☪ Anlam Arayışı

25. Al-Furqaan سُورَةُ الفُرۡقَانِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
25:1 📚 1
تَبَارَكَ ٱلَّذِي نَزَّلَ ٱلۡفُرۡقَانَ عَلَىٰ عَبۡدِهِۦ لِيَكُونَ لِلۡعَٰلَمِينَ نَذِيرًا
تَبَارَكَ
pek kutludur
ٱلَّذِى
indiren
نَزَّلَ
sent down
ٱلْفُرْقَانَ
Furkanı
عَلَىٰ
üzerine
عَبْدِهِۦ
kulu
لِيَكُونَ
olması için
لِلْعَـٰلَمِينَ
alemlere
نَذِيرًا
uyarıcı

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir

Süleyman AteşAlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkanı (hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allah) pek kutludur

25:2 📚 7
ٱلَّذِي لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَمۡ يَتَّخِذۡ وَلَدࣰ ا وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكࣱ فِي ٱلۡمُلۡكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيۡءࣲ فَقَدَّرَهُۥ تَقۡدِيرࣰ ا
ٱلَّذِى
öyle ki
لَهُۥ
O'nundur
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَلَمْ
ve
يَتَّخِذْ
O edinmemiştir
وَلَدًۭا
bir çocuk
وَلَمْ
ve
يَكُن
yoktur
لَّهُۥ
O'nun
شَرِيكٌۭ
ortağı
فِى
mülkünde
ٱلْمُلْكِ
the dominion
وَخَلَقَ
ve yaratmıştır
كُلَّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
فَقَدَّرَهُۥ
ve takdir etmiştir ona
تَقْدِيرًۭا
ölçü biçim ve düzen

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir

Süleyman AteşGöklerin ve yerin mülkü O'nundur, O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir

25:3
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةࣰ لَّا يَخۡلُقُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَهُمۡ يُخۡلَقُونَ وَلَا يَمۡلِكُونَ لِأَنفُسِهِمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا نَفۡعࣰ ا وَلَا يَمۡلِكُونَ مَوۡتࣰ ا وَلَا حَيَوٰةࣰ وَلَا نُشُورࣰ ا
وَٱتَّخَذُوا۟
ve edindiler
مِن
O'ndan ayrı olarak
دُونِهِۦٓ
besides Him
ءَالِهَةًۭ
birtakım tanrılar
لَّا
yaratmayan
يَخْلُقُونَ
they create
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey
وَهُمْ
ve kendileri
يُخْلَقُونَ
yaratılan
وَلَا
ve
يَمْلِكُونَ
güçleri yetmeyen
لِأَنفُسِهِمْ
kendilerine dahi
ضَرًّۭا
zarar vermeye
وَلَا
ne de
نَفْعًۭا
yarar vermeye
وَلَا
ve
يَمْلِكُونَ
güçleri yetmeyen
مَوْتًۭا
öldüremeye
وَلَا
ne de
حَيَوٰةًۭ
yaşatamaya
وَلَا
ve ne de
نُشُورًۭا
(ölüleri diriltip) kaldıramaya

Diyanet İşleri MealiKafirler, O'nu bırakıp, birşey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler

Süleyman AteşO'ndan ayrı olarak, hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan ve kendilerine dahi ne zarar ne de yarar veremeyen; öldüremeyen, yaşatamayan, (ölüleri diriltip) kaldıramayan birtakım tanrılar edindiler

25:4
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّآ إِفۡكٌ ٱفۡتَرَىٰهُ وَأَعَانَهُۥ عَلَيۡهِ قَوۡمٌ ءَاخَرُونَۖ فَقَدۡ جَآءُو ظُلۡمࣰ ا وَزُورࣰ ا
وَقَالَ
ve dedi ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّآ
başka bir şey
إِفْكٌ
yalandan
ٱفْتَرَىٰهُ
onu uydurdu
وَأَعَانَهُۥ
ve yardım etti
عَلَيْهِ
kendisine
قَوْمٌ
bir topluluk
ءَاخَرُونَ ۖ
başka
فَقَدْ
böylece
جَآءُو
vardılar
ظُلْمًۭا
kesin bir haksızlığa
وَزُورًۭا
ve iftiraya

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Bu Kuran uydurmadır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular

Süleyman Ateşİnkar edenler: "Bu, yalandan başka bir şey değildir. (Muhammed) onu uydurdu, başka bir topluluk da kendisine yardım etti." dediler ve kesin bir haksızlığa ve iftiraya vardılar

25:5 📚 1
وَقَالُوٓاْ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٱكۡتَتَبَهَا فَهِيَ تُمۡلَىٰ عَلَيۡهِ بُكۡرَةࣰ وَأَصِيلࣰ ا
وَقَالُوٓا۟
ve dediler
أَسَـٰطِيرُ
masalları
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin
ٱكْتَتَبَهَا
onları yazmış
فَهِىَ
onlar
تُمْلَىٰ
yazdırılıyor
عَلَيْهِ
kendisine
بُكْرَةًۭ
sabah
وَأَصِيلًۭا
ve akşam

Diyanet İşleri MealiKuran öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler

Süleyman AteşDediler: "Evvelkilerin masalları, onları yazmış, sabah akşam onlar kendisine yazdırılıyor

25:6 📚 2
قُلۡ أَنزَلَهُ ٱلَّذِي يَعۡلَمُ ٱلسِّرَّ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّهُۥ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
قُلْ
de ki
أَنزَلَهُ
onu indirdi
ٱلَّذِى
bilen
يَعْلَمُ
knows
ٱلسِّرَّ
gizleri
فِى
göklerdeki
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerdeki
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
كَانَ
çok bağışlayandır
غَفُورًۭا
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir

Süleyman AteşDe ki: "Onu, göklerdeki ve yerdeki gizleri bilen indirdi. O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir

25:7 📚 1
وَقَالُواْ مَالِ هَٰذَا ٱلرَّسُولِ يَأۡكُلُ ٱلطَّعَامَ وَيَمۡشِي فِي ٱلۡأَسۡوَاقِ لَوۡلَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِ مَلَكࣱ فَيَكُونَ مَعَهُۥ نَذِيرًا
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
مَالِ
ne oluyor ki?
هَـٰذَا
bu
ٱلرَّسُولِ
elçiye
يَأْكُلُ
yiyor
ٱلطَّعَامَ
yemek
وَيَمْشِى
ve geziyor
فِى
çarşılarda
ٱلْأَسْوَاقِ ۙ
the markets
لَوْلَآ
değil mi?
أُنزِلَ
indirilmeli
إِلَيْهِ
ona
مَلَكٌۭ
bir melek
فَيَكُونَ
olsun
مَعَهُۥ
kendisiyle beraber
نَذِيرًا
uyarıcı

Diyanet İşleri MealiŞöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler

Süleyman AteşDediler: "Bu elçiye ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor? Ona kendisiyle beraber uyarıcı olacak bir melek indirilmeli değil mi

25:8
أَوۡ يُلۡقَىٰٓ إِلَيۡهِ كَنزٌ أَوۡ تَكُونُ لَهُۥ جَنَّةࣱ يَأۡكُلُ مِنۡهَاۚ وَقَالَ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلࣰ ا مَّسۡحُورًا
أَوْ
yahut değil mi?
يُلْقَىٰٓ
atılmalı
إِلَيْهِ
üstüne
كَنزٌ
bir hazine
أَوْ
yahut
تَكُونُ
olmalı değil mi?
لَهُۥ
kendisinin
جَنَّةٌۭ
bir bahçesi
يَأْكُلُ
yiyeceği
مِنْهَا ۚ
ondan (ürününden)
وَقَالَ
ve dediler ki
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler
إِن
siz uymuyorsunuz
تَتَّبِعُونَ
you follow
إِلَّا
başkasına
رَجُلًۭا
bir adam(dan)
مَّسْحُورًا
büyülenmiş

Diyanet İşleri MealiŞöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler

Süleyman AteşYahut üstüne bir hazine atılmalı, yahut kendisinin ürününden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil mi? Ve zalimler: "Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler

25:9
ٱنظُرۡ كَيۡفَ ضَرَبُواْ لَكَ ٱلۡأَمۡثَٰلَ فَضَلُّواْ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ سَبِيلࣰ ا
ٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
ضَرَبُوا۟
misal verdiler
لَكَ
senin için
ٱلْأَمْثَـٰلَ
benzetmelerle
فَضَلُّوا۟
saptılar
فَلَا
artık
يَسْتَطِيعُونَ
bulamazlar
سَبِيلًۭا
yolu

Diyanet İşleri MealiSana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar

Süleyman AteşBak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar

25:10
تَبَارَكَ ٱلَّذِيٓ إِن شَآءَ جَعَلَ لَكَ خَيۡرࣰ ا مِّن ذَٰلِكَ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ وَيَجۡعَل لَّكَ قُصُورَۢا
تَبَارَكَ
yücedir
ٱلَّذِىٓ
O ki
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
جَعَلَ
verir
لَكَ
sana
خَيْرًۭا
daha hayırlısını
مِّن
bundan
ذَٰلِكَ
that
جَنَّـٰتٍۢ
bahçeler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
وَيَجْعَل
ve yapar
لَّكَ
senin için
قُصُورًۢا
saraylar

Diyanet İşleri MealiDilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir

Süleyman AteşYücedir O ki dilerse sana bundan daha hayırlısını, altlarından ırmaklar akan bahçeler verir ve senin için saraylar yapar

25:11
بَلۡ كَذَّبُواْ بِٱلسَّاعَةِۖ وَأَعۡتَدۡنَا لِمَن كَذَّبَ بِٱلسَّاعَةِ سَعِيرًا
بَلْ
bilakis
كَذَّبُوا۟
onlar yalanladılar
بِٱلسَّاعَةِ ۖ
(duruşma) sa'atini
وَأَعْتَدْنَا
ve biz hazırlamışızdır
لِمَن
kimselere
كَذَّبَ
yalanlayan
بِٱلسَّاعَةِ
sa'ati
سَعِيرًا
alevli bir ateş

Diyanet İşleri MealiZaten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlamışızdır

Süleyman AteşOnlar (senin hakkında o yakışıksız sözleri söylemekle kalmadılar) bilakis, (Duruşma) sa'ati(ni) de yalanladılar. Biz (Duruşma) sa'ati(ni) yalanlayanlara alevli bir ateş hazırlamışızdır

25:12 📚 2
إِذَا رَأَتۡهُم مِّن مَّكَانِۭ بَعِيدࣲ سَمِعُواْ لَهَا تَغَيُّظࣰ ا وَزَفِيرࣰ ا
إِذَا
ne zaman ki
رَأَتْهُم
onları görünce
مِّن
bir yerden
مَّكَانٍۭ
a place
بَعِيدٍۢ
uzak
سَمِعُوا۟
onlar işitirler
لَهَا
bunun
تَغَيُّظًۭا
öfkesini
وَزَفِيرًۭا
ve homurtusunu

Diyanet İşleri MealiBu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler

Süleyman Ateş(Bu ateş) onları uzak bir yerden görünce onlar bunun öfkesini ve homurtusunu işitirler

25:13
وَإِذَآ أُلۡقُواْ مِنۡهَا مَكَانࣰ ا ضَيِّقࣰ ا مُّقَرَّنِينَ دَعَوۡاْ هُنَالِكَ ثُبُورࣰ ا
وَإِذَآ
ve zaman
أُلْقُوا۟
atıldıkları
مِنْهَا
onun
مَكَانًۭا
bir yerine
ضَيِّقًۭا
dar
مُّقَرَّنِينَ
bağlı olarak
دَعَوْا۟
çağırırlar
هُنَالِكَ
orada
ثُبُورًۭا
helâki

Diyanet İşleri MealiElleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada, yok olup gitmeyi isterler

Süleyman Ateş(Elleri boyunlarına zincirlerle) Bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman orada ölümü çağırırlar (yetiş ey ölüm, nerdesin, gel bizi bu azabdan kurtar! derler)

25:14
لَّا تَدۡعُواْ ٱلۡيَوۡمَ ثُبُورࣰ ا وَٰحِدࣰ ا وَٱدۡعُواْ ثُبُورࣰ ا كَثِيرࣰ ا
لَّا
çağırmayın
تَدْعُوا۟
call
ٱلْيَوْمَ
bugün
ثُبُورًۭا
helâki
وَٰحِدًۭا
bir tek
وَٱدْعُوا۟
çağırın
ثُبُورًۭا
helâki
كَثِيرًۭا
birçok

Diyanet İşleri MealiBir kere yok olmayı değil, birçok defa yok olmayı isteyin" denir

Süleyman AteşBugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölüm çağırın

25:15
قُلۡ أَذَٰلِكَ خَيۡرٌ أَمۡ جَنَّةُ ٱلۡخُلۡدِ ٱلَّتِي وُعِدَ ٱلۡمُتَّقُونَۚ كَانَتۡ لَهُمۡ جَزَآءࣰ وَمَصِيرࣰ ا
قُلْ
de ki
أَذَٰلِكَ
bu mu?
خَيْرٌ
daha iyi
أَمْ
yoksa
جَنَّةُ
cennet (mi?)
ٱلْخُلْدِ
ebedi
ٱلَّتِى
va'dedilen
وُعِدَ
is promised
ٱلْمُتَّقُونَ ۚ
muttakilere
كَانَتْ
olan
لَهُمْ
onlar için
جَزَآءًۭ
mükafat
وَمَصِيرًۭا
ve varış yeri

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bu mu iyidir, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara mükafat ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cennet mi daha iyidir

Süleyman AteşDe ki: "Bu mu iyi, yoksa korunanlara va'dedilen ebedi cennet mi? O da onların mükafat ve sonucudur

25:16
لَّهُمۡ فِيهَا مَا يَشَآءُونَ خَٰلِدِينَۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ وَعۡدࣰ ا مَّسۡـُٔولࣰ ا
لَّهُمْ
onlara vardır
فِيهَا
orada
مَا
ne
يَشَآءُونَ
istiyorlarsa
خَـٰلِدِينَ ۚ
ve sürekli kalırlar
كَانَ
bu
عَلَىٰ
üzerine
رَبِّكَ
Rabbinin
وَعْدًۭا
bir va'didir
مَّسْـُٔولًۭا
sorumluluk gerektiren

Diyanet İşleri MealiTemelli kalacakları cennette diledikleri şeyleri bulurlar. Bu, Rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vaadidir

Süleyman AteşOrada istediklerini bulurlar ve sürekli kalırlar. Bu, Rabbinin, istenen, arzu edilen bir va'didir

25:17
وَيَوۡمَ يَحۡشُرُهُمۡ وَمَا يَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَقُولُ ءَأَنتُمۡ أَضۡلَلۡتُمۡ عِبَادِي هَٰٓؤُلَآءِ أَمۡ هُمۡ ضَلُّواْ ٱلسَّبِيلَ
وَيَوْمَ
ve gün
يَحْشُرُهُمْ
onları toplayacağı
وَمَا
şeyleri
يَعْبُدُونَ
taptıkları
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
فَيَقُولُ
der ki
ءَأَنتُمْ
siz mi?
أَضْلَلْتُمْ
saptırdınız
عِبَادِى
kullarımı
هَـٰٓؤُلَآءِ
bu
أَمْ
yoksa
هُمْ
kendileri (mi)
ضَلُّوا۟
sapıttılar
ٱلسَّبِيلَ
yolu

Diyanet İşleri MealiO gün Rabbin onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?" der

Süleyman Ateş(Rabbin), onları ve Allah'tan başka taptıklarını biraraya toplayacağı gün, (tapılanlara) der ki: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar

25:18
قَالُواْ سُبۡحَٰنَكَ مَا كَانَ يَنۢبَغِي لَنَآ أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنۡ أَوۡلِيَآءَ وَلَٰكِن مَّتَّعۡتَهُمۡ وَءَابَآءَهُمۡ حَتَّىٰ نَسُواْ ٱلذِّكۡرَ وَكَانُواْ قَوۡمَۢا بُورࣰ ا
قَالُوا۟
derler ki
سُبْحَـٰنَكَ
senin şanın yücedir
مَا
değildi
كَانَ
it was proper
يَنۢبَغِى
yaraşır
لَنَآ
bize
أَن
edinmek
نَّتَّخِذَ
we take
مِن
senden başka
دُونِكَ
besides You
مِنْ
veliler
أَوْلِيَآءَ
protectors
وَلَـٰكِن
fakat
مَّتَّعْتَهُمْ
sen onları ni'metlendirdin
وَءَابَآءَهُمْ
ve atalarını
حَتَّىٰ
kadar
نَسُوا۟
unutuncaya
ٱلذِّكْرَ
anmayı
وَكَانُوا۟
ve oldular
قَوْمًۢا
bir topluluk
بُورًۭا
helaki hak eden

