21. Al-Anbiyaa سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
Elmalılı Hamdi Yazırİnsanların hesab (görme) zamanı yaklaştı. Onlar ise hâlâ gaflet içinde, yan çizip aldırmıyorlar
Süleyman Ateşİnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hala gaflet içinde yüz çevirmektedirler
Saheeh International[The time of] their account has approached for the people, while they are in heedlessness turning away
Elmalılı Hamdi YazırRablerinden kendilerine gelen her yeni hatırlatmayı hep eğlenerek dinliyorlar
Süleyman AteşKendilerine Rablerinden gelen her yeni ikazı mutlaka eğlenerek dinlerler
Saheeh InternationalNo mention comes to them anew from their Lord except that they listen to it while they are at play
Elmalılı Hamdi YazırKalbleri hep eğlencede (gaflette), hem o zalimler aralarında şu gizli fısıltıyı yaptılar: "Bu, ancak sizin gibi bir insan. Artık göz göre göre sihre mi gidip uyarsınız
Süleyman AteşKalbleri eğlencededir. O zulmedenler, aralarında şu konuşmayı gizlediler: "Bu (Muhammed) de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz, göre göre büyüye mi kapılacaksınız
Saheeh InternationalWith their hearts distracted. And those who do wrong conceal their private conversation, [saying], "Is this [Prophet] except a human being like you? So would you approach magic while you are aware [of it]
Elmalılı Hamdi YazırPeygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde (söylenen) her sözü bilir. O, her şeyi işitir, her şeyi bilir" dedi
Süleyman AteşDedi ki: "Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O'ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir
Saheeh InternationalThe Prophet said, "My Lord knows whatever is said throughout the heaven and earth, and He is the Hearing, the Knowing
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Hayır, bunlar karışık rüyalardır; yok, onu kendisi uydurdu, yok o bir şairdir. Böyle değilse önceki peygamberler gibi, o da bize bir mucize getirsin" dediler
Süleyman AteşHayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şa'irdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin, (mu'cizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mu'cize getirsin
Saheeh InternationalBut they say, "[The revelation is but] a mixture of false dreams; rather, he has invented it; rather, he is a poet. So let him bring us a sign just as the previous [messengers] were sent [with miracles]
Elmalılı Hamdi YazırOnlardan önce yok ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi. Şimdi bunlar mı iman edecekler
Süleyman AteşBunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir kent (halkı) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar
Saheeh InternationalNot a [single] city which We destroyed believed before them, so will they believe
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Biz, senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkek(peygamber)ler gönderdik. Bilmiyorsanız kitap ehli olanlara sorun
Süleyman AteşBiz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sahiplerine) sorun
Saheeh InternationalAnd We sent not before you, [O Muhammad], except men to whom We revealed [the message], so ask the people of the message if you do not know
Elmalılı Hamdi YazırBiz onları yemek yemez birer cesed kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi
Süleyman AteşBiz onları yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. (Onlar), ölümsüz de değillerdi
Saheeh InternationalAnd We did not make the prophets forms not eating food, nor were they immortal [on earth]
Elmalılı Hamdi YazırSonra biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; hem onları, hem de dilediğimiz kimseleri kurtardık, aşırı gidenleri yok ettik
Süleyman AteşSonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, onları ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri helak ettik
Saheeh InternationalThen We fulfilled for them the promise, and We saved them and whom We willed and destroyed the transgressors
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Kureyş topluluğu!) And olsun, size öyle bir kitab indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız
Süleyman AteşAndolsun, size, içinde Zikr'iniz bulunan bir Kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz
Saheeh InternationalWe have certainly sent down to you a Book in which is your mention. Then will you not reason
Elmalılı Hamdi YazırBiz halkı zalim olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler var ettik
Süleyman Ateş(Halkı) zulmeden nice şehri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka bir topluluk getirdik
Saheeh InternationalAnd how many a city which was unjust have We shattered and produced after it another people
Elmalılı Hamdi YazırOnlar azabımızın şiddetini hissettikleri zaman oradan kaçmaya koyuluyorlardı
Süleyman AteşAzabımızı hissettikleri zaman onlar, derhal oradan (kaçmak için hayvanlarını) mahmuzluyorlardı
Saheeh InternationalAnd when its inhabitants perceived Our punishment, at once they fled from it
Elmalılı Hamdi YazırKoşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurtlarınıza dönün ki, sorguya çekileceksiniz" dedik
Süleyman Ateş(Boşuna) Kaçmayın, (bol bol verilip) içinde şımartıldığınız(ni'metler)e ve yurtlarınıza dönün, çünkü sorguya çekileceksiniz
Saheeh International[Some angels said], "Do not flee but return to where you were given luxury and to your homes - perhaps you will be questioned
