☪ Anlam Arayışı

67. Al-Mulk سُورَةُ المُلۡكِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
67:1 📚 1
تَبَٰرَكَ ٱلَّذِي بِيَدِهِ ٱلۡمُلۡكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
تَبَـٰرَكَ
ne mübarektir
ٱلَّذِى
bulunan
بِيَدِهِ
elinde
ٱلْمُلْكُ
mülk
وَهُوَ
ve O'nun
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌ
gücü yeter

Süleyman AteşMülk (mutlak hükümranlık ve yönetim), elinde bulunan yüce Allah, kutludur. O'nun herşeye gücü yeter

Diyanet İşleri MealiHükümranlık elinde olan Allah yücedir ve O herşeye Kadir'dir

67:2 📚 2
ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡمَوۡتَ وَٱلۡحَيَوٰةَ لِيَبۡلُوَكُمۡ أَيُّكُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلࣰ اۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفُورُ
ٱلَّذِى
O ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلْمَوْتَ
ölümü
وَٱلْحَيَوٰةَ
ve hayatı
لِيَبْلُوَكُمْ
sizi denemek için
أَيُّكُمْ
hanginizin
أَحْسَنُ
daha güzel
عَمَلًۭا ۚ
iş yapacağınızı
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
üstündür
ٱلْغَفُورُ
bağışlayandır

Süleyman AteşO, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır

Diyanet İşleri MealiHanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi (hayatı) yaratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır

67:3 📚 5
ٱلَّذِي خَلَقَ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتࣲ طِبَاقࣰ اۖ مَّا تَرَىٰ فِي خَلۡقِ ٱلرَّحۡمَٰنِ مِن تَفَٰوُتࣲۖ فَٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ هَلۡ تَرَىٰ مِن فُطُورࣲ‏
ٱلَّذِى
ki O
خَلَقَ
yarattı
سَبْعَ
yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ
göğü
طِبَاقًۭا ۖ
tabaka tabaka
مَّا
görmezsin
تَرَىٰ
you see
فِى
yaratmasında
خَلْقِ
(the) creation
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın
مِن
hiçbir
تَفَـٰوُتٍۢ ۖ
aykırılık uygunsuzluk'
فَٱرْجِعِ
döndür de (bak)
ٱلْبَصَرَ
gözü(nü)
هَلْ
görüyormusun?
تَرَىٰ
you see
مِن
hiçbir
فُطُورٍۢ
bozukluk

Süleyman AteşO, yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka, tabaka yarattı, Rahman'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözü(nü) döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun

Diyanet İşleri MealiGökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin

67:4 📚 3
ثُمَّ ٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ كَرَّتَيۡنِ يَنقَلِبۡ إِلَيۡكَ ٱلۡبَصَرُ خَاسِئࣰ ا وَهُوَ حَسِيرࣱ‏
ثُمَّ
sonra
ٱرْجِعِ
döndür (bak)
ٱلْبَصَرَ
gözü(nü)
كَرَّتَيْنِ
iki kez daha
يَنقَلِبْ
döner
إِلَيْكَ
sana
ٱلْبَصَرُ
göz
خَاسِئًۭا
umudu keserek
وَهُوَ
ve o
حَسِيرٌۭ
hor ve bitkin

Süleyman AteşSonra gözü(nü) iki kez daha döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) umudu keserek hor ve bitkin bir halde sana döner

Diyanet İşleri MealiBir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer

67:5
وَلَقَدۡ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِمَصَٰبِيحَ وَجَعَلۡنَٰهَا رُجُومࣰ ا لِّلشَّيَٰطِينِۖ وَأَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
زَيَّنَّا
biz donattık
ٱلسَّمَآءَ
göğü
ٱلدُّنْيَا
en yakın
بِمَصَـٰبِيحَ
lambalarla
وَجَعَلْنَـٰهَا
ve onları yaptık
رُجُومًۭا
taşlamalar
لِّلشَّيَـٰطِينِ ۖ
şeytanlar için
وَأَعْتَدْنَا
ve hazırladık
لَهُمْ
onlara
عَذَابَ
azabı
ٱلسَّعِيرِ
çılgın ateş

Süleyman AteşAndolsun biz, en yakın göğü lambalarla donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve o(şeyta)nlara da çılgın ateş azabını hazırladık

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onları şeytanlar için taşlamalar yaptık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık

67:6
وَلِلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
وَلِلَّذِينَ
için vardır
كَفَرُوا۟
inkar edenler
بِرَبِّهِمْ
Rablerini
عَذَابُ
azabı
جَهَنَّمَ ۖ
cehennem
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
gidilecek sonuçtur

Süleyman AteşRablerine nankörlük edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek sonuçtur o

Diyanet İşleri MealiRablerini inkar eden kimseler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür

67:7
إِذَآ أُلۡقُواْ فِيهَا سَمِعُواْ لَهَا شَهِيقࣰ ا وَهِيَ تَفُورُ
إِذَآ
zaman
أُلْقُوا۟
atıldıkları
فِيهَا
oraya
سَمِعُوا۟
işitirler
لَهَا
onun
شَهِيقًۭا
homurtusunu
وَهِىَ
ve o
تَفُورُ
kaynıyor

Süleyman AteşOraya atıldıkları zaman onun öfkeli homurtusunu işitirler, kaynıyor

Diyanet İşleri MealiOraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler

67:8 📚 4
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلۡغَيۡظِۖ كُلَّمَآ أُلۡقِيَ فِيهَا فَوۡجࣱ سَأَلَهُمۡ خَزَنَتُهَآ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَذِيرࣱ‏
تَكَادُ
neredeyse
تَمَيَّزُ
çatlayacak
مِنَ
öfkeden
ٱلْغَيْظِ ۖ
rage
كُلَّمَآ
her biri
أُلْقِىَ
atıldıkça
فِيهَا
onun içine
فَوْجٌۭ
topluluk
سَأَلَهُمْ
onlara sordu(lar)
خَزَنَتُهَآ
onun bekçileri
أَلَمْ
size gelmedi mi?
يَأْتِكُمْ
come to you
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcı

Süleyman AteşNeredeyse öfkeden çatlayacak. Her topluluk onun içine atıldıkça onun bekçileri, onlara: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sordu(lar)

Diyanet İşleri MealiNerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar

67:9 📚 2
قَالُواْ بَلَىٰ قَدۡ جَآءَنَا نَذِيرࣱ فَكَذَّبۡنَا وَقُلۡنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَيۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ كَبِيرࣲ‏
قَالُوا۟
dediler
بَلَىٰ
evet
قَدْ
andolsun
جَآءَنَا
bize geldi
نَذِيرٌۭ
uyarıcı
فَكَذَّبْنَا
ama biz yalanladık
وَقُلْنَا
ve dedik ki
مَا
indirmedi
نَزَّلَ
has sent down
ٱللَّهُ
Allah
مِن
hiçbir
شَىْءٍ
şey
إِنْ
hayır
أَنتُمْ
siz
إِلَّا
ancak
فِى
içindesiniz
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
كَبِيرٍۢ
büyük

Süleyman AteşDediler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve: 'Allah hiçbirşey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz' dedik

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Evet; doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik" derler

67:10 📚 2
وَقَالُواْ لَوۡ كُنَّا نَسۡمَعُ أَوۡ نَعۡقِلُ مَا كُنَّا فِيٓ أَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
لَوْ
eğer
كُنَّا
biz
نَسْمَعُ
söz dinleseydik
أَوْ
yahut
نَعْقِلُ
düşünseydik
مَا
bulunmazdık
كُنَّا
we (would) have been
فِىٓ
arasında
أَصْحَـٰبِ
halkı
ٱلسَّعِيرِ
çılgın ateşin

Süleyman AteşVe dediler ki: "Eğer söz dinleseydik, yahut düşünseydik, şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık

Diyanet İşleri MealiEğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık" derler

67:11
فَٱعۡتَرَفُواْ بِذَنۢبِهِمۡ فَسُحۡقࣰ ا لِّأَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ
فَٱعْتَرَفُوا۟
itiraf ettiler
بِذَنۢبِهِمْ
günahlarını
فَسُحْقًۭا
uzak olsun
لِّأَصْحَـٰبِ
halkı
ٱلسَّعِيرِ
çılgın ateş

Süleyman AteşGünahlarını itiraf ettiler. O çılgın ateş halkına (Allah'ın acımasından) uzak olup ezilmek yaraşır

Diyanet İşleri MealiBöylece, günahlarını itiraf ederler. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar

67:12
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرࣱ كَبِيرࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَخْشَوْنَ
saygılı olan(lar)
رَبَّهُم
Rablerine
بِٱلْغَيْبِ
görmedikleri halde
لَهُم
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
bağış(lama)
وَأَجْرٌۭ
ve mükafat
كَبِيرٌۭ
büyük

