☪ Anlam Arayışı

67. Al-Mulk سُورَةُ المُلۡكِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
67:1 📚 1
تَبَٰرَكَ ٱلَّذِي بِيَدِهِ ٱلۡمُلۡكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
تَبَـٰرَكَ
ne mübarektir
ٱلَّذِى
bulunan
بِيَدِهِ
elinde
ٱلْمُلْكُ
mülk
وَهُوَ
ve O'nun
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌ
gücü yeter

Ali BulaçMülk elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. O, herşeye güç yetirendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تبارك» تنزه عن صفات المحدثين «الذي بيده» في تصرفه «الملك» السلطان والقدرة «وهو على كل شيءٍ قدير».

67:2 📚 2
ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡمَوۡتَ وَٱلۡحَيَوٰةَ لِيَبۡلُوَكُمۡ أَيُّكُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلࣰ اۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفُورُ
ٱلَّذِى
O ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلْمَوْتَ
ölümü
وَٱلْحَيَوٰةَ
ve hayatı
لِيَبْلُوَكُمْ
sizi denemek için
أَيُّكُمْ
hanginizin
أَحْسَنُ
daha güzel
عَمَلًۭا ۚ
iş yapacağınızı
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
üstündür
ٱلْغَفُورُ
bağışlayandır

Ali BulaçO, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذي خلق الموت» في الدنيا «والحياة» في الآخرة أو هما في الدنيا فالنطفة تعرض لها الحياة وهي ما به الإحساس، والموت ضدها أو عدمها قولان، والخلق على الثاني بمعنى لتقدير «ليبلوكم» ليختبركم في الحياة «أيكم أحسن عملا» أطوع لله «وهو العزيز» في انتقامه ممن عصاه «الغفور» لمن تاب إليه.

67:3 📚 5
ٱلَّذِي خَلَقَ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتࣲ طِبَاقࣰ اۖ مَّا تَرَىٰ فِي خَلۡقِ ٱلرَّحۡمَٰنِ مِن تَفَٰوُتࣲۖ فَٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ هَلۡ تَرَىٰ مِن فُطُورࣲ‏
ٱلَّذِى
ki O
خَلَقَ
yarattı
سَبْعَ
yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ
göğü
طِبَاقًۭا ۖ
tabaka tabaka
مَّا
görmezsin
تَرَىٰ
you see
فِى
yaratmasında
خَلْقِ
(the) creation
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın
مِن
hiçbir
تَفَـٰوُتٍۢ ۖ
aykırılık uygunsuzluk'
فَٱرْجِعِ
döndür de (bak)
ٱلْبَصَرَ
gözü(nü)
هَلْ
görüyormusun?
تَرَىٰ
you see
مِن
hiçbir
فُطُورٍۢ
bozukluk

Ali BulaçO, biri diğeriyle 'tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذي خلق سبع سماوات طباقا» بعضها فوق بعض من غير مماسة «ما ترى في خلق الرحمن» لهن أو لغيرهن «من تفاوت» تباين وعدم تناسب «فارجع البصر» أعده إلى السماء «هل ترى» فيها «من فطور» صدوع وشقوق.

67:4 📚 3
ثُمَّ ٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ كَرَّتَيۡنِ يَنقَلِبۡ إِلَيۡكَ ٱلۡبَصَرُ خَاسِئࣰ ا وَهُوَ حَسِيرࣱ‏
ثُمَّ
sonra
ٱرْجِعِ
döndür (bak)
ٱلْبَصَرَ
gözü(nü)
كَرَّتَيْنِ
iki kez daha
يَنقَلِبْ
döner
إِلَيْكَ
sana
ٱلْبَصَرُ
göz
خَاسِئًۭا
umudu keserek
وَهُوَ
ve o
حَسِيرٌۭ
hor ve bitkin

Ali BulaçSonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم ارجع البصر كرتين» كرة بعد كرة «ينقلب» يرجع «إليك البصر خاسئا» ذليلا لعدم إدراك خلل «وهو حسير» منقطع عن رؤية خلل.

