☪ Anlam Arayışı

11. Hud سُورَةُ هُودٍ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
11:1 📚 3
الٓرۚ كِتَٰبٌ أُحۡكِمَتۡ ءَايَٰتُهُۥ ثُمَّ فُصِّلَتۡ مِن لَّدُنۡ حَكِيمٍ خَبِيرٍ
الٓر ۚ
Elif Lâm Râ
كِتَـٰبٌ
bir Kitap'tır
أُحْكِمَتْ
sağlamlaştırılmış
ءَايَـٰتُهُۥ
ayetleri
ثُمَّ
sonra
فُصِّلَتْ
etraflıca açıklanmış
مِن
tarafından
لَّدُنْ
from (he One Who)
حَكِيمٍ
hikmet sahibi
خَبِيرٍ
ve her şeyden haberdar

Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. [This is] a Book whose verses are perfected and then presented in detail from [one who is] Wise and Acquainted

Ali BulaçElif, Lam, Ra. (Bu,) Ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve herşeyden haberdar olan (Allah) tarafından birer birer (bölüm bölüm) açıklanmış bir Kitap'tır (ki)

11:2 📚 1
أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَۚ إِنَّنِي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرࣱ وَبَشِيرࣱ‏
أَلَّا
öyle ki
تَعْبُدُوٓا۟
kulluk etmeyin
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّنِى
şüphesiz ben
لَكُم
size
مِّنْهُ
O'nun tarafından
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
وَبَشِيرٌۭ
ve müjdeleyiciyim

Saheeh International[Through a messenger, saying], "Do not worship except Allah. Indeed, I am to you from Him a warner and a bringer of good tidings

Ali BulaçÖyle ki, Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Gerçekten Ben, sizi O’nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim

11:3 📚 3
وَأَنِ ٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِ يُمَتِّعۡكُم مَّتَٰعًا حَسَنًا إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى وَيُؤۡتِ كُلَّ ذِي فَضۡلࣲ فَضۡلَهُۥۖ وَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمࣲ كَبِيرٍ
وَأَنِ
ve
ٱسْتَغْفِرُوا۟
bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ
O'na
يُمَتِّعْكُم
sizi yararlandırsın
مَّتَـٰعًا
nimetlerden
حَسَنًا
güzel
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
مُّسَمًّۭى
belirli
وَيُؤْتِ
ve versin
كُلَّ
her
ذِى
sahibine
فَضْلٍۢ
ihsan
فَضْلَهُۥ ۖ
kendi ihsanını
وَإِن
ve eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirseniz
فَإِنِّىٓ
gerçekten ben
أَخَافُ
korkarım
عَلَيْكُمْ
sizin hakkınızda
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍۢ
bir günün
كَبِيرٍ
büyük

Saheeh InternationalAnd [saying], "Seek forgiveness of your Lord and repent to Him, [and] He will let you enjoy a good provision for a specified term and give every doer of favor his favor. But if you turn away, then indeed, I fear for you the punishment of a great Day

Ali BulaçVe Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. O da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten Ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım

11:4 📚 1
إِلَى ٱللَّهِ مَرۡجِعُكُمۡۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
إِلَى
Allah'adır
ٱللَّهِ
Allah
مَرْجِعُكُمْ ۖ
dönüşünüz
وَهُوَ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌ
güç yetirendir

Saheeh InternationalTo Allah is your return, and He is over all things competent

Ali BulaçSizin dönüşünüz Allah'adır. O, herşeye güç yetirendir

11:5 📚 1
أَلَآ إِنَّهُمۡ يَثۡنُونَ صُدُورَهُمۡ لِيَسۡتَخۡفُواْ مِنۡهُۚ أَلَا حِينَ يَسۡتَغۡشُونَ ثِيَابَهُمۡ يَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ
onlar
يَثْنُونَ
bükerler
صُدُورَهُمْ
göğüslerini
لِيَسْتَخْفُوا۟
gizlenmek için
مِنْهُ ۚ
ondan
أَلَا
yine iyi bilin ki
حِينَ
ne zaman
يَسْتَغْشُونَ
bürünseler
ثِيَابَهُمْ
elbiselerine
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
يُسِرُّونَ
gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ ۚ
açığa vurdukları
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
عَلِيمٌۢ
bilendir
بِذَاتِ
olanı
ٱلصُّدُورِ
gönüllerde

Saheeh InternationalUnquestionably, they the disbelievers turn away their breasts to hide themselves from Him. Unquestionably, [even] when they cover themselves in their clothing, Allah knows what they conceal and what they declare. Indeed, He is Knowing of that within the breasts

Ali BulaçHaberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp yan çizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir

11:6 📚 19
۞وَمَا مِن دَآبَّةࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ رِزۡقُهَا وَيَعۡلَمُ مُسۡتَقَرَّهَا وَمُسۡتَوۡدَعَهَاۚ كُلࣱّ فِي كِتَٰبࣲ مُّبِينࣲ‏
۞ وَمَا
ve yoktur
مِن
hiçbir
دَآبَّةٍۢ
canlı
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
إِلَّا
ait olmayan
عَلَى
on
ٱللَّهِ
Allah'a
رِزْقُهَا
rızkı
وَيَعْلَمُ
ve O bilir
مُسْتَقَرَّهَا
onun karar kıldığı yeri
وَمُسْتَوْدَعَهَا ۚ
ve emanet bırakıldığı yeri
كُلٌّۭ
(bunların) hepsi
فِى
bir Kitap'tadır
كِتَـٰبٍۢ
a Record
مُّبِينٍۢ
apaçık

Saheeh InternationalAnd there is no creature on earth but that upon Allah is its provision, and He knows its place of dwelling and place of storage. All is in a clear register

Ali BulaçYeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır

11:7 📚 1
وَهُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ وَكَانَ عَرۡشُهُۥ عَلَى ٱلۡمَآءِ لِيَبۡلُوَكُمۡ أَيُّكُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلࣰ اۗ وَلَئِن قُلۡتَ إِنَّكُم مَّبۡعُوثُونَ مِنۢ بَعۡدِ ٱلۡمَوۡتِ لَيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّبِينࣱ‏
وَهُوَ
ve O'dur
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
فِى
içinde
سِتَّةِ
altı
أَيَّامٍۢ
gün
وَكَانَ
iken
عَرْشُهُۥ
O'nun Arş'ı
عَلَى
üzerinde
ٱلْمَآءِ
su
لِيَبْلُوَكُمْ
sizi denemek için
أَيُّكُمْ
hanginizin
أَحْسَنُ
daha güzel (olduğunu)
عَمَلًۭا ۗ
amelinin
وَلَئِن
ve şayet
قُلْتَ
onlara dersen
إِنَّكُم
şüphesiz siz
مَّبْعُوثُونَ
diriltileceksiniz
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ٱلْمَوْتِ
ölümden
لَيَقُولَنَّ
hemen derler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
başka
سِحْرٌۭ
bir sihirden
مُّبِينٌۭ
apaçık

Saheeh InternationalAnd it is He who created the heavens and the earth in six days - and His Throne had been upon water - that He might test you as to which of you is best in deed. But if you say, "Indeed, you are resurrected after death," those who disbelieve will surely say, "This is not but obvious magic

Ali BulaçO'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkar edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler

11:8 📚 2
وَلَئِنۡ أَخَّرۡنَا عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابَ إِلَىٰٓ أُمَّةࣲ مَّعۡدُودَةࣲ لَّيَقُولُنَّ مَا يَحۡبِسُهُۥٓۗ أَلَا يَوۡمَ يَأۡتِيهِمۡ لَيۡسَ مَصۡرُوفًا عَنۡهُمۡ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
وَلَئِنْ
ve şayet
أَخَّرْنَا
geciktirsek
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابَ
azabı
إِلَىٰٓ
için
أُمَّةٍۢ
bir süre
مَّعْدُودَةٍۢ
sayılı
لَّيَقُولُنَّ
mutlaka derler
مَا
nedir?
يَحْبِسُهُۥٓ ۗ
onu alıkoyan
أَلَا
haberiniz olsun ki
يَوْمَ
gün
يَأْتِيهِمْ
o geldiği
لَيْسَ
değildir
مَصْرُوفًا
geri çevrilecek
عَنْهُمْ
kendilerinden
وَحَاقَ
ve kuşatır
بِهِم
onları
مَّا
şey
كَانُوا۟
oldukları
بِهِۦ
onu
يَسْتَهْزِءُونَ
alaya alıyor(lar)

Saheeh InternationalAnd if We hold back from them the punishment for a limited time, they will surely say, "What detains it?" Unquestionably, on the Day it comes to them, it will not be averted from them, and they will be enveloped by what they used to ridicule

Ali BulaçAndolsun, onlardan azabı sayılı bir topluluğa (veya belirli bir süreye) kadar ertelesek, mutlaka: "Onu alıkoyan nedir?" derler. Haberiniz olsun; onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek değildir ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır

11:9
وَلَئِنۡ أَذَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِنَّا رَحۡمَةࣰ ثُمَّ نَزَعۡنَٰهَا مِنۡهُ إِنَّهُۥ لَيَـُٔوسࣱ كَفُورࣱ‏
وَلَئِنْ
şayet
أَذَقْنَا
tattırsak
ٱلْإِنسَـٰنَ
insana
مِنَّا
katımızdan
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
ثُمَّ
sonra
نَزَعْنَـٰهَا
onu geri alsak
مِنْهُ
ondan
إِنَّهُۥ
o hemen olur
لَيَـُٔوسٌۭ
ümitsiz
كَفُورٌۭ
bir nankör

Saheeh InternationalAnd if We give man a taste of mercy from Us and then We withdraw it from him, indeed, he is despairing and ungrateful

Ali BulaçAndolsun, Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak, kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir nankördür

11:10 📚 4
وَلَئِنۡ أَذَقۡنَٰهُ نَعۡمَآءَ بَعۡدَ ضَرَّآءَ مَسَّتۡهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ ٱلسَّيِّـَٔاتُ عَنِّيٓۚ إِنَّهُۥ لَفَرِحࣱ فَخُورٌ
وَلَئِنْ
ve şayet
أَذَقْنَـٰهُ
ona tattırırsak
نَعْمَآءَ
bir nimet
بَعْدَ
sonra
ضَرَّآءَ
bir darlıktan
مَسَّتْهُ
kendisine dokunan
لَيَقُولَنَّ
mutlaka der
ذَهَبَ
gitti
ٱلسَّيِّـَٔاتُ
kötülükler
عَنِّىٓ ۚ
benden
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَفَرِحٌۭ
şımarık
فَخُورٌ
ve böbürlenendir

Saheeh InternationalBut if We give him a taste of favor after hardship has touched him, he will surely say, "Bad times have left me." Indeed, he is exultant and boastful

Ali BulaçVe andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuşkusuz; "Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır, böbürlenendir

11:11
إِلَّا ٱلَّذِينَ صَبَرُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرࣱ كَبِيرࣱ‏
إِلَّا
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ
kimseler
صَبَرُوا۟
sabreden(ler)
وَعَمِلُوا۟
ve ameller işleyenler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُم
onlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
bağışlanma
وَأَجْرٌۭ
ve ecir
كَبِيرٌۭ
büyük

Saheeh InternationalExcept for those who are patient and do righteous deeds; those will have forgiveness and great reward

Ali BulaçSabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır

11:12 📚 1
فَلَعَلَّكَ تَارِكُۢ بَعۡضَ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيۡكَ وَضَآئِقُۢ بِهِۦ صَدۡرُكَ أَن يَقُولُواْ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ كَنزٌ أَوۡ جَآءَ مَعَهُۥ مَلَكٌۚ إِنَّمَآ أَنتَ نَذِيرࣱۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ وَكِيلٌ
فَلَعَلَّكَ
belki de
تَارِكٌۢ
bırakacaksın
بَعْضَ
bir kısmını
مَا
vahyedilenin
يُوحَىٰٓ
is revealed
إِلَيْكَ
sana
وَضَآئِقٌۢ
ve daralacak
بِهِۦ
onunla
صَدْرُكَ
göğsün
أَن
dolayı
يَقُولُوا۟
demelerinden
لَوْلَآ
değil miydi?
أُنزِلَ
indirilmeli
عَلَيْهِ
ona
كَنزٌ
bir hazine
أَوْ
veya
جَآءَ
gelmeli
مَعَهُۥ
beraberinde
مَلَكٌ ۚ
bir melek
إِنَّمَآ
ancak
أَنتَ
sen
نَذِيرٌۭ ۚ
bir uyarıcısın
وَٱللَّهُ
Allah ise
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
وَكِيلٌ
vekildir

Saheeh InternationalThen would you possibly leave [out] some of what is revealed to you, or is your breast constrained by it because they say, "Why has there not been sent down to him a treasure or come with him an angel?" But you are only a warner. And Allah is Disposer of all things

Ali BulaçŞimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herşeye vekildir

11:13 📚 2
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ فَأۡتُواْ بِعَشۡرِ سُوَرࣲ مِّثۡلِهِۦ مُفۡتَرَيَٰتࣲ وَٱدۡعُواْ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar mı?
افْتَرَاهُ ۖ
onu kendisi uydurdu
قُلْ
de ki
فَأْتُوا۟
getirin
بِعَشْرِ
on (tane)
سُوَرٍۢ
sure
مِّثْلِهِۦ
onun benzeri
مُفْتَرَيَـٰتٍۢ
uydurulmuş
وَٱدْعُوا۟
ve çağırın
مَنِ
gücünüzyeteni
ٱسْتَطَعْتُم
you can
مِّن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru sözlü

Saheeh InternationalOr do they say, "He invented it"? Say, "Then bring ten surahs like it that have been invented and call upon [for assistance] whomever you can besides Allah, if you should be truthful

Ali BulaçYoksa: "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sûre getirin ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın

11:14 📚 6
فَإِلَّمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَكُمۡ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَآ أُنزِلَ بِعِلۡمِ ٱللَّهِ وَأَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَهَلۡ أَنتُم مُّسۡلِمُونَ
فَإِلَّمْ
eğer
يَسْتَجِيبُوا۟
cevap veremezlerse
لَكُمْ
size
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّمَآ
doğrusu o
أُنزِلَ
indirilmiştir
بِعِلْمِ
ilmiyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَأَن
ve şüphesiz
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
ilah
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
فَهَلْ
artık olur musunuz?
أَنتُم
size
مُّسْلِمُونَ
Müslüman

Saheeh InternationalAnd if they do not respond to you - then know that the Qur'an was revealed with the knowledge of Allah and that there is no deity except Him. Then, would you [not] be Muslims

Ali BulaçEğer buna rağmen size cevab vermezlerse, artık biliniz ki, o, gerçekten Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse artık, siz Müslüman mısınız

11:15 📚 8
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيۡهِمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ فِيهَا وَهُمۡ فِيهَا لَا يُبۡخَسُونَ
مَن
kimler
كَانَ
isterse
يُرِيدُ
desires
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَزِينَتَهَا
ve süsünü
نُوَفِّ
karşılıklarını tam veririz
إِلَيْهِمْ
onlara
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıklarının
فِيهَا
orada
وَهُمْ
ve onlara
فِيهَا
orada
لَا
bir noksanlık yapılmaz
يُبْخَسُونَ
will not be lessened

Saheeh InternationalWhoever desires the life of this world and its adornments - We fully repay them for their deeds therein, and they therein will not be deprived

Ali BulaçKim dünya hayatını ve onun çekiciliğini isterse, onlara yapıp ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiçbir eksikliğe uğratılmazlar

11:16 📚 6
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَيۡسَ لَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ إِلَّا ٱلنَّارُۖ وَحَبِطَ مَا صَنَعُواْ فِيهَا وَبَٰطِلࣱ مَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
لَيْسَ
olmayan
لَهُمْ
kendileri için
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
إِلَّا
başka bir şey
ٱلنَّارُ ۖ
ateşten
وَحَبِطَ
ve boşa gitmiştir
مَا
işledikleri
صَنَعُوا۟
they did
فِيهَا
orada
وَبَـٰطِلٌۭ
ve geçersizdir
مَّا
oldukları
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yapmakta

