67. Al-Mulk سُورَةُ المُلۡكِ
Saheeh InternationalBlessed is He in whose hand is dominion, and He is over all things competent
Süleyman AteşMülk (mutlak hükümranlık ve yönetim), elinde bulunan yüce Allah, kutludur. O'nun herşeye gücü yeter
Ali BulaçMülk elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. O, herşeye güç yetirendir
Saheeh International[He] who created death and life to test you [as to] which of you is best in deed - and He is the Exalted in Might, the Forgiving
Süleyman AteşO, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır
Ali BulaçO, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır
Saheeh International[And] who created seven heavens in layers. You do not see in the creation of the Most Merciful any inconsistency. So return [your] vision [to the sky]; do you see any breaks
Süleyman AteşO, yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka, tabaka yarattı, Rahman'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözü(nü) döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun
Ali BulaçO, biri diğeriyle 'tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun
Saheeh InternationalThen return [your] vision twice again. [Your] vision will return to you humbled while it is fatigued
Süleyman AteşSonra gözü(nü) iki kez daha döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) umudu keserek hor ve bitkin bir halde sana döner
Ali BulaçSonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir
Saheeh InternationalAnd We have certainly beautified the nearest heaven with stars and have made [from] them what is thrown at the devils and have prepared for them the punishment of the Blaze
Süleyman AteşAndolsun biz, en yakın göğü lambalarla donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve o(şeyta)nlara da çılgın ateş azabını hazırladık
Ali BulaçAndolsun, Biz en yakın olan göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip-donattık ve bunları, şeytanlar için taşlama-birimleri (rücum) kıldık. Onlar için çılgınca yanan ateşin azabını hazırladık
Saheeh InternationalAnd for those who disbelieved in their Lord is the punishment of Hell, and wretched is the destination
Süleyman AteşRablerine nankörlük edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek sonuçtur o
Ali BulaçRablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü dönüş yeridir o
Saheeh InternationalWhen they are thrown into it, they hear from it a [dreadful] inhaling while it boils up
Süleyman AteşOraya atıldıkları zaman onun öfkeli homurtusunu işitirler, kaynıyor
Ali Bulaçİçine atıldıkları zaman, kaynayıp-feveran ederken onun korkunç homurtusunu işitirler
Saheeh InternationalIt almost bursts with rage. Every time a company is thrown into it, its keepers ask them, "Did there not come to you a warner
Süleyman AteşNeredeyse öfkeden çatlayacak. Her topluluk onun içine atıldıkça onun bekçileri, onlara: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sordu(lar)
Ali BulaçÖfkesinin-şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacak. Her bir grup içine atıldığında, bekçileri onlara sorar: "Size bir uyarıcı gelmedi mi
Saheeh InternationalThey will say," Yes, a warner had come to us, but we denied and said, 'Allah has not sent down anything. You are not but in great error
Süleyman AteşDediler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve: 'Allah hiçbirşey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz' dedik
Ali BulaçOnlar: "Evet" derler. "Bize gerçekten bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve: “Allah hiçbir şey indirmedi, siz yalnızca büyük bir sapmışlık içindesiniz, dedik
Saheeh InternationalAnd they will say, "If only we had been listening or reasoning, we would not be among the companions of the Blaze
Süleyman AteşVe dediler ki: "Eğer söz dinleseydik, yahut düşünseydik, şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık
Ali BulaçVe derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık
Saheeh InternationalAnd they will admit their sin, so [it is] alienation for the companions of the Blaze
Süleyman AteşGünahlarını itiraf ettiler. O çılgın ateş halkına (Allah'ın acımasından) uzak olup ezilmek yaraşır
Ali BulaçBöylece kendi günahlarını itiraf ettiler. Çılgınca yanan ateşin halkına (Allah'ın rahmetinden) uzaklık olsun
Saheeh InternationalIndeed, those who fear their Lord unseen will have forgiveness and great reward
Süleyman AteşFakat gizlide Rablerine saygılı olanlara gelince, onlar için bağış(lama) ve büyük mükafat vardır
Ali BulaçGerçek şu ki, Rablerinden gayb ile (O'nu görmedikleri halde) içleri titreyerek-korkanlara gelince; onlar için bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir vardır
Saheeh InternationalAnd conceal your speech or publicize it; indeed, He is Knowing of that within the breasts
Süleyman AteşSözünüzü ister gizleyin, ister onu açığa vurun (farketmez) çünkü O, göğüslerin özünü bilir
Ali BulaçSözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir
Saheeh InternationalDoes He who created not know, while He is the Subtle, the Acquainted
Süleyman AteşYaratan bilmez mi? O latiftir (bilgisi herşeyin içine geçen, herşeyi) haber alandır
Ali BulaçO, yarattığını bilmez mi? O, Latif'tir; Habir'dir
Saheeh InternationalIt is He who made the earth tame for you - so walk among its slopes and eat of His provision - and to Him is the resurrection
Süleyman AteşO size yeri boyun eğer yaptı. Haydi onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın rızkından yeyin. (Sonunda) Dönüş O'nadır (size verdiği ni'metlere karşı şükredip etmediğinizi sizden soracak, sizi hesaba çekecektir)
Ali BulaçSizin için, yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. Şu halde onun omuzlarında yürüyün ve O'nun rızkından yiyin. Sonunda gidiş O'nadır
Saheeh InternationalDo you feel secure that He who [holds authority] in the heaven would not cause the earth to swallow you and suddenly it would sway
Süleyman AteşGökte olanın, sizi yere batırmayacağından emin misiniz? O zaman yer, birden sallanmağa başlar (ve siz yerin dibine geçersiniz)
Ali BulaçGökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp-çalkalanmaktadır
Saheeh InternationalOr do you feel secure that He who [holds authority] in the heaven would not send against you a storm of stones? Then you would know how [severe] was My warning
Süleyman AteşYoksa siz, gökte olanın, üzerine taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? (O zaman) tehdidimin nasıl olduğunu bileceksiniz
Ali BulaçYoksa gökte olanın üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar' göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz
Saheeh InternationalAnd already had those before them denied, and how [terrible] was My reproach
Süleyman AteşAndolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama benim (onların yaptıklarını) inkarım nasıl oldu
Ali BulaçAndolsun, kendilerinden öncekiler de yalanladı. Fakat Beni inkar (etmelerine karşılık verdiğim azap) nasılmış
Saheeh InternationalDo they not see the birds above them with wings outspread and [sometimes] folded in? None holds them [aloft] except the Most Merciful. Indeed He is, of all things, Seeing
Süleyman AteşÜstlerinde (kanatlarını) açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları (havada) Rahman'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, herşeyi görmektedir
Ali BulaçOnlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, herşeyi hakkıyla görendir
Saheeh InternationalOr who is it that could be an army for you to aid you other than the Most Merciful? The disbelievers are not but in delusion
Süleyman AteşYahut Rahman'dan başka size yardım ed(ip sizi O'nun azabından kurtar)acak askeriniz kimdir? Kafirler derin bir gaflet ve aldanma içindedirler
Ali BulaçRahmana karşı size yardım edecek olan kimmiş? Şu sizin ordunuz mu? Kafirler yalnızca bir gurur (kesin bir aldanış) içindedirler
Saheeh InternationalOr who is it that could provide for you if He withheld His provision? But they have persisted in insolence and aversion
Süleyman AteşYahut Allah, rızkını tutacak olursa size rızık verecek kimdir? Doğrusu onlar, azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler
Ali BulaçEğer O, rızkını tutsa (vermese), rızkınızı verecek olan kimmiş? Hayır; onlar, bir azgınlık ve nefret içinde inatla direniyorlar
Saheeh InternationalThen is one who walks fallen on his face better guided or one who walks erect on a straight path
Süleyman AteşŞimdi, yüzüstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa yolda düzgün yürüyen mi
Ali BulaçŞu halde yüzükoyun sürünerek yürüyen mi daha çok hidayete erer, yoksa dosdoğru yol üzerinde dümdüz yürümekte olan mı
Saheeh InternationalSay, "It is He who has produced you and made for you hearing and vision and hearts; little are you grateful
Süleyman AteşDe ki: "Sizi yaratan, size işitme (duyusu), gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz
Ali BulaçDe ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz
Saheeh InternationalSay, "It is He who has multiplied you throughout the earth, and to Him you will be gathered
Süleyman AteşDe ki: "Sizi yerde üreten O'dur ve toplanıp O'na götürüleceksiniz
Ali BulaçDe ki: "Sizi yeryüzünde üretip-türeten O'dur. Siz O'na toplanıp götürüleceksiniz
Saheeh InternationalAnd they say, "When is this promise, if you should be truthful
Süleyman AteşDoğru (söylüyor) iseniz bu tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman gelecek? diyorlar
Ali BulaçDerler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, şu tehdit (ettiğiniz azap) ne zamanmış
Saheeh InternationalSay, "The knowledge is only with Allah, and I am only a clear warner
Süleyman AteşDe ki: (Ona ait) Bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım
Ali BulaçDe ki: "(Bununla ilgili) Bilgi ancak Allah'ın Katındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım
Saheeh InternationalBut when they see it approaching, the faces of those who disbelieve will be distressed, and it will be said, "This is that for which you used to call
Süleyman AteşOnu yakın görünce inkar edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi
Ali BulaçNihayet onu pek yakında gördüklerinde, o inkar edenlerin yüzleri kötüleşip-karardı. Ve: "İşte bu, sizin (gerçekleşmeyecek diye) öne sürüp durduğunuz şeydir" denildi
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Have you considered: whether Allah should cause my death and those with me or have mercy upon us, who can protect the disbelievers from a painful punishment
Süleyman AteşDe ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse de yahut bize acısa da (fark etmez,) kafirleri acı azabdan kim kurtarabilir
Ali BulaçDe ki: "Haber verir misiniz; eğer Allah, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma uğratır ya da bizi esirgerse, (peki) bu durumda kafirleri acı bir azaptan kurtaracak olan kimdir
Saheeh InternationalSay, "He is the Most Merciful; we have believed in Him, and upon Him we have relied. And you will [come to] know who it is that is in clear error
Süleyman AteşDe ki: "O, çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz
Ali BulaçDe ki: "O (Allah) Rahman olan (esirgeyen koruyan)dır; biz O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Artık siz kimin açık bir sapmışlık içinde olduğunu pek yakında bileceksiniz
Saheeh InternationalSay, "Have you considered: if your water was to become sunken [into the earth], then who could bring you flowing water
Süleyman AteşDe ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akar su getirebilir
Ali BulaçDe ki: "Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir