53. An-Najm سُورَةُ النَّجۡمِ
Elmalılı Hamdi Yazırİnmekte olan yıldıza andolsun ki
Ali BulaçBattığı zaman yıldıza andolsun
Saheeh InternationalBy the star when it descends
Süleyman AteşAşağı kayan yıldıza andolsun ki
Elmalılı Hamdi YazırArkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı
Ali BulaçSahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı
Saheeh InternationalYour companion [Muhammad] has not strayed, nor has he erred
Süleyman AteşArkadaşınız sapmadı, azmadı
Elmalılı Hamdi YazırO, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz
Ali BulaçO, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz
Saheeh InternationalNor does he speak from [his own] inclination
Süleyman AteşO heva'dan konuşmaz
Elmalılı Hamdi YazırO(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir
Ali BulaçO (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir
Saheeh InternationalIt is not but a revelation revealed
Süleyman AteşO(nun okuduğu Kur'an) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir
Elmalılı Hamdi YazırOnu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
Ali BulaçOna (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir
Saheeh InternationalTaught to him by one intense in strength
Süleyman AteşOnu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti
Elmalılı Hamdi Yazır(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu
Ali Bulaç(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu
Saheeh InternationalOne of soundness. And he rose to [his] true form
Süleyman AteşÜstün akıl sahibi (melek). Doğruldu
Elmalılı Hamdi YazırO, en yüksek ufukta idi
Ali BulaçO, en yüksek bir ufuktaydı
Saheeh InternationalWhile he was in the higher [part of the] horizon
Süleyman AteşKendisi yüksek ufukta iken
Elmalılı Hamdi YazırSonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı
Ali BulaçSonra yaklaştı, derken sarkıverdi
Saheeh InternationalThen he approached and descended
Süleyman AteşSonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı
Elmalılı Hamdi YazırOnunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı
Ali BulaçNitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı
Saheeh InternationalAnd was at a distance of two bow lengths or nearer
Süleyman Ateş(Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi
Ali BulaçBöylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti
Saheeh InternationalAnd he revealed to His Servant what he revealed
Süleyman AteşKuluna, vahyettiğini vahyetti
Elmalılı Hamdi YazırOnun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı
Ali BulaçOnun gördüğünü gönül yalanlamadı
Saheeh InternationalThe heart did not lie [about] what it saw
Süleyman AteşGönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü)
Elmalılı Hamdi YazırOnun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız
Ali BulaçYine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız
Saheeh InternationalSo will you dispute with him over what he saw
Süleyman AteşOnun gördüğünden kuşku mu duyuyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun onu bir kez daha görmüştü
Ali BulaçAndolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü
Saheeh InternationalAnd he certainly saw him in another descent
Süleyman AteşAndolsun, onu bir inişinde daha görmüştü
Elmalılı Hamdi YazırSidretü'lMüntehâ'nın yanında
Ali BulaçSidretü'l-Münteha'nın yanında
Saheeh InternationalAt the Lote Tree of the Utmost Boundary
Süleyman AteşSidretü'l-Münteha(uzak ağaç)ın yanında
Elmalılı Hamdi YazırKi Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır
Ali BulaçKi Cennetü'l-Me'va onun yanındadır
Saheeh InternationalNear it is the Garden of Refuge
Süleyman AteşKi onun yanında oturulacak bahçe vardır
Elmalılı Hamdi YazırSidre'yi kaplayan kaplıyordu
Ali BulaçSidreyi örten örtmekte iken
Saheeh InternationalWhen there covered the Lote Tree that which covered [it]
Süleyman AteşSidre'yi kaplayan kaplıyordu
Elmalılı Hamdi Yazır(Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı
Ali BulaçGöz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı
Saheeh InternationalThe sight [of the Prophet] did not swerve, nor did it transgress [its limit]
Süleyman Ateş(Muhammed'in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü
Ali BulaçAndolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü
Saheeh InternationalHe certainly saw of the greatest signs of his Lord
Süleyman AteşAndolsun, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü
Elmalılı Hamdi YazırSiz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı
Ali BulaçGördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı
Saheeh InternationalSo have you considered al-Lat and al-'Uzza
Süleyman AteşGördünüz mü o Lat ve 'Uzza'yı
Elmalılı Hamdi YazırVe üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı
Ali BulaçVe üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)
Saheeh InternationalAnd Manat, the third - the other one
Süleyman AteşVe üçüncü(leri olan) öteki (put) Menat'ı
Elmalılı Hamdi YazırSize erkek O'na dişi öyle mi
Ali BulaçErkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu
Saheeh InternationalIs the male for you and for Him the female
Süleyman AteşDemek erkek size, kadın Allah'a mı
Elmalılı Hamdi YazırÖyle ise bu çok insafsızca bir taksim
Ali BulaçEğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma
Saheeh InternationalThat, then, is an unjust division
Süleyman AteşO halde bu insafsızca bir taksim
Elmalılı Hamdi YazırOnlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir
Ali BulaçBu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir
Saheeh InternationalThey are not but [mere] names you have named them - you and your forefathers - for which Allah has sent down no authority. They follow not except assumption and what [their] souls desire, and there has already come to them from their Lord guidance
Süleyman AteşOnlar, sizin ve babalarınızın, (tanrı) diye isimlendirdiğiniz (boş, kavramsız) isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlara hiçbir güç (tanrı oldukları hakkında hiçbir delil) indirmemiştir. O(putlara tapa)nlar zanna ve nefislerin hevesine uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir
Elmalılı Hamdi YazırYoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir
Ali BulaçYoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var
Saheeh InternationalOr is there for man whatever he wishes
Süleyman AteşYoksa insan, her arzu ettiğine sahip mi olacaktır
Elmalılı Hamdi YazırSon da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır
Ali Bulaçİşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır
Saheeh InternationalRather, to Allah belongs the Hereafter and the first [life]
Süleyman AteşSon da ilk de (ahiret de, dünya da) Allah'ındır
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz
Ali BulaçGöklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka
Saheeh InternationalAnd how many angels there are in the heavens whose intercession will not avail at all except [only] after Allah has permitted [it] to whom He wills and approves
Süleyman AteşGöklerde nice melek var ki onların şefa'ati hiçbir işe yaramaz. Meğer Allah'ın dilediği ve razı olduğu kimseye izin verdikten sonra olsun (ancak o zaman şefa'atin faydası olur)
Elmalılı Hamdi YazırAhirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar
Ali BulaçGerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar
Saheeh InternationalIndeed, those who do not believe in the Hereafter name the angels female names
Süleyman AteşAhirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez
Ali BulaçOysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz
Saheeh InternationalAnd they have thereof no knowledge. They follow not except assumption, and indeed, assumption avails not against the truth at all
Süleyman AteşOnların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise haktan hiçbir gerçek kazandırmaz. (Zan ile gerçeğe ulaşılmaz)
Elmalılı Hamdi YazırOnun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir
Ali BulaçŞu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir
Saheeh InternationalSo turn away from whoever turns his back on Our message and desires not except the worldly life
Süleyman AteşBizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir
Ali Bulaçİşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur
Saheeh InternationalThat is their sum of knowledge. Indeed, your Lord is most knowing of who strays from His way, and He is most knowing of who is guided
Süleyman Ateşİşte onların erişebilecekleri bilgi (sınırı) budur. (Bundan ötesine akılları ermez). Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir ve O, yola geleni de iyi bilir
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır
Ali BulaçGöklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir
Saheeh InternationalAnd to Allah belongs whatever is in the heavens and whatever is in the earth - that He may recompense those who do evil with [the penalty of] what they have done and recompense those who do good with the best [reward]
