولم يذكر الموحي تفخيما لشأنه.
Diyanet İşleri MealiGözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı
Saheeh InternationalThe heart did not lie [about] what it saw
Elmalılı Hamdi YazırOnun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı
Yusuf AliThe (Prophet's) (mind and) heart in no way falsified that which he saw
«ما كذب» بالتخفيف والتشديد أنكر «الفؤاد» فؤاد النبي «ما رأى» ببصره من صورة جبريل.
Diyanet İşleri MealiEy inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız
Saheeh InternationalSo will you dispute with him over what he saw
Elmalılı Hamdi YazırOnun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız
Yusuf AliWill ye then dispute with him concerning what he saw
«أفتمارونه» تجادلونه وتغلبونه «على ما يرى» خطاب للمشركين المنكرين رؤية النبي صلى الله عليه وسلم لجبريل.
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür
Saheeh InternationalAnd he certainly saw him in another descent
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun onu bir kez daha görmüştü
Yusuf AliFor indeed he saw him at a second descent
«ولقد رآه» على صورته «نزلةً» مرة «أخرى».
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür
Saheeh InternationalAt the Lote Tree of the Utmost Boundary
Elmalılı Hamdi YazırSidretü'lMüntehâ'nın yanında
Yusuf AliNear the Lote-tree beyond which none may pass
«عند سدرة المنتهى» لما أسري به في السماوات، وهي شجرة نبق عن يمين العرش لا يتجاوزها أحد من الملائكة وغيرهم.
Diyanet İşleri MealiOrada Me'va cenneti vardır
Saheeh InternationalNear it is the Garden of Refuge
Elmalılı Hamdi YazırKi Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır
Yusuf AliNear it is the Garden of Abode
«عندها جنة المأوى» تأوي إليها الملائكة وأرواح الشهداء والمتقين.
Diyanet İşleri MealiSidre'yi bürüyen bürüyordu
Saheeh InternationalWhen there covered the Lote Tree that which covered [it]
Elmalılı Hamdi YazırSidre'yi kaplayan kaplıyordu
Yusuf AliBehold, the Lote-tree was shrouded (in mystery unspeakable)
«إذ» حين «يغشى السدرة ما يغشى» من طير وغيره، وإذ معمولة لرآه.
Diyanet İşleri MealiGözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı
Saheeh InternationalThe sight [of the Prophet] did not swerve, nor did it transgress [its limit]
Elmalılı Hamdi Yazır(Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı
Yusuf Ali(His) sight never swerved, nor did it go wrong
«ما زاغ البصر» من النبي صلى الله عليه وسلم «وما طغى» أي ما مال بصره عن مرئيه المقصود له ولا جاوزه تلك الليلة.
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü
Saheeh InternationalHe certainly saw of the greatest signs of his Lord
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü
Yusuf AliFor truly did he see, of the Signs of his Lord, the Greatest
«لقد رأى» فيها «من آيات ربه الكبرى» العظام، أي بعضها فرأى من عجائب الملكوت رفرفا أخضر سد أفق السماء وجبريل له ستمائة جناح.
Diyanet İşleri MealiEy inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz
Saheeh InternationalSo have you considered al-Lat and al-'Uzza
Elmalılı Hamdi YazırSiz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı
Yusuf AliHave ye seen Lat. and 'Uzza
«أفرأيتم اللات والعزى».
Diyanet İşleri MealiEy inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz
Saheeh InternationalAnd Manat, the third - the other one
Elmalılı Hamdi YazırVe üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı
Yusuf AliAnd another, the third (goddess), Manat
«ومناة الثالثة» للتين قبلها «الأخرى» صفة ذم للثالثة وهي أصنام من حجارة كان المشركون يعبدونها ويزعمون أنها تشفع لهم عند الله، ومفعول أفرأيتم الأول اللات وما عطف عليه والثاني محذوف والمعنى أخبروني ألهذه الأصنام قدرة على شيء ما فتعبدونها دون الله القادر على ما تقدم ذكره، ولما زعموا أيضا أن الملائكة بنات الله مع كراهتهم البنات نزلت.
Diyanet İşleri MealiDemek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı
Saheeh InternationalIs the male for you and for Him the female
Elmalılı Hamdi YazırSize erkek O'na dişi öyle mi
Yusuf AliWhat! for you the male sex, and for Him, the female
«ألكم الذكر وله الأنثى».
