21. Al-Anbiyaa سُورَةُ الأَنبِيَاءِ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
ٱقۡتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمۡ وَهُمۡ فِي غَفۡلَةࣲ مُّعۡرِضُونَ
مُّعْرِضُونَ
yüz çevirmektedirler
Süleyman Ateş İnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hala gaflet içinde yüz çevirmektedirler
مَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّن رَّبِّهِم مُّحۡدَثٍ إِلَّا ٱسۡتَمَعُوهُ وَهُمۡ يَلۡعَبُونَ
Süleyman Ateş Kendilerine Rablerinden gelen her yeni ikazı mutlaka eğlenerek dinlerler
لَاهِيَةࣰ قُلُوبُهُمۡۗ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّجۡوَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ هَلۡ هَٰذَآ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡۖ أَفَتَأۡتُونَ ٱلسِّحۡرَ وَأَنتُمۡ تُبۡصِرُونَ
وَأَسَرُّوا۟
ve gizlediler
ٱلنَّجْوَى
aralarındaki konuşmayı
أَفَتَأْتُونَ
şimdi siz kapılacak mısınız?
Süleyman Ateş Kalbleri eğlencededir. O zulmedenler, aralarında şu konuşmayı gizlediler: "Bu (Muhammed) de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz, göre göre büyüye mi kapılacaksınız
21:4 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّي يَعۡلَمُ ٱلۡقَوۡلَ فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
Süleyman Ateş Dedi ki: "Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O'ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir
21:5 ▶ ⧉ ☆
بَلۡ قَالُوٓاْ أَضۡغَٰثُ أَحۡلَٰمِۭ بَلِ ٱفۡتَرَىٰهُ بَلۡ هُوَ شَاعِرࣱ فَلۡيَأۡتِنَا بِـَٔايَةࣲ كَمَآ أُرۡسِلَ ٱلۡأَوَّلُونَ
أَضْغَـٰثُ
(bu) karmakarışık
فَلْيَأْتِنَا
bize getirse ya
Süleyman Ateş Hayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şa'irdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin, (mu'cizelerle ) gönderildikleri gibi o da bize bir mu'cize getirsin
21:6 ▶ ⧉ ☆
مَآ ءَامَنَتۡ قَبۡلَهُم مِّن قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَآۖ أَفَهُمۡ يُؤۡمِنُونَ
أَهْلَكْنَـٰهَآ ۖ
helak ettiğimiz
Süleyman Ateş Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir kent (halkı ) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا قَبۡلَكَ إِلَّا رِجَالࣰ ا نُّوحِيٓ إِلَيۡهِمۡۖ فَسۡـَٔلُوٓاْ أَهۡلَ ٱلذِّكۡرِ إِن كُنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
Süleyman Ateş Biz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sahiplerine) sorun
21:8 ▶ ⧉ ☆
وَمَا جَعَلۡنَٰهُمۡ جَسَدࣰ ا لَّا يَأۡكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَمَا كَانُواْ خَٰلِدِينَ
جَعَلْنَـٰهُمْ
biz onları yapmadık
Süleyman Ateş Biz onları yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. (Onlar), ölümsüz de değillerdi
21:9 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ صَدَقۡنَٰهُمُ ٱلۡوَعۡدَ فَأَنجَيۡنَٰهُمۡ وَمَن نَّشَآءُ وَأَهۡلَكۡنَا ٱلۡمُسۡرِفِينَ
صَدَقْنَـٰهُمُ
yerine getirdik
فَأَنجَيْنَـٰهُمْ
onları kurtardık
وَأَهْلَكْنَا
ve helak ettik
ٱلْمُسْرِفِينَ
aşırı gidenleri
Süleyman Ateş Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, onları ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri helak ettik
21:10 ▶ ⧉ ☆
لَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ كِتَٰبࣰ ا فِيهِ ذِكۡرُكُمۡۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
ذِكْرُكُمْ ۖ
Zikr'iniz bulunan
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason
Süleyman Ateş Andolsun, size, içinde Zikr'iniz bulunan bir Kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz
وَكَمۡ قَصَمۡنَا مِن قَرۡيَةࣲ كَانَتۡ ظَالِمَةࣰ وَأَنشَأۡنَا بَعۡدَهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ
وَأَنشَأْنَا
ve inşa ettik
Süleyman Ateş (Halkı ) zulmeden nice şehri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka bir topluluk getirdik
فَلَمَّآ أَحَسُّواْ بَأۡسَنَآ إِذَا هُم مِّنۡهَا يَرۡكُضُونَ
Süleyman Ateş Azabımızı hissettikleri zaman onlar, derhal oradan (kaçmak için hayvanlarını) mahmuzluyorlardı
21:13 ▶ ⧉ ☆
لَا تَرۡكُضُواْ وَٱرۡجِعُوٓاْ إِلَىٰ مَآ أُتۡرِفۡتُمۡ فِيهِ وَمَسَٰكِنِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُسۡـَٔلُونَ
إِلَىٰ
şeylere (ni'metlere)
أُتْرِفْتُمْ
şımartıldığınız
وَمَسَـٰكِنِكُمْ
ve yurtlarınıza
تُسْـَٔلُونَ
sorguya çekileceksiniz
Süleyman Ateş (Boşuna) Kaçmayın, (bol bol verilip) içinde şımartıldığınız(ni'metler )e ve yurtlarınıza dönün, çünkü sorguya çekileceksiniz
21:14 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Süleyman Ateş Eyvah bize, dediler, gerçekten biz zalimlermişiz
21:15 ▶ ⧉ ☆
فَمَا زَالَت تِّلۡكَ دَعۡوَىٰهُمۡ حَتَّىٰ جَعَلۡنَٰهُمۡ حَصِيدًا خَٰمِدِينَ
دَعْوَىٰهُمْ
mırıldanmaları
جَعَلْنَـٰهُمْ
biz onları yapıncaya
حَصِيدًا
biçilmiş (ekin gibi)
خَـٰمِدِينَ
sönmüş ateş (gibi)
Süleyman Ateş Bu mırıldanmaları sürüp giderken biz onları, biçilmiş (ekin gibi) yaptık, sönüp gittiler
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ
بَيْنَهُمَا
bunlar arasında
Süleyman Ateş Biz göğü, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlence için yaratmadık
21:17 ▶ ⧉ ☆
لَوۡ أَرَدۡنَآ أَن نَّتَّخِذَ لَهۡوࣰ ا لَّٱتَّخَذۡنَٰهُ مِن لَّدُنَّآ إِن كُنَّا فَٰعِلِينَ
لَّٱتَّخَذْنَـٰهُ
edinirdik
Süleyman Ateş Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık
بَلۡ نَقۡذِفُ بِٱلۡحَقِّ عَلَى ٱلۡبَٰطِلِ فَيَدۡمَغُهُۥ فَإِذَا هُوَ زَاهِقࣱۚ وَلَكُمُ ٱلۡوَيۡلُ مِمَّا تَصِفُونَ
فَيَدْمَغُهُۥ
onun beynini parçalar
تَصِفُونَ
yakıştırdıklarınızdan
Süleyman Ateş Hayır, biz hakkı batılın üstüne atarız da o onun beynini parçalar, derhal (batılın) canı çıkar. Allah'a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz(in haliniz )e
وَلَهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَمَنۡ عِندَهُۥ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ عَنۡ عِبَادَتِهِۦ وَلَا يَسۡتَحۡسِرُونَ
يَسْتَكْبِرُونَ
they are arrogant
يَسْتَحْسِرُونَ
yorulmazlar
Süleyman Ateş Göklerde ve yerde kim varsa hep O'nundur. O'nun yanında bulunanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmez ve yorulmazlar
21:20 ▶ ⧉ ☆
يُسَبِّحُونَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ لَا يَفۡتُرُونَ
يُسَبِّحُونَ
tesbih ederler
Süleyman Ateş Gece gündüz tesbih ederler, hiç ara vermezler
21:21 ▶ ⧉ ☆
أَمِ ٱتَّخَذُوٓاْ ءَالِهَةࣰ مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ هُمۡ يُنشِرُونَ
ٱتَّخَذُوٓا۟
edindiler mi?
Süleyman Ateş Yoksa (o müşrikler), yerden birtakım tanrılar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecek
21:22 ▶ ⧉ ☆
لَوۡ كَانَ فِيهِمَآ ءَالِهَةٌ إِلَّا ٱللَّهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلۡعَرۡشِ عَمَّا يَصِفُونَ
لَفَسَدَتَا ۚ
ikisi de bozulup gitmişti
فَسُبْحَـٰنَ
yüce(münezzeh)dir
يَصِفُونَ
nitelendirdikleri
Süleyman Ateş Eğer yerde, gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) bozulup gitmişti. Arş'ın sahibi Allah, onların nitelendirmelerinden yüce(münezzeh)dir
21:23 ▶ ⧉ ☆
لَا يُسۡـَٔلُ عَمَّا يَفۡعَلُ وَهُمۡ يُسۡـَٔلُونَ
يُسْـَٔلُ
He (can) be questioned
Süleyman Ateş O, yaptığından sorulmaz, ama onlar, sorulurlar
أَمِ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةࣰۖ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡۖ هَٰذَا ذِكۡرُ مَن مَّعِيَ وَذِكۡرُ مَن قَبۡلِيۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٱلۡحَقَّۖ فَهُم مُّعۡرِضُونَ
بُرْهَـٰنَكُمْ ۖ
delilinizi
قَبْلِى ۗ
(were) before me
مُّعْرِضُونَ
(haktan) yüz çevirirler
Süleyman Ateş Yoksa O'ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki: "(Bu hususta kesin) delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların da öğütü ve benden öncekilerin de öğütü budur." Ama çokları hakkı bilmezler, bundan dolayı onlar, (haktan) yüz çevirirler
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِيٓ إِلَيۡهِ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعۡبُدُونِ
إِلَّا
diye vahyetmediğimiz
فَٱعْبُدُونِ
bana kulluk edin
Süleyman Ateş Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: "Benden başka tanrı yoktur, bana kulluk edin!" diye vahyetmiş olmayalım
21:26 ▶ ⧉ ☆
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَلَدࣰ اۗ سُبۡحَٰنَهُۥۚ بَلۡ عِبَادࣱ مُّكۡرَمُونَ
سُبْحَـٰنَهُۥ ۚ
O münezzehtir
Süleyman Ateş Rahman çocuk edindi. dediler. O, yücedir. Hayır (Rahman'ın çocukları sanılan melekler , O'nun) değerli kullar(ı)dır
لَا يَسۡبِقُونَهُۥ بِٱلۡقَوۡلِ وَهُم بِأَمۡرِهِۦ يَعۡمَلُونَ
لَا
O'ndan önce söylemezler
يَسْبِقُونَهُۥ
they (can) precede Him
بِأَمْرِهِۦ
O'nun buyruğunu
Süleyman Ateş O'ndan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun buyruğunu yaparlar
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا يَشۡفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ٱرۡتَضَىٰ وَهُم مِّنۡ خَشۡيَتِهِۦ مُشۡفِقُونَ
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
ellerinin (önlerinde)
يَشْفَعُونَ
şefa'at edemezler
Süleyman Ateş (Allah) Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefa'at edemezler ve onlar, O'nun korkusundan titrerler
۞وَمَن يَقُلۡ مِنۡهُمۡ إِنِّيٓ إِلَٰهࣱ مِّن دُونِهِۦ فَذَٰلِكَ نَجۡزِيهِ جَهَنَّمَۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلظَّٰلِمِينَ
نَجْزِيهِ
onu cezalandırırız
نَجْزِى
biz cezalandırırız
Süleyman Ateş Onlardan her kim: "Ben O'ndan başka bir tanrıyım!" derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri böyle cezalandırırız
أَوَلَمۡ يَرَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَنَّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ كَانَتَا رَتۡقࣰ ا فَفَتَقۡنَٰهُمَاۖ وَجَعَلۡنَا مِنَ ٱلۡمَآءِ كُلَّ شَيۡءٍ حَيٍّۚ أَفَلَا يُؤۡمِنُونَ
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
فَفَتَقْنَـٰهُمَا ۖ
biz onları ayırdık
أَفَلَا
hala inanmıyorlar mı?