Saheeh InternationalThose are the ones for whom there is not in the Hereafter but the Fire. And lost is what they did therein, and worthless is what they used to do

Ali Bulaçİşte bunların, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur. Onların onda (dünyada) bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz olmuştur

11:17 📚 3
أَفَمَن كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةࣲ مِّن رَّبِّهِۦ وَيَتۡلُوهُ شَاهِدࣱ مِّنۡهُ وَمِن قَبۡلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامࣰ ا وَرَحۡمَةًۚ أُوْلَٰٓئِكَ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦۚ وَمَن يَكۡفُرۡ بِهِۦ مِنَ ٱلۡأَحۡزَابِ فَٱلنَّارُ مَوۡعِدُهُۥۚ فَلَا تَكُ فِي مِرۡيَةࣲ مِّنۡهُۚ إِنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤۡمِنُونَ
أَفَمَن
kimse gibi midir?
كَانَ
olan
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
açık bir delil
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
وَيَتْلُوهُ
ve onu izleyen
شَاهِدٌۭ
bir şahit
مِّنْهُ
O'nun tarafından
وَمِن
ve
قَبْلِهِۦ
ondan önce
كِتَـٰبُ
kitabı (elinde bulunan)
مُوسَىٰٓ
Musa'nın
إِمَامًۭا
bir rehber
وَرَحْمَةً ۚ
ve rahmet olan
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte bunlar
يُؤْمِنُونَ
iman ederler
بِهِۦ ۚ
ona
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِهِۦ
onu
مِنَ
topluluklardan
ٱلْأَحْزَابِ
the sects
فَٱلنَّارُ
ateştir
مَوْعِدُهُۥ ۚ
kendisine vaadedilen
فَلَا
hiç olma
تَكُ
be
فِى
içinde
مِرْيَةٍۢ
şüphe
مِّنْهُ ۚ
bundan
إِنَّهُ
şüphesiz bu
ٱلْحَقُّ
bir gerçektir
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
وَلَـٰكِنَّ
ancak
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
iman etmezler
يُؤْمِنُونَ
believe

Saheeh InternationalSo is one who [stands] upon a clear evidence from his Lord [like the aforementioned]? And a witness from Him follows it, and before it was the Scripture of Moses to lead and as mercy. Those [believers in the former revelations] believe in the Qur'an. But whoever disbelieves in it from the [various] factions - the Fire is his promised destination. So be not in doubt about it. Indeed, it is the truth from your Lord, but most of the people do not believe

Ali BulaçRabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir? İşte onlar, buna (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan biri onu inkar ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar

11:18 📚 3
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ يُعۡرَضُونَ عَلَىٰ رَبِّهِمۡ وَيَقُولُ ٱلۡأَشۡهَٰدُ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ كَذَبُواْ عَلَىٰ رَبِّهِمۡۚ أَلَا لَعۡنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ
وَمَنْ
kim olabilir?
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّنِ
kimseden
ٱفْتَرَىٰ
uyduran
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًا ۚ
yalan
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
يُعْرَضُونَ
sunulurlar
عَلَىٰ
üzerine
رَبِّهِمْ
Rabblerine
وَيَقُولُ
ve derler
ٱلْأَشْهَـٰدُ
şahitler
هَـٰٓؤُلَآءِ
işte bunlardır
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَذَبُوا۟
yalan söyleyen(ler)
عَلَىٰ
karşı
رَبِّهِمْ ۚ
Rabblerine
أَلَا
haberiniz olsun
لَعْنَةُ
laneti
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَى
üzerinedir
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin

Saheeh InternationalAnd who is more unjust than he who invents a lie about Allah? Those will be presented before their Lord, and the witnesses will say, "These are the ones who lied against their Lord." Unquestionably, the curse of Allah is upon the wrongdoers

Ali BulaçAllah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? İşte bunlar, Rablerine sunulacaklar ve şahidler: "Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır" diyecekler. Haberiniz olsun; Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir

11:19
ٱلَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبۡغُونَهَا عِوَجࣰ ا وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ كَٰفِرُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar
يَصُدُّونَ
alıkoyar
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَبْغُونَهَا
ve onda ararlar
عِوَجًۭا
çarpıklık
وَهُم
ve onlar (ararlar)
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahireti
هُمْ
onlar
كَـٰفِرُونَ
inkar edenlerdir

Saheeh InternationalWho averted [people] from the way of Allah and sought to make it [seem] deviant while they, concerning the Hereafter, were disbelievers

Ali BulaçBunlar Allah'ın yolundan engelleyenler ve onda çarpıklık arayanlardır. Onlar, ahireti tanımayanlardır

11:20 📚 3
أُوْلَٰٓئِكَ لَمۡ يَكُونُواْ مُعۡجِزِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا كَانَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنۡ أَوۡلِيَآءَۘ يُضَٰعَفُ لَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ مَا كَانُواْ يَسۡتَطِيعُونَ ٱلسَّمۡعَ وَمَا كَانُواْ يُبۡصِرُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
لَمْ
değillerdir
يَكُونُوا۟
will be
مُعْجِزِينَ
aciz bırakacak
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَمَا
yoktur
كَانَ
onların
لَهُم
for them
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِنْ
dostları
أَوْلِيَآءَ ۘ
protectors
يُضَـٰعَفُ
kat kat artırılır
لَهُمُ
onlar için
ٱلْعَذَابُ ۚ
azab
مَا
onlar
كَانُوا۟
they were
يَسْتَطِيعُونَ
güç yetiremezlerdi
ٱلسَّمْعَ
işitmeye
وَمَا
ve
كَانُوا۟
onlar
يُبْصِرُونَ
göremezlerdi

Saheeh InternationalThose were not causing failure [to Allah] on earth, nor did they have besides Allah any protectors. For them the punishment will be multiplied. They were not able to hear, nor did they see

Ali BulaçBunlar, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir ve bunların Allah'tan başka velileri yoktur. Azap onlar için kat kat artırılır. Bunlar (hakkı) işitmeye güç yetirmezlerdi ve görmezlerdi de

11:21
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
خَسِرُوٓا۟
zarara sokan(lardır)
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
وَضَلَّ
ve kaybolmuştur
عَنْهُم
yanlarından
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
uydurdukları
يَفْتَرُونَ
(to) invent

Saheeh InternationalThose are the ones who will have lost themselves, and lost from them is what they used to invent

Ali Bulaçİşte bunlar, kendilerini hüsrana uğratanlardır ve yalan olarak uydurdukları (düzme tanrılar da) onlardan uzaklaşıp-kaybolmuşlardır

11:22 📚 2
لَا جَرَمَ أَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ هُمُ ٱلۡأَخۡسَرُونَ
لَا
yok
جَرَمَ
şüphe
أَنَّهُمْ
onlar
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
هُمُ
onlar
ٱلْأَخْسَرُونَ
en fazla zararlı çıkanlardır

Saheeh InternationalAssuredly, it is they in the Hereafter who will be the greatest losers

Ali BulaçHiç şüphesiz bunlar, ahirette en çok hüsrana uğrayanlardır

11:23
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَخۡبَتُوٓاْ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
إِنَّ
şüphesiz ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
وَعَمِلُوا۟
ve işleyenler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
وَأَخْبَتُوٓا۟
ve gönülden boyun eğenler
إِلَىٰ
Rabblerine
رَبِّهِمْ
their Lord
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
ehlidirler
ٱلْجَنَّةِ ۖ
cennet
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
kalıcıdırlar

Saheeh InternationalIndeed, they who have believed and done righteous deeds and humbled themselves to their Lord - those are the companions of Paradise; they will abide eternally therein

Ali Bulaçİman edip salih amellerde bulunanlar ve 'Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar', işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır

11:24 📚 1
۞مَثَلُ ٱلۡفَرِيقَيۡنِ كَٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡأَصَمِّ وَٱلۡبَصِيرِ وَٱلسَّمِيعِۚ هَلۡ يَسۡتَوِيَانِ مَثَلًاۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
۞ مَثَلُ
durumu
ٱلْفَرِيقَيْنِ
iki topluluğun
كَٱلْأَعْمَىٰ
körün durumu gibidir
وَٱلْأَصَمِّ
ve sağırın
وَٱلْبَصِيرِ
ve görenin
وَٱلسَّمِيعِ ۚ
ve işitenin
هَلْ
midir?
يَسْتَوِيَانِ
ikisi eşit
مَثَلًا ۚ
durumları
أَفَلَا
İbret almıyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ
you take heed

Saheeh InternationalThe example of the two parties is like the blind and deaf, and the seeing and hearing. Are they equal in comparison? Then, will you not remember

Ali BulaçBu iki grubun örneği; kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Örnekçe bunlar eşit olur mu? Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz

11:25
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦٓ إِنِّي لَكُمۡ نَذِيرࣱ مُّبِينٌ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
göndermiştik
نُوحًا
Nuh'u
إِلَىٰ
kendi kavmine
قَوْمِهِۦٓ
his people
إِنِّى
şüphesiz ben
لَكُمْ
sizin için
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌ
apaçık

Saheeh InternationalAnd We had certainly sent Noah to his people, [saying], "Indeed, I am to you a clear warner

Ali BulaçAndolsun, Biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara:) "Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum

11:26 📚 1
أَن لَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَۖ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ أَلِيمࣲ‏
أَن
diye
لَّا
kulluk etmeyin
تَعْبُدُوٓا۟
worship
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
sizin hakkınızda
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍ
bir günün
أَلِيمٍۢ
acıklı

Saheeh InternationalThat you not worship except Allah. Indeed, I fear for you the punishment of a painful day

Ali BulaçAllah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım" (dedi)

11:27 📚 1
فَقَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ مَا نَرَىٰكَ إِلَّا بَشَرࣰ ا مِّثۡلَنَا وَمَا نَرَىٰكَ ٱتَّبَعَكَ إِلَّا ٱلَّذِينَ هُمۡ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ ٱلرَّأۡيِ وَمَا نَرَىٰ لَكُمۡ عَلَيۡنَا مِن فَضۡلِۭ بَلۡ نَظُنُّكُمۡ كَٰذِبِينَ
فَقَالَ
dediler ki
ٱلْمَلَأُ
ileri gelenleri
ٱلَّذِينَ
inkar eden
كَفَرُوا۟
disbelieved
مِن
kavminden
قَوْمِهِۦ
his people
مَا
biz seni görmüyoruz
نَرَىٰكَ
we see you
إِلَّا
başka
بَشَرًۭا
bir insandan
مِّثْلَنَا
bizim gibi
وَمَا
ve
نَرَىٰكَ
görmüyoruz
ٱتَّبَعَكَ
sana uyduğunu
إِلَّا
başkasının
ٱلَّذِينَ
olandan
هُمْ
kendisi
أَرَاذِلُنَا
en aşağılıklarımız
بَادِىَ
sığ (görüşlü)
ٱلرَّأْىِ
(sığ) görüşlü
وَمَا
ve
نَرَىٰ
görmüyoruz
لَكُمْ
sizin
عَلَيْنَا
bize karşı
مِن
hiç
فَضْلٍۭ
üstünlüğünüzü
بَلْ
aksine
نَظُنُّكُمْ
zannediyoruz ki siz
كَـٰذِبِينَ
yalancılarsınız

Saheeh InternationalSo the eminent among those who disbelieved from his people said, "We do not see you but as a man like ourselves, and we do not see you followed except by those who are the lowest of us [and] at first suggestion. And we do not see in you over us any merit; rather, we think you are liars

Ali BulaçKavminden, ileri gelen inkarcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi

11:28
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةࣲ مِّن رَّبِّي وَءَاتَىٰنِي رَحۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِهِۦ فَعُمِّيَتۡ عَلَيۡكُمۡ أَنُلۡزِمُكُمُوهَا وَأَنتُمۡ لَهَا كَٰرِهُونَ
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ
Ne dersiniz?
إِن
eğer
كُنتُ
ben isem
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
bir delil
مِّن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَءَاتَىٰنِى
ve bana vermişse
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
مِّنْ
katından
عِندِهِۦ
Himself
فَعُمِّيَتْ
bu gizli bırakılmış ise
عَلَيْكُمْ
size
أَنُلْزِمُكُمُوهَا
biz sizi zorlayacak mıyız?
وَأَنتُمْ
siz
لَهَا
onu
كَـٰرِهُونَ
istemediğiniz halde

Saheeh InternationalHe said, "O my people have you considered: if I should be upon clear evidence from my Lord while He has given me mercy from Himself but it has been made unapparent to you, should we force it upon you while you are averse to it

Ali BulaçDedi ki: "Ey kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve Rabbim bana Kendi Katından bir rahmet vermiş de (bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız

11:29 📚 1
وَيَٰقَوۡمِ لَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مَالًاۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِۚ وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْۚ إِنَّهُم مُّلَٰقُواْ رَبِّهِمۡ وَلَٰكِنِّيٓ أَرَىٰكُمۡ قَوۡمࣰ ا تَجۡهَلُونَ
وَيَـٰقَوْمِ
ve Ey kavmim
لَآ
sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask (of) you
عَلَيْهِ
bunun karşılığında
مَالًا ۖ
bir mal
إِنْ
benim ecrim
أَجْرِىَ
(is) my reward
إِلَّا
yalnızca
عَلَى
aittir
ٱللَّهِ ۚ
Allah'a
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
بِطَارِدِ
kovacak
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوٓا۟ ۚ
iman eden(leri)
إِنَّهُم
şüphesiz onlar
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklardır
رَبِّهِمْ
Rabblerine
وَلَـٰكِنِّىٓ
ancak ben
أَرَىٰكُمْ
sizi görüyorum
قَوْمًۭا
bir topluluk olarak
تَجْهَلُونَ
cahillik eden

Saheeh InternationalAnd O my people, I ask not of you for it any wealth. My reward is not but from Allah. And I am not one to drive away those who have believed. Indeed, they will meet their Lord, but I see that you are a people behaving ignorantly

Ali BulaçEy Kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum

11:30
وَيَٰقَوۡمِ مَن يَنصُرُنِي مِنَ ٱللَّهِ إِن طَرَدتُّهُمۡۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
وَيَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
مَن
kim
يَنصُرُنِى
bana yardımcı olabilir
مِنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
إِن
eğer
طَرَدتُّهُمْ ۚ
onları kovsam
أَفَلَا
düşünmüyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ
you take heed

Saheeh InternationalAnd O my people, who would protect me from Allah if I drove them away? Then will you not be reminded

Ali BulaçEy kavmim, ben onları kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edecek? Hiç düşünmez misiniz

11:31 📚 1
وَلَآ أَقُولُ لَكُمۡ عِندِي خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعۡلَمُ ٱلۡغَيۡبَ وَلَآ أَقُولُ إِنِّي مَلَكࣱ وَلَآ أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزۡدَرِيٓ أَعۡيُنُكُمۡ لَن يُؤۡتِيَهُمُ ٱللَّهُ خَيۡرًاۖ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا فِيٓ أَنفُسِهِمۡ إِنِّيٓ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَلَآ
ben demiyorum
أَقُولُ
I say
لَكُمْ
size
عِندِى
benim yanımdadır
خَزَآئِنُ
hazineleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَآ
ve
أَعْلَمُ
bilmiyorum
ٱلْغَيْبَ
gaybı
وَلَآ
ve
أَقُولُ
demiyorum
إِنِّى
şüphesiz ben
مَلَكٌۭ
meleğim (diye)
وَلَآ
ve
أَقُولُ
diyemem
لِلَّذِينَ
kimseler için
تَزْدَرِىٓ
küçük gördükleri
أَعْيُنُكُمْ
gözlerinizin
لَن
onlara vermeyecektir
يُؤْتِيَهُمُ
will Allah give them
ٱللَّهُ
Allah
خَيْرًا ۖ
bir hayır
ٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
olanı
فِىٓ
içlerinde
أَنفُسِهِمْ ۖ
onların kendi
إِنِّىٓ
ben gerçekten
إِذًۭا
o zaman
لَّمِنَ
kimselerden olurum
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zulmeden

