21. Al-Anbiyaa سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
Diyanet İşleri Mealiİnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, hakdan yüz çeviriyorlar
Saheeh International[The time of] their account has approached for the people, while they are in heedlessness turning away
Elmalılı Hamdi Yazırİnsanların hesab (görme) zamanı yaklaştı. Onlar ise hâlâ gaflet içinde, yan çizip aldırmıyorlar
Diyanet İşleri MealiRablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar
Saheeh InternationalNo mention comes to them anew from their Lord except that they listen to it while they are at play
Elmalılı Hamdi YazırRablerinden kendilerine gelen her yeni hatırlatmayı hep eğlenerek dinliyorlar
Diyanet İşleri MealiRablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar
Saheeh InternationalWith their hearts distracted. And those who do wrong conceal their private conversation, [saying], "Is this [Prophet] except a human being like you? So would you approach magic while you are aware [of it]
Elmalılı Hamdi YazırKalbleri hep eğlencede (gaflette), hem o zalimler aralarında şu gizli fısıltıyı yaptılar: "Bu, ancak sizin gibi bir insan. Artık göz göre göre sihre mi gidip uyarsınız
Diyanet İşleri MealiPeygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir" dedi
Saheeh InternationalThe Prophet said, "My Lord knows whatever is said throughout the heaven and earth, and He is the Hearing, the Knowing
Elmalılı Hamdi YazırPeygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde (söylenen) her sözü bilir. O, her şeyi işitir, her şeyi bilir" dedi
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Hayır; bunlar karışık rüyalardır", "Hayır; onu uydurmuştur", "Hayır; o şairdir", "Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler
Saheeh InternationalBut they say, "[The revelation is but] a mixture of false dreams; rather, he has invented it; rather, he is a poet. So let him bring us a sign just as the previous [messengers] were sent [with miracles]
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Hayır, bunlar karışık rüyalardır; yok, onu kendisi uydurdu, yok o bir şairdir. Böyle değilse önceki peygamberler gibi, o da bize bir mucize getirsin" dediler
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce yoketmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar, bunlar mı inanacaklar
Saheeh InternationalNot a [single] city which We destroyed believed before them, so will they believe
Elmalılı Hamdi YazırOnlardan önce yok ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi. Şimdi bunlar mı iman edecekler
Diyanet İşleri MealiSenden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun
Saheeh InternationalAnd We sent not before you, [O Muhammad], except men to whom We revealed [the message], so ask the people of the message if you do not know
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Biz, senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkek(peygamber)ler gönderdik. Bilmiyorsanız kitap ehli olanlara sorun
Diyanet İşleri MealiBiz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi
Saheeh InternationalAnd We did not make the prophets forms not eating food, nor were they immortal [on earth]
Elmalılı Hamdi YazırBiz onları yemek yemez birer cesed kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi
Diyanet İşleri MealiSonra Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri ise yok ettik
Saheeh InternationalThen We fulfilled for them the promise, and We saved them and whom We willed and destroyed the transgressors
Elmalılı Hamdi YazırSonra biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; hem onları, hem de dilediğimiz kimseleri kurtardık, aşırı gidenleri yok ettik
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz
Saheeh InternationalWe have certainly sent down to you a Book in which is your mention. Then will you not reason
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Kureyş topluluğu!) And olsun, size öyle bir kitab indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız
Diyanet İşleri MealiHalkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler varettik
Saheeh InternationalAnd how many a city which was unjust have We shattered and produced after it another people
Elmalılı Hamdi YazırBiz halkı zalim olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler var ettik
Diyanet İşleri MealiOnlar bizim baskınımızı hissettiklerinde, oradan kaçmağa koyuluyorlardı
Saheeh InternationalAnd when its inhabitants perceived Our punishment, at once they fled from it
Elmalılı Hamdi YazırOnlar azabımızın şiddetini hissettikleri zaman oradan kaçmaya koyuluyorlardı
Diyanet İşleri MealiKoşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz" dedik
Saheeh International[Some angels said], "Do not flee but return to where you were given luxury and to your homes - perhaps you will be questioned
