☪ Anlam Arayışı

24. An-Noor سُورَةُ النُّورِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
24:1
سُورَةٌ أَنزَلۡنَٰهَا وَفَرَضۡنَٰهَا وَأَنزَلۡنَا فِيهَآ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲ لَّعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ
سُورَةٌ
bir suredir
أَنزَلْنَـٰهَا
bu indirdiğimiz
وَفَرَضْنَـٰهَا
ve farz kıldığımız
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
فِيهَآ
onda
ءَايَـٰتٍۭ
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
لَّعَلَّكُمْ
belki
تَذَكَّرُونَ
düşünüp öğüt alırsınız

Elmalılı Hamdi Yazır(İşte bu âyetler) bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini üzerinize) farz kıldığımız bir sûredir. Belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık açık âyetler indirdik

Yusuf AliA sura which We have sent down and which We have ordained in it have We sent down Clear Signs, in order that ye may receive admonition

24:2 📚 6
ٱلزَّانِيَةُ وَٱلزَّانِي فَٱجۡلِدُواْ كُلَّ وَٰحِدࣲ مِّنۡهُمَا مِاْئَةَ جَلۡدَةࣲۖ وَلَا تَأۡخُذۡكُم بِهِمَا رَأۡفَةࣱ فِي دِينِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۖ وَلۡيَشۡهَدۡ عَذَابَهُمَا طَآئِفَةࣱ مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
ٱلزَّانِيَةُ
zina eden kadına
وَٱلزَّانِى
ve zina eden erkeğe
فَٱجْلِدُوا۟
vurun
كُلَّ
her
وَٰحِدٍۢ
birine
مِّنْهُمَا
onlardan
مِا۟ئَةَ
yüz
جَلْدَةٍۢ ۖ
değnek
وَلَا
ve asla
تَأْخُذْكُم
sizi tutmasın
بِهِمَا
onlara karşı
رَأْفَةٌۭ
acıma duygusu
فِى
dininde (cezasını uygulamada)
دِينِ
(the) religion of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
تُؤْمِنُونَ
inananlar
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ
ahiret
وَلْيَشْهَدْ
ve şahid olsun
عَذَابَهُمَا
onlara yapılan azaba
طَآئِفَةٌۭ
bir grup
مِّنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Elmalılı Hamdi YazırZina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun

Yusuf AliThe woman and the man guilty of adultery or fornication,- flog each of them with a hundred stripes: Let not compassion move you in their case, in a matter prescribed by God, if ye believe in God and the Last Day: and let a party of the Believe rs witness their punishment

24:3 📚 6
ٱلزَّانِي لَا يَنكِحُ إِلَّا زَانِيَةً أَوۡ مُشۡرِكَةࣰ وَٱلزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَآ إِلَّا زَانٍ أَوۡ مُشۡرِكࣱۚ وَحُرِّمَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
ٱلزَّانِى
zina eden erkek
لَا
evlenmez
يَنكِحُ
marry
إِلَّا
başkasıyla
زَانِيَةً
zina eden kadından
أَوْ
veya
مُشْرِكَةًۭ
müşrik kadından
وَٱلزَّانِيَةُ
ve zina eden kadın
لَا
evlenmez
يَنكِحُهَآ
marry her
إِلَّا
başkasıyla
زَانٍ
zina eden erkekten
أَوْ
veya
مُشْرِكٌۭ ۚ
müşrik erkekten
وَحُرِّمَ
haram kılınmıştır
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
üzerine
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler

Elmalılı Hamdi YazırZina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır

Yusuf AliLet no man guilty of adultery or fornication marry and but a woman similarly guilty, or an Unbeliever: nor let any but such a man or an Unbeliever marry such a woman: to the Believers such a thing is forbidden

24:4 📚 15
وَٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ثُمَّ لَمۡ يَأۡتُواْ بِأَرۡبَعَةِ شُهَدَآءَ فَٱجۡلِدُوهُمۡ ثَمَٰنِينَ جَلۡدَةࣰ وَلَا تَقۡبَلُواْ لَهُمۡ شَهَٰدَةً أَبَدࣰ اۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ
وَٱلَّذِينَ
zina ile suçlayan
يَرْمُونَ
accuse
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ
namuslu kadınları
ثُمَّ
sonra
لَمْ
getirmeyenlere
يَأْتُوا۟
they bring
بِأَرْبَعَةِ
dört
شُهَدَآءَ
şahid
فَٱجْلِدُوهُمْ
vurun onlara
ثَمَـٰنِينَ
seksen
جَلْدَةًۭ
değnek
وَلَا
ve artık
تَقْبَلُوا۟
kabul etmeyin
لَهُمْ
onların
شَهَـٰدَةً
şahidliğini
أَبَدًۭا ۚ
asla
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmış kimselerdir

Elmalılı Hamdi YazırNamuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar

Yusuf AliAnd those who launch a charge against chaste women, and produce not four witnesses (to support their allegations),- flog them with eighty stripes; and reject their evidence ever after: for such men are wicked transgressors

24:5
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ وَأَصۡلَحُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِلَّا
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ
kimseler
تَابُوا۟
tevbe eden(ler)
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bundan
وَأَصْلَحُوا۟
ve uslananlar
فَإِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırAncak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir

Yusuf AliUnless they repent thereafter and mend (their conduct); for God is Oft- Forgiving, Most Merciful

24:6 📚 9
وَٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ أَزۡوَٰجَهُمۡ وَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ شُهَدَآءُ إِلَّآ أَنفُسُهُمۡ فَشَهَٰدَةُ أَحَدِهِمۡ أَرۡبَعُ شَهَٰدَٰتِۭ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
يَرْمُونَ
zina ile suçlayan
أَزْوَٰجَهُمْ
eşlerini
وَلَمْ
ve
يَكُن
bulunmayanlar
لَّهُمْ
onların
شُهَدَآءُ
şahidleri
إِلَّآ
başka
أَنفُسُهُمْ
kendilerinden
فَشَهَـٰدَةُ
(o halde) şahidliği
أَحَدِهِمْ
onlardan her birinin
أَرْبَعُ
dört defa
شَهَـٰدَٰتٍۭ
şahid tutmasıdır
بِٱللَّهِ ۙ
Allah'ı
إِنَّهُۥ
kendisinin mutlaka
لَمِنَ
doğru söyleyenlerden olduğuna
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Elmalılı Hamdi YazırEşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir

Yusuf AliAnd for those who launch a charge against their spouses, and have (in support) no evidence but their own,- their solitary evidence (can be received) if they bear witness four times (with an oath) by God that they are solemnly telling the truth

24:7 📚 2
وَٱلۡخَٰمِسَةُ أَنَّ لَعۡنَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡهِ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
وَٱلْخَـٰمِسَةُ
beşinci defasında
أَنَّ
kuşkusuz
لَعْنَتَ
la'netinin
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْهِ
kendi üzerine olmasını diler
إِن
eğer
كَانَ
ise
مِنَ
yalan söyleyenlerden
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Elmalılı Hamdi YazırBeşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir

Yusuf AliAnd the fifth (oath) (should be) that they solemnly invoke the curse of God on themselves if they tell a lie

24:8
وَيَدۡرَؤُاْ عَنۡهَا ٱلۡعَذَابَ أَن تَشۡهَدَ أَرۡبَعَ شَهَٰدَٰتِۭ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
وَيَدْرَؤُا۟
ve kaldırır
عَنْهَا
kendisinden
ٱلْعَذَابَ
azabı
أَن
kadının şahidlik etmesi
تَشْهَدَ
she bears witness
أَرْبَعَ
dört defa
شَهَـٰدَٰتٍۭ
şahid tutup
بِٱللَّهِ ۙ
Allah'ı
إِنَّهُۥ
onun (kocasının)
لَمِنَ
yalan söyleyenlerden olduğuna
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Elmalılı Hamdi YazırKadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi

Yusuf AliBut it would avert the punishment from the wife, if she bears witness four times (with an oath) By God, that (her husband) is telling a lie

24:9 📚 4
وَٱلۡخَٰمِسَةَ أَنَّ غَضَبَ ٱللَّهِ عَلَيۡهَآ إِن كَانَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
وَٱلْخَـٰمِسَةَ
beşinci defa da
أَنَّ
kuşkusuz
غَضَبَ
gazabının
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْهَآ
kendi üzerine olmasını diler
إِن
eğer
كَانَ
(kocası) ise
مِنَ
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Elmalılı Hamdi YazırBeşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır

Yusuf AliAnd the fifth (oath) should be that she solemnly invokes the wrath of God on herself if (her accuser) is telling the truth

24:10 📚 3
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ
وَلَوْلَا
ya olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve rahmeti
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
تَوَّابٌ
tevbeleri çok kabul edendir
حَكِيمٌ
hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırYa Allah'ın size bol lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu)

Yusuf AliIf it were not for God's grace and mercy on you, and that God is Oft- Returning, full of Wisdom,- (Ye would be ruined indeed)

24:11 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ جَآءُو بِٱلۡإِفۡكِ عُصۡبَةࣱ مِّنكُمۡۚ لَا تَحۡسَبُوهُ شَرࣰّ ا لَّكُمۖ بَلۡ هُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۚ لِكُلِّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُم مَّا ٱكۡتَسَبَ مِنَ ٱلۡإِثۡمِۚ وَٱلَّذِي تَوَلَّىٰ كِبۡرَهُۥ مِنۡهُمۡ لَهُۥ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
إِنَّ
kuşkusuz
ٱلَّذِينَ
getirenler
جَآءُو
brought
بِٱلْإِفْكِ
iftirayı
عُصْبَةٌۭ
bir topluluktur
مِّنكُمْ ۚ
içinizden
لَا
onu sanmayın
تَحْسَبُوهُ
think it
شَرًّۭا
şer
لَّكُم ۖ
sizin için
بَلْ
bilakis
هُوَ
o
خَيْرٌۭ
hayırdır
لَّكُمْ ۚ
sizin için
لِكُلِّ
her (karşılığını görecektir)
ٱمْرِئٍۢ
kişi
مِّنْهُم
onlardan
مَّا
ne
ٱكْتَسَبَ
işledi (ise)
مِنَ
günahının
ٱلْإِثْمِ ۚ
the sin
وَٱلَّذِى
kimseye
تَوَلَّىٰ
yüklenen
كِبْرَهُۥ
en büyüğünü
مِنْهُمْ
onlardan
لَهُۥ
onun (yalanın)
عَذَابٌ
bir azab (vardır)
عَظِيمٌۭ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki (Muhammed'in eşine) bu ağır ifki (iftirayı) uyduranlar sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük saymayın; aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan herbir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. (Elebaşlılık yapan, bu yüzden de) bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır

Yusuf AliThose who brought forward the lie are a body among yourselves: think it not to be an evil to you; On the contrary it is good for you: to every man among them (will come the punishment) of the sin that he earned, and to him who took on himself the lead among them, will be a penalty grievous

24:12
لَّوۡلَآ إِذۡ سَمِعۡتُمُوهُ ظَنَّ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ بِأَنفُسِهِمۡ خَيۡرࣰ ا وَقَالُواْ هَٰذَآ إِفۡكࣱ مُّبِينࣱ‏
لَّوْلَآ
gerekmez miydi?
إِذْ
zaman
سَمِعْتُمُوهُ
onu işittiğiniz
ظَنَّ
zanda bulunup
ٱلْمُؤْمِنُونَ
inanan erkeklerin
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ
ve inanan kadınların
بِأَنفُسِهِمْ
kendiliklerinden
خَيْرًۭا
güzel
وَقَالُوا۟
ve demeleri
هَـٰذَآ
bu
إِفْكٌۭ
bir iftiradır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırErkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da, "bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi

Yusuf AliWhy did not the believers - men and women - when ye heard of the affair,- put the best construction on it in their own minds and say, "This (charge) is an obvious lie

24:13 📚 3
لَّوۡلَا جَآءُو عَلَيۡهِ بِأَرۡبَعَةِ شُهَدَآءَۚ فَإِذۡ لَمۡ يَأۡتُواْ بِٱلشُّهَدَآءِ فَأُوْلَٰٓئِكَ عِندَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلۡكَٰذِبُونَ
لَّوْلَا
gerekmez miydi?
جَآءُو
getirmeleri
عَلَيْهِ
ona
بِأَرْبَعَةِ
dört
شُهَدَآءَ ۚ
şahid
فَإِذْ
madem ki
لَمْ
getirmediler
يَأْتُوا۟
they brought
بِٱلشُّهَدَآءِ
şahidleri
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
o halde onlar
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah
هُمُ
onlar
ٱلْكَـٰذِبُونَ
yalancılardır

Elmalılı Hamdi Yazır(Bu iddiayı ortaya atanların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahitler getirip ispat edemediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler

Yusuf AliWhy did they not bring four witnesses to prove it? When they have not brought the witnesses, such men, in the sight of God, (stand forth) themselves as liars

24:14
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ لَمَسَّكُمۡ فِي مَآ أَفَضۡتُمۡ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
وَلَوْلَا
ve eğer olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve rahmeti
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirette
لَمَسَّكُمْ
size mutlaka dokunurdu
فِى
hakkında
مَآ
şey (iftira)
أَفَضْتُمْ
daldığınız
فِيهِ
içine
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırEğer dünyada ve ahirette Allah'ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, size mutlaka büyük bir azab isabet ederdi

Yusuf AliWere it not for the grace and mercy of God on you, in this world and the Hereafter, a grievous penalty would have seized you in that ye rushed glibly into this affair

24:15
إِذۡ تَلَقَّوۡنَهُۥ بِأَلۡسِنَتِكُمۡ وَتَقُولُونَ بِأَفۡوَاهِكُم مَّا لَيۡسَ لَكُم بِهِۦ عِلۡمࣱ وَتَحۡسَبُونَهُۥ هَيِّنࣰ ا وَهُوَ عِندَ ٱللَّهِ عَظِيمࣱ‏
إِذْ
çünkü
تَلَقَّوْنَهُۥ
siz onu alıveriyorsunuz
بِأَلْسِنَتِكُمْ
dillerinizle
وَتَقُولُونَ
ve söylüyorsunuz
بِأَفْوَاهِكُم
ağızlarınızla
مَّا
bir şeyi
لَيْسَ
hiç olmayan
لَكُم
sizin
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌۭ
bilgi(niz)
وَتَحْسَبُونَهُۥ
ve onu sanıyorsunuz
هَيِّنًۭا
önemsiz bir iş
وَهُوَ
oysa o
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah
عَظِيمٌۭ
büyüktür

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz bu iftirayı, gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız (bu uydurma haberi) ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur

Yusuf AliBehold, ye received it on your tongues, and said out of your mouths things of which ye had no knowledge; and ye thought it to be a light matter, while it was most serious in the sight of God

24:16 📚 2
وَلَوۡلَآ إِذۡ سَمِعۡتُمُوهُ قُلۡتُم مَّا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَٰذَا سُبۡحَٰنَكَ هَٰذَا بُهۡتَٰنٌ عَظِيمࣱ‏
وَلَوْلَآ
gerekmez miydi?
إِذْ
zaman
سَمِعْتُمُوهُ
onu işittiğiniz
قُلْتُم
demeniz
مَّا
yakışmaz
يَكُونُ
it is
لَنَآ
bize
أَن
konuşmamız
نَّتَكَلَّمَ
we speak
بِهَـٰذَا
bunu
سُبْحَـٰنَكَ
Seni tenzih ederiz
هَـٰذَا
bu
بُهْتَـٰنٌ
bir iftiradır
عَظِيمٌۭ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırOnu duyduğunuzda "Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır..." demeli değil miydiniz

Yusuf AliAnd why did ye not, when ye heard it, say? - "It is not right of us to speak of this: Glory to God! this is a most serious slander

24:17 📚 1
يَعِظُكُمُ ٱللَّهُ أَن تَعُودُواْ لِمِثۡلِهِۦٓ أَبَدًا إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
يَعِظُكُمُ
size öğüt veriyor
ٱللَّهُ
Allah
أَن
dönmemeniz için
تَعُودُوا۟
you return
لِمِثْلِهِۦٓ
böyle bir şeye
أَبَدًا
bir daha asla
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inananlar

Elmalılı Hamdi YazırEğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarıyor

Yusuf AliGod doth admonish you, that ye may never repeat such (conduct), if ye are (true) Believers

24:18
وَيُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
وَيُبَيِّنُ
ve açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ۚ
ayetleri(ni)
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırVe Allah âyetlerini size açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir

Yusuf AliAnd God makes the Signs plain to you: for God is full of knowledge and wisdom

24:19 📚 3
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ ٱلۡفَٰحِشَةُ فِي ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
يُحِبُّونَ
isteyenlere
أَن
yayılmasını
تَشِيعَ
(should) spread
ٱلْفَـٰحِشَةُ
edepsizliğin
فِى
içinde
ٱلَّذِينَ
inananlar
ءَامَنُوا۟
believe
لَهُمْ
vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ve ahirette
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
ancak siz
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Elmalılı Hamdi Yazırİnananlar arasında kötü söz ve davranışın yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da, ahirette de acı veren bir azab vardır. (Her şeyi) Allah bilir; siz bilmezsiniz

Yusuf AliThose who love (to see) scandal published broadcast among the Believers, will have a grievous Penalty in this life and in the Hereafter: God knows, and ye know not

24:20 📚 3
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ رَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَلَوْلَا
ve eğer olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve rahmeti
وَأَنَّ
ve kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
رَءُوفٌۭ
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
merhametlidir

Elmalılı Hamdi YazırYa sizin üstünüze Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı; Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)

Yusuf AliWere it not for the grace and mercy of God on you, and that God is full of kindness and mercy, (ye would be ruined indeed)

24:21 📚 5
۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ وَمَن يَتَّبِعۡ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِ فَإِنَّهُۥ يَأۡمُرُ بِٱلۡفَحۡشَآءِ وَٱلۡمُنكَرِۚ وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ مَا زَكَىٰ مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ أَبَدࣰ ا وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟
follow
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
وَمَن
ve kim
يَتَّبِعْ
izlerse
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ
şeytanın
فَإِنَّهُۥ
muhakkak o
يَأْمُرُ
(ona) emreder
بِٱلْفَحْشَآءِ
edepsizliği
وَٱلْمُنكَرِ ۚ
ve kötülüğü
وَلَوْلَا
ve eğer olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve rahmeti
مَا
temizlemezdi
زَكَىٰ
(would) have been pure
مِنكُم
sizden
مِّنْ
hiç
أَحَدٍ
birinizi
أَبَدًۭا
asla
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
يُزَكِّى
arındırır
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
ve Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, şunu bilsin ki o, edepsizlikleri ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse temize çıkmazdı. Fakat Allah, dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir

Yusuf AliO ye who believe! follow not Satan's footsteps: if any will follow the footsteps of Satan, he will (but) command what is shameful and wrong: and were it not for the grace and mercy of God on you, not one of you would ever have been pure: but G od doth purify whom He pleases: and God is One Who hears and knows (all things)

24:22 📚 12
وَلَا يَأۡتَلِ أُوْلُواْ ٱلۡفَضۡلِ مِنكُمۡ وَٱلسَّعَةِ أَن يُؤۡتُوٓاْ أُوْلِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينَ وَٱلۡمُهَٰجِرِينَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ وَلۡيَعۡفُواْ وَلۡيَصۡفَحُوٓاْۗ أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغۡفِرَ ٱللَّهُ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ
وَلَا
ve
يَأْتَلِ
yemin etmesinler
أُو۟لُوا۟
sahipleri
ٱلْفَضْلِ
fazilet
مِنكُمْ
sizden
وَٱلسَّعَةِ
ve servet
أَن
(bir şey) vermemeğe
يُؤْتُوٓا۟
they give
أُو۟لِى
sahipleri (akrabalara)
ٱلْقُرْبَىٰ
yakınlık (akrabalara)
وَٱلْمَسَـٰكِينَ
ve yoksullara
وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ
ve hicret edenlere
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah
وَلْيَعْفُوا۟
ve affetsinler
وَلْيَصْفَحُوٓا۟ ۗ
ve hoşgörsünler
أَلَا
sevmez misiniz?
تُحِبُّونَ
you like
أَن
bağışlamasını
يَغْفِرَ
Allah should forgive
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَكُمْ ۗ
sizi
وَٱللَّهُ
ve Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌ
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi Yazırİçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir

Yusuf AliLet not those among you who are endued with grace and amplitude of means resolve by oath against helping their kinsmen, those in want, and those who have left their homes in God's cause: let them forgive and overlook, do you not wish that God should forgive you? For God is Oft-Forgiving, Most Merciful

24:23
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ٱلۡغَٰفِلَٰتِ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ لُعِنُواْ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
edenler
يَرْمُونَ
zina iftirası
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ
namuslu kadınlara
ٱلْغَـٰفِلَـٰتِ
bir şeyden habersiz
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ
inanmış kadınlara
لُعِنُوا۟
la'netlenmişlerdir
فِى
dünya'da
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirette
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırNamuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azab vardır

Yusuf AliThose who slander chaste women, indiscreet but believing, are cursed in this life and in the Hereafter: for them is a grievous Penalty

24:24 📚 1
يَوۡمَ تَشۡهَدُ عَلَيۡهِمۡ أَلۡسِنَتُهُمۡ وَأَيۡدِيهِمۡ وَأَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
يَوْمَ
o gün
تَشْهَدُ
şahidlik edecektir
عَلَيْهِمْ
kendilerine
أَلْسِنَتُهُمْ
dilleri
وَأَيْدِيهِمْ
ve elleri
وَأَرْجُلُهُم
ve ayakları
بِمَا
şeylere
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırO gün dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir

Yusuf AliOn the Day when their tongues, their hands, and their feet will bear witness against them as to their actions

24:25 📚 1
يَوۡمَئِذࣲ يُوَفِّيهِمُ ٱللَّهُ دِينَهُمُ ٱلۡحَقَّ وَيَعۡلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ ٱلۡمُبِينُ
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
يُوَفِّيهِمُ
onlara tam verir
ٱللَّهُ
Allah
دِينَهُمُ
cezalarını
ٱلْحَقَّ
hak ettikleri
وَيَعْلَمُونَ
ve onlar bilirler
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلْحَقُّ
Hak'tır
ٱلْمُبِينُ
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırO gün Allah onlara gerçek cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah'ın gerçek olduğunu anlayacaklar

Yusuf AliOn that Day God will pay them back (all) their just dues, and they will realise that God is the (very) Truth, that makes all things manifest

24:26
ٱلۡخَبِيثَٰتُ لِلۡخَبِيثِينَ وَٱلۡخَبِيثُونَ لِلۡخَبِيثَٰتِۖ وَٱلطَّيِّبَٰتُ لِلطَّيِّبِينَ وَٱلطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَٰتِۚ أُوْلَٰٓئِكَ مُبَرَّءُونَ مِمَّا يَقُولُونَۖ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ‏
ٱلْخَبِيثَـٰتُ
kötü kadınlar
لِلْخَبِيثِينَ
kötü erkeklere
وَٱلْخَبِيثُونَ
kötü erkekler
لِلْخَبِيثَـٰتِ ۖ
kötü kadınlara
وَٱلطَّيِّبَـٰتُ
iyi kadınlar
لِلطَّيِّبِينَ
iyi erkeklere
وَٱلطَّيِّبُونَ
iyi erkekler
لِلطَّيِّبَـٰتِ ۚ
iyi kadınlara
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
مُبَرَّءُونَ
uzaktırlar
مِمَّا
şeylerden
يَقُولُونَ ۖ
onların söyledikleri
لَهُم
bunlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
bir bağışlama
وَرِزْقٌۭ
ve bir rızık
كَرِيمٌۭ
cömertçe

Elmalılı Hamdi YazırKötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. İşte bu temiz olan, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır

Yusuf AliWomen impure are for men impure, and men impure for women impure and women of purity are for men of purity, and men of purity are for women of purity: these are not affected by what people say: for them there is forgiveness, and a provision ho nourable

24:27 📚 8
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَدۡخُلُواْ بُيُوتًا غَيۡرَ بُيُوتِكُمۡ حَتَّىٰ تَسۡتَأۡنِسُواْ وَتُسَلِّمُواْ عَلَىٰٓ أَهۡلِهَاۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
girmeyin
تَدْخُلُوا۟
enter
بُيُوتًا
evlere
غَيْرَ
başka
بُيُوتِكُمْ
kendi evlerinizden
حَتَّىٰ
ta ki
تَسْتَأْنِسُوا۟
izin almadan
وَتُسَلِّمُوا۟
ve selam vermeden
عَلَىٰٓ
üzerine
أَهْلِهَا ۚ
(ev) halkı
ذَٰلِكُمْ
herhalde bu
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ
sizin için
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَذَكَّرُونَ
düşünüp anlarsınız

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir. Herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız

Yusuf AliO ye who believe! enter not houses other than your own, until ye have asked permission and saluted those in them: that is best for you, in order that ye may heed (what is seemly)

24:28 📚 1
فَإِن لَّمۡ تَجِدُواْ فِيهَآ أَحَدࣰ ا فَلَا تَدۡخُلُوهَا حَتَّىٰ يُؤۡذَنَ لَكُمۡۖ وَإِن قِيلَ لَكُمُ ٱرۡجِعُواْ فَٱرۡجِعُواْۖ هُوَ أَزۡكَىٰ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ عَلِيمࣱ‏
فَإِن
eğer
لَّمْ
bulamazsanız
تَجِدُوا۟
you find
فِيهَآ
orada
أَحَدًۭا
kimseyi
فَلَا
oraya girmeyin
تَدْخُلُوهَا
enter it
حَتَّىٰ
kadar
يُؤْذَنَ
izin verilinceye
لَكُمْ ۖ
size
وَإِن
ve eğer
قِيلَ
denirse
لَكُمُ
size
ٱرْجِعُوا۟
dönün!
فَٱرْجِعُوا۟ ۖ
o halde dönün
هُوَ
o
أَزْكَىٰ
daha temizdir
لَكُمْ ۚ
sizin için
وَٱللَّهُ
ve Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
عَلِيمٌۭ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırOrada kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, "Geri dönün!" denilirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir

Yusuf AliIf ye find no one in the house, enter not until permission is given to you: if ye are asked to go back, go back: that makes for greater purity for yourselves: and God knows well all that ye do

24:29 📚 2
لَّيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَدۡخُلُواْ بُيُوتًا غَيۡرَ مَسۡكُونَةࣲ فِيهَا مَتَٰعࣱ لَّكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا تُبۡدُونَ وَمَا تَكۡتُمُونَ
لَّيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
size
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
(izinsiz) girmenizden dolayı
تَدْخُلُوا۟
you enter
بُيُوتًا
evlere
غَيْرَ
oturulmayan
مَسْكُونَةٍۢ
inhabited
فِيهَا
içinde
مَتَـٰعٌۭ
eşyanız bulunan
لَّكُمْ ۚ
sizin
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyi
تُبْدُونَ
açığa vurduğunuz
وَمَا
ve şeyi
تَكْتُمُونَ
gizlediğiniz

Elmalılı Hamdi Yazırİçinde kendinize ait bir şeylerin bulunduğu oturulmayan bir eve girmenizde herhangi bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir

Yusuf AliIt is no fault on your part to enter houses not used for living in, which serve some (other) use for you: And God has knowledge of what ye reveal and what ye conceal

24:30
قُل لِّلۡمُؤۡمِنِينَ يَغُضُّواْ مِنۡ أَبۡصَٰرِهِمۡ وَيَحۡفَظُواْ فُرُوجَهُمۡۚ ذَٰلِكَ أَزۡكَىٰ لَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا يَصۡنَعُونَ
قُل
söyle
لِّلْمُؤْمِنِينَ
inanan erkeklere
يَغُضُّوا۟
sakınsınlar
مِنْ
bakışlarını
أَبْصَـٰرِهِمْ
their gaze
وَيَحْفَظُوا۟
ve korusunlar
فُرُوجَهُمْ ۚ
ırzlarını
ذَٰلِكَ
bu
أَزْكَىٰ
daha temizdir
لَهُمْ ۗ
onlar için
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
خَبِيرٌۢ
haber almaktadır
بِمَا
şeyleri
يَصْنَعُونَ
her yaptıkları

Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır

Yusuf AliSay to the believing men that they should lower their gaze and guard their modesty: that will make for greater purity for them: And God is well acquainted with all that they do