67:5
وَلَقَدۡ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِمَصَٰبِيحَ وَجَعَلۡنَٰهَا رُجُومࣰ ا لِّلشَّيَٰطِينِۖ وَأَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
زَيَّنَّا
biz donattık
ٱلسَّمَآءَ
göğü
ٱلدُّنْيَا
en yakın
بِمَصَـٰبِيحَ
lambalarla
وَجَعَلْنَـٰهَا
ve onları yaptık
رُجُومًۭا
taşlamalar
لِّلشَّيَـٰطِينِ ۖ
şeytanlar için
وَأَعْتَدْنَا
ve hazırladık
لَهُمْ
onlara
عَذَابَ
azabı
ٱلسَّعِيرِ
çılgın ateş

Ali BulaçAndolsun, Biz en yakın olan göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip-donattık ve bunları, şeytanlar için taşlama-birimleri (rücum) kıldık. Onlar için çılgınca yanan ateşin azabını hazırladık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد زيَّنا السماء الدنيا» القربى إلى الأرض «بمصابيح» بنجوم «وجعلناها رجوما» مراجم «للشياطين» إذا استرقوا السمع بأن ينفصل شهاب عن الكوكب كالقبس يؤخذ من النار فيقتل الجني أو يخبله لا أن الكوكب يزول عن مكانه «وأعتدنا لهم عذاب السعير» النار الموقدة.

67:6
وَلِلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
وَلِلَّذِينَ
için vardır
كَفَرُوا۟
inkar edenler
بِرَبِّهِمْ
Rablerini
عَذَابُ
azabı
جَهَنَّمَ ۖ
cehennem
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
gidilecek sonuçtur

Ali BulaçRablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü dönüş yeridir o

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وللذين كفروا بربهم عذاب جهنم وبئس المصير» هي.

67:7
إِذَآ أُلۡقُواْ فِيهَا سَمِعُواْ لَهَا شَهِيقࣰ ا وَهِيَ تَفُورُ
إِذَآ
zaman
أُلْقُوا۟
atıldıkları
فِيهَا
oraya
سَمِعُوا۟
işitirler
لَهَا
onun
شَهِيقًۭا
homurtusunu
وَهِىَ
ve o
تَفُورُ
kaynıyor

Ali Bulaçİçine atıldıkları zaman, kaynayıp-feveran ederken onun korkunç homurtusunu işitirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذا ألقوا فيها سمعوا لها شهيقا» صوتا منكرا كصوت الحمار «وهي تفور» تغلي.

67:8 📚 4
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلۡغَيۡظِۖ كُلَّمَآ أُلۡقِيَ فِيهَا فَوۡجࣱ سَأَلَهُمۡ خَزَنَتُهَآ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَذِيرࣱ‏
تَكَادُ
neredeyse
تَمَيَّزُ
çatlayacak
مِنَ
öfkeden
ٱلْغَيْظِ ۖ
rage
كُلَّمَآ
her biri
أُلْقِىَ
atıldıkça
فِيهَا
onun içine
فَوْجٌۭ
topluluk
سَأَلَهُمْ
onlara sordu(lar)
خَزَنَتُهَآ
onun bekçileri
أَلَمْ
size gelmedi mi?
يَأْتِكُمْ
come to you
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcı

Ali BulaçÖfkesinin-şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacak. Her bir grup içine atıldığında, bekçileri onlara sorar: "Size bir uyarıcı gelmedi mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تكاد تميز» وقرئ تتميز على الأصل تتقطع «من الغيظ» غضبا على الكافر «كلما ألقي فيها فوج» جماعة منهم «سألهم خزنتها» سؤال توبيخ «ألم يأتكم نذير» رسول ينذركم عذاب الله تعالى.