Diyanet İşleri MealiÖyleyse bu haksız bir paylaşma
Saheeh InternationalThat, then, is an unjust division
Elmalılı Hamdi YazırÖyle ise bu çok insafsızca bir taksim
Yusuf AliBehold, such would be indeed a division most unfair
«تلك إذا قسمة ضيزى» جائزة من ضازه يضيزه إذا ظلمه وجار عليه.
Diyanet İşleri MealiBunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir
Saheeh InternationalThey are not but [mere] names you have named them - you and your forefathers - for which Allah has sent down no authority. They follow not except assumption and what [their] souls desire, and there has already come to them from their Lord guidance
Elmalılı Hamdi YazırOnlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir
Yusuf AliThese are nothing but names which ye have devised,- ye and your fathers,- for which God has sent down no authority (whatever). They follow nothing but conjecture and what their own souls desire!- Even though there has already come to them Guid ance from their Lord
«إن هي» أي ما المذكورات «إلا أسماء سميتموها» أي سميتم بها «أنتم وآباؤكم» أصناما تعبدونها «ما أنزل الله بها» أي بعبادتها «من سلطان» حجة وبرهان «إن» ما «يتبعون» في عبادتها «إلا الظن وما تهوى الأنفس» مما زين لهم الشيطان من أنها تشفع لهم عند الله تعالى «ولقد جاءهم من ربهم الهدى» على لسان النبي صلى الله عليه وسلم بالبرهان القاطع فلم يرجعوا عما هم عليه.
Diyanet İşleri MealiYoksa, her umduğu şey insanın mıdır
Saheeh InternationalOr is there for man whatever he wishes
Elmalılı Hamdi YazırYoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir
Yusuf AliNay, shall man have (just) anything he hankers after
«أم للإنسان» أي لكل إنسان منهم «ما تمنى» من أن الأصنام تشفع لهم؟ ليس الأمر كذلك.
Diyanet İşleri MealiHayatın ilki de sonu da Allah'ındır
Saheeh InternationalRather, to Allah belongs the Hereafter and the first [life]
Elmalılı Hamdi YazırSon da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır
Yusuf AliBut it is to God that the End and the Beginning (of all things) belong
«فلله الآخرة والأولى» أي الدنيا فلا يقع فيهما إلا ما يريده تعالى.
Diyanet İşleri MealiAllah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz
Saheeh InternationalAnd how many angels there are in the heavens whose intercession will not avail at all except [only] after Allah has permitted [it] to whom He wills and approves
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz
Yusuf AliHow many-so-ever be the angels in the heavens, their intercession will avail nothing except after God has given leave for whom He pleases and that he is acceptable to Him
(وكم من ملك) أي وكثير من الملائكة (في السماوات) وما أكرمهم عند الله (لا تغني شفاعتهم شيئا إلا من بعد أن يأذن الله) لهم فيها (لمن يشاء) من عباده (ويرضى) عنه لقوله "" ولا يشفعون إلا لمن ارتضى "" ومعلوم أنها لا توجد منهم إلا بعد الإذن فيها "" من ذا الذي يشفع عنده إلا بإذنه ".
Diyanet İşleri MealiDoğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar
Saheeh InternationalIndeed, those who do not believe in the Hereafter name the angels female names
Elmalılı Hamdi YazırAhirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar
Yusuf AliThose who believe not in the Hereafter, name the angels with female names
«إن الذين لا يؤمنون بالآخرة ليسمون الملائكة تسمية الأنثى» حيث قالوا: هم بنات الله.
Diyanet İşleri MealiOysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez
Saheeh InternationalAnd they have thereof no knowledge. They follow not except assumption, and indeed, assumption avails not against the truth at all
Elmalılı Hamdi YazırOnların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez
Yusuf AliBut they have no knowledge therein. They follow nothing but conjecture; and conjecture avails nothing against Truth
«وما لهم به» بهذا القول «من علم إن» ما «يتبعون» فيه «إلا الظن» الذي تخيلوه «وإن الظن لا يغني من الحق شيئا» أي عن العلم فيما المطلوب فيه العلم.
Diyanet İşleri MealiBizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma
Saheeh InternationalSo turn away from whoever turns his back on Our message and desires not except the worldly life
Elmalılı Hamdi YazırOnun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir
Yusuf AliTherefore shun those who turn away from Our Message and desire nothing but the life of this world
«فأعرض عن من تولى عن ذكرنا» أي القرآن «ولم يُرد إلا الحياة الدنيا» وهذا قبل الأمر بالجهاد.