Elmalılı Hamdi YazırOnlar da: "Vay bizlere! Biz gerçekten zalimler idik" dediler
Süleyman AteşEyvah bize, dediler, gerçekten biz zalimlermişiz
Saheeh InternationalThey said, "O woe to us! Indeed, we were wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırBiz, onları biçilmiş bir ekin ve bir yığın kül haline getirinceye kadar hep sözleri bu feryad olmuştur
Süleyman AteşBu mırıldanmaları sürüp giderken biz onları, biçilmiş (ekin gibi) yaptık, sönüp gittiler
Saheeh InternationalAnd that declaration of theirs did not cease until We made them [as] a harvest [mowed down], extinguished [like a fire]
Elmalılı Hamdi YazırBiz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık
Süleyman AteşBiz göğü, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlence için yaratmadık
Saheeh InternationalAnd We did not create the heaven and earth and that between them in play
Elmalılı Hamdi YazırEğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık
Süleyman AteşEğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık
Saheeh InternationalHad We intended to take a diversion, We could have taken it from [what is] with Us - if [indeed] We were to do so
Elmalılı Hamdi YazırHayır, biz hakkı batılın başına çarparız da onun beynini parçalar. Bir de bakarsın (batıl) o anda yok olup gitmiştir. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü size yazıklar olsun
Süleyman AteşHayır, biz hakkı batılın üstüne atarız da o onun beynini parçalar, derhal (batılın) canı çıkar. Allah'a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz(in haliniz)e
Saheeh InternationalRather, We dash the truth upon falsehood, and it destroys it, and thereupon it departs. And for you is destruction from that which you describe
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde olan bütün varlıklar O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten ne çekinirler, ne de yorulurlar
Süleyman AteşGöklerde ve yerde kim varsa hep O'nundur. O'nun yanında bulunanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmez ve yorulmazlar
Saheeh InternationalTo Him belongs whoever is in the heavens and the earth. And those near Him are not prevented by arrogance from His worship, nor do they tire
Elmalılı Hamdi YazırGece gündüz (hep Allah'ı) tesbih ederler, usanmazlar
Süleyman AteşGece gündüz tesbih ederler, hiç ara vermezler
Saheeh InternationalThey exalt [Him] night and day [and] do not slacken
Elmalılı Hamdi YazırYoksa (Mekke müşrikleri) birtakım ilâhlar edindiler de yerden ölüleri onlar mı diriltecekler
Süleyman AteşYoksa (o müşrikler), yerden birtakım tanrılar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecek
Saheeh InternationalOr have men taken for themselves gods from the earth who resurrect [the dead]
Elmalılı Hamdi YazırEğer yer ile gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş'ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir
Süleyman AteşEğer yerde, gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) bozulup gitmişti. Arş'ın sahibi Allah, onların nitelendirmelerinden yüce(münezzeh)dir
Saheeh InternationalHad there been within the heavens and earth gods besides Allah, they both would have been ruined. So exalted is Allah, Lord of the Throne, above what they describe
Elmalılı Hamdi YazırO, yaptığından sorumlu olmaz, onlar ise sorumlu tutulacaklardır
Süleyman AteşO, yaptığından sorulmaz, ama onlar, sorulurlar
Saheeh InternationalHe is not questioned about what He does, but they will be questioned
Elmalılı Hamdi YazırYoksa O'ndan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların kitabı ve benden öncekilerin kitabı." Hayır, onların çoğu gerçeği bilmezler de onun için yüz çevirirler
Süleyman AteşYoksa O'ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki: "(Bu hususta kesin) delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların da öğütü ve benden öncekilerin de öğütü budur." Ama çokları hakkı bilmezler, bundan dolayı onlar, (haktan) yüz çevirirler
Saheeh InternationalOr have they taken gods besides Him? Say, [O Muhammad], "Produce your proof. This [Qur'an] is the message for those with me and the message of those before me." But most of them do not know the truth, so they are turning away
Elmalılı Hamdi YazırSenden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: "Gerçek şu ki benden başka ilâh yoktur. Onun için bana ibadet edin
Süleyman AteşSenden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: "Benden başka tanrı yoktur, bana kulluk edin!" diye vahyetmiş olmayalım
Saheeh InternationalAnd We sent not before you any messenger except that We revealed to him that, "There is no deity except Me, so worship Me
Elmalılı Hamdi YazırBöyle iken dediler ki: "Rahmân çocuk edindi." Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler (Allah'ın çocukları değil.) ikram olunmuş kullardır
Süleyman AteşRahman çocuk edindi. dediler. O, yücedir. Hayır (Rahman'ın çocukları sanılan melekler, O'nun) değerli kullar(ı)dır
Saheeh InternationalAnd they say, "The Most Merciful has taken a son." Exalted is He! Rather, they are [but] honored servants
Elmalılı Hamdi YazırOnlar Allah'ın sözünün önüne geçmezler, hep O'nun emriyle hareket ederler
Süleyman AteşO'ndan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun buyruğunu yaparlar
Saheeh InternationalThey cannot precede Him in word, and they act by His command
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler
Süleyman Ateş(Allah) Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefa'at edemezler ve onlar, O'nun korkusundan titrerler
Saheeh InternationalHe knows what is [presently] before them and what will be after them, and they cannot intercede except on behalf of one whom He approves. And they, from fear of Him, are apprehensive
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden kim: "Ben, O'ndan başka bir ilâhım" derse, biz ona cehennemi ceza olarak veririz. Zalimleri biz böyle cezalandırırız
Süleyman AteşOnlardan her kim: "Ben O'ndan başka bir tanrıyım!" derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri böyle cezalandırırız
Saheeh InternationalAnd whoever of them should say, "Indeed, I am a god besides Him"- that one We would recompense with Hell. Thus do We recompense the wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırO kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı
Süleyman AteşO nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık? Hala inanmıyorlar mı
Saheeh InternationalHave those who disbelieved not considered that the heavens and the earth were a joined entity, and We separated them and made from water every living thing? Then will they not believe
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yarattık, rahat gidebilsinler diye dağların aralarında geniş yollar var ettik
Süleyman AteşYer, onları sarsar diye, onun üstünde yüksek dağlar yarattık. Ve istedikleri yere gidebilmeleri için orada geniş yollar açtık
Saheeh InternationalAnd We placed within the earth firmly set mountains, lest it should shift with them, and We made therein [mountain] passes [as] roads that they might be guided
Elmalılı Hamdi YazırGökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Kâfirler ise, gökyüzünün alâmetlerinden (Allah'ın kudret ve azametine delalet eden delillerinden) yüz çeviriyorlar
Süleyman AteşGöğü, korunmuş bir tavan yaptık; onlarsa hala göğün, (Allah'ın) ayetlerinden yüz çevirmektedirler
Saheeh InternationalAnd We made the sky a protected ceiling, but they, from its signs, are turning away
Elmalılı Hamdi YazırGeceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Bunların her biri kendi dairesinde dolaşmaktadır
Süleyman AteşGeceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratan O'dur. (Bunların) her biri bir yörüngede yüzmektedir
Saheeh InternationalAnd it is He who created the night and the day and the sun and the moon; all [heavenly bodies] in an orbit are swimming
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı sanıyorlar
Süleyman AteşSenden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar
Saheeh InternationalAnd We did not grant to any man before you eternity [on earth]; so if you die - would they be eternal
Elmalılı Hamdi YazırHer nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz
Süleyman AteşHer nefis, ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için şerre de hayra da müptela kılıyoruz. Ve (sonunda) bize döndürüleceksiniz
Saheeh InternationalEvery soul will taste death. And We test you with evil and with good as trial; and to Us you will be returned
Elmalılı Hamdi YazırO inkârcılar seni gördükleri zaman, seni alaya alıyorlar ve "İlâhlarınızı diline dolayan bu mudur?" diyorlar. Halbuki onlar Rahmân'ın kitabını inkâr ediyorlar
Süleyman AteşKafirler seni gördükleri zaman: "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" diye seninle alay ederler. Oysa kendileri Rahman'ın Zikri(uyarısı)nı kabul etmiyorlar
Saheeh InternationalAnd when those who disbelieve see you, [O Muhammad], they take you not except in ridicule, [saying], "Is this the one who insults your gods?" And they are, at the mention of the Most Merciful, disbelievers
Elmalılı Hamdi Yazırİnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size yakında (azaba dair) alametlerimi göstereceğim. Şimdi siz acele etmeyin
Süleyman Ateş(İnsanın tabiatinde acelecilik vardır. Öye acelecidir ki, sanki) İnsan aceleden yaratılmıştır. (Durun,) Size ayetlerimi göstereceğim, benden acele istemeyin
Saheeh InternationalMan was created of haste. I will show you My signs, so do not impatiently urge Me
Elmalılı Hamdi YazırDoğru sözlü iseniz (bildirin) bu vaad ne zamandır?" derler
Süleyman AteşDoğru söyleyenler iseniz bu (bizi) tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman? diyorlar
Saheeh InternationalAnd they say, "When is this promise, if you should be truthful
Elmalılı Hamdi YazırBu kâfirler ateşi yüzlerinden ve sırtlarından men edemeyecekleri ve yardım da göremeyecekleri zamanı, bir bilseler
Süleyman Ateşİnkar edenler, ne yüzlerinden, ne de sırtlarından ateşi savamayacakları ve yardım da olunmayacakları zamanı bir bilselerdi (onu böyle acele istemezlerdi)
Saheeh InternationalIf those who disbelieved but knew the time when they will not avert the Fire from their faces or from their backs and they will not be aided
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu bu azap onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir
Süleyman AteşDoğrusu o, onlara ansızın gelecek, onları şaşırtacak, ne onu reddedebilecekler, ne de kendilerine süre verilecek
Saheeh InternationalRather, it will come to them unexpectedly and bewilder them, and they will not be able to repel it, nor will they be reprieved
Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki, senden önce birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alay ettikleri şey (azap) kuşatıverdi
