☪ Anlam Arayışı

17. Al-Israa سُورَةُ الإِسۡرَاءِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
17:1
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِيٓ أَسۡرَىٰ بِعَبۡدِهِۦ لَيۡلࣰ ا مِّنَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ إِلَى ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡأَقۡصَا ٱلَّذِي بَٰرَكۡنَا حَوۡلَهُۥ لِنُرِيَهُۥ مِنۡ ءَايَٰتِنَآۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ
سُبْحَـٰنَ
eksiklikten uzaktır
ٱلَّذِىٓ
O (Allah) ki
أَسْرَىٰ
yürüttü
بِعَبْدِهِۦ
kulunu
لَيْلًۭا
gecenin bir vaktinde
مِّنَ
Mescid-i
ٱلْمَسْجِدِ
Al-Masjid Al-Haraam
ٱلْحَرَامِ
Haram'dan
إِلَى
Mescid-i
ٱلْمَسْجِدِ
Al-Masjid Al-Aqsa
ٱلْأَقْصَا
Aksa'ya
ٱلَّذِى
öyle ki
بَـٰرَكْنَا
bereketli kıldığımız
حَوْلَهُۥ
çevresini
لِنُرِيَهُۥ
kendisine göstermemiz için
مِنْ
bir bölümünü
ءَايَـٰتِنَآ ۚ
ayetlerimizden
إِنَّهُۥ
gerçekten
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْبَصِيرُ
görendir

Saheeh InternationalExalted is He who took His Servant by night from al-Masjid al-Haram to al-Masjid al-Aqsa, whose surroundings We have blessed, to show him of Our signs. Indeed, He is the Hearing, the Seeing

Elmalılı Hamdi YazırKulu Muhammed'i geceleyin, Mescidi Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur

17:2
وَءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلۡنَٰهُ هُدࣰ ى لِّبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَلَّا تَتَّخِذُواْ مِن دُونِي وَكِيلࣰ ا
وَءَاتَيْنَا
ve biz verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَجَعَلْنَـٰهُ
ve onu yaptık
هُدًۭى
bir kılavuz
لِّبَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
أَلَّا
diye
تَتَّخِذُوا۟
edinmeyin
مِن
benden başka
دُونِى
other than Me
وَكِيلًۭا
bir vekil

Saheeh InternationalAnd We gave Moses the Scripture and made it a guidance for the Children of Israel that you not take other than Me as Disposer of affairs

Elmalılı Hamdi YazırMusa'ya da kitap verdik ve beni bırakıp başkasını vekil edinmeyiniz diye onu İsrail oğulları için bir hidayet rehberi kıldık

17:3
ذُرِّيَّةَ مَنۡ حَمَلۡنَا مَعَ نُوحٍۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَبۡدࣰ ا شَكُورࣰ ا
ذُرِّيَّةَ
çocukları
مَنْ
kimselerin
حَمَلْنَا
taşıdığımız
مَعَ
ile beraber
نُوحٍ ۚ
Nuh
إِنَّهُۥ
doğrusu o
كَانَ
idi
عَبْدًۭا
bir kul
شَكُورًۭا
çok şükreden

Saheeh InternationalO descendants of those We carried [in the ship] with Noah. Indeed, he was a grateful servant

Elmalılı Hamdi YazırEy Nuh'la beraber gemiye taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Doğrusu o çok şükredici bir kuldu

17:4
وَقَضَيۡنَآ إِلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ فِي ٱلۡكِتَٰبِ لَتُفۡسِدُنَّ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَّتَيۡنِ وَلَتَعۡلُنَّ عُلُوࣰّ ا كَبِيرࣰ ا
وَقَضَيْنَآ
ve şu hükmü verdik
إِلَىٰ
oğullarına
بَنِىٓ
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
لَتُفْسِدُنَّ
bozgunculuk yapacaksınız
فِى
o ülkede
ٱلْأَرْضِ
the earth
مَرَّتَيْنِ
iki kez
وَلَتَعْلُنَّ
ve çok böbürleneceksiniz
عُلُوًّۭا
büyüklenme ile
كَبِيرًۭا
kibirli

Saheeh InternationalAnd We conveyed to the Children of Israel in the Scripture that, "You will surely cause corruption on the earth twice, and you will surely reach [a degree of] great haughtiness

Elmalılı Hamdi YazırBiz İsrailoğulları'na Tevrat'ta şu hükmü verdik: "Muhakkak siz, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir yükselişle yükseleceksiniz

17:5
فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ أُولَىٰهُمَا بَعَثۡنَا عَلَيۡكُمۡ عِبَادࣰ ا لَّنَآ أُوْلِي بَأۡسࣲ شَدِيدࣲ فَجَاسُواْ خِلَٰلَ ٱلدِّيَارِۚ وَكَانَ وَعۡدࣰ ا مَّفۡعُولࣰ ا
فَإِذَا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
وَعْدُ
zamanı
أُولَىٰهُمَا
birincisinin
بَعَثْنَا
gönderdik
عَلَيْكُمْ
üzerinize
عِبَادًۭا
kullarımızı
لَّنَآ
bizim
أُو۟لِى
çok güçlü
بَأْسٍۢ
çok güçlü
شَدِيدٍۢ
çok güçlü
فَجَاسُوا۟
(sizi) araştırdılar
خِلَـٰلَ
aralarına girip
ٱلدِّيَارِ ۚ
evlerin
وَكَانَ
idi
وَعْدًۭا
bir va'd
مَّفْعُولًۭا
yapılması gereken

Saheeh InternationalSo when the [time of] promise came for the first of them, We sent against you servants of Ours - those of great military might, and they probed [even] into the homes, and it was a promise fulfilled

Elmalılı Hamdi YazırBirincisinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Onlar, evlerin aralarına girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir vaad idi

17:6
ثُمَّ رَدَدۡنَا لَكُمُ ٱلۡكَرَّةَ عَلَيۡهِمۡ وَأَمۡدَدۡنَٰكُم بِأَمۡوَٰلࣲ وَبَنِينَ وَجَعَلۡنَٰكُمۡ أَكۡثَرَ نَفِيرًا
ثُمَّ
sonra
رَدَدْنَا
verdik
لَكُمُ
size
ٱلْكَرَّةَ
tekrar
عَلَيْهِمْ
onları yenme imkanı
وَأَمْدَدْنَـٰكُم
ve sizi destekledik
بِأَمْوَٰلٍۢ
mallarla
وَبَنِينَ
ve oğullarla
وَجَعَلْنَـٰكُمْ
ve yaptık sizi
أَكْثَرَ
daha çok
نَفِيرًا
savaşçılarınızı

Saheeh InternationalThen We gave back to you a return victory over them. And We reinforced you with wealth and sons and made you more numerous in manpower

Elmalılı Hamdi YazırSonra sizi tekrar o istilacılar üzerine galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve toplum olarak sizin sayınızı artırdık

17:7
إِنۡ أَحۡسَنتُمۡ أَحۡسَنتُمۡ لِأَنفُسِكُمۡۖ وَإِنۡ أَسَأۡتُمۡ فَلَهَاۚ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ ٱلۡأٓخِرَةِ لِيَسُـُٔواْ وُجُوهَكُمۡ وَلِيَدۡخُلُواْ ٱلۡمَسۡجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةࣲ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوۡاْ تَتۡبِيرًا
إِنْ
eğer
أَحْسَنتُمْ
iyilik ederseniz
أَحْسَنتُمْ
iyilik etmiş olursunuz
لِأَنفُسِكُمْ ۖ
kendinize
وَإِنْ
ve eğer
أَسَأْتُمْ
kötülük ederseniz
فَلَهَا ۚ
o da aleyhinizedir
فَإِذَا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
وَعْدُ
zamanı
ٱلْـَٔاخِرَةِ
sonuncusunun
لِيَسُـۥٓـُٔوا۟
kötü duruma soksunlar diye
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
وَلِيَدْخُلُوا۟
ve girsinler diye
ٱلْمَسْجِدَ
Mescid'e (Kudüs'e)
كَمَا
gibi
دَخَلُوهُ
girdikleri
أَوَّلَ
ilk
مَرَّةٍۢ
kez
وَلِيُتَبِّرُوا۟
ve mahvetsinler diye
مَا
şeyleri
عَلَوْا۟
ele geçirdikleri
تَتْبِيرًا
helak ederek

Saheeh International[And said], "If you do good, you do good for yourselves; and if you do evil, [you do it] to yourselves." Then when the final promise came, [We sent your enemies] to sadden your faces and to enter the temple in Jerusalem, as they entered it the first time, and to destroy what they had taken over with [total] destruction

Elmalılı Hamdi YazırEğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir. Artık diğer fesadınızın zamanı gelince, yüzlerinizi üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları ve ilk kez girdikleri gibi yine Beyti Makdis'e girmeleri, ele geçirdikleri yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz

17:8
عَسَىٰ رَبُّكُمۡ أَن يَرۡحَمَكُمۡۚ وَإِنۡ عُدتُّمۡ عُدۡنَاۚ وَجَعَلۡنَا جَهَنَّمَ لِلۡكَٰفِرِينَ حَصِيرًا
عَسَىٰ
belki
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
أَن
size acır
يَرْحَمَكُمْ ۚ
(may) have mercy upon you
وَإِنْ
ve eğer
عُدتُّمْ
siz dönerseniz
عُدْنَا ۘ
biz de döneriz
وَجَعَلْنَا
ve yapmışızdır
جَهَنَّمَ
cehennemi
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirler için
حَصِيرًا
kuşatıcı

Saheeh International[Then Allah said], "It is expected, [if you repent], that your Lord will have mercy upon you. But if you return [to sin], We will return [to punishment]. And We have made Hell, for the disbelievers, a prison-bed

Elmalılı Hamdi YazırOlur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama siz tekrar dönerseniz biz de döneriz. Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı bir zindan yaptık

17:9
إِنَّ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ يَهۡدِي لِلَّتِي هِيَ أَقۡوَمُ وَيُبَشِّرُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمۡ أَجۡرࣰ ا كَبِيرࣰ ا
إِنَّ
gerçekten
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
يَهْدِى
yola iletir
لِلَّتِى
ki
هِىَ
o
أَقْوَمُ
en doğru olana
وَيُبَشِّرُ
ve müjdeler
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
ٱلَّذِينَ
yapan
يَعْمَلُونَ
do
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
أَنَّ
şüphesiz
لَهُمْ
kendileri için vardır
أَجْرًۭا
bir ecir
كَبِيرًۭا
büyük

Saheeh InternationalIndeed, this Qur'an guides to that which is most suitable and gives good tidings to the believers who do righteous deeds that they will have a great reward

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bu Kur'ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir ve salih amel işleyen müminlere büyük bir ecir olduğunu müjdeler

17:10
وَأَنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ أَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
لَا
inanmayan(lara)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
Ahirete
أَعْتَدْنَا
hazırlamışızdır
لَهُمْ
onlara
عَذَابًا
bir azab
أَلِيمًۭا
acıklı

Saheeh InternationalAnd that those who do not believe in the Hereafter - We have prepared for them a painful punishment

Elmalılı Hamdi YazırAhirete inanmayanlara da can yakıcı bir azab hazırlamışızdır

17:11
وَيَدۡعُ ٱلۡإِنسَٰنُ بِٱلشَّرِّ دُعَآءَهُۥ بِٱلۡخَيۡرِۖ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ عَجُولࣰ ا
وَيَدْعُ
ve du'a etmektedir
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
بِٱلشَّرِّ
şerre
دُعَآءَهُۥ
du'a eder (gibi)
بِٱلْخَيْرِ ۖ
hayra
وَكَانَ
ve
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
عَجُولًۭا
pek acelecidir

Saheeh InternationalAnd man supplicates for evil as he supplicates for good, and man is ever hasty

Elmalılı Hamdi Yazırİnsan, hayrın gelmesine dua ettiği gibi kötülüğün gelmesine de dua eder. İnsan pek acelecidir

17:12 📚 2
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ ءَايَتَيۡنِۖ فَمَحَوۡنَآ ءَايَةَ ٱلَّيۡلِ وَجَعَلۡنَآ ءَايَةَ ٱلنَّهَارِ مُبۡصِرَةࣰ لِّتَبۡتَغُواْ فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّكُمۡ وَلِتَعۡلَمُواْ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلۡحِسَابَۚ وَكُلَّ شَيۡءࣲ فَصَّلۡنَٰهُ تَفۡصِيلࣰ ا
وَجَعَلْنَا
ve biz yaptık
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
ءَايَتَيْنِ ۖ
iki ayet
فَمَحَوْنَآ
(sonra) sildik
ءَايَةَ
ayetini
ٱلَّيْلِ
gecenin
وَجَعَلْنَآ
ve yaptık
ءَايَةَ
ayetini
ٱلنَّهَارِ
gündüz
مُبْصِرَةًۭ
aydınlatıcı
لِّتَبْتَغُوا۟
aramanız için
فَضْلًۭا
lutfunu
مِّن
Rabbinizin
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَلِتَعْلَمُوا۟
ve bilmeniz için
عَدَدَ
sayısını
ٱلسِّنِينَ
yılların
وَٱلْحِسَابَ ۚ
ve hesabı
وَكُلَّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
فَصَّلْنَـٰهُ
anlattık
تَفْصِيلًۭا
açık açık

Saheeh InternationalAnd We have made the night and day two signs, and We erased the sign of the night and made the sign of the day visible that you may seek bounty from your Lord and may know the number of years and the account [of time]. And everything We have set out in detail

Elmalılı Hamdi YazırBiz geceyi ve gündüzü varlığımıza delalet eden birer delil kıldık. Sonra Rabbinizden bir lütuf aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine) eşyayı aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz her şeyi uzun uzadıya anlattık

17:13
وَكُلَّ إِنسَٰنٍ أَلۡزَمۡنَٰهُ طَٰٓئِرَهُۥ فِي عُنُقِهِۦۖ وَنُخۡرِجُ لَهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ كِتَٰبࣰ ا يَلۡقَىٰهُ مَنشُورًا
وَكُلَّ
her
إِنسَـٰنٍ
insanın
أَلْزَمْنَـٰهُ
bağladık
طَـٰٓئِرَهُۥ
kuşunu (kaderini)
فِى
boynuna
عُنُقِهِۦ ۖ
his neck
وَنُخْرِجُ
ve çıkarırız
لَهُۥ
onun için
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
كِتَـٰبًۭا
bir Kitap
يَلْقَىٰهُ
bulacağı
مَنشُورًا
açılmış olarak

Saheeh InternationalAnd [for] every person We have imposed his fate upon his neck, and We will produce for him on the Day of Resurrection a record which he will encounter spread open

Elmalılı Hamdi YazırHer insanın amel defterini boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız

17:14
ٱقۡرَأۡ كِتَٰبَكَ كَفَىٰ بِنَفۡسِكَ ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكَ حَسِيبࣰ ا
ٱقْرَأْ
oku
كِتَـٰبَكَ
Kitabını
كَفَىٰ
yeter
بِنَفْسِكَ
kendi nefsin
ٱلْيَوْمَ
bugün
عَلَيْكَ
sana
حَسِيبًۭا
hesapçı olarak

Saheeh International[It will be said], "Read your record. Sufficient is yourself against you this Day as accountant

Elmalılı Hamdi YazırKitabını oku! Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter!" deriz

17:15 📚 5
مَّنِ ٱهۡتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهۡتَدِي لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيۡهَاۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةࣱ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۗ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبۡعَثَ رَسُولࣰ ا
مَّنِ
kim
ٱهْتَدَىٰ
hihayeti seçerse
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَهْتَدِى
seçmiş olur
لِنَفْسِهِۦ ۖ
kendisi için
وَمَن
ve kim
ضَلَّ
saparsa
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَضِلُّ
sapar
عَلَيْهَا ۚ
kendi aleyhine
وَلَا
ve
تَزِرُ
taşımaz
وَازِرَةٌۭ
hiçbir günahkar
وِزْرَ
günah yükünü
أُخْرَىٰ ۗ
başkasının
وَمَا
ve
كُنَّا
değiliz
مُعَذِّبِينَ
biz azab edecek
حَتَّىٰ
sürece
نَبْعَثَ
göndermedikçe
رَسُولًۭا
elçi

Saheeh InternationalWhoever is guided is only guided for [the benefit of] his soul. And whoever errs only errs against it. And no bearer of burdens will bear the burden of another. And never would We punish until We sent a messenger

Elmalılı Hamdi YazırKim doğru yola gelirse sırf kendi iyiliği için gelir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar başkasının günah yükünü çekmez. Biz bir Peygamber göndermedikçe, hiç kimseye azab edecek değiliz

17:16 📚 2
وَإِذَآ أَرَدۡنَآ أَن نُّهۡلِكَ قَرۡيَةً أَمَرۡنَا مُتۡرَفِيهَا فَفَسَقُواْ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيۡهَا ٱلۡقَوۡلُ فَدَمَّرۡنَٰهَا تَدۡمِيرࣰ ا
وَإِذَآ
ve zaman
أَرَدْنَآ
biz istediğimiz
أَن
helak etmek
نُّهْلِكَ
We destroy
قَرْيَةً
bir kenti
أَمَرْنَا
emrederiz
مُتْرَفِيهَا
onun varlıklılarına
فَفَسَقُوا۟
kötü işler yaparlar
فِيهَا
orada
فَحَقَّ
böylece gerekli olur
عَلَيْهَا
onlara
ٱلْقَوْلُ
(azab) karar(ı)
فَدَمَّرْنَـٰهَا
biz de orayı yıkarız
تَدْمِيرًۭا
darmadağın

Saheeh InternationalAnd when We intend to destroy a city, We command its affluent but they defiantly disobey therein; so the word comes into effect upon it, and We destroy it with [complete] destruction

Elmalılı Hamdi YazırBiz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece, o ülke helaka müstahak olur, biz de onu yerle bir ederiz

17:17
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِنَ ٱلۡقُرُونِ مِنۢ بَعۡدِ نُوحࣲۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرࣰ ا
وَكَمْ
ve nice
أَهْلَكْنَا
helak ettik
مِنَ
kuşakları
ٱلْقُرُونِ
the generations
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
نُوحٍۢ ۗ
Nuh'dan
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِرَبِّكَ
Rabbin
بِذُنُوبِ
günahlarını
عِبَادِهِۦ
kullarının
خَبِيرًۢا
haber alıcı
بَصِيرًۭا
görücü olarak

Saheeh InternationalAnd how many have We destroyed from the generations after Noah. And sufficient is your Lord, concerning the sins of His servants, as Acquainted and Seeing

Elmalılı Hamdi YazırHem Nuh'tan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını bilmek ve görmekte Rabbin yeter

17:18 📚 3
مَّن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡعَاجِلَةَ عَجَّلۡنَا لَهُۥ فِيهَا مَا نَشَآءُ لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلۡنَا لَهُۥ جَهَنَّمَ يَصۡلَىٰهَا مَذۡمُومࣰ ا مَّدۡحُورࣰ ا
مَّن
kim
كَانَ
ise
يُرِيدُ
istiyor (dünyayı)
ٱلْعَاجِلَةَ
acele olanı
عَجَّلْنَا
çabucak veririz
لَهُۥ
ona
فِيهَا
orada
مَا
kadar
نَشَآءُ
dilediğimiz
لِمَن
kimseye
نُّرِيدُ
istediğimiz
ثُمَّ
sonra
جَعَلْنَا
(yerini) yaparız
لَهُۥ
ona
جَهَنَّمَ
cehennem
يَصْلَىٰهَا
oraya girer
مَذْمُومًۭا
kınanmış olarak
مَّدْحُورًۭا
ve kovulmuş olarak

Saheeh InternationalWhoever should desire the immediate - We hasten for him from it what We will to whom We intend. Then We have made for him Hell, which he will [enter to] burn, censured and banished

Elmalılı Hamdi YazırHer kim peşin isterse, dünyada ona, istediğimiz kimseye, dilediğimiz kadarını peşin veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; kınanmış ve (rahmetimizden) kovulmuş olarak oraya girer

17:19 📚 4
وَمَنۡ أَرَادَ ٱلۡأٓخِرَةَ وَسَعَىٰ لَهَا سَعۡيَهَا وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَأُوْلَٰٓئِكَ كَانَ سَعۡيُهُم مَّشۡكُورࣰ ا
وَمَنْ
ve kim de
أَرَادَ
isterse
ٱلْـَٔاخِرَةَ
ahireti
وَسَعَىٰ
ve çalışırsa
لَهَا
ona
سَعْيَهَا
yaraşır biçimde
وَهُوَ
ve o
مُؤْمِنٌۭ
inanarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
öylelerinin
كَانَ
çalışmalarının
سَعْيُهُم
their effort
مَّشْكُورًۭا
karşılığı verilir

Saheeh InternationalBut whoever desires the Hereafter and exerts the effort due to it while he is a believer - it is those whose effort is ever appreciated [by Allah]

Elmalılı Hamdi YazırKim de ahireti isterse ve mümin olarak kendine yaraşır bir çaba ile onun için çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir

17:20 📚 1
كُلࣰّ ا نُّمِدُّ هَٰٓؤُلَآءِ وَهَٰٓؤُلَآءِ مِنۡ عَطَآءِ رَبِّكَۚ وَمَا كَانَ عَطَآءُ رَبِّكَ مَحۡظُورًا
كُلًّۭا
hepsine
نُّمِدُّ
uzatırız
هَـٰٓؤُلَآءِ
onlara da
وَهَـٰٓؤُلَآءِ
ve onlara da
مِنْ
mükafatından
عَطَآءِ
(the) gift
رَبِّكَ ۚ
Rabbinin
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
عَطَآءُ
hediyesi
رَبِّكَ
Rabbinin
مَحْظُورًا
kısıtlanmış

Saheeh InternationalTo each [category] We extend - to these and to those - from the gift of your Lord. And never has the gift of your Lord been restricted

Elmalılı Hamdi YazırHepsine; (dünyayı isteyenlere de, ahireti isteyenlere de) Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir

17:21 📚 1
ٱنظُرۡ كَيۡفَ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۚ وَلَلۡأٓخِرَةُ أَكۡبَرُ دَرَجَٰتࣲ وَأَكۡبَرُ تَفۡضِيلࣰ ا
ٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
فَضَّلْنَا
üstün yaptık
بَعْضَهُمْ
onların kimini
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ ۚ
kimi
وَلَلْـَٔاخِرَةُ
elbette ahiret
أَكْبَرُ
daha büyüktür
دَرَجَـٰتٍۢ
dereceler bakımından
وَأَكْبَرُ
ve daha büyüktür
تَفْضِيلًۭا
üstünlük bakımından

Saheeh InternationalLook how We have favored [in provision] some of them over others. But the Hereafter is greater in degrees [of difference] and greater in distinction

Elmalılı Hamdi YazırBak! Onların bir kısmını diğerine nasıl üstün kıldık! Elbette ahiret, hem dereceler bakımından daha büyüktür, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür

17:22
لَّا تَجۡعَلۡ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَقۡعُدَ مَذۡمُومࣰ ا مَّخۡذُولࣰ ا
لَّا
asla
تَجْعَلْ
edinme
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
bir tanrı
ءَاخَرَ
başka
فَتَقْعُدَ
sonra oturup kalırsın
مَذْمُومًۭا
kınanmış olarak
مَّخْذُولًۭا
ve yalnız başına bırakılmış olarak

Saheeh InternationalDo not make [as equal] with Allah another deity and [thereby] become censured and forsaken

Elmalılı Hamdi YazırAllah ile birlikte başka bir ilâh edinme! Yoksa kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın

17:23 📚 10
۞وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّآ إِيَّاهُ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنًاۚ إِمَّا يَبۡلُغَنَّ عِندَكَ ٱلۡكِبَرَ أَحَدُهُمَآ أَوۡ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُل لَّهُمَآ أُفࣲّ وَلَا تَنۡهَرۡهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوۡلࣰ ا كَرِيمࣰ ا
۞ وَقَضَىٰ
ve emretti
رَبُّكَ
Rabbin
أَلَّا
tapmamanızı
تَعْبُدُوٓا۟
worship
إِلَّآ
başkasına
إِيَّاهُ
kendisinden
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ
ve anaya babaya
إِحْسَـٰنًا ۚ
iyilik etmenizi
إِمَّا
ulaşırsa
يَبْلُغَنَّ
reach
عِندَكَ
senin yanında
ٱلْكِبَرَ
ihtiyarlık çağına
أَحَدُهُمَآ
ikisinden birisi
أَوْ
yahut
كِلَاهُمَا
her ikisi
فَلَا
sakın
تَقُل
deme
لَّهُمَآ
onlara
أُفٍّۢ
Öf!
وَلَا
ve
تَنْهَرْهُمَا
onları azarlama
وَقُل
söyle
لَّهُمَا
onlara
قَوْلًۭا
bir söz
كَرِيمًۭا
güzel

Saheeh InternationalAnd your Lord has decreed that you not worship except Him, and to parents, good treatment. Whether one or both of them reach old age [while] with you, say not to them [so much as], "uff," and do not repel them but speak to them a noble word

Elmalılı Hamdi YazırRabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle

17:24 📚 6
وَٱخۡفِضۡ لَهُمَا جَنَاحَ ٱلذُّلِّ مِنَ ٱلرَّحۡمَةِ وَقُل رَّبِّ ٱرۡحَمۡهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرࣰ ا
وَٱخْفِضْ
ve indir
لَهُمَا
onlara
جَنَاحَ
kanadını
ٱلذُّلِّ
küçülme
مِنَ
dolayı
ٱلرَّحْمَةِ
acımadan
وَقُل
ve deki
رَّبِّ
Rabbim
ٱرْحَمْهُمَا
sen de bunlara acı
كَمَا
beni nasıl yetiştirdilerse
رَبَّيَانِى
they brought me up
صَغِيرًۭا
küçükken

Saheeh InternationalAnd lower to them the wing of humility out of mercy and say, "My Lord, have mercy upon them as they brought me up [when I was] small

Elmalılı Hamdi Yazırİkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve şöyle de: "Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et

17:25 📚 1
رَّبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمۡۚ إِن تَكُونُواْ صَٰلِحِينَ فَإِنَّهُۥ كَانَ لِلۡأَوَّٰبِينَ غَفُورࣰ ا
رَّبُّكُمْ
Rabbiniz
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
şeyleri
فِى
içlerinizdeki
نُفُوسِكُمْ ۚ
yourselves
إِن
eğer
تَكُونُوا۟
siz olursanız
صَـٰلِحِينَ
iyi kişiler
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz O
كَانَ
tevbe edenleri
لِلْأَوَّٰبِينَ
to those who often turn (to Him)
غَفُورًۭا
bağışlayandır

Saheeh InternationalYour Lord is most knowing of what is within yourselves. If you should be righteous [in intention] - then indeed He is ever, to the often returning [to Him], Forgiving

Elmalılı Hamdi YazırRabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız elbette Allah çok tevbe edenleri bağışlayıcıdır

17:26 📚 3
وَءَاتِ ذَا ٱلۡقُرۡبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلۡمِسۡكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرۡ تَبۡذِيرًا
وَءَاتِ
ve ver
ذَا
akrabaya
ٱلْقُرْبَىٰ
the relatives
حَقَّهُۥ
hakkını
وَٱلْمِسْكِينَ
ve yoksula
وَٱبْنَ
ve yolcuya
ٱلسَّبِيلِ
and the wayfarer
وَلَا
(fakat)
تُبَذِّرْ
saçıp savurma
تَبْذِيرًا
savurarak

Saheeh InternationalAnd give the relative his right, and [also] the poor and the traveler, and do not spend wastefully

Elmalılı Hamdi YazırAkrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma

17:27
إِنَّ ٱلۡمُبَذِّرِينَ كَانُوٓاْ إِخۡوَٰنَ ٱلشَّيَٰطِينِۖ وَكَانَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لِرَبِّهِۦ كَفُورࣰ ا
إِنَّ
çünkü
ٱلْمُبَذِّرِينَ
savurganlar
كَانُوٓا۟
olmuşlardır
إِخْوَٰنَ
kardeşleri
ٱلشَّيَـٰطِينِ ۖ
şeytanların
وَكَانَ
ve ise
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
لِرَبِّهِۦ
Rabbine karşı
كَفُورًۭا
çok nankördür

Saheeh InternationalIndeed, the wasteful are brothers of the devils, and ever has Satan been to his Lord ungrateful

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü (malını) saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür

17:28 📚 2
وَإِمَّا تُعۡرِضَنَّ عَنۡهُمُ ٱبۡتِغَآءَ رَحۡمَةࣲ مِّن رَّبِّكَ تَرۡجُوهَا فَقُل لَّهُمۡ قَوۡلࣰ ا مَّيۡسُورࣰ ا
وَإِمَّا
ve eğer
تُعْرِضَنَّ
yüz çevirecek olursan
عَنْهُمُ
onlardan
ٱبْتِغَآءَ
bekleyerek
رَحْمَةٍۢ
bir rahmeti
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
تَرْجُوهَا
umduğun
فَقُل
bari söyle
لَّهُمْ
onlara
قَوْلًۭا
bir söz
مَّيْسُورًۭا
yumuşak

Saheeh InternationalAnd if you [must] turn away from the needy awaiting mercy from your Lord which you expect, then speak to them a gentle word

Elmalılı Hamdi YazırEğer Rabbinden beklediğin bir rahmet (rızık) için, onlardan yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o vakit de onlara yumuşak ve tatlı bir söz söyle

