21. Al-Anbiyaa سُورَةُ الأَنبِيَاءِ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
ٱقۡتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمۡ وَهُمۡ فِي غَفۡلَةࣲ مُّعۡرِضُونَ
مُّعْرِضُونَ
yüz çevirmektedirler
Diyanet İşleri Meali İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, hakdan yüz çeviriyorlar
مَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّن رَّبِّهِم مُّحۡدَثٍ إِلَّا ٱسۡتَمَعُوهُ وَهُمۡ يَلۡعَبُونَ
Diyanet İşleri Meali Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar
لَاهِيَةࣰ قُلُوبُهُمۡۗ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّجۡوَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ هَلۡ هَٰذَآ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡۖ أَفَتَأۡتُونَ ٱلسِّحۡرَ وَأَنتُمۡ تُبۡصِرُونَ
وَأَسَرُّوا۟
ve gizlediler
ٱلنَّجْوَى
aralarındaki konuşmayı
أَفَتَأْتُونَ
şimdi siz kapılacak mısınız?
Diyanet İşleri Meali Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar
21:4 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّي يَعۡلَمُ ٱلۡقَوۡلَ فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
Diyanet İşleri Meali Peygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir" dedi
21:5 ▶ ⧉ ☆
بَلۡ قَالُوٓاْ أَضۡغَٰثُ أَحۡلَٰمِۭ بَلِ ٱفۡتَرَىٰهُ بَلۡ هُوَ شَاعِرࣱ فَلۡيَأۡتِنَا بِـَٔايَةࣲ كَمَآ أُرۡسِلَ ٱلۡأَوَّلُونَ
أَضْغَـٰثُ
(bu) karmakarışık
فَلْيَأْتِنَا
bize getirse ya
Diyanet İşleri Meali Onlar: "Hayır; bunlar karışık rüyalardır", "Hayır; onu uydurmuştur", "Hayır; o şairdir", "Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler
21:6 ▶ ⧉ ☆
مَآ ءَامَنَتۡ قَبۡلَهُم مِّن قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَآۖ أَفَهُمۡ يُؤۡمِنُونَ
أَهْلَكْنَـٰهَآ ۖ
helak ettiğimiz
Diyanet İşleri Meali Onlardan önce yoketmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar, bunlar mı inanacaklar
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا قَبۡلَكَ إِلَّا رِجَالࣰ ا نُّوحِيٓ إِلَيۡهِمۡۖ فَسۡـَٔلُوٓاْ أَهۡلَ ٱلذِّكۡرِ إِن كُنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
Diyanet İşleri Meali Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun
21:8 ▶ ⧉ ☆
وَمَا جَعَلۡنَٰهُمۡ جَسَدࣰ ا لَّا يَأۡكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَمَا كَانُواْ خَٰلِدِينَ
جَعَلْنَـٰهُمْ
biz onları yapmadık
Diyanet İşleri Meali Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi
21:9 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ صَدَقۡنَٰهُمُ ٱلۡوَعۡدَ فَأَنجَيۡنَٰهُمۡ وَمَن نَّشَآءُ وَأَهۡلَكۡنَا ٱلۡمُسۡرِفِينَ
صَدَقْنَـٰهُمُ
yerine getirdik
فَأَنجَيْنَـٰهُمْ
onları kurtardık
وَأَهْلَكْنَا
ve helak ettik
ٱلْمُسْرِفِينَ
aşırı gidenleri
Diyanet İşleri Meali Sonra Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri ise yok ettik
21:10 ▶ ⧉ ☆
لَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ كِتَٰبࣰ ا فِيهِ ذِكۡرُكُمۡۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
ذِكْرُكُمْ ۖ
Zikr'iniz bulunan
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason
Diyanet İşleri Meali And olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz
وَكَمۡ قَصَمۡنَا مِن قَرۡيَةࣲ كَانَتۡ ظَالِمَةࣰ وَأَنشَأۡنَا بَعۡدَهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ
وَأَنشَأْنَا
ve inşa ettik
Diyanet İşleri Meali Halkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler varettik
فَلَمَّآ أَحَسُّواْ بَأۡسَنَآ إِذَا هُم مِّنۡهَا يَرۡكُضُونَ
Diyanet İşleri Meali Onlar bizim baskınımızı hissettiklerinde, oradan kaçmağa koyuluyorlardı
21:13 ▶ ⧉ ☆
لَا تَرۡكُضُواْ وَٱرۡجِعُوٓاْ إِلَىٰ مَآ أُتۡرِفۡتُمۡ فِيهِ وَمَسَٰكِنِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُسۡـَٔلُونَ
إِلَىٰ
şeylere (ni'metlere)
أُتْرِفْتُمْ
şımartıldığınız
وَمَسَـٰكِنِكُمْ
ve yurtlarınıza
تُسْـَٔلُونَ
sorguya çekileceksiniz
Diyanet İşleri Meali Koşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz" dedik
21:14 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Diyanet İşleri Meali Vay başımıza gelenlere! Doğrusu biz haksızlık yapmış kimseleriz" dediler
21:15 ▶ ⧉ ☆
فَمَا زَالَت تِّلۡكَ دَعۡوَىٰهُمۡ حَتَّىٰ جَعَلۡنَٰهُمۡ حَصِيدًا خَٰمِدِينَ
دَعْوَىٰهُمْ
mırıldanmaları
جَعَلْنَـٰهُمْ
biz onları yapıncaya
حَصِيدًا
biçilmiş (ekin gibi)
خَـٰمِدِينَ
sönmüş ateş (gibi)
Diyanet İşleri Meali Biz onları biçilmiş ot ve bir yığın kül haline getirinceye kadar haykırmaları devam etti