Süleyman Ateş O nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık? Hala inanmıyorlar mı
21:31 ▶ ⧉ ☆
وَجَعَلۡنَا فِي ٱلۡأَرۡضِ رَوَٰسِيَ أَن تَمِيدَ بِهِمۡ وَجَعَلۡنَا فِيهَا فِجَاجࣰ ا سُبُلࣰ ا لَّعَلَّهُمۡ يَهۡتَدُونَ
يَهْتَدُونَ
yollarını bulurlar
Süleyman Ateş Yer, onları sarsar diye, onun üstünde yüksek dağlar yarattık. Ve istedikleri yere gidebilmeleri için orada geniş yollar açtık
21:32 ▶ ⧉ ☆
وَجَعَلۡنَا ٱلسَّمَآءَ سَقۡفࣰ ا مَّحۡفُوظࣰ اۖ وَهُمۡ عَنۡ ءَايَٰتِهَا مُعۡرِضُونَ
مُعْرِضُونَ
yüz çevirmektedirler
Süleyman Ateş Göğü, korunmuş bir tavan yaptık; onlarsa hala göğün, (Allah'ın) ayetlerinden yüz çevirmektedirler
وَهُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلࣱّ فِي فَلَكࣲ يَسۡبَحُونَ
Süleyman Ateş Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratan O'dur. (Bunların) her biri bir yörüngede yüzmektedir
وَمَا جَعَلۡنَا لِبَشَرࣲ مِّن قَبۡلِكَ ٱلۡخُلۡدَۖ أَفَإِيْن مِّتَّ فَهُمُ ٱلۡخَٰلِدُونَ
ٱلْخَـٰلِدُونَ
ebedi (mi kalacaklar?)
Süleyman Ateş Senden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar
كُلُّ نَفۡسࣲ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۗ وَنَبۡلُوكُم بِٱلشَّرِّ وَٱلۡخَيۡرِ فِتۡنَةࣰۖ وَإِلَيۡنَا تُرۡجَعُونَ
وَنَبْلُوكُم
ve sizi imtihan ederiz
وَإِلَيْنَا
ve (sonunda) bize
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz
Süleyman Ateş Her nefis , ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için şerre de hayra da müptela kılıyoruz. Ve (sonunda) bize döndürüleceksiniz
21:36 ▶ ⧉ ☆
وَإِذَا رَءَاكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِي يَذۡكُرُ ءَالِهَتَكُمۡ وَهُم بِذِكۡرِ ٱلرَّحۡمَٰنِ هُمۡ كَٰفِرُونَ
يَتَّخِذُونَكَ
they take you
أَهَـٰذَا
bu mudur? (diye)
ءَالِهَتَكُمْ
sizin tanrılarınızı
كَـٰفِرُونَ
inkar ediyorlar
Süleyman Ateş Kafirler seni gördükleri zaman: "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" diye seninle alay ederler. Oysa kendileri Rahman'ın Zikri (uyarısı)nı kabul etmiyorlar
21:37 ▶ ⧉ ☆
خُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ مِنۡ عَجَلࣲۚ سَأُوْرِيكُمۡ ءَايَٰتِي فَلَا تَسۡتَعۡجِلُونِ
سَأُو۟رِيكُمْ
size göstereceğim
فَلَا
benden acele istemeyin
تَسْتَعْجِلُونِ
ask Me to hasten
Süleyman Ateş (İnsanın tabiatinde acelecilik vardır. Öye acelecidir ki, sanki) İnsan aceleden yaratılmıştır. (Durun,) Size ayetlerimi göstereceğim, benden acele istemeyin
21:38 ▶ ⧉ ☆
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
ٱلْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azab)
صَـٰدِقِينَ
doğru söyleyenler
Süleyman Ateş Doğru söyleyenler iseniz bu (bizi) tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman? diyorlar
21:39 ▶ ⧉ ☆
لَوۡ يَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَن وُجُوهِهِمُ ٱلنَّارَ وَلَا عَن ظُهُورِهِمۡ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
يَكُفُّونَ
they will avert
يُنصَرُونَ
yardım da olunmayacakları
Süleyman Ateş İnkar edenler, ne yüzlerinden, ne de sırtlarından ateşi savamayacakları ve yardım da olunmayacakları zamanı bir bilselerdi (onu böyle acele istemezlerdi)
بَلۡ تَأۡتِيهِم بَغۡتَةࣰ فَتَبۡهَتُهُمۡ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ
تَأْتِيهِم
o onlara gelecek
فَتَبْهَتُهُمْ
onları şaşırtacak
يَسْتَطِيعُونَ
they will be able
Süleyman Ateş Doğrusu o, onlara ansızın gelecek, onları şaşırtacak, ne onu reddedebilecekler, ne de kendilerine süre verilecek
وَلَقَدِ ٱسۡتُهۡزِئَ بِرُسُلࣲ مِّن قَبۡلِكَ فَحَاقَ بِٱلَّذِينَ سَخِرُواْ مِنۡهُم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ettikleri
Süleyman Ateş Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi, ama onlarla alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi
21:42 ▶ ⧉ ☆
قُلۡ مَن يَكۡلَؤُكُم بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ مِنَ ٱلرَّحۡمَٰنِۚ بَلۡ هُمۡ عَن ذِكۡرِ رَبِّهِم مُّعۡرِضُونَ
يَكْلَؤُكُم
sizi koruyacak?
