25. Al-Furqaan سُورَةُ الفُرۡقَانِ
Saheeh InternationalBlessed is He who sent down the Criterion upon His Servant that he may be to the worlds a warner
Süleyman AteşAlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkanı (hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allah) pek kutludur
Elmalılı Hamdi YazırTebareke" ne yüce feyyazdır o ki, dünyaları uyarmak üzere kulu Muhammed'e, hakkı batıldan ayırdeden Kur'ân'ı indirdi
Saheeh InternationalHe to whom belongs the dominion of the heavens and the earth and who has not taken a son and has not had a partner in dominion and has created each thing and determined it with [precise] determination
Süleyman AteşGöklerin ve yerin mülkü O'nundur, O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir
Elmalılı Hamdi YazırO öyle bir ilâhtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir. O hiç çocuk edinmedi, hükümranlıkta ortağı yoktur. O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir
Saheeh InternationalBut they have taken besides Him gods which create nothing, while they are created, and possess not for themselves any harm or benefit and possess not [power to cause] death or life or resurrection
Süleyman AteşO'ndan ayrı olarak, hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan ve kendilerine dahi ne zarar ne de yarar veremeyen; öldüremeyen, yaşatamayan, (ölüleri diriltip) kaldıramayan birtakım tanrılar edindiler
Elmalılı Hamdi YazırKâfirler, O'nu bırakıp bir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler
Saheeh InternationalAnd those who disbelieve say, "This [Qur'an] is not except a falsehood he invented, and another people assisted him in it." But they have committed an injustice and a lie
Süleyman Ateşİnkar edenler: "Bu, yalandan başka bir şey değildir. (Muhammed) onu uydurdu, başka bir topluluk da kendisine yardım etti." dediler ve kesin bir haksızlığa ve iftiraya vardılar
Elmalılı Hamdi Yazırİnkâr edenler: "Bu Kur'ân Muhammed'in uydurmasıdır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular
Saheeh InternationalAnd they say, "Legends of the former peoples which he has written down, and they are dictated to him morning and afternoon
Süleyman AteşDediler: "Evvelkilerin masalları, onları yazmış, sabah akşam onlar kendisine yazdırılıyor
Elmalılı Hamdi YazırKur'ân öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırmış da sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "It has been revealed by He who knows [every] secret within the heavens and the earth. Indeed, He is ever Forgiving and Merciful
Süleyman AteşDe ki: "Onu, göklerdeki ve yerdeki gizleri bilen indirdi. O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir
Saheeh InternationalAnd they say, "What is this messenger that eats food and walks in the markets? Why was there not sent down to him an angel so he would be with him a warner
Süleyman AteşDediler: "Bu elçiye ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor? Ona kendisiyle beraber uyarıcı olacak bir melek indirilmeli değil mi
Elmalılı Hamdi YazırŞöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki, yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya
Saheeh InternationalOr [why is not] a treasure presented to him [from heaven], or does he [not] have a garden from which he eats?" And the wrongdoers say, "You follow not but a man affected by magic
Süleyman AteşYahut üstüne bir hazine atılmalı, yahut kendisinin ürününden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil mi? Ve zalimler: "Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler
Elmalılı Hamdi YazırYahut kendisine bir hazine verilseydi veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler
Saheeh InternationalLook how they strike for you comparisons; but they have strayed, so they cannot [find] a way
Süleyman AteşBak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar
Saheeh InternationalBlessed is He who, if He willed, could have made for you [something] better than that - gardens beneath which rivers flow - and could make for you palaces
Süleyman AteşYücedir O ki dilerse sana bundan daha hayırlısını, altlarından ırmaklar akan bahçeler verir ve senin için saraylar yapar
Elmalılı Hamdi YazırÖyle yücedir O ki, dilerse sana ondan daha iyisini, altından ırmaklar akan cennetler verir, sana köşkler de yapar
Saheeh InternationalBut they have denied the Hour, and We have prepared for those who deny the Hour a Blaze
Süleyman AteşOnlar (senin hakkında o yakışıksız sözleri söylemekle kalmadılar) bilakis, (Duruşma) sa'ati(ni) de yalanladılar. Biz (Duruşma) sa'ati(ni) yalanlayanlara alevli bir ateş hazırlamışızdır
Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar o saati (kıyameti) de yalanladılar. Biz ise o saati yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırladık
Saheeh InternationalWhen the Hellfire sees them from a distant place, they will hear its fury and roaring
Süleyman Ateş(Bu ateş) onları uzak bir yerden görünce onlar bunun öfkesini ve homurtusunu işitirler
Elmalılı Hamdi YazırKi, cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerine görününce, onun bir hışımlanmasını (kaynamasını) ve uğultusunu işitirler
Saheeh InternationalAnd when they are thrown into a narrow place therein bound in chains, they will cry out thereupon for destruction
Süleyman Ateş(Elleri boyunlarına zincirlerle) Bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman orada ölümü çağırırlar (yetiş ey ölüm, nerdesin, gel bizi bu azabdan kurtar! derler)
Elmalılı Hamdi YazırElleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı isterler
Saheeh International[They will be told], "Do not cry this Day for one destruction but cry for much destruction
Süleyman AteşBugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölüm çağırın
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara şöyle denilir) Bu gün bir yok olmayı değil, nice yok olmaları isteyin
Saheeh InternationalSay, "Is that better or the Garden of Eternity which is promised to the righteous? It will be for them a reward and destination
Süleyman AteşDe ki: "Bu mu iyi, yoksa korunanlara va'dedilen ebedi cennet mi? O da onların mükafat ve sonucudur
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: Bu mu daha iyi, yoksa takva sahiplerine vaad olunan ebedilik cenneti mi? Çünkü orası, onlar için bir mükafattır ve bir varış yeridir
Saheeh InternationalFor them therein is whatever they wish, [while] abiding eternally. It is ever upon your Lord a promise [worthy to be] requested
Süleyman AteşOrada istediklerini bulurlar ve sürekli kalırlar. Bu, Rabbinin, istenen, arzu edilen bir va'didir
Elmalılı Hamdi YazırOnlar için orada ne isterlerse var, hem orada ebedî kalacaklar. Çünkü bu Rabbinden yerine getirilmesi istenen bir vaaddir
Saheeh InternationalAnd [mention] the Day He will gather them and that which they worship besides Allah and will say, "Did you mislead these, My servants, or did they [themselves] stray from the way
Süleyman Ateş(Rabbin), onları ve Allah'tan başka taptıklarını biraraya toplayacağı gün, (tapılanlara) der ki: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar
Elmalılı Hamdi YazırHele o gün Rabbin onları Allah'tan başka taptıkları şeylerle toplar da, der ki: "Siz mi saptırdınız şu kullarımı, yoksa kendileri mi yolu kaybettiler
Saheeh InternationalThey will say, "Exalted are You! It was not for us to take besides You any allies. But You provided comforts for them and their fathers until they forgot the message and became a people ruined
Süleyman AteşDerler ki: "Senin şanın yücedir, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve atalarını ni'met verip yaşattın, (bolluk içinde dünyaya daldılar da seni) anmayı unuttular ve helaki hak eden bir topluluk oldular
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Sübhansın seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir kavim oldular." derler
Saheeh InternationalSo they will deny you, [disbelievers], in what you say, and you cannot avert [punishment] or [find] help. And whoever commits injustice among you - We will make him taste a great punishment
Süleyman Ateş(Bu kez hitap, bunlara tanrı diye tapanlara yönelir.) İşte (tanrı) dedikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne (azabı geri) çevirmeğe gücünüz yeter, ne de (kendinize) bir yardım bulabilirsiniz! Sizden kim zulmederse ona büyük bir azab taddırırız
Elmalılı Hamdi Yazır(Bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denilir.) İşte (taptıklarınız) sizi söylediklerinizde yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir, ne de bir yardıma çare bulabