☪ Anlam Arayışı

53. An-Najm سُورَةُ النَّجۡمِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
53:1 📚 12
وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ

Diyanet İşleri MealiBatmakta olan yıldıza and olsun ki

Saheeh InternationalBy the star when it descends

Elmalılı Hamdi Yazırİnmekte olan yıldıza andolsun ki

Ali BulaçBattığı zaman yıldıza andolsun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والنَّجم» الثريا «إذا هوى» غاب.

53:2 📚 2
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمۡ وَمَا غَوَىٰ

Diyanet İşleri MealiArkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır

Saheeh InternationalYour companion [Muhammad] has not strayed, nor has he erred

Elmalılı Hamdi YazırArkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı

Ali BulaçSahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما ضل صاحبكم» محمد عليه الصلاة والسلام عن طريق الهداية «وما غوى» ما لابس الغي وهو جهل من اعتقاد فاسد.

53:3 📚 13
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلۡهَوَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiO, kendiliğinden konuşmamaktadır

Saheeh InternationalNor does he speak from [his own] inclination

Elmalılı Hamdi YazırO, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz

Ali BulaçO, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما ينطق» بما يأتيكم به «عن الهوى» هوى نفسه.

53:4 📚 10
إِنۡ هُوَ إِلَّا وَحۡيࣱ يُوحَىٰ

Diyanet İşleri MealiOnun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir

Saheeh InternationalIt is not but a revelation revealed

Elmalılı Hamdi YazırO(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir

Ali BulaçO (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن» ما «هو إلا وحي يوحى» إليه.

53:5 📚 2
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلۡقُوَىٰ

Diyanet İşleri MealiOna, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş

Saheeh InternationalTaught to him by one intense in strength

Elmalılı Hamdi YazırOnu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti

Ali BulaçOna (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«علمه» إياه ملك «شديد القوى».

53:6 📚 1
ذُو مِرَّةࣲ فَٱسۡتَوَىٰ

Diyanet İşleri MealiOna, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş

Saheeh InternationalOne of soundness. And he rose to [his] true form

Elmalılı Hamdi Yazır(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu

Ali Bulaç(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذو مرة» قوة وشدة أو منظر حسن، أي جبريل عليه السلام «فاستوى» استقر.

53:7 📚 1
وَهُوَ بِٱلۡأُفُقِ ٱلۡأَعۡلَىٰ

Diyanet İşleri MealiOna, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş

Saheeh InternationalWhile he was in the higher [part of the] horizon

Elmalılı Hamdi YazırO, en yüksek ufukta idi

Ali BulaçO, en yüksek bir ufuktaydı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وهو بالأفق الأعلى» أفق الشمس، أي عند مطلعها على صورته التي خلق عليها فرآه النبي صلى الله عليه وسلم وكان بحراء قد سد الأفق إلى المغرب فخر مغشيا عليه وكان قد سأله أن يريه نفسه على صورته التي خلق عليها فواعده بحراء فنزل جبريل له في سورة الآدميين.

53:8 📚 5
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ

Diyanet İşleri MealiSonra yaklaşmış ve inmiştir

Saheeh InternationalThen he approached and descended

Elmalılı Hamdi YazırSonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı

Ali BulaçSonra yaklaştı, derken sarkıverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم دنا» قرب منه «فتدلى» زاد في القرب.

53:9 📚 6
فَكَانَ قَابَ قَوۡسَيۡنِ أَوۡ أَدۡنَىٰ

Diyanet İşleri MealiAraları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu

Saheeh InternationalAnd was at a distance of two bow lengths or nearer

Elmalılı Hamdi YazırOnunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı

Ali BulaçNitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكان» منه «قاب» قدر «قوسين أو أدنى» من ذلك حتى أفاق وسكن روعه.

53:10 📚 4
فَأَوۡحَىٰٓ إِلَىٰ عَبۡدِهِۦ مَآ أَوۡحَىٰ

Diyanet İşleri MealiAllah o anda kuluna vahyedeceğini etti

Saheeh InternationalAnd he revealed to His Servant what he revealed

Elmalılı Hamdi Yazır(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi

Ali BulaçBöylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأوحى» تعالى «إلى عبده» جبريل «ما أوحى» جبريل إلى النبي صلى الله عليه وسلم ولم يذكر الموحي تفخيما لشأنه.