67:9 📚 2
قَالُواْ بَلَىٰ قَدۡ جَآءَنَا نَذِيرࣱ فَكَذَّبۡنَا وَقُلۡنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَيۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ كَبِيرࣲ‏
قَالُوا۟
dediler
بَلَىٰ
evet
قَدْ
andolsun
جَآءَنَا
bize geldi
نَذِيرٌۭ
uyarıcı
فَكَذَّبْنَا
ama biz yalanladık
وَقُلْنَا
ve dedik ki
مَا
indirmedi
نَزَّلَ
has sent down
ٱللَّهُ
Allah
مِن
hiçbir
شَىْءٍ
şey
إِنْ
hayır
أَنتُمْ
siz
إِلَّا
ancak
فِى
içindesiniz
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
كَبِيرٍۢ
büyük

Ali BulaçOnlar: "Evet" derler. "Bize gerçekten bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve: “Allah hiçbir şey indirmedi, siz yalnızca büyük bir sapmışlık içindesiniz, dedik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا بلى قد جاءنا نذير فكذبنا وقلنا ما نزل الله من شيء إن» ما «أنتم إلا في ضلال كبير» يحتمل أن يكون من كلام الملائكة للكفار حين أخبروا بالتكذيب وأن يكون كلام الكفار للنذر.

67:10 📚 2
وَقَالُواْ لَوۡ كُنَّا نَسۡمَعُ أَوۡ نَعۡقِلُ مَا كُنَّا فِيٓ أَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
لَوْ
eğer
كُنَّا
biz
نَسْمَعُ
söz dinleseydik
أَوْ
yahut
نَعْقِلُ
düşünseydik
مَا
bulunmazdık
كُنَّا
we (would) have been
فِىٓ
arasında
أَصْحَـٰبِ
halkı
ٱلسَّعِيرِ
çılgın ateşin

Ali BulaçVe derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا لو كنا نسمع» أي سماع تفهم «أو نعقل» أي عقل تفكر «ما كنا في أصحاب السعير».

67:11
فَٱعۡتَرَفُواْ بِذَنۢبِهِمۡ فَسُحۡقࣰ ا لِّأَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ
فَٱعْتَرَفُوا۟
itiraf ettiler
بِذَنۢبِهِمْ
günahlarını
فَسُحْقًۭا
uzak olsun
لِّأَصْحَـٰبِ
halkı
ٱلسَّعِيرِ
çılgın ateş

Ali BulaçBöylece kendi günahlarını itiraf ettiler. Çılgınca yanan ateşin halkına (Allah'ın rahmetinden) uzaklık olsun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاعترفوا» حيث لا ينفع الأعتراف «بذنبهم» وهو تكذيب النذر «فسحقا» بسكون الحاء وضمها «لأصحاب السعير» فبعدا لهم عن رحمة الله.

67:12
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرࣱ كَبِيرࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَخْشَوْنَ
saygılı olan(lar)
رَبَّهُم
Rablerine
بِٱلْغَيْبِ
görmedikleri halde
لَهُم
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
bağış(lama)
وَأَجْرٌۭ
ve mükafat
كَبِيرٌۭ
büyük

Ali BulaçGerçek şu ki, Rablerinden gayb ile (O'nu görmedikleri halde) içleri titreyerek-korkanlara gelince; onlar için bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين يخشون ربهم» يخافونه «بالغيب» في غيبتهم عن أعين الناس فيطيعونه سرا فيكون علانية أولى «لهم مغفرة وأجر كبير» أي الجنة.

67:13 📚 7
وَأَسِرُّواْ قَوۡلَكُمۡ أَوِ ٱجۡهَرُواْ بِهِۦٓۖ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
وَأَسِرُّوا۟
gizleyin
قَوْلَكُمْ
sözünüzü
أَوِ
yahut
ٱجْهَرُوا۟
açığa vurun
بِهِۦٓ ۖ
onu
إِنَّهُۥ
çünkü O
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Ali BulaçSözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأسِرّوا» أيها الناس «قولكم أو اجهروا به إنه» تعالى «عليم بذات الصدور» بما فيها فكيف بما نطقتم به، وسبب نزول ذلك أن المشركين قال بعضهم لبعض: أسرّوا قولكم لا يسمعكم إله محمد.

