☪ Anlam Arayışı

17. Al-Israa سُورَةُ الإِسۡرَاءِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
17:1
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِيٓ أَسۡرَىٰ بِعَبۡدِهِۦ لَيۡلࣰ ا مِّنَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ إِلَى ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡأَقۡصَا ٱلَّذِي بَٰرَكۡنَا حَوۡلَهُۥ لِنُرِيَهُۥ مِنۡ ءَايَٰتِنَآۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ
سُبْحَـٰنَ
eksiklikten uzaktır
ٱلَّذِىٓ
O (Allah) ki
أَسْرَىٰ
yürüttü
بِعَبْدِهِۦ
kulunu
لَيْلًۭا
gecenin bir vaktinde
مِّنَ
Mescid-i
ٱلْمَسْجِدِ
Al-Masjid Al-Haraam
ٱلْحَرَامِ
Haram'dan
إِلَى
Mescid-i
ٱلْمَسْجِدِ
Al-Masjid Al-Aqsa
ٱلْأَقْصَا
Aksa'ya
ٱلَّذِى
öyle ki
بَـٰرَكْنَا
bereketli kıldığımız
حَوْلَهُۥ
çevresini
لِنُرِيَهُۥ
kendisine göstermemiz için
مِنْ
bir bölümünü
ءَايَـٰتِنَآ ۚ
ayetlerimizden
إِنَّهُۥ
gerçekten
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْبَصِيرُ
görendir

Süleyman AteşEksiklikten uzaktır O (Allah) ki gecenin bir vaktinde kulunu, ayetlerimizden bir bölümünü, kendisine göstermemiz için, Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüttü. Gerçekten O, işitendir, görendir

Ali BulaçBir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir

17:2
وَءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلۡنَٰهُ هُدࣰ ى لِّبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَلَّا تَتَّخِذُواْ مِن دُونِي وَكِيلࣰ ا
وَءَاتَيْنَا
ve biz verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَجَعَلْنَـٰهُ
ve onu yaptık
هُدًۭى
bir kılavuz
لِّبَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
أَلَّا
diye
تَتَّخِذُوا۟
edinmeyin
مِن
benden başka
دُونِى
other than Me
وَكِيلًۭا
bir vekil

Süleyman AteşBiz Musa'ya Kitabı verdik ve onu İsrail oğullarına "Benden başka bir vekil tutmayın!" diye bir kılavuz yaptık

Ali BulaçMusa'ya kitap verdik ve "Benden başka vekil edinmeyin" diye onu İsrailoğulları'na kılavuz kıldık

17:3
ذُرِّيَّةَ مَنۡ حَمَلۡنَا مَعَ نُوحٍۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَبۡدࣰ ا شَكُورࣰ ا
ذُرِّيَّةَ
çocukları
مَنْ
kimselerin
حَمَلْنَا
taşıdığımız
مَعَ
ile beraber
نُوحٍ ۚ
Nuh
إِنَّهُۥ
doğrusu o
كَانَ
idi
عَبْدًۭا
bir kul
شَكُورًۭا
çok şükreden

Süleyman AteşEy Nuh ile beraber (gemide) taşıdıklarımızın çocukları, doğrusu o (Nuh), çok şükreden bir kuldu. (Siz de atanız gibi olun)

Ali Bulaç(Ey) Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları! Şüphesiz o, şükreden bir kuldu

17:4
وَقَضَيۡنَآ إِلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ فِي ٱلۡكِتَٰبِ لَتُفۡسِدُنَّ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَّتَيۡنِ وَلَتَعۡلُنَّ عُلُوࣰّ ا كَبِيرࣰ ا
وَقَضَيْنَآ
ve şu hükmü verdik
إِلَىٰ
oğullarına
بَنِىٓ
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
لَتُفْسِدُنَّ
bozgunculuk yapacaksınız
فِى
o ülkede
ٱلْأَرْضِ
the earth
مَرَّتَيْنِ
iki kez
وَلَتَعْلُنَّ
ve çok böbürleneceksiniz
عُلُوًّۭا
büyüklenme ile
كَبِيرًۭا
kibirli

Süleyman AteşKitapta İsrail oğullarına şu hükmü verdik: "Siz o ülkede iki kez bozgunculuk yapacaksınız ve çok böbürleneceksiniz (zorbalık edeceksiniz)

Ali BulaçKitapta İsrailoğulları'na şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz

17:5
فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ أُولَىٰهُمَا بَعَثۡنَا عَلَيۡكُمۡ عِبَادࣰ ا لَّنَآ أُوْلِي بَأۡسࣲ شَدِيدࣲ فَجَاسُواْ خِلَٰلَ ٱلدِّيَارِۚ وَكَانَ وَعۡدࣰ ا مَّفۡعُولࣰ ا
فَإِذَا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
وَعْدُ
zamanı
أُولَىٰهُمَا
birincisinin
بَعَثْنَا
gönderdik
عَلَيْكُمْ
üzerinize
عِبَادًۭا
kullarımızı
لَّنَآ
bizim
أُو۟لِى
çok güçlü
بَأْسٍۢ
çok güçlü
شَدِيدٍۢ
çok güçlü
فَجَاسُوا۟
(sizi) araştırdılar
خِلَـٰلَ
aralarına girip
ٱلدِّيَارِ ۚ
evlerin
وَكَانَ
idi
وَعْدًۭا
bir va'd
مَّفْعُولًۭا
yapılması gereken

Süleyman AteşBirincisinin zamanı gelince üzerinize çok güçlü kullarımızı gönderdik, evlerin aralarına girip (sizi) araştırdılar. Bu, yapılması gereken bir va'd idi

Ali BulaçNitekim o ikiden ilk-vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü

17:6
ثُمَّ رَدَدۡنَا لَكُمُ ٱلۡكَرَّةَ عَلَيۡهِمۡ وَأَمۡدَدۡنَٰكُم بِأَمۡوَٰلࣲ وَبَنِينَ وَجَعَلۡنَٰكُمۡ أَكۡثَرَ نَفِيرًا
ثُمَّ
sonra
رَدَدْنَا
verdik
لَكُمُ
size
ٱلْكَرَّةَ
tekrar
عَلَيْهِمْ
onları yenme imkanı
وَأَمْدَدْنَـٰكُم
ve sizi destekledik
بِأَمْوَٰلٍۢ
mallarla
وَبَنِينَ
ve oğullarla
وَجَعَلْنَـٰكُمْ
ve yaptık sizi
أَكْثَرَ
daha çok
نَفِيرًا
savaşçılarınızı

Süleyman AteşSonra tekrar size, onları yenme imkanı verdik ve sizi mallarla, oğullarla destekledik ve savaşçılarınızı çoğalttık

Ali BulaçSonra onlara karşı size tekrar 'güç ve kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık

17:7
إِنۡ أَحۡسَنتُمۡ أَحۡسَنتُمۡ لِأَنفُسِكُمۡۖ وَإِنۡ أَسَأۡتُمۡ فَلَهَاۚ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ ٱلۡأٓخِرَةِ لِيَسُـُٔواْ وُجُوهَكُمۡ وَلِيَدۡخُلُواْ ٱلۡمَسۡجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةࣲ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوۡاْ تَتۡبِيرًا
إِنْ
eğer
أَحْسَنتُمْ
iyilik ederseniz
أَحْسَنتُمْ
iyilik etmiş olursunuz
لِأَنفُسِكُمْ ۖ
kendinize
وَإِنْ
ve eğer
أَسَأْتُمْ
kötülük ederseniz
فَلَهَا ۚ
o da aleyhinizedir
فَإِذَا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
وَعْدُ
zamanı
ٱلْـَٔاخِرَةِ
sonuncusunun
لِيَسُـۥٓـُٔوا۟
kötü duruma soksunlar diye
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
وَلِيَدْخُلُوا۟
ve girsinler diye
ٱلْمَسْجِدَ
Mescid'e (Kudüs'e)
كَمَا
gibi
دَخَلُوهُ
girdikleri
أَوَّلَ
ilk
مَرَّةٍۢ
kez
وَلِيُتَبِّرُوا۟
ve mahvetsinler diye
مَا
şeyleri
عَلَوْا۟
ele geçirdikleri
تَتْبِيرًا
helak ederek

Süleyman Ateşİyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz, o da kendi aleyhinizedir. Son taşkınlığınızın zamanı gelince (yine öyle kullar göndeririz) ki, yüzlerinizi kötü duruma soksunlar (üzüntüden suratlarınızın asılmasına sebeb olsunlar) ve ilk kez girdikleri gibi yine Mescid'e (Kudüs'e) girsinler ve ele geçirdiklerini mahvetsinler

Ali BulaçEğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir. Sonunda vaad geldiği zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi 'kötü duruma soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadağın edip mahvetsinler

17:8
عَسَىٰ رَبُّكُمۡ أَن يَرۡحَمَكُمۡۚ وَإِنۡ عُدتُّمۡ عُدۡنَاۚ وَجَعَلۡنَا جَهَنَّمَ لِلۡكَٰفِرِينَ حَصِيرًا
عَسَىٰ
belki
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
أَن
size acır
يَرْحَمَكُمْ ۚ
(may) have mercy upon you
وَإِنْ
ve eğer
عُدتُّمْ
siz dönerseniz
عُدْنَا ۘ
biz de döneriz
وَجَعَلْنَا
ve yapmışızdır
جَهَنَّمَ
cehennemi
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirler için
حَصِيرًا
kuşatıcı

Süleyman Ateş(Bundan sonra) Belki Rabbiniz size acır, ama siz (bozgunculuk yapmaya) dönerseniz, biz de (sizi cezalandırmağa) döneriz. Cehennemi, kafirler için kuşatıcı (bir zindan) yapmışızdır

Ali BulaçUmulur ki, Rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz Biz de (sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz. Biz, cehennemi kafirler için bir kuşatma yeri kıldık

17:9
إِنَّ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ يَهۡدِي لِلَّتِي هِيَ أَقۡوَمُ وَيُبَشِّرُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمۡ أَجۡرࣰ ا كَبِيرࣰ ا
إِنَّ
gerçekten
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
يَهْدِى
yola iletir
لِلَّتِى
ki
هِىَ
o
أَقْوَمُ
en doğru olana
وَيُبَشِّرُ
ve müjdeler
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
ٱلَّذِينَ
yapan
يَعْمَلُونَ
do
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
أَنَّ
şüphesiz
لَهُمْ
kendileri için vardır
أَجْرًۭا
bir ecir
كَبِيرًۭا
büyük

Süleyman AteşGerçekten bu Kur'an da en doğru yola iletir ve iyi işler yapan mü'minlere, kendileri için büyük bir ecir olduğunu müjdeler

Ali BulaçŞüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir

17:10
وَأَنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ أَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
لَا
inanmayan(lara)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
Ahirete
أَعْتَدْنَا
hazırlamışızdır
لَهُمْ
onlara
عَذَابًا
bir azab
أَلِيمًۭا
acıklı

Süleyman AteşAhirete inanmayanlara da acı bir azab hazırlamışızdır

Ali BulaçVe şüphesiz, ahirete inanmayanlar için de acı bir azap hazırlamışızdır

17:11
وَيَدۡعُ ٱلۡإِنسَٰنُ بِٱلشَّرِّ دُعَآءَهُۥ بِٱلۡخَيۡرِۖ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ عَجُولࣰ ا
وَيَدْعُ
ve du'a etmektedir
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
بِٱلشَّرِّ
şerre
دُعَآءَهُۥ
du'a eder (gibi)
بِٱلْخَيْرِ ۖ
hayra
وَكَانَ
ve
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
عَجُولًۭا
pek acelecidir

Süleyman Ateşİnsan, hayra du'a eder gibi, şerre du'a etmekte(hayrı ister gibi şerri istemekte)dir. İnsan pek acelecidir

Ali Bulaçİnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir

17:12 📚 2
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ ءَايَتَيۡنِۖ فَمَحَوۡنَآ ءَايَةَ ٱلَّيۡلِ وَجَعَلۡنَآ ءَايَةَ ٱلنَّهَارِ مُبۡصِرَةࣰ لِّتَبۡتَغُواْ فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّكُمۡ وَلِتَعۡلَمُواْ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلۡحِسَابَۚ وَكُلَّ شَيۡءࣲ فَصَّلۡنَٰهُ تَفۡصِيلࣰ ا
وَجَعَلْنَا
ve biz yaptık
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
ءَايَتَيْنِ ۖ
iki ayet
فَمَحَوْنَآ
(sonra) sildik
ءَايَةَ
ayetini
ٱلَّيْلِ
gecenin
وَجَعَلْنَآ
ve yaptık
ءَايَةَ
ayetini
ٱلنَّهَارِ
gündüz
مُبْصِرَةًۭ
aydınlatıcı
لِّتَبْتَغُوا۟
aramanız için
فَضْلًۭا
lutfunu
مِّن
Rabbinizin
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَلِتَعْلَمُوا۟
ve bilmeniz için
عَدَدَ
sayısını
ٱلسِّنِينَ
yılların
وَٱلْحِسَابَ ۚ
ve hesabı
وَكُلَّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
فَصَّلْنَـٰهُ
anlattık
تَفْصِيلًۭا
açık açık

Süleyman AteşBiz gece ve gündüzü, (kudretimizi gösteren) iki ayet yaptık. Gece ayetini sildik, gündüz ayetini aydınlatıcı yaptık ki hem Rabbinizin lutfunu arayasınız ve hem de yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi açık açık anlattık

Ali BulaçBiz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz, herşeyi yeterince açıkladık

17:13
وَكُلَّ إِنسَٰنٍ أَلۡزَمۡنَٰهُ طَٰٓئِرَهُۥ فِي عُنُقِهِۦۖ وَنُخۡرِجُ لَهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ كِتَٰبࣰ ا يَلۡقَىٰهُ مَنشُورًا
وَكُلَّ
her
إِنسَـٰنٍ
insanın
أَلْزَمْنَـٰهُ
bağladık
طَـٰٓئِرَهُۥ
kuşunu (kaderini)
فِى
boynuna
عُنُقِهِۦ ۖ
his neck
وَنُخْرِجُ
ve çıkarırız
لَهُۥ
onun için
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
كِتَـٰبًۭا
bir Kitap
يَلْقَىٰهُ
bulacağı
مَنشُورًا
açılmış olarak

Süleyman AteşHer insanın tair(kuş)ini boynuna bağladık, kıyamet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir Kitap çıkarırız

