21. Al-Anbiyaa سُورَةُ الأَنبِيَاءِ
Süleyman Ateşİnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hala gaflet içinde yüz çevirmektedirler
Yusuf AliCloser and closer to mankind comes their Reckoning: yet they heed not and they turn away
Diyanet İşleri Mealiİnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, hakdan yüz çeviriyorlar
Süleyman AteşKendilerine Rablerinden gelen her yeni ikazı mutlaka eğlenerek dinlerler
Yusuf AliNever comes (aught) to them of a renewed Message from their Lord, but they listen to it as in jest
Diyanet İşleri MealiRablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar
Süleyman AteşKalbleri eğlencededir. O zulmedenler, aralarında şu konuşmayı gizlediler: "Bu (Muhammed) de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz, göre göre büyüye mi kapılacaksınız
Yusuf AliTheir hearts toying as with trifles. The wrong-doers conceal their private counsels, (saying), "Is this (one) more than a man like yourselves? Will ye go to witchcraft with your eyes open
Diyanet İşleri MealiRablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar
Süleyman AteşDedi ki: "Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O'ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir
Yusuf AliSay: "My Lord knoweth (every) word (spoken) in the heavens and on earth: He is the One that heareth and knoweth (all things)
Diyanet İşleri MealiPeygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir" dedi
Süleyman AteşHayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şa'irdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin, (mu'cizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mu'cize getirsin
Yusuf AliNay," they say, "(these are) medleys of dream! - Nay, He forged it! - Nay, He is (but) a poet! Let him then bring us a Sign like the ones that were sent to (Prophets) of old
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Hayır; bunlar karışık rüyalardır", "Hayır; onu uydurmuştur", "Hayır; o şairdir", "Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler
Süleyman AteşBunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir kent (halkı) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar
Yusuf Ali(As to those) before them, not one of the populations which We destroyed believed: will these believe
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce yoketmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar, bunlar mı inanacaklar
Süleyman AteşBiz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sahiplerine) sorun
Yusuf AliBefore thee, also, the apostles We sent were but men, to whom We granted inspiration: If ye realise this not, ask of those who possess the Message
Diyanet İşleri MealiSenden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun
Süleyman AteşBiz onları yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. (Onlar), ölümsüz de değillerdi
Yusuf AliNor did We give them bodies that ate no food, nor were they exempt from death
Diyanet İşleri MealiBiz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi
Süleyman AteşSonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, onları ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri helak ettik
Yusuf AliIn the end We fulfilled to them Our Promise, and We saved them and those whom We pleased, but We destroyed those who transgressed beyond bounds
Diyanet İşleri MealiSonra Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri ise yok ettik
Süleyman AteşAndolsun, size, içinde Zikr'iniz bulunan bir Kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz
Yusuf AliWe have revealed for you (O men!) a book in which is a Message for you: will ye not then understand
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz
Süleyman Ateş(Halkı) zulmeden nice şehri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka bir topluluk getirdik
Yusuf AliHow many were the populations We utterly destroyed because of their iniquities, setting up in their places other peoples
Diyanet İşleri MealiHalkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler varettik
Süleyman AteşAzabımızı hissettikleri zaman onlar, derhal oradan (kaçmak için hayvanlarını) mahmuzluyorlardı
Yusuf AliYet, when they felt Our Punishment (coming), behold, they (tried to) flee from it
Diyanet İşleri MealiOnlar bizim baskınımızı hissettiklerinde, oradan kaçmağa koyuluyorlardı
Süleyman Ateş(Boşuna) Kaçmayın, (bol bol verilip) içinde şımartıldığınız(ni'metler)e ve yurtlarınıza dönün, çünkü sorguya çekileceksiniz
Yusuf AliFlee not, but return to the good things of this life which were given you, and to your homes in order that ye may be called to account
Diyanet İşleri MealiKoşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz" dedik
Süleyman AteşEyvah bize, dediler, gerçekten biz zalimlermişiz
Yusuf AliThey said: "Ah! woe to us! We were indeed wrong-doers
Diyanet İşleri MealiVay başımıza gelenlere! Doğrusu biz haksızlık yapmış kimseleriz" dediler