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۗ
the Most Gracious
مُّعْرِضُونَ
yüz çeviriyorlar
Süleyman Ateş De ki: "Gece gündüz, sizi Rahman'dan kim koruyacak?" Hayır, onlar, Rablerinin Zikr'inden yüz çeviriyorlar
أَمۡ لَهُمۡ ءَالِهَةࣱ تَمۡنَعُهُم مِّن دُونِنَاۚ لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَ أَنفُسِهِمۡ وَلَا هُم مِّنَّا يُصۡحَبُونَ
تَمْنَعُهُم
onları koruyacak
يَسْتَطِيعُونَ
they are able
مِّنَّا
bizim tarafımızdan
Süleyman Ateş Yoksa onları, bize karşı koruyacak tanrıları mı var? Onlar, ne kendilerine yardım edebilirler, ne de bizim tarafımızdan onlara sahip çıkılır
بَلۡ مَتَّعۡنَا هَٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمۡ حَتَّىٰ طَالَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡعُمُرُۗ أَفَلَا يَرَوۡنَ أَنَّا نَأۡتِي ٱلۡأَرۡضَ نَنقُصُهَا مِنۡ أَطۡرَافِهَآۚ أَفَهُمُ ٱلۡغَٰلِبُونَ
وَءَابَآءَهُمْ
ve atalarını
ٱلْأَرْضَ
yerlerini (topraklarını)
أَطْرَافِهَآ ۚ
its borders
ٱلْغَـٰلِبُونَ
üstün gelen
Süleyman Ateş Biz onları ve atalarını yaşattık, nihayet kendilerine ömür uzun geldi, (ebedi yaşayacaklarını sandılar). Bizim, yere gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mı (yoksa biz miyiz)
21:45 ▶ ⧉ ☆
قُلۡ إِنَّمَآ أُنذِرُكُم بِٱلۡوَحۡيِۚ وَلَا يَسۡمَعُ ٱلصُّمُّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا مَا يُنذَرُونَ
أُنذِرُكُم
sizi uyarıyorum
يُنذَرُونَ
they are warned
Süleyman Ateş De ki: "Ben ancak sizi vahiyle uyarıyorum. Ama sağır(lar) uyarıldıkları zaman çağırıyı işitmez(ler)
21:46 ▶ ⧉ ☆
وَلَئِن مَّسَّتۡهُمۡ نَفۡحَةࣱ مِّنۡ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
مَّسَّتْهُمْ
onlara dokunsa
Süleyman Ateş Andolsun, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa, "Eyvah bize, biz gerçekten zalimlermişiz," derler
وَنَضَعُ ٱلۡمَوَٰزِينَ ٱلۡقِسۡطَ لِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَلَا تُظۡلَمُ نَفۡسࣱ شَيۡـࣰٔ اۖ وَإِن كَانَ مِثۡقَالَ حَبَّةࣲ مِّنۡ خَرۡدَلٍ أَتَيۡنَا بِهَاۗ وَكَفَىٰ بِنَا حَٰسِبِينَ
تُظْلَمُ
haksızlık edilmez
Süleyman Ateş Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez (insanın yaptığı iş), bir hardal danesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesab gören olarak biz yeteriz
21:48 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ٱلۡفُرۡقَانَ وَضِيَآءࣰ وَذِكۡرࣰ ا لِّلۡمُتَّقِينَ
لِّلْمُتَّقِينَ
muttakiler için
Süleyman Ateş Andolsun biz, Musa'ya ve Harun'a hak ve batılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik
21:49 ▶ ⧉ ☆
ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ وَهُم مِّنَ ٱلسَّاعَةِ مُشۡفِقُونَ
Süleyman Ateş Korunanlar görmeden Rablerinden korkarlar ve (Duruşma) sa'at(in)den de titrerler
21:50 ▶ ⧉ ☆
وَهَٰذَا ذِكۡرࣱ مُّبَارَكٌ أَنزَلۡنَٰهُۚ أَفَأَنتُمۡ لَهُۥ مُنكِرُونَ
أَنزَلْنَـٰهُ ۚ
ona indirdiğimiz
أَفَأَنتُمْ
şimdi siz ediyor musunuz?
Süleyman Ateş Bu (Kur'an) da ona (yani Muhammed'e) indirdiğimiz mübarek (çok faydalı) bir öğüttür. Şimdi siz onu inkar mı ediyorsunuz? (Ne kadar gafilsiniz siz)
21:51 ▶ ⧉ ☆
۞وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَآ إِبۡرَٰهِيمَ رُشۡدَهُۥ مِن قَبۡلُ وَكُنَّا بِهِۦ عَٰلِمِينَ
رُشْدَهُۥ
doğru yolu bulma yeteneğini
Süleyman Ateş Andolsun biz, daha önceden İbrahim'e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Zaten biz onu(n olgun insan olduğunu) biliyorduk
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا هَٰذِهِ ٱلتَّمَاثِيلُ ٱلَّتِيٓ أَنتُمۡ لَهَا عَٰكِفُونَ
Süleyman Ateş Babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin şu karşısında durup taptığınız heykeller nedir
21:53 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا لَهَا عَٰبِدِينَ
Süleyman Ateş Babalarımızı onlara tapar bulduk (da onun için biz de onlara tapıyoruz.) dediler
21:54 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لَقَدۡ كُنتُمۡ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمۡ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ
وَءَابَآؤُكُمْ
ve babalarınız
Süleyman Ateş Doğrusu siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz! dedi
21:55 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا بِٱلۡحَقِّ أَمۡ أَنتَ مِنَ ٱللَّٰعِبِينَ
أَجِئْتَنَا
bize getirdin mi?
