21. Al-Anbiyaa سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
Elmalılı Hamdi Yazırİnsanların hesab (görme) zamanı yaklaştı. Onlar ise hâlâ gaflet içinde, yan çizip aldırmıyorlar
Yusuf AliCloser and closer to mankind comes their Reckoning: yet they heed not and they turn away
Ali Bulaçİnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar
Elmalılı Hamdi YazırRablerinden kendilerine gelen her yeni hatırlatmayı hep eğlenerek dinliyorlar
Yusuf AliNever comes (aught) to them of a renewed Message from their Lord, but they listen to it as in jest
Ali BulaçRablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar
Elmalılı Hamdi YazırKalbleri hep eğlencede (gaflette), hem o zalimler aralarında şu gizli fısıltıyı yaptılar: "Bu, ancak sizin gibi bir insan. Artık göz göre göre sihre mi gidip uyarsınız
Yusuf AliTheir hearts toying as with trifles. The wrong-doers conceal their private counsels, (saying), "Is this (one) more than a man like yourselves? Will ye go to witchcraft with your eyes open
Ali BulaçOnların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: "Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre büyüye mi geleceksiniz
Elmalılı Hamdi YazırPeygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde (söylenen) her sözü bilir. O, her şeyi işitir, her şeyi bilir" dedi
Yusuf AliSay: "My Lord knoweth (every) word (spoken) in the heavens and on earth: He is the One that heareth and knoweth (all things)
Ali BulaçDedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Hayır, bunlar karışık rüyalardır; yok, onu kendisi uydurdu, yok o bir şairdir. Böyle değilse önceki peygamberler gibi, o da bize bir mucize getirsin" dediler
Yusuf AliNay," they say, "(these are) medleys of dream! - Nay, He forged it! - Nay, He is (but) a poet! Let him then bring us a Sign like the ones that were sent to (Prophets) of old
Ali BulaçHayır" dediler. (Bunlar) Karmakarışık düşlerdir; hayır, onu kendisi uydurmuştur; hayır o bir şairdir. Böyle değilse, öncekilere gönderildiği gibi bize de bir ayet (mucize) getirsin
Elmalılı Hamdi YazırOnlardan önce yok ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi. Şimdi bunlar mı iman edecekler
Yusuf Ali(As to those) before them, not one of the populations which We destroyed believed: will these believe
Ali BulaçKendilerinden evvel yıkıma uğrattığımız hiçbir ülke (halkı) iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecek
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Biz, senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkek(peygamber)ler gönderdik. Bilmiyorsanız kitap ehli olanlara sorun
Yusuf AliBefore thee, also, the apostles We sent were but men, to whom We granted inspiration: If ye realise this not, ask of those who possess the Message
Ali BulaçBiz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun
Elmalılı Hamdi YazırBiz onları yemek yemez birer cesed kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi
Yusuf AliNor did We give them bodies that ate no food, nor were they exempt from death
Ali BulaçBiz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz değillerdi
Elmalılı Hamdi YazırSonra biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; hem onları, hem de dilediğimiz kimseleri kurtardık, aşırı gidenleri yok ettik
Yusuf AliIn the end We fulfilled to them Our Promise, and We saved them and those whom We pleased, but We destroyed those who transgressed beyond bounds
Ali BulaçSonra onlara verdiğimiz söze sadık kaldık, böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da ölçüsüz davrananları yıkıma uğrattık
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Kureyş topluluğu!) And olsun, size öyle bir kitab indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız
Yusuf AliWe have revealed for you (O men!) a book in which is a Message for you: will ye not then understand
Ali BulaçAndolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız
Elmalılı Hamdi YazırBiz halkı zalim olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler var ettik
Yusuf AliHow many were the populations We utterly destroyed because of their iniquities, setting up in their places other peoples
Ali BulaçBiz, zulmeden ülkelerden nicesini kırıp geçirdik ve bunun ardından bir başka kavmi meydana getirdik
Elmalılı Hamdi YazırOnlar azabımızın şiddetini hissettikleri zaman oradan kaçmaya koyuluyorlardı
Yusuf AliYet, when they felt Our Punishment (coming), behold, they (tried to) flee from it
Ali BulaçBizim zorlu-azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı
Elmalılı Hamdi YazırKoşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurtlarınıza dönün ki, sorguya çekileceksiniz" dedik
Yusuf AliFlee not, but return to the good things of this life which were given you, and to your homes in order that ye may be called to account
Ali BulaçUzaklaşıp-kaçmayın, içinde şımarıp azdığınız refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya çekileceksiniz
Elmalılı Hamdi YazırOnlar da: "Vay bizlere! Biz gerçekten zalimler idik" dediler
Yusuf AliThey said: "Ah! woe to us! We were indeed wrong-doers
Ali BulaçYazıklar bize" dediler. "Gerçekten biz, zalimmişiz
Elmalılı Hamdi YazırBiz, onları biçilmiş bir ekin ve bir yığın kül haline getirinceye kadar hep sözleri bu feryad olmuştur
Yusuf AliAnd that cry of theirs ceased not, till We made them as a field that is mown, as ashes silent and quenched
Ali BulaçOnların bu yakınmaları, Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ocak durumuna getirinceye kadar son bulmadı
Elmalılı Hamdi YazırBiz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık
Yusuf AliNot for (idle) sport did We create the heavens and the earth and all that is between
Ali BulaçBiz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık
Elmalılı Hamdi YazırEğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık
Yusuf AliIf it had been Our wish to take (just) a pastime, We should surely have taken it from the things nearest to Us, if We would do (such a thing)
Ali BulaçEğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımız'dan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık
Elmalılı Hamdi YazırHayır, biz hakkı batılın başına çarparız da onun beynini parçalar. Bir de bakarsın (batıl) o anda yok olup gitmiştir. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü size yazıklar olsun
Yusuf AliNay, We hurl the Truth against falsehood, and it knocks out its brain, and behold, falsehood doth perish! Ah! woe be to you for the (false) things ye ascribe (to Us)
Ali BulaçHayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde olan bütün varlıklar O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten ne çekinirler, ne de yorulurlar
Yusuf AliTo Him belong all (creatures) in the heavens and on earth: Even those who are in His (very) Presence are not too proud to serve Him, nor are they (ever) weary (of His service)
Ali BulaçGöklerde ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar
Elmalılı Hamdi YazırGece gündüz (hep Allah'ı) tesbih ederler, usanmazlar
Yusuf AliThey celebrate His praises night and day, nor do they ever flag or intermit
Ali BulaçGece ve gündüz, hiç durmaksızın tesbih ederler
Elmalılı Hamdi YazırYoksa (Mekke müşrikleri) birtakım ilâhlar edindiler de yerden ölüleri onlar mı diriltecekler
Yusuf AliOr have they taken (for worship) gods from the earth who can raise (the dead)
Ali BulaçYoksa onlar, yerden birtakım ilahlar edindiler de, onlar mı (ölüleri) diriltecekler
Elmalılı Hamdi YazırEğer yer ile gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş'ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir
Yusuf AliIf there were, in the heavens and the earth, other gods besides God, there would have been confusion in both! but glory to God, the Lord of the Throne: (High is He) above what they attribute to Him
Ali BulaçEğer her ikisinde (gökte ve yerde) Allah'ın dışında ilahlar olsaydı, elbette, ikisi de bozulup gitmişti. Arşın Rabbi olan Allah onların nitelendiregeldikleri şeylerden Yücedir
Elmalılı Hamdi YazırO, yaptığından sorumlu olmaz, onlar ise sorumlu tutulacaklardır
Yusuf AliHe cannot be questioned for His acts, but they will be questioned (for theirs)
Ali BulaçO, yaptıklarından sorulmaz, oysa onlar sorguya çekilirler
Elmalılı Hamdi YazırYoksa O'ndan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların kitabı ve benden öncekilerin kitabı." Hayır, onların çoğu gerçeği bilmezler de onun için yüz çevirirler
Yusuf AliOr have they taken for worship (other) gods besides him? Say, "Bring your convincing proof: this is the Message of those with me and the Message of those before me." But most of them know not the Truth, and so turn away
Ali BulaçYoksa O'ndan başka ilahlar mı edindiler? De ki: "Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin. İşte benimle birlikte olanların zikri (kitabı) ve benden öncekilerin de zikri." Hayır, onların çoğu hakkı bilmiyorlar, bundan dolayı yüz çeviriyorlar
Elmalılı Hamdi YazırSenden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: "Gerçek şu ki benden başka ilâh yoktur. Onun için bana ibadet edin
Yusuf AliNot an apostle did We send before thee without this inspiration sent by Us to him: that there is no god but I; therefore worship and serve Me
Ali BulaçSenden önce hiçbir elçi göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: "Benden başka İlah yoktur, öyleyse Bana ibadet edin
Elmalılı Hamdi YazırBöyle iken dediler ki: "Rahmân çocuk edindi." Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler (Allah'ın çocukları değil.) ikram olunmuş kullardır
Yusuf AliAnd they say: "(God) Most Gracious has begotten offspring." Glory to Him! they are (but) servants raised to honour
Ali BulaçRahman (olan Allah) çocuk edindi" dediler. O, (bu yakıştırmadan) Yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır
Elmalılı Hamdi YazırOnlar Allah'ın sözünün önüne geçmezler, hep O'nun emriyle hareket ederler
Yusuf AliThey speak not before He speaks, and they act (in all things) by His Command
Ali BulaçOnlar sözle (bile olsa) O'nun önüne geçmezler ve onlar O'nun emriyle yapıp-etmektedirler
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler
Yusuf AliHe knows what is before them, and what is behind them, and they offer no intercession except for those who are acceptable, and they stand in awe and reverence of His (Glory)
Ali BulaçO, önlerindekini ve arkalarındakini bilir; onlar şefaat etmezler (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden kim: "Ben, O'ndan başka bir ilâhım" derse, biz ona cehennemi ceza olarak veririz. Zalimleri biz böyle cezalandırırız
Yusuf AliIf any of them should say, "I am a god besides Him", such a one We should reward with Hell: thus do We reward those who do wrong
Ali BulaçOnlardan her kim: "Gerçekten ben, O'nun dışında bir ilahım" diyecek olsa, bu durumda Biz onu cehennemle cezalandırırız. Zalimleri Biz böyle cezalandırırız
Elmalılı Hamdi YazırO kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı
Yusuf AliDo not the Unbelievers see that the heavens and the earth were joined together (as one unit of creation), before we clove them asunder? We made from water every living thing. Will they not then believe
Ali BulaçO inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yarattık, rahat gidebilsinler diye dağların aralarında geniş yollar var ettik
Yusuf AliAnd We have set on the earth mountains standing firm, lest it should shake with them, and We have made therein broad highways (between mountains) for them to pass through: that they may receive Guidance
Ali BulaçYeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık ve doğru gidebilsinler diye geniş yollar açtık
Elmalılı Hamdi YazırGökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Kâfirler ise, gökyüzünün alâmetlerinden (Allah'ın kudret ve azametine delalet eden delillerinden) yüz çeviriyorlar
Yusuf AliAnd We have made the heavens as a canopy well guarded: yet do they turn away from the Signs which these things (point to)
Ali BulaçGökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar
Elmalılı Hamdi YazırGeceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Bunların her biri kendi dairesinde dolaşmaktadır
Yusuf AliIt is He Who created the Night and the Day, and the sun and the moon: all (the celestial bodies) swim along, each in its rounded course
Ali BulaçGeceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı sanıyorlar
Yusuf AliWe granted not to any man before thee permanent life (here): if then thou shouldst die, would they live permanently
Ali BulaçSenden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar
Elmalılı Hamdi YazırHer nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz
Yusuf AliEvery soul shall have a taste of death: and We test you by evil and by good by way of trial. to Us must ye return
Ali BulaçHer nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz
Elmalılı Hamdi YazırO inkârcılar seni gördükleri zaman, seni alaya alıyorlar ve "İlâhlarınızı diline dolayan bu mudur?" diyorlar. Halbuki onlar Rahmân'ın kitabını inkâr ediyorlar
Yusuf AliWhen the Unbelievers see thee, they treat thee not except with ridicule. "Is this," (they say), "the one who talks of your gods?" and they blaspheme at the mention of (God) Most Gracious
Ali Bulaçİnkar edenler seni gördüklerinde, seni yalnızca alay-konusu ediyorlar (ve:) "Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu?" (derler.) Oysa Rahman (olan Allah)ın sözünü (kitabını) inkar edenler kendileridir
Elmalılı Hamdi Yazırİnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size yakında (azaba dair) alametlerimi göstereceğim. Şimdi siz acele etmeyin
Yusuf AliMan is a creature of haste: soon (enough) will I show you My Signs; then ye will not ask Me to hasten them
Ali Bulaçİnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi yakında göstereceğim. Şimdi hemen acele etmeyin
Elmalılı Hamdi YazırDoğru sözlü iseniz (bildirin) bu vaad ne zamandır?" derler
Yusuf AliThey say: "When will this promise come to pass, if ye are telling the truth
Ali BulaçEğer doğruyu söylüyor iseniz, bu vaid (edilen günün sorgu ve azabı) ne zamandır?" derler
Elmalılı Hamdi YazırBu kâfirler ateşi yüzlerinden ve sırtlarından men edemeyecekleri ve yardım da göremeyecekleri zamanı, bir bilseler
Yusuf AliIf only the Unbelievers knew (the time) when they will not be able to ward off the fire from their faces, nor yet from their backs, and (when) no help can reach them
Ali BulaçO inkar edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi püskürtemeyecekleri ve hiç yardım alamayacakları zamanı bir bilselerdi
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu bu azap onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir
Yusuf AliNay, it may come to them all of a sudden and confound them: no power will they have then to avert it, nor will they (then) get respite
Ali BulaçHayır, onlara apansız gelecek de, böylece onları şaşkına çevirecek; artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ve ne onlara süre tanınacak
Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki, senden önce birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alay ettikleri şey (azap) kuşatıverdi
Yusuf AliMocked were (many) apostle before thee; But their scoffers were hemmed in by the thing that they mocked
Ali BulaçAndolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi, fakat içlerinden küçük düşürenleri, o alaya aldıkları (azap) sarıp-kuşatıverdi
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahmân'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin kitabından yüz çevirmektedirler
Yusuf AliSay: "Who can keep you safe by night and by day from (the Wrath of) (God) Most Gracious?" Yet they turn away from the mention of their Lord
Ali BulaçDe ki: "Gece ve gündüz sizi Rahman (olan Allah)tan kim koruyabilir?" Hayır, onlar Rablerini zikirden yüz çevirenlerdir
Elmalılı Hamdi YazırYoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler, katımızdan da dostluk görmezler
Yusuf AliOr have they gods that can guard them from Us? They have no power to aid themselves, nor can they be defended from Us
Ali BulaçYoksa Bize karşı kendilerini, engelleyerek koruyabilecek ilahları mı var? Onların kendi nefislerine bile yardıma güçleri yetmez ve onlar Bizden yakınlık bulamazlar
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu biz o kâfirleri ve atalarını yaşattık, hatta o ömür onlara uzun geldi. Fakat şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? O halde üstün gelen onlar mıdır
Yusuf AliNay, We gave the good things of this life to these men and their fathers until the period grew long for them; See they not that We gradually reduce the land (in their control) from its outlying borders? Is it then they who will win
Ali BulaçEvet, Biz onları ve atalarını yararlandırdık; öyle ki, ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun geldi. Fakat şimdi, Bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı? Şu halde, üstün gelenler onlar mı
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Ben sizi ancak vahiyle korkutup uyarıyorum," uyarıldıkları zaman sağırlar çağrıyı duymazlar
Yusuf AliSay, "I do but warn you according to revelation": But the deaf will not hear the call, (even) when they are warned
Ali BulaçDe ki: "Ben sizi yalnızca vahy ile uyarıp-korkutuyorum. Ancak sağır olanlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler
Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki, Rabbinin azabından az bir şey onlara dokunursa, muhakkak "Vay bizlere, biz gerçekten zalimlerdik" diyeceklerdir
Yusuf AliIf but a breath of the Wrath of thy Lord do touch them, they will then say, "Woe to us! we did wrong indeed
Ali BulaçAndolsun, onlara Rabbinin azabından 'bir ufak esinti' dokunacak olsa hiç tartışmasız; "Eyvahlar bize, gerçekten bizler zulme sapanlarmışız" diyecekler
Elmalılı Hamdi YazırBiz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız.). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz
Yusuf AliWe shall set up scales of justice for the Day of Judgment, so that not a soul will be dealt with unjustly in the least, and if there be (no more than) the weight of a mustard seed, We will bring it (to account): and enough are We to take accoun t
Ali BulaçBiz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz
Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran kitabı, takva sahibleri için bir ışık ve öğüt olarak verdik
Yusuf AliIn the past We granted to Moses and Aaron the criterion (for judgment), and a Light and a Message for those who would do right
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik
Elmalılı Hamdi YazırOnlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler
Yusuf AliThose who fear their Lord in their most secret thoughts, and who hold the Hour (of Judgment) in awe
Ali BulaçOnlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu (Kwr'ân) da indirdiğimiz kutsal bir kitaptır. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz
Yusuf AliAnd this is a blessed Message which We have sent down: will ye then reject it
Ali BulaçBu, Bizim ona indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Şu halde onu inkar edecek olanlar siz misiniz
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki biz daha önce İbrahim'e de rüşdünü vermiştik (akla uygun olanı göstermiştik). Biz onu biliyorduk
Yusuf AliWe bestowed aforetime on Abraham his rectitude of conduct, and well were We acquainted with him
Ali BulaçAndolsun, bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve Biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik
Elmalılı Hamdi YazırO zaman o, babasına ve kavmine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti
Yusuf AliBehold! he said to his father and his people, "What are these images, to which ye are (so assiduously) devoted
Ali BulaçHani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk" dediler
Yusuf AliThey said, "We found our fathers worshipping them
Ali BulaçBiz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim: "And olsun ki sizler de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi
Yusuf AliHe said, "Indeed ye have been in manifest error - ye and your fathers
Ali BulaçDedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Sen bize gerçeği mi getirdin (Sen ciddi mi söylüyorsun), yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler
Yusuf AliThey said, "Have you brought us the Truth, or are you one of those who jest
Ali BulaçSen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın
Elmalılı Hamdi YazırO şöyle dedi: "Hayır Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim
Yusuf AliHe said, "Nay, your Lord is the Lord of the heavens and the earth, He Who created them (from nothing): and I am a witness to this (Truth)
Ali BulaçHayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim
Elmalılı Hamdi YazırAllah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracağım
Yusuf AliAnd by God, I have a plan for your idols - after ye go away and turn your backs
Ali BulaçAndolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım
Elmalılı Hamdi YazırDerken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine başvursunlar diye onların büyüğünü sağlam bıraktı
Yusuf AliSo he broke them to pieces, (all) but the biggest of them, that they might turn (and address themselves) to it
Ali BulaçBöylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye
Elmalılı Hamdi Yazır(Kavmi) "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir." dediler
Yusuf AliThey said, "Who has done this to our gods? He must indeed be some man of impiety
Ali BulaçBizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler
Elmalılı Hamdi Yazır(Bazıları) "İbrahim denen bir gencin, onları diline doladığını duymuştuk" dediler
Yusuf AliThey said, "We heard a youth talk of them: He is called Abraham
Ali BulaçKendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler
Elmalılı Hamdi YazırO halde onu insanların gözleri önüne getirin, olur ki (aleyhinde) şahidlik ederler" dediler
Yusuf AliThey said, "Then bring him before the eyes of the people, that they may bear witness
Ali BulaçDediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar
Elmalılı Hamdi Yazır(İbrahim gelince ona) "Ey İbrahim! bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler
Yusuf AliThey said, "Art thou the one that did this with our gods, O Abraham
Ali BulaçDediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi
Yusuf AliHe said: "Nay, this was done by - this is their biggest one! ask them, if they can speak intelligently
Ali BulaçHayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) dediler ki: "Doğrusu siz haksızsınız
Yusuf AliSo they turned to themselves and said, "Surely ye are the ones in the wrong
Ali BulaçBunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler
Elmalılı Hamdi YazırSonra yine (eski) kafalarına döndüler: "And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin." dediler
Yusuf AliThen were they confounded with shame: (they said), "Thou knowest full well that these (idols) do not speak
Ali BulaçSonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin
Elmalılı Hamdi Yazır(İbrahim) dedi: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz
Yusuf Ali(Abraham) said, "Do ye then worship, besides God, things that can neither be of any good to you nor do you harm
Ali BulaçDedi ki: "O halde, Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSize de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun, siz hâlâ akıllanmayacak mısınız
Yusuf AliFie upon you, and upon the things that ye worship besides God! Have ye no sense
Ali BulaçYuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler
Yusuf AliThey said, "Burn him and protect your gods, If ye do (anything at all)
Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun
Elmalılı Hamdi YazırBiz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik
Yusuf AliWe said, "O Fire! be thou cool, and (a means of) safety for Abraham
Ali BulaçBiz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol
Elmalılı Hamdi YazırOna düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık
Yusuf AliThen they sought a stratagem against him: but We made them the ones that lost most
Ali BulaçOna bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık
Elmalılı Hamdi YazırOnu da, Lût'u da, âlemler için bereketli ve kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık
Yusuf AliBut We delivered him and (his nephew) Lut (and directed them) to the land which We have blessed for the nations