Süleyman AteşAndolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi, ama onlarla alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi
Saheeh InternationalAnd already were messengers ridiculed before you, but those who mocked them were enveloped by what they used to ridicule
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahmân'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin kitabından yüz çevirmektedirler
Süleyman AteşDe ki: "Gece gündüz, sizi Rahman'dan kim koruyacak?" Hayır, onlar, Rablerinin Zikr'inden yüz çeviriyorlar
Saheeh InternationalSay, "Who can protect you at night or by day from the Most Merciful?" But they are, from the remembrance of their Lord, turning away
Elmalılı Hamdi YazırYoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler, katımızdan da dostluk görmezler
Süleyman AteşYoksa onları, bize karşı koruyacak tanrıları mı var? Onlar, ne kendilerine yardım edebilirler, ne de bizim tarafımızdan onlara sahip çıkılır
Saheeh InternationalOr do they have gods to defend them other than Us? They are unable [even] to help themselves, nor can they be protected from Us
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu biz o kâfirleri ve atalarını yaşattık, hatta o ömür onlara uzun geldi. Fakat şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? O halde üstün gelen onlar mıdır
Süleyman AteşBiz onları ve atalarını yaşattık, nihayet kendilerine ömür uzun geldi, (ebedi yaşayacaklarını sandılar). Bizim, yere gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mı (yoksa biz miyiz)
Saheeh InternationalBut, [on the contrary], We have provided good things for these [disbelievers] and their fathers until life was prolonged for them. Then do they not see that We set upon the land, reducing it from its borders? So it is they who will overcome
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Ben sizi ancak vahiyle korkutup uyarıyorum," uyarıldıkları zaman sağırlar çağrıyı duymazlar
Süleyman AteşDe ki: "Ben ancak sizi vahiyle uyarıyorum. Ama sağır(lar) uyarıldıkları zaman çağırıyı işitmez(ler)
Saheeh InternationalSay, "I only warn you by revelation." But the deaf do not hear the call when they are warned
Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki, Rabbinin azabından az bir şey onlara dokunursa, muhakkak "Vay bizlere, biz gerçekten zalimlerdik" diyeceklerdir
Süleyman AteşAndolsun, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa, "Eyvah bize, biz gerçekten zalimlermişiz," derler
Saheeh InternationalAnd if [as much as] a whiff of the punishment of your Lord should touch them, they would surely say, "O woe to us! Indeed, we have been wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırBiz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız.). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz
Süleyman AteşKıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez (insanın yaptığı iş), bir hardal danesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesab gören olarak biz yeteriz
Saheeh InternationalAnd We place the scales of justice for the Day of Resurrection, so no soul will be treated unjustly at all. And if there is [even] the weight of a mustard seed, We will bring it forth. And sufficient are We as accountant
Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran kitabı, takva sahibleri için bir ışık ve öğüt olarak verdik
Süleyman AteşAndolsun biz, Musa'ya ve Harun'a hak ve batılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik
Saheeh InternationalAnd We had already given Moses and Aaron the criterion and a light and a reminder for the righteous
Elmalılı Hamdi YazırOnlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler
Süleyman AteşKorunanlar görmeden Rablerinden korkarlar ve (Duruşma) sa'at(in)den de titrerler
Saheeh InternationalWho fear their Lord unseen, while they are of the Hour apprehensive
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu (Kwr'ân) da indirdiğimiz kutsal bir kitaptır. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz
Süleyman AteşBu (Kur'an) da ona (yani Muhammed'e) indirdiğimiz mübarek (çok faydalı) bir öğüttür. Şimdi siz onu inkar mı ediyorsunuz? (Ne kadar gafilsiniz siz)
Saheeh InternationalAnd this [Qur'an] is a blessed message which We have sent down. Then are you with it unacquainted
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki biz daha önce İbrahim'e de rüşdünü vermiştik (akla uygun olanı göstermiştik). Biz onu biliyorduk
Süleyman AteşAndolsun biz, daha önceden İbrahim'e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Zaten biz onu(n olgun insan olduğunu) biliyorduk
Saheeh InternationalAnd We had certainly given Abraham his sound judgement before, and We were of him well-Knowing
Elmalılı Hamdi YazırO zaman o, babasına ve kavmine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti
Süleyman AteşBabasına ve kavmine demişti ki: "Sizin şu karşısında durup taptığınız heykeller nedir
Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What are these statues to which you are devoted
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk" dediler
Süleyman AteşBabalarımızı onlara tapar bulduk (da onun için biz de onlara tapıyoruz.) dediler
Saheeh InternationalThey said, "We found our fathers worshippers of them
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim: "And olsun ki sizler de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi
Süleyman AteşDoğrusu siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz! dedi