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ
بَيْنَهُمَا
bunlar arasında
Diyanet İşleri Meali Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık
21:17 ▶ ⧉ ☆
لَوۡ أَرَدۡنَآ أَن نَّتَّخِذَ لَهۡوࣰ ا لَّٱتَّخَذۡنَٰهُ مِن لَّدُنَّآ إِن كُنَّا فَٰعِلِينَ
لَّٱتَّخَذْنَـٰهُ
edinirdik
Diyanet İşleri Meali Eğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız
بَلۡ نَقۡذِفُ بِٱلۡحَقِّ عَلَى ٱلۡبَٰطِلِ فَيَدۡمَغُهُۥ فَإِذَا هُوَ زَاهِقࣱۚ وَلَكُمُ ٱلۡوَيۡلُ مِمَّا تَصِفُونَ
فَيَدْمَغُهُۥ
onun beynini parçalar
تَصِفُونَ
yakıştırdıklarınızdan
Diyanet İşleri Meali Gerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size
وَلَهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَمَنۡ عِندَهُۥ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ عَنۡ عِبَادَتِهِۦ وَلَا يَسۡتَحۡسِرُونَ
يَسْتَكْبِرُونَ
they are arrogant
يَسْتَحْسِرُونَ
yorulmazlar
Diyanet İşleri Meali Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar
21:20 ▶ ⧉ ☆
يُسَبِّحُونَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ لَا يَفۡتُرُونَ
يُسَبِّحُونَ
tesbih ederler
Diyanet İşleri Meali Gece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler
21:21 ▶ ⧉ ☆
أَمِ ٱتَّخَذُوٓاْ ءَالِهَةࣰ مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ هُمۡ يُنشِرُونَ
ٱتَّخَذُوٓا۟
edindiler mi?
Diyanet İşleri Meali Yeryüzünde edindikleri tanrılar mı, onlar mı ölüleri diriltecekler
21:22 ▶ ⧉ ☆
لَوۡ كَانَ فِيهِمَآ ءَالِهَةٌ إِلَّا ٱللَّهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلۡعَرۡشِ عَمَّا يَصِفُونَ
لَفَسَدَتَا ۚ
ikisi de bozulup gitmişti
فَسُبْحَـٰنَ
yüce(münezzeh)dir
يَصِفُونَ
nitelendirdikleri
Diyanet İşleri Meali Eğer yerle gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir
21:23 ▶ ⧉ ☆
لَا يُسۡـَٔلُ عَمَّا يَفۡعَلُ وَهُمۡ يُسۡـَٔلُونَ
يُسْـَٔلُ
He (can) be questioned
Diyanet İşleri Meali O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır
أَمِ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةࣰۖ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡۖ هَٰذَا ذِكۡرُ مَن مَّعِيَ وَذِكۡرُ مَن قَبۡلِيۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٱلۡحَقَّۖ فَهُم مُّعۡرِضُونَ
بُرْهَـٰنَكُمْ ۖ
delilinizi
قَبْلِى ۗ
(were) before me
مُّعْرِضُونَ
(haktan) yüz çevirirler
Diyanet İşleri Meali O'nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin Kitap'ı ve senden öncekilerin kitapları." Hayır; onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِيٓ إِلَيۡهِ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعۡبُدُونِ
إِلَّا
diye vahyetmediğimiz
فَٱعْبُدُونِ
bana kulluk edin
Diyanet İşleri Meali Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir
21:26 ▶ ⧉ ☆
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَلَدࣰ اۗ سُبۡحَٰنَهُۥۚ بَلۡ عِبَادࣱ مُّكۡرَمُونَ
سُبْحَـٰنَهُۥ ۚ
O münezzehtir
Diyanet İşleri Meali Rahman çocuk edindi" dediler. Haşa; hayır, melekler şerefli kılınmış kullardır
لَا يَسۡبِقُونَهُۥ بِٱلۡقَوۡلِ وَهُم بِأَمۡرِهِۦ يَعۡمَلُونَ
لَا
O'ndan önce söylemezler
يَسْبِقُونَهُۥ
they (can) precede Him
بِأَمْرِهِۦ
O'nun buyruğunu
Diyanet İşleri Meali Allah'tan önce söz söyleyemezler; ancak O'nun emri üzerine iş işlerler
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا يَشۡفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ٱرۡتَضَىٰ وَهُم مِّنۡ خَشۡيَتِهِۦ مُشۡفِقُونَ
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
ellerinin (önlerinde)
يَشْفَعُونَ
şefa'at edemezler
Diyanet İşleri Meali Allah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler
۞وَمَن يَقُلۡ مِنۡهُمۡ إِنِّيٓ إِلَٰهࣱ مِّن دُونِهِۦ فَذَٰلِكَ نَجۡزِيهِ جَهَنَّمَۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلظَّٰلِمِينَ
نَجْزِيهِ
onu cezalandırırız
نَجْزِى
biz cezalandırırız
Diyanet İşleri Meali Bunlar içinde kim "Ben, Allah'tan başka bir tanrıyım" derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz
أَوَلَمۡ يَرَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَنَّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ كَانَتَا رَتۡقࣰ ا فَفَتَقۡنَٰهُمَاۖ وَجَعَلۡنَا مِنَ ٱلۡمَآءِ كُلَّ شَيۡءٍ حَيٍّۚ أَفَلَا يُؤۡمِنُونَ
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
فَفَتَقْنَـٰهُمَا ۖ
biz onları ayırdık
أَفَلَا
hala inanmıyorlar mı?
