☪ Anlam Arayışı

21. Al-Anbiyaa سُورَةُ الأَنبِيَاءِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
21:1 📚 4
ٱقۡتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمۡ وَهُمۡ فِي غَفۡلَةࣲ مُّعۡرِضُونَ
ٱقْتَرَبَ
yaklaştı
لِلنَّاسِ
insanların
حِسَابُهُمْ
hesapları
وَهُمْ
fakat onlar
فِى
içinde
غَفْلَةٍۢ
gaflet
مُّعْرِضُونَ
yüz çevirmektedirler

Süleyman Ateşİnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hala gaflet içinde yüz çevirmektedirler

Diyanet İşleri Mealiİnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, hakdan yüz çeviriyorlar

21:2 📚 4
مَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّن رَّبِّهِم مُّحۡدَثٍ إِلَّا ٱسۡتَمَعُوهُ وَهُمۡ يَلۡعَبُونَ
مَا
kendilerine gelen
يَأْتِيهِم
comes to them
مِّن
her
ذِكْرٍۢ
ikazı
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِم
their Lord
مُّحْدَثٍ
yeni
إِلَّا
ancak
ٱسْتَمَعُوهُ
dinlerler
وَهُمْ
onlar
يَلْعَبُونَ
eğlenerek

Süleyman AteşKendilerine Rablerinden gelen her yeni ikazı mutlaka eğlenerek dinlerler

Diyanet İşleri MealiRablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar

21:3 📚 1
لَاهِيَةࣰ قُلُوبُهُمۡۗ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّجۡوَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ هَلۡ هَٰذَآ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡۖ أَفَتَأۡتُونَ ٱلسِّحۡرَ وَأَنتُمۡ تُبۡصِرُونَ
لَاهِيَةًۭ
eğlencededir
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
وَأَسَرُّوا۟
ve gizlediler
ٱلنَّجْوَى
aralarındaki konuşmayı
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوا۟
zulmeden(ler)
هَلْ
değil mi?
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
ancak
بَشَرٌۭ
bir insandır
مِّثْلُكُمْ ۖ
sizin gibi
أَفَتَأْتُونَ
şimdi siz kapılacak mısınız?
ٱلسِّحْرَ
büyüye
وَأَنتُمْ
siz
تُبْصِرُونَ
görüyorken

Süleyman AteşKalbleri eğlencededir. O zulmedenler, aralarında şu konuşmayı gizlediler: "Bu (Muhammed) de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz, göre göre büyüye mi kapılacaksınız

Diyanet İşleri MealiRablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar

21:4
قَالَ رَبِّي يَعۡلَمُ ٱلۡقَوۡلَ فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
قَالَ
dedi ki
رَبِّى
Rabbim
يَعْلَمُ
bilir
ٱلْقَوْلَ
konuşulanı
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
وَهُوَ
ve O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Süleyman AteşDedi ki: "Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O'ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir

Diyanet İşleri MealiPeygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir" dedi

21:5
بَلۡ قَالُوٓاْ أَضۡغَٰثُ أَحۡلَٰمِۭ بَلِ ٱفۡتَرَىٰهُ بَلۡ هُوَ شَاعِرࣱ فَلۡيَأۡتِنَا بِـَٔايَةࣲ كَمَآ أُرۡسِلَ ٱلۡأَوَّلُونَ
بَلْ
hayır
قَالُوٓا۟
dediler
أَضْغَـٰثُ
(bu) karmakarışık
أَحْلَـٰمٍۭ
hayallerdir
بَلِ
hayır
ٱفْتَرَىٰهُ
onu uydurmuş
بَلْ
hayır
هُوَ
o
شَاعِرٌۭ
şa'irdir
فَلْيَأْتِنَا
bize getirse ya
بِـَٔايَةٍۢ
bir mu'cize
كَمَآ
gibi
أُرْسِلَ
gönderildikleri
ٱلْأَوَّلُونَ
öncekilerin

Süleyman AteşHayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şa'irdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin, (mu'cizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mu'cize getirsin

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Hayır; bunlar karışık rüyalardır", "Hayır; onu uydurmuştur", "Hayır; o şairdir", "Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler

21:6
مَآ ءَامَنَتۡ قَبۡلَهُم مِّن قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَآۖ أَفَهُمۡ يُؤۡمِنُونَ
مَآ
inanmamıştı
ءَامَنَتْ
believed
قَبْلَهُم
bunlardan önce
مِّن
hiçbir
قَرْيَةٍ
kent (halkı)
أَهْلَكْنَـٰهَآ ۖ
helak ettiğimiz
أَفَهُمْ
şimdi bunlar mı?
يُؤْمِنُونَ
inanacaklar

Süleyman AteşBunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir kent (halkı) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar

Diyanet İşleri MealiOnlardan önce yoketmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar, bunlar mı inanacaklar

21:7 📚 12
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا قَبۡلَكَ إِلَّا رِجَالࣰ ا نُّوحِيٓ إِلَيۡهِمۡۖ فَسۡـَٔلُوٓاْ أَهۡلَ ٱلذِّكۡرِ إِن كُنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
وَمَآ
biz göndermedik
أَرْسَلْنَا
We sent
قَبْلَكَ
senden önce
إِلَّا
başkasını
رِجَالًۭا
erkeklerden
نُّوحِىٓ
vahyedilen
إِلَيْهِمْ ۖ
kendilerine
فَسْـَٔلُوٓا۟
sorun
أَهْلَ
ehline
ٱلذِّكْرِ
Zikir
إِن
eğer
كُنتُمْ
idiyseniz
لَا
bilmiyor
تَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşBiz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sahiplerine) sorun

Diyanet İşleri MealiSenden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun

21:8
وَمَا جَعَلۡنَٰهُمۡ جَسَدࣰ ا لَّا يَأۡكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَمَا كَانُواْ خَٰلِدِينَ
وَمَا
ve
جَعَلْنَـٰهُمْ
biz onları yapmadık
جَسَدًۭا
ceset(ler)
لَّا
yemeyen
يَأْكُلُونَ
eating
ٱلطَّعَامَ
yemek
وَمَا
ve
كَانُوا۟
değillerdi
خَـٰلِدِينَ
ölümsüz

Süleyman AteşBiz onları yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. (Onlar), ölümsüz de değillerdi

Diyanet İşleri MealiBiz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi

21:9
ثُمَّ صَدَقۡنَٰهُمُ ٱلۡوَعۡدَ فَأَنجَيۡنَٰهُمۡ وَمَن نَّشَآءُ وَأَهۡلَكۡنَا ٱلۡمُسۡرِفِينَ
ثُمَّ
sonra
صَدَقْنَـٰهُمُ
yerine getirdik
ٱلْوَعْدَ
verdiğimiz sözü
فَأَنجَيْنَـٰهُمْ
onları kurtardık
وَمَن
ve kimseleri
نَّشَآءُ
dilediğimiz
وَأَهْلَكْنَا
ve helak ettik
ٱلْمُسْرِفِينَ
aşırı gidenleri

Süleyman AteşSonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, onları ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri helak ettik

Diyanet İşleri MealiSonra Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri ise yok ettik

21:10
لَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ كِتَٰبࣰ ا فِيهِ ذِكۡرُكُمۡۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
لَقَدْ
andolsun
أَنزَلْنَآ
indirdik
إِلَيْكُمْ
size
كِتَـٰبًۭا
bir Kitap
فِيهِ
içinde
ذِكْرُكُمْ ۖ
Zikr'iniz bulunan
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason

Süleyman AteşAndolsun, size, içinde Zikr'iniz bulunan bir Kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz

21:11 📚 1
وَكَمۡ قَصَمۡنَا مِن قَرۡيَةࣲ كَانَتۡ ظَالِمَةࣰ وَأَنشَأۡنَا بَعۡدَهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ
وَكَمْ
ve nicesini
قَصَمْنَا
kırıp geçirdik
مِن
şehir(ler)den
قَرْيَةٍۢ
a town
كَانَتْ
olan
ظَالِمَةًۭ
zalim
وَأَنشَأْنَا
ve inşa ettik
بَعْدَهَا
onlardan sonra
قَوْمًا
bir topluluk
ءَاخَرِينَ
başka

Süleyman Ateş(Halkı) zulmeden nice şehri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka bir topluluk getirdik

Diyanet İşleri MealiHalkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler varettik

21:12 📚 1
فَلَمَّآ أَحَسُّواْ بَأۡسَنَآ إِذَا هُم مِّنۡهَا يَرۡكُضُونَ
فَلَمَّآ
zaman
أَحَسُّوا۟
hissettikleri
بَأْسَنَآ
azabımızı
إِذَا
derhal
هُم
onlar
مِّنْهَا
oradan
يَرْكُضُونَ
kaçıyorlardı

Süleyman AteşAzabımızı hissettikleri zaman onlar, derhal oradan (kaçmak için hayvanlarını) mahmuzluyorlardı

Diyanet İşleri MealiOnlar bizim baskınımızı hissettiklerinde, oradan kaçmağa koyuluyorlardı

21:13
لَا تَرۡكُضُواْ وَٱرۡجِعُوٓاْ إِلَىٰ مَآ أُتۡرِفۡتُمۡ فِيهِ وَمَسَٰكِنِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُسۡـَٔلُونَ
لَا
(boşuna) kaçmayın
تَرْكُضُوا۟
Flee not
وَٱرْجِعُوٓا۟
ve dönün
إِلَىٰ
şeylere (ni'metlere)
مَآ
what
أُتْرِفْتُمْ
şımartıldığınız
فِيهِ
içinde
وَمَسَـٰكِنِكُمْ
ve yurtlarınıza
لَعَلَّكُمْ
çünkü
تُسْـَٔلُونَ
sorguya çekileceksiniz

Süleyman Ateş(Boşuna) Kaçmayın, (bol bol verilip) içinde şımartıldığınız(ni'metler)e ve yurtlarınıza dönün, çünkü sorguya çekileceksiniz

Diyanet İşleri MealiKoşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz" dedik

21:14
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
قَالُوا۟
dediler
يَـٰوَيْلَنَآ
eyvah bize
إِنَّا
gerçekten biz
كُنَّا
olduk
ظَـٰلِمِينَ
zalimlerden

Süleyman AteşEyvah bize, dediler, gerçekten biz zalimlermişiz

Diyanet İşleri MealiVay başımıza gelenlere! Doğrusu biz haksızlık yapmış kimseleriz" dediler