Ali BulaçBiz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız

17:14
ٱقۡرَأۡ كِتَٰبَكَ كَفَىٰ بِنَفۡسِكَ ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكَ حَسِيبࣰ ا
ٱقْرَأْ
oku
كِتَـٰبَكَ
Kitabını
كَفَىٰ
yeter
بِنَفْسِكَ
kendi nefsin
ٱلْيَوْمَ
bugün
عَلَيْكَ
sana
حَسِيبًۭا
hesapçı olarak

Süleyman AteşKitabını oku, bugün nefsin sana hesapçı olarak yeter! (deriz)

Ali BulaçKendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter

17:15 📚 5
مَّنِ ٱهۡتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهۡتَدِي لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيۡهَاۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةࣱ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۗ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبۡعَثَ رَسُولࣰ ا
مَّنِ
kim
ٱهْتَدَىٰ
hihayeti seçerse
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَهْتَدِى
seçmiş olur
لِنَفْسِهِۦ ۖ
kendisi için
وَمَن
ve kim
ضَلَّ
saparsa
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَضِلُّ
sapar
عَلَيْهَا ۚ
kendi aleyhine
وَلَا
ve
تَزِرُ
taşımaz
وَازِرَةٌۭ
hiçbir günahkar
وِزْرَ
günah yükünü
أُخْرَىٰ ۗ
başkasının
وَمَا
ve
كُنَّا
değiliz
مُعَذِّبِينَ
biz azab edecek
حَتَّىٰ
sürece
نَبْعَثَ
göndermedikçe
رَسُولًۭا
elçi

Süleyman AteşKim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur, kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü taşımaz. Biz elçi göndermedikçe azab edecek değiliz

Ali BulaçKim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz

17:16 📚 2
وَإِذَآ أَرَدۡنَآ أَن نُّهۡلِكَ قَرۡيَةً أَمَرۡنَا مُتۡرَفِيهَا فَفَسَقُواْ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيۡهَا ٱلۡقَوۡلُ فَدَمَّرۡنَٰهَا تَدۡمِيرࣰ ا
وَإِذَآ
ve zaman
أَرَدْنَآ
biz istediğimiz
أَن
helak etmek
نُّهْلِكَ
We destroy
قَرْيَةً
bir kenti
أَمَرْنَا
emrederiz
مُتْرَفِيهَا
onun varlıklılarına
فَفَسَقُوا۟
kötü işler yaparlar
فِيهَا
orada
فَحَقَّ
böylece gerekli olur
عَلَيْهَا
onlara
ٱلْقَوْلُ
(azab) karar(ı)
فَدَمَّرْنَـٰهَا
biz de orayı yıkarız
تَدْمِيرًۭا
darmadağın

Süleyman AteşBiz bir kenti helak etmek istediğimiz zaman onun varlıklılarına emrederiz, orada kötü işler yaparlar, böylece o ülkeye (azab) karar(ı) gerekli olur, biz de orayı darmadağın ederiz

Ali BulaçBiz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz

17:17
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِنَ ٱلۡقُرُونِ مِنۢ بَعۡدِ نُوحࣲۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرࣰ ا
وَكَمْ
ve nice
أَهْلَكْنَا
helak ettik
مِنَ
kuşakları
ٱلْقُرُونِ
the generations
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
نُوحٍۢ ۗ
Nuh'dan
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِرَبِّكَ
Rabbin
بِذُنُوبِ
günahlarını
عِبَادِهِۦ
kullarının
خَبِيرًۢا
haber alıcı
بَصِيرًۭا
görücü olarak

Süleyman AteşNitekim Nuh'dan sonra nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı, görücü olarak Rabbin yeter

Ali BulaçBiz, Nuh'tan sonra nice kuşakları yıkıma uğrattık. Kullarının günahlarını haber alıcı, görücü olarak Rabbin yeter

17:18 📚 3
مَّن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡعَاجِلَةَ عَجَّلۡنَا لَهُۥ فِيهَا مَا نَشَآءُ لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلۡنَا لَهُۥ جَهَنَّمَ يَصۡلَىٰهَا مَذۡمُومࣰ ا مَّدۡحُورࣰ ا
مَّن
kim
كَانَ
ise
يُرِيدُ
istiyor (dünyayı)
ٱلْعَاجِلَةَ
acele olanı
عَجَّلْنَا
çabucak veririz
لَهُۥ
ona
فِيهَا
orada
مَا
kadar
نَشَآءُ
dilediğimiz
لِمَن
kimseye
نُّرِيدُ
istediğimiz
ثُمَّ
sonra
جَعَلْنَا
(yerini) yaparız
لَهُۥ
ona
جَهَنَّمَ
cehennem
يَصْلَىٰهَا
oraya girer
مَذْمُومًۭا
kınanmış olarak
مَّدْحُورًۭا
ve kovulmuş olarak

Süleyman AteşKim bu aceleci(dünya)yı isterse, orada ona, (evet) istediğimiz kimseye hemen çabucak dilediğimiz kadar veririz; ama sonra yerini cehennem yaparız! Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer

Ali BulaçKim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider

17:19 📚 4
وَمَنۡ أَرَادَ ٱلۡأٓخِرَةَ وَسَعَىٰ لَهَا سَعۡيَهَا وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَأُوْلَٰٓئِكَ كَانَ سَعۡيُهُم مَّشۡكُورࣰ ا
وَمَنْ
ve kim de
أَرَادَ
isterse
ٱلْـَٔاخِرَةَ
ahireti
وَسَعَىٰ
ve çalışırsa
لَهَا
ona
سَعْيَهَا
yaraşır biçimde
وَهُوَ
ve o
مُؤْمِنٌۭ
inanarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
öylelerinin
كَانَ
çalışmalarının
سَعْيُهُم
their effort
مَّشْكُورًۭا
karşılığı verilir

Süleyman AteşKim de ahireti ister ve inanarak ona yaraşır biçimde çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir

Ali BulaçKim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır

17:20 📚 1
كُلࣰّ ا نُّمِدُّ هَٰٓؤُلَآءِ وَهَٰٓؤُلَآءِ مِنۡ عَطَآءِ رَبِّكَۚ وَمَا كَانَ عَطَآءُ رَبِّكَ مَحۡظُورًا
كُلًّۭا
hepsine
نُّمِدُّ
uzatırız
هَـٰٓؤُلَآءِ
onlara da
وَهَـٰٓؤُلَآءِ
ve onlara da
مِنْ
mükafatından
عَطَآءِ
(the) gift
رَبِّكَ ۚ
Rabbinin
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
عَطَآءُ
hediyesi
رَبِّكَ
Rabbinin
مَحْظُورًا
kısıtlanmış

Süleyman AteşHepsine onlara da, onlara da (dünyayı isteyenlere de, ahireti isteyenlere de, mü'minlere de, kafirlere de) Rabbinin vergisiden uzatırız. Rabbinin vergisi kesilmez

Ali BulaçHepsine, onlara da, bunlara da Rabbinin ihsanından 'arttırarak-veririz.' Rabbinin ihsanı kesilmiş değildir

17:21 📚 1
ٱنظُرۡ كَيۡفَ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۚ وَلَلۡأٓخِرَةُ أَكۡبَرُ دَرَجَٰتࣲ وَأَكۡبَرُ تَفۡضِيلࣰ ا
ٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
فَضَّلْنَا
üstün yaptık
بَعْضَهُمْ
onların kimini
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ ۚ
kimi
وَلَلْـَٔاخِرَةُ
elbette ahiret
أَكْبَرُ
daha büyüktür
دَرَجَـٰتٍۢ
dereceler bakımından
وَأَكْبَرُ
ve daha büyüktür
تَفْضِيلًۭا
üstünlük bakımından

Süleyman AteşBak, (rızık bakımından) nasıl onların kimini kiminden üstün yaptık. Elbette ahiret, dereceler bakımından da daha büyük, üstünlük bakımından da daha büyüktür

Ali BulaçOnlardan kimini kimine nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Muhakkak ahiret dereceler bakımından daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür

17:22
لَّا تَجۡعَلۡ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَقۡعُدَ مَذۡمُومࣰ ا مَّخۡذُولࣰ ا
لَّا
asla
تَجْعَلْ
edinme
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
bir tanrı
ءَاخَرَ
başka
فَتَقْعُدَ
sonra oturup kalırsın
مَذْمُومًۭا
kınanmış olarak
مَّخْذُولًۭا
ve yalnız başına bırakılmış olarak

Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı edinme, sonra kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın

Ali BulaçAllah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun

17:23 📚 10
۞وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّآ إِيَّاهُ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنًاۚ إِمَّا يَبۡلُغَنَّ عِندَكَ ٱلۡكِبَرَ أَحَدُهُمَآ أَوۡ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُل لَّهُمَآ أُفࣲّ وَلَا تَنۡهَرۡهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوۡلࣰ ا كَرِيمࣰ ا
۞ وَقَضَىٰ
ve emretti
رَبُّكَ
Rabbin
أَلَّا
tapmamanızı
تَعْبُدُوٓا۟
worship
إِلَّآ
başkasına
إِيَّاهُ
kendisinden
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ
ve anaya babaya
إِحْسَـٰنًا ۚ
iyilik etmenizi
إِمَّا
ulaşırsa
يَبْلُغَنَّ
reach
عِندَكَ
senin yanında
ٱلْكِبَرَ
ihtiyarlık çağına
أَحَدُهُمَآ
ikisinden birisi
أَوْ
yahut
كِلَاهُمَا
her ikisi
فَلَا
sakın
تَقُل
deme
لَّهُمَآ
onlara
أُفٍّۢ
Öf!
وَلَا
ve
تَنْهَرْهُمَا
onları azarlama
وَقُل
söyle
لَّهُمَا
onlara
قَوْلًۭا
bir söz
كَرِيمًۭا
güzel

Süleyman AteşRabbin, yalnız kendisine tapmanızı ve anaya babaya, iyilik etmenizi emretti. İkisinden birisi, yahut her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşır(ihtiyarlık zamanlarında senin yanında kalırlar)sa sakın onlara "Öf!" deme, onları azarlama! Onlara güzel söz söyle

Ali BulaçRabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle

17:24 📚 6
وَٱخۡفِضۡ لَهُمَا جَنَاحَ ٱلذُّلِّ مِنَ ٱلرَّحۡمَةِ وَقُل رَّبِّ ٱرۡحَمۡهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرࣰ ا
وَٱخْفِضْ
ve indir
لَهُمَا
onlara
جَنَاحَ
kanadını
ٱلذُّلِّ
küçülme
مِنَ
dolayı
ٱلرَّحْمَةِ
acımadan
وَقُل
ve deki
رَّبِّ
Rabbim
ٱرْحَمْهُمَا
sen de bunlara acı
كَمَا
beni nasıl yetiştirdilerse
رَبَّيَانِى
they brought me up
صَغِيرًۭا
küçükken

Süleyman AteşOnlara acımadan dolayı, küçülme kanadını indir, (onlara karşı alçak gönüllü ol) ve: "Ey (her varlığı terbiye edip yetiştiren) Rabbim! Bunlar, beni küçükken nasıl (acıyıp) yetiştirdilerse sen de bunlara (öyle) acı!" de

Ali BulaçOnlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge

17:25 📚 1
رَّبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمۡۚ إِن تَكُونُواْ صَٰلِحِينَ فَإِنَّهُۥ كَانَ لِلۡأَوَّٰبِينَ غَفُورࣰ ا
رَّبُّكُمْ
Rabbiniz
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
şeyleri
فِى
içlerinizdeki
نُفُوسِكُمْ ۚ
yourselves
إِن
eğer
تَكُونُوا۟
siz olursanız
صَـٰلِحِينَ
iyi kişiler
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz O
كَانَ
tevbe edenleri
لِلْأَوَّٰبِينَ
to those who often turn (to Him)
غَفُورًۭا
bağışlayandır

Süleyman AteşRabbiniz içlerinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz iyi kişiler olursanız şüphesiz O, tevbe edenleri bağışlayandır

Ali BulaçRabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da, (Kendisi'ne) yönelip dönenleri bağışlayıcıdır

17:26 📚 3
وَءَاتِ ذَا ٱلۡقُرۡبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلۡمِسۡكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرۡ تَبۡذِيرًا
وَءَاتِ
ve ver
ذَا
akrabaya
ٱلْقُرْبَىٰ
the relatives
حَقَّهُۥ
hakkını
وَٱلْمِسْكِينَ
ve yoksula
وَٱبْنَ
ve yolcuya
ٱلسَّبِيلِ
and the wayfarer
وَلَا
(fakat)
تُبَذِّرْ
saçıp savurma
تَبْذِيرًا
savurarak

Süleyman AteşAkrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma

Ali BulaçAkrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma

17:27
إِنَّ ٱلۡمُبَذِّرِينَ كَانُوٓاْ إِخۡوَٰنَ ٱلشَّيَٰطِينِۖ وَكَانَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لِرَبِّهِۦ كَفُورࣰ ا
إِنَّ
çünkü
ٱلْمُبَذِّرِينَ
savurganlar
كَانُوٓا۟
olmuşlardır
إِخْوَٰنَ
kardeşleri
ٱلشَّيَـٰطِينِ ۖ
şeytanların
وَكَانَ
ve ise
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
لِرَبِّهِۦ
Rabbine karşı
كَفُورًۭا
çok nankördür

Süleyman AteşÇünkü savurganlar, şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür

Ali BulaçÇünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı nankördür

17:28 📚 2
وَإِمَّا تُعۡرِضَنَّ عَنۡهُمُ ٱبۡتِغَآءَ رَحۡمَةࣲ مِّن رَّبِّكَ تَرۡجُوهَا فَقُل لَّهُمۡ قَوۡلࣰ ا مَّيۡسُورࣰ ا
وَإِمَّا
ve eğer
تُعْرِضَنَّ
yüz çevirecek olursan
عَنْهُمُ
onlardan
ٱبْتِغَآءَ
bekleyerek
رَحْمَةٍۢ
bir rahmeti
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
تَرْجُوهَا
umduğun
فَقُل
bari söyle
لَّهُمْ
onlara
قَوْلًۭا
bir söz
مَّيْسُورًۭا
yumuşak

Süleyman AteşEğer (elin dar olduğu için) Rabbinden umduğun bir rahmeti bekleyerek onlardan yüz çevirecek, (onlara birşey vermeyecek) olursan, bari onlara yumuşak söz söyle