ٱللَّـٰعِبِينَ
those who play
Süleyman Ateş Dediler ki: "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa şaka yapanlardan mısın
21:56 ▶ ⧉ ☆
قَالَ بَل رَّبُّكُمۡ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ ٱلَّذِي فَطَرَهُنَّ وَأَنَا۠ عَلَىٰ ذَٰلِكُم مِّنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
فَطَرَهُنَّ
onları yaratmıştır
مِّنَ
şahidlik edenlerdenim
ٱلشَّـٰهِدِينَ
the witnesses
Süleyman Ateş Hayır, dedi, Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim
21:57 ▶ ⧉ ☆
وَتَٱللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصۡنَٰمَكُم بَعۡدَ أَن تُوَلُّواْ مُدۡبِرِينَ
وَتَٱللَّهِ
Allah'a and olsun ki
لَأَكِيدَنَّ
bir tuzak kuracağım
مُدْبِرِينَ
arkanızı dönüp
Süleyman Ateş Allah'a and olsun ki siz dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım
21:58 ▶ ⧉ ☆
فَجَعَلَهُمۡ جُذَٰذًا إِلَّا كَبِيرࣰ ا لَّهُمۡ لَعَلَّهُمۡ إِلَيۡهِ يَرۡجِعُونَ
فَجَعَلَهُمْ
nihayet onları etti
يَرْجِعُونَ
müracaat ederler (diye)
Süleyman Ateş Nihayet (İbrahim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye
21:59 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ مَن فَعَلَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَآ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
بِـَٔالِهَتِنَآ
tanrılarımıza
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerden
Süleyman Ateş (Döndükleri zaman): "Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o zalimlerden biridir." dediler
21:60 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ سَمِعۡنَا فَتࣰ ى يَذۡكُرُهُمۡ يُقَالُ لَهُۥٓ إِبۡرَٰهِيمُ
يَذْكُرُهُمْ
onları diline dolayan
Süleyman Ateş Onları diline dolayan bir genç işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş, dediler
21:61 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ فَأۡتُواْ بِهِۦ عَلَىٰٓ أَعۡيُنِ ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَشۡهَدُونَ
يَشْهَدُونَ
tanık olsunlar
Süleyman Ateş Onu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezalandırılacağına) tanık olsunlar dediler
21:62 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ ءَأَنتَ فَعَلۡتَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَا يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ
بِـَٔالِهَتِنَا
tanrılarımıza
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
ey İbrahim
Süleyman Ateş (İbrahim'i getirdiler), dediler ki: "İbrahim, tanrılarımıza sen mi bunu yaptın
21:63 ▶ ⧉ ☆
قَالَ بَلۡ فَعَلَهُۥ كَبِيرُهُمۡ هَٰذَا فَسۡـَٔلُوهُمۡ إِن كَانُواْ يَنطِقُونَ
فَسْـَٔلُوهُمْ
onlara sorun
Süleyman Ateş Hayır dedi, (büyük putu göstererek) işte şu büyükleri yapmış; onlara sorun, eğer konuşurlarsa
21:64 ▶ ⧉ ☆
فَرَجَعُوٓاْ إِلَىٰٓ أَنفُسِهِمۡ فَقَالُوٓاْ إِنَّكُمۡ أَنتُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
إِلَىٰٓ
kendi vicdanlarına
ٱلظَّـٰلِمُونَ
haksızsınız
Süleyman Ateş Kendi vicdanlarına başvurup (içlerinden): "Hakikaten sizler haksızsınız!" dediler
21:65 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ نُكِسُواْ عَلَىٰ رُءُوسِهِمۡ لَقَدۡ عَلِمۡتَ مَا هَٰٓؤُلَآءِ يَنطِقُونَ
Süleyman Ateş Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar," dediler
21:66 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَفَتَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَضُرُّكُمۡ
أَفَتَعْبُدُونَ
tapıyor musunuz?
يَنفَعُكُمْ
size fayda vermeyen
يَضُرُّكُمْ
zarar vermeyen
Süleyman Ateş Peki, dedi, siz Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz
أُفࣲّ لَّكُمۡ وَلِمَا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
تَعْبُدُونَ
taptıklarınıza
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz siz?
تَعْقِلُونَ
you use reason
Süleyman Ateş Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Aklınızı kullanmıyor musunuz siz
21:68 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ حَرِّقُوهُ وَٱنصُرُوٓاْ ءَالِهَتَكُمۡ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ
حَرِّقُوهُ
onu (İbrahim'i) yakın
وَٱنصُرُوٓا۟
ve yardım edin
ءَالِهَتَكُمْ
tanrılarınıza
فَـٰعِلِينَ
(bir iş) yapacaksanız
Süleyman Ateş Dediler: "Onu yakın, tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız
21:69 ▶ ⧉ ☆
قُلۡنَا يَٰنَارُ كُونِي بَرۡدࣰ ا وَسَلَٰمًا عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ
Süleyman Ateş Biz de: "Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol!" dedik
21:70 ▶ ⧉ ☆
وَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدࣰ ا فَجَعَلۡنَٰهُمُ ٱلۡأَخۡسَرِينَ
فَجَعَلْنَـٰهُمُ
biz de kendilerini uğrattık
Süleyman Ateş Ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de, asıl kendilerini hüsrana uğrattık
21:71 ▶ ⧉ ☆
وَنَجَّيۡنَٰهُ وَلُوطًا إِلَى ٱلۡأَرۡضِ ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَا لِلۡعَٰلَمِينَ
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
ٱلَّتِى
bereketli kıldığımız
بَـٰرَكْنَا
We (had) blessed
لِلْعَـٰلَمِينَ
for the worlds
Süleyman Ateş Onu ve Lut'u kurtarıp, alemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik
21:72 ▶ ⧉ ☆
وَوَهَبۡنَا لَهُۥٓ إِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ نَافِلَةࣰۖ وَكُلࣰّ ا جَعَلۡنَا صَٰلِحِينَ
وَوَهَبْنَا
ve hediye ettik
Süleyman Ateş Ona İshak'ı hediye ettik, üstelik (torunu) Ya'kub'u da (verdik). Hepsini de iyi insanlar yaptık
وَجَعَلۡنَٰهُمۡ أَئِمَّةࣰ يَهۡدُونَ بِأَمۡرِنَا وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡهِمۡ فِعۡلَ ٱلۡخَيۡرَٰتِ وَإِقَامَ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءَ ٱلزَّكَوٰةِۖ وَكَانُواْ لَنَا عَٰبِدِينَ
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
ve onları yaptık
يَهْدُونَ
doğru yolu gösteren
وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
وَكَانُوا۟
ve (insanlar) idiler
Süleyman Ateş Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden(insan)lardı
21:74 ▶ ⧉ ☆
وَلُوطًا ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمࣰ ا وَعِلۡمࣰ ا وَنَجَّيۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلَّتِي كَانَت تَّعۡمَلُ ٱلۡخَبَٰٓئِثَۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمَ سَوۡءࣲ فَٰسِقِينَ
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
Süleyman Ateş Lut'a da hüküm (hükümranlık, peygamberlik, hikmet ) ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar yoldan çıkan kötü bir kavim idiler
21:75 ▶ ⧉ ☆
وَأَدۡخَلۡنَٰهُ فِي رَحۡمَتِنَآۖ إِنَّهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَأَدْخَلْنَـٰهُ
ve onu soktuk
رَحْمَتِنَآ ۖ
rahmetimizin
ٱلصَّـٰلِحِينَ
ve Nuh'u da-Salihler
Süleyman Ateş Ve onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, Salihlerden idi
21:76 ▶ ⧉ ☆
وَنُوحًا إِذۡ نَادَىٰ مِن قَبۡلُ فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul etmiştik
فَنَجَّيْنَـٰهُ
kendisini kurtarmıştık
Süleyman Ateş Nuh'u da (an), o da bunlardan önce bize yalvarmıştı. Biz de onun du'asını kabul edip kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
21:77 ▶ ⧉ ☆
وَنَصَرۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمَ سَوۡءࣲ فَأَغۡرَقۡنَٰهُمۡ أَجۡمَعِينَ
وَنَصَرْنَـٰهُ
ve onu koruduk
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۚ
ayetlerimizi
فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ
biz de onları boğmuştuk
Süleyman Ateş Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden onun öcünü almıştık. Onlar, kötü bir kavim olmuşlardı, biz de onların hepsini boğmuştuk
وَدَاوُۥدَ وَسُلَيۡمَٰنَ إِذۡ يَحۡكُمَانِ فِي ٱلۡحَرۡثِ إِذۡ نَفَشَتۡ فِيهِ غَنَمُ ٱلۡقَوۡمِ وَكُنَّا لِحُكۡمِهِمۡ شَٰهِدِينَ
وَسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'ı
يَحْكُمَانِ
onlar hükmediyorlardı
لِحُكْمِهِمْ
onların hükümlerine
Süleyman Ateş Davud ile Süleyman'ı da (an); hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık idik
فَفَهَّمۡنَٰهَا سُلَيۡمَٰنَۚ وَكُلًّا ءَاتَيۡنَا حُكۡمࣰ ا وَعِلۡمࣰ اۚ وَسَخَّرۡنَا مَعَ دَاوُۥدَ ٱلۡجِبَالَ يُسَبِّحۡنَ وَٱلطَّيۡرَۚ وَكُنَّا فَٰعِلِينَ
فَفَهَّمْنَـٰهَا
onu bellettik
وَسَخَّرْنَا
ve boyun eğdirdik
فَـٰعِلِينَ
(bunları) yaparız
Süleyman Ateş O hükmü Süleyman'a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız
وَعَلَّمۡنَٰهُ صَنۡعَةَ لَبُوسࣲ لَّكُمۡ لِتُحۡصِنَكُم مِّنۢ بَأۡسِكُمۡۖ فَهَلۡ أَنتُمۡ شَٰكِرُونَ
وَعَلَّمْنَـٰهُ
ve ona öğretmiştik
لِتُحْصِنَكُم
sizi korumak için
شَـٰكِرُونَ
şükredenlerden
Süleyman Ateş Ona, sizi, savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki
21:81 ▶ ⧉ ☆
وَلِسُلَيۡمَٰنَ ٱلرِّيحَ عَاصِفَةࣰ تَجۡرِي بِأَمۡرِهِۦٓ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَاۚ وَكُنَّا بِكُلِّ شَيۡءٍ عَٰلِمِينَ
وَلِسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'a
ٱلَّتِى
bereketlendirdiğimiz
Süleyman Ateş Süleyman'a da fırtınayı (boyun eğdirmiştik). Onun emriyle, içinde bereketler yarattığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi biliriz
21:82 ▶ ⧉ ☆
وَمِنَ ٱلشَّيَٰطِينِ مَن يَغُوصُونَ لَهُۥ وَيَعۡمَلُونَ عَمَلࣰ ا دُونَ ذَٰلِكَۖ وَكُنَّا لَهُمۡ حَٰفِظِينَ
ٱلشَّيَـٰطِينِ
şeytanlardan
حَـٰفِظِينَ
onun emrinde tutuyor
Süleyman Ateş Kendisi için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytanları da emrine vermiştik. Biz onları onun emrinde tutuyorduk
۞وَأَيُّوبَ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَسَّنِيَ ٱلضُّرُّ وَأَنتَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
۞ وَأَيُّوبَ
ve Eyyub'u da
أَرْحَمُ
en merhametlisisin
ٱلرَّٰحِمِينَ
merhametlilerin
Süleyman Ateş Eyyub'u da an. O, Rabbine: "Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin!" diye du'a etmişti
21:84 ▶ ⧉ ☆
فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ فَكَشَفۡنَا مَا بِهِۦ مِن ضُرࣲّۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ أَهۡلَهُۥ وَمِثۡلَهُم مَّعَهُمۡ رَحۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِنَا وَذِكۡرَىٰ لِلۡعَٰبِدِينَ
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul ettik
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona verdik
وَمِثْلَهُم
ve bir katını daha
وَذِكْرَىٰ
ve bir öğüt olarak
لِلْعَـٰبِدِينَ
ibadet edenler için
Süleyman Ateş Biz de onun du'asını kabul etmiş, kendisine bulaşan derdi kaldırmıştık; ona tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olarak ailesini ve onlarla beraber bir katını daha vermiştik
