☪ Anlam Arayışı

24. An-Noor سُورَةُ النُّورِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
24:1
سُورَةٌ أَنزَلۡنَٰهَا وَفَرَضۡنَٰهَا وَأَنزَلۡنَا فِيهَآ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲ لَّعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ
سُورَةٌ
bir suredir
أَنزَلْنَـٰهَا
bu indirdiğimiz
وَفَرَضْنَـٰهَا
ve farz kıldığımız
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
فِيهَآ
onda
ءَايَـٰتٍۭ
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
لَّعَلَّكُمْ
belki
تَذَكَّرُونَ
düşünüp öğüt alırsınız

Ali Bulaç(Bu,) İndirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. İçinde, umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz diye apaçık ayetler indirdik

Süleyman AteşBu indirdiğimiz ve uygulanmasını farz kıldığımız bir suredir. Düşünüp öğüt almanız için onda açık açık ayetler indirdik

24:2 📚 6
ٱلزَّانِيَةُ وَٱلزَّانِي فَٱجۡلِدُواْ كُلَّ وَٰحِدࣲ مِّنۡهُمَا مِاْئَةَ جَلۡدَةࣲۖ وَلَا تَأۡخُذۡكُم بِهِمَا رَأۡفَةࣱ فِي دِينِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۖ وَلۡيَشۡهَدۡ عَذَابَهُمَا طَآئِفَةࣱ مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
ٱلزَّانِيَةُ
zina eden kadına
وَٱلزَّانِى
ve zina eden erkeğe
فَٱجْلِدُوا۟
vurun
كُلَّ
her
وَٰحِدٍۢ
birine
مِّنْهُمَا
onlardan
مِا۟ئَةَ
yüz
جَلْدَةٍۢ ۖ
değnek
وَلَا
ve asla
تَأْخُذْكُم
sizi tutmasın
بِهِمَا
onlara karşı
رَأْفَةٌۭ
acıma duygusu
فِى
dininde (cezasını uygulamada)
دِينِ
(the) religion of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
تُؤْمِنُونَ
inananlar
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ
ahiret
وَلْيَشْهَدْ
ve şahid olsun
عَذَابَهُمَا
onlara yapılan azaba
طَآئِفَةٌۭ
bir grup
مِّنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Ali BulaçZina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah'ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun

Süleyman AteşZina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun; Allah'a ve ahiret gününe inananlar iseniz Allah'ın cezasını uygulamada sizi, onlara karşı acıma duygusu tut(up engelle)mesin. Mü'minlerden bir grup da onlara yapılan azaba şahid olsun

24:3 📚 6
ٱلزَّانِي لَا يَنكِحُ إِلَّا زَانِيَةً أَوۡ مُشۡرِكَةࣰ وَٱلزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَآ إِلَّا زَانٍ أَوۡ مُشۡرِكࣱۚ وَحُرِّمَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
ٱلزَّانِى
zina eden erkek
لَا
evlenmez
يَنكِحُ
marry
إِلَّا
başkasıyla
زَانِيَةً
zina eden kadından
أَوْ
veya
مُشْرِكَةًۭ
müşrik kadından
وَٱلزَّانِيَةُ
ve zina eden kadın
لَا
evlenmez
يَنكِحُهَآ
marry her
إِلَّا
başkasıyla
زَانٍ
zina eden erkekten
أَوْ
veya
مُشْرِكٌۭ ۚ
müşrik erkekten
وَحُرِّمَ
haram kılınmıştır
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
üzerine
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler

Ali BulaçZina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlayamaz. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır

Süleyman AteşZina eden erkek, zina eden veya ortak koşan kadından başkasıyla evlenmez; zina eden kadın da zina eden veya ortak koşan erkekten başkasıyla evlenmez. Böyleleriyle evlenmek mü'minlere haram kılınmıştır

24:4 📚 15
وَٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ثُمَّ لَمۡ يَأۡتُواْ بِأَرۡبَعَةِ شُهَدَآءَ فَٱجۡلِدُوهُمۡ ثَمَٰنِينَ جَلۡدَةࣰ وَلَا تَقۡبَلُواْ لَهُمۡ شَهَٰدَةً أَبَدࣰ اۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ
وَٱلَّذِينَ
zina ile suçlayan
يَرْمُونَ
accuse
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ
namuslu kadınları
ثُمَّ
sonra
لَمْ
getirmeyenlere
يَأْتُوا۟
they bring
بِأَرْبَعَةِ
dört
شُهَدَآءَ
şahid
فَٱجْلِدُوهُمْ
vurun onlara
ثَمَـٰنِينَ
seksen
جَلْدَةًۭ
değnek
وَلَا
ve artık
تَقْبَلُوا۟
kabul etmeyin
لَهُمْ
onların
شَهَـٰدَةً
şahidliğini
أَبَدًۭا ۚ
asla
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmış kimselerdir

Ali BulaçKorunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır

Süleyman AteşNamuslu kadınları zina ile suçlayıp da sonra (bu suçlamalarını ispat için) dört şahid getirmeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların şahidliğini asla kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir

24:5
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ وَأَصۡلَحُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِلَّا
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ
kimseler
تَابُوا۟
tevbe eden(ler)
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bundan
وَأَصْلَحُوا۟
ve uslananlar
فَإِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir

Ali BulaçAncak bundan sonra tevbe eden ve salihçe davrananlar hariç. Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

Süleyman AteşAncak bundan sonra tevbe edip uslananlar hariç. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir

24:6 📚 9
وَٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ أَزۡوَٰجَهُمۡ وَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ شُهَدَآءُ إِلَّآ أَنفُسُهُمۡ فَشَهَٰدَةُ أَحَدِهِمۡ أَرۡبَعُ شَهَٰدَٰتِۭ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
يَرْمُونَ
zina ile suçlayan
أَزْوَٰجَهُمْ
eşlerini
وَلَمْ
ve
يَكُن
bulunmayanlar
لَّهُمْ
onların
شُهَدَآءُ
şahidleri
إِلَّآ
başka
أَنفُسُهُمْ
kendilerinden
فَشَهَـٰدَةُ
(o halde) şahidliği
أَحَدِهِمْ
onlardan her birinin
أَرْبَعُ
dört defa
شَهَـٰدَٰتٍۭ
şahid tutmasıdır
بِٱللَّهِ ۙ
Allah'ı
إِنَّهُۥ
kendisinin mutlaka
لَمِنَ
doğru söyleyenlerden olduğuna
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Ali BulaçKendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise, onlardan da her birinin şahidliği, Allah adına dört (kere yemin) ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmektir

Süleyman AteşEşlerini zina ile suçlayıp kendilerinden başka şahidleri bulunmayan kimselere gelince: Onlardan her birinin şahidliği, kendisinin mutlaka doğru söyleyenlerden olduğuna, dört defa Allah'ı şahid tutmasıdır

24:7 📚 2
وَٱلۡخَٰمِسَةُ أَنَّ لَعۡنَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡهِ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
وَٱلْخَـٰمِسَةُ
beşinci defasında
أَنَّ
kuşkusuz
لَعْنَتَ
la'netinin
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْهِ
kendi üzerine olmasını diler
إِن
eğer
كَانَ
ise
مِنَ
yalan söyleyenlerden
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Ali BulaçBeşinci (yemini) ise, eğer yalan söyleyenlerdense, Allah'ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir

Süleyman AteşBeşinci defa da: Eğer yalan söyleyenlerden ise Allah'ın la'netinin kendi üzerine olmasını diler

24:8
وَيَدۡرَؤُاْ عَنۡهَا ٱلۡعَذَابَ أَن تَشۡهَدَ أَرۡبَعَ شَهَٰدَٰتِۭ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
وَيَدْرَؤُا۟
ve kaldırır
عَنْهَا
kendisinden
ٱلْعَذَابَ
azabı
أَن
kadının şahidlik etmesi
تَشْهَدَ
she bears witness
أَرْبَعَ
dört defa
شَهَـٰدَٰتٍۭ
şahid tutup
بِٱللَّهِ ۙ
Allah'ı
إِنَّهُۥ
onun (kocasının)
لَمِنَ
yalan söyleyenlerden olduğuna
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Ali BulaçOnun (kadının) da dört kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklaştırır

Süleyman AteşKadının da dört defa sözüne Allah'ı şahid tutup kocasının, mutlaka yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi, kendisinden azabı kaldırır

24:9 📚 4
وَٱلۡخَٰمِسَةَ أَنَّ غَضَبَ ٱللَّهِ عَلَيۡهَآ إِن كَانَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
وَٱلْخَـٰمِسَةَ
beşinci defa da
أَنَّ
kuşkusuz
غَضَبَ
gazabının
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْهَآ
kendi üzerine olmasını diler
إِن
eğer
كَانَ
(kocası) ise
مِنَ
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Ali BulaçBeşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söylüyor ise, Allah'ın gazabının muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dır

Süleyman AteşBeşinci defa da: Eğer kocası doğrulardan ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını diler

24:10 📚 3
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ
وَلَوْلَا
ya olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve rahmeti
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
تَوَّابٌ
tevbeleri çok kabul edendir
حَكِيمٌ
hikmet sahibidir

Ali BulaçEğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)

Süleyman AteşYa Allah'ın size lutfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah, tevbeleri çok kabul eden ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)

24:11 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ جَآءُو بِٱلۡإِفۡكِ عُصۡبَةࣱ مِّنكُمۡۚ لَا تَحۡسَبُوهُ شَرࣰّ ا لَّكُمۖ بَلۡ هُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۚ لِكُلِّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُم مَّا ٱكۡتَسَبَ مِنَ ٱلۡإِثۡمِۚ وَٱلَّذِي تَوَلَّىٰ كِبۡرَهُۥ مِنۡهُمۡ لَهُۥ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
إِنَّ
kuşkusuz
ٱلَّذِينَ
getirenler
جَآءُو
brought
بِٱلْإِفْكِ
iftirayı
عُصْبَةٌۭ
bir topluluktur
مِّنكُمْ ۚ
içinizden
لَا
onu sanmayın
تَحْسَبُوهُ
think it
شَرًّۭا
şer
لَّكُم ۖ
sizin için
بَلْ
bilakis
هُوَ
o
خَيْرٌۭ
hayırdır
لَّكُمْ ۚ
sizin için
لِكُلِّ
her (karşılığını görecektir)
ٱمْرِئٍۢ
kişi
مِّنْهُم
onlardan
مَّا
ne
ٱكْتَسَبَ
işledi (ise)
مِنَ
günahının
ٱلْإِثْمِ ۚ
the sin
وَٱلَّذِى
kimseye
تَوَلَّىٰ
yüklenen
كِبْرَهُۥ
en büyüğünü
مِنْهُمْ
onlardan
لَهُۥ
onun (yalanın)
عَذَابٌ
bir azab (vardır)
عَظِيمٌۭ
büyük