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular" derler

Süleyman AteşDerler ki: "Senin şanın yücedir, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve atalarını ni'met verip yaşattın, (bolluk içinde dünyaya daldılar da seni) anmayı unuttular ve helaki hak eden bir topluluk oldular

25:19
فَقَدۡ كَذَّبُوكُم بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسۡتَطِيعُونَ صَرۡفࣰ ا وَلَا نَصۡرࣰ اۚ وَمَن يَظۡلِم مِّنكُمۡ نُذِقۡهُ عَذَابࣰ ا كَبِيرࣰ ا
فَقَدْ
işte
كَذَّبُوكُم
sizi yalanladılar
بِمَا
şeyler
تَقُولُونَ
dedikleriniz
فَمَا
artık
تَسْتَطِيعُونَ
gücünüz yetmez
صَرْفًۭا
(azabı) geri çevirmeğe
وَلَا
ne de
نَصْرًۭا ۚ
yardım bulabilirsiniz
وَمَن
ve kim
يَظْلِم
zulmederse
مِّنكُمْ
sizden
نُذِقْهُ
ona taddırırız
عَذَابًۭا
bir azab
كَبِيرًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiSöylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar, artık kendinizden azabı çeviremez, yardım da göremezsiniz. Zulmedenlerinize büyük bir azap tattıracağız" denir

Süleyman Ateş(Bu kez hitap, bunlara tanrı diye tapanlara yönelir.) İşte (tanrı) dedikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne (azabı geri) çevirmeğe gücünüz yeter, ne de (kendinize) bir yardım bulabilirsiniz! Sizden kim zulmederse ona büyük bir azab taddırırız

25:20 📚 3
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا قَبۡلَكَ مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ إِلَّآ إِنَّهُمۡ لَيَأۡكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَيَمۡشُونَ فِي ٱلۡأَسۡوَاقِۗ وَجَعَلۡنَا بَعۡضَكُمۡ لِبَعۡضࣲ فِتۡنَةً أَتَصۡبِرُونَۗ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرࣰ ا
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
göndermedik
قَبْلَكَ
senden önce
مِنَ
elçilerden
ٱلْمُرْسَلِينَ
Messengers
إِلَّآ
başkasını
إِنَّهُمْ
şüphesiz onlar
لَيَأْكُلُونَ
yerlerdi
ٱلطَّعَامَ
yemek
وَيَمْشُونَ
ve gezerlerdi
فِى
çarşılarda
ٱلْأَسْوَاقِ ۗ
the markets
وَجَعَلْنَا
ve biz yaptık
بَعْضَكُمْ
kiminizi
لِبَعْضٍۢ
kiminiz için
فِتْنَةً
bir sınav
أَتَصْبِرُونَ ۗ
sabrediyor musunuz?
وَكَانَ
ve
رَبُّكَ
Rabbin
بَصِيرًۭا
(herşeyi) görendir

Diyanet İşleri MealiSenden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür

Süleyman AteşSenden önce gönderdiğimiz bütün elçiler de yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi. Biz sizi birbiriniz için bir sınav yaptık. (Sizin bir kısmınızı, diğer bir kısmınızla denemekteyiz ki bakalım) sabrediyor musunuz? Rabbin, (herşeyi) görendir

25:21 📚 1
۞وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡنَا ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ أَوۡ نَرَىٰ رَبَّنَاۗ لَقَدِ ٱسۡتَكۡبَرُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ وَعَتَوۡ عُتُوࣰّ ا كَبِيرࣰ ا
۞ وَقَالَ
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
ummayan(lar)
يَرْجُونَ
expect
لِقَآءَنَا
bizimle karşılaşmayı
لَوْلَآ
değil mi?
أُنزِلَ
indirilmeli
عَلَيْنَا
bize
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
أَوْ
yahut
نَرَىٰ
görmeliydik
رَبَّنَا ۗ
Rabbimizi
لَقَدِ
andolsun ki
ٱسْتَكْبَرُوا۟
onlar büyüklük tasladılar
فِىٓ
içlerinde
أَنفُسِهِمْ
kendi
وَعَتَوْ
ve haddi aştılar
عُتُوًّۭا
bir azgınlıkla
كَبِيرًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiBizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir

Süleyman AteşBizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize melekler indirilmeliydi, yahut Rabbimizi görmeliydik değil mi?" dedi(ler). Andolsun ki onlar kendi içlerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir azgınlıkla haddi aştılar

25:22
يَوۡمَ يَرَوۡنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ لَا بُشۡرَىٰ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُجۡرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجۡرࣰ ا مَّحۡجُورࣰ ا
يَوْمَ
gün
يَرَوْنَ
gördükleri
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
melekleri
لَا
yoktur
بُشْرَىٰ
müjde
يَوْمَئِذٍۢ
işte o gün
لِّلْمُجْرِمِينَ
suçlulara
وَيَقُولُونَ
ve onlar derler
حِجْرًۭا
yasaktır
مَّحْجُورًۭا
yasaklanmıştır

Diyanet İşleri MealiMelekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara iyi haber yoktur. Melekler: "İyi haber size yasaktır, yasak!" derler

Süleyman AteşMelekleri gördükleri gün, işte o gün suçlulara müjde yoktur ve onlar; (Size sevinmek) yasaktır, yasak!" derler

25:23 📚 2
وَقَدِمۡنَآ إِلَىٰ مَا عَمِلُواْ مِنۡ عَمَلࣲ فَجَعَلۡنَٰهُ هَبَآءࣰ مَّنثُورًا
وَقَدِمْنَآ
önüne geçiririz
إِلَىٰ
şeyi
مَا
whatever
عَمِلُوا۟
yaptıkları
مِنْ
her
عَمَلٍۢ
işin
فَجَعَلْنَـٰهُ
ve onu getiririrz
هَبَآءًۭ
toz zerreleri haline
مَّنثُورًا
saçılmış

Diyanet İşleri MealiYaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz

Süleyman AteşYaptıkları her işin önüne geçmişiz de onu (etrafa) saçılmış toz zerreleri haline getirmişizdir

25:24
أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِ يَوۡمَئِذٍ خَيۡرࣱ مُّسۡتَقَرࣰّ ا وَأَحۡسَنُ مَقِيلࣰ ا
أَصْحَـٰبُ
halkının
ٱلْجَنَّةِ
cennet
يَوْمَئِذٍ
o gün
خَيْرٌۭ
daha iyidir
مُّسْتَقَرًّۭا
kalacakları yer
وَأَحْسَنُ
ve daha güzeldir
مَقِيلًۭا
dinlenecekleri yer

Diyanet İşleri MealiO gün, cennetliklerin kalacağı yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir

Süleyman AteşO gün cennet halkının kalacakları yer daha iyi, dinlenip safa sürecekleri yer daha güzeldir

25:25
وَيَوۡمَ تَشَقَّقُ ٱلسَّمَآءُ بِٱلۡغَمَٰمِ وَنُزِّلَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ تَنزِيلًا
وَيَوْمَ
ve gün
تَشَقَّقُ
parçalandığı
ٱلسَّمَآءُ
göğün
بِٱلْغَمَـٰمِ
bulutları
وَنُزِّلَ
ve indirildiği
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
meleklerin
تَنزِيلًا
bir indirilişle

Diyanet İşleri MealiO gün, gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir

Süleyman AteşGöğün bulutları parçalayıp meleklerin bölük bölük indirildiği gün

25:26
ٱلۡمُلۡكُ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡحَقُّ لِلرَّحۡمَٰنِۚ وَكَانَ يَوۡمًا عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ عَسِيرࣰ ا
ٱلْمُلْكُ
mülk
يَوْمَئِذٍ
o gün
ٱلْحَقُّ
gerçek
لِلرَّحْمَـٰنِ ۚ
Rahmanın'dır
وَكَانَ
ve
يَوْمًا
bir gündür
عَلَى
için
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler
عَسِيرًۭا
çetin