21:15
فَمَا زَالَت تِّلۡكَ دَعۡوَىٰهُمۡ حَتَّىٰ جَعَلۡنَٰهُمۡ حَصِيدًا خَٰمِدِينَ
فَمَا
kesilmedi
زَالَت
ceased
تِّلْكَ
bu
دَعْوَىٰهُمْ
mırıldanmaları
حَتَّىٰ
kadar
جَعَلْنَـٰهُمْ
biz onları yapıncaya
حَصِيدًا
biçilmiş (ekin gibi)
خَـٰمِدِينَ
sönmüş ateş (gibi)

Süleyman AteşBu mırıldanmaları sürüp giderken biz onları, biçilmiş (ekin gibi) yaptık, sönüp gittiler

Diyanet İşleri MealiBiz onları biçilmiş ot ve bir yığın kül haline getirinceye kadar haykırmaları devam etti

21:16 📚 4
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ
وَمَا
ve
خَلَقْنَا
biz yaratmadık
ٱلسَّمَآءَ
göğü
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا
bunlar arasında
لَـٰعِبِينَ
eğlence için

Süleyman AteşBiz göğü, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlence için yaratmadık

Diyanet İşleri MealiBiz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık

21:17
لَوۡ أَرَدۡنَآ أَن نَّتَّخِذَ لَهۡوࣰ ا لَّٱتَّخَذۡنَٰهُ مِن لَّدُنَّآ إِن كُنَّا فَٰعِلِينَ
لَوْ
eğer
أَرَدْنَآ
isteseydik
أَن
edinmek
نَّتَّخِذَ
We take
لَهْوًۭا
bir eğlence
لَّٱتَّخَذْنَـٰهُ
edinirdik
مِن
kendi katımızdan
لَّدُنَّآ
Us
إِن
eğer
كُنَّا
olsaydık
فَـٰعِلِينَ
yapacak

Süleyman AteşEğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık

Diyanet İşleri MealiEğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız

21:18 📚 1
بَلۡ نَقۡذِفُ بِٱلۡحَقِّ عَلَى ٱلۡبَٰطِلِ فَيَدۡمَغُهُۥ فَإِذَا هُوَ زَاهِقࣱۚ وَلَكُمُ ٱلۡوَيۡلُ مِمَّا تَصِفُونَ
بَلْ
hayır
نَقْذِفُ
biz atarız
بِٱلْحَقِّ
hakkı
عَلَى
üstüne
ٱلْبَـٰطِلِ
batılın
فَيَدْمَغُهُۥ
onun beynini parçalar
فَإِذَا
derhal
هُوَ
o
زَاهِقٌۭ ۚ
yok olur
وَلَكُمُ
size
ٱلْوَيْلُ
yazıklar olsun
مِمَّا
ötürü
تَصِفُونَ
yakıştırdıklarınızdan

Süleyman AteşHayır, biz hakkı batılın üstüne atarız da o onun beynini parçalar, derhal (batılın) canı çıkar. Allah'a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz(in haliniz)e

Diyanet İşleri MealiGerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size

21:19 📚 4
وَلَهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَمَنۡ عِندَهُۥ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ عَنۡ عِبَادَتِهِۦ وَلَا يَسۡتَحۡسِرُونَ
وَلَهُۥ
ve O'nundur
مَن
kimseler
فِى
olan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerde
وَمَنْ
ve kimseler
عِندَهُۥ
O'nun yanındaki
لَا
büyüklenmez
يَسْتَكْبِرُونَ
they are arrogant
عَنْ
O'na kulluk etmekten
عِبَادَتِهِۦ
worship Him
وَلَا
ve
يَسْتَحْسِرُونَ
yorulmazlar

Süleyman AteşGöklerde ve yerde kim varsa hep O'nundur. O'nun yanında bulunanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmez ve yorulmazlar

Diyanet İşleri MealiGöklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar

21:20
يُسَبِّحُونَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ لَا يَفۡتُرُونَ
يُسَبِّحُونَ
tesbih ederler
ٱلَّيْلَ
gece
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüz
لَا
hiç
يَفْتُرُونَ
ara vermezler

Süleyman AteşGece gündüz tesbih ederler, hiç ara vermezler

Diyanet İşleri MealiGece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler

21:21
أَمِ ٱتَّخَذُوٓاْ ءَالِهَةࣰ مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ هُمۡ يُنشِرُونَ
أَمِ
yoksa
ٱتَّخَذُوٓا۟
edindiler mi?
ءَالِهَةًۭ
tanrılar
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
هُمْ
onları
يُنشِرُونَ
diriltecek

Süleyman AteşYoksa (o müşrikler), yerden birtakım tanrılar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecek

Diyanet İşleri MealiYeryüzünde edindikleri tanrılar mı, onlar mı ölüleri diriltecekler

21:22
لَوۡ كَانَ فِيهِمَآ ءَالِهَةٌ إِلَّا ٱللَّهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلۡعَرۡشِ عَمَّا يَصِفُونَ
لَوْ
eğer
كَانَ
olsaydı
فِيهِمَآ
ikisinde
ءَالِهَةٌ
tanrılar
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ
Allah'tan
لَفَسَدَتَا ۚ
ikisi de bozulup gitmişti
فَسُبْحَـٰنَ
yüce(münezzeh)dir
ٱللَّهِ
Allah
رَبِّ
sahibi
ٱلْعَرْشِ
arş'ın
عَمَّا
şeylerden
يَصِفُونَ
nitelendirdikleri

Süleyman AteşEğer yerde, gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) bozulup gitmişti. Arş'ın sahibi Allah, onların nitelendirmelerinden yüce(münezzeh)dir

Diyanet İşleri MealiEğer yerle gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir

21:23
لَا يُسۡـَٔلُ عَمَّا يَفۡعَلُ وَهُمۡ يُسۡـَٔلُونَ
لَا
O sorulmaz
يُسْـَٔلُ
He (can) be questioned
عَمَّا
şeylerden
يَفْعَلُ
yaptığı
وَهُمْ
ama onlar
يُسْـَٔلُونَ
sorulurlar

Süleyman AteşO, yaptığından sorulmaz, ama onlar, sorulurlar

Diyanet İşleri MealiO, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır

21:24 📚 2
أَمِ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةࣰۖ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡۖ هَٰذَا ذِكۡرُ مَن مَّعِيَ وَذِكۡرُ مَن قَبۡلِيۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٱلۡحَقَّۖ فَهُم مُّعۡرِضُونَ
أَمِ
yoksa
ٱتَّخَذُوا۟
mı edindiler?
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides Him
ءَالِهَةًۭ ۖ
tanrılar
قُلْ
de ki
هَاتُوا۟
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ ۖ
delilinizi
هَـٰذَا
işte budur
ذِكْرُ
öğütü
مَن
olanların
مَّعِىَ
benimle beraber
وَذِكْرُ
ve öğütü
مَن
benden öncekilerin
قَبْلِى ۗ
(were) before me
بَلْ
ama
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know
ٱلْحَقَّ ۖ
hakkı
فَهُم
bundan dolayı onlar
مُّعْرِضُونَ
(haktan) yüz çevirirler

Süleyman AteşYoksa O'ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki: "(Bu hususta kesin) delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların da öğütü ve benden öncekilerin de öğütü budur." Ama çokları hakkı bilmezler, bundan dolayı onlar, (haktan) yüz çevirirler

Diyanet İşleri MealiO'nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin Kitap'ı ve senden öncekilerin kitapları." Hayır; onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler

21:25 📚 16
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِيٓ إِلَيۡهِ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعۡبُدُونِ
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
göndermedik
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
مِن
hiçbir
رَّسُولٍ
peygamber
إِلَّا
diye vahyetmediğimiz
نُوحِىٓ
We reveal(ed)
إِلَيْهِ
ona
أَنَّهُۥ
şüphesiz
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّآ
başka
أَنَا۠
benden
فَٱعْبُدُونِ
bana kulluk edin

Süleyman AteşSenden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: "Benden başka tanrı yoktur, bana kulluk edin!" diye vahyetmiş olmayalım

Diyanet İşleri MealiSenden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir

21:26
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَلَدࣰ اۗ سُبۡحَٰنَهُۥۚ بَلۡ عِبَادࣱ مُّكۡرَمُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
ٱتَّخَذَ
edindi
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
وَلَدًۭا ۗ
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۚ
O münezzehtir
بَلْ
hayır
عِبَادٌۭ
bilakis
مُّكْرَمُونَ
değerli

Süleyman AteşRahman çocuk edindi. dediler. O, yücedir. Hayır (Rahman'ın çocukları sanılan melekler, O'nun) değerli kullar(ı)dır

Diyanet İşleri MealiRahman çocuk edindi" dediler. Haşa; hayır, melekler şerefli kılınmış kullardır

21:27 📚 1
لَا يَسۡبِقُونَهُۥ بِٱلۡقَوۡلِ وَهُم بِأَمۡرِهِۦ يَعۡمَلُونَ
لَا
O'ndan önce söylemezler
يَسْبِقُونَهُۥ
they (can) precede Him
بِٱلْقَوْلِ
bir söz
وَهُم
ve onlar
بِأَمْرِهِۦ
O'nun buyruğunu
يَعْمَلُونَ
yaparlar

Süleyman AteşO'ndan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun buyruğunu yaparlar

Diyanet İşleri MealiAllah'tan önce söz söyleyemezler; ancak O'nun emri üzerine iş işlerler

21:28 📚 6
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا يَشۡفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ٱرۡتَضَىٰ وَهُم مِّنۡ خَشۡيَتِهِۦ مُشۡفِقُونَ
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanı
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
ellerinin (önlerinde)
وَمَا
ve olanı
خَلْفَهُمْ
arkalarında
وَلَا
ve
يَشْفَعُونَ
şefa'at edemezler
إِلَّا
başkasına
لِمَنِ
olduklarından
ٱرْتَضَىٰ
razı
وَهُم
ve onlar
مِّنْ
O'nun korkusundan
خَشْيَتِهِۦ
fear of Him
مُشْفِقُونَ
titrerler

Süleyman Ateş(Allah) Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefa'at edemezler ve onlar, O'nun korkusundan titrerler

Diyanet İşleri MealiAllah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler

21:29 📚 2
۞وَمَن يَقُلۡ مِنۡهُمۡ إِنِّيٓ إِلَٰهࣱ مِّن دُونِهِۦ فَذَٰلِكَ نَجۡزِيهِ جَهَنَّمَۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلظَّٰلِمِينَ
۞ وَمَن
ve her kim
يَقُلْ
derse
مِنْهُمْ
onlardan
إِنِّىٓ
ben
إِلَـٰهٌۭ
bir tanrıyım
مِّن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
فَذَٰلِكَ
böylece
نَجْزِيهِ
onu cezalandırırız
جَهَنَّمَ ۚ
cehennemle
كَذَٰلِكَ
böyle
نَجْزِى
biz cezalandırırız
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Süleyman AteşOnlardan her kim: "Ben O'ndan başka bir tanrıyım!" derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri böyle cezalandırırız

