☪ Anlam Arayışı

11. Hud سُورَةُ هُودٍ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
11:1 📚 3
الٓرۚ كِتَٰبٌ أُحۡكِمَتۡ ءَايَٰتُهُۥ ثُمَّ فُصِّلَتۡ مِن لَّدُنۡ حَكِيمٍ خَبِيرٍ
الٓر ۚ
Elif Lâm Râ
كِتَـٰبٌ
bir Kitap'tır
أُحْكِمَتْ
sağlamlaştırılmış
ءَايَـٰتُهُۥ
ayetleri
ثُمَّ
sonra
فُصِّلَتْ
etraflıca açıklanmış
مِن
tarafından
لَّدُنْ
from (he One Who)
حَكِيمٍ
hikmet sahibi
خَبِيرٍ
ve her şeyden haberdar

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım

Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. [This is] a Book whose verses are perfected and then presented in detail from [one who is] Wise and Acquainted

11:2 📚 1
أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَۚ إِنَّنِي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرࣱ وَبَشِيرࣱ‏
أَلَّا
öyle ki
تَعْبُدُوٓا۟
kulluk etmeyin
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّنِى
şüphesiz ben
لَكُم
size
مِّنْهُ
O'nun tarafından
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
وَبَشِيرٌۭ
ve müjdeleyiciyim

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım

Saheeh International[Through a messenger, saying], "Do not worship except Allah. Indeed, I am to you from Him a warner and a bringer of good tidings

11:3 📚 3
وَأَنِ ٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِ يُمَتِّعۡكُم مَّتَٰعًا حَسَنًا إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى وَيُؤۡتِ كُلَّ ذِي فَضۡلࣲ فَضۡلَهُۥۖ وَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمࣲ كَبِيرٍ
وَأَنِ
ve
ٱسْتَغْفِرُوا۟
bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ
O'na
يُمَتِّعْكُم
sizi yararlandırsın
مَّتَـٰعًا
nimetlerden
حَسَنًا
güzel
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
مُّسَمًّۭى
belirli
وَيُؤْتِ
ve versin
كُلَّ
her
ذِى
sahibine
فَضْلٍۢ
ihsan
فَضْلَهُۥ ۖ
kendi ihsanını
وَإِن
ve eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirseniz
فَإِنِّىٓ
gerçekten ben
أَخَافُ
korkarım
عَلَيْكُمْ
sizin hakkınızda
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍۢ
bir günün
كَبِيرٍ
büyük

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım

Saheeh InternationalAnd [saying], "Seek forgiveness of your Lord and repent to Him, [and] He will let you enjoy a good provision for a specified term and give every doer of favor his favor. But if you turn away, then indeed, I fear for you the punishment of a great Day

11:4 📚 1
إِلَى ٱللَّهِ مَرۡجِعُكُمۡۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
إِلَى
Allah'adır
ٱللَّهِ
Allah
مَرْجِعُكُمْ ۖ
dönüşünüz
وَهُوَ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌ
güç yetirendir

Diyanet İşleri MealiDönüşünüz ancak Allah'adır. O her şeye Kadir'dir

Saheeh InternationalTo Allah is your return, and He is over all things competent

11:5 📚 1
أَلَآ إِنَّهُمۡ يَثۡنُونَ صُدُورَهُمۡ لِيَسۡتَخۡفُواْ مِنۡهُۚ أَلَا حِينَ يَسۡتَغۡشُونَ ثِيَابَهُمۡ يَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ
onlar
يَثْنُونَ
bükerler
صُدُورَهُمْ
göğüslerini
لِيَسْتَخْفُوا۟
gizlenmek için
مِنْهُ ۚ
ondan
أَلَا
yine iyi bilin ki
حِينَ
ne zaman
يَسْتَغْشُونَ
bürünseler
ثِيَابَهُمْ
elbiselerine
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
يُسِرُّونَ
gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ ۚ
açığa vurdukları
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
عَلِيمٌۢ
bilendir
بِذَاتِ
olanı
ٱلصُّدُورِ
gönüllerde

Diyanet İşleri MealiBilin ki, onlar Kuran okunurken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki, elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, kalblerde olanı bilendir

Saheeh InternationalUnquestionably, they the disbelievers turn away their breasts to hide themselves from Him. Unquestionably, [even] when they cover themselves in their clothing, Allah knows what they conceal and what they declare. Indeed, He is Knowing of that within the breasts

11:6 📚 19
۞وَمَا مِن دَآبَّةࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ رِزۡقُهَا وَيَعۡلَمُ مُسۡتَقَرَّهَا وَمُسۡتَوۡدَعَهَاۚ كُلࣱّ فِي كِتَٰبࣲ مُّبِينࣲ‏
۞ وَمَا
ve yoktur
مِن
hiçbir
دَآبَّةٍۢ
canlı
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
إِلَّا
ait olmayan
عَلَى
on
ٱللَّهِ
Allah'a
رِزْقُهَا
rızkı
وَيَعْلَمُ
ve O bilir
مُسْتَقَرَّهَا
onun karar kıldığı yeri
وَمُسْتَوْدَعَهَا ۚ
ve emanet bırakıldığı yeri
كُلٌّۭ
(bunların) hepsi
فِى
bir Kitap'tadır
كِتَـٰبٍۢ
a Record
مُّبِينٍۢ
apaçık

Diyanet İşleri MealiYeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı ancak Allah'a aittir. O, canlıları babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta iken de bilir. Her şey apaçık bir Kitaptadır

Saheeh InternationalAnd there is no creature on earth but that upon Allah is its provision, and He knows its place of dwelling and place of storage. All is in a clear register

11:7 📚 1
وَهُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ وَكَانَ عَرۡشُهُۥ عَلَى ٱلۡمَآءِ لِيَبۡلُوَكُمۡ أَيُّكُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلࣰ اۗ وَلَئِن قُلۡتَ إِنَّكُم مَّبۡعُوثُونَ مِنۢ بَعۡدِ ٱلۡمَوۡتِ لَيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّبِينࣱ‏
وَهُوَ
ve O'dur
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
فِى
içinde
سِتَّةِ
altı
أَيَّامٍۢ
gün
وَكَانَ
iken
عَرْشُهُۥ
O'nun Arş'ı
عَلَى
üzerinde
ٱلْمَآءِ
su
لِيَبْلُوَكُمْ
sizi denemek için
أَيُّكُمْ
hanginizin
أَحْسَنُ
daha güzel (olduğunu)
عَمَلًۭا ۗ
amelinin
وَلَئِن
ve şayet
قُلْتَ
onlara dersen
إِنَّكُم
şüphesiz siz
مَّبْعُوثُونَ
diriltileceksiniz
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ٱلْمَوْتِ
ölümden
لَيَقُولَنَّ
hemen derler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
başka
سِحْرٌۭ
bir sihirden
مُّبِينٌۭ
apaçık

Diyanet İşleri MealiArş'ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. And olsun ki, "Siz gerçekten, ölümden sonra dirileceksiniz" desen, inkar edenler: "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" derler

Saheeh InternationalAnd it is He who created the heavens and the earth in six days - and His Throne had been upon water - that He might test you as to which of you is best in deed. But if you say, "Indeed, you are resurrected after death," those who disbelieve will surely say, "This is not but obvious magic

11:8 📚 2
وَلَئِنۡ أَخَّرۡنَا عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابَ إِلَىٰٓ أُمَّةࣲ مَّعۡدُودَةࣲ لَّيَقُولُنَّ مَا يَحۡبِسُهُۥٓۗ أَلَا يَوۡمَ يَأۡتِيهِمۡ لَيۡسَ مَصۡرُوفًا عَنۡهُمۡ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
وَلَئِنْ
ve şayet
أَخَّرْنَا
geciktirsek
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابَ
azabı
إِلَىٰٓ
için
أُمَّةٍۢ
bir süre
مَّعْدُودَةٍۢ
sayılı
لَّيَقُولُنَّ
mutlaka derler
مَا
nedir?
يَحْبِسُهُۥٓ ۗ
onu alıkoyan
أَلَا
haberiniz olsun ki
يَوْمَ
gün
يَأْتِيهِمْ
o geldiği
لَيْسَ
değildir
مَصْرُوفًا
geri çevrilecek
عَنْهُمْ
kendilerinden
وَحَاقَ
ve kuşatır
بِهِم
onları
مَّا
şey
كَانُوا۟
oldukları
بِهِۦ
onu
يَسْتَهْزِءُونَ
alaya alıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onların azabını sayılı bir süreye kadar ertelesek, "Onu alıkoyan nedir?" derler. Bilin ki, onlara azab geldiği gün, artık geri çevrilmez; alaya aldıkları şey onları mahvedecektir

Saheeh InternationalAnd if We hold back from them the punishment for a limited time, they will surely say, "What detains it?" Unquestionably, on the Day it comes to them, it will not be averted from them, and they will be enveloped by what they used to ridicule

11:9
وَلَئِنۡ أَذَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِنَّا رَحۡمَةࣰ ثُمَّ نَزَعۡنَٰهَا مِنۡهُ إِنَّهُۥ لَيَـُٔوسࣱ كَفُورࣱ‏
وَلَئِنْ
şayet
أَذَقْنَا
tattırsak
ٱلْإِنسَـٰنَ
insana
مِنَّا
katımızdan
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
ثُمَّ
sonra
نَزَعْنَـٰهَا
onu geri alsak
مِنْهُ
ondan
إِنَّهُۥ
o hemen olur
لَيَـُٔوسٌۭ
ümitsiz
كَفُورٌۭ
bir nankör

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, insana nimetimizi tattırır sonra onu ondan çekip alırsak, o şüphesiz umutsuz bir nanköre döner

Saheeh InternationalAnd if We give man a taste of mercy from Us and then We withdraw it from him, indeed, he is despairing and ungrateful

11:10 📚 4
وَلَئِنۡ أَذَقۡنَٰهُ نَعۡمَآءَ بَعۡدَ ضَرَّآءَ مَسَّتۡهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ ٱلسَّيِّـَٔاتُ عَنِّيٓۚ إِنَّهُۥ لَفَرِحࣱ فَخُورٌ
وَلَئِنْ
ve şayet
أَذَقْنَـٰهُ
ona tattırırsak
نَعْمَآءَ
bir nimet
بَعْدَ
sonra
ضَرَّآءَ
bir darlıktan
مَسَّتْهُ
kendisine dokunan
لَيَقُولَنَّ
mutlaka der
ذَهَبَ
gitti
ٱلسَّيِّـَٔاتُ
kötülükler
عَنِّىٓ ۚ
benden
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَفَرِحٌۭ
şımarık
فَخُورٌ
ve böbürlenendir

Diyanet İşleri MealiBaşına gelen sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak, "Musibetler başımdan gitti" der; doğrusu o, şımarıp böbürlenen biridir

Saheeh InternationalBut if We give him a taste of favor after hardship has touched him, he will surely say, "Bad times have left me." Indeed, he is exultant and boastful

11:11
إِلَّا ٱلَّذِينَ صَبَرُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرࣱ كَبِيرࣱ‏
إِلَّا
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ
kimseler
صَبَرُوا۟
sabreden(ler)
وَعَمِلُوا۟
ve ameller işleyenler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُم
onlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
bağışlanma
وَأَجْرٌۭ
ve ecir
كَبِيرٌۭ
büyük

Diyanet İşleri MealiBunların dışında, sabredip iyi işler işleyen kimseler, işte onlara mağfiret ve büyük ecir vardır

Saheeh InternationalExcept for those who are patient and do righteous deeds; those will have forgiveness and great reward

11:12 📚 1
فَلَعَلَّكَ تَارِكُۢ بَعۡضَ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيۡكَ وَضَآئِقُۢ بِهِۦ صَدۡرُكَ أَن يَقُولُواْ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ كَنزٌ أَوۡ جَآءَ مَعَهُۥ مَلَكٌۚ إِنَّمَآ أَنتَ نَذِيرࣱۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ وَكِيلٌ
فَلَعَلَّكَ
belki de
تَارِكٌۢ
bırakacaksın
بَعْضَ
bir kısmını
مَا
vahyedilenin
يُوحَىٰٓ
is revealed
إِلَيْكَ
sana
وَضَآئِقٌۢ
ve daralacak
بِهِۦ
onunla
صَدْرُكَ
göğsün
أَن
dolayı
يَقُولُوا۟
demelerinden
لَوْلَآ
değil miydi?
أُنزِلَ
indirilmeli
عَلَيْهِ
ona
كَنزٌ
bir hazine
أَوْ
veya
جَآءَ
gelmeli
مَعَهُۥ
beraberinde
مَلَكٌ ۚ
bir melek
إِنَّمَآ
ancak
أَنتَ
sen
نَذِيرٌۭ ۚ
bir uyarıcısın
وَٱللَّهُ
Allah ise
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
وَكِيلٌ
vekildir

Diyanet İşleri MealiPutperestlerin: "Ona bir hazine indirilmeli veya yanında bir melek gelmeli değil miydi?" demelerinden senin kalbin daralır ve belki de sana vahyolunanın bir kısmını terkedecek olursun. Sen ancak bir uyarıcısın, Allah her şeye vekildir

Saheeh InternationalThen would you possibly leave [out] some of what is revealed to you, or is your breast constrained by it because they say, "Why has there not been sent down to him a treasure or come with him an angel?" But you are only a warner. And Allah is Disposer of all things

11:13 📚 2
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ فَأۡتُواْ بِعَشۡرِ سُوَرࣲ مِّثۡلِهِۦ مُفۡتَرَيَٰتࣲ وَٱدۡعُواْ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar mı?
افْتَرَاهُ ۖ
onu kendisi uydurdu
قُلْ
de ki
فَأْتُوا۟
getirin
بِعَشْرِ
on (tane)
سُوَرٍۢ
sure
مِّثْلِهِۦ
onun benzeri
مُفْتَرَيَـٰتٍۢ
uydurulmuş
وَٱدْعُوا۟
ve çağırın
مَنِ
gücünüzyeteni
ٱسْتَطَعْتُم
you can
مِّن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru sözlü

Diyanet İşleri MealiSenin için: "Onu uydurdu" diyorlar, öyle mi? De ki: "Öyleyse onun surelerine benzer uydurma on sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın

Saheeh InternationalOr do they say, "He invented it"? Say, "Then bring ten surahs like it that have been invented and call upon [for assistance] whomever you can besides Allah, if you should be truthful

11:14 📚 6
فَإِلَّمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَكُمۡ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَآ أُنزِلَ بِعِلۡمِ ٱللَّهِ وَأَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَهَلۡ أَنتُم مُّسۡلِمُونَ
فَإِلَّمْ
eğer
يَسْتَجِيبُوا۟
cevap veremezlerse
لَكُمْ
size
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّمَآ
doğrusu o
أُنزِلَ
indirilmiştir
بِعِلْمِ
ilmiyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَأَن
ve şüphesiz
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
ilah
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
فَهَلْ
artık olur musunuz?
أَنتُم
size
مُّسْلِمُونَ
Müslüman

Diyanet İşleri MealiSöylediğinizi yapamazlarsa, bilin ki o, ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir. O'ndan başka tanrı yoktur, artık müslümansınız değil mi

Saheeh InternationalAnd if they do not respond to you - then know that the Qur'an was revealed with the knowledge of Allah and that there is no deity except Him. Then, would you [not] be Muslims

11:15 📚 8
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيۡهِمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ فِيهَا وَهُمۡ فِيهَا لَا يُبۡخَسُونَ
مَن
kimler
كَانَ
isterse
يُرِيدُ
desires
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَزِينَتَهَا
ve süsünü
نُوَفِّ
karşılıklarını tam veririz
إِلَيْهِمْ
onlara
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıklarının
فِيهَا
orada
وَهُمْ
ve onlara
فِيهَا
orada
لَا
bir noksanlık yapılmaz
يُبْخَسُونَ
will not be lessened

Diyanet İşleri MealiDünya hayatını ve güzelliklerini isteyenlere, orada işlediklerinin karşılığını tastamam veririz; onlar orada bir eksikliğe de uğratılmazlar

Saheeh InternationalWhoever desires the life of this world and its adornments - We fully repay them for their deeds therein, and they therein will not be deprived

11:16 📚 6
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَيۡسَ لَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ إِلَّا ٱلنَّارُۖ وَحَبِطَ مَا صَنَعُواْ فِيهَا وَبَٰطِلࣱ مَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
لَيْسَ
olmayan
لَهُمْ
kendileri için
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
إِلَّا
başka bir şey
ٱلنَّارُ ۖ
ateşten
وَحَبِطَ
ve boşa gitmiştir
مَا
işledikleri
صَنَعُوا۟
they did
فِيهَا
orada
وَبَـٰطِلٌۭ
ve geçersizdir
مَّا
oldukları
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yapmakta

Diyanet İşleri Mealiİşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da batıldır

Saheeh InternationalThose are the ones for whom there is not in the Hereafter but the Fire. And lost is what they did therein, and worthless is what they used to do

11:17 📚 3
أَفَمَن كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةࣲ مِّن رَّبِّهِۦ وَيَتۡلُوهُ شَاهِدࣱ مِّنۡهُ وَمِن قَبۡلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامࣰ ا وَرَحۡمَةًۚ أُوْلَٰٓئِكَ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦۚ وَمَن يَكۡفُرۡ بِهِۦ مِنَ ٱلۡأَحۡزَابِ فَٱلنَّارُ مَوۡعِدُهُۥۚ فَلَا تَكُ فِي مِرۡيَةࣲ مِّنۡهُۚ إِنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤۡمِنُونَ
أَفَمَن
kimse gibi midir?
كَانَ
olan
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
açık bir delil
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
وَيَتْلُوهُ
ve onu izleyen
شَاهِدٌۭ
bir şahit
مِّنْهُ
O'nun tarafından
وَمِن
ve
قَبْلِهِۦ
ondan önce
كِتَـٰبُ
kitabı (elinde bulunan)
مُوسَىٰٓ
Musa'nın
إِمَامًۭا
bir rehber
وَرَحْمَةً ۚ
ve rahmet olan
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte bunlar
يُؤْمِنُونَ
iman ederler
بِهِۦ ۚ
ona
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِهِۦ
onu
مِنَ
topluluklardan
ٱلْأَحْزَابِ
the sects
فَٱلنَّارُ
ateştir
مَوْعِدُهُۥ ۚ
kendisine vaadedilen
فَلَا
hiç olma
تَكُ
be
فِى
içinde
مِرْيَةٍۢ
şüphe
مِّنْهُ ۚ
bundan
إِنَّهُ
şüphesiz bu
ٱلْحَقُّ
bir gerçektir
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
وَلَـٰكِنَّ
ancak
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
iman etmezler
يُؤْمِنُونَ
believe

Diyanet İşleri MealiRabbinin katından bir belgesi ve onun arkasından da bir şahidi olanlar, önlerinde de Musa'nın Kitap'ı önder ve rahmet olarak bulunanlardır ki, işte onlar Kuran'a inanırlar. Hangi topluluk onu inkar ederse yeri ateştir; senin de bundan şüphen olmasın. Doğrusu o, Rabbinden bir gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar

Saheeh InternationalSo is one who [stands] upon a clear evidence from his Lord [like the aforementioned]? And a witness from Him follows it, and before it was the Scripture of Moses to lead and as mercy. Those [believers in the former revelations] believe in the Qur'an. But whoever disbelieves in it from the [various] factions - the Fire is his promised destination. So be not in doubt about it. Indeed, it is the truth from your Lord, but most of the people do not believe

11:18 📚 3
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ يُعۡرَضُونَ عَلَىٰ رَبِّهِمۡ وَيَقُولُ ٱلۡأَشۡهَٰدُ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ كَذَبُواْ عَلَىٰ رَبِّهِمۡۚ أَلَا لَعۡنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ
وَمَنْ
kim olabilir?
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّنِ
kimseden
ٱفْتَرَىٰ
uyduran
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًا ۚ
yalan
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
يُعْرَضُونَ
sunulurlar
عَلَىٰ
üzerine
رَبِّهِمْ
Rabblerine
وَيَقُولُ
ve derler
ٱلْأَشْهَـٰدُ
şahitler
هَـٰٓؤُلَآءِ
işte bunlardır
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَذَبُوا۟
yalan söyleyen(ler)
عَلَىٰ
karşı
رَبِّهِمْ ۚ
Rabblerine
أَلَا
haberiniz olsun
لَعْنَةُ
laneti
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَى
üzerinedir
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin

Diyanet İşleri MealiYalan söyleyerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim vardır? İşte bunlar Rablerine götürülürler ve şahidler: "Rablerine yalan söyleyenler bunlardır" derler. Bilin ki Allah'ın laneti haksızlık yapanlaradır

Saheeh InternationalAnd who is more unjust than he who invents a lie about Allah? Those will be presented before their Lord, and the witnesses will say, "These are the ones who lied against their Lord." Unquestionably, the curse of Allah is upon the wrongdoers

11:19
ٱلَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبۡغُونَهَا عِوَجࣰ ا وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ كَٰفِرُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar
يَصُدُّونَ
alıkoyar
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَبْغُونَهَا
ve onda ararlar
عِوَجًۭا
çarpıklık
وَهُم
ve onlar (ararlar)
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahireti
هُمْ
onlar
كَـٰفِرُونَ
inkar edenlerdir

Diyanet İşleri MealiBunlar Allah'ın yolundan alıkorlar ve o yolu eğriltmeğe çalışırlar; işte onlar ahireti inkar edenlerdir

Saheeh InternationalWho averted [people] from the way of Allah and sought to make it [seem] deviant while they, concerning the Hereafter, were disbelievers

11:20 📚 3
أُوْلَٰٓئِكَ لَمۡ يَكُونُواْ مُعۡجِزِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا كَانَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنۡ أَوۡلِيَآءَۘ يُضَٰعَفُ لَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ مَا كَانُواْ يَسۡتَطِيعُونَ ٱلسَّمۡعَ وَمَا كَانُواْ يُبۡصِرُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
لَمْ
değillerdir
يَكُونُوا۟
will be
مُعْجِزِينَ
aciz bırakacak
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَمَا
yoktur
كَانَ
onların
لَهُم
for them
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِنْ
dostları
أَوْلِيَآءَ ۘ
protectors
يُضَـٰعَفُ
kat kat artırılır
لَهُمُ
onlar için
ٱلْعَذَابُ ۚ
azab
مَا
onlar
كَانُوا۟
they were
يَسْتَطِيعُونَ
güç yetiremezlerdi
ٱلسَّمْعَ
işitmeye
وَمَا
ve
كَانُوا۟
onlar
يُبْصِرُونَ
göremezlerdi

Diyanet İşleri MealiBunlar yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamazlar. Allah'dan başka kendilerini kurtaracak dostları da yoktur. Azab onlara kat kat verilir; işitemezler ve göremezlerdi

Saheeh InternationalThose were not causing failure [to Allah] on earth, nor did they have besides Allah any protectors. For them the punishment will be multiplied. They were not able to hear, nor did they see

11:21
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
خَسِرُوٓا۟
zarara sokan(lardır)
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
وَضَلَّ
ve kaybolmuştur
عَنْهُم
yanlarından
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
uydurdukları
يَفْتَرُونَ
(to) invent

Diyanet İşleri Mealiİşte bunlar kendilerine yazık edenlerdir. Uydurdukları putlar da onlardan uzaklaşıp kaybolmuştur

Saheeh InternationalThose are the ones who will have lost themselves, and lost from them is what they used to invent

11:22 📚 2
لَا جَرَمَ أَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ هُمُ ٱلۡأَخۡسَرُونَ
لَا
yok
جَرَمَ
şüphe
أَنَّهُمْ
onlar
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
هُمُ
onlar
ٱلْأَخْسَرُونَ
en fazla zararlı çıkanlardır

Diyanet İşleri MealiAhirette en çok kayba uğrayacaklar şüphesiz bunlardır

Saheeh InternationalAssuredly, it is they in the Hereafter who will be the greatest losers

11:23
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَخۡبَتُوٓاْ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
إِنَّ
şüphesiz ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
وَعَمِلُوا۟
ve işleyenler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
وَأَخْبَتُوٓا۟
ve gönülden boyun eğenler
إِلَىٰ
Rabblerine
رَبِّهِمْ
their Lord
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
ehlidirler
ٱلْجَنَّةِ ۖ
cennet
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
kalıcıdırlar

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inanan ve yararlı iş yapanlar ve Rablerine boyun eğenler, işte onlar cennetliklerdir; orada temellidirler

Saheeh InternationalIndeed, they who have believed and done righteous deeds and humbled themselves to their Lord - those are the companions of Paradise; they will abide eternally therein

11:24 📚 1
۞مَثَلُ ٱلۡفَرِيقَيۡنِ كَٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡأَصَمِّ وَٱلۡبَصِيرِ وَٱلسَّمِيعِۚ هَلۡ يَسۡتَوِيَانِ مَثَلًاۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
۞ مَثَلُ
durumu
ٱلْفَرِيقَيْنِ
iki topluluğun
كَٱلْأَعْمَىٰ
körün durumu gibidir
وَٱلْأَصَمِّ
ve sağırın
وَٱلْبَصِيرِ
ve görenin
وَٱلسَّمِيعِ ۚ
ve işitenin
هَلْ
midir?
يَسْتَوِيَانِ
ikisi eşit
مَثَلًا ۚ
durumları
أَفَلَا
İbret almıyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ
you take heed

Diyanet İşleri MealiBu iki zümrenin durumu, kör ve sağır kimse ile gören ve işiten kimsenin durumuna benzer. Durumları hiç eşit olabilir mi? İbret almıyor musunuz

Saheeh InternationalThe example of the two parties is like the blind and deaf, and the seeing and hearing. Are they equal in comparison? Then, will you not remember

11:25
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦٓ إِنِّي لَكُمۡ نَذِيرࣱ مُّبِينٌ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
göndermiştik
نُوحًا
Nuh'u
إِلَىٰ
kendi kavmine
قَوْمِهِۦٓ
his people
إِنِّى
şüphesiz ben
لَكُمْ
sizin için
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌ
apaçık

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki biz Nuh'u kendi milletine gönderdik; "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım; Allah'tan başkasına kulluk etmeyin; doğrusu ben hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum" dedi

Saheeh InternationalAnd We had certainly sent Noah to his people, [saying], "Indeed, I am to you a clear warner

11:26 📚 1
أَن لَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَۖ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ أَلِيمࣲ‏
أَن
diye
لَّا
kulluk etmeyin
تَعْبُدُوٓا۟
worship
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
sizin hakkınızda
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍ
bir günün
أَلِيمٍۢ
acıklı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki biz Nuh'u kendi milletine gönderdik; "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım; Allah'tan başkasına kulluk etmeyin; doğrusu ben hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum" dedi

Saheeh InternationalThat you not worship except Allah. Indeed, I fear for you the punishment of a painful day

11:27 📚 1
فَقَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ مَا نَرَىٰكَ إِلَّا بَشَرࣰ ا مِّثۡلَنَا وَمَا نَرَىٰكَ ٱتَّبَعَكَ إِلَّا ٱلَّذِينَ هُمۡ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ ٱلرَّأۡيِ وَمَا نَرَىٰ لَكُمۡ عَلَيۡنَا مِن فَضۡلِۭ بَلۡ نَظُنُّكُمۡ كَٰذِبِينَ
فَقَالَ
dediler ki
ٱلْمَلَأُ
ileri gelenleri
ٱلَّذِينَ
inkar eden
كَفَرُوا۟
disbelieved
مِن
kavminden
قَوْمِهِۦ
his people
مَا
biz seni görmüyoruz
نَرَىٰكَ
we see you
إِلَّا
başka
بَشَرًۭا
bir insandan
مِّثْلَنَا
bizim gibi
وَمَا
ve
نَرَىٰكَ
görmüyoruz
ٱتَّبَعَكَ
sana uyduğunu
إِلَّا
başkasının
ٱلَّذِينَ
olandan
هُمْ
kendisi
أَرَاذِلُنَا
en aşağılıklarımız
بَادِىَ
sığ (görüşlü)
ٱلرَّأْىِ
(sığ) görüşlü
وَمَا
ve
نَرَىٰ
görmüyoruz
لَكُمْ
sizin
عَلَيْنَا
bize karşı
مِن
hiç
فَضْلٍۭ
üstünlüğünüzü
بَلْ
aksine
نَظُنُّكُمْ
zannediyoruz ki siz
كَـٰذِبِينَ
yalancılarsınız

Diyanet İşleri MealiMilletinin inkarcı ileri gelenleri: "Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz. Daha başlangıçta, sana bizim ayak takımı dışında kimsenin uyduğunu görmüyoruz. Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur; biz sizi yalancı sanıyoruz" dediler

Saheeh InternationalSo the eminent among those who disbelieved from his people said, "We do not see you but as a man like ourselves, and we do not see you followed except by those who are the lowest of us [and] at first suggestion. And we do not see in you over us any merit; rather, we think you are liars

11:28
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةࣲ مِّن رَّبِّي وَءَاتَىٰنِي رَحۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِهِۦ فَعُمِّيَتۡ عَلَيۡكُمۡ أَنُلۡزِمُكُمُوهَا وَأَنتُمۡ لَهَا كَٰرِهُونَ
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ
Ne dersiniz?
إِن
eğer
كُنتُ
ben isem
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
bir delil
مِّن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَءَاتَىٰنِى
ve bana vermişse
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
مِّنْ
katından
عِندِهِۦ
Himself
فَعُمِّيَتْ
bu gizli bırakılmış ise
عَلَيْكُمْ
size
أَنُلْزِمُكُمُوهَا
biz sizi zorlayacak mıyız?
وَأَنتُمْ
siz
لَهَا
onu
كَـٰرِهُونَ
istemediğiniz halde

Diyanet İşleri MealiNuh: "Ey milletim! Rabbimin katından bir delilim bulunsa ve bana yine katından bir rahmet vermiş de bunlar sizden gizlenmiş olsa, söyleyin bana, hoşlanmadığınız halde zorla sizi bunlara mecbur mu ederiz?" dedi

Saheeh InternationalHe said, "O my people have you considered: if I should be upon clear evidence from my Lord while He has given me mercy from Himself but it has been made unapparent to you, should we force it upon you while you are averse to it

11:29 📚 1
وَيَٰقَوۡمِ لَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مَالًاۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِۚ وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْۚ إِنَّهُم مُّلَٰقُواْ رَبِّهِمۡ وَلَٰكِنِّيٓ أَرَىٰكُمۡ قَوۡمࣰ ا تَجۡهَلُونَ
وَيَـٰقَوْمِ
ve Ey kavmim
لَآ
sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask (of) you
عَلَيْهِ
bunun karşılığında
مَالًا ۖ
bir mal
إِنْ
benim ecrim
أَجْرِىَ
(is) my reward
إِلَّا
yalnızca
عَلَى
aittir
ٱللَّهِ ۚ
Allah'a
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
بِطَارِدِ
kovacak
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوٓا۟ ۚ
iman eden(leri)
إِنَّهُم
şüphesiz onlar
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklardır
رَبِّهِمْ
Rabblerine
وَلَـٰكِنِّىٓ
ancak ben
أَرَىٰكُمْ
sizi görüyorum
قَوْمًۭا
bir topluluk olarak
تَجْهَلُونَ
cahillik eden

Diyanet İşleri MealiEy milletim! Buna karşılık ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah'a aittir; inananları da kovacak değilim; çünkü onlar Rableriyle karşılaşacaklar; fakat ben sizi cahil bir millet olarak görüyorum

Saheeh InternationalAnd O my people, I ask not of you for it any wealth. My reward is not but from Allah. And I am not one to drive away those who have believed. Indeed, they will meet their Lord, but I see that you are a people behaving ignorantly

11:30
وَيَٰقَوۡمِ مَن يَنصُرُنِي مِنَ ٱللَّهِ إِن طَرَدتُّهُمۡۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
وَيَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
مَن
kim
يَنصُرُنِى
bana yardımcı olabilir
مِنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
إِن
eğer
طَرَدتُّهُمْ ۚ
onları kovsam
أَفَلَا
düşünmüyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ
you take heed

Diyanet İşleri MealiEy milletim! Onları kovarsam, Allah'a karşı beni kim savunur? Düşünmez misiniz

Saheeh InternationalAnd O my people, who would protect me from Allah if I drove them away? Then will you not be reminded

11:31 📚 1
وَلَآ أَقُولُ لَكُمۡ عِندِي خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعۡلَمُ ٱلۡغَيۡبَ وَلَآ أَقُولُ إِنِّي مَلَكࣱ وَلَآ أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزۡدَرِيٓ أَعۡيُنُكُمۡ لَن يُؤۡتِيَهُمُ ٱللَّهُ خَيۡرًاۖ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا فِيٓ أَنفُسِهِمۡ إِنِّيٓ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَلَآ
ben demiyorum
أَقُولُ
I say
لَكُمْ
size
عِندِى
benim yanımdadır
خَزَآئِنُ
hazineleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَآ
ve
أَعْلَمُ
bilmiyorum
ٱلْغَيْبَ
gaybı
وَلَآ
ve
أَقُولُ
demiyorum
إِنِّى
şüphesiz ben
مَلَكٌۭ
meleğim (diye)
وَلَآ
ve
أَقُولُ
diyemem
لِلَّذِينَ
kimseler için
تَزْدَرِىٓ
küçük gördükleri
أَعْيُنُكُمْ
gözlerinizin
لَن
onlara vermeyecektir
يُؤْتِيَهُمُ
will Allah give them
ٱللَّهُ
Allah
خَيْرًا ۖ
bir hayır
ٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
olanı
فِىٓ
içlerinde
أَنفُسِهِمْ ۖ
onların kendi
إِنِّىٓ
ben gerçekten
إِذًۭا
o zaman
لَّمِنَ
kimselerden olurum
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zulmeden

Diyanet İşleri MealiSize, Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum; gaybı da bilmem; doğrusu melek olduğumu da söylemiyorum; küçük gördüklerinize Allah iyilik vermeyecektir diyemem; içlerinde olanı Allah daha iyi bilir. Yoksa şüphesiz haksızlık edenlerden olurum