Saheeh InternationalHe said, "You were certainly, you and your fathers, in manifest error
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Sen bize gerçeği mi getirdin (Sen ciddi mi söylüyorsun), yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler
Süleyman AteşDediler ki: "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa şaka yapanlardan mısın
Saheeh InternationalThey said, "Have you come to us with truth, or are you of those who jest
Elmalılı Hamdi YazırO şöyle dedi: "Hayır Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim
Süleyman AteşHayır, dedi, Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim
Saheeh InternationalHe said, "[No], rather, your Lord is the Lord of the heavens and the earth who created them, and I, to that, am of those who testify
Elmalılı Hamdi YazırAllah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracağım
Süleyman AteşAllah'a and olsun ki siz dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım
Saheeh InternationalAnd [I swear] by Allah, I will surely plan against your idols after you have turned and gone away
Elmalılı Hamdi YazırDerken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine başvursunlar diye onların büyüğünü sağlam bıraktı
Süleyman AteşNihayet (İbrahim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye
Saheeh InternationalSo he made them into fragments, except a large one among them, that they might return to it [and question]
Elmalılı Hamdi Yazır(Kavmi) "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir." dediler
Süleyman Ateş(Döndükleri zaman): "Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o zalimlerden biridir." dediler
Saheeh InternationalThey said, "Who has done this to our gods? Indeed, he is of the wrongdoers
Elmalılı Hamdi Yazır(Bazıları) "İbrahim denen bir gencin, onları diline doladığını duymuştuk" dediler
Süleyman AteşOnları diline dolayan bir genç işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş, dediler
Saheeh InternationalThey said, "We heard a young man mention them who is called Abraham
Elmalılı Hamdi YazırO halde onu insanların gözleri önüne getirin, olur ki (aleyhinde) şahidlik ederler" dediler
Süleyman AteşOnu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezalandırılacağına) tanık olsunlar dediler
Saheeh InternationalThey said, "Then bring him before the eyes of the people that they may testify
Elmalılı Hamdi Yazır(İbrahim gelince ona) "Ey İbrahim! bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler
Süleyman Ateş(İbrahim'i getirdiler), dediler ki: "İbrahim, tanrılarımıza sen mi bunu yaptın
Saheeh InternationalThey said, "Have you done this to our gods, O Abraham
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi
Süleyman AteşHayır dedi, (büyük putu göstererek) işte şu büyükleri yapmış; onlara sorun, eğer konuşurlarsa
Saheeh InternationalHe said, "Rather, this - the largest of them - did it, so ask them, if they should [be able to] speak
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) dediler ki: "Doğrusu siz haksızsınız
Süleyman AteşKendi vicdanlarına başvurup (içlerinden): "Hakikaten sizler haksızsınız!" dediler
Saheeh InternationalSo they returned to [blaming] themselves and said [to each other], "Indeed, you are the wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırSonra yine (eski) kafalarına döndüler: "And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin." dediler
Süleyman AteşSonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar," dediler
Saheeh InternationalThen they reversed themselves, [saying], "You have already known that these do not speak
Elmalılı Hamdi Yazır(İbrahim) dedi: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz
Süleyman AteşPeki, dedi, siz Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz
Saheeh InternationalHe said, "Then do you worship instead of Allah that which does not benefit you at all or harm you
Elmalılı Hamdi YazırSize de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun, siz hâlâ akıllanmayacak mısınız
Süleyman AteşYuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Aklınızı kullanmıyor musunuz siz
Saheeh InternationalUff to you and to what you worship instead of Allah. Then will you not use reason
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler
Süleyman AteşDediler: "Onu yakın, tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız
Saheeh InternationalThey said, "Burn him and support your gods - if you are to act
Elmalılı Hamdi YazırBiz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik
Süleyman AteşBiz de: "Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol!" dedik
Saheeh InternationalAllah said, "O fire, be coolness and safety upon Abraham
Elmalılı Hamdi YazırOna düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık
Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler. Biz de, asıl kendilerini hüsrana uğrattık
Saheeh InternationalAnd they intended for him harm, but We made them the greatest losers
Elmalılı Hamdi YazırOnu da, Lût'u da, âlemler için bereketli ve kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık
Süleyman AteşOnu ve Lut'u kurtarıp, alemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik
Saheeh InternationalAnd We delivered him and Lot to the land which We had blessed for the worlds
Elmalılı Hamdi YazırOna (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve herbirini salih kimseler kıldık