Diyanet İşleri Meali İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar mı
21:31 ▶ ⧉ ☆
وَجَعَلۡنَا فِي ٱلۡأَرۡضِ رَوَٰسِيَ أَن تَمِيدَ بِهِمۡ وَجَعَلۡنَا فِيهَا فِجَاجࣰ ا سُبُلࣰ ا لَّعَلَّهُمۡ يَهۡتَدُونَ
يَهْتَدُونَ
yollarını bulurlar
Diyanet İşleri Meali Yeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik
21:32 ▶ ⧉ ☆
وَجَعَلۡنَا ٱلسَّمَآءَ سَقۡفࣰ ا مَّحۡفُوظࣰ اۖ وَهُمۡ عَنۡ ءَايَٰتِهَا مُعۡرِضُونَ
مُعْرِضُونَ
yüz çevirmektedirler
Diyanet İşleri Meali Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar
وَهُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلࣱّ فِي فَلَكࣲ يَسۡبَحُونَ
Diyanet İşleri Meali Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür
وَمَا جَعَلۡنَا لِبَشَرࣲ مِّن قَبۡلِكَ ٱلۡخُلۡدَۖ أَفَإِيْن مِّتَّ فَهُمُ ٱلۡخَٰلِدُونَ
ٱلْخَـٰلِدُونَ
ebedi (mi kalacaklar?)
Diyanet İşleri Meali Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı
كُلُّ نَفۡسࣲ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۗ وَنَبۡلُوكُم بِٱلشَّرِّ وَٱلۡخَيۡرِ فِتۡنَةࣰۖ وَإِلَيۡنَا تُرۡجَعُونَ
وَنَبْلُوكُم
ve sizi imtihan ederiz
وَإِلَيْنَا
ve (sonunda) bize
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz
Diyanet İşleri Meali Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz
21:36 ▶ ⧉ ☆
وَإِذَا رَءَاكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِي يَذۡكُرُ ءَالِهَتَكُمۡ وَهُم بِذِكۡرِ ٱلرَّحۡمَٰنِ هُمۡ كَٰفِرُونَ
يَتَّخِذُونَكَ
they take you
أَهَـٰذَا
bu mudur? (diye)
ءَالِهَتَكُمْ
sizin tanrılarınızı
كَـٰفِرُونَ
inkar ediyorlar
Diyanet İşleri Meali İnkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mudur?" derler ve Rahman'ın Kitabını işte onlar inkar ederler
21:37 ▶ ⧉ ☆
خُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ مِنۡ عَجَلࣲۚ سَأُوْرِيكُمۡ ءَايَٰتِي فَلَا تَسۡتَعۡجِلُونِ
سَأُو۟رِيكُمْ
size göstereceğim
فَلَا
benden acele istemeyin
تَسْتَعْجِلُونِ
ask Me to hasten
Diyanet İşleri Meali İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu Benden acele istemeyin
21:38 ▶ ⧉ ☆
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
ٱلْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azab)
صَـٰدِقِينَ
doğru söyleyenler
Diyanet İşleri Meali Doğru sözlü iseniz bildirin bu tehdit ne zamandır?" derler
21:39 ▶ ⧉ ☆
لَوۡ يَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَن وُجُوهِهِمُ ٱلنَّارَ وَلَا عَن ظُهُورِهِمۡ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
يَكُفُّونَ
they will avert
يُنصَرُونَ
yardım da olunmayacakları
Diyanet İşleri Meali Bu kafirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremiyecekleri zamanı keşke bilseler
بَلۡ تَأۡتِيهِم بَغۡتَةࣰ فَتَبۡهَتُهُمۡ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ
تَأْتِيهِم
o onlara gelecek
فَتَبْهَتُهُمْ
onları şaşırtacak
يَسْتَطِيعُونَ
they will be able
Diyanet İşleri Meali Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez
وَلَقَدِ ٱسۡتُهۡزِئَ بِرُسُلࣲ مِّن قَبۡلِكَ فَحَاقَ بِٱلَّذِينَ سَخِرُواْ مِنۡهُم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ettikleri
Diyanet İşleri Meali And olsun ki, senden önce birçok peygamber alaya alınmıştı da, alaya alanları, eğlendikleri şey mahvetmişti
21:42 ▶ ⧉ ☆
قُلۡ مَن يَكۡلَؤُكُم بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ مِنَ ٱلرَّحۡمَٰنِۚ بَلۡ هُمۡ عَن ذِكۡرِ رَبِّهِم مُّعۡرِضُونَ
يَكْلَؤُكُم
sizi koruyacak?