Saheeh InternationalAnd I do not tell you that I have the depositories [containing the provision] of Allah or that I know the unseen, nor do I tell you that I am an angel, nor do I say of those upon whom your eyes look down that Allah will never grant them any good. Allah is most knowing of what is within their souls. Indeed, I would then be among the wrongdoers

11:32
قَالُواْ يَٰنُوحُ قَدۡ جَٰدَلۡتَنَا فَأَكۡثَرۡتَ جِدَٰلَنَا فَأۡتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰنُوحُ
Ey Nuh
قَدْ
muhakkak
جَـٰدَلْتَنَا
bizimle tartıştın
فَأَكْثَرْتَ
çok ileri gittin
جِدَٰلَنَا
bizimle tartışmanda
فَأْتِنَا
getir bakalım
بِمَا
şeyi
تَعِدُنَآ
bize vaadettiğin
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğru sözlülerden
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Diyanet İşleri MealiEy Nuh! Bizimle cidden tartıştın; hem de çok tartıştın. Doğru sözlülerden isen tehdit ettiğin azabı başımıza getir" dediler

Saheeh InternationalThey said, "O Noah, you have disputed us and been frequent in dispute of us. So bring us what you threaten us, if you should be of the truthful

11:33
قَالَ إِنَّمَا يَأۡتِيكُم بِهِ ٱللَّهُ إِن شَآءَ وَمَآ أَنتُم بِمُعۡجِزِينَ
قَالَ
(Nuh) dedi
إِنَّمَا
ancak
يَأْتِيكُم
size getirir
بِهِ
onu
ٱللَّهُ
Allah
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
وَمَآ
ve değilsiniz
أَنتُم
siz
بِمُعْجِزِينَ
O'nu aciz bırakacak

Diyanet İşleri MealiAncak Allah dilerse onu başınıza getirir, siz O'nu aciz bırakamazsınız. Allah sizi azdırmak isterse, ben size öğüt vermek istesem de faydası olmaz. O, sizin Rabbinizdir, O'na döndürüleceksiniz" dedi

Saheeh InternationalHe said, "Allah will only bring it to you if He wills, and you will not cause [Him] failure

11:34 📚 5
وَلَا يَنفَعُكُمۡ نُصۡحِيٓ إِنۡ أَرَدتُّ أَنۡ أَنصَحَ لَكُمۡ إِن كَانَ ٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يُغۡوِيَكُمۡۚ هُوَ رَبُّكُمۡ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
وَلَا
ve
يَنفَعُكُمْ
size yarar vermez
نُصْحِىٓ
öğüdüm
إِنْ
eğer
أَرَدتُّ
istesem de
أَنْ
öğüt vermek
أَنصَحَ
[I] advise
لَكُمْ
size
إِن
eğer
كَانَ
Allah
ٱللَّهُ
it was Allah's
يُرِيدُ
dilerse
أَن
sizi azgınlığa düşürmeyi
يُغْوِيَكُمْ ۚ
let you go astray
هُوَ
O
رَبُّكُمْ
sizin Rabbinizdir
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiAncak Allah dilerse onu başınıza getirir, siz O'nu aciz bırakamazsınız. Allah sizi azdırmak isterse, ben size öğüt vermek istesem de faydası olmaz. O, sizin Rabbinizdir, O'na döndürüleceksiniz" dedi

Saheeh InternationalAnd my advice will not benefit you - although I wished to advise you - If Allah should intend to put you in error. He is your Lord, and to Him you will be returned

11:35 📚 1
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ إِنِ ٱفۡتَرَيۡتُهُۥ فَعَلَيَّ إِجۡرَامِي وَأَنَا۠ بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تُجۡرِمُونَ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar (mı?)
ٱفْتَرَىٰهُ ۖ
onu uydurdu
قُلْ
de ki
إِنِ
eğer
ٱفْتَرَيْتُهُۥ
onu ben uydurduysam
فَعَلَىَّ
benim üzerimedir
إِجْرَامِى
suçum
وَأَنَا۠
ancak ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّمَّا
sizin suçlarınızdan
تُجْرِمُونَ
crimes you commit

Diyanet İşleri MealiSana "Kuran'ı kendiliğinden uydurdu" derler, de ki: "Uydurdumsa suçu bana aittir; oysa ben sizin işlediğiniz günahlardan uzağım

Saheeh InternationalOr do they say [about Prophet Muhammad], "He invented it"? Say, "If I have invented it, then upon me is [the consequence of] my crime; but I am innocent of what [crimes] you commit

11:36
وَأُوحِيَ إِلَىٰ نُوحٍ أَنَّهُۥ لَن يُؤۡمِنَ مِن قَوۡمِكَ إِلَّا مَن قَدۡ ءَامَنَ فَلَا تَبۡتَئِسۡ بِمَا كَانُواْ يَفۡعَلُونَ
وَأُوحِىَ
vahyolundu
إِلَىٰ
Nuh'a
نُوحٍ
Nuh
أَنَّهُۥ
gerçekten
لَن
kimse iman etmeyecek
يُؤْمِنَ
believe
مِن
kavminden
قَوْمِكَ
your people
إِلَّا
dışında
مَن
kimselerin
قَدْ
(şimdiye kadar)
ءَامَنَ
iman eden
فَلَا
üzülme
تَبْتَئِسْ
(be) distressed
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
onların yaptıklarından
يَفْعَلُونَ
doing

Diyanet İşleri MealiNuh'a, "Senin milletinden, inanmış olanlardan başkası inanmayacaktır; onların yapageldiklerine üzülme; nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır" diye Allah tarafından vahyolundu

Saheeh InternationalAnd it was revealed to Noah that, "No one will believe from your people except those who have already believed, so do not be distressed by what they have been doing

11:37
وَٱصۡنَعِ ٱلۡفُلۡكَ بِأَعۡيُنِنَا وَوَحۡيِنَا وَلَا تُخَٰطِبۡنِي فِي ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ إِنَّهُم مُّغۡرَقُونَ
وَٱصْنَعِ
ve yap
ٱلْفُلْكَ
gemiyi
بِأَعْيُنِنَا
bizim gözetimimiz altında
وَوَحْيِنَا
ve vahyimizle
وَلَا
bana hitap (dua) etme
تُخَـٰطِبْنِى
address Me
فِى
hakkında
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوٓا۟ ۚ
zulmeden(ler)
إِنَّهُم
onlar
مُّغْرَقُونَ
suda boğulacaklardır

Diyanet İşleri MealiNuh'a, "Senin milletinden, inanmış olanlardan başkası inanmayacaktır; onların yapageldiklerine üzülme; nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır" diye Allah tarafından vahyolundu

Saheeh InternationalAnd construct the ship under Our observation and Our inspiration and do not address Me concerning those who have wronged; indeed, they are [to be] drowned

11:38 📚 3
وَيَصۡنَعُ ٱلۡفُلۡكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيۡهِ مَلَأࣱ مِّن قَوۡمِهِۦ سَخِرُواْ مِنۡهُۚ قَالَ إِن تَسۡخَرُواْ مِنَّا فَإِنَّا نَسۡخَرُ مِنكُمۡ كَمَا تَسۡخَرُونَ
وَيَصْنَعُ
ve yapıyordu
ٱلْفُلْكَ
gemiyi
وَكُلَّمَا
ve ne zaman
مَرَّ
yanından geçse
عَلَيْهِ
onun
مَلَأٌۭ
ileri gelenler
مِّن
kavminden
قَوْمِهِۦ
his people
سَخِرُوا۟
alay ediyorlardı
مِنْهُ ۚ
onunla
قَالَ
dedi ki
إِن
eğer
تَسْخَرُوا۟
alay ederseniz
مِنَّا
bizimle
فَإِنَّا
muhakkak biz de
نَسْخَرُ
alay edeceğiz
مِنكُمْ
sizinle
كَمَا
gibi
تَسْخَرُونَ
sizin alay ettiğiniz

Diyanet İşleri MealiGemiyi yaparken, milletinin inkarcı ileri gelenleri yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi. O da: "Bizimle alay ediyorsunuz ama, alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz; rezil edecek olan azabın kime geleceğini ve kime sürekli azabın ineceğini göreceksiniz" dedi

Saheeh InternationalAnd he constructed the ship, and whenever an assembly of the eminent of his people passed by him, they ridiculed him. He said, "If you ridicule us, then we will ridicule you just as you ridicule

11:39
فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ مَن يَأۡتِيهِ عَذَابࣱ يُخۡزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيۡهِ عَذَابࣱ مُّقِيمٌ
فَسَوْفَ
yakında
تَعْلَمُونَ
bileceksiniz
مَن
kime
يَأْتِيهِ
geleceğini
عَذَابٌۭ
azabın
يُخْزِيهِ
rezil edici
وَيَحِلُّ
ve ineceğini
عَلَيْهِ
başına
عَذَابٌۭ
azabın
مُّقِيمٌ
kalıcı

Diyanet İşleri MealiGemiyi yaparken, milletinin inkarcı ileri gelenleri yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi. O da: "Bizimle alay ediyorsunuz ama, alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz; rezil edecek olan azabın kime geleceğini ve kime sürekli azabın ineceğini göreceksiniz" dedi

Saheeh InternationalAnd you are going to know who will get a punishment that will disgrace him [on earth] and upon whom will descend an enduring punishment [in the Hereafter]

11:40
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَمۡرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ قُلۡنَا ٱحۡمِلۡ فِيهَا مِن كُلࣲّ زَوۡجَيۡنِ ٱثۡنَيۡنِ وَأَهۡلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيۡهِ ٱلۡقَوۡلُ وَمَنۡ ءَامَنَۚ وَمَآ ءَامَنَ مَعَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلࣱ‏
حَتَّىٰٓ
sonunda
إِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
أَمْرُنَا
emrimiz
وَفَارَ
ve kaynadığında
ٱلتَّنُّورُ
tandır
قُلْنَا
dedik ki
ٱحْمِلْ
bindir
فِيهَا
ona
مِن
her şeyden
كُلٍّۢ
every kind
زَوْجَيْنِ
çifti
ٱثْنَيْنِ
ikişer
وَأَهْلَكَ
ve aileni
إِلَّا
dışındaki
مَن
olanlar
سَبَقَ
önceden
عَلَيْهِ
aleyhlerine
ٱلْقَوْلُ
hüküm verilmiş
وَمَنْ
ve
ءَامَنَ ۚ
iman edenleri
وَمَآ
ve
ءَامَنَ
zaten iman etmemişti
مَعَهُۥٓ
onunla beraber
إِلَّا
dışında
قَلِيلٌۭ
çok az kimse

Diyanet İşleri MealiBuyruğumuz gelip tandırdan sular kaynamağa başlayınca, "Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir" dedik. Pek az kimse onunla beraber inanmıştı

Saheeh International[So it was], until when Our command came and the oven overflowed, We said, "Load upon the ship of each [creature] two mates and your family, except those about whom the word has preceded, and [include] whoever has believed." But none had believed with him, except a few

11:41
۞وَقَالَ ٱرۡكَبُواْ فِيهَا بِسۡمِ ٱللَّهِ مَجۡرٜىٰهَا وَمُرۡسَىٰهَآۚ إِنَّ رَبِّي لَغَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
۞ وَقَالَ
ve dedi ki
ٱرْكَبُوا۟
haydi binin
فِيهَا
ona
بِسْمِ
adıyladır
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَجْر۪ىٰهَا
yüzmesi de
وَمُرْسَىٰهَآ ۚ
ve durması da
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
لَغَفُورٌۭ
bağışlayıcıdır
رَّحِيمٌۭ
rahmet edicidir

Diyanet İşleri MealiAllah "Oraya binin; yürümesi ve durması Allah'ın ismiyledir, Rabbin bağışlar ve merhamet eder" dedi

Saheeh InternationalAnd [Noah] said, "Embark therein; in the name of Allah is its course and its anchorage. Indeed, my Lord is Forgiving and Merciful

11:42 📚 2
وَهِيَ تَجۡرِي بِهِمۡ فِي مَوۡجࣲ كَٱلۡجِبَالِ وَنَادَىٰ نُوحٌ ٱبۡنَهُۥ وَكَانَ فِي مَعۡزِلࣲ يَٰبُنَيَّ ٱرۡكَب مَّعَنَا وَلَا تَكُن مَّعَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَهِىَ
(Gemi)
تَجْرِى
geçirirken
بِهِمْ
onları
فِى
içinden
مَوْجٍۢ
dalgaların
كَٱلْجِبَالِ
dağlar gibi;
وَنَادَىٰ
ve seslendi
نُوحٌ
Nuh
ٱبْنَهُۥ
oğluna
وَكَانَ
ve o (idi)
فِى
bir kenarda
مَعْزِلٍۢ
apart
يَـٰبُنَىَّ
Ey oğulcağızım
ٱرْكَب
gel bin
مَّعَنَا
bizimle birlikte
وَلَا
and (do) not
تَكُن
olma
مَّعَ
beraber
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kâfirlerle

Diyanet İşleri MealiGemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları götürürken, Nuh, bir kenarda ayrı kalmış olan oğluna "Ey oğulcuğum! Bizimle beraber gel, kafirlerle birlik olma" diye seslendi

Saheeh InternationalAnd it sailed with them through waves like mountains, and Noah called to his son who was apart [from them], "O my son, come aboard with us and be not with the disbelievers

11:43 📚 7
قَالَ سَـَٔاوِيٓ إِلَىٰ جَبَلࣲ يَعۡصِمُنِي مِنَ ٱلۡمَآءِۚ قَالَ لَا عَاصِمَ ٱلۡيَوۡمَ مِنۡ أَمۡرِ ٱللَّهِ إِلَّا مَن رَّحِمَۚ وَحَالَ بَيۡنَهُمَا ٱلۡمَوۡجُ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُغۡرَقِينَ
قَالَ
(O) dedi ki
سَـَٔاوِىٓ
sığınacağım
إِلَىٰ
bir dağa
جَبَلٍۢ
a mountain
يَعْصِمُنِى
o beni korur
مِنَ
sudan
ٱلْمَآءِ ۚ
the water
قَالَ
dedi ki
لَا
yoktur
عَاصِمَ
kurtulacak
ٱلْيَوْمَ
bugün
مِنْ
emrinden
أَمْرِ
the Command of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِلَّا
dışında
مَن
kimselerin
رَّحِمَ ۚ
merhamet ettiği
وَحَالَ
bu sırada girdi
بَيْنَهُمَا
aralarına
ٱلْمَوْجُ
bir dalga
فَكَانَ
ve o da oldu
مِنَ
boğulanlardan
ٱلْمُغْرَقِينَ
the drowned

Diyanet İşleri MealiOğlu: "Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır" deyince, Nuh: "Bugün Allah'ın buyruğundan O'nun acıdıkları dışında kurtulacak yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, oğlu da boğulanlara karıştı

Saheeh International[But] he said, "I will take refuge on a mountain to protect me from the water." [Noah] said, "There is no protector today from the decree of Allah, except for whom He gives mercy." And the waves came between them, and he was among the drowned

11:44 📚 2
وَقِيلَ يَٰٓأَرۡضُ ٱبۡلَعِي مَآءَكِ وَيَٰسَمَآءُ أَقۡلِعِي وَغِيضَ ٱلۡمَآءُ وَقُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ وَٱسۡتَوَتۡ عَلَى ٱلۡجُودِيِّۖ وَقِيلَ بُعۡدࣰ ا لِّلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقِيلَ
ve denildi
يَـٰٓأَرْضُ
ey yer
ٱبْلَعِى
çek
مَآءَكِ
suyunu
وَيَـٰسَمَآءُ
ve ey gök
أَقْلِعِى
sen de tut
وَغِيضَ
ve çekildi
ٱلْمَآءُ
su
وَقُضِىَ
ve bitirildi
ٱلْأَمْرُ
iş
وَٱسْتَوَتْ
ve oturdu
عَلَى
üzerine
ٱلْجُودِىِّ ۖ
Cudi'nin
وَقِيلَ
ve denildi
بُعْدًۭا
yok olsun
لِّلْقَوْمِ
topluluğu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler

Diyanet İşleri MealiYere, "Suyunu çek!", göğe, "Ey gök sen de tut!" denildi. Su çekildi, iş de bitti; gemi Cudi'ye oturdu. "Haksızlık yapan millet Allah'ın rahmetinden uzak olsun" denildi

Saheeh InternationalAnd it was said, "O earth, swallow your water, and O sky, withhold [your rain]." And the water subsided, and the matter was accomplished, and the ship came to rest on the [mountain of] Judiyy. And it was said, "Away with the wrongdoing people

11:45 📚 2
وَنَادَىٰ نُوحࣱ رَّبَّهُۥ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ٱبۡنِي مِنۡ أَهۡلِي وَإِنَّ وَعۡدَكَ ٱلۡحَقُّ وَأَنتَ أَحۡكَمُ ٱلۡحَٰكِمِينَ
وَنَادَىٰ
ve seslendi
نُوحٌۭ
Nuh
رَّبَّهُۥ
Rabbine
فَقَالَ
ve dedi ki
رَبِّ
Rabbim
إِنَّ
şüphesiz
ٱبْنِى
oğlum
مِنْ
benim ailemdendir
أَهْلِى
my family
وَإِنَّ
ve şüphesiz
وَعْدَكَ
senin vaadin
ٱلْحَقُّ
haktır
وَأَنتَ
ve sen
أَحْكَمُ
en iyi hükmedenisin
ٱلْحَـٰكِمِينَ
hükmedenlerin