Süleyman AteşBu mırıldanmaları sürüp giderken biz onları, biçilmiş (ekin gibi) yaptık, sönüp gittiler
Yusuf AliAnd that cry of theirs ceased not, till We made them as a field that is mown, as ashes silent and quenched
Diyanet İşleri MealiBiz onları biçilmiş ot ve bir yığın kül haline getirinceye kadar haykırmaları devam etti
Süleyman AteşBiz göğü, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlence için yaratmadık
Yusuf AliNot for (idle) sport did We create the heavens and the earth and all that is between
Diyanet İşleri MealiBiz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık
Süleyman AteşEğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık
Yusuf AliIf it had been Our wish to take (just) a pastime, We should surely have taken it from the things nearest to Us, if We would do (such a thing)
Diyanet İşleri MealiEğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız
Süleyman AteşHayır, biz hakkı batılın üstüne atarız da o onun beynini parçalar, derhal (batılın) canı çıkar. Allah'a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz(in haliniz)e
Yusuf AliNay, We hurl the Truth against falsehood, and it knocks out its brain, and behold, falsehood doth perish! Ah! woe be to you for the (false) things ye ascribe (to Us)
Diyanet İşleri MealiGerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size
Süleyman AteşGöklerde ve yerde kim varsa hep O'nundur. O'nun yanında bulunanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmez ve yorulmazlar
Yusuf AliTo Him belong all (creatures) in the heavens and on earth: Even those who are in His (very) Presence are not too proud to serve Him, nor are they (ever) weary (of His service)
Diyanet İşleri MealiGöklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar
Süleyman AteşGece gündüz tesbih ederler, hiç ara vermezler
Yusuf AliThey celebrate His praises night and day, nor do they ever flag or intermit
Diyanet İşleri MealiGece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler
Süleyman AteşYoksa (o müşrikler), yerden birtakım tanrılar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecek
Yusuf AliOr have they taken (for worship) gods from the earth who can raise (the dead)
Diyanet İşleri MealiYeryüzünde edindikleri tanrılar mı, onlar mı ölüleri diriltecekler
Süleyman AteşEğer yerde, gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) bozulup gitmişti. Arş'ın sahibi Allah, onların nitelendirmelerinden yüce(münezzeh)dir
Yusuf AliIf there were, in the heavens and the earth, other gods besides God, there would have been confusion in both! but glory to God, the Lord of the Throne: (High is He) above what they attribute to Him
Diyanet İşleri MealiEğer yerle gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir
Süleyman AteşO, yaptığından sorulmaz, ama onlar, sorulurlar
Yusuf AliHe cannot be questioned for His acts, but they will be questioned (for theirs)
Diyanet İşleri MealiO, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır
Süleyman AteşYoksa O'ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki: "(Bu hususta kesin) delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların da öğütü ve benden öncekilerin de öğütü budur." Ama çokları hakkı bilmezler, bundan dolayı onlar, (haktan) yüz çevirirler
Yusuf AliOr have they taken for worship (other) gods besides him? Say, "Bring your convincing proof: this is the Message of those with me and the Message of those before me." But most of them know not the Truth, and so turn away
Diyanet İşleri MealiO'nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin Kitap'ı ve senden öncekilerin kitapları." Hayır; onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler
Süleyman AteşSenden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: "Benden başka tanrı yoktur, bana kulluk edin!" diye vahyetmiş olmayalım
Yusuf AliNot an apostle did We send before thee without this inspiration sent by Us to him: that there is no god but I; therefore worship and serve Me
Diyanet İşleri MealiSenden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir
Süleyman AteşRahman çocuk edindi. dediler. O, yücedir. Hayır (Rahman'ın çocukları sanılan melekler, O'nun) değerli kullar(ı)dır
Yusuf AliAnd they say: "(God) Most Gracious has begotten offspring." Glory to Him! they are (but) servants raised to honour
Diyanet İşleri MealiRahman çocuk edindi" dediler. Haşa; hayır, melekler şerefli kılınmış kullardır
Süleyman AteşO'ndan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun buyruğunu yaparlar
Yusuf AliThey speak not before He speaks, and they act (in all things) by His Command
Diyanet İşleri MealiAllah'tan önce söz söyleyemezler; ancak O'nun emri üzerine iş işlerler
Süleyman Ateş(Allah) Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefa'at edemezler ve onlar, O'nun korkusundan titrerler
Yusuf AliHe knows what is before them, and what is behind them, and they offer no intercession except for those who are acceptable, and they stand in awe and reverence of His (Glory)
Diyanet İşleri MealiAllah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler
Süleyman AteşOnlardan her kim: "Ben O'ndan başka bir tanrıyım!" derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri böyle cezalandırırız
Yusuf AliIf any of them should say, "I am a god besides Him", such a one We should reward with Hell: thus do We reward those who do wrong
Diyanet İşleri MealiBunlar içinde kim "Ben, Allah'tan başka bir tanrıyım" derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz
Süleyman AteşO nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık? Hala inanmıyorlar mı
Yusuf AliDo not the Unbelievers see that the heavens and the earth were joined together (as one unit of creation), before we clove them asunder? We made from water every living thing. Will they not then believe
Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar mı
Süleyman AteşYer, onları sarsar diye, onun üstünde yüksek dağlar yarattık. Ve istedikleri yere gidebilmeleri için orada geniş yollar açtık
Yusuf AliAnd We have set on the earth mountains standing firm, lest it should shake with them, and We have made therein broad highways (between mountains) for them to pass through: that they may receive Guidance
Diyanet İşleri MealiYeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik
Süleyman AteşGöğü, korunmuş bir tavan yaptık; onlarsa hala göğün, (Allah'ın) ayetlerinden yüz çevirmektedirler
Yusuf AliAnd We have made the heavens as a canopy well guarded: yet do they turn away from the Signs which these things (point to)
Diyanet İşleri MealiGöğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar
Süleyman AteşGeceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratan O'dur. (Bunların) her biri bir yörüngede yüzmektedir
Yusuf AliIt is He Who created the Night and the Day, and the sun and the moon: all (the celestial bodies) swim along, each in its rounded course
Diyanet İşleri MealiGeceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür
Süleyman AteşSenden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar
Yusuf AliWe granted not to any man before thee permanent life (here): if then thou shouldst die, would they live permanently
Diyanet İşleri MealiSenden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı
Süleyman AteşHer nefis, ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için şerre de hayra da müptela kılıyoruz. Ve (sonunda) bize döndürüleceksiniz
Yusuf AliEvery soul shall have a taste of death: and We test you by evil and by good by way of trial. to Us must ye return
Diyanet İşleri MealiHer can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz
Süleyman AteşKafirler seni gördükleri zaman: "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" diye seninle alay ederler. Oysa kendileri Rahman'ın Zikri(uyarısı)nı kabul etmiyorlar
Yusuf AliWhen the Unbelievers see thee, they treat thee not except with ridicule. "Is this," (they say), "the one who talks of your gods?" and they blaspheme at the mention of (God) Most Gracious
Diyanet İşleri Mealiİnkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mudur?" derler ve Rahman'ın Kitabını işte onlar inkar ederler
Süleyman Ateş(İnsanın tabiatinde acelecilik vardır. Öye acelecidir ki, sanki) İnsan aceleden yaratılmıştır. (Durun,) Size ayetlerimi göstereceğim, benden acele istemeyin
Yusuf AliMan is a creature of haste: soon (enough) will I show you My Signs; then ye will not ask Me to hasten them
Diyanet İşleri Mealiİnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu Benden acele istemeyin
Süleyman AteşDoğru söyleyenler iseniz bu (bizi) tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman? diyorlar
Yusuf AliThey say: "When will this promise come to pass, if ye are telling the truth
Diyanet İşleri MealiDoğru sözlü iseniz bildirin bu tehdit ne zamandır?" derler
Süleyman Ateşİnkar edenler, ne yüzlerinden, ne de sırtlarından ateşi savamayacakları ve yardım da olunmayacakları zamanı bir bilselerdi (onu böyle acele istemezlerdi)
Yusuf AliIf only the Unbelievers knew (the time) when they will not be able to ward off the fire from their faces, nor yet from their backs, and (when) no help can reach them
Diyanet İşleri MealiBu kafirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremiyecekleri zamanı keşke bilseler
Süleyman AteşDoğrusu o, onlara ansızın gelecek, onları şaşırtacak, ne onu reddedebilecekler, ne de kendilerine süre verilecek
Yusuf AliNay, it may come to them all of a sudden and confound them: no power will they have then to avert it, nor will they (then) get respite
Diyanet İşleri MealiBelki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez
Süleyman AteşAndolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi, ama onlarla alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi
Yusuf AliMocked were (many) apostle before thee; But their scoffers were hemmed in by the thing that they mocked