Ali BulaçDoğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır

Süleyman AteşO yalan haberi getir(ip ortaya at)anlar, içinizden bir topluluktur. Siz, onu sizin için şer sanmayın. Tersine o, sizin için hayırdır. Onlardan her kişi işlediği günah'ın cezasını görecektir. Onlardan o(yala)nın en büyüğünü idare edene de büyük bir azab vardır

24:12
لَّوۡلَآ إِذۡ سَمِعۡتُمُوهُ ظَنَّ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ بِأَنفُسِهِمۡ خَيۡرࣰ ا وَقَالُواْ هَٰذَآ إِفۡكࣱ مُّبِينࣱ‏
لَّوْلَآ
gerekmez miydi?
إِذْ
zaman
سَمِعْتُمُوهُ
onu işittiğiniz
ظَنَّ
zanda bulunup
ٱلْمُؤْمِنُونَ
inanan erkeklerin
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ
ve inanan kadınların
بِأَنفُسِهِمْ
kendiliklerinden
خَيْرًۭا
güzel
وَقَالُوا۟
ve demeleri
هَـٰذَآ
bu
إِفْكٌۭ
bir iftiradır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Ali BulaçOnu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür" demeleri gerekmez miydi

Süleyman AteşOnu işittiğiniz zaman inanan erkek ve kadınların, kendiliklerinden güzel zanda bulunup: "Bu, apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi

24:13 📚 3
لَّوۡلَا جَآءُو عَلَيۡهِ بِأَرۡبَعَةِ شُهَدَآءَۚ فَإِذۡ لَمۡ يَأۡتُواْ بِٱلشُّهَدَآءِ فَأُوْلَٰٓئِكَ عِندَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلۡكَٰذِبُونَ
لَّوْلَا
gerekmez miydi?
جَآءُو
getirmeleri
عَلَيْهِ
ona
بِأَرْبَعَةِ
dört
شُهَدَآءَ ۚ
şahid
فَإِذْ
madem ki
لَمْ
getirmediler
يَأْتُوا۟
they brought
بِٱلشُّهَدَآءِ
şahidleri
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
o halde onlar
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah
هُمُ
onlar
ٱلْكَـٰذِبُونَ
yalancılardır

Ali BulaçOna karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir

Süleyman AteşOna dört şahid getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahidleri getirmediler, o halde onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir

24:14
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ لَمَسَّكُمۡ فِي مَآ أَفَضۡتُمۡ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
وَلَوْلَا
ve eğer olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve rahmeti
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirette
لَمَسَّكُمْ
size mutlaka dokunurdu
فِى
hakkında
مَآ
şey (iftira)
أَفَضْتُمْ
daldığınız
فِيهِ
içine
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌ
büyük

Ali BulaçEğer Allah'ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu

Süleyman AteşEğer size dünyada ve ahirette Allah'ın lutfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız yaygarada size mutlaka büyük bir azab dokunurdu

24:15
إِذۡ تَلَقَّوۡنَهُۥ بِأَلۡسِنَتِكُمۡ وَتَقُولُونَ بِأَفۡوَاهِكُم مَّا لَيۡسَ لَكُم بِهِۦ عِلۡمࣱ وَتَحۡسَبُونَهُۥ هَيِّنࣰ ا وَهُوَ عِندَ ٱللَّهِ عَظِيمࣱ‏
إِذْ
çünkü
تَلَقَّوْنَهُۥ
siz onu alıveriyorsunuz
بِأَلْسِنَتِكُمْ
dillerinizle
وَتَقُولُونَ
ve söylüyorsunuz
بِأَفْوَاهِكُم
ağızlarınızla
مَّا
bir şeyi
لَيْسَ
hiç olmayan
لَكُم
sizin
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌۭ
bilgi(niz)
وَتَحْسَبُونَهُۥ
ve onu sanıyorsunuz
هَيِّنًۭا
önemsiz bir iş
وَهُوَ
oysa o
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah
عَظِيمٌۭ
büyüktür

Ali BulaçO durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o Allah Katında çok büyük (bir suç)tür

Süleyman AteşÇünkü siz, onu dillerinizle alıveriyorsunuz ve hakkında hiç bilginiz olmayan bir şeyi, (düşünüp taşınmadan, hemen) ağızlarınızla söylüyorsunuz ve onu önemsiz bir iş sanıyorsunuz. Oysa o, Allah yanında büyük(bir günah)tır

24:16 📚 2
وَلَوۡلَآ إِذۡ سَمِعۡتُمُوهُ قُلۡتُم مَّا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَٰذَا سُبۡحَٰنَكَ هَٰذَا بُهۡتَٰنٌ عَظِيمࣱ‏
وَلَوْلَآ
gerekmez miydi?
إِذْ
zaman
سَمِعْتُمُوهُ
onu işittiğiniz
قُلْتُم
demeniz
مَّا
yakışmaz
يَكُونُ
it is
لَنَآ
bize
أَن
konuşmamız
نَّتَكَلَّمَ
we speak
بِهَـٰذَا
bunu
سُبْحَـٰنَكَ
Seni tenzih ederiz
هَـٰذَا
bu
بُهْتَـٰنٌ
bir iftiradır
عَظِيمٌۭ
büyük

Ali BulaçOnu işittiğiniz zaman: "Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah'ım) Sen Yücesin; bu, büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi

Süleyman AteşOnu işittiğiniz zaman, "Bunu konuşmamız bize yakışmaz, haşa, bu, büyük bir iftiradır." demeniz gerekmez miydi

24:17 📚 1
يَعِظُكُمُ ٱللَّهُ أَن تَعُودُواْ لِمِثۡلِهِۦٓ أَبَدًا إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
يَعِظُكُمُ
size öğüt veriyor
ٱللَّهُ
Allah
أَن
dönmemeniz için
تَعُودُوا۟
you return
لِمِثْلِهِۦٓ
böyle bir şeye
أَبَدًا
bir daha asla
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inananlar

Ali BulaçEğer iman edenlerden iseniz, bunun gibisine bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir

Süleyman AteşAllah size öğüt veriyor ki eğer inananlar iseniz böyle bir şeye bir daha asla dönmeyesiniz

24:18
وَيُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
وَيُبَيِّنُ
ve açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ۚ
ayetleri(ni)
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçAllah size ayetleri açıklıyor; Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşAllah size ayetleri(ni) açıklıyor. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

24:19 📚 3
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ ٱلۡفَٰحِشَةُ فِي ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
يُحِبُّونَ
isteyenlere
أَن
yayılmasını
تَشِيعَ
(should) spread
ٱلْفَـٰحِشَةُ
edepsizliğin
فِى
içinde
ٱلَّذِينَ
inananlar
ءَامَنُوا۟
believe
لَهُمْ
vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ve ahirette
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
ancak siz
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçÇirkin utanmazlıkların (fuhşun) iman edenler içinde yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada ve ahirette acıklı bir azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz

Süleyman Ateşİnananlar içinde edepsizliğin yayılmasını isteyenler için dünyada da, ahirette de acı bir azab vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz

24:20 📚 3
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ رَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَلَوْلَا
ve eğer olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve rahmeti
وَأَنَّ
ve kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
رَءُوفٌۭ
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
merhametlidir

Ali BulaçEğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten Rauf (şefkat eden ve) Rahim olmasaydı (ne yapardınız)

Süleyman AteşEğer size Allah'ın lutfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (bu iftiranızdan dolayı büyük bir azaba uğrardınız)

24:21 📚 5
۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ وَمَن يَتَّبِعۡ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِ فَإِنَّهُۥ يَأۡمُرُ بِٱلۡفَحۡشَآءِ وَٱلۡمُنكَرِۚ وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ مَا زَكَىٰ مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ أَبَدࣰ ا وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟
follow
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
وَمَن
ve kim
يَتَّبِعْ
izlerse
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ
şeytanın
فَإِنَّهُۥ
muhakkak o
يَأْمُرُ
(ona) emreder
بِٱلْفَحْشَآءِ
edepsizliği
وَٱلْمُنكَرِ ۚ
ve kötülüğü
وَلَوْلَا
ve eğer olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve rahmeti
مَا
temizlemezdi
زَكَىٰ
(would) have been pure
مِنكُم
sizden
مِّنْ
hiç
أَحَدٍ
birinizi
أَبَدًۭا
asla
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
يُزَكِّى
arındırır
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
ve Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Ali BulaçEy iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir

Süleyman AteşEy inananlar, şeytanın adımlarını izlemeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse o, ona edepsizliği ve kötülüğü emreder. Eğer size, lutfu ve rahmeti olmasaydı Allah, hiçbirinizi asla temizlemezdi. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitendir, bilendir

24:22 📚 12
وَلَا يَأۡتَلِ أُوْلُواْ ٱلۡفَضۡلِ مِنكُمۡ وَٱلسَّعَةِ أَن يُؤۡتُوٓاْ أُوْلِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينَ وَٱلۡمُهَٰجِرِينَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ وَلۡيَعۡفُواْ وَلۡيَصۡفَحُوٓاْۗ أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغۡفِرَ ٱللَّهُ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ
وَلَا
ve
يَأْتَلِ
yemin etmesinler
أُو۟لُوا۟
sahipleri
ٱلْفَضْلِ
fazilet
مِنكُمْ
sizden
وَٱلسَّعَةِ
ve servet
أَن
(bir şey) vermemeğe
يُؤْتُوٓا۟
they give
أُو۟لِى
sahipleri (akrabalara)
ٱلْقُرْبَىٰ
yakınlık (akrabalara)
وَٱلْمَسَـٰكِينَ
ve yoksullara
وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ
ve hicret edenlere
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah
وَلْيَعْفُوا۟
ve affetsinler
وَلْيَصْفَحُوٓا۟ ۗ
ve hoşgörsünler
أَلَا
sevmez misiniz?
تُحِبُّونَ
you like
أَن
bağışlamasını
يَغْفِرَ
Allah should forgive
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَكُمْ ۗ
sizi
وَٱللَّهُ
ve Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌ
esirgeyendir