Ali BulaçEğer Rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklerken (darlıkta olduğundan) onlara sırt çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle

17:29 📚 6
وَلَا تَجۡعَلۡ يَدَكَ مَغۡلُولَةً إِلَىٰ عُنُقِكَ وَلَا تَبۡسُطۡهَا كُلَّ ٱلۡبَسۡطِ فَتَقۡعُدَ مَلُومࣰ ا مَّحۡسُورًا
وَلَا
ve asla
تَجْعَلْ
yapma
يَدَكَ
el(ler)ini
مَغْلُولَةً
bağlanmış
إِلَىٰ
boynuna
عُنُقِكَ
your neck
وَلَا
ve
تَبْسُطْهَا
açma
كُلَّ
tamamen
ٱلْبَسْطِ
açarak
فَتَقْعُدَ
sonra kalırsın
مَلُومًۭا
kınanmış
مَّحْسُورًا
hasret içinde

Süleyman AteşEl(ler)ini boynuna bağlanmış yapma, tamamen de açma, sonra kınanır, hasret içinde kalırsın

Ali BulaçElini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalakalırsın

17:30 📚 2
إِنَّ رَبَّكَ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرࣰ ا
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
يَبْسُطُ
açar (bol bol verir)
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
وَيَقْدِرُ ۚ
ve kısar
إِنَّهُۥ
çünkü O
كَانَ
kullarını
بِعِبَادِهِۦ
of His slaves
خَبِيرًۢا
bilir
بَصِيرًۭا
görür

Süleyman AteşRabbin dilediğine rızkı açar (bol bol verir, dilediğine) kısar. Çünkü O, kulları(nın hali)ni bilir, görür

Ali BulaçŞüphesiz senin Rabbin, rızkı dilediğine -genişletir- yayar ve daraltır. Gerçekten O, kullarından haberi olandır, görendir

17:31 📚 1
وَلَا تَقۡتُلُوٓاْ أَوۡلَٰدَكُمۡ خَشۡيَةَ إِمۡلَٰقࣲۖ نَّحۡنُ نَرۡزُقُهُمۡ وَإِيَّاكُمۡۚ إِنَّ قَتۡلَهُمۡ كَانَ خِطۡـࣰٔ ا كَبِيرࣰ ا
وَلَا
öldürmeyin
تَقْتُلُوٓا۟
kill
أَوْلَـٰدَكُمْ
çocuklarınızı
خَشْيَةَ
korkusuyla
إِمْلَـٰقٍۢ ۖ
fakirlik
نَّحْنُ
biz
نَرْزُقُهُمْ
sizi de besliyoruz
وَإِيَّاكُمْ ۚ
onları da
إِنَّ
şüphesiz
قَتْلَهُمْ
onları öldürmek
كَانَ
günahtır
خِطْـًۭٔا
a sin
كَبِيرًۭا
büyük

Süleyman AteşFakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz besliyoruz. Onları öldürmek, büyük günahtır

Ali BulaçYoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size Biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır

17:32
وَلَا تَقۡرَبُواْ ٱلزِّنَىٰٓۖ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةࣰ وَسَآءَ سَبِيلࣰ ا
وَلَا
ve asla
تَقْرَبُوا۟
yaklaşmayın
ٱلزِّنَىٰٓ ۖ
zinaya
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
açık bir kötülüktür
فَـٰحِشَةًۭ
an immorality
وَسَآءَ
ve çok kötü
سَبِيلًۭا
bir yoldur;

Süleyman AteşZinaya yaklaşmayın, çünkü o, açık bir kötülüktür, çok kötü bir yoldur

Ali BulaçZinaya yaklaşmayın, gerçekten o, 'çirkin bir hayasızlık' ve kötü bir yoldur

17:33 📚 13
وَلَا تَقۡتُلُواْ ٱلنَّفۡسَ ٱلَّتِي حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَمَن قُتِلَ مَظۡلُومࣰ ا فَقَدۡ جَعَلۡنَا لِوَلِيِّهِۦ سُلۡطَٰنࣰ ا فَلَا يُسۡرِف فِّي ٱلۡقَتۡلِۖ إِنَّهُۥ كَانَ مَنصُورࣰ ا
وَلَا
ve asla
تَقْتُلُوا۟
öldürmeyin
ٱلنَّفْسَ
canı
ٱلَّتِى
haram kıldığı
حَرَّمَ
Allah has forbidden
ٱللَّهُ
Allah'ın
إِلَّا
haksız yere
بِٱلْحَقِّ ۗ
by right
وَمَن
ve kim
قُتِلَ
öldürülürse
مَظْلُومًۭا
haksızlıkla
فَقَدْ
muhakkak
جَعَلْنَا
vermişizdir
لِوَلِيِّهِۦ
onun velisine
سُلْطَـٰنًۭا
bir yetki
فَلَا
fakat
يُسْرِف
aşırı gitmesin
فِّى
öldürmede
ٱلْقَتْلِ ۖ
the killing
إِنَّهُۥ
çünkü
كَانَ
kendisine yardım edilmiştir
مَنصُورًۭا
helped

Süleyman AteşAllah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisi(olan mirasçısı)na yetki vermişizdir (öldürülenin hakkını arar. Fakat o da) öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiş(yetki verilmiş)tir

Ali BulaçHaklı bir neden olmaksızın Allah'ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da öldürmede ölçüyü aşmasın. Çünkü o, gerçekten yardım görmüştür

17:34 📚 3
وَلَا تَقۡرَبُواْ مَالَ ٱلۡيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُ حَتَّىٰ يَبۡلُغَ أَشُدَّهُۥۚ وَأَوۡفُواْ بِٱلۡعَهۡدِۖ إِنَّ ٱلۡعَهۡدَ كَانَ مَسۡـُٔولࣰ ا
وَلَا
ve asla
تَقْرَبُوا۟
yaklaşmayın
مَالَ
malına
ٱلْيَتِيمِ
yetimin
إِلَّا
dışında
بِٱلَّتِى
o
هِىَ
[it] is
أَحْسَنُ
en güzel tarz
حَتَّىٰ
kadar
يَبْلُغَ
erginlik çağına
أَشُدَّهُۥ ۚ
erişinceye
وَأَوْفُوا۟
ve yerine getirin
بِٱلْعَهْدِ ۖ
ahdi
إِنَّ
çünkü
ٱلْعَهْدَ
ahd'den
كَانَ
sorulacaktır
مَسْـُٔولًۭا
questioned

Süleyman AteşYetimin malına yaklaşmayın, ancak erginlik çağına erişinceye kadar en güzel bir tarzda (onun malını kullanıp geliştirebilirsiniz). Ahdi de yerine getirin, çünkü ahd'den sorulacaktır

Ali BulaçErginlik çağına erişinceye kadar, -o da en güzel bir tarz olması- dışında yetimin malına yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur

17:35 📚 1
وَأَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ إِذَا كِلۡتُمۡ وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِۚ ذَٰلِكَ خَيۡرࣱ وَأَحۡسَنُ تَأۡوِيلࣰ ا
وَأَوْفُوا۟
tam yapın
ٱلْكَيْلَ
ölçüyü
إِذَا
zaman
كِلْتُمْ
ölçtüğünüz
وَزِنُوا۟
tartın
بِٱلْقِسْطَاسِ
terazi ile
ٱلْمُسْتَقِيمِ ۚ
doğru
ذَٰلِكَ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
وَأَحْسَنُ
ve daha güzeldir
تَأْوِيلًۭا
sonuç bakımından

Süleyman AteşÖlçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir

Ali BulaçÖlçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir

17:36 📚 21
وَلَا تَقۡفُ مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمٌۚ إِنَّ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡبَصَرَ وَٱلۡفُؤَادَ كُلُّ أُوْلَٰٓئِكَ كَانَ عَنۡهُ مَسۡـُٔولࣰ ا
وَلَا
ve
تَقْفُ
ardına düşme
مَا
şeyin
لَيْسَ
olmayan
لَكَ
senin
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌ ۚ
bilgin
إِنَّ
çünkü
ٱلسَّمْعَ
kulak
وَٱلْبَصَرَ
ve göz
وَٱلْفُؤَادَ
ve gönül
كُلُّ
hepsi
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunların
كَانَ
o(yaptığı)ndan
عَنْهُ
[about it]
مَسْـُٔولًۭا
sorumludur

Süleyman AteşBilmediğin bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi o(yaptığı)ndan sorumludur

Ali BulaçHakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur

17:37 📚 3
وَلَا تَمۡشِ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَحًاۖ إِنَّكَ لَن تَخۡرِقَ ٱلۡأَرۡضَ وَلَن تَبۡلُغَ ٱلۡجِبَالَ طُولࣰ ا
وَلَا
ve
تَمْشِ
yürüme
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مَرَحًا ۖ
kabara kabara
إِنَّكَ
çünkü sen
لَن
yırtamazsın
تَخْرِقَ
tear
ٱلْأَرْضَ
yeri
وَلَن
ve
تَبْلُغَ
erişemezsin
ٱلْجِبَالَ
dağlara
طُولًۭا
boyca

Süleyman AteşYeryüzünde kabara kabara yürüme. Çünkü sen yeri yırtamazsın, boyca da dağlara erişemezsin

Ali BulaçYeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin

17:38
كُلُّ ذَٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُۥ عِندَ رَبِّكَ مَكۡرُوهࣰ ا
كُلُّ
hepsi
ذَٰلِكَ
bunların
كَانَ
olandır
سَيِّئُهُۥ
kötü
عِندَ
katında
رَبِّكَ
Rabbinin
مَكْرُوهًۭا
hoş görülmeyen şeylerdir

Süleyman AteşBunlar("Allah ile beraber başka tanrı edinme!" ayetinden itibaren sayılan fiiler)in hepsi, kötü olan, Rabbinin katında hoş görülmeyen şeylerdir

Ali BulaçBütün bunlar, kötülüğü olan, Rabbinin Katında da hoş olmayanlardır

17:39 📚 1
ذَٰلِكَ مِمَّآ أَوۡحَىٰٓ إِلَيۡكَ رَبُّكَ مِنَ ٱلۡحِكۡمَةِۗ وَلَا تَجۡعَلۡ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتُلۡقَىٰ فِي جَهَنَّمَ مَلُومࣰ ا مَّدۡحُورًا
ذَٰلِكَ
şunlar
مِمَّآ
şeyndendir
أَوْحَىٰٓ
vahyettiği
إِلَيْكَ
sana
رَبُّكَ
Rabbinin
مِنَ
Hikmetten
ٱلْحِكْمَةِ ۗ
the wisdom
وَلَا
edinme
تَجْعَلْ
make
مَعَ
ile bereber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
tanrı
ءَاخَرَ
başka
فَتُلْقَىٰ
sonra atılırsın
فِى
cehenneme
جَهَنَّمَ
Hell
مَلُومًۭا
kınanmış olarak
مَّدْحُورًا
uzaklaştırılmış olarak

Süleyman AteşŞunlar, Rabbinin, Hikmet'ten sana vahyettiği(emirleri)ndendir. Allah ile berebar başka tanrı edinme, sonra kınanmış, (Allah'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın

Ali BulaçBunlar, Rabbinin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. Rabbin ile beraber başka ilahlar kılma, yoksa yerilmiş, kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın

17:40
أَفَأَصۡفَىٰكُمۡ رَبُّكُم بِٱلۡبَنِينَ وَٱتَّخَذَ مِنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنَٰثًاۚ إِنَّكُمۡ لَتَقُولُونَ قَوۡلًا عَظِيمࣰ ا
أَفَأَصْفَىٰكُمْ
size seçti (öyle) mi?'
رَبُّكُم
Rabbiniz
بِٱلْبَنِينَ
oğulları
وَٱتَّخَذَ
ve edindi (kendisine)
مِنَ
meleklerden
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the Angels
إِنَـٰثًا ۚ
kadınlar
إِنَّكُمْ
gerçekten siz
لَتَقُولُونَ
söylüyorsunuz
قَوْلًا
bir söz
عَظِيمًۭا
büyük (çok tehlikeli)

Süleyman AteşRabbiniz, oğulları size seçti de kendisine meleklerden kadınlar mı edindi? Gerçekten siz büyük (çok tehlikeli) bir söz söylüyorsunuz

Ali BulaçRabbiniz size erkekleri seçti de meleklerden dişileri mi (Kendine) edindi? Gerçekten siz büyük bir söz söylemektesiniz

17:41
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لِيَذَّكَّرُواْ وَمَا يَزِيدُهُمۡ إِلَّا نُفُورࣰ ا
وَلَقَدْ
andolsun
صَرَّفْنَا
biz türlü biçimlerde anlattık
فِى
bu
هَـٰذَا
this
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'da
لِيَذَّكَّرُوا۟
düşünüp anlasınlar diye
وَمَا
fakat (bu)
يَزِيدُهُمْ
artırmıyor
إِلَّا
başkasını
نُفُورًۭا
nefretlerinden

Süleyman AteşBiz Kur'an'da sözü türlü biçimlerde anlattık ki, düşünüp anlasınlar. Fakat bu, onların sadece kaçışlarını artırıyor

Ali BulaçAndolsun, Biz bu Kur'an'da çeşitli açıklamalar yaptık, öğüt alıp-düşünsünler diye. Oysa bu, onların daha uzaklaşmalarından başkasını arttırmıyor

17:42
قُل لَّوۡ كَانَ مَعَهُۥٓ ءَالِهَةࣱ كَمَا يَقُولُونَ إِذࣰ ا لَّٱبۡتَغَوۡاْ إِلَىٰ ذِي ٱلۡعَرۡشِ سَبِيلࣰ ا
قُل
de ki
لَّوْ
eğer
كَانَ
olsaydı
مَعَهُۥٓ
O'nunla beraber
ءَالِهَةٌۭ
tanrılar
كَمَا
gibi
يَقُولُونَ
dedikleri
إِذًۭا
o zaman
لَّٱبْتَغَوْا۟
onlar da ararlardı
إِلَىٰ
sahibine
ذِى
(the) Owner
ٱلْعَرْشِ
Arşın
سَبِيلًۭا
bir yol

Süleyman AteşDe ki: "Eğer dedikleri gibi O'nunla beraber (başka) tanrılar olsaydı o zaman onlar da Arşın sahibine gitmenin yolunu ararlardı