53:11
مَا كَذَبَ ٱلۡفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiGözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı

Saheeh InternationalThe heart did not lie [about] what it saw

Elmalılı Hamdi YazırOnun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı

Ali BulaçOnun gördüğünü gönül yalanlamadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما كذب» بالتخفيف والتشديد أنكر «الفؤاد» فؤاد النبي «ما رأى» ببصره من صورة جبريل.

53:12
أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ

Diyanet İşleri MealiEy inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız

Saheeh InternationalSo will you dispute with him over what he saw

Elmalılı Hamdi YazırOnun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız

Ali BulaçYine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفتمارونه» تجادلونه وتغلبونه «على ما يرى» خطاب للمشركين المنكرين رؤية النبي صلى الله عليه وسلم لجبريل.

53:13
وَلَقَدۡ رَءَاهُ نَزۡلَةً أُخۡرَىٰ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür

Saheeh InternationalAnd he certainly saw him in another descent

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun onu bir kez daha görmüştü

Ali BulaçAndolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد رآه» على صورته «نزلةً» مرة «أخرى».

53:14 📚 5
عِندَ سِدۡرَةِ ٱلۡمُنتَهَىٰ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür

Saheeh InternationalAt the Lote Tree of the Utmost Boundary

Elmalılı Hamdi YazırSidretü'lMüntehâ'nın yanında

Ali BulaçSidretü'l-Münteha'nın yanında

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عند سدرة المنتهى» لما أسري به في السماوات، وهي شجرة نبق عن يمين العرش لا يتجاوزها أحد من الملائكة وغيرهم.

53:15 📚 2
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلۡمَأۡوَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiOrada Me'va cenneti vardır

Saheeh InternationalNear it is the Garden of Refuge

Elmalılı Hamdi YazırKi Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır

Ali BulaçKi Cennetü'l-Me'va onun yanındadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عندها جنة المأوى» تأوي إليها الملائكة وأرواح الشهداء والمتقين.

53:16 📚 5
إِذۡ يَغۡشَى ٱلسِّدۡرَةَ مَا يَغۡشَىٰ

Diyanet İşleri MealiSidre'yi bürüyen bürüyordu

Saheeh InternationalWhen there covered the Lote Tree that which covered [it]

Elmalılı Hamdi YazırSidre'yi kaplayan kaplıyordu

Ali BulaçSidreyi örten örtmekte iken

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ» حين «يغشى السدرة ما يغشى» من طير وغيره، وإذ معمولة لرآه.

53:17 📚 10
مَا زَاغَ ٱلۡبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ

Diyanet İşleri MealiGözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı

Saheeh InternationalThe sight [of the Prophet] did not swerve, nor did it transgress [its limit]

Elmalılı Hamdi Yazır(Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı

Ali BulaçGöz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما زاغ البصر» من النبي صلى الله عليه وسلم «وما طغى» أي ما مال بصره عن مرئيه المقصود له ولا جاوزه تلك الليلة.

53:18
لَقَدۡ رَأَىٰ مِنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü

Saheeh InternationalHe certainly saw of the greatest signs of his Lord

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü

Ali BulaçAndolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقد رأى» فيها «من آيات ربه الكبرى» العظام، أي بعضها فرأى من عجائب الملكوت رفرفا أخضر سد أفق السماء وجبريل له ستمائة جناح.

53:19
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلۡعُزَّىٰ

Diyanet İşleri MealiEy inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz

Saheeh InternationalSo have you considered al-Lat and al-'Uzza

Elmalılı Hamdi YazırSiz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı

Ali BulaçGördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم اللات والعزى».

53:20 📚 3
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiEy inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz

Saheeh InternationalAnd Manat, the third - the other one

Elmalılı Hamdi YazırVe üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı

Ali BulaçVe üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومناة الثالثة» للتين قبلها «الأخرى» صفة ذم للثالثة وهي أصنام من حجارة كان المشركون يعبدونها ويزعمون أنها تشفع لهم عند الله، ومفعول أفرأيتم الأول اللات وما عطف عليه والثاني محذوف والمعنى أخبروني ألهذه الأصنام قدرة على شيء ما فتعبدونها دون الله القادر على ما تقدم ذكره، ولما زعموا أيضا أن الملائكة بنات الله مع كراهتهم البنات نزلت.