Saheeh InternationalAnd I do not tell you that I have the depositories [containing the provision] of Allah or that I know the unseen, nor do I tell you that I am an angel, nor do I say of those upon whom your eyes look down that Allah will never grant them any good. Allah is most knowing of what is within their souls. Indeed, I would then be among the wrongdoers

Ali BulaçBen size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, Allah kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir

11:32
قَالُواْ يَٰنُوحُ قَدۡ جَٰدَلۡتَنَا فَأَكۡثَرۡتَ جِدَٰلَنَا فَأۡتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰنُوحُ
Ey Nuh
قَدْ
muhakkak
جَـٰدَلْتَنَا
bizimle tartıştın
فَأَكْثَرْتَ
çok ileri gittin
جِدَٰلَنَا
bizimle tartışmanda
فَأْتِنَا
getir bakalım
بِمَا
şeyi
تَعِدُنَآ
bize vaadettiğin
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğru sözlülerden
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Saheeh InternationalThey said, "O Noah, you have disputed us and been frequent in dispute of us. So bring us what you threaten us, if you should be of the truthful

Ali BulaçDediler ki: "Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bize vaadettiğini getir (görelim)

11:33
قَالَ إِنَّمَا يَأۡتِيكُم بِهِ ٱللَّهُ إِن شَآءَ وَمَآ أَنتُم بِمُعۡجِزِينَ
قَالَ
(Nuh) dedi
إِنَّمَا
ancak
يَأْتِيكُم
size getirir
بِهِ
onu
ٱللَّهُ
Allah
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
وَمَآ
ve değilsiniz
أَنتُم
siz
بِمُعْجِزِينَ
O'nu aciz bırakacak

Saheeh InternationalHe said, "Allah will only bring it to you if He wills, and you will not cause [Him] failure

Ali BulaçDedi ki: "Eğer dilerse, onu size Allah getirir ve siz (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz

11:34 📚 5
وَلَا يَنفَعُكُمۡ نُصۡحِيٓ إِنۡ أَرَدتُّ أَنۡ أَنصَحَ لَكُمۡ إِن كَانَ ٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يُغۡوِيَكُمۡۚ هُوَ رَبُّكُمۡ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
وَلَا
ve
يَنفَعُكُمْ
size yarar vermez
نُصْحِىٓ
öğüdüm
إِنْ
eğer
أَرَدتُّ
istesem de
أَنْ
öğüt vermek
أَنصَحَ
[I] advise
لَكُمْ
size
إِن
eğer
كَانَ
Allah
ٱللَّهُ
it was Allah's
يُرِيدُ
dilerse
أَن
sizi azgınlığa düşürmeyi
يُغْوِيَكُمْ ۚ
let you go astray
هُوَ
O
رَبُّكُمْ
sizin Rabbinizdir
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Saheeh InternationalAnd my advice will not benefit you - although I wished to advise you - If Allah should intend to put you in error. He is your Lord, and to Him you will be returned

Ali BulaçEğer Allah sizi azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümün size yararı olmaz. O sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz

11:35 📚 1
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ إِنِ ٱفۡتَرَيۡتُهُۥ فَعَلَيَّ إِجۡرَامِي وَأَنَا۠ بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تُجۡرِمُونَ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar (mı?)
ٱفْتَرَىٰهُ ۖ
onu uydurdu
قُلْ
de ki
إِنِ
eğer
ٱفْتَرَيْتُهُۥ
onu ben uydurduysam
فَعَلَىَّ
benim üzerimedir
إِجْرَامِى
suçum
وَأَنَا۠
ancak ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّمَّا
sizin suçlarınızdan
تُجْرِمُونَ
crimes you commit

Saheeh InternationalOr do they say [about Prophet Muhammad], "He invented it"? Say, "If I have invented it, then upon me is [the consequence of] my crime; but I am innocent of what [crimes] you commit

Ali BulaçOnlar: "Bunu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer onu ben uydurduysam, günahım bana aittir. Ama ben, sizlerin suç olarak işlemekte olduklarınızdan uzağım

11:36
وَأُوحِيَ إِلَىٰ نُوحٍ أَنَّهُۥ لَن يُؤۡمِنَ مِن قَوۡمِكَ إِلَّا مَن قَدۡ ءَامَنَ فَلَا تَبۡتَئِسۡ بِمَا كَانُواْ يَفۡعَلُونَ
وَأُوحِىَ
vahyolundu
إِلَىٰ
Nuh'a
نُوحٍ
Nuh
أَنَّهُۥ
gerçekten
لَن
kimse iman etmeyecek
يُؤْمِنَ
believe
مِن
kavminden
قَوْمِكَ
your people
إِلَّا
dışında
مَن
kimselerin
قَدْ
(şimdiye kadar)
ءَامَنَ
iman eden
فَلَا
üzülme
تَبْتَئِسْ
(be) distressed
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
onların yaptıklarından
يَفْعَلُونَ
doing

Saheeh InternationalAnd it was revealed to Noah that, "No one will believe from your people except those who have already believed, so do not be distressed by what they have been doing

Ali BulaçNuh'a vahyedildi: "Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme

11:37
وَٱصۡنَعِ ٱلۡفُلۡكَ بِأَعۡيُنِنَا وَوَحۡيِنَا وَلَا تُخَٰطِبۡنِي فِي ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ إِنَّهُم مُّغۡرَقُونَ
وَٱصْنَعِ
ve yap
ٱلْفُلْكَ
gemiyi
بِأَعْيُنِنَا
bizim gözetimimiz altında
وَوَحْيِنَا
ve vahyimizle
وَلَا
bana hitap (dua) etme
تُخَـٰطِبْنِى
address Me
فِى
hakkında
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوٓا۟ ۚ
zulmeden(ler)
إِنَّهُم
onlar
مُّغْرَقُونَ
suda boğulacaklardır

Saheeh InternationalAnd construct the ship under Our observation and Our inspiration and do not address Me concerning those who have wronged; indeed, they are [to be] drowned

Ali BulaçBizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda Bana hitapta bulunma. Çünkü onlar suda- boğulacaklardır

11:38 📚 3
وَيَصۡنَعُ ٱلۡفُلۡكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيۡهِ مَلَأࣱ مِّن قَوۡمِهِۦ سَخِرُواْ مِنۡهُۚ قَالَ إِن تَسۡخَرُواْ مِنَّا فَإِنَّا نَسۡخَرُ مِنكُمۡ كَمَا تَسۡخَرُونَ
وَيَصْنَعُ
ve yapıyordu
ٱلْفُلْكَ
gemiyi
وَكُلَّمَا
ve ne zaman
مَرَّ
yanından geçse
عَلَيْهِ
onun
مَلَأٌۭ
ileri gelenler
مِّن
kavminden
قَوْمِهِۦ
his people
سَخِرُوا۟
alay ediyorlardı
مِنْهُ ۚ
onunla
قَالَ
dedi ki
إِن
eğer
تَسْخَرُوا۟
alay ederseniz
مِنَّا
bizimle
فَإِنَّا
muhakkak biz de
نَسْخَرُ
alay edeceğiz
مِنكُمْ
sizinle
كَمَا
gibi
تَسْخَرُونَ
sizin alay ettiğiniz

Saheeh InternationalAnd he constructed the ship, and whenever an assembly of the eminent of his people passed by him, they ridiculed him. He said, "If you ridicule us, then we will ridicule you just as you ridicule

Ali BulaçGemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında onunla alay ediyordu. O: "Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz" dedi

11:39
فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ مَن يَأۡتِيهِ عَذَابࣱ يُخۡزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيۡهِ عَذَابࣱ مُّقِيمٌ
فَسَوْفَ
yakında
تَعْلَمُونَ
bileceksiniz
مَن
kime
يَأْتِيهِ
geleceğini
عَذَابٌۭ
azabın
يُخْزِيهِ
rezil edici
وَيَحِلُّ
ve ineceğini
عَلَيْهِ
başına
عَذَابٌۭ
azabın
مُّقِيمٌ
kalıcı

Saheeh InternationalAnd you are going to know who will get a punishment that will disgrace him [on earth] and upon whom will descend an enduring punishment [in the Hereafter]

Ali BulaçArtık, ilerde bileceksiniz. Aşağılatıcı azap kime gelecek ve sürekli azap kimin üstüne çökecek

11:40
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَمۡرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ قُلۡنَا ٱحۡمِلۡ فِيهَا مِن كُلࣲّ زَوۡجَيۡنِ ٱثۡنَيۡنِ وَأَهۡلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيۡهِ ٱلۡقَوۡلُ وَمَنۡ ءَامَنَۚ وَمَآ ءَامَنَ مَعَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلࣱ‏
حَتَّىٰٓ
sonunda
إِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
أَمْرُنَا
emrimiz
وَفَارَ
ve kaynadığında
ٱلتَّنُّورُ
tandır
قُلْنَا
dedik ki
ٱحْمِلْ
bindir
فِيهَا
ona
مِن
her şeyden
كُلٍّۢ
every kind
زَوْجَيْنِ
çifti
ٱثْنَيْنِ
ikişer
وَأَهْلَكَ
ve aileni
إِلَّا
dışındaki
مَن
olanlar
سَبَقَ
önceden
عَلَيْهِ
aleyhlerine
ٱلْقَوْلُ
hüküm verilmiş
وَمَنْ
ve
ءَامَنَ ۚ
iman edenleri
وَمَآ
ve
ءَامَنَ
zaten iman etmemişti
مَعَهُۥٓ
onunla beraber
إِلَّا
dışında
قَلِيلٌۭ
çok az kimse

Saheeh International[So it was], until when Our command came and the oven overflowed, We said, "Load upon the ship of each [creature] two mates and your family, except those about whom the word has preceded, and [include] whoever has believed." But none had believed with him, except a few

Ali BulaçSonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: "Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti

11:41
۞وَقَالَ ٱرۡكَبُواْ فِيهَا بِسۡمِ ٱللَّهِ مَجۡرٜىٰهَا وَمُرۡسَىٰهَآۚ إِنَّ رَبِّي لَغَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
۞ وَقَالَ
ve dedi ki
ٱرْكَبُوا۟
haydi binin
فِيهَا
ona
بِسْمِ
adıyladır
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَجْر۪ىٰهَا
yüzmesi de
وَمُرْسَىٰهَآ ۚ
ve durması da
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
لَغَفُورٌۭ
bağışlayıcıdır
رَّحِيمٌۭ
rahmet edicidir

Saheeh InternationalAnd [Noah] said, "Embark therein; in the name of Allah is its course and its anchorage. Indeed, my Lord is Forgiving and Merciful

Ali BulaçDedi ki: "Ona binin. Onun yüzmesi de, demir atması (durması) da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz, benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir

11:42 📚 2
وَهِيَ تَجۡرِي بِهِمۡ فِي مَوۡجࣲ كَٱلۡجِبَالِ وَنَادَىٰ نُوحٌ ٱبۡنَهُۥ وَكَانَ فِي مَعۡزِلࣲ يَٰبُنَيَّ ٱرۡكَب مَّعَنَا وَلَا تَكُن مَّعَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَهِىَ
(Gemi)
تَجْرِى
geçirirken
بِهِمْ
onları
فِى
içinden
مَوْجٍۢ
dalgaların
كَٱلْجِبَالِ
dağlar gibi;
وَنَادَىٰ
ve seslendi
نُوحٌ
Nuh
ٱبْنَهُۥ
oğluna
وَكَانَ
ve o (idi)
فِى
bir kenarda
مَعْزِلٍۢ
apart
يَـٰبُنَىَّ
Ey oğulcağızım
ٱرْكَب
gel bin
مَّعَنَا
bizimle birlikte
وَلَا
and (do) not
تَكُن
olma
مَّعَ
beraber
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kâfirlerle

Saheeh InternationalAnd it sailed with them through waves like mountains, and Noah called to his son who was apart [from them], "O my son, come aboard with us and be not with the disbelievers

Ali Bulaç(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma

11:43 📚 7
قَالَ سَـَٔاوِيٓ إِلَىٰ جَبَلࣲ يَعۡصِمُنِي مِنَ ٱلۡمَآءِۚ قَالَ لَا عَاصِمَ ٱلۡيَوۡمَ مِنۡ أَمۡرِ ٱللَّهِ إِلَّا مَن رَّحِمَۚ وَحَالَ بَيۡنَهُمَا ٱلۡمَوۡجُ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُغۡرَقِينَ
قَالَ
(O) dedi ki
سَـَٔاوِىٓ
sığınacağım
إِلَىٰ
bir dağa
جَبَلٍۢ
a mountain
يَعْصِمُنِى
o beni korur
مِنَ
sudan
ٱلْمَآءِ ۚ
the water
قَالَ
dedi ki
لَا
yoktur
عَاصِمَ
kurtulacak
ٱلْيَوْمَ
bugün
مِنْ
emrinden
أَمْرِ
the Command of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِلَّا
dışında
مَن
kimselerin
رَّحِمَ ۚ
merhamet ettiği
وَحَالَ
bu sırada girdi
بَيْنَهُمَا
aralarına
ٱلْمَوْجُ
bir dalga
فَكَانَ
ve o da oldu
مِنَ
boğulanlardan
ٱلْمُغْرَقِينَ
the drowned

Saheeh International[But] he said, "I will take refuge on a mountain to protect me from the water." [Noah] said, "There is no protector today from the decree of Allah, except for whom He gives mercy." And the waves came between them, and he was among the drowned

Ali Bulaç(Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu

11:44 📚 2
وَقِيلَ يَٰٓأَرۡضُ ٱبۡلَعِي مَآءَكِ وَيَٰسَمَآءُ أَقۡلِعِي وَغِيضَ ٱلۡمَآءُ وَقُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ وَٱسۡتَوَتۡ عَلَى ٱلۡجُودِيِّۖ وَقِيلَ بُعۡدࣰ ا لِّلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقِيلَ
ve denildi
يَـٰٓأَرْضُ
ey yer
ٱبْلَعِى
çek
مَآءَكِ
suyunu
وَيَـٰسَمَآءُ
ve ey gök
أَقْلِعِى
sen de tut
وَغِيضَ
ve çekildi
ٱلْمَآءُ
su
وَقُضِىَ
ve bitirildi
ٱلْأَمْرُ
iş
وَٱسْتَوَتْ
ve oturdu
عَلَى
üzerine
ٱلْجُودِىِّ ۖ
Cudi'nin
وَقِيلَ
ve denildi
بُعْدًۭا
yok olsun
لِّلْقَوْمِ
topluluğu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler

Saheeh InternationalAnd it was said, "O earth, swallow your water, and O sky, withhold [your rain]." And the water subsided, and the matter was accomplished, and the ship came to rest on the [mountain of] Judiyy. And it was said, "Away with the wrongdoing people

Ali BulaçDenildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi

11:45 📚 2
وَنَادَىٰ نُوحࣱ رَّبَّهُۥ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ٱبۡنِي مِنۡ أَهۡلِي وَإِنَّ وَعۡدَكَ ٱلۡحَقُّ وَأَنتَ أَحۡكَمُ ٱلۡحَٰكِمِينَ
وَنَادَىٰ
ve seslendi
نُوحٌۭ
Nuh
رَّبَّهُۥ
Rabbine
فَقَالَ
ve dedi ki
رَبِّ
Rabbim
إِنَّ
şüphesiz
ٱبْنِى
oğlum
مِنْ
benim ailemdendir
أَهْلِى
my family
وَإِنَّ
ve şüphesiz
وَعْدَكَ
senin vaadin
ٱلْحَقُّ
haktır
وَأَنتَ
ve sen
أَحْكَمُ
en iyi hükmedenisin
ٱلْحَـٰكِمِينَ
hükmedenlerin