Diyanet İşleri MealiO gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkarcılar için yaman bir gündür

Süleyman Ateşİşte o gün, gerçek mülk, Rahmanın'dır, (bütün hükümranlık yalnız O'na aittir) ve o (gün), kafirler için çetin bir gündür

25:27 📚 1
وَيَوۡمَ يَعَضُّ ٱلظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيۡهِ يَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي ٱتَّخَذۡتُ مَعَ ٱلرَّسُولِ سَبِيلࣰ ا
وَيَوْمَ
ve o gün
يَعَضُّ
ısırır
ٱلظَّالِمُ
zalim
عَلَىٰ
ellerini
يَدَيْهِ
his hands
يَقُولُ
der
يَـٰلَيْتَنِى
ey! ne olurdu keşke
ٱتَّخَذْتُ
ben edineydim
مَعَ
beraber
ٱلرَّسُولِ
elçiyle
سَبِيلًۭا
bir yol

Diyanet İşleri MealiO gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der

Süleyman AteşO gün zalim ellerini ısırıp: "Nolaydı, keşke ben elçiyle beraber bir yol edineydim!" der

25:28
يَٰوَيۡلَتَىٰ لَيۡتَنِي لَمۡ أَتَّخِذۡ فُلَانًا خَلِيلࣰ ا
يَـٰوَيْلَتَىٰ
eyvah bana
لَيْتَنِى
ne olurdu
لَمْ
ben tutmasaydım
أَتَّخِذْ
I had taken
فُلَانًا
falanı
خَلِيلًۭا
dost

Diyanet İşleri MealiO gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der

Süleyman AteşVah bana, ne olurdu, ben falanı dost tutmasaydım

25:29 📚 1
لَّقَدۡ أَضَلَّنِي عَنِ ٱلذِّكۡرِ بَعۡدَ إِذۡ جَآءَنِيۗ وَكَانَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لِلۡإِنسَٰنِ خَذُولࣰ ا
لَّقَدْ
gerçekten
أَضَلَّنِى
o beni saptırdı
عَنِ
Zikirden
ٱلذِّكْرِ
the Reminder
بَعْدَ
sonra
إِذْ
bana gelen
جَآءَنِى ۗ
it (had) come to me
وَكَانَ
zaten
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
لِلْإِنسَـٰنِ
insan için
خَذُولًۭا
yüzüstü bırakandır

Diyanet İşleri MealiO gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der

Süleyman AteşO beni, bana gelen Zikirden saptırdı. Zaten şeytan, insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır

25:30
وَقَالَ ٱلرَّسُولُ يَٰرَبِّ إِنَّ قَوۡمِي ٱتَّخَذُواْ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ مَهۡجُورࣰ ا
وَقَالَ
ve dedi ki
ٱلرَّسُولُ
Elçi
يَـٰرَبِّ
ya Rabbi
إِنَّ
şüphesiz
قَوْمِى
kavmim
ٱتَّخَذُوا۟
bıraktılar
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
مَهْجُورًۭا
terk edilmiş

Diyanet İşleri MealiPeygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti" der

Süleyman AteşElçi de: "Ya Rabbi, kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktılar demiştir

25:31
وَكَذَٰلِكَ جَعَلۡنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوࣰّ ا مِّنَ ٱلۡمُجۡرِمِينَۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ هَادِيࣰ ا وَنَصِيرࣰ ا
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
جَعَلْنَا
biz var ettik
لِكُلِّ
her
نَبِىٍّ
elçiye
عَدُوًّۭا
bir düşman
مِّنَ
suçlulardan
ٱلْمُجْرِمِينَ ۗ
the criminals
وَكَفَىٰ
yeter
بِرَبِّكَ
Rabbin
هَادِيًۭا
yol gösterici olarak
وَنَصِيرًۭا
ve yardımcı olarak

Diyanet İşleri MealiHer peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter

Süleyman AteşBiz böylece her elçiye suçlulardan bir düşman var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter

25:32 📚 2
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡلَا نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلۡقُرۡءَانُ جُمۡلَةࣰ وَٰحِدَةࣰۚ كَذَٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِۦ فُؤَادَكَۖ وَرَتَّلۡنَٰهُ تَرۡتِيلࣰ ا
وَقَالَ
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْلَا
değil miydi?
نُزِّلَ
indirilmeli
عَلَيْهِ
ona
ٱلْقُرْءَانُ
Kur'an
جُمْلَةًۭ
toptan
وَٰحِدَةًۭ ۚ
bir defada
كَذَٰلِكَ
böyle yaptık
لِنُثَبِّتَ
biz sağlamlaştırmak için
بِهِۦ
onunla
فُؤَادَكَ ۖ
senin kalbini
وَرَتَّلْنَـٰهُ
ve onu okuduk
تَرْتِيلًۭا
ağır ağır

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Kuran ona bir defada indirilmeliydi" derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz

Süleyman Ateşİnkar edenler: "Kur'an, ona bir defada indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle (parça parça indirdik) ve onu ağır ağır okuduk

25:33
وَلَا يَأۡتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَأَحۡسَنَ تَفۡسِيرًا
وَلَا
ve
يَأْتُونَكَ
sana getiremezler
بِمَثَلٍ
hiçbir misal
إِلَّا
dışında
جِئْنَـٰكَ
sana getirdiğimiz
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
وَأَحْسَنَ
ve en güzel
تَفْسِيرًا
açıklamayı

Diyanet İşleri MealiSana bir misal vermezler ki, Biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana vermemiş olalım

Süleyman AteşOnların sana getirdiği her misale (her batıl soruya) karşı mutlaka biz sana, (o batılı yok edecek) gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz

25:34
ٱلَّذِينَ يُحۡشَرُونَ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ إِلَىٰ جَهَنَّمَ أُوْلَٰٓئِكَ شَرࣱّ مَّكَانࣰ ا وَأَضَلُّ سَبِيلࣰ ا
ٱلَّذِينَ
olanlar
يُحْشَرُونَ
toplanacak
عَلَىٰ
üzerine
وُجُوهِهِمْ
yüzleri
إِلَىٰ
cehenneme
جَهَنَّمَ
Hell
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
شَرٌّۭ
çok kötüdür
مَّكَانًۭا
yerleri
وَأَضَلُّ
ve çok sapıktır
سَبِيلًۭا
yolları

Diyanet İşleri MealiCehennemde yüzü koyun toplanacak olanlar, işte onların yerleri en kötü ve yolları da en sapıktır

Süleyman AteşO yüzükoyun cehenneme toplanacak olanlar, işte onlar, yerce çok kötü ve yolca çok sapıktır

25:35
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلۡنَا مَعَهُۥٓ أَخَاهُ هَٰرُونَ وَزِيرࣰ ا
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
مَعَهُۥٓ
kendisinin yanında
أَخَاهُ
kardeşi
هَـٰرُونَ
Harun'u
وَزِيرًۭا
vezir

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa'ya Kitap verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık

Süleyman AteşAndolsun biz Musa'ya Kitabı verdik ve kardeşi Harun'u kendisinin yanında vezir yaptık

25:36
فَقُلۡنَا ٱذۡهَبَآ إِلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا فَدَمَّرۡنَٰهُمۡ تَدۡمِيرࣰ ا
فَقُلْنَا
dedik ki
ٱذْهَبَآ
gidin
إِلَى
kavme
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلَّذِينَ
onlar ki
كَذَّبُوا۟
yalanlıyorlar
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَدَمَّرْنَـٰهُمْ
ve onları yok ettik
تَدْمِيرًۭا
yıkılışla

Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi yalanlayan millete gidin" dedik. Sonunda o milleti yerle bir ettik

Süleyman AteşAyetlerimizi yalanlayan kavme gidin, dedik. (Onlara gittiler. Onlar, kendilerine gelen bu elçilerimizi kabul etmeyince biz) de onları yıkıp yok ettik