24:31 📚 1
وَقُل لِّلۡمُؤۡمِنَٰتِ يَغۡضُضۡنَ مِنۡ أَبۡصَٰرِهِنَّ وَيَحۡفَظۡنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبۡدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنۡهَاۖ وَلۡيَضۡرِبۡنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبۡدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوۡ ءَابَآئِهِنَّ أَوۡ ءَابَآءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوۡ أَبۡنَآئِهِنَّ أَوۡ أَبۡنَآءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوۡ إِخۡوَٰنِهِنَّ أَوۡ بَنِيٓ إِخۡوَٰنِهِنَّ أَوۡ بَنِيٓ أَخَوَٰتِهِنَّ أَوۡ نِسَآئِهِنَّ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُنَّ أَوِ ٱلتَّٰبِعِينَ غَيۡرِ أُوْلِي ٱلۡإِرۡبَةِ مِنَ ٱلرِّجَالِ أَوِ ٱلطِّفۡلِ ٱلَّذِينَ لَمۡ يَظۡهَرُواْ عَلَىٰ عَوۡرَٰتِ ٱلنِّسَآءِۖ وَلَا يَضۡرِبۡنَ بِأَرۡجُلِهِنَّ لِيُعۡلَمَ مَا يُخۡفِينَ مِن زِينَتِهِنَّۚ وَتُوبُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ
وَقُل
ve söyle
لِّلْمُؤْمِنَـٰتِ
inanan kadınlara
يَغْضُضْنَ
sakınsınlar
مِنْ
bakışlarını
أَبْصَـٰرِهِنَّ
their gaze
وَيَحْفَظْنَ
ve korusunlar
فُرُوجَهُنَّ
ırzlarını
وَلَا
ve
يُبْدِينَ
göstermesinler
زِينَتَهُنَّ
süslerini
إِلَّا
ancak hariç
مَا
görünenler
ظَهَرَ
is apparent
مِنْهَا ۖ
ondan
وَلْيَضْرِبْنَ
ve koysunlar
بِخُمُرِهِنَّ
başörtülerini
عَلَىٰ
üstüne
جُيُوبِهِنَّ ۖ
(göğüs) yırtmaçlarının
وَلَا
ve
يُبْدِينَ
göstermesinler
زِينَتَهُنَّ
süslerini
إِلَّا
dışındakilere
لِبُعُولَتِهِنَّ
kocaları
أَوْ
yahut
ءَابَآئِهِنَّ
babaları
أَوْ
yahut
ءَابَآءِ
babaları
بُعُولَتِهِنَّ
kocalarının
أَوْ
yahut
أَبْنَآئِهِنَّ
oğulları
أَوْ
yahut
أَبْنَآءِ
oğulları
بُعُولَتِهِنَّ
kocalarının
أَوْ
yahut
إِخْوَٰنِهِنَّ
kardeşleri
أَوْ
yahut
بَنِىٓ
oğulları
إِخْوَٰنِهِنَّ
kardeşlerinin
أَوْ
yahut
بَنِىٓ
oğulları
أَخَوَٰتِهِنَّ
kızkardeşlerinin
أَوْ
yahut
نِسَآئِهِنَّ
kadınları
أَوْ
yahut
مَا
sahip oldukları (köleleri)
مَلَكَتْ
possess
أَيْمَـٰنُهُنَّ
ellerinin
أَوِ
yahut
ٱلتَّـٰبِعِينَ
tabi'leri (hizmetlileri)
غَيْرِ
bulunmayan
أُو۟لِى
kadına ihtiyacı
ٱلْإِرْبَةِ
having no physical desire
مِنَ
erkeklerden
ٱلرِّجَالِ
[the] men
أَوِ
yahut
ٱلطِّفْلِ
çocuklara
ٱلَّذِينَ
onlar ki
لَمْ
henüz anlamazlar
يَظْهَرُوا۟
aware
عَلَىٰ
mahrem yerlerini;
عَوْرَٰتِ
private aspects
ٱلنِّسَآءِ ۖ
kadınların
وَلَا
ve
يَضْرِبْنَ
vurmasınlar
بِأَرْجُلِهِنَّ
ayaklarını
لِيُعْلَمَ
bilinmesi için
مَا
şeylerin
يُخْفِينَ
gizledikleri
مِن
süslerinden
زِينَتِهِنَّ ۚ
their adornment
وَتُوبُوٓا۟
ve tevbe edin
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
جَمِيعًا
topluca
أَيُّهَ
ey
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
felaha erersiniz

Elmalılı Hamdi YazırMümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz

Yusuf AliAnd say to the believing women that they should lower their gaze and guard their modesty; that they should not display their beauty and ornaments except what (must ordinarily) appear thereof; that they should draw their veils over their bosoms and not display their beauty except to their husbands, their fathers, their husband's fathers, their sons, their husbands' sons, their brothers or their brothers' sons, or their sisters' sons, or their women, or the slaves whom their right hands posses s, or male servants free of physical needs, or small children who have no sense of the shame of sex; and that they should not strike their feet in order to draw attention to their hidden ornaments. And O ye Believers! turn ye all together towards God, that ye may attain Bliss

24:32 📚 7
وَأَنكِحُواْ ٱلۡأَيَٰمَىٰ مِنكُمۡ وَٱلصَّٰلِحِينَ مِنۡ عِبَادِكُمۡ وَإِمَآئِكُمۡۚ إِن يَكُونُواْ فُقَرَآءَ يُغۡنِهِمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
وَأَنكِحُوا۟
ve evlendirin
ٱلْأَيَـٰمَىٰ
bekarları
مِنكُمْ
içinizden
وَٱلصَّـٰلِحِينَ
ve iyileri
مِنْ
kölelerinizden
عِبَادِكُمْ
your male slaves
وَإِمَآئِكُمْ ۚ
ve cariyeleriniz(den)
إِن
eğer
يَكُونُوا۟
iseler
فُقَرَآءَ
yoksul
يُغْنِهِمُ
onları zengin eder
ٱللَّهُ
Allah
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۗ
His Bounty
وَٱللَّهُ
ve Allahın
وَٰسِعٌ
(mülkü) geniştir
عَلِيمٌۭ
(her şeyi) bilendir

Elmalılı Hamdi YazırAranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir

Yusuf AliMarry those among you who are single, or the virtuous ones among yourselves, male or female: if they are in poverty, God will give them means out of His grace: for God encompasseth all, and he knoweth all things

24:33 📚 4
وَلۡيَسۡتَعۡفِفِ ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتَّىٰ يُغۡنِيَهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۗ وَٱلَّذِينَ يَبۡتَغُونَ ٱلۡكِتَٰبَ مِمَّا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡ فَكَاتِبُوهُمۡ إِنۡ عَلِمۡتُمۡ فِيهِمۡ خَيۡرࣰ اۖ وَءَاتُوهُم مِّن مَّالِ ٱللَّهِ ٱلَّذِيٓ ءَاتَىٰكُمۡۚ وَلَا تُكۡرِهُواْ فَتَيَٰتِكُمۡ عَلَى ٱلۡبِغَآءِ إِنۡ أَرَدۡنَ تَحَصُّنࣰ ا لِّتَبۡتَغُواْ عَرَضَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۚ وَمَن يُكۡرِههُّنَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ مِنۢ بَعۡدِ إِكۡرَٰهِهِنَّ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَلْيَسْتَعْفِفِ
ve iffetlerini korusunlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bulamayan(lar)
يَجِدُونَ
find
نِكَاحًا
evlenme (imkanı)
حَتَّىٰ
kadar
يُغْنِيَهُمُ
kendilerini zengin edinceye
ٱللَّهُ
Allah
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۗ
His Bounty
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerle
يَبْتَغُونَ
isteyen(lerle)
ٱلْكِتَـٰبَ
mükatebe (sözleşme) yapmak
مِمَّا
sahip olduklarından
مَلَكَتْ
possess
أَيْمَـٰنُكُمْ
ellerinizin
فَكَاتِبُوهُمْ
mükatebe yapın
إِنْ
eğer
عَلِمْتُمْ
bilirseniz
فِيهِمْ
onlar hakında
خَيْرًۭا ۖ
hayırlı olduğunu
وَءَاتُوهُم
ve onlara verin
مِّن
malından
مَّالِ
the wealth of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلَّذِىٓ
size verdiği
ءَاتَىٰكُمْ ۚ
He has given you
وَلَا
ve
تُكْرِهُوا۟
zorlamayın
فَتَيَـٰتِكُمْ
cariyelerinizi
عَلَى
fuhşa
ٱلْبِغَآءِ
[the] prostitution
إِنْ
eğer
أَرَدْنَ
istiyorlarsa
تَحَصُّنًۭا
namuslu kalmayı
لِّتَبْتَغُوا۟
elde etmek için
عَرَضَ
geçici menfaatini
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۚ
dünya
وَمَن
ve kim
يُكْرِههُّنَّ
onları zorlarsa
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
إِكْرَٰهِهِنَّ
zorlanmalarından
غَفُورٌۭ
bağışlayıcı
رَّحِيمٌۭ
esirgeyicidir

Elmalılı Hamdi YazırEvlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir

Yusuf AliLet those who find not the wherewithal for marriage keep themselves chaste, until God gives them means out of His grace. And if any of your slaves ask for a deed in writing (to enable them to earn their freedom for a certain sum), give them suc h a deed if ye know any good in them: yea, give them something yourselves out of the means which God has given to you. But force not your maids to prostitution when they desire chastity, in order that ye may make a gain in the goods of this life. But if anyone compels them, yet, after such compulsion, is God, Oft-Forgiving, Most Merciful (to them)

24:34
وَلَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ ءَايَٰتࣲ مُّبَيِّنَٰتࣲ وَمَثَلࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِكُمۡ وَمَوۡعِظَةࣰ لِّلۡمُتَّقِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun ki
أَنزَلْنَآ
indirdik
إِلَيْكُمْ
size
ءَايَـٰتٍۢ
ayetler
مُّبَيِّنَـٰتٍۢ
açıklayıcı
وَمَثَلًۭا
ve bir temsil
مِّنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
خَلَوْا۟
gelip geçen
مِن
sizden önce
قَبْلِكُمْ
before you
وَمَوْعِظَةًۭ
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ
muttakiler için

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz size açık açık bildiren âyetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik

Yusuf AliWe have already sent down to you verses making things clear, an illustration from (the story of) people who passed away before you, and an admonition for those who fear (God)

24:35 📚 13
۞ٱللَّهُ نُورُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ مَثَلُ نُورِهِۦ كَمِشۡكَوٰةࣲ فِيهَا مِصۡبَاحٌۖ ٱلۡمِصۡبَاحُ فِي زُجَاجَةٍۖ ٱلزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوۡكَبࣱ دُرِّيࣱّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةࣲ مُّبَٰرَكَةࣲ زَيۡتُونَةࣲ لَّا شَرۡقِيَّةࣲ وَلَا غَرۡبِيَّةࣲ يَكَادُ زَيۡتُهَا يُضِيٓءُ وَلَوۡ لَمۡ تَمۡسَسۡهُ نَارࣱۚ نُّورٌ عَلَىٰ نُورࣲۚ يَهۡدِي ٱللَّهُ لِنُورِهِۦ مَن يَشَآءُۚ وَيَضۡرِبُ ٱللَّهُ ٱلۡأَمۡثَٰلَ لِلنَّاسِۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
۞ ٱللَّهُ
Allah
نُورُ
nurudur
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
مَثَلُ
benzer
نُورِهِۦ
O'nun nuru
كَمِشْكَوٰةٍۢ
bir kandile
فِيهَا
içinde bulunan
مِصْبَاحٌ ۖ
lamba
ٱلْمِصْبَاحُ
lamba
فِى
içerisindedir
زُجَاجَةٍ ۖ
cam
ٱلزُّجَاجَةُ
cam
كَأَنَّهَا
sanki (gibidir)
كَوْكَبٌۭ
bir yıldız
دُرِّىٌّۭ
inciden
يُوقَدُ
yakılır
مِن
bir ağacı(nın yağı)ndan
شَجَرَةٍۢ
a tree
مُّبَـٰرَكَةٍۢ
mübarek
زَيْتُونَةٍۢ
zeytin
لَّا
ne
شَرْقِيَّةٍۢ
doğudan
وَلَا
ve ne de
غَرْبِيَّةٍۢ
batıdan
يَكَادُ
öyle ki neredeyse
زَيْتُهَا
onun yağı
يُضِىٓءُ
ışık verir
وَلَوْ
ve eğer
لَمْ
değmese (bile)
تَمْسَسْهُ
touched it
نَارٌۭ ۚ
ateş
نُّورٌ
nur
عَلَىٰ
üstüne
نُورٍۢ ۗ
nur
يَهْدِى
hidayet eder
ٱللَّهُ
Allah
لِنُورِهِۦ
nuruna
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَيَضْرِبُ
misaller verir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْأَمْثَـٰلَ
benzetmelerle
لِلنَّاسِ ۗ
insanlara
وَٱللَّهُ
ve Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Elmalılı Hamdi YazırAllah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir

Yusuf AliGod is the Light of the heavens and the earth. The Parable of His Light is as if there were a Niche and within it a Lamp: the Lamp enclosed in Glass: the glass as it were a brilliant star: Lit from a blessed Tree, an Olive, neither of the east nor of the west, whose oil is well-nigh luminous, though fire scarce touched it: Light upon Light! God doth guide whom He will to His Light: God doth set forth Parables for men: and God doth know all things

24:36 📚 12
فِي بُيُوتٍ أَذِنَ ٱللَّهُ أَن تُرۡفَعَ وَيُذۡكَرَ فِيهَا ٱسۡمُهُۥ يُسَبِّحُ لَهُۥ فِيهَا بِٱلۡغُدُوِّ وَٱلۡأٓصَالِ
فِى
evlerdedir
بُيُوتٍ
houses
أَذِنَ
izin verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَن
yükseltilmesine
تُرْفَعَ
they be raised
وَيُذْكَرَ
ve anılmasına
فِيهَا
içlerinde
ٱسْمُهُۥ
adının
يُسَبِّحُ
tesbih ederler
لَهُۥ
O'nu
فِيهَا
onların içinde
بِٱلْغُدُوِّ
sabah
وَٱلْـَٔاصَالِ
ve akşam

Elmalılı Hamdi Yazır(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin okunmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O'nu tesbih ederler

Yusuf Ali(Lit is such a Light) in houses, which God hath permitted to be raised to honour; for the celebration, in them, of His name: In them is He glorified in the mornings and in the evenings, (again and again)

24:37 📚 7
رِجَالࣱ لَّا تُلۡهِيهِمۡ تِجَٰرَةࣱ وَلَا بَيۡعٌ عَن ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ يَخَافُونَ يَوۡمࣰ ا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلۡقُلُوبُ وَٱلۡأَبۡصَٰرُ
رِجَالٌۭ
erkekler (ki)
لَّا
kendilerini alıkoymaz
تُلْهِيهِمْ
distracts them
تِجَـٰرَةٌۭ
ticaret
وَلَا
ve ne de
بَيْعٌ
alışveriş
عَن
anmaktan
ذِكْرِ
(the) remembrance of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ı
وَإِقَامِ
ve kılmaktan
ٱلصَّلَوٰةِ
namaz
وَإِيتَآءِ
ve vermekten
ٱلزَّكَوٰةِ ۙ
zekat
يَخَافُونَ
onlar korkarlar
يَوْمًۭا
günden
تَتَقَلَّبُ
ters döneceği
فِيهِ
onda
ٱلْقُلُوبُ
yüreklerin
وَٱلْأَبْصَـٰرُ
ve gözlerin

Elmalılı Hamdi YazırBirtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar

Yusuf AliBy men whom neither traffic nor merchandise can divert from the Remembrance of God, nor from regular Prayer, nor from the practice of regular Charity: Their (only) fear is for the Day when hearts and eyes will be transformed (in a world wholly new)

24:38 📚 1
لِيَجۡزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحۡسَنَ مَا عَمِلُواْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضۡلِهِۦۗ وَٱللَّهُ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏
لِيَجْزِيَهُمُ
karşılığını vermesi için
ٱللَّهُ
Allah
أَحْسَنَ
en güzel
مَا
şeylerin
عَمِلُوا۟
yaptıkları
وَيَزِيدَهُم
ve daha fazlası için
مِّن
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۗ
His Bounty
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَرْزُقُ
rızıklandırır
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
بِغَيْرِ
hesapsız olarak
حِسَابٍۢ
measure

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü Allah, kendilerine işledikleri amellerin en güzeli ile ecir verecek, lütfundan fazlasını da bahşedecektir ve Allah, dilediğine hesapsız rızık verir

Yusuf AliThat God may reward them according to the best of their deeds, and add even more for them out of His Grace: for God doth provide for those whom He will, without measure

24:39 📚 3
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَعۡمَٰلُهُمۡ كَسَرَابِۭ بِقِيعَةࣲ يَحۡسَبُهُ ٱلظَّمۡـَٔانُ مَآءً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَهُۥ لَمۡ يَجِدۡهُ شَيۡـࣰٔ ا وَوَجَدَ ٱللَّهَ عِندَهُۥ فَوَفَّىٰهُ حِسَابَهُۥۗ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَعْمَـٰلُهُمْ
onların işleri
كَسَرَابٍۭ
serap gibidir
بِقِيعَةٍۢ
düz arazideki
يَحْسَبُهُ
onu sanır
ٱلظَّمْـَٔانُ
susayan
مَآءً
su
حَتَّىٰٓ
fakat
إِذَا
ne zaman ki
جَآءَهُۥ
yanına gelince
لَمْ
bulamaz
يَجِدْهُ
he finds it
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey
وَوَجَدَ
ve bulur
ٱللَّهَ
Allah'ı
عِندَهُۥ
yanında
فَوَفَّىٰهُ
tam görür
حِسَابَهُۥ ۗ
onun hesabını
وَٱللَّهُ
ve Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Elmalılı Hamdi YazırKüfredenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki, susayan onu su zanneder, nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah'ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür

Yusuf AliBut the Unbelievers,- their deeds are like a mirage in sandy deserts, which the man parched with thirst mistakes for water; until when he comes up to it, he finds it to be nothing: But he finds God (ever) with him, and God will pay him his acco unt: and God is swift in taking account

24:40 📚 4
أَوۡ كَظُلُمَٰتࣲ فِي بَحۡرࣲ لُّجِّيࣲّ يَغۡشَىٰهُ مَوۡجࣱ مِّن فَوۡقِهِۦ مَوۡجࣱ مِّن فَوۡقِهِۦ سَحَابࣱۚ ظُلُمَٰتُۢ بَعۡضُهَا فَوۡقَ بَعۡضٍ إِذَآ أَخۡرَجَ يَدَهُۥ لَمۡ يَكَدۡ يَرَىٰهَاۗ وَمَن لَّمۡ يَجۡعَلِ ٱللَّهُ لَهُۥ نُورࣰ ا فَمَا لَهُۥ مِن نُّورٍ
أَوْ
yahut
كَظُلُمَـٰتٍۢ
karanlıklar gibidir
فِى
içindeki
بَحْرٍۢ
bir deniz
لُّجِّىٍّۢ
derin
يَغْشَىٰهُ
ki üstünü örten
مَوْجٌۭ
bir dalga
مِّن
onun üstünden
فَوْقِهِۦ
on it
مَوْجٌۭ
bir dalga
مِّن
onun üstünden
فَوْقِهِۦ
on it
سَحَابٌۭ ۚ
bir bulut
ظُلُمَـٰتٌۢ
karanlıklar
بَعْضُهَا
onun biri
فَوْقَ
üstüne
بَعْضٍ
diğerinin
إِذَآ
ne zaman ki
أَخْرَجَ
çıkarsa
يَدَهُۥ
elini
لَمْ
neredeyse
يَكَدْ
hardly
يَرَىٰهَا ۗ
onu dahi göremez
وَمَن
bir kimseye
لَّمْ
vermemişse
يَجْعَلِ
Allah (has) made
ٱللَّهُ
Allah
لَهُۥ
ona
نُورًۭا
bir nur
فَمَا
artık olmaz
لَهُۥ
onun
مِن
hiçbir
نُّورٍ
nuru

Elmalılı Hamdi YazırYahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Bir biri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah, nur vermemişse, artık o kimsenin ışık ve aydınlıktan nasibi yoktur

Yusuf AliOr (the Unbelievers' state) is like the depths of darkness in a vast deep ocean, overwhelmed with billow topped by billow, topped by (dark) clouds: depths of darkness, one above another: if a man stretches out his hands, he can hardly see it! f or any to whom God giveth not light, there is no light

24:41 📚 1
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱلطَّيۡرُ صَٰٓفَّٰتࣲۖ كُلࣱّ قَدۡ عَلِمَ صَلَاتَهُۥ وَتَسۡبِيحَهُۥۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِمَا يَفۡعَلُونَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ı
يُسَبِّحُ
tesbih ederler
لَهُۥ
onu
مَن
kimseler
فِى
olan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde olan
وَٱلطَّيْرُ
ve kuşlar
صَـٰٓفَّـٰتٍۢ ۖ
saflar halinde uçan
كُلٌّۭ
her biri
قَدْ
andolsun
عَلِمَ
bilir
صَلَاتَهُۥ
kendi du'asını
وَتَسْبِيحَهُۥ ۗ
ve tesbihini
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌۢ
bilmektedir
بِمَا
şeyleri
يَفْعَلُونَ
onların yaptıkları

Elmalılı Hamdi YazırGörmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini? Her biri kendi tesbihini ve duâsını bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir

Yusuf AliSeest thou not that it is God Whose praises all beings in the heavens and on earth do celebrate, and the birds (of the air) with wings outspread? Each one knows its own (mode of) prayer and praise. And God knows well all that they do

24:42
وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلۡمَصِيرُ
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
وَإِلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'adır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş

Elmalılı Hamdi YazırGöklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dönüş de ancak O'nadır

Yusuf AliYea, to God belongs the dominion of the heavens and the earth; and to God is the final goal (of all)