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, senden önce birçok peygamber alaya alınmıştı da, alaya alanları, eğlendikleri şey mahvetmişti
Süleyman AteşDe ki: "Gece gündüz, sizi Rahman'dan kim koruyacak?" Hayır, onlar, Rablerinin Zikr'inden yüz çeviriyorlar
Yusuf AliSay: "Who can keep you safe by night and by day from (the Wrath of) (God) Most Gracious?" Yet they turn away from the mention of their Lord
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin Kitabından yüz çevirmektedirler
Süleyman AteşYoksa onları, bize karşı koruyacak tanrıları mı var? Onlar, ne kendilerine yardım edebilirler, ne de bizim tarafımızdan onlara sahip çıkılır
Yusuf AliOr have they gods that can guard them from Us? They have no power to aid themselves, nor can they be defended from Us
Diyanet İşleri MealiYoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler. Katımızdan da dostluk görmezler
Süleyman AteşBiz onları ve atalarını yaşattık, nihayet kendilerine ömür uzun geldi, (ebedi yaşayacaklarını sandılar). Bizim, yere gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mı (yoksa biz miyiz)
Yusuf AliNay, We gave the good things of this life to these men and their fathers until the period grew long for them; See they not that We gradually reduce the land (in their control) from its outlying borders? Is it then they who will win
Diyanet İşleri MealiBiz bunlara ve babalarına geçimlikler verdik de ömürleri uzadı; şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mıdır
Süleyman AteşDe ki: "Ben ancak sizi vahiyle uyarıyorum. Ama sağır(lar) uyarıldıkları zaman çağırıyı işitmez(ler)
Yusuf AliSay, "I do but warn you according to revelation": But the deaf will not hear the call, (even) when they are warned
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben ancak sizi vahy ile uyarıyorum" Uyarıldıkları zaman, sağırlar çağrıyı duymazlar
Süleyman AteşAndolsun, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa, "Eyvah bize, biz gerçekten zalimlermişiz," derler
Yusuf AliIf but a breath of the Wrath of thy Lord do touch them, they will then say, "Woe to us! we did wrong indeed
Diyanet İşleri MealiRabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: "Vah bize! Doğrusu biz haksızdık" derler
Süleyman AteşKıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez (insanın yaptığı iş), bir hardal danesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesab gören olarak biz yeteriz
Yusuf AliWe shall set up scales of justice for the Day of Judgment, so that not a soul will be dealt with unjustly in the least, and if there be (no more than) the weight of a mustard seed, We will bring it (to account): and enough are We to take accoun t
Diyanet İşleri MealiKıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz
Süleyman AteşAndolsun biz, Musa'ya ve Harun'a hak ve batılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik
Yusuf AliIn the past We granted to Moses and Aaron the criterion (for judgment), and a Light and a Message for those who would do right
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik
Süleyman AteşKorunanlar görmeden Rablerinden korkarlar ve (Duruşma) sa'at(in)den de titrerler
Yusuf AliThose who fear their Lord in their most secret thoughts, and who hold the Hour (of Judgment) in awe
Diyanet İşleri MealiOnlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar; kıyamet saatinden de titrerler
Süleyman AteşBu (Kur'an) da ona (yani Muhammed'e) indirdiğimiz mübarek (çok faydalı) bir öğüttür. Şimdi siz onu inkar mı ediyorsunuz? (Ne kadar gafilsiniz siz)
Yusuf AliAnd this is a blessed Message which We have sent down: will ye then reject it
Diyanet İşleri Mealiİşte bu, indirdiğimiz kutsal bir Kitap'dır. Siz mi onu inkar ediyorsunuz
Süleyman AteşAndolsun biz, daha önceden İbrahim'e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Zaten biz onu(n olgun insan olduğunu) biliyorduk
Yusuf AliWe bestowed aforetime on Abraham his rectitude of conduct, and well were We acquainted with him
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk
Süleyman AteşBabasına ve kavmine demişti ki: "Sizin şu karşısında durup taptığınız heykeller nedir
Yusuf AliBehold! he said to his father and his people, "What are these images, to which ye are (so assiduously) devoted
Diyanet İşleri Mealiİbrahim, babasına ve milletine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti
Süleyman AteşBabalarımızı onlara tapar bulduk (da onun için biz de onlara tapıyoruz.) dediler
Yusuf AliThey said, "We found our fathers worshipping them
Diyanet İşleri MealiBabalarımızı onlara tapar bulduk" demişlerdi
Süleyman AteşDoğrusu siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz! dedi
Yusuf AliHe said, "Indeed ye have been in manifest error - ye and your fathers
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "And olsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" deyince
Süleyman AteşDediler ki: "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa şaka yapanlardan mısın