25:37
وَقَوۡمَ نُوحࣲ لَّمَّا كَذَّبُواْ ٱلرُّسُلَ أَغۡرَقۡنَٰهُمۡ وَجَعَلۡنَٰهُمۡ لِلنَّاسِ ءَايَةࣰۖ وَأَعۡتَدۡنَا لِلظَّٰلِمِينَ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا
وَقَوْمَ
ve kavmi
نُوحٍۢ
Nuh
لَّمَّا
vakit
كَذَّبُوا۟
yalanladıkları
ٱلرُّسُلَ
peygamberleri
أَغْرَقْنَـٰهُمْ
onları boğduk
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
ve onları yaptık
لِلنَّاسِ
insanlara
ءَايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَأَعْتَدْنَا
ve hazırladık
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimlere
عَذَابًا
bir azab
أَلِيمًۭا
acıklı

Diyanet İşleri MealiNuh milletini de, peygamberleri yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. Zalimlere can yakıcı azap hazırlamışızdır

Süleyman AteşNuh kavmi de peygamberleri yalanladıkları vakit- onları da boğduk ve onları insanlara bir ibret yaptık. Zalimlere acı bir azab hazırladık

25:38
وَعَادࣰ ا وَثَمُودَاْ وَأَصۡحَٰبَ ٱلرَّسِّ وَقُرُونَۢا بَيۡنَ ذَٰلِكَ كَثِيرࣰ ا
وَعَادًۭا
ve Ad'ı
وَثَمُودَا۟
ve Semud'u
وَأَصْحَـٰبَ
ve halkını
ٱلرَّسِّ
Res
وَقُرُونًۢا
ve nesilleri
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ
bunun
كَثِيرًۭا
daha birçoğunu

Diyanet İşleri MealiAd, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik

Süleyman AteşAd'ı, Semud'u, Res halkını ve bu arada daha birçok nesilleri (inkarları yüzünden helak ettik)

25:39
وَكُلࣰّ ا ضَرَبۡنَا لَهُ ٱلۡأَمۡثَٰلَۖ وَكُلࣰّ ا تَبَّرۡنَا تَتۡبِيرࣰ ا
وَكُلًّۭا
hepsine
ضَرَبْنَا
getirdik
لَهُ
onlara
ٱلْأَمْثَـٰلَ ۖ
misaller
وَكُلًّۭا
ve hepsini
تَبَّرْنَا
helak ettik
تَتْبِيرًۭا
helakla

Diyanet İşleri MealiHer birine misaller vermiştik ama, dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik

Süleyman AteşHepsine de (uyarmak için) misaller (geçmişlerden hikayeler) anlattık. (Öğüt almayıp küfürlerinde ısrar edince biz de) hepsini helak ettik

25:40
وَلَقَدۡ أَتَوۡاْ عَلَى ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلَّتِيٓ أُمۡطِرَتۡ مَطَرَ ٱلسَّوۡءِۚ أَفَلَمۡ يَكُونُواْ يَرَوۡنَهَاۚ بَلۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ نُشُورࣰ ا
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَتَوْا۟
vardılar
عَلَى
kente
ٱلْقَرْيَةِ
the town
ٱلَّتِىٓ
yağmura tutulan
أُمْطِرَتْ
was showered
مَطَرَ
yağmuruna
ٱلسَّوْءِ ۚ
bela
أَفَلَمْ
onu görmüyorlar mıydı?
يَكُونُوا۟
they [were]
يَرَوْنَهَا ۚ
see it
بَلْ
hayır
كَانُوا۟
onlar
لَا
ummuyorlardı
يَرْجُونَ
expecting
نُشُورًۭا
tekrar dirilip kalkmayı

Diyanet İşleri MealiBu putperestler and olsun ki, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardı. Onu görmediler mi? Hayır; tekrar dirilmeyi ummuyorlardı

Süleyman Ateş(Şu Kureyş müşrikleri) bela yağmuruna tutulan, (üstüne taş yağdırılan) kente vardılar. Onun durumunu görmüyorlar mıydı (ki ibret alsınlar)? Hayır, onlar (öldükten sonra) tekrar dirilip kalkmayı ummuyorlar

25:41
وَإِذَا رَأَوۡكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِي بَعَثَ ٱللَّهُ رَسُولًا
وَإِذَا
ve zaman
رَأَوْكَ
seni gördükleri
إِن
seni yapmıyorlar
يَتَّخِذُونَكَ
they take you
إِلَّا
başka bir şey
هُزُوًا
eğlence konusundan
أَهَـٰذَا
bunu mu?
ٱلَّذِى
göndermiş
بَعَثَ
Allah has sent
ٱللَّهُ
Allah
رَسُولًا
elçi

Diyanet İşleri MealiSeni gördükleri zaman, "Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?" diye alaya almaktan başka birşey yapmazlar

Süleyman AteşSeni gördükleri zaman, mutlaka seni eğlence konusu yapıyorlar; "Allah bunu mu elçi göndermiş

25:42 📚 2
إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنۡ ءَالِهَتِنَا لَوۡلَآ أَن صَبَرۡنَا عَلَيۡهَاۚ وَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ حِينَ يَرَوۡنَ ٱلۡعَذَابَ مَنۡ أَضَلُّ سَبِيلًا
إِن
nerdeyse
كَادَ
He would have almost
لَيُضِلُّنَا
bizi saptıracaktı (diyorlar)
عَنْ
tanrılarımızdan
ءَالِهَتِنَا
our gods
لَوْلَآ
eğer etmeseydik
أَن
biz kararlılık
صَبَرْنَا
we had been steadfast
عَلَيْهَا ۚ
onda
وَسَوْفَ
ve yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir
حِينَ
zaman
يَرَوْنَ
gördükleri
ٱلْعَذَابَ
azabı
مَنْ
kimin
أَضَلُّ
sapık olduğunu
سَبِيلًا
yolunun

Diyanet İşleri MealiTanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı" derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir

Süleyman AteşEğer biz tanrılarımıza tapmakta ısrar etmeseydik, nerdeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı. (diyorlar). Azabı gördükleri zaman kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir

25:43
أَرَءَيۡتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيۡهِ وَكِيلًا
أَرَءَيْتَ
gördün mü?
مَنِ
kimseyi
ٱتَّخَذَ
edinen
إِلَـٰهَهُۥ
tanrı
هَوَىٰهُ
arzusunu
أَفَأَنتَ
sen mi?
تَكُونُ
olacaksın
عَلَيْهِ
onun üstüne
وَكِيلًا
bekçi

Diyanet İşleri MealiHevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın

Süleyman AteşArzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü? Onun üstüne sen mi bekçi olacaksın

25:44 📚 1
أَمۡ تَحۡسَبُ أَنَّ أَكۡثَرَهُمۡ يَسۡمَعُونَ أَوۡ يَعۡقِلُونَۚ إِنۡ هُمۡ إِلَّا كَٱلۡأَنۡعَٰمِ بَلۡ هُمۡ أَضَلُّ سَبِيلًا
أَمْ
yoksa
تَحْسَبُ
sanıyor musun ki?
أَنَّ
gerçekten
أَكْثَرَهُمْ
onların çoğu
يَسْمَعُونَ
işitiyorlar
أَوْ
veya
يَعْقِلُونَ ۚ
düşünüyorlar
إِنْ
değildir
هُمْ
onlar
إِلَّا
ancak
كَٱلْأَنْعَـٰمِ ۖ
hayvanlar gibidir
بَلْ
hatta
هُمْ
onlar
أَضَلُّ
daha sapıktır
سَبِيلًا
yolca

Diyanet İşleri MealiYoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar

Süleyman AteşYoksa sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar, yolca (hayvanlardan) daha sapıktır

25:45 📚 9
أَلَمۡ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيۡفَ مَدَّ ٱلظِّلَّ وَلَوۡ شَآءَ لَجَعَلَهُۥ سَاكِنࣰ ا ثُمَّ جَعَلۡنَا ٱلشَّمۡسَ عَلَيۡهِ دَلِيلࣰ ا
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
see
إِلَىٰ
Rabbini
رَبِّكَ
your Lord
كَيْفَ
nasıl?
مَدَّ
uzattı
ٱلظِّلَّ
gölgeyi
وَلَوْ
ve şayet
شَآءَ
dileseydi
لَجَعَلَهُۥ
onu yapardı
سَاكِنًۭا
durgun
ثُمَّ
sonra
جَعَلْنَا
kıldık
ٱلشَّمْسَ
güneşi
عَلَيْهِ
ona
دَلِيلًۭا
bir delil