21:85 ▶ ⧉ ☆
وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِدۡرِيسَ وَذَا ٱلۡكِفۡلِۖ كُلࣱّ مِّنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'i
ٱلْكِفْلِ ۖ
(ve Zu')l-Kifl'i
ٱلصَّـٰبِرِينَ
the patient ones
Süleyman Ateş İsma'il'i, İdris'i, Zu'l-Kifl'i de an; hepsi de sabredenlerdendi
21:86 ▶ ⧉ ☆
وَأَدۡخَلۡنَٰهُمۡ فِي رَحۡمَتِنَآۖ إِنَّهُم مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَأَدْخَلْنَـٰهُمْ
ve onları soktuk
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous
Süleyman Ateş Onları rahmetimize soktuk, çünkü onlar Salihlerdendi
وَذَا ٱلنُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَٰضِبࣰ ا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقۡدِرَ عَلَيۡهِ فَنَادَىٰ فِي ٱلظُّلُمَٰتِ أَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنتَ سُبۡحَٰنَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
نَّقْدِرَ
güç yetiremeyeceğiz
فَنَادَىٰ
nihayet yalvardı
سُبْحَـٰنَكَ
senin şanın yücedir
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers
Süleyman Ateş Zünnun'u (balık karnına girmiş olan Yunus ibn Matta'yı) da an; zira (o, kavmine) kızarak gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, (kavminin arasından çıkmakla kendisini kurtaracağını) sanmıştı. Nihayet karanlıklar içinde (kalıp): "Senden başka tanrı yoktur. Senin şanın yücedir, ben zalimlerden oldum!" diye yalvardı
21:88 ▶ ⧉ ☆
فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ وَنَجَّيۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡغَمِّۚ وَكَذَٰلِكَ نُـۨجِي ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul ettik
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
Süleyman Ateş Biz de onun du'asını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, inananları böyle kurtarırız
21:89 ▶ ⧉ ☆
وَزَكَرِيَّآ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥ رَبِّ لَا تَذَرۡنِي فَرۡدࣰ ا وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلۡوَٰرِثِينَ
وَزَكَرِيَّآ
ve Zekeriyya'yı da
Süleyman Ateş Zekeriyya'yı da (an). Rabbine: "Rabbim, beni tek bırakma! Sen, varislerin en iyisisin (her şeyim sana kalacaktır)" diye du'a etmişti
21:90 ▶ ⧉ ☆
فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ وَوَهَبۡنَا لَهُۥ يَحۡيَىٰ وَأَصۡلَحۡنَا لَهُۥ زَوۡجَهُۥٓۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ يُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡخَيۡرَٰتِ وَيَدۡعُونَنَا رَغَبࣰ ا وَرَهَبࣰ اۖ وَكَانُواْ لَنَا خَٰشِعِينَ
فَٱسْتَجَبْنَا
kabul buyurduk
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
وَأَصْلَحْنَا
ve ıslah ettik
يُسَـٰرِعُونَ
koşuyor(lar)
وَيَدْعُونَنَا
ve bize du'a ederlerdi
خَـٰشِعِينَ
derin bir saygı içinde
Süleyman Ateş Onun du'asını da kabul buyurduk ve ona Yahya'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmağa elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize du'a ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi
21:91 ▶ ⧉ ☆
وَٱلَّتِيٓ أَحۡصَنَتۡ فَرۡجَهَا فَنَفَخۡنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلۡنَٰهَا وَٱبۡنَهَآ ءَايَةࣰ لِّلۡعَٰلَمِينَ
وَٱلَّتِىٓ
olanı (Meryemi)
وَجَعَلْنَـٰهَا
ve onu yapmıştık
Süleyman Ateş O ırzını korumuş olan(Meryem)i de an; ona ruhumuzdan bir çocuk üflemiş, kendisini ve oğlunu alemlere bir ibret yapmıştık
21:92 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمۡ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ وَأَنَا۠ رَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُونِ
أُمَّتُكُمْ
sizin ümmetiniz
فَٱعْبُدُونِ
yalnız bana kulluk edin
Süleyman Ateş İşte bu sizin ümmetiniz (olan tevhid ve İslam milleti), bir tek ümmettir . Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin
21:93 ▶ ⧉ ☆
وَتَقَطَّعُوٓاْ أَمۡرَهُم بَيۡنَهُمۡۖ كُلٌّ إِلَيۡنَا رَٰجِعُونَ
وَتَقَطَّعُوٓا۟
ve parçaladılar
Süleyman Ateş İşlerini aralarında parçaladılar (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler); hepsi (sonunda) bize döneceklerdir
21:94 ▶ ⧉ ☆
فَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَا كُفۡرَانَ لِسَعۡيِهِۦ وَإِنَّا لَهُۥ كَٰتِبُونَ
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
[the] righteous deeds
كُفْرَانَ
nankörlük edilmez
Süleyman Ateş İmdi kim inanmış olarak iyi işlerden yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez, biz (onun çalışmasını) yazanlarız
21:95 ▶ ⧉ ☆
وَحَرَٰمٌ عَلَىٰ قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَآ أَنَّهُمۡ لَا يَرۡجِعُونَ
وَحَرَٰمٌ
ve (yaşamak) haramdır
أَهْلَكْنَـٰهَآ
helak ettiğimiz
لَا
bir daha geri dönemezler
Süleyman Ateş Helak ettiğimiz bir ülkeye artık (yaşamak) haramdır : Onlar bir daha geri dönemezler
حَتَّىٰٓ إِذَا فُتِحَتۡ يَأۡجُوجُ وَمَأۡجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبࣲ يَنسِلُونَ
يَنسِلُونَ
akın etmeye başladıkları
Süleyman Ateş Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc'un önü açıldığı ve onlar her tepeden akın etmeye başladıkları zaman
وَٱقۡتَرَبَ ٱلۡوَعۡدُ ٱلۡحَقُّ فَإِذَا هِيَ شَٰخِصَةٌ أَبۡصَٰرُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَٰوَيۡلَنَا قَدۡ كُنَّا فِي غَفۡلَةࣲ مِّنۡ هَٰذَا بَلۡ كُنَّا ظَٰلِمِينَ
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
ظَـٰلِمِينَ
zulmediyormuşuz
Süleyman Ateş Gerçek va'd (yani kıyamet ) yaklaşmış olur. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır. "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!" (diye mırıldandılar)
إِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنتُمۡ لَهَا وَٰرِدُونَ
Süleyman Ateş Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz, oraya gireceksiniz
21:99 ▶ ⧉ ☆
لَوۡ كَانَ هَٰٓؤُلَآءِ ءَالِهَةࣰ مَّا وَرَدُوهَاۖ وَكُلࣱّ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَرَدُوهَا ۖ
they (would) have come to it
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır
Süleyman Ateş Eğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır
21:100 ▶ ⧉ ☆
لَهُمۡ فِيهَا زَفِيرࣱ وَهُمۡ فِيهَا لَا يَسۡمَعُونَ
Süleyman Ateş Onlar için bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada (azabın dehşeti içinde hiçbir şey) işitmezler
إِنَّ ٱلَّذِينَ سَبَقَتۡ لَهُم مِّنَّا ٱلۡحُسۡنَىٰٓ أُوْلَٰٓئِكَ عَنۡهَا مُبۡعَدُونَ
عَنْهَا
ondan (cehennemden)
مُبْعَدُونَ
uzaklaştırılmışlardır
Süleyman Ateş Ama bizden kendilerine (ezelde) güzellik geçmiş (mutluluk takdir edilmiş) olanlar, işte onlar, ondan (cehennemden ) uzaklaştırılmışlardır
21:102 ▶ ⧉ ☆
لَا يَسۡمَعُونَ حَسِيسَهَاۖ وَهُمۡ فِي مَا ٱشۡتَهَتۡ أَنفُسُهُمۡ خَٰلِدُونَ
يَسْمَعُونَ
they will hear
حَسِيسَهَا ۖ
onun uğultusunu
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalırlar
Süleyman Ateş Onun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği (ni'metler ) içinde ebedi kalırlar
21:103 ▶ ⧉ ☆
لَا يَحۡزُنُهُمُ ٱلۡفَزَعُ ٱلۡأَكۡبَرُ وَتَتَلَقَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ هَٰذَا يَوۡمُكُمُ ٱلَّذِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ
يَحْزُنُهُمُ
onları tasalandırmaz
وَتَتَلَقَّىٰهُمُ
onları şöyle karşılar
Süleyman Ateş O en büyük korku, onları asla tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: "İşte bu, size va'dedilen gününüzdür
يَوۡمَ نَطۡوِي ٱلسَّمَآءَ كَطَيِّ ٱلسِّجِلِّ لِلۡكُتُبِۚ كَمَا بَدَأۡنَآ أَوَّلَ خَلۡقࣲ نُّعِيدُهُۥۚ وَعۡدًا عَلَيۡنَآۚ إِنَّا كُنَّا فَٰعِلِينَ
نُّعِيدُهُۥ ۚ
onu iade ederiz
Süleyman Ateş O gün göğü yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Üzerimize sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız
وَلَقَدۡ كَتَبۡنَا فِي ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعۡدِ ٱلذِّكۡرِ أَنَّ ٱلۡأَرۡضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ ٱلصَّٰلِحُونَ
ٱلذِّكْرِ
Zikir'den (Tevrat'tan)
Süleyman Ateş Andolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: "Arza mutlaka iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek)" diye yazmıştık
21:106 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي هَٰذَا لَبَلَٰغࣰ ا لِّقَوۡمٍ عَٰبِدِينَ
لَبَلَـٰغًۭا
elbette bir öğüt
Süleyman Ateş Şüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır
21:107 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةࣰ لِّلۡعَٰلَمِينَ
أَرْسَلْنَـٰكَ
biz seni göndermedik
لِّلْعَـٰلَمِينَ
alemler için
Süleyman Ateş (Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet için gönderdik
قُلۡ إِنَّمَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ فَهَلۡ أَنتُم مُّسۡلِمُونَ
مُّسْلِمُونَ
submit (to Him)
Süleyman Ateş De ki: "Bana, Tanrınız, ancak bir tek Tanrıdır; diye vahyolunur. O'na teslim ol(up putperestliği bırak)cak mısınız
فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَقُلۡ ءَاذَنتُكُمۡ عَلَىٰ سَوَآءࣲۖ وَإِنۡ أَدۡرِيٓ أَقَرِيبٌ أَم بَعِيدࣱ مَّا تُوعَدُونَ
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirlerse
ءَاذَنتُكُمْ
ben size açıkladım
أَقَرِيبٌ
yakın mı (olduğunu)
بَعِيدٌۭ
uzak (mı olduğunu)
تُوعَدُونَ
tehdid edildiğiniz
Süleyman Ateş Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizin hepinize eşit biçimde açıkladım. Artık tehdidedildiğiniz şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem
إِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلۡجَهۡرَ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ وَيَعۡلَمُ مَا تَكۡتُمُونَ
Süleyman Ateş Şüphesiz O, sözün açığını da bilir, gizlediklerinzi de bilir
21:111 ▶ ⧉ ☆
وَإِنۡ أَدۡرِي لَعَلَّهُۥ فِتۡنَةࣱ لَّكُمۡ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينࣲ
وَمَتَـٰعٌ
ve yaşatmak içindir
Süleyman Ateş Bilmem belki de o (azabın ertelenmesi) sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir
قَٰلَ رَبِّ ٱحۡكُم بِٱلۡحَقِّۗ وَرَبُّنَا ٱلرَّحۡمَٰنُ ٱلۡمُسۡتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ
ٱلرَّحْمَـٰنُ
çok merhamet edendir
ٱلْمُسْتَعَانُ
O'nun yardımına sığınılır
تَصِفُونَ
sizin nitelendirdiğiniz
Süleyman Ateş (Allah'ın Resulü) Dedi: "Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftiralarınıza) karşı O'nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)
← Önceki Sonraki →