Diyanet İşleri MealiBunlar içinde kim "Ben, Allah'tan başka bir tanrıyım" derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz

21:30 📚 4
أَوَلَمۡ يَرَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَنَّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ كَانَتَا رَتۡقࣰ ا فَفَتَقۡنَٰهُمَاۖ وَجَعَلۡنَا مِنَ ٱلۡمَآءِ كُلَّ شَيۡءٍ حَيٍّۚ أَفَلَا يُؤۡمِنُونَ
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَ
see
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَنَّ
şüphesiz
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökler
وَٱلْأَرْضَ
ve yer
كَانَتَا
idi
رَتْقًۭا
bitişik
فَفَتَقْنَـٰهُمَا ۖ
biz onları ayırdık
وَجَعَلْنَا
ve yarattık
مِنَ
sudan
ٱلْمَآءِ
[the] water
كُلَّ
her
شَىْءٍ
şeyi
حَىٍّ ۖ
canlı
أَفَلَا
hala inanmıyorlar mı?
يُؤْمِنُونَ
they believe

Süleyman AteşO nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık? Hala inanmıyorlar mı

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar mı

21:31
وَجَعَلۡنَا فِي ٱلۡأَرۡضِ رَوَٰسِيَ أَن تَمِيدَ بِهِمۡ وَجَعَلۡنَا فِيهَا فِجَاجࣰ ا سُبُلࣰ ا لَّعَلَّهُمۡ يَهۡتَدُونَ
وَجَعَلْنَا
ve yarattık
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
رَوَٰسِىَ
yüksek dağlar
أَن
diye
تَمِيدَ
sarsar
بِهِمْ
onları
وَجَعَلْنَا
ve açtık
فِيهَا
orada
فِجَاجًۭا
geniş
سُبُلًۭا
yollar
لَّعَلَّهُمْ
umulur ki
يَهْتَدُونَ
yollarını bulurlar

Süleyman AteşYer, onları sarsar diye, onun üstünde yüksek dağlar yarattık. Ve istedikleri yere gidebilmeleri için orada geniş yollar açtık

Diyanet İşleri MealiYeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik

21:32
وَجَعَلۡنَا ٱلسَّمَآءَ سَقۡفࣰ ا مَّحۡفُوظࣰ اۖ وَهُمۡ عَنۡ ءَايَٰتِهَا مُعۡرِضُونَ
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
ٱلسَّمَآءَ
göğü
سَقْفًۭا
bir tavan
مَّحْفُوظًۭا ۖ
korunmuş
وَهُمْ
onlar hala
عَنْ
ayetlerinden
ءَايَـٰتِهَا
its Signs
مُعْرِضُونَ
yüz çevirmektedirler

Süleyman AteşGöğü, korunmuş bir tavan yaptık; onlarsa hala göğün, (Allah'ın) ayetlerinden yüz çevirmektedirler

Diyanet İşleri MealiGöğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar

21:33 📚 1
وَهُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلࣱّ فِي فَلَكࣲ يَسۡبَحُونَ
وَهُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
وَٱلشَّمْسَ
ve güneşi
وَٱلْقَمَرَ ۖ
ve ayı
كُلٌّۭ
her biri
فِى
bir yörüngede
فَلَكٍۢ
an orbit
يَسْبَحُونَ
yüzmektedir

Süleyman AteşGeceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratan O'dur. (Bunların) her biri bir yörüngede yüzmektedir

Diyanet İşleri MealiGeceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür

21:34 📚 3
وَمَا جَعَلۡنَا لِبَشَرࣲ مِّن قَبۡلِكَ ٱلۡخُلۡدَۖ أَفَإِيْن مِّتَّ فَهُمُ ٱلۡخَٰلِدُونَ
وَمَا
ve
جَعَلْنَا
vermedik
لِبَشَرٍۢ
hiçbir insana
مِّن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
ٱلْخُلْدَ ۖ
ebedi yaşam
أَفَإِي۟ن
şimdi eğer
مِّتَّ
sen ölürsen
فَهُمُ
onlar
ٱلْخَـٰلِدُونَ
ebedi (mi kalacaklar?)

Süleyman AteşSenden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar

Diyanet İşleri MealiSenden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı

21:35 📚 1
كُلُّ نَفۡسࣲ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۗ وَنَبۡلُوكُم بِٱلشَّرِّ وَٱلۡخَيۡرِ فِتۡنَةࣰۖ وَإِلَيۡنَا تُرۡجَعُونَ
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
nefis
ذَآئِقَةُ
tadacaktır
ٱلْمَوْتِ ۗ
ölümü
وَنَبْلُوكُم
ve sizi imtihan ederiz
بِٱلشَّرِّ
şer ile
وَٱلْخَيْرِ
ve hayır ile
فِتْنَةًۭ ۖ
sınamak için
وَإِلَيْنَا
ve (sonunda) bize
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Süleyman AteşHer nefis, ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için şerre de hayra da müptela kılıyoruz. Ve (sonunda) bize döndürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiHer can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz

21:36
وَإِذَا رَءَاكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِي يَذۡكُرُ ءَالِهَتَكُمۡ وَهُم بِذِكۡرِ ٱلرَّحۡمَٰنِ هُمۡ كَٰفِرُونَ
وَإِذَا
zaman
رَءَاكَ
seni gördükleri
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden
إِن
seni edinmezler
يَتَّخِذُونَكَ
they take you
إِلَّا
dışında
هُزُوًا
alay konusu etmek
أَهَـٰذَا
bu mudur? (diye)
ٱلَّذِى
kişi
يَذْكُرُ
diline dolayan
ءَالِهَتَكُمْ
sizin tanrılarınızı
وَهُم
oysa kendileri
بِذِكْرِ
Zikri(uyarısı)nı
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın
هُمْ
onlar
كَـٰفِرُونَ
inkar ediyorlar

Süleyman AteşKafirler seni gördükleri zaman: "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" diye seninle alay ederler. Oysa kendileri Rahman'ın Zikri(uyarısı)nı kabul etmiyorlar

Diyanet İşleri Mealiİnkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mudur?" derler ve Rahman'ın Kitabını işte onlar inkar ederler

21:37
خُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ مِنۡ عَجَلࣲۚ سَأُوْرِيكُمۡ ءَايَٰتِي فَلَا تَسۡتَعۡجِلُونِ
خُلِقَ
yaratılmıştır
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
مِنْ
aceleden
عَجَلٍۢ ۚ
haste
سَأُو۟رِيكُمْ
size göstereceğim
ءَايَـٰتِى
ayetlerimi
فَلَا
benden acele istemeyin
تَسْتَعْجِلُونِ
ask Me to hasten

Süleyman Ateş(İnsanın tabiatinde acelecilik vardır. Öye acelecidir ki, sanki) İnsan aceleden yaratılmıştır. (Durun,) Size ayetlerimi göstereceğim, benden acele istemeyin

Diyanet İşleri Mealiİnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu Benden acele istemeyin

21:38
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
مَتَىٰ
ne zaman?
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azab)
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru söyleyenler

Süleyman AteşDoğru söyleyenler iseniz bu (bizi) tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman? diyorlar

Diyanet İşleri MealiDoğru sözlü iseniz bildirin bu tehdit ne zamandır?" derler

21:39
لَوۡ يَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَن وُجُوهِهِمُ ٱلنَّارَ وَلَا عَن ظُهُورِهِمۡ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
لَوْ
eğer
يَعْلَمُ
bir bilselerdi
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
حِينَ
zamanı
لَا
savamayacakları
يَكُفُّونَ
they will avert
عَن
yüzlerinden
وُجُوهِهِمُ
their faces
ٱلنَّارَ
ateşi
وَلَا
ne de
عَن
sırtlarından
ظُهُورِهِمْ
their backs
وَلَا
ve
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
yardım da olunmayacakları

Süleyman Ateşİnkar edenler, ne yüzlerinden, ne de sırtlarından ateşi savamayacakları ve yardım da olunmayacakları zamanı bir bilselerdi (onu böyle acele istemezlerdi)

Diyanet İşleri MealiBu kafirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremiyecekleri zamanı keşke bilseler

21:40 📚 1
بَلۡ تَأۡتِيهِم بَغۡتَةࣰ فَتَبۡهَتُهُمۡ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ
بَلْ
doğrusu
تَأْتِيهِم
o onlara gelecek
بَغْتَةًۭ
ansızın
فَتَبْهَتُهُمْ
onları şaşırtacak
فَلَا
güçleri yetmeyecek
يَسْتَطِيعُونَ
they will be able
رَدَّهَا
onu reddetmeye
وَلَا
ve ne de
هُمْ
kendilerine
يُنظَرُونَ
süre verilecek

Süleyman AteşDoğrusu o, onlara ansızın gelecek, onları şaşırtacak, ne onu reddedebilecekler, ne de kendilerine süre verilecek

Diyanet İşleri MealiBelki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez

21:41 📚 1
وَلَقَدِ ٱسۡتُهۡزِئَ بِرُسُلࣲ مِّن قَبۡلِكَ فَحَاقَ بِٱلَّذِينَ سَخِرُواْ مِنۡهُم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
وَلَقَدِ
ve andolsun
ٱسْتُهْزِئَ
alay edildi
بِرُسُلٍۢ
peygamberlerle
مِّن
senden önceki
قَبْلِكَ
before you
فَحَاقَ
ama kuşatıverdi
بِٱلَّذِينَ
kimseleri
سَخِرُوا۟
alay eden(leri)
مِنْهُم
onlarla
مَّا
şey
كَانُوا۟
onların
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ettikleri

Süleyman AteşAndolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi, ama onlarla alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, senden önce birçok peygamber alaya alınmıştı da, alaya alanları, eğlendikleri şey mahvetmişti

21:42
قُلۡ مَن يَكۡلَؤُكُم بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ مِنَ ٱلرَّحۡمَٰنِۚ بَلۡ هُمۡ عَن ذِكۡرِ رَبِّهِم مُّعۡرِضُونَ
قُلْ
de ki
مَن
kim
يَكْلَؤُكُم
sizi koruyacak?
بِٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüz
مِنَ
Rahmandan
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۗ
the Most Gracious
بَلْ
hayır
هُمْ
onlar
عَن
Zikrinden
ذِكْرِ
(the) remembrance
رَبِّهِم
Rablerinin
مُّعْرِضُونَ
yüz çeviriyorlar

Süleyman AteşDe ki: "Gece gündüz, sizi Rahman'dan kim koruyacak?" Hayır, onlar, Rablerinin Zikr'inden yüz çeviriyorlar

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin Kitabından yüz çevirmektedirler