Saheeh InternationalAnd Noah called to his Lord and said, "My Lord, indeed my son is of my family; and indeed, Your promise is true; and You are the most just of judges

Ali BulaçNuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve Senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin

11:46 📚 5
قَالَ يَٰنُوحُ إِنَّهُۥ لَيۡسَ مِنۡ أَهۡلِكَۖ إِنَّهُۥ عَمَلٌ غَيۡرُ صَٰلِحࣲۖ فَلَا تَسۡـَٔلۡنِ مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمٌۖ إِنِّيٓ أَعِظُكَ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلۡجَٰهِلِينَ
قَالَ
(Allah) dedi ki
يَـٰنُوحُ
ey Nuh
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَيْسَ
değildir
مِنْ
senin ailenden
أَهْلِكَ ۖ
your family
إِنَّهُۥ
elbette o
عَمَلٌ
bir iş yapmıştı
غَيْرُ
olmayan
صَـٰلِحٍۢ ۖ
iyi
فَلَا
benden isteme
تَسْـَٔلْنِ
ask Me
مَا
bir şeyi
لَيْسَ
olmayan
لَكَ
senin
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌ ۖ
bilgin
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعِظُكَ
seni sakındırıyorum
أَن
olmanı
تَكُونَ
you be
مِنَ
bilgisizlerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ
the ignorant

Saheeh InternationalHe said, "O Noah, indeed he is not of your family; indeed, he is [one whose] work was other than righteous, so ask Me not for that about which you have no knowledge. Indeed, I advise you, lest you be among the ignorant

Ali BulaçDedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi Benden isteme. Gerçekten Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum

11:47 📚 1
قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَعُوذُ بِكَ أَنۡ أَسۡـَٔلَكَ مَا لَيۡسَ لِي بِهِۦ عِلۡمࣱۖ وَإِلَّا تَغۡفِرۡ لِي وَتَرۡحَمۡنِيٓ أَكُن مِّنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّىٓ
muhakkak ben
أَعُوذُ
sığınırım
بِكَ
sana
أَنْ
senden istemekten
أَسْـَٔلَكَ
I (should) ask You
مَا
bir şeyi
لَيْسَ
olmayan
لِى
benim
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌۭ ۖ
bilgim
وَإِلَّا
eğer
تَغْفِرْ
bağışlamazsan
لِى
beni
وَتَرْحَمْنِىٓ
ve bana rahmet etmezsen
أَكُن
olurum
مِّنَ
hüsrana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Saheeh International[Noah] said, "My Lord, I seek refuge in You from asking that of which I have no knowledge. And unless You forgive me and have mercy upon me, I will be among the losers

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum

11:48
قِيلَ يَٰنُوحُ ٱهۡبِطۡ بِسَلَٰمࣲ مِّنَّا وَبَرَكَٰتٍ عَلَيۡكَ وَعَلَىٰٓ أُمَمࣲ مِّمَّن مَّعَكَۚ وَأُمَمࣱ سَنُمَتِّعُهُمۡ ثُمَّ يَمَسُّهُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
قِيلَ
denildi ki
يَـٰنُوحُ
ey Nuh
ٱهْبِطْ
in
بِسَلَـٰمٍۢ
selam ile
مِّنَّا
bizden
وَبَرَكَـٰتٍ
ve bereketlerle
عَلَيْكَ
sana
وَعَلَىٰٓ
ve üzerine
أُمَمٍۢ
ümmetler
مِّمَّن
olanlardan
مَّعَكَ ۚ
seninle birlikte
وَأُمَمٌۭ
ve (bazı) ümmetlere
سَنُمَتِّعُهُمْ
geçimlik vereceğiz
ثُمَّ
sonra
يَمَسُّهُم
onlara dokunacaktır
مِّنَّا
bizden
عَذَابٌ
bir azap
أَلِيمٌۭ
acıklı

Saheeh InternationalIt was said, "O Noah, disembark in security from Us and blessings upon you and upon nations [descending] from those with you. But other nations [of them] We will grant enjoyment; then there will touch them from Us a painful punishment

Ali BulaçEy Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine Bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kafir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara Bizden acı bir azap dokunacaktır

11:49
تِلۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡغَيۡبِ نُوحِيهَآ إِلَيۡكَۖ مَا كُنتَ تَعۡلَمُهَآ أَنتَ وَلَا قَوۡمُكَ مِن قَبۡلِ هَٰذَاۖ فَٱصۡبِرۡۖ إِنَّ ٱلۡعَٰقِبَةَ لِلۡمُتَّقِينَ
تِلْكَ
bunlar
مِنْ
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ
the news
ٱلْغَيْبِ
gayb
نُوحِيهَآ
vahyettiğimiz
إِلَيْكَ ۖ
sana
مَا
değildin
كُنتَ
sen
تَعْلَمُهَآ
onu biliyor
أَنتَ
(ne) sen
وَلَا
ve ne de
قَوْمُكَ
senin kavmin
مِن
önce
قَبْلِ
before
هَـٰذَا ۖ
bundan
فَٱصْبِرْ ۖ
sabret
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْعَـٰقِبَةَ
sonuç
لِلْمُتَّقِينَ
takva sahiplerinindir

Saheeh InternationalThat is from the news of the unseen which We reveal to you, [O Muhammad]. You knew it not, neither you nor your people, before this. So be patient; indeed, the [best] outcome is for the righteous

Ali BulaçBunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir

11:50
وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمۡ هُودࣰ اۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥٓۖ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا مُفۡتَرُونَ
وَإِلَىٰ
ve (kavmin)e
عَادٍ
Ad
أَخَاهُمْ
kardeşleri
هُودًۭا ۚ
Hud'u (gönderdik)
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
مَا
yoktur
لَكُم
sizin için
مِّنْ
hiç bir
إِلَـٰهٍ
ilah
غَيْرُهُۥٓ ۖ
O'ndan başka
إِنْ
siz
أَنتُمْ
you
إِلَّا
ancak
مُفْتَرُونَ
yalan uyduranlarsınız

Saheeh InternationalAnd to 'Aad [We sent] their brother Hud. He said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him. You are not but inventors [of falsehood]

Ali BulaçAd (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz

11:51
يَٰقَوۡمِ لَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ أَجۡرًاۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱلَّذِي فَطَرَنِيٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
لَآ
sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask you
عَلَيْهِ
bunun için
أَجْرًا ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my reward
إِلَّا
yalnızca
عَلَى
aittir
ٱلَّذِى
beni yaratana
فَطَرَنِىٓ ۚ
created me
أَفَلَا
akıl etmiyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason

Saheeh InternationalO my people, I do not ask you for it any reward. My reward is only from the one who created me. Then will you not reason

Ali BulaçEy kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz

11:52
وَيَٰقَوۡمِ ٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِ يُرۡسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيۡكُم مِّدۡرَارࣰ ا وَيَزِدۡكُمۡ قُوَّةً إِلَىٰ قُوَّتِكُمۡ وَلَا تَتَوَلَّوۡاْ مُجۡرِمِينَ
وَيَـٰقَوْمِ
ve Ey kavmim
ٱسْتَغْفِرُوا۟
bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ
O'na
يُرْسِلِ
göndersin
ٱلسَّمَآءَ
gökten
عَلَيْكُم
üzerinize
مِّدْرَارًۭا
bolca yağmur
وَيَزِدْكُمْ
ve katsın
قُوَّةً
güç
إِلَىٰ
gücünüze
قُوَّتِكُمْ
your strength
وَلَا
yüz çevirmeyin
تَتَوَلَّوْا۟
turn away
مُجْرِمِينَ
suçlular olarak

Saheeh InternationalAnd O my people, ask forgiveness of your Lord and then repent to Him. He will send [rain from] the sky upon you in showers and increase you in strength [added] to your strength. And do not turn away, [being] criminals

Ali BulaçEy kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin

11:53
قَالُواْ يَٰهُودُ مَا جِئۡتَنَا بِبَيِّنَةࣲ وَمَا نَحۡنُ بِتَارِكِيٓ ءَالِهَتِنَا عَن قَوۡلِكَ وَمَا نَحۡنُ لَكَ بِمُؤۡمِنِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰهُودُ
Ey Hud
مَا
sen bize getirmedin
جِئْتَنَا
You have not brought us
بِبَيِّنَةٍۢ
bir belge
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
بِتَارِكِىٓ
bırakacak
ءَالِهَتِنَا
ilahlarımızı
عَن
senin sözünle
قَوْلِكَ
your saying
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
لَكَ
sana
بِمُؤْمِنِينَ
inanacak

Saheeh InternationalThey said, "O Hud, you have not brought us clear evidence, and we are not ones to leave our gods on your say-so. Nor are we believers in you

Ali BulaçEy Hud" dediler. "Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz. Sana iman edecek de değiliz

11:54 📚 1
إِن نَّقُولُ إِلَّا ٱعۡتَرَىٰكَ بَعۡضُ ءَالِهَتِنَا بِسُوٓءࣲۗ قَالَ إِنِّيٓ أُشۡهِدُ ٱللَّهَ وَٱشۡهَدُوٓاْ أَنِّي بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تُشۡرِكُونَ
إِن
diyoruz ki
نَّقُولُ
we say
إِلَّا
sadece
ٱعْتَرَىٰكَ
seni çarpmış
بَعْضُ
bazıları
ءَالِهَتِنَا
ilahlarımızdan
بِسُوٓءٍۢ ۗ
fena
قَالَ
dedi ki
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أُشْهِدُ
şahit tutuyorum
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَٱشْهَدُوٓا۟
ve şahid olun
أَنِّى
elbette ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّمَّا
ortak koştuklarınızdan
تُشْرِكُونَ
you associate

Saheeh InternationalWe only say that some of our gods have possessed you with evil." He said, "Indeed, I call Allah to witness, and witness [yourselves] that I am free from whatever you associate with Allah

Ali BulaçBiz: 'Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır' (demekten) başka bir şey söylemeyiz." Dedi ki: "Allah'ı şahid tutarım, siz de şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım

11:55
مِن دُونِهِۦۖ فَكِيدُونِي جَمِيعࣰ ا ثُمَّ لَا تُنظِرُونِ
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ ۖ
Other than Him
فَكِيدُونِى
haydi bana tuzak kurun
جَمِيعًۭا
hep birlikte
ثُمَّ
sonra
لَا
bana hiç göz açtırmayın
تُنظِرُونِ
give me respite

Saheeh InternationalOther than Him. So plot against me all together; then do not give me respite

Ali BulaçO'nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın

11:56 📚 2
إِنِّي تَوَكَّلۡتُ عَلَى ٱللَّهِ رَبِّي وَرَبِّكُمۚ مَّا مِن دَآبَّةٍ إِلَّا هُوَ ءَاخِذُۢ بِنَاصِيَتِهَآۚ إِنَّ رَبِّي عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
إِنِّى
şüphesiz ben
تَوَكَّلْتُ
güvendim
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
رَبِّى
benim Rabbim
وَرَبِّكُم ۚ
ve sizin Rabbiniz olan
مَّا
yoktur
مِن
hiçbir
دَآبَّةٍ
canlı
إِلَّا
ki
هُوَ
O'nun (Allah)
ءَاخِذٌۢ
tutmadığı
بِنَاصِيَتِهَآ ۚ
onun perçeminden
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
عَلَىٰ
üzeredir
صِرَٰطٍۢ
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Saheeh InternationalIndeed, I have relied upon Allah, my Lord and your Lord. There is no creature but that He holds its forelock. Indeed, my Lord is on a path [that is] straight

Ali BulaçBen gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır)

11:57 📚 2
فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَقَدۡ أَبۡلَغۡتُكُم مَّآ أُرۡسِلۡتُ بِهِۦٓ إِلَيۡكُمۡۚ وَيَسۡتَخۡلِفُ رَبِّي قَوۡمًا غَيۡرَكُمۡ وَلَا تَضُرُّونَهُۥ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ رَبِّي عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٍ حَفِيظࣱ‏
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirseniz
فَقَدْ
artık
أَبْلَغْتُكُم
size tebliğ ettim
مَّآ
şeyi
أُرْسِلْتُ
benimle gönderilen
بِهِۦٓ
size
إِلَيْكُمْ ۚ
to you
وَيَسْتَخْلِفُ
ve yerinize yerleştirir
رَبِّى
Rabbim
قَوْمًا
bir topluluk
غَيْرَكُمْ
sizden başka
وَلَا
ve
تَضُرُّونَهُۥ
O'na zarar da veremezsiniz
شَيْـًٔا ۚ
hiçbir
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
عَلَىٰ
her
كُلِّ
all
شَىْءٍ
şeyi
حَفِيظٌۭ
koruyandır

Saheeh InternationalBut if they turn away, [say], "I have already conveyed that with which I was sent to you. My Lord will give succession to a people other than you, and you will not harm Him at all. Indeed my Lord is, over all things, Guardian

Ali BulaçBuna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır

11:58
وَلَمَّا جَآءَ أَمۡرُنَا نَجَّيۡنَا هُودࣰ ا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ بِرَحۡمَةࣲ مِّنَّا وَنَجَّيۡنَٰهُم مِّنۡ عَذَابٍ غَلِيظࣲ‏
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
نَجَّيْنَا
kurtardık
هُودًۭا
Hud'u
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
مَعَهُۥ
beraberindeki
بِرَحْمَةٍۢ
bir rahmetle
مِّنَّا
bizden
وَنَجَّيْنَـٰهُم
ve onları koruduk
مِّنْ
bir azaptan
عَذَابٍ
a punishment
غَلِيظٍۢ
kaskatı

Saheeh InternationalAnd when Our command came, We saved Hud and those who believed with him, by mercy from Us; and We saved them from a harsh punishment

Ali BulaçEmrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile Hud'u ve O’nunla birlikte iman edenleri kurtardık. Onları şiddetli-ağır bir azaptan kurtardık

11:59
وَتِلۡكَ عَادࣱۖ جَحَدُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ وَعَصَوۡاْ رُسُلَهُۥ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَمۡرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدࣲ‏
وَتِلْكَ
ve işte bu
عَادٌۭ ۖ
Ad (halkı)
جَحَدُوا۟
inkar etti
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
رَبِّهِمْ
Rabblerinin
وَعَصَوْا۟
ve karşı geldiler
رُسُلَهُۥ
peygamberlerine
وَٱتَّبَعُوٓا۟
ve uydular
أَمْرَ
emrine
كُلِّ
her
جَبَّارٍ
zorbanın
عَنِيدٍۢ
inatçı

Saheeh InternationalAnd that was 'Aad, who rejected the signs of their Lord and disobeyed His messengers and followed the order of every obstinate tyrant

Ali Bulaçİşte Ad (halkı): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. O'nun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler

11:60 📚 1
وَأُتۡبِعُواْ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا لَعۡنَةࣰ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ أَلَآ إِنَّ عَادࣰ ا كَفَرُواْ رَبَّهُمۡۗ أَلَا بُعۡدࣰ ا لِّعَادࣲ قَوۡمِ هُودࣲ‏
وَأُتْبِعُوا۟
ve uğradılar
فِى
bu
هَـٰذِهِ
this
ٱلدُّنْيَا
dünyada
لَعْنَةًۭ
lanete
وَيَوْمَ
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
عَادًۭا
Ad (halkı)
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
رَبَّهُمْ ۗ
Rabblerini
أَلَا
dikkat edin
بُعْدًۭا
uzak olsun
لِّعَادٍۢ
Ad
قَوْمِ
kavmi
هُودٍۢ
Hud'un

Saheeh InternationalAnd they were [therefore] followed in this world with a curse and [as well] on the Day of Resurrection. Unquestionably, 'Aad denied their Lord; then away with 'Aad, the people of Hud

Ali BulaçVe bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı) inkar ettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi)