Elmalılı Hamdi YazırKoşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurtlarınıza dönün ki, sorguya çekileceksiniz" dedik
Diyanet İşleri MealiVay başımıza gelenlere! Doğrusu biz haksızlık yapmış kimseleriz" dediler
Saheeh InternationalThey said, "O woe to us! Indeed, we were wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırOnlar da: "Vay bizlere! Biz gerçekten zalimler idik" dediler
Diyanet İşleri MealiBiz onları biçilmiş ot ve bir yığın kül haline getirinceye kadar haykırmaları devam etti
Saheeh InternationalAnd that declaration of theirs did not cease until We made them [as] a harvest [mowed down], extinguished [like a fire]
Elmalılı Hamdi YazırBiz, onları biçilmiş bir ekin ve bir yığın kül haline getirinceye kadar hep sözleri bu feryad olmuştur
Diyanet İşleri MealiBiz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık
Saheeh InternationalAnd We did not create the heaven and earth and that between them in play
Elmalılı Hamdi YazırBiz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık
Diyanet İşleri MealiEğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız
Saheeh InternationalHad We intended to take a diversion, We could have taken it from [what is] with Us - if [indeed] We were to do so
Elmalılı Hamdi YazırEğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık
Diyanet İşleri MealiGerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size
Saheeh InternationalRather, We dash the truth upon falsehood, and it destroys it, and thereupon it departs. And for you is destruction from that which you describe
Elmalılı Hamdi YazırHayır, biz hakkı batılın başına çarparız da onun beynini parçalar. Bir de bakarsın (batıl) o anda yok olup gitmiştir. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü size yazıklar olsun
Diyanet İşleri MealiGöklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar
Saheeh InternationalTo Him belongs whoever is in the heavens and the earth. And those near Him are not prevented by arrogance from His worship, nor do they tire
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde olan bütün varlıklar O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten ne çekinirler, ne de yorulurlar
Diyanet İşleri MealiGece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler
Saheeh InternationalThey exalt [Him] night and day [and] do not slacken
Elmalılı Hamdi YazırGece gündüz (hep Allah'ı) tesbih ederler, usanmazlar
Diyanet İşleri MealiYeryüzünde edindikleri tanrılar mı, onlar mı ölüleri diriltecekler
Saheeh InternationalOr have men taken for themselves gods from the earth who resurrect [the dead]
Elmalılı Hamdi YazırYoksa (Mekke müşrikleri) birtakım ilâhlar edindiler de yerden ölüleri onlar mı diriltecekler
Diyanet İşleri MealiEğer yerle gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir
Saheeh InternationalHad there been within the heavens and earth gods besides Allah, they both would have been ruined. So exalted is Allah, Lord of the Throne, above what they describe
Elmalılı Hamdi YazırEğer yer ile gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş'ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir
Diyanet İşleri MealiO, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır
Saheeh InternationalHe is not questioned about what He does, but they will be questioned
Elmalılı Hamdi YazırO, yaptığından sorumlu olmaz, onlar ise sorumlu tutulacaklardır
Diyanet İşleri MealiO'nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin Kitap'ı ve senden öncekilerin kitapları." Hayır; onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler
Saheeh InternationalOr have they taken gods besides Him? Say, [O Muhammad], "Produce your proof. This [Qur'an] is the message for those with me and the message of those before me." But most of them do not know the truth, so they are turning away
Elmalılı Hamdi YazırYoksa O'ndan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların kitabı ve benden öncekilerin kitabı." Hayır, onların çoğu gerçeği bilmezler de onun için yüz çevirirler
Diyanet İşleri MealiSenden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir
Saheeh InternationalAnd We sent not before you any messenger except that We revealed to him that, "There is no deity except Me, so worship Me
Elmalılı Hamdi YazırSenden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: "Gerçek şu ki benden başka ilâh yoktur. Onun için bana ibadet edin
Diyanet İşleri MealiRahman çocuk edindi" dediler. Haşa; hayır, melekler şerefli kılınmış kullardır
Saheeh InternationalAnd they say, "The Most Merciful has taken a son." Exalted is He! Rather, they are [but] honored servants
Elmalılı Hamdi YazırBöyle iken dediler ki: "Rahmân çocuk edindi." Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler (Allah'ın çocukları değil.) ikram olunmuş kullardır
Diyanet İşleri MealiAllah'tan önce söz söyleyemezler; ancak O'nun emri üzerine iş işlerler
Saheeh InternationalThey cannot precede Him in word, and they act by His command