Ali BulaçOnu ve Lut'u kurtarıp içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık
Elmalılı Hamdi YazırOna (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve herbirini salih kimseler kıldık
Yusuf AliAnd We bestowed on him Isaac and, as an additional gift, (a grandson), Jacob, and We made righteous men of every one (of them)
Ali BulaçOna İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık
Elmalılı Hamdi YazırOnları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir
Yusuf AliAnd We made them leaders, guiding (men) by Our Command, and We sent them inspiration to do good deeds, to establish regular prayers, and to practise regular charity; and they constantly served Us (and Us only)
Ali BulaçVe onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi
Elmalılı Hamdi YazırBiz Lût'a da bir hüküm, bir ilim verdik. Onu çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar kötü, fasık bir kavimdi
Yusuf AliAnd to Lut, too, We gave Judgment and Knowledge, and We saved him from the town which practised abominations: truly they were a people given to Evil, a rebellious people
Ali BulaçLut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi
Elmalılı Hamdi YazırOnu ise rahmetimizin içine aldık. Çünkü o salihlerdendi
Yusuf AliAnd We admitted him to Our Mercy: for he was one of the Righteous
Ali BulaçOnu rahmetimize soktuk, çünkü o, salihlerdendi
Elmalılı Hamdi YazırNuh da daha önceleri bize yalvarmıştı; biz de onun duasını kabul ettik, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık
Yusuf Ali(Remember) Noah, when he cried (to Us) aforetime: We listened to his (prayer) and delivered him and his family from great distress
Ali BulaçNuh da; daha önce çağrıda bulunduğu zaman, Biz onun çağrısına cevap verdik, onu ve ailesini büyük bir üzüntüden kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırÂyetlerimizi yalanlayan kavminden onun öcünü aldık. Şüphesiz onlar kötü bir kavimdiler. Biz de hepsini (suda) boğduk
Yusuf AliWe helped him against people who rejected Our Signs: truly they were a people given to Evil: so We drowned them (in the Flood) all together
Ali BulaçVe ayetlerimizi yalanlayan kavimden 'ona yardım edip-öcünü aldık'. Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdi, Biz de onların tümünü suya batırıp boğduk
Elmalılı Hamdi YazırDavud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik
Yusuf AliAnd remember David and Solomon, when they gave judgment in the matter of the field into which the sheep of certain people had strayed by night: We did witness their judgment
Ali BulaçDavud ve Süleyman da; hani kavmin hayvanlarının içine girip yayıldığı ekin-tarlaları konusunda hüküm yürütüyorlardı. Biz onların hükmüne şahid idik
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik
Yusuf AliTo Solomon We inspired the (right) understanding of the matter: to each (of them) We gave Judgment and Knowledge; it was Our power that made the hills and the birds celebrate Our praises, with David: it was We Who did (all these things)
Ali BulaçBiz bunu (hükmü) Süleyman’a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar Biz idik
Elmalılı Hamdi YazırOna, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz
Yusuf AliIt was We Who taught him the making of coats of mail for your benefit, to guard you from each other's violence: will ye then be grateful
Ali BulaçVe sizin için ona, zorlu-savaşınızda sizi korusun diye, '(madeni) giyim-sanatını' öğrettik. Buna rağmen siz şükredenler misiniz
Elmalılı Hamdi YazırBereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz her şeyi biliyorduk
Yusuf Ali(It was Our power that made) the violent (unruly) wind flow (tamely) for Solomon, to his order, to the land which We had blessed: for We do know all things
Ali BulaçSüleyman için de, fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz herşeyi bilenleriz
Elmalılı Hamdi YazırOnun için dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini biz gözetiyorduk
Yusuf AliAnd of the evil ones, were some who dived for him, and did other work besides; and it was We Who guarded them
Ali BulaçOnun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onların koruyucuları idik
Elmalılı Hamdi YazırEyyûb da: "Başıma bir bela geldi, (sana sığındım), sen merhametlilerin en merhametlisisin" diye Rabbine nida etti
Yusuf AliAnd (remember) Job, when He cried to his Lord, "Truly distress has seized me, but Thou art the Most Merciful of those that are merciful
Ali BulaçEyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onun duasını kabul ettik de başına gelenleri kaldırdık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere, ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha verdik
Yusuf AliSo We listened to him: We removed the distress that was on him, and We restored his people to him, and doubled their number,- as a Grace from Ourselves, and a thing for commemoration, for all who serve Us