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۗ
the Most Gracious
مُّعْرِضُونَ
yüz çeviriyorlar
Diyanet İşleri Meali De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin Kitabından yüz çevirmektedirler
أَمۡ لَهُمۡ ءَالِهَةࣱ تَمۡنَعُهُم مِّن دُونِنَاۚ لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَ أَنفُسِهِمۡ وَلَا هُم مِّنَّا يُصۡحَبُونَ
تَمْنَعُهُم
onları koruyacak
يَسْتَطِيعُونَ
they are able
مِّنَّا
bizim tarafımızdan
Diyanet İşleri Meali Yoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler. Katımızdan da dostluk görmezler
بَلۡ مَتَّعۡنَا هَٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمۡ حَتَّىٰ طَالَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡعُمُرُۗ أَفَلَا يَرَوۡنَ أَنَّا نَأۡتِي ٱلۡأَرۡضَ نَنقُصُهَا مِنۡ أَطۡرَافِهَآۚ أَفَهُمُ ٱلۡغَٰلِبُونَ
وَءَابَآءَهُمْ
ve atalarını
ٱلْأَرْضَ
yerlerini (topraklarını)
أَطْرَافِهَآ ۚ
its borders
ٱلْغَـٰلِبُونَ
üstün gelen
Diyanet İşleri Meali Biz bunlara ve babalarına geçimlikler verdik de ömürleri uzadı; şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mıdır
21:45 ▶ ⧉ ☆
قُلۡ إِنَّمَآ أُنذِرُكُم بِٱلۡوَحۡيِۚ وَلَا يَسۡمَعُ ٱلصُّمُّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا مَا يُنذَرُونَ
أُنذِرُكُم
sizi uyarıyorum
يُنذَرُونَ
they are warned
Diyanet İşleri Meali De ki: "Ben ancak sizi vahy ile uyarıyorum" Uyarıldıkları zaman, sağırlar çağrıyı duymazlar
21:46 ▶ ⧉ ☆
وَلَئِن مَّسَّتۡهُمۡ نَفۡحَةࣱ مِّنۡ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
مَّسَّتْهُمْ
onlara dokunsa
Diyanet İşleri Meali Rabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: "Vah bize! Doğrusu biz haksızdık" derler
وَنَضَعُ ٱلۡمَوَٰزِينَ ٱلۡقِسۡطَ لِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَلَا تُظۡلَمُ نَفۡسࣱ شَيۡـࣰٔ اۖ وَإِن كَانَ مِثۡقَالَ حَبَّةࣲ مِّنۡ خَرۡدَلٍ أَتَيۡنَا بِهَاۗ وَكَفَىٰ بِنَا حَٰسِبِينَ
تُظْلَمُ
haksızlık edilmez
Diyanet İşleri Meali Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz
21:48 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ٱلۡفُرۡقَانَ وَضِيَآءࣰ وَذِكۡرࣰ ا لِّلۡمُتَّقِينَ
لِّلْمُتَّقِينَ
muttakiler için
Diyanet İşleri Meali And olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik
21:49 ▶ ⧉ ☆
ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ وَهُم مِّنَ ٱلسَّاعَةِ مُشۡفِقُونَ
Diyanet İşleri Meali Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar; kıyamet saatinden de titrerler
21:50 ▶ ⧉ ☆
وَهَٰذَا ذِكۡرࣱ مُّبَارَكٌ أَنزَلۡنَٰهُۚ أَفَأَنتُمۡ لَهُۥ مُنكِرُونَ
أَنزَلْنَـٰهُ ۚ
ona indirdiğimiz
أَفَأَنتُمْ
şimdi siz ediyor musunuz?
Diyanet İşleri Meali İşte bu, indirdiğimiz kutsal bir Kitap'dır. Siz mi onu inkar ediyorsunuz
21:51 ▶ ⧉ ☆
۞وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَآ إِبۡرَٰهِيمَ رُشۡدَهُۥ مِن قَبۡلُ وَكُنَّا بِهِۦ عَٰلِمِينَ
رُشْدَهُۥ
doğru yolu bulma yeteneğini
Diyanet İşleri Meali And olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا هَٰذِهِ ٱلتَّمَاثِيلُ ٱلَّتِيٓ أَنتُمۡ لَهَا عَٰكِفُونَ
Diyanet İşleri Meali İbrahim, babasına ve milletine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti
21:53 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا لَهَا عَٰبِدِينَ
Diyanet İşleri Meali Babalarımızı onlara tapar bulduk" demişlerdi
21:54 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لَقَدۡ كُنتُمۡ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمۡ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ
وَءَابَآؤُكُمْ
ve babalarınız
Diyanet İşleri Meali İbrahim: "And olsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" deyince
21:55 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا بِٱلۡحَقِّ أَمۡ أَنتَ مِنَ ٱللَّٰعِبِينَ
أَجِئْتَنَا
bize getirdin mi?
ٱللَّـٰعِبِينَ
those who play
Diyanet İşleri Meali Sen bize gerçeği mi getirdin yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler
21:56 ▶ ⧉ ☆
قَالَ بَل رَّبُّكُمۡ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ ٱلَّذِي فَطَرَهُنَّ وَأَنَا۠ عَلَىٰ ذَٰلِكُم مِّنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
فَطَرَهُنَّ
onları yaratmıştır
مِّنَ
şahidlik edenlerdenim
ٱلشَّـٰهِدِينَ
the witnesses
Diyanet İşleri Meali O şöyle dedi: "Hayır; Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim
21:57 ▶ ⧉ ☆
وَتَٱللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصۡنَٰمَكُم بَعۡدَ أَن تُوَلُّواْ مُدۡبِرِينَ
وَتَٱللَّهِ
Allah'a and olsun ki
لَأَكِيدَنَّ
bir tuzak kuracağım
مُدْبِرِينَ
arkanızı dönüp
Diyanet İşleri Meali Allah'a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra, putlarınıza bir tuzak kuracağım
21:58 ▶ ⧉ ☆
فَجَعَلَهُمۡ جُذَٰذًا إِلَّا كَبِيرࣰ ا لَّهُمۡ لَعَلَّهُمۡ إِلَيۡهِ يَرۡجِعُونَ
فَجَعَلَهُمْ
nihayet onları etti
يَرْجِعُونَ
müracaat ederler (diye)
Diyanet İşleri Meali Hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye, sağlam bıraktı
21:59 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ مَن فَعَلَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَآ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
بِـَٔالِهَتِنَآ
tanrılarımıza
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerden
Diyanet İşleri Meali Milleti: "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir" dediler
21:60 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ سَمِعۡنَا فَتࣰ ى يَذۡكُرُهُمۡ يُقَالُ لَهُۥٓ إِبۡرَٰهِيمُ
يَذْكُرُهُمْ
onları diline dolayan
Diyanet İşleri Meali Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler
21:61 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ فَأۡتُواْ بِهِۦ عَلَىٰٓ أَعۡيُنِ ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَشۡهَدُونَ
يَشْهَدُونَ
tanık olsunlar
Diyanet İşleri Meali Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler
21:62 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ ءَأَنتَ فَعَلۡتَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَا يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ
بِـَٔالِهَتِنَا
tanrılarımıza
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
ey İbrahim
Diyanet İşleri Meali İbrahim gelince, ona: "Ey İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler
21:63 ▶ ⧉ ☆
قَالَ بَلۡ فَعَلَهُۥ كَبِيرُهُمۡ هَٰذَا فَسۡـَٔلُوهُمۡ إِن كَانُواْ يَنطِقُونَ
فَسْـَٔلُوهُمْ
onlara sorun
Diyanet İşleri Meali İbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi
21:64 ▶ ⧉ ☆
فَرَجَعُوٓاْ إِلَىٰٓ أَنفُسِهِمۡ فَقَالُوٓاْ إِنَّكُمۡ أَنتُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
إِلَىٰٓ
kendi vicdanlarına
ٱلظَّـٰلِمُونَ
haksızsınız
Diyanet İşleri Meali Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler
21:65 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ نُكِسُواْ عَلَىٰ رُءُوسِهِمۡ لَقَدۡ عَلِمۡتَ مَا هَٰٓؤُلَآءِ يَنطِقُونَ
Diyanet İşleri Meali Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler
21:66 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَفَتَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَضُرُّكُمۡ
أَفَتَعْبُدُونَ
tapıyor musunuz?
يَنفَعُكُمْ
size fayda vermeyen
يَضُرُّكُمْ
zarar vermeyen
Diyanet İşleri Meali İbrahim: "O halde , Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi
أُفࣲّ لَّكُمۡ وَلِمَا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
تَعْبُدُونَ
taptıklarınıza
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz siz?
تَعْقِلُونَ
you use reason
Diyanet İşleri Meali İbrahim: "O halde , Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi
21:68 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ حَرِّقُوهُ وَٱنصُرُوٓاْ ءَالِهَتَكُمۡ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ
حَرِّقُوهُ
onu (İbrahim'i) yakın
وَٱنصُرُوٓا۟
ve yardım edin
ءَالِهَتَكُمْ
tanrılarınıza
فَـٰعِلِينَ
(bir iş) yapacaksanız
Diyanet İşleri Meali Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler
21:69 ▶ ⧉ ☆
قُلۡنَا يَٰنَارُ كُونِي بَرۡدࣰ ا وَسَلَٰمًا عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ
Diyanet İşleri Meali Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik
21:70 ▶ ⧉ ☆
وَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدࣰ ا فَجَعَلۡنَٰهُمُ ٱلۡأَخۡسَرِينَ
فَجَعَلْنَـٰهُمُ
biz de kendilerini uğrattık
Diyanet İşleri Meali Ona düzen kurmak istediler, fakat Biz onları hüsrana uğrattık
21:71 ▶ ⧉ ☆
وَنَجَّيۡنَٰهُ وَلُوطًا إِلَى ٱلۡأَرۡضِ ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَا لِلۡعَٰلَمِينَ