21:43 📚 2
أَمۡ لَهُمۡ ءَالِهَةࣱ تَمۡنَعُهُم مِّن دُونِنَاۚ لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَ أَنفُسِهِمۡ وَلَا هُم مِّنَّا يُصۡحَبُونَ
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
mı var?
ءَالِهَةٌۭ
tanrıları
تَمْنَعُهُم
onları koruyacak
مِّن
karşı
دُونِنَا ۚ
bize
لَا
onların gücü yetmez
يَسْتَطِيعُونَ
they are able
نَصْرَ
yardım etmeye
أَنفُسِهِمْ
kendilerine
وَلَا
ne de
هُم
onlara
مِّنَّا
bizim tarafımızdan
يُصْحَبُونَ
sahip çıkılır

Süleyman AteşYoksa onları, bize karşı koruyacak tanrıları mı var? Onlar, ne kendilerine yardım edebilirler, ne de bizim tarafımızdan onlara sahip çıkılır

Diyanet İşleri MealiYoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler. Katımızdan da dostluk görmezler

21:44 📚 2
بَلۡ مَتَّعۡنَا هَٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمۡ حَتَّىٰ طَالَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡعُمُرُۗ أَفَلَا يَرَوۡنَ أَنَّا نَأۡتِي ٱلۡأَرۡضَ نَنقُصُهَا مِنۡ أَطۡرَافِهَآۚ أَفَهُمُ ٱلۡغَٰلِبُونَ
بَلْ
bilakis
مَتَّعْنَا
biz yaşattık
هَـٰٓؤُلَآءِ
onları
وَءَابَآءَهُمْ
ve atalarını
حَتَّىٰ
nihayet
طَالَ
uzun geldi
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلْعُمُرُ ۗ
ömür
أَفَلَا
görmüyorlar mı?
يَرَوْنَ
they see
أَنَّا
bizim
نَأْتِى
gelip
ٱلْأَرْضَ
yerlerini (topraklarını)
نَنقُصُهَا
eksilttiğimizi
مِنْ
uçlarından
أَطْرَافِهَآ ۚ
its borders
أَفَهُمُ
onlar mı?
ٱلْغَـٰلِبُونَ
üstün gelen

Süleyman AteşBiz onları ve atalarını yaşattık, nihayet kendilerine ömür uzun geldi, (ebedi yaşayacaklarını sandılar). Bizim, yere gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mı (yoksa biz miyiz)

Diyanet İşleri MealiBiz bunlara ve babalarına geçimlikler verdik de ömürleri uzadı; şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mıdır

21:45
قُلۡ إِنَّمَآ أُنذِرُكُم بِٱلۡوَحۡيِۚ وَلَا يَسۡمَعُ ٱلصُّمُّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا مَا يُنذَرُونَ
قُلْ
de ki
إِنَّمَآ
ben ancak
أُنذِرُكُم
sizi uyarıyorum
بِٱلْوَحْىِ ۚ
vahiyle
وَلَا
ama
يَسْمَعُ
işitmez(ler)
ٱلصُّمُّ
sağır(lar)
ٱلدُّعَآءَ
çağırıyı
إِذَا
zaman
مَا
uyarıldıkları
يُنذَرُونَ
they are warned

Süleyman AteşDe ki: "Ben ancak sizi vahiyle uyarıyorum. Ama sağır(lar) uyarıldıkları zaman çağırıyı işitmez(ler)

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben ancak sizi vahy ile uyarıyorum" Uyarıldıkları zaman, sağırlar çağrıyı duymazlar

21:46
وَلَئِن مَّسَّتۡهُمۡ نَفۡحَةࣱ مِّنۡ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
وَلَئِن
ve eğer
مَّسَّتْهُمْ
onlara dokunsa
نَفْحَةٌۭ
bir esinti
مِّنْ
azabından
عَذَابِ
(the) punishment
رَبِّكَ
Rabbinin
لَيَقُولُنَّ
derler
يَـٰوَيْلَنَآ
eyvah bize
إِنَّا
biz gerçekten
كُنَّا
olmuşuz
ظَـٰلِمِينَ
zalimler

Süleyman AteşAndolsun, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa, "Eyvah bize, biz gerçekten zalimlermişiz," derler

Diyanet İşleri MealiRabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: "Vah bize! Doğrusu biz haksızdık" derler

21:47 📚 7
وَنَضَعُ ٱلۡمَوَٰزِينَ ٱلۡقِسۡطَ لِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَلَا تُظۡلَمُ نَفۡسࣱ شَيۡـࣰٔ اۖ وَإِن كَانَ مِثۡقَالَ حَبَّةࣲ مِّنۡ خَرۡدَلٍ أَتَيۡنَا بِهَاۗ وَكَفَىٰ بِنَا حَٰسِبِينَ
وَنَضَعُ
kurarız
ٱلْمَوَٰزِينَ
terazileri
ٱلْقِسْطَ
adalet
لِيَوْمِ
günü için
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فَلَا
asla
تُظْلَمُ
haksızlık edilmez
نَفْسٌۭ
kimseye
شَيْـًۭٔا ۖ
hiçbir
وَإِن
ve eğer
كَانَ
olsa
مِثْقَالَ
ağırlığınca
حَبَّةٍۢ
danesi
مِّنْ
bir hardal
خَرْدَلٍ
a mustard
أَتَيْنَا
getiririz
بِهَا ۗ
onu
وَكَفَىٰ
ve biz yeteriz
بِنَا
olarak
حَـٰسِبِينَ
hesab gören

Süleyman AteşKıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez (insanın yaptığı iş), bir hardal danesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesab gören olarak biz yeteriz

Diyanet İşleri MealiKıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz

21:48
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ٱلۡفُرۡقَانَ وَضِيَآءࣰ وَذِكۡرࣰ ا لِّلۡمُتَّقِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
مُوسَىٰ
Musa'ya
وَهَـٰرُونَ
ve Harun'a
ٱلْفُرْقَانَ
Furkan'ı
وَضِيَآءًۭ
ve bir ışık
وَذِكْرًۭا
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ
muttakiler için

Süleyman AteşAndolsun biz, Musa'ya ve Harun'a hak ve batılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik

21:49
ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ وَهُم مِّنَ ٱلسَّاعَةِ مُشۡفِقُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar
يَخْشَوْنَ
korkarlar
رَبَّهُم
Rablerinden
بِٱلْغَيْبِ
görmeden
وَهُم
ve onlar
مِّنَ
(Duruşma) saatinden
ٱلسَّاعَةِ
the Hour
مُشْفِقُونَ
titrerler

Süleyman AteşKorunanlar görmeden Rablerinden korkarlar ve (Duruşma) sa'at(in)den de titrerler

Diyanet İşleri MealiOnlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar; kıyamet saatinden de titrerler

21:50
وَهَٰذَا ذِكۡرࣱ مُّبَارَكٌ أَنزَلۡنَٰهُۚ أَفَأَنتُمۡ لَهُۥ مُنكِرُونَ
وَهَـٰذَا
bu (Kur'an)
ذِكْرٌۭ
bir öğüttür
مُّبَارَكٌ
mübarek
أَنزَلْنَـٰهُ ۚ
ona indirdiğimiz
أَفَأَنتُمْ
şimdi siz ediyor musunuz?
لَهُۥ
onu
مُنكِرُونَ
inkar

Süleyman AteşBu (Kur'an) da ona (yani Muhammed'e) indirdiğimiz mübarek (çok faydalı) bir öğüttür. Şimdi siz onu inkar mı ediyorsunuz? (Ne kadar gafilsiniz siz)

Diyanet İşleri Mealiİşte bu, indirdiğimiz kutsal bir Kitap'dır. Siz mi onu inkar ediyorsunuz

21:51
۞وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَآ إِبۡرَٰهِيمَ رُشۡدَهُۥ مِن قَبۡلُ وَكُنَّا بِهِۦ عَٰلِمِينَ
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَآ
biz vermiştik
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'e
رُشْدَهُۥ
doğru yolu bulma yeteneğini
مِن
daha önceden
قَبْلُ
before
وَكُنَّا
ve biz idik
بِهِۦ
onu
عَـٰلِمِينَ
biliyor

Süleyman AteşAndolsun biz, daha önceden İbrahim'e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Zaten biz onu(n olgun insan olduğunu) biliyorduk

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk

21:52 📚 1
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا هَٰذِهِ ٱلتَّمَاثِيلُ ٱلَّتِيٓ أَنتُمۡ لَهَا عَٰكِفُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لِأَبِيهِ
babasına
وَقَوْمِهِۦ
ve kavmine
مَا
nedir?
هَـٰذِهِ
şu
ٱلتَّمَاثِيلُ
heykeller
ٱلَّتِىٓ
sizin
أَنتُمْ
you
لَهَا
kendisine
عَـٰكِفُونَ
taptığınız

Süleyman AteşBabasına ve kavmine demişti ki: "Sizin şu karşısında durup taptığınız heykeller nedir

Diyanet İşleri Mealiİbrahim, babasına ve milletine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti

21:53
قَالُواْ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا لَهَا عَٰبِدِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
وَجَدْنَآ
bulduk
ءَابَآءَنَا
babalarımızı
لَهَا
onlara
عَـٰبِدِينَ
tapıyorlar

Süleyman AteşBabalarımızı onlara tapar bulduk (da onun için biz de onlara tapıyoruz.) dediler

Diyanet İşleri MealiBabalarımızı onlara tapar bulduk" demişlerdi

21:54
قَالَ لَقَدۡ كُنتُمۡ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمۡ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
قَالَ
dedi;
لَقَدْ
doğrusu
كُنتُمْ
siz
أَنتُمْ
[you]
وَءَابَآؤُكُمْ
ve babalarınız
فِى
içindesiniz
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
açık

Süleyman AteşDoğrusu siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz! dedi

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "And olsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" deyince

21:55
قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا بِٱلۡحَقِّ أَمۡ أَنتَ مِنَ ٱللَّٰعِبِينَ
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَجِئْتَنَا
bize getirdin mi?
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
أَمْ
yoksa
أَنتَ
sen
مِنَ
şaka mı yapıyorsun?
ٱللَّـٰعِبِينَ
those who play

Süleyman AteşDediler ki: "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa şaka yapanlardan mısın

Diyanet İşleri MealiSen bize gerçeği mi getirdin yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler

21:56
قَالَ بَل رَّبُّكُمۡ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ ٱلَّذِي فَطَرَهُنَّ وَأَنَا۠ عَلَىٰ ذَٰلِكُم مِّنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
قَالَ
dedi
بَل
hayır
رَّبُّكُمْ
Rabbiniz
رَبُّ
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
ٱلَّذِى
o ki
فَطَرَهُنَّ
onları yaratmıştır
وَأَنَا۠
ve ben de
عَلَىٰ
üzerine
ذَٰلِكُم
bunun
مِّنَ
şahidlik edenlerdenim
ٱلشَّـٰهِدِينَ
the witnesses