17:29 📚 6
وَلَا تَجۡعَلۡ يَدَكَ مَغۡلُولَةً إِلَىٰ عُنُقِكَ وَلَا تَبۡسُطۡهَا كُلَّ ٱلۡبَسۡطِ فَتَقۡعُدَ مَلُومࣰ ا مَّحۡسُورًا
وَلَا
ve asla
تَجْعَلْ
yapma
يَدَكَ
el(ler)ini
مَغْلُولَةً
bağlanmış
إِلَىٰ
boynuna
عُنُقِكَ
your neck
وَلَا
ve
تَبْسُطْهَا
açma
كُلَّ
tamamen
ٱلْبَسْطِ
açarak
فَتَقْعُدَ
sonra kalırsın
مَلُومًۭا
kınanmış
مَّحْسُورًا
hasret içinde

Saheeh InternationalAnd do not make your hand [as] chained to your neck or extend it completely and [thereby] become blamed and insolvent

Elmalılı Hamdi YazırElini boynuna asıp bağlama (cimri olma), hem de onu büsbütün açıp saçma (israf etme); aksi halde kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın

17:30 📚 2
إِنَّ رَبَّكَ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرࣰ ا
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
يَبْسُطُ
açar (bol bol verir)
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
وَيَقْدِرُ ۚ
ve kısar
إِنَّهُۥ
çünkü O
كَانَ
kullarını
بِعِبَادِهِۦ
of His slaves
خَبِيرًۢا
bilir
بَصِيرًۭا
görür

Saheeh InternationalIndeed, your Lord extends provision for whom He wills and restricts [it]. Indeed He is ever, concerning His servants, Acquainted and Seeing

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten senin Rabbin, kullarından dilediğinin rızkını genişletir ve dilediğini kısar. Şüphesiz ki Allah, kullarının durumlarından haberdardır, her şeyi görendir

17:31 📚 1
وَلَا تَقۡتُلُوٓاْ أَوۡلَٰدَكُمۡ خَشۡيَةَ إِمۡلَٰقࣲۖ نَّحۡنُ نَرۡزُقُهُمۡ وَإِيَّاكُمۡۚ إِنَّ قَتۡلَهُمۡ كَانَ خِطۡـࣰٔ ا كَبِيرࣰ ا
وَلَا
öldürmeyin
تَقْتُلُوٓا۟
kill
أَوْلَـٰدَكُمْ
çocuklarınızı
خَشْيَةَ
korkusuyla
إِمْلَـٰقٍۢ ۖ
fakirlik
نَّحْنُ
biz
نَرْزُقُهُمْ
sizi de besliyoruz
وَإِيَّاكُمْ ۚ
onları da
إِنَّ
şüphesiz
قَتْلَهُمْ
onları öldürmek
كَانَ
günahtır
خِطْـًۭٔا
a sin
كَبِيرًۭا
büyük

Saheeh InternationalAnd do not kill your children for fear of poverty. We provide for them and for you. Indeed, their killing is ever a great sin

Elmalılı Hamdi YazırBir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur

17:32
وَلَا تَقۡرَبُواْ ٱلزِّنَىٰٓۖ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةࣰ وَسَآءَ سَبِيلࣰ ا
وَلَا
ve asla
تَقْرَبُوا۟
yaklaşmayın
ٱلزِّنَىٰٓ ۖ
zinaya
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
açık bir kötülüktür
فَـٰحِشَةًۭ
an immorality
وَسَآءَ
ve çok kötü
سَبِيلًۭا
bir yoldur;

Saheeh InternationalAnd do not approach unlawful sexual intercourse. Indeed, it is ever an immorality and is evil as a way

Elmalılı Hamdi YazırZinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur

17:33 📚 13
وَلَا تَقۡتُلُواْ ٱلنَّفۡسَ ٱلَّتِي حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَمَن قُتِلَ مَظۡلُومࣰ ا فَقَدۡ جَعَلۡنَا لِوَلِيِّهِۦ سُلۡطَٰنࣰ ا فَلَا يُسۡرِف فِّي ٱلۡقَتۡلِۖ إِنَّهُۥ كَانَ مَنصُورࣰ ا
وَلَا
ve asla
تَقْتُلُوا۟
öldürmeyin
ٱلنَّفْسَ
canı
ٱلَّتِى
haram kıldığı
حَرَّمَ
Allah has forbidden
ٱللَّهُ
Allah'ın
إِلَّا
haksız yere
بِٱلْحَقِّ ۗ
by right
وَمَن
ve kim
قُتِلَ
öldürülürse
مَظْلُومًۭا
haksızlıkla
فَقَدْ
muhakkak
جَعَلْنَا
vermişizdir
لِوَلِيِّهِۦ
onun velisine
سُلْطَـٰنًۭا
bir yetki
فَلَا
fakat
يُسْرِف
aşırı gitmesin
فِّى
öldürmede
ٱلْقَتْلِ ۖ
the killing
إِنَّهُۥ
çünkü
كَانَ
kendisine yardım edilmiştir
مَنصُورًۭا
helped

Saheeh InternationalAnd do not kill the soul which Allah has forbidden, except by right. And whoever is killed unjustly - We have given his heir authority, but let him not exceed limits in [the matter of] taking life. Indeed, he has been supported [by the law]

Elmalılı Hamdi YazırHaklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine bir yetki verdik. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü ona (dinin kendisine verdiği yetki ile) yardım olunmuştur

17:34 📚 3
وَلَا تَقۡرَبُواْ مَالَ ٱلۡيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُ حَتَّىٰ يَبۡلُغَ أَشُدَّهُۥۚ وَأَوۡفُواْ بِٱلۡعَهۡدِۖ إِنَّ ٱلۡعَهۡدَ كَانَ مَسۡـُٔولࣰ ا
وَلَا
ve asla
تَقْرَبُوا۟
yaklaşmayın
مَالَ
malına
ٱلْيَتِيمِ
yetimin
إِلَّا
dışında
بِٱلَّتِى
o
هِىَ
[it] is
أَحْسَنُ
en güzel tarz
حَتَّىٰ
kadar
يَبْلُغَ
erginlik çağına
أَشُدَّهُۥ ۚ
erişinceye
وَأَوْفُوا۟
ve yerine getirin
بِٱلْعَهْدِ ۖ
ahdi
إِنَّ
çünkü
ٱلْعَهْدَ
ahd'den
كَانَ
sorulacaktır
مَسْـُٔولًۭا
questioned

Saheeh InternationalAnd do not approach the property of an orphan, except in the way that is best, until he reaches maturity. And fulfill [every] commitment. Indeed, the commitment is ever [that about which one will be] questioned

Elmalılı Hamdi YazırYetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüşdüne erinceye kadar en güzel bir şekilde yaklaşabilirsiniz. Ahdi de yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk bulunuyor

17:35 📚 1
وَأَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ إِذَا كِلۡتُمۡ وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِۚ ذَٰلِكَ خَيۡرࣱ وَأَحۡسَنُ تَأۡوِيلࣰ ا
وَأَوْفُوا۟
tam yapın
ٱلْكَيْلَ
ölçüyü
إِذَا
zaman
كِلْتُمْ
ölçtüğünüz
وَزِنُوا۟
tartın
بِٱلْقِسْطَاسِ
terazi ile
ٱلْمُسْتَقِيمِ ۚ
doğru
ذَٰلِكَ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
وَأَحْسَنُ
ve daha güzeldir
تَأْوِيلًۭا
sonuç bakımından

Saheeh InternationalAnd give full measure when you measure, and weigh with an even balance. That is the best [way] and best in result

Elmalılı Hamdi YazırÖlçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu hem daha hayırlıdır ve sonuç itibariyle de daha güzeldir

17:36 📚 21
وَلَا تَقۡفُ مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمٌۚ إِنَّ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡبَصَرَ وَٱلۡفُؤَادَ كُلُّ أُوْلَٰٓئِكَ كَانَ عَنۡهُ مَسۡـُٔولࣰ ا
وَلَا
ve
تَقْفُ
ardına düşme
مَا
şeyin
لَيْسَ
olmayan
لَكَ
senin
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌ ۚ
bilgin
إِنَّ
çünkü
ٱلسَّمْعَ
kulak
وَٱلْبَصَرَ
ve göz
وَٱلْفُؤَادَ
ve gönül
كُلُّ
hepsi
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunların
كَانَ
o(yaptığı)ndan
عَنْهُ
[about it]
مَسْـُٔولًۭا
sorumludur

Saheeh InternationalAnd do not pursue that of which you have no knowledge. Indeed, the hearing, the sight and the heart - about all those [one] will be questioned

Elmalılı Hamdi YazırBir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar

17:37 📚 3
وَلَا تَمۡشِ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَحًاۖ إِنَّكَ لَن تَخۡرِقَ ٱلۡأَرۡضَ وَلَن تَبۡلُغَ ٱلۡجِبَالَ طُولࣰ ا
وَلَا
ve
تَمْشِ
yürüme
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مَرَحًا ۖ
kabara kabara
إِنَّكَ
çünkü sen
لَن
yırtamazsın
تَخْرِقَ
tear
ٱلْأَرْضَ
yeri
وَلَن
ve
تَبْلُغَ
erişemezsin
ٱلْجِبَالَ
dağlara
طُولًۭا
boyca

Saheeh InternationalAnd do not walk upon the earth exultantly. Indeed, you will never tear the earth [apart], and you will never reach the mountains in height

Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin

17:38
كُلُّ ذَٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُۥ عِندَ رَبِّكَ مَكۡرُوهࣰ ا
كُلُّ
hepsi
ذَٰلِكَ
bunların
كَانَ
olandır
سَيِّئُهُۥ
kötü
عِندَ
katında
رَبِّكَ
Rabbinin
مَكْرُوهًۭا
hoş görülmeyen şeylerdir

Saheeh InternationalAll that - its evil is ever, in the sight of your Lord, detested

Elmalılı Hamdi YazırKötü olan bütün bu yasaklar, Rabbinizin sevmediği şeylerdir

17:39 📚 1
ذَٰلِكَ مِمَّآ أَوۡحَىٰٓ إِلَيۡكَ رَبُّكَ مِنَ ٱلۡحِكۡمَةِۗ وَلَا تَجۡعَلۡ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتُلۡقَىٰ فِي جَهَنَّمَ مَلُومࣰ ا مَّدۡحُورًا
ذَٰلِكَ
şunlar
مِمَّآ
şeyndendir
أَوْحَىٰٓ
vahyettiği
إِلَيْكَ
sana
رَبُّكَ
Rabbinin
مِنَ
Hikmetten
ٱلْحِكْمَةِ ۗ
the wisdom
وَلَا
edinme
تَجْعَلْ
make
مَعَ
ile bereber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
tanrı
ءَاخَرَ
başka
فَتُلْقَىٰ
sonra atılırsın
فِى
cehenneme
جَهَنَّمَ
Hell
مَلُومًۭا
kınanmış olarak
مَّدْحُورًا
uzaklaştırılmış olarak

Saheeh InternationalThat is from what your Lord has revealed to you, [O Muhammad], of wisdom. And, [O mankind], do not make [as equal] with Allah another deity, lest you be thrown into Hell, blamed and banished

Elmalılı Hamdi Yazırİşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah'la beraber başka bir ilâh uydurma. Aksi halde kötülenmiş ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın

17:40
أَفَأَصۡفَىٰكُمۡ رَبُّكُم بِٱلۡبَنِينَ وَٱتَّخَذَ مِنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنَٰثًاۚ إِنَّكُمۡ لَتَقُولُونَ قَوۡلًا عَظِيمࣰ ا
أَفَأَصْفَىٰكُمْ
size seçti (öyle) mi?'
رَبُّكُم
Rabbiniz
بِٱلْبَنِينَ
oğulları
وَٱتَّخَذَ
ve edindi (kendisine)
مِنَ
meleklerden
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the Angels
إِنَـٰثًا ۚ
kadınlar
إِنَّكُمْ
gerçekten siz
لَتَقُولُونَ
söylüyorsunuz
قَوْلًا
bir söz
عَظِيمًۭا
büyük (çok tehlikeli)

Saheeh InternationalThen, has your Lord chosen you for [having] sons and taken from among the angels daughters? Indeed, you say a grave saying

Elmalılı Hamdi YazırRabbiniz, size oğulları tahsis etti de, kendisi meleklerden dişiler mi edindi? Gerçekten siz çok büyük bir söz söylüyorsunuz

17:41
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لِيَذَّكَّرُواْ وَمَا يَزِيدُهُمۡ إِلَّا نُفُورࣰ ا
وَلَقَدْ
andolsun
صَرَّفْنَا
biz türlü biçimlerde anlattık
فِى
bu
هَـٰذَا
this
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'da
لِيَذَّكَّرُوا۟
düşünüp anlasınlar diye
وَمَا
fakat (bu)
يَزِيدُهُمْ
artırmıyor
إِلَّا
başkasını
نُفُورًۭا
nefretlerinden

Saheeh InternationalAnd We have certainly diversified [the contents] in this Qur'an that mankind may be reminded, but it does not increase the disbelievers except in aversion

Elmalılı Hamdi YazırBiz, bu Kur'ân'da akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde (ikaz ve ihtarı) açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır

17:42
قُل لَّوۡ كَانَ مَعَهُۥٓ ءَالِهَةࣱ كَمَا يَقُولُونَ إِذࣰ ا لَّٱبۡتَغَوۡاْ إِلَىٰ ذِي ٱلۡعَرۡشِ سَبِيلࣰ ا
قُل
de ki
لَّوْ
eğer
كَانَ
olsaydı
مَعَهُۥٓ
O'nunla beraber
ءَالِهَةٌۭ
tanrılar
كَمَا
gibi
يَقُولُونَ
dedikleri
إِذًۭا
o zaman
لَّٱبْتَغَوْا۟
onlar da ararlardı
إِلَىٰ
sahibine
ذِى
(the) Owner
ٱلْعَرْشِ
Arşın
سَبِيلًۭا
bir yol

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "If there had been with Him [other] gods, as they say, then they [each] would have sought to the Owner of the Throne a way

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer dedikleri gibi Allah ile birlikte ilâhlar olsaydı, o zaman bu ilâhlar Arş'ın sahibine bir yol ararlardı

17:43
سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوࣰّ ا كَبِيرࣰ ا
سُبْحَـٰنَهُۥ
(haşa) münezzehtir O
وَتَعَـٰلَىٰ
ve uludur
عَمَّا
onların dediklerinden
يَقُولُونَ
they say
عُلُوًّۭا
yücedir
كَبِيرًۭا
çok

Saheeh InternationalExalted is He and high above what they say by great sublimity

Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların dediklerinden çok münezzeh ve çok yüksek, hem pek büyük bir yükseklikle yücedir