Diyanet İşleri MealiNuh Rabbine seslendi: "Rabbim! Oğlum benim ailemdendi. Doğrusu Senin vadin haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin" dedi

Saheeh InternationalAnd Noah called to his Lord and said, "My Lord, indeed my son is of my family; and indeed, Your promise is true; and You are the most just of judges

11:46 📚 5
قَالَ يَٰنُوحُ إِنَّهُۥ لَيۡسَ مِنۡ أَهۡلِكَۖ إِنَّهُۥ عَمَلٌ غَيۡرُ صَٰلِحࣲۖ فَلَا تَسۡـَٔلۡنِ مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمٌۖ إِنِّيٓ أَعِظُكَ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلۡجَٰهِلِينَ
قَالَ
(Allah) dedi ki
يَـٰنُوحُ
ey Nuh
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَيْسَ
değildir
مِنْ
senin ailenden
أَهْلِكَ ۖ
your family
إِنَّهُۥ
elbette o
عَمَلٌ
bir iş yapmıştı
غَيْرُ
olmayan
صَـٰلِحٍۢ ۖ
iyi
فَلَا
benden isteme
تَسْـَٔلْنِ
ask Me
مَا
bir şeyi
لَيْسَ
olmayan
لَكَ
senin
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌ ۖ
bilgin
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعِظُكَ
seni sakındırıyorum
أَن
olmanı
تَكُونَ
you be
مِنَ
bilgisizlerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ
the ignorant

Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey Nuh! O senin ailenden sayılmaz; çünkü kötü bir iş işlemiştir; öyleyse bilmediğin şeyi Benden isteme. İşte sana öğüt, bilgisizlerden olma" dedi

Saheeh InternationalHe said, "O Noah, indeed he is not of your family; indeed, he is [one whose] work was other than righteous, so ask Me not for that about which you have no knowledge. Indeed, I advise you, lest you be among the ignorant

11:47 📚 1
قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَعُوذُ بِكَ أَنۡ أَسۡـَٔلَكَ مَا لَيۡسَ لِي بِهِۦ عِلۡمࣱۖ وَإِلَّا تَغۡفِرۡ لِي وَتَرۡحَمۡنِيٓ أَكُن مِّنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّىٓ
muhakkak ben
أَعُوذُ
sığınırım
بِكَ
sana
أَنْ
senden istemekten
أَسْـَٔلَكَ
I (should) ask You
مَا
bir şeyi
لَيْسَ
olmayan
لِى
benim
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌۭ ۖ
bilgim
وَإِلَّا
eğer
تَغْفِرْ
bağışlamazsan
لِى
beni
وَتَرْحَمْنِىٓ
ve bana rahmet etmezsen
أَكُن
olurum
مِّنَ
hüsrana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Diyanet İşleri MealiRabbim! Bilmediğim şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen kaybedenlerden olurum" dedi

Saheeh International[Noah] said, "My Lord, I seek refuge in You from asking that of which I have no knowledge. And unless You forgive me and have mercy upon me, I will be among the losers

11:48
قِيلَ يَٰنُوحُ ٱهۡبِطۡ بِسَلَٰمࣲ مِّنَّا وَبَرَكَٰتٍ عَلَيۡكَ وَعَلَىٰٓ أُمَمࣲ مِّمَّن مَّعَكَۚ وَأُمَمࣱ سَنُمَتِّعُهُمۡ ثُمَّ يَمَسُّهُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
قِيلَ
denildi ki
يَـٰنُوحُ
ey Nuh
ٱهْبِطْ
in
بِسَلَـٰمٍۢ
selam ile
مِّنَّا
bizden
وَبَرَكَـٰتٍ
ve bereketlerle
عَلَيْكَ
sana
وَعَلَىٰٓ
ve üzerine
أُمَمٍۢ
ümmetler
مِّمَّن
olanlardan
مَّعَكَ ۚ
seninle birlikte
وَأُمَمٌۭ
ve (bazı) ümmetlere
سَنُمَتِّعُهُمْ
geçimlik vereceğiz
ثُمَّ
sonra
يَمَسُّهُم
onlara dokunacaktır
مِّنَّا
bizden
عَذَابٌ
bir azap
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri MealiEy Nuh! Sana ve seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle gemiden in. Ama birçok toplulukları da geçindireceğiz, sonra onlara can yakıcı bir azab vereceğiz" denildi

Saheeh InternationalIt was said, "O Noah, disembark in security from Us and blessings upon you and upon nations [descending] from those with you. But other nations [of them] We will grant enjoyment; then there will touch them from Us a painful punishment

11:49
تِلۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡغَيۡبِ نُوحِيهَآ إِلَيۡكَۖ مَا كُنتَ تَعۡلَمُهَآ أَنتَ وَلَا قَوۡمُكَ مِن قَبۡلِ هَٰذَاۖ فَٱصۡبِرۡۖ إِنَّ ٱلۡعَٰقِبَةَ لِلۡمُتَّقِينَ
تِلْكَ
bunlar
مِنْ
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ
the news
ٱلْغَيْبِ
gayb
نُوحِيهَآ
vahyettiğimiz
إِلَيْكَ ۖ
sana
مَا
değildin
كُنتَ
sen
تَعْلَمُهَآ
onu biliyor
أَنتَ
(ne) sen
وَلَا
ve ne de
قَوْمُكَ
senin kavmin
مِن
önce
قَبْلِ
before
هَـٰذَا ۖ
bundan
فَٱصْبِرْ ۖ
sabret
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْعَـٰقِبَةَ
sonuç
لِلْمُتَّقِينَ
takva sahiplerinindir

Diyanet İşleri MealiBunlar sana vahyettiğimiz bilinmeyen olaylardır. Sen de, milletin de daha önce bunları bilmezdiniz. Sabret, sonuç, Allah'tan sakınanlarındır

Saheeh InternationalThat is from the news of the unseen which We reveal to you, [O Muhammad]. You knew it not, neither you nor your people, before this. So be patient; indeed, the [best] outcome is for the righteous

11:50
وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمۡ هُودࣰ اۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥٓۖ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا مُفۡتَرُونَ
وَإِلَىٰ
ve (kavmin)e
عَادٍ
Ad
أَخَاهُمْ
kardeşleri
هُودًۭا ۚ
Hud'u (gönderdik)
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
مَا
yoktur
لَكُم
sizin için
مِّنْ
hiç bir
إِلَـٰهٍ
ilah
غَيْرُهُۥٓ ۖ
O'ndan başka
إِنْ
siz
أَنتُمْ
you
إِلَّا
ancak
مُفْتَرُونَ
yalan uyduranlarsınız

Diyanet İşleri MealiAd milletine kardeşleri Hud'u gönderdik. Şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur; yoksa sadece yalan uyduran kimseler olursunuz

Saheeh InternationalAnd to 'Aad [We sent] their brother Hud. He said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him. You are not but inventors [of falsehood]

11:51
يَٰقَوۡمِ لَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ أَجۡرًاۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱلَّذِي فَطَرَنِيٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
لَآ
sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask you
عَلَيْهِ
bunun için
أَجْرًا ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my reward
إِلَّا
yalnızca
عَلَى
aittir
ٱلَّذِى
beni yaratana
فَطَرَنِىٓ ۚ
created me
أَفَلَا
akıl etmiyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason

Diyanet İşleri MealiEy milletim! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Akletmez misiniz

Saheeh InternationalO my people, I do not ask you for it any reward. My reward is only from the one who created me. Then will you not reason

11:52
وَيَٰقَوۡمِ ٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِ يُرۡسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيۡكُم مِّدۡرَارࣰ ا وَيَزِدۡكُمۡ قُوَّةً إِلَىٰ قُوَّتِكُمۡ وَلَا تَتَوَلَّوۡاْ مُجۡرِمِينَ
وَيَـٰقَوْمِ
ve Ey kavmim
ٱسْتَغْفِرُوا۟
bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ
O'na
يُرْسِلِ
göndersin
ٱلسَّمَآءَ
gökten
عَلَيْكُم
üzerinize
مِّدْرَارًۭا
bolca yağmur
وَيَزِدْكُمْ
ve katsın
قُوَّةً
güç
إِلَىٰ
gücünüze
قُوَّتِكُمْ
your strength
وَلَا
yüz çevirmeyin
تَتَوَلَّوْا۟
turn away
مُجْرِمِينَ
suçlular olarak

Diyanet İşleri MealiEy milletim! Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin ki size gökten bol bol yağmur göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın; suçlular olarak yüz çevirmeyin

Saheeh InternationalAnd O my people, ask forgiveness of your Lord and then repent to Him. He will send [rain from] the sky upon you in showers and increase you in strength [added] to your strength. And do not turn away, [being] criminals

11:53
قَالُواْ يَٰهُودُ مَا جِئۡتَنَا بِبَيِّنَةࣲ وَمَا نَحۡنُ بِتَارِكِيٓ ءَالِهَتِنَا عَن قَوۡلِكَ وَمَا نَحۡنُ لَكَ بِمُؤۡمِنِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰهُودُ
Ey Hud
مَا
sen bize getirmedin
جِئْتَنَا
You have not brought us
بِبَيِّنَةٍۢ
bir belge
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
بِتَارِكِىٓ
bırakacak
ءَالِهَتِنَا
ilahlarımızı
عَن
senin sözünle
قَوْلِكَ
your saying
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
لَكَ
sana
بِمُؤْمِنِينَ
inanacak

Diyanet İşleri MealiEy Hud! Sen bize bir belge getirmeden, senin sözünden ötürü tanrılarımızı terketmeyiz ve sana inanmayız

Saheeh InternationalThey said, "O Hud, you have not brought us clear evidence, and we are not ones to leave our gods on your say-so. Nor are we believers in you

11:54 📚 1
إِن نَّقُولُ إِلَّا ٱعۡتَرَىٰكَ بَعۡضُ ءَالِهَتِنَا بِسُوٓءࣲۗ قَالَ إِنِّيٓ أُشۡهِدُ ٱللَّهَ وَٱشۡهَدُوٓاْ أَنِّي بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تُشۡرِكُونَ
إِن
diyoruz ki
نَّقُولُ
we say
إِلَّا
sadece
ٱعْتَرَىٰكَ
seni çarpmış
بَعْضُ
bazıları
ءَالِهَتِنَا
ilahlarımızdan
بِسُوٓءٍۢ ۗ
fena
قَالَ
dedi ki
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أُشْهِدُ
şahit tutuyorum
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَٱشْهَدُوٓا۟
ve şahid olun
أَنِّى
elbette ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّمَّا
ortak koştuklarınızdan
تُشْرِكُونَ
you associate

Diyanet İşleri MealiBir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz" dediler. Hud: "Doğrusu ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O'nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır" dedi

Saheeh InternationalWe only say that some of our gods have possessed you with evil." He said, "Indeed, I call Allah to witness, and witness [yourselves] that I am free from whatever you associate with Allah

11:55
مِن دُونِهِۦۖ فَكِيدُونِي جَمِيعࣰ ا ثُمَّ لَا تُنظِرُونِ
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ ۖ
Other than Him
فَكِيدُونِى
haydi bana tuzak kurun
جَمِيعًۭا
hep birlikte
ثُمَّ
sonra
لَا
bana hiç göz açtırmayın
تُنظِرُونِ
give me respite

Diyanet İşleri MealiBir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz" dediler. Hud: "Doğrusu ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O'nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır" dedi

Saheeh InternationalOther than Him. So plot against me all together; then do not give me respite

11:56 📚 2
إِنِّي تَوَكَّلۡتُ عَلَى ٱللَّهِ رَبِّي وَرَبِّكُمۚ مَّا مِن دَآبَّةٍ إِلَّا هُوَ ءَاخِذُۢ بِنَاصِيَتِهَآۚ إِنَّ رَبِّي عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
إِنِّى
şüphesiz ben
تَوَكَّلْتُ
güvendim
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
رَبِّى
benim Rabbim
وَرَبِّكُم ۚ
ve sizin Rabbiniz olan
مَّا
yoktur
مِن
hiçbir
دَآبَّةٍ
canlı
إِلَّا
ki
هُوَ
O'nun (Allah)
ءَاخِذٌۢ
tutmadığı
بِنَاصِيَتِهَآ ۚ
onun perçeminden
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
عَلَىٰ
üzeredir
صِرَٰطٍۢ
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Diyanet İşleri MealiBir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz" dediler. Hud: "Doğrusu ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O'nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır" dedi

Saheeh InternationalIndeed, I have relied upon Allah, my Lord and your Lord. There is no creature but that He holds its forelock. Indeed, my Lord is on a path [that is] straight

11:57 📚 2
فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَقَدۡ أَبۡلَغۡتُكُم مَّآ أُرۡسِلۡتُ بِهِۦٓ إِلَيۡكُمۡۚ وَيَسۡتَخۡلِفُ رَبِّي قَوۡمًا غَيۡرَكُمۡ وَلَا تَضُرُّونَهُۥ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ رَبِّي عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٍ حَفِيظࣱ‏
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirseniz
فَقَدْ
artık
أَبْلَغْتُكُم
size tebliğ ettim
مَّآ
şeyi
أُرْسِلْتُ
benimle gönderilen
بِهِۦٓ
size
إِلَيْكُمْ ۚ
to you
وَيَسْتَخْلِفُ
ve yerinize yerleştirir
رَبِّى
Rabbim
قَوْمًا
bir topluluk
غَيْرَكُمْ
sizden başka
وَلَا
ve
تَضُرُّونَهُۥ
O'na zarar da veremezsiniz
شَيْـًٔا ۚ
hiçbir
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
عَلَىٰ
her
كُلِّ
all
شَىْءٍ
şeyi
حَفِيظٌۭ
koruyandır

Diyanet İşleri MealiBir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz" dediler. Hud: "Doğrusu ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O'nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır" dedi

Saheeh InternationalBut if they turn away, [say], "I have already conveyed that with which I was sent to you. My Lord will give succession to a people other than you, and you will not harm Him at all. Indeed my Lord is, over all things, Guardian

11:58
وَلَمَّا جَآءَ أَمۡرُنَا نَجَّيۡنَا هُودࣰ ا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ بِرَحۡمَةࣲ مِّنَّا وَنَجَّيۡنَٰهُم مِّنۡ عَذَابٍ غَلِيظࣲ‏
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
نَجَّيْنَا
kurtardık
هُودًۭا
Hud'u
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
مَعَهُۥ
beraberindeki
بِرَحْمَةٍۢ
bir rahmetle
مِّنَّا
bizden
وَنَجَّيْنَـٰهُم
ve onları koruduk
مِّنْ
bir azaptan
عَذَابٍ
a punishment
غَلِيظٍۢ
kaskatı

Diyanet İşleri MealiBuyruğumuz gelince, Hud'u ve beraberindeki inananları, rahmetimizle kurtardık. Onları çetin bir azabdan koruduk

Saheeh InternationalAnd when Our command came, We saved Hud and those who believed with him, by mercy from Us; and We saved them from a harsh punishment

11:59
وَتِلۡكَ عَادࣱۖ جَحَدُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ وَعَصَوۡاْ رُسُلَهُۥ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَمۡرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدࣲ‏
وَتِلْكَ
ve işte bu
عَادٌۭ ۖ
Ad (halkı)
جَحَدُوا۟
inkar etti
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
رَبِّهِمْ
Rabblerinin
وَعَصَوْا۟
ve karşı geldiler
رُسُلَهُۥ
peygamberlerine
وَٱتَّبَعُوٓا۟
ve uydular
أَمْرَ
emrine
كُلِّ
her
جَبَّارٍ
zorbanın
عَنِيدٍۢ
inatçı

Diyanet İşleri Mealiİşte bu, Rablerinin ayetlerini bile bile inkar eden, peygamberlerine kafa tutan ve her inatçı zorbanın emrine uyan Ad milletidir

Saheeh InternationalAnd that was 'Aad, who rejected the signs of their Lord and disobeyed His messengers and followed the order of every obstinate tyrant

11:60 📚 1
وَأُتۡبِعُواْ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا لَعۡنَةࣰ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ أَلَآ إِنَّ عَادࣰ ا كَفَرُواْ رَبَّهُمۡۗ أَلَا بُعۡدࣰ ا لِّعَادࣲ قَوۡمِ هُودࣲ‏
وَأُتْبِعُوا۟
ve uğradılar
فِى
bu
هَـٰذِهِ
this
ٱلدُّنْيَا
dünyada
لَعْنَةًۭ
lanete
وَيَوْمَ
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
عَادًۭا
Ad (halkı)
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
رَبَّهُمْ ۗ
Rabblerini
أَلَا
dikkat edin
بُعْدًۭا
uzak olsun
لِّعَادٍۢ
Ad
قَوْمِ
kavmi
هُودٍۢ
Hud'un

Diyanet İşleri MealiBu dünyada da, kıyamet gününde de lanete uğradılar. Bilin ki Ad milleti Rablerini inkar etti ve yine bilin ki Hud'un milleti Ad Allah'ın rahmetinden uzaklaştı