Süleyman AteşFakat gizlide Rablerine saygılı olanlara gelince, onlar için bağış(lama) ve büyük mükafat vardır

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, görünmediği halde Rablerinden korkanlara, onlara, bağışlanma ve büyük ecir vardır

67:13 📚 7
وَأَسِرُّواْ قَوۡلَكُمۡ أَوِ ٱجۡهَرُواْ بِهِۦٓۖ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
وَأَسِرُّوا۟
gizleyin
قَوْلَكُمْ
sözünüzü
أَوِ
yahut
ٱجْهَرُوا۟
açığa vurun
بِهِۦٓ ۖ
onu
إِنَّهُۥ
çünkü O
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Süleyman AteşSözünüzü ister gizleyin, ister onu açığa vurun (farketmez) çünkü O, göğüslerin özünü bilir

Diyanet İşleri MealiSizler, sözlerinizi gizleseniz de açıklasanız da birdir; O, kalblerde olanı bilir

67:14 📚 10
أَلَا يَعۡلَمُ مَنۡ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ
أَلَا
bilmez mi?
يَعْلَمُ
know
مَنْ
kimse
خَلَقَ
yaratan
وَهُوَ
ve O
ٱللَّطِيفُ
latiftir
ٱلْخَبِيرُ
haber alandır

Süleyman AteşYaratan bilmez mi? O latiftir (bilgisi herşeyin içine geçen, herşeyi) haber alandır

Diyanet İşleri MealiYaratan bilmez olur mu? O, Latif'tir, haberdardır

67:15 📚 3
هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ ذَلُولࣰ ا فَٱمۡشُواْ فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُواْ مِن رِّزۡقِهِۦۖ وَإِلَيۡهِ ٱلنُّشُورُ
هُوَ
O
ٱلَّذِى
yapandır
جَعَلَ
made
لَكُمُ
size
ٱلْأَرْضَ
yeri
ذَلُولًۭا
boynu eğik
فَٱمْشُوا۟
haydi yürüyün
فِى
onun omuzlarında (yeryüzünde)
مَنَاكِبِهَا
(the) paths thereof
وَكُلُوا۟
ve yeyin
مِن
O'nun rızkından
رِّزْقِهِۦ ۖ
His provision
وَإِلَيْهِ
ve O'nadır
ٱلنُّشُورُ
dönüş

Süleyman AteşO size yeri boyun eğer yaptı. Haydi onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın rızkından yeyin. (Sonunda) Dönüş O'nadır (size verdiği ni'metlere karşı şükredip etmediğinizi sizden soracak, sizi hesaba çekecektir)

Diyanet İşleri MealiYeryüzünü, size boyun eğdiren O'dur; öyleyse yerin sırtlarında dolaşın, Allah'ın verdiği rızıktan yiyin; sonunda dönüş O'nadır

67:16 📚 1
ءَأَمِنتُم مَّن فِي ٱلسَّمَآءِ أَن يَخۡسِفَ بِكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ
ءَأَمِنتُم
emin misiniz?
مَّن
olanın
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
أَن
batırmayacağından
يَخْسِفَ
He will cause to swallow
بِكُمُ
sizi
ٱلْأَرْضَ
yere
فَإِذَا
O zaman
هِىَ
o (yer)
تَمُورُ
birden sallanır

Süleyman AteşGökte olanın, sizi yere batırmayacağından emin misiniz? O zaman yer, birden sallanmağa başlar (ve siz yerin dibine geçersiniz)

Diyanet İşleri MealiGökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman, yer, sarsıldıkça sarsılır

67:17
أَمۡ أَمِنتُم مَّن فِي ٱلسَّمَآءِ أَن يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبࣰ اۖ فَسَتَعۡلَمُونَ كَيۡفَ نَذِيرِ
أَمْ
yoksa
أَمِنتُم
siz emin misiniz?
مَّن
olanın
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
أَن
göndermeyeceğinden
يُرْسِلَ
He will send
عَلَيْكُمْ
üzerine
حَاصِبًۭا ۖ
taş yağdıran (bir fırtına)
فَسَتَعْلَمُونَ
bileceksiniz
كَيْفَ
nasıldır
نَذِيرِ
tehdidim

Süleyman AteşYoksa siz, gökte olanın, üzerine taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? (O zaman) tehdidimin nasıl olduğunu bileceksiniz

Diyanet İşleri MealiGökte olanın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz

67:18
وَلَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
كَذَّبَ
yalanladılar
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ
before them
فَكَيْفَ
ama nasıl?
كَانَ
oldu
نَكِيرِ
benim inkarım