17:44 📚 8
تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ ٱلسَّبۡعُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَن فِيهِنَّۚ وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمۡدِهِۦ وَلَٰكِن لَّا تَفۡقَهُونَ تَسۡبِيحَهُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورࣰ ا
تُسَبِّحُ
tesbih ederler
لَهُ
O'nu
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
gök
ٱلسَّبْعُ
yedi
وَٱلْأَرْضُ
ve yeryüzü
وَمَن
ve kimseler
فِيهِنَّ ۚ
bunların içindeki
وَإِن
ve yoktur
مِّن
hiçbir
شَىْءٍ
şey
إِلَّا
tesbih etmeyen
يُسَبِّحُ
glorifies
بِحَمْدِهِۦ
hamd ile
وَلَـٰكِن
ama
لَّا
siz anlamazsınız
تَفْقَهُونَ
you understand
تَسْبِيحَهُمْ ۗ
onların tesbihlerini
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
كَانَ
halimdir
حَلِيمًا
Ever-Forbearing
غَفُورًۭا
çok bağışlayandır

Saheeh InternationalThe seven heavens and the earth and whatever is in them exalt Him. And there is not a thing except that it exalts [Allah] by His praise, but you do not understand their [way of] exalting. Indeed, He is ever Forbearing and Forgiving

Elmalılı Hamdi YazırYedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır

17:45 📚 1
وَإِذَا قَرَأۡتَ ٱلۡقُرۡءَانَ جَعَلۡنَا بَيۡنَكَ وَبَيۡنَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ حِجَابࣰ ا مَّسۡتُورࣰ ا
وَإِذَا
ve zaman
قَرَأْتَ
okuduğun
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
جَعَلْنَا
çekeriz
بَيْنَكَ
seninle (aranıza)
وَبَيْنَ
arasına
ٱلَّذِينَ
kimselerin
لَا
inanmayan(ların)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
حِجَابًۭا
bir perde
مَّسْتُورًۭا
gizli

Saheeh InternationalAnd when you recite the Qur'an, We put between you and those who do not believe in the Hereafter a concealed partition

Elmalılı Hamdi YazırSen Kur'ân'ı okuduğun zaman biz, seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz

17:46 📚 1
وَجَعَلۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ أَكِنَّةً أَن يَفۡقَهُوهُ وَفِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرࣰ اۚ وَإِذَا ذَكَرۡتَ رَبَّكَ فِي ٱلۡقُرۡءَانِ وَحۡدَهُۥ وَلَّوۡاْ عَلَىٰٓ أَدۡبَٰرِهِمۡ نُفُورࣰ ا
وَجَعَلْنَا
ve kılarız (koyarız)
عَلَىٰ
üzerine
قُلُوبِهِمْ
kableri
أَكِنَّةً
kabuklar
أَن
onu anlamalarına engel olacak
يَفْقَهُوهُ
they understand it
وَفِىٓ
ve
ءَاذَانِهِمْ
kulaklarına
وَقْرًۭا ۚ
bir ağırlık
وَإِذَا
ve zaman
ذَكَرْتَ
andığın
رَبَّكَ
Rabbini
فِى
Kur'an'da
ٱلْقُرْءَانِ
the Quran
وَحْدَهُۥ
birliğini
وَلَّوْا۟
dönüp
عَلَىٰٓ
arkalarına
أَدْبَـٰرِهِمْ
their backs
نُفُورًۭا
kaçarlar

Saheeh InternationalAnd We have placed over their hearts coverings, lest they understand it, and in their ears deafness. And when you mention your Lord alone in the Qur'an, they turn back in aversion

Elmalılı Hamdi YazırVe kalblerinin üzerine, Kur'ân'ı anlamalarına engel perdeler geçiririz ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Rabbini Kur'ân'da bir tek olarak andığın zaman da ürkerek arkalarına döner kaçarlar

17:47 📚 4
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَسۡتَمِعُونَ بِهِۦٓ إِذۡ يَسۡتَمِعُونَ إِلَيۡكَ وَإِذۡ هُمۡ نَجۡوَىٰٓ إِذۡ يَقُولُ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلࣰ ا مَّسۡحُورًا
نَّحْنُ
biz
أَعْلَمُ
gayet iyi biliyoruz
بِمَا
ne sebeple
يَسْتَمِعُونَ
dinlediklerini
بِهِۦٓ
onların
إِذْ
dinlerken
يَسْتَمِعُونَ
they listen
إِلَيْكَ
seni
وَإِذْ
ve zaman
هُمْ
onlar
نَجْوَىٰٓ
fısıldaşırken
إِذْ
zaman
يَقُولُ
dedikleri
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerin
إِن
siz uymuyorsunuz
تَتَّبِعُونَ
you follow
إِلَّا
başkasına
رَجُلًۭا
bir adamdan
مَّسْحُورًا
büyülenmiş

Saheeh InternationalWe are most knowing of how they listen to it when they listen to you and [of] when they are in private conversation, when the wrongdoers say, "You follow not but a man affected by magic

Elmalılı Hamdi YazırBiz onların, seni dinlerken nasıl dinlediklerini çok iyi biliriz. Birbiriyle fısıldaşırlarken de o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini biz çok iyi biliriz

17:48 📚 2
ٱنظُرۡ كَيۡفَ ضَرَبُواْ لَكَ ٱلۡأَمۡثَالَ فَضَلُّواْ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ سَبِيلࣰ ا
ٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
ضَرَبُوا۟
misaller verdiler
لَكَ
sana
ٱلْأَمْثَالَ
bezetmelerle
فَضَلُّوا۟
şaştılar
فَلَا
artık bir daha
يَسْتَطِيعُونَ
bulamazlar
سَبِيلًۭا
yolu

Saheeh InternationalLook how they strike for you comparisons; but they have strayed, so they cannot [find] a way

Elmalılı Hamdi YazırBak senin için nasıl misaller verdiler de bu yüzden nasıl sapıklığa düştüler! Artık hak yolu bulmaya güçleri yetmez

17:49
وَقَالُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمࣰ ا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ خَلۡقࣰ ا جَدِيدࣰ ا
وَقَالُوٓا۟
ve dediler ki
أَءِذَا
mi?
كُنَّا
biz iken
عِظَـٰمًۭا
kemikler
وَرُفَـٰتًا
ve ufalanmış toprak
أَءِنَّا
biz miyiz?
لَمَبْعُوثُونَ
diriltilecek
خَلْقًۭا
yaratılışla
جَدِيدًۭا
yeni bir

Saheeh InternationalAnd they say, "When we are bones and crumbled particles, will we [truly] be resurrected as a new creation

Elmalılı Hamdi YazırBir de onlar dediler ki: "Biz, bir kemik yığını olduğumuz ve ufalanıp toz olduğumuz vakit mi, gerçekten biz mi, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz

17:50 📚 1
۞قُلۡ كُونُواْ حِجَارَةً أَوۡ حَدِيدًا
۞ قُلْ
de ki
كُونُوا۟
(ister) olun
حِجَارَةً
taş
أَوْ
veya
حَدِيدًا
demir

Saheeh InternationalSay, "Be you stones or iron

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "İster taş olun, ister demir

17:51
أَوۡ خَلۡقࣰ ا مِّمَّا يَكۡبُرُ فِي صُدُورِكُمۡۚ فَسَيَقُولُونَ مَن يُعِيدُنَاۖ قُلِ ٱلَّذِي فَطَرَكُمۡ أَوَّلَ مَرَّةࣲۚ فَسَيُنۡغِضُونَ إِلَيۡكَ رُءُوسَهُمۡ وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هُوَۖ قُلۡ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَرِيبࣰ ا
أَوْ
veya
خَلْقًۭا
yaratık
مِّمَّا
herhangi bir
يَكْبُرُ
büyüyen
فِى
gönlünüzde
صُدُورِكُمْ ۚ
your breasts
فَسَيَقُولُونَ
diyecekler ki
مَن
kim
يُعِيدُنَا ۖ
bizi tekrar döndürebilir
قُلِ
de ki
ٱلَّذِى
sizi yaratan
فَطَرَكُمْ
created you
أَوَّلَ
ilk
مَرَّةٍۢ ۚ
defa
فَسَيُنْغِضُونَ
alaylı alaylı sallayacaklar
إِلَيْكَ
sana
رُءُوسَهُمْ
başlarını
وَيَقُولُونَ
ve diyecekler
مَتَىٰ
Ne zaman?
هُوَ ۖ
o
قُلْ
de ki
عَسَىٰٓ
belki de
أَن
olabilir
يَكُونَ
(it) will be
قَرِيبًۭا
pek yakın

Saheeh InternationalOr [any] creation of that which is great within your breasts." And they will say, "Who will restore us?" Say, "He who brought you forth the first time." Then they will nod their heads toward you and say, "When is that?" Say, "Perhaps it will be soon

Elmalılı Hamdi Yazırİsterse gönlünüzde büyüyen başka bir yaratık olun, (Muhakkak öldürülecek ve diriltileceksiniz.) "Onlar: "Bizi kim tekrar diriltecek?" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratmış olan o kudret sahibi." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu." diyecekler. De ki: "Yakın olması gerekir

17:52
يَوۡمَ يَدۡعُوكُمۡ فَتَسۡتَجِيبُونَ بِحَمۡدِهِۦ وَتَظُنُّونَ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
يَوْمَ
gün
يَدْعُوكُمْ
sizi çağıracağı
فَتَسْتَجِيبُونَ
çağrısına uyarsınız
بِحَمْدِهِۦ
O'na hamdederek
وَتَظُنُّونَ
ve sanırsınız
إِن
(dünyada) kalmadınız
لَّبِثْتُمْ
you had remained
إِلَّا
dışında
قَلِيلًۭا
pek az (bir süre)

Saheeh InternationalOn the Day He will call you and you will respond with praise of Him and think that you had not remained [in the world] except for a little

Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) sizi çağıracağı gün, tam bir hürmetle onun emrine koşacaksınız ve zannedeceksiniz ki, kabirlerinizde pek az bir müddet kaldınız

17:53 📚 3
وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ ٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُۚ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ يَنزَغُ بَيۡنَهُمۡۚ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ كَانَ لِلۡإِنسَٰنِ عَدُوࣰّ ا مُّبِينࣰ ا
وَقُل
ve söyle
لِّعِبَادِى
kullarıma
يَقُولُوا۟
söylesinler
ٱلَّتِى
o
هِىَ
which
أَحْسَنُ ۚ
en güzel (sözü)
إِنَّ
çünkü
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytan
يَنزَغُ
girer
بَيْنَهُمْ ۚ
aralarına
إِنَّ
doğrusu
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytan
كَانَ
insanın
لِلْإِنسَـٰنِ
to the man
عَدُوًّۭا
düşmanıdır
مُّبِينًۭا
apaçık

Saheeh InternationalAnd tell My servants to say that which is best. Indeed, Satan induces [dissension] among them. Indeed Satan is ever, to mankind, a clear enemy

Elmalılı Hamdi YazırMümin kullarıma söyle de (kâfirlere) en güzel olan sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarına fesat sokar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır

17:54
رَّبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِكُمۡۖ إِن يَشَأۡ يَرۡحَمۡكُمۡ أَوۡ إِن يَشَأۡ يُعَذِّبۡكُمۡۚ وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ وَكِيلࣰ ا
رَّبُّكُمْ
Rabbiniz
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِكُمْ ۖ
sizi
إِن
eğer
يَشَأْ
dilerse
يَرْحَمْكُمْ
size acır
أَوْ
veya
إِن
eğer
يَشَأْ
dilerse
يُعَذِّبْكُمْ ۚ
size azabeder
وَمَآ
biz seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ
We have sent you
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
وَكِيلًۭا
bir vekil

Saheeh InternationalYour Lord is most knowing of you. If He wills, He will have mercy upon you; or if He wills, He will punish you. And We have not sent you, [O Muhammad], over them as a manager

Elmalılı Hamdi YazırRabbiniz sizi çok daha iyi bilir. Dilerse tevbeniz sebebiyle size merhamet eder, dilerse azab eder. Seni de onların üzerine vekil göndermedik

17:55 📚 1
وَرَبُّكَ أَعۡلَمُ بِمَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَلَقَدۡ فَضَّلۡنَا بَعۡضَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ عَلَىٰ بَعۡضࣲۖ وَءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ زَبُورࣰ ا
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَن
olanları
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerde
وَلَقَدْ
ve andolsun ki
فَضَّلْنَا
biz üstün kıldık
بَعْضَ
kimini
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberlerin
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ ۖ
kimi
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
دَاوُۥدَ
Davud'a da
زَبُورًۭا
Zebur'u

Saheeh InternationalAnd your Lord is most knowing of whoever is in the heavens and the earth. And We have made some of the prophets exceed others [in various ways], and to David We gave the book [of Psalms]

Elmalılı Hamdi YazırRabbin göklerde ve yerde olan kimselerin hepsini en iyi bilendir. Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık. Davud'a da Zebur'u verdik

17:56
قُلِ ٱدۡعُواْ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُم مِّن دُونِهِۦ فَلَا يَمۡلِكُونَ كَشۡفَ ٱلضُّرِّ عَنكُمۡ وَلَا تَحۡوِيلًا
قُلِ
de ki
ٱدْعُوا۟
yalvarın
ٱلَّذِينَ
(tanrı olduğunu) sandığınız şeylere
زَعَمْتُم
you claimed
مِّن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
فَلَا
(fakat)
يَمْلِكُونَ
güçleri yetmez
كَشْفَ
gidermeye
ٱلضُّرِّ
sıkıntıyı
عَنكُمْ
sizden
وَلَا
ve
تَحْوِيلًا
değiştirmeye

Saheeh InternationalSay, "Invoke those you have claimed [as gods] besides Him, for they do not possess the [ability for] removal of adversity from you or [for its] transfer [to someone else]

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Allah'tan başka, ilâh olduğunu sandığınız şeyleri çağırın, size yardım etsinler. Onlar, ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de değiştirebilirler

17:57 📚 5
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ يَبۡتَغُونَ إِلَىٰ رَبِّهِمُ ٱلۡوَسِيلَةَ أَيُّهُمۡ أَقۡرَبُ وَيَرۡجُونَ رَحۡمَتَهُۥ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۥٓۚ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحۡذُورࣰ ا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onların
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَدْعُونَ
yalvardıkları
يَبْتَغُونَ
ararlar
إِلَىٰ
Rablerine
رَبِّهِمُ
their Lord
ٱلْوَسِيلَةَ
bir vesile
أَيُّهُمْ
hangisi
أَقْرَبُ
en yakın (diye)
وَيَرْجُونَ
ve umarlar
رَحْمَتَهُۥ
O'nun merhametini
وَيَخَافُونَ
ve korkarlar
عَذَابَهُۥٓ ۚ
azabından
إِنَّ
çünkü
عَذَابَ
azabı
رَبِّكَ
Rabbinin
كَانَ
cidden korkunçtur
مَحْذُورًۭا
(ever) feared

Saheeh InternationalThose whom they invoke seek means of access to their Lord, [striving as to] which of them would be nearest, and they hope for His mercy and fear His punishment. Indeed, the punishment of your Lord is ever feared