Ali BulaçDe ki: "Eğer söyledikleri gibi O'nunla beraber ilahlar olsaydı, onlar arşın sahibine mutlaka bir yol ararlardı

17:43
سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوࣰّ ا كَبِيرࣰ ا
سُبْحَـٰنَهُۥ
(haşa) münezzehtir O
وَتَعَـٰلَىٰ
ve uludur
عَمَّا
onların dediklerinden
يَقُولُونَ
they say
عُلُوًّۭا
yücedir
كَبِيرًۭا
çok

Süleyman AteşHaşa, O, onların dediklerinden çok yücedir, uludur

Ali BulaçO, onların dediklerinden münezzeh, Yüce ve büyük bir yükseklikle yüksektir

17:44 📚 8
تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ ٱلسَّبۡعُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَن فِيهِنَّۚ وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمۡدِهِۦ وَلَٰكِن لَّا تَفۡقَهُونَ تَسۡبِيحَهُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورࣰ ا
تُسَبِّحُ
tesbih ederler
لَهُ
O'nu
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
gök
ٱلسَّبْعُ
yedi
وَٱلْأَرْضُ
ve yeryüzü
وَمَن
ve kimseler
فِيهِنَّ ۚ
bunların içindeki
وَإِن
ve yoktur
مِّن
hiçbir
شَىْءٍ
şey
إِلَّا
tesbih etmeyen
يُسَبِّحُ
glorifies
بِحَمْدِهِۦ
hamd ile
وَلَـٰكِن
ama
لَّا
siz anlamazsınız
تَفْقَهُونَ
you understand
تَسْبِيحَهُمْ ۗ
onların tesbihlerini
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
كَانَ
halimdir
حَلِيمًا
Ever-Forbearing
غَفُورًۭا
çok bağışlayandır

Süleyman AteşYedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tesbih ederler. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, halimdir, çok bağışlayandır

Ali BulaçYedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır

17:45 📚 1
وَإِذَا قَرَأۡتَ ٱلۡقُرۡءَانَ جَعَلۡنَا بَيۡنَكَ وَبَيۡنَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ حِجَابࣰ ا مَّسۡتُورࣰ ا
وَإِذَا
ve zaman
قَرَأْتَ
okuduğun
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
جَعَلْنَا
çekeriz
بَيْنَكَ
seninle (aranıza)
وَبَيْنَ
arasına
ٱلَّذِينَ
kimselerin
لَا
inanmayan(ların)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
حِجَابًۭا
bir perde
مَّسْتُورًۭا
gizli

Süleyman AteşKur'an okuduğun zaman seninle, ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz

Ali BulaçKur'an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık

17:46 📚 1
وَجَعَلۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ أَكِنَّةً أَن يَفۡقَهُوهُ وَفِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرࣰ اۚ وَإِذَا ذَكَرۡتَ رَبَّكَ فِي ٱلۡقُرۡءَانِ وَحۡدَهُۥ وَلَّوۡاْ عَلَىٰٓ أَدۡبَٰرِهِمۡ نُفُورࣰ ا
وَجَعَلْنَا
ve kılarız (koyarız)
عَلَىٰ
üzerine
قُلُوبِهِمْ
kableri
أَكِنَّةً
kabuklar
أَن
onu anlamalarına engel olacak
يَفْقَهُوهُ
they understand it
وَفِىٓ
ve
ءَاذَانِهِمْ
kulaklarına
وَقْرًۭا ۚ
bir ağırlık
وَإِذَا
ve zaman
ذَكَرْتَ
andığın
رَبَّكَ
Rabbini
فِى
Kur'an'da
ٱلْقُرْءَانِ
the Quran
وَحْدَهُۥ
birliğini
وَلَّوْا۟
dönüp
عَلَىٰٓ
arkalarına
أَدْبَـٰرِهِمْ
their backs
نُفُورًۭا
kaçarlar

Süleyman AteşKablerine -onu anlamalarına engel olacak- kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Kur'an'da yalnız Rabbini andığın zaman (tek Tanrı inancından hoşlanmadıkları için) arkalarına dönüp kaçarlar

Ali BulaçVe onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir ve tek" (İlah olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler

17:47 📚 4
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَسۡتَمِعُونَ بِهِۦٓ إِذۡ يَسۡتَمِعُونَ إِلَيۡكَ وَإِذۡ هُمۡ نَجۡوَىٰٓ إِذۡ يَقُولُ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلࣰ ا مَّسۡحُورًا
نَّحْنُ
biz
أَعْلَمُ
gayet iyi biliyoruz
بِمَا
ne sebeple
يَسْتَمِعُونَ
dinlediklerini
بِهِۦٓ
onların
إِذْ
dinlerken
يَسْتَمِعُونَ
they listen
إِلَيْكَ
seni
وَإِذْ
ve zaman
هُمْ
onlar
نَجْوَىٰٓ
fısıldaşırken
إِذْ
zaman
يَقُولُ
dedikleri
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerin
إِن
siz uymuyorsunuz
تَتَّبِعُونَ
you follow
إِلَّا
başkasına
رَجُلًۭا
bir adamdan
مَّسْحُورًا
büyülenmiş

Süleyman AteşBiz onların, seni dinlerken ne sebeple dinlediklerini, kendi aralarında gizli konuşurlarken de o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini gayet iyi biliyoruz

Ali BulaçBiz onların seni dinlediklerinde ne için dinlediklerini, gizli konuşmalarında da o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliriz

17:48 📚 2
ٱنظُرۡ كَيۡفَ ضَرَبُواْ لَكَ ٱلۡأَمۡثَالَ فَضَلُّواْ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ سَبِيلࣰ ا
ٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
ضَرَبُوا۟
misaller verdiler
لَكَ
sana
ٱلْأَمْثَالَ
bezetmelerle
فَضَلُّوا۟
şaştılar
فَلَا
artık bir daha
يَسْتَطِيعُونَ
bulamazlar
سَبِيلًۭا
yolu

Süleyman AteşBak, nasıl misaller verdiler (seni şa'ire, büyücüye, kahine ve mecnuna benzettiler) de şaştılar. Artık bir daha yolu bulamazlar

Ali BulaçSana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola güçleri yetmemektedir

17:49
وَقَالُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمࣰ ا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ خَلۡقࣰ ا جَدِيدࣰ ا
وَقَالُوٓا۟
ve dediler ki
أَءِذَا
mi?
كُنَّا
biz iken
عِظَـٰمًۭا
kemikler
وَرُفَـٰتًا
ve ufalanmış toprak
أَءِنَّا
biz miyiz?
لَمَبْعُوثُونَ
diriltilecek
خَلْقًۭا
yaratılışla
جَدِيدًۭا
yeni bir

Süleyman AteşDediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, ufalanıp toprak olduktan sonra mı sahiden biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz

Ali BulaçDediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz

17:50 📚 1
۞قُلۡ كُونُواْ حِجَارَةً أَوۡ حَدِيدًا
۞ قُلْ
de ki
كُونُوا۟
(ister) olun
حِجَارَةً
taş
أَوْ
veya
حَدِيدًا
demir

Süleyman AteşDe ki: "İster taş olun, ister demir

Ali BulaçDe ki: "İster taş olun, ister demir

17:51
أَوۡ خَلۡقࣰ ا مِّمَّا يَكۡبُرُ فِي صُدُورِكُمۡۚ فَسَيَقُولُونَ مَن يُعِيدُنَاۖ قُلِ ٱلَّذِي فَطَرَكُمۡ أَوَّلَ مَرَّةࣲۚ فَسَيُنۡغِضُونَ إِلَيۡكَ رُءُوسَهُمۡ وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هُوَۖ قُلۡ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَرِيبࣰ ا
أَوْ
veya
خَلْقًۭا
yaratık
مِّمَّا
herhangi bir
يَكْبُرُ
büyüyen
فِى
gönlünüzde
صُدُورِكُمْ ۚ
your breasts
فَسَيَقُولُونَ
diyecekler ki
مَن
kim
يُعِيدُنَا ۖ
bizi tekrar döndürebilir
قُلِ
de ki
ٱلَّذِى
sizi yaratan
فَطَرَكُمْ
created you
أَوَّلَ
ilk
مَرَّةٍۢ ۚ
defa
فَسَيُنْغِضُونَ
alaylı alaylı sallayacaklar
إِلَيْكَ
sana
رُءُوسَهُمْ
başlarını
وَيَقُولُونَ
ve diyecekler
مَتَىٰ
Ne zaman?
هُوَ ۖ
o
قُلْ
de ki
عَسَىٰٓ
belki de
أَن
olabilir
يَكُونَ
(it) will be
قَرِيبًۭا
pek yakın

Süleyman Ateşİster gönlünüzde büyüyen, (aklınıza tuhaf gelen) herhangi bir yaratık, (ne olursanız olun, Allah sizi mutlaka diriltecektir). Bizi kim tekrar (hayata) döndürebilir?" diyecekler. "Sizi ilk defa yaratan (döndürür)" de. Sana alaylı alaylı başlarını sallayacaklar ve: "Ne zaman o?" diyecekler. "Pek yakın olabilir" de

Ali BulaçYa da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)." Bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratan." Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmış o?" De ki: "Umulur ki pek yakında

17:52
يَوۡمَ يَدۡعُوكُمۡ فَتَسۡتَجِيبُونَ بِحَمۡدِهِۦ وَتَظُنُّونَ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
يَوْمَ
gün
يَدْعُوكُمْ
sizi çağıracağı
فَتَسْتَجِيبُونَ
çağrısına uyarsınız
بِحَمْدِهِۦ
O'na hamdederek
وَتَظُنُّونَ
ve sanırsınız
إِن
(dünyada) kalmadınız
لَّبِثْتُمْ
you had remained
إِلَّا
dışında
قَلِيلًۭا
pek az (bir süre)

Süleyman AteşSizi çağıracağı gün O'na hamdederek çağrısına uyarsınız (dirilip kalkarsınız) ve (dünyada) pek az kaldığınızı sanırsınız

Ali BulaçSizi çağıracağı gün, O'na övgüyle icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız

17:53 📚 3
وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ ٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُۚ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ يَنزَغُ بَيۡنَهُمۡۚ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ كَانَ لِلۡإِنسَٰنِ عَدُوࣰّ ا مُّبِينࣰ ا
وَقُل
ve söyle
لِّعِبَادِى
kullarıma
يَقُولُوا۟
söylesinler
ٱلَّتِى
o
هِىَ
which
أَحْسَنُ ۚ
en güzel (sözü)
إِنَّ
çünkü
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytan
يَنزَغُ
girer
بَيْنَهُمْ ۚ
aralarına
إِنَّ
doğrusu
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytan
كَانَ
insanın
لِلْإِنسَـٰنِ
to the man
عَدُوًّۭا
düşmanıdır
مُّبِينًۭا
apaçık

Süleyman AteşKullarıma söyle: En güzel sözü söylesinler (puta tapanlara sert davranmasınlar). Çünkü şeytan aralarına girer (onları tartışmaya ve kavgaya dürtükler). Doğrusu şeytan, insanın apaçık düşmanıdır

Ali BulaçKullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır

17:54
رَّبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِكُمۡۖ إِن يَشَأۡ يَرۡحَمۡكُمۡ أَوۡ إِن يَشَأۡ يُعَذِّبۡكُمۡۚ وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ وَكِيلࣰ ا
رَّبُّكُمْ
Rabbiniz
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِكُمْ ۖ
sizi
إِن
eğer
يَشَأْ
dilerse
يَرْحَمْكُمْ
size acır
أَوْ
veya
إِن
eğer
يَشَأْ
dilerse
يُعَذِّبْكُمْ ۚ
size azabeder
وَمَآ
biz seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ
We have sent you
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
وَكِيلًۭا
bir vekil

Süleyman AteşRabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size acır, dilerse size azabeder. Biz seni, onların üzerine vekil göndermedik

Ali BulaçSizi en iyi Rabbiniz bilir; dilerse size merhamet eder, dilerse sizi azaplandırır. Biz seni onların üzerine bir vekil olarak göndermedik

17:55 📚 1
وَرَبُّكَ أَعۡلَمُ بِمَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَلَقَدۡ فَضَّلۡنَا بَعۡضَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ عَلَىٰ بَعۡضࣲۖ وَءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ زَبُورࣰ ا
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَن
olanları
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerde
وَلَقَدْ
ve andolsun ki
فَضَّلْنَا
biz üstün kıldık
بَعْضَ
kimini
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberlerin
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ ۖ
kimi
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
دَاوُۥدَ
Davud'a da
زَبُورًۭا
Zebur'u

Süleyman AteşRabbin, göklerde ve yerde olan kimseleri daha iyi bilir (O, peygamber olmağa kimi layık görürse onu seçer). Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık, Davud'a da Zebur'u verdik

Ali BulaçRabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud'a da Zebur verdik

17:56
قُلِ ٱدۡعُواْ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُم مِّن دُونِهِۦ فَلَا يَمۡلِكُونَ كَشۡفَ ٱلضُّرِّ عَنكُمۡ وَلَا تَحۡوِيلًا
قُلِ
de ki
ٱدْعُوا۟
yalvarın
ٱلَّذِينَ
(tanrı olduğunu) sandığınız şeylere
زَعَمْتُم
you claimed
مِّن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
فَلَا
(fakat)
يَمْلِكُونَ
güçleri yetmez
كَشْفَ
gidermeye
ٱلضُّرِّ
sıkıntıyı
عَنكُمْ
sizden
وَلَا
ve
تَحْوِيلًا
değiştirmeye

Süleyman AteşDe ki: "O'ndan başka (tanrı olduğunu) sandığınız şeylere yalvarın; onlar ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de (onu) başka bir yana çevirebilirler

Ali BulaçDe ki: "O'nun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi çağırın, onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler

17:57 📚 5
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ يَبۡتَغُونَ إِلَىٰ رَبِّهِمُ ٱلۡوَسِيلَةَ أَيُّهُمۡ أَقۡرَبُ وَيَرۡجُونَ رَحۡمَتَهُۥ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۥٓۚ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحۡذُورࣰ ا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onların
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَدْعُونَ
yalvardıkları
يَبْتَغُونَ
ararlar
إِلَىٰ
Rablerine
رَبِّهِمُ
their Lord
ٱلْوَسِيلَةَ
bir vesile
أَيُّهُمْ
hangisi
أَقْرَبُ
en yakın (diye)
وَيَرْجُونَ
ve umarlar
رَحْمَتَهُۥ
O'nun merhametini
وَيَخَافُونَ
ve korkarlar
عَذَابَهُۥٓ ۚ
azabından
إِنَّ
çünkü
عَذَابَ
azabı
رَبِّكَ
Rabbinin
كَانَ
cidden korkunçtur
مَحْذُورًۭا
(ever) feared