Yusuf AliThey said, "Have you brought us the Truth, or are you one of those who jest
Diyanet İşleri MealiSen bize gerçeği mi getirdin yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler
Süleyman AteşHayır, dedi, Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim
Yusuf AliHe said, "Nay, your Lord is the Lord of the heavens and the earth, He Who created them (from nothing): and I am a witness to this (Truth)
Diyanet İşleri MealiO şöyle dedi: "Hayır; Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim
Süleyman AteşAllah'a and olsun ki siz dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım
Yusuf AliAnd by God, I have a plan for your idols - after ye go away and turn your backs
Diyanet İşleri MealiAllah'a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra, putlarınıza bir tuzak kuracağım
Süleyman AteşNihayet (İbrahim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye
Yusuf AliSo he broke them to pieces, (all) but the biggest of them, that they might turn (and address themselves) to it
Diyanet İşleri MealiHepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye, sağlam bıraktı
Süleyman Ateş(Döndükleri zaman): "Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o zalimlerden biridir." dediler
Yusuf AliThey said, "Who has done this to our gods? He must indeed be some man of impiety
Diyanet İşleri MealiMilleti: "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir" dediler
Süleyman AteşOnları diline dolayan bir genç işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş, dediler
Yusuf AliThey said, "We heard a youth talk of them: He is called Abraham
Diyanet İşleri MealiBazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler
Süleyman AteşOnu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezalandırılacağına) tanık olsunlar dediler
Yusuf AliThey said, "Then bring him before the eyes of the people, that they may bear witness
Diyanet İşleri MealiBazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler
Süleyman Ateş(İbrahim'i getirdiler), dediler ki: "İbrahim, tanrılarımıza sen mi bunu yaptın
Yusuf AliThey said, "Art thou the one that did this with our gods, O Abraham
Diyanet İşleri Mealiİbrahim gelince, ona: "Ey İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler
Süleyman AteşHayır dedi, (büyük putu göstererek) işte şu büyükleri yapmış; onlara sorun, eğer konuşurlarsa
Yusuf AliHe said: "Nay, this was done by - this is their biggest one! ask them, if they can speak intelligently
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi
Süleyman AteşKendi vicdanlarına başvurup (içlerinden): "Hakikaten sizler haksızsınız!" dediler
Yusuf AliSo they turned to themselves and said, "Surely ye are the ones in the wrong
Diyanet İşleri MealiKendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler
Süleyman AteşSonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar," dediler
Yusuf AliThen were they confounded with shame: (they said), "Thou knowest full well that these (idols) do not speak
Diyanet İşleri MealiKendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler
Süleyman AteşPeki, dedi, siz Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz
Yusuf Ali(Abraham) said, "Do ye then worship, besides God, things that can neither be of any good to you nor do you harm
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi
Süleyman AteşYuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Aklınızı kullanmıyor musunuz siz
Yusuf AliFie upon you, and upon the things that ye worship besides God! Have ye no sense
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi
Süleyman AteşDediler: "Onu yakın, tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız
Yusuf AliThey said, "Burn him and protect your gods, If ye do (anything at all)
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler
Süleyman AteşBiz de: "Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol!" dedik
Yusuf AliWe said, "O Fire! be thou cool, and (a means of) safety for Abraham
Diyanet İşleri MealiBiz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik
Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler. Biz de, asıl kendilerini hüsrana uğrattık
Yusuf AliThen they sought a stratagem against him: but We made them the ones that lost most
Diyanet İşleri MealiOna düzen kurmak istediler, fakat Biz onları hüsrana uğrattık
Süleyman AteşOnu ve Lut'u kurtarıp, alemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik
Yusuf AliBut We delivered him and (his nephew) Lut (and directed them) to the land which We have blessed for the nations
Diyanet İşleri MealiOnu da, Lut'u da, alemler için kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık
Süleyman AteşOna İshak'ı hediye ettik, üstelik (torunu) Ya'kub'u da (verdik). Hepsini de iyi insanlar yaptık
Yusuf AliAnd We bestowed on him Isaac and, as an additional gift, (a grandson), Jacob, and We made righteous men of every one (of them)