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
ٱلَّتِى
bereketli kıldığımız
بَـٰرَكْنَا
We (had) blessed
لِلْعَـٰلَمِينَ
for the worlds
Diyanet İşleri Meali Onu da, Lut'u da, alemler için kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık
21:72 ▶ ⧉ ☆
وَوَهَبۡنَا لَهُۥٓ إِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ نَافِلَةࣰۖ وَكُلࣰّ ا جَعَلۡنَا صَٰلِحِينَ
وَوَهَبْنَا
ve hediye ettik
Diyanet İşleri Meali İbrahim'e, buna ilaveten İshak ve Yakub'u da verdik, her birini iyi kimseler kıldık
وَجَعَلۡنَٰهُمۡ أَئِمَّةࣰ يَهۡدُونَ بِأَمۡرِنَا وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡهِمۡ فِعۡلَ ٱلۡخَيۡرَٰتِ وَإِقَامَ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءَ ٱلزَّكَوٰةِۖ وَكَانُواْ لَنَا عَٰبِدِينَ
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
ve onları yaptık
يَهْدُونَ
doğru yolu gösteren
وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
وَكَانُوا۟
ve (insanlar) idiler
Diyanet İşleri Meali Onları, buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi
21:74 ▶ ⧉ ☆
وَلُوطًا ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمࣰ ا وَعِلۡمࣰ ا وَنَجَّيۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلَّتِي كَانَت تَّعۡمَلُ ٱلۡخَبَٰٓئِثَۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمَ سَوۡءࣲ فَٰسِقِينَ
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
Diyanet İşleri Meali Lut'a da hüküm ve ilim verdik; onu, çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir milletti
21:75 ▶ ⧉ ☆
وَأَدۡخَلۡنَٰهُ فِي رَحۡمَتِنَآۖ إِنَّهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَأَدْخَلْنَـٰهُ
ve onu soktuk
رَحْمَتِنَآ ۖ
rahmetimizin
ٱلصَّـٰلِحِينَ
ve Nuh'u da-Salihler
Diyanet İşleri Meali Lut'u rahmetimizin içine aldık; doğrusu o iyilerdendi
21:76 ▶ ⧉ ☆
وَنُوحًا إِذۡ نَادَىٰ مِن قَبۡلُ فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul etmiştik
فَنَجَّيْنَـٰهُ
kendisini kurtarmıştık
Diyanet İşleri Meali Nuh da daha önceleri Bize yalvarmıştı, onun duasını kabul edip, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık
21:77 ▶ ⧉ ☆
وَنَصَرۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمَ سَوۡءࣲ فَأَغۡرَقۡنَٰهُمۡ أَجۡمَعِينَ
وَنَصَرْنَـٰهُ
ve onu koruduk
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۚ
ayetlerimizi
فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ
biz de onları boğmuştuk
Diyanet İşleri Meali Ayetlerimizi yalanlayan millete karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir milletti, hepsini suda boğduk
وَدَاوُۥدَ وَسُلَيۡمَٰنَ إِذۡ يَحۡكُمَانِ فِي ٱلۡحَرۡثِ إِذۡ نَفَشَتۡ فِيهِ غَنَمُ ٱلۡقَوۡمِ وَكُنَّا لِحُكۡمِهِمۡ شَٰهِدِينَ
وَسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'ı
يَحْكُمَانِ
onlar hükmediyorlardı
لِحُكْمِهِمْ
onların hükümlerine
Diyanet İşleri Meali Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik
فَفَهَّمۡنَٰهَا سُلَيۡمَٰنَۚ وَكُلًّا ءَاتَيۡنَا حُكۡمࣰ ا وَعِلۡمࣰ اۚ وَسَخَّرۡنَا مَعَ دَاوُۥدَ ٱلۡجِبَالَ يُسَبِّحۡنَ وَٱلطَّيۡرَۚ وَكُنَّا فَٰعِلِينَ
فَفَهَّمْنَـٰهَا
onu bellettik
وَسَخَّرْنَا
ve boyun eğdirdik
فَـٰعِلِينَ
(bunları) yaparız
Diyanet İşleri Meali Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık
وَعَلَّمۡنَٰهُ صَنۡعَةَ لَبُوسࣲ لَّكُمۡ لِتُحۡصِنَكُم مِّنۢ بَأۡسِكُمۡۖ فَهَلۡ أَنتُمۡ شَٰكِرُونَ
وَعَلَّمْنَـٰهُ
ve ona öğretmiştik
لِتُحْصِنَكُم
sizi korumak için
شَـٰكِرُونَ
şükredenlerden
Diyanet İşleri Meali Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz
21:81 ▶ ⧉ ☆
وَلِسُلَيۡمَٰنَ ٱلرِّيحَ عَاصِفَةࣰ تَجۡرِي بِأَمۡرِهِۦٓ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَاۚ وَكُنَّا بِكُلِّ شَيۡءٍ عَٰلِمِينَ
وَلِسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'a
ٱلَّتِى
bereketlendirdiğimiz
Diyanet İşleri Meali Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz herşeyi biliyorduk
21:82 ▶ ⧉ ☆
وَمِنَ ٱلشَّيَٰطِينِ مَن يَغُوصُونَ لَهُۥ وَيَعۡمَلُونَ عَمَلࣰ ا دُونَ ذَٰلِكَۖ وَكُنَّا لَهُمۡ حَٰفِظِينَ
ٱلشَّيَـٰطِينِ
şeytanlardan
حَـٰفِظِينَ
onun emrinde tutuyor
Diyanet İşleri Meali Dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini gözetiyorduk
۞وَأَيُّوبَ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَسَّنِيَ ٱلضُّرُّ وَأَنتَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
۞ وَأَيُّوبَ
ve Eyyub'u da
أَرْحَمُ
en merhametlisisin
ٱلرَّٰحِمِينَ
merhametlilerin
Diyanet İşleri Meali Eyyub da: "Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin" diye Rabbine nida etmişti
21:84 ▶ ⧉ ☆
فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ فَكَشَفۡنَا مَا بِهِۦ مِن ضُرࣲّۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ أَهۡلَهُۥ وَمِثۡلَهُم مَّعَهُمۡ رَحۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِنَا وَذِكۡرَىٰ لِلۡعَٰبِدِينَ