Süleyman AteşO yalvardıkları da, onların (Allah'a) en yakın olan(lar)ı da Rablerine yaklaşmak için vesile ararlar; O'nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, cidden korkunçtur

Ali BulaçOnların taptıkları da, -hangisi daha yakındır diye- Rablerine (yaklaşmak için) bir vesile arıyorlar. O'nun rahmetini umuyorlar ve azabından korkuyorlar. Şüphesiz senin Rabbinin azabı korkunçtur

17:58
وَإِن مِّن قَرۡيَةٍ إِلَّا نَحۡنُ مُهۡلِكُوهَا قَبۡلَ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَوۡ مُعَذِّبُوهَا عَذَابࣰ ا شَدِيدࣰ اۚ كَانَ ذَٰلِكَ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مَسۡطُورࣰ ا
وَإِن
yoktur ki
مِّن
hiçbir
قَرْيَةٍ
kent
إِلَّا
ancak
نَحْنُ
biz
مُهْلِكُوهَا
onu yok ederiz
قَبْلَ
önce
يَوْمِ
gününden
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
أَوْ
yahut
مُعَذِّبُوهَا
ona azab ederiz
عَذَابًۭا
azap ile
شَدِيدًۭا ۚ
şiddetli bir
كَانَ
Bu
ذَٰلِكَ
That is
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
مَسْطُورًۭا
yazılmıştır

Süleyman AteşHiçbir kent yoktur ki biz, kıyamet gününden öne onu yok edecek, yahut ona şiddetli bir şekilde azabedecek olmayalım. Bu, Kitapta yazılmıştır

Ali BulaçHiçbir ülke (veya şehir) olmasın ki, kıyamet gününden önce Biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli bir azapla azaplandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır

17:59
وَمَا مَنَعَنَآ أَن نُّرۡسِلَ بِٱلۡأٓيَٰتِ إِلَّآ أَن كَذَّبَ بِهَا ٱلۡأَوَّلُونَۚ وَءَاتَيۡنَا ثَمُودَ ٱلنَّاقَةَ مُبۡصِرَةࣰ فَظَلَمُواْ بِهَاۚ وَمَا نُرۡسِلُ بِٱلۡأٓيَٰتِ إِلَّا تَخۡوِيفࣰ ا
وَمَا
ve yoktur
مَنَعَنَآ
bizi alıkoyan
أَن
göndermekten
نُّرْسِلَ
We send
بِٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetler (mu'cizeler)
إِلَّآ
dışında
أَن
yalanlamaları
كَذَّبَ
denied
بِهَا
(onları)
ٱلْأَوَّلُونَ ۚ
evvelkilerin
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
ثَمُودَ
Semud'a
ٱلنَّاقَةَ
dişi deveyi
مُبْصِرَةًۭ
açık bir mu'cize olarak
فَظَلَمُوا۟
o zulmetmelerine sebeb oldu
بِهَا ۚ
onlara
وَمَا
ve
نُرْسِلُ
biz göndermeyiz
بِٱلْـَٔايَـٰتِ
mu'cizeleri
إِلَّا
dışında
تَخْوِيفًۭا
korkutmak

Süleyman AteşBizi ayetler (mu'cizeler) göndermekten alıkoyan şey, evvelkilerin, (onları) yalanlamış olmasıdır. Semud(kavmin)e açık bir mu'cize olarak dişi deveyi verdik, o zulmetmelerine sebeb oldu (deveyi boğazlayarak kedilerine yazık etmiş oldular). Biz mu'cizeleri, yalnız korkutmak için göndeririz

Ali BulaçBizi ayet (mucize)ler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular. Oysa Biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz

17:60
وَإِذۡ قُلۡنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِٱلنَّاسِۚ وَمَا جَعَلۡنَا ٱلرُّءۡيَا ٱلَّتِيٓ أَرَيۡنَٰكَ إِلَّا فِتۡنَةࣰ لِّلنَّاسِ وَٱلشَّجَرَةَ ٱلۡمَلۡعُونَةَ فِي ٱلۡقُرۡءَانِۚ وَنُخَوِّفُهُمۡ فَمَا يَزِيدُهُمۡ إِلَّا طُغۡيَٰنࣰ ا كَبِيرࣰ ا
وَإِذْ
bir zaman
قُلْنَا
demiştik
لَكَ
sana
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
أَحَاطَ
kuşatmıştır
بِٱلنَّاسِ ۚ
insanları
وَمَا
biz yapmadık
جَعَلْنَا
We made
ٱلرُّءْيَا
rü'yayı
ٱلَّتِىٓ
sana gösterdiğimiz
أَرَيْنَـٰكَ
We showed you
إِلَّا
başka bir şey
فِتْنَةًۭ
sınama (aracı)
لِّلنَّاسِ
insanlar için
وَٱلشَّجَرَةَ
ve ağacı
ٱلْمَلْعُونَةَ
la'netlenmiş
فِى
Kur'an'da
ٱلْقُرْءَانِ ۚ
the Quran
وَنُخَوِّفُهُمْ
biz onları korkutuyoruz
فَمَا
fakat
يَزِيدُهُمْ
artırmıyor
إِلَّا
başkasını
طُغْيَـٰنًۭا
azgınlıklarından
كَبِيرًۭا
daha da fazla

Süleyman AteşBir zaman sana: "Rabbin insanları kuşatmıştır, (suçluları cezalandırmak üzeredir)" demiştik. Sana gösterdiğimiz rü'yayı ve Kur'an'da la'netlenmiş ağacı, insanları(n imanını) sınama (aracı) yaptık. Biz onları (çeşitli biçimlerde) korkutuyoruz. Fakat korkutmamız onların azgınlıklarını daha da artırmaktan başka bir katkı yapmıyor

Ali BulaçHani Biz sana: "Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı insanları denemek için yaptık, Kur'an'da lanetlenmiş ağacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor

17:61
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ قَالَ ءَأَسۡجُدُ لِمَنۡ خَلَقۡتَ طِينࣰ ا
وَإِذْ
bir zaman
قُلْنَا
demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
ٱسْجُدُوا۟
secde edin
لِـَٔادَمَ
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟
secde ettiler
إِلَّآ
dışında
إِبْلِيسَ
İblis
قَالَ
dedi
ءَأَسْجُدُ
ben mi secde edeceğim?
لِمَنْ
kimseye
خَلَقْتَ
yarattığın
طِينًۭا
çamur olarak

Süleyman AteşBir zaman meleklere: "Adem'e secde edin!" demiştik. Secde ettiler, yalnız İblis etmedi: "Ben çamur olarak yarattığın kimseye secde eder miyim? dedi

Ali BulaçHani, meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: "Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim

17:62
قَالَ أَرَءَيۡتَكَ هَٰذَا ٱلَّذِي كَرَّمۡتَ عَلَيَّ لَئِنۡ أَخَّرۡتَنِ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَأَحۡتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
قَالَ
dedi
أَرَءَيْتَكَ
gördün mü?
هَـٰذَا
şu
ٱلَّذِى
üstün yaptığını
كَرَّمْتَ
You have honored
عَلَىَّ
benden
لَئِنْ
andolsun eğer
أَخَّرْتَنِ
beni ertelersen
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
لَأَحْتَنِكَنَّ
hakimiyetime alacağım
ذُرِّيَّتَهُۥٓ
onun zürriyetini
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı

Süleyman AteşŞu benden üstün yaptığını gördün mü (nesi var onun ki onu benden üstün kıldın)? Andolsun, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, onun zürriyetini, pek azı hariç kökünden koparıp sürükleyeceğim! dedi

Ali BulaçDemişti ki: "Şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım

17:63 📚 1
قَالَ ٱذۡهَبۡ فَمَن تَبِعَكَ مِنۡهُمۡ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمۡ جَزَآءࣰ مَّوۡفُورࣰ ا
قَالَ
(Allah) dedi ki
ٱذْهَبْ
git
فَمَن
kim
تَبِعَكَ
sana uyarsa
مِنْهُمْ
onlardan
فَإِنَّ
şüphesiz
جَهَنَّمَ
cehennemdir
جَزَآؤُكُمْ
cezanız
جَزَآءًۭ
bir ceza
مَّوْفُورًۭا
mükemmel

Süleyman Ateş(Allah) "(defol) git, dedi, onlardan kim sana uyarsa cezanız cehennemdir, mükemmel bir ceza (size)

Ali BulaçDemişti ki: "Git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza

17:64
وَٱسۡتَفۡزِزۡ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتَ مِنۡهُم بِصَوۡتِكَ وَأَجۡلِبۡ عَلَيۡهِم بِخَيۡلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكۡهُمۡ فِي ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَوۡلَٰدِ وَعِدۡهُمۡۚ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا
وَٱسْتَفْزِزْ
yerinden oynat
مَنِ
kimseyi
ٱسْتَطَعْتَ
gücünün yettiği
مِنْهُم
onlardan
بِصَوْتِكَ
sesinle
وَأَجْلِبْ
ve yaygarayı bas
عَلَيْهِم
onların üzerine
بِخَيْلِكَ
atlılarınla
وَرَجِلِكَ
ve yayalarınla
وَشَارِكْهُمْ
ve onlara ortak ol
فِى
mallarda
ٱلْأَمْوَٰلِ
the wealth
وَٱلْأَوْلَـٰدِ
ve evladlarda
وَعِدْهُمْ ۚ
ve onlara va'dler yap
وَمَا
onlara va'detmez
يَعِدُهُمُ
promises them
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
إِلَّا
başka bir şey
غُرُورًا
aldatıştan

Süleyman AteşOnlardan gücünün yettiğini sesinle yerinden oynat; atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas; mallarda ve evladlarda onlara ortak ol; onlara (çeşitli) va'dler yap (va'dlerinle onları oyala); şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey va'detmez

Ali BulaçOnlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez

17:65
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنࣱۚ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ وَكِيلࣰ ا
إِنَّ
şüphesiz
عِبَادِى
benim kullarıma
لَيْسَ
yoktur
لَكَ
senin
عَلَيْهِمْ
onların üzerinde
سُلْطَـٰنٌۭ ۚ
bir gücün
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِرَبِّكَ
Rabbin
وَكِيلًۭا
vekil olarak

Süleyman AteşBenim (gerçek) kullarım(a gelince) senin onlar(ı kandırmağ)a gücün yetmez! vekil olarak Rabbin yeter

Ali BulaçBenim kullarım; senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur." Vekil olarak Rabbin yeter

17:66
رَّبُّكُمُ ٱلَّذِي يُزۡجِي لَكُمُ ٱلۡفُلۡكَ فِي ٱلۡبَحۡرِ لِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِكُمۡ رَحِيمࣰ ا
رَّبُّكُمُ
Rabbiniz
ٱلَّذِى
O'dur ki
يُزْجِى
yürütür
لَكُمُ
size
ٱلْفُلْكَ
gemileri
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
لِتَبْتَغُوا۟
(payınızı) aramanız için
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۚ
His Bounty
إِنَّهُۥ
doğrsu O
كَانَ
size
بِكُمْ
to you
رَحِيمًۭا
çok acır

Süleyman Ateş(Ey insanlar), Rabbiniz O'dur ki lutfundan (payınızı) aramanız için size gemileri denizde yürütür. Doğrsu O, size çok acır

Ali BulaçSizin Rabbiniz, fazlından aramanız için denizde gemileri sizin için yürütür. Gerçekten O, size karşı merhametli olandır

17:67
وَإِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فِي ٱلۡبَحۡرِ ضَلَّ مَن تَدۡعُونَ إِلَّآ إِيَّاهُۖ فَلَمَّا نَجَّىٰكُمۡ إِلَى ٱلۡبَرِّ أَعۡرَضۡتُمۡۚ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ كَفُورًا
وَإِذَا
zaman
مَسَّكُمُ
size dokunduğu
ٱلضُّرُّ
bir sıkıntı
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
ضَلَّ
kaybolur
مَن
bütün yalvardıklarınız
تَدْعُونَ
you call
إِلَّآ
başka
إِيَّاهُ ۖ
O'ndan
فَلَمَّا
fakat (O)
نَجَّىٰكُمْ
sizi kurtarıp çıkarınca
إِلَى
karaya
ٱلْبَرِّ
the land
أَعْرَضْتُمْ ۚ
yine yüz çevirirsiniz
وَكَانَ
gerçekten
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
كَفُورًا
nankördür

Süleyman AteşDenizde size bir sıkıntı (boğulma korkusu) dokunduğu zaman O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolur (artık o zaman, Allah'tan başka kimseden yardım istemezsiniz. Çünkü O'ndan başka sizi kurtaracak kimse yoktur). Fakat (O) sizi kurtarıp karaya çıkarınca yine (Allah'ı bir tanımaktan) yüz çevirirsiniz. Gerçekten insan nankördür

Ali BulaçSize denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O'nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan pek nankördür

17:68
أَفَأَمِنتُمۡ أَن يَخۡسِفَ بِكُمۡ جَانِبَ ٱلۡبَرِّ أَوۡ يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبࣰ ا ثُمَّ لَا تَجِدُواْ لَكُمۡ وَكِيلًا
أَفَأَمِنتُمْ
emin misiniz?
أَن
batırmayacağından
يَخْسِفَ
He will cause to swallow
بِكُمْ
sizi
جَانِبَ
ters çevirip
ٱلْبَرِّ
karayı
أَوْ
yahut
يُرْسِلَ
göndermeyeceğinden
عَلَيْكُمْ
üzerinize
حَاصِبًۭا
taşlar savuran bir kasırga
ثُمَّ
sonra
لَا
bulamazsınız
تَجِدُوا۟
you will find
لَكُمْ
kendinize
وَكِيلًا
bir koruyucu

Süleyman Ateş(Allah'ın) Karayı ters çevirip sizi batırmayacağından, yahut üzerinize taşlar savuran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? (Ki bunlar olduktan) Sonra kendinize bir koruyucu bulamazsınız

Ali BulaçKara tarafında sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden veya üzerinize taş yığınları yüklü bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? Sonra kendinize bir vekil bulamazsınız

17:69
أَمۡ أَمِنتُمۡ أَن يُعِيدَكُمۡ فِيهِ تَارَةً أُخۡرَىٰ فَيُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ قَاصِفࣰ ا مِّنَ ٱلرِّيحِ فَيُغۡرِقَكُم بِمَا كَفَرۡتُمۡ ثُمَّ لَا تَجِدُواْ لَكُمۡ عَلَيۡنَا بِهِۦ تَبِيعࣰ ا
أَمْ
yoksa
أَمِنتُمْ
emin misiniz?
أَن
sizi gönderip
يُعِيدَكُمْ
He will send you back
فِيهِ
oraya
تَارَةً
bir kez daha
أُخْرَىٰ
bir kez daha
فَيُرْسِلَ
salarak
عَلَيْكُمْ
üstünüze
قَاصِفًۭا
bir fırtına
مِّنَ
kırıp geçiren
ٱلرِّيحِ
the wind
فَيُغْرِقَكُم
ve sizi boğmayacağından
بِمَا
dolayı
كَفَرْتُمْ ۙ
inkar ettiğinizden
ثُمَّ
O zaman
لَا
bulamazsınız
تَجِدُوا۟
you will find
لَكُمْ
kendinize
عَلَيْنَا
bize karşı
بِهِۦ
onu
تَبِيعًۭا
izleyip koruyacak birini

Süleyman AteşYoksa O'nun sizi bir kez daha denize gönderip, üstünüze, kırıp geçiren bir fırtına salarak inkar ettiğinizden dolayı sizi boğmayacağından emin misiniz? O zaman bize karşı sizi izleyip koruyacak birini bulamazsınız

Ali BulaçVeya sizi bir kere daha ona (denize) gönderip üzerinize kırıp geçiren bir fırtına salarak nankörlük etmeniz nedeniyle sizi batırmasına karşı emin misiniz? Sonra onun öcünü Bize karşı alacak (kimseyi de) bulamazsınız

17:70
۞وَلَقَدۡ كَرَّمۡنَا بَنِيٓ ءَادَمَ وَحَمَلۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ وَرَزَقۡنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ كَثِيرࣲ مِّمَّنۡ خَلَقۡنَا تَفۡضِيلࣰ ا
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun
كَرَّمْنَا
biz çok ikram ettik
بَنِىٓ
oğullarına
ءَادَمَ
Adem
وَحَمَلْنَـٰهُمْ
ve onları taşıdık
فِى
karada
ٱلْبَرِّ
the land
وَٱلْبَحْرِ
ve denizde
وَرَزَقْنَـٰهُم
ve onları besledik
مِّنَ
güzel rızıklarla
ٱلطَّيِّبَـٰتِ
the good things
وَفَضَّلْنَـٰهُمْ
ve onları üstün kıldık
عَلَىٰ
üzerine
كَثِيرٍۢ
bir çoğu
مِّمَّنْ
yarattıklarımızın
خَلَقْنَا
We have created
تَفْضِيلًۭا
tam bir üstünlükle

Süleyman AteşAndolsun biz, Adem oğullarına çok ikram ettik: onları karada ve denizde (hayvanlar ve taşıtlar üzerinde) taşıdık. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık

Ali BulaçAndolsun, Biz Ademoğlunu yücelttik; onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz, güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık

17:71
يَوۡمَ نَدۡعُواْ كُلَّ أُنَاسِۭ بِإِمَٰمِهِمۡۖ فَمَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَقۡرَءُونَ كِتَٰبَهُمۡ وَلَا يُظۡلَمُونَ فَتِيلࣰ ا
يَوْمَ
gün
نَدْعُوا۟
çağırdığımız
كُلَّ
her
أُنَاسٍۭ
milleti
بِإِمَـٰمِهِمْ ۖ
imamıyla
فَمَنْ
kimlerin
أُوتِىَ
verilirse
كِتَـٰبَهُۥ
Kitabı
بِيَمِينِهِۦ
sağından
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يَقْرَءُونَ
okurlar
كِتَـٰبَهُمْ
Kitaplarını
وَلَا
ve
يُظْلَمُونَ
haksızlığa uğratılmazlar
فَتِيلًۭا
en ufak

Süleyman AteşHer milleti, imamıyla (eylemlerini saptayan defteriyle veya izlediği önderiyle) çağırdığımız gün, kimlerin Kitabı sağından verilirse işte onlar, Kitaplarını okurlar ve en ufak bir haksızlığa uğratılmazlar

Ali BulaçHer insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar

17:72 📚 6
وَمَن كَانَ فِي هَٰذِهِۦٓ أَعۡمَىٰ فَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ أَعۡمَىٰ وَأَضَلُّ سَبِيلࣰ ا
وَمَن
ve kimse
كَانَ
olan
فِى
şu (dünyada)
هَـٰذِهِۦٓ
this (world)
أَعْمَىٰ
kör
فَهُوَ
o
فِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
أَعْمَىٰ
kördür
وَأَضَلُّ
ve daha da sapıktır
سَبِيلًۭا
yolu

Süleyman AteşŞu dünyada kör olan kimse, ahirette de kördür (dünyada doğru yolu göremeyen, ahirette de kurtuluş yolunu göremeyecektir, hatta onun) yolu daha da sapıktır

Ali BulaçKim bunda (dünyada) kör ise, O, ahirette de kördür ve yol bakımından daha 'şaşkın bir sapıktır

17:73 📚 2
وَإِن كَادُواْ لَيَفۡتِنُونَكَ عَنِ ٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ لِتَفۡتَرِيَ عَلَيۡنَا غَيۡرَهُۥۖ وَإِذࣰ ا لَّٱتَّخَذُوكَ خَلِيلࣰ ا
وَإِن
ve eğer
كَادُوا۟
az daha onlar
لَيَفْتِنُونَكَ
seni kandıracaklardı
عَنِ
vahyettiğimizden
ٱلَّذِىٓ
that which
أَوْحَيْنَآ
We revealed
إِلَيْكَ
sana
لِتَفْتَرِىَ
iftira atman için
عَلَيْنَا
üstümüze
غَيْرَهُۥ ۖ
ondan başkasını
وَإِذًۭا
işte o zaman
لَّٱتَّخَذُوكَ
seni edinirlerdi
خَلِيلًۭا
dost

Süleyman AteşAz daha onlar, baskı ile seni, sana vahyettiğimizden ayırarak ondan başkasını üstümüze atman için kandıracaklardı. İşte o zaman seni dost edinirlerdi

Ali BulaçOnlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını Bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi

17:74
وَلَوۡلَآ أَن ثَبَّتۡنَٰكَ لَقَدۡ كِدتَّ تَرۡكَنُ إِلَيۡهِمۡ شَيۡـࣰٔ ا قَلِيلًا
وَلَوْلَآ
eğer olmasaydık
أَن
biz seni sağlamlaştırmış
ثَبَّتْنَـٰكَ
We (had) strengthened you
لَقَدْ
gerçekten
كِدتَّ
neredeyse
تَرْكَنُ
yanaşacaktın
إِلَيْهِمْ
onlara
شَيْـًۭٔا
bir parça
قَلِيلًا
a little

Süleyman AteşEğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, onlara bir parça yanaşacaktın

Ali BulaçEğer Biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun, onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin

17:75 📚 1
إِذࣰ ا لَّأَذَقۡنَٰكَ ضِعۡفَ ٱلۡحَيَوٰةِ وَضِعۡفَ ٱلۡمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيۡنَا نَصِيرࣰ ا
إِذًۭا
o takdirde
لَّأَذَقْنَـٰكَ
sana taddırırdık
ضِعْفَ
kat kat
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatı
وَضِعْفَ
ve kat kat
ٱلْمَمَاتِ
ölümü
ثُمَّ
sonra
لَا
bulamazdın
تَجِدُ
you (would) have found
لَكَ
kendine
عَلَيْنَا
bize karşı
نَصِيرًۭا
bir yardımcı

Süleyman AteşO takdirde sana hayatın da, ölümün de kat kat(azab)ını taddırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın

Ali BulaçBu durumda, Biz sana, hayatın da kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra Bize karşı bir yardımcı bulamazdın

17:76 📚 1
وَإِن كَادُواْ لَيَسۡتَفِزُّونَكَ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ لِيُخۡرِجُوكَ مِنۡهَاۖ وَإِذࣰ ا لَّا يَلۡبَثُونَ خِلَٰفَكَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
وَإِن
ve
كَادُوا۟
neredeyse
لَيَسْتَفِزُّونَكَ
seni tedirgin edeceklerdi
مِنَ
yurdundan
ٱلْأَرْضِ
the land
لِيُخْرِجُوكَ
çıkarmak için
مِنْهَا ۖ
oradan
وَإِذًۭا
o takdirde
لَّا
kalamazlar
يَلْبَثُونَ
they (would) have stayed
خِلَـٰفَكَ
senin ardından
إِلَّا
ancak
قَلِيلًۭا
pek az

Süleyman AteşNeredeyse seni yurdundan çıkarmak için tedirgin edeceklerdi. O takdirde kendileri de senin ardından pek az kalabilirler

Ali BulaçNeredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar

17:77 📚 2
سُنَّةَ مَن قَدۡ أَرۡسَلۡنَا قَبۡلَكَ مِن رُّسُلِنَاۖ وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحۡوِيلًا
سُنَّةَ
yasası (budur)
مَن
kimsenin
قَدْ
gönderdiğimiz
أَرْسَلْنَا
We sent
قَبْلَكَ
senden önce
مِن
elçilerimizden
رُّسُلِنَا ۖ
Our Messengers
وَلَا
ve asla
تَجِدُ
bulamazsın
لِسُنَّتِنَا
bizim yasamızda
تَحْوِيلًا
bir değişiklik

Süleyman AteşSenden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasası (budur). Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın

Ali Bulaç(Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın

17:78 📚 2
أَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِدُلُوكِ ٱلشَّمۡسِ إِلَىٰ غَسَقِ ٱلَّيۡلِ وَقُرۡءَانَ ٱلۡفَجۡرِۖ إِنَّ قُرۡءَانَ ٱلۡفَجۡرِ كَانَ مَشۡهُودࣰ ا
أَقِمِ
kıl
ٱلصَّلَوٰةَ
namaz
لِدُلُوكِ
sarkmasından
ٱلشَّمْسِ
güneşin
إِلَىٰ
kadar
غَسَقِ
kararmasına
ٱلَّيْلِ
gecenin
وَقُرْءَانَ
ve Kur'an'ını da (unutma)
ٱلْفَجْرِ ۖ
sabahın
إِنَّ
çünkü
قُرْءَانَ
Kur'an
ٱلْفَجْرِ
sabah
كَانَ
görülecek şeydir
مَشْهُودًۭا
ever witnessed

Süleyman AteşGüneşin sarkmasından (aşağı kaymasından) gecenin kararmasına (yatsı vaktine) kadar namaz kıl ve sabahın Kur'an'ın(ı, uzunca Kur'an okunan sabah namazını) da (unutma). Çünkü sabah Kur'an (okuması) görülecek şeydir

Ali BulaçGüneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur'an'ı, işte o, şahid olunandır

17:79 📚 5
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَتَهَجَّدۡ بِهِۦ نَافِلَةࣰ لَّكَ عَسَىٰٓ أَن يَبۡعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامࣰ ا مَّحۡمُودࣰ ا
وَمِنَ
bir kısmında
ٱلَّيْلِ
gecenin
فَتَهَجَّدْ
uyan (teheccüd kıl)
بِهِۦ
özgü olarak
نَافِلَةًۭ
(as) additional
لَّكَ
sana
عَسَىٰٓ
umulur ki
أَن
seni ulaştırır
يَبْعَثَكَ
will raise you
رَبُّكَ
Rabbin
مَقَامًۭا
bir makama
مَّحْمُودًۭا
güzel

Süleyman AteşAyrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur'an oku(yup namaz kıl)mak üzere uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması umulur

Ali BulaçGecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır

17:80 📚 4
وَقُل رَّبِّ أَدۡخِلۡنِي مُدۡخَلَ صِدۡقࣲ وَأَخۡرِجۡنِي مُخۡرَجَ صِدۡقࣲ وَٱجۡعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلۡطَٰنࣰ ا نَّصِيرࣰ ا
وَقُل
ve de ki
رَّبِّ
Rabbim
أَدْخِلْنِى
beni girdir
مُدْخَلَ
girdirişiyle
صِدْقٍۢ
doğruluk
وَأَخْرِجْنِى
ve beni çıkar
مُخْرَجَ
çıkarışiyle
صِدْقٍۢ
doğruluk
وَٱجْعَل
ve ver
لِّى
bana
مِن
katından
لَّدُنكَ
near You
سُلْطَـٰنًۭا
bir güç
نَّصِيرًۭا
yardımcı

Süleyman AteşDe ki: "Rabbim, beni doğruluk girdirişiyle girdir ve beni doğruluk çıkarışiyle çıkar. Bana katından yardımcı bir güç ver

Ali BulaçVe de ki: "Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve Katından bana yardımcı bir kuvvet ver

17:81
وَقُلۡ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَزَهَقَ ٱلۡبَٰطِلُۚ إِنَّ ٱلۡبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقࣰ ا
وَقُلْ
ve de ki
جَآءَ
geldi
ٱلْحَقُّ
Hak
وَزَهَقَ
ve gitti;
ٱلْبَـٰطِلُ ۚ
batıl
إِنَّ
zaten
ٱلْبَـٰطِلَ
batıl
كَانَ
yok olmağa mahkumdur
زَهُوقًۭا
(bound) to perish

Süleyman AteşDe ki: "Hak geldi, batıl gitti; zaten batıl yok olmağa mahkumdur

Ali BulaçDe ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur

17:82
وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلۡقُرۡءَانِ مَا هُوَ شِفَآءࣱ وَرَحۡمَةࣱ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارࣰ ا
وَنُنَزِّلُ
ve biz indiriyoruz
مِنَ
Kur'andan
ٱلْقُرْءَانِ
the Quran
مَا
şeyler
هُوَ
o
شِفَآءٌۭ
şifa (olan)
وَرَحْمَةٌۭ
ve rahmet
لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ
mü'minlere
وَلَا
ama (bu)
يَزِيدُ
artırmaz
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin
إِلَّا
başka bir şey
خَسَارًۭا
ziyanından

Süleyman AteşBiz Kur'an'dan mü'minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz. Ama bu, zalimlerin ziyanını artırmaktan başka bir katkıda bulunmaz