Diyanet İşleri Mealiİbrahim'e, buna ilaveten İshak ve Yakub'u da verdik, her birini iyi kimseler kıldık
Süleyman AteşOnları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden(insan)lardı
Yusuf AliAnd We made them leaders, guiding (men) by Our Command, and We sent them inspiration to do good deeds, to establish regular prayers, and to practise regular charity; and they constantly served Us (and Us only)
Diyanet İşleri MealiOnları, buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi
Süleyman AteşLut'a da hüküm (hükümranlık, peygamberlik, hikmet) ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar yoldan çıkan kötü bir kavim idiler
Yusuf AliAnd to Lut, too, We gave Judgment and Knowledge, and We saved him from the town which practised abominations: truly they were a people given to Evil, a rebellious people
Diyanet İşleri MealiLut'a da hüküm ve ilim verdik; onu, çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir milletti
Süleyman AteşVe onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, Salihlerden idi
Yusuf AliAnd We admitted him to Our Mercy: for he was one of the Righteous
Diyanet İşleri MealiLut'u rahmetimizin içine aldık; doğrusu o iyilerdendi
Süleyman AteşNuh'u da (an), o da bunlardan önce bize yalvarmıştı. Biz de onun du'asını kabul edip kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Yusuf Ali(Remember) Noah, when he cried (to Us) aforetime: We listened to his (prayer) and delivered him and his family from great distress
Diyanet İşleri MealiNuh da daha önceleri Bize yalvarmıştı, onun duasını kabul edip, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık
Süleyman AteşVe ayetlerimizi yalanlayan kavimden onun öcünü almıştık. Onlar, kötü bir kavim olmuşlardı, biz de onların hepsini boğmuştuk
Yusuf AliWe helped him against people who rejected Our Signs: truly they were a people given to Evil: so We drowned them (in the Flood) all together
Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi yalanlayan millete karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir milletti, hepsini suda boğduk
Süleyman AteşDavud ile Süleyman'ı da (an); hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık idik
Yusuf AliAnd remember David and Solomon, when they gave judgment in the matter of the field into which the sheep of certain people had strayed by night: We did witness their judgment
Diyanet İşleri MealiDavud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik
Süleyman AteşO hükmü Süleyman'a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız
Yusuf AliTo Solomon We inspired the (right) understanding of the matter: to each (of them) We gave Judgment and Knowledge; it was Our power that made the hills and the birds celebrate Our praises, with David: it was We Who did (all these things)
Diyanet İşleri MealiSüleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık
Süleyman AteşOna, sizi, savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki
Yusuf AliIt was We Who taught him the making of coats of mail for your benefit, to guard you from each other's violence: will ye then be grateful
Diyanet İşleri MealiOna, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz
Süleyman AteşSüleyman'a da fırtınayı (boyun eğdirmiştik). Onun emriyle, içinde bereketler yarattığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi biliriz
Yusuf Ali(It was Our power that made) the violent (unruly) wind flow (tamely) for Solomon, to his order, to the land which We had blessed: for We do know all things
Diyanet İşleri MealiBereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz herşeyi biliyorduk
Süleyman AteşKendisi için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytanları da emrine vermiştik. Biz onları onun emrinde tutuyorduk
Yusuf AliAnd of the evil ones, were some who dived for him, and did other work besides; and it was We Who guarded them
Diyanet İşleri MealiDalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini gözetiyorduk
Süleyman AteşEyyub'u da an. O, Rabbine: "Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin!" diye du'a etmişti
Yusuf AliAnd (remember) Job, when He cried to his Lord, "Truly distress has seized me, but Thou art the Most Merciful of those that are merciful
Diyanet İşleri MealiEyyub da: "Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin" diye Rabbine nida etmişti
Süleyman AteşBiz de onun du'asını kabul etmiş, kendisine bulaşan derdi kaldırmıştık; ona tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olarak ailesini ve onlarla beraber bir katını daha vermiştik
Yusuf AliSo We listened to him: We removed the distress that was on him, and We restored his people to him, and doubled their number,- as a Grace from Ourselves, and a thing for commemoration, for all who serve Us
Diyanet İşleri MealiBiz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik
Süleyman Ateşİsma'il'i, İdris'i, Zu'l-Kifl'i de an; hepsi de sabredenlerdendi