Elmalılı Hamdi YazırOnlar Allah'ın sözünün önüne geçmezler, hep O'nun emriyle hareket ederler
Diyanet İşleri MealiAllah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler
Saheeh InternationalHe knows what is [presently] before them and what will be after them, and they cannot intercede except on behalf of one whom He approves. And they, from fear of Him, are apprehensive
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler
Diyanet İşleri MealiBunlar içinde kim "Ben, Allah'tan başka bir tanrıyım" derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz
Saheeh InternationalAnd whoever of them should say, "Indeed, I am a god besides Him"- that one We would recompense with Hell. Thus do We recompense the wrongdoers
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden kim: "Ben, O'ndan başka bir ilâhım" derse, biz ona cehennemi ceza olarak veririz. Zalimleri biz böyle cezalandırırız
Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar mı
Saheeh InternationalHave those who disbelieved not considered that the heavens and the earth were a joined entity, and We separated them and made from water every living thing? Then will they not believe
Elmalılı Hamdi YazırO kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı
Diyanet İşleri MealiYeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik
Saheeh InternationalAnd We placed within the earth firmly set mountains, lest it should shift with them, and We made therein [mountain] passes [as] roads that they might be guided
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yarattık, rahat gidebilsinler diye dağların aralarında geniş yollar var ettik
Diyanet İşleri MealiGöğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar
Saheeh InternationalAnd We made the sky a protected ceiling, but they, from its signs, are turning away
Elmalılı Hamdi YazırGökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Kâfirler ise, gökyüzünün alâmetlerinden (Allah'ın kudret ve azametine delalet eden delillerinden) yüz çeviriyorlar
Diyanet İşleri MealiGeceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür
Saheeh InternationalAnd it is He who created the night and the day and the sun and the moon; all [heavenly bodies] in an orbit are swimming
Elmalılı Hamdi YazırGeceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Bunların her biri kendi dairesinde dolaşmaktadır
Diyanet İşleri MealiSenden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı
Saheeh InternationalAnd We did not grant to any man before you eternity [on earth]; so if you die - would they be eternal
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı sanıyorlar
Diyanet İşleri MealiHer can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz
Saheeh InternationalEvery soul will taste death. And We test you with evil and with good as trial; and to Us you will be returned
Elmalılı Hamdi YazırHer nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz
Diyanet İşleri Mealiİnkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mudur?" derler ve Rahman'ın Kitabını işte onlar inkar ederler
Saheeh InternationalAnd when those who disbelieve see you, [O Muhammad], they take you not except in ridicule, [saying], "Is this the one who insults your gods?" And they are, at the mention of the Most Merciful, disbelievers
Elmalılı Hamdi YazırO inkârcılar seni gördükleri zaman, seni alaya alıyorlar ve "İlâhlarınızı diline dolayan bu mudur?" diyorlar. Halbuki onlar Rahmân'ın kitabını inkâr ediyorlar
Diyanet İşleri Mealiİnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu Benden acele istemeyin
Saheeh InternationalMan was created of haste. I will show you My signs, so do not impatiently urge Me
Elmalılı Hamdi Yazırİnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size yakında (azaba dair) alametlerimi göstereceğim. Şimdi siz acele etmeyin
Diyanet İşleri MealiDoğru sözlü iseniz bildirin bu tehdit ne zamandır?" derler
Saheeh InternationalAnd they say, "When is this promise, if you should be truthful
Elmalılı Hamdi YazırDoğru sözlü iseniz (bildirin) bu vaad ne zamandır?" derler
Diyanet İşleri MealiBu kafirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremiyecekleri zamanı keşke bilseler
Saheeh InternationalIf those who disbelieved but knew the time when they will not avert the Fire from their faces or from their backs and they will not be aided
Elmalılı Hamdi YazırBu kâfirler ateşi yüzlerinden ve sırtlarından men edemeyecekleri ve yardım da göremeyecekleri zamanı, bir bilseler
Diyanet İşleri MealiBelki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez
Saheeh InternationalRather, it will come to them unexpectedly and bewilder them, and they will not be able to repel it, nor will they be reprieved
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu bu azap onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, senden önce birçok peygamber alaya alınmıştı da, alaya alanları, eğlendikleri şey mahvetmişti