Saheeh InternationalAnd they were [therefore] followed in this world with a curse and [as well] on the Day of Resurrection. Unquestionably, 'Aad denied their Lord; then away with 'Aad, the people of Hud

11:61 📚 1
۞وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمۡ صَٰلِحࣰ اۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥۖ هُوَ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ وَٱسۡتَعۡمَرَكُمۡ فِيهَا فَٱسۡتَغۡفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِۚ إِنَّ رَبِّي قَرِيبࣱ مُّجِيبࣱ‏
۞ وَإِلَىٰ
ve (gönderdik)
ثَمُودَ
Semud halkına
أَخَاهُمْ
kardeşleri
صَـٰلِحًۭا ۚ
Salih'i
قَالَ
şöyle dedi
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
مَا
yoktur
لَكُم
sizin
مِّنْ
ilahınız
إِلَـٰهٍ
god
غَيْرُهُۥ ۖ
O'ndan başka
هُوَ
O
أَنشَأَكُم
sizi yarattı
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَٱسْتَعْمَرَكُمْ
ve size ömür sürdürdü
فِيهَا
orada
فَٱسْتَغْفِرُوهُ
O'ndan bağışlanma dileyin
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ ۚ
O'na
إِنَّ
muhakkak ki
رَبِّى
Rabbim
قَرِيبٌۭ
yakındır
مُّجِيبٌۭ
kabul edendir

Diyanet İşleri MealiSemud milletine kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O'dur. Öyleyse O'ndan mağfiret dileyin, sonra da O'na tevbe edin. Doğrusu Rabbim size yakın ve duaları kabul edendir" dedi

Saheeh InternationalAnd to Thamud [We sent] their brother Salih. He said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him. He has produced you from the earth and settled you in it, so ask forgiveness of Him and then repent to Him. Indeed, my Lord is near and responsive

11:62
قَالُواْ يَٰصَٰلِحُ قَدۡ كُنتَ فِينَا مَرۡجُوࣰّ ا قَبۡلَ هَٰذَآۖ أَتَنۡهَىٰنَآ أَن نَّعۡبُدَ مَا يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَا وَإِنَّنَا لَفِي شَكࣲّ مِّمَّا تَدۡعُونَآ إِلَيۡهِ مُرِيبࣲ‏
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰصَـٰلِحُ
Ey Salih
قَدْ
doğrusu
كُنتَ
sen idin
فِينَا
aramızda
مَرْجُوًّۭا
ümit beslenen biri
قَبْلَ
önce
هَـٰذَآ ۖ
bundan
أَتَنْهَىٰنَآ
bizi men mi ediyorsun?
أَن
tapmaktan
نَّعْبُدَ
we worship
مَا
taptıklarına
يَعْبُدُ
our forefathers worshipped
ءَابَآؤُنَا
babalarımızın
وَإِنَّنَا
doğrusu biz
لَفِى
içindeyiz
شَكٍّۢ
şüphe
مِّمَّا
şeyden
تَدْعُونَآ
bizi çağırdığın
إِلَيْهِ
kendisine
مُرِيبٍۢ
tereddütlü

Diyanet İşleri MealiEy Salih! Sen bundan önce, aramızda kendisinden iyilik beklenir bir kimseydin; şimdi babalarımızın taptıklarına bizi tapmaktan men mi ediyorsun? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden şüphe ve endişedeyiz" dediler

Saheeh InternationalThey said, "O Salih, you were among us a man of promise before this. Do you forbid us to worship what our fathers worshipped? And indeed we are, about that to which you invite us, in disquieting doubt

11:63
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةࣲ مِّن رَّبِّي وَءَاتَىٰنِي مِنۡهُ رَحۡمَةࣰ فَمَن يَنصُرُنِي مِنَ ٱللَّهِ إِنۡ عَصَيۡتُهُۥۖ فَمَا تَزِيدُونَنِي غَيۡرَ تَخۡسِيرࣲ‏
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ
Ne dersiniz?
إِن
eğer
كُنتُ
ben isem
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
apaçık bir belge
مِّن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَءَاتَىٰنِى
ve O bana vermişse
مِنْهُ
kendinden
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
فَمَن
kim
يَنصُرُنِى
bana yardım edebilir?
مِنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
إِنْ
eğer
عَصَيْتُهُۥ ۖ
O'na isyan edersem
فَمَا
olmaz
تَزِيدُونَنِى
bana bir katkınız
غَيْرَ
başka
تَخْسِيرٍۢ
kaybımı artırmaktan

Diyanet İşleri MealiEy milletim! Eğer Rabbimden bir belgem olur ve bana rahmet eder de ben O'na baş kaldırırsam, söyleyin, Allah'a karşı beni kim savunur? Bana zararımı artırmaktan başka birşey yapamazsınız" dedi

Saheeh InternationalHe said, "O my people, have you considered: if I should be upon clear evidence from my Lord and He has given me mercy from Himself, who would protect me from Allah if I disobeyed Him? So you would not increase me except in loss

11:64
وَيَٰقَوۡمِ هَٰذِهِۦ نَاقَةُ ٱللَّهِ لَكُمۡ ءَايَةࣰۖ فَذَرُوهَا تَأۡكُلۡ فِيٓ أَرۡضِ ٱللَّهِۖ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءࣲ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابࣱ قَرِيبࣱ‏
وَيَـٰقَوْمِ
ve Ey kavmim
هَـٰذِهِۦ
şu
نَاقَةُ
dişi devesi
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَكُمْ
sizin için
ءَايَةًۭ
bir mucizedir
فَذَرُوهَا
onu bırakın
تَأْكُلْ
otlasın
فِىٓ
toprağında
أَرْضِ
the earth
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَا
ona dokundurmayın
تَمَسُّوهَا
touch her
بِسُوٓءٍۢ
bir kötülük
فَيَأْخُذَكُمْ
yoksa sizi yakalar
عَذَابٌۭ
bir azap
قَرِيبٌۭ
yakın

Diyanet İşleri MealiEy milletim! Bu, size bir ayet olarak, Allah'ın devesidir. Bırakın onu, Allah'ın toprağında otlasın; ona fenalık etmeyin, yoksa siz hemen azaba uğrarsınız

Saheeh InternationalAnd O my people, this is the she-camel of Allah - [she is] to you a sign. So let her feed upon Allah 's earth and do not touch her with harm, or you will be taken by an impending punishment

11:65
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُواْ فِي دَارِكُمۡ ثَلَٰثَةَ أَيَّامࣲۖ ذَٰلِكَ وَعۡدٌ غَيۡرُ مَكۡذُوبࣲ‏
فَعَقَرُوهَا
yine de onu kestiler
فَقَالَ
(bunun üzerine) dedi ki
تَمَتَّعُوا۟
yaşayın
فِى
yurdunuzda
دَارِكُمْ
your home(s)
ثَلَـٰثَةَ
üç
أَيَّامٍۢ ۖ
gün
ذَٰلِكَ
işte bu
وَعْدٌ
bir vaaddir
غَيْرُ
yalanlanmayacak
مَكْذُوبٍۢ
(to) be belied

Diyanet İşleri MealiBuna rağmen onu kesip devirdiler. O zaman Salih: "Yurdunuzda üç gün daha kalın. Bu, yalanlanmayacak bir sözdür" dedi

Saheeh InternationalBut they hamstrung her, so he said, "Enjoy yourselves in your homes for three days. That is a promise not to be denied

11:66
فَلَمَّا جَآءَ أَمۡرُنَا نَجَّيۡنَا صَٰلِحࣰ ا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ بِرَحۡمَةࣲ مِّنَّا وَمِنۡ خِزۡيِ يَوۡمِئِذٍۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡقَوِيُّ ٱلۡعَزِيزُ
فَلَمَّا
nihayet
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
نَجَّيْنَا
kurtardık
صَـٰلِحًۭا
Salih'i
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
مَعَهُۥ
beraberindeki
بِرَحْمَةٍۢ
bir rahmetle
مِّنَّا
bizden
وَمِنْ
ve
خِزْىِ
aşağılığından
يَوْمِئِذٍ ۗ
o günün
إِنَّ
muhakkak ki
رَبَّكَ
senin Rabbin
هُوَ
O
ٱلْقَوِىُّ
güçlüdür
ٱلْعَزِيزُ
mutlak üstündür

Diyanet İşleri MealiBuyruğumuz gelince, Salih'i ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak o günün rezilliğinden kurtardık. Doğrusu Rabbin pek kuvvetli ve güçlüdür

Saheeh InternationalSo when Our command came, We saved Salih and those who believed with him, by mercy from Us, and [saved them] from the disgrace of that day. Indeed, it is your Lord who is the Powerful, the Exalted in Might

11:67
وَأَخَذَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ ٱلصَّيۡحَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِي دِيَٰرِهِمۡ جَٰثِمِينَ
وَأَخَذَ
ve aldı
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ظَلَمُوا۟
zulmeden(leri)
ٱلصَّيْحَةُ
korkunç bir çığlık
فَأَصْبَحُوا۟
ve kaldılar
فِى
yurtlarında
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
جَـٰثِمِينَ
dizüstü çöküp

Diyanet İşleri MealiHaksızlık yapanları bir çığlık tuttu, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler

Saheeh InternationalAnd the shriek seized those who had wronged, and they became within their homes [corpses] fallen prone

11:68
كَأَن لَّمۡ يَغۡنَوۡاْ فِيهَآۗ أَلَآ إِنَّ ثَمُودَاْ كَفَرُواْ رَبَّهُمۡۗ أَلَا بُعۡدࣰ ا لِّثَمُودَ
كَأَن
sanki
لَّمْ
hiç yaşamamışlardı
يَغْنَوْا۟
they (had) prospered
فِيهَآ ۗ
orada
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
ثَمُودَا۟
Semud (halkı)
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
رَبَّهُمْ ۗ
Rabblerini
أَلَا
dikkat edin
بُعْدًۭا
uzak olsun
لِّثَمُودَ
Semud halkı

Diyanet İşleri MealiSanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki, Semud milleti Rabbini inkar etmişti. Bilin ki, Semud milleti Allah'ın rahmetinden uzaklaştı

Saheeh InternationalAs if they had never prospered therein. Unquestionably, Thamud denied their Lord; then, away with Thamud

11:69 📚 2
وَلَقَدۡ جَآءَتۡ رُسُلُنَآ إِبۡرَٰهِيمَ بِٱلۡبُشۡرَىٰ قَالُواْ سَلَٰمࣰ اۖ قَالَ سَلَٰمࣱۖ فَمَا لَبِثَ أَن جَآءَ بِعِجۡلٍ حَنِيذࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَتْ
geldiler
رُسُلُنَآ
elçilerimiz
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'e
بِٱلْبُشْرَىٰ
müjdeyle
قَالُوا۟
dediler
سَلَـٰمًۭا ۖ
Selam
قَالَ
(O da) dedi
سَلَـٰمٌۭ ۖ
Selam
فَمَا
ve hemen
لَبِثَ
and not he delayed
أَن
getirdi
جَآءَ
bring
بِعِجْلٍ
bir buzağı
حَنِيذٍۢ
kızartılmış

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, elçilerimiz müjde ile İbrahim'e geldiler. "Selam sana" dediler, "Size de selam" dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi

Saheeh InternationalAnd certainly did Our messengers come to Abraham with good tidings; they said, "Peace." He said, "Peace," and did not delay in bringing [them] a roasted calf

11:70
فَلَمَّا رَءَآ أَيۡدِيَهُمۡ لَا تَصِلُ إِلَيۡهِ نَكِرَهُمۡ وَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةࣰۚ قَالُواْ لَا تَخَفۡ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمِ لُوطࣲ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَآ
görünce
أَيْدِيَهُمْ
ellerinin
لَا
uzanmadığını
تَصِلُ
reaching
إِلَيْهِ
ona
نَكِرَهُمْ
onlardan hoşlanmadı
وَأَوْجَسَ
ve içine düştü
مِنْهُمْ
onlardan dolayı
خِيفَةًۭ ۚ
bir korku
قَالُوا۟
dediler ki
لَا
korkma
تَخَفْ
fear
إِنَّآ
biz
أُرْسِلْنَآ
gönderildik
إِلَىٰ
kavmine
قَوْمِ
(the) people
لُوطٍۢ
Lut

Diyanet İşleri MealiEllerini ona uzatmadıklarını görünce, durumlarını beğenmedi ve içine korku düştü. Onlar, "Korkma, biz Lut milletine gönderildik" dediler

Saheeh InternationalBut when he saw their hands not reaching for it, he distrusted them and felt from them apprehension. They said, "Fear not. We have been sent to the people of Lot

11:71
وَٱمۡرَأَتُهُۥ قَآئِمَةࣱ فَضَحِكَتۡ فَبَشَّرۡنَٰهَا بِإِسۡحَٰقَ وَمِن وَرَآءِ إِسۡحَٰقَ يَعۡقُوبَ
وَٱمْرَأَتُهُۥ
ve karısı da
قَآئِمَةٌۭ
ayaktaydı
فَضَحِكَتْ
ve bunun üzerine güldü
فَبَشَّرْنَـٰهَا
biz de ona müjdeledik
بِإِسْحَـٰقَ
İshak'ı
وَمِن
ve
وَرَآءِ
ardından
إِسْحَـٰقَ
İshak'ın
يَعْقُوبَ
Ya'kub'u

Diyanet İşleri MealiBu arada, İbrahim'in ayakta duran karısı gülünce, "Ona İshak'ı ardından Yakub'u müjdeleriz" dediler

Saheeh InternationalAnd his Wife was standing, and she smiled. Then We gave her good tidings of Isaac and after Isaac, Jacob

11:72
قَالَتۡ يَٰوَيۡلَتَىٰٓ ءَأَلِدُ وَأَنَا۠ عَجُوزࣱ وَهَٰذَا بَعۡلِي شَيۡخًاۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءٌ عَجِيبࣱ‏
قَالَتْ
dedi ki
يَـٰوَيْلَتَىٰٓ
ey vay halime
ءَأَلِدُ
ben doğuracak mıyım?
وَأَنَا۠
ben böyle
عَجُوزٌۭ
kocamış bir kadın iken
وَهَـٰذَا
ve şu
بَعْلِى
kocam da
شَيْخًا ۖ
bir ihtiyar iken
إِنَّ
gerçekten
هَـٰذَا
bu
لَشَىْءٌ
bir şeydir
عَجِيبٌۭ
şaşırtıcı

Diyanet İşleri MealiVay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim? Doğrusu bu şaşılacak bir şey" dedi

Saheeh InternationalShe said, "Woe to me! Shall I give birth while I am an old woman and this, my husband, is an old man? Indeed, this is an amazing thing

11:73
قَالُوٓاْ أَتَعۡجَبِينَ مِنۡ أَمۡرِ ٱللَّهِۖ رَحۡمَتُ ٱللَّهِ وَبَرَكَٰتُهُۥ عَلَيۡكُمۡ أَهۡلَ ٱلۡبَيۡتِۚ إِنَّهُۥ حَمِيدࣱ مَّجِيدࣱ‏
قَالُوٓا۟
dediler
أَتَعْجَبِينَ
şaşıyor musun?
مِنْ
işine
أَمْرِ
(the) decree of Allah
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
رَحْمَتُ
rahmeti
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَبَرَكَـٰتُهُۥ
ve bereketleri
عَلَيْكُمْ
sizin üzerinizedir
أَهْلَ
(ey) halkı
ٱلْبَيْتِ ۚ
ev
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
حَمِيدٌۭ
övgüye layıktır
مَّجِيدٌۭ
lütfu bol olandır

Diyanet İşleri MealiEy evin hanımı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşarsın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir" dediler

Saheeh InternationalThey said, "Are you amazed at the decree of Allah? May the mercy of Allah and His blessings be upon you, people of the house. Indeed, He is Praiseworthy and Honorable

11:74
فَلَمَّا ذَهَبَ عَنۡ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلرَّوۡعُ وَجَآءَتۡهُ ٱلۡبُشۡرَىٰ يُجَٰدِلُنَا فِي قَوۡمِ لُوطٍ
فَلَمَّا
ne zaman ki
ذَهَبَ
gidince
عَنْ
İbrahimden
إِبْرَٰهِيمَ
Ibrahim
ٱلرَّوْعُ
korku
وَجَآءَتْهُ
ve kendisine gelince
ٱلْبُشْرَىٰ
müjde
يُجَـٰدِلُنَا
bizimle tartışmaya girişti
فِى
hakkında
قَوْمِ
kavmi
لُوطٍ
Lut

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in korkusu gidip de müjde kendisine ulaşınca, Lut milleti hakkında elçilerimizle tartışmaya girişti

Saheeh InternationalAnd when the fright had left Abraham and the good tidings had reached him, he began to argue with Us concerning the people of Lot

11:75
إِنَّ إِبۡرَٰهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّٰهࣱ مُّنِيبࣱ‏
إِنَّ
doğrusu
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
لَحَلِيمٌ
çok yumuşak huylu idi
أَوَّٰهٌۭ
çok içli idi
مُّنِيبٌۭ
gönülden (Allaha) yönelen biriydi

Diyanet İşleri MealiDoğrusu İbrahim çok içli, yumuşak huylu ve kendini Allah'a vermiş bir kimse idi

Saheeh InternationalIndeed, Abraham was forbearing, grieving and [frequently] returning [to Allah]