Diyanet İşleri MealiBu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir
Saheeh InternationalThat is their sum of knowledge. Indeed, your Lord is most knowing of who strays from His way, and He is most knowing of who is guided
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir
Yusuf AliThat is as far as knowledge will reach them. Verily thy Lord knoweth best those who stray from His Path, and He knoweth best those who receive guidance
«ذلك» أي طلب الدنيا «مبلغهم من العلم» أي نهاية علمهم أن آثروا الدنيا على الآخرة «إن ربك هو أعلم بمن ضل عن سبيله وهو أعلم بمن اهتدى» عالم بهما فيجازيهما.
Diyanet İşleri MealiGöklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir
Saheeh InternationalAnd to Allah belongs whatever is in the heavens and whatever is in the earth - that He may recompense those who do evil with [the penalty of] what they have done and recompense those who do good with the best [reward]
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır
Yusuf AliYea, to God belongs all that is in the heavens and on earth: so that He rewards those who do evil, according to their deeds, and He rewards those who do good, with what is best
«ولله ما في السماوات وما في الأرض» هو مالك لذلك، ومنه الضال والمهتدي يُضل من يشاء ويهدي من يشاء «ليجزي الذين أساءوا بما عملوا» من الشرك وغيره «ويجزي الذين أحسنوا» بالتوحيد وغيره من الطاعات «بالحسنى» الجنة وبيَّن المحسنين بقوله.
Diyanet İşleri MealiGöklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir
Saheeh InternationalThose who avoid the major sins and immoralities, only [committing] slight ones. Indeed, your Lord is vast in forgiveness. He was most knowing of you when He produced you from the earth and when you were fetuses in the wombs of your mothers. So do not claim yourselves to be pure; He is most knowing of who fears Him
Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir
Yusuf AliThose who avoid great sins and shameful deeds, only (falling into) small faults,- verily thy Lord is ample in forgiveness. He knows you well when He brings you out of the earth, And when ye are hidden in your mothers' wombs. Therefore justify not yourselves: He knows best who it is that guards against evil
«الذين يجتنبون كبائر الإثم والفواحش إلا الَّلمَمَ» هو صغار الذنوب كالنظرة والقبلة واللمسة فهو استثناء منقطع والمعنى لكن اللمم يغفر باجتناب الكبائر «إن ربك واسع المغفرة» بذلك وبقبول التوبة، ونزل فيمن كان يقول: صلاتنا صيامنا حجنا: «هو أعلم» أي عالم «بكم إذ أنشأكم من الأرض» أي خلق آباكم آدم من التراب «وإذ أنتم أجنة» جمع جنين «في بطون أمهاتكم فلا تزكوا أنفسكم» لا تمدحوها على سبيل الإعجاب أما على سبيل الاعتراف بالنعمة فحسن «هو أعلم» أي عالم «بمن اتقى».
Diyanet İşleri MealiYüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü
Saheeh InternationalHave you seen the one who turned away
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi gördün mü O yüz çevireni
Yusuf AliSeest thou one who turns back
«أفرأيت الذي تولى» عن الإيمان ارتد لما عير به وقال إني خشيت عقاب الله فضمن له المعير له أن يحمل عنه عذاب الله إن رجع إلى شركه وأعطاه من ماله كذا فرجع.
Diyanet İşleri MealiYüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü
Saheeh InternationalAnd gave a little and [then] refrained
Elmalılı Hamdi YazırAzıcık verip (sonra vermemekte) direneni
Yusuf AliGives a little, then hardens (his heart)
«وأعطى قليلا» من المال المسمى «وأكدى» منع الباقي مأخوذ من الكدية وهي أرض صلبة كالصخرة تمنع حافر البئر إذا وصل إليها من الحفر.
Diyanet İşleri MealiGörülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor
Saheeh InternationalDoes he have knowledge of the unseen, so he sees
Elmalılı Hamdi YazırGaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor
Yusuf AliWhat! Has he knowledge of the Unseen so that he can see
«أعنده علم الغيب فهو يرى» يعلم جملته أن غيره يتحمل عنه عذاب الآخرة؟ لا، وهو الوليد بن المغيرة أو غيره، وجملة أعنده المفعول الثاني لرأيت بمعنى أخبرني.
Diyanet İşleri MealiYoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki
Saheeh InternationalOr has he not been informed of what was in the scriptures of Moses
Elmalılı Hamdi YazırYoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar
Yusuf AliNay, is he not acquainted with what is in the Books of Moses
«أم» بل «لم ينبأ بما في صحف موسى» أسفار التوراة أو صحف قبلها.