Ali BulaçBöylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik
Elmalılı Hamdi Yazırİsmail, İdris ve Zülkifl'i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi
Yusuf AliAnd (remember) Isma'il, Idris, and Zul-kifl, all (men) of constancy and patience
Ali Bulaçİsmail, İdris ve Zü'l-Kifl, hepsi sabredenlerdendi
Elmalılı Hamdi YazırOnları da rahmetimizin içine aldık. Onlar gerçekten salih olanlardandı
Yusuf AliWe admitted them to Our mercy: for they were of the righteous ones
Ali BulaçOnları rahmetimize soktuk, şüphesiz onlar salih kimselerdi
Elmalılı Hamdi YazırZünnun'u (balık sahibi Yunus'u) da hatırla. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum" diye seslenmişti
Yusuf AliAnd remember Zun-nun, when he departed in wrath: He imagined that We had no power over him! But he cried through the deptHs of darkness, "There is no god but thou: glory to thee: I was indeed wrong
Ali BulaçBalık sahibi (Yunus'u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden başka İlah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu
Elmalılı Hamdi YazırBiz de duasını kabul ile icabet ettik, kendisini üzüntüden kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız
Yusuf AliSo We listened to him: and delivered him from distress: and thus do We deliver those who have faith
Ali BulaçBunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız
Elmalılı Hamdi YazırZekeriya da hani Rabbine: "Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti
Yusuf AliAnd (remember) Zakariya, when he cried to his Lord: "O my Lord! leave me not without offspring, though thou art the best of inheritors
Ali BulaçZekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın
Elmalılı Hamdi YazırBiz de duasını kabul ile icabet ettik de kendisine Yahya'yı ihsan ettik. Ve eşini (doğum yapmaya) elverişli hale getirdik. Doğrusu onlar iyiliklerde yarışıyorlar, umarak ve korkarak bize yalvarıyorlardı. Bize karşı derin saygı duyuyorlardı
Yusuf AliSo We listened to him: and We granted him Yahya: We cured his wife's (Barrenness) for him. These (three) were ever quick in emulation in good works; they used to call on Us with love and reverence, and humble themselves before Us
Ali BulaçOnun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi
Elmalılı Hamdi YazırIrzını koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık
Yusuf AliAnd (remember) her who guarded her chastity: We breathed into her of Our spirit, and We made her and her son a sign for all peoples
Ali BulaçIrzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu bu sizin ümmetiniz (tevhid dini olan müslümanlık), bir tek ümmettir (bir tek din olarak sizin dininizdir). Ben de sizin Rabbinizim. O halde bana kulluk edin
Yusuf AliVerily, this brotherhood of yours is a single brotherhood, and I am your Lord and Cherisher: therefore serve Me (and no other)
Ali BulaçGerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse Bana ibadet ediniz
Elmalılı Hamdi YazırAma insanlar din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar ama, hepsi bize döneceklerdir
Yusuf AliBut (later generations) cut off their affair (of unity), one from another: (yet) will they all return to Us
Ali BulaçOnlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi Bize döneceklerdir
Elmalılı Hamdi Yazırİnanmış olarak yararlı iş işleyenin emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız
Yusuf AliWhoever works any act of righteousness and has faith,- His endeavour will not be rejected: We shall record it in his favour
Ali BulaçArtık kim, bir mü'min olarak salih amellerde bulunursa, onun çabası için (karşılık olarak) küfran (nankörlük) yoktur. Şüphesiz Biz, onun yazıcılarıyız
Elmalılı Hamdi YazırYok ettiğimiz bir memleket (ahalisinin ahiretteki cezasını da çekmek üzere) bize dönmemesi gerçekten imkansızdır
Yusuf AliBut there is a ban on any population which We have destroyed: that they shall not return
Ali BulaçYıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler
Elmalılı Hamdi YazırNihayet Ye'cûc ve Me'cûc(un seddi) açıldığı zaman, ki onlar her dere ve tepeden akın edip çıkarlar
Yusuf AliUntil the Gog and Magog (people) are let through (their barrier), and they swiftly swarm from every hill
Ali BulaçYecuc ve Mecuc (un sedleri) açıldığında, onlar her bir tepeden akın ederler
Elmalılı Hamdi YazırVe gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beleriverir. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik." derler
Yusuf AliThen will the true promise draw nigh (of fulfilment): then behold! the eyes of the Unbelievers will fixedly stare in horror: "Ah! Woe to us! we were indeed heedless of this; nay, we truly did wrong
Ali BulaçGerçek olan va'd yaklaşmıştır, işte o zaman, inkar edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler)
Elmalılı Hamdi YazırSiz ve Allah'dan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz
Yusuf AliVerily ye, (unbelievers), and the (false) gods that ye worship besides God, are (but) fuel for Hell! to it will ye (surely) come
Ali BulaçGerçekten siz de, Allah'ın dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz, siz ona varacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırEğer onlar ilâh olsalardı, oraya girmeyeceklerdi. Hepsi orada temelli kalacaktır
Yusuf AliIf these had been gods, they would not have got there! but each one will abide therein
Ali BulaçEğer onlar (gerçek) ilahlar olsalardı, ona girmeyeceklerdi. Oysa onların tümü içinde temelli kalıcıdırlar
Elmalılı Hamdi YazırOrada onların bir inlemeleri vardır. Bunlar orada (sağır olup) bir şey de işitemezler
Yusuf AliThere, sobbing will be their lot, nor will they there hear (aught else)
Ali BulaçOrda kendileri için, 'kemikleri çatırdatan inlemeler' vardır. Onlar orda işitmezler de
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz katımızdan kendileri için güzel şeyler takdir edilmiş olanlar, işte oradan (cehennemden) uzak tutulanlardır
Yusuf AliThose for whom the good (record) from Us has gone before, will be removed far therefrom
Ali BulaçAma Bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar; işte, onlar, ondan uzaklaştırılmışlardır
Elmalılı Hamdi YazırBunlar onun (cehennemin) uğultusunu bile duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar
Yusuf AliNot the slightest sound will they hear of Hell: what their souls desired, in that will they dwell
Ali BulaçOnun uğultusunu bile duymazlar. Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi kalıcıdırlar
Elmalılı Hamdi YazırO en büyük korku bunları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar
Yusuf AliThe Great Terror will bring them no grief: but the angels will meet them (with mutual greetings): "This is your Day,- (the Day) that ye were promised
Ali BulaçOnları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür, size va'dedilmişti" diye melekler onları karşılayacaklardır
Elmalılı Hamdi YazırGöğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız
Yusuf AliThe Day that We roll up the heavens like a scroll rolled up for books (completed),- even as We produced the first creation, so shall We produce a new one: a promise We have undertaken: truly shall We fulfil it
Ali BulaçBizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu, Bizim üzerimizde bir vaiddir. Elbette, Biz yapıcılarız
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebûr'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık
Yusuf AliBefore this We wrote in the Psalms, after the Message (given to Moses): My servants the righteous, shall inherit the earth
Ali BulaçAndolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bu Kur'ân'da kulluk eden kimseler için kâfi bir öğüt vardır
Yusuf AliVerily in this (Qur'an) is a Message for people who would (truly) worship God
Ali BulaçGerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur'an'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik
Yusuf AliWe sent thee not, but as a Mercy for all creatures
Ali BulaçBiz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik
Elmalılı Hamdi YazırDe ki, bana ancak şöyle vahyolunuyor: "İlâhınız ancak tek bir ilâhtır. Şimdi siz artık müslüman oluyor musunuz
Yusuf AliSay: "What has come to me by inspiration is that your God is One God: will ye therefore bow to His Will (in Islam)
Ali BulaçDe ki: "Gerçekten bana: -Sizin İlahınız yalnızca bir tek İlah'tır" diye vahyolunuyor; artık siz Müslüman olacak mısınız
Elmalılı Hamdi YazırEğer (yine de) yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem
Yusuf AliBut if they turn back, Say: "I have proclaimed the Message to you all alike and in truth; but I know not whether that which ye are promised is near or far
Ali BulaçBuna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azap günü) yakın mı, uzak mı, bilemem
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Allah açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir
Yusuf AliIt is He Who knows what is open in speech and what ye hide (in your hearts)
Ali BulaçŞüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir
Elmalılı Hamdi YazırBilmem belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir
Yusuf AliI know not but that it may be a trial for you, and a grant of (worldly) livelihood (to you) for a time
Ali BulaçBilemem; belki bu (sürenin açıklanmaması), sizin için bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar yararlanma (meta)dır
Elmalılı Hamdi Yazır(Hz. Peygamber şöyle) dedi: "Ey Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet ve Rabbimiz O Rahmân'dır ki, isnad ettiğiniz (yalan) vasıflarınıza karşı yardımına sığınılacak olan ancak O'dur
Yusuf AliSay: "O my Lord! judge Thou in truth!" "Our Lord Most Gracious is the One Whose assistance should be sought against the blasphemies ye utter
Ali Bulaç(Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılan Rahman (olan Allah)dır