Süleyman AteşGöklerde ve yerde bulunan herşey Allah'ındır. (Bunları yaratmıştır) Ki kötülük edenleri, yaptıklarıyle cezalandırsın, güzel davrananları da güzellikle mükafatlandırsın
Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir
Ali BulaçKi onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir
Saheeh InternationalThose who avoid the major sins and immoralities, only [committing] slight ones. Indeed, your Lord is vast in forgiveness. He was most knowing of you when He produced you from the earth and when you were fetuses in the wombs of your mothers. So do not claim yourselves to be pure; He is most knowing of who fears Him
Süleyman AteşOnlar, günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük hatalar işleyebilirler. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir (O kendisine yönelen kulunu affeder). O sizi daha iyi bilir: Gerek sizi topraktan inşa ettiği, gerek annelerinizin karınlarında bulunduğunuz zaman biçim verdiği sırada (sizin her halinizi bilmiştir), artık kendinizi övüp yüceltmeyin, çünkü O, korunanı daha iyi bilir
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi gördün mü O yüz çevireni
Ali BulaçŞimdi, o yüz çevireni gördün mü
Saheeh InternationalHave you seen the one who turned away
Süleyman AteşGördün mü şu adamı ki arkasını döndü
Elmalılı Hamdi YazırAzıcık verip (sonra vermemekte) direneni
Ali BulaçAzıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu
Saheeh InternationalAnd gave a little and [then] refrained
Süleyman AteşAzıcık verdi, gerisini elinde sıkı sıkı tuttu
Elmalılı Hamdi YazırGaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor
Ali BulaçGaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor
Saheeh InternationalDoes he have knowledge of the unseen, so he sees
Süleyman AteşGayb'ın bilgisi kendi yanında da o mu (alemin esrarını) görüyor
Elmalılı Hamdi YazırYoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar
Ali BulaçYoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi
Saheeh InternationalOr has he not been informed of what was in the scriptures of Moses
Süleyman AteşYoksa kendisine haber mi verilmedi: Musa'nın sahifelerinde bulunan
Elmalılı Hamdi YazırVe çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler
Ali BulaçVe vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan
Saheeh InternationalAnd [of] Abraham, who fulfilled [his obligations]
Süleyman AteşVe çok vefalı İbrahim'in (sahifelerinde bulunan şu gerçekler)
Elmalılı Hamdi YazırKi hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez
Ali BulaçDoğrusu, hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez
Saheeh InternationalThat no bearer of burdens will bear the burden of another
Süleyman AteşKi hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur
Ali BulaçŞüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur
Saheeh InternationalAnd that there is not for man except that [good] for which he strives
Süleyman Ateşİnsana çalışmasından başka bir şey yoktur
Elmalılı Hamdi YazırVe çalışması da yakında görülecektir
Ali BulaçŞüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir
Saheeh InternationalAnd that his effort is going to be seen
Süleyman AteşVe çalışması da yakında görülecektir
Elmalılı Hamdi YazırSonra ona karşılığı tastamam verilecektir
Ali BulaçSonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir
Saheeh InternationalThen he will be recompensed for it with the fullest recompense
Süleyman AteşSonra ona tastamam karşılığı verilecektir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz en son varış, Rabbinedir
Ali BulaçElbette son varış Rabbine olacaktır
Saheeh InternationalAnd that to your Lord is the finality
Süleyman AteşVe sonunda senin Rabbine varılacaktır
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu güldüren de ağlatan da O'dur
Ali BulaçDoğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who makes [one] laugh and weep
Süleyman AteşGüldüren de O'dur, ağlatan da O'dur
Elmalılı Hamdi YazırÖldüren de dirilten de O'dur
Ali BulaçDoğrusu, öldüren ve dirilten O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who causes death and gives life
Süleyman AteşÖldüren de O'dur, yaşatan da O'dur
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur
Ali BulaçDoğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur
Saheeh InternationalAnd that He creates the two mates - the male and female