11:76
يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ أَعۡرِضۡ عَنۡ هَٰذَآۖ إِنَّهُۥ قَدۡ جَآءَ أَمۡرُ رَبِّكَۖ وَإِنَّهُمۡ ءَاتِيهِمۡ عَذَابٌ غَيۡرُ مَرۡدُودࣲ‏
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
Ey İbrahim
أَعْرِضْ
vazgeç
عَنْ
bundan
هَـٰذَآ ۖ
this
إِنَّهُۥ
doğrusu o
قَدْ
elbette
جَآءَ
gelmiştir
أَمْرُ
emri
رَبِّكَ ۖ
Rabbinin
وَإِنَّهُمْ
ve onlara
ءَاتِيهِمْ
gelmektedir
عَذَابٌ
bir azap
غَيْرُ
geri çevrilmeyecek
مَرْدُودٍۢ
(be) repelled

Diyanet İşleri MealiElçilerimiz, "Ey İbrahim! Bundan vazgeç, doğrusu Rabbinin emri gelmiştir. Onlara, şüphesiz, geri çevrilemeyecek bir azab gelmektedir" dediler

Saheeh International[The angels said], "O Abraham, give up this [plea]. Indeed, the command of your Lord has come, and indeed, there will reach them a punishment that cannot be repelled

11:77
وَلَمَّا جَآءَتۡ رُسُلُنَا لُوطࣰ ا سِيٓءَ بِهِمۡ وَضَاقَ بِهِمۡ ذَرۡعࣰ ا وَقَالَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَصِيبࣱ‏
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
جَآءَتْ
gelince
رُسُلُنَا
Elçilerimiz
لُوطًۭا
Lut'a
سِىٓءَ
kaygılandı
بِهِمْ
onlardan
وَضَاقَ
ve göğsüne bastı
بِهِمْ
onlardan
ذَرْعًۭا
bir sıkıntı
وَقَالَ
ve dedi ki
هَـٰذَا
bu
يَوْمٌ
bir gündür
عَصِيبٌۭ
çetin

Diyanet İşleri MealiElçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı, "Bu çetin bir gündür" dedi

Saheeh InternationalAnd when Our messengers, [the angels], came to Lot, he was anguished for them and felt for them great discomfort and said, "This is a trying day

11:78 📚 1
وَجَآءَهُۥ قَوۡمُهُۥ يُهۡرَعُونَ إِلَيۡهِ وَمِن قَبۡلُ كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِي هُنَّ أَطۡهَرُ لَكُمۡۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ فِي ضَيۡفِيٓۖ أَلَيۡسَ مِنكُمۡ رَجُلࣱ رَّشِيدࣱ‏
وَجَآءَهُۥ
ve geldi
قَوْمُهُۥ
kavmi
يُهْرَعُونَ
koşarak
إِلَيْهِ
ona
وَمِن
ve daha önce
قَبْلُ
and before
كَانُوا۟
işliyorlardı
يَعْمَلُونَ
doing
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ
kötü işler
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlar
بَنَاتِى
kızlarımdır
هُنَّ
onlar
أَطْهَرُ
daha temizdir
لَكُمْ ۖ
sizin için
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلَا
ve
تُخْزُونِ
beni rezil etmeyin
فِى
arasında
ضَيْفِىٓ ۖ
konuklarım
أَلَيْسَ
yok mudur?
مِنكُمْ
içinizde
رَجُلٌۭ
bir adam
رَّشِيدٌۭ
aklı başında

Diyanet İşleri MealiMilleti ona koşarak geldiler. Daha önce kötü işler işliyorlardı. "Ey milletim! İşte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. (size nikahlıyabilirim!) Allah'tan sakının, konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur?" dedi

Saheeh InternationalAnd his people came hastening to him, and before [this] they had been doing evil deeds. He said, "O my people, these are my daughters; they are purer for you. So fear Allah and do not disgrace me concerning my guests. Is there not among you a man of reason

11:79
قَالُواْ لَقَدۡ عَلِمۡتَ مَا لَنَا فِي بَنَاتِكَ مِنۡ حَقࣲّ وَإِنَّكَ لَتَعۡلَمُ مَا نُرِيدُ
قَالُوا۟
dediler ki
لَقَدْ
muhakkak
عَلِمْتَ
sen bilirsin ki
مَا
yoktur
لَنَا
bizim
فِى
senin kızlarında
بَنَاتِكَ
your daughters
مِنْ
hiç bir
حَقٍّۢ
hakkımız
وَإِنَّكَ
ve sen
لَتَعْلَمُ
iyi bilirsin
مَا
şeyi
نُرِيدُ
bizim istediğimiz

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun; doğrusu, ne istediğimizin farkındasın" dediler

Saheeh InternationalThey said, "You have already known that we have not concerning your daughters any claim, and indeed, you know what we want

11:80
قَالَ لَوۡ أَنَّ لِي بِكُمۡ قُوَّةً أَوۡ ءَاوِيٓ إِلَىٰ رُكۡنࣲ شَدِيدࣲ‏
قَالَ
dedi
لَوْ
keşke
أَنَّ
benim olsaydı
لِى
I had
بِكُمْ
sizi (savacak)
قُوَّةً
bir gücüm
أَوْ
yahut
ءَاوِىٓ
sığınabilseydim
إِلَىٰ
bir yere
رُكْنٍۢ
a support
شَدِيدٍۢ
sağlam

Diyanet İşleri MealiKeşke size yetecek bir kuvvetim olsa veya sağlam bir yere sığınsam" dedi

Saheeh InternationalHe said, "If only I had against you some power or could take refuge in a strong support

11:81
قَالُواْ يَٰلُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَن يَصِلُوٓاْ إِلَيۡكَۖ فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعࣲ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدٌ إِلَّا ٱمۡرَأَتَكَۖ إِنَّهُۥ مُصِيبُهَا مَآ أَصَابَهُمۡۚ إِنَّ مَوۡعِدَهُمُ ٱلصُّبۡحُۚ أَلَيۡسَ ٱلصُّبۡحُ بِقَرِيبࣲ‏
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰلُوطُ
ey Lut
إِنَّا
şüphesiz biz
رُسُلُ
elçileriyiz
رَبِّكَ
Rabbinin
لَن
ilişemeyecekler
يَصِلُوٓا۟
they will reach
إِلَيْكَ ۖ
sana
فَأَسْرِ
yürü
بِأَهْلِكَ
ailenle birlikte
بِقِطْعٍۢ
bir vaktinde
مِّنَ
gecenin
ٱلَّيْلِ
the night
وَلَا
ve
يَلْتَفِتْ
geriye dönüp bakmasın
مِنكُمْ
sizden
أَحَدٌ
hiç kimse
إِلَّا
ancak hariç
ٱمْرَأَتَكَ ۖ
hanımın
إِنَّهُۥ
şüphesiz
مُصِيبُهَا
onun başına gelecektir
مَآ
şeyler
أَصَابَهُمْ ۚ
onların başına gelen
إِنَّ
şüphesiz
مَوْعِدَهُمُ
onlara vaadedilen vakit
ٱلصُّبْحُ ۚ
sabahtır
أَلَيْسَ
değil mi?
ٱلصُّبْحُ
sabah
بِقَرِيبٍۢ
yakın

Diyanet İşleri MealiEy Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemiyecekler; geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık; karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelen onun başına da gelecektir. Vadeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?" dediler

Saheeh InternationalThe angels said, "O Lot, indeed we are messengers of your Lord; [therefore], they will never reach you. So set out with your family during a portion of the night and let not any among you look back - except your wife; indeed, she will be struck by that which strikes them. Indeed, their appointment is [for] the morning. Is not the morning near

11:82
فَلَمَّا جَآءَ أَمۡرُنَا جَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهَا حِجَارَةࣰ مِّن سِجِّيلࣲ مَّنضُودࣲ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
جَعَلْنَا
çevirdik
عَـٰلِيَهَا
üstünü
سَافِلَهَا
altına
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهَا
üzerine
حِجَارَةًۭ
taşlar
مِّن
balçıktan pişirilmiş
سِجِّيلٍۢ
baked clay
مَّنضُودٍۢ
birbirini izleyen

Diyanet İşleri MealiBuyruğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerine Rabbinin katından, işaretli olarak yığın yığın sert taş yağdırdık. Bunlar zalimlerden hiçbir zaman uzak olmayacaktır

Saheeh InternationalSo when Our command came, We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of layered hard clay, [which were]

11:83
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَۖ وَمَا هِيَ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ بِبَعِيدࣲ‏
مُّسَوَّمَةً
işaretlenmiş (taşlar)
عِندَ
katından
رَبِّكَ ۖ
Rabbin
وَمَا
ve değildir
هِىَ
bunlar
مِنَ
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers
بِبَعِيدٍۢ
uzak

Diyanet İşleri MealiBuyruğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerine Rabbinin katından, işaretli olarak yığın yığın sert taş yağdırdık. Bunlar zalimlerden hiçbir zaman uzak olmayacaktır

Saheeh InternationalMarked from your Lord. And Allah 's punishment is not from the wrongdoers [very] far

11:84 📚 1
۞وَإِلَىٰ مَدۡيَنَ أَخَاهُمۡ شُعَيۡبࣰ اۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥۖ وَلَا تَنقُصُواْ ٱلۡمِكۡيَالَ وَٱلۡمِيزَانَۖ إِنِّيٓ أَرَىٰكُم بِخَيۡرࣲ وَإِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمࣲ مُّحِيطࣲ‏
۞ وَإِلَىٰ
ve (gönderdik)
مَدْيَنَ
Medyen'e
أَخَاهُمْ
kardeşleri
شُعَيْبًۭا ۚ
Şuayb'ı
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
مَا
yoktur
لَكُم
size
مِّنْ
hiç bir
إِلَـٰهٍ
ilah
غَيْرُهُۥ ۖ
O'ndan başka
وَلَا
ve
تَنقُصُوا۟
eksik tutmayın
ٱلْمِكْيَالَ
ölçüyü
وَٱلْمِيزَانَ ۚ
ve tartıyı
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَرَىٰكُم
sizi görüyorum
بِخَيْرٍۢ
bolluk içinde
وَإِنِّىٓ
ve ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
sizin hakkınızda
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍۢ
bir günün
مُّحِيطٍۢ
çepeçevre kuşatıcı

Diyanet İşleri MealiMedyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur. Ölçüyü tartıyı eksik tutmayın. Doğrusu ben sizi bolluk içinde görüyorum ve hakkınızda kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum

Saheeh InternationalAnd to Madyan [We sent] their brother Shu'ayb. He said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him. And do not decrease from the measure and the scale. Indeed, I see you in prosperity, but indeed, I fear for you the punishment of an all-encompassing Day

11:85 📚 2
وَيَٰقَوۡمِ أَوۡفُواْ ٱلۡمِكۡيَالَ وَٱلۡمِيزَانَ بِٱلۡقِسۡطِۖ وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
وَيَـٰقَوْمِ
ve ey kavmim
أَوْفُوا۟
tam yapın
ٱلْمِكْيَالَ
ölçüyü
وَٱلْمِيزَانَ
ve tartıyı
بِٱلْقِسْطِ ۖ
adaletle
وَلَا
ve
تَبْخَسُوا۟
eksik vermeyin
ٱلنَّاسَ
insanların;
أَشْيَآءَهُمْ
eşyalarını
وَلَا
ve
تَعْثَوْا۟
karışıklık çıkarmayın
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُفْسِدِينَ
bozguncular olarak

Diyanet İşleri MealiEy milletim! Ölçüyü ve tartıyı tamamı tamamına yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın

Saheeh InternationalAnd O my people, give full measure and weight in justice and do not deprive the people of their due and do not commit abuse on the earth, spreading corruption

11:86
بَقِيَّتُ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَۚ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيۡكُم بِحَفِيظࣲ‏
بَقِيَّتُ
bıraktıkları
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ ۚ
mü'minler
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
عَلَيْكُم
sizin üzerinize
بِحَفِيظٍۢ
bir koruyucu

Diyanet İşleri Mealiİnanıyorsanız, Allah'ın geri bıraktığı helal kar sizin için daha hayırlıdır. Ben size bekçi değilim

Saheeh InternationalWhat remains [lawful] from Allah is best for you, if you would be believers. But I am not a guardian over you

11:87 📚 1
قَالُواْ يَٰشُعَيۡبُ أَصَلَوٰتُكَ تَأۡمُرُكَ أَن نَّتۡرُكَ مَا يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَآ أَوۡ أَن نَّفۡعَلَ فِيٓ أَمۡوَٰلِنَا مَا نَشَٰٓؤُاْۖ إِنَّكَ لَأَنتَ ٱلۡحَلِيمُ ٱلرَّشِيدُ
قَالُوا۟
onlar (şöyle) dediler
يَـٰشُعَيْبُ
Ey Şuayb
أَصَلَوٰتُكَ
namazın mı?
تَأْمُرُكَ
sana emrediyor
أَن
bırakmamızı
نَّتْرُكَ
we leave
مَا
şeyleri
يَعْبُدُ
taptıkları
ءَابَآؤُنَآ
babalarımızın
أَوْ
yahut
أَن
yapmaktan vazgeçmemizi
نَّفْعَلَ
we do
فِىٓ
mallarımızda
أَمْوَٰلِنَا
our wealth
مَا
şeyi
نَشَـٰٓؤُا۟ ۖ
istediğimiz
إِنَّكَ
doğrusu sen
لَأَنتَ
birisin
ٱلْحَلِيمُ
yufka yürekli
ٱلرَّشِيدُ
akıllı

Diyanet İşleri MealiEy Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı istediğimiz gibi kullanmamızı meneden senin namazın mıdır? Sen doğrusu aklı başında, yumuşak huylu birisin" dediler

Saheeh InternationalThey said, "O Shu'ayb, does your prayer command you that we should leave what our fathers worship or not do with our wealth what we please? Indeed, you are the forbearing, the discerning

11:88 📚 11
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةࣲ مِّن رَّبِّي وَرَزَقَنِي مِنۡهُ رِزۡقًا حَسَنࣰ اۚ وَمَآ أُرِيدُ أَنۡ أُخَالِفَكُمۡ إِلَىٰ مَآ أَنۡهَىٰكُمۡ عَنۡهُۚ إِنۡ أُرِيدُ إِلَّا ٱلۡإِصۡلَٰحَ مَا ٱسۡتَطَعۡتُۚ وَمَا تَوۡفِيقِيٓ إِلَّا بِٱللَّهِۚ عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُ وَإِلَيۡهِ أُنِيبُ
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ
söyleyin bakalım
إِن
eğer
كُنتُ
ben isem
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
açık bir belge
مِّن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَرَزَقَنِى
ve beni rızıklandırmışsa
مِنْهُ
kendi katından
رِزْقًا
bir rızıkla
حَسَنًۭا ۚ
güzel
وَمَآ
ve
أُرِيدُ
istemiyorum
أَنْ
size aykırı hareket etmek
أُخَالِفَكُمْ
I differ from you
إِلَىٰ
şeylerde
مَآ
what
أَنْهَىٰكُمْ
sizi menettiğim
عَنْهُ ۚ
ondan
إِنْ
istiyorum
أُرِيدُ
I intend
إِلَّا
ancak
ٱلْإِصْلَـٰحَ
ıslah etmek
مَا
gücümün yettiğince
ٱسْتَطَعْتُ ۚ
as much as I am able
وَمَا
ve yoktur
تَوْفِيقِىٓ
bir başarım
إِلَّا
başka
بِٱللَّهِ ۚ
Allah'ın (verdiğinden)
عَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلْتُ
güvendim
وَإِلَيْهِ
ve O'na
أُنِيبُ
gönülden yönelirim

Diyanet İşleri MealiEy Milletim! Rabbimden benim bir belgem olduğu ve bana güzel bir rızık da verdiği halde, O'na karşı gelebilir miyim? Söylesenize! Size yasak ettiğim şeylerde, aykırı hareket etmek istemem; gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir dileğim yoktur. Başarım ancak Allah'tandır, O'na güvendim; O'na yöneliyorum" dedi

Saheeh InternationalHe said, "O my people, have you considered: if I am upon clear evidence from my Lord and He has provided me with a good provision from Him...? And I do not intend to differ from you in that which I have forbidden you; I only intend reform as much as I am able. And my success is not but through Allah. Upon him I have relied, and to Him I return

11:89
وَيَٰقَوۡمِ لَا يَجۡرِمَنَّكُمۡ شِقَاقِيٓ أَن يُصِيبَكُم مِّثۡلُ مَآ أَصَابَ قَوۡمَ نُوحٍ أَوۡ قَوۡمَ هُودٍ أَوۡ قَوۡمَ صَٰلِحࣲۚ وَمَا قَوۡمُ لُوطࣲ مِّنكُم بِبَعِيدࣲ‏
وَيَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
لَا
sizi musibete uğratmasın
يَجْرِمَنَّكُمْ
(Let) not cause you to sin
شِقَاقِىٓ
bana karşı gelmeniz
أَن
isabet edenin
يُصِيبَكُم
befalls you
مِّثْلُ
benzerinin
مَآ
şeylerin
أَصَابَ
başlarına gelen
قَوْمَ
kavminin
نُوحٍ
Nuh
أَوْ
yahut
قَوْمَ
kavminin
هُودٍ
Hud
أَوْ
veya
قَوْمَ
kavminin
صَـٰلِحٍۢ ۚ
Salih
وَمَا
ve değildir
قَوْمُ
kavmi
لُوطٍۢ
Lut
مِّنكُم
sizden
بِبَعِيدٍۢ
uzak

