53. An-Najm سُورَةُ النَّجۡمِ
Elmalılı Hamdi Yazırİnmekte olan yıldıza andolsun ki
Yusuf AliBy the Star when it goes down
Ali BulaçBattığı zaman yıldıza andolsun
Elmalılı Hamdi YazırArkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı
Yusuf AliYour Companion is neither astray nor being misled
Ali BulaçSahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı
Elmalılı Hamdi YazırO, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz
Yusuf AliNor does he say (aught) of (his own) Desire
Ali BulaçO, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz
Elmalılı Hamdi YazırO(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir
Yusuf AliIt is no less than inspiration sent down to him
Ali BulaçO (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir
Elmalılı Hamdi YazırOnu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
Yusuf AliHe was taught by one Mighty in Power
Ali BulaçOna (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir
Elmalılı Hamdi Yazır(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu
Yusuf AliEndued with Wisdom: for he appeared (in stately form)
Ali Bulaç(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu
Elmalılı Hamdi YazırO, en yüksek ufukta idi
Yusuf AliWhile he was in the highest part of the horizon
Ali BulaçO, en yüksek bir ufuktaydı
Elmalılı Hamdi YazırSonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı
Yusuf AliThen he approached and came closer
Ali BulaçSonra yaklaştı, derken sarkıverdi
Elmalılı Hamdi YazırOnunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı
Yusuf AliAnd was at a distance of but two bow-lengths or (even) nearer
Ali BulaçNitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi
Yusuf AliSo did (God) convey the inspiration to His Servant- (conveyed) what He (meant) to convey
Ali BulaçBöylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti
Elmalılı Hamdi YazırOnun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı
Yusuf AliThe (Prophet's) (mind and) heart in no way falsified that which he saw
Ali BulaçOnun gördüğünü gönül yalanlamadı
Elmalılı Hamdi YazırOnun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız
Yusuf AliWill ye then dispute with him concerning what he saw
Ali BulaçYine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun onu bir kez daha görmüştü
Yusuf AliFor indeed he saw him at a second descent
Ali BulaçAndolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü
Elmalılı Hamdi YazırSidretü'lMüntehâ'nın yanında
Yusuf AliNear the Lote-tree beyond which none may pass
Ali BulaçSidretü'l-Münteha'nın yanında
Elmalılı Hamdi YazırKi Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır
Yusuf AliNear it is the Garden of Abode
Ali BulaçKi Cennetü'l-Me'va onun yanındadır
Elmalılı Hamdi YazırSidre'yi kaplayan kaplıyordu
Yusuf AliBehold, the Lote-tree was shrouded (in mystery unspeakable)
Ali BulaçSidreyi örten örtmekte iken
Elmalılı Hamdi Yazır(Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı
Yusuf Ali(His) sight never swerved, nor did it go wrong
Ali BulaçGöz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü
Yusuf AliFor truly did he see, of the Signs of his Lord, the Greatest
Ali BulaçAndolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü
Elmalılı Hamdi YazırSiz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı
Yusuf AliHave ye seen Lat. and 'Uzza
Ali BulaçGördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı
Elmalılı Hamdi YazırVe üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı
Yusuf AliAnd another, the third (goddess), Manat
Ali BulaçVe üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)
Elmalılı Hamdi YazırSize erkek O'na dişi öyle mi
Yusuf AliWhat! for you the male sex, and for Him, the female
Ali BulaçErkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu
Elmalılı Hamdi YazırÖyle ise bu çok insafsızca bir taksim
Yusuf AliBehold, such would be indeed a division most unfair
Ali BulaçEğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma
Elmalılı Hamdi YazırOnlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir
Yusuf AliThese are nothing but names which ye have devised,- ye and your fathers,- for which God has sent down no authority (whatever). They follow nothing but conjecture and what their own souls desire!- Even though there has already come to them Guid ance from their Lord
Ali BulaçBu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir
Elmalılı Hamdi YazırYoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir
Yusuf AliNay, shall man have (just) anything he hankers after
Ali BulaçYoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var
Elmalılı Hamdi YazırSon da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır
Yusuf AliBut it is to God that the End and the Beginning (of all things) belong
Ali Bulaçİşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz
Yusuf AliHow many-so-ever be the angels in the heavens, their intercession will avail nothing except after God has given leave for whom He pleases and that he is acceptable to Him
Ali BulaçGöklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka
Elmalılı Hamdi YazırAhirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar
Yusuf AliThose who believe not in the Hereafter, name the angels with female names
Ali BulaçGerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez
Yusuf AliBut they have no knowledge therein. They follow nothing but conjecture; and conjecture avails nothing against Truth
Ali BulaçOysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz
Elmalılı Hamdi YazırOnun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir
Yusuf AliTherefore shun those who turn away from Our Message and desire nothing but the life of this world
Ali BulaçŞu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir
Yusuf AliThat is as far as knowledge will reach them. Verily thy Lord knoweth best those who stray from His Path, and He knoweth best those who receive guidance
Ali Bulaçİşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır
Yusuf AliYea, to God belongs all that is in the heavens and on earth: so that He rewards those who do evil, according to their deeds, and He rewards those who do good, with what is best
Ali BulaçGöklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir
Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir
Yusuf AliThose who avoid great sins and shameful deeds, only (falling into) small faults,- verily thy Lord is ample in forgiveness. He knows you well when He brings you out of the earth, And when ye are hidden in your mothers' wombs. Therefore justify not yourselves: He knows best who it is that guards against evil
Ali BulaçKi onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi gördün mü O yüz çevireni
Yusuf AliSeest thou one who turns back
Ali BulaçŞimdi, o yüz çevireni gördün mü
Elmalılı Hamdi YazırAzıcık verip (sonra vermemekte) direneni
Yusuf AliGives a little, then hardens (his heart)
Ali BulaçAzıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu
Elmalılı Hamdi YazırGaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor
Yusuf AliWhat! Has he knowledge of the Unseen so that he can see
Ali BulaçGaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor
Elmalılı Hamdi YazırYoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar
Yusuf AliNay, is he not acquainted with what is in the Books of Moses
Ali BulaçYoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi
Elmalılı Hamdi YazırVe çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler
Yusuf AliAnd of Abraham who fulfilled his engagements
Ali BulaçVe vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan
Elmalılı Hamdi YazırKi hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez
Yusuf AliNamely, that no bearer of burdens can bear the burden of another
Ali BulaçDoğrusu, hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur
Yusuf AliThat man can have nothing but what he strives for
Ali BulaçŞüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur
Elmalılı Hamdi YazırVe çalışması da yakında görülecektir
Yusuf AliThat (the fruit of) his striving will soon come in sight
Ali BulaçŞüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir
Elmalılı Hamdi YazırSonra ona karşılığı tastamam verilecektir
Yusuf AliThen will he be rewarded with a reward complete
Ali BulaçSonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz en son varış, Rabbinedir
Yusuf AliThat to thy Lord is the final Goal
Ali BulaçElbette son varış Rabbine olacaktır
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu güldüren de ağlatan da O'dur
Yusuf AliThat it is He Who granteth Laughter and Tears
Ali BulaçDoğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur
Elmalılı Hamdi YazırÖldüren de dirilten de O'dur
Yusuf AliThat it is He Who granteth Death and Life
Ali BulaçDoğrusu, öldüren ve dirilten O'dur
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur
Yusuf AliThat He did create in pairs,- male and female
Ali BulaçDoğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur
Elmalılı Hamdi YazırAtıldığı zaman bir nutfeden
Yusuf AliFrom a seed when lodged (in its place)
Ali BulaçBir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir
Yusuf AliThat He hath promised a Second Creation (Raising of the Dead)
Ali BulaçGerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur
Yusuf AliThat it is He Who giveth wealth and satisfaction
Ali BulaçDoğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur
Yusuf AliThat He is the Lord of Sirius (the Mighty Star)
Ali BulaçDoğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur
Elmalılı Hamdi YazırO, helak etti önce gelen Âd'ı
Yusuf AliAnd that it is He Who destroyed the (powerful) ancient 'Ad (people)
Ali BulaçDoğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı
Elmalılı Hamdi YazırVe Semûd'u da bırakmadı
Yusuf AliAnd the Thamud nor gave them a lease of perpetual life
Ali BulaçSemud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı
Elmalılı Hamdi YazırÖnceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı
Yusuf AliAnd before them, the people of Noah, for that they were (all) most unjust and most insolent transgressors
Ali BulaçDaha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar
Elmalılı Hamdi YazırAltı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı
Yusuf AliAnd He destroyed the Overthrown Cities (of Sodom and Gomorrah)
Ali BulaçAltı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi
Elmalılı Hamdi YazırOnları neler kapladı neler
Yusuf AliSo that (ruins unknown) have covered them up
Ali BulaçBöylece ona (o toplumun başına) sardırdığını sardırdı
Elmalılı Hamdi YazırO halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun
Yusuf AliThen which of the gifts of thy Lord, (O man,) wilt thou dispute about
Ali BulaçÖyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun
Elmalılı Hamdi YazırBu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır
Yusuf AliThis is a Warner, of the (series of) Warners of old
Ali BulaçBu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır
Elmalılı Hamdi YazırYaklaşan yaklaştı
Yusuf AliThe (Judgment) ever approaching draws nigh
Ali BulaçO yaklaşmakta olan yaklaştı
Elmalılı Hamdi YazırOnu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur
Yusuf AliNo (soul) but God can lay it bare
Ali BulaçOnu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur)
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz
Yusuf AliDo ye then wonder at this recital
Ali BulaçŞimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırGülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz
Yusuf AliAnd will ye laugh and not weep
Ali Bulaç(Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırVe siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller
Yusuf AliWasting your time in vanities
Ali BulaçVe şuursuzca baş kaldırıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHaydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin
Yusuf AliBut fall ye down in prostration to God, and adore (Him)
Ali BulaçHemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin