☪ Anlam Arayışı

25. Al-Furqaan سُورَةُ الفُرۡقَانِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
25:1 📚 1
تَبَارَكَ ٱلَّذِي نَزَّلَ ٱلۡفُرۡقَانَ عَلَىٰ عَبۡدِهِۦ لِيَكُونَ لِلۡعَٰلَمِينَ نَذِيرًا
تَبَارَكَ
pek kutludur
ٱلَّذِى
indiren
نَزَّلَ
sent down
ٱلْفُرْقَانَ
Furkanı
عَلَىٰ
üzerine
عَبْدِهِۦ
kulu
لِيَكُونَ
olması için
لِلْعَـٰلَمِينَ
alemlere
نَذِيرًا
uyarıcı

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir

Saheeh InternationalBlessed is He who sent down the Criterion upon His Servant that he may be to the worlds a warner

Yusuf AliBlessed is He who sent down the criterion to His servant, that it may be an admonition to all creatures

25:2 📚 7
ٱلَّذِي لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَمۡ يَتَّخِذۡ وَلَدࣰ ا وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكࣱ فِي ٱلۡمُلۡكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيۡءࣲ فَقَدَّرَهُۥ تَقۡدِيرࣰ ا
ٱلَّذِى
öyle ki
لَهُۥ
O'nundur
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَلَمْ
ve
يَتَّخِذْ
O edinmemiştir
وَلَدًۭا
bir çocuk
وَلَمْ
ve
يَكُن
yoktur
لَّهُۥ
O'nun
شَرِيكٌۭ
ortağı
فِى
mülkünde
ٱلْمُلْكِ
the dominion
وَخَلَقَ
ve yaratmıştır
كُلَّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
فَقَدَّرَهُۥ
ve takdir etmiştir ona
تَقْدِيرًۭا
ölçü biçim ve düzen

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir

Saheeh InternationalHe to whom belongs the dominion of the heavens and the earth and who has not taken a son and has not had a partner in dominion and has created each thing and determined it with [precise] determination

Yusuf AliHe to whom belongs the dominion of the heavens and the earth: no son has He begotten, nor has He a partner in His dominion: it is He who created all things, and ordered them in due proportions

25:3
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةࣰ لَّا يَخۡلُقُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَهُمۡ يُخۡلَقُونَ وَلَا يَمۡلِكُونَ لِأَنفُسِهِمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا نَفۡعࣰ ا وَلَا يَمۡلِكُونَ مَوۡتࣰ ا وَلَا حَيَوٰةࣰ وَلَا نُشُورࣰ ا
وَٱتَّخَذُوا۟
ve edindiler
مِن
O'ndan ayrı olarak
دُونِهِۦٓ
besides Him
ءَالِهَةًۭ
birtakım tanrılar
لَّا
yaratmayan
يَخْلُقُونَ
they create
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey
وَهُمْ
ve kendileri
يُخْلَقُونَ
yaratılan
وَلَا
ve
يَمْلِكُونَ
güçleri yetmeyen
لِأَنفُسِهِمْ
kendilerine dahi
ضَرًّۭا
zarar vermeye
وَلَا
ne de
نَفْعًۭا
yarar vermeye
وَلَا
ve
يَمْلِكُونَ
güçleri yetmeyen
مَوْتًۭا
öldüremeye
وَلَا
ne de
حَيَوٰةًۭ
yaşatamaya
وَلَا
ve ne de
نُشُورًۭا
(ölüleri diriltip) kaldıramaya

Diyanet İşleri MealiKafirler, O'nu bırakıp, birşey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler

Saheeh InternationalBut they have taken besides Him gods which create nothing, while they are created, and possess not for themselves any harm or benefit and possess not [power to cause] death or life or resurrection

Yusuf AliYet have they taken, besides him, gods that can create nothing but are themselves created; that have no control of hurt or good to themselves; nor can they control death nor life nor resurrection

25:4
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّآ إِفۡكٌ ٱفۡتَرَىٰهُ وَأَعَانَهُۥ عَلَيۡهِ قَوۡمٌ ءَاخَرُونَۖ فَقَدۡ جَآءُو ظُلۡمࣰ ا وَزُورࣰ ا
وَقَالَ
ve dedi ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّآ
başka bir şey
إِفْكٌ
yalandan
ٱفْتَرَىٰهُ
onu uydurdu
وَأَعَانَهُۥ
ve yardım etti
عَلَيْهِ
kendisine
قَوْمٌ
bir topluluk
ءَاخَرُونَ ۖ
başka
فَقَدْ
böylece
جَآءُو
vardılar
ظُلْمًۭا
kesin bir haksızlığa
وَزُورًۭا
ve iftiraya

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Bu Kuran uydurmadır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular

Saheeh InternationalAnd those who disbelieve say, "This [Qur'an] is not except a falsehood he invented, and another people assisted him in it." But they have committed an injustice and a lie

Yusuf AliBut the misbelievers say: "Naught is this but a lie which he has forged, and others have helped him at it." In truth it is they who have put forward an iniquity and a falsehood

25:5 📚 1
وَقَالُوٓاْ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٱكۡتَتَبَهَا فَهِيَ تُمۡلَىٰ عَلَيۡهِ بُكۡرَةࣰ وَأَصِيلࣰ ا
وَقَالُوٓا۟
ve dediler
أَسَـٰطِيرُ
masalları
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin
ٱكْتَتَبَهَا
onları yazmış
فَهِىَ
onlar
تُمْلَىٰ
yazdırılıyor
عَلَيْهِ
kendisine
بُكْرَةًۭ
sabah
وَأَصِيلًۭا
ve akşam

Diyanet İşleri MealiKuran öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler

Saheeh InternationalAnd they say, "Legends of the former peoples which he has written down, and they are dictated to him morning and afternoon

Yusuf AliAnd they say: "Tales of the ancients, which he has caused to be written: and they are dictated before him morning and evening

25:6 📚 2
قُلۡ أَنزَلَهُ ٱلَّذِي يَعۡلَمُ ٱلسِّرَّ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّهُۥ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
قُلْ
de ki
أَنزَلَهُ
onu indirdi
ٱلَّذِى
bilen
يَعْلَمُ
knows
ٱلسِّرَّ
gizleri
فِى
göklerdeki
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerdeki
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
كَانَ
çok bağışlayandır
غَفُورًۭا
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "It has been revealed by He who knows [every] secret within the heavens and the earth. Indeed, He is ever Forgiving and Merciful

Yusuf AliSay: "The (Qur'an) was sent down by Him who knows the mystery (that is) in the heavens and the earth: verily He is Oft-Forgiving, Most Merciful

25:7 📚 1
وَقَالُواْ مَالِ هَٰذَا ٱلرَّسُولِ يَأۡكُلُ ٱلطَّعَامَ وَيَمۡشِي فِي ٱلۡأَسۡوَاقِ لَوۡلَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِ مَلَكࣱ فَيَكُونَ مَعَهُۥ نَذِيرًا
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
مَالِ
ne oluyor ki?
هَـٰذَا
bu
ٱلرَّسُولِ
elçiye
يَأْكُلُ
yiyor
ٱلطَّعَامَ
yemek
وَيَمْشِى
ve geziyor
فِى
çarşılarda
ٱلْأَسْوَاقِ ۙ
the markets
لَوْلَآ
değil mi?
أُنزِلَ
indirilmeli
إِلَيْهِ
ona
مَلَكٌۭ
bir melek
فَيَكُونَ
olsun
مَعَهُۥ
kendisiyle beraber
نَذِيرًا
uyarıcı

Diyanet İşleri MealiŞöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler

Saheeh InternationalAnd they say, "What is this messenger that eats food and walks in the markets? Why was there not sent down to him an angel so he would be with him a warner

Yusuf AliAnd they say: "What sort of an apostle is this, who eats food, and walks through the streets? Why has not an angel been sent down to him to give admonition with him

25:8
أَوۡ يُلۡقَىٰٓ إِلَيۡهِ كَنزٌ أَوۡ تَكُونُ لَهُۥ جَنَّةࣱ يَأۡكُلُ مِنۡهَاۚ وَقَالَ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلࣰ ا مَّسۡحُورًا
أَوْ
yahut değil mi?
يُلْقَىٰٓ
atılmalı
إِلَيْهِ
üstüne
كَنزٌ
bir hazine
أَوْ
yahut
تَكُونُ
olmalı değil mi?
لَهُۥ
kendisinin
جَنَّةٌۭ
bir bahçesi
يَأْكُلُ
yiyeceği
مِنْهَا ۚ
ondan (ürününden)
وَقَالَ
ve dediler ki
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler
إِن
siz uymuyorsunuz
تَتَّبِعُونَ
you follow
إِلَّا
başkasına
رَجُلًۭا
bir adam(dan)
مَّسْحُورًا
büyülenmiş

Diyanet İşleri MealiŞöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler

Saheeh InternationalOr [why is not] a treasure presented to him [from heaven], or does he [not] have a garden from which he eats?" And the wrongdoers say, "You follow not but a man affected by magic

Yusuf AliOr (Why) has not a treasure been bestowed on him, or why has he (not) a garden for enjoyment?" The wicked say: "Ye follow none other than a man bewitched

25:9
ٱنظُرۡ كَيۡفَ ضَرَبُواْ لَكَ ٱلۡأَمۡثَٰلَ فَضَلُّواْ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ سَبِيلࣰ ا
ٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
ضَرَبُوا۟
misal verdiler
لَكَ
senin için
ٱلْأَمْثَـٰلَ
benzetmelerle
فَضَلُّوا۟
saptılar
فَلَا
artık
يَسْتَطِيعُونَ
bulamazlar
سَبِيلًۭا
yolu

Diyanet İşleri MealiSana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar

Saheeh InternationalLook how they strike for you comparisons; but they have strayed, so they cannot [find] a way

Yusuf AliSee what kinds of comparisons they make for thee! But they have gone astray, and never a way will they be able to find

25:10
تَبَارَكَ ٱلَّذِيٓ إِن شَآءَ جَعَلَ لَكَ خَيۡرࣰ ا مِّن ذَٰلِكَ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ وَيَجۡعَل لَّكَ قُصُورَۢا
تَبَارَكَ
yücedir
ٱلَّذِىٓ
O ki
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
جَعَلَ
verir
لَكَ
sana
خَيْرًۭا
daha hayırlısını
مِّن
bundan
ذَٰلِكَ
that
جَنَّـٰتٍۢ
bahçeler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
وَيَجْعَل
ve yapar
لَّكَ
senin için
قُصُورًۢا
saraylar

Diyanet İşleri MealiDilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir

Saheeh InternationalBlessed is He who, if He willed, could have made for you [something] better than that - gardens beneath which rivers flow - and could make for you palaces

Yusuf AliBlessed is He who, if that were His will, could give thee better (things) than those,- Gardens beneath which rivers flow; and He could give thee palaces (secure to dwell in)

25:11
بَلۡ كَذَّبُواْ بِٱلسَّاعَةِۖ وَأَعۡتَدۡنَا لِمَن كَذَّبَ بِٱلسَّاعَةِ سَعِيرًا
بَلْ
bilakis
كَذَّبُوا۟
onlar yalanladılar
بِٱلسَّاعَةِ ۖ
(duruşma) sa'atini
وَأَعْتَدْنَا
ve biz hazırlamışızdır
لِمَن
kimselere
كَذَّبَ
yalanlayan
بِٱلسَّاعَةِ
sa'ati
سَعِيرًا
alevli bir ateş

Diyanet İşleri MealiZaten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlamışızdır

Saheeh InternationalBut they have denied the Hour, and We have prepared for those who deny the Hour a Blaze

Yusuf AliNay they deny the hour (of the judgment to come): but We have prepared a blazing fire for such as deny the hour

25:12 📚 2
إِذَا رَأَتۡهُم مِّن مَّكَانِۭ بَعِيدࣲ سَمِعُواْ لَهَا تَغَيُّظࣰ ا وَزَفِيرࣰ ا
إِذَا
ne zaman ki
رَأَتْهُم
onları görünce
مِّن
bir yerden
مَّكَانٍۭ
a place
بَعِيدٍۢ
uzak
سَمِعُوا۟
onlar işitirler
لَهَا
bunun
تَغَيُّظًۭا
öfkesini
وَزَفِيرًۭا
ve homurtusunu

Diyanet İşleri MealiBu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler

Saheeh InternationalWhen the Hellfire sees them from a distant place, they will hear its fury and roaring

Yusuf AliWhen it sees them from a place fAr off, they will hear its fury and its ranging sigh

25:13
وَإِذَآ أُلۡقُواْ مِنۡهَا مَكَانࣰ ا ضَيِّقࣰ ا مُّقَرَّنِينَ دَعَوۡاْ هُنَالِكَ ثُبُورࣰ ا
وَإِذَآ
ve zaman
أُلْقُوا۟
atıldıkları
مِنْهَا
onun
مَكَانًۭا
bir yerine
ضَيِّقًۭا
dar
مُّقَرَّنِينَ
bağlı olarak
دَعَوْا۟
çağırırlar
هُنَالِكَ
orada
ثُبُورًۭا
helâki

Diyanet İşleri MealiElleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada, yok olup gitmeyi isterler

Saheeh InternationalAnd when they are thrown into a narrow place therein bound in chains, they will cry out thereupon for destruction

Yusuf AliAnd when they are cast, bound together into a constricted place therein, they will pLead for destruction there and then

25:14
لَّا تَدۡعُواْ ٱلۡيَوۡمَ ثُبُورࣰ ا وَٰحِدࣰ ا وَٱدۡعُواْ ثُبُورࣰ ا كَثِيرࣰ ا
لَّا
çağırmayın
تَدْعُوا۟
call
ٱلْيَوْمَ
bugün
ثُبُورًۭا
helâki
وَٰحِدًۭا
bir tek
وَٱدْعُوا۟
çağırın
ثُبُورًۭا
helâki
كَثِيرًۭا
birçok

Diyanet İşleri MealiBir kere yok olmayı değil, birçok defa yok olmayı isteyin" denir

Saheeh International[They will be told], "Do not cry this Day for one destruction but cry for much destruction

Yusuf AliThis day plead not for a single destruction: plead for destruction oft- repeated

25:15
قُلۡ أَذَٰلِكَ خَيۡرٌ أَمۡ جَنَّةُ ٱلۡخُلۡدِ ٱلَّتِي وُعِدَ ٱلۡمُتَّقُونَۚ كَانَتۡ لَهُمۡ جَزَآءࣰ وَمَصِيرࣰ ا
قُلْ
de ki
أَذَٰلِكَ
bu mu?
خَيْرٌ
daha iyi
أَمْ
yoksa
جَنَّةُ
cennet (mi?)
ٱلْخُلْدِ
ebedi
ٱلَّتِى
va'dedilen
وُعِدَ
is promised
ٱلْمُتَّقُونَ ۚ
muttakilere
كَانَتْ
olan
لَهُمْ
onlar için
جَزَآءًۭ
mükafat
وَمَصِيرًۭا
ve varış yeri

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bu mu iyidir, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara mükafat ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cennet mi daha iyidir

Saheeh InternationalSay, "Is that better or the Garden of Eternity which is promised to the righteous? It will be for them a reward and destination

Yusuf AliSay: "Is that best, or the eternal garden, promised to the righteous? for them, that is a reward as well as a goal (of attainment)

25:16
لَّهُمۡ فِيهَا مَا يَشَآءُونَ خَٰلِدِينَۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ وَعۡدࣰ ا مَّسۡـُٔولࣰ ا
لَّهُمْ
onlara vardır
فِيهَا
orada
مَا
ne
يَشَآءُونَ
istiyorlarsa
خَـٰلِدِينَ ۚ
ve sürekli kalırlar
كَانَ
bu
عَلَىٰ
üzerine
رَبِّكَ
Rabbinin
وَعْدًۭا
bir va'didir
مَّسْـُٔولًۭا
sorumluluk gerektiren

Diyanet İşleri MealiTemelli kalacakları cennette diledikleri şeyleri bulurlar. Bu, Rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vaadidir

Saheeh InternationalFor them therein is whatever they wish, [while] abiding eternally. It is ever upon your Lord a promise [worthy to be] requested

Yusuf AliFor them there will be therein all that they wish for: they will dwell (there) for aye: A promise to be prayed for from thy Lord

25:17
وَيَوۡمَ يَحۡشُرُهُمۡ وَمَا يَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَقُولُ ءَأَنتُمۡ أَضۡلَلۡتُمۡ عِبَادِي هَٰٓؤُلَآءِ أَمۡ هُمۡ ضَلُّواْ ٱلسَّبِيلَ
وَيَوْمَ
ve gün
يَحْشُرُهُمْ
onları toplayacağı
وَمَا
şeyleri
يَعْبُدُونَ
taptıkları
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
فَيَقُولُ
der ki
ءَأَنتُمْ
siz mi?
أَضْلَلْتُمْ
saptırdınız
عِبَادِى
kullarımı
هَـٰٓؤُلَآءِ
bu
أَمْ
yoksa
هُمْ
kendileri (mi)
ضَلُّوا۟
sapıttılar
ٱلسَّبِيلَ
yolu

Diyanet İşleri MealiO gün Rabbin onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?" der

Saheeh InternationalAnd [mention] the Day He will gather them and that which they worship besides Allah and will say, "Did you mislead these, My servants, or did they [themselves] stray from the way

Yusuf AliThe day He will gather them together as well as those whom they worship besides God, He will ask: "Was it ye who let these My servants astray, or did they stray from the Path themselves

25:18
قَالُواْ سُبۡحَٰنَكَ مَا كَانَ يَنۢبَغِي لَنَآ أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنۡ أَوۡلِيَآءَ وَلَٰكِن مَّتَّعۡتَهُمۡ وَءَابَآءَهُمۡ حَتَّىٰ نَسُواْ ٱلذِّكۡرَ وَكَانُواْ قَوۡمَۢا بُورࣰ ا
قَالُوا۟
derler ki
سُبْحَـٰنَكَ
senin şanın yücedir
مَا
değildi
كَانَ
it was proper
يَنۢبَغِى
yaraşır
لَنَآ
bize
أَن
edinmek
نَّتَّخِذَ
we take
مِن
senden başka
دُونِكَ
besides You
مِنْ
veliler
أَوْلِيَآءَ
protectors
وَلَـٰكِن
fakat
مَّتَّعْتَهُمْ
sen onları ni'metlendirdin
وَءَابَآءَهُمْ
ve atalarını
حَتَّىٰ
kadar
نَسُوا۟
unutuncaya
ٱلذِّكْرَ
anmayı
وَكَانُوا۟
ve oldular
قَوْمًۢا
bir topluluk
بُورًۭا
helaki hak eden

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular" derler

Saheeh InternationalThey will say, "Exalted are You! It was not for us to take besides You any allies. But You provided comforts for them and their fathers until they forgot the message and became a people ruined

Yusuf AliThey will say: "Glory to Thee! not meet was it for us that we should take for protectors others besides Thee: But Thou didst bestow, on them and their fathers, good things (in life), until they forgot the Message: for they were a people (worthl ess and) lost

25:19
فَقَدۡ كَذَّبُوكُم بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسۡتَطِيعُونَ صَرۡفࣰ ا وَلَا نَصۡرࣰ اۚ وَمَن يَظۡلِم مِّنكُمۡ نُذِقۡهُ عَذَابࣰ ا كَبِيرࣰ ا
فَقَدْ
işte
كَذَّبُوكُم
sizi yalanladılar
بِمَا
şeyler
تَقُولُونَ
dedikleriniz
فَمَا
artık
تَسْتَطِيعُونَ
gücünüz yetmez
صَرْفًۭا
(azabı) geri çevirmeğe
وَلَا
ne de
نَصْرًۭا ۚ
yardım bulabilirsiniz
وَمَن
ve kim
يَظْلِم
zulmederse
مِّنكُمْ
sizden
نُذِقْهُ
ona taddırırız
عَذَابًۭا
bir azab
كَبِيرًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiSöylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar, artık kendinizden azabı çeviremez, yardım da göremezsiniz. Zulmedenlerinize büyük bir azap tattıracağız" denir

Saheeh InternationalSo they will deny you, [disbelievers], in what you say, and you cannot avert [punishment] or [find] help. And whoever commits injustice among you - We will make him taste a great punishment

Yusuf Ali(God will say): "Now have they proved you liars in what ye say: so ye cannot avert (your penalty) nor (get) help." And whoever among you does wrong, him shall We cause to taste of a grievous Penalty

25:20 📚 3
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا قَبۡلَكَ مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ إِلَّآ إِنَّهُمۡ لَيَأۡكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَيَمۡشُونَ فِي ٱلۡأَسۡوَاقِۗ وَجَعَلۡنَا بَعۡضَكُمۡ لِبَعۡضࣲ فِتۡنَةً أَتَصۡبِرُونَۗ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرࣰ ا
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
göndermedik
قَبْلَكَ
senden önce
مِنَ
elçilerden
ٱلْمُرْسَلِينَ
Messengers
إِلَّآ
başkasını
إِنَّهُمْ
şüphesiz onlar
لَيَأْكُلُونَ
yerlerdi
ٱلطَّعَامَ
yemek
وَيَمْشُونَ
ve gezerlerdi
فِى
çarşılarda
ٱلْأَسْوَاقِ ۗ
the markets
وَجَعَلْنَا
ve biz yaptık
بَعْضَكُمْ
kiminizi
لِبَعْضٍۢ
kiminiz için
فِتْنَةً
bir sınav
أَتَصْبِرُونَ ۗ
sabrediyor musunuz?
وَكَانَ
ve
رَبُّكَ
Rabbin
بَصِيرًۭا
(herşeyi) görendir

Diyanet İşleri MealiSenden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür

Saheeh InternationalAnd We did not send before you, [O Muhammad], any of the messengers except that they ate food and walked in the markets. And We have made some of you [people] as trial for others - will you have patience? And ever is your Lord, Seeing

Yusuf AliAnd the apostles whom We sent before thee were all (men) who ate food and walked through the streets: We have made some of you as a trial for others: will ye have patience? for God is One Who sees (all things)

25:21 📚 1
۞وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡنَا ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ أَوۡ نَرَىٰ رَبَّنَاۗ لَقَدِ ٱسۡتَكۡبَرُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ وَعَتَوۡ عُتُوࣰّ ا كَبِيرࣰ ا
۞ وَقَالَ
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
ummayan(lar)
يَرْجُونَ
expect
لِقَآءَنَا
bizimle karşılaşmayı
لَوْلَآ
değil mi?
أُنزِلَ
indirilmeli
عَلَيْنَا
bize
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
أَوْ
yahut
نَرَىٰ
görmeliydik
رَبَّنَا ۗ
Rabbimizi
لَقَدِ
andolsun ki
ٱسْتَكْبَرُوا۟
onlar büyüklük tasladılar
فِىٓ
içlerinde
أَنفُسِهِمْ
kendi
وَعَتَوْ
ve haddi aştılar
عُتُوًّۭا
bir azgınlıkla
كَبِيرًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiBizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir

Saheeh InternationalAnd those who do not expect the meeting with Us say, "Why were not angels sent down to us, or [why] do we [not] see our Lord?" They have certainly become arrogant within themselves and [become] insolent with great insolence

Yusuf AliSuch as fear not the meeting with Us (for Judgment) say: "Why are not the angels sent down to us, or (why) do we not see our Lord?" Indeed they have an arrogant conceit of themselves, and mighty is the insolence of their impiety

25:22
يَوۡمَ يَرَوۡنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ لَا بُشۡرَىٰ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُجۡرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجۡرࣰ ا مَّحۡجُورࣰ ا
يَوْمَ
gün
يَرَوْنَ
gördükleri
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
melekleri
لَا
yoktur
بُشْرَىٰ
müjde
يَوْمَئِذٍۢ
işte o gün
لِّلْمُجْرِمِينَ
suçlulara
وَيَقُولُونَ
ve onlar derler
حِجْرًۭا
yasaktır
مَّحْجُورًۭا
yasaklanmıştır

Diyanet İşleri MealiMelekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara iyi haber yoktur. Melekler: "İyi haber size yasaktır, yasak!" derler

Saheeh InternationalThe day they see the angels - no good tidings will there be that day for the criminals, and [the angels] will say, "Prevented and inaccessible

Yusuf AliThe Day they see the angels,- no joy will there be to the sinners that Day: The (angels) will say: "There is a barrier forbidden (to you) altogether

25:23 📚 2
وَقَدِمۡنَآ إِلَىٰ مَا عَمِلُواْ مِنۡ عَمَلࣲ فَجَعَلۡنَٰهُ هَبَآءࣰ مَّنثُورًا
وَقَدِمْنَآ
önüne geçiririz
إِلَىٰ
şeyi
مَا
whatever
عَمِلُوا۟
yaptıkları
مِنْ
her
عَمَلٍۢ
işin
فَجَعَلْنَـٰهُ
ve onu getiririrz
هَبَآءًۭ
toz zerreleri haline
مَّنثُورًا
saçılmış

Diyanet İşleri MealiYaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz

Saheeh InternationalAnd We will regard what they have done of deeds and make them as dust dispersed

Yusuf AliAnd We shall turn to whatever deeds they did (in this life), and We shall make such deeds as floating dust scattered about

25:24
أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِ يَوۡمَئِذٍ خَيۡرࣱ مُّسۡتَقَرࣰّ ا وَأَحۡسَنُ مَقِيلࣰ ا
أَصْحَـٰبُ
halkının
ٱلْجَنَّةِ
cennet
يَوْمَئِذٍ
o gün
خَيْرٌۭ
daha iyidir
مُّسْتَقَرًّۭا
kalacakları yer
وَأَحْسَنُ
ve daha güzeldir
مَقِيلًۭا
dinlenecekleri yer

Diyanet İşleri MealiO gün, cennetliklerin kalacağı yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir

Saheeh InternationalThe companions of Paradise, that Day, are [in] a better settlement and better resting place

Yusuf AliThe Companions of the Garden will be well, that Day, in their abode, and have the fairest of places for repose

25:25
وَيَوۡمَ تَشَقَّقُ ٱلسَّمَآءُ بِٱلۡغَمَٰمِ وَنُزِّلَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ تَنزِيلًا
وَيَوْمَ
ve gün
تَشَقَّقُ
parçalandığı
ٱلسَّمَآءُ
göğün
بِٱلْغَمَـٰمِ
bulutları
وَنُزِّلَ
ve indirildiği
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
meleklerin
تَنزِيلًا
bir indirilişle

Diyanet İşleri MealiO gün, gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir

Saheeh InternationalAnd [mention] the Day when the heaven will split open with [emerging] clouds, and the angels will be sent down in successive descent

Yusuf AliThe Day the heaven shall be rent asunder with clouds, and angels shall be sent down, descending (in ranks)

25:26
ٱلۡمُلۡكُ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡحَقُّ لِلرَّحۡمَٰنِۚ وَكَانَ يَوۡمًا عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ عَسِيرࣰ ا
ٱلْمُلْكُ
mülk
يَوْمَئِذٍ
o gün
ٱلْحَقُّ
gerçek
لِلرَّحْمَـٰنِ ۚ
Rahmanın'dır
وَكَانَ
ve
يَوْمًا
bir gündür
عَلَى
için
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler
عَسِيرًۭا
çetin

Diyanet İşleri MealiO gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkarcılar için yaman bir gündür

Saheeh InternationalTrue sovereignty, that Day, is for the Most Merciful. And it will be upon the disbelievers a difficult Day

Yusuf AliThat Day, the dominion as of right and truth, shall be (wholly) for (God) Most Merciful: it will be a Day of dire difficulty for the Misbelievers

25:27 📚 1
وَيَوۡمَ يَعَضُّ ٱلظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيۡهِ يَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي ٱتَّخَذۡتُ مَعَ ٱلرَّسُولِ سَبِيلࣰ ا
وَيَوْمَ
ve o gün
يَعَضُّ
ısırır
ٱلظَّالِمُ
zalim
عَلَىٰ
ellerini
يَدَيْهِ
his hands
يَقُولُ
der
يَـٰلَيْتَنِى
ey! ne olurdu keşke
ٱتَّخَذْتُ
ben edineydim
مَعَ
beraber
ٱلرَّسُولِ
elçiyle
سَبِيلًۭا
bir yol

Diyanet İşleri MealiO gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der

Saheeh InternationalAnd the Day the wrongdoer will bite on his hands [in regret] he will say, "Oh, I wish I had taken with the Messenger a way

Yusuf AliThe Day that the wrong-doer will bite at his hands, he will say, "Oh! would that I had taken a (straight) path with the Apostle

25:28
يَٰوَيۡلَتَىٰ لَيۡتَنِي لَمۡ أَتَّخِذۡ فُلَانًا خَلِيلࣰ ا
يَـٰوَيْلَتَىٰ
eyvah bana
لَيْتَنِى
ne olurdu
لَمْ
ben tutmasaydım
أَتَّخِذْ
I had taken
فُلَانًا
falanı
خَلِيلًۭا
dost

Diyanet İşleri MealiO gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der

Saheeh InternationalOh, woe to me! I wish I had not taken that one as a friend

Yusuf AliAh! woe is me! Would that I had never taken such a one for a friend

25:29 📚 1
لَّقَدۡ أَضَلَّنِي عَنِ ٱلذِّكۡرِ بَعۡدَ إِذۡ جَآءَنِيۗ وَكَانَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لِلۡإِنسَٰنِ خَذُولࣰ ا
لَّقَدْ
gerçekten
أَضَلَّنِى
o beni saptırdı
عَنِ
Zikirden
ٱلذِّكْرِ
the Reminder
بَعْدَ
sonra
إِذْ
bana gelen
جَآءَنِى ۗ
it (had) come to me
وَكَانَ
zaten
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
لِلْإِنسَـٰنِ
insan için
خَذُولًۭا
yüzüstü bırakandır

Diyanet İşleri MealiO gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der

Saheeh InternationalHe led me away from the remembrance after it had come to me. And ever is Satan, to man, a deserter

Yusuf AliHe did lead me astray from the Message (of God) after it had come to me! Ah! the Evil One is but a traitor to man!" Then the Apostle will say

25:30
وَقَالَ ٱلرَّسُولُ يَٰرَبِّ إِنَّ قَوۡمِي ٱتَّخَذُواْ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ مَهۡجُورࣰ ا
وَقَالَ
ve dedi ki
ٱلرَّسُولُ
Elçi
يَـٰرَبِّ
ya Rabbi
إِنَّ
şüphesiz
قَوْمِى
kavmim
ٱتَّخَذُوا۟
bıraktılar
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
مَهْجُورًۭا
terk edilmiş

Diyanet İşleri MealiPeygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti" der

Saheeh InternationalAnd the Messenger has said, "O my Lord, indeed my people have taken this Qur'an as [a thing] abandoned

Yusuf AliO my Lord! Truly my people took this Qur'an for just foolish nonsense

25:31
وَكَذَٰلِكَ جَعَلۡنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوࣰّ ا مِّنَ ٱلۡمُجۡرِمِينَۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ هَادِيࣰ ا وَنَصِيرࣰ ا
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
جَعَلْنَا
biz var ettik
لِكُلِّ
her
نَبِىٍّ
elçiye
عَدُوًّۭا
bir düşman
مِّنَ
suçlulardan
ٱلْمُجْرِمِينَ ۗ
the criminals
وَكَفَىٰ
yeter
بِرَبِّكَ
Rabbin
هَادِيًۭا
yol gösterici olarak
وَنَصِيرًۭا
ve yardımcı olarak

Diyanet İşleri MealiHer peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter

Saheeh InternationalAnd thus have We made for every prophet an enemy from among the criminals. But sufficient is your Lord as a guide and a helper

Yusuf AliThus have We made for every prophet an enemy among the sinners: but enough is thy Lord to guide and to help

25:32 📚 2
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡلَا نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلۡقُرۡءَانُ جُمۡلَةࣰ وَٰحِدَةࣰۚ كَذَٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِۦ فُؤَادَكَۖ وَرَتَّلۡنَٰهُ تَرۡتِيلࣰ ا
وَقَالَ
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْلَا
değil miydi?
نُزِّلَ
indirilmeli
عَلَيْهِ
ona
ٱلْقُرْءَانُ
Kur'an
جُمْلَةًۭ
toptan
وَٰحِدَةًۭ ۚ
bir defada
كَذَٰلِكَ
böyle yaptık
لِنُثَبِّتَ
biz sağlamlaştırmak için
بِهِۦ
onunla
فُؤَادَكَ ۖ
senin kalbini
وَرَتَّلْنَـٰهُ
ve onu okuduk
تَرْتِيلًۭا
ağır ağır

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Kuran ona bir defada indirilmeliydi" derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz

Saheeh InternationalAnd those who disbelieve say, "Why was the Qur'an not revealed to him all at once?" Thus [it is] that We may strengthen thereby your heart. And We have spaced it distinctly

Yusuf AliThose who reject Faith say: "Why is not the Qur'an revealed to him all at once? Thus (is it revealed), that We may strengthen thy heart thereby, and We have rehearsed it to thee in slow, well-arranged stages, gradually

25:33
وَلَا يَأۡتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَأَحۡسَنَ تَفۡسِيرًا
وَلَا
ve
يَأْتُونَكَ
sana getiremezler
بِمَثَلٍ
hiçbir misal
إِلَّا
dışında
جِئْنَـٰكَ
sana getirdiğimiz
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
وَأَحْسَنَ
ve en güzel
تَفْسِيرًا
açıklamayı

Diyanet İşleri MealiSana bir misal vermezler ki, Biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana vermemiş olalım

Saheeh InternationalAnd they do not come to you with an argument except that We bring you the truth and the best explanation

Yusuf AliAnd no question do they bring to thee but We reveal to thee the truth and the best explanation (thereof)

25:34
ٱلَّذِينَ يُحۡشَرُونَ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ إِلَىٰ جَهَنَّمَ أُوْلَٰٓئِكَ شَرࣱّ مَّكَانࣰ ا وَأَضَلُّ سَبِيلࣰ ا
ٱلَّذِينَ
olanlar
يُحْشَرُونَ
toplanacak
عَلَىٰ
üzerine
وُجُوهِهِمْ
yüzleri
إِلَىٰ
cehenneme
جَهَنَّمَ
Hell
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
شَرٌّۭ
çok kötüdür
مَّكَانًۭا
yerleri
وَأَضَلُّ
ve çok sapıktır
سَبِيلًۭا
yolları

Diyanet İşleri MealiCehennemde yüzü koyun toplanacak olanlar, işte onların yerleri en kötü ve yolları da en sapıktır

Saheeh InternationalThe ones who are gathered on their faces to Hell - those are the worst in position and farthest astray in [their] way

Yusuf AliThose who will be gathered to Hell (prone) on their faces,- they will be in an evil plight, and, as to Path, most astray

25:35
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلۡنَا مَعَهُۥٓ أَخَاهُ هَٰرُونَ وَزِيرࣰ ا
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
مَعَهُۥٓ
kendisinin yanında
أَخَاهُ
kardeşi
هَـٰرُونَ
Harun'u
وَزِيرًۭا
vezir

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa'ya Kitap verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık

Saheeh InternationalAnd We had certainly given Moses the Scripture and appointed with him his brother Aaron as an assistant

Yusuf Ali(Before this,) We sent Moses The Book, and appointed his brother Aaron with him as minister

25:36
فَقُلۡنَا ٱذۡهَبَآ إِلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا فَدَمَّرۡنَٰهُمۡ تَدۡمِيرࣰ ا
فَقُلْنَا
dedik ki
ٱذْهَبَآ
gidin
إِلَى
kavme
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلَّذِينَ
onlar ki
كَذَّبُوا۟
yalanlıyorlar
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَدَمَّرْنَـٰهُمْ
ve onları yok ettik
تَدْمِيرًۭا
yıkılışla

Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi yalanlayan millete gidin" dedik. Sonunda o milleti yerle bir ettik

Saheeh InternationalAnd We said, "Go both of you to the people who have denied Our signs." Then We destroyed them with [complete] destruction

Yusuf AliAnd We command: "Go ye both, to the people who have rejected our Signs:" And those (people) We destroyed with utter destruction

25:37
وَقَوۡمَ نُوحࣲ لَّمَّا كَذَّبُواْ ٱلرُّسُلَ أَغۡرَقۡنَٰهُمۡ وَجَعَلۡنَٰهُمۡ لِلنَّاسِ ءَايَةࣰۖ وَأَعۡتَدۡنَا لِلظَّٰلِمِينَ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا
وَقَوْمَ
ve kavmi
نُوحٍۢ
Nuh
لَّمَّا
vakit
كَذَّبُوا۟
yalanladıkları
ٱلرُّسُلَ
peygamberleri
أَغْرَقْنَـٰهُمْ
onları boğduk
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
ve onları yaptık
لِلنَّاسِ
insanlara
ءَايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَأَعْتَدْنَا
ve hazırladık
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimlere
عَذَابًا
bir azab
أَلِيمًۭا
acıklı

Diyanet İşleri MealiNuh milletini de, peygamberleri yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. Zalimlere can yakıcı azap hazırlamışızdır

Saheeh InternationalAnd the people of Noah - when they denied the messengers, We drowned them, and We made them for mankind a sign. And We have prepared for the wrongdoers a painful punishment

Yusuf AliAnd the people of Noah,- when they rejected the apostles, We drowned them, and We made them as a Sign for mankind; and We have prepared for (all) wrong-doers a grievous Penalty

25:38
وَعَادࣰ ا وَثَمُودَاْ وَأَصۡحَٰبَ ٱلرَّسِّ وَقُرُونَۢا بَيۡنَ ذَٰلِكَ كَثِيرࣰ ا
وَعَادًۭا
ve Ad'ı
وَثَمُودَا۟
ve Semud'u
وَأَصْحَـٰبَ
ve halkını
ٱلرَّسِّ
Res
وَقُرُونًۢا
ve nesilleri
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ
bunun
كَثِيرًۭا
daha birçoğunu

Diyanet İşleri MealiAd, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik

Saheeh InternationalAnd [We destroyed] 'Aad and Thamud and the companions of the well and many generations between them

Yusuf AliAs also 'Ad and Thamud, and the Companions of the Rass, and many a generation between them

25:39
وَكُلࣰّ ا ضَرَبۡنَا لَهُ ٱلۡأَمۡثَٰلَۖ وَكُلࣰّ ا تَبَّرۡنَا تَتۡبِيرࣰ ا
وَكُلًّۭا
hepsine
ضَرَبْنَا
getirdik
لَهُ
onlara
ٱلْأَمْثَـٰلَ ۖ
misaller
وَكُلًّۭا
ve hepsini
تَبَّرْنَا
helak ettik
تَتْبِيرًۭا
helakla

Diyanet İşleri MealiHer birine misaller vermiştik ama, dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik

Saheeh InternationalAnd for each We presented examples [as warnings], and each We destroyed with [total] destruction

Yusuf AliTo each one We set forth Parables and examples; and each one We broke to utter annihilation (for their sins)

25:40
وَلَقَدۡ أَتَوۡاْ عَلَى ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلَّتِيٓ أُمۡطِرَتۡ مَطَرَ ٱلسَّوۡءِۚ أَفَلَمۡ يَكُونُواْ يَرَوۡنَهَاۚ بَلۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ نُشُورࣰ ا
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَتَوْا۟
vardılar
عَلَى
kente
ٱلْقَرْيَةِ
the town
ٱلَّتِىٓ
yağmura tutulan
أُمْطِرَتْ
was showered
مَطَرَ
yağmuruna
ٱلسَّوْءِ ۚ
bela
أَفَلَمْ
onu görmüyorlar mıydı?
يَكُونُوا۟
they [were]
يَرَوْنَهَا ۚ
see it
بَلْ
hayır
كَانُوا۟
onlar
لَا
ummuyorlardı
يَرْجُونَ
expecting
نُشُورًۭا
tekrar dirilip kalkmayı

Diyanet İşleri MealiBu putperestler and olsun ki, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardı. Onu görmediler mi? Hayır; tekrar dirilmeyi ummuyorlardı

Saheeh InternationalAnd they have already come upon the town which was showered with a rain of evil. So have they not seen it? But they are not expecting resurrection

Yusuf AliAnd the (Unbelievers) must indeed have passed by the town on which was rained a shower of evil: did they not then see it (with their own eyes)? But they fear not the Resurrection

25:41
وَإِذَا رَأَوۡكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِي بَعَثَ ٱللَّهُ رَسُولًا
وَإِذَا
ve zaman
رَأَوْكَ
seni gördükleri
إِن
seni yapmıyorlar
يَتَّخِذُونَكَ
they take you
إِلَّا
başka bir şey
هُزُوًا
eğlence konusundan
أَهَـٰذَا
bunu mu?
ٱلَّذِى
göndermiş
بَعَثَ
Allah has sent
ٱللَّهُ
Allah
رَسُولًا
elçi

Diyanet İşleri MealiSeni gördükleri zaman, "Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?" diye alaya almaktan başka birşey yapmazlar

Saheeh InternationalAnd when they see you, [O Muhammad], they take you not except in ridicule, [saying], "Is this the one whom Allah has sent as a messenger

Yusuf AliWhen they see thee, they treat thee no otherwise than in mockery: "Is this the one whom God has sent as an apostle

25:42 📚 2
إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنۡ ءَالِهَتِنَا لَوۡلَآ أَن صَبَرۡنَا عَلَيۡهَاۚ وَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ حِينَ يَرَوۡنَ ٱلۡعَذَابَ مَنۡ أَضَلُّ سَبِيلًا
إِن
nerdeyse
كَادَ
He would have almost
لَيُضِلُّنَا
bizi saptıracaktı (diyorlar)
عَنْ
tanrılarımızdan
ءَالِهَتِنَا
our gods
لَوْلَآ
eğer etmeseydik
أَن
biz kararlılık
صَبَرْنَا
we had been steadfast
عَلَيْهَا ۚ
onda
وَسَوْفَ
ve yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir
حِينَ
zaman
يَرَوْنَ
gördükleri
ٱلْعَذَابَ
azabı
مَنْ
kimin
أَضَلُّ
sapık olduğunu
سَبِيلًا
yolunun

Diyanet İşleri MealiTanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı" derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir

Saheeh InternationalHe almost would have misled us from our gods had we not been steadfast in [worship of] them." But they are going to know, when they see the punishment, who is farthest astray in [his] way

Yusuf AliHe indeed would well-nigh have misled us from our gods, had it not been that we were constant to them!" - Soon will they know, when they see the Penalty, who it is that is most misled in Path

25:43
أَرَءَيۡتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيۡهِ وَكِيلًا
أَرَءَيْتَ
gördün mü?
مَنِ
kimseyi
ٱتَّخَذَ
edinen
إِلَـٰهَهُۥ
tanrı
هَوَىٰهُ
arzusunu
أَفَأَنتَ
sen mi?
تَكُونُ
olacaksın
عَلَيْهِ
onun üstüne
وَكِيلًا
bekçi

Diyanet İşleri MealiHevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın

Saheeh InternationalHave you seen the one who takes as his god his own desire? Then would you be responsible for him

Yusuf AliSeest thou such a one as taketh for his god his own passion (or impulse)? Couldst thou be a disposer of affairs for him

25:44 📚 1
أَمۡ تَحۡسَبُ أَنَّ أَكۡثَرَهُمۡ يَسۡمَعُونَ أَوۡ يَعۡقِلُونَۚ إِنۡ هُمۡ إِلَّا كَٱلۡأَنۡعَٰمِ بَلۡ هُمۡ أَضَلُّ سَبِيلًا
أَمْ
yoksa
تَحْسَبُ
sanıyor musun ki?
أَنَّ
gerçekten
أَكْثَرَهُمْ
onların çoğu
يَسْمَعُونَ
işitiyorlar
أَوْ
veya
يَعْقِلُونَ ۚ
düşünüyorlar
إِنْ
değildir
هُمْ
onlar
إِلَّا
ancak
كَٱلْأَنْعَـٰمِ ۖ
hayvanlar gibidir
بَلْ
hatta
هُمْ
onlar
أَضَلُّ
daha sapıktır
سَبِيلًا
yolca

Diyanet İşleri MealiYoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar

Saheeh InternationalOr do you think that most of them hear or reason? They are not except like livestock. Rather, they are [even] more astray in [their] way

Yusuf AliOr thinkest thou that most of them listen or understand? They are only like cattle;- nay, they are worse astray in Path

25:45 📚 9
أَلَمۡ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيۡفَ مَدَّ ٱلظِّلَّ وَلَوۡ شَآءَ لَجَعَلَهُۥ سَاكِنࣰ ا ثُمَّ جَعَلۡنَا ٱلشَّمۡسَ عَلَيۡهِ دَلِيلࣰ ا
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
see
إِلَىٰ
Rabbini
رَبِّكَ
your Lord
كَيْفَ
nasıl?
مَدَّ
uzattı
ٱلظِّلَّ
gölgeyi
وَلَوْ
ve şayet
شَآءَ
dileseydi
لَجَعَلَهُۥ
onu yapardı
سَاكِنًۭا
durgun
ثُمَّ
sonra
جَعَلْنَا
kıldık
ٱلشَّمْسَ
güneşi
عَلَيْهِ
ona
دَلِيلًۭا
bir delil

Diyanet İşleri MealiRabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir

Saheeh InternationalHave you not considered your Lord - how He extends the shadow, and if He willed, He could have made it stationary? Then We made the sun for it an indication

Yusuf AliHast thou not turned thy vision to thy Lord?- How He doth prolong the shadow! If He willed, He could make it stationary! then do We make the sun its guide