Diyanet İşleri MealiYoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki
Saheeh InternationalAnd [of] Abraham, who fulfilled [his obligations]
Elmalılı Hamdi YazırVe çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler
Yusuf AliAnd of Abraham who fulfilled his engagements
(و) صحف (إبراهيم الذي وفى) تمم ما أمر به نحو "" وإذ ابتلى إبراهيم ربه بكلمات فأتمهن "" وبيان ما:
Diyanet İşleri MealiHiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez
Saheeh InternationalThat no bearer of burdens will bear the burden of another
Elmalılı Hamdi YazırKi hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez
Yusuf AliNamely, that no bearer of burdens can bear the burden of another
«أ» ن «لا تزر وازرة وزر أخرى» إلخ وأن مخففة من الثقيلة، أي لا تحمل نفس ذنب غيرها.
Diyanet İşleri Mealiİnsan ancak çalıştığına erişir
Saheeh InternationalAnd that there is not for man except that [good] for which he strives
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur
Yusuf AliThat man can have nothing but what he strives for
«وأن» بأنه «ليس للإنسان إلا ما سعى» من خير فليس له من سعي غيره الخير شيء.
Diyanet İşleri MealiOnun çalışması şüphesiz görülecektir
Saheeh InternationalAnd that his effort is going to be seen
Elmalılı Hamdi YazırVe çalışması da yakında görülecektir
Yusuf AliThat (the fruit of) his striving will soon come in sight
«وأن سعيه سوف يُرى» يبصر في الآخرة.
Diyanet İşleri MealiSonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir
Saheeh InternationalThen he will be recompensed for it with the fullest recompense
Elmalılı Hamdi YazırSonra ona karşılığı tastamam verilecektir
Yusuf AliThen will he be rewarded with a reward complete
«ثم يجزاه الجزاء الأوفى» الأكمل يقال: جزيته سعيه وبسعيه.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu son varış Rabbinedir
Saheeh InternationalAnd that to your Lord is the finality
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz en son varış, Rabbinedir
Yusuf AliThat to thy Lord is the final Goal
«وأن» بالفتح عطفا وقرئ بالكسر استئنافا وكذا ما بعدها فلا يكون مضمون الجمل في الصحف على الثاني «إلى ربك المنتهى» المرجع والمصير بعد الموت فيجازيهم.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who makes [one] laugh and weep
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu güldüren de ağlatan da O'dur
Yusuf AliThat it is He Who granteth Laughter and Tears
«وأنه هو أضحك» من شاء أفرحه «وأبكى» من شاء أحزنه.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu dirilten de öldüren de O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who causes death and gives life
Elmalılı Hamdi YazırÖldüren de dirilten de O'dur
Yusuf AliThat it is He Who granteth Death and Life
«وأنه هو أمات» في الدنيا «وأحيا» للبعث.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur
Saheeh InternationalAnd that He creates the two mates - the male and female
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur
Yusuf AliThat He did create in pairs,- male and female
«وأنه خلق الزوجين» الصنفين «الذكر والأنثى».
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur
Saheeh InternationalFrom a sperm-drop when it is emitted
Elmalılı Hamdi YazırAtıldığı zaman bir nutfeden
Yusuf AliFrom a seed when lodged (in its place)
«من نطفة» منيٍّ «إذا تُمنى» تصب في الرحم.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur
Saheeh InternationalAnd that [incumbent] upon Him is the next creation
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir
Yusuf AliThat He hath promised a Second Creation (Raising of the Dead)
«وأن عليه النَّشآءَةَ» بالمد والقصر «الأخرى» الخلقة الأخرى للبعث بعد الخلقة الأولى.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who enriches and suffices
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur
Yusuf AliThat it is He Who giveth wealth and satisfaction
«وأنه هو أغنى» الناس بالكفاية بالأموال «وأقنى» أعطى المال المتخذ قُنية.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who is the Lord of Sirius
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur
Yusuf AliThat He is the Lord of Sirius (the Mighty Star)
«وأنه هو رب الشعرى» هي كوكب خلف الجوزاء كانت تعبد في الجاهلية.
Diyanet İşleri Mealiİlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur
Saheeh InternationalAnd that He destroyed the first [people of] 'Aad
Elmalılı Hamdi YazırO, helak etti önce gelen Âd'ı
Yusuf AliAnd that it is He Who destroyed the (powerful) ancient 'Ad (people)
«وأنه أهلك عادا الأولى» وفي قراءة بإدغام التنوين في اللام وضمها بلا همزة وهي قوم عاد والأخرى قوم صالح.