Ali BulaçSizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

Süleyman AteşSizden fazilet ve servet sahibi kimseler, yakınlığı bulunanlara, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere bir şey vermemeğe yemin etmesinler, affetsinler, hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah bağışlayandır, esirgeyendir

24:23
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ٱلۡغَٰفِلَٰتِ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ لُعِنُواْ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
edenler
يَرْمُونَ
zina iftirası
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ
namuslu kadınlara
ٱلْغَـٰفِلَـٰتِ
bir şeyden habersiz
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ
inanmış kadınlara
لُعِنُوا۟
la'netlenmişlerdir
فِى
dünya'da
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirette
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Ali BulaçNamus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azap vardır

Süleyman AteşO namuslu, bir şeyden habersiz, inanmış kadınlara zina iftira edenler, dünya'da da ahirette de la'netlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azab vardır

24:24 📚 1
يَوۡمَ تَشۡهَدُ عَلَيۡهِمۡ أَلۡسِنَتُهُمۡ وَأَيۡدِيهِمۡ وَأَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
يَوْمَ
o gün
تَشْهَدُ
şahidlik edecektir
عَلَيْهِمْ
kendilerine
أَلْسِنَتُهُمْ
dilleri
وَأَيْدِيهِمْ
ve elleri
وَأَرْجُلُهُم
ve ayakları
بِمَا
şeylere
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Ali BulaçO gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahitlikte bulunacaklardır

Süleyman AteşO gün, dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına şahidlik edecektir

24:25 📚 1
يَوۡمَئِذࣲ يُوَفِّيهِمُ ٱللَّهُ دِينَهُمُ ٱلۡحَقَّ وَيَعۡلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ ٱلۡمُبِينُ
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
يُوَفِّيهِمُ
onlara tam verir
ٱللَّهُ
Allah
دِينَهُمُ
cezalarını
ٱلْحَقَّ
hak ettikleri
وَيَعْلَمُونَ
ve onlar bilirler
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلْحَقُّ
Hak'tır
ٱلْمُبِينُ
apaçık

Ali BulaçO gün, Allah hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah'ın hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir

Süleyman AteşO gün Allah, onlara hak ettikleri cezalarını tam verir ve onlar da bilirler ki Allah, apaçık Hak'tır

24:26
ٱلۡخَبِيثَٰتُ لِلۡخَبِيثِينَ وَٱلۡخَبِيثُونَ لِلۡخَبِيثَٰتِۖ وَٱلطَّيِّبَٰتُ لِلطَّيِّبِينَ وَٱلطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَٰتِۚ أُوْلَٰٓئِكَ مُبَرَّءُونَ مِمَّا يَقُولُونَۖ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ‏
ٱلْخَبِيثَـٰتُ
kötü kadınlar
لِلْخَبِيثِينَ
kötü erkeklere
وَٱلْخَبِيثُونَ
kötü erkekler
لِلْخَبِيثَـٰتِ ۖ
kötü kadınlara
وَٱلطَّيِّبَـٰتُ
iyi kadınlar
لِلطَّيِّبِينَ
iyi erkeklere
وَٱلطَّيِّبُونَ
iyi erkekler
لِلطَّيِّبَـٰتِ ۚ
iyi kadınlara
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
مُبَرَّءُونَ
uzaktırlar
مِمَّا
şeylerden
يَقُولُونَ ۖ
onların söyledikleri
لَهُم
bunlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
bir bağışlama
وَرِزْقٌۭ
ve bir rızık
كَرِيمٌۭ
cömertçe

Ali BulaçKötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır

Süleyman AteşKötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler kötü kadınlara; iyi kadınlar iyi erkeklere; iyi erkekler de iyi kadınlara mahsustur. Bunlar onların söyledikleri(çirkin şeyler)den uzaktırlar. Bunlara, (Allah tarafından) bağışlama ve cömertçe bir rızık vardır

24:27 📚 8
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَدۡخُلُواْ بُيُوتًا غَيۡرَ بُيُوتِكُمۡ حَتَّىٰ تَسۡتَأۡنِسُواْ وَتُسَلِّمُواْ عَلَىٰٓ أَهۡلِهَاۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
girmeyin
تَدْخُلُوا۟
enter
بُيُوتًا
evlere
غَيْرَ
başka
بُيُوتِكُمْ
kendi evlerinizden
حَتَّىٰ
ta ki
تَسْتَأْنِسُوا۟
izin almadan
وَتُسَلِّمُوا۟
ve selam vermeden
عَلَىٰٓ
üzerine
أَهْلِهَا ۚ
(ev) halkı
ذَٰلِكُمْ
herhalde bu
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ
sizin için
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَذَكَّرُونَ
düşünüp anlarsınız

Ali BulaçEy iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz

Süleyman AteşEy inananlar, kendi evlerinizden başka evlere, izin alıp halkına selam vermeden girmeyin. Herhalde bunun, sizin için daha iyi olduğunu düşünüp anlarsınız

24:28 📚 1
فَإِن لَّمۡ تَجِدُواْ فِيهَآ أَحَدࣰ ا فَلَا تَدۡخُلُوهَا حَتَّىٰ يُؤۡذَنَ لَكُمۡۖ وَإِن قِيلَ لَكُمُ ٱرۡجِعُواْ فَٱرۡجِعُواْۖ هُوَ أَزۡكَىٰ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ عَلِيمࣱ‏
فَإِن
eğer
لَّمْ
bulamazsanız
تَجِدُوا۟
you find
فِيهَآ
orada
أَحَدًۭا
kimseyi
فَلَا
oraya girmeyin
تَدْخُلُوهَا
enter it
حَتَّىٰ
kadar
يُؤْذَنَ
izin verilinceye
لَكُمْ ۖ
size
وَإِن
ve eğer
قِيلَ
denirse
لَكُمُ
size
ٱرْجِعُوا۟
dönün!
فَٱرْجِعُوا۟ ۖ
o halde dönün
هُوَ
o
أَزْكَىٰ
daha temizdir
لَكُمْ ۚ
sizin için
وَٱللَّهُ
ve Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
عَلِيمٌۭ
bilendir

Ali BulaçEğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eğer "Dönün" denirse, siz de dönün, bu sizin için daha temizdir. Allah yaptıklarınızı bilendir

Süleyman AteşEğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Ve eğer size: "Dönün" denirse dönün. Bu, sizin için daha temizdir. Allah yaptıklarınızı bilendir

24:29 📚 2
لَّيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَدۡخُلُواْ بُيُوتًا غَيۡرَ مَسۡكُونَةࣲ فِيهَا مَتَٰعࣱ لَّكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا تُبۡدُونَ وَمَا تَكۡتُمُونَ
لَّيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
size
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
(izinsiz) girmenizden dolayı
تَدْخُلُوا۟
you enter
بُيُوتًا
evlere
غَيْرَ
oturulmayan
مَسْكُونَةٍۢ
inhabited
فِيهَا
içinde
مَتَـٰعٌۭ
eşyanız bulunan
لَّكُمْ ۚ
sizin
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyi
تُبْدُونَ
açığa vurduğunuz
وَمَا
ve şeyi
تَكْتُمُونَ
gizlediğiniz

Ali Bulaçİçinde oturulmayan ve sizin için bir meta (yarar) bulunan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, sakladıklarınızı da bilir

Süleyman AteşOturulmayan ve içinde eşyanız bulunan evlere (izinsiz) girmenizden dolayı size bir günah yoktur. Allah, açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de bilir

24:30
قُل لِّلۡمُؤۡمِنِينَ يَغُضُّواْ مِنۡ أَبۡصَٰرِهِمۡ وَيَحۡفَظُواْ فُرُوجَهُمۡۚ ذَٰلِكَ أَزۡكَىٰ لَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا يَصۡنَعُونَ
قُل
söyle
لِّلْمُؤْمِنِينَ
inanan erkeklere
يَغُضُّوا۟
sakınsınlar
مِنْ
bakışlarını
أَبْصَـٰرِهِمْ
their gaze
وَيَحْفَظُوا۟
ve korusunlar
فُرُوجَهُمْ ۚ
ırzlarını
ذَٰلِكَ
bu
أَزْكَىٰ
daha temizdir
لَهُمْ ۗ
onlar için
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
خَبِيرٌۢ
haber almaktadır
بِمَا
şeyleri
يَصْنَعُونَ
her yaptıkları

Ali BulaçMü'minlere söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdardır

Süleyman Ateşİnanan erkeklere söyle: "Bazı bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah, onların her yaptıklarını haber almaktadır