67:14 📚 10
أَلَا يَعۡلَمُ مَنۡ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ
أَلَا
bilmez mi?
يَعْلَمُ
know
مَنْ
kimse
خَلَقَ
yaratan
وَهُوَ
ve O
ٱللَّطِيفُ
latiftir
ٱلْخَبِيرُ
haber alandır

Ali BulaçO, yarattığını bilmez mi? O, Latif'tir; Habir'dir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألا يعلم من خلق» ما تسرون أي، أينتفي علمه بذلك «وهو اللطيف» في علمه «الخبير» فيه.

67:15 📚 3
هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ ذَلُولࣰ ا فَٱمۡشُواْ فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُواْ مِن رِّزۡقِهِۦۖ وَإِلَيۡهِ ٱلنُّشُورُ
هُوَ
O
ٱلَّذِى
yapandır
جَعَلَ
made
لَكُمُ
size
ٱلْأَرْضَ
yeri
ذَلُولًۭا
boynu eğik
فَٱمْشُوا۟
haydi yürüyün
فِى
onun omuzlarında (yeryüzünde)
مَنَاكِبِهَا
(the) paths thereof
وَكُلُوا۟
ve yeyin
مِن
O'nun rızkından
رِّزْقِهِۦ ۖ
His provision
وَإِلَيْهِ
ve O'nadır
ٱلنُّشُورُ
dönüş

Ali BulaçSizin için, yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. Şu halde onun omuzlarında yürüyün ve O'nun rızkından yiyin. Sonunda gidiş O'nadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الذي جعل لكم الأرض ذلولا» سهلة للمشي فيها «فامشوا في مناكبها» جوانبها «وكلوا من رزقه» المخلوق لأجلكم «وإليه النشور» من القبور للجزاء.

67:16 📚 1
ءَأَمِنتُم مَّن فِي ٱلسَّمَآءِ أَن يَخۡسِفَ بِكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ
ءَأَمِنتُم
emin misiniz?
مَّن
olanın
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
أَن
batırmayacağından
يَخْسِفَ
He will cause to swallow
بِكُمُ
sizi
ٱلْأَرْضَ
yere
فَإِذَا
O zaman
هِىَ
o (yer)
تَمُورُ
birden sallanır

Ali BulaçGökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp-çalkalanmaktadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأمنتم» بتحقيق الهمزتين وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما وبين الأخرى وتركه وإبدالها ألفا «من في السماء» سلطانه وقدرته «أن يخسف» بدل من مَن «بكم الأرض فإذا هي تمور» تتحرك بكم وترتفع فوقكم.

67:17
أَمۡ أَمِنتُم مَّن فِي ٱلسَّمَآءِ أَن يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبࣰ اۖ فَسَتَعۡلَمُونَ كَيۡفَ نَذِيرِ
أَمْ
yoksa
أَمِنتُم
siz emin misiniz?
مَّن
olanın
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
أَن
göndermeyeceğinden
يُرْسِلَ
He will send
عَلَيْكُمْ
üzerine
حَاصِبًۭا ۖ
taş yağdıran (bir fırtına)
فَسَتَعْلَمُونَ
bileceksiniz
كَيْفَ
nasıldır
نَذِيرِ
tehdidim

Ali BulaçYoksa gökte olanın üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar' göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم أمنتم من في السماء أن يرسل» بدل من مَن «عليكم حاصبا» ريحا ترميكم بالحصباء «فستعلمون» عند معاينة العذاب «كيف نذير» إنذاري بالعذاب، أي أنه حق.

67:18
وَلَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
كَذَّبَ
yalanladılar
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ
before them
فَكَيْفَ
ama nasıl?
كَانَ
oldu
نَكِيرِ
benim inkarım

Ali BulaçAndolsun, kendilerinden öncekiler de yalanladı. Fakat Beni inkar (etmelerine karşılık verdiğim azap) nasılmış

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد كذب الذين من قبلهم» من الأمم «فكيف كان نكير» إنكاري عليهم بالتكذيب عند إهلاكهم، أي أنه حق.

67:19 📚 1
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلطَّيۡرِ فَوۡقَهُمۡ صَٰٓفَّٰتࣲ وَيَقۡبِضۡنَۚ مَا يُمۡسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحۡمَٰنُۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَيۡءِۭ بَصِيرٌ
أَوَلَمْ
görmüyorlar mı?
يَرَوْا۟
they see
إِلَى
uçan kuşları
ٱلطَّيْرِ
the birds
فَوْقَهُمْ
üstlerinde
صَـٰٓفَّـٰتٍۢ
sıra sıra
وَيَقْبِضْنَ ۚ
açıp yumarak
مَا
onları (havada) tutmuyor
يُمْسِكُهُنَّ
holds them
إِلَّا
başkası
ٱلرَّحْمَـٰنُ ۚ
Rahman'dan
إِنَّهُۥ
doğrusu O
بِكُلِّ
her
شَىْءٍۭ
şeyi
بَصِيرٌ
görmektedir

Ali BulaçOnlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, herşeyi hakkıyla görendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أوَلم يروا» ينظروا «إلى الطير فوقهم» في الهواء «صافات» باسطات أجنحتهن «ويقبضن» أجنحتهن بعد البسط، أي وقابضات «ما يمسكهن» عن الوقوع في حال البسط والقبض «إلا الرحمن» بقدرته «إنه بكل شيء بصير» المعنى: ألم يستدلوا بثبوت الطير في الهواء على قدرتنا أن نفعل بهم ما تقدم وغيره من العذاب.

67:20
أَمَّنۡ هَٰذَا ٱلَّذِي هُوَ جُندࣱ لَّكُمۡ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحۡمَٰنِۚ إِنِ ٱلۡكَٰفِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ
أَمَّنْ
yahut kimdir?
هَـٰذَا
şu
ٱلَّذِى
olan
هُوَ
o
جُندٌۭ
askeriniz
لَّكُمْ
sizin
يَنصُرُكُم
size yardım edecek
مِّن
dışında
دُونِ
besides
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۚ
Rahman'nın
إِنِ
hayır
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler
إِلَّا
ancak
فِى
içindedirler
غُرُورٍ
derin bir gaflet ve aldanma

Ali BulaçRahmana karşı size yardım edecek olan kimmiş? Şu sizin ordunuz mu? Kafirler yalnızca bir gurur (kesin bir aldanış) içindedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أمَّن» مبتدأ «هذا» خبره «الذي» بدل من هذا «هو جند» أعوان «لكم» صلة الذي «ينصركم» صفة الجند «من دون الرحمن» أي غيره يدفع عنكم عذابه، أي لا ناصر لكم «إن» ما «الكافرون إلا في غرور» غرهم الشيطان بأن العذاب لا ينزل بهم.

67:21
أَمَّنۡ هَٰذَا ٱلَّذِي يَرۡزُقُكُمۡ إِنۡ أَمۡسَكَ رِزۡقَهُۥۚ بَل لَّجُّواْ فِي عُتُوࣲّ وَنُفُورٍ
أَمَّنْ
yahut kimdir?
هَـٰذَا
o
ٱلَّذِى
olan
يَرْزُقُكُمْ
size rızık verecek
إِنْ
eğer
أَمْسَكَ
tutacak olursa
رِزْقَهُۥ ۚ
O rızkını
بَل
doğrusu
لَّجُّوا۟
onlar direnmektedirler
فِى
içinde
عُتُوٍّۢ
azgınlık
وَنُفُورٍ
ve nefret

Ali BulaçEğer O, rızkını tutsa (vermese), rızkınızı verecek olan kimmiş? Hayır; onlar, bir azgınlık ve nefret içinde inatla direniyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أمَّن هذا الذي يرزقكم إن أمسك» الرحمن «رزقه» أي المطر عنكم وجواب الشرط محذوف دل عليه ما قبله، أي فمن يرزقكم، أي لا رازق لكم غيره «بل لجوا» تمادوا «في عتو» تكبر «ونفور» تباعد عن الحق.