Diyanet İşleri MealiEy Milletim! Bana karşı gelmeniz, Nuh milletine veya Hud milletine yahut da Salih milletine gelen felaketin bir benzerini, sakın başınıza getirmesin. Lut milleti sizden uzak değildir

Saheeh InternationalAnd O my people, let not [your] dissension from me cause you to be struck by that similar to what struck the people of Noah or the people of Hud or the people of Salih. And the people of Lot are not from you far away

11:90
وَٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِۚ إِنَّ رَبِّي رَحِيمࣱ وَدُودࣱ‏
وَٱسْتَغْفِرُوا۟
ve bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ ۚ
O'na
إِنَّ
gerçekten
رَبِّى
benim Rabbim
رَحِيمٌۭ
çok rahmet edendir
وَدُودٌۭ
çok sevendir

Diyanet İşleri MealiRabbinizden mağfiret dileyin; O'na tevbe edin; doğrusu Rabbim merhamet eder ve çok sever

Saheeh InternationalAnd ask forgiveness of your Lord and then repent to Him. Indeed, my Lord is Merciful and Affectionate

11:91
قَالُواْ يَٰشُعَيۡبُ مَا نَفۡقَهُ كَثِيرࣰ ا مِّمَّا تَقُولُ وَإِنَّا لَنَرَىٰكَ فِينَا ضَعِيفࣰ اۖ وَلَوۡلَا رَهۡطُكَ لَرَجَمۡنَٰكَۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡنَا بِعَزِيزࣲ‏
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰشُعَيْبُ
Ey Şuayb
مَا
biz anlamıyoruz
نَفْقَهُ
we understand
كَثِيرًۭا
çoğunu
مِّمَّا
şeylerin
تَقُولُ
senin söylediğin
وَإِنَّا
ve biz
لَنَرَىٰكَ
seni görüyoruz
فِينَا
içimizde
ضَعِيفًۭا ۖ
güçsüz
وَلَوْلَا
şayet
رَهْطُكَ
yakın çevren olmasaydı
لَرَجَمْنَـٰكَ ۖ
seni taşlardık
وَمَآ
ve yoktur
أَنتَ
senin
عَلَيْنَا
bize karşı
بِعَزِيزٍۢ
bir üstünlüğün

Diyanet İşleri MealiEy Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyor ve doğrusu seni aramızda güçsüz görüyoruz. Eğer taraftarların olmasaydı seni taşlardık. Esasen bizim gözümüzde pek itibarın da yoktur" dediler

Saheeh InternationalThey said, "O Shu'ayb, we do not understand much of what you say, and indeed, we consider you among us as weak. And if not for your family, we would have stoned you [to death]; and you are not to us one respected

11:92
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَهۡطِيٓ أَعَزُّ عَلَيۡكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَٱتَّخَذۡتُمُوهُ وَرَآءَكُمۡ ظِهۡرِيًّاۖ إِنَّ رَبِّي بِمَا تَعۡمَلُونَ مُحِيطࣱ‏
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
أَرَهْطِىٓ
yakın çevrem
أَعَزُّ
daha mı üstündür
عَلَيْكُم
sizce
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَٱتَّخَذْتُمُوهُ
onu bıraktınız
وَرَآءَكُمْ
arkanızda
ظِهْرِيًّا ۖ
sırt dönerek
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
مُحِيطٌۭ
kuşatmıştır

Diyanet İşleri MealiEy Milletim! Benim taraftarlarım size göre Allah'tan daha mı değerlidir ki Allah'a sırt çevirdiniz? Doğrusu Rabbim yaptıklarınızı bilgisiyle kuşatmıştır" dedi

Saheeh InternationalHe said, "O my people, is my family more respected for power by you than Allah? But you put Him behind your backs [in neglect]. Indeed, my Lord is encompassing of what you do

11:93
وَيَٰقَوۡمِ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنِّي عَٰمِلࣱۖ سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ مَن يَأۡتِيهِ عَذَابࣱ يُخۡزِيهِ وَمَنۡ هُوَ كَٰذِبࣱۖ وَٱرۡتَقِبُوٓاْ إِنِّي مَعَكُمۡ رَقِيبࣱ‏
وَيَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
ٱعْمَلُوا۟
yapın
عَلَىٰ
imkanınızın elverdiğini
مَكَانَتِكُمْ
your position
إِنِّى
ben de
عَـٰمِلٌۭ ۖ
yapıyorum
سَوْفَ
yakında
تَعْلَمُونَ
bileceksiniz
مَن
kime
يَأْتِيهِ
geleceğini
عَذَابٌۭ
azabın
يُخْزِيهِ
aşağılatıcı
وَمَنْ
ve kimin
هُوَ
o
كَـٰذِبٌۭ ۖ
yalancı olduğunu
وَٱرْتَقِبُوٓا۟
gözetleyin
إِنِّى
ben de
مَعَكُمْ
sizinle birlikte
رَقِيبٌۭ
gözetliyorum

Diyanet İşleri MealiEy Milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Kime rezil edici bir azabın geleceğini, kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlüyorum

Saheeh InternationalAnd O my people, work according to your position; indeed, I am working. You are going to know to whom will come a punishment that will disgrace him and who is a liar. So watch; indeed, I am with you a watcher, [awaiting the outcome]

11:94
وَلَمَّا جَآءَ أَمۡرُنَا نَجَّيۡنَا شُعَيۡبࣰ ا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ بِرَحۡمَةࣲ مِّنَّا وَأَخَذَتِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ ٱلصَّيۡحَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِي دِيَٰرِهِمۡ جَٰثِمِينَ
وَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
نَجَّيْنَا
kurtardık
شُعَيْبًۭا
Şuayb'ı
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
مَعَهُۥ
onunla birlikte
بِرَحْمَةٍۢ
bir rahmetle
مِّنَّا
tarafımızdan
وَأَخَذَتِ
ve aldı
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ظَلَمُوا۟
zulmeden(leri)
ٱلصَّيْحَةُ
bir çığlık
فَأَصْبَحُوا۟
ve kaldılar
فِى
yurtlarında
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
جَـٰثِمِينَ
diz çökmüç olarak

Diyanet İşleri MealiBuyruğumuz gelince, Şuayb'ı ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak kurtardık. Haksızlık yapanları bir çığlık yakaladı, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler

Saheeh InternationalAnd when Our command came, We saved Shu'ayb and those who believed with him, by mercy from Us. And the shriek seized those who had wronged, and they became within their homes [corpses] fallen prone

11:95
كَأَن لَّمۡ يَغۡنَوۡاْ فِيهَآۗ أَلَا بُعۡدࣰ ا لِّمَدۡيَنَ كَمَا بَعِدَتۡ ثَمُودُ
كَأَن
sanki
لَّمْ
hiç yaşamamışlardı
يَغْنَوْا۟
they (had) prospered
فِيهَآ ۗ
orada
أَلَا
iyi bilin ki
بُعْدًۭا
uzaklaştırıldı
لِّمَدْيَنَ
Medyen (halkı)
كَمَا
gibi
بَعِدَتْ
uzaklaştırıldığı
ثَمُودُ
Semud (halkı)

Diyanet İşleri MealiSanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki Semud milleti Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı

Saheeh InternationalAs if they had never prospered therein. Then, away with Madyan as Thamud was taken away

11:96
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينٍ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
gönderdik
مُوسَىٰ
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizle
وَسُلْطَـٰنٍۢ
ve bir belgeyle
مُّبِينٍ
apaçık

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa'yı Firavun ve erkanına mucizelerimizle, apaçık bir delil ile gönderdik. Firavun'un buyruğuna uydular, oysa Firavun'un buyurduğu sağduyuya uygun değildi

Saheeh InternationalAnd We did certainly send Moses with Our signs and a clear authority

11:97
إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦ فَٱتَّبَعُوٓاْ أَمۡرَ فِرۡعَوۡنَۖ وَمَآ أَمۡرُ فِرۡعَوۡنَ بِرَشِيدࣲ‏
إِلَىٰ
Firavun'a
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦ
ve adamlarına
فَٱتَّبَعُوٓا۟
onlar uydular
أَمْرَ
buyruğuna
فِرْعَوْنَ ۖ
Firavun'un
وَمَآ
ve değildi
أَمْرُ
buyruğu
فِرْعَوْنَ
Firavun'un
بِرَشِيدٍۢ
doğruya yöneltici

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa'yı Firavun ve erkanına mucizelerimizle, apaçık bir delil ile gönderdik. Firavun'un buyruğuna uydular, oysa Firavun'un buyurduğu sağduyuya uygun değildi

Saheeh InternationalTo Pharaoh and his establishment, but they followed the command of Pharaoh, and the command of Pharaoh was not [at all] discerning

11:98
يَقۡدُمُ قَوۡمَهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَأَوۡرَدَهُمُ ٱلنَّارَۖ وَبِئۡسَ ٱلۡوِرۡدُ ٱلۡمَوۡرُودُ
يَقْدُمُ
öncülük ederek
قَوْمَهُۥ
kavmine
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فَأَوْرَدَهُمُ
sürükler
ٱلنَّارَ ۖ
ateşe
وَبِئْسَ
ne fena
ٱلْوِرْدُ
bir yerdir
ٱلْمَوْرُودُ
vardıkları yer

Diyanet İşleri MealiFiravun, kıyamet gününde milletine öncülük eder, onları cehenneme götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir

Saheeh InternationalHe will precede his people on the Day of Resurrection and lead them into the Fire; and wretched is the place to which they are led

11:99
وَأُتۡبِعُواْ فِي هَٰذِهِۦ لَعۡنَةࣰ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ بِئۡسَ ٱلرِّفۡدُ ٱلۡمَرۡفُودُ
وَأُتْبِعُوا۟
onlar uğratıldılar
فِى
burada
هَـٰذِهِۦ
this
لَعْنَةًۭ
lanete
وَيَوْمَ
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
بِئْسَ
ne kötü
ٱلرِّفْدُ
bir bağıştır
ٱلْمَرْفُودُ
verilen bu bağış

Diyanet İşleri MealiHem burada ve hem kıyamet gününde lanete uğratılırlar. Bu ne kötü bir bağıştır

Saheeh InternationalAnd they were followed in this [world] with a curse and on the Day of Resurrection. And wretched is the gift which is given

11:100
ذَٰلِكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡقُرَىٰ نَقُصُّهُۥ عَلَيۡكَۖ مِنۡهَا قَآئِمࣱ وَحَصِيدࣱ‏
ذَٰلِكَ
işte bu
مِنْ
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ
(the) news
ٱلْقُرَىٰ
o şehirlerin
نَقُصُّهُۥ
anlattıklarımız
عَلَيْكَ ۖ
sana
مِنْهَا
onlardan bazıları
قَآئِمٌۭ
ayaktadırlar
وَحَصِيدٌۭ
(bazıları ise) tamamen silinmiştir

Diyanet İşleri MealiBu sana anlattıklarımız, kasabaların başından geçenlerdir. Onların bir kısmı hala duruyor, bir kısmı ise silinip gitmiştir

Saheeh InternationalThat is from the news of the cities, which We relate to you; of them, some are [still] standing and some are [as] a harvest [mowed down]

11:101
وَمَا ظَلَمۡنَٰهُمۡ وَلَٰكِن ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡۖ فَمَآ أَغۡنَتۡ عَنۡهُمۡ ءَالِهَتُهُمُ ٱلَّتِي يَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲ لَّمَّا جَآءَ أَمۡرُ رَبِّكَۖ وَمَا زَادُوهُمۡ غَيۡرَ تَتۡبِيبࣲ‏
وَمَا
biz onlara zulmetmedik
ظَلَمْنَـٰهُمْ
We wronged them
وَلَـٰكِن
ama
ظَلَمُوٓا۟
onlar zulmettiler
أَنفُسَهُمْ ۖ
kendilerine
فَمَآ
sağlayamadı
أَغْنَتْ
availed
عَنْهُمْ
kendilerine
ءَالِهَتُهُمُ
onların ilahları
ٱلَّتِى
taptıkları
يَدْعُونَ
they invoked
مِن
başka
دُونِ
other than Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِن
hiç bir
شَىْءٍۢ
şey
لَّمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُ
emri
رَبِّكَ ۖ
Rabbinin
وَمَا
bir işe yaramadı
زَادُوهُمْ
artırmaktan
غَيْرَ
başka
تَتْبِيبٍۢ
kayıplarını

Diyanet İşleri MealiOnlara Biz zulmetmedik, fakat onlar kendilerine yazık ettiler. Rabbinin buyruğu gelince, Allah'ı bırakıp taptıkları tanrılar kendilerine bir fayda vermedi, kayıplarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı

Saheeh InternationalAnd We did not wrong them, but they wronged themselves. And they were not availed at all by their gods which they invoked other than Allah when there came the command of your Lord. And they did not increase them in other than ruin

11:102 📚 3
وَكَذَٰلِكَ أَخۡذُ رَبِّكَ إِذَآ أَخَذَ ٱلۡقُرَىٰ وَهِيَ ظَٰلِمَةٌۚ إِنَّ أَخۡذَهُۥٓ أَلِيمࣱ شَدِيدٌ
وَكَذَٰلِكَ
işte böyledir
أَخْذُ
yakalaması
رَبِّكَ
Rabbinin
إِذَآ
zaman
أَخَذَ
yakaladığı
ٱلْقُرَىٰ
şehirleri
وَهِىَ
ve o
ظَـٰلِمَةٌ ۚ
zulmeden
إِنَّ
şüphesiz
أَخْذَهُۥٓ
O'nun yakalaması
أَلِيمٌۭ
pek acı
شَدِيدٌ
pek şiddetlidir

Diyanet İşleri MealiAllah, kasabaların zalim halkını yakalayınca, böyle yakalar; yakalaması da şiddetli ve elimdir

Saheeh InternationalAnd thus is the seizure of your Lord when He seizes the cities while they are committing wrong. Indeed, His seizure is painful and severe

11:103 📚 2
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّمَنۡ خَافَ عَذَابَ ٱلۡأٓخِرَةِۚ ذَٰلِكَ يَوۡمࣱ مَّجۡمُوعࣱ لَّهُ ٱلنَّاسُ وَذَٰلِكَ يَوۡمࣱ مَّشۡهُودࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
ibret
لِّمَنْ
kimse için
خَافَ
korkan
عَذَابَ
azabından
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ahiret
ذَٰلِكَ
işte O
يَوْمٌۭ
bir gündür
مَّجْمُوعٌۭ
toplanacağı
لَّهُ
onda
ٱلنَّاسُ
insanların
وَذَٰلِكَ
ve O
يَوْمٌۭ
bir gündür
مَّشْهُودٌۭ
herkesin tanık olacağı

Diyanet İşleri MealiAhiretin azabından korkanlara, bunda, hiç şüphesiz ibret vardır. Bu, insanların toplanacağı gündür; bu, görülecek bir gündür

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign for those who fear the punishment of the Hereafter. That is a Day for which the people will be collected, and that is a Day [which will be] witnessed

11:104
وَمَا نُؤَخِّرُهُۥٓ إِلَّا لِأَجَلࣲ مَّعۡدُودࣲ‏
وَمَا
ve
نُؤَخِّرُهُۥٓ
biz onu geciktirmeyiz
إِلَّا
ancak
لِأَجَلٍۢ
süreye kadar
مَّعْدُودٍۢ
belirli

Diyanet İşleri MealiBiz, o günü, ancak belli bir süreye kadar geciktiririz

Saheeh InternationalAnd We do not delay it except for a limited term

11:105 📚 2
يَوۡمَ يَأۡتِ لَا تَكَلَّمُ نَفۡسٌ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ فَمِنۡهُمۡ شَقِيࣱّ وَسَعِيدࣱ‏
يَوْمَ
O gün
يَأْتِ
gelince
لَا
konuşamaz
تَكَلَّمُ
will speak
نَفْسٌ
hiç kimse
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِهِۦ ۚ
O'nun izni
فَمِنْهُمْ
onlardan kimi
شَقِىٌّۭ
bedbahtttır
وَسَعِيدٌۭ
(kimi de) mutludur

Diyanet İşleri MealiO gün gelince, Allah'ın izni olmaksızın hiç kimse konuşamaz: İçlerinde bedbaht olanlar da, mesut olanlar da vardır

Saheeh InternationalThe Day it comes no soul will speak except by His permission. And among them will be the wretched and the prosperous

11:106 📚 1
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ شَقُواْ فَفِي ٱلنَّارِ لَهُمۡ فِيهَا زَفِيرࣱ وَشَهِيقٌ
فَأَمَّا
kimseler
ٱلَّذِينَ
those who
شَقُوا۟
bedbaht olan(lar)
فَفِى
içindedirler
ٱلنَّارِ
ateş
لَهُمْ
onların vardır
فِيهَا
orada
زَفِيرٌۭ
korkunç çığlıkları
وَشَهِيقٌ
ve inlemeleri