24:31 📚 1
وَقُل لِّلۡمُؤۡمِنَٰتِ يَغۡضُضۡنَ مِنۡ أَبۡصَٰرِهِنَّ وَيَحۡفَظۡنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبۡدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنۡهَاۖ وَلۡيَضۡرِبۡنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبۡدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوۡ ءَابَآئِهِنَّ أَوۡ ءَابَآءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوۡ أَبۡنَآئِهِنَّ أَوۡ أَبۡنَآءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوۡ إِخۡوَٰنِهِنَّ أَوۡ بَنِيٓ إِخۡوَٰنِهِنَّ أَوۡ بَنِيٓ أَخَوَٰتِهِنَّ أَوۡ نِسَآئِهِنَّ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُنَّ أَوِ ٱلتَّٰبِعِينَ غَيۡرِ أُوْلِي ٱلۡإِرۡبَةِ مِنَ ٱلرِّجَالِ أَوِ ٱلطِّفۡلِ ٱلَّذِينَ لَمۡ يَظۡهَرُواْ عَلَىٰ عَوۡرَٰتِ ٱلنِّسَآءِۖ وَلَا يَضۡرِبۡنَ بِأَرۡجُلِهِنَّ لِيُعۡلَمَ مَا يُخۡفِينَ مِن زِينَتِهِنَّۚ وَتُوبُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ
وَقُل
ve söyle
لِّلْمُؤْمِنَـٰتِ
inanan kadınlara
يَغْضُضْنَ
sakınsınlar
مِنْ
bakışlarını
أَبْصَـٰرِهِنَّ
their gaze
وَيَحْفَظْنَ
ve korusunlar
فُرُوجَهُنَّ
ırzlarını
وَلَا
ve
يُبْدِينَ
göstermesinler
زِينَتَهُنَّ
süslerini
إِلَّا
ancak hariç
مَا
görünenler
ظَهَرَ
is apparent
مِنْهَا ۖ
ondan
وَلْيَضْرِبْنَ
ve koysunlar
بِخُمُرِهِنَّ
başörtülerini
عَلَىٰ
üstüne
جُيُوبِهِنَّ ۖ
(göğüs) yırtmaçlarının
وَلَا
ve
يُبْدِينَ
göstermesinler
زِينَتَهُنَّ
süslerini
إِلَّا
dışındakilere
لِبُعُولَتِهِنَّ
kocaları
أَوْ
yahut
ءَابَآئِهِنَّ
babaları
أَوْ
yahut
ءَابَآءِ
babaları
بُعُولَتِهِنَّ
kocalarının
أَوْ
yahut
أَبْنَآئِهِنَّ
oğulları
أَوْ
yahut
أَبْنَآءِ
oğulları
بُعُولَتِهِنَّ
kocalarının
أَوْ
yahut
إِخْوَٰنِهِنَّ
kardeşleri
أَوْ
yahut
بَنِىٓ
oğulları
إِخْوَٰنِهِنَّ
kardeşlerinin
أَوْ
yahut
بَنِىٓ
oğulları
أَخَوَٰتِهِنَّ
kızkardeşlerinin
أَوْ
yahut
نِسَآئِهِنَّ
kadınları
أَوْ
yahut
مَا
sahip oldukları (köleleri)
مَلَكَتْ
possess
أَيْمَـٰنُهُنَّ
ellerinin
أَوِ
yahut
ٱلتَّـٰبِعِينَ
tabi'leri (hizmetlileri)
غَيْرِ
bulunmayan
أُو۟لِى
kadına ihtiyacı
ٱلْإِرْبَةِ
having no physical desire
مِنَ
erkeklerden
ٱلرِّجَالِ
[the] men
أَوِ
yahut
ٱلطِّفْلِ
çocuklara
ٱلَّذِينَ
onlar ki
لَمْ
henüz anlamazlar
يَظْهَرُوا۟
aware
عَلَىٰ
mahrem yerlerini;
عَوْرَٰتِ
private aspects
ٱلنِّسَآءِ ۖ
kadınların
وَلَا
ve
يَضْرِبْنَ
vurmasınlar
بِأَرْجُلِهِنَّ
ayaklarını
لِيُعْلَمَ
bilinmesi için
مَا
şeylerin
يُخْفِينَ
gizledikleri
مِن
süslerinden
زِينَتِهِنَّ ۚ
their adornment
وَتُوبُوٓا۟
ve tevbe edin
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
جَمِيعًا
topluca
أَيُّهَ
ey
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
felaha erersiniz

Ali BulaçMü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz

Süleyman Ateşİnanan kadınlara da söyle: "Bazı bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar. Süslerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünenler hariç. Baş örtülerini (göğüs) yırtmaçlarının üstüne koysunlar. Süslerini kimseye göstermesinler. Yalnız kocalarına, yahut babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut oğullarına, yahut kocalarının oğullarına, yahut kardeşlerine, yahut kardeşlerinin oğullarına, yahut kızkardeşlerinin oğullarına, yahut kadınlarına, yahut ellerinin altında bulunan(köle)lerine, yahut kadına ihtiyacı bulunmayan erkek tabi'lerine, yahut henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklara gösterebilir. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey mü'minler, topluca Allah'a tevbe edin ki felaha eresiniz

24:32 📚 7
وَأَنكِحُواْ ٱلۡأَيَٰمَىٰ مِنكُمۡ وَٱلصَّٰلِحِينَ مِنۡ عِبَادِكُمۡ وَإِمَآئِكُمۡۚ إِن يَكُونُواْ فُقَرَآءَ يُغۡنِهِمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
وَأَنكِحُوا۟
ve evlendirin
ٱلْأَيَـٰمَىٰ
bekarları
مِنكُمْ
içinizden
وَٱلصَّـٰلِحِينَ
ve iyileri
مِنْ
kölelerinizden
عِبَادِكُمْ
your male slaves
وَإِمَآئِكُمْ ۚ
ve cariyeleriniz(den)
إِن
eğer
يَكُونُوا۟
iseler
فُقَرَآءَ
yoksul
يُغْنِهِمُ
onları zengin eder
ٱللَّهُ
Allah
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۗ
His Bounty
وَٱللَّهُ
ve Allahın
وَٰسِعٌ
(mülkü) geniştir
عَلِيمٌۭ
(her şeyi) bilendir

Ali Bulaçİçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah, Kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir

Süleyman Ateşİçinizden bekarları ve köle ve cariyelerinizden iyileri evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah, lutfiyle onları zengin eder. Allah(ın mülkü) geniştir, O, (her şeyi) bilendir

24:33 📚 4
وَلۡيَسۡتَعۡفِفِ ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتَّىٰ يُغۡنِيَهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۗ وَٱلَّذِينَ يَبۡتَغُونَ ٱلۡكِتَٰبَ مِمَّا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡ فَكَاتِبُوهُمۡ إِنۡ عَلِمۡتُمۡ فِيهِمۡ خَيۡرࣰ اۖ وَءَاتُوهُم مِّن مَّالِ ٱللَّهِ ٱلَّذِيٓ ءَاتَىٰكُمۡۚ وَلَا تُكۡرِهُواْ فَتَيَٰتِكُمۡ عَلَى ٱلۡبِغَآءِ إِنۡ أَرَدۡنَ تَحَصُّنࣰ ا لِّتَبۡتَغُواْ عَرَضَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۚ وَمَن يُكۡرِههُّنَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ مِنۢ بَعۡدِ إِكۡرَٰهِهِنَّ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَلْيَسْتَعْفِفِ
ve iffetlerini korusunlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bulamayan(lar)
يَجِدُونَ
find
نِكَاحًا
evlenme (imkanı)
حَتَّىٰ
kadar
يُغْنِيَهُمُ
kendilerini zengin edinceye
ٱللَّهُ
Allah
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۗ
His Bounty
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerle
يَبْتَغُونَ
isteyen(lerle)
ٱلْكِتَـٰبَ
mükatebe (sözleşme) yapmak
مِمَّا
sahip olduklarından
مَلَكَتْ
possess
أَيْمَـٰنُكُمْ
ellerinizin
فَكَاتِبُوهُمْ
mükatebe yapın
إِنْ
eğer
عَلِمْتُمْ
bilirseniz
فِيهِمْ
onlar hakında
خَيْرًۭا ۖ
hayırlı olduğunu
وَءَاتُوهُم
ve onlara verin
مِّن
malından
مَّالِ
the wealth of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلَّذِىٓ
size verdiği
ءَاتَىٰكُمْ ۚ
He has given you
وَلَا
ve
تُكْرِهُوا۟
zorlamayın
فَتَيَـٰتِكُمْ
cariyelerinizi
عَلَى
fuhşa
ٱلْبِغَآءِ
[the] prostitution
إِنْ
eğer
أَرَدْنَ
istiyorlarsa
تَحَصُّنًۭا
namuslu kalmayı
لِّتَبْتَغُوا۟
elde etmek için
عَرَضَ
geçici menfaatini
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۚ
dünya
وَمَن
ve kim
يُكْرِههُّنَّ
onları zorlarsa
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
إِكْرَٰهِهِنَّ
zorlanmalarından
غَفُورٌۭ
bağışlayıcı
رَّحِيمٌۭ
esirgeyicidir

Ali BulaçNikah (imkanı) bulamayanlar, Allah onları Kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir

Süleyman AteşEvlenme (imkanı) bulamayanlar, Allah kendilerini lutfundan zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariye)lerden, mükatebe (akdi) yapmak isteyenlerle Ğeğer kendilerinde hayır görürsenizĞ mükatebe yapın ve Allah'ın size verdiği malından onlara da verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz Allah (fuhşa) zorlanmalarından sonra (o kadınlara karşı) bağışlayıcı, esirgeyicidir

24:34
وَلَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ ءَايَٰتࣲ مُّبَيِّنَٰتࣲ وَمَثَلࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِكُمۡ وَمَوۡعِظَةࣰ لِّلۡمُتَّقِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun ki
أَنزَلْنَآ
indirdik
إِلَيْكُمْ
size
ءَايَـٰتٍۢ
ayetler
مُّبَيِّنَـٰتٍۢ
açıklayıcı
وَمَثَلًۭا
ve bir temsil
مِّنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
خَلَوْا۟
gelip geçen
مِن
sizden önce
قَبْلِكُمْ
before you
وَمَوْعِظَةًۭ
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ
muttakiler için

Ali BulaçAndolsun, size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik

Süleyman AteşAndolsun ki size, açıklayıcı ayetler ve sizden önce gelip geçenlerden bir temsil ve korunanlar için bir öğüt indirdik