53:21 📚 1
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلۡأُنثَىٰ

Diyanet İşleri MealiDemek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı

Saheeh InternationalIs the male for you and for Him the female

Elmalılı Hamdi YazırSize erkek O'na dişi öyle mi

Ali BulaçErkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألكم الذكر وله الأنثى».

53:22
تِلۡكَ إِذࣰ ا قِسۡمَةࣱ ضِيزَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiÖyleyse bu haksız bir paylaşma

Saheeh InternationalThat, then, is an unjust division

Elmalılı Hamdi YazırÖyle ise bu çok insafsızca bir taksim

Ali BulaçEğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تلك إذا قسمة ضيزى» جائزة من ضازه يضيزه إذا ظلمه وجار عليه.

53:23 📚 1
إِنۡ هِيَ إِلَّآ أَسۡمَآءࣱ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٍۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهۡوَى ٱلۡأَنفُسُۖ وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلۡهُدَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiBunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir

Saheeh InternationalThey are not but [mere] names you have named them - you and your forefathers - for which Allah has sent down no authority. They follow not except assumption and what [their] souls desire, and there has already come to them from their Lord guidance

Elmalılı Hamdi YazırOnlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir

Ali BulaçBu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن هي» أي ما المذكورات «إلا أسماء سميتموها» أي سميتم بها «أنتم وآباؤكم» أصناما تعبدونها «ما أنزل الله بها» أي بعبادتها «من سلطان» حجة وبرهان «إن» ما «يتبعون» في عبادتها «إلا الظن وما تهوى الأنفس» مما زين لهم الشيطان من أنها تشفع لهم عند الله تعالى «ولقد جاءهم من ربهم الهدى» على لسان النبي صلى الله عليه وسلم بالبرهان القاطع فلم يرجعوا عما هم عليه.

53:24
أَمۡ لِلۡإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ

Diyanet İşleri MealiYoksa, her umduğu şey insanın mıdır

Saheeh InternationalOr is there for man whatever he wishes

Elmalılı Hamdi YazırYoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir

Ali BulaçYoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم للإنسان» أي لكل إنسان منهم «ما تمنى» من أن الأصنام تشفع لهم؟ ليس الأمر كذلك.

53:25 📚 3
فَلِلَّهِ ٱلۡأٓخِرَةُ وَٱلۡأُولَىٰ

Diyanet İşleri MealiHayatın ilki de sonu da Allah'ındır

Saheeh InternationalRather, to Allah belongs the Hereafter and the first [life]

Elmalılı Hamdi YazırSon da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır

Ali Bulaçİşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلله الآخرة والأولى» أي الدنيا فلا يقع فيهما إلا ما يريده تعالى.

53:26
۞وَكَم مِّن مَّلَكࣲ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغۡنِي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ أَن يَأۡذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرۡضَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiAllah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz

Saheeh InternationalAnd how many angels there are in the heavens whose intercession will not avail at all except [only] after Allah has permitted [it] to whom He wills and approves

Elmalılı Hamdi YazırGöklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz

Ali BulaçGöklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وكم من ملك) أي وكثير من الملائكة (في السماوات) وما أكرمهم عند الله (لا تغني شفاعتهم شيئا إلا من بعد أن يأذن الله) لهم فيها (لمن يشاء) من عباده (ويرضى) عنه لقوله "" ولا يشفعون إلا لمن ارتضى "" ومعلوم أنها لا توجد منهم إلا بعد الإذن فيها "" من ذا الذي يشفع عنده إلا بإذنه ".

53:27
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ تَسۡمِيَةَ ٱلۡأُنثَىٰ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar

Saheeh InternationalIndeed, those who do not believe in the Hereafter name the angels female names

Elmalılı Hamdi YazırAhirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar

Ali BulaçGerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين لا يؤمنون بالآخرة ليسمون الملائكة تسمية الأنثى» حيث قالوا: هم بنات الله.