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul ettik
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona verdik
وَمِثْلَهُم
ve bir katını daha
وَذِكْرَىٰ
ve bir öğüt olarak
لِلْعَـٰبِدِينَ
ibadet edenler için
Diyanet İşleri Meali Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik
21:85 ▶ ⧉ ☆
وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِدۡرِيسَ وَذَا ٱلۡكِفۡلِۖ كُلࣱّ مِّنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'i
ٱلْكِفْلِ ۖ
(ve Zu')l-Kifl'i
ٱلصَّـٰبِرِينَ
the patient ones
Diyanet İşleri Meali İsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi
21:86 ▶ ⧉ ☆
وَأَدۡخَلۡنَٰهُمۡ فِي رَحۡمَتِنَآۖ إِنَّهُم مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَأَدْخَلْنَـٰهُمْ
ve onları soktuk
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous
Diyanet İşleri Meali Onları rahmetimizin içine aldık; doğrusu onlar iyilerdendi
وَذَا ٱلنُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَٰضِبࣰ ا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقۡدِرَ عَلَيۡهِ فَنَادَىٰ فِي ٱلظُّلُمَٰتِ أَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنتَ سُبۡحَٰنَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
نَّقْدِرَ
güç yetiremeyeceğiz
فَنَادَىٰ
nihayet yalvardı
سُبْحَـٰنَكَ
senin şanın yücedir
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers
Diyanet İşleri Meali Zünnun (Balık Sahibi; Yunus) hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti
21:88 ▶ ⧉ ☆
فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ وَنَجَّيۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡغَمِّۚ وَكَذَٰلِكَ نُـۨجِي ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul ettik
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
Diyanet İşleri Meali Biz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. inananları böyle kurtarırız
21:89 ▶ ⧉ ☆
وَزَكَرِيَّآ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥ رَبِّ لَا تَذَرۡنِي فَرۡدࣰ ا وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلۡوَٰرِثِينَ
وَزَكَرِيَّآ
ve Zekeriyya'yı da
Diyanet İşleri Meali Zekeriya da: "Rabbim! Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti
21:90 ▶ ⧉ ☆
فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ وَوَهَبۡنَا لَهُۥ يَحۡيَىٰ وَأَصۡلَحۡنَا لَهُۥ زَوۡجَهُۥٓۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ يُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡخَيۡرَٰتِ وَيَدۡعُونَنَا رَغَبࣰ ا وَرَهَبࣰ اۖ وَكَانُواْ لَنَا خَٰشِعِينَ
فَٱسْتَجَبْنَا
kabul buyurduk
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
وَأَصْلَحْنَا
ve ıslah ettik
يُسَـٰرِعُونَ
koşuyor(lar)
وَيَدْعُونَنَا
ve bize du'a ederlerdi
خَـٰشِعِينَ
derin bir saygı içinde
Diyanet İşleri Meali Biz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı
21:91 ▶ ⧉ ☆
وَٱلَّتِيٓ أَحۡصَنَتۡ فَرۡجَهَا فَنَفَخۡنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلۡنَٰهَا وَٱبۡنَهَآ ءَايَةࣰ لِّلۡعَٰلَمِينَ
وَٱلَّتِىٓ
olanı (Meryemi)
وَجَعَلْنَـٰهَا
ve onu yapmıştık
Diyanet İşleri Meali Mahrem yerini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, alemler için bir mucize kılmıştık
21:92 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمۡ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ وَأَنَا۠ رَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُونِ
أُمَّتُكُمْ
sizin ümmetiniz
فَٱعْبُدُونِ
yalnız bana kulluk edin
Diyanet İşleri Meali Doğrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin
21:93 ▶ ⧉ ☆
وَتَقَطَّعُوٓاْ أَمۡرَهُم بَيۡنَهُمۡۖ كُلٌّ إِلَيۡنَا رَٰجِعُونَ
وَتَقَطَّعُوٓا۟
ve parçaladılar
Diyanet İşleri Meali Ama insanlar, din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar, hepsi Bize döneceklerdir
21:94 ▶ ⧉ ☆
فَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَا كُفۡرَانَ لِسَعۡيِهِۦ وَإِنَّا لَهُۥ كَٰتِبُونَ
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
[the] righteous deeds
كُفْرَانَ
nankörlük edilmez
Diyanet İşleri Meali İnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız
21:95 ▶ ⧉ ☆
وَحَرَٰمٌ عَلَىٰ قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَآ أَنَّهُمۡ لَا يَرۡجِعُونَ
وَحَرَٰمٌ
ve (yaşamak) haramdır
أَهْلَكْنَـٰهَآ
helak ettiğimiz
لَا
bir daha geri dönemezler
Diyanet İşleri Meali Yok ettiğimiz kasaba halkının ahirette ceza görmek üzere Bize dönmemesi imkansızdır
حَتَّىٰٓ إِذَا فُتِحَتۡ يَأۡجُوجُ وَمَأۡجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبࣲ يَنسِلُونَ
يَنسِلُونَ
akın etmeye başladıkları
