53. An-Najm سُورَةُ النَّجۡمِ
Diyanet İşleri MealiBatmakta olan yıldıza and olsun ki
Saheeh InternationalBy the star when it descends
Elmalılı Hamdi Yazırİnmekte olan yıldıza andolsun ki
Ali BulaçBattığı zaman yıldıza andolsun
Diyanet İşleri MealiArkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır
Saheeh InternationalYour companion [Muhammad] has not strayed, nor has he erred
Elmalılı Hamdi YazırArkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı
Ali BulaçSahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı
Diyanet İşleri MealiO, kendiliğinden konuşmamaktadır
Saheeh InternationalNor does he speak from [his own] inclination
Elmalılı Hamdi YazırO, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz
Ali BulaçO, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz
Diyanet İşleri MealiOnun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir
Saheeh InternationalIt is not but a revelation revealed
Elmalılı Hamdi YazırO(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir
Ali BulaçO (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir
Diyanet İşleri MealiOna, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş
Saheeh InternationalTaught to him by one intense in strength
Elmalılı Hamdi YazırOnu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
Ali BulaçOna (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir
Diyanet İşleri MealiOna, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş
Saheeh InternationalOne of soundness. And he rose to [his] true form
Elmalılı Hamdi Yazır(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu
Ali Bulaç(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu
Diyanet İşleri MealiOna, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş
Saheeh InternationalWhile he was in the higher [part of the] horizon
Elmalılı Hamdi YazırO, en yüksek ufukta idi
Ali BulaçO, en yüksek bir ufuktaydı
Diyanet İşleri MealiSonra yaklaşmış ve inmiştir
Saheeh InternationalThen he approached and descended
Elmalılı Hamdi YazırSonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı
Ali BulaçSonra yaklaştı, derken sarkıverdi
Diyanet İşleri MealiAraları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu
Saheeh InternationalAnd was at a distance of two bow lengths or nearer
Elmalılı Hamdi YazırOnunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı
Ali BulaçNitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı
Diyanet İşleri MealiAllah o anda kuluna vahyedeceğini etti
Saheeh InternationalAnd he revealed to His Servant what he revealed
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi
Ali BulaçBöylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti
Diyanet İşleri MealiGözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı
Saheeh InternationalThe heart did not lie [about] what it saw
Elmalılı Hamdi YazırOnun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı
Ali BulaçOnun gördüğünü gönül yalanlamadı
Diyanet İşleri MealiEy inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız
Saheeh InternationalSo will you dispute with him over what he saw
Elmalılı Hamdi YazırOnun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız
Ali BulaçYine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür
Saheeh InternationalAnd he certainly saw him in another descent
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun onu bir kez daha görmüştü
Ali BulaçAndolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür
Saheeh InternationalAt the Lote Tree of the Utmost Boundary
Elmalılı Hamdi YazırSidretü'lMüntehâ'nın yanında
Ali BulaçSidretü'l-Münteha'nın yanında
Diyanet İşleri MealiOrada Me'va cenneti vardır
Saheeh InternationalNear it is the Garden of Refuge
Elmalılı Hamdi YazırKi Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır
Ali BulaçKi Cennetü'l-Me'va onun yanındadır
Diyanet İşleri MealiSidre'yi bürüyen bürüyordu
Saheeh InternationalWhen there covered the Lote Tree that which covered [it]
Elmalılı Hamdi YazırSidre'yi kaplayan kaplıyordu
Ali BulaçSidreyi örten örtmekte iken
Diyanet İşleri MealiGözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı
Saheeh InternationalThe sight [of the Prophet] did not swerve, nor did it transgress [its limit]
Elmalılı Hamdi Yazır(Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı
Ali BulaçGöz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü
Saheeh InternationalHe certainly saw of the greatest signs of his Lord
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü
Ali BulaçAndolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü
Diyanet İşleri MealiEy inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz
Saheeh InternationalSo have you considered al-Lat and al-'Uzza
Elmalılı Hamdi YazırSiz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı
Ali BulaçGördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı
Diyanet İşleri MealiEy inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz
Saheeh InternationalAnd Manat, the third - the other one
Elmalılı Hamdi YazırVe üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı
Ali BulaçVe üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)
Diyanet İşleri MealiDemek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı
Saheeh InternationalIs the male for you and for Him the female
Elmalılı Hamdi YazırSize erkek O'na dişi öyle mi
Ali BulaçErkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu
Diyanet İşleri MealiÖyleyse bu haksız bir paylaşma
Saheeh InternationalThat, then, is an unjust division
Elmalılı Hamdi YazırÖyle ise bu çok insafsızca bir taksim
Ali BulaçEğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma
Diyanet İşleri MealiBunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir
Saheeh InternationalThey are not but [mere] names you have named them - you and your forefathers - for which Allah has sent down no authority. They follow not except assumption and what [their] souls desire, and there has already come to them from their Lord guidance
Elmalılı Hamdi YazırOnlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir
Ali BulaçBu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir
Diyanet İşleri MealiYoksa, her umduğu şey insanın mıdır
Saheeh InternationalOr is there for man whatever he wishes
Elmalılı Hamdi YazırYoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir
Ali BulaçYoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var
Diyanet İşleri MealiHayatın ilki de sonu da Allah'ındır
Saheeh InternationalRather, to Allah belongs the Hereafter and the first [life]
Elmalılı Hamdi YazırSon da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır
Ali Bulaçİşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır
Diyanet İşleri MealiAllah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz
Saheeh InternationalAnd how many angels there are in the heavens whose intercession will not avail at all except [only] after Allah has permitted [it] to whom He wills and approves
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz
Ali BulaçGöklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka
Diyanet İşleri MealiDoğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar
Saheeh InternationalIndeed, those who do not believe in the Hereafter name the angels female names
Elmalılı Hamdi YazırAhirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar
Ali BulaçGerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar
Diyanet İşleri MealiOysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez
Saheeh InternationalAnd they have thereof no knowledge. They follow not except assumption, and indeed, assumption avails not against the truth at all
Elmalılı Hamdi YazırOnların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez
Ali BulaçOysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz
Diyanet İşleri MealiBizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma
Saheeh InternationalSo turn away from whoever turns his back on Our message and desires not except the worldly life
Elmalılı Hamdi YazırOnun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir
Ali BulaçŞu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir
Diyanet İşleri MealiBu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir
Saheeh InternationalThat is their sum of knowledge. Indeed, your Lord is most knowing of who strays from His way, and He is most knowing of who is guided
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir
Ali Bulaçİşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur
Diyanet İşleri MealiGöklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir
Saheeh InternationalAnd to Allah belongs whatever is in the heavens and whatever is in the earth - that He may recompense those who do evil with [the penalty of] what they have done and recompense those who do good with the best [reward]
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır
Ali BulaçGöklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir
Diyanet İşleri MealiGöklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir
Saheeh InternationalThose who avoid the major sins and immoralities, only [committing] slight ones. Indeed, your Lord is vast in forgiveness. He was most knowing of you when He produced you from the earth and when you were fetuses in the wombs of your mothers. So do not claim yourselves to be pure; He is most knowing of who fears Him
Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir
Ali BulaçKi onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir
Diyanet İşleri MealiYüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü
Saheeh InternationalHave you seen the one who turned away
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi gördün mü O yüz çevireni
Ali BulaçŞimdi, o yüz çevireni gördün mü
Diyanet İşleri MealiYüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü
Saheeh InternationalAnd gave a little and [then] refrained
Elmalılı Hamdi YazırAzıcık verip (sonra vermemekte) direneni
Ali BulaçAzıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu
Diyanet İşleri MealiGörülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor
Saheeh InternationalDoes he have knowledge of the unseen, so he sees
Elmalılı Hamdi YazırGaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor
Ali BulaçGaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor
Diyanet İşleri MealiYoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki
Saheeh InternationalOr has he not been informed of what was in the scriptures of Moses
Elmalılı Hamdi YazırYoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar
Ali BulaçYoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi
Diyanet İşleri MealiYoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki
Saheeh InternationalAnd [of] Abraham, who fulfilled [his obligations]
Elmalılı Hamdi YazırVe çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler
Ali BulaçVe vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan
Diyanet İşleri MealiHiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez
Saheeh InternationalThat no bearer of burdens will bear the burden of another
Elmalılı Hamdi YazırKi hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez
Ali BulaçDoğrusu, hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez
Diyanet İşleri Mealiİnsan ancak çalıştığına erişir
Saheeh InternationalAnd that there is not for man except that [good] for which he strives
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur
Ali BulaçŞüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur
Diyanet İşleri MealiOnun çalışması şüphesiz görülecektir
Saheeh InternationalAnd that his effort is going to be seen
Elmalılı Hamdi YazırVe çalışması da yakında görülecektir
Ali BulaçŞüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir
Diyanet İşleri MealiSonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir
Saheeh InternationalThen he will be recompensed for it with the fullest recompense
Elmalılı Hamdi YazırSonra ona karşılığı tastamam verilecektir
Ali BulaçSonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu son varış Rabbinedir
Saheeh InternationalAnd that to your Lord is the finality
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz en son varış, Rabbinedir
Ali BulaçElbette son varış Rabbine olacaktır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who makes [one] laugh and weep
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu güldüren de ağlatan da O'dur
Ali BulaçDoğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur
Diyanet İşleri MealiDoğrusu dirilten de öldüren de O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who causes death and gives life
Elmalılı Hamdi YazırÖldüren de dirilten de O'dur
Ali BulaçDoğrusu, öldüren ve dirilten O'dur
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur
Saheeh InternationalAnd that He creates the two mates - the male and female
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur
Ali BulaçDoğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur
Saheeh InternationalFrom a sperm-drop when it is emitted
Elmalılı Hamdi YazırAtıldığı zaman bir nutfeden
Ali BulaçBir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman
Diyanet İşleri MealiDoğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur
Saheeh InternationalAnd that [incumbent] upon Him is the next creation
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir
Ali BulaçGerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who enriches and suffices
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur
Ali BulaçDoğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who is the Lord of Sirius
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur
Ali BulaçDoğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur
Diyanet İşleri Mealiİlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur
Saheeh InternationalAnd that He destroyed the first [people of] 'Aad
Elmalılı Hamdi YazırO, helak etti önce gelen Âd'ı
Ali BulaçDoğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı
Diyanet İşleri Mealiİlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur
Saheeh InternationalAnd Thamud - and He did not spare [them]
Elmalılı Hamdi YazırVe Semûd'u da bırakmadı
Ali BulaçSemud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı
Diyanet İşleri MealiDaha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi
Saheeh InternationalAnd the people of Noah before. Indeed, it was they who were [even] more unjust and oppressing
Elmalılı Hamdi YazırÖnceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı
Ali BulaçDaha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar
Diyanet İşleri MealiLut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur
Saheeh InternationalAnd the overturned towns He hurled down
Elmalılı Hamdi YazırAltı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı
Ali BulaçAltı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi
Diyanet İşleri MealiLut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur
Saheeh InternationalAnd covered them by that which He covered
Elmalılı Hamdi YazırOnları neler kapladı neler
Ali BulaçBöylece ona (o toplumun başına) sardırdığını sardırdı
Diyanet İşleri MealiEy kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin
Saheeh InternationalThen which of the favors of your Lord do you doubt
Elmalılı Hamdi YazırO halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun
Ali BulaçÖyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun
Diyanet İşleri Mealiİşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır
Saheeh InternationalThis [Prophet] is a warner like the former warners
Elmalılı Hamdi YazırBu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır
Ali BulaçBu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır
Diyanet İşleri MealiKıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır
Saheeh InternationalThe Approaching Day has approached
Elmalılı Hamdi YazırYaklaşan yaklaştı
Ali BulaçO yaklaşmakta olan yaklaştı
Diyanet İşleri MealiOnu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur
Saheeh InternationalOf it, [from those] besides Allah, there is no remover
Elmalılı Hamdi YazırOnu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur
Ali BulaçOnu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur)
Diyanet İşleri MealiBu söze mi şaşıyorsunuz
Saheeh InternationalThen at this statement do you wonder
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz
Ali BulaçŞimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz
Diyanet İşleri MealiGülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd you laugh and do not weep
Elmalılı Hamdi YazırGülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz
Ali Bulaç(Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz
Diyanet İşleri MealiHabersiz oyalanmaktasınız
Saheeh InternationalWhile you are proudly sporting
Elmalılı Hamdi YazırVe siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller
Ali BulaçVe şuursuzca baş kaldırıyorsunuz
Diyanet İşleri MealiArtık secdeye varın, Allah'a kulluk edin
Saheeh InternationalSo prostrate to Allah and worship [Him]
Elmalılı Hamdi YazırHaydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin
Ali BulaçHemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin