75. Al-Qiyaama سُورَةُ القِيَامَةِ
Saheeh InternationalI swear by the Day of Resurrection
Diyanet İşleri MealiKıyamet gününe yemin ederim
«لا» زائدة في الموضعين «أقسم بيوم القيامة».
Saheeh InternationalAnd I swear by the reproaching soul [to the certainty of resurrection]
Diyanet İşleri MealiVe nedamet çeken nefse yemin ederim
«ولا أقسم بالنفس اللوامة» التي تلوم نفسها وإن اجتهدت في الإحسان وجواب القسم محذوف، أي لتبعثن، دل عليه:
Saheeh InternationalDoes man think that We will not assemble his bones
Diyanet İşleri Mealiİnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor
«أيحسب الإنسان» أي الكافر «ألن نجمع عظامه» للبعث والإحياء.
Saheeh InternationalYes. [We are] Able [even] to proportion his fingertips
Diyanet İşleri MealiEvet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz
«بلى» نجمعها «قادرين» مع جمعها «على أن نسوِّي بنانه» وهو الأصابع، أي نعيد عظامها كما كانت مع صغرها فكيف بالكبيرة.
Saheeh InternationalBut man desires to continue in sin
Diyanet İşleri MealiAma, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der
«بل يريد الإنسان ليفجر» اللام زائدة ونصبه بأن مقدرة، أي أن يكذب «أمامه» أي يوم القيامة، دل عليه.
Saheeh InternationalHe asks, "When is the Day of Resurrection
Diyanet İşleri MealiAma, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der
«يَسأَل أَيان» متى «يوم القيامة» سؤال استهزاء وتكذيب.
Saheeh InternationalSo when vision is dazzled
Diyanet İşleri MealiGözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der
«فإذا برق البصر» بكسر الراء وفتحها دهش وتحير لما رأى مما كان يكذبه.
Saheeh InternationalAnd the moon darkens
Diyanet İşleri MealiGözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der
«وخسف القمر» أظلم وذهب ضوءه.
Saheeh InternationalAnd the sun and the moon are joined
Diyanet İşleri MealiGözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der
«وجمع الشمس والقمر» فطلعا من المغرب أو ذهب ضوءهما وذلك في يوم القيامة.
Saheeh InternationalMan will say on that Day, "Where is the [place of] escape
Diyanet İşleri MealiGözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der
«يقول الإنسان يومئذ أين المفر» الفرار.
Saheeh InternationalNo! There is no refuge
Diyanet İşleri MealiHayır; hayır; bir sığınak yoktur
«كلا» ردع عن طلب الفرار «لا وزر» لا ملجأ يتحصن به.
Saheeh InternationalTo your Lord, that Day, is the [place of] permanence
Diyanet İşleri MealiO gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun
«إلى ربك يومئذ المستقر» مستقر الخلائق فيحاسبون ويجازون.
Saheeh InternationalMan will be informed that Day of what he sent ahead and kept back
Diyanet İşleri MealiO gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir
«ينبأ الإنسان يومئذ بما قدم وأخر» بأول عمله وآخره.
Saheeh InternationalRather, man, against himself, will be a witness
Diyanet İşleri MealiÖzürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir
«بل الإنسان على نفسه بصيرة» شاهد تنطق جوارحه بعمله والهاء للمبالغة فلا بد من جزائه.
Saheeh InternationalEven if he presents his excuses
Diyanet İşleri MealiÖzürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir
«ولو ألقى معاذيره» جمع معذرة على غير قياس، أي لو جاء بكل معذرة ما قُبلت منه.
Saheeh InternationalMove not your tongue with it, [O Muhammad], to hasten with recitation of the Qur'an
Diyanet İşleri MealiCebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle
قال تعالى لنبيه: «لا تحرك به» بالقرآن قبل فراغ جبريل منه «لسانك لتعجل به» خوف أن ينفلت منك.
Saheeh InternationalIndeed, upon Us is its collection [in your heart] and [to make possible] its recitation
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer
«إن علينا جمعه» في صدرك «وقرآنه» قراءتك إياه أي جريانه على لسانك.
Saheeh InternationalSo when We have recited it [through Gabriel], then follow its recitation
Diyanet İşleri MealiBiz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle
«فإذا قرأناه» عليك بقراءة جبريل «فاتبع قرآنه» استمع قراءته فكان صلى الله عليه وسلم يستمع ثم يقرؤه.
Saheeh InternationalThen upon Us is its clarification [to you]
Diyanet İşleri MealiSonra onu sana açıklamak Bize düşer
«ثم إن علينا بيانه» بالتفهيم لك، والمناسبة بين هذه الآية وما قبلها أن تلك تضمنت الإعراض عن آيات الله وهذه تضمنت المبادرة إليها بحفظها.