Ali BulaçKur'an'dan mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Oysa o, zalimlere kayıplardan başkasını arttırmaz

17:83
وَإِذَآ أَنۡعَمۡنَا عَلَى ٱلۡإِنسَٰنِ أَعۡرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ كَانَ يَـُٔوسࣰ ا
وَإِذَآ
ne zaman
أَنْعَمْنَا
ni'met versek
عَلَى
insana
ٱلْإِنسَـٰنِ
man
أَعْرَضَ
yüz çevirip
وَنَـَٔا
döner
بِجَانِبِهِۦ ۖ
yanını
وَإِذَا
ve ne zaman ki
مَسَّهُ
ona dokunsa
ٱلشَّرُّ
bir zarar
كَانَ
umutsuzluğa düşer
يَـُٔوسًۭا
(in) despair

Süleyman Ateşİnsana ni'met verdiğimiz zaman, yüz çevirip yan çizer. Ona bir zarar dokununca da umutsuzluğa düşer

Ali Bulaçİnsana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır

17:84 📚 5
قُلۡ كُلࣱّ يَعۡمَلُ عَلَىٰ شَاكِلَتِهِۦ فَرَبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِمَنۡ هُوَ أَهۡدَىٰ سَبِيلࣰ ا
قُلْ
de ki
كُلٌّۭ
herkes
يَعْمَلُ
hareket eder
عَلَىٰ
üzerine
شَاكِلَتِهِۦ
kendi karakteri
فَرَبُّكُمْ
Rabbiniz
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَنْ
kimin
هُوَ
o
أَهْدَىٰ
en doğru
سَبِيلًۭا
yoldadır

Süleyman AteşDe ki: "Herkes kendi karakterine göre hareket eder. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu daha iyi bilir

Ali BulaçDe ki: "Herkes kendi yaratılışına (fıtrat tarzına) göre davranır. Şu halde kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbin daha iyi bilir

17:85 📚 8
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلرُّوحِۖ قُلِ ٱلرُّوحُ مِنۡ أَمۡرِ رَبِّي وَمَآ أُوتِيتُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana sorarlar
عَنِ
ruhtan
ٱلرُّوحِ ۖ
the soul
قُلِ
de ki
ٱلرُّوحُ
Ruh
مِنْ
emrindendir
أَمْرِ
(the) affair
رَبِّى
Rabbimin
وَمَآ
ve
أُوتِيتُم
size verilmemiştir
مِّنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ
the knowledge
إِلَّا
dışında
قَلِيلًۭا
pek az bir şey

Süleyman AteşSana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden pek az bir şey verilmiştir

Ali BulaçSana ruhtan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir

17:86
وَلَئِن شِئۡنَا لَنَذۡهَبَنَّ بِٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِهِۦ عَلَيۡنَا وَكِيلًا
وَلَئِن
andolsun eğer
شِئْنَا
biz dilesek
لَنَذْهَبَنَّ
tamamen gideririz
بِٱلَّذِىٓ
vahyettiğimizi
أَوْحَيْنَآ
We have revealed
إِلَيْكَ
sana
ثُمَّ
sonra
لَا
bulamazsın
تَجِدُ
you would find
لَكَ
sana
بِهِۦ
bu konuda
عَلَيْنَا
bize karşı
وَكِيلًا
bir yardımcı

Süleyman AteşAndolsun, biz dilesek, sana vahyettiğimiz(ayetler)i tamamen gideririz; sonra onun (geri alınması) için bize karşı sana bir yardımcı bulamazsın

Ali BulaçAndolsun, eğer dilersek, sana vahyettiklerimizi gerçekten gideriveririz, sonra bunun için Bize karşı bir vekil bulamazsın

17:87
إِلَّا رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّ فَضۡلَهُۥ كَانَ عَلَيۡكَ كَبِيرࣰ ا
إِلَّا
ancak hariç
رَحْمَةًۭ
rahmeti
مِّن
Rabbinin
رَّبِّكَ ۚ
your Lord
إِنَّ
çünkü
فَضْلَهُۥ
O'nun lutfu
كَانَ
sana olan
عَلَيْكَ
upon you
كَبِيرًۭا
cidden büyüktür

Süleyman AteşAncak Rabbin sana acıyarak ayetlerini geri almamaktadır. Çünkü O'nun sana olan lutfu cidden büyüktür

Ali Bulaç(Vahyi sende bırakan) Rabbin rahmetinden başka(sı değildir). Şüphesiz O'nun lütfu senin üzerinde çok büyüktür

17:88 📚 3
قُل لَّئِنِ ٱجۡتَمَعَتِ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَىٰٓ أَن يَأۡتُواْ بِمِثۡلِ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لَا يَأۡتُونَ بِمِثۡلِهِۦ وَلَوۡ كَانَ بَعۡضُهُمۡ لِبَعۡضࣲ ظَهِيرࣰ ا
قُل
de ki
لَّئِنِ
andolsun eğer
ٱجْتَمَعَتِ
toplansalar
ٱلْإِنسُ
insan(lar)
وَٱلْجِنُّ
ve cin(ler)
عَلَىٰٓ
üzere
أَن
getirmek
يَأْتُوا۟
bring
بِمِثْلِ
bir benzerini
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'ın
لَا
getiremezler
يَأْتُونَ
they (could) bring
بِمِثْلِهِۦ
onun benzerini
وَلَوْ
ve eğer
كَانَ
olsalar
بَعْضُهُمْ
biri
لِبَعْضٍۢ
diğerine
ظَهِيرًۭا
arka (destek)

Süleyman AteşDe ki: "Andolsun eğer insan(lar) ve cin(ler) bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine arka ol(up yardım et)seler yine onun benzerini getiremezler

Ali BulaçDe ki: "Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler

17:89
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ مِن كُلِّ مَثَلࣲ فَأَبَىٰٓ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورࣰ ا
وَلَقَدْ
ve andolsun
صَرَّفْنَا
biz türlü biçimlerde anlattık
لِلنَّاسِ
insanlara
فِى
bu
هَـٰذَا
this
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'da
مِن
her
كُلِّ
çeşit
مَثَلٍۢ
misali
فَأَبَىٰٓ
ama direttiler
أَكْثَرُ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanlardan
إِلَّا
ancak
كُفُورًۭا
inkarda

Süleyman AteşAndolsun biz bu Kur'an'da insanlara her çeşit misali türlü biçimlerde anlattık, ama insanlardan çoğu inkarda direttiler

Ali BulaçAndolsun, bu Kur'an'da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler

17:90 📚 1
وَقَالُواْ لَن نُّؤۡمِنَ لَكَ حَتَّىٰ تَفۡجُرَ لَنَا مِنَ ٱلۡأَرۡضِ يَنۢبُوعًا
وَقَالُوا۟
dediler ki
لَن
inanmayız
نُّؤْمِنَ
we will believe
لَكَ
sana
حَتَّىٰ
kadar
تَفْجُرَ
fışkırtıncaya
لَنَا
bize
مِنَ
yeryüzünden
ٱلْأَرْضِ
the earth
يَنۢبُوعًا
bir göze

Süleyman AteşDediler ki: "Yerden bize bir göze fışkırtmadıkça sana inanmayız

Ali BulaçDediler ki: "Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız

17:91 📚 1
أَوۡ تَكُونَ لَكَ جَنَّةࣱ مِّن نَّخِيلࣲ وَعِنَبࣲ فَتُفَجِّرَ ٱلۡأَنۡهَٰرَ خِلَٰلَهَا تَفۡجِيرًا
أَوْ
yahut
تَكُونَ
olmalı
لَكَ
senin
جَنَّةٌۭ
bir bahçen
مِّن
hurmalardan
نَّخِيلٍۢ
date-palms
وَعِنَبٍۢ
ve üzümlerden
فَتُفَجِّرَ
fışkırtmalısın
ٱلْأَنْهَـٰرَ
ırmaklar
خِلَـٰلَهَا
aralarından
تَفْجِيرًا
gürül gürül

Süleyman AteşYahut senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından ırmaklar fışkırtmalısın

Ali BulaçYa da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın

17:92
أَوۡ تُسۡقِطَ ٱلسَّمَآءَ كَمَا زَعَمۡتَ عَلَيۡنَا كِسَفًا أَوۡ تَأۡتِيَ بِٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ قَبِيلًا
أَوْ
yahut
تُسْقِطَ
düşürmelisin
ٱلسَّمَآءَ
gökten
كَمَا
gibi
زَعَمْتَ
zannettiğin
عَلَيْنَا
üzerimize
كِسَفًا
parçalar
أَوْ
yahut
تَأْتِىَ
getirmelisin
بِٱللَّهِ
Allah'ı
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve melekleri
قَبِيلًا
karşımıza

Süleyman AteşYahut zannettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin, yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin (onlar senin doğru söylediğine şahidlik etmelidirler)

Ali BulaçVeya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin

17:93
أَوۡ يَكُونَ لَكَ بَيۡتࣱ مِّن زُخۡرُفٍ أَوۡ تَرۡقَىٰ فِي ٱلسَّمَآءِ وَلَن نُّؤۡمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّىٰ تُنَزِّلَ عَلَيۡنَا كِتَٰبࣰ ا نَّقۡرَؤُهُۥۗ قُلۡ سُبۡحَانَ رَبِّي هَلۡ كُنتُ إِلَّا بَشَرࣰ ا رَّسُولࣰ ا
أَوْ
yahut
يَكُونَ
olmalı
لَكَ
senin
بَيْتٌۭ
bir evin
مِّن
altından
زُخْرُفٍ
ornament
أَوْ
ya da
تَرْقَىٰ
çıkmalısın
فِى
göğe
ٱلسَّمَآءِ
the sky
وَلَن
ama asla
نُّؤْمِنَ
inanmayız
لِرُقِيِّكَ
senin (göğe) çıkmana
حَتَّىٰ
indirmedikçe
تُنَزِّلَ
you bring down
عَلَيْنَا
üzerimize
كِتَـٰبًۭا
bir Kitap
نَّقْرَؤُهُۥ ۗ
okuyacağımız
قُلْ
de ki
سُبْحَانَ
şanı yücedir
رَبِّى
Rabbimin
هَلْ
miyim?
كُنتُ
ben
إِلَّا
başka bir şey
بَشَرًۭا
bir insan(dan)
رَّسُولًۭا
elçi ol(arak gönderil)en

Süleyman AteşYahut altundan bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Ama, sen üzerimize, okuyacağımız bir Kitap indirmedikçe senin sadece göğe çıkmana da inanmayız! De ki: "Rabbimin şanı yücedir. (Böyle şeyleri yapmak benim işim değildir). Ben, sadece elçi ol(arak gönderil)en bir insan değil miyim

Ali BulaçYahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız." De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım

17:94 📚 1
وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤۡمِنُوٓاْ إِذۡ جَآءَهُمُ ٱلۡهُدَىٰٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓاْ أَبَعَثَ ٱللَّهُ بَشَرࣰ ا رَّسُولࣰ ا
وَمَا
ve
مَنَعَ
alıkoyan şey
ٱلنَّاسَ
insanları
أَن
iman etmekten
يُؤْمِنُوٓا۟
they believe
إِذْ
zaman
جَآءَهُمُ
kendilerine geldiği
ٱلْهُدَىٰٓ
hidayet
إِلَّآ
ancak
أَن
demeleridir
قَالُوٓا۟
they said
أَبَعَثَ
mı gönderdi?
ٱللَّهُ
Allah
بَشَرًۭا
bir insanı
رَّسُولًۭا
elçi olarak

Süleyman AteşZaten kendilerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şey, hep: "Allah, bir insanı elçi mi gönderdi?" demeleridir

Ali BulaçKendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: "Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demelerinden başkası değildir

17:95
قُل لَّوۡ كَانَ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَلَٰٓئِكَةࣱ يَمۡشُونَ مُطۡمَئِنِّينَ لَنَزَّلۡنَا عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَلَكࣰ ا رَّسُولࣰ ا
قُل
de ki
لَّوْ
eğer
كَانَ
olsaydı
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مَلَـٰٓئِكَةٌۭ
melekler
يَمْشُونَ
yürüyen
مُطْمَئِنِّينَ
uslu uslu
لَنَزَّلْنَا
elbette gönderirdik
عَلَيْهِم
onlara
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
مَلَكًۭا
bir meleği
رَّسُولًۭا
elçi

Süleyman AteşDe ki: "Eğer yer yüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik

Ali BulaçDe ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik

17:96 📚 2
قُلۡ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدَۢا بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرࣰ ا
قُلْ
de ki
كَفَىٰ
yeter
بِٱللَّهِ
Allah
شَهِيدًۢا
şahid olarak
بَيْنِى
benimle
وَبَيْنَكُمْ ۚ
sizin aranızda
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
كَانَ
kullarını
بِعِبَادِهِۦ
of His slaves
خَبِيرًۢا
haber alır
بَصِيرًۭا
görür

Süleyman AteşDe ki: "Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. O, kulları(nın halleri)ni haber alır, görür

Ali BulaçDe ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir

17:97
وَمَن يَهۡدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلۡمُهۡتَدِۖ وَمَن يُضۡلِلۡ فَلَن تَجِدَ لَهُمۡ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِهِۦۖ وَنَحۡشُرُهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ عُمۡيࣰ ا وَبُكۡمࣰ ا وَصُمࣰّ اۖ مَّأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ كُلَّمَا خَبَتۡ زِدۡنَٰهُمۡ سَعِيرࣰ ا
وَمَن
ve kime
يَهْدِ
hidayet ederse
ٱللَّهُ
Allah
فَهُوَ
işte odur
ٱلْمُهْتَدِ ۖ
doğru yolu bulan
وَمَن
kimi de
يُضْلِلْ
sapıklıkta bırakırsa
فَلَن
artık
تَجِدَ
bulamazsın
لَهُمْ
onlar için
أَوْلِيَآءَ
veliler
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ ۖ
besides Him
وَنَحْشُرُهُمْ
ve onları süreriz
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
عَلَىٰ
üyerine
وُجُوهِهِمْ
yüzleri
عُمْيًۭا
kör
وَبُكْمًۭا
ve dilsiz
وَصُمًّۭا ۖ
ve sağır
مَّأْوَىٰهُمْ
varacakları yer
جَهَنَّمُ ۖ
cehennemdir
كُلَّمَا
her seferinde
خَبَتْ
(ateş) dindiği
زِدْنَـٰهُمْ
onlara artırırız
سَعِيرًۭا
çılgın alevi