Süleyman AteşHayır, dedi, Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim

Diyanet İşleri MealiO şöyle dedi: "Hayır; Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim

21:57
وَتَٱللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصۡنَٰمَكُم بَعۡدَ أَن تُوَلُّواْ مُدۡبِرِينَ
وَتَٱللَّهِ
Allah'a and olsun ki
لَأَكِيدَنَّ
bir tuzak kuracağım
أَصْنَـٰمَكُم
putlarınıza
بَعْدَ
sonra
أَن
siz gittikten
تُوَلُّوا۟
you go away
مُدْبِرِينَ
arkanızı dönüp

Süleyman AteşAllah'a and olsun ki siz dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım

Diyanet İşleri MealiAllah'a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra, putlarınıza bir tuzak kuracağım

21:58
فَجَعَلَهُمۡ جُذَٰذًا إِلَّا كَبِيرࣰ ا لَّهُمۡ لَعَلَّهُمۡ إِلَيۡهِ يَرۡجِعُونَ
فَجَعَلَهُمْ
nihayet onları etti
جُذَٰذًا
parça parça
إِلَّا
yalnız hariç
كَبِيرًۭا
büyüğü
لَّهُمْ
onların
لَعَلَّهُمْ
belki
إِلَيْهِ
ona
يَرْجِعُونَ
müracaat ederler (diye)

Süleyman AteşNihayet (İbrahim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye

Diyanet İşleri MealiHepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye, sağlam bıraktı

21:59
قَالُواْ مَن فَعَلَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَآ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
قَالُوا۟
dediler
مَن
kim?
فَعَلَ
yaptı
هَـٰذَا
bunu
بِـَٔالِهَتِنَآ
tanrılarımıza
إِنَّهُۥ
muhakkak o
لَمِنَ
biridir
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerden

Süleyman Ateş(Döndükleri zaman): "Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o zalimlerden biridir." dediler

Diyanet İşleri MealiMilleti: "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir" dediler

21:60
قَالُواْ سَمِعۡنَا فَتࣰ ى يَذۡكُرُهُمۡ يُقَالُ لَهُۥٓ إِبۡرَٰهِيمُ
قَالُوا۟
dediler
سَمِعْنَا
işittik
فَتًۭى
bir genç
يَذْكُرُهُمْ
onları diline dolayan
يُقَالُ
deniliyormuş
لَهُۥٓ
kendisine
إِبْرَٰهِيمُ
İbrahim

Süleyman AteşOnları diline dolayan bir genç işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş, dediler

Diyanet İşleri MealiBazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler

21:61
قَالُواْ فَأۡتُواْ بِهِۦ عَلَىٰٓ أَعۡيُنِ ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَشۡهَدُونَ
قَالُوا۟
dediler
فَأْتُوا۟
getirin
بِهِۦ
onu
عَلَىٰٓ
önüne
أَعْيُنِ
gözü
ٱلنَّاسِ
insanların
لَعَلَّهُمْ
böylece onlar
يَشْهَدُونَ
tanık olsunlar

Süleyman AteşOnu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezalandırılacağına) tanık olsunlar dediler

Diyanet İşleri MealiBazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler

21:62
قَالُوٓاْ ءَأَنتَ فَعَلۡتَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَا يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ
قَالُوٓا۟
dediler ki
ءَأَنتَ
sen mi?
فَعَلْتَ
yaptın
هَـٰذَا
bunu
بِـَٔالِهَتِنَا
tanrılarımıza
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
ey İbrahim

Süleyman Ateş(İbrahim'i getirdiler), dediler ki: "İbrahim, tanrılarımıza sen mi bunu yaptın

Diyanet İşleri Mealiİbrahim gelince, ona: "Ey İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler

21:63
قَالَ بَلۡ فَعَلَهُۥ كَبِيرُهُمۡ هَٰذَا فَسۡـَٔلُوهُمۡ إِن كَانُواْ يَنطِقُونَ
قَالَ
dedi
بَلْ
hayır
فَعَلَهُۥ
yapmış
كَبِيرُهُمْ
büyükleri
هَـٰذَا
işte şu
فَسْـَٔلُوهُمْ
onlara sorun
إِن
eğer
كَانُوا۟
onlar
يَنطِقُونَ
konuşurlarsa

Süleyman AteşHayır dedi, (büyük putu göstererek) işte şu büyükleri yapmış; onlara sorun, eğer konuşurlarsa

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi

21:64
فَرَجَعُوٓاْ إِلَىٰٓ أَنفُسِهِمۡ فَقَالُوٓاْ إِنَّكُمۡ أَنتُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
فَرَجَعُوٓا۟
döndüler
إِلَىٰٓ
kendi vicdanlarına
أَنفُسِهِمْ
themselves
فَقَالُوٓا۟
ve dediler
إِنَّكُمْ
hakikaten siz
أَنتُمُ
sizler
ٱلظَّـٰلِمُونَ
haksızsınız

Süleyman AteşKendi vicdanlarına başvurup (içlerinden): "Hakikaten sizler haksızsınız!" dediler

Diyanet İşleri MealiKendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler

21:65
ثُمَّ نُكِسُواْ عَلَىٰ رُءُوسِهِمۡ لَقَدۡ عَلِمۡتَ مَا هَٰٓؤُلَآءِ يَنطِقُونَ
ثُمَّ
sonra yine
نُكِسُوا۟
döndürüldüler
عَلَىٰ
üzerine
رُءُوسِهِمْ
eski kafaları
لَقَدْ
muhakkak
عَلِمْتَ
bilirsin ki
مَا
bunlar
هَـٰٓؤُلَآءِ
these
يَنطِقُونَ
konuşmazlar

Süleyman AteşSonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar," dediler

Diyanet İşleri MealiKendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler

21:66
قَالَ أَفَتَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَضُرُّكُمۡ
قَالَ
dedi ki
أَفَتَعْبُدُونَ
tapıyor musunuz?
مِن
bırakıp da
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'ı
مَا
şeylere
لَا
asla
يَنفَعُكُمْ
size fayda vermeyen
شَيْـًۭٔا
hiçbir
وَلَا
ve
يَضُرُّكُمْ
zarar vermeyen

Süleyman AteşPeki, dedi, siz Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi

21:67 📚 1
أُفࣲّ لَّكُمۡ وَلِمَا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
أُفٍّۢ
yuh olsun
لَّكُمْ
size
وَلِمَا
ve
تَعْبُدُونَ
taptıklarınıza
مِن
dışında
دُونِ
besides
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz siz?
تَعْقِلُونَ
you use reason

Süleyman AteşYuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Aklınızı kullanmıyor musunuz siz

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi

21:68
قَالُواْ حَرِّقُوهُ وَٱنصُرُوٓاْ ءَالِهَتَكُمۡ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
حَرِّقُوهُ
onu (İbrahim'i) yakın
وَٱنصُرُوٓا۟
ve yardım edin
ءَالِهَتَكُمْ
tanrılarınıza
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
فَـٰعِلِينَ
(bir iş) yapacaksanız

Süleyman AteşDediler: "Onu yakın, tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler

21:69
قُلۡنَا يَٰنَارُ كُونِي بَرۡدࣰ ا وَسَلَٰمًا عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ
قُلْنَا
biz de dedik ki
يَـٰنَارُ
ey ateş
كُونِى
ol
بَرْدًۭا
serin
وَسَلَـٰمًا
ve esenlik
عَلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِيمَ
Ibrahim

Süleyman AteşBiz de: "Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol!" dedik

Diyanet İşleri MealiBiz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik

21:70
وَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدࣰ ا فَجَعَلۡنَٰهُمُ ٱلۡأَخۡسَرِينَ
وَأَرَادُوا۟
ve istediler
بِهِۦ
ona
كَيْدًۭا
bir tuzak kurmak
فَجَعَلْنَـٰهُمُ
biz de kendilerini uğrattık
ٱلْأَخْسَرِينَ
hüsrana

Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler. Biz de, asıl kendilerini hüsrana uğrattık

Diyanet İşleri MealiOna düzen kurmak istediler, fakat Biz onları hüsrana uğrattık

21:71
وَنَجَّيۡنَٰهُ وَلُوطًا إِلَى ٱلۡأَرۡضِ ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَا لِلۡعَٰلَمِينَ
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
وَلُوطًا
ve Lut'u
إِلَى
(getirerek)
ٱلْأَرْضِ
bir yere
ٱلَّتِى
bereketli kıldığımız
بَـٰرَكْنَا
We (had) blessed
فِيهَا
alemlere
لِلْعَـٰلَمِينَ
for the worlds

Süleyman AteşOnu ve Lut'u kurtarıp, alemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik

Diyanet İşleri MealiOnu da, Lut'u da, alemler için kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık

21:72
وَوَهَبۡنَا لَهُۥٓ إِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ نَافِلَةࣰۖ وَكُلࣰّ ا جَعَلۡنَا صَٰلِحِينَ
وَوَهَبْنَا
ve hediye ettik
لَهُۥٓ
ona
إِسْحَـٰقَ
İshak'ı
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'u
نَافِلَةًۭ ۖ
bağış olarak
وَكُلًّۭا
ve hepsini
جَعَلْنَا
yaptık
صَـٰلِحِينَ
salihlerden

Süleyman AteşOna İshak'ı hediye ettik, üstelik (torunu) Ya'kub'u da (verdik). Hepsini de iyi insanlar yaptık

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'e, buna ilaveten İshak ve Yakub'u da verdik, her birini iyi kimseler kıldık

21:73 📚 1
وَجَعَلۡنَٰهُمۡ أَئِمَّةࣰ يَهۡدُونَ بِأَمۡرِنَا وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡهِمۡ فِعۡلَ ٱلۡخَيۡرَٰتِ وَإِقَامَ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءَ ٱلزَّكَوٰةِۖ وَكَانُواْ لَنَا عَٰبِدِينَ
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
ve onları yaptık
أَئِمَّةًۭ
önderler
يَهْدُونَ
doğru yolu gösteren
بِأَمْرِنَا
emrimizle
وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
إِلَيْهِمْ
onlara
فِعْلَ
işler yapmayı
ٱلْخَيْرَٰتِ
hayırlı
وَإِقَامَ
ve kılmayı
ٱلصَّلَوٰةِ
namaz
وَإِيتَآءَ
ve vermeyi
ٱلزَّكَوٰةِ ۖ
zekat
وَكَانُوا۟
ve (insanlar) idiler
لَنَا
bize
عَـٰبِدِينَ
kulluk eden