Diyanet İşleri Mealiİlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur
Saheeh InternationalAnd Thamud - and He did not spare [them]
Elmalılı Hamdi YazırVe Semûd'u da bırakmadı
Yusuf AliAnd the Thamud nor gave them a lease of perpetual life
«وثمودا» بالصرف اسم للأب وبلا صرف للقبيلة وهو معطوف على عادا «فما أبقى» منهم أحدا.
Diyanet İşleri MealiDaha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi
Saheeh InternationalAnd the people of Noah before. Indeed, it was they who were [even] more unjust and oppressing
Elmalılı Hamdi YazırÖnceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı
Yusuf AliAnd before them, the people of Noah, for that they were (all) most unjust and most insolent transgressors
(وقوم نوح من قبل) أي قبل عاد وثمود أهلكناهم (إنهم كانوا هم أظلم وأطغى) من عاد وثمود لطول لبث نوح فيهم "" فلبث فيهم ألف سنة إلا خمسين عاما "" وهم مع عدم إيمانهم به يؤذونه ويضربونه.
Diyanet İşleri MealiLut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur
Saheeh InternationalAnd the overturned towns He hurled down
Elmalılı Hamdi YazırAltı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı
Yusuf AliAnd He destroyed the Overthrown Cities (of Sodom and Gomorrah)
«والمؤتفكة» وهي قرى قوم لوط «أهوى» أسقطها بعد رفعها إلى السماء مقلوبة إلى الأرض بأمره جبريل بذلك.
Diyanet İşleri MealiLut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur
Saheeh InternationalAnd covered them by that which He covered
Elmalılı Hamdi YazırOnları neler kapladı neler
Yusuf AliSo that (ruins unknown) have covered them up
«فغشاها» من الحجارة بعد ذلك «ما غشى» أبْهم تهويلا، وفي هود: (جعلنا عاليها سافلها وأمطرنا عليها حجارة من سجيل).
Diyanet İşleri MealiEy kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin
Saheeh InternationalThen which of the favors of your Lord do you doubt
Elmalılı Hamdi YazırO halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun
Yusuf AliThen which of the gifts of thy Lord, (O man,) wilt thou dispute about
«فبأي آلاء ربك» أنعمه الدالة على وحدانيته وقدرته «تتمارى» تتشكك أيها الإنسان أو تكذب.
Diyanet İşleri Mealiİşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır
Saheeh InternationalThis [Prophet] is a warner like the former warners
Elmalılı Hamdi YazırBu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır
Yusuf AliThis is a Warner, of the (series of) Warners of old
«هذا» محمد «نذير من النذر الأولى» من جنسهم، أي رسول كالرسل قبله أرسل إليكم كما أرسلوا إلى أقوامهم.
Diyanet İşleri MealiKıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır
Saheeh InternationalThe Approaching Day has approached
Elmalılı Hamdi YazırYaklaşan yaklaştı
Yusuf AliThe (Judgment) ever approaching draws nigh
«أزفت الآزفة» قربت القيامة.
Diyanet İşleri MealiOnu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur
Saheeh InternationalOf it, [from those] besides Allah, there is no remover
Elmalılı Hamdi YazırOnu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur
Yusuf AliNo (soul) but God can lay it bare
«ليس لها من دون الله» نفس «كاشفة» أي لا يكشفها ويظهرها إلا هو كقوله «لا يجليها لوقتها إلا هو».
Diyanet İşleri MealiBu söze mi şaşıyorsunuz
Saheeh InternationalThen at this statement do you wonder
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz
Yusuf AliDo ye then wonder at this recital
«أفمن هذا الحديث» أي القرآن «تعجبون» تكذيبا.
Diyanet İşleri MealiGülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd you laugh and do not weep
Elmalılı Hamdi YazırGülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz
Yusuf AliAnd will ye laugh and not weep
«وتضحكون» استهزاءً «ولا تبكون» لسماع وعده ووعيده.
Diyanet İşleri MealiHabersiz oyalanmaktasınız
Saheeh InternationalWhile you are proudly sporting
Elmalılı Hamdi YazırVe siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller
Yusuf AliWasting your time in vanities
«وأنتم سامدون» لاهون غافلون عما يطلب منكم.
Diyanet İşleri MealiArtık secdeye varın, Allah'a kulluk edin
Saheeh InternationalSo prostrate to Allah and worship [Him]
Elmalılı Hamdi YazırHaydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin
Yusuf AliBut fall ye down in prostration to God, and adore (Him)
«فاسجدوا لله» الذي خلقكم «واعبدوا» ولا تسجدوا للأصنام ولا تعبدوها.