11:61 📚 1
۞وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمۡ صَٰلِحࣰ اۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥۖ هُوَ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ وَٱسۡتَعۡمَرَكُمۡ فِيهَا فَٱسۡتَغۡفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِۚ إِنَّ رَبِّي قَرِيبࣱ مُّجِيبࣱ‏
۞ وَإِلَىٰ
ve (gönderdik)
ثَمُودَ
Semud halkına
أَخَاهُمْ
kardeşleri
صَـٰلِحًۭا ۚ
Salih'i
قَالَ
şöyle dedi
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
مَا
yoktur
لَكُم
sizin
مِّنْ
ilahınız
إِلَـٰهٍ
god
غَيْرُهُۥ ۖ
O'ndan başka
هُوَ
O
أَنشَأَكُم
sizi yarattı
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَٱسْتَعْمَرَكُمْ
ve size ömür sürdürdü
فِيهَا
orada
فَٱسْتَغْفِرُوهُ
O'ndan bağışlanma dileyin
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ ۚ
O'na
إِنَّ
muhakkak ki
رَبِّى
Rabbim
قَرِيبٌۭ
yakındır
مُّجِيبٌۭ
kabul edendir

Saheeh InternationalAnd to Thamud [We sent] their brother Salih. He said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him. He has produced you from the earth and settled you in it, so ask forgiveness of Him and then repent to Him. Indeed, my Lord is near and responsive

Ali BulaçSemud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir

11:62
قَالُواْ يَٰصَٰلِحُ قَدۡ كُنتَ فِينَا مَرۡجُوࣰّ ا قَبۡلَ هَٰذَآۖ أَتَنۡهَىٰنَآ أَن نَّعۡبُدَ مَا يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَا وَإِنَّنَا لَفِي شَكࣲّ مِّمَّا تَدۡعُونَآ إِلَيۡهِ مُرِيبࣲ‏
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰصَـٰلِحُ
Ey Salih
قَدْ
doğrusu
كُنتَ
sen idin
فِينَا
aramızda
مَرْجُوًّۭا
ümit beslenen biri
قَبْلَ
önce
هَـٰذَآ ۖ
bundan
أَتَنْهَىٰنَآ
bizi men mi ediyorsun?
أَن
tapmaktan
نَّعْبُدَ
we worship
مَا
taptıklarına
يَعْبُدُ
our forefathers worshipped
ءَابَآؤُنَا
babalarımızın
وَإِنَّنَا
doğrusu biz
لَفِى
içindeyiz
شَكٍّۢ
şüphe
مِّمَّا
şeyden
تَدْعُونَآ
bizi çağırdığın
إِلَيْهِ
kendisine
مُرِيبٍۢ
tereddütlü

Saheeh InternationalThey said, "O Salih, you were among us a man of promise before this. Do you forbid us to worship what our fathers worshipped? And indeed we are, about that to which you invite us, in disquieting doubt

Ali BulaçDediler ki: "Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz

11:63
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةࣲ مِّن رَّبِّي وَءَاتَىٰنِي مِنۡهُ رَحۡمَةࣰ فَمَن يَنصُرُنِي مِنَ ٱللَّهِ إِنۡ عَصَيۡتُهُۥۖ فَمَا تَزِيدُونَنِي غَيۡرَ تَخۡسِيرࣲ‏
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ
Ne dersiniz?
إِن
eğer
كُنتُ
ben isem
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
apaçık bir belge
مِّن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَءَاتَىٰنِى
ve O bana vermişse
مِنْهُ
kendinden
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
فَمَن
kim
يَنصُرُنِى
bana yardım edebilir?
مِنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
إِنْ
eğer
عَصَيْتُهُۥ ۖ
O'na isyan edersem
فَمَا
olmaz
تَزِيدُونَنِى
bana bir katkınız
غَيْرَ
başka
تَخْسِيرٍۢ
kaybımı artırmaktan

Saheeh InternationalHe said, "O my people, have you considered: if I should be upon clear evidence from my Lord and He has given me mercy from Himself, who would protect me from Allah if I disobeyed Him? So you would not increase me except in loss

Ali BulaçDedi ki: "Ey kavmim, görüşünüz nedir söyler misiniz? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve bana Tarafından bir rahmet vermişse, bu durumda O'na isyan edecek olursam Allah'a karşı bana kim yardım edecektir? Şu halde kaybımı arttırmaktan başka bana (hiçbir yarar) sağlamayacaksınız

11:64
وَيَٰقَوۡمِ هَٰذِهِۦ نَاقَةُ ٱللَّهِ لَكُمۡ ءَايَةࣰۖ فَذَرُوهَا تَأۡكُلۡ فِيٓ أَرۡضِ ٱللَّهِۖ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءࣲ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابࣱ قَرِيبࣱ‏
وَيَـٰقَوْمِ
ve Ey kavmim
هَـٰذِهِۦ
şu
نَاقَةُ
dişi devesi
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَكُمْ
sizin için
ءَايَةًۭ
bir mucizedir
فَذَرُوهَا
onu bırakın
تَأْكُلْ
otlasın
فِىٓ
toprağında
أَرْضِ
the earth
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَا
ona dokundurmayın
تَمَسُّوهَا
touch her
بِسُوٓءٍۢ
bir kötülük
فَيَأْخُذَكُمْ
yoksa sizi yakalar
عَذَابٌۭ
bir azap
قَرِيبٌۭ
yakın

Saheeh InternationalAnd O my people, this is the she-camel of Allah - [she is] to you a sign. So let her feed upon Allah 's earth and do not touch her with harm, or you will be taken by an impending punishment

Ali BulaçEy kavmim, size işte bir ayet olarak Allah'ın devesi; onu serbest bırakın, Allah'ın arzında yesin. Ona kötülük (vermek niyeti)yle dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azap sarıverir

11:65
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُواْ فِي دَارِكُمۡ ثَلَٰثَةَ أَيَّامࣲۖ ذَٰلِكَ وَعۡدٌ غَيۡرُ مَكۡذُوبࣲ‏
فَعَقَرُوهَا
yine de onu kestiler
فَقَالَ
(bunun üzerine) dedi ki
تَمَتَّعُوا۟
yaşayın
فِى
yurdunuzda
دَارِكُمْ
your home(s)
ثَلَـٰثَةَ
üç
أَيَّامٍۢ ۖ
gün
ذَٰلِكَ
işte bu
وَعْدٌ
bir vaaddir
غَيْرُ
yalanlanmayacak
مَكْذُوبٍۢ
(to) be belied

Saheeh InternationalBut they hamstrung her, so he said, "Enjoy yourselves in your homes for three days. That is a promise not to be denied

Ali BulaçFakat onu öldürdüler. (Salih) Dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaaddir

11:66
فَلَمَّا جَآءَ أَمۡرُنَا نَجَّيۡنَا صَٰلِحࣰ ا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ بِرَحۡمَةࣲ مِّنَّا وَمِنۡ خِزۡيِ يَوۡمِئِذٍۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡقَوِيُّ ٱلۡعَزِيزُ
فَلَمَّا
nihayet
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
نَجَّيْنَا
kurtardık
صَـٰلِحًۭا
Salih'i
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
مَعَهُۥ
beraberindeki
بِرَحْمَةٍۢ
bir rahmetle
مِّنَّا
bizden
وَمِنْ
ve
خِزْىِ
aşağılığından
يَوْمِئِذٍ ۗ
o günün
إِنَّ
muhakkak ki
رَبَّكَ
senin Rabbin
هُوَ
O
ٱلْقَوِىُّ
güçlüdür
ٱلْعَزِيزُ
mutlak üstündür

Saheeh InternationalSo when Our command came, We saved Salih and those who believed with him, by mercy from Us, and [saved them] from the disgrace of that day. Indeed, it is your Lord who is the Powerful, the Exalted in Might

Ali BulaçEmrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Salih'i ve O’nunla birlikte iman edenleri o günün aşağılatıcı azabından kurtardık. Doğrusu senin Rabbin, güçlü olandır, Aziz olandır

11:67
وَأَخَذَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ ٱلصَّيۡحَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِي دِيَٰرِهِمۡ جَٰثِمِينَ
وَأَخَذَ
ve aldı
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ظَلَمُوا۟
zulmeden(leri)
ٱلصَّيْحَةُ
korkunç bir çığlık
فَأَصْبَحُوا۟
ve kaldılar
فِى
yurtlarında
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
جَـٰثِمِينَ
dizüstü çöküp

Saheeh InternationalAnd the shriek seized those who had wronged, and they became within their homes [corpses] fallen prone

Ali BulaçO zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar

11:68
كَأَن لَّمۡ يَغۡنَوۡاْ فِيهَآۗ أَلَآ إِنَّ ثَمُودَاْ كَفَرُواْ رَبَّهُمۡۗ أَلَا بُعۡدࣰ ا لِّثَمُودَ
كَأَن
sanki
لَّمْ
hiç yaşamamışlardı
يَغْنَوْا۟
they (had) prospered
فِيهَآ ۗ
orada
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
ثَمُودَا۟
Semud (halkı)
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
رَبَّهُمْ ۗ
Rabblerini
أَلَا
dikkat edin
بُعْدًۭا
uzak olsun
لِّثَمُودَ
Semud halkı

Saheeh InternationalAs if they had never prospered therein. Unquestionably, Thamud denied their Lord; then, away with Thamud

Ali BulaçSanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkı) gerçekten Rablerine (karşı) inkar etmişlerdi. Haberiniz olsun; Semud (halkına Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi)

11:69 📚 2
وَلَقَدۡ جَآءَتۡ رُسُلُنَآ إِبۡرَٰهِيمَ بِٱلۡبُشۡرَىٰ قَالُواْ سَلَٰمࣰ اۖ قَالَ سَلَٰمࣱۖ فَمَا لَبِثَ أَن جَآءَ بِعِجۡلٍ حَنِيذࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَتْ
geldiler
رُسُلُنَآ
elçilerimiz
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'e
بِٱلْبُشْرَىٰ
müjdeyle
قَالُوا۟
dediler
سَلَـٰمًۭا ۖ
Selam
قَالَ
(O da) dedi
سَلَـٰمٌۭ ۖ
Selam
فَمَا
ve hemen
لَبِثَ
and not he delayed
أَن
getirdi
جَآءَ
bring
بِعِجْلٍ
bir buzağı
حَنِيذٍۢ
kızartılmış

Saheeh InternationalAnd certainly did Our messengers come to Abraham with good tidings; they said, "Peace." He said, "Peace," and did not delay in bringing [them] a roasted calf

Ali BulaçAndolsun, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi

11:70
فَلَمَّا رَءَآ أَيۡدِيَهُمۡ لَا تَصِلُ إِلَيۡهِ نَكِرَهُمۡ وَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةࣰۚ قَالُواْ لَا تَخَفۡ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمِ لُوطࣲ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَآ
görünce
أَيْدِيَهُمْ
ellerinin
لَا
uzanmadığını
تَصِلُ
reaching
إِلَيْهِ
ona
نَكِرَهُمْ
onlardan hoşlanmadı
وَأَوْجَسَ
ve içine düştü
مِنْهُمْ
onlardan dolayı
خِيفَةًۭ ۚ
bir korku
قَالُوا۟
dediler ki
لَا
korkma
تَخَفْ
fear
إِنَّآ
biz
أُرْسِلْنَآ
gönderildik
إِلَىٰ
kavmine
قَوْمِ
(the) people
لُوطٍۢ
Lut

Saheeh InternationalBut when he saw their hands not reaching for it, he distrusted them and felt from them apprehension. They said, "Fear not. We have been sent to the people of Lot

Ali BulaçEllerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: "Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik

11:71
وَٱمۡرَأَتُهُۥ قَآئِمَةࣱ فَضَحِكَتۡ فَبَشَّرۡنَٰهَا بِإِسۡحَٰقَ وَمِن وَرَآءِ إِسۡحَٰقَ يَعۡقُوبَ
وَٱمْرَأَتُهُۥ
ve karısı da
قَآئِمَةٌۭ
ayaktaydı
فَضَحِكَتْ
ve bunun üzerine güldü
فَبَشَّرْنَـٰهَا
biz de ona müjdeledik
بِإِسْحَـٰقَ
İshak'ı
وَمِن
ve
وَرَآءِ
ardından
إِسْحَـٰقَ
İshak'ın
يَعْقُوبَ
Ya'kub'u

Saheeh InternationalAnd his Wife was standing, and she smiled. Then We gave her good tidings of Isaac and after Isaac, Jacob

Ali BulaçKarısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik

11:72
قَالَتۡ يَٰوَيۡلَتَىٰٓ ءَأَلِدُ وَأَنَا۠ عَجُوزࣱ وَهَٰذَا بَعۡلِي شَيۡخًاۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءٌ عَجِيبࣱ‏
قَالَتْ
dedi ki
يَـٰوَيْلَتَىٰٓ
ey vay halime
ءَأَلِدُ
ben doğuracak mıyım?
وَأَنَا۠
ben böyle
عَجُوزٌۭ
kocamış bir kadın iken
وَهَـٰذَا
ve şu
بَعْلِى
kocam da
شَيْخًا ۖ
bir ihtiyar iken
إِنَّ
gerçekten
هَـٰذَا
bu
لَشَىْءٌ
bir şeydir
عَجِيبٌۭ
şaşırtıcı

Saheeh InternationalShe said, "Woe to me! Shall I give birth while I am an old woman and this, my husband, is an old man? Indeed, this is an amazing thing

Ali BulaçVay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey

11:73
قَالُوٓاْ أَتَعۡجَبِينَ مِنۡ أَمۡرِ ٱللَّهِۖ رَحۡمَتُ ٱللَّهِ وَبَرَكَٰتُهُۥ عَلَيۡكُمۡ أَهۡلَ ٱلۡبَيۡتِۚ إِنَّهُۥ حَمِيدࣱ مَّجِيدࣱ‏
قَالُوٓا۟
dediler
أَتَعْجَبِينَ
şaşıyor musun?
مِنْ
işine
أَمْرِ
(the) decree of Allah
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
رَحْمَتُ
rahmeti
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَبَرَكَـٰتُهُۥ
ve bereketleri
عَلَيْكُمْ
sizin üzerinizedir
أَهْلَ
(ey) halkı
ٱلْبَيْتِ ۚ
ev
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
حَمِيدٌۭ
övgüye layıktır
مَّجِيدٌۭ
lütfu bol olandır

Saheeh InternationalThey said, "Are you amazed at the decree of Allah? May the mercy of Allah and His blessings be upon you, people of the house. Indeed, He is Praiseworthy and Honorable

Ali BulaçDediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid'tir

11:74
فَلَمَّا ذَهَبَ عَنۡ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلرَّوۡعُ وَجَآءَتۡهُ ٱلۡبُشۡرَىٰ يُجَٰدِلُنَا فِي قَوۡمِ لُوطٍ
فَلَمَّا
ne zaman ki
ذَهَبَ
gidince
عَنْ
İbrahimden
إِبْرَٰهِيمَ
Ibrahim
ٱلرَّوْعُ
korku
وَجَآءَتْهُ
ve kendisine gelince
ٱلْبُشْرَىٰ
müjde
يُجَـٰدِلُنَا
bizimle tartışmaya girişti
فِى
hakkında
قَوْمِ
kavmi
لُوطٍ
Lut

Saheeh InternationalAnd when the fright had left Abraham and the good tidings had reached him, he began to argue with Us concerning the people of Lot

Ali Bulaçİbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, Lut kavmi konusunda Bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du)

11:75
إِنَّ إِبۡرَٰهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّٰهࣱ مُّنِيبࣱ‏
إِنَّ
doğrusu
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
لَحَلِيمٌ
çok yumuşak huylu idi
أَوَّٰهٌۭ
çok içli idi
مُّنِيبٌۭ
gönülden (Allaha) yönelen biriydi

Saheeh InternationalIndeed, Abraham was forbearing, grieving and [frequently] returning [to Allah]

Ali BulaçDoğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah'a) yönelen biriydi