24:43 📚 1
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُزۡجِي سَحَابࣰ ا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيۡنَهُۥ ثُمَّ يَجۡعَلُهُۥ رُكَامࣰ ا فَتَرَى ٱلۡوَدۡقَ يَخۡرُجُ مِنۡ خِلَٰلِهِۦ وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن جِبَالࣲ فِيهَا مِنۢ بَرَدࣲ فَيُصِيبُ بِهِۦ مَن يَشَآءُ وَيَصۡرِفُهُۥ عَن مَّن يَشَآءُۖ يَكَادُ سَنَا بَرۡقِهِۦ يَذۡهَبُ بِٱلۡأَبۡصَٰرِ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
şüphesiz ki
ٱللَّهَ
Allah
يُزْجِى
sürer
سَحَابًۭا
bulutları
ثُمَّ
sonra
يُؤَلِّفُ
birleştirir
بَيْنَهُۥ
onların arasını
ثُمَّ
sonra
يَجْعَلُهُۥ
onları yığar (sıkıştırır)
رُكَامًۭا
birbiri üstüne
فَتَرَى
sonra görürsün
ٱلْوَدْقَ
yağmurun
يَخْرُجُ
çıktığını
مِنْ
arasından
خِلَـٰلِهِۦ
their midst
وَيُنَزِّلُ
ve indirir
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
(the) sky
مِن
dağlardan
جِبَالٍۢ
mountains
فِيهَا
orada
مِنۢ
bir dolu
بَرَدٍۢ
(is) hail
فَيُصِيبُ
vurur
بِهِۦ
onunla
مَن
dilediğini
يَشَآءُ
He wills
وَيَصْرِفُهُۥ
ve onu öteye çevirir
عَن
dilediğinden
مَّن
whom
يَشَآءُ ۖ
He wills
يَكَادُ
neredeyse
سَنَا
parıltısı
بَرْقِهِۦ
şimşeğinin
يَذْهَبُ
alır
بِٱلْأَبْصَـٰرِ
gözleri

Elmalılı Hamdi YazırGörmez misin ki Allah bulutları (dilediği yere) sürüklüyor; sonra onları biraraya getirip üstüste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunlar arasında yağmur çıkıyor. O, gökten, sanki oradaki dağlardan da dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar; bu bulutlardan çıkan şimşeğin parıltısı nerdeyse gözleri alır

Yusuf AliSeest thou not that God makes the clouds move gently, then joins them together, then makes them into a heap? - then wilt thou see rain issue forth from their midst. And He sends down from the sky mountain masses (of clouds) wherein is hail: He strikes therewith whom He pleases and He turns it away from whom He pleases, the vivid flash of His lightning well-nigh blinds the sight

24:44 📚 2
يُقَلِّبُ ٱللَّهُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةࣰ لِّأُوْلِي ٱلۡأَبۡصَٰرِ
يُقَلِّبُ
çevirir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّيْلَ
gece
وَٱلنَّهَارَ ۚ
ve gündüzü
إِنَّ
kuşkusuz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَعِبْرَةًۭ
bir ibret
لِّأُو۟لِى
olanlar için
ٱلْأَبْصَـٰرِ
gözleri

Elmalılı Hamdi YazırAllah gece ile gündüzü evirip çeviriyor. Şüphesiz bunda (hakikatı gören) gözlere sahip olanlar için mutlak bir ibret vardır

Yusuf AliIt is God Who alternates the Night and the Day: verily in these things is an instructive example for those who have vision

24:45 📚 4
وَٱللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَآبَّةࣲ مِّن مَّآءࣲۖ فَمِنۡهُم مَّن يَمۡشِي عَلَىٰ بَطۡنِهِۦ وَمِنۡهُم مَّن يَمۡشِي عَلَىٰ رِجۡلَيۡنِ وَمِنۡهُم مَّن يَمۡشِي عَلَىٰٓ أَرۡبَعࣲۚ يَخۡلُقُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَٱللَّهُ
ve Allah
خَلَقَ
yarattı
كُلَّ
her
دَآبَّةٍۢ
canlıyı
مِّن
sudan
مَّآءٍۢ ۖ
water
فَمِنْهُم
onlardan
مَّن
kimi
يَمْشِى
yürür
عَلَىٰ
üzerinde (sürünerek)
بَطْنِهِۦ
karnı
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi
يَمْشِى
yürür
عَلَىٰ
üstünde
رِجْلَيْنِ
iki ayak
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi
يَمْشِى
yürür
عَلَىٰٓ
üstünde
أَرْبَعٍۢ ۚ
dört (ayak)
يَخْلُقُ
yaratır
ٱللَّهُ
Allah
مَا
ne
يَشَآءُ ۚ
dilerse
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
zerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Elmalılı Hamdi YazırAllah, her hayvanı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki yağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yapar; çünkü Allah her şeye kâdirdir

Yusuf AliAnd God has created every animal from water: of them there are some that creep on their bellies; some that walk on two legs; and some that walk on four. God creates what He wills for verily God has power over all things

24:46
لَّقَدۡ أَنزَلۡنَآ ءَايَٰتࣲ مُّبَيِّنَٰتࣲۚ وَٱللَّهُ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
لَّقَدْ
andolsun
أَنزَلْنَآ
biz indirdik
ءَايَـٰتٍۢ
ayetler
مُّبَيِّنَـٰتٍۢ ۚ
(gerçekleri) açıklayan
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَهْدِى
iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz (her şeyi) apaçık bildiren âyetler indirdik. Allah dilediğini doğru yola iletir

Yusuf AliWe have indeed sent down signs that make things manifest: and God guides whom He wills to a way that is straight

24:47
وَيَقُولُونَ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلرَّسُولِ وَأَطَعۡنَا ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقࣱ مِّنۡهُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَۚ وَمَآ أُوْلَٰٓئِكَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَبِٱلرَّسُولِ
ve Rasule
وَأَطَعْنَا
ve ita'at ettik
ثُمَّ
sonra
يَتَوَلَّىٰ
dönüyor
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُم
onladan
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ ۚ
bunun
وَمَآ
ve değillerdir
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
بِٱلْمُؤْمِنِينَ
inanmış

Elmalılı Hamdi YazırBir de "Allah'a ve Resulüne inandık ve itaat ettik" diyorlar da, sonra bunun arkasından yan çiziyorlar; bunlar mümin değillerdir

Yusuf AliThey say, "We believe in God and in the apostle, and we obey": but even after that, some of them turn away: they are not (really) Believers

24:48 📚 4
وَإِذَا دُعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَهُمۡ إِذَا فَرِيقࣱ مِّنۡهُم مُّعۡرِضُونَ
وَإِذَا
zaman
دُعُوٓا۟
çağırıldıkları
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ
ve Rasulüne
لِيَحْكُمَ
hükmetmesi için
بَيْنَهُمْ
aralarında
إِذَا
hemen
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُم
onlardan
مُّعْرِضُونَ
yüz çevirirler

Elmalılı Hamdi YazırAralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, bakarsın ki, içlerinden birkısmı yüz çevirip dönerler

Yusuf AliWhen they are summoned to God and His apostle, in order that He may judge between them, behold some of them decline (to come)

24:49
وَإِن يَكُن لَّهُمُ ٱلۡحَقُّ يَأۡتُوٓاْ إِلَيۡهِ مُذۡعِنِينَ
وَإِن
ve eğer
يَكُن
olursa
لَّهُمُ
kendi lehlerine
ٱلْحَقُّ
hüküm
يَأْتُوٓا۟
gelirler
إِلَيْهِ
ona
مُذْعِنِينَ
ita'at ederek

Elmalılı Hamdi YazırAma, eğer (Allah ve Resulünün hükmettiği) hak kendi lehlerine ise, ona, gönülden bağlı olarak saygı ile gelirler

Yusuf AliBut if the right is on their side, they come to him with all submission

24:50 📚 2
أَفِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ٱرۡتَابُوٓاْ أَمۡ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ وَرَسُولُهُۥۚ بَلۡ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
أَفِى
kalblerinde-mı var?
قُلُوبِهِم
kalblerinde
مَّرَضٌ
a disease
أَمِ
yoksa
ٱرْتَابُوٓا۟
şüphe mi ettiler?
أَمْ
yoksa
يَخَافُونَ
korkuyorlar mı?
أَن
diye
يَحِيفَ
haksızlık yapacak
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْهِمْ
kendilerine
وَرَسُولُهُۥ ۚ
ve Elçisinin
بَلْ
hayır
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerdir

Elmalılı Hamdi YazırKalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe ve tereddüd içinde midirler? Yoksa Allah ve Resulünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir

Yusuf AliIs it that there is a disease in their hearts? or do they doubt, or are they in fear, that God and His Apostle will deal unjustly with them? Nay, it is they themselves who do wrong

24:51 📚 5
إِنَّمَا كَانَ قَوۡلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذَا دُعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَهُمۡ أَن يَقُولُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
إِنَّمَا
ancak
كَانَ
sözü
قَوْلَ
(the) statement
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananların
إِذَا
zaman
دُعُوٓا۟
çağırıldıkları
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ
ve Rasulüne
لِيَحْكُمَ
hükmetmesi için
بَيْنَهُمْ
aralarında
أَن
demeleridir
يَقُولُوا۟
they say
سَمِعْنَا
işittik
وَأَطَعْنَا ۚ
ve ita'at ettik
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ
kurtuluşa erenler

Elmalılı Hamdi YazırAralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak "işittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte bunlar asıl kurtuluşa erenlerdir

Yusuf AliThe answer of the Believers, when summoned to God and His Apostle, in order that He may judge between them, is no other than this: they say, "We hear and we obey": it is such as these that will attain felicity

24:52 📚 3
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَخۡشَ ٱللَّهَ وَيَتَّقۡهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَآئِزُونَ
وَمَن
ve kim(ler)
يُطِعِ
ita'at ederse
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Resulüne
وَيَخْشَ
ve korkarsa
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَيَتَّقْهِ
ve sakınırsa
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْفَآئِزُونَ
kazananlar

Elmalılı Hamdi YazırHer kim Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'a saygı duyar ve O'ndan sakınırsa, işte asıl bunlar bedbahtlıktan kurtulanlardır

Yusuf AliIt is such as obey God and His Apostle, and fear God and do right, that will win (in the end)