Saheeh InternationalAnd already were messengers ridiculed before you, but those who mocked them were enveloped by what they used to ridicule
Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki, senden önce birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alay ettikleri şey (azap) kuşatıverdi
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin Kitabından yüz çevirmektedirler
Saheeh InternationalSay, "Who can protect you at night or by day from the Most Merciful?" But they are, from the remembrance of their Lord, turning away
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahmân'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin kitabından yüz çevirmektedirler
Diyanet İşleri MealiYoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler. Katımızdan da dostluk görmezler
Saheeh InternationalOr do they have gods to defend them other than Us? They are unable [even] to help themselves, nor can they be protected from Us
Elmalılı Hamdi YazırYoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler, katımızdan da dostluk görmezler
Diyanet İşleri MealiBiz bunlara ve babalarına geçimlikler verdik de ömürleri uzadı; şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mıdır
Saheeh InternationalBut, [on the contrary], We have provided good things for these [disbelievers] and their fathers until life was prolonged for them. Then do they not see that We set upon the land, reducing it from its borders? So it is they who will overcome
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu biz o kâfirleri ve atalarını yaşattık, hatta o ömür onlara uzun geldi. Fakat şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? O halde üstün gelen onlar mıdır
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben ancak sizi vahy ile uyarıyorum" Uyarıldıkları zaman, sağırlar çağrıyı duymazlar
Saheeh InternationalSay, "I only warn you by revelation." But the deaf do not hear the call when they are warned
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Ben sizi ancak vahiyle korkutup uyarıyorum," uyarıldıkları zaman sağırlar çağrıyı duymazlar
Diyanet İşleri MealiRabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: "Vah bize! Doğrusu biz haksızdık" derler
Saheeh InternationalAnd if [as much as] a whiff of the punishment of your Lord should touch them, they would surely say, "O woe to us! Indeed, we have been wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki, Rabbinin azabından az bir şey onlara dokunursa, muhakkak "Vay bizlere, biz gerçekten zalimlerdik" diyeceklerdir
Diyanet İşleri MealiKıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz
Saheeh InternationalAnd We place the scales of justice for the Day of Resurrection, so no soul will be treated unjustly at all. And if there is [even] the weight of a mustard seed, We will bring it forth. And sufficient are We as accountant
Elmalılı Hamdi YazırBiz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız.). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik
Saheeh InternationalAnd We had already given Moses and Aaron the criterion and a light and a reminder for the righteous
Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran kitabı, takva sahibleri için bir ışık ve öğüt olarak verdik
Diyanet İşleri MealiOnlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar; kıyamet saatinden de titrerler
Saheeh InternationalWho fear their Lord unseen, while they are of the Hour apprehensive
Elmalılı Hamdi YazırOnlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler
Diyanet İşleri Mealiİşte bu, indirdiğimiz kutsal bir Kitap'dır. Siz mi onu inkar ediyorsunuz
Saheeh InternationalAnd this [Qur'an] is a blessed message which We have sent down. Then are you with it unacquainted
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu (Kwr'ân) da indirdiğimiz kutsal bir kitaptır. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk
Saheeh InternationalAnd We had certainly given Abraham his sound judgement before, and We were of him well-Knowing
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki biz daha önce İbrahim'e de rüşdünü vermiştik (akla uygun olanı göstermiştik). Biz onu biliyorduk
Diyanet İşleri Mealiİbrahim, babasına ve milletine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti
Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What are these statues to which you are devoted
Elmalılı Hamdi YazırO zaman o, babasına ve kavmine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti
Diyanet İşleri MealiBabalarımızı onlara tapar bulduk" demişlerdi
Saheeh InternationalThey said, "We found our fathers worshippers of them
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk" dediler
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "And olsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" deyince
Saheeh InternationalHe said, "You were certainly, you and your fathers, in manifest error
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim: "And olsun ki sizler de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi
Diyanet İşleri MealiSen bize gerçeği mi getirdin yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Have you come to us with truth, or are you of those who jest
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Sen bize gerçeği mi getirdin (Sen ciddi mi söylüyorsun), yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler
Diyanet İşleri MealiO şöyle dedi: "Hayır; Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim
Saheeh InternationalHe said, "[No], rather, your Lord is the Lord of the heavens and the earth who created them, and I, to that, am of those who testify
Elmalılı Hamdi YazırO şöyle dedi: "Hayır Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim
Diyanet İşleri MealiAllah'a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra, putlarınıza bir tuzak kuracağım
Saheeh InternationalAnd [I swear] by Allah, I will surely plan against your idols after you have turned and gone away
Elmalılı Hamdi YazırAllah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracağım
Diyanet İşleri MealiHepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye, sağlam bıraktı
Saheeh InternationalSo he made them into fragments, except a large one among them, that they might return to it [and question]
Elmalılı Hamdi YazırDerken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine başvursunlar diye onların büyüğünü sağlam bıraktı
Diyanet İşleri MealiMilleti: "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Who has done this to our gods? Indeed, he is of the wrongdoers
Elmalılı Hamdi Yazır(Kavmi) "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir." dediler
Diyanet İşleri MealiBazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler
Saheeh InternationalThey said, "We heard a young man mention them who is called Abraham
Elmalılı Hamdi Yazır(Bazıları) "İbrahim denen bir gencin, onları diline doladığını duymuştuk" dediler
Diyanet İşleri MealiBazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Then bring him before the eyes of the people that they may testify
Elmalılı Hamdi YazırO halde onu insanların gözleri önüne getirin, olur ki (aleyhinde) şahidlik ederler" dediler
Diyanet İşleri Mealiİbrahim gelince, ona: "Ey İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Have you done this to our gods, O Abraham
Elmalılı Hamdi Yazır(İbrahim gelince ona) "Ey İbrahim! bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Rather, this - the largest of them - did it, so ask them, if they should [be able to] speak
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi
Diyanet İşleri MealiKendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler
Saheeh InternationalSo they returned to [blaming] themselves and said [to each other], "Indeed, you are the wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) dediler ki: "Doğrusu siz haksızsınız
Diyanet İşleri MealiKendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler
Saheeh InternationalThen they reversed themselves, [saying], "You have already known that these do not speak
Elmalılı Hamdi YazırSonra yine (eski) kafalarına döndüler: "And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin." dediler
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Then do you worship instead of Allah that which does not benefit you at all or harm you
Elmalılı Hamdi Yazır(İbrahim) dedi: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi
Saheeh InternationalUff to you and to what you worship instead of Allah. Then will you not use reason
Elmalılı Hamdi YazırSize de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun, siz hâlâ akıllanmayacak mısınız
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Burn him and support your gods - if you are to act
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler
Diyanet İşleri MealiBiz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik
Saheeh InternationalAllah said, "O fire, be coolness and safety upon Abraham
Elmalılı Hamdi YazırBiz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik
Diyanet İşleri MealiOna düzen kurmak istediler, fakat Biz onları hüsrana uğrattık
Saheeh InternationalAnd they intended for him harm, but We made them the greatest losers
Elmalılı Hamdi YazırOna düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık
Diyanet İşleri MealiOnu da, Lut'u da, alemler için kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık
Saheeh InternationalAnd We delivered him and Lot to the land which We had blessed for the worlds
Elmalılı Hamdi YazırOnu da, Lût'u da, âlemler için bereketli ve kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık
Diyanet İşleri Mealiİbrahim'e, buna ilaveten İshak ve Yakub'u da verdik, her birini iyi kimseler kıldık