Diyanet İşleri MealiRabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir

Süleyman AteşRabbini görmedin mi gölgeyi nasıl uzattı? Dileseydi, onu durgun yapardı. Sonra nasıl güneşi ona delil kıldık (gölgenin görünmesini, ışığa bağlı kıldık)

25:46
ثُمَّ قَبَضۡنَٰهُ إِلَيۡنَا قَبۡضࣰ ا يَسِيرࣰ ا
ثُمَّ
sonra
قَبَضْنَـٰهُ
çekip aldık
إِلَيْنَا
kendimize
قَبْضًۭا
yavaş yavaş
يَسِيرًۭا
kolayca

Diyanet İşleri MealiRabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir

Süleyman AteşSonra (güneş yükseldikçe) gölgeyi yavaş yavaş çekip aldık

25:47
وَهُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ لِبَاسࣰ ا وَٱلنَّوۡمَ سُبَاتࣰ ا وَجَعَلَ ٱلنَّهَارَ نُشُورࣰ ا
وَهُوَ
O
ٱلَّذِى
ki
جَعَلَ
yaptı
لَكُمُ
sizin için
ٱلَّيْلَ
geceyi
لِبَاسًۭا
elbise
وَٱلنَّوْمَ
ve uykuyu
سُبَاتًۭا
dinlenme
وَجَعَلَ
ve yaptı
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
نُشُورًۭا
kalkıp çalışma zamanı

Diyanet İşleri MealiSize geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır

Süleyman AteşO, geceyi sizin için elbise, uykuyu dinlenme, gündüzü de kalkıp çalışma zamanı yaptı

25:48 📚 1
وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ ٱلرِّيَٰحَ بُشۡرَۢا بَيۡنَ يَدَيۡ رَحۡمَتِهِۦۚ وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ طَهُورࣰ ا
وَهُوَ
ve O
ٱلَّذِىٓ
ki
أَرْسَلَ
gönderdi
ٱلرِّيَـٰحَ
rüzgarları
بُشْرًۢا
müjdeci
بَيْنَ
arasında (önünde)
يَدَىْ
ellerinin (önünde)
رَحْمَتِهِۦ ۚ
rahmetinin
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
طَهُورًۭا
tertemiz

Diyanet İşleri MealiRüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir

Süleyman AteşVe O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderdi. Ve gökten tertemiz bir su indirdik

25:49
لِّنُحۡـِۧيَ بِهِۦ بَلۡدَةࣰ مَّيۡتࣰ ا وَنُسۡقِيَهُۥ مِمَّا خَلَقۡنَآ أَنۡعَٰمࣰ ا وَأَنَاسِيَّ كَثِيرࣰ ا
لِّنُحْـِۧىَ
diriltelim diye
بِهِۦ
onunla
بَلْدَةًۭ
bir ülkeyi
مَّيْتًۭا
ölü
وَنُسْقِيَهُۥ
ve onunla sulayalım diye
مِمَّا
yarattığımız
خَلَقْنَآ
(to those) We created
أَنْعَـٰمًۭا
hayvanlardan;
وَأَنَاسِىَّ
ve insanlardan
كَثِيرًۭا
birçoğunu

Diyanet İşleri MealiRüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir

Süleyman AteşKi onunla ölü bir ülkeyi diriltelim ve onunla yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu sulayalım

25:50
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَٰهُ بَيۡنَهُمۡ لِيَذَّكَّرُواْ فَأَبَىٰٓ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورࣰ ا
وَلَقَدْ
ve andolsun
صَرَّفْنَـٰهُ
etraflıca anlattık
بَيْنَهُمْ
onların aralarında
لِيَذَّكَّرُوا۟
öğüt alsınlar diye
فَأَبَىٰٓ
ama direnmektedir
أَكْثَرُ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
إِلَّا
ancak
كُفُورًۭا
inkarda

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki öğüt almaları için ülkeler arasında yer yer türlü türlü yağmur yağdırmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir

Süleyman AteşAndolsun biz, bu sözü onların aralarında çevirip çevirip anlattık ki öğüt alsınlar. Ama insanların çoğu, nankörlükte direnmektedir

25:51
وَلَوۡ شِئۡنَا لَبَعَثۡنَا فِي كُلِّ قَرۡيَةࣲ نَّذِيرࣰ ا
وَلَوْ
ve eğer
شِئْنَا
biz dileseydik
لَبَعَثْنَا
gönderirdik
فِى
her
كُلِّ
every
قَرْيَةٍۢ
kente
نَّذِيرًۭا
bir uyarıcı

Diyanet İşleri MealiDileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik

Süleyman AteşEğer biz dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik

25:52
فَلَا تُطِعِ ٱلۡكَٰفِرِينَ وَجَٰهِدۡهُم بِهِۦ جِهَادࣰ ا كَبِيرࣰ ا
فَلَا
boyun eğme
تُطِعِ
obey
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
وَجَـٰهِدْهُم
ve onlarla cihad et
بِهِۦ
bununla (Kur'an)
جِهَادًۭا
bir cihadla
كَبِيرًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiSen, inkarcılara uyma, onlara karşı olanca gücünle mücadele et

Süleyman AteşKafirlere boyun eğme ve bu Kur'an ile onlara karşı büyük cihad et

25:53 📚 2
۞وَهُوَ ٱلَّذِي مَرَجَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ هَٰذَا عَذۡبࣱ فُرَاتࣱ وَهَٰذَا مِلۡحٌ أُجَاجࣱ وَجَعَلَ بَيۡنَهُمَا بَرۡزَخࣰ ا وَحِجۡرࣰ ا مَّحۡجُورࣰ ا
۞ وَهُوَ
ve O
ٱلَّذِى
birbirine salmıştır
مَرَجَ
(has) released
ٱلْبَحْرَيْنِ
iki denizi
هَـٰذَا
bu
عَذْبٌۭ
tatlı
فُرَاتٌۭ
susuzluğu giderici
وَهَـٰذَا
ve bu
مِلْحٌ
tuzlu
أُجَاجٌۭ
ve acıdır
وَجَعَلَ
ve koymuştur
بَيْنَهُمَا
ikisinin arasına
بَرْزَخًۭا
bir engel
وَحِجْرًۭا
ve bir perde
مَّحْجُورًۭا
kavuşmalarına engel

Diyanet İşleri MealiBirinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır

Süleyman AteşO, iki denizi birbirine salmıştır. Bu tatlı, susuzluğu giderici; bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur (hiç birbirine kavuşmazlar)

25:54
وَهُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ مِنَ ٱلۡمَآءِ بَشَرࣰ ا فَجَعَلَهُۥ نَسَبࣰ ا وَصِهۡرࣰ اۗ وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرࣰ ا
وَهُوَ
ve O
ٱلَّذِى
yarattı
خَلَقَ
has created
مِنَ
sudan
ٱلْمَآءِ
the water
بَشَرًۭا
bir insan
فَجَعَلَهُۥ
ve onu kıldı
نَسَبًۭا
nesep
وَصِهْرًۭا ۗ
ve sıhr
وَكَانَ
ve
رَبُّكَ
Rabbin
قَدِيرًۭا
her şeye gücü yetendir

Diyanet İşleri Mealiİnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir

Süleyman AteşVe O, sudan bir insan yarattı da onu nesep ve sıhr kıldı. Rabbin, her şeye gücü yetendir

25:55 📚 1
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمۡ وَلَا يَضُرُّهُمۡۗ وَكَانَ ٱلۡكَافِرُ عَلَىٰ رَبِّهِۦ ظَهِيرࣰ ا
وَيَعْبُدُونَ
ve tapıyorlar
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
مَا
şeylere
لَا
fayda vermeyen
يَنفَعُهُمْ
not profits them
وَلَا
ve ne de
يَضُرُّهُمْ ۗ
zarar vermeyen
وَكَانَ
ve olan
ٱلْكَافِرُ
kafir
عَلَىٰ
karşı
رَبِّهِۦ
Rabbine
ظَهِيرًۭا
(şeytana) yardımcıdır

Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp, kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere kulluk ederler. İnkar eden, Rabbine karşı gelenin (şeytanın) yardımcısıdır

Süleyman AteşAllah'tan başka kendilerine ne yarar, ne de zarar veremeyecek şeylere tapıyorlar. Kafir, Rabbine karşı şeylere yardımcıdır

25:56
وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَـٰكَ
biz seni göndermedik
إِلَّا
dışında
مُبَشِّرًۭا
müjdeleyici olmak
وَنَذِيرًۭا
ve uyarıcı

Diyanet İşleri MealiBiz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik

Süleyman AteşBiz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik

25:57 📚 1
قُلۡ مَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ إِلَّا مَن شَآءَ أَن يَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلࣰ ا
قُلْ
de ki
مَآ
istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask (of) you
عَلَيْهِ
sizden
مِنْ
hiçbir
أَجْرٍ
ücret
إِلَّا
dışında
مَن
istemeniz
شَآءَ
(that) whoever wills
أَن
tutmak
يَتَّخِذَ
take
إِلَىٰ
varan
رَبِّهِۦ
Rabbine
سَبِيلًۭا
yolu

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum

Süleyman AteşBuna karşı sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine varan yola girmek isteyene yol gösteriyorum de

25:58 📚 4
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡحَيِّ ٱلَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِهِۦۚ وَكَفَىٰ بِهِۦ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًا
وَتَوَكَّلْ
ve tevekkül et
عَلَى
diri olana
ٱلْحَىِّ
the Ever-Living
ٱلَّذِى
öyle ki o
لَا
asla
يَمُوتُ
ölmez
وَسَبِّحْ
ve tesbih et
بِحَمْدِهِۦ ۚ
O'nu överek
وَكَفَىٰ
ve kafidir
بِهِۦ
O'nun
بِذُنُوبِ
günahlarını
عِبَادِهِۦ
kullarının
خَبِيرًا
bilmesi

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter

Süleyman AteşVe ölmeyen(diriy)e tevekkül et ve O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarını, O'nun bilmesi yeter

25:59 📚 2
ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ ٱلرَّحۡمَٰنُ فَسۡـَٔلۡ بِهِۦ خَبِيرࣰ ا
ٱلَّذِى
O ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا
ikisinin arasında
فِى
altı
سِتَّةِ
six
أَيَّامٍۢ
günde
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰ
kuruldu
عَلَى
üzerine
ٱلْعَرْشِ ۚ
Arş
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'dır
فَسْـَٔلْ
sor
بِهِۦ
bunu
خَبِيرًۭا
bir bilene

Diyanet İşleri MealiGökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor

Süleyman AteşO, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı, sonra Arş'a kuruldu (böylece mülkünü yönetmektedir. O) Rahman'dır. Bunu bir bilene sor

25:60 📚 3
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱسۡجُدُواْۤ لِلرَّحۡمَٰنِ قَالُواْ وَمَا ٱلرَّحۡمَٰنُ أَنَسۡجُدُ لِمَا تَأۡمُرُنَا وَزَادَهُمۡ نُفُورࣰ ا۩
وَإِذَا
ve ne zaman ki
قِيلَ
denildi
لَهُمُ
onlara
ٱسْجُدُوا۟
secde edin
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'a
قَالُوا۟
derler
وَمَا
nedir?
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
أَنَسْجُدُ
secde eder miyiz hiç?
لِمَا
şeye
تَأْمُرُنَا
senin bize emrettiğin
وَزَادَهُمْ
ve onların artırır
نُفُورًۭا ۩
nefretini

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Rahman'a secdeye varın" dendiği zaman "Rahman da nedir? Emrettiğine mi secdeye varacağız?" derler. Bu, onların nefretini artırır

Süleyman AteşOnlara: "Rahman'a secde edin!" dendiği zaman: "Rahman nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" derler. Ve (bu söz), onların nefretini artırır

25:61
تَبَارَكَ ٱلَّذِي جَعَلَ فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجࣰ ا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَٰجࣰ ا وَقَمَرࣰ ا مُّنِيرࣰ ا
تَبَارَكَ
yücedir
ٱلَّذِى
O ki
جَعَلَ
yaptı
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the skies
بُرُوجًۭا
burçlar
وَجَعَلَ
ve var etti
فِيهَا
orada
سِرَٰجًۭا
bir kandil
وَقَمَرًۭا
ve bir ay
مُّنِيرًۭا
aydınlatıcı

Diyanet İşleri MealiGökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir

Süleyman AteşYücedir O ki gökte burçlar yaptı ve orada bir kandil ve aydınlatıcı bir ay var etti

25:62 📚 9
وَهُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ خِلۡفَةࣰ لِّمَنۡ أَرَادَ أَن يَذَّكَّرَ أَوۡ أَرَادَ شُكُورࣰ ا
وَهُوَ
ve O
ٱلَّذِى
ki
جَعَلَ
yaptı
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
خِلْفَةًۭ
birbirini izler
لِّمَنْ
için
أَرَادَ
isteyenler
أَن
öğüt almak
يَذَّكَّرَ
remember
أَوْ
veya
أَرَادَ
isteyenler için
شُكُورًۭا
şükretmek

Diyanet İşleri Mealiİbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur

Süleyman AteşVe O, öğüt almak veya şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü, birbirini izler yaptı

25:63 📚 10
وَعِبَادُ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلَّذِينَ يَمۡشُونَ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ هَوۡنࣰ ا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ ٱلۡجَٰهِلُونَ قَالُواْ سَلَٰمࣰ ا
وَعِبَادُ
ve kulları
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın
ٱلَّذِينَ
öyle kimselerdir ki
يَمْشُونَ
yürürler
عَلَى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
هَوْنًۭا
mütevazi olarak
وَإِذَا
ne zaman ki
خَاطَبَهُمُ
kendilerine laf atarsa
ٱلْجَـٰهِلُونَ
cahiller
قَالُوا۟
derler
سَلَـٰمًۭا
Selam

Diyanet İşleri MealiRahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler

Süleyman AteşRahman'ın kulları öyle kimselerdir ki, yeryüzünde mütevazi olarak yürürler, cahiller kendilerine laf atarsa "Selam" derler

25:64
وَٱلَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمۡ سُجَّدࣰ ا وَقِيَٰمࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
gecelerini geçirirler
يَبِيتُونَ
spend (the) night
لِرَبِّهِمْ
Rablerine
سُجَّدًۭا
secde ederek
وَقِيَـٰمًۭا
ve (Onun divanında) durarak

Diyanet İşleri MealiOnlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler

Süleyman AteşGecelerini Rablerine secde ederek, Onun divanında durarak geçirirler

25:65 📚 1
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱصۡرِفۡ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۖ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا
وَٱلَّذِينَ
ve
يَقُولُونَ
derler
رَبَّنَا
Rabbimiz
ٱصْرِفْ
uzaklaştır
عَنَّا
bizden
عَذَابَ
azabını
جَهَنَّمَ ۖ
cehennemin
إِنَّ
doğrusu
عَذَابَهَا
onun azabı
كَانَ
sargındır
غَرَامًا
inseparable

Diyanet İşleri MealiOnlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler

Süleyman AteşRabbimiz, cehennemin azabını bizden uzaklaştır, doğrusu onun azabı sargındır derler

25:66
إِنَّهَا سَآءَتۡ مُسۡتَقَرࣰّ ا وَمُقَامࣰ ا
إِنَّهَا
orası
سَآءَتْ
ne kötü
مُسْتَقَرًّۭا
bir karargahtır
وَمُقَامًۭا
ve bir makamdır

Diyanet İşleri MealiOnlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler

Süleyman AteşOrası ne kötü bir karargah ve ne kötü bir makamdır

25:67 📚 8
وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَنفَقُواْ لَمۡ يُسۡرِفُواْ وَلَمۡ يَقۡتُرُواْ وَكَانَ بَيۡنَ ذَٰلِكَ قَوَامࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
ve
إِذَآ
zaman
أَنفَقُوا۟
infak ettikleri
لَمْ
israf etmezler
يُسْرِفُوا۟
(are) not extravagant
وَلَمْ
ve etmezler
يَقْتُرُوا۟
cimrilik
وَكَانَ
ve olur
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ
bu (ikisinin)
قَوَامًۭا
dengeli