24:35 📚 13
۞ٱللَّهُ نُورُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ مَثَلُ نُورِهِۦ كَمِشۡكَوٰةࣲ فِيهَا مِصۡبَاحٌۖ ٱلۡمِصۡبَاحُ فِي زُجَاجَةٍۖ ٱلزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوۡكَبࣱ دُرِّيࣱّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةࣲ مُّبَٰرَكَةࣲ زَيۡتُونَةࣲ لَّا شَرۡقِيَّةࣲ وَلَا غَرۡبِيَّةࣲ يَكَادُ زَيۡتُهَا يُضِيٓءُ وَلَوۡ لَمۡ تَمۡسَسۡهُ نَارࣱۚ نُّورٌ عَلَىٰ نُورࣲۚ يَهۡدِي ٱللَّهُ لِنُورِهِۦ مَن يَشَآءُۚ وَيَضۡرِبُ ٱللَّهُ ٱلۡأَمۡثَٰلَ لِلنَّاسِۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
۞ ٱللَّهُ
Allah
نُورُ
nurudur
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
مَثَلُ
benzer
نُورِهِۦ
O'nun nuru
كَمِشْكَوٰةٍۢ
bir kandile
فِيهَا
içinde bulunan
مِصْبَاحٌ ۖ
lamba
ٱلْمِصْبَاحُ
lamba
فِى
içerisindedir
زُجَاجَةٍ ۖ
cam
ٱلزُّجَاجَةُ
cam
كَأَنَّهَا
sanki (gibidir)
كَوْكَبٌۭ
bir yıldız
دُرِّىٌّۭ
inciden
يُوقَدُ
yakılır
مِن
bir ağacı(nın yağı)ndan
شَجَرَةٍۢ
a tree
مُّبَـٰرَكَةٍۢ
mübarek
زَيْتُونَةٍۢ
zeytin
لَّا
ne
شَرْقِيَّةٍۢ
doğudan
وَلَا
ve ne de
غَرْبِيَّةٍۢ
batıdan
يَكَادُ
öyle ki neredeyse
زَيْتُهَا
onun yağı
يُضِىٓءُ
ışık verir
وَلَوْ
ve eğer
لَمْ
değmese (bile)
تَمْسَسْهُ
touched it
نَارٌۭ ۚ
ateş
نُّورٌ
nur
عَلَىٰ
üstüne
نُورٍۢ ۗ
nur
يَهْدِى
hidayet eder
ٱللَّهُ
Allah
لِنُورِهِۦ
nuruna
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَيَضْرِبُ
misaller verir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْأَمْثَـٰلَ
benzetmelerle
لِلنَّاسِ ۗ
insanlara
وَٱللَّهُ
ve Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Ali BulaçAllah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir

Süleyman AteşAllah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru, içinde lamba bulunan bir kandile benzer. Lamba cam içerisindedir. Cam, sanki inciden bir yıldız. Ne doğuya ve ne batıya mensub olmayan mübarek bir zeytin ağacı(nın yağı)ndan yakılır. (Öyle mübarek bir ağaç) Ki, neredeyse ateş değmese de yağı ışık verir. Işığı parıl, parıldır. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlara misaller verir. Allah her şeyi bilir

24:36 📚 12
فِي بُيُوتٍ أَذِنَ ٱللَّهُ أَن تُرۡفَعَ وَيُذۡكَرَ فِيهَا ٱسۡمُهُۥ يُسَبِّحُ لَهُۥ فِيهَا بِٱلۡغُدُوِّ وَٱلۡأٓصَالِ
فِى
evlerdedir
بُيُوتٍ
houses
أَذِنَ
izin verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَن
yükseltilmesine
تُرْفَعَ
they be raised
وَيُذْكَرَ
ve anılmasına
فِيهَا
içlerinde
ٱسْمُهُۥ
adının
يُسَبِّحُ
tesbih ederler
لَهُۥ
O'nu
فِيهَا
onların içinde
بِٱلْغُدُوِّ
sabah
وَٱلْـَٔاصَالِ
ve akşam

Ali Bulaç(Bu nur,) Allah'ın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler

Süleyman Ateş(Bu kandil) Allah'ın yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Onların içinde sabah akşam O'nu tesbih eder(şanının yüceliğini anar)lar

24:37 📚 7
رِجَالࣱ لَّا تُلۡهِيهِمۡ تِجَٰرَةࣱ وَلَا بَيۡعٌ عَن ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ يَخَافُونَ يَوۡمࣰ ا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلۡقُلُوبُ وَٱلۡأَبۡصَٰرُ
رِجَالٌۭ
erkekler (ki)
لَّا
kendilerini alıkoymaz
تُلْهِيهِمْ
distracts them
تِجَـٰرَةٌۭ
ticaret
وَلَا
ve ne de
بَيْعٌ
alışveriş
عَن
anmaktan
ذِكْرِ
(the) remembrance of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ı
وَإِقَامِ
ve kılmaktan
ٱلصَّلَوٰةِ
namaz
وَإِيتَآءِ
ve vermekten
ٱلزَّكَوٰةِ ۙ
zekat
يَخَافُونَ
onlar korkarlar
يَوْمًۭا
günden
تَتَقَلَّبُ
ters döneceği
فِيهِ
onda
ٱلْقُلُوبُ
yüreklerin
وَٱلْأَبْصَـٰرُ
ve gözlerin

Ali Bulaç(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar

Süleyman AteşKendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymadığı erkekler. (Onlar), yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar

24:38 📚 1
لِيَجۡزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحۡسَنَ مَا عَمِلُواْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضۡلِهِۦۗ وَٱللَّهُ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏
لِيَجْزِيَهُمُ
karşılığını vermesi için
ٱللَّهُ
Allah
أَحْسَنَ
en güzel
مَا
şeylerin
عَمِلُوا۟
yaptıkları
وَيَزِيدَهُم
ve daha fazlası için
مِّن
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۗ
His Bounty
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَرْزُقُ
rızıklandırır
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
بِغَيْرِ
hesapsız olarak
حِسَابٍۢ
measure

Ali BulaçÇünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara Kendi fazlından arttıracaktır. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır

Süleyman AteşKi Allah onlara yaptıklarının en güzel karşılığını versin ve lutfundan onlara daha fazlasını da ihsan etsin. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır

24:39 📚 3
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَعۡمَٰلُهُمۡ كَسَرَابِۭ بِقِيعَةࣲ يَحۡسَبُهُ ٱلظَّمۡـَٔانُ مَآءً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَهُۥ لَمۡ يَجِدۡهُ شَيۡـࣰٔ ا وَوَجَدَ ٱللَّهَ عِندَهُۥ فَوَفَّىٰهُ حِسَابَهُۥۗ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَعْمَـٰلُهُمْ
onların işleri
كَسَرَابٍۭ
serap gibidir
بِقِيعَةٍۢ
düz arazideki
يَحْسَبُهُ
onu sanır
ٱلظَّمْـَٔانُ
susayan
مَآءً
su
حَتَّىٰٓ
fakat
إِذَا
ne zaman ki
جَآءَهُۥ
yanına gelince
لَمْ
bulamaz
يَجِدْهُ
he finds it
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey
وَوَجَدَ
ve bulur
ٱللَّهَ
Allah'ı
عِندَهُۥ
yanında
فَوَفَّىٰهُ
tam görür
حِسَابَهُۥ ۗ
onun hesabını
وَٱللَّهُ
ve Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Ali Bulaçİnkar edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir

Süleyman Ateşİnkar edenler(e gelince): Onların işleri, düz arazideki serap gibidir. Susayan onu su sanır, fakat yanına gelince hiçbir şey olmadığını anlar ve yanında Allah'ı bulur; Allah onun hesabını tam görür, O, hesabı çabuk görendir

24:40 📚 4
أَوۡ كَظُلُمَٰتࣲ فِي بَحۡرࣲ لُّجِّيࣲّ يَغۡشَىٰهُ مَوۡجࣱ مِّن فَوۡقِهِۦ مَوۡجࣱ مِّن فَوۡقِهِۦ سَحَابࣱۚ ظُلُمَٰتُۢ بَعۡضُهَا فَوۡقَ بَعۡضٍ إِذَآ أَخۡرَجَ يَدَهُۥ لَمۡ يَكَدۡ يَرَىٰهَاۗ وَمَن لَّمۡ يَجۡعَلِ ٱللَّهُ لَهُۥ نُورࣰ ا فَمَا لَهُۥ مِن نُّورٍ
أَوْ
yahut
كَظُلُمَـٰتٍۢ
karanlıklar gibidir
فِى
içindeki
بَحْرٍۢ
bir deniz
لُّجِّىٍّۢ
derin
يَغْشَىٰهُ
ki üstünü örten
مَوْجٌۭ
bir dalga
مِّن
onun üstünden
فَوْقِهِۦ
on it
مَوْجٌۭ
bir dalga
مِّن
onun üstünden
فَوْقِهِۦ
on it
سَحَابٌۭ ۚ
bir bulut
ظُلُمَـٰتٌۢ
karanlıklar
بَعْضُهَا
onun biri
فَوْقَ
üstüne
بَعْضٍ
diğerinin
إِذَآ
ne zaman ki
أَخْرَجَ
çıkarsa
يَدَهُۥ
elini
لَمْ
neredeyse
يَكَدْ
hardly
يَرَىٰهَا ۗ
onu dahi göremez
وَمَن
bir kimseye
لَّمْ
vermemişse
يَجْعَلِ
Allah (has) made
ٱللَّهُ
Allah
لَهُۥ
ona
نُورًۭا
bir nur
فَمَا
artık olmaz
لَهُۥ
onun
مِن
hiçbir
نُّورٍ
nuru

Ali BulaçYa da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur

Süleyman AteşYahut (Onların işleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir: (Bir deniz) Ki üstünü bir dalga, örtüyor, onun üstünden bir dalga onun üstünden de bir bulut (örtmektedir). Birbiri üstüne yığılmış karanlıklar. (İçinde bulunan kimse) Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremez. Allah bir kimseye nur vermemişse artık onun nuru olmaz

24:41 📚 1
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱلطَّيۡرُ صَٰٓفَّٰتࣲۖ كُلࣱّ قَدۡ عَلِمَ صَلَاتَهُۥ وَتَسۡبِيحَهُۥۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِمَا يَفۡعَلُونَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ı
يُسَبِّحُ
tesbih ederler
لَهُۥ
onu
مَن
kimseler
فِى
olan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde olan
وَٱلطَّيْرُ
ve kuşlar
صَـٰٓفَّـٰتٍۢ ۖ
saflar halinde uçan
كُلٌّۭ
her biri
قَدْ
andolsun
عَلِمَ
bilir
صَلَاتَهُۥ
kendi du'asını
وَتَسْبِيحَهُۥ ۗ
ve tesbihini
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌۢ
bilmektedir
بِمَا
şeyleri
يَفْعَلُونَ
onların yaptıkları

Ali BulaçGörmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir

Süleyman AteşGörmedin mi göklerde ve yerde olan kimseler, kanatlarını çırparak uçan kuşlar Allah'ı tesbih ederler? Her biri kendi du'asını ve tesbihini bilmiştir. Allah da onların ne yaptıklarını bilmektedir

24:42
وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلۡمَصِيرُ
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
وَإِلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'adır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş

Ali BulaçGöklerin ve yerin mülkü Allah'ındır ve dönüş yalnızca O'nadır

Süleyman AteşGöklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dönüş de Allah'adır

24:43 📚 1
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُزۡجِي سَحَابࣰ ا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيۡنَهُۥ ثُمَّ يَجۡعَلُهُۥ رُكَامࣰ ا فَتَرَى ٱلۡوَدۡقَ يَخۡرُجُ مِنۡ خِلَٰلِهِۦ وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن جِبَالࣲ فِيهَا مِنۢ بَرَدࣲ فَيُصِيبُ بِهِۦ مَن يَشَآءُ وَيَصۡرِفُهُۥ عَن مَّن يَشَآءُۖ يَكَادُ سَنَا بَرۡقِهِۦ يَذۡهَبُ بِٱلۡأَبۡصَٰرِ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
şüphesiz ki
ٱللَّهَ
Allah
يُزْجِى
sürer
سَحَابًۭا
bulutları
ثُمَّ
sonra
يُؤَلِّفُ
birleştirir
بَيْنَهُۥ
onların arasını
ثُمَّ
sonra
يَجْعَلُهُۥ
onları yığar (sıkıştırır)
رُكَامًۭا
birbiri üstüne
فَتَرَى
sonra görürsün
ٱلْوَدْقَ
yağmurun
يَخْرُجُ
çıktığını
مِنْ
arasından
خِلَـٰلِهِۦ
their midst
وَيُنَزِّلُ
ve indirir
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
(the) sky
مِن
dağlardan
جِبَالٍۢ
mountains
فِيهَا
orada
مِنۢ
bir dolu
بَرَدٍۢ
(is) hail
فَيُصِيبُ
vurur
بِهِۦ
onunla
مَن
dilediğini
يَشَآءُ
He wills
وَيَصْرِفُهُۥ
ve onu öteye çevirir
عَن
dilediğinden
مَّن
whom
يَشَآءُ ۖ
He wills
يَكَادُ
neredeyse
سَنَا
parıltısı
بَرْقِهِۦ
şimşeğinin
يَذْهَبُ
alır
بِٱلْأَبْصَـٰرِ
gözleri

Ali BulaçGörmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir

Süleyman AteşGörmedin mi Allah bulutları sürer, sonra onları birbirine geçirir, sonra onları birbiri üstüne yığar (sıkıştırır), arasından yağmurun çıktığını görürsün. Gökteki dağlar(gibi büyük bulut parçaların)dan bir dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğinden de onu öteye çevirir. Şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır

24:44 📚 2
يُقَلِّبُ ٱللَّهُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةࣰ لِّأُوْلِي ٱلۡأَبۡصَٰرِ
يُقَلِّبُ
çevirir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّيْلَ
gece
وَٱلنَّهَارَ ۚ
ve gündüzü
إِنَّ
kuşkusuz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَعِبْرَةًۭ
bir ibret
لِّأُو۟لِى
olanlar için
ٱلْأَبْصَـٰرِ
gözleri

Ali BulaçAllah, gece ile gündüzü evirip çevirir. Gerçekten bunda basiret sahipleri için birer ibret vardır

Süleyman AteşAllah gece ile gündüzü çevirir. Kuşkusuz gözleri olanlar için bunda bir ibret vardır

24:45 📚 4
وَٱللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَآبَّةࣲ مِّن مَّآءࣲۖ فَمِنۡهُم مَّن يَمۡشِي عَلَىٰ بَطۡنِهِۦ وَمِنۡهُم مَّن يَمۡشِي عَلَىٰ رِجۡلَيۡنِ وَمِنۡهُم مَّن يَمۡشِي عَلَىٰٓ أَرۡبَعࣲۚ يَخۡلُقُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَٱللَّهُ
ve Allah
خَلَقَ
yarattı
كُلَّ
her
دَآبَّةٍۢ
canlıyı
مِّن
sudan
مَّآءٍۢ ۖ
water
فَمِنْهُم
onlardan
مَّن
kimi
يَمْشِى
yürür
عَلَىٰ
üzerinde (sürünerek)
بَطْنِهِۦ
karnı
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi
يَمْشِى
yürür
عَلَىٰ
üstünde
رِجْلَيْنِ
iki ayak
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi
يَمْشِى
yürür
عَلَىٰٓ
üstünde
أَرْبَعٍۢ ۚ
dört (ayak)
يَخْلُقُ
yaratır
ٱللَّهُ
Allah
مَا
ne
يَشَآءُ ۚ
dilerse
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
zerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Ali BulaçAllah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir

Süleyman AteşAllah her canlıyı sudan yarattı; onlardan kimi karnı üzerinde (sürünerek) yürür, kimi iki ayak üstünde yürür, kimi de dört (ayak) üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye kadirdir

24:46
لَّقَدۡ أَنزَلۡنَآ ءَايَٰتࣲ مُّبَيِّنَٰتࣲۚ وَٱللَّهُ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
لَّقَدْ
andolsun
أَنزَلْنَآ
biz indirdik
ءَايَـٰتٍۢ
ayetler
مُّبَيِّنَـٰتٍۢ ۚ
(gerçekleri) açıklayan
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَهْدِى
iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Ali BulaçAndolsun Biz, açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dilediğini doğru yola yöneltip-iletir

Süleyman AteşAndolsun biz, (gerçekleri) açıklayan ayetler indirdik. Allah dilediğini, doğru yola iletir

24:47
وَيَقُولُونَ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلرَّسُولِ وَأَطَعۡنَا ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقࣱ مِّنۡهُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَۚ وَمَآ أُوْلَٰٓئِكَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَبِٱلرَّسُولِ
ve Rasule
وَأَطَعْنَا
ve ita'at ettik
ثُمَّ
sonra
يَتَوَلَّىٰ
dönüyor
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُم
onladan
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ ۚ
bunun
وَمَآ
ve değillerdir
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
بِٱلْمُؤْمِنِينَ
inanmış

Ali BulaçOnlar derler ki: "Allah'a ve elçisine iman ettik ve itaat ettik" sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirir. Bunlar iman etmiş değildirler

Süleyman AteşAllah'a ve Elçiye inandık ve ita'at ettik, diyorlar. Sonra onladan bir grup, bunun ardından dönüyor. Bunlar inanmış değillerdir

24:48 📚 4
وَإِذَا دُعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَهُمۡ إِذَا فَرِيقࣱ مِّنۡهُم مُّعۡرِضُونَ
وَإِذَا
zaman
دُعُوٓا۟
çağırıldıkları
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ
ve Rasulüne
لِيَحْكُمَ
hükmetmesi için
بَيْنَهُمْ
aralarında
إِذَا
hemen
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُم
onlardan
مُّعْرِضُونَ
yüz çevirirler

Ali BulaçAralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup yüz çevirir

Süleyman AteşElçinin, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Elçisine çağırıldıkları zaman hemen onlardan bir grup yüz çevirirler

24:49
وَإِن يَكُن لَّهُمُ ٱلۡحَقُّ يَأۡتُوٓاْ إِلَيۡهِ مُذۡعِنِينَ
وَإِن
ve eğer
يَكُن
olursa
لَّهُمُ
kendi lehlerine
ٱلْحَقُّ
hüküm
يَأْتُوٓا۟
gelirler
إِلَيْهِ
ona
مُذْعِنِينَ
ita'at ederek

Ali BulaçEğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler

Süleyman AteşEğer hüküm kendi lehlerine olursa ita'at ederek, gelirler

24:50 📚 2
أَفِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ٱرۡتَابُوٓاْ أَمۡ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ وَرَسُولُهُۥۚ بَلۡ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
أَفِى
kalblerinde-mı var?
قُلُوبِهِم
kalblerinde
مَّرَضٌ
a disease
أَمِ
yoksa
ٱرْتَابُوٓا۟
şüphe mi ettiler?
أَمْ
yoksa
يَخَافُونَ
korkuyorlar mı?
أَن
diye
يَحِيفَ
haksızlık yapacak
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْهِمْ
kendilerine
وَرَسُولُهُۥ ۚ
ve Elçisinin
بَلْ
hayır
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerdir

Ali BulaçBunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah'ın ve elçisinin kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir

Süleyman AteşKalblerinde bir hastalık mı var, yoksa şühpe mi ettiler? Yoksa Allah'ın ve Elçisinin kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalimlerdir

24:51 📚 5
إِنَّمَا كَانَ قَوۡلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذَا دُعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَهُمۡ أَن يَقُولُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
إِنَّمَا
ancak
كَانَ
sözü
قَوْلَ
(the) statement
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananların
إِذَا
zaman
دُعُوٓا۟
çağırıldıkları
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ
ve Rasulüne
لِيَحْكُمَ
hükmetmesi için
بَيْنَهُمْ
aralarında
أَن
demeleridir
يَقُولُوا۟
they say
سَمِعْنَا
işittik
وَأَطَعْنَا ۚ
ve ita'at ettik
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ
kurtuluşa erenler

Ali BulaçAralarında hükmetmesi için, Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır

Süleyman AteşElçinin, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Elçisine çağırıldıkları zaman inananların sözü ancak: "İşittik ve ita'at ettik" demeleridir. İşte umduklarına erenler bunlardır, bunlar

24:52 📚 3
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَخۡشَ ٱللَّهَ وَيَتَّقۡهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَآئِزُونَ
وَمَن
ve kim(ler)
يُطِعِ
ita'at ederse
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Resulüne
وَيَخْشَ
ve korkarsa
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَيَتَّقْهِ
ve sakınırsa
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْفَآئِزُونَ
kazananlar

Ali BulaçKim Allah'a ve Resûlü’ne itaat ederse ve Allah'tan korkup O'ndan sakınırsa, işte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır

Süleyman AteşKim(ler) Allah'a ve Resulüne ita'at eder, Allah'tan korkar, O'(nun azabı)ndan korunursa işte kurtuluşa erenler onlardır