67:22 📚 2
أَفَمَن يَمۡشِي مُكِبًّا عَلَىٰ وَجۡهِهِۦٓ أَهۡدَىٰٓ أَمَّن يَمۡشِي سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
أَفَمَن
kimse mi?
يَمْشِى
yürüyen
مُكِبًّا
kapanarak
عَلَىٰ
yüzüstü
وَجْهِهِۦٓ
his face
أَهْدَىٰٓ
doğru gider
أَمَّن
yoksa kimse mi?
يَمْشِى
yürüyen
سَوِيًّا
düzgün
عَلَىٰ
üzerinde
صِرَٰطٍۢ
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
dosdoğru

Ali BulaçŞu halde yüzükoyun sürünerek yürüyen mi daha çok hidayete erer, yoksa dosdoğru yol üzerinde dümdüz yürümekte olan mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفمن يمشي مُكِبا» واقعا «على وجهه أهدى أمَّن يمشي سويا» معتدلا «على صراط» طريق «مستقيم» وخبر مَن الثانية محذوف دل عليه خبر الأولى، أي أهدى، والمثل في المؤمن والكافر أيهما على هدى.

67:23 📚 1
قُلۡ هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنشَأَكُمۡ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَشۡكُرُونَ
قُلْ
de ki
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِىٓ
sizi yaratan
أَنشَأَكُمْ
produced you
وَجَعَلَ
ve veren
لَكُمُ
size
ٱلسَّمْعَ
işitme (duyusu)
وَٱلْأَبْصَـٰرَ
ve gözler
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۖ
ve gönüller
قَلِيلًۭا
ne kadar az
مَّا
şükrediyorsunuz
تَشْكُرُونَ
you give thanks

Ali BulaçDe ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل هو الذي أنشأكم» خلقكم «وجعل لكم السمع والأبصار والأفئدة» القلوب «قليلا ما تشكرون» ما مزيدة والجملة مستأنفة مخبرة بقلة شكرهم جدا على هذه النعم.

67:24 📚 2
قُلۡ هُوَ ٱلَّذِي ذَرَأَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ
قُلْ
de ki
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
sizi üreten
ذَرَأَكُمْ
multiplied you
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُحْشَرُونَ
huzuruna toplanacaksınız

Ali BulaçDe ki: "Sizi yeryüzünde üretip-türeten O'dur. Siz O'na toplanıp götürüleceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل هو الذي ذرأكم» خلقكم «في الأرض وإليه تحشرون» للحساب.

67:25
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
مَتَىٰ
ne zaman?
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azab)
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru (söylüyor)

Ali BulaçDerler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, şu tehdit (ettiğiniz azap) ne zamanmış

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويقولون» للمؤمنين «متى هذا الوعد» وعد الحشر «إن كنتم صادقين» فيه.

67:26 📚 1
قُلۡ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏
قُلْ
de ki
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْعِلْمُ
bilgi
عِندَ
yanındadır
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَإِنَّمَآ
ve ancak
أَنَا۠
ben
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌۭ
apaçık

Ali BulaçDe ki: "(Bununla ilgili) Bilgi ancak Allah'ın Katındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إنما العلم» بمجيئه «عند الله وإنما أنا نذير مبين» بيِّن الإنذار.