Diyanet İşleri MealiOnlar, sarfettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar

Süleyman AteşVe harcadıkları zaman, ne israf ederler ne de cimrilik ederler; harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur

25:68 📚 13
وَٱلَّذِينَ لَا يَدۡعُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ وَلَا يَقۡتُلُونَ ٱلنَّفۡسَ ٱلَّتِي حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَا يَزۡنُونَۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ يَلۡقَ أَثَامࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
لَا
yalvarmazlar
يَدْعُونَ
invoke
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
tanrıya
ءَاخَرَ
başka
وَلَا
ve
يَقْتُلُونَ
öldürmezler
ٱلنَّفْسَ
canı
ٱلَّتِى
öyle ki
حَرَّمَ
haram ettiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
إِلَّا
dışında
بِٱلْحَقِّ
hak(lı sebep)
وَلَا
ve
يَزْنُونَ ۚ
zina etmezler
وَمَن
ve kim
يَفْعَلْ
yaparsa
ذَٰلِكَ
bunları
يَلْقَ
bulur
أَثَامًۭا
cezasını

Diyanet İşleri MealiOnlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur

Süleyman AteşVe onlar Allah ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezasını bulur

25:69
يُضَٰعَفۡ لَهُ ٱلۡعَذَابُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَيَخۡلُدۡ فِيهِۦ مُهَانًا
يُضَـٰعَفْ
kat kat yapılır
لَهُ
onun için
ٱلْعَذَابُ
azab
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
وَيَخْلُدْ
ve kalır
فِيهِۦ
onun içinde
مُهَانًا
hor ve hakir olarak

Diyanet İşleri MealiKıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır

Süleyman AteşKıyamet günü onun için azab kat kat yapılır ve o azab'ın içinde hor ve hakir olarak kalır

25:70
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلࣰ ا صَٰلِحࣰ ا فَأُوْلَٰٓئِكَ يُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِهِمۡ حَسَنَٰتࣲۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
إِلَّا
dışında
مَن
kimse(ler)
تَابَ
tevbe eden
وَءَامَنَ
ve iman eden
وَعَمِلَ
ve yapanlar
عَمَلًۭا
bir iş
صَـٰلِحًۭا
faydalı
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
يُبَدِّلُ
değiştirecektir
ٱللَّهُ
Allah
سَيِّـَٔاتِهِمْ
onların kötülüklerini
حَسَنَـٰتٍۢ ۗ
iyiliklere
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
غَفُورًۭا
çok bağışlayandır
رَّحِيمًۭا
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAncak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder

Süleyman AteşAncak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir

25:71
وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَإِنَّهُۥ يَتُوبُ إِلَى ٱللَّهِ مَتَابࣰ ا
وَمَن
ve kim
تَابَ
tevbe eder
وَعَمِلَ
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا
faydalı iş
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz
يَتُوبُ
döner
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
مَتَابًۭا
tevbesi kabul edilmiş olarak

Diyanet İşleri MealiKim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelmiş olur

Süleyman AteşKim tevbe eder ve faydalı iş yaparsa o, makbul bir kimse olarak Allah'a döner

25:72 📚 1
وَٱلَّذِينَ لَا يَشۡهَدُونَ ٱلزُّورَ وَإِذَا مَرُّواْ بِٱللَّغۡوِ مَرُّواْ كِرَامࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
onlar
لَا
şahitlik etmezler
يَشْهَدُونَ
bear witness
ٱلزُّورَ
yalan ve boş söze
وَإِذَا
ve ne zaman ki
مَرُّوا۟
rastlarlar
بِٱللَّغْوِ
boş söze
مَرُّوا۟
geçip giderler
كِرَامًۭا
vekar ile

Diyanet İşleri MealiOnlar yalan yere şehadet etmezler; faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler

Süleyman AteşOnlar yalan ve boş sözün yanında bulunmazlar, boş söze rastladıklarında vekar ile (oradan) geçip giderler

25:73
وَٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ لَمۡ يَخِرُّواْ عَلَيۡهَا صُمࣰّ ا وَعُمۡيَانࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
إِذَا
zaman
ذُكِّرُوا۟
hatırlatıldığı
بِـَٔايَـٰتِ
ayetleri
رَبِّهِمْ
Rablerinin
لَمْ
davranmazlar
يَخِرُّوا۟
fall
عَلَيْهَا
onlara karşı
صُمًّۭا
sağır
وَعُمْيَانًۭا
ve kör

Diyanet İşleri MealiKendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar

Süleyman AteşVe kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman onlara karşı sağır ve kör davranmazlar

25:74 📚 5
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبۡ لَنَا مِنۡ أَزۡوَٰجِنَا وَذُرِّيَّٰتِنَا قُرَّةَ أَعۡيُنࣲ وَٱجۡعَلۡنَا لِلۡمُتَّقِينَ إِمَامًا
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
يَقُولُونَ
derler
رَبَّنَا
Rabbimiz
هَبْ
lutfeyle
لَنَا
bize
مِنْ
eşlerimizi
أَزْوَٰجِنَا
our spouses
وَذُرِّيَّـٰتِنَا
ve çocuklarımızı
قُرَّةَ
sevinci
أَعْيُنٍۢ
gözler
وَٱجْعَلْنَا
ve bizi yap
لِلْمُتَّقِينَ
muttakilere
إِمَامًا
önder

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler

Süleyman AteşVe: "Rabbimiz, bize gözler sevinci (gönüller açan) eşler ve çocuklar lutfeyle ve bizi korunanlara önder yap!" derler

25:75 📚 1
أُوْلَٰٓئِكَ يُجۡزَوۡنَ ٱلۡغُرۡفَةَ بِمَا صَبَرُواْ وَيُلَقَّوۡنَ فِيهَا تَحِيَّةࣰ وَسَلَٰمًا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يُجْزَوْنَ
ödüllendireleceklerdir
ٱلْغُرْفَةَ
saraylarda
بِمَا
karşılık
صَبَرُوا۟
sabretmelerine
وَيُلَقَّوْنَ
ve karşılanacaklardır
فِيهَا
orada
تَحِيَّةًۭ
bir sağlık dileği
وَسَلَـٰمًا
ve selam ile

Diyanet İşleri Mealiİşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar

Süleyman Ateşİşte onlar, sabretmelerine karşılık saraylarda ödüllendirelecekler ve orada bir sağlık dileği ve selam ile karşılanacaklardır

25:76
خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ حَسُنَتۡ مُسۡتَقَرࣰّ ا وَمُقَامࣰ ا
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacaklardır
فِيهَا ۚ
orada
حَسُنَتْ
ne güzel
مُسْتَقَرًّۭا
karargahtır
وَمُقَامًۭا
ve makamdır

Diyanet İşleri MealiOrada temellidirler. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır

Süleyman AteşOrada ebedi kalacaklardır. Ne güzel karargah ve ne güzel makamdır orası

25:77
قُلۡ مَا يَعۡبَؤُاْ بِكُمۡ رَبِّي لَوۡلَا دُعَآؤُكُمۡۖ فَقَدۡ كَذَّبۡتُمۡ فَسَوۡفَ يَكُونُ لِزَامَۢا
قُلْ
de ki
مَا
ne diye?
يَعْبَؤُا۟
değer versin
بِكُمْ
size
رَبِّى
Rabbim
لَوْلَا
olmadıktan sonra
دُعَآؤُكُمْ ۖ
du'anız (ibadetiniz)
فَقَدْ
andolsun
كَذَّبْتُمْ
yalanladınız
فَسَوْفَ
bu yüzden
يَكُونُ
olacaktır
لِزَامًۢا
(azab) kaçınılmaz

Diyanet İşleri MealiDe ki: "İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır

Süleyman AteşDe ki: "Du'anız (ibadetiniz) olmadıktan sonra Rabbim sizi ne yapsın? (Size haber verdiklerimi) yalanladınız. Bu yüzden cezalandırılmanız gerekecektir

← Önceki Sonraki →

25. Al-Furqaan Suresi | Anlam Arayışı