24:53
۞وَأَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ لَئِنۡ أَمَرۡتَهُمۡ لَيَخۡرُجُنَّۖ قُل لَّا تُقۡسِمُواْۖ طَاعَةࣱ مَّعۡرُوفَةٌۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ
۞ وَأَقْسَمُوا۟
ve yemin ettiler
بِٱللَّهِ
Allah'a
جَهْدَ
var gücüyle
أَيْمَـٰنِهِمْ
yeminlerinin
لَئِنْ
eğer
أَمَرْتَهُمْ
onlara emredersen
لَيَخْرُجُنَّ ۖ
(savaşa) çıkacaklarına
قُل
de ki
لَّا
yemin etmeyin
تُقْسِمُوا۟ ۖ
swear
طَاعَةٌۭ
itaatiniz
مَّعْرُوفَةٌ ۚ
malumdur
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
خَبِيرٌۢ
haberdardır
بِمَا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Ali BulaçYeminlerinin olanca gücüyle Allah'a and içtiler; eğer sen onlara emredersen (savaşa) çıkacaklar diye. De ki: "And içmeyin, bu bilinen (örf üzere) bir itaattır. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

Süleyman AteşYeminlerinin var gücüyle Allah'a yemin ettiler: Eğer sen onlara emredersen (savaşa) çıkacaklar diye. De ki: "Yemin etmeyin. (Sizden istenen, yalan yere yemin etmek değil), güzel ita'at etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır

24:54 📚 2
قُلۡ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَۖ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا عَلَيۡهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيۡكُم مَّا حُمِّلۡتُمۡۖ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهۡتَدُواْۚ وَمَا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ
قُلْ
de ki
أَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ ۖ
Rasule
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerseniz
فَإِنَّمَا
artık ancak
عَلَيْهِ
onun sorumluluğu
مَا
şeydir
حُمِّلَ
kendisine yükletilen
وَعَلَيْكُم
ve sizin sorumluluğunuz
مَّا
şeydir
حُمِّلْتُمْ ۖ
size yükletilen
وَإِن
ve eğer
تُطِيعُوهُ
ona ita'at ederseniz
تَهْتَدُوا۟ ۚ
doğru yolu bulursunuz
وَمَا
ve değildir
عَلَى
düşen
ٱلرَّسُولِ
Rasule
إِلَّا
başka bir şey
ٱلْبَلَـٰغُ
duyurmaktan
ٱلْمُبِينُ
açık bir şekilde

Ali BulaçDe ki: "Allah'a itaat edin, Resûl’e itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık Onun (peygamberin) sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer Ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir

Süleyman AteşDe ki: "Allah'a ita'at edin, Elçiye ita'at edin." Eğer dönerseniz, ona gereken, kendisine yükletilen(duyurma görevini yapmak), size gereken de size yükletilen(ita'at görevini yapmak)dır. Eğer ona ita'at ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen, sadece açık bir şekilde duyurmaktır

24:55 📚 3
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَيَسۡتَخۡلِفَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ كَمَا ٱسۡتَخۡلَفَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمۡ دِينَهُمُ ٱلَّذِي ٱرۡتَضَىٰ لَهُمۡ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّنۢ بَعۡدِ خَوۡفِهِمۡ أَمۡنࣰ اۚ يَعۡبُدُونَنِي لَا يُشۡرِكُونَ بِي شَيۡـࣰٔ اۚ وَمَن كَفَرَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ
وَعَدَ
va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
مِنكُمْ
sizden
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ
onları hükümran kılacaktır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
كَمَا
gibi
ٱسْتَخْلَفَ
hükümran kıldığı
ٱلَّذِينَ
kimseleri
مِن
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ
(were) before them
وَلَيُمَكِّنَنَّ
ve sağlamlaştıracaktır
لَهُمْ
kendilerine
دِينَهُمُ
dinlerini
ٱلَّذِى
razı olduğu
ٱرْتَضَىٰ
He has approved
لَهُمْ
kendileri için
وَلَيُبَدِّلَنَّهُم
ve onları erdirecektir
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
خَوْفِهِمْ
korkularının
أَمْنًۭا ۚ
(tam) bir güvene
يَعْبُدُونَنِى
bana kulluk edecekler
لَا
ortak koşmayacaklar
يُشْرِكُونَ
they associate
بِى
bana
شَيْـًۭٔا ۚ
hiçbir şeyi
وَمَن
ama kim(ler)
كَفَرَ
inkar ederse
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ
yoldan çıkanlardır

Ali BulaçAllah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır

Süleyman AteşAllah sizden, inanıp iyi işler yapanlara va'detmiştir: Onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onları da yer yüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini (tam) bir güvene erdirecektir. Bana kulluk edecekler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmayacaklar. Ama kim(ler) bundan sonra da nankörlük ederse işte onlar, yoldan çıkanlardır

24:56
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ
Elçiye
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُرْحَمُونَ
merhamet olunursunuz

Ali BulaçDosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz

Süleyman AteşNamazı kılın, zekatı verin, Elçiye ita'at edin ki size acınsın

24:57
لَا تَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مُعۡجِزِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَمَأۡوَىٰهُمُ ٱلنَّارُۖ وَلَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
لَا
sanma
تَحْسَبَنَّ
think
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
مُعْجِزِينَ
(Allah'ı) aciz bırakacaklarını
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
وَمَأْوَىٰهُمُ
ve onların varacağı yer
ٱلنَّارُ ۖ
ateştir
وَلَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
bir varış yeridir

Ali Bulaçİnkara sapanların, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacaklarını sanma. Onların son barınma yerleri ateştir. Ne kötü bir dönüştür o

Süleyman AteşNankörlerin, yer yüzünde (Allah'ı) aciz bırakacaklarını, (Allah'ın azabına engel olacaklarını) sanma. Onların varacağı yer ateştir. Ne kötü bir gidiş yeridir o

24:58 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِيَسۡتَـٔۡذِنكُمُ ٱلَّذِينَ مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡ وَٱلَّذِينَ لَمۡ يَبۡلُغُواْ ٱلۡحُلُمَ مِنكُمۡ ثَلَٰثَ مَرَّٰتࣲۚ مِّن قَبۡلِ صَلَوٰةِ ٱلۡفَجۡرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ ٱلظَّهِيرَةِ وَمِنۢ بَعۡدِ صَلَوٰةِ ٱلۡعِشَآءِۚ ثَلَٰثُ عَوۡرَٰتࣲ لَّكُمۡۚ لَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ وَلَا عَلَيۡهِمۡ جُنَاحُۢ بَعۡدَهُنَّۚ طَوَّٰفُونَ عَلَيۡكُم بَعۡضُكُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لِيَسْتَـْٔذِنكُمُ
izin istesinler
ٱلَّذِينَ
kimseler
مَلَكَتْ
altında bulunan (köle ve hizmetçi)
أَيْمَـٰنُكُمْ
ellerinizin
وَٱلَّذِينَ
ve olanlar
لَمْ
henüz ermemiş
يَبْلُغُوا۟
reached
ٱلْحُلُمَ
erginliğe
مِنكُمْ
sizden
ثَلَـٰثَ
üç
مَرَّٰتٍۢ ۚ
vakitte
مِّن
önce
قَبْلِ
before
صَلَوٰةِ
namazından
ٱلْفَجْرِ
sabah
وَحِينَ
ve zaman
تَضَعُونَ
çıkar(ıp yat)acağınız
ثِيَابَكُم
elbisenizi
مِّنَ
öğle vakti
ٱلظَّهِيرَةِ
noon
وَمِنۢ
ve
بَعْدِ
sonra
صَلَوٰةِ
namazından
ٱلْعِشَآءِ ۚ
yatsı
ثَلَـٰثُ
üç vakittir
عَوْرَٰتٍۢ
mahrem olan
لَّكُمْ ۚ
sizin için
لَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
size
وَلَا
ve yoktur
عَلَيْهِمْ
onlara
جُنَاحٌۢ
bir günah
بَعْدَهُنَّ ۚ
bunların dışında
طَوَّٰفُونَ
girip çıkarsınız
عَلَيْكُم
yanına
بَعْضُكُمْ
biriniz
عَلَىٰ
diğerinin
بَعْضٍۢ ۚ
others
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklar
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ۗ
ayetleri
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçEy iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşEy inananlar, ellerinizin altında bulunan (köle ve hizmetçi)ler ve henüz erginliğe ermemiş çocuklarınız üç vakitte (odalarınıza girebilmek için) izin istesinler: Sabah namazından önce, öğle vakti elbisenizi çıkar(ıp yat)acağınız zaman ve yatsı namazından sonra. Bunlar sizin üstünüzün açılabileceği üç vakittir. Bunların dışında (hizmetçilerin ve çocukların, izin almadan içeri girmelerinden dolayı) ne size, ne de onlara bir günah yoktur. (Onlar sizin) yanınızda dolaşırlar, birbirinizin yanına girip çıkarsınız. Allah ayetleri size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

24:59 📚 1
وَإِذَا بَلَغَ ٱلۡأَطۡفَٰلُ مِنكُمُ ٱلۡحُلُمَ فَلۡيَسۡتَـٔۡذِنُواْ كَمَا ٱسۡتَـٔۡذَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ ءَايَٰتِهِۦۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
وَإِذَا
zaman
بَلَغَ
erdikleri
ٱلْأَطْفَـٰلُ
çocuklarınız
مِنكُمُ
sizin
ٱلْحُلُمَ
erginlik çağına
فَلْيَسْتَـْٔذِنُوا۟
izin istesinler
كَمَا
gibi
ٱسْتَـْٔذَنَ
izin istedikleri
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
(were) before them
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
ءَايَـٰتِهِۦ ۗ
ayetlerini
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçSizden olan çocuklar, erginlik çağına erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin izin istediği gibi, bundan böyle izin istesinler. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşÇocuklarınız erginlik çağına erdikleri zaman kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

24:60 📚 2
وَٱلۡقَوَٰعِدُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِي لَا يَرۡجُونَ نِكَاحࣰ ا فَلَيۡسَ عَلَيۡهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعۡنَ ثِيَابَهُنَّ غَيۡرَ مُتَبَرِّجَٰتِۭ بِزِينَةࣲۖ وَأَن يَسۡتَعۡفِفۡنَ خَيۡرࣱ لَّهُنَّۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَٱلْقَوَٰعِدُ
ve (ihtiyar) oturan
مِنَ
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ
the women
ٱلَّـٰتِى
ki
لَا
ümidi kalmamıştır
يَرْجُونَ
have desire
نِكَاحًۭا
evlenmeye
فَلَيْسَ
yoktur
عَلَيْهِنَّ
kendileri için
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
bırakmalarında
يَضَعْنَ
they put aside
ثِيَابَهُنَّ
dış örtülerini
غَيْرَ
göstermeden
مُتَبَرِّجَـٰتٍۭ
displaying
بِزِينَةٍۢ ۖ
süslerini
وَأَن
ama
يَسْتَعْفِفْنَ
sakınmaları
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّهُنَّ ۗ
kendileri için
وَٱللَّهُ
ve Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Ali BulaçKadınlardan evliliği ummayıp da oturmakta olanlar, süslerini açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah, işitendir, bilendir

