75. Al-Qiyaama سُورَةُ القِيَامَةِ
Ali BulaçHayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim
Yusuf AliI do call to witness the Resurrection Day
Süleyman AteşYoo, kıyamet gününe and içerim
Ali BulaçVe yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim
Yusuf AliAnd I do call to witness the self-reproaching spirit: (Eschew Evil)
Süleyman AteşYoo, daima, kendini kınayan nefse and içerim
Ali Bulaçİnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak biraraya getirmeyeceğimizi mi sanıyor
Yusuf AliDoes man think that We cannot assemble his bones
Süleyman Ateşİnsan kendisinin kemiklerini bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor
Ali BulaçEvet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz
Yusuf AliNay, We are able to put together in perfect order the very tips of his fingers
Süleyman AteşEvet, toplarız, onun parmak uçlarnı düzenlemeğe gücümüz yeter
Ali BulaçAncak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de 'fücurla sürdürmek ister
Yusuf AliBut man wishes to do wrong (even) in the time in front of him
Süleyman AteşFakat insan, devamlı suç işleyerek ilerisini berbadetmek ister
Ali BulaçKıyamet günü ne zamanmış" diye sorar
Yusuf AliHe questions: "When is the Day of Resurrection
Süleyman AteşKıyamet günü nerede? diye sorup durur
Ali BulaçAma göz 'kamaşıp da kaydığı
Yusuf AliAt length, when the sight is dazed
Süleyman AteşAma göz (güneş gibi ortaya çıkan gerçeğin karşısında) kamaştığı
Ali BulaçAy karardığı
Yusuf AliAnd the moon is buried in darkness
Süleyman AteşAy tutulduğu
Ali BulaçGüneş ve ay birleştirildiği zaman
Yusuf AliAnd the sun and moon are joined together
Süleyman AteşGüneş ve Ay bir araya toplandığı zaman
Ali Bulaçİnsan o gün: "Kaçış nereye?" der
Yusuf AliThat Day will Man say: "Where is the refuge
Süleyman Ateş(Evet) O gün insan: "Kaçacak yer neresi?" der
Ali BulaçHayır, sığınacak herhangi bir yer yok
Yusuf AliBy no means! No place of safety
Süleyman AteşHayır, sığınacak yer yoktur
Ali BulaçO gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)' yalnızca Rabbinin katıdır
Yusuf AliBefore thy Lord (alone), that Day will be the place of rest
Süleyman AteşO gün varıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur (ey insan)
Ali Bulaçİnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir
Yusuf AliThat Day will Man be told (all) that he put forward, and all that he put back
Süleyman Ateş(O zaman) İnsanın yapıp öne sürdüğü, (yapmayıp) geri bıraktığı herşey kendisine haber verilir
Ali BulaçHayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir
Yusuf AliNay, man will be evidence against himself
Süleyman AteşDoğrusu insan kendi nefsini görür
Ali BulaçKendi mazeretlerini ortaya atsa bile
Yusuf AliEven though he were to put up his excuses
Süleyman AteşBirtakım özürler ortaya atsa da
Ali BulaçOnu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma
Yusuf AliMove not thy tongue concerning the (Qur'an) to make haste therewith
Süleyman Ateş(Ey Muhammed,) Onu hemen okumak için diline depretme
Ali BulaçŞüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak Bize ait (bir iş)tir
Yusuf AliIt is for Us to collect it and to promulgate it
Süleyman AteşOnu (senin kalbinde) toplamak ve (sana) okumak bize düşer
Ali BulaçŞu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle
Yusuf AliBut when We have promulgated it, follow thou its recital (as promulgated)
Süleyman AteşO halde sana Kur'an'ı okuduğumuz zaman onun okunuşunu izle
Ali BulaçSonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir
Yusuf AliNay more, it is for Us to explain it (and make it clear)
Süleyman AteşSonra onu açıklamak da bize düşer
Ali BulaçHayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz
Yusuf AliNay, (ye men!) but ye love the fleeting life
Süleyman AteşHayır, siz çabuk(geçen şu dünyay)ı seviyorsunuz da
Ali BulaçVe ahireti terk edip-bırakıyorsunuz
Yusuf AliAnd leave alone the Hereafter
Süleyman AteşAhireti bırakıyorsunuz
Ali BulaçO gün yüzler ışıl ışıl parlar
Yusuf AliSome faces, that Day, will beam (in brightness and beauty)
Süleyman AteşYüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar
Ali BulaçRablerine bakıp-durur
Yusuf AliLooking towards their Lord
Süleyman AteşRabbine bakar
Ali BulaçO gün, öyle yüzler vardır ki kararmış-ekşimiştir
Yusuf AliAnd some faces, that Day, will be sad and dismal
Süleyman AteşYüzler de var ki o gün asıktır
Ali BulaçKendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır
Yusuf AliIn the thought that some back-breaking calamity was about to be inflicted on them
Süleyman AteşKendisine bel kemiklerini kıran(bela)nın yapılacağını anlar
Ali BulaçHayır; can, köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman
Yusuf AliYea, when (the soul) reaches to the collar-bone (in its exit)
Süleyman AteşHayır, ne zaman ki can, köprücük kemiklerine dayanır
Ali BulaçSon müdahaleyi yapacak kim" denir
Yusuf AliAnd there will be a cry, "Who is a magician (to restore him)
Süleyman AteşVe (başında bulunanlar tarafından): "Kim afsun yapar acaba? denir
Ali BulaçArtık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır
Yusuf AliAnd he will conclude that it was (the Time) of Parting
Süleyman AteşVe kendisi artık bunun, ayrılık zamanı olduğunu anlar
Ali Bulaç(Ölüm korkusundan) Ayaklar birbirine dolaştığında
Yusuf AliAnd one leg will be joined with another
Süleyman AteşVe bacak bacağa dolaşır
Ali BulaçO gün sevk, yalnızca Rabbinedir
Yusuf AliThat Day the Drive will be (all) to thy Lord
Süleyman Ateşİşte o gün, sevk Rabbinedir (can, Allah'ın huzuruna sevk edilir)
Ali BulaçFakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı
Yusuf AliSo he gave nothing in charity, nor did he pray
Süleyman AteşNe sadaka verdi, ne de namaz kıldı
Ali BulaçAncak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti
Yusuf AliBut on the contrary, he rejected Truth and turned away
Süleyman AteşFakat yalanladı, döndü
Ali BulaçSonra çalım satarak yakınlarına gitmişti
Yusuf AliThen did he stalk to his family in full conceit
Süleyman AteşSonra çalım satarak ailesine gitti
Ali BulaçSen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın
Yusuf AliWoe to thee, (O men!), yea, woe
Süleyman AteşYazık sana yazık
Ali BulaçYine müstahaksın, dahasına da müstahaksın
Yusuf AliAgain, Woe to thee, (O men!), yea, woe
Süleyman AteşYine yazık sana yazık
Ali Bulaçİnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor
Yusuf AliDoes man think that he will be left uncontrolled, (without purpose)
Süleyman Ateşİnsan, başı boş bırakılacağını mı sanır
Ali BulaçKendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi
Yusuf AliWas he not a drop of sperm emitted (in lowly form)
Süleyman AteşKendisi dökülen meniden bir nutfe (sperm) değil miydi
Ali BulaçSonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi
Yusuf AliThen did he become a leech-like clot; then did (God) make and fashion (him) in due proportion
Süleyman AteşSonra alaka (rahme asılan embriyo) oldu da (Rabbi onu) yarattı, düzenledi
Ali BulaçBöylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı
Yusuf AliAnd of him He made two sexes, male and female
Süleyman AteşO(meni)den iki çifti: Erkeği ve dişiyi var etti
Ali Bulaç(Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir
Yusuf AliHas not He, (the same), the power to give life to the dead
Süleyman AteşŞimdi bun(ları yapan Allah)ın ölüleri diriltmeğe gücü yetmez mi