11:76
يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ أَعۡرِضۡ عَنۡ هَٰذَآۖ إِنَّهُۥ قَدۡ جَآءَ أَمۡرُ رَبِّكَۖ وَإِنَّهُمۡ ءَاتِيهِمۡ عَذَابٌ غَيۡرُ مَرۡدُودࣲ‏
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
Ey İbrahim
أَعْرِضْ
vazgeç
عَنْ
bundan
هَـٰذَآ ۖ
this
إِنَّهُۥ
doğrusu o
قَدْ
elbette
جَآءَ
gelmiştir
أَمْرُ
emri
رَبِّكَ ۖ
Rabbinin
وَإِنَّهُمْ
ve onlara
ءَاتِيهِمْ
gelmektedir
عَذَابٌ
bir azap
غَيْرُ
geri çevrilmeyecek
مَرْدُودٍۢ
(be) repelled

Saheeh International[The angels said], "O Abraham, give up this [plea]. Indeed, the command of your Lord has come, and indeed, there will reach them a punishment that cannot be repelled

Ali BulaçEy İbrahim, bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki, Rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelmiştir

11:77
وَلَمَّا جَآءَتۡ رُسُلُنَا لُوطࣰ ا سِيٓءَ بِهِمۡ وَضَاقَ بِهِمۡ ذَرۡعࣰ ا وَقَالَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَصِيبࣱ‏
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
جَآءَتْ
gelince
رُسُلُنَا
Elçilerimiz
لُوطًۭا
Lut'a
سِىٓءَ
kaygılandı
بِهِمْ
onlardan
وَضَاقَ
ve göğsüne bastı
بِهِمْ
onlardan
ذَرْعًۭا
bir sıkıntı
وَقَالَ
ve dedi ki
هَـٰذَا
bu
يَوْمٌ
bir gündür
عَصِيبٌۭ
çetin

Saheeh InternationalAnd when Our messengers, [the angels], came to Lot, he was anguished for them and felt for them great discomfort and said, "This is a trying day

Ali BulaçElçilerimiz Lut'a geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve: "Bu, zorlu bir gün" dedi

11:78 📚 1
وَجَآءَهُۥ قَوۡمُهُۥ يُهۡرَعُونَ إِلَيۡهِ وَمِن قَبۡلُ كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِي هُنَّ أَطۡهَرُ لَكُمۡۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ فِي ضَيۡفِيٓۖ أَلَيۡسَ مِنكُمۡ رَجُلࣱ رَّشِيدࣱ‏
وَجَآءَهُۥ
ve geldi
قَوْمُهُۥ
kavmi
يُهْرَعُونَ
koşarak
إِلَيْهِ
ona
وَمِن
ve daha önce
قَبْلُ
and before
كَانُوا۟
işliyorlardı
يَعْمَلُونَ
doing
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ
kötü işler
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlar
بَنَاتِى
kızlarımdır
هُنَّ
onlar
أَطْهَرُ
daha temizdir
لَكُمْ ۖ
sizin için
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلَا
ve
تُخْزُونِ
beni rezil etmeyin
فِى
arasında
ضَيْفِىٓ ۖ
konuklarım
أَلَيْسَ
yok mudur?
مِنكُمْ
içinizde
رَجُلٌۭ
bir adam
رَّشِيدٌۭ
aklı başında

Saheeh InternationalAnd his people came hastening to him, and before [this] they had been doing evil deeds. He said, "O my people, these are my daughters; they are purer for you. So fear Allah and do not disgrace me concerning my guests. Is there not among you a man of reason

Ali BulaçKavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. "Ey kavmim" dedi. "İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha temizdir. Artık Allah'tan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu

11:79
قَالُواْ لَقَدۡ عَلِمۡتَ مَا لَنَا فِي بَنَاتِكَ مِنۡ حَقࣲّ وَإِنَّكَ لَتَعۡلَمُ مَا نُرِيدُ
قَالُوا۟
dediler ki
لَقَدْ
muhakkak
عَلِمْتَ
sen bilirsin ki
مَا
yoktur
لَنَا
bizim
فِى
senin kızlarında
بَنَاتِكَ
your daughters
مِنْ
hiç bir
حَقٍّۢ
hakkımız
وَإِنَّكَ
ve sen
لَتَعْلَمُ
iyi bilirsin
مَا
şeyi
نُرِيدُ
bizim istediğimiz

Saheeh InternationalThey said, "You have already known that we have not concerning your daughters any claim, and indeed, you know what we want

Ali BulaçDediler ki: "Andolsun, senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz (ilgimiz ve arzumuz) olmadığını sen de bilmişsindir. Bizim ne istediğimizi gerçekte sen biliyorsun

11:80
قَالَ لَوۡ أَنَّ لِي بِكُمۡ قُوَّةً أَوۡ ءَاوِيٓ إِلَىٰ رُكۡنࣲ شَدِيدࣲ‏
قَالَ
dedi
لَوْ
keşke
أَنَّ
benim olsaydı
لِى
I had
بِكُمْ
sizi (savacak)
قُوَّةً
bir gücüm
أَوْ
yahut
ءَاوِىٓ
sığınabilseydim
إِلَىٰ
bir yere
رُكْنٍۢ
a support
شَدِيدٍۢ
sağlam

Saheeh InternationalHe said, "If only I had against you some power or could take refuge in a strong support

Ali BulaçDedi ki: "Size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim

11:81
قَالُواْ يَٰلُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَن يَصِلُوٓاْ إِلَيۡكَۖ فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعࣲ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدٌ إِلَّا ٱمۡرَأَتَكَۖ إِنَّهُۥ مُصِيبُهَا مَآ أَصَابَهُمۡۚ إِنَّ مَوۡعِدَهُمُ ٱلصُّبۡحُۚ أَلَيۡسَ ٱلصُّبۡحُ بِقَرِيبࣲ‏
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰلُوطُ
ey Lut
إِنَّا
şüphesiz biz
رُسُلُ
elçileriyiz
رَبِّكَ
Rabbinin
لَن
ilişemeyecekler
يَصِلُوٓا۟
they will reach
إِلَيْكَ ۖ
sana
فَأَسْرِ
yürü
بِأَهْلِكَ
ailenle birlikte
بِقِطْعٍۢ
bir vaktinde
مِّنَ
gecenin
ٱلَّيْلِ
the night
وَلَا
ve
يَلْتَفِتْ
geriye dönüp bakmasın
مِنكُمْ
sizden
أَحَدٌ
hiç kimse
إِلَّا
ancak hariç
ٱمْرَأَتَكَ ۖ
hanımın
إِنَّهُۥ
şüphesiz
مُصِيبُهَا
onun başına gelecektir
مَآ
şeyler
أَصَابَهُمْ ۚ
onların başına gelen
إِنَّ
şüphesiz
مَوْعِدَهُمُ
onlara vaadedilen vakit
ٱلصُّبْحُ ۚ
sabahtır
أَلَيْسَ
değil mi?
ٱلصُّبْحُ
sabah
بِقَرِيبٍۢ
yakın

Saheeh InternationalThe angels said, "O Lot, indeed we are messengers of your Lord; [therefore], they will never reach you. So set out with your family during a portion of the night and let not any among you look back - except your wife; indeed, she will be struck by that which strikes them. Indeed, their appointment is [for] the morning. Is not the morning near

Ali Bulaç(Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azap) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi

11:82
فَلَمَّا جَآءَ أَمۡرُنَا جَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهَا حِجَارَةࣰ مِّن سِجِّيلࣲ مَّنضُودࣲ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
جَعَلْنَا
çevirdik
عَـٰلِيَهَا
üstünü
سَافِلَهَا
altına
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهَا
üzerine
حِجَارَةًۭ
taşlar
مِّن
balçıktan pişirilmiş
سِجِّيلٍۢ
baked clay
مَّنضُودٍۢ
birbirini izleyen

Saheeh InternationalSo when Our command came, We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of layered hard clay, [which were]

Ali BulaçBöylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık

11:83
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَۖ وَمَا هِيَ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ بِبَعِيدࣲ‏
مُّسَوَّمَةً
işaretlenmiş (taşlar)
عِندَ
katından
رَبِّكَ ۖ
Rabbin
وَمَا
ve değildir
هِىَ
bunlar
مِنَ
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers
بِبَعِيدٍۢ
uzak

Saheeh InternationalMarked from your Lord. And Allah 's punishment is not from the wrongdoers [very] far

Ali BulaçRabbinin Katında 'belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış' olarak. Bunlar zalimlerden uzak değildir

11:84 📚 1
۞وَإِلَىٰ مَدۡيَنَ أَخَاهُمۡ شُعَيۡبࣰ اۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥۖ وَلَا تَنقُصُواْ ٱلۡمِكۡيَالَ وَٱلۡمِيزَانَۖ إِنِّيٓ أَرَىٰكُم بِخَيۡرࣲ وَإِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمࣲ مُّحِيطࣲ‏
۞ وَإِلَىٰ
ve (gönderdik)
مَدْيَنَ
Medyen'e
أَخَاهُمْ
kardeşleri
شُعَيْبًۭا ۚ
Şuayb'ı
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
مَا
yoktur
لَكُم
size
مِّنْ
hiç bir
إِلَـٰهٍ
ilah
غَيْرُهُۥ ۖ
O'ndan başka
وَلَا
ve
تَنقُصُوا۟
eksik tutmayın
ٱلْمِكْيَالَ
ölçüyü
وَٱلْمِيزَانَ ۚ
ve tartıyı
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَرَىٰكُم
sizi görüyorum
بِخَيْرٍۢ
bolluk içinde
وَإِنِّىٓ
ve ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
sizin hakkınızda
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍۢ
bir günün
مُّحِيطٍۢ
çepeçevre kuşatıcı

Saheeh InternationalAnd to Madyan [We sent] their brother Shu'ayb. He said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him. And do not decrease from the measure and the scale. Indeed, I see you in prosperity, but indeed, I fear for you the punishment of an all-encompassing Day

Ali BulaçMedyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, O'ndan başka İlahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten sizi bir 'bolluk ve refah (hayır)' içinde görüyorum. Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum

11:85 📚 2
وَيَٰقَوۡمِ أَوۡفُواْ ٱلۡمِكۡيَالَ وَٱلۡمِيزَانَ بِٱلۡقِسۡطِۖ وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
وَيَـٰقَوْمِ
ve ey kavmim
أَوْفُوا۟
tam yapın
ٱلْمِكْيَالَ
ölçüyü
وَٱلْمِيزَانَ
ve tartıyı
بِٱلْقِسْطِ ۖ
adaletle
وَلَا
ve
تَبْخَسُوا۟
eksik vermeyin
ٱلنَّاسَ
insanların;
أَشْيَآءَهُمْ
eşyalarını
وَلَا
ve
تَعْثَوْا۟
karışıklık çıkarmayın
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُفْسِدِينَ
bozguncular olarak

Saheeh InternationalAnd O my people, give full measure and weight in justice and do not deprive the people of their due and do not commit abuse on the earth, spreading corruption

Ali BulaçEy kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın

11:86
بَقِيَّتُ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَۚ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيۡكُم بِحَفِيظࣲ‏
بَقِيَّتُ
bıraktıkları
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ ۚ
mü'minler
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
عَلَيْكُم
sizin üzerinize
بِحَفِيظٍۢ
bir koruyucu

Saheeh InternationalWhat remains [lawful] from Allah is best for you, if you would be believers. But I am not a guardian over you

Ali BulaçEğer mü'minseniz, Allah'ın bıraktığı (helal işlerden olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim

11:87 📚 1
قَالُواْ يَٰشُعَيۡبُ أَصَلَوٰتُكَ تَأۡمُرُكَ أَن نَّتۡرُكَ مَا يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَآ أَوۡ أَن نَّفۡعَلَ فِيٓ أَمۡوَٰلِنَا مَا نَشَٰٓؤُاْۖ إِنَّكَ لَأَنتَ ٱلۡحَلِيمُ ٱلرَّشِيدُ
قَالُوا۟
onlar (şöyle) dediler
يَـٰشُعَيْبُ
Ey Şuayb
أَصَلَوٰتُكَ
namazın mı?
تَأْمُرُكَ
sana emrediyor
أَن
bırakmamızı
نَّتْرُكَ
we leave
مَا
şeyleri
يَعْبُدُ
taptıkları
ءَابَآؤُنَآ
babalarımızın
أَوْ
yahut
أَن
yapmaktan vazgeçmemizi
نَّفْعَلَ
we do
فِىٓ
mallarımızda
أَمْوَٰلِنَا
our wealth
مَا
şeyi
نَشَـٰٓؤُا۟ ۖ
istediğimiz
إِنَّكَ
doğrusu sen
لَأَنتَ
birisin
ٱلْحَلِيمُ
yufka yürekli
ٱلرَّشِيدُ
akıllı

Saheeh InternationalThey said, "O Shu'ayb, does your prayer command you that we should leave what our fathers worship or not do with our wealth what we please? Indeed, you are the forbearing, the discerning

Ali BulaçDediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın

11:88 📚 11
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةࣲ مِّن رَّبِّي وَرَزَقَنِي مِنۡهُ رِزۡقًا حَسَنࣰ اۚ وَمَآ أُرِيدُ أَنۡ أُخَالِفَكُمۡ إِلَىٰ مَآ أَنۡهَىٰكُمۡ عَنۡهُۚ إِنۡ أُرِيدُ إِلَّا ٱلۡإِصۡلَٰحَ مَا ٱسۡتَطَعۡتُۚ وَمَا تَوۡفِيقِيٓ إِلَّا بِٱللَّهِۚ عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُ وَإِلَيۡهِ أُنِيبُ
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ
söyleyin bakalım
إِن
eğer
كُنتُ
ben isem
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
açık bir belge
مِّن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَرَزَقَنِى
ve beni rızıklandırmışsa
مِنْهُ
kendi katından
رِزْقًا
bir rızıkla
حَسَنًۭا ۚ
güzel
وَمَآ
ve
أُرِيدُ
istemiyorum
أَنْ
size aykırı hareket etmek
أُخَالِفَكُمْ
I differ from you
إِلَىٰ
şeylerde
مَآ
what
أَنْهَىٰكُمْ
sizi menettiğim
عَنْهُ ۚ
ondan
إِنْ
istiyorum
أُرِيدُ
I intend
إِلَّا
ancak
ٱلْإِصْلَـٰحَ
ıslah etmek
مَا
gücümün yettiğince
ٱسْتَطَعْتُ ۚ
as much as I am able
وَمَا
ve yoktur
تَوْفِيقِىٓ
bir başarım
إِلَّا
başka
بِٱللَّهِ ۚ
Allah'ın (verdiğinden)
عَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلْتُ
güvendim
وَإِلَيْهِ
ve O'na
أُنِيبُ
gönülden yönelirim

Saheeh InternationalHe said, "O my people, have you considered: if I am upon clear evidence from my Lord and He has provided me with a good provision from Him...? And I do not intend to differ from you in that which I have forbidden you; I only intend reform as much as I am able. And my success is not but through Allah. Upon him I have relied, and to Him I return

Ali BulaçDedi ki: "Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni Kendisi'nden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa? Ben, size yasakladığım şeylere (kendim sahiplenmek suretiyle) size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim başarım ancak Allah iledir; O'na tevekkül ettim ve O'na içten yönelip-dönerim

11:89
وَيَٰقَوۡمِ لَا يَجۡرِمَنَّكُمۡ شِقَاقِيٓ أَن يُصِيبَكُم مِّثۡلُ مَآ أَصَابَ قَوۡمَ نُوحٍ أَوۡ قَوۡمَ هُودٍ أَوۡ قَوۡمَ صَٰلِحࣲۚ وَمَا قَوۡمُ لُوطࣲ مِّنكُم بِبَعِيدࣲ‏
وَيَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
لَا
sizi musibete uğratmasın
يَجْرِمَنَّكُمْ
(Let) not cause you to sin
شِقَاقِىٓ
bana karşı gelmeniz
أَن
isabet edenin
يُصِيبَكُم
befalls you
مِّثْلُ
benzerinin
مَآ
şeylerin
أَصَابَ
başlarına gelen
قَوْمَ
kavminin
نُوحٍ
Nuh
أَوْ
yahut
قَوْمَ
kavminin
هُودٍ
Hud
أَوْ
veya
قَوْمَ
kavminin
صَـٰلِحٍۢ ۚ
Salih
وَمَا
ve değildir
قَوْمُ
kavmi
لُوطٍۢ
Lut
مِّنكُم
sizden
بِبَعِيدٍۢ
uzak