Diyanet İşleri MealiBedbaht olanlar cehennemdedirler. Onlar orada ah edip inlerler

Saheeh InternationalAs for those who were [destined to be] wretched, they will be in the Fire. For them therein is [violent] exhaling and inhaling

11:107
خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَۚ إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالࣱ لِّمَا يُرِيدُ
خَـٰلِدِينَ
onlar sürekli kalıcıdırlar
فِيهَا
orada
مَا
durdukça
دَامَتِ
as long as remain
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
gökler
وَٱلْأَرْضُ
ve yer
إِلَّا
dışında
مَا
kimseler
شَآءَ
diledikleri
رَبُّكَ ۚ
Rabbinin
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
فَعَّالٌۭ
yapandır
لِّمَا
dilediğini
يُرِيدُ
He intends

Diyanet İşleri MealiRabbinin dilemesi bir yana, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır. Rabbin, şüphesiz, her istediğini yapar

Saheeh International[They will be] abiding therein as long as the heavens and the earth endure, except what your Lord should will. Indeed, your Lord is an effecter of what He intends

11:108
۞وَأَمَّا ٱلَّذِينَ سُعِدُواْ فَفِي ٱلۡجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَۖ عَطَآءً غَيۡرَ مَجۡذُوذࣲ‏
۞ وَأَمَّا
ve
ٱلَّذِينَ
kimseler
سُعِدُوا۟
mutlu olan(lar)
فَفِى
içindedirler
ٱلْجَنَّةِ
cennet
خَـٰلِدِينَ
onlar sürekli kalıcıdırlar
فِيهَا
orada
مَا
durdukça
دَامَتِ
as long as remains
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
gökler
وَٱلْأَرْضُ
ve yer
إِلَّا
dışında
مَا
diledikleri
شَآءَ
what your Lord wills
رَبُّكَ ۖ
Rabbinin
عَطَآءً
bir lütuftur
غَيْرَ
olmaksızın
مَجْذُوذٍۢ
kesinti

Diyanet İşleri MealiMesud olanlar ise cennettedirler. Rabbinin dilemesi bir yana, sonsuz bir lütuf olarak, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır

Saheeh InternationalAnd as for those who were [destined to be] prosperous, they will be in Paradise, abiding therein as long as the heavens and the earth endure, except what your Lord should will - a bestowal uninterrupted

11:109 📚 1
فَلَا تَكُ فِي مِرۡيَةࣲ مِّمَّا يَعۡبُدُ هَٰٓؤُلَآءِۚ مَا يَعۡبُدُونَ إِلَّا كَمَا يَعۡبُدُ ءَابَآؤُهُم مِّن قَبۡلُۚ وَإِنَّا لَمُوَفُّوهُمۡ نَصِيبَهُمۡ غَيۡرَ مَنقُوصࣲ‏
فَلَا
o halde
تَكُ
olmasın
فِى
hiçbir
مِرْيَةٍۢ
tereddüd
مِّمَّا
hakkında
يَعْبُدُ
taptıkları
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ
onların
مَا
onlar tapmazlar
يَعْبُدُونَ
they worship
إِلَّا
başkasına
كَمَا
gibi olandan
يَعْبُدُ
taptıkları
ءَابَآؤُهُم
babalarının
مِّن
daha önce
قَبْلُ ۚ
before
وَإِنَّا
şüphesiz biz
لَمُوَفُّوهُمْ
vereceğiz
نَصِيبَهُمْ
onların paylarını
غَيْرَ
olmadan
مَنقُوصٍۢ
eksik

Diyanet İşleri MealiBu putperestlerin taptıklarının batıl olduğunda şüphen olmasın; daha önce babalarının tapmış oldukları gibi onlar da taparlar. Onlara paylarını şüphesiz eksiksiz olarak ödeyeceğiz

Saheeh InternationalSo do not be in doubt, [O Muhammad], as to what these [polytheists] are worshipping. They worship not except as their fathers worshipped before. And indeed, We will give them their share undiminished

11:110 📚 3
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ فَٱخۡتُلِفَ فِيهِۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّهُمۡ لَفِي شَكࣲّ مِّنۡهُ مُرِيبࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitab'ı
فَٱخْتُلِفَ
ayrılığa düşüldü
فِيهِ ۚ
onda
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ
bir söz
سَبَقَتْ
önceden geçmiş
مِن
tarafından
رَّبِّكَ
Rabbin
لَقُضِىَ
hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ ۚ
aralarında
وَإِنَّهُمْ
şüphesiz onlar
لَفِى
içindedirler
شَكٍّۢ
bir tereddüt
مِّنْهُ
bunun hakkında
مُرِيبٍۢ
gocundurucu

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Musa'ya Kitap verdik; onda ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında çoktan hükmedilmiş olurdu. Doğrusu onlar, Kitap'ın Allah katından olduğunda şüphe ve endişe içindedirler

Saheeh InternationalAnd We had certainly given Moses the Scripture, but it came under disagreement. And if not for a word that preceded from your Lord, it would have been judged between them. And indeed they are, concerning the Qur'an, in disquieting doubt

11:111
وَإِنَّ كُلࣰّ ا لَّمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمۡ رَبُّكَ أَعۡمَٰلَهُمۡۚ إِنَّهُۥ بِمَا يَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
وَإِنَّ
ve şüphesiz
كُلًّۭا
tümünün
لَّمَّا
tastamam verecektir
لَيُوَفِّيَنَّهُمْ
surely will pay them in full
رَبُّكَ
Rabbin
أَعْمَـٰلَهُمْ ۚ
onların yaptıklarını
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
بِمَا
şeylerden
يَعْمَلُونَ
yaptıkları
خَبِيرٌۭ
haberdardır

Diyanet İşleri MealiRabbin, onların işlerinin karşılığını elbette tamamen verecektir. O, şüphesiz, onların yaptıklarını bilir

Saheeh InternationalAnd indeed, each [of the believers and disbelievers] - your Lord will fully compensate them for their deeds. Indeed, He is Acquainted with what they do

11:112 📚 3
فَٱسۡتَقِمۡ كَمَآ أُمِرۡتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطۡغَوۡاْۚ إِنَّهُۥ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
فَٱسْتَقِمْ
dosdoğru olun
كَمَآ
gibi
أُمِرْتَ
emrolunduğun
وَمَن
ve kimseler
تَابَ
tevbe eden
مَعَكَ
seninle birlikte
وَلَا
ve
تَطْغَوْا۟ ۚ
aşırı gitmeyin
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Diyanet İşleri MealiSen, beraberindeki tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Aşırı gitmeyin, doğrusu Allah yaptıklarınızı görür

Saheeh InternationalSo remain on a right course as you have been commanded, [you] and those who have turned back with you [to Allah], and do not transgress. Indeed, He is Seeing of what you do

11:113 📚 6
وَلَا تَرۡكَنُوٓاْ إِلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنۡ أَوۡلِيَآءَ ثُمَّ لَا تُنصَرُونَ
وَلَا
ve
تَرْكَنُوٓا۟
meyletmeyin
إِلَى
kimselere
ٱلَّذِينَ
those who
ظَلَمُوا۟
zulmeden(lere)
فَتَمَسَّكُمُ
yoksa size dokunur
ٱلنَّارُ
ateş
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
sizin için
مِّن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِنْ
hiçbir
أَوْلِيَآءَ
dost(lar)
ثُمَّ
sonra
لَا
asla
تُنصَرُونَ
yardım göremezsiniz

Diyanet İşleri MealiHaksızlık yapanlara yönelmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur; sonra, yardım da göremezsiniz

Saheeh InternationalAnd do not incline toward those who do wrong, lest you be touched by the Fire, and you would not have other than Allah any protectors; then you would not be helped

11:114
وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ طَرَفَيِ ٱلنَّهَارِ وَزُلَفࣰ ا مِّنَ ٱلَّيۡلِۚ إِنَّ ٱلۡحَسَنَٰتِ يُذۡهِبۡنَ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ ذَٰلِكَ ذِكۡرَىٰ لِلذَّٰكِرِينَ
وَأَقِمِ
ve kıl
ٱلصَّلَوٰةَ
namaz
طَرَفَىِ
iki tarafında
ٱلنَّهَارِ
gündüzün
وَزُلَفًۭا
ve yakın vakitlerinde
مِّنَ
gecenin
ٱلَّيْلِ ۚ
the night
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْحَسَنَـٰتِ
iyilikler
يُذْهِبْنَ
giderir
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ
kötülükleri
ذَٰلِكَ
bu
ذِكْرَىٰ
bir öğüttür
لِلذَّٰكِرِينَ
ibret alanlara

Diyanet İşleri MealiGündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt kabul edenlere bir öğüttür

Saheeh InternationalAnd establish prayer at the two ends of the day and at the approach of the night. Indeed, good deeds do away with misdeeds. That is a reminder for those who remember

11:115 📚 3
وَٱصۡبِرۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَٱصْبِرْ
ve sabret
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
zayi etmez
يُضِيعُ
let go waste
أَجْرَ
ecirlerini
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik yapanların

Diyanet İşleri MealiSabret, Allah iyi davrananların ecrini elbette zayi etmez

Saheeh InternationalAnd be patient, for indeed, Allah does not allow to be lost the reward of those who do good

11:116 📚 2
فَلَوۡلَا كَانَ مِنَ ٱلۡقُرُونِ مِن قَبۡلِكُمۡ أُوْلُواْ بَقِيَّةࣲ يَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡفَسَادِ فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّمَّنۡ أَنجَيۡنَا مِنۡهُمۡۗ وَٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مَآ أُتۡرِفُواْ فِيهِ وَكَانُواْ مُجۡرِمِينَ
فَلَوْلَا
değil miydi?
كَانَ
bulunmalı
مِنَ
nesillerden
ٱلْقُرُونِ
the generations
مِن
sizden önceki
قَبْلِكُمْ
before you
أُو۟لُوا۟
sahipleri
بَقِيَّةٍۢ
fazilet
يَنْهَوْنَ
alıkoyan
عَنِ
fesattan
ٱلْفَسَادِ
the corruption
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
إِلَّا
dışında
قَلِيلًۭا
çok azı
مِّمَّنْ
kendilerini
أَنجَيْنَا
kurtardığımız
مِنْهُمْ ۗ
onlardan
وَٱتَّبَعَ
peşine takıldılar
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوا۟
zulmedenler
مَآ
bulundukları refahın
أُتْرِفُوا۟
luxury they were given
فِيهِ
içinde
وَكَانُوا۟
ve oldular
مُجْرِمِينَ
suçlu kimseler

Diyanet İşleri MealiSizden önceki nesillerin ileri gelenleri, yeryüzünde bozgunculuğa engel olmalı değil miydiler? Onlardan kurtardıklarımız pek azdır. Kendilerine verilen nimete karşı haksızlık edenlere uyanlar ise suçlu oldular

Saheeh InternationalSo why were there not among the generations before you those of enduring discrimination forbidding corruption on earth - except a few of those We saved from among them? But those who wronged pursued what luxury they were given therein, and they were criminals

11:117 📚 1
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهۡلِكَ ٱلۡقُرَىٰ بِظُلۡمࣲ وَأَهۡلُهَا مُصۡلِحُونَ
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
رَبُّكَ
Rabbin
لِيُهْلِكَ
helak edecek
ٱلْقُرَىٰ
o beldeleri
بِظُلْمٍۢ
zulümle
وَأَهْلُهَا
ahalisi (iken)
مُصْلِحُونَ
ıslah edici

Diyanet İşleri MealiRabbin, kasabaların halkı ıslah olmuşken, haksız yere onları yok etmez

Saheeh InternationalAnd your Lord would not have destroyed the cities unjustly while their people were reformers

11:118 📚 2
وَلَوۡ شَآءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ ٱلنَّاسَ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰۖ وَلَا يَزَالُونَ مُخۡتَلِفِينَ
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
رَبُّكَ
Rabbin
لَجَعَلَ
yapardı
ٱلنَّاسَ
insanları
أُمَّةًۭ
ümmet
وَٰحِدَةًۭ ۖ
bir tek
وَلَا
ama hala
يَزَالُونَ
durmazlar
مُخْتَلِفِينَ
ihtilaf etmekten

Diyanet İşleri MealiEğer Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet kılardı. Fakat, Rabbinin merhamet ettikleri bir yana, hala ayrılıktadırlar, esasen onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin "And olsun ki cehennemi hep insan ve cin ile dolduracağım" sözü yerine gelmiştir

Saheeh InternationalAnd if your Lord had willed, He could have made mankind one community; but they will not cease to differ

11:119 📚 12
إِلَّا مَن رَّحِمَ رَبُّكَۚ وَلِذَٰلِكَ خَلَقَهُمۡۗ وَتَمَّتۡ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ
إِلَّا
hariç
مَن
kimseler
رَّحِمَ
rahmet ettiği
رَبُّكَ ۚ
Rabbinin
وَلِذَٰلِكَ
zaten bunun için
خَلَقَهُمْ ۗ
onları yarattı
وَتَمَّتْ
ve yerine gelmiştir
كَلِمَةُ
sözü
رَبِّكَ
Rabbinin
لَأَمْلَأَنَّ
andolsun dolduracağım
جَهَنَّمَ
cehennemi
مِنَ
cinlerden
ٱلْجِنَّةِ
the Jinn
وَٱلنَّاسِ
ve insanlar(dan)
أَجْمَعِينَ
tamamen

Diyanet İşleri MealiEğer Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet kılardı. Fakat, Rabbinin merhamet ettikleri bir yana, hala ayrılıktadırlar, esasen onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin "And olsun ki cehennemi hep insan ve cin ile dolduracağım" sözü yerine gelmiştir

Saheeh InternationalExcept whom your Lord has given mercy, and for that He created them. But the word of your Lord is to be fulfilled that, "I will surely fill Hell with jinn and men all together

11:120 📚 2
وَكُلࣰّ ا نَّقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهِۦ فُؤَادَكَۚ وَجَآءَكَ فِي هَٰذِهِ ٱلۡحَقُّ وَمَوۡعِظَةࣱ وَذِكۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
وَكُلًّۭا
her şeyi
نَّقُصُّ
anlatıyoruz
عَلَيْكَ
sana
مِنْ
haberlerinden
أَنۢبَآءِ
(the) news
ٱلرُّسُلِ
Peygamberlerin
مَا
olan
نُثَبِّتُ
sağlamlaştıracak
بِهِۦ
onunla
فُؤَادَكَ ۚ
kalbini
وَجَآءَكَ
ve sana gelmiştir
فِى
bunda
هَـٰذِهِ
this
ٱلْحَقُّ
bir hak
وَمَوْعِظَةٌۭ
ve bir öğüt
وَذِكْرَىٰ
ve bir uyarı
لِلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler için

Diyanet İşleri MealiPeygamberlerin başlarından geçenlerden, sana anlattığımız her şey, senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar; sana bu belgelerle gerçek; inananlara da öğüt ve hatırlatma gelmiştir

Saheeh InternationalAnd each [story] We relate to you from the news of the messengers is that by which We make firm your heart. And there has come to you, in this, the truth and an instruction and a reminder for the believers

11:121
وَقُل لِّلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنَّا عَٰمِلُونَ
وَقُل
ve de ki
لِّلَّذِينَ
kimselere
لَا
iman etmeyen(lere)
يُؤْمِنُونَ
believe
ٱعْمَلُوا۟
yapın
عَلَىٰ
imkanınızın elverdiğini
مَكَانَتِكُمْ
your position
إِنَّا
biz de
عَـٰمِلُونَ
yapmaktayız

Diyanet İşleri Mealiİnanmayanlara: "Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu biz de yapıyoruz; bekleyin, biz de bekliyoruz" de

Saheeh InternationalAnd say to those who do not believe, "Work according to your position; indeed, we are working

11:122 📚 1
وَٱنتَظِرُوٓاْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ
وَٱنتَظِرُوٓا۟
ve bekleyin
إِنَّا
biz de
مُنتَظِرُونَ
beklemekteyiz

Diyanet İşleri Mealiİnanmayanlara: "Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu biz de yapıyoruz; bekleyin, biz de bekliyoruz" de

Saheeh InternationalAnd wait, indeed, we are waiting

11:123 📚 2
وَلِلَّهِ غَيۡبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ يُرۡجَعُ ٱلۡأَمۡرُ كُلُّهُۥ فَٱعۡبُدۡهُ وَتَوَكَّلۡ عَلَيۡهِۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
وَلِلَّهِ
ve Allah'a aittir
غَيْبُ
gaybı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَإِلَيْهِ
ve O'na
يُرْجَعُ
döndürülür
ٱلْأَمْرُ
işler
كُلُّهُۥ
bütün
فَٱعْبُدْهُ
(öyleyse) O'na kulluk et
وَتَوَكَّلْ
ve dayan
عَلَيْهِ ۚ
O'na
وَمَا
ve değildir
رَبُّكَ
Rabbin
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse O'na kulluk et, O'na güven. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir

Saheeh InternationalAnd to Allah belong the unseen [aspects] of the heavens and the earth and to Him will be returned the matter, all of it, so worship Him and rely upon Him. And your Lord is not unaware of that which you do

← Önceki Sonraki →

11. Hud Suresi | Anlam Arayışı