Süleyman AteşOnları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden(insan)lardı

Diyanet İşleri MealiOnları, buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi

21:74
وَلُوطًا ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمࣰ ا وَعِلۡمࣰ ا وَنَجَّيۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلَّتِي كَانَت تَّعۡمَلُ ٱلۡخَبَٰٓئِثَۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمَ سَوۡءࣲ فَٰسِقِينَ
وَلُوطًا
ve Lut'a
ءَاتَيْنَـٰهُ
verdik
حُكْمًۭا
hüküm
وَعِلْمًۭا
ve ilim
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
مِنَ
bir kentten
ٱلْقَرْيَةِ
the town
ٱلَّتِى
ki (onlar)
كَانَت
idiler
تَّعْمَلُ
işler yapıyor
ٱلْخَبَـٰٓئِثَ ۗ
çirkin
إِنَّهُمْ
gerçekten onlar
كَانُوا۟
idiler
قَوْمَ
bir kavim
سَوْءٍۢ
kötü
فَـٰسِقِينَ
yoldan çıkan

Süleyman AteşLut'a da hüküm (hükümranlık, peygamberlik, hikmet) ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar yoldan çıkan kötü bir kavim idiler

Diyanet İşleri MealiLut'a da hüküm ve ilim verdik; onu, çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir milletti

21:75
وَأَدۡخَلۡنَٰهُ فِي رَحۡمَتِنَآۖ إِنَّهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَأَدْخَلْنَـٰهُ
ve onu soktuk
فِى
içine
رَحْمَتِنَآ ۖ
rahmetimizin
إِنَّهُۥ
çünkü o
مِنَ
-Salihler-den idi
ٱلصَّـٰلِحِينَ
ve Nuh'u da-Salihler

Süleyman AteşVe onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, Salihlerden idi

Diyanet İşleri MealiLut'u rahmetimizin içine aldık; doğrusu o iyilerdendi

21:76
وَنُوحًا إِذۡ نَادَىٰ مِن قَبۡلُ فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ
وَنُوحًا
ve Nuh'u da
إِذْ
hani
نَادَىٰ
bize yalvarmıştı
مِن
bunlardan önce
قَبْلُ
before
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul etmiştik
لَهُۥ
onun (du'asını)
فَنَجَّيْنَـٰهُ
kendisini kurtarmıştık
وَأَهْلَهُۥ
ve ailesini
مِنَ
sıkıntıdan
ٱلْكَرْبِ
the affliction
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Süleyman AteşNuh'u da (an), o da bunlardan önce bize yalvarmıştı. Biz de onun du'asını kabul edip kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık

Diyanet İşleri MealiNuh da daha önceleri Bize yalvarmıştı, onun duasını kabul edip, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık

21:77
وَنَصَرۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمَ سَوۡءࣲ فَأَغۡرَقۡنَٰهُمۡ أَجۡمَعِينَ
وَنَصَرْنَـٰهُ
ve onu koruduk
مِنَ
kavminden
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَذَّبُوا۟
yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۚ
ayetlerimizi
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
olmuşlardı
قَوْمَ
bir kavim
سَوْءٍۢ
kötü
فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ
biz de onları boğmuştuk
أَجْمَعِينَ
hepsini

Süleyman AteşVe ayetlerimizi yalanlayan kavimden onun öcünü almıştık. Onlar, kötü bir kavim olmuşlardı, biz de onların hepsini boğmuştuk

Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi yalanlayan millete karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir milletti, hepsini suda boğduk

21:78 📚 2
وَدَاوُۥدَ وَسُلَيۡمَٰنَ إِذۡ يَحۡكُمَانِ فِي ٱلۡحَرۡثِ إِذۡ نَفَشَتۡ فِيهِ غَنَمُ ٱلۡقَوۡمِ وَكُنَّا لِحُكۡمِهِمۡ شَٰهِدِينَ
وَدَاوُۥدَ
ve Davud'u
وَسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'ı
إِذْ
hani
يَحْكُمَانِ
onlar hükmediyorlardı
فِى
hakkında
ٱلْحَرْثِ
bir ekin
إِذْ
zaman
نَفَشَتْ
yayıldığı
فِيهِ
orada
غَنَمُ
davarının
ٱلْقَوْمِ
toplumun
وَكُنَّا
biz de idik
لِحُكْمِهِمْ
onların hükümlerine
شَـٰهِدِينَ
şahid

Süleyman AteşDavud ile Süleyman'ı da (an); hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık idik

Diyanet İşleri MealiDavud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik

21:79 📚 1
فَفَهَّمۡنَٰهَا سُلَيۡمَٰنَۚ وَكُلًّا ءَاتَيۡنَا حُكۡمࣰ ا وَعِلۡمࣰ اۚ وَسَخَّرۡنَا مَعَ دَاوُۥدَ ٱلۡجِبَالَ يُسَبِّحۡنَ وَٱلطَّيۡرَۚ وَكُنَّا فَٰعِلِينَ
فَفَهَّمْنَـٰهَا
onu bellettik
سُلَيْمَـٰنَ ۚ
Süleyman'a
وَكُلًّا
ve hepsine
ءَاتَيْنَا
verdik
حُكْمًۭا
hükümdarlık
وَعِلْمًۭا ۚ
ve bilgi
وَسَخَّرْنَا
ve boyun eğdirdik
مَعَ
onunla beraber
دَاوُۥدَ
Davud'a
ٱلْجِبَالَ
dağları
يُسَبِّحْنَ
tesbih eden
وَٱلطَّيْرَ ۚ
ve kuşları
وَكُنَّا
ve biz
فَـٰعِلِينَ
(bunları) yaparız

Süleyman AteşO hükmü Süleyman'a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız

Diyanet İşleri MealiSüleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık

21:80 📚 1
وَعَلَّمۡنَٰهُ صَنۡعَةَ لَبُوسࣲ لَّكُمۡ لِتُحۡصِنَكُم مِّنۢ بَأۡسِكُمۡۖ فَهَلۡ أَنتُمۡ شَٰكِرُونَ
وَعَلَّمْنَـٰهُ
ve ona öğretmiştik
صَنْعَةَ
yapmayı
لَبُوسٍۢ
zırh
لَّكُمْ
sizin için
لِتُحْصِنَكُم
sizi korumak için
مِّنۢ
savaşın şiddetinden
بَأْسِكُمْ ۖ
your battle
فَهَلْ
(o halde) misiniz?
أَنتُمْ
siz
شَـٰكِرُونَ
şükredenlerden

Süleyman AteşOna, sizi, savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki

Diyanet İşleri MealiOna, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz

21:81
وَلِسُلَيۡمَٰنَ ٱلرِّيحَ عَاصِفَةࣰ تَجۡرِي بِأَمۡرِهِۦٓ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَاۚ وَكُنَّا بِكُلِّ شَيۡءٍ عَٰلِمِينَ
وَلِسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'a
ٱلرِّيحَ
fırtınayı
عَاصِفَةًۭ
şiddetli
تَجْرِى
akıp giderdi
بِأَمْرِهِۦٓ
onun emriyle
إِلَى
yere
ٱلْأَرْضِ
the land
ٱلَّتِى
bereketlendirdiğimiz
بَـٰرَكْنَا
We blessed
فِيهَا ۚ
içini
وَكُنَّا
ve biz
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَـٰلِمِينَ
biliriz

Süleyman AteşSüleyman'a da fırtınayı (boyun eğdirmiştik). Onun emriyle, içinde bereketler yarattığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi biliriz

Diyanet İşleri MealiBereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz herşeyi biliyorduk

21:82
وَمِنَ ٱلشَّيَٰطِينِ مَن يَغُوصُونَ لَهُۥ وَيَعۡمَلُونَ عَمَلࣰ ا دُونَ ذَٰلِكَۖ وَكُنَّا لَهُمۡ حَٰفِظِينَ
وَمِنَ
ve
ٱلشَّيَـٰطِينِ
şeytanlardan
مَن
kimseleri
يَغُوصُونَ
denize dalan
لَهُۥ
kendisi için
وَيَعْمَلُونَ
ve yapan
عَمَلًۭا
işler
دُونَ
başka
ذَٰلِكَ ۖ
bundan
وَكُنَّا
ve biz idik
لَهُمْ
onları
حَـٰفِظِينَ
onun emrinde tutuyor

Süleyman AteşKendisi için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytanları da emrine vermiştik. Biz onları onun emrinde tutuyorduk

Diyanet İşleri MealiDalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini gözetiyorduk

21:83 📚 1
۞وَأَيُّوبَ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَسَّنِيَ ٱلضُّرُّ وَأَنتَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
۞ وَأَيُّوبَ
ve Eyyub'u da
إِذْ
hani
نَادَىٰ
du'a etmişti
رَبَّهُۥٓ
Rabbine
أَنِّى
gerçekten diye
مَسَّنِىَ
bana dokundu
ٱلضُّرُّ
bu dert
وَأَنتَ
ve sen
أَرْحَمُ
en merhametlisisin
ٱلرَّٰحِمِينَ
merhametlilerin

Süleyman AteşEyyub'u da an. O, Rabbine: "Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin!" diye du'a etmişti

Diyanet İşleri MealiEyyub da: "Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin" diye Rabbine nida etmişti

21:84
فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ فَكَشَفۡنَا مَا بِهِۦ مِن ضُرࣲّۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ أَهۡلَهُۥ وَمِثۡلَهُم مَّعَهُمۡ رَحۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِنَا وَذِكۡرَىٰ لِلۡعَٰبِدِينَ
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul ettik
لَهُۥ
onu(n du'asını)
فَكَشَفْنَا
ve kaldırdık
مَا
ne varsa
بِهِۦ
onun
مِن
derdi
ضُرٍّۢ ۖ
(the) adversity
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona verdik
أَهْلَهُۥ
ailesini
وَمِثْلَهُم
ve bir katını daha
مَّعَهُمْ
onlarla beraber
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
مِّنْ
tarafımızdan
عِندِنَا
from Ourselves
وَذِكْرَىٰ
ve bir öğüt olarak
لِلْعَـٰبِدِينَ
ibadet edenler için

Süleyman AteşBiz de onun du'asını kabul etmiş, kendisine bulaşan derdi kaldırmıştık; ona tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olarak ailesini ve onlarla beraber bir katını daha vermiştik

Diyanet İşleri MealiBiz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik

21:85
وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِدۡرِيسَ وَذَا ٱلۡكِفۡلِۖ كُلࣱّ مِّنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'i
وَإِدْرِيسَ
İdris'i
وَذَا
ve Zu'(l-Kifl'i)
ٱلْكِفْلِ ۖ
(ve Zu')l-Kifl'i
كُلٌّۭ
hepsi de
مِّنَ
sabredenlerdendi
ٱلصَّـٰبِرِينَ
the patient ones