Süleyman AteşOna İshak'ı hediye ettik, üstelik (torunu) Ya'kub'u da (verdik). Hepsini de iyi insanlar yaptık
Saheeh InternationalAnd We gave him Isaac and Jacob in addition, and all [of them] We made righteous
Elmalılı Hamdi YazırOnları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir
Süleyman AteşOnları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden(insan)lardı
Saheeh InternationalAnd We made them leaders guiding by Our command. And We inspired to them the doing of good deeds, establishment of prayer, and giving of zakah; and they were worshippers of Us
Elmalılı Hamdi YazırBiz Lût'a da bir hüküm, bir ilim verdik. Onu çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar kötü, fasık bir kavimdi
Süleyman AteşLut'a da hüküm (hükümranlık, peygamberlik, hikmet) ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar yoldan çıkan kötü bir kavim idiler
Saheeh InternationalAnd to Lot We gave judgement and knowledge, and We saved him from the city that was committing wicked deeds. Indeed, they were a people of evil, defiantly disobedient
Elmalılı Hamdi YazırOnu ise rahmetimizin içine aldık. Çünkü o salihlerdendi
Süleyman AteşVe onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, Salihlerden idi
Saheeh InternationalAnd We admitted him into Our mercy. Indeed, he was of the righteous
Elmalılı Hamdi YazırNuh da daha önceleri bize yalvarmıştı; biz de onun duasını kabul ettik, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık
Süleyman AteşNuh'u da (an), o da bunlardan önce bize yalvarmıştı. Biz de onun du'asını kabul edip kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Saheeh InternationalAnd [mention] Noah, when he called [to Allah] before [that time], so We responded to him and saved him and his family from the great flood
Elmalılı Hamdi YazırÂyetlerimizi yalanlayan kavminden onun öcünü aldık. Şüphesiz onlar kötü bir kavimdiler. Biz de hepsini (suda) boğduk
Süleyman AteşVe ayetlerimizi yalanlayan kavimden onun öcünü almıştık. Onlar, kötü bir kavim olmuşlardı, biz de onların hepsini boğmuştuk
Saheeh InternationalAnd We saved him from the people who denied Our signs. Indeed, they were a people of evil, so We drowned them, all together
Elmalılı Hamdi YazırDavud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik
Süleyman AteşDavud ile Süleyman'ı da (an); hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık idik
Saheeh InternationalAnd [mention] David and Solomon, when they judged concerning the field - when the sheep of a people overran it [at night], and We were witness to their judgement
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik
Süleyman AteşO hükmü Süleyman'a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız
Saheeh InternationalAnd We gave understanding of the case to Solomon, and to each [of them] We gave judgement and knowledge. And We subjected the mountains to exalt [Us], along with David and [also] the birds. And We were doing [that]
Elmalılı Hamdi YazırOna, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz
Süleyman AteşOna, sizi, savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki
Saheeh InternationalAnd We taught him the fashioning of coats of armor to protect you from your [enemy in] battle. So will you then be grateful
Elmalılı Hamdi YazırBereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz her şeyi biliyorduk
Süleyman AteşSüleyman'a da fırtınayı (boyun eğdirmiştik). Onun emriyle, içinde bereketler yarattığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi biliriz
Saheeh InternationalAnd to Solomon [We subjected] the wind, blowing forcefully, proceeding by his command toward the land which We had blessed. And We are ever, of all things, Knowing
Elmalılı Hamdi YazırOnun için dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini biz gözetiyorduk
Süleyman AteşKendisi için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytanları da emrine vermiştik. Biz onları onun emrinde tutuyorduk
Saheeh InternationalAnd of the devils were those who dived for him and did work other than that. And We were of them a guardian
Elmalılı Hamdi YazırEyyûb da: "Başıma bir bela geldi, (sana sığındım), sen merhametlilerin en merhametlisisin" diye Rabbine nida etti
Süleyman AteşEyyub'u da an. O, Rabbine: "Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin!" diye du'a etmişti
Saheeh InternationalAnd [mention] Job, when he called to his Lord, "Indeed, adversity has touched me, and you are the Most Merciful of the merciful
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onun duasını kabul ettik de başına gelenleri kaldırdık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere, ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha verdik
Süleyman AteşBiz de onun du'asını kabul etmiş, kendisine bulaşan derdi kaldırmıştık; ona tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olarak ailesini ve onlarla beraber bir katını daha vermiştik
Saheeh InternationalSo We responded to him and removed what afflicted him of adversity. And We gave him [back] his family and the like thereof with them as mercy from Us and a reminder for the worshippers [of Allah]
Elmalılı Hamdi Yazırİsmail, İdris ve Zülkifl'i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi
Süleyman Ateşİsma'il'i, İdris'i, Zu'l-Kifl'i de an; hepsi de sabredenlerdendi
Saheeh InternationalAnd [mention] Ishmael and Idrees and Dhul-Kifl; all were of the patient
Elmalılı Hamdi YazırOnları da rahmetimizin içine aldık. Onlar gerçekten salih olanlardandı