Saheeh InternationalAnd We gave him Isaac and Jacob in addition, and all [of them] We made righteous
Elmalılı Hamdi YazırOna (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve herbirini salih kimseler kıldık
Diyanet İşleri MealiOnları, buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi
Saheeh InternationalAnd We made them leaders guiding by Our command. And We inspired to them the doing of good deeds, establishment of prayer, and giving of zakah; and they were worshippers of Us
Elmalılı Hamdi YazırOnları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir
Diyanet İşleri MealiLut'a da hüküm ve ilim verdik; onu, çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir milletti
Saheeh InternationalAnd to Lot We gave judgement and knowledge, and We saved him from the city that was committing wicked deeds. Indeed, they were a people of evil, defiantly disobedient
Elmalılı Hamdi YazırBiz Lût'a da bir hüküm, bir ilim verdik. Onu çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar kötü, fasık bir kavimdi
Diyanet İşleri MealiLut'u rahmetimizin içine aldık; doğrusu o iyilerdendi
Saheeh InternationalAnd We admitted him into Our mercy. Indeed, he was of the righteous
Elmalılı Hamdi YazırOnu ise rahmetimizin içine aldık. Çünkü o salihlerdendi
Diyanet İşleri MealiNuh da daha önceleri Bize yalvarmıştı, onun duasını kabul edip, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık
Saheeh InternationalAnd [mention] Noah, when he called [to Allah] before [that time], so We responded to him and saved him and his family from the great flood
Elmalılı Hamdi YazırNuh da daha önceleri bize yalvarmıştı; biz de onun duasını kabul ettik, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık
Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi yalanlayan millete karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir milletti, hepsini suda boğduk
Saheeh InternationalAnd We saved him from the people who denied Our signs. Indeed, they were a people of evil, so We drowned them, all together
Elmalılı Hamdi YazırÂyetlerimizi yalanlayan kavminden onun öcünü aldık. Şüphesiz onlar kötü bir kavimdiler. Biz de hepsini (suda) boğduk
Diyanet İşleri MealiDavud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik
Saheeh InternationalAnd [mention] David and Solomon, when they judged concerning the field - when the sheep of a people overran it [at night], and We were witness to their judgement
Elmalılı Hamdi YazırDavud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik
Diyanet İşleri MealiSüleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık
Saheeh InternationalAnd We gave understanding of the case to Solomon, and to each [of them] We gave judgement and knowledge. And We subjected the mountains to exalt [Us], along with David and [also] the birds. And We were doing [that]
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik
Diyanet İşleri MealiOna, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz
Saheeh InternationalAnd We taught him the fashioning of coats of armor to protect you from your [enemy in] battle. So will you then be grateful
Elmalılı Hamdi YazırOna, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz
Diyanet İşleri MealiBereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz herşeyi biliyorduk
Saheeh InternationalAnd to Solomon [We subjected] the wind, blowing forcefully, proceeding by his command toward the land which We had blessed. And We are ever, of all things, Knowing
Elmalılı Hamdi YazırBereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz her şeyi biliyorduk
Diyanet İşleri MealiDalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini gözetiyorduk
Saheeh InternationalAnd of the devils were those who dived for him and did work other than that. And We were of them a guardian
Elmalılı Hamdi YazırOnun için dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini biz gözetiyorduk
Diyanet İşleri MealiEyyub da: "Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin" diye Rabbine nida etmişti
Saheeh InternationalAnd [mention] Job, when he called to his Lord, "Indeed, adversity has touched me, and you are the Most Merciful of the merciful
Elmalılı Hamdi YazırEyyûb da: "Başıma bir bela geldi, (sana sığındım), sen merhametlilerin en merhametlisisin" diye Rabbine nida etti
Diyanet İşleri MealiBiz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik
Saheeh InternationalSo We responded to him and removed what afflicted him of adversity. And We gave him [back] his family and the like thereof with them as mercy from Us and a reminder for the worshippers [of Allah]
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onun duasını kabul ettik de başına gelenleri kaldırdık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere, ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha verdik
Diyanet İşleri Mealiİsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi
Saheeh InternationalAnd [mention] Ishmael and Idrees and Dhul-Kifl; all were of the patient
Elmalılı Hamdi Yazırİsmail, İdris ve Zülkifl'i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi
Diyanet İşleri MealiOnları rahmetimizin içine aldık; doğrusu onlar iyilerdendi
Saheeh InternationalAnd We admitted them into Our mercy. Indeed, they were of the righteous
Elmalılı Hamdi YazırOnları da rahmetimizin içine aldık. Onlar gerçekten salih olanlardandı
Diyanet İşleri MealiZünnun (Balık Sahibi; Yunus) hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti
Saheeh InternationalAnd [mention] the man of the fish, when he went off in anger and thought that We would not decree [anything] upon him. And he called out within the darknesses, "There is no deity except You; exalted are You. Indeed, I have been of the wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırZünnun'u (balık sahibi Yunus'u) da hatırla. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum" diye seslenmişti
Diyanet İşleri MealiBiz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. inananları böyle kurtarırız
Saheeh InternationalSo We responded to him and saved him from the distress. And thus do We save the believers
Elmalılı Hamdi YazırBiz de duasını kabul ile icabet ettik, kendisini üzüntüden kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız
Diyanet İşleri MealiZekeriya da: "Rabbim! Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti
Saheeh InternationalAnd [mention] Zechariah, when he called to his Lord, "My Lord, do not leave me alone [with no heir], while you are the best of inheritors
Elmalılı Hamdi YazırZekeriya da hani Rabbine: "Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti
Diyanet İşleri MealiBiz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı
Saheeh InternationalSo We responded to him, and We gave to him John, and amended for him his wife. Indeed, they used to hasten to good deeds and supplicate Us in hope and fear, and they were to Us humbly submissive
Elmalılı Hamdi YazırBiz de duasını kabul ile icabet ettik de kendisine Yahya'yı ihsan ettik. Ve eşini (doğum yapmaya) elverişli hale getirdik. Doğrusu onlar iyiliklerde yarışıyorlar, umarak ve korkarak bize yalvarıyorlardı. Bize karşı derin saygı duyuyorlardı
Diyanet İşleri MealiMahrem yerini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, alemler için bir mucize kılmıştık
Saheeh InternationalAnd [mention] the one who guarded her chastity, so We blew into her [garment] through Our angel [Gabriel], and We made her and her son a sign for the worlds
Elmalılı Hamdi YazırIrzını koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık
Diyanet İşleri MealiDoğrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin
Saheeh InternationalIndeed this, your religion, is one religion, and I am your Lord, so worship Me
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu bu sizin ümmetiniz (tevhid dini olan müslümanlık), bir tek ümmettir (bir tek din olarak sizin dininizdir). Ben de sizin Rabbinizim. O halde bana kulluk edin
Diyanet İşleri MealiAma insanlar, din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar, hepsi Bize döneceklerdir
Saheeh InternationalAnd [yet] they divided their affair among themselves, [but] all to Us will return
Elmalılı Hamdi YazırAma insanlar din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar ama, hepsi bize döneceklerdir
Diyanet İşleri Mealiİnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız
Saheeh InternationalSo whoever does righteous deeds while he is a believer - no denial will there be for his effort, and indeed We, of it, are recorders
Elmalılı Hamdi Yazırİnanmış olarak yararlı iş işleyenin emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız
Diyanet İşleri MealiYok ettiğimiz kasaba halkının ahirette ceza görmek üzere Bize dönmemesi imkansızdır
Saheeh InternationalAnd there is prohibition upon [the people of] a city which We have destroyed that they will [ever] return
Elmalılı Hamdi YazırYok ettiğimiz bir memleket (ahalisinin ahiretteki cezasını da çekmek üzere) bize dönmemesi gerçekten imkansızdır
Diyanet İşleri MealiYecüc ve Mecüc'ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar
Saheeh InternationalUntil when [the dam of] Gog and Magog has been opened and they, from every elevation, descend
Elmalılı Hamdi YazırNihayet Ye'cûc ve Me'cûc(un seddi) açıldığı zaman, ki onlar her dere ve tepeden akın edip çıkarlar
Diyanet İşleri MealiGerçek vaad yaklaştığında, inkar edenlerin gözleri beleriverir: "Vah bize! Bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik" derler
Saheeh InternationalAnd [when] the true promise has approached; then suddenly the eyes of those who disbelieved will be staring [in horror, while they say], "O woe to us; we had been unmindful of this; rather, we were wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırVe gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beleriverir. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik." derler