Süleyman Ateşİsma'il'i, İdris'i, Zu'l-Kifl'i de an; hepsi de sabredenlerdendi

Diyanet İşleri Mealiİsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi

21:86
وَأَدۡخَلۡنَٰهُمۡ فِي رَحۡمَتِنَآۖ إِنَّهُم مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَأَدْخَلْنَـٰهُمْ
ve onları soktuk
فِى
rahmetimize
رَحْمَتِنَآ ۖ
Our Mercy
إِنَّهُم
çünkü onlar
مِّنَ
Salihlerdendi
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Süleyman AteşOnları rahmetimize soktuk, çünkü onlar Salihlerdendi

Diyanet İşleri MealiOnları rahmetimizin içine aldık; doğrusu onlar iyilerdendi

21:87 📚 1
وَذَا ٱلنُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَٰضِبࣰ ا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقۡدِرَ عَلَيۡهِ فَنَادَىٰ فِي ٱلظُّلُمَٰتِ أَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنتَ سُبۡحَٰنَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَذَا
ve Zü(nnun'u)
ٱلنُّونِ
(ve Zün)nun'u
إِذ
zira
ذَّهَبَ
gitmişti
مُغَـٰضِبًۭا
kızarak
فَظَنَّ
sanmıştı
أَن
diye
لَّن
asla
نَّقْدِرَ
güç yetiremeyeceğiz
عَلَيْهِ
kendisine
فَنَادَىٰ
nihayet yalvardı
فِى
içinde
ٱلظُّلُمَـٰتِ
karanlıklar
أَن
diye
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّآ
başka
أَنتَ
senden
سُبْحَـٰنَكَ
senin şanın yücedir
إِنِّى
muhakkak ben
كُنتُ
oldum
مِنَ
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Süleyman AteşZünnun'u (balık karnına girmiş olan Yunus ibn Matta'yı) da an; zira (o, kavmine) kızarak gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, (kavminin arasından çıkmakla kendisini kurtaracağını) sanmıştı. Nihayet karanlıklar içinde (kalıp): "Senden başka tanrı yoktur. Senin şanın yücedir, ben zalimlerden oldum!" diye yalvardı

Diyanet İşleri MealiZünnun (Balık Sahibi; Yunus) hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti

21:88
فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ وَنَجَّيۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡغَمِّۚ وَكَذَٰلِكَ نُـۨجِي ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul ettik
لَهُۥ
onu(n du'asını)
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
مِنَ
tasadan
ٱلْغَمِّ ۚ
the distress
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
نُـۨجِى
biz kurtarırız
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananları

Süleyman AteşBiz de onun du'asını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, inananları böyle kurtarırız

Diyanet İşleri MealiBiz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. inananları böyle kurtarırız

21:89
وَزَكَرِيَّآ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥ رَبِّ لَا تَذَرۡنِي فَرۡدࣰ ا وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلۡوَٰرِثِينَ
وَزَكَرِيَّآ
ve Zekeriyya'yı da
إِذْ
hani
نَادَىٰ
du'a etmişti
رَبَّهُۥ
Rabbine
رَبِّ
Rabbim
لَا
beni bırakma
تَذَرْنِى
leave me
فَرْدًۭا
tek başıma
وَأَنتَ
ve sen
خَيْرُ
en iyisisin
ٱلْوَٰرِثِينَ
varislerin

Süleyman AteşZekeriyya'yı da (an). Rabbine: "Rabbim, beni tek bırakma! Sen, varislerin en iyisisin (her şeyim sana kalacaktır)" diye du'a etmişti

Diyanet İşleri MealiZekeriya da: "Rabbim! Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti

21:90
فَٱسۡتَجَبۡنَا لَهُۥ وَوَهَبۡنَا لَهُۥ يَحۡيَىٰ وَأَصۡلَحۡنَا لَهُۥ زَوۡجَهُۥٓۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ يُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡخَيۡرَٰتِ وَيَدۡعُونَنَا رَغَبࣰ ا وَرَهَبࣰ اۖ وَكَانُواْ لَنَا خَٰشِعِينَ
فَٱسْتَجَبْنَا
kabul buyurduk
لَهُۥ
onu(n du'asını)
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
لَهُۥ
ona
يَحْيَىٰ
Yahya'yı
وَأَصْلَحْنَا
ve ıslah ettik
لَهُۥ
kendisi için
زَوْجَهُۥٓ ۚ
eşini
إِنَّهُمْ
gerçekten onlar
كَانُوا۟
idiler
يُسَـٰرِعُونَ
koşuyor(lar)
فِى
hayır (işlere)
ٱلْخَيْرَٰتِ
good deeds
وَيَدْعُونَنَا
ve bize du'a ederlerdi
رَغَبًۭا
umarak
وَرَهَبًۭا ۖ
ve korkarak
وَكَانُوا۟
ve idiler
لَنَا
bize
خَـٰشِعِينَ
derin bir saygı içinde

Süleyman AteşOnun du'asını da kabul buyurduk ve ona Yahya'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmağa elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize du'a ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi

Diyanet İşleri MealiBiz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı

21:91
وَٱلَّتِيٓ أَحۡصَنَتۡ فَرۡجَهَا فَنَفَخۡنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلۡنَٰهَا وَٱبۡنَهَآ ءَايَةࣰ لِّلۡعَٰلَمِينَ
وَٱلَّتِىٓ
olanı (Meryemi)
أَحْصَنَتْ
korumuş
فَرْجَهَا
ırzını
فَنَفَخْنَا
ve üflemiştik
فِيهَا
ona
مِن
ruhumuzdan
رُّوحِنَا
Our Spirit
وَجَعَلْنَـٰهَا
ve onu yapmıştık
وَٱبْنَهَآ
ve oğlunu
ءَايَةًۭ
bir ibret
لِّلْعَـٰلَمِينَ
alemlere

Süleyman AteşO ırzını korumuş olan(Meryem)i de an; ona ruhumuzdan bir çocuk üflemiş, kendisini ve oğlunu alemlere bir ibret yapmıştık

Diyanet İşleri MealiMahrem yerini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, alemler için bir mucize kılmıştık

21:92
إِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمۡ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ وَأَنَا۠ رَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُونِ
إِنَّ
işte
هَـٰذِهِۦٓ
bu
أُمَّتُكُمْ
sizin ümmetiniz
أُمَّةًۭ
ümmettir
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
وَأَنَا۠
şüphesiz benim
رَبُّكُمْ
sizin Rabbiniz
فَٱعْبُدُونِ
yalnız bana kulluk edin

Süleyman Ateşİşte bu sizin ümmetiniz (olan tevhid ve İslam milleti), bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin

Diyanet İşleri MealiDoğrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin

21:93
وَتَقَطَّعُوٓاْ أَمۡرَهُم بَيۡنَهُمۡۖ كُلٌّ إِلَيۡنَا رَٰجِعُونَ
وَتَقَطَّعُوٓا۟
ve parçaladılar
أَمْرَهُم
işlerini
بَيْنَهُمْ ۖ
aralarında
كُلٌّ
hepsi
إِلَيْنَا
bize
رَٰجِعُونَ
döneceklerdir

Süleyman Ateşİşlerini aralarında parçaladılar (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler); hepsi (sonunda) bize döneceklerdir

Diyanet İşleri MealiAma insanlar, din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar, hepsi Bize döneceklerdir

21:94
فَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَا كُفۡرَانَ لِسَعۡيِهِۦ وَإِنَّا لَهُۥ كَٰتِبُونَ
فَمَن
kim
يَعْمَلْ
yaparsa
مِنَ
iyi işlerden
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
[the] righteous deeds
وَهُوَ
ve o
مُؤْمِنٌۭ
inanmış olarak
فَلَا
asla
كُفْرَانَ
nankörlük edilmez
لِسَعْيِهِۦ
onun çabasına
وَإِنَّا
şüphesiz biz
لَهُۥ
onu (çalışmasını)
كَـٰتِبُونَ
yazmaktayız

Süleyman Ateşİmdi kim inanmış olarak iyi işlerden yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez, biz (onun çalışmasını) yazanlarız

Diyanet İşleri Mealiİnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız

21:95
وَحَرَٰمٌ عَلَىٰ قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَآ أَنَّهُمۡ لَا يَرۡجِعُونَ
وَحَرَٰمٌ
ve (yaşamak) haramdır
عَلَىٰ
bir ülkeye
قَرْيَةٍ
a city
أَهْلَكْنَـٰهَآ
helak ettiğimiz
أَنَّهُمْ
onlar
لَا
bir daha geri dönemezler
يَرْجِعُونَ
will return

Süleyman AteşHelak ettiğimiz bir ülkeye artık (yaşamak) haramdır: Onlar bir daha geri dönemezler

Diyanet İşleri MealiYok ettiğimiz kasaba halkının ahirette ceza görmek üzere Bize dönmemesi imkansızdır

21:96 📚 1
حَتَّىٰٓ إِذَا فُتِحَتۡ يَأۡجُوجُ وَمَأۡجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبࣲ يَنسِلُونَ
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
فُتِحَتْ
önü açıldığı
يَأْجُوجُ
Ye'cuc'un
وَمَأْجُوجُ
ve Me'cuc'un
وَهُم
ve onlar
مِّن
her
كُلِّ
every
حَدَبٍۢ
tepeden
يَنسِلُونَ
akın etmeye başladıkları

Süleyman AteşNihayet Ye'cuc ve Me'cuc'un önü açıldığı ve onlar her tepeden akın etmeye başladıkları zaman

Diyanet İşleri MealiYecüc ve Mecüc'ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar

21:97 📚 1
وَٱقۡتَرَبَ ٱلۡوَعۡدُ ٱلۡحَقُّ فَإِذَا هِيَ شَٰخِصَةٌ أَبۡصَٰرُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَٰوَيۡلَنَا قَدۡ كُنَّا فِي غَفۡلَةࣲ مِّنۡ هَٰذَا بَلۡ كُنَّا ظَٰلِمِينَ
وَٱقْتَرَبَ
ve yaklaşır
ٱلْوَعْدُ
va'd
ٱلْحَقُّ
gerçek
فَإِذَا
birden
هِىَ
o
شَـٰخِصَةٌ
donup kalır
أَبْصَـٰرُ
gözleri
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
يَـٰوَيْلَنَا
vah bize
قَدْ
gerçekten
كُنَّا
biz idik
فِى
içinde
غَفْلَةٍۢ
gaflet
مِّنْ
bundan
هَـٰذَا
this
بَلْ
meğer
كُنَّا
biz
ظَـٰلِمِينَ
zulmediyormuşuz