25:46
ثُمَّ قَبَضۡنَٰهُ إِلَيۡنَا قَبۡضࣰ ا يَسِيرࣰ ا
ثُمَّ
sonra
قَبَضْنَـٰهُ
çekip aldık
إِلَيْنَا
kendimize
قَبْضًۭا
yavaş yavaş
يَسِيرًۭا
kolayca

Diyanet İşleri MealiRabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir

Saheeh InternationalThen We hold it in hand for a brief grasp

Yusuf AliThen We draw it in towards Ourselves,- a contraction by easy stages

25:47
وَهُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ لِبَاسࣰ ا وَٱلنَّوۡمَ سُبَاتࣰ ا وَجَعَلَ ٱلنَّهَارَ نُشُورࣰ ا
وَهُوَ
O
ٱلَّذِى
ki
جَعَلَ
yaptı
لَكُمُ
sizin için
ٱلَّيْلَ
geceyi
لِبَاسًۭا
elbise
وَٱلنَّوْمَ
ve uykuyu
سُبَاتًۭا
dinlenme
وَجَعَلَ
ve yaptı
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
نُشُورًۭا
kalkıp çalışma zamanı

Diyanet İşleri MealiSize geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır

Saheeh InternationalAnd it is He who has made the night for you as clothing and sleep [a means for] rest and has made the day a resurrection

Yusuf AliAnd He it is Who makes the Night as a Robe for you, and Sleep as Repose, and makes the Day (as it were) a Resurrection

25:48 📚 1
وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ ٱلرِّيَٰحَ بُشۡرَۢا بَيۡنَ يَدَيۡ رَحۡمَتِهِۦۚ وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ طَهُورࣰ ا
وَهُوَ
ve O
ٱلَّذِىٓ
ki
أَرْسَلَ
gönderdi
ٱلرِّيَـٰحَ
rüzgarları
بُشْرًۢا
müjdeci
بَيْنَ
arasında (önünde)
يَدَىْ
ellerinin (önünde)
رَحْمَتِهِۦ ۚ
rahmetinin
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
طَهُورًۭا
tertemiz

Diyanet İşleri MealiRüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir

Saheeh InternationalAnd it is He who sends the winds as good tidings before His mercy, and We send down from the sky pure water

Yusuf AliAnd He it is Who sends the winds as heralds of glad tidings, going before His mercy, and We send down pure water from the sky

25:49
لِّنُحۡـِۧيَ بِهِۦ بَلۡدَةࣰ مَّيۡتࣰ ا وَنُسۡقِيَهُۥ مِمَّا خَلَقۡنَآ أَنۡعَٰمࣰ ا وَأَنَاسِيَّ كَثِيرࣰ ا
لِّنُحْـِۧىَ
diriltelim diye
بِهِۦ
onunla
بَلْدَةًۭ
bir ülkeyi
مَّيْتًۭا
ölü
وَنُسْقِيَهُۥ
ve onunla sulayalım diye
مِمَّا
yarattığımız
خَلَقْنَآ
(to those) We created
أَنْعَـٰمًۭا
hayvanlardan;
وَأَنَاسِىَّ
ve insanlardan
كَثِيرًۭا
birçoğunu

Diyanet İşleri MealiRüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir

Saheeh InternationalThat We may bring to life thereby a dead land and give it as drink to those We created of numerous livestock and men

Yusuf AliThat with it We may give life to a dead land, and slake the thirst of things We have created,- cattle and men in great numbers

25:50
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَٰهُ بَيۡنَهُمۡ لِيَذَّكَّرُواْ فَأَبَىٰٓ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورࣰ ا
وَلَقَدْ
ve andolsun
صَرَّفْنَـٰهُ
etraflıca anlattık
بَيْنَهُمْ
onların aralarında
لِيَذَّكَّرُوا۟
öğüt alsınlar diye
فَأَبَىٰٓ
ama direnmektedir
أَكْثَرُ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
إِلَّا
ancak
كُفُورًۭا
inkarda

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki öğüt almaları için ülkeler arasında yer yer türlü türlü yağmur yağdırmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir

Saheeh InternationalAnd We have certainly distributed it among them that they might be reminded, but most of the people refuse except disbelief

Yusuf AliAnd We have distributed the (water) amongst them, in order that they may celebrate (our) praises, but most men are averse (to aught) but (rank) ingratitude

25:51
وَلَوۡ شِئۡنَا لَبَعَثۡنَا فِي كُلِّ قَرۡيَةࣲ نَّذِيرࣰ ا
وَلَوْ
ve eğer
شِئْنَا
biz dileseydik
لَبَعَثْنَا
gönderirdik
فِى
her
كُلِّ
every
قَرْيَةٍۢ
kente
نَّذِيرًۭا
bir uyarıcı

Diyanet İşleri MealiDileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik

Saheeh InternationalAnd if We had willed, We could have sent into every city a warner

Yusuf AliHad it been Our Will, We could have sent a warner to every centre of population

25:52
فَلَا تُطِعِ ٱلۡكَٰفِرِينَ وَجَٰهِدۡهُم بِهِۦ جِهَادࣰ ا كَبِيرࣰ ا
فَلَا
boyun eğme
تُطِعِ
obey
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
وَجَـٰهِدْهُم
ve onlarla cihad et
بِهِۦ
bununla (Kur'an)
جِهَادًۭا
bir cihadla
كَبِيرًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiSen, inkarcılara uyma, onlara karşı olanca gücünle mücadele et

Saheeh InternationalSo do not obey the disbelievers, and strive against them with the Qur'an a great striving

Yusuf AliTherefore listen not to the Unbelievers, but strive against them with the utmost strenuousness, with the (Qur'an)

25:53 📚 2
۞وَهُوَ ٱلَّذِي مَرَجَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ هَٰذَا عَذۡبࣱ فُرَاتࣱ وَهَٰذَا مِلۡحٌ أُجَاجࣱ وَجَعَلَ بَيۡنَهُمَا بَرۡزَخࣰ ا وَحِجۡرࣰ ا مَّحۡجُورࣰ ا
۞ وَهُوَ
ve O
ٱلَّذِى
birbirine salmıştır
مَرَجَ
(has) released
ٱلْبَحْرَيْنِ
iki denizi
هَـٰذَا
bu
عَذْبٌۭ
tatlı
فُرَاتٌۭ
susuzluğu giderici
وَهَـٰذَا
ve bu
مِلْحٌ
tuzlu
أُجَاجٌۭ
ve acıdır
وَجَعَلَ
ve koymuştur
بَيْنَهُمَا
ikisinin arasına
بَرْزَخًۭا
bir engel
وَحِجْرًۭا
ve bir perde
مَّحْجُورًۭا
kavuşmalarına engel

Diyanet İşleri MealiBirinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır

Saheeh InternationalAnd it is He who has released [simultaneously] the two seas, one fresh and sweet and one salty and bitter, and He placed between them a barrier and prohibiting partition

Yusuf AliIt is He Who has let free the two bodies of flowing water: One palatable and sweet, and the other salt and bitter; yet has He made a barrier between them, a partition that is forbidden to be passed

25:54
وَهُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ مِنَ ٱلۡمَآءِ بَشَرࣰ ا فَجَعَلَهُۥ نَسَبࣰ ا وَصِهۡرࣰ اۗ وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرࣰ ا
وَهُوَ
ve O
ٱلَّذِى
yarattı
خَلَقَ
has created
مِنَ
sudan
ٱلْمَآءِ
the water
بَشَرًۭا
bir insan
فَجَعَلَهُۥ
ve onu kıldı
نَسَبًۭا
nesep
وَصِهْرًۭا ۗ
ve sıhr
وَكَانَ
ve
رَبُّكَ
Rabbin
قَدِيرًۭا
her şeye gücü yetendir

Diyanet İşleri Mealiİnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir

Saheeh InternationalAnd it is He who has created from water a human being and made him [a relative by] lineage and marriage. And ever is your Lord competent [concerning creation]

Yusuf AliIt is He Who has created man from water: then has He established relationships of lineage and marriage: for thy Lord has power (over all things)

25:55 📚 1
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمۡ وَلَا يَضُرُّهُمۡۗ وَكَانَ ٱلۡكَافِرُ عَلَىٰ رَبِّهِۦ ظَهِيرࣰ ا
وَيَعْبُدُونَ
ve tapıyorlar
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
مَا
şeylere
لَا
fayda vermeyen
يَنفَعُهُمْ
not profits them
وَلَا
ve ne de
يَضُرُّهُمْ ۗ
zarar vermeyen
وَكَانَ
ve olan
ٱلْكَافِرُ
kafir
عَلَىٰ
karşı
رَبِّهِۦ
Rabbine
ظَهِيرًۭا
(şeytana) yardımcıdır

Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp, kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere kulluk ederler. İnkar eden, Rabbine karşı gelenin (şeytanın) yardımcısıdır

Saheeh InternationalBut they worship rather than Allah that which does not benefit them or harm them, and the disbeliever is ever, against his Lord, an assistant [to Satan]

Yusuf AliYet do they worship, besides God, things that can neither profit them nor harm them: and the Misbeliever is a helper (of Evil), against his own Lord

25:56
وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَـٰكَ
biz seni göndermedik
إِلَّا
dışında
مُبَشِّرًۭا
müjdeleyici olmak
وَنَذِيرًۭا
ve uyarıcı

Diyanet İşleri MealiBiz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik

Saheeh InternationalAnd We have not sent you, [O Muhammad], except as a bringer of good tidings and a warner

Yusuf AliBut thee We only sent to give glad tidings and admonition

25:57 📚 1
قُلۡ مَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ إِلَّا مَن شَآءَ أَن يَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلࣰ ا
قُلْ
de ki
مَآ
istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask (of) you
عَلَيْهِ
sizden
مِنْ
hiçbir
أَجْرٍ
ücret
إِلَّا
dışında
مَن
istemeniz
شَآءَ
(that) whoever wills
أَن
tutmak
يَتَّخِذَ
take
إِلَىٰ
varan
رَبِّهِۦ
Rabbine
سَبِيلًۭا
yolu

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum

Saheeh InternationalSay, "I do not ask of you for it any payment - only that whoever wills might take to his Lord a way

Yusuf AliSay: "No reward do I ask of you for it but this: that each one who will may take a (straight) Path to his Lord

25:58 📚 4
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡحَيِّ ٱلَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِهِۦۚ وَكَفَىٰ بِهِۦ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًا
وَتَوَكَّلْ
ve tevekkül et
عَلَى
diri olana
ٱلْحَىِّ
the Ever-Living
ٱلَّذِى
öyle ki o
لَا
asla
يَمُوتُ
ölmez
وَسَبِّحْ
ve tesbih et
بِحَمْدِهِۦ ۚ
O'nu överek
وَكَفَىٰ
ve kafidir
بِهِۦ
O'nun
بِذُنُوبِ
günahlarını
عِبَادِهِۦ
kullarının
خَبِيرًا
bilmesi

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter

Saheeh InternationalAnd rely upon the Ever-Living who does not die, and exalt [Allah] with His praise. And sufficient is He to be, with the sins of His servants, Acquainted

Yusuf AliAnd put thy trust in Him Who lives and dies not; and celebrate his praise; and enough is He to be acquainted with the faults of His servants

25:59 📚 2
ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ ٱلرَّحۡمَٰنُ فَسۡـَٔلۡ بِهِۦ خَبِيرࣰ ا
ٱلَّذِى
O ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا
ikisinin arasında
فِى
altı
سِتَّةِ
six
أَيَّامٍۢ
günde
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰ
kuruldu
عَلَى
üzerine
ٱلْعَرْشِ ۚ
Arş
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'dır
فَسْـَٔلْ
sor
بِهِۦ
bunu
خَبِيرًۭا
bir bilene

Diyanet İşleri MealiGökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor

Saheeh InternationalHe who created the heavens and the earth and what is between them in six days and then established Himself above the Throne - the Most Merciful, so ask about Him one well informed

Yusuf AliHe Who created the heavens and the earth and all that is between, in six days, and is firmly established on the Throne (of Authority): God Most Gracious: ask thou, then, about Him of any acquainted (with such things)

25:60 📚 3
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱسۡجُدُواْۤ لِلرَّحۡمَٰنِ قَالُواْ وَمَا ٱلرَّحۡمَٰنُ أَنَسۡجُدُ لِمَا تَأۡمُرُنَا وَزَادَهُمۡ نُفُورࣰ ا۩
وَإِذَا
ve ne zaman ki
قِيلَ
denildi
لَهُمُ
onlara
ٱسْجُدُوا۟
secde edin
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'a
قَالُوا۟
derler
وَمَا
nedir?
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
أَنَسْجُدُ
secde eder miyiz hiç?
لِمَا
şeye
تَأْمُرُنَا
senin bize emrettiğin
وَزَادَهُمْ
ve onların artırır
نُفُورًۭا ۩
nefretini

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Rahman'a secdeye varın" dendiği zaman "Rahman da nedir? Emrettiğine mi secdeye varacağız?" derler. Bu, onların nefretini artırır

Saheeh InternationalAnd when it is said to them, "Prostrate to the Most Merciful," they say, "And what is the Most Merciful? Should we prostrate to that which you order us?" And it increases them in aversion

Yusuf AliWhen it is said to them, "Adore ye (God) Most Gracious!", they say, "And what is (God) Most Gracious? Shall we adore that which thou commandest us?" And it increases their flight (from the Truth)

25:61
تَبَارَكَ ٱلَّذِي جَعَلَ فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجࣰ ا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَٰجࣰ ا وَقَمَرࣰ ا مُّنِيرࣰ ا
تَبَارَكَ
yücedir
ٱلَّذِى
O ki
جَعَلَ
yaptı
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the skies
بُرُوجًۭا
burçlar
وَجَعَلَ
ve var etti
فِيهَا
orada
سِرَٰجًۭا
bir kandil
وَقَمَرًۭا
ve bir ay
مُّنِيرًۭا
aydınlatıcı

Diyanet İşleri MealiGökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir

Saheeh InternationalBlessed is He who has placed in the sky great stars and placed therein a [burning] lamp and luminous moon

Yusuf AliBlessed is He Who made constellations in the skies, and placed therein a Lamp and a Moon giving light

25:62 📚 9
وَهُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ خِلۡفَةࣰ لِّمَنۡ أَرَادَ أَن يَذَّكَّرَ أَوۡ أَرَادَ شُكُورࣰ ا
وَهُوَ
ve O
ٱلَّذِى
ki
جَعَلَ
yaptı
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
خِلْفَةًۭ
birbirini izler
لِّمَنْ
için
أَرَادَ
isteyenler
أَن
öğüt almak
يَذَّكَّرَ
remember
أَوْ
veya
أَرَادَ
isteyenler için
شُكُورًۭا
şükretmek

Diyanet İşleri Mealiİbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur

Saheeh InternationalAnd it is He who has made the night and the day in succession for whoever desires to remember or desires gratitude

Yusuf AliAnd it is He Who made the Night and the Day to follow each other: for such as have the will to celebrate His praises or to show their gratitude

25:63 📚 10
وَعِبَادُ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلَّذِينَ يَمۡشُونَ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ هَوۡنࣰ ا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ ٱلۡجَٰهِلُونَ قَالُواْ سَلَٰمࣰ ا
وَعِبَادُ
ve kulları
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın
ٱلَّذِينَ
öyle kimselerdir ki
يَمْشُونَ
yürürler
عَلَى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
هَوْنًۭا
mütevazi olarak
وَإِذَا
ne zaman ki
خَاطَبَهُمُ
kendilerine laf atarsa
ٱلْجَـٰهِلُونَ
cahiller
قَالُوا۟
derler
سَلَـٰمًۭا
Selam

Diyanet İşleri MealiRahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler

Saheeh InternationalAnd the servants of the Most Merciful are those who walk upon the earth easily, and when the ignorant address them [harshly], they say [words of] peace

Yusuf AliAnd the servants of (God) Most Gracious are those who walk on the earth in humility, and when the ignorant address them, they say, "Peace

25:64
وَٱلَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمۡ سُجَّدࣰ ا وَقِيَٰمࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
gecelerini geçirirler
يَبِيتُونَ
spend (the) night
لِرَبِّهِمْ
Rablerine
سُجَّدًۭا
secde ederek
وَقِيَـٰمًۭا
ve (Onun divanında) durarak

Diyanet İşleri MealiOnlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler

Saheeh InternationalAnd those who spend [part of] the night to their Lord prostrating and standing [in prayer]

Yusuf AliThose who spend the night in adoration of their Lord prostrate and standing

25:65 📚 1
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱصۡرِفۡ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۖ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا
وَٱلَّذِينَ
ve
يَقُولُونَ
derler
رَبَّنَا
Rabbimiz
ٱصْرِفْ
uzaklaştır
عَنَّا
bizden
عَذَابَ
azabını
جَهَنَّمَ ۖ
cehennemin
إِنَّ
doğrusu
عَذَابَهَا
onun azabı
كَانَ
sargındır
غَرَامًا
inseparable

Diyanet İşleri MealiOnlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler

Saheeh InternationalAnd those who say, "Our Lord, avert from us the punishment of Hell. Indeed, its punishment is ever adhering

Yusuf AliThose who say, "Our Lord! avert from us the Wrath of Hell, for its Wrath is indeed an affliction grievous

25:66
إِنَّهَا سَآءَتۡ مُسۡتَقَرࣰّ ا وَمُقَامࣰ ا
إِنَّهَا
orası
سَآءَتْ
ne kötü
مُسْتَقَرًّۭا
bir karargahtır
وَمُقَامًۭا
ve bir makamdır

Diyanet İşleri MealiOnlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler

Saheeh InternationalIndeed, it is evil as a settlement and residence

Yusuf AliEvil indeed is it as an abode, and as a place to rest in

25:67 📚 8
وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَنفَقُواْ لَمۡ يُسۡرِفُواْ وَلَمۡ يَقۡتُرُواْ وَكَانَ بَيۡنَ ذَٰلِكَ قَوَامࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
ve
إِذَآ
zaman
أَنفَقُوا۟
infak ettikleri
لَمْ
israf etmezler
يُسْرِفُوا۟
(are) not extravagant
وَلَمْ
ve etmezler
يَقْتُرُوا۟
cimrilik
وَكَانَ
ve olur
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ
bu (ikisinin)
قَوَامًۭا
dengeli

Diyanet İşleri MealiOnlar, sarfettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar

Saheeh InternationalAnd [they are] those who, when they spend, do so not excessively or sparingly but are ever, between that, [justly] moderate

Yusuf AliThose who, when they spend, are not extravagant and not niggardly, but hold a just (balance) between those (extremes)

25:68 📚 13
وَٱلَّذِينَ لَا يَدۡعُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ وَلَا يَقۡتُلُونَ ٱلنَّفۡسَ ٱلَّتِي حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَا يَزۡنُونَۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ يَلۡقَ أَثَامࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
لَا
yalvarmazlar
يَدْعُونَ
invoke
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
tanrıya
ءَاخَرَ
başka
وَلَا
ve
يَقْتُلُونَ
öldürmezler
ٱلنَّفْسَ
canı
ٱلَّتِى
öyle ki
حَرَّمَ
haram ettiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
إِلَّا
dışında
بِٱلْحَقِّ
hak(lı sebep)
وَلَا
ve
يَزْنُونَ ۚ
zina etmezler
وَمَن
ve kim
يَفْعَلْ
yaparsa
ذَٰلِكَ
bunları
يَلْقَ
bulur
أَثَامًۭا
cezasını

Diyanet İşleri MealiOnlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur

Saheeh InternationalAnd those who do not invoke with Allah another deity or kill the soul which Allah has forbidden [to be killed], except by right, and do not commit unlawful sexual intercourse. And whoever should do that will meet a penalty

Yusuf AliThose who invoke not, with God, any other god, nor slay such life as God has made sacred except for just cause, nor commit fornication; - and any that does this (not only) meets punishment

25:69
يُضَٰعَفۡ لَهُ ٱلۡعَذَابُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَيَخۡلُدۡ فِيهِۦ مُهَانًا
يُضَـٰعَفْ
kat kat yapılır
لَهُ
onun için
ٱلْعَذَابُ
azab
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
وَيَخْلُدْ
ve kalır
فِيهِۦ
onun içinde
مُهَانًا
hor ve hakir olarak

Diyanet İşleri MealiKıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır

Saheeh InternationalMultiplied for him is the punishment on the Day of Resurrection, and he will abide therein humiliated

Yusuf Ali(But) the Penalty on the Day of Judgment will be doubled to him, and he will dwell therein in ignominy

25:70
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلࣰ ا صَٰلِحࣰ ا فَأُوْلَٰٓئِكَ يُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِهِمۡ حَسَنَٰتࣲۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
إِلَّا
dışında
مَن
kimse(ler)
تَابَ
tevbe eden
وَءَامَنَ
ve iman eden
وَعَمِلَ
ve yapanlar
عَمَلًۭا
bir iş
صَـٰلِحًۭا
faydalı
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
يُبَدِّلُ
değiştirecektir
ٱللَّهُ
Allah
سَيِّـَٔاتِهِمْ
onların kötülüklerini
حَسَنَـٰتٍۢ ۗ
iyiliklere
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
غَفُورًۭا
çok bağışlayandır
رَّحِيمًۭا
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAncak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalExcept for those who repent, believe and do righteous work. For them Allah will replace their evil deeds with good. And ever is Allah Forgiving and Merciful

Yusuf AliUnless he repents, believes, and works righteous deeds, for God will change the evil of such persons into good, and God is Oft-Forgiving, Most Merciful

25:71
وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَإِنَّهُۥ يَتُوبُ إِلَى ٱللَّهِ مَتَابࣰ ا
وَمَن
ve kim
تَابَ
tevbe eder
وَعَمِلَ
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا
faydalı iş
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz
يَتُوبُ
döner
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
مَتَابًۭا
tevbesi kabul edilmiş olarak

Diyanet İşleri MealiKim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelmiş olur

Saheeh InternationalAnd he who repents and does righteousness does indeed turn to Allah with [accepted] repentance

Yusuf AliAnd whoever repents and does good has truly turned to God with an (acceptable) conversion

25:72 📚 1
وَٱلَّذِينَ لَا يَشۡهَدُونَ ٱلزُّورَ وَإِذَا مَرُّواْ بِٱللَّغۡوِ مَرُّواْ كِرَامࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
onlar
لَا
şahitlik etmezler
يَشْهَدُونَ
bear witness
ٱلزُّورَ
yalan ve boş söze
وَإِذَا
ve ne zaman ki
مَرُّوا۟
rastlarlar
بِٱللَّغْوِ
boş söze
مَرُّوا۟
geçip giderler
كِرَامًۭا
vekar ile

Diyanet İşleri MealiOnlar yalan yere şehadet etmezler; faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler

Saheeh InternationalAnd [they are] those who do not testify to falsehood, and when they pass near ill speech, they pass by with dignity

Yusuf AliThose who witness no falsehood, and, if they pass by futility, they pass by it with honourable (avoidance)

25:73
وَٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ لَمۡ يَخِرُّواْ عَلَيۡهَا صُمࣰّ ا وَعُمۡيَانࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
إِذَا
zaman
ذُكِّرُوا۟
hatırlatıldığı
بِـَٔايَـٰتِ
ayetleri
رَبِّهِمْ
Rablerinin
لَمْ
davranmazlar
يَخِرُّوا۟
fall
عَلَيْهَا
onlara karşı
صُمًّۭا
sağır
وَعُمْيَانًۭا
ve kör

Diyanet İşleri MealiKendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar

Saheeh InternationalAnd those who, when reminded of the verses of their Lord, do not fall upon them deaf and blind

Yusuf AliThose who, when they are admonished with the Signs of their Lord, droop not down at them as if they were deaf or blind

25:74 📚 5
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبۡ لَنَا مِنۡ أَزۡوَٰجِنَا وَذُرِّيَّٰتِنَا قُرَّةَ أَعۡيُنࣲ وَٱجۡعَلۡنَا لِلۡمُتَّقِينَ إِمَامًا
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
يَقُولُونَ
derler
رَبَّنَا
Rabbimiz
هَبْ
lutfeyle
لَنَا
bize
مِنْ
eşlerimizi
أَزْوَٰجِنَا
our spouses
وَذُرِّيَّـٰتِنَا
ve çocuklarımızı
قُرَّةَ
sevinci
أَعْيُنٍۢ
gözler
وَٱجْعَلْنَا
ve bizi yap
لِلْمُتَّقِينَ
muttakilere
إِمَامًا
önder

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler

Saheeh InternationalAnd those who say, "Our Lord, grant us from among our wives and offspring comfort to our eyes and make us an example for the righteous

Yusuf AliAnd those who pray, "Our Lord! Grant unto us wives and offspring who will be the comfort of our eyes, and give us (the grace) to lead the righteous

25:75 📚 1
أُوْلَٰٓئِكَ يُجۡزَوۡنَ ٱلۡغُرۡفَةَ بِمَا صَبَرُواْ وَيُلَقَّوۡنَ فِيهَا تَحِيَّةࣰ وَسَلَٰمًا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يُجْزَوْنَ
ödüllendireleceklerdir
ٱلْغُرْفَةَ
saraylarda
بِمَا
karşılık
صَبَرُوا۟
sabretmelerine
وَيُلَقَّوْنَ
ve karşılanacaklardır
فِيهَا
orada
تَحِيَّةًۭ
bir sağlık dileği
وَسَلَـٰمًا
ve selam ile

Diyanet İşleri Mealiİşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar

Saheeh InternationalThose will be awarded the Chamber for what they patiently endured, and they will be received therein with greetings and [words of] peace

Yusuf AliThose are the ones who will be rewarded with the highest place in heaven, because of their patient constancy: therein shall they be met with salutations and peace

25:76
خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ حَسُنَتۡ مُسۡتَقَرࣰّ ا وَمُقَامࣰ ا
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacaklardır
فِيهَا ۚ
orada
حَسُنَتْ
ne güzel
مُسْتَقَرًّۭا
karargahtır
وَمُقَامًۭا
ve makamdır

Diyanet İşleri MealiOrada temellidirler. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır

Saheeh InternationalAbiding eternally therein. Good is the settlement and residence

Yusuf AliDwelling therein;- how beautiful an abode and place of rest

25:77
قُلۡ مَا يَعۡبَؤُاْ بِكُمۡ رَبِّي لَوۡلَا دُعَآؤُكُمۡۖ فَقَدۡ كَذَّبۡتُمۡ فَسَوۡفَ يَكُونُ لِزَامَۢا
قُلْ
de ki
مَا
ne diye?
يَعْبَؤُا۟
değer versin
بِكُمْ
size
رَبِّى
Rabbim
لَوْلَا
olmadıktan sonra
دُعَآؤُكُمْ ۖ
du'anız (ibadetiniz)
فَقَدْ
andolsun
كَذَّبْتُمْ
yalanladınız
فَسَوْفَ
bu yüzden
يَكُونُ
olacaktır
لِزَامًۢا
(azab) kaçınılmaz

Diyanet İşleri MealiDe ki: "İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır

Saheeh InternationalSay, "What would my Lord care for you if not for your supplication?" For you [disbelievers] have denied, so your denial is going to be adherent

Yusuf AliSay (to the Rejecters): "My Lord is not uneasy because of you if ye call not on Him: But ye have indeed rejected (Him), and soon will come the inevitable (punishment)

← Önceki Sonraki →

25. Al-Furqaan Suresi | Anlam Arayışı