Yusuf AliAnd (remember) Isma'il, Idris, and Zul-kifl, all (men) of constancy and patience
Diyanet İşleri Mealiİsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi
Süleyman AteşOnları rahmetimize soktuk, çünkü onlar Salihlerdendi
Yusuf AliWe admitted them to Our mercy: for they were of the righteous ones
Diyanet İşleri MealiOnları rahmetimizin içine aldık; doğrusu onlar iyilerdendi
Süleyman AteşZünnun'u (balık karnına girmiş olan Yunus ibn Matta'yı) da an; zira (o, kavmine) kızarak gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, (kavminin arasından çıkmakla kendisini kurtaracağını) sanmıştı. Nihayet karanlıklar içinde (kalıp): "Senden başka tanrı yoktur. Senin şanın yücedir, ben zalimlerden oldum!" diye yalvardı
Yusuf AliAnd remember Zun-nun, when he departed in wrath: He imagined that We had no power over him! But he cried through the deptHs of darkness, "There is no god but thou: glory to thee: I was indeed wrong
Diyanet İşleri MealiZünnun (Balık Sahibi; Yunus) hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti
Süleyman AteşBiz de onun du'asını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, inananları böyle kurtarırız
Yusuf AliSo We listened to him: and delivered him from distress: and thus do We deliver those who have faith
Diyanet İşleri MealiBiz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. inananları böyle kurtarırız
Süleyman AteşZekeriyya'yı da (an). Rabbine: "Rabbim, beni tek bırakma! Sen, varislerin en iyisisin (her şeyim sana kalacaktır)" diye du'a etmişti
Yusuf AliAnd (remember) Zakariya, when he cried to his Lord: "O my Lord! leave me not without offspring, though thou art the best of inheritors
Diyanet İşleri MealiZekeriya da: "Rabbim! Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti
Süleyman AteşOnun du'asını da kabul buyurduk ve ona Yahya'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmağa elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize du'a ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi
Yusuf AliSo We listened to him: and We granted him Yahya: We cured his wife's (Barrenness) for him. These (three) were ever quick in emulation in good works; they used to call on Us with love and reverence, and humble themselves before Us
Diyanet İşleri MealiBiz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı
Süleyman AteşO ırzını korumuş olan(Meryem)i de an; ona ruhumuzdan bir çocuk üflemiş, kendisini ve oğlunu alemlere bir ibret yapmıştık
Yusuf AliAnd (remember) her who guarded her chastity: We breathed into her of Our spirit, and We made her and her son a sign for all peoples
Diyanet İşleri MealiMahrem yerini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, alemler için bir mucize kılmıştık
Süleyman Ateşİşte bu sizin ümmetiniz (olan tevhid ve İslam milleti), bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin
Yusuf AliVerily, this brotherhood of yours is a single brotherhood, and I am your Lord and Cherisher: therefore serve Me (and no other)
Diyanet İşleri MealiDoğrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin
Süleyman Ateşİşlerini aralarında parçaladılar (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler); hepsi (sonunda) bize döneceklerdir
Yusuf AliBut (later generations) cut off their affair (of unity), one from another: (yet) will they all return to Us
Diyanet İşleri MealiAma insanlar, din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar, hepsi Bize döneceklerdir
Süleyman Ateşİmdi kim inanmış olarak iyi işlerden yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez, biz (onun çalışmasını) yazanlarız
Yusuf AliWhoever works any act of righteousness and has faith,- His endeavour will not be rejected: We shall record it in his favour
Diyanet İşleri Mealiİnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız
Süleyman AteşHelak ettiğimiz bir ülkeye artık (yaşamak) haramdır: Onlar bir daha geri dönemezler
Yusuf AliBut there is a ban on any population which We have destroyed: that they shall not return
Diyanet İşleri MealiYok ettiğimiz kasaba halkının ahirette ceza görmek üzere Bize dönmemesi imkansızdır
Süleyman AteşNihayet Ye'cuc ve Me'cuc'un önü açıldığı ve onlar her tepeden akın etmeye başladıkları zaman
Yusuf AliUntil the Gog and Magog (people) are let through (their barrier), and they swiftly swarm from every hill
Diyanet İşleri MealiYecüc ve Mecüc'ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar
Süleyman AteşGerçek va'd (yani kıyamet) yaklaşmış olur. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır. "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!" (diye mırıldandılar)
Yusuf AliThen will the true promise draw nigh (of fulfilment): then behold! the eyes of the Unbelievers will fixedly stare in horror: "Ah! Woe to us! we were indeed heedless of this; nay, we truly did wrong
Diyanet İşleri MealiGerçek vaad yaklaştığında, inkar edenlerin gözleri beleriverir: "Vah bize! Bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik" derler