67:27
فَلَمَّا رَأَوۡهُ زُلۡفَةࣰ سِيٓـَٔتۡ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَأَوْهُ
onu görünce
زُلْفَةًۭ
yakından
سِيٓـَٔتْ
kötüleşti
وُجُوهُ
yüzleri
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
وَقِيلَ
ve dendi
هَـٰذَا
işte budur
ٱلَّذِى
olduğunuz şey
كُنتُم
you used to
بِهِۦ
onu
تَدَّعُونَ
çağırıyor(lar)

Ali BulaçNihayet onu pek yakında gördüklerinde, o inkar edenlerin yüzleri kötüleşip-karardı. Ve: "İşte bu, sizin (gerçekleşmeyecek diye) öne sürüp durduğunuz şeydir" denildi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما رأوه» أي العذاب بعد الحشر «زلفة» قريبا «سيئت» اسودت «وجوه الذين كفروا وقيل» أي قال الخزنة لهم «هذا» أي العذاب «الذي كنتم به» بإنذاره «تدعون» أنكم لا تبعثون وهذه حكاية حال تأتي عبر عنها بطريق المضي لتحقق وقوعها.

67:28
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَهۡلَكَنِيَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِيَ أَوۡ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلۡكَٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمࣲ‏
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
baksanıza
إِنْ
eğer
أَهْلَكَنِىَ
beni öldürse
ٱللَّهُ
Allah
وَمَن
ve olanları
مَّعِىَ
benimle beraber
أَوْ
yahut
رَحِمَنَا
bize acısa da
فَمَن
kim?
يُجِيرُ
kurtarabilir
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri
مِنْ
azabdan
عَذَابٍ
a punishment
أَلِيمٍۢ
acıklı

Ali BulaçDe ki: "Haber verir misiniz; eğer Allah, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma uğratır ya da bizi esirgerse, (peki) bu durumda kafirleri acı bir azaptan kurtaracak olan kimdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل أرأيتم إن أهلكني الله ومن معي» من المؤمنين بعذابه كما تقصدون «أو رحمنا» فلم يعذبنا «فمن يجير الكافرين من عذاب أليم» أي لا مجير لهم منه.

67:29 📚 1
قُلۡ هُوَ ٱلرَّحۡمَٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيۡهِ تَوَكَّلۡنَاۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
قُلْ
de ki
هُوَ
O
ٱلرَّحْمَـٰنُ
çok merhametlidir
ءَامَنَّا
inanmışşızdır
بِهِۦ
O'na
وَعَلَيْهِ
ve O'na
تَوَكَّلْنَا ۖ
dayanmışızdır
فَسَتَعْلَمُونَ
yakında bileceksiniz
مَنْ
kimdir
هُوَ
O
فِى
içinde olan
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
apaçık

Ali BulaçDe ki: "O (Allah) Rahman olan (esirgeyen koruyan)dır; biz O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Artık siz kimin açık bir sapmışlık içinde olduğunu pek yakında bileceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل هو الرحمن آمنا به وعليه توكلنا فستعلمون» بالتاء والياء عند معاينة العذاب «من هو في ضلال مبين» بيِّن أنحن أم أنتم أم هم.

67:30
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَصۡبَحَ مَآؤُكُمۡ غَوۡرࣰ ا فَمَن يَأۡتِيكُم بِمَآءࣲ مَّعِينِۭ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
baksanıza
إِنْ
eğer
أَصْبَحَ
olsa
مَآؤُكُمْ
suyunuz
غَوْرًۭا
çekilmiş
فَمَن
kim
يَأْتِيكُم
size getirebilir?
بِمَآءٍۢ
bir su
مَّعِينٍۭ
akar

Ali BulaçDe ki: "Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(قل أرأيتم إن أصبح ماؤكم غورا) غائرا في الأرض (فمن يأتيكم بماء معين) جار تناله الأيدي والدلاء كمائكم، أي لا يأتي به إلا الله تعالى فكيف تنكرون أن يبعثكم؟ ويستحب أن يقول القارئ عقب "" معين "": الله رب العالمين، كما ورد في الحديث، وتليت هذه الآية عند بعض المتجبرين فقال: تأتي به الفؤوس والمعاول فذهب ماء عينه وعمي نعوذ بالله من الجراءة على الله وعلى آياته.

← Önceki Sonraki →

67. Al-Mulk Suresi | Anlam Arayışı