Süleyman AteşEvlenme arzusu kalmamış, oturan (ihtiyar) kadınların, kasden süs göstermeğe çalışmadan, dış örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmaları, kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir

24:61 📚 12
لَّيۡسَ عَلَى ٱلۡأَعۡمَىٰ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡأَعۡرَجِ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرِيضِ حَرَجࣱ وَلَا عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۡ أَن تَأۡكُلُواْ مِنۢ بُيُوتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ ءَابَآئِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أُمَّهَٰتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ إِخۡوَٰنِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أَخَوَٰتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أَعۡمَٰمِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ عَمَّٰتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أَخۡوَٰلِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ خَٰلَٰتِكُمۡ أَوۡ مَا مَلَكۡتُم مَّفَاتِحَهُۥٓ أَوۡ صَدِيقِكُمۡۚ لَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَأۡكُلُواْ جَمِيعًا أَوۡ أَشۡتَاتࣰ اۚ فَإِذَا دَخَلۡتُم بُيُوتࣰ ا فَسَلِّمُواْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۡ تَحِيَّةࣰ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ مُبَٰرَكَةࣰ طَيِّبَةࣰۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
لَّيْسَ
yoktur
عَلَى
üzerine
ٱلْأَعْمَىٰ
kör
حَرَجٌۭ
bir güçlük
وَلَا
ve yoktur
عَلَى
üzerine
ٱلْأَعْرَجِ
topal
حَرَجٌۭ
bir güçlük
وَلَا
ve yoktur
عَلَى
üzerine
ٱلْمَرِيضِ
hasta
حَرَجٌۭ
güçlük
وَلَا
ve (bir güçlük) yoktur
عَلَىٰٓ
üzerinize
أَنفُسِكُمْ
sizin
أَن
yemenizde
تَأْكُلُوا۟
you eat
مِنۢ
kendi evlerinizden
بُيُوتِكُمْ
your houses
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
ءَابَآئِكُمْ
babalarınızın
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
أُمَّهَـٰتِكُمْ
annelerinizin
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
إِخْوَٰنِكُمْ
kardeşlerinizin
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
أَخَوَٰتِكُمْ
kızkardeşlerinizin
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
أَعْمَـٰمِكُمْ
amcalarınızın
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
عَمَّـٰتِكُمْ
halalarınızın
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
أَخْوَٰلِكُمْ
dayılarınızın
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
خَـٰلَـٰتِكُمْ
teyzelerinizin
أَوْ
yahut
مَا
sahip olduğunuzun
مَلَكْتُم
you possess
مَّفَاتِحَهُۥٓ
anahtarlarına
أَوْ
yahut
صَدِيقِكُمْ ۚ
arkadaşınızın
لَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
üzerinize
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
yemenizde
تَأْكُلُوا۟
you eat
جَمِيعًا
toplu olarak
أَوْ
yahut
أَشْتَاتًۭا ۚ
ayrı ayrı
فَإِذَا
zaman
دَخَلْتُم
girdiğiniz
بُيُوتًۭا
evlere
فَسَلِّمُوا۟
selam verin;
عَلَىٰٓ
kendinize
أَنفُسِكُمْ
yourselves
تَحِيَّةًۭ
(bir yaşam) dileğiyle
مِّنْ
tarafından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
مُبَـٰرَكَةًۭ
bereketli
طَيِّبَةًۭ ۚ
güzel
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
aklınızı kullanırsınız

Ali BulaçKör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur; sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur. Hep birarada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız

Süleyman AteşKöre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Size de kendi evlerinizden, yahut babalarınızın evlerinden, yahut annelerinizin evlerinden, yahut kardeşlerinizin evlerinden, yahut kızkardeşlerinizin evlerinden, yahut amcalarınızın evlerinden, yahut halalarınızın evlerinden, yahut dayılarınızın evlerinden, yahut teyzelerinizin evlerinden, yahut anahtarları ellerinizde bulunan evlerden, yahut arkadaşınızın evlerinden yemenizde bir güçlük yoktur. Toplu olarak yahut ayrı ayrı yemenizde de üzerinize bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (kendinizden olan ev halkına) selam verin. İşte Allah, ayetleri size böyle açıklıyor ki düşünüp anlayasınız

24:62 📚 2
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَإِذَا كَانُواْ مَعَهُۥ عَلَىٰٓ أَمۡرࣲ جَامِعࣲ لَّمۡ يَذۡهَبُواْ حَتَّىٰ يَسۡتَـٔۡذِنُوهُۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسۡتَـٔۡذِنُونَكَ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۚ فَإِذَا ٱسۡتَـٔۡذَنُوكَ لِبَعۡضِ شَأۡنِهِمۡ فَأۡذَن لِّمَن شِئۡتَ مِنۡهُمۡ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لَهُمُ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
ٱلَّذِينَ
inanırlar
ءَامَنُوا۟
believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisine
وَإِذَا
ve ne zaman ki
كَانُوا۟
olurlar
مَعَهُۥ
onunla beraber
عَلَىٰٓ
için
أَمْرٍۢ
bir iş
جَامِعٍۢ
toplumsal
لَّمْ
gitmezler
يَذْهَبُوا۟
they go
حَتَّىٰ
kadar
يَسْتَـْٔذِنُوهُ ۚ
ondan izin alıncaya
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
senden izin alanlar
يَسْتَـْٔذِنُونَكَ
ask your permission
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlardır
ٱلَّذِينَ
inananlar
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ۚ
ve Elçisine
فَإِذَا
zaman
ٱسْتَـْٔذَنُوكَ
senden izin istedikleri
لِبَعْضِ
bazı
شَأْنِهِمْ
işleri için
فَأْذَن
izin ver
لِّمَن
kimseye
شِئْتَ
dilediğin
مِنْهُمْ
onlardan
وَٱسْتَغْفِرْ
ve mağfiret dile
لَهُمُ
onlar için
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir

Ali BulaçMü'minler o kimselerdir ki, Allah'a ve Resûlü’ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir. Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah'a ve elçisine iman edenlerdir. Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

Süleyman AteşMü'minler o kimselerdir ki Allah'a ve Elçisine (gönülden) inanmışlardır. Toplumsal bir iş için Allah'ın Elçisi ile beraber bulundukları zaman ondan izin almadan gitmezler. (Ey Muhammed), Senden izin alanlar, işte Allah'a ve Elçisine inananlar onlardır. Bazı işleri için senden izin istedikleri zaman onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir

24:63 📚 19
لَّا تَجۡعَلُواْ دُعَآءَ ٱلرَّسُولِ بَيۡنَكُمۡ كَدُعَآءِ بَعۡضِكُم بَعۡضࣰ اۚ قَدۡ يَعۡلَمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمۡ لِوَاذࣰ اۚ فَلۡيَحۡذَرِ ٱلَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنۡ أَمۡرِهِۦٓ أَن تُصِيبَهُمۡ فِتۡنَةٌ أَوۡ يُصِيبَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ
لَّا
bir tutmayın
تَجْعَلُوا۟
make
دُعَآءَ
davetini
ٱلرَّسُولِ
Rasulün
بَيْنَكُمْ
aranızda
كَدُعَآءِ
daveti gibi
بَعْضِكُم
herhangi birinizin
بَعْضًۭا ۚ
diğerini
قَدْ
andolsun
يَعْلَمُ
bilir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
sıvışıp gidenleri
يَتَسَلَّلُونَ
slip away
مِنكُمْ
içinizden
لِوَاذًۭا ۚ
birbirinin arkasına gizlenerek
فَلْيَحْذَرِ
o halde sakınsınlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُخَالِفُونَ
aykırı davranan(lar)
عَنْ
onun emrine
أَمْرِهِۦٓ
his orders
أَن
kendilerine uğramasından
تُصِيبَهُمْ
befalls them
فِتْنَةٌ
bir belanın
أَوْ
yahut
يُصِيبَهُمْ
onlara çarpmasından
عَذَابٌ
bir azabın
أَلِيمٌ
acıklı

Ali BulaçElçinin çağırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın. Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir. Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar

Süleyman AteşElçinin çağırmasını, aranızda herhangi birinizin diğerini çağırmasıyla bir tutmayın. Allah içinizden, birbirinin arkasına gizlenerek sıvışıp gidenleri bilir. Elçinin emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belanın çarpmasından, yahut onlara acı bir azabın uğramasından sakınsınlar

24:64 📚 1
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ قَدۡ يَعۡلَمُ مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ وَيَوۡمَ يُرۡجَعُونَ إِلَيۡهِ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُواْۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ
أَلَآ
iyi bilinki
إِنَّ
şüphesiz
لِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
قَدْ
andolsun
يَعْلَمُ
bilir
مَآ
ne iş
أَنتُمْ
sizin
عَلَيْهِ
üzerinde olduğunuzu
وَيَوْمَ
ve gün
يُرْجَعُونَ
döndürül(üp götürül)dükleri
إِلَيْهِ
O'na
فَيُنَبِّئُهُم
onlara haber verir
بِمَا
ne
عَمِلُوا۟ ۗ
yaptıklarını
وَٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۢ
bilendir

Ali BulaçDikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, herşeyi bilendir

Süleyman Ateşİyi bilinki göklerde ve yerde olanlar hep Allah'ındır. O, sizin ne iş üzerinde bulunduğunuzu, (ne yaptığınızı, içinizde nasıl bir niyet taşıdığınızı) bilir. O'na döndürülüp götürüldükleri gün, ne yaptıklarını onlara haber verir. Allah, her şeyi bilendir

← Önceki Sonraki →

24. An-Noor Suresi | Anlam Arayışı