Süleyman AteşOnları rahmetimize soktuk, çünkü onlar Salihlerdendi
Saheeh InternationalAnd We admitted them into Our mercy. Indeed, they were of the righteous
Elmalılı Hamdi YazırZünnun'u (balık sahibi Yunus'u) da hatırla. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum" diye seslenmişti
Süleyman AteşZünnun'u (balık karnına girmiş olan Yunus ibn Matta'yı) da an; zira (o, kavmine) kızarak gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, (kavminin arasından çıkmakla kendisini kurtaracağını) sanmıştı. Nihayet karanlıklar içinde (kalıp): "Senden başka tanrı yoktur. Senin şanın yücedir, ben zalimlerden oldum!" diye yalvardı
Saheeh InternationalAnd [mention] the man of the fish, when he went off in anger and thought that We would not decree [anything] upon him. And he called out within the darknesses, "There is no deity except You; exalted are You. Indeed, I have been of the wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırBiz de duasını kabul ile icabet ettik, kendisini üzüntüden kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız
Süleyman AteşBiz de onun du'asını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, inananları böyle kurtarırız
Saheeh InternationalSo We responded to him and saved him from the distress. And thus do We save the believers
Elmalılı Hamdi YazırZekeriya da hani Rabbine: "Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti
Süleyman AteşZekeriyya'yı da (an). Rabbine: "Rabbim, beni tek bırakma! Sen, varislerin en iyisisin (her şeyim sana kalacaktır)" diye du'a etmişti
Saheeh InternationalAnd [mention] Zechariah, when he called to his Lord, "My Lord, do not leave me alone [with no heir], while you are the best of inheritors
Elmalılı Hamdi YazırBiz de duasını kabul ile icabet ettik de kendisine Yahya'yı ihsan ettik. Ve eşini (doğum yapmaya) elverişli hale getirdik. Doğrusu onlar iyiliklerde yarışıyorlar, umarak ve korkarak bize yalvarıyorlardı. Bize karşı derin saygı duyuyorlardı
Süleyman AteşOnun du'asını da kabul buyurduk ve ona Yahya'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmağa elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize du'a ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi
Saheeh InternationalSo We responded to him, and We gave to him John, and amended for him his wife. Indeed, they used to hasten to good deeds and supplicate Us in hope and fear, and they were to Us humbly submissive
Elmalılı Hamdi YazırIrzını koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık
Süleyman AteşO ırzını korumuş olan(Meryem)i de an; ona ruhumuzdan bir çocuk üflemiş, kendisini ve oğlunu alemlere bir ibret yapmıştık
Saheeh InternationalAnd [mention] the one who guarded her chastity, so We blew into her [garment] through Our angel [Gabriel], and We made her and her son a sign for the worlds
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu bu sizin ümmetiniz (tevhid dini olan müslümanlık), bir tek ümmettir (bir tek din olarak sizin dininizdir). Ben de sizin Rabbinizim. O halde bana kulluk edin
Süleyman Ateşİşte bu sizin ümmetiniz (olan tevhid ve İslam milleti), bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin
Saheeh InternationalIndeed this, your religion, is one religion, and I am your Lord, so worship Me
Elmalılı Hamdi YazırAma insanlar din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar ama, hepsi bize döneceklerdir
Süleyman Ateşİşlerini aralarında parçaladılar (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler); hepsi (sonunda) bize döneceklerdir
Saheeh InternationalAnd [yet] they divided their affair among themselves, [but] all to Us will return
Elmalılı Hamdi Yazırİnanmış olarak yararlı iş işleyenin emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız
Süleyman Ateşİmdi kim inanmış olarak iyi işlerden yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez, biz (onun çalışmasını) yazanlarız
Saheeh InternationalSo whoever does righteous deeds while he is a believer - no denial will there be for his effort, and indeed We, of it, are recorders
Elmalılı Hamdi YazırYok ettiğimiz bir memleket (ahalisinin ahiretteki cezasını da çekmek üzere) bize dönmemesi gerçekten imkansızdır
Süleyman AteşHelak ettiğimiz bir ülkeye artık (yaşamak) haramdır: Onlar bir daha geri dönemezler
Saheeh InternationalAnd there is prohibition upon [the people of] a city which We have destroyed that they will [ever] return
Elmalılı Hamdi YazırNihayet Ye'cûc ve Me'cûc(un seddi) açıldığı zaman, ki onlar her dere ve tepeden akın edip çıkarlar
Süleyman AteşNihayet Ye'cuc ve Me'cuc'un önü açıldığı ve onlar her tepeden akın etmeye başladıkları zaman
Saheeh InternationalUntil when [the dam of] Gog and Magog has been opened and they, from every elevation, descend
Elmalılı Hamdi YazırVe gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beleriverir. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik." derler
Süleyman AteşGerçek va'd (yani kıyamet) yaklaşmış olur. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır. "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!" (diye mırıldandılar)
Saheeh InternationalAnd [when] the true promise has approached; then suddenly the eyes of those who disbelieved will be staring [in horror, while they say], "O woe to us; we had been unmindful of this; rather, we were wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırSiz ve Allah'dan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz
Süleyman AteşSiz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz, oraya gireceksiniz
Saheeh InternationalIndeed, you [disbelievers] and what you worship other than Allah are the firewood of Hell. You will be coming to [enter] it
Elmalılı Hamdi YazırEğer onlar ilâh olsalardı, oraya girmeyeceklerdi. Hepsi orada temelli kalacaktır
Süleyman AteşEğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır
Saheeh InternationalHad these [false deities] been [actual] gods, they would not have come to it, but all are eternal therein
Elmalılı Hamdi YazırOrada onların bir inlemeleri vardır. Bunlar orada (sağır olup) bir şey de işitemezler
Süleyman AteşOnlar için bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada (azabın dehşeti içinde hiçbir şey) işitmezler
Saheeh InternationalFor them therein is heavy sighing, and they therein will not hear
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz katımızdan kendileri için güzel şeyler takdir edilmiş olanlar, işte oradan (cehennemden) uzak tutulanlardır
Süleyman AteşAma bizden kendilerine (ezelde) güzellik geçmiş (mutluluk takdir edilmiş) olanlar, işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır
Saheeh InternationalIndeed, those for whom the best [reward] has preceded from Us - they are from it far removed
Elmalılı Hamdi YazırBunlar onun (cehennemin) uğultusunu bile duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar
Süleyman AteşOnun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği (ni'metler) içinde ebedi kalırlar
Saheeh InternationalThey will not hear its sound, while they are, in that which their souls desire, abiding eternally
Elmalılı Hamdi YazırO en büyük korku bunları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar
Süleyman AteşO en büyük korku, onları asla tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: "İşte bu, size va'dedilen gününüzdür
Saheeh InternationalThey will not be grieved by the greatest terror, and the angels will meet them, [saying], "This is your Day which you have been promised
Elmalılı Hamdi YazırGöğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız
Süleyman AteşO gün göğü yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Üzerimize sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız
Saheeh InternationalThe Day when We will fold the heaven like the folding of a [written] sheet for the records. As We began the first creation, We will repeat it. [That is] a promise binding upon Us. Indeed, We will do it
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebûr'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık
Süleyman AteşAndolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: "Arza mutlaka iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek)" diye yazmıştık
Saheeh InternationalAnd We have already written in the book [of Psalms] after the [previous] mention that the land [of Paradise] is inherited by My righteous servants
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bu Kur'ân'da kulluk eden kimseler için kâfi bir öğüt vardır
Süleyman AteşŞüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır
Saheeh InternationalIndeed, in this [Qur'an] is notification for a worshipping people
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik
Süleyman Ateş(Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet için gönderdik
Saheeh InternationalAnd We have not sent you, [O Muhammad], except as a mercy to the worlds
Elmalılı Hamdi YazırDe ki, bana ancak şöyle vahyolunuyor: "İlâhınız ancak tek bir ilâhtır. Şimdi siz artık müslüman oluyor musunuz
Süleyman AteşDe ki: "Bana, Tanrınız, ancak bir tek Tanrıdır; diye vahyolunur. O'na teslim ol(up putperestliği bırak)cak mısınız
Saheeh InternationalSay, "It is only revealed to me that your god is but one God; so will you be Muslims [in submission to Him]
Elmalılı Hamdi YazırEğer (yine de) yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem
Süleyman AteşEğer yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizin hepinize eşit biçimde açıkladım. Artık tehdidedildiğiniz şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem
Saheeh InternationalBut if they turn away, then say, "I have announced to [all of] you equally. And I know not whether near or far is that which you are promised
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Allah açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir
Süleyman AteşŞüphesiz O, sözün açığını da bilir, gizlediklerinzi de bilir
Saheeh InternationalIndeed, He knows what is declared of speech, and He knows what you conceal
Elmalılı Hamdi YazırBilmem belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir
Süleyman AteşBilmem belki de o (azabın ertelenmesi) sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir
Saheeh InternationalAnd I know not; perhaps it is a trial for you and enjoyment for a time
Elmalılı Hamdi Yazır(Hz. Peygamber şöyle) dedi: "Ey Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet ve Rabbimiz O Rahmân'dır ki, isnad ettiğiniz (yalan) vasıflarınıza karşı yardımına sığınılacak olan ancak O'dur
Süleyman Ateş(Allah'ın Resulü) Dedi: "Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftiralarınıza) karşı O'nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)
Saheeh International[The Prophet] has said, "My Lord, judge [between us] in truth. And our Lord is the Most Merciful, the one whose help is sought against that which you describe