Diyanet İşleri MealiSiz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz
Saheeh InternationalIndeed, you [disbelievers] and what you worship other than Allah are the firewood of Hell. You will be coming to [enter] it
Elmalılı Hamdi YazırSiz ve Allah'dan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz
Diyanet İşleri MealiEğer bunlar tanrı olsaydı cehenneme girmezlerdi; hepsi orada temelli kalacaktır
Saheeh InternationalHad these [false deities] been [actual] gods, they would not have come to it, but all are eternal therein
Elmalılı Hamdi YazırEğer onlar ilâh olsalardı, oraya girmeyeceklerdi. Hepsi orada temelli kalacaktır
Diyanet İşleri MealiOrada onlara ah etmek vardır; birşey de işitemezler
Saheeh InternationalFor them therein is heavy sighing, and they therein will not hear
Elmalılı Hamdi YazırOrada onların bir inlemeleri vardır. Bunlar orada (sağır olup) bir şey de işitemezler
Diyanet İşleri MealiYaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır
Saheeh InternationalIndeed, those for whom the best [reward] has preceded from Us - they are from it far removed
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz katımızdan kendileri için güzel şeyler takdir edilmiş olanlar, işte oradan (cehennemden) uzak tutulanlardır
Diyanet İşleri MealiCehennemin uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar
Saheeh InternationalThey will not hear its sound, while they are, in that which their souls desire, abiding eternally
Elmalılı Hamdi YazırBunlar onun (cehennemin) uğultusunu bile duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar
Diyanet İşleri MealiEn büyük korku bile onları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar
Saheeh InternationalThey will not be grieved by the greatest terror, and the angels will meet them, [saying], "This is your Day which you have been promised
Elmalılı Hamdi YazırO en büyük korku bunları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar
Diyanet İşleri MealiGöğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız
Saheeh InternationalThe Day when We will fold the heaven like the folding of a [written] sheet for the records. As We began the first creation, We will repeat it. [That is] a promise binding upon Us. Indeed, We will do it
Elmalılı Hamdi YazırGöğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık
Saheeh InternationalAnd We have already written in the book [of Psalms] after the [previous] mention that the land [of Paradise] is inherited by My righteous servants
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebûr'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır
Saheeh InternationalIndeed, in this [Qur'an] is notification for a worshipping people
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bu Kur'ân'da kulluk eden kimseler için kâfi bir öğüt vardır
Diyanet İşleri MealiBiz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik
Saheeh InternationalAnd We have not sent you, [O Muhammad], except as a mercy to the worlds
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Doğrusu tanrınızın tek bir Tanrı olduğu bana şüphesiz vahyolundu. Artık müslüman olacak mısınız
Saheeh InternationalSay, "It is only revealed to me that your god is but one God; so will you be Muslims [in submission to Him]
Elmalılı Hamdi YazırDe ki, bana ancak şöyle vahyolunuyor: "İlâhınız ancak tek bir ilâhtır. Şimdi siz artık müslüman oluyor musunuz
Diyanet İşleri MealiEğer yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem
Saheeh InternationalBut if they turn away, then say, "I have announced to [all of] you equally. And I know not whether near or far is that which you are promised
Elmalılı Hamdi YazırEğer (yine de) yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem
Diyanet İşleri MealiDoğrusu O, açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir
Saheeh InternationalIndeed, He knows what is declared of speech, and He knows what you conceal
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Allah açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir
Diyanet İşleri MealiBilmem; belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir
Saheeh InternationalAnd I know not; perhaps it is a trial for you and enjoyment for a time
Elmalılı Hamdi YazırBilmem belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir
Diyanet İşleri MealiPeygamber: "Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir" dedi
Saheeh International[The Prophet] has said, "My Lord, judge [between us] in truth. And our Lord is the Most Merciful, the one whose help is sought against that which you describe
Elmalılı Hamdi Yazır(Hz. Peygamber şöyle) dedi: "Ey Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet ve Rabbimiz O Rahmân'dır ki, isnad ettiğiniz (yalan) vasıflarınıza karşı yardımına sığınılacak olan ancak O'dur