Süleyman AteşO yarattı iki çifti: erkeği ve dişiyi
Elmalılı Hamdi YazırAtıldığı zaman bir nutfeden
Ali BulaçBir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman
Saheeh InternationalFrom a sperm-drop when it is emitted
Süleyman AteşAtıldığı zaman nutfe(sperm)den
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir
Ali BulaçGerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir
Saheeh InternationalAnd that [incumbent] upon Him is the next creation
Süleyman AteşŞüphesiz tekrar yaratmak da O'nun işidir
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur
Ali BulaçDoğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı
Saheeh InternationalAnd that it is He who enriches and suffices
Süleyman AteşZengin eden O'dur, bol verip memnun eden O
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur
Ali BulaçDoğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur
Saheeh InternationalAnd that it is He who is the Lord of Sirius
Süleyman Ateş(Taptıkları) Şi'ra(yıldızı)nın Rabbi O'dur
Elmalılı Hamdi YazırO, helak etti önce gelen Âd'ı
Ali BulaçDoğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı
Saheeh InternationalAnd that He destroyed the first [people of] 'Aad
Süleyman AteşO helak etti, önce gelen 'Ad'ı
Elmalılı Hamdi YazırVe Semûd'u da bırakmadı
Ali BulaçSemud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı
Saheeh InternationalAnd Thamud - and He did not spare [them]
Süleyman AteşSemud'u, komadı (onları)
Elmalılı Hamdi YazırÖnceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı
Ali BulaçDaha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar
Saheeh InternationalAnd the people of Noah before. Indeed, it was they who were [even] more unjust and oppressing
Süleyman AteşÖnceden de Nuh kavmini (helak etmişti). Çünkü onlar daha zalim ve azgın idiler
Elmalılı Hamdi YazırAltı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı
Ali BulaçAltı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi
Saheeh InternationalAnd the overturned towns He hurled down
Süleyman AteşAltı üstüne getirilen kentleri (Lut kavminin oturduğu bölgeleri) devirip yıktı
Elmalılı Hamdi YazırOnları neler kapladı neler
Ali BulaçBöylece ona (o toplumun başına) sardırdığını sardırdı
Saheeh InternationalAnd covered them by that which He covered
Süleyman AteşOnların üstüne neler çöktü, neler
Elmalılı Hamdi YazırO halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun
Ali BulaçÖyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun
Saheeh InternationalThen which of the favors of your Lord do you doubt
Süleyman AteşO halde Rabbinin hangi ni'metinden kuşku duyuyorsun
Elmalılı Hamdi YazırBu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır
Ali BulaçBu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır
Saheeh InternationalThis [Prophet] is a warner like the former warners
Süleyman AteşBu (Kur'an veya peygamber) de ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır
Elmalılı Hamdi YazırYaklaşan yaklaştı
Ali BulaçO yaklaşmakta olan yaklaştı
Saheeh InternationalThe Approaching Day has approached
Süleyman AteşO yaklaşıcı, yaklaştı
Elmalılı Hamdi YazırOnu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur
Ali BulaçOnu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur)
Saheeh InternationalOf it, [from those] besides Allah, there is no remover
Süleyman AteşOnu Allah'tan başka açacak (geldiği zaman kaldıracak, vaktini erteleyecek veya onun ne zaman geleceğini belirleyecek) kimse yoktur
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz
Ali BulaçŞimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz
Saheeh InternationalThen at this statement do you wonder
Süleyman AteşŞimdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırGülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz
Ali Bulaç(Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd you laugh and do not weep
Süleyman AteşVe gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırVe siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller
Ali BulaçVe şuursuzca baş kaldırıyorsunuz
Saheeh InternationalWhile you are proudly sporting
Süleyman AteşVe siz baş kaldırıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHaydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin
Ali BulaçHemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin
Saheeh InternationalSo prostrate to Allah and worship [Him]
Süleyman AteşHaydi Allah'a secde edin ve kulluk edin