53:28 📚 2
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغۡنِي مِنَ ٱلۡحَقِّ شَيۡـࣰٔ ا

Diyanet İşleri MealiOysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez

Saheeh InternationalAnd they have thereof no knowledge. They follow not except assumption, and indeed, assumption avails not against the truth at all

Elmalılı Hamdi YazırOnların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez

Ali BulaçOysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما لهم به» بهذا القول «من علم إن» ما «يتبعون» فيه «إلا الظن» الذي تخيلوه «وإن الظن لا يغني من الحق شيئا» أي عن العلم فيما المطلوب فيه العلم.

53:29 📚 9
فَأَعۡرِضۡ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكۡرِنَا وَلَمۡ يُرِدۡ إِلَّا ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا

Diyanet İşleri MealiBizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma

Saheeh InternationalSo turn away from whoever turns his back on Our message and desires not except the worldly life

Elmalılı Hamdi YazırOnun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir

Ali BulaçŞu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأعرض عن من تولى عن ذكرنا» أي القرآن «ولم يُرد إلا الحياة الدنيا» وهذا قبل الأمر بالجهاد.

53:30 📚 1
ذَٰلِكَ مَبۡلَغُهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱهۡتَدَىٰ

Diyanet İşleri MealiBu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir

Saheeh InternationalThat is their sum of knowledge. Indeed, your Lord is most knowing of who strays from His way, and He is most knowing of who is guided

Elmalılı Hamdi Yazırİşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir

Ali Bulaçİşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» أي طلب الدنيا «مبلغهم من العلم» أي نهاية علمهم أن آثروا الدنيا على الآخرة «إن ربك هو أعلم بمن ضل عن سبيله وهو أعلم بمن اهتدى» عالم بهما فيجازيهما.

53:31 📚 3
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔواْ بِمَا عَمِلُواْ وَيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ بِٱلۡحُسۡنَى

Diyanet İşleri MealiGöklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir

Saheeh InternationalAnd to Allah belongs whatever is in the heavens and whatever is in the earth - that He may recompense those who do evil with [the penalty of] what they have done and recompense those who do good with the best [reward]

Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır

Ali BulaçGöklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولله ما في السماوات وما في الأرض» هو مالك لذلك، ومنه الضال والمهتدي يُضل من يشاء ويهدي من يشاء «ليجزي الذين أساءوا بما عملوا» من الشرك وغيره «ويجزي الذين أحسنوا» بالتوحيد وغيره من الطاعات «بالحسنى» الجنة وبيَّن المحسنين بقوله.

53:32 📚 9
ٱلَّذِينَ يَجۡتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلۡمَغۡفِرَةِۚ هُوَ أَعۡلَمُ بِكُمۡ إِذۡ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ وَإِذۡ أَنتُمۡ أَجِنَّةࣱ فِي بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡۖ فَلَا تُزَكُّوٓاْ أَنفُسَكُمۡۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiGöklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir

Saheeh InternationalThose who avoid the major sins and immoralities, only [committing] slight ones. Indeed, your Lord is vast in forgiveness. He was most knowing of you when He produced you from the earth and when you were fetuses in the wombs of your mothers. So do not claim yourselves to be pure; He is most knowing of who fears Him

Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir

Ali BulaçKi onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يجتنبون كبائر الإثم والفواحش إلا الَّلمَمَ» هو صغار الذنوب كالنظرة والقبلة واللمسة فهو استثناء منقطع والمعنى لكن اللمم يغفر باجتناب الكبائر «إن ربك واسع المغفرة» بذلك وبقبول التوبة، ونزل فيمن كان يقول: صلاتنا صيامنا حجنا: «هو أعلم» أي عالم «بكم إذ أنشأكم من الأرض» أي خلق آباكم آدم من التراب «وإذ أنتم أجنة» جمع جنين «في بطون أمهاتكم فلا تزكوا أنفسكم» لا تمدحوها على سبيل الإعجاب أما على سبيل الاعتراف بالنعمة فحسن «هو أعلم» أي عالم «بمن اتقى».