Elmalılı Hamdi YazırOnların yalvardıkları da, Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. Ve O'nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı korkunçtur

17:58
وَإِن مِّن قَرۡيَةٍ إِلَّا نَحۡنُ مُهۡلِكُوهَا قَبۡلَ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَوۡ مُعَذِّبُوهَا عَذَابࣰ ا شَدِيدࣰ اۚ كَانَ ذَٰلِكَ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مَسۡطُورࣰ ا
وَإِن
yoktur ki
مِّن
hiçbir
قَرْيَةٍ
kent
إِلَّا
ancak
نَحْنُ
biz
مُهْلِكُوهَا
onu yok ederiz
قَبْلَ
önce
يَوْمِ
gününden
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
أَوْ
yahut
مُعَذِّبُوهَا
ona azab ederiz
عَذَابًۭا
azap ile
شَدِيدًۭا ۚ
şiddetli bir
كَانَ
Bu
ذَٰلِكَ
That is
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
مَسْطُورًۭا
yazılmıştır

Saheeh InternationalAnd there is no city but that We will destroy it before the Day of Resurrection or punish it with a severe punishment. That has ever been in the Register inscribed

Elmalılı Hamdi YazırHiç bir şehir (halkı) yoktur ki, kıyamet gününden önce biz onu helak etmeyelim, yahut şiddetli bir azab ile azablandırmayalım. Bu, Kitap'ta (Levhi Mahfuzda) yazılıdır

17:59
وَمَا مَنَعَنَآ أَن نُّرۡسِلَ بِٱلۡأٓيَٰتِ إِلَّآ أَن كَذَّبَ بِهَا ٱلۡأَوَّلُونَۚ وَءَاتَيۡنَا ثَمُودَ ٱلنَّاقَةَ مُبۡصِرَةࣰ فَظَلَمُواْ بِهَاۚ وَمَا نُرۡسِلُ بِٱلۡأٓيَٰتِ إِلَّا تَخۡوِيفࣰ ا
وَمَا
ve yoktur
مَنَعَنَآ
bizi alıkoyan
أَن
göndermekten
نُّرْسِلَ
We send
بِٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetler (mu'cizeler)
إِلَّآ
dışında
أَن
yalanlamaları
كَذَّبَ
denied
بِهَا
(onları)
ٱلْأَوَّلُونَ ۚ
evvelkilerin
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
ثَمُودَ
Semud'a
ٱلنَّاقَةَ
dişi deveyi
مُبْصِرَةًۭ
açık bir mu'cize olarak
فَظَلَمُوا۟
o zulmetmelerine sebeb oldu
بِهَا ۚ
onlara
وَمَا
ve
نُرْسِلُ
biz göndermeyiz
بِٱلْـَٔايَـٰتِ
mu'cizeleri
إِلَّا
dışında
تَخْوِيفًۭا
korkutmak

Saheeh InternationalAnd nothing has prevented Us from sending signs except that the former peoples denied them. And We gave Thamud the she-camel as a visible sign, but they wronged her. And We send not the signs except as a warning

Elmalılı Hamdi YazırBizi, âyetler (mucizeler) ve peygamber göndermekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semûd'a, açık bir mucize olarak o dişi deveyi vermiştik de ona zulmetmişlerdi (deveyi boğazlayarak kendilerine yazık etmişlerdi). Oysa biz, o mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz

17:60
وَإِذۡ قُلۡنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِٱلنَّاسِۚ وَمَا جَعَلۡنَا ٱلرُّءۡيَا ٱلَّتِيٓ أَرَيۡنَٰكَ إِلَّا فِتۡنَةࣰ لِّلنَّاسِ وَٱلشَّجَرَةَ ٱلۡمَلۡعُونَةَ فِي ٱلۡقُرۡءَانِۚ وَنُخَوِّفُهُمۡ فَمَا يَزِيدُهُمۡ إِلَّا طُغۡيَٰنࣰ ا كَبِيرࣰ ا
وَإِذْ
bir zaman
قُلْنَا
demiştik
لَكَ
sana
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
أَحَاطَ
kuşatmıştır
بِٱلنَّاسِ ۚ
insanları
وَمَا
biz yapmadık
جَعَلْنَا
We made
ٱلرُّءْيَا
rü'yayı
ٱلَّتِىٓ
sana gösterdiğimiz
أَرَيْنَـٰكَ
We showed you
إِلَّا
başka bir şey
فِتْنَةًۭ
sınama (aracı)
لِّلنَّاسِ
insanlar için
وَٱلشَّجَرَةَ
ve ağacı
ٱلْمَلْعُونَةَ
la'netlenmiş
فِى
Kur'an'da
ٱلْقُرْءَانِ ۚ
the Quran
وَنُخَوِّفُهُمْ
biz onları korkutuyoruz
فَمَا
fakat
يَزِيدُهُمْ
artırmıyor
إِلَّا
başkasını
طُغْيَـٰنًۭا
azgınlıklarından
كَبِيرًۭا
daha da fazla

Saheeh InternationalAnd [remember, O Muhammad], when We told you, "Indeed, your Lord has encompassed the people." And We did not make the sight which We showed you except as a trial for the people, as was the accursed tree [mentioned] in the Qur'an. And We threaten them, but it increases them not except in great transgression

Elmalılı Hamdi YazırVaktiyle sana şöyle vahyettiğimizi hatırla: "Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır." (İsrâ gecesi) sana açıkça gösterdiğimiz o temâşâyı ve Kur'ân'da lanet edilen ağacı da, yalnız insanlara bir imtihan için yapmışızdır. Biz onları, korkutuyoruz, fakat bu onlara ancak büyük bir taşkınlıktan başka bir sonuç vermiyor

17:61
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ قَالَ ءَأَسۡجُدُ لِمَنۡ خَلَقۡتَ طِينࣰ ا
وَإِذْ
bir zaman
قُلْنَا
demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
ٱسْجُدُوا۟
secde edin
لِـَٔادَمَ
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟
secde ettiler
إِلَّآ
dışında
إِبْلِيسَ
İblis
قَالَ
dedi
ءَأَسْجُدُ
ben mi secde edeceğim?
لِمَنْ
kimseye
خَلَقْتَ
yarattığın
طِينًۭا
çamur olarak

Saheeh InternationalAnd [mention] when We said to the angles, "Prostrate to Adam," and they prostrated, except for Iblees. He said, "Should I prostrate to one You created from clay

Elmalılı Hamdi Yazır(Yine unutma ki) Bir vakit meleklere: "Âdem'e secde edin" demiştik. İblis'ten başka hepsi secde ettiler. O ise: "Ben bir çamurdan yarattığın kimseye mi secde ederim?" demişti

17:62
قَالَ أَرَءَيۡتَكَ هَٰذَا ٱلَّذِي كَرَّمۡتَ عَلَيَّ لَئِنۡ أَخَّرۡتَنِ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَأَحۡتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
قَالَ
dedi
أَرَءَيْتَكَ
gördün mü?
هَـٰذَا
şu
ٱلَّذِى
üstün yaptığını
كَرَّمْتَ
You have honored
عَلَىَّ
benden
لَئِنْ
andolsun eğer
أَخَّرْتَنِ
beni ertelersen
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
لَأَحْتَنِكَنَّ
hakimiyetime alacağım
ذُرِّيَّتَهُۥٓ
onun zürriyetini
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı

Saheeh International[Iblees] said, "Do You see this one whom You have honored above me? If You delay me until the Day of Resurrection, I will surely destroy his descendants, except for a few

Elmalılı Hamdi Yazır(Yine İblis) dedi ki: "Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım

17:63 📚 1
قَالَ ٱذۡهَبۡ فَمَن تَبِعَكَ مِنۡهُمۡ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمۡ جَزَآءࣰ مَّوۡفُورࣰ ا
قَالَ
(Allah) dedi ki
ٱذْهَبْ
git
فَمَن
kim
تَبِعَكَ
sana uyarsa
مِنْهُمْ
onlardan
فَإِنَّ
şüphesiz
جَهَنَّمَ
cehennemdir
جَزَآؤُكُمْ
cezanız
جَزَآءًۭ
bir ceza
مَّوْفُورًۭا
mükemmel

Saheeh International[Allah] said, "Go, for whoever of them follows you, indeed Hell will be the recompense of you - an ample recompense

Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Haydi git! Onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz ki, cezanız cehennemdir, hem de mükemmel bir ceza

17:64
وَٱسۡتَفۡزِزۡ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتَ مِنۡهُم بِصَوۡتِكَ وَأَجۡلِبۡ عَلَيۡهِم بِخَيۡلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكۡهُمۡ فِي ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَوۡلَٰدِ وَعِدۡهُمۡۚ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا
وَٱسْتَفْزِزْ
yerinden oynat
مَنِ
kimseyi
ٱسْتَطَعْتَ
gücünün yettiği
مِنْهُم
onlardan
بِصَوْتِكَ
sesinle
وَأَجْلِبْ
ve yaygarayı bas
عَلَيْهِم
onların üzerine
بِخَيْلِكَ
atlılarınla
وَرَجِلِكَ
ve yayalarınla
وَشَارِكْهُمْ
ve onlara ortak ol
فِى
mallarda
ٱلْأَمْوَٰلِ
the wealth
وَٱلْأَوْلَـٰدِ
ve evladlarda
وَعِدْهُمْ ۚ
ve onlara va'dler yap
وَمَا
onlara va'detmez
يَعِدُهُمُ
promises them
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
إِلَّا
başka bir şey
غُرُورًا
aldatıştan

Saheeh InternationalAnd incite [to senselessness] whoever you can among them with your voice and assault them with your horses and foot soldiers and become a partner in their wealth and their children and promise them." But Satan does not promise them except delusion

Elmalılı Hamdi YazırOnlardan gücünün yettiğini yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas! Mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol! Ve onlara vaadlerde bulun." Fakat şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez

17:65
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنࣱۚ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ وَكِيلࣰ ا
إِنَّ
şüphesiz
عِبَادِى
benim kullarıma
لَيْسَ
yoktur
لَكَ
senin
عَلَيْهِمْ
onların üzerinde
سُلْطَـٰنٌۭ ۚ
bir gücün
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِرَبِّكَ
Rabbin
وَكِيلًۭا
vekil olarak

Saheeh InternationalIndeed, over My [believing] servants there is for you no authority. And sufficient is your Lord as Disposer of affairs

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter

17:66
رَّبُّكُمُ ٱلَّذِي يُزۡجِي لَكُمُ ٱلۡفُلۡكَ فِي ٱلۡبَحۡرِ لِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِكُمۡ رَحِيمࣰ ا
رَّبُّكُمُ
Rabbiniz
ٱلَّذِى
O'dur ki
يُزْجِى
yürütür
لَكُمُ
size
ٱلْفُلْكَ
gemileri
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
لِتَبْتَغُوا۟
(payınızı) aramanız için
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۚ
His Bounty
إِنَّهُۥ
doğrsu O
كَانَ
size
بِكُمْ
to you
رَحِيمًۭا
çok acır

Saheeh InternationalIt is your Lord who drives the ship for you through the sea that you may seek of His bounty. Indeed, He is ever, to you, Merciful

Elmalılı Hamdi YazırRabbiniz, lütfundan nasib arayasınız diye, sizin için denizde gemileri yürüten kudret sahibidir. Şüphesiz O, size çok merhametlidir

17:67
وَإِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فِي ٱلۡبَحۡرِ ضَلَّ مَن تَدۡعُونَ إِلَّآ إِيَّاهُۖ فَلَمَّا نَجَّىٰكُمۡ إِلَى ٱلۡبَرِّ أَعۡرَضۡتُمۡۚ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ كَفُورًا
وَإِذَا
zaman
مَسَّكُمُ
size dokunduğu
ٱلضُّرُّ
bir sıkıntı
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
ضَلَّ
kaybolur
مَن
bütün yalvardıklarınız
تَدْعُونَ
you call
إِلَّآ
başka
إِيَّاهُ ۖ
O'ndan
فَلَمَّا
fakat (O)
نَجَّىٰكُمْ
sizi kurtarıp çıkarınca
إِلَى
karaya
ٱلْبَرِّ
the land
أَعْرَضْتُمْ ۚ
yine yüz çevirirsiniz
وَكَانَ
gerçekten
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
كَفُورًا
nankördür

Saheeh InternationalAnd when adversity touches you at sea, lost are [all] those you invoke except for Him. But when He delivers you to the land, you turn away [from Him]. And ever is man ungrateful

Elmalılı Hamdi YazırDenizde başınıza bir felaket geldiği zaman, Allah'tan başka yalvardığınız bütün putlar kaybolur. Allah sizi tehlikeden kurtarıp karaya çıkarınca da yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür

17:68
أَفَأَمِنتُمۡ أَن يَخۡسِفَ بِكُمۡ جَانِبَ ٱلۡبَرِّ أَوۡ يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبࣰ ا ثُمَّ لَا تَجِدُواْ لَكُمۡ وَكِيلًا
أَفَأَمِنتُمْ
emin misiniz?
أَن
batırmayacağından
يَخْسِفَ
He will cause to swallow
بِكُمْ
sizi
جَانِبَ
ters çevirip
ٱلْبَرِّ
karayı
أَوْ
yahut
يُرْسِلَ
göndermeyeceğinden
عَلَيْكُمْ
üzerinize
حَاصِبًۭا
taşlar savuran bir kasırga
ثُمَّ
sonra
لَا
bulamazsınız
تَجِدُوا۟
you will find
لَكُمْ
kendinize
وَكِيلًا
bir koruyucu

Saheeh InternationalThen do you feel secure that [instead] He will not cause a part of the land to swallow you or send against you a storm of stones? Then you would not find for yourselves an advocate

Elmalılı Hamdi Yazır(Denizden karaya çıktığınızda) O'nun sizi karada yerin dibine geçirmeyeceğinden, yahut üzerinize taş yağdıran bir kasırga gördermeyeceğinden emin misiniz? Sonra kendinize bir vekil de bulamazsınız

17:69
أَمۡ أَمِنتُمۡ أَن يُعِيدَكُمۡ فِيهِ تَارَةً أُخۡرَىٰ فَيُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ قَاصِفࣰ ا مِّنَ ٱلرِّيحِ فَيُغۡرِقَكُم بِمَا كَفَرۡتُمۡ ثُمَّ لَا تَجِدُواْ لَكُمۡ عَلَيۡنَا بِهِۦ تَبِيعࣰ ا
أَمْ
yoksa
أَمِنتُمْ
emin misiniz?
أَن
sizi gönderip
يُعِيدَكُمْ
He will send you back
فِيهِ
oraya
تَارَةً
bir kez daha
أُخْرَىٰ
bir kez daha
فَيُرْسِلَ
salarak
عَلَيْكُمْ
üstünüze
قَاصِفًۭا
bir fırtına
مِّنَ
kırıp geçiren
ٱلرِّيحِ
the wind
فَيُغْرِقَكُم
ve sizi boğmayacağından
بِمَا
dolayı
كَفَرْتُمْ ۙ
inkar ettiğinizden
ثُمَّ
O zaman
لَا
bulamazsınız
تَجِدُوا۟
you will find
لَكُمْ
kendinize
عَلَيْنَا
bize karşı
بِهِۦ
onu
تَبِيعًۭا
izleyip koruyacak birini

Saheeh InternationalOr do you feel secure that He will not send you back into the sea another time and send upon you a hurricane of wind and drown you for what you denied? Then you would not find for yourselves against Us an avenger

Elmalılı Hamdi YazırYoksa sizi tekrar denize döndürüp de üzerinize kasırgalar göndermeyeceğinden ve böylece ettiğiniz nankörlük sebebiyle sizi boğmayacağından emin misiniz? Sonra bu yaptığımıza karşı, bizim aleyhimize size yardım edecek bir koruyucu bulamazsınız

17:70
۞وَلَقَدۡ كَرَّمۡنَا بَنِيٓ ءَادَمَ وَحَمَلۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ وَرَزَقۡنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ كَثِيرࣲ مِّمَّنۡ خَلَقۡنَا تَفۡضِيلࣰ ا
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun
كَرَّمْنَا
biz çok ikram ettik
بَنِىٓ
oğullarına
ءَادَمَ
Adem
وَحَمَلْنَـٰهُمْ
ve onları taşıdık
فِى
karada
ٱلْبَرِّ
the land
وَٱلْبَحْرِ
ve denizde
وَرَزَقْنَـٰهُم
ve onları besledik
مِّنَ
güzel rızıklarla
ٱلطَّيِّبَـٰتِ
the good things
وَفَضَّلْنَـٰهُمْ
ve onları üstün kıldık
عَلَىٰ
üzerine
كَثِيرٍۢ
bir çoğu
مِّمَّنْ
yarattıklarımızın
خَلَقْنَا
We have created
تَفْضِيلًۭا
tam bir üstünlükle

Saheeh InternationalAnd We have certainly honored the children of Adam and carried them on the land and sea and provided for them of the good things and preferred them over much of what We have created, with [definite] preference

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz, insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve temiz yiyeceklerden onları rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık

17:71
يَوۡمَ نَدۡعُواْ كُلَّ أُنَاسِۭ بِإِمَٰمِهِمۡۖ فَمَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَقۡرَءُونَ كِتَٰبَهُمۡ وَلَا يُظۡلَمُونَ فَتِيلࣰ ا
يَوْمَ
gün
نَدْعُوا۟
çağırdığımız
كُلَّ
her
أُنَاسٍۭ
milleti
بِإِمَـٰمِهِمْ ۖ
imamıyla
فَمَنْ
kimlerin
أُوتِىَ
verilirse
كِتَـٰبَهُۥ
Kitabı
بِيَمِينِهِۦ
sağından
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يَقْرَءُونَ
okurlar
كِتَـٰبَهُمْ
Kitaplarını
وَلَا
ve
يُظْلَمُونَ
haksızlığa uğratılmazlar
فَتِيلًۭا
en ufak

Saheeh International[Mention, O Muhammad], the Day We will call forth every people with their record [of deeds]. Then whoever is given his record in his right hand - those will read their records, and injustice will not be done to them, [even] as much as a thread [inside the date seed]

Elmalılı Hamdi YazırKıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar

17:72 📚 6
وَمَن كَانَ فِي هَٰذِهِۦٓ أَعۡمَىٰ فَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ أَعۡمَىٰ وَأَضَلُّ سَبِيلࣰ ا
وَمَن
ve kimse
كَانَ
olan
فِى
şu (dünyada)
هَـٰذِهِۦٓ
this (world)
أَعْمَىٰ
kör
فَهُوَ
o
فِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
أَعْمَىٰ
kördür
وَأَضَلُّ
ve daha da sapıktır
سَبِيلًۭا
yolu

Saheeh InternationalAnd whoever is blind in this [life] will be blind in the Hereafter and more astray in way

Elmalılı Hamdi YazırHer kim bu dünyada (manen) kör ise ahirette de kördür. Ve gidişçe daha şaşkındır

17:73 📚 2
وَإِن كَادُواْ لَيَفۡتِنُونَكَ عَنِ ٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ لِتَفۡتَرِيَ عَلَيۡنَا غَيۡرَهُۥۖ وَإِذࣰ ا لَّٱتَّخَذُوكَ خَلِيلࣰ ا
وَإِن
ve eğer
كَادُوا۟
az daha onlar
لَيَفْتِنُونَكَ
seni kandıracaklardı
عَنِ
vahyettiğimizden
ٱلَّذِىٓ
that which
أَوْحَيْنَآ
We revealed
إِلَيْكَ
sana
لِتَفْتَرِىَ
iftira atman için
عَلَيْنَا
üstümüze
غَيْرَهُۥ ۖ
ondan başkasını
وَإِذًۭا
işte o zaman
لَّٱتَّخَذُوكَ
seni edinirlerdi
خَلِيلًۭا
dost

Saheeh InternationalAnd indeed, they were about to tempt you away from that which We revealed to you in order to [make] you invent about Us something else; and then they would have taken you as a friend

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye, fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi

17:74
وَلَوۡلَآ أَن ثَبَّتۡنَٰكَ لَقَدۡ كِدتَّ تَرۡكَنُ إِلَيۡهِمۡ شَيۡـࣰٔ ا قَلِيلًا
وَلَوْلَآ
eğer olmasaydık
أَن
biz seni sağlamlaştırmış
ثَبَّتْنَـٰكَ
We (had) strengthened you
لَقَدْ
gerçekten
كِدتَّ
neredeyse
تَرْكَنُ
yanaşacaktın
إِلَيْهِمْ
onlara
شَيْـًۭٔا
bir parça
قَلِيلًا
a little

Saheeh InternationalAnd if We had not strengthened you, you would have almost inclined to them a little

Elmalılı Hamdi YazırEğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, nerdeyse sen onlara birazcık meyledecektin

17:75 📚 1
إِذࣰ ا لَّأَذَقۡنَٰكَ ضِعۡفَ ٱلۡحَيَوٰةِ وَضِعۡفَ ٱلۡمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيۡنَا نَصِيرࣰ ا
إِذًۭا
o takdirde
لَّأَذَقْنَـٰكَ
sana taddırırdık
ضِعْفَ
kat kat
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatı
وَضِعْفَ
ve kat kat
ٱلْمَمَاتِ
ölümü
ثُمَّ
sonra
لَا
bulamazdın
تَجِدُ
you (would) have found
لَكَ
kendine
عَلَيْنَا
bize karşı
نَصِيرًۭا
bir yardımcı

Saheeh InternationalThen [if you had], We would have made you taste double [punishment in] life and double [after] death. Then you would not find for yourself against Us a helper

Elmalılı Hamdi YazırO takdirde, muhakkak hayatın da, ölümün de azabını sana kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendin için hiçbir yardımcı bulamazdın

17:76 📚 1
وَإِن كَادُواْ لَيَسۡتَفِزُّونَكَ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ لِيُخۡرِجُوكَ مِنۡهَاۖ وَإِذࣰ ا لَّا يَلۡبَثُونَ خِلَٰفَكَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
وَإِن
ve
كَادُوا۟
neredeyse
لَيَسْتَفِزُّونَكَ
seni tedirgin edeceklerdi
مِنَ
yurdundan
ٱلْأَرْضِ
the land
لِيُخْرِجُوكَ
çıkarmak için
مِنْهَا ۖ
oradan
وَإِذًۭا
o takdirde
لَّا
kalamazlar
يَلْبَثُونَ
they (would) have stayed
خِلَـٰفَكَ
senin ardından
إِلَّا
ancak
قَلِيلًۭا
pek az

Saheeh InternationalAnd indeed, they were about to drive you from the land to evict you therefrom. And then [when they do], they will not remain [there] after you, except for a little

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Yakında seni yurdundan çıkarmak için, muhakkak ki rahatsız edecekler ve o takdirde onlar da senin ardından pek az kalacaklardır

17:77 📚 2
سُنَّةَ مَن قَدۡ أَرۡسَلۡنَا قَبۡلَكَ مِن رُّسُلِنَاۖ وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحۡوِيلًا
سُنَّةَ
yasası (budur)
مَن
kimsenin
قَدْ
gönderdiğimiz
أَرْسَلْنَا
We sent
قَبْلَكَ
senden önce
مِن
elçilerimizden
رُّسُلِنَا ۖ
Our Messengers
وَلَا
ve asla
تَجِدُ
bulamazsın
لِسُنَّتِنَا
bizim yasamızda
تَحْوِيلًا
bir değişiklik

Saheeh International[That is Our] established way for those We had sent before you of Our messengers; and you will not find in Our way any alteration

Elmalılı Hamdi YazırBu, senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlerimiz hakkındaki sünnetimizdir. Bizim sünnetimizde herhangi bir değişme göremezsin

17:78 📚 2
أَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِدُلُوكِ ٱلشَّمۡسِ إِلَىٰ غَسَقِ ٱلَّيۡلِ وَقُرۡءَانَ ٱلۡفَجۡرِۖ إِنَّ قُرۡءَانَ ٱلۡفَجۡرِ كَانَ مَشۡهُودࣰ ا
أَقِمِ
kıl
ٱلصَّلَوٰةَ
namaz
لِدُلُوكِ
sarkmasından
ٱلشَّمْسِ
güneşin
إِلَىٰ
kadar
غَسَقِ
kararmasına
ٱلَّيْلِ
gecenin
وَقُرْءَانَ
ve Kur'an'ını da (unutma)
ٱلْفَجْرِ ۖ
sabahın
إِنَّ
çünkü
قُرْءَانَ
Kur'an
ٱلْفَجْرِ
sabah
كَانَ
görülecek şeydir
مَشْهُودًۭا
ever witnessed

Saheeh InternationalEstablish prayer at the decline of the sun [from its meridian] until the darkness of the night and [also] the Qur'an of dawn. Indeed, the recitation of dawn is ever witnessed

Elmalılı Hamdi YazırGüneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur

17:79 📚 5
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَتَهَجَّدۡ بِهِۦ نَافِلَةࣰ لَّكَ عَسَىٰٓ أَن يَبۡعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامࣰ ا مَّحۡمُودࣰ ا
وَمِنَ
bir kısmında
ٱلَّيْلِ
gecenin
فَتَهَجَّدْ
uyan (teheccüd kıl)
بِهِۦ
özgü olarak
نَافِلَةًۭ
(as) additional
لَّكَ
sana
عَسَىٰٓ
umulur ki
أَن
seni ulaştırır
يَبْعَثَكَ
will raise you
رَبُّكَ
Rabbin
مَقَامًۭا
bir makama
مَّحْمُودًۭا
güzel

Saheeh InternationalAnd from [part of] the night, pray with it as additional [worship] for you; it is expected that your Lord will resurrect you to a praised station

Elmalılı Hamdi YazırGecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makamı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir

17:80 📚 4
وَقُل رَّبِّ أَدۡخِلۡنِي مُدۡخَلَ صِدۡقࣲ وَأَخۡرِجۡنِي مُخۡرَجَ صِدۡقࣲ وَٱجۡعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلۡطَٰنࣰ ا نَّصِيرࣰ ا
وَقُل
ve de ki
رَّبِّ
Rabbim
أَدْخِلْنِى
beni girdir
مُدْخَلَ
girdirişiyle
صِدْقٍۢ
doğruluk
وَأَخْرِجْنِى
ve beni çıkar
مُخْرَجَ
çıkarışiyle
صِدْقٍۢ
doğruluk
وَٱجْعَل
ve ver
لِّى
bana
مِن
katından
لَّدُنكَ
near You
سُلْطَـٰنًۭا
bir güç
نَّصِيرًۭا
yardımcı

Saheeh InternationalAnd say, "My Lord, cause me to enter a sound entrance and to exit a sound exit and grant me from Yourself a supporting authority

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) De ki: "Rabbim! Beni, takdir ettiğin yere gönül rahatlığı ve huzur içinde koy ve çıkacağım yerden de dürüstlükle ve selametle çıkmamı sağla. Bana katından yardım edici bir kuvvet ver

17:81
وَقُلۡ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَزَهَقَ ٱلۡبَٰطِلُۚ إِنَّ ٱلۡبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقࣰ ا
وَقُلْ
ve de ki
جَآءَ
geldi
ٱلْحَقُّ
Hak
وَزَهَقَ
ve gitti;
ٱلْبَـٰطِلُ ۚ
batıl
إِنَّ
zaten
ٱلْبَـٰطِلَ
batıl
كَانَ
yok olmağa mahkumdur
زَهُوقًۭا
(bound) to perish

Saheeh InternationalAnd say, "Truth has come, and falsehood has departed. Indeed is falsehood, [by nature], ever bound to depart

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Elbette batıl yok olmaya mahkumdur

17:82
وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلۡقُرۡءَانِ مَا هُوَ شِفَآءࣱ وَرَحۡمَةࣱ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارࣰ ا
وَنُنَزِّلُ
ve biz indiriyoruz
مِنَ
Kur'andan
ٱلْقُرْءَانِ
the Quran
مَا
şeyler
هُوَ
o
شِفَآءٌۭ
şifa (olan)
وَرَحْمَةٌۭ
ve rahmet
لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ
mü'minlere
وَلَا
ama (bu)
يَزِيدُ
artırmaz
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin
إِلَّا
başka bir şey
خَسَارًۭا
ziyanından

Saheeh InternationalAnd We send down of the Qur'an that which is healing and mercy for the believers, but it does not increase the wrongdoers except in loss

Elmalılı Hamdi YazırBiz Kur'ân'dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır

17:83
وَإِذَآ أَنۡعَمۡنَا عَلَى ٱلۡإِنسَٰنِ أَعۡرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ كَانَ يَـُٔوسࣰ ا
وَإِذَآ
ne zaman
أَنْعَمْنَا
ni'met versek
عَلَى
insana
ٱلْإِنسَـٰنِ
man
أَعْرَضَ
yüz çevirip
وَنَـَٔا
döner
بِجَانِبِهِۦ ۖ
yanını
وَإِذَا
ve ne zaman ki
مَسَّهُ
ona dokunsa
ٱلشَّرُّ
bir zarar
كَانَ
umutsuzluğa düşer
يَـُٔوسًۭا
(in) despair

Saheeh InternationalAnd when We bestow favor upon the disbeliever, he turns away and distances himself; and when evil touches him, he is ever despairing

Elmalılı Hamdi YazırBiz insana nimet verdiğimiz zaman, Allah'ı anmaktan yüz çevirip uzaklaşır. Ona fenalık dokununca da ümitsizliğe kapılır

17:84 📚 5
قُلۡ كُلࣱّ يَعۡمَلُ عَلَىٰ شَاكِلَتِهِۦ فَرَبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِمَنۡ هُوَ أَهۡدَىٰ سَبِيلࣰ ا
قُلْ
de ki
كُلٌّۭ
herkes
يَعْمَلُ
hareket eder
عَلَىٰ
üzerine
شَاكِلَتِهِۦ
kendi karakteri
فَرَبُّكُمْ
Rabbiniz
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَنْ
kimin
هُوَ
o
أَهْدَىٰ
en doğru
سَبِيلًۭا
yoldadır

Saheeh InternationalSay, "Each works according to his manner, but your Lord is most knowing of who is best guided in way

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. Bu durumda kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir

17:85 📚 8
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلرُّوحِۖ قُلِ ٱلرُّوحُ مِنۡ أَمۡرِ رَبِّي وَمَآ أُوتِيتُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana sorarlar
عَنِ
ruhtan
ٱلرُّوحِ ۖ
the soul
قُلِ
de ki
ٱلرُّوحُ
Ruh
مِنْ
emrindendir
أَمْرِ
(the) affair
رَبِّى
Rabbimin
وَمَآ
ve
أُوتِيتُم
size verilmemiştir
مِّنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ
the knowledge
إِلَّا
dışında
قَلِيلًۭا
pek az bir şey

Saheeh InternationalAnd they ask you, [O Muhammad], about the soul. Say, "The soul is of the affair of my Lord. And mankind have not been given of knowledge except a little

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir

17:86
وَلَئِن شِئۡنَا لَنَذۡهَبَنَّ بِٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِهِۦ عَلَيۡنَا وَكِيلًا
وَلَئِن
andolsun eğer
شِئْنَا
biz dilesek
لَنَذْهَبَنَّ
tamamen gideririz
بِٱلَّذِىٓ
vahyettiğimizi
أَوْحَيْنَآ
We have revealed
إِلَيْكَ
sana
ثُمَّ
sonra
لَا
bulamazsın
تَجِدُ
you would find
لَكَ
sana
بِهِۦ
bu konuda
عَلَيْنَا
bize karşı
وَكِيلًا
bir yardımcı

Saheeh InternationalAnd if We willed, We could surely do away with that which We revealed to you. Then you would not find for yourself concerning it an advocate against Us

Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki, dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra bize karşı kendine bir vekil (koruyucu) bulamazsın

17:87
إِلَّا رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّ فَضۡلَهُۥ كَانَ عَلَيۡكَ كَبِيرࣰ ا
إِلَّا
ancak hariç
رَحْمَةًۭ
rahmeti
مِّن
Rabbinin
رَّبِّكَ ۚ
your Lord
إِنَّ
çünkü
فَضْلَهُۥ
O'nun lutfu
كَانَ
sana olan
عَلَيْكَ
upon you
كَبِيرًۭا
cidden büyüktür

Saheeh InternationalExcept [We have left it with you] as a mercy from your Lord. Indeed, His favor upon you has ever been great

Elmalılı Hamdi YazırFakat Rabbinden bir rahmet olarak (biz bunu yapmadık). Gerçekten O'nun senin üzerindeki lütfu çok büyüktür

17:88 📚 3
قُل لَّئِنِ ٱجۡتَمَعَتِ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَىٰٓ أَن يَأۡتُواْ بِمِثۡلِ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لَا يَأۡتُونَ بِمِثۡلِهِۦ وَلَوۡ كَانَ بَعۡضُهُمۡ لِبَعۡضࣲ ظَهِيرࣰ ا
قُل
de ki
لَّئِنِ
andolsun eğer
ٱجْتَمَعَتِ
toplansalar
ٱلْإِنسُ
insan(lar)
وَٱلْجِنُّ
ve cin(ler)
عَلَىٰٓ
üzere
أَن
getirmek
يَأْتُوا۟
bring
بِمِثْلِ
bir benzerini
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'ın
لَا
getiremezler
يَأْتُونَ
they (could) bring
بِمِثْلِهِۦ
onun benzerini
وَلَوْ
ve eğer
كَانَ
olsalar
بَعْضُهُمْ
biri
لِبَعْضٍۢ
diğerine
ظَهِيرًۭا
arka (destek)

Saheeh InternationalSay, "If mankind and the jinn gathered in order to produce the like of this Qur'an, they could not produce the like of it, even if they were to each other assistants

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir

17:89
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ مِن كُلِّ مَثَلࣲ فَأَبَىٰٓ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورࣰ ا
وَلَقَدْ
ve andolsun
صَرَّفْنَا
biz türlü biçimlerde anlattık
لِلنَّاسِ
insanlara
فِى
bu
هَـٰذَا
this
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'da
مِن
her
كُلِّ
çeşit
مَثَلٍۢ
misali
فَأَبَىٰٓ
ama direttiler
أَكْثَرُ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanlardan
إِلَّا
ancak
كُفُورًۭا
inkarda

Saheeh InternationalAnd We have certainly diversified for the people in this Qur'an from every [kind] of example, but most of the people refused [anything] except disbelief

Elmalılı Hamdi YazırYemin olsun ki biz bu Kur'ân'da insanlar için çeşitli misaller vermişizdir. Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar ederler

17:90 📚 1
وَقَالُواْ لَن نُّؤۡمِنَ لَكَ حَتَّىٰ تَفۡجُرَ لَنَا مِنَ ٱلۡأَرۡضِ يَنۢبُوعًا
وَقَالُوا۟
dediler ki
لَن
inanmayız
نُّؤْمِنَ
we will believe
لَكَ
sana
حَتَّىٰ
kadar
تَفْجُرَ
fışkırtıncaya
لَنَا
bize
مِنَ
yeryüzünden
ٱلْأَرْضِ
the earth
يَنۢبُوعًا
bir göze

Saheeh InternationalAnd they say, "We will not believe you until you break open for us from the ground a spring

Elmalılı Hamdi YazırKâfirler şöyle dediler: "Sen, bizim için yerden suyu kesilmeyen bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız

17:91 📚 1
أَوۡ تَكُونَ لَكَ جَنَّةࣱ مِّن نَّخِيلࣲ وَعِنَبࣲ فَتُفَجِّرَ ٱلۡأَنۡهَٰرَ خِلَٰلَهَا تَفۡجِيرًا
أَوْ
yahut
تَكُونَ
olmalı
لَكَ
senin
جَنَّةٌۭ
bir bahçen
مِّن
hurmalardan
نَّخِيلٍۢ
date-palms
وَعِنَبٍۢ
ve üzümlerden
فَتُفَجِّرَ
fışkırtmalısın
ٱلْأَنْهَـٰرَ
ırmaklar
خِلَـٰلَهَا
aralarından
تَفْجِيرًا
gürül gürül

Saheeh InternationalOr [until] you have a garden of palm tress and grapes and make rivers gush forth within them in force [and abundance]

Elmalılı Hamdi YazırVeyahut hurmalıklardan ve üzümlüklerden senin bir bahçen olsun da ortasından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın

17:92
أَوۡ تُسۡقِطَ ٱلسَّمَآءَ كَمَا زَعَمۡتَ عَلَيۡنَا كِسَفًا أَوۡ تَأۡتِيَ بِٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ قَبِيلًا
أَوْ
yahut
تُسْقِطَ
düşürmelisin
ٱلسَّمَآءَ
gökten
كَمَا
gibi
زَعَمْتَ
zannettiğin
عَلَيْنَا
üzerimize
كِسَفًا
parçalar
أَوْ
yahut
تَأْتِىَ
getirmelisin
بِٱللَّهِ
Allah'ı
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve melekleri
قَبِيلًا
karşımıza

Saheeh InternationalOr you make the heaven fall upon us in fragments as you have claimed or you bring Allah and the angels before [us]

Elmalılı Hamdi YazırYahut söyleyip zannettiğin gibi, göğü başımıza parça parça düşüresin veya Allah'ı ve melekleri söylediğine şahit getiresin

17:93
أَوۡ يَكُونَ لَكَ بَيۡتࣱ مِّن زُخۡرُفٍ أَوۡ تَرۡقَىٰ فِي ٱلسَّمَآءِ وَلَن نُّؤۡمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّىٰ تُنَزِّلَ عَلَيۡنَا كِتَٰبࣰ ا نَّقۡرَؤُهُۥۗ قُلۡ سُبۡحَانَ رَبِّي هَلۡ كُنتُ إِلَّا بَشَرࣰ ا رَّسُولࣰ ا
أَوْ
yahut
يَكُونَ
olmalı
لَكَ
senin
بَيْتٌۭ
bir evin
مِّن
altından
زُخْرُفٍ
ornament
أَوْ
ya da
تَرْقَىٰ
çıkmalısın
فِى
göğe
ٱلسَّمَآءِ
the sky
وَلَن
ama asla
نُّؤْمِنَ
inanmayız
لِرُقِيِّكَ
senin (göğe) çıkmana
حَتَّىٰ
indirmedikçe
تُنَزِّلَ
you bring down
عَلَيْنَا
üzerimize
كِتَـٰبًۭا
bir Kitap
نَّقْرَؤُهُۥ ۗ
okuyacağımız
قُلْ
de ki
سُبْحَانَ
şanı yücedir
رَبِّى
Rabbimin
هَلْ
miyim?
كُنتُ
ben
إِلَّا
başka bir şey
بَشَرًۭا
bir insan(dan)
رَّسُولًۭا
elçi ol(arak gönderil)en

Saheeh InternationalOr you have a house of gold or you ascend into the sky. And [even then], we will not believe in your ascension until you bring down to us a book we may read." Say, "Exalted is my Lord! Was I ever but a human messenger

Elmalılı Hamdi YazırYahut altından bir evin olsun, ya da göğe çıkmalısın. Ona çıktığına da asla inanmayız. Ta ki bize, okuyacağımız bir kitap indiresin." De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Nihayet ben de, peygamber olan bir insandan başka bir şey değilim

17:94 📚 1
وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤۡمِنُوٓاْ إِذۡ جَآءَهُمُ ٱلۡهُدَىٰٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓاْ أَبَعَثَ ٱللَّهُ بَشَرࣰ ا رَّسُولࣰ ا
وَمَا
ve
مَنَعَ
alıkoyan şey
ٱلنَّاسَ
insanları
أَن
iman etmekten
يُؤْمِنُوٓا۟
they believe
إِذْ
zaman
جَآءَهُمُ
kendilerine geldiği
ٱلْهُدَىٰٓ
hidayet
إِلَّآ
ancak
أَن
demeleridir
قَالُوٓا۟
they said
أَبَعَثَ
mı gönderdi?
ٱللَّهُ
Allah
بَشَرًۭا
bir insanı
رَّسُولًۭا
elçi olarak

Saheeh InternationalAnd what prevented the people from believing when guidance came to them except that they said, "Has Allah sent a human messenger

Elmalılı Hamdi YazırKendilerine doğru yolu gösteren peygamber gelince, insanların iman etmelerine engel olan sebep sadece: "Allah bir insanı mı Peygamber gönderdi?" demeleridir

17:95
قُل لَّوۡ كَانَ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَلَٰٓئِكَةࣱ يَمۡشُونَ مُطۡمَئِنِّينَ لَنَزَّلۡنَا عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَلَكࣰ ا رَّسُولࣰ ا
قُل
de ki
لَّوْ
eğer
كَانَ
olsaydı
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مَلَـٰٓئِكَةٌۭ
melekler
يَمْشُونَ
yürüyen
مُطْمَئِنِّينَ
uslu uslu
لَنَزَّلْنَا
elbette gönderirdik
عَلَيْهِم
onlara
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
مَلَكًۭا
bir meleği
رَّسُولًۭا
elçi

Saheeh InternationalSay, "If there were upon the earth angels walking securely, We would have sent down to them from the heaven an angel [as a] messenger

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed! Mekkelilere) şöyle de: "Eğer yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette onlara gökten peygamber olarak bir melek indirirdik

17:96 📚 2
قُلۡ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدَۢا بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرࣰ ا
قُلْ
de ki
كَفَىٰ
yeter
بِٱللَّهِ
Allah
شَهِيدًۢا
şahid olarak
بَيْنِى
benimle
وَبَيْنَكُمْ ۚ
sizin aranızda
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
كَانَ
kullarını
بِعِبَادِهِۦ
of His slaves
خَبِيرًۢا
haber alır
بَصِيرًۭا
görür

Saheeh InternationalSay, "Sufficient is Allah as Witness between me and you. Indeed he is ever, concerning His servants, Acquainted and Seeing

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Çünkü O, kullarının yaptığından haberdardır, yaptıklarını çok iyi görendir

17:97
وَمَن يَهۡدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلۡمُهۡتَدِۖ وَمَن يُضۡلِلۡ فَلَن تَجِدَ لَهُمۡ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِهِۦۖ وَنَحۡشُرُهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ عُمۡيࣰ ا وَبُكۡمࣰ ا وَصُمࣰّ اۖ مَّأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ كُلَّمَا خَبَتۡ زِدۡنَٰهُمۡ سَعِيرࣰ ا
وَمَن
ve kime
يَهْدِ
hidayet ederse
ٱللَّهُ
Allah
فَهُوَ
işte odur
ٱلْمُهْتَدِ ۖ
doğru yolu bulan
وَمَن
kimi de
يُضْلِلْ
sapıklıkta bırakırsa
فَلَن
artık
تَجِدَ
bulamazsın
لَهُمْ
onlar için
أَوْلِيَآءَ
veliler
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ ۖ
besides Him
وَنَحْشُرُهُمْ
ve onları süreriz
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
عَلَىٰ
üyerine
وُجُوهِهِمْ
yüzleri
عُمْيًۭا
kör
وَبُكْمًۭا
ve dilsiz
وَصُمًّۭا ۖ
ve sağır
مَّأْوَىٰهُمْ
varacakları yer
جَهَنَّمُ ۖ
cehennemdir
كُلَّمَا
her seferinde
خَبَتْ
(ateş) dindiği
زِدْنَـٰهُمْ
onlara artırırız
سَعِيرًۭا
çılgın alevi

Saheeh InternationalAnd whoever Allah guides - he is the [rightly] guided; and whoever He sends astray - you will never find for them protectors besides Him, and We will gather them on the Day of Resurrection [fallen] on their faces - blind, dumb and deaf. Their refuge is Hell; every time it subsides We increase them in blazing fire

Elmalılı Hamdi YazırAllah kime hidayet verirse, o doğru yoldadır. Kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık bunlar için Allah'tan başka hiçbir yardımcı bulamazsın. Ve biz, o kâfirleri kıyamet günü kör, dilsiz ve sağır oldukları halde, yüzleri üstü sürünerek haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir; ateşi dindikçe onun ateşini artırırız

17:98
ذَٰلِكَ جَزَآؤُهُم بِأَنَّهُمۡ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمࣰ ا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ خَلۡقࣰ ا جَدِيدًا
ذَٰلِكَ
işte budur
جَزَآؤُهُم
cezaları
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
وَقَالُوٓا۟
ve dediler
أَءِذَا
sonra mı?
كُنَّا
biz olduktan
عِظَـٰمًۭا
kemikler
وَرُفَـٰتًا
ve ufalanmış toprak
أَءِنَّا
biz mi?
لَمَبْعُوثُونَ
diriltileceğiz
خَلْقًۭا
bir yaratılışla
جَدِيدًا
yeni

Saheeh InternationalThat is their recompense because they disbelieved in Our verses and said, "When we are bones and crumbled particles, will we [truly] be resurrected [in] a new creation

Elmalılı Hamdi YazırBu onların cezasıdır! Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr etmişler ve: "Sahi bizler, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, yeni bir yaratılışla diriltilmiş olacağız?" demişlerdir

17:99 📚 1
۞أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُمۡ وَجَعَلَ لَهُمۡ أَجَلࣰ ا لَّا رَيۡبَ فِيهِ فَأَبَى ٱلظَّٰلِمُونَ إِلَّا كُفُورࣰ ا
۞ أَوَلَمْ
görmediler mi ki?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
قَادِرٌ
kadirdir
عَلَىٰٓ
yaratmağa da
أَن
to
يَخْلُقَ
create
مِثْلَهُمْ
kendilerinin benzerini
وَجَعَلَ
ve koymuştur
لَهُمْ
kendileri için
أَجَلًۭا
bir süre
لَّا
yoktur
رَيْبَ
şüphe
فِيهِ
onda
فَأَبَى
ama yapmazlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler
إِلَّا
başka bir şey
كُفُورًۭا
inkardan

Saheeh InternationalDo they not see that Allah, who created the heavens and earth, is [the one] Able to create the likes of them? And He has appointed for them a term, about which there is no doubt. But the wrongdoers refuse [anything] except disbelief

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya da kadir olduğunu görüp bilmediler mi? Allah onlar için şüphe edilmeyen bir vâde takdir etmiştir. Fakat zalimler, inkârlarında yine de ısrar ederler

17:100
قُل لَّوۡ أَنتُمۡ تَمۡلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحۡمَةِ رَبِّيٓ إِذࣰ ا لَّأَمۡسَكۡتُمۡ خَشۡيَةَ ٱلۡإِنفَاقِۚ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ قَتُورࣰ ا
قُل
de ki
لَّوْ
eğer
أَنتُمْ
siz
تَمْلِكُونَ
sahip olsaydınız
خَزَآئِنَ
hazinelerine
رَحْمَةِ
rahmet
رَبِّىٓ
Rabbimin
إِذًۭا
o zaman
لَّأَمْسَكْتُمْ
tutardınız
خَشْيَةَ
korkarak
ٱلْإِنفَاقِ ۚ
harcamaktan
وَكَانَ
gerçekten
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
قَتُورًۭا
çok cimridir

Saheeh InternationalSay [to them], "If you possessed the depositories of the mercy of my Lord, then you would withhold out of fear of spending." And ever has man been stingy

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, fakirlik korkusunu yine de elden bırakmazdınız." Doğrusu insan çok cimridir

17:101
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ تِسۡعَ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲۖ فَسۡـَٔلۡ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ إِذۡ جَآءَهُمۡ فَقَالَ لَهُۥ فِرۡعَوۡنُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَٰمُوسَىٰ مَسۡحُورࣰ ا
وَلَقَدْ
andolsun
ءَاتَيْنَا
biz vermiştik
مُوسَىٰ
Musa'ya
تِسْعَ
dokuz
ءَايَـٰتٍۭ
mu'cize
بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ
açık açık
فَسْـَٔلْ
sor
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
إِذْ
zaman
جَآءَهُمْ
(Musa) onlara geldiği
فَقَالَ
demişti
لَهُۥ
ona
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
إِنِّى
şüphesiz ben
لَأَظُنُّكَ
sanıyorum ki sen
يَـٰمُوسَىٰ
Ey Musa
مَسْحُورًۭا
büyülenmişsin

Saheeh InternationalAnd We had certainly given Moses nine evident signs, so ask the Children of Israel [about] when he came to them and Pharaoh said to him, "Indeed I think, O Moses, that you are affected by magic

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. (Ey Peygamber!) İsrailoğullarına sor, Musa kendilerine geldiğinde Firavun ona: "Ey Musa! Ben senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum" demişti

17:102
قَالَ لَقَدۡ عَلِمۡتَ مَآ أَنزَلَ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ بَصَآئِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَٰفِرۡعَوۡنُ مَثۡبُورࣰ ا
قَالَ
(Musa) dedi ki
لَقَدْ
andolsun
عَلِمْتَ
sen biliyorsun ki
مَآ
indirmez
أَنزَلَ
has sent down
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunları
إِلَّا
başkası
رَبُّ
Rabbinden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
بَصَآئِرَ
kanıtlar olarak
وَإِنِّى
şüphesiz ben de
لَأَظُنُّكَ
seni görüyorum
يَـٰفِرْعَوْنُ
Ey Fir'avn
مَثْبُورًۭا
mahvolmuş

Saheeh International[Moses] said, "You have already known that none has sent down these [signs] except the Lord of the heavens and the earth as evidence, and indeed I think, O Pharaoh, that you are destroyed

Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "Ey Firavun! Pekâlâ bilirsin ki, bu mucizeleri, birer ibret olmak üzere, ancak göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de seni helak olmuş zannediyorum

17:103
فَأَرَادَ أَن يَسۡتَفِزَّهُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ فَأَغۡرَقۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ جَمِيعࣰ ا
فَأَرَادَ
(Fir'avn) istedi
أَن
onları sürüp çıkarmak
يَسْتَفِزَّهُم
drive them out
مِّنَ
o ülkeden
ٱلْأَرْضِ
the land
فَأَغْرَقْنَـٰهُ
biz de onu boğduk
وَمَن
kimselerle
مَّعَهُۥ
yanındaki
جَمِيعًۭا
toptan

Saheeh InternationalSo he intended to drive them from the land, but We drowned him and those with him all together

Elmalılı Hamdi YazırDerken Firavun, Musa'yı ve İsrailoğullarını Mısır'dan sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk

17:104
وَقُلۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ لِبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱسۡكُنُواْ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ ٱلۡأٓخِرَةِ جِئۡنَا بِكُمۡ لَفِيفࣰ ا
وَقُلْنَا
ve dedik
مِنۢ
onun ardından
بَعْدِهِۦ
after him
لِبَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱسْكُنُوا۟
oturun
ٱلْأَرْضَ
o ülkede
فَإِذَا
gelince
جَآءَ
comes
وَعْدُ
zamanı
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
جِئْنَا
getireceğiz
بِكُمْ
hepinizi
لَفِيفًۭا
bir araya

Saheeh InternationalAnd We said after Pharaoh to the Children of Israel, "Dwell in the land, and when there comes the promise of the Hereafter, We will bring you forth in [one] gathering

Elmalılı Hamdi YazırArkasından İsrailoğullarına şöyle dedik: "Firavun"un sizi çıkarmak istediği arazide siz oturun! Sonra ahiret vaadi (kıyamet) geldiği vakit, hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz

17:105
وَبِٱلۡحَقِّ أَنزَلۡنَٰهُ وَبِٱلۡحَقِّ نَزَلَۗ وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا
وَبِٱلْحَقِّ
ve hak olarak
أَنزَلْنَـٰهُ
biz o(Kur'a)nı indirdik
وَبِٱلْحَقِّ
ve hak ile
نَزَلَ ۗ
inmiştir
وَمَآ
seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ
We sent you
إِلَّا
dışında
مُبَشِّرًۭا
müjdeleyici olmak
وَنَذِيرًۭا
ve uyarıcı olmak

Saheeh InternationalAnd with the truth We have sent the Qur'an down, and with the truth it has descended. And We have not sent you, [O Muhammad], except as a bringer of good tidings and a warner

Elmalılı Hamdi YazırBiz bu Kur'an'ı hak olarak indirdik, O, bütün hakikatleri içinde toplayarak indi. Ey Peygamber! Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik

17:106
وَقُرۡءَانࣰ ا فَرَقۡنَٰهُ لِتَقۡرَأَهُۥ عَلَى ٱلنَّاسِ عَلَىٰ مُكۡثࣲ وَنَزَّلۡنَٰهُ تَنزِيلࣰ ا
وَقُرْءَانًۭا
ve Kur'an'ı
فَرَقْنَـٰهُ
parçalara ayırdık
لِتَقْرَأَهُۥ
okuman için
عَلَى
insanlara
ٱلنَّاسِ
the people
عَلَىٰ
ağır ağır
مُكْثٍۢ
intervals
وَنَزَّلْنَـٰهُ
ve onu indirdik
تَنزِيلًۭا
birbiri ardınca

Saheeh InternationalAnd [it is] a Qur'an which We have separated [by intervals] that you might recite it to the people over a prolonged period. And We have sent it down progressively

Elmalılı Hamdi YazırSana Kur'ân'ı verdik ve onu insanlara sindire sindire okuyasın diye (kısımlara) ayırdık ve biz onu yavaş yavaş indirdik

17:107 📚 4
قُلۡ ءَامِنُواْ بِهِۦٓ أَوۡ لَا تُؤۡمِنُوٓاْۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ مِن قَبۡلِهِۦٓ إِذَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ يَخِرُّونَۤ لِلۡأَذۡقَانِۤ سُجَّدࣰ اۤ
قُلْ
de ki
ءَامِنُوا۟
siz inanın
بِهِۦٓ
ona
أَوْ
veya
لَا
inanmayın
تُؤْمِنُوٓا۟ ۚ
believe
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
أُوتُوا۟
verilen(ler)
ٱلْعِلْمَ
bilgi
مِن
daha önce
قَبْلِهِۦٓ
before it
إِذَا
zaman
يُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
kendilerine
يَخِرُّونَ
onlar derhal kapanırlar
لِلْأَذْقَانِ
çeneleri üstüne
سُجَّدًۭا
secdeye

Saheeh InternationalSay, "Believe in it or do not believe. Indeed, those who were given knowledge before it - when it is recited to them, they fall upon their faces in prostration

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar

17:108
وَيَقُولُونَ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِن كَانَ وَعۡدُ رَبِّنَا لَمَفۡعُولࣰ ا
وَيَقُولُونَ
ve derler
سُبْحَـٰنَ
şanı yücedir
رَبِّنَآ
Rabbimizin
إِن
gerçekten
كَانَ
va'di (sözü)
وَعْدُ
(the) promise
رَبِّنَا
Rabbimizin
لَمَفْعُولًۭا
mutlaka yerine getirilir

Saheeh InternationalAnd they say, "Exalted is our Lord! Indeed, the promise of our Lord has been fulfilled

Elmalılı Hamdi YazırVe derler ki: Rabbimizi tenzih ederiz. Şüphesiz ki Rabbimizin vaadi gerçekleşir

17:109
وَيَخِرُّونَ لِلۡأَذۡقَانِ يَبۡكُونَ وَيَزِيدُهُمۡ خُشُوعࣰ ا۩
وَيَخِرُّونَ
ve kapanırlar
لِلْأَذْقَانِ
çeneleri üstüne
يَبْكُونَ
ağlayarak
وَيَزِيدُهُمْ
ve onların (Kur'an) artırır
خُشُوعًۭا ۩
derin saygısını

Saheeh InternationalAnd they fall upon their faces weeping, and the Qur'an increases them in humble submission

Elmalılı Hamdi YazırVe ağlayarak yüzleri üstü secdeye kapanırlar. Hem de bu Kur'ân'ı işitmek onların Allah'a teslimiyetlerini daha da artırır

17:110 📚 10
قُلِ ٱدۡعُواْ ٱللَّهَ أَوِ ٱدۡعُواْ ٱلرَّحۡمَٰنَۖ أَيࣰّ ا مَّا تَدۡعُواْ فَلَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَلَا تَجۡهَرۡ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتۡ بِهَا وَٱبۡتَغِ بَيۡنَ ذَٰلِكَ سَبِيلࣰ ا
قُلِ
de ki
ٱدْعُوا۟
dua edin (çağırın)
ٱللَّهَ
Allah diye
أَوِ
veya
ٱدْعُوا۟
dua edin (çağırın)
ٱلرَّحْمَـٰنَ ۖ
Rahman diye
أَيًّۭا
hangisiyle
مَّا
çağırsanız
تَدْعُوا۟
you invoke
فَلَهُ
O'nundur
ٱلْأَسْمَآءُ
isimler
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ
en güzel
وَلَا
pek bağırma
تَجْهَرْ
be loud
بِصَلَاتِكَ
namazında
وَلَا
pek de gizleme
تُخَافِتْ
be silent
بِهَا
onu (sesini)
وَٱبْتَغِ
tut
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ
bunun
سَبِيلًۭا
bir yol

Saheeh InternationalSay, "Call upon Allah or call upon the Most Merciful. Whichever [name] you call - to Him belong the best names." And do not recite [too] loudly in your prayer or [too] quietly but seek between that an [intermediate] way

Elmalılı Hamdi Yazır(Sen onlara) de ki: İster "Allah" deyin, ister "Rahmân" deyin, nasıl çağırırsanız çağırın. En güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, çok da gizli okuma, orta yolu seç

17:111 📚 9
وَقُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي لَمۡ يَتَّخِذۡ وَلَدࣰ ا وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكࣱ فِي ٱلۡمُلۡكِ وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ وَلِيࣱّ مِّنَ ٱلذُّلِّۖ وَكَبِّرۡهُ تَكۡبِيرَۢا
وَقُلِ
ve de ki
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
edinmeyen
لَمْ
has not taken
يَتَّخِذْ
has not taken
وَلَدًۭا
çocuk
وَلَمْ
ve
يَكُن
olmayan
لَّهُۥ
onun
شَرِيكٌۭ
ortağı
فِى
mülkte
ٱلْمُلْكِ
the dominion
وَلَمْ
ve
يَكُن
(ihtiyacı) olmayan
لَّهُۥ
onun
وَلِىٌّۭ
yardımcıya
مِّنَ
acze düşüp de
ٱلذُّلِّ ۖ
weakness
وَكَبِّرْهُ
ve O'nu yücelt
تَكْبِيرًۢا
tam bir yüceltme ile

Saheeh InternationalAnd say, "Praise to Allah, who has not taken a son and has had no partner in [His] dominion and has no [need of a] protector out of weakness; and glorify Him with [great] glorification

Elmalılı Hamdi YazırVe şöyle de: Hamd o Allah'a ki, hiçbir çocuk edinmedi, mülkte ortağı yoktur, aciz olmayıp bir yardımcıya da ihtiyacı yoktur. Tekbir getirerek O'nu noksanlıklardan yücelt de yücelt

← Önceki Sonraki →

17. Al-Israa Suresi | Anlam Arayışı