Süleyman AteşAndolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama benim (onların yaptıklarını) inkarım nasıl oldu

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni inkar etmek nasılmış

67:19 📚 1
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلطَّيۡرِ فَوۡقَهُمۡ صَٰٓفَّٰتࣲ وَيَقۡبِضۡنَۚ مَا يُمۡسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحۡمَٰنُۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَيۡءِۭ بَصِيرٌ
أَوَلَمْ
görmüyorlar mı?
يَرَوْا۟
they see
إِلَى
uçan kuşları
ٱلطَّيْرِ
the birds
فَوْقَهُمْ
üstlerinde
صَـٰٓفَّـٰتٍۢ
sıra sıra
وَيَقْبِضْنَ ۚ
açıp yumarak
مَا
onları (havada) tutmuyor
يُمْسِكُهُنَّ
holds them
إِلَّا
başkası
ٱلرَّحْمَـٰنُ ۚ
Rahman'dan
إِنَّهُۥ
doğrusu O
بِكُلِّ
her
شَىْءٍۭ
şeyi
بَصِيرٌ
görmektedir

Süleyman AteşÜstlerinde (kanatlarını) açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları (havada) Rahman'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, herşeyi görmektedir

Diyanet İşleri MealiÜzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu, O, herşeyi görendir

67:20
أَمَّنۡ هَٰذَا ٱلَّذِي هُوَ جُندࣱ لَّكُمۡ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحۡمَٰنِۚ إِنِ ٱلۡكَٰفِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ
أَمَّنْ
yahut kimdir?
هَـٰذَا
şu
ٱلَّذِى
olan
هُوَ
o
جُندٌۭ
askeriniz
لَّكُمْ
sizin
يَنصُرُكُم
size yardım edecek
مِّن
dışında
دُونِ
besides
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۚ
Rahman'nın
إِنِ
hayır
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler
إِلَّا
ancak
فِى
içindedirler
غُرُورٍ
derin bir gaflet ve aldanma

Süleyman AteşYahut Rahman'dan başka size yardım ed(ip sizi O'nun azabından kurtar)acak askeriniz kimdir? Kafirler derin bir gaflet ve aldanma içindedirler

Diyanet İşleri MealiYahut, Rahman olan Allah'ın dışında size yardımda bulunabilecek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar

67:21
أَمَّنۡ هَٰذَا ٱلَّذِي يَرۡزُقُكُمۡ إِنۡ أَمۡسَكَ رِزۡقَهُۥۚ بَل لَّجُّواْ فِي عُتُوࣲّ وَنُفُورٍ
أَمَّنْ
yahut kimdir?
هَـٰذَا
o
ٱلَّذِى
olan
يَرْزُقُكُمْ
size rızık verecek
إِنْ
eğer
أَمْسَكَ
tutacak olursa
رِزْقَهُۥ ۚ
O rızkını
بَل
doğrusu
لَّجُّوا۟
onlar direnmektedirler
فِى
içinde
عُتُوٍّۢ
azgınlık
وَنُفُورٍ
ve nefret

Süleyman AteşYahut Allah, rızkını tutacak olursa size rızık verecek kimdir? Doğrusu onlar, azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler

Diyanet İşleri MealiAllah size verdiği rızkı kesiverirse, size rızık verecek başka kim vardır? Hayır; onlar, azgınlık ve nefrette direnmektedirler

67:22 📚 2
أَفَمَن يَمۡشِي مُكِبًّا عَلَىٰ وَجۡهِهِۦٓ أَهۡدَىٰٓ أَمَّن يَمۡشِي سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
أَفَمَن
kimse mi?
يَمْشِى
yürüyen
مُكِبًّا
kapanarak
عَلَىٰ
yüzüstü
وَجْهِهِۦٓ
his face
أَهْدَىٰٓ
doğru gider
أَمَّن
yoksa kimse mi?
يَمْشِى
yürüyen
سَوِيًّا
düzgün
عَلَىٰ
üzerinde
صِرَٰطٍۢ
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
dosdoğru

Süleyman AteşŞimdi, yüzüstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa yolda düzgün yürüyen mi

Diyanet İşleri MealiYüzükoyun sürünen mi, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi daha doğru yoldadır

67:23 📚 1
قُلۡ هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنشَأَكُمۡ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَشۡكُرُونَ
قُلْ
de ki
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِىٓ
sizi yaratan
أَنشَأَكُمْ
produced you
وَجَعَلَ
ve veren
لَكُمُ
size
ٱلسَّمْعَ
işitme (duyusu)
وَٱلْأَبْصَـٰرَ
ve gözler
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۖ
ve gönüller
قَلِيلًۭا
ne kadar az
مَّا
şükrediyorsunuz
تَشْكُرُونَ
you give thanks

Süleyman AteşDe ki: "Sizi yaratan, size işitme (duyusu), gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Sizi yaratan sizin için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne az şükrediyorsunuz

67:24 📚 2
قُلۡ هُوَ ٱلَّذِي ذَرَأَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ
قُلْ
de ki
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
sizi üreten
ذَرَأَكُمْ
multiplied you
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُحْشَرُونَ
huzuruna toplanacaksınız

Süleyman AteşDe ki: "Sizi yerde üreten O'dur ve toplanıp O'na götürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiSizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız

67:25
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
مَتَىٰ
ne zaman?
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azab)
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru (söylüyor)

Süleyman AteşDoğru (söylüyor) iseniz bu tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman gelecek? diyorlar

Diyanet İşleri MealiDoğru sözlü iseniz bildirin bu azap sözü ne zamandır?" derler

67:26 📚 1
قُلۡ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏
قُلْ
de ki
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْعِلْمُ
bilgi
عِندَ
yanındadır
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَإِنَّمَآ
ve ancak
أَنَا۠
ben
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman AteşDe ki: (Ona ait) Bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım

67:27
فَلَمَّا رَأَوۡهُ زُلۡفَةࣰ سِيٓـَٔتۡ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَأَوْهُ
onu görünce
زُلْفَةًۭ
yakından
سِيٓـَٔتْ
kötüleşti
وُجُوهُ
yüzleri
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
وَقِيلَ
ve dendi
هَـٰذَا
işte budur
ٱلَّذِى
olduğunuz şey
كُنتُم
you used to
بِهِۦ
onu
تَدَّعُونَ
çağırıyor(lar)

Süleyman AteşOnu yakın görünce inkar edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi

Diyanet İşleri MealiAzabı yaklaşırken gördükleri zaman, inkar edenlerin yüzleri çirkinleşip kararır; onlara: "Sizin arayıp durduğunuz işte budur" denir

67:28
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَهۡلَكَنِيَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِيَ أَوۡ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلۡكَٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمࣲ‏
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
baksanıza
إِنْ
eğer
أَهْلَكَنِىَ
beni öldürse
ٱللَّهُ
Allah
وَمَن
ve olanları
مَّعِىَ
benimle beraber
أَوْ
yahut
رَحِمَنَا
bize acısa da
فَمَن
kim?
يُجِيرُ
kurtarabilir
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri
مِنْ
azabdan
عَذَابٍ
a punishment
أَلِيمٍۢ
acıklı

Süleyman AteşDe ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse de yahut bize acısa da (fark etmez,) kafirleri acı azabdan kim kurtarabilir

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Allah, beni ve benimle beraber bulunanları isterse yok eder veya isterse merhamet eder; söyleyin, bu takdirde inkarcıları, can yakıcı azabdan kim alıkoyabilir

67:29 📚 1
قُلۡ هُوَ ٱلرَّحۡمَٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيۡهِ تَوَكَّلۡنَاۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
قُلْ
de ki
هُوَ
O
ٱلرَّحْمَـٰنُ
çok merhametlidir
ءَامَنَّا
inanmışşızdır
بِهِۦ
O'na
وَعَلَيْهِ
ve O'na
تَوَكَّلْنَا ۖ
dayanmışızdır
فَسَتَعْلَمُونَ
yakında bileceksiniz
مَنْ
kimdir
هُوَ
O
فِى
içinde olan
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
apaçık

Süleyman AteşDe ki: "O, çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz, Rahman olan Allah'tır. Kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz

67:30
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَصۡبَحَ مَآؤُكُمۡ غَوۡرࣰ ا فَمَن يَأۡتِيكُم بِمَآءࣲ مَّعِينِۭ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
baksanıza
إِنْ
eğer
أَصْبَحَ
olsa
مَآؤُكُمْ
suyunuz
غَوْرًۭا
çekilmiş
فَمَن
kim
يَأْتِيكُم
size getirebilir?
بِمَآءٍۢ
bir su
مَّعِينٍۭ
akar

Süleyman AteşDe ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akar su getirebilir

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir

← Önceki Sonraki →

67. Al-Mulk Suresi | Anlam Arayışı