Diyanet İşleri Meali Yecüc ve Mecüc'ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar
وَٱقۡتَرَبَ ٱلۡوَعۡدُ ٱلۡحَقُّ فَإِذَا هِيَ شَٰخِصَةٌ أَبۡصَٰرُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَٰوَيۡلَنَا قَدۡ كُنَّا فِي غَفۡلَةࣲ مِّنۡ هَٰذَا بَلۡ كُنَّا ظَٰلِمِينَ
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
ظَـٰلِمِينَ
zulmediyormuşuz
Diyanet İşleri Meali Gerçek vaad yaklaştığında, inkar edenlerin gözleri beleriverir: "Vah bize! Bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik " derler
إِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنتُمۡ لَهَا وَٰرِدُونَ
Diyanet İşleri Meali Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz
21:99 ▶ ⧉ ☆
لَوۡ كَانَ هَٰٓؤُلَآءِ ءَالِهَةࣰ مَّا وَرَدُوهَاۖ وَكُلࣱّ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَرَدُوهَا ۖ
they (would) have come to it
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır
Diyanet İşleri Meali Eğer bunlar tanrı olsaydı cehenneme girmezlerdi; hepsi orada temelli kalacaktır
21:100 ▶ ⧉ ☆
لَهُمۡ فِيهَا زَفِيرࣱ وَهُمۡ فِيهَا لَا يَسۡمَعُونَ
Diyanet İşleri Meali Orada onlara ah etmek vardır; birşey de işitemezler
إِنَّ ٱلَّذِينَ سَبَقَتۡ لَهُم مِّنَّا ٱلۡحُسۡنَىٰٓ أُوْلَٰٓئِكَ عَنۡهَا مُبۡعَدُونَ
عَنْهَا
ondan (cehennemden)
مُبْعَدُونَ
uzaklaştırılmışlardır
Diyanet İşleri Meali Yaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır
21:102 ▶ ⧉ ☆
لَا يَسۡمَعُونَ حَسِيسَهَاۖ وَهُمۡ فِي مَا ٱشۡتَهَتۡ أَنفُسُهُمۡ خَٰلِدُونَ
يَسْمَعُونَ
they will hear
حَسِيسَهَا ۖ
onun uğultusunu
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalırlar
Diyanet İşleri Meali Cehennemin uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar
21:103 ▶ ⧉ ☆
لَا يَحۡزُنُهُمُ ٱلۡفَزَعُ ٱلۡأَكۡبَرُ وَتَتَلَقَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ هَٰذَا يَوۡمُكُمُ ٱلَّذِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ
يَحْزُنُهُمُ
onları tasalandırmaz
وَتَتَلَقَّىٰهُمُ
onları şöyle karşılar
Diyanet İşleri Meali En büyük korku bile onları üzmez; kendilerini melekler : "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar
يَوۡمَ نَطۡوِي ٱلسَّمَآءَ كَطَيِّ ٱلسِّجِلِّ لِلۡكُتُبِۚ كَمَا بَدَأۡنَآ أَوَّلَ خَلۡقࣲ نُّعِيدُهُۥۚ وَعۡدًا عَلَيۡنَآۚ إِنَّا كُنَّا فَٰعِلِينَ
نُّعِيدُهُۥ ۚ
onu iade ederiz
Diyanet İşleri Meali Göğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız
وَلَقَدۡ كَتَبۡنَا فِي ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعۡدِ ٱلذِّكۡرِ أَنَّ ٱلۡأَرۡضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ ٱلصَّٰلِحُونَ
ٱلذِّكْرِ
Zikir'den (Tevrat'tan)
Diyanet İşleri Meali And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık
21:106 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي هَٰذَا لَبَلَٰغࣰ ا لِّقَوۡمٍ عَٰبِدِينَ
لَبَلَـٰغًۭا
elbette bir öğüt
Diyanet İşleri Meali Doğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır
21:107 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةࣰ لِّلۡعَٰلَمِينَ
أَرْسَلْنَـٰكَ
biz seni göndermedik
لِّلْعَـٰلَمِينَ
alemler için
Diyanet İşleri Meali Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik
قُلۡ إِنَّمَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ فَهَلۡ أَنتُم مُّسۡلِمُونَ
مُّسْلِمُونَ
submit (to Him)
Diyanet İşleri Meali De ki: "Doğrusu tanrınızın tek bir Tanrı olduğu bana şüphesiz vahyolundu. Artık müslüman olacak mısınız
فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَقُلۡ ءَاذَنتُكُمۡ عَلَىٰ سَوَآءࣲۖ وَإِنۡ أَدۡرِيٓ أَقَرِيبٌ أَم بَعِيدࣱ مَّا تُوعَدُونَ
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirlerse
ءَاذَنتُكُمْ
ben size açıkladım
أَقَرِيبٌ
yakın mı (olduğunu)
بَعِيدٌۭ
uzak (mı olduğunu)
تُوعَدُونَ
tehdid edildiğiniz
Diyanet İşleri Meali Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem
إِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلۡجَهۡرَ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ وَيَعۡلَمُ مَا تَكۡتُمُونَ
Diyanet İşleri Meali Doğrusu O, açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir
21:111 ▶ ⧉ ☆
وَإِنۡ أَدۡرِي لَعَلَّهُۥ فِتۡنَةࣱ لَّكُمۡ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينࣲ
وَمَتَـٰعٌ
ve yaşatmak içindir
Diyanet İşleri Meali Bilmem; belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir
قَٰلَ رَبِّ ٱحۡكُم بِٱلۡحَقِّۗ وَرَبُّنَا ٱلرَّحۡمَٰنُ ٱلۡمُسۡتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ
ٱلرَّحْمَـٰنُ
çok merhamet edendir
ٱلْمُسْتَعَانُ
O'nun yardımına sığınılır
تَصِفُونَ
sizin nitelendirdiğiniz
Diyanet İşleri Meali Peygamber: "Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir" dedi
← Önceki Sonraki →