Saheeh InternationalAnd O my people, let not [your] dissension from me cause you to be struck by that similar to what struck the people of Noah or the people of Hud or the people of Salih. And the people of Lot are not from you far away

Ali BulaçEy kavmim, bana karşı gelişiniz, sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin. Üstelik Lut kavmi size pek uzak değil

11:90
وَٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِۚ إِنَّ رَبِّي رَحِيمࣱ وَدُودࣱ‏
وَٱسْتَغْفِرُوا۟
ve bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ ۚ
O'na
إِنَّ
gerçekten
رَبِّى
benim Rabbim
رَحِيمٌۭ
çok rahmet edendir
وَدُودٌۭ
çok sevendir

Saheeh InternationalAnd ask forgiveness of your Lord and then repent to Him. Indeed, my Lord is Merciful and Affectionate

Ali BulaçRabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim, esirgeyendir, sevendir

11:91
قَالُواْ يَٰشُعَيۡبُ مَا نَفۡقَهُ كَثِيرࣰ ا مِّمَّا تَقُولُ وَإِنَّا لَنَرَىٰكَ فِينَا ضَعِيفࣰ اۖ وَلَوۡلَا رَهۡطُكَ لَرَجَمۡنَٰكَۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡنَا بِعَزِيزࣲ‏
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰشُعَيْبُ
Ey Şuayb
مَا
biz anlamıyoruz
نَفْقَهُ
we understand
كَثِيرًۭا
çoğunu
مِّمَّا
şeylerin
تَقُولُ
senin söylediğin
وَإِنَّا
ve biz
لَنَرَىٰكَ
seni görüyoruz
فِينَا
içimizde
ضَعِيفًۭا ۖ
güçsüz
وَلَوْلَا
şayet
رَهْطُكَ
yakın çevren olmasaydı
لَرَجَمْنَـٰكَ ۖ
seni taşlardık
وَمَآ
ve yoktur
أَنتَ
senin
عَلَيْنَا
bize karşı
بِعَزِيزٍۢ
bir üstünlüğün

Saheeh InternationalThey said, "O Shu'ayb, we do not understand much of what you say, and indeed, we consider you among us as weak. And if not for your family, we would have stoned you [to death]; and you are not to us one respected

Ali BulaçEy Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'. Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. Eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin

11:92
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَهۡطِيٓ أَعَزُّ عَلَيۡكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَٱتَّخَذۡتُمُوهُ وَرَآءَكُمۡ ظِهۡرِيًّاۖ إِنَّ رَبِّي بِمَا تَعۡمَلُونَ مُحِيطࣱ‏
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
أَرَهْطِىٓ
yakın çevrem
أَعَزُّ
daha mı üstündür
عَلَيْكُم
sizce
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَٱتَّخَذْتُمُوهُ
onu bıraktınız
وَرَآءَكُمْ
arkanızda
ظِهْرِيًّا ۖ
sırt dönerek
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
مُحِيطٌۭ
kuşatmıştır

Saheeh InternationalHe said, "O my people, is my family more respected for power by you than Allah? But you put Him behind your backs [in neglect]. Indeed, my Lord is encompassing of what you do

Ali BulaçDedi ki: "Ey kavmim, sizce benim yakın-çevrem, Allah'tan daha mı üstündür ki, O'nu arkanızda-unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz. Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır

11:93
وَيَٰقَوۡمِ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنِّي عَٰمِلࣱۖ سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ مَن يَأۡتِيهِ عَذَابࣱ يُخۡزِيهِ وَمَنۡ هُوَ كَٰذِبࣱۖ وَٱرۡتَقِبُوٓاْ إِنِّي مَعَكُمۡ رَقِيبࣱ‏
وَيَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
ٱعْمَلُوا۟
yapın
عَلَىٰ
imkanınızın elverdiğini
مَكَانَتِكُمْ
your position
إِنِّى
ben de
عَـٰمِلٌۭ ۖ
yapıyorum
سَوْفَ
yakında
تَعْلَمُونَ
bileceksiniz
مَن
kime
يَأْتِيهِ
geleceğini
عَذَابٌۭ
azabın
يُخْزِيهِ
aşağılatıcı
وَمَنْ
ve kimin
هُوَ
o
كَـٰذِبٌۭ ۖ
yalancı olduğunu
وَٱرْتَقِبُوٓا۟
gözetleyin
إِنِّى
ben de
مَعَكُمْ
sizinle birlikte
رَقِيبٌۭ
gözetliyorum

Saheeh InternationalAnd O my people, work according to your position; indeed, I am working. You are going to know to whom will come a punishment that will disgrace him and who is a liar. So watch; indeed, I am with you a watcher, [awaiting the outcome]

Ali BulaçEy kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz, ben de yapacağım. Kime aşağılatıcı azap gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. Siz gözetleyip durun, ben de sizinle birlikte gözetleyeceğim

11:94
وَلَمَّا جَآءَ أَمۡرُنَا نَجَّيۡنَا شُعَيۡبࣰ ا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ بِرَحۡمَةࣲ مِّنَّا وَأَخَذَتِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ ٱلصَّيۡحَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِي دِيَٰرِهِمۡ جَٰثِمِينَ
وَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
نَجَّيْنَا
kurtardık
شُعَيْبًۭا
Şuayb'ı
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
مَعَهُۥ
onunla birlikte
بِرَحْمَةٍۢ
bir rahmetle
مِّنَّا
tarafımızdan
وَأَخَذَتِ
ve aldı
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ظَلَمُوا۟
zulmeden(leri)
ٱلصَّيْحَةُ
bir çığlık
فَأَصْبَحُوا۟
ve kaldılar
فِى
yurtlarında
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
جَـٰثِمِينَ
diz çökmüç olarak

Saheeh InternationalAnd when Our command came, We saved Shu'ayb and those who believed with him, by mercy from Us. And the shriek seized those who had wronged, and they became within their homes [corpses] fallen prone

Ali BulaçEmrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Şuayb'ı ve O’nunla birlikte iman edenleri kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar

11:95
كَأَن لَّمۡ يَغۡنَوۡاْ فِيهَآۗ أَلَا بُعۡدࣰ ا لِّمَدۡيَنَ كَمَا بَعِدَتۡ ثَمُودُ
كَأَن
sanki
لَّمْ
hiç yaşamamışlardı
يَغْنَوْا۟
they (had) prospered
فِيهَآ ۗ
orada
أَلَا
iyi bilin ki
بُعْدًۭا
uzaklaştırıldı
لِّمَدْيَنَ
Medyen (halkı)
كَمَا
gibi
بَعِدَتْ
uzaklaştırıldığı
ثَمُودُ
Semud (halkı)

Saheeh InternationalAs if they had never prospered therein. Then, away with Madyan as Thamud was taken away

Ali BulaçSanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (halkına da Allah'ın rahmetinden öyle) bir uzaklık (verildi)

11:96
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينٍ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
gönderdik
مُوسَىٰ
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizle
وَسُلْطَـٰنٍۢ
ve bir belgeyle
مُّبِينٍ
apaçık

Saheeh InternationalAnd We did certainly send Moses with Our signs and a clear authority

Ali BulaçAndolsun, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik

11:97
إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦ فَٱتَّبَعُوٓاْ أَمۡرَ فِرۡعَوۡنَۖ وَمَآ أَمۡرُ فِرۡعَوۡنَ بِرَشِيدࣲ‏
إِلَىٰ
Firavun'a
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦ
ve adamlarına
فَٱتَّبَعُوٓا۟
onlar uydular
أَمْرَ
buyruğuna
فِرْعَوْنَ ۖ
Firavun'un
وَمَآ
ve değildi
أَمْرُ
buyruğu
فِرْعَوْنَ
Firavun'un
بِرَشِيدٍۢ
doğruya yöneltici

Saheeh InternationalTo Pharaoh and his establishment, but they followed the command of Pharaoh, and the command of Pharaoh was not [at all] discerning

Ali BulaçFiravun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi

11:98
يَقۡدُمُ قَوۡمَهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَأَوۡرَدَهُمُ ٱلنَّارَۖ وَبِئۡسَ ٱلۡوِرۡدُ ٱلۡمَوۡرُودُ
يَقْدُمُ
öncülük ederek
قَوْمَهُۥ
kavmine
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فَأَوْرَدَهُمُ
sürükler
ٱلنَّارَ ۖ
ateşe
وَبِئْسَ
ne fena
ٱلْوِرْدُ
bir yerdir
ٱلْمَوْرُودُ
vardıkları yer

Saheeh InternationalHe will precede his people on the Day of Resurrection and lead them into the Fire; and wretched is the place to which they are led

Ali BulaçO, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir

11:99
وَأُتۡبِعُواْ فِي هَٰذِهِۦ لَعۡنَةࣰ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ بِئۡسَ ٱلرِّفۡدُ ٱلۡمَرۡفُودُ
وَأُتْبِعُوا۟
onlar uğratıldılar
فِى
burada
هَـٰذِهِۦ
this
لَعْنَةًۭ
lanete
وَيَوْمَ
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
بِئْسَ
ne kötü
ٱلرِّفْدُ
bir bağıştır
ٱلْمَرْفُودُ
verilen bu bağış

Saheeh InternationalAnd they were followed in this [world] with a curse and on the Day of Resurrection. And wretched is the gift which is given

Ali BulaçOnlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır

11:100
ذَٰلِكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡقُرَىٰ نَقُصُّهُۥ عَلَيۡكَۖ مِنۡهَا قَآئِمࣱ وَحَصِيدࣱ‏
ذَٰلِكَ
işte bu
مِنْ
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ
(the) news
ٱلْقُرَىٰ
o şehirlerin
نَقُصُّهُۥ
anlattıklarımız
عَلَيْكَ ۖ
sana
مِنْهَا
onlardan bazıları
قَآئِمٌۭ
ayaktadırlar
وَحَصِيدٌۭ
(bazıları ise) tamamen silinmiştir

Saheeh InternationalThat is from the news of the cities, which We relate to you; of them, some are [still] standing and some are [as] a harvest [mowed down]

Ali BulaçBunlar, sana doğru haber (kıssa) olarak aktardığımız (geçmişteki) nesillerin haberleridir. Onlardan kimi ayakta kalmış, (hala izleri var, kimi de) biçilmiş ekin (gibi yerlebir edilmiş, kalıntısı silinmiş) dir

11:101
وَمَا ظَلَمۡنَٰهُمۡ وَلَٰكِن ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡۖ فَمَآ أَغۡنَتۡ عَنۡهُمۡ ءَالِهَتُهُمُ ٱلَّتِي يَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲ لَّمَّا جَآءَ أَمۡرُ رَبِّكَۖ وَمَا زَادُوهُمۡ غَيۡرَ تَتۡبِيبࣲ‏
وَمَا
biz onlara zulmetmedik
ظَلَمْنَـٰهُمْ
We wronged them
وَلَـٰكِن
ama
ظَلَمُوٓا۟
onlar zulmettiler
أَنفُسَهُمْ ۖ
kendilerine
فَمَآ
sağlayamadı
أَغْنَتْ
availed
عَنْهُمْ
kendilerine
ءَالِهَتُهُمُ
onların ilahları
ٱلَّتِى
taptıkları
يَدْعُونَ
they invoked
مِن
başka
دُونِ
other than Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِن
hiç bir
شَىْءٍۢ
şey
لَّمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُ
emri
رَبِّكَ ۖ
Rabbinin
وَمَا
bir işe yaramadı
زَادُوهُمْ
artırmaktan
غَيْرَ
başka
تَتْبِيبٍۢ
kayıplarını

Saheeh InternationalAnd We did not wrong them, but they wronged themselves. And they were not availed at all by their gods which they invoked other than Allah when there came the command of your Lord. And they did not increase them in other than ruin

Ali BulaçBiz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böylece Rabbinin emri geldiği zaman, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiçbir şey sağlayamadı, 'helak ve kayıplarını' arttırmaktan başka bir işe yaramadı

11:102 📚 3
وَكَذَٰلِكَ أَخۡذُ رَبِّكَ إِذَآ أَخَذَ ٱلۡقُرَىٰ وَهِيَ ظَٰلِمَةٌۚ إِنَّ أَخۡذَهُۥٓ أَلِيمࣱ شَدِيدٌ
وَكَذَٰلِكَ
işte böyledir
أَخْذُ
yakalaması
رَبِّكَ
Rabbinin
إِذَآ
zaman
أَخَذَ
yakaladığı
ٱلْقُرَىٰ
şehirleri
وَهِىَ
ve o
ظَـٰلِمَةٌ ۚ
zulmeden
إِنَّ
şüphesiz
أَخْذَهُۥٓ
O'nun yakalaması
أَلِيمٌۭ
pek acı
شَدِيدٌ
pek şiddetlidir

Saheeh InternationalAnd thus is the seizure of your Lord when He seizes the cities while they are committing wrong. Indeed, His seizure is painful and severe

Ali BulaçOnlar, zulüm işlemektelerken, ülkeleri (veya nesilleri) yakaladığı zaman... Rabbinin yakalaması işte böyledir. Gerçekten O'nun yakalaması pek acı, pek şiddetlidir

11:103 📚 2
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّمَنۡ خَافَ عَذَابَ ٱلۡأٓخِرَةِۚ ذَٰلِكَ يَوۡمࣱ مَّجۡمُوعࣱ لَّهُ ٱلنَّاسُ وَذَٰلِكَ يَوۡمࣱ مَّشۡهُودࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
ibret
لِّمَنْ
kimse için
خَافَ
korkan
عَذَابَ
azabından
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ahiret
ذَٰلِكَ
işte O
يَوْمٌۭ
bir gündür
مَّجْمُوعٌۭ
toplanacağı
لَّهُ
onda
ٱلنَّاسُ
insanların
وَذَٰلِكَ
ve O
يَوْمٌۭ
bir gündür
مَّشْهُودٌۭ
herkesin tanık olacağı

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign for those who fear the punishment of the Hereafter. That is a Day for which the people will be collected, and that is a Day [which will be] witnessed

Ali BulaçAhiret azabından korkan için bunda kesin ayetler vardır. O, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür

11:104
وَمَا نُؤَخِّرُهُۥٓ إِلَّا لِأَجَلࣲ مَّعۡدُودࣲ‏
وَمَا
ve
نُؤَخِّرُهُۥٓ
biz onu geciktirmeyiz
إِلَّا
ancak
لِأَجَلٍۢ
süreye kadar
مَّعْدُودٍۢ
belirli

Saheeh InternationalAnd We do not delay it except for a limited term

Ali BulaçBiz onu sayılı bir sürenin (ecelin) dışında ertelemeyiz

11:105 📚 2
يَوۡمَ يَأۡتِ لَا تَكَلَّمُ نَفۡسٌ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ فَمِنۡهُمۡ شَقِيࣱّ وَسَعِيدࣱ‏
يَوْمَ
O gün
يَأْتِ
gelince
لَا
konuşamaz
تَكَلَّمُ
will speak
نَفْسٌ
hiç kimse
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِهِۦ ۚ
O'nun izni
فَمِنْهُمْ
onlardan kimi
شَقِىٌّۭ
bedbahtttır
وَسَعِيدٌۭ
(kimi de) mutludur

Saheeh InternationalThe Day it comes no soul will speak except by His permission. And among them will be the wretched and the prosperous

Ali Bulaç(Kıyametin) Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır

11:106 📚 1
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ شَقُواْ فَفِي ٱلنَّارِ لَهُمۡ فِيهَا زَفِيرࣱ وَشَهِيقٌ
فَأَمَّا
kimseler
ٱلَّذِينَ
those who
شَقُوا۟
bedbaht olan(lar)
فَفِى
içindedirler
ٱلنَّارِ
ateş
لَهُمْ
onların vardır
فِيهَا
orada
زَفِيرٌۭ
korkunç çığlıkları
وَشَهِيقٌ
ve inlemeleri