Süleyman AteşSiz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz, oraya gireceksiniz
Yusuf AliVerily ye, (unbelievers), and the (false) gods that ye worship besides God, are (but) fuel for Hell! to it will ye (surely) come
Diyanet İşleri MealiSiz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz
Süleyman AteşEğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır
Yusuf AliIf these had been gods, they would not have got there! but each one will abide therein
Diyanet İşleri MealiEğer bunlar tanrı olsaydı cehenneme girmezlerdi; hepsi orada temelli kalacaktır
Süleyman AteşOnlar için bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada (azabın dehşeti içinde hiçbir şey) işitmezler
Yusuf AliThere, sobbing will be their lot, nor will they there hear (aught else)
Diyanet İşleri MealiOrada onlara ah etmek vardır; birşey de işitemezler
Süleyman AteşAma bizden kendilerine (ezelde) güzellik geçmiş (mutluluk takdir edilmiş) olanlar, işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır
Yusuf AliThose for whom the good (record) from Us has gone before, will be removed far therefrom
Diyanet İşleri MealiYaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır
Süleyman AteşOnun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği (ni'metler) içinde ebedi kalırlar
Yusuf AliNot the slightest sound will they hear of Hell: what their souls desired, in that will they dwell
Diyanet İşleri MealiCehennemin uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar
Süleyman AteşO en büyük korku, onları asla tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: "İşte bu, size va'dedilen gününüzdür
Yusuf AliThe Great Terror will bring them no grief: but the angels will meet them (with mutual greetings): "This is your Day,- (the Day) that ye were promised
Diyanet İşleri MealiEn büyük korku bile onları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar
Süleyman AteşO gün göğü yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Üzerimize sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız
Yusuf AliThe Day that We roll up the heavens like a scroll rolled up for books (completed),- even as We produced the first creation, so shall We produce a new one: a promise We have undertaken: truly shall We fulfil it
Diyanet İşleri MealiGöğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız
Süleyman AteşAndolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: "Arza mutlaka iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek)" diye yazmıştık
Yusuf AliBefore this We wrote in the Psalms, after the Message (given to Moses): My servants the righteous, shall inherit the earth
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık
Süleyman AteşŞüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır
Yusuf AliVerily in this (Qur'an) is a Message for people who would (truly) worship God
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır
Süleyman Ateş(Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet için gönderdik
Yusuf AliWe sent thee not, but as a Mercy for all creatures
Diyanet İşleri MealiBiz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik
Süleyman AteşDe ki: "Bana, Tanrınız, ancak bir tek Tanrıdır; diye vahyolunur. O'na teslim ol(up putperestliği bırak)cak mısınız
Yusuf AliSay: "What has come to me by inspiration is that your God is One God: will ye therefore bow to His Will (in Islam)
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Doğrusu tanrınızın tek bir Tanrı olduğu bana şüphesiz vahyolundu. Artık müslüman olacak mısınız
Süleyman AteşEğer yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizin hepinize eşit biçimde açıkladım. Artık tehdidedildiğiniz şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem
Yusuf AliBut if they turn back, Say: "I have proclaimed the Message to you all alike and in truth; but I know not whether that which ye are promised is near or far
Diyanet İşleri MealiEğer yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem
Süleyman AteşŞüphesiz O, sözün açığını da bilir, gizlediklerinzi de bilir
Yusuf AliIt is He Who knows what is open in speech and what ye hide (in your hearts)
Diyanet İşleri MealiDoğrusu O, açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir
Süleyman AteşBilmem belki de o (azabın ertelenmesi) sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir
Yusuf AliI know not but that it may be a trial for you, and a grant of (worldly) livelihood (to you) for a time
Diyanet İşleri MealiBilmem; belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir
Süleyman Ateş(Allah'ın Resulü) Dedi: "Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftiralarınıza) karşı O'nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)
Yusuf AliSay: "O my Lord! judge Thou in truth!" "Our Lord Most Gracious is the One Whose assistance should be sought against the blasphemies ye utter
Diyanet İşleri MealiPeygamber: "Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir" dedi