Saheeh InternationalNo! But you love the immediate
Diyanet İşleri MealiHayır, hayır! Sizler, çabuk elde edeceğiniz dünya nimetlerini seversiniz
«كلا» استفتاح بمعنى ألا «بل يحبون العاجلة» الدنيا بالياء والتاء في الفعلين.
Saheeh InternationalAnd leave the Hereafter
Diyanet İşleri MealiAhireti bırakırsınız
«ويذرون الآخرة» فلا يعملون لها.
Saheeh International[Some] faces, that Day, will be radiant
Diyanet İşleri MealiO gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır
«وجوه يومئذ» أي في يوم القيامة «ناضرة» حسنة مضيئة.
Saheeh InternationalLooking at their Lord
Diyanet İşleri MealiO gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır
«إلى ربها ناظرة» أي يرون الله سبحانه وتعالى في الآخرة.
Saheeh InternationalAnd [some] faces, that Day, will be contorted
Diyanet İşleri MealiO gün bir takım yüzler de asıktır
«ووجوه يومئذ باسرة» كالحة شديدة العبوس.
Saheeh InternationalExpecting that there will be done to them [something] backbreaking
Diyanet İşleri MealiKendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır
«تظن» توقن «أن يُفعل بها فاقرة» داهية عظيمة تكسر فقار الظهر.
Saheeh InternationalNo! When the soul has reached the collar bones
Diyanet İşleri MealiDikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir
«كلا» بمعنى ألا «إذا بلغت» النفس «التراقي» عظام الحلق.
Saheeh InternationalAnd it is said, "Who will cure [him]
Diyanet İşleri MealiDikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir
«وقيل» قال من حوله «من راق» يرقيه ليشفى.
Saheeh InternationalAnd the dying one is certain that it is the [time of] separation
Diyanet İşleri MealiArtık ayrılık vaktinin geldiğini sanır
«وظن» أيقن من بلغت نفسه ذلك «أنه الفراق» فراق الدنيا.
Saheeh InternationalAnd the leg is wound about the leg
Diyanet İşleri MealiBacaklar birbirine dolaşır
«والتفَّت الساق بالساق» أي إحدى ساقيه بالأخرى عند الموت، أو التفت شدة فراق الدنيا بشدة إقبال الآخرة.
Saheeh InternationalTo your Lord, that Day, will be the procession
Diyanet İşleri MealiO gün sevk Rabbin huzurunadır
«إلى ربك يومئذ المساق» أي السوق وهذا يدل على العامل في إذا، والمعنى إذا بلغت النفس الحلقوم تساق إلى حكم ربها.
Saheeh InternationalAnd the disbeliever had not believed, nor had he prayed
Diyanet İşleri MealiO, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti
«فلا صدق» الإنسان «ولا صلى» أي لم يصدق ولم يصلِّ.
Saheeh InternationalBut [instead], he denied and turned away
Diyanet İşleri MealiO, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti
«ولكن كذب» بالقرآن «وتولى» عن الإيمان.
Saheeh InternationalAnd then he went to his people, swaggering [in pride]
Diyanet İşleri MealiO, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti
«ثم ذهب إلى أهله يتمطى» يتبختر في مشيته إعجابا.
Saheeh InternationalWoe to you, and woe
Diyanet İşleri MealiSana yazıklar olsun, yazıklar
«أوْلى لك» فيه التفات عن الغيبة والكلمة اسم فعل واللام للتبيين، أي وليك ما تكره «فأوْلى» أي فهو أولى بك من غيرك.
Saheeh InternationalThen woe to you, and woe
Diyanet İşleri MealiDaha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar
«ثم أوْلى لك فأوْلى» تأكيد.
Saheeh InternationalDoes man think that he will be left neglected
Diyanet İşleri Mealiİnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır
«أيحسب» يظن «الإنسان أن يُترك سدى» هملا لا يكلف بالشرائع لا يحسب ذلك.
Saheeh InternationalHad he not been a sperm from semen emitted
Diyanet İşleri MealiO, katılan bir meni damlası değil miydi
«ألم يك» أي كان «نطفة من منيّ يمنى» بالياء والتاء تصب في الرحم.
Saheeh InternationalThen he was a clinging clot, and [Allah] created [his form] and proportioned [him]
Diyanet İşleri MealiSonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti
«ثم كان» المني «علقة فخلق» الله منها الإنسان «فسوى» عدل أعضاءه.
Saheeh InternationalAnd made of him two mates, the male and the female
Diyanet İşleri MealiOndan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı
«فجعل منه» من المني الذي صار علقة قطعة دم ثم مضغة أي قطعة لحم «الزوجين» النوعين «الذكر والأنثى» يجتمعان تارة وينفرد كل منهما عن الآخر تارة.
Saheeh InternationalIs not that [Creator] Able to give life to the dead
Diyanet İşleri MealiBunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter
«أَليس ذلك» الفعَّال لهذه الأشياء «بقادر على أن يحيي الموتى» قال صلى الله عليه وسلم: بلى.