53:33
أَفَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي تَوَلَّىٰ

Diyanet İşleri MealiYüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü

Saheeh InternationalHave you seen the one who turned away

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi gördün mü O yüz çevireni

Ali BulaçŞimdi, o yüz çevireni gördün mü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيت الذي تولى» عن الإيمان ارتد لما عير به وقال إني خشيت عقاب الله فضمن له المعير له أن يحمل عنه عذاب الله إن رجع إلى شركه وأعطاه من ماله كذا فرجع.

53:34
وَأَعۡطَىٰ قَلِيلࣰ ا وَأَكۡدَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiYüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü

Saheeh InternationalAnd gave a little and [then] refrained

Elmalılı Hamdi YazırAzıcık verip (sonra vermemekte) direneni

Ali BulaçAzıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأعطى قليلا» من المال المسمى «وأكدى» منع الباقي مأخوذ من الكدية وهي أرض صلبة كالصخرة تمنع حافر البئر إذا وصل إليها من الحفر.

53:35 📚 2
أَعِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلۡغَيۡبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiGörülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor

Saheeh InternationalDoes he have knowledge of the unseen, so he sees

Elmalılı Hamdi YazırGaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor

Ali BulaçGaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أعنده علم الغيب فهو يرى» يعلم جملته أن غيره يتحمل عنه عذاب الآخرة؟ لا، وهو الوليد بن المغيرة أو غيره، وجملة أعنده المفعول الثاني لرأيت بمعنى أخبرني.

53:36 📚 4
أَمۡ لَمۡ يُنَبَّأۡ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَىٰ

Diyanet İşleri MealiYoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki

Saheeh InternationalOr has he not been informed of what was in the scriptures of Moses

Elmalılı Hamdi YazırYoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar

Ali BulaçYoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «لم ينبأ بما في صحف موسى» أسفار التوراة أو صحف قبلها.

53:37
وَإِبۡرَٰهِيمَ ٱلَّذِي وَفَّىٰٓ

Diyanet İşleri MealiYoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki

Saheeh InternationalAnd [of] Abraham, who fulfilled [his obligations]

Elmalılı Hamdi YazırVe çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler

Ali BulaçVe vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(و) صحف (إبراهيم الذي وفى) تمم ما أمر به نحو "" وإذ ابتلى إبراهيم ربه بكلمات فأتمهن "" وبيان ما:

53:38 📚 3
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةࣱ وِزۡرَ أُخۡرَىٰ

Diyanet İşleri MealiHiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez

Saheeh InternationalThat no bearer of burdens will bear the burden of another

Elmalılı Hamdi YazırKi hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez

Ali BulaçDoğrusu, hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أ» ن «لا تزر وازرة وزر أخرى» إلخ وأن مخففة من الثقيلة، أي لا تحمل نفس ذنب غيرها.

53:39
وَأَن لَّيۡسَ لِلۡإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ

Diyanet İşleri Mealiİnsan ancak çalıştığına erişir

Saheeh InternationalAnd that there is not for man except that [good] for which he strives

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur

Ali BulaçŞüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأن» بأنه «ليس للإنسان إلا ما سعى» من خير فليس له من سعي غيره الخير شيء.

53:40 📚 3
وَأَنَّ سَعۡيَهُۥ سَوۡفَ يُرَىٰ

Diyanet İşleri MealiOnun çalışması şüphesiz görülecektir

Saheeh InternationalAnd that his effort is going to be seen

Elmalılı Hamdi YazırVe çalışması da yakında görülecektir

Ali BulaçŞüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأن سعيه سوف يُرى» يبصر في الآخرة.

53:41
ثُمَّ يُجۡزَىٰهُ ٱلۡجَزَآءَ ٱلۡأَوۡفَىٰ

Diyanet İşleri MealiSonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir

Saheeh InternationalThen he will be recompensed for it with the fullest recompense

Elmalılı Hamdi YazırSonra ona karşılığı tastamam verilecektir

Ali BulaçSonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم يجزاه الجزاء الأوفى» الأكمل يقال: جزيته سعيه وبسعيه.

53:42 📚 3
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلۡمُنتَهَىٰ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu son varış Rabbinedir

Saheeh InternationalAnd that to your Lord is the finality

Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz en son varış, Rabbinedir

Ali BulaçElbette son varış Rabbine olacaktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأن» بالفتح عطفا وقرئ بالكسر استئنافا وكذا ما بعدها فلا يكون مضمون الجمل في الصحف على الثاني «إلى ربك المنتهى» المرجع والمصير بعد الموت فيجازيهم.

53:43 📚 3
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضۡحَكَ وَأَبۡكَىٰ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur

Saheeh InternationalAnd that it is He who makes [one] laugh and weep

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu güldüren de ağlatan da O'dur

Ali BulaçDoğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنه هو أضحك» من شاء أفرحه «وأبكى» من شاء أحزنه.

53:44 📚 2
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحۡيَا

Diyanet İşleri MealiDoğrusu dirilten de öldüren de O'dur

Saheeh InternationalAnd that it is He who causes death and gives life

Elmalılı Hamdi YazırÖldüren de dirilten de O'dur

Ali BulaçDoğrusu, öldüren ve dirilten O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنه هو أمات» في الدنيا «وأحيا» للبعث.

53:45 📚 1
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur

Saheeh InternationalAnd that He creates the two mates - the male and female

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur

Ali BulaçDoğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنه خلق الزوجين» الصنفين «الذكر والأنثى».

53:46 📚 1
مِن نُّطۡفَةٍ إِذَا تُمۡنَىٰ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur

Saheeh InternationalFrom a sperm-drop when it is emitted

Elmalılı Hamdi YazırAtıldığı zaman bir nutfeden

Ali BulaçBir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من نطفة» منيٍّ «إذا تُمنى» تصب في الرحم.

53:47 📚 1
وَأَنَّ عَلَيۡهِ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur

Saheeh InternationalAnd that [incumbent] upon Him is the next creation

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir

Ali BulaçGerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأن عليه النَّشآءَةَ» بالمد والقصر «الأخرى» الخلقة الأخرى للبعث بعد الخلقة الأولى.

53:48 📚 2
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغۡنَىٰ وَأَقۡنَىٰ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur

Saheeh InternationalAnd that it is He who enriches and suffices

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur

Ali BulaçDoğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنه هو أغنى» الناس بالكفاية بالأموال «وأقنى» أعطى المال المتخذ قُنية.

53:49 📚 2
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعۡرَىٰ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur

Saheeh InternationalAnd that it is He who is the Lord of Sirius

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur

Ali BulaçDoğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنه هو رب الشعرى» هي كوكب خلف الجوزاء كانت تعبد في الجاهلية.

53:50 📚 1
وَأَنَّهُۥٓ أَهۡلَكَ عَادًا ٱلۡأُولَىٰ

Diyanet İşleri Mealiİlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur

Saheeh InternationalAnd that He destroyed the first [people of] 'Aad

Elmalılı Hamdi YazırO, helak etti önce gelen Âd'ı

Ali BulaçDoğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنه أهلك عادا الأولى» وفي قراءة بإدغام التنوين في اللام وضمها بلا همزة وهي قوم عاد والأخرى قوم صالح.

53:51
وَثَمُودَاْ فَمَآ أَبۡقَىٰ

Diyanet İşleri Mealiİlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur

Saheeh InternationalAnd Thamud - and He did not spare [them]

Elmalılı Hamdi YazırVe Semûd'u da bırakmadı

Ali BulaçSemud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وثمودا» بالصرف اسم للأب وبلا صرف للقبيلة وهو معطوف على عادا «فما أبقى» منهم أحدا.

53:52
وَقَوۡمَ نُوحࣲ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ هُمۡ أَظۡلَمَ وَأَطۡغَىٰ

Diyanet İşleri MealiDaha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi

Saheeh InternationalAnd the people of Noah before. Indeed, it was they who were [even] more unjust and oppressing

Elmalılı Hamdi YazırÖnceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı

Ali BulaçDaha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وقوم نوح من قبل) أي قبل عاد وثمود أهلكناهم (إنهم كانوا هم أظلم وأطغى) من عاد وثمود لطول لبث نوح فيهم "" فلبث فيهم ألف سنة إلا خمسين عاما "" وهم مع عدم إيمانهم به يؤذونه ويضربونه.

53:53
وَٱلۡمُؤۡتَفِكَةَ أَهۡوَىٰ

Diyanet İşleri MealiLut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur

Saheeh InternationalAnd the overturned towns He hurled down

Elmalılı Hamdi YazırAltı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı

Ali BulaçAltı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والمؤتفكة» وهي قرى قوم لوط «أهوى» أسقطها بعد رفعها إلى السماء مقلوبة إلى الأرض بأمره جبريل بذلك.

53:54
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ

Diyanet İşleri MealiLut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur

Saheeh InternationalAnd covered them by that which He covered

Elmalılı Hamdi YazırOnları neler kapladı neler

Ali BulaçBöylece ona (o toplumun başına) sardırdığını sardırdı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فغشاها» من الحجارة بعد ذلك «ما غشى» أبْهم تهويلا، وفي هود: (جعلنا عاليها سافلها وأمطرنا عليها حجارة من سجيل).

53:55
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ

Diyanet İşleri MealiEy kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin

Saheeh InternationalThen which of the favors of your Lord do you doubt

Elmalılı Hamdi YazırO halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun

Ali BulaçÖyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربك» أنعمه الدالة على وحدانيته وقدرته «تتمارى» تتشكك أيها الإنسان أو تكذب.

53:56 📚 1
هَٰذَا نَذِيرࣱ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلۡأُولَىٰٓ

Diyanet İşleri Mealiİşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır

Saheeh InternationalThis [Prophet] is a warner like the former warners

Elmalılı Hamdi YazırBu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır

Ali BulaçBu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هذا» محمد «نذير من النذر الأولى» من جنسهم، أي رسول كالرسل قبله أرسل إليكم كما أرسلوا إلى أقوامهم.

53:57
أَزِفَتِ ٱلۡأٓزِفَةُ

Diyanet İşleri MealiKıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır

Saheeh InternationalThe Approaching Day has approached

Elmalılı Hamdi YazırYaklaşan yaklaştı

Ali BulaçO yaklaşmakta olan yaklaştı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أزفت الآزفة» قربت القيامة.

53:58 📚 2
لَيۡسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ

Diyanet İşleri MealiOnu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur

Saheeh InternationalOf it, [from those] besides Allah, there is no remover

Elmalılı Hamdi YazırOnu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur

Ali BulaçOnu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليس لها من دون الله» نفس «كاشفة» أي لا يكشفها ويظهرها إلا هو كقوله «لا يجليها لوقتها إلا هو».

53:59 📚 4
أَفَمِنۡ هَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ تَعۡجَبُونَ

Diyanet İşleri MealiBu söze mi şaşıyorsunuz

Saheeh InternationalThen at this statement do you wonder

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz

Ali BulaçŞimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفمن هذا الحديث» أي القرآن «تعجبون» تكذيبا.

53:60 📚 4
وَتَضۡحَكُونَ وَلَا تَبۡكُونَ

Diyanet İşleri MealiGülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd you laugh and do not weep

Elmalılı Hamdi YazırGülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz

Ali Bulaç(Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتضحكون» استهزاءً «ولا تبكون» لسماع وعده ووعيده.

53:61
وَأَنتُمۡ سَٰمِدُونَ

Diyanet İşleri MealiHabersiz oyalanmaktasınız

Saheeh InternationalWhile you are proudly sporting

Elmalılı Hamdi YazırVe siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller

Ali BulaçVe şuursuzca baş kaldırıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنتم سامدون» لاهون غافلون عما يطلب منكم.

53:62 📚 1
فَٱسۡجُدُواْۤ لِلَّهِۤ وَٱعۡبُدُواْ۩

Diyanet İşleri MealiArtık secdeye varın, Allah'a kulluk edin

Saheeh InternationalSo prostrate to Allah and worship [Him]

Elmalılı Hamdi YazırHaydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin

Ali BulaçHemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاسجدوا لله» الذي خلقكم «واعبدوا» ولا تسجدوا للأصنام ولا تعبدوها.

← Önceki Sonraki →

53. An-Najm Suresi | Anlam Arayışı