Süleyman AteşGerçek va'd (yani kıyamet) yaklaşmış olur. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır. "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!" (diye mırıldandılar)

Diyanet İşleri MealiGerçek vaad yaklaştığında, inkar edenlerin gözleri beleriverir: "Vah bize! Bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik" derler

21:98 📚 3
إِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنتُمۡ لَهَا وَٰرِدُونَ
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
وَمَا
ve
تَعْبُدُونَ
taptıklarınız
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
حَصَبُ
odunusunuz
جَهَنَّمَ
cehennemin
أَنتُمْ
siz
لَهَا
oraya
وَٰرِدُونَ
gireceksiniz

Süleyman AteşSiz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz, oraya gireceksiniz

Diyanet İşleri MealiSiz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz

21:99
لَوۡ كَانَ هَٰٓؤُلَآءِ ءَالِهَةࣰ مَّا وَرَدُوهَاۖ وَكُلࣱّ فِيهَا خَٰلِدُونَ
لَوْ
eğer
كَانَ
olsalardı
هَـٰٓؤُلَآءِ
onlar
ءَالِهَةًۭ
tanrılar
مَّا
oraya girmezlerdi
وَرَدُوهَا ۖ
they (would) have come to it
وَكُلٌّۭ
oysa hepsi
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Süleyman AteşEğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiEğer bunlar tanrı olsaydı cehenneme girmezlerdi; hepsi orada temelli kalacaktır

21:100
لَهُمۡ فِيهَا زَفِيرࣱ وَهُمۡ فِيهَا لَا يَسۡمَعُونَ
لَهُمْ
onlar için vardır
فِيهَا
orada
زَفِيرٌۭ
bir inleme
وَهُمْ
ve onlar
فِيهَا
orada
لَا
hiçbir şey
يَسْمَعُونَ
işitmezler

Süleyman AteşOnlar için bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada (azabın dehşeti içinde hiçbir şey) işitmezler

Diyanet İşleri MealiOrada onlara ah etmek vardır; birşey de işitemezler

21:101 📚 12
إِنَّ ٱلَّذِينَ سَبَقَتۡ لَهُم مِّنَّا ٱلۡحُسۡنَىٰٓ أُوْلَٰٓئِكَ عَنۡهَا مُبۡعَدُونَ
إِنَّ
kuşkusuz
ٱلَّذِينَ
kimseler
سَبَقَتْ
geçmiş olan(lar)
لَهُم
kendilerine
مِّنَّا
bizden
ٱلْحُسْنَىٰٓ
güzellik
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
عَنْهَا
ondan (cehennemden)
مُبْعَدُونَ
uzaklaştırılmışlardır

Süleyman AteşAma bizden kendilerine (ezelde) güzellik geçmiş (mutluluk takdir edilmiş) olanlar, işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır

Diyanet İşleri MealiYaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır

21:102
لَا يَسۡمَعُونَ حَسِيسَهَاۖ وَهُمۡ فِي مَا ٱشۡتَهَتۡ أَنفُسُهُمۡ خَٰلِدُونَ
لَا
duymazlar
يَسْمَعُونَ
they will hear
حَسِيسَهَا ۖ
onun uğultusunu
وَهُمْ
ve onlar
فِى
içinde
مَا
çektiği (ni'metler)
ٱشْتَهَتْ
desire
أَنفُسُهُمْ
canlarının
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalırlar

Süleyman AteşOnun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği (ni'metler) içinde ebedi kalırlar

Diyanet İşleri MealiCehennemin uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar

21:103
لَا يَحۡزُنُهُمُ ٱلۡفَزَعُ ٱلۡأَكۡبَرُ وَتَتَلَقَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ هَٰذَا يَوۡمُكُمُ ٱلَّذِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ
لَا
asla
يَحْزُنُهُمُ
onları tasalandırmaz
ٱلْفَزَعُ
korku
ٱلْأَكْبَرُ
en büyük
وَتَتَلَقَّىٰهُمُ
onları şöyle karşılar
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
هَـٰذَا
işte bu
يَوْمُكُمُ
gününüzdür
ٱلَّذِى
size
كُنتُمْ
you were
تُوعَدُونَ
va'dedilen

Süleyman AteşO en büyük korku, onları asla tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: "İşte bu, size va'dedilen gününüzdür

Diyanet İşleri MealiEn büyük korku bile onları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar

21:104 📚 1
يَوۡمَ نَطۡوِي ٱلسَّمَآءَ كَطَيِّ ٱلسِّجِلِّ لِلۡكُتُبِۚ كَمَا بَدَأۡنَآ أَوَّلَ خَلۡقࣲ نُّعِيدُهُۥۚ وَعۡدًا عَلَيۡنَآۚ إِنَّا كُنَّا فَٰعِلِينَ
يَوْمَ
o gün
نَطْوِى
düreriz
ٱلسَّمَآءَ
göğü
كَطَىِّ
dürer gibi
ٱلسِّجِلِّ
tomarlarını
لِلْكُتُبِ ۚ
yazı
كَمَا
gibi
بَدَأْنَآ
başladığımız
أَوَّلَ
ilk
خَلْقٍۢ
yaratmaya
نُّعِيدُهُۥ ۚ
onu iade ederiz
وَعْدًا
sözdür
عَلَيْنَآ ۚ
üzerimize
إِنَّا
şüphesiz
كُنَّا
biz bunu
فَـٰعِلِينَ
yapacağız

Süleyman AteşO gün göğü yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Üzerimize sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız

Diyanet İşleri MealiGöğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız

21:105 📚 6
وَلَقَدۡ كَتَبۡنَا فِي ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعۡدِ ٱلذِّكۡرِ أَنَّ ٱلۡأَرۡضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ ٱلصَّٰلِحُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
كَتَبْنَا
yazmıştık
فِى
Zebur'da
ٱلزَّبُورِ
the Scripture
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ٱلذِّكْرِ
Zikir'den (Tevrat'tan)
أَنَّ
mutlaka
ٱلْأَرْضَ
arza
يَرِثُهَا
varis olacak
عِبَادِىَ
kullarım
ٱلصَّـٰلِحُونَ
iyi

Süleyman AteşAndolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: "Arza mutlaka iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek)" diye yazmıştık

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık

21:106
إِنَّ فِي هَٰذَا لَبَلَٰغࣰ ا لِّقَوۡمٍ عَٰبِدِينَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
هَـٰذَا
bunda
لَبَلَـٰغًۭا
elbette bir öğüt
لِّقَوْمٍ
kavimler için
عَـٰبِدِينَ
kulluk eden

Süleyman AteşŞüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır

21:107
وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةࣰ لِّلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَـٰكَ
biz seni göndermedik
إِلَّا
başka sebeple
رَحْمَةًۭ
rahmetten
لِّلْعَـٰلَمِينَ
alemler için

Süleyman Ateş(Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet için gönderdik

Diyanet İşleri MealiBiz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik

21:108 📚 2
قُلۡ إِنَّمَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ فَهَلۡ أَنتُم مُّسۡلِمُونَ
قُلْ
de ki
إِنَّمَا
şüphesiz
يُوحَىٰٓ
vahyolunur
إِلَىَّ
bana
أَنَّمَآ
ancak
إِلَـٰهُكُمْ
Tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
Tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ
bir tek
فَهَلْ
siz-mısınız?
أَنتُم
siz
مُّسْلِمُونَ
submit (to Him)

Süleyman AteşDe ki: "Bana, Tanrınız, ancak bir tek Tanrıdır; diye vahyolunur. O'na teslim ol(up putperestliği bırak)cak mısınız

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Doğrusu tanrınızın tek bir Tanrı olduğu bana şüphesiz vahyolundu. Artık müslüman olacak mısınız

21:109 📚 1
فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَقُلۡ ءَاذَنتُكُمۡ عَلَىٰ سَوَآءࣲۖ وَإِنۡ أَدۡرِيٓ أَقَرِيبٌ أَم بَعِيدࣱ مَّا تُوعَدُونَ
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirlerse
فَقُلْ
de ki
ءَاذَنتُكُمْ
ben size açıkladım
عَلَىٰ
eşit biçimde
سَوَآءٍۢ ۖ
equally
وَإِنْ
artık
أَدْرِىٓ
bilmem
أَقَرِيبٌ
yakın mı (olduğunu)
أَم
yoksa
بَعِيدٌۭ
uzak (mı olduğunu)
مَّا
şeyin
تُوعَدُونَ
tehdid edildiğiniz

Süleyman AteşEğer yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizin hepinize eşit biçimde açıkladım. Artık tehdidedildiğiniz şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem

Diyanet İşleri MealiEğer yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem

21:110 📚 1
إِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلۡجَهۡرَ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ وَيَعۡلَمُ مَا تَكۡتُمُونَ
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَعْلَمُ
bilir
ٱلْجَهْرَ
açığını
مِنَ
sözün
ٱلْقَوْلِ
[the] speech
وَيَعْلَمُ
ve bilir
مَا
ne
تَكْتُمُونَ
gizliyorsanız

Süleyman AteşŞüphesiz O, sözün açığını da bilir, gizlediklerinzi de bilir

Diyanet İşleri MealiDoğrusu O, açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir

21:111
وَإِنۡ أَدۡرِي لَعَلَّهُۥ فِتۡنَةࣱ لَّكُمۡ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينࣲ‏
وَإِنْ
ve
أَدْرِى
bilmem
لَعَلَّهُۥ
belki de o
فِتْنَةٌۭ
denemek içindir
لَّكُمْ
sizi
وَمَتَـٰعٌ
ve yaşatmak içindir
إِلَىٰ
bir süreye kadar
حِينٍۢ
a time

Süleyman AteşBilmem belki de o (azabın ertelenmesi) sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir

Diyanet İşleri MealiBilmem; belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir

21:112 📚 1
قَٰلَ رَبِّ ٱحۡكُم بِٱلۡحَقِّۗ وَرَبُّنَا ٱلرَّحۡمَٰنُ ٱلۡمُسۡتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ
قَـٰلَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
ٱحْكُم
hükmet
بِٱلْحَقِّ ۗ
hak ile
وَرَبُّنَا
ve Rabbimiz
ٱلرَّحْمَـٰنُ
çok merhamet edendir
ٱلْمُسْتَعَانُ
O'nun yardımına sığınılır
عَلَىٰ
karşı
مَا
şeye
تَصِفُونَ
sizin nitelendirdiğiniz

Süleyman Ateş(Allah'ın Resulü) Dedi: "Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftiralarınıza) karşı O'nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)

Diyanet İşleri MealiPeygamber: "Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir" dedi

← Önceki Sonraki →

21. Al-Anbiyaa Suresi | Anlam Arayışı