Süleyman AteşAllah kime hidayet ederse, işte doğru yolu bulan odur. Kimi de sapıklıkta bırakırsa artık onlar için O'ndan başka veliler bulamazsın. Kıyamet günü onları, yüzü koyun, kör, dilsiz ve sağır bir halde süreriz. Varacakları yer cehennemdir. Ateş her dindikçe, onlara çılgın alevi artırırız

Ali BulaçAllah, kimi hidayete erdirirse, işte o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için O'nun dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü, Biz onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız

17:98
ذَٰلِكَ جَزَآؤُهُم بِأَنَّهُمۡ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمࣰ ا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ خَلۡقࣰ ا جَدِيدًا
ذَٰلِكَ
işte budur
جَزَآؤُهُم
cezaları
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
وَقَالُوٓا۟
ve dediler
أَءِذَا
sonra mı?
كُنَّا
biz olduktan
عِظَـٰمًۭا
kemikler
وَرُفَـٰتًا
ve ufalanmış toprak
أَءِنَّا
biz mi?
لَمَبْعُوثُونَ
diriltileceğiz
خَلْقًۭا
bir yaratılışla
جَدِيدًا
yeni

Süleyman Ateşİşte cezaları budur. Çünkü onlar, ayetlerimizi inkar ettiler ve: "Biz kemikler ve ufalanmış toprak haline geldikten sonra mı, biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" dediler

Ali BulaçBu, şüphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır

17:99 📚 1
۞أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُمۡ وَجَعَلَ لَهُمۡ أَجَلࣰ ا لَّا رَيۡبَ فِيهِ فَأَبَى ٱلظَّٰلِمُونَ إِلَّا كُفُورࣰ ا
۞ أَوَلَمْ
görmediler mi ki?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
قَادِرٌ
kadirdir
عَلَىٰٓ
yaratmağa da
أَن
to
يَخْلُقَ
create
مِثْلَهُمْ
kendilerinin benzerini
وَجَعَلَ
ve koymuştur
لَهُمْ
kendileri için
أَجَلًۭا
bir süre
لَّا
yoktur
رَيْبَ
şüphe
فِيهِ
onda
فَأَبَى
ama yapmazlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler
إِلَّا
başka bir şey
كُفُورًۭا
inkardan

Süleyman AteşGörmediler mi ki, gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerini yaratmağa da kadirdir? Kendileri için, bir süre koymuştur, onda hiç şüphe yoktur. Ama zalimler inkardan başka bir şey yapmazlar

Ali BulaçGörmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler

17:100
قُل لَّوۡ أَنتُمۡ تَمۡلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحۡمَةِ رَبِّيٓ إِذࣰ ا لَّأَمۡسَكۡتُمۡ خَشۡيَةَ ٱلۡإِنفَاقِۚ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ قَتُورࣰ ا
قُل
de ki
لَّوْ
eğer
أَنتُمْ
siz
تَمْلِكُونَ
sahip olsaydınız
خَزَآئِنَ
hazinelerine
رَحْمَةِ
rahmet
رَبِّىٓ
Rabbimin
إِذًۭا
o zaman
لَّأَمْسَكْتُمْ
tutardınız
خَشْيَةَ
korkarak
ٱلْإِنفَاقِ ۚ
harcamaktan
وَكَانَ
gerçekten
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
قَتُورًۭا
çok cimridir

Süleyman AteşDe ki: "Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, harcamaktan korkarak tutardınız. Gerçekten insan çok cimridir

Ali BulaçDe ki: "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine malik olsaydınız, bu durumda harcama endişesiyle gerçekten (cimrilik edip elinizde) tutardınız. İnsan pek cimridir

17:101
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ تِسۡعَ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲۖ فَسۡـَٔلۡ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ إِذۡ جَآءَهُمۡ فَقَالَ لَهُۥ فِرۡعَوۡنُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَٰمُوسَىٰ مَسۡحُورࣰ ا
وَلَقَدْ
andolsun
ءَاتَيْنَا
biz vermiştik
مُوسَىٰ
Musa'ya
تِسْعَ
dokuz
ءَايَـٰتٍۭ
mu'cize
بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ
açık açık
فَسْـَٔلْ
sor
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
إِذْ
zaman
جَآءَهُمْ
(Musa) onlara geldiği
فَقَالَ
demişti
لَهُۥ
ona
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
إِنِّى
şüphesiz ben
لَأَظُنُّكَ
sanıyorum ki sen
يَـٰمُوسَىٰ
Ey Musa
مَسْحُورًۭا
büyülenmişsin

Süleyman AteşAndolsun biz Musa'ya açık açık dokuz mu'cize vermiştik. İşte İsrail oğullarına sor: Musa onlara gelmiş; Fir'avn ona: "Ey Musa, ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti

Ali BulaçAndolsun, Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğulları'na sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti

17:102
قَالَ لَقَدۡ عَلِمۡتَ مَآ أَنزَلَ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ بَصَآئِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَٰفِرۡعَوۡنُ مَثۡبُورࣰ ا
قَالَ
(Musa) dedi ki
لَقَدْ
andolsun
عَلِمْتَ
sen biliyorsun ki
مَآ
indirmez
أَنزَلَ
has sent down
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunları
إِلَّا
başkası
رَبُّ
Rabbinden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
بَصَآئِرَ
kanıtlar olarak
وَإِنِّى
şüphesiz ben de
لَأَظُنُّكَ
seni görüyorum
يَـٰفِرْعَوْنُ
Ey Fir'avn
مَثْبُورًۭا
mahvolmuş

Süleyman AteşMusa dedi ki: "Bunları, ancak göklerin ve yerin Rabbinin, (benim doğruluğumu belgeleyen) kanıtlar olarak indirdiğini pekala bildin. Ey Fir'avn, ben de seni mahvolmuş görüyorum

Ali BulaçO da: "Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" demişti

17:103
فَأَرَادَ أَن يَسۡتَفِزَّهُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ فَأَغۡرَقۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ جَمِيعࣰ ا
فَأَرَادَ
(Fir'avn) istedi
أَن
onları sürüp çıkarmak
يَسْتَفِزَّهُم
drive them out
مِّنَ
o ülkeden
ٱلْأَرْضِ
the land
فَأَغْرَقْنَـٰهُ
biz de onu boğduk
وَمَن
kimselerle
مَّعَهُۥ
yanındaki
جَمِيعًۭا
toptan

Süleyman AteşFir'avn onları o ülkeden sürüp çıkarmak istedi, biz de onu, yanındakilerle birlikte toptan boğduk

Ali BulaçBöylelikle, onları o yerden sürüp-sarsıntıya uğratmayı istedi, Biz de onu ve beraberindekileri hep birlikte boğuverdik

17:104
وَقُلۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ لِبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱسۡكُنُواْ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ ٱلۡأٓخِرَةِ جِئۡنَا بِكُمۡ لَفِيفࣰ ا
وَقُلْنَا
ve dedik
مِنۢ
onun ardından
بَعْدِهِۦ
after him
لِبَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱسْكُنُوا۟
oturun
ٱلْأَرْضَ
o ülkede
فَإِذَا
gelince
جَآءَ
comes
وَعْدُ
zamanı
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
جِئْنَا
getireceğiz
بِكُمْ
hepinizi
لَفِيفًۭا
bir araya

Süleyman AteşOnun ardından İsrail oğullarına: "O ülkede oturun, ahiret zamanı gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz," dedik

Ali BulaçVe onun ardından İsrailoğulları'na söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız

17:105
وَبِٱلۡحَقِّ أَنزَلۡنَٰهُ وَبِٱلۡحَقِّ نَزَلَۗ وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا
وَبِٱلْحَقِّ
ve hak olarak
أَنزَلْنَـٰهُ
biz o(Kur'a)nı indirdik
وَبِٱلْحَقِّ
ve hak ile
نَزَلَ ۗ
inmiştir
وَمَآ
seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ
We sent you
إِلَّا
dışında
مُبَشِّرًۭا
müjdeleyici olmak
وَنَذِيرًۭا
ve uyarıcı olmak

Süleyman AteşBiz o(Kur'a)nı hak olarak indirdik ve o, hak ile inmiştir. Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik

Ali BulaçBiz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik

17:106
وَقُرۡءَانࣰ ا فَرَقۡنَٰهُ لِتَقۡرَأَهُۥ عَلَى ٱلنَّاسِ عَلَىٰ مُكۡثࣲ وَنَزَّلۡنَٰهُ تَنزِيلࣰ ا
وَقُرْءَانًۭا
ve Kur'an'ı
فَرَقْنَـٰهُ
parçalara ayırdık
لِتَقْرَأَهُۥ
okuman için
عَلَى
insanlara
ٱلنَّاسِ
the people
عَلَىٰ
ağır ağır
مُكْثٍۢ
intervals
وَنَزَّلْنَـٰهُ
ve onu indirdik
تَنزِيلًۭا
birbiri ardınca

Süleyman AteşOnu, insanlara ağır ağır okuman için, okuma parçalarına ayırdık ve onu azar azar indirdik

Ali BulaçOnu bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık ve onu safha safha bir indirme ile indirdik

17:107 📚 4
قُلۡ ءَامِنُواْ بِهِۦٓ أَوۡ لَا تُؤۡمِنُوٓاْۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ مِن قَبۡلِهِۦٓ إِذَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ يَخِرُّونَۤ لِلۡأَذۡقَانِۤ سُجَّدࣰ اۤ
قُلْ
de ki
ءَامِنُوا۟
siz inanın
بِهِۦٓ
ona
أَوْ
veya
لَا
inanmayın
تُؤْمِنُوٓا۟ ۚ
believe
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
أُوتُوا۟
verilen(ler)
ٱلْعِلْمَ
bilgi
مِن
daha önce
قَبْلِهِۦٓ
before it
إِذَا
zaman
يُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
kendilerine
يَخِرُّونَ
onlar derhal kapanırlar
لِلْأَذْقَانِ
çeneleri üstüne
سُجَّدًۭا
secdeye

Süleyman AteşDe ki: "Siz ister ona inanın, ister inanmayın, O, daha önce kendilerine bilgi verilenlere okunduğu zaman onlar, derhal çeneleri üstüne secdeye kapanırlar

Ali BulaçDe ki: "İster ona inanın, ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler

17:108
وَيَقُولُونَ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِن كَانَ وَعۡدُ رَبِّنَا لَمَفۡعُولࣰ ا
وَيَقُولُونَ
ve derler
سُبْحَـٰنَ
şanı yücedir
رَبِّنَآ
Rabbimizin
إِن
gerçekten
كَانَ
va'di (sözü)
وَعْدُ
(the) promise
رَبِّنَا
Rabbimizin
لَمَفْعُولًۭا
mutlaka yerine getirilir

Süleyman AteşRabbimizin şanı yücedir, gerçekten Rabbimizin sözü mutlaka yerine getirilir! derler

Ali BulaçVe derler ki: "Rabbimiz Yücedir, Rabbimiz'in va'di gerçekten gerçekleşmiş bulunuyor

17:109
وَيَخِرُّونَ لِلۡأَذۡقَانِ يَبۡكُونَ وَيَزِيدُهُمۡ خُشُوعࣰ ا۩
وَيَخِرُّونَ
ve kapanırlar
لِلْأَذْقَانِ
çeneleri üstüne
يَبْكُونَ
ağlayarak
وَيَزِيدُهُمْ
ve onların (Kur'an) artırır
خُشُوعًۭا ۩
derin saygısını

Süleyman AteşAğlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve Kur'an onların derin saygısını artırır

Ali BulaçÇeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (Kur'an) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor

17:110 📚 10
قُلِ ٱدۡعُواْ ٱللَّهَ أَوِ ٱدۡعُواْ ٱلرَّحۡمَٰنَۖ أَيࣰّ ا مَّا تَدۡعُواْ فَلَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَلَا تَجۡهَرۡ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتۡ بِهَا وَٱبۡتَغِ بَيۡنَ ذَٰلِكَ سَبِيلࣰ ا
قُلِ
de ki
ٱدْعُوا۟
dua edin (çağırın)
ٱللَّهَ
Allah diye
أَوِ
veya
ٱدْعُوا۟
dua edin (çağırın)
ٱلرَّحْمَـٰنَ ۖ
Rahman diye
أَيًّۭا
hangisiyle
مَّا
çağırsanız
تَدْعُوا۟
you invoke
فَلَهُ
O'nundur
ٱلْأَسْمَآءُ
isimler
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ
en güzel
وَلَا
pek bağırma
تَجْهَرْ
be loud
بِصَلَاتِكَ
namazında
وَلَا
pek de gizleme
تُخَافِتْ
be silent
بِهَا
onu (sesini)
وَٱبْتَغِ
tut
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ
bunun
سَبِيلًۭا
bir yol

Süleyman AteşDe ki: "İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırsanız en güzel isimler O'nundur. Namazında pek bağırma, pek de sesini gizleme, bu ikisinin arasında bir yol tut

Ali BulaçDe ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse

17:111 📚 9
وَقُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي لَمۡ يَتَّخِذۡ وَلَدࣰ ا وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكࣱ فِي ٱلۡمُلۡكِ وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ وَلِيࣱّ مِّنَ ٱلذُّلِّۖ وَكَبِّرۡهُ تَكۡبِيرَۢا
وَقُلِ
ve de ki
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
edinmeyen
لَمْ
has not taken
يَتَّخِذْ
has not taken
وَلَدًۭا
çocuk
وَلَمْ
ve
يَكُن
olmayan
لَّهُۥ
onun
شَرِيكٌۭ
ortağı
فِى
mülkte
ٱلْمُلْكِ
the dominion
وَلَمْ
ve
يَكُن
(ihtiyacı) olmayan
لَّهُۥ
onun
وَلِىٌّۭ
yardımcıya
مِّنَ
acze düşüp de
ٱلذُّلِّ ۖ
weakness
وَكَبِّرْهُ
ve O'nu yücelt
تَكْبِيرًۢا
tam bir yüceltme ile

Süleyman AteşÇocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, acze düşüp de yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah'a hamdolsun! de ve O'nu gereği gibi tekbir et (saygı ve tekbir ile an)

Ali BulaçVe de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et

← Önceki Sonraki →

17. Al-Israa Suresi | Anlam Arayışı