Saheeh InternationalAs for those who were [destined to be] wretched, they will be in the Fire. For them therein is [violent] exhaling and inhaling

Ali BulaçMutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır

11:107
خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَۚ إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالࣱ لِّمَا يُرِيدُ
خَـٰلِدِينَ
onlar sürekli kalıcıdırlar
فِيهَا
orada
مَا
durdukça
دَامَتِ
as long as remain
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
gökler
وَٱلْأَرْضُ
ve yer
إِلَّا
dışında
مَا
kimseler
شَآءَ
diledikleri
رَبُّكَ ۚ
Rabbinin
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
فَعَّالٌۭ
yapandır
لِّمَا
dilediğini
يُرِيدُ
He intends

Saheeh International[They will be] abiding therein as long as the heavens and the earth endure, except what your Lord should will. Indeed, your Lord is an effecter of what He intends

Ali BulaçOnlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır

11:108
۞وَأَمَّا ٱلَّذِينَ سُعِدُواْ فَفِي ٱلۡجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَۖ عَطَآءً غَيۡرَ مَجۡذُوذࣲ‏
۞ وَأَمَّا
ve
ٱلَّذِينَ
kimseler
سُعِدُوا۟
mutlu olan(lar)
فَفِى
içindedirler
ٱلْجَنَّةِ
cennet
خَـٰلِدِينَ
onlar sürekli kalıcıdırlar
فِيهَا
orada
مَا
durdukça
دَامَتِ
as long as remains
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
gökler
وَٱلْأَرْضُ
ve yer
إِلَّا
dışında
مَا
diledikleri
شَآءَ
what your Lord wills
رَبُّكَ ۖ
Rabbinin
عَطَآءً
bir lütuftur
غَيْرَ
olmaksızın
مَجْذُوذٍۢ
kesinti

Saheeh InternationalAnd as for those who were [destined to be] prosperous, they will be in Paradise, abiding therein as long as the heavens and the earth endure, except what your Lord should will - a bestowal uninterrupted

Ali BulaçMutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır

11:109 📚 1
فَلَا تَكُ فِي مِرۡيَةࣲ مِّمَّا يَعۡبُدُ هَٰٓؤُلَآءِۚ مَا يَعۡبُدُونَ إِلَّا كَمَا يَعۡبُدُ ءَابَآؤُهُم مِّن قَبۡلُۚ وَإِنَّا لَمُوَفُّوهُمۡ نَصِيبَهُمۡ غَيۡرَ مَنقُوصࣲ‏
فَلَا
o halde
تَكُ
olmasın
فِى
hiçbir
مِرْيَةٍۢ
tereddüd
مِّمَّا
hakkında
يَعْبُدُ
taptıkları
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ
onların
مَا
onlar tapmazlar
يَعْبُدُونَ
they worship
إِلَّا
başkasına
كَمَا
gibi olandan
يَعْبُدُ
taptıkları
ءَابَآؤُهُم
babalarının
مِّن
daha önce
قَبْلُ ۚ
before
وَإِنَّا
şüphesiz biz
لَمُوَفُّوهُمْ
vereceğiz
نَصِيبَهُمْ
onların paylarını
غَيْرَ
olmadan
مَنقُوصٍۢ
eksik

Saheeh InternationalSo do not be in doubt, [O Muhammad], as to what these [polytheists] are worshipping. They worship not except as their fathers worshipped before. And indeed, We will give them their share undiminished

Ali BulaçArtık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma. Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle tapıyorlar. Şüphesiz Biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız

11:110 📚 3
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ فَٱخۡتُلِفَ فِيهِۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّهُمۡ لَفِي شَكࣲّ مِّنۡهُ مُرِيبࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitab'ı
فَٱخْتُلِفَ
ayrılığa düşüldü
فِيهِ ۚ
onda
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ
bir söz
سَبَقَتْ
önceden geçmiş
مِن
tarafından
رَّبِّكَ
Rabbin
لَقُضِىَ
hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ ۚ
aralarında
وَإِنَّهُمْ
şüphesiz onlar
لَفِى
içindedirler
شَكٍّۢ
bir tereddüt
مِّنْهُ
bunun hakkında
مُرِيبٍۢ
gocundurucu

Saheeh InternationalAnd We had certainly given Moses the Scripture, but it came under disagreement. And if not for a word that preceded from your Lord, it would have been judged between them. And indeed they are, concerning the Qur'an, in disquieting doubt

Ali BulaçAndolsun, Musa'ya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı. Gerçekten onlar, bundan (Kur'an'dan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler

11:111
وَإِنَّ كُلࣰّ ا لَّمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمۡ رَبُّكَ أَعۡمَٰلَهُمۡۚ إِنَّهُۥ بِمَا يَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
وَإِنَّ
ve şüphesiz
كُلًّۭا
tümünün
لَّمَّا
tastamam verecektir
لَيُوَفِّيَنَّهُمْ
surely will pay them in full
رَبُّكَ
Rabbin
أَعْمَـٰلَهُمْ ۚ
onların yaptıklarını
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
بِمَا
şeylerden
يَعْمَلُونَ
yaptıkları
خَبِيرٌۭ
haberdardır

Saheeh InternationalAnd indeed, each [of the believers and disbelievers] - your Lord will fully compensate them for their deeds. Indeed, He is Acquainted with what they do

Ali BulaçŞüphesiz Rabbin, onlardan tümüne yapıp ettiklerini(n karşılığını) onlara tastamam ödeyecektir. Çünkü O, yapıp-ettiklerinden haberdar olandır

11:112 📚 3
فَٱسۡتَقِمۡ كَمَآ أُمِرۡتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطۡغَوۡاْۚ إِنَّهُۥ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
فَٱسْتَقِمْ
dosdoğru olun
كَمَآ
gibi
أُمِرْتَ
emrolunduğun
وَمَن
ve kimseler
تَابَ
tevbe eden
مَعَكَ
seninle birlikte
وَلَا
ve
تَطْغَوْا۟ ۚ
aşırı gitmeyin
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Saheeh InternationalSo remain on a right course as you have been commanded, [you] and those who have turned back with you [to Allah], and do not transgress. Indeed, He is Seeing of what you do

Ali BulaçSeninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir

11:113 📚 6
وَلَا تَرۡكَنُوٓاْ إِلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنۡ أَوۡلِيَآءَ ثُمَّ لَا تُنصَرُونَ
وَلَا
ve
تَرْكَنُوٓا۟
meyletmeyin
إِلَى
kimselere
ٱلَّذِينَ
those who
ظَلَمُوا۟
zulmeden(lere)
فَتَمَسَّكُمُ
yoksa size dokunur
ٱلنَّارُ
ateş
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
sizin için
مِّن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِنْ
hiçbir
أَوْلِيَآءَ
dost(lar)
ثُمَّ
sonra
لَا
asla
تُنصَرُونَ
yardım göremezsiniz

Saheeh InternationalAnd do not incline toward those who do wrong, lest you be touched by the Fire, and you would not have other than Allah any protectors; then you would not be helped

Ali BulaçZulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz

11:114
وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ طَرَفَيِ ٱلنَّهَارِ وَزُلَفࣰ ا مِّنَ ٱلَّيۡلِۚ إِنَّ ٱلۡحَسَنَٰتِ يُذۡهِبۡنَ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ ذَٰلِكَ ذِكۡرَىٰ لِلذَّٰكِرِينَ
وَأَقِمِ
ve kıl
ٱلصَّلَوٰةَ
namaz
طَرَفَىِ
iki tarafında
ٱلنَّهَارِ
gündüzün
وَزُلَفًۭا
ve yakın vakitlerinde
مِّنَ
gecenin
ٱلَّيْلِ ۚ
the night
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْحَسَنَـٰتِ
iyilikler
يُذْهِبْنَ
giderir
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ
kötülükleri
ذَٰلِكَ
bu
ذِكْرَىٰ
bir öğüttür
لِلذَّٰكِرِينَ
ibret alanlara

Saheeh InternationalAnd establish prayer at the two ends of the day and at the approach of the night. Indeed, good deeds do away with misdeeds. That is a reminder for those who remember

Ali BulaçGündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür

11:115 📚 3
وَٱصۡبِرۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَٱصْبِرْ
ve sabret
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
zayi etmez
يُضِيعُ
let go waste
أَجْرَ
ecirlerini
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik yapanların

Saheeh InternationalAnd be patient, for indeed, Allah does not allow to be lost the reward of those who do good

Ali BulaçVe sabret. Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez

11:116 📚 2
فَلَوۡلَا كَانَ مِنَ ٱلۡقُرُونِ مِن قَبۡلِكُمۡ أُوْلُواْ بَقِيَّةࣲ يَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡفَسَادِ فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّمَّنۡ أَنجَيۡنَا مِنۡهُمۡۗ وَٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مَآ أُتۡرِفُواْ فِيهِ وَكَانُواْ مُجۡرِمِينَ
فَلَوْلَا
değil miydi?
كَانَ
bulunmalı
مِنَ
nesillerden
ٱلْقُرُونِ
the generations
مِن
sizden önceki
قَبْلِكُمْ
before you
أُو۟لُوا۟
sahipleri
بَقِيَّةٍۢ
fazilet
يَنْهَوْنَ
alıkoyan
عَنِ
fesattan
ٱلْفَسَادِ
the corruption
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
إِلَّا
dışında
قَلِيلًۭا
çok azı
مِّمَّنْ
kendilerini
أَنجَيْنَا
kurtardığımız
مِنْهُمْ ۗ
onlardan
وَٱتَّبَعَ
peşine takıldılar
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوا۟
zulmedenler
مَآ
bulundukları refahın
أُتْرِفُوا۟
luxury they were given
فِيهِ
içinde
وَكَانُوا۟
ve oldular
مُجْرِمِينَ
suçlu kimseler

Saheeh InternationalSo why were there not among the generations before you those of enduring discrimination forbidding corruption on earth - except a few of those We saved from among them? But those who wronged pursued what luxury they were given therein, and they were criminals

Ali BulaçSizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı

11:117 📚 1
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهۡلِكَ ٱلۡقُرَىٰ بِظُلۡمࣲ وَأَهۡلُهَا مُصۡلِحُونَ
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
رَبُّكَ
Rabbin
لِيُهْلِكَ
helak edecek
ٱلْقُرَىٰ
o beldeleri
بِظُلْمٍۢ
zulümle
وَأَهْلُهَا
ahalisi (iken)
مُصْلِحُونَ
ıslah edici

Saheeh InternationalAnd your Lord would not have destroyed the cities unjustly while their people were reformers

Ali BulaçHalkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi

11:118 📚 2
وَلَوۡ شَآءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ ٱلنَّاسَ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰۖ وَلَا يَزَالُونَ مُخۡتَلِفِينَ
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
رَبُّكَ
Rabbin
لَجَعَلَ
yapardı
ٱلنَّاسَ
insanları
أُمَّةًۭ
ümmet
وَٰحِدَةًۭ ۖ
bir tek
وَلَا
ama hala
يَزَالُونَ
durmazlar
مُخْتَلِفِينَ
ihtilaf etmekten

Saheeh InternationalAnd if your Lord had willed, He could have made mankind one community; but they will not cease to differ

Ali BulaçEğer Rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet kılardı. Oysa, onlar, anlaşmazlığı sürdürmektedirler

11:119 📚 12
إِلَّا مَن رَّحِمَ رَبُّكَۚ وَلِذَٰلِكَ خَلَقَهُمۡۗ وَتَمَّتۡ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ
إِلَّا
hariç
مَن
kimseler
رَّحِمَ
rahmet ettiği
رَبُّكَ ۚ
Rabbinin
وَلِذَٰلِكَ
zaten bunun için
خَلَقَهُمْ ۗ
onları yarattı
وَتَمَّتْ
ve yerine gelmiştir
كَلِمَةُ
sözü
رَبِّكَ
Rabbinin
لَأَمْلَأَنَّ
andolsun dolduracağım
جَهَنَّمَ
cehennemi
مِنَ
cinlerden
ٱلْجِنَّةِ
the Jinn
وَٱلنَّاسِ
ve insanlar(dan)
أَجْمَعِينَ
tamamen

Saheeh InternationalExcept whom your Lord has given mercy, and for that He created them. But the word of your Lord is to be fulfilled that, "I will surely fill Hell with jinn and men all together

Ali BulaçRabbinin rahmet ettikleri dışında. Onları bunun için yarattı. Böylece Rabbinin (şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tümüyle dolduracağım

11:120 📚 2
وَكُلࣰّ ا نَّقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهِۦ فُؤَادَكَۚ وَجَآءَكَ فِي هَٰذِهِ ٱلۡحَقُّ وَمَوۡعِظَةࣱ وَذِكۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
وَكُلًّۭا
her şeyi
نَّقُصُّ
anlatıyoruz
عَلَيْكَ
sana
مِنْ
haberlerinden
أَنۢبَآءِ
(the) news
ٱلرُّسُلِ
Peygamberlerin
مَا
olan
نُثَبِّتُ
sağlamlaştıracak
بِهِۦ
onunla
فُؤَادَكَ ۚ
kalbini
وَجَآءَكَ
ve sana gelmiştir
فِى
bunda
هَـٰذِهِ
this
ٱلْحَقُّ
bir hak
وَمَوْعِظَةٌۭ
ve bir öğüt
وَذِكْرَىٰ
ve bir uyarı
لِلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler için

Saheeh InternationalAnd each [story] We relate to you from the news of the messengers is that by which We make firm your heart. And there has come to you, in this, the truth and an instruction and a reminder for the believers

Ali BulaçSana elçilerin haberlerinden -kalbini sağlamlaştıracak- doğru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve mü'minlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir

11:121
وَقُل لِّلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنَّا عَٰمِلُونَ
وَقُل
ve de ki
لِّلَّذِينَ
kimselere
لَا
iman etmeyen(lere)
يُؤْمِنُونَ
believe
ٱعْمَلُوا۟
yapın
عَلَىٰ
imkanınızın elverdiğini
مَكَانَتِكُمْ
your position
إِنَّا
biz de
عَـٰمِلُونَ
yapmaktayız

Saheeh InternationalAnd say to those who do not believe, "Work according to your position; indeed, we are working

Ali Bulaçİman etmeyenlere de ki: "Yapabileceğinizi yapın; elbette biz de yapacağız

11:122 📚 1
وَٱنتَظِرُوٓاْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ
وَٱنتَظِرُوٓا۟
ve bekleyin
إِنَّا
biz de
مُنتَظِرُونَ
beklemekteyiz

Saheeh InternationalAnd wait, indeed, we are waiting

Ali BulaçVe gözleyip durun; gerçekten biz de gözleyip duruyoruz

11:123 📚 2
وَلِلَّهِ غَيۡبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ يُرۡجَعُ ٱلۡأَمۡرُ كُلُّهُۥ فَٱعۡبُدۡهُ وَتَوَكَّلۡ عَلَيۡهِۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
وَلِلَّهِ
ve Allah'a aittir
غَيْبُ
gaybı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَإِلَيْهِ
ve O'na
يُرْجَعُ
döndürülür
ٱلْأَمْرُ
işler
كُلُّهُۥ
bütün
فَٱعْبُدْهُ
(öyleyse) O'na kulluk et
وَتَوَكَّلْ
ve dayan
عَلَيْهِ ۚ
O'na
وَمَا
ve değildir
رَبُّكَ
Rabbin
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Saheeh InternationalAnd to Allah belong the unseen [aspects] of the heavens and the earth and to Him will be returned the matter, all of it, so worship Him and rely upon Him. And your Lord is not unaware of that which you do

Ali BulaçGöklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir

← Önceki Sonraki →

11. Hud Suresi | Anlam Arayışı