24:53
۞وَأَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ لَئِنۡ أَمَرۡتَهُمۡ لَيَخۡرُجُنَّۖ قُل لَّا تُقۡسِمُواْۖ طَاعَةࣱ مَّعۡرُوفَةٌۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ
۞ وَأَقْسَمُوا۟
ve yemin ettiler
بِٱللَّهِ
Allah'a
جَهْدَ
var gücüyle
أَيْمَـٰنِهِمْ
yeminlerinin
لَئِنْ
eğer
أَمَرْتَهُمْ
onlara emredersen
لَيَخْرُجُنَّ ۖ
(savaşa) çıkacaklarına
قُل
de ki
لَّا
yemin etmeyin
تُقْسِمُوا۟ ۖ
swear
طَاعَةٌۭ
itaatiniz
مَّعْرُوفَةٌ ۚ
malumdur
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
خَبِيرٌۢ
haberdardır
بِمَا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Elmalılı Hamdi YazırÖtekiler (münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malumdur! Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

Yusuf AliThey swear their strongest oaths by God that, if only thou wouldst command them, they would leave (their homes). Say: "Swear ye not; Obedience is (more) reasonable; verily, God is well acquainted with all that ye do

24:54 📚 2
قُلۡ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَۖ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا عَلَيۡهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيۡكُم مَّا حُمِّلۡتُمۡۖ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهۡتَدُواْۚ وَمَا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ
قُلْ
de ki
أَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ ۖ
Rasule
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerseniz
فَإِنَّمَا
artık ancak
عَلَيْهِ
onun sorumluluğu
مَا
şeydir
حُمِّلَ
kendisine yükletilen
وَعَلَيْكُم
ve sizin sorumluluğunuz
مَّا
şeydir
حُمِّلْتُمْ ۖ
size yükletilen
وَإِن
ve eğer
تُطِيعُوهُ
ona ita'at ederseniz
تَهْتَدُوا۟ ۚ
doğru yolu bulursunuz
وَمَا
ve değildir
عَلَى
düşen
ٱلرَّسُولِ
Rasule
إِلَّا
başka bir şey
ٱلْبَلَـٰغُ
duyurmaktan
ٱلْمُبِينُ
açık bir şekilde

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: Allah'a itaat edin; Peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamberin sorumluluğu kendine yüklenen, sizin sorumluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen, sadece açık açık duyurmaktır

Yusuf AliSay: "Obey God, and obey the Apostle: but if ye turn away, he is only responsible for the duty placed on him and ye for that placed on you. If ye obey him, ye shall be on right guidance. The Apostle's duty is only to preach the clear (Message)

24:55 📚 3
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَيَسۡتَخۡلِفَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ كَمَا ٱسۡتَخۡلَفَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمۡ دِينَهُمُ ٱلَّذِي ٱرۡتَضَىٰ لَهُمۡ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّنۢ بَعۡدِ خَوۡفِهِمۡ أَمۡنࣰ اۚ يَعۡبُدُونَنِي لَا يُشۡرِكُونَ بِي شَيۡـࣰٔ اۚ وَمَن كَفَرَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ
وَعَدَ
va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
مِنكُمْ
sizden
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ
onları hükümran kılacaktır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
كَمَا
gibi
ٱسْتَخْلَفَ
hükümran kıldığı
ٱلَّذِينَ
kimseleri
مِن
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ
(were) before them
وَلَيُمَكِّنَنَّ
ve sağlamlaştıracaktır
لَهُمْ
kendilerine
دِينَهُمُ
dinlerini
ٱلَّذِى
razı olduğu
ٱرْتَضَىٰ
He has approved
لَهُمْ
kendileri için
وَلَيُبَدِّلَنَّهُم
ve onları erdirecektir
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
خَوْفِهِمْ
korkularının
أَمْنًۭا ۚ
(tam) bir güvene
يَعْبُدُونَنِى
bana kulluk edecekler
لَا
ortak koşmayacaklar
يُشْرِكُونَ
they associate
بِى
bana
شَيْـًۭٔا ۚ
hiçbir şeyi
وَمَن
ama kim(ler)
كَفَرَ
inkar ederse
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ
yoldan çıkanlardır

Elmalılı Hamdi YazırAllah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağnı vaad etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler. Hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkarlardır

Yusuf AliGod has promised, to those among you who believe and work righteous deeds, that He will, of a surety, grant them in the land, inheritance (of power), as He granted it to those before them; that He will establish in authority their religion - th e one which He has chosen for them; and that He will change (their state), after the fear in which they (lived), to one of security and peace: 'They will worship Me (alone) and not associate aught with Me. 'If any do reject Faith after this, they are r ebellious and wicked

24:56
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ
Elçiye
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُرْحَمُونَ
merhamet olunursunuz

Elmalılı Hamdi YazırHem namazı kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz

Yusuf AliSo establish regular Prayer and give regular Charity; and obey the Apostle; that ye may receive mercy

24:57
لَا تَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مُعۡجِزِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَمَأۡوَىٰهُمُ ٱلنَّارُۖ وَلَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
لَا
sanma
تَحْسَبَنَّ
think
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
مُعْجِزِينَ
(Allah'ı) aciz bırakacaklarını
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
وَمَأْوَىٰهُمُ
ve onların varacağı yer
ٱلنَّارُ ۖ
ateştir
وَلَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
bir varış yeridir

Elmalılı Hamdi Yazırİnkâr edenlerin, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacaklarını sanmayasın! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeridir orası

Yusuf AliNever think thou that the Unbelievers are going to frustrate (God's Plan) on earth: their abode is the Fire,- and it is indeed an evil refuge

24:58 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِيَسۡتَـٔۡذِنكُمُ ٱلَّذِينَ مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡ وَٱلَّذِينَ لَمۡ يَبۡلُغُواْ ٱلۡحُلُمَ مِنكُمۡ ثَلَٰثَ مَرَّٰتࣲۚ مِّن قَبۡلِ صَلَوٰةِ ٱلۡفَجۡرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ ٱلظَّهِيرَةِ وَمِنۢ بَعۡدِ صَلَوٰةِ ٱلۡعِشَآءِۚ ثَلَٰثُ عَوۡرَٰتࣲ لَّكُمۡۚ لَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ وَلَا عَلَيۡهِمۡ جُنَاحُۢ بَعۡدَهُنَّۚ طَوَّٰفُونَ عَلَيۡكُم بَعۡضُكُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لِيَسْتَـْٔذِنكُمُ
izin istesinler
ٱلَّذِينَ
kimseler
مَلَكَتْ
altında bulunan (köle ve hizmetçi)
أَيْمَـٰنُكُمْ
ellerinizin
وَٱلَّذِينَ
ve olanlar
لَمْ
henüz ermemiş
يَبْلُغُوا۟
reached
ٱلْحُلُمَ
erginliğe
مِنكُمْ
sizden
ثَلَـٰثَ
üç
مَرَّٰتٍۢ ۚ
vakitte
مِّن
önce
قَبْلِ
before
صَلَوٰةِ
namazından
ٱلْفَجْرِ
sabah
وَحِينَ
ve zaman
تَضَعُونَ
çıkar(ıp yat)acağınız
ثِيَابَكُم
elbisenizi
مِّنَ
öğle vakti
ٱلظَّهِيرَةِ
noon
وَمِنۢ
ve
بَعْدِ
sonra
صَلَوٰةِ
namazından
ٱلْعِشَآءِ ۚ
yatsı
ثَلَـٰثُ
üç vakittir
عَوْرَٰتٍۢ
mahrem olan
لَّكُمْ ۚ
sizin için
لَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
size
وَلَا
ve yoktur
عَلَيْهِمْ
onlara
جُنَاحٌۢ
bir günah
بَعْدَهُنَّ ۚ
bunların dışında
طَوَّٰفُونَ
girip çıkarsınız
عَلَيْكُم
yanına
بَعْضُكُمْ
biriniz
عَلَىٰ
diğerinin
بَعْضٍۢ ۚ
others
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklar
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ۗ
ayetleri
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için, ne de onlar için bir mahzur yoktur. (Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.) İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Yusuf AliO ye who believe! let those whom your right hands possess, and the (children) among you who have not come of age ask your permission (before they come to your presence), on three occasions: before morning prayer; the while ye doff your clothes for the noonday heat; and after the late-night prayer: these are your three times of undress: outside those times it is not wrong for you or for them to move about attending to each other: Thus does God make clear the Signs to you: for God is full of knowledge and wisdom

24:59 📚 1
وَإِذَا بَلَغَ ٱلۡأَطۡفَٰلُ مِنكُمُ ٱلۡحُلُمَ فَلۡيَسۡتَـٔۡذِنُواْ كَمَا ٱسۡتَـٔۡذَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ ءَايَٰتِهِۦۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
وَإِذَا
zaman
بَلَغَ
erdikleri
ٱلْأَطْفَـٰلُ
çocuklarınız
مِنكُمُ
sizin
ٱلْحُلُمَ
erginlik çağına
فَلْيَسْتَـْٔذِنُوا۟
izin istesinler
كَمَا
gibi
ٱسْتَـْٔذَنَ
izin istedikleri
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
(were) before them
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
ءَايَـٰتِهِۦ ۗ
ayetlerini
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırSizden olan çocuklarınız erginlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi, onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Yusuf AliBut when the children among you come of age, let them (also) ask for permission, as do those senior to them (in age): Thus does God make clear His Signs to you: for God is full of knowledge and wisdom

24:60 📚 2
وَٱلۡقَوَٰعِدُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِي لَا يَرۡجُونَ نِكَاحࣰ ا فَلَيۡسَ عَلَيۡهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعۡنَ ثِيَابَهُنَّ غَيۡرَ مُتَبَرِّجَٰتِۭ بِزِينَةࣲۖ وَأَن يَسۡتَعۡفِفۡنَ خَيۡرࣱ لَّهُنَّۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَٱلْقَوَٰعِدُ
ve (ihtiyar) oturan
مِنَ
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ
the women
ٱلَّـٰتِى
ki
لَا
ümidi kalmamıştır
يَرْجُونَ
have desire
نِكَاحًۭا
evlenmeye
فَلَيْسَ
yoktur
عَلَيْهِنَّ
kendileri için
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
bırakmalarında
يَضَعْنَ
they put aside
ثِيَابَهُنَّ
dış örtülerini
غَيْرَ
göstermeden
مُتَبَرِّجَـٰتٍۭ
displaying
بِزِينَةٍۢ ۖ
süslerini
وَأَن
ama
يَسْتَعْفِفْنَ
sakınmaları
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّهُنَّ ۗ
kendileri için
وَٱللَّهُ
ve Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırBir nikah ümidi kalmayan, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların ise, zinetlerini (yabancı erkeklere) göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Yine de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir

Yusuf AliSuch elderly women as are past the prospect of marriage,- there is no blame on them if they lay aside their (outer) garments, provided they make not a wanton display of their beauty: but it is best for them to be modest: and God is One Who sees and knows all things

24:61 📚 12
لَّيۡسَ عَلَى ٱلۡأَعۡمَىٰ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡأَعۡرَجِ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرِيضِ حَرَجࣱ وَلَا عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۡ أَن تَأۡكُلُواْ مِنۢ بُيُوتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ ءَابَآئِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أُمَّهَٰتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ إِخۡوَٰنِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أَخَوَٰتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أَعۡمَٰمِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ عَمَّٰتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أَخۡوَٰلِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ خَٰلَٰتِكُمۡ أَوۡ مَا مَلَكۡتُم مَّفَاتِحَهُۥٓ أَوۡ صَدِيقِكُمۡۚ لَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَأۡكُلُواْ جَمِيعًا أَوۡ أَشۡتَاتࣰ اۚ فَإِذَا دَخَلۡتُم بُيُوتࣰ ا فَسَلِّمُواْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۡ تَحِيَّةࣰ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ مُبَٰرَكَةࣰ طَيِّبَةࣰۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
لَّيْسَ
yoktur
عَلَى
üzerine
ٱلْأَعْمَىٰ
kör
حَرَجٌۭ
bir güçlük
وَلَا
ve yoktur
عَلَى
üzerine
ٱلْأَعْرَجِ
topal
حَرَجٌۭ
bir güçlük
وَلَا
ve yoktur
عَلَى
üzerine
ٱلْمَرِيضِ
hasta
حَرَجٌۭ
güçlük
وَلَا
ve (bir güçlük) yoktur
عَلَىٰٓ
üzerinize
أَنفُسِكُمْ
sizin
أَن
yemenizde
تَأْكُلُوا۟
you eat
مِنۢ
kendi evlerinizden
بُيُوتِكُمْ
your houses
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
ءَابَآئِكُمْ
babalarınızın
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
أُمَّهَـٰتِكُمْ
annelerinizin
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
إِخْوَٰنِكُمْ
kardeşlerinizin
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
أَخَوَٰتِكُمْ
kızkardeşlerinizin
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
أَعْمَـٰمِكُمْ
amcalarınızın
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
عَمَّـٰتِكُمْ
halalarınızın
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
أَخْوَٰلِكُمْ
dayılarınızın
أَوْ
yahut
بُيُوتِ
evlerinden
خَـٰلَـٰتِكُمْ
teyzelerinizin
أَوْ
yahut
مَا
sahip olduğunuzun
مَلَكْتُم
you possess
مَّفَاتِحَهُۥٓ
anahtarlarına
أَوْ
yahut
صَدِيقِكُمْ ۚ
arkadaşınızın
لَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
üzerinize
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
yemenizde
تَأْكُلُوا۟
you eat
جَمِيعًا
toplu olarak
أَوْ
yahut
أَشْتَاتًۭا ۚ
ayrı ayrı
فَإِذَا
zaman
دَخَلْتُم
girdiğiniz
بُيُوتًۭا
evlere
فَسَلِّمُوا۟
selam verin;
عَلَىٰٓ
kendinize
أَنفُسِكُمْ
yourselves
تَحِيَّةًۭ
(bir yaşam) dileğiyle
مِّنْ
tarafından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
مُبَـٰرَكَةًۭ
bereketli
طَيِّبَةًۭ ۚ
güzel
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
aklınızı kullanırsınız

Elmalılı Hamdi YazırA'maya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarına malik olduğunuz yerlerden, yahut dostlarınızın evlerinden yemenizde bir sakınca yoktur. Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizde de bir güçlük ve günah yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selam verin. İşte Allah düşünüp anlayasınız diye size âyetlerini böyle açıklar

Yusuf AliIt is no fault in the blind nor in one born lame, nor in one afflicted with illness, nor in yourselves, that ye should eat in your own houses, or those of your fathers, or your mothers, or your brothers, or your sisters, or your father's brothe rs or your father's sisters, or your mohter's brothers, or your mother's sisters, or in houses of which the keys are in your possession, or in the house of a sincere friend of yours: there is no blame on you, whether ye eat in company or separately. Bu t if ye enter houses, salute each other - a greeting of blessing and purity as from God. Thus does God make clear the signs to you: that ye may understand

24:62 📚 2
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَإِذَا كَانُواْ مَعَهُۥ عَلَىٰٓ أَمۡرࣲ جَامِعࣲ لَّمۡ يَذۡهَبُواْ حَتَّىٰ يَسۡتَـٔۡذِنُوهُۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسۡتَـٔۡذِنُونَكَ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۚ فَإِذَا ٱسۡتَـٔۡذَنُوكَ لِبَعۡضِ شَأۡنِهِمۡ فَأۡذَن لِّمَن شِئۡتَ مِنۡهُمۡ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لَهُمُ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
ٱلَّذِينَ
inanırlar
ءَامَنُوا۟
believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisine
وَإِذَا
ve ne zaman ki
كَانُوا۟
olurlar
مَعَهُۥ
onunla beraber
عَلَىٰٓ
için
أَمْرٍۢ
bir iş
جَامِعٍۢ
toplumsal
لَّمْ
gitmezler
يَذْهَبُوا۟
they go
حَتَّىٰ
kadar
يَسْتَـْٔذِنُوهُ ۚ
ondan izin alıncaya
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
senden izin alanlar
يَسْتَـْٔذِنُونَكَ
ask your permission
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlardır
ٱلَّذِينَ
inananlar
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ۚ
ve Elçisine
فَإِذَا
zaman
ٱسْتَـْٔذَنُوكَ
senden izin istedikleri
لِبَعْضِ
bazı
شَأْنِهِمْ
işleri için
فَأْذَن
izin ver
لِّمَن
kimseye
شِئْتَ
dilediğin
مِنْهُمْ
onlardan
وَٱسْتَغْفِرْ
ve mağfiret dile
لَهُمُ
onlar için
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırMüminler ancak, Allah'a ve Resülüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar o Peygamber ile birlikte sosyal bir işle meşgul iken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resulüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah'a ve Resulüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah'tan bağış dile; çünkü Allah mağfiret edicidir, merhametlidir

Yusuf AliOnly those are believers, who believe in God and His Apostle: when they are with him on a matter requiring collective action, they do not depart until they have asked for his leave; those who ask for thy leave are those who believe in God and H is Apostle; so when they ask for thy leave, for some business of theirs, give leave to those of them whom thou wilt, and ask God for their forgiveness: for God is Oft- Forgiving, Most Merciful

24:63 📚 19
لَّا تَجۡعَلُواْ دُعَآءَ ٱلرَّسُولِ بَيۡنَكُمۡ كَدُعَآءِ بَعۡضِكُم بَعۡضࣰ اۚ قَدۡ يَعۡلَمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمۡ لِوَاذࣰ اۚ فَلۡيَحۡذَرِ ٱلَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنۡ أَمۡرِهِۦٓ أَن تُصِيبَهُمۡ فِتۡنَةٌ أَوۡ يُصِيبَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ
لَّا
bir tutmayın
تَجْعَلُوا۟
make
دُعَآءَ
davetini
ٱلرَّسُولِ
Rasulün
بَيْنَكُمْ
aranızda
كَدُعَآءِ
daveti gibi
بَعْضِكُم
herhangi birinizin
بَعْضًۭا ۚ
diğerini
قَدْ
andolsun
يَعْلَمُ
bilir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
sıvışıp gidenleri
يَتَسَلَّلُونَ
slip away
مِنكُمْ
içinizden
لِوَاذًۭا ۚ
birbirinin arkasına gizlenerek
فَلْيَحْذَرِ
o halde sakınsınlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُخَالِفُونَ
aykırı davranan(lar)
عَنْ
onun emrine
أَمْرِهِۦٓ
his orders
أَن
kendilerine uğramasından
تُصِيبَهُمْ
befalls them
فِتْنَةٌ
bir belanın
أَوْ
yahut
يُصِيبَهُمْ
onlara çarpmasından
عَذَابٌ
bir azabın
أَلِيمٌ
acıklı

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey müminler!) Peygamberin davetini, aranızdan bazınızın bazınıza daveti gibi zannetmeyin. İçinizden, birini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, O'nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar

Yusuf AliDeem not the summons of the Apostle among yourselves like the summons of one of you to another: God doth know those of you who slip away under shelter of some excuse: then let those beware who withstand the Apostle's order, lest some trial bef all them, or a grievous penalty be inflicted on them

24:64 📚 1
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ قَدۡ يَعۡلَمُ مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ وَيَوۡمَ يُرۡجَعُونَ إِلَيۡهِ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُواْۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ
أَلَآ
iyi bilinki
إِنَّ
şüphesiz
لِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
قَدْ
andolsun
يَعْلَمُ
bilir
مَآ
ne iş
أَنتُمْ
sizin
عَلَيْهِ
üzerinde olduğunuzu
وَيَوْمَ
ve gün
يُرْجَعُونَ
döndürül(üp götürül)dükleri
إِلَيْهِ
O'na
فَيُنَبِّئُهُم
onlara haber verir
بِمَا
ne
عَمِلُوا۟ ۗ
yaptıklarını
وَٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۢ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırBilmiş olun ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. O, sizin ne yolda, ne durumda olduğunuzu iyi bilir. Huzuruna döndürülecekleri günde ise, yapmış olduklarını hemen kendilerine haber verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir

Yusuf AliBe quite sure that to God doth belong whatever is in the heavens and on earth. Well doth He know what ye are intent upon: and one day they will be brought back to Him, and He will tell them the truth of what they did: for God doth know all thi ngs

← Önceki Sonraki →

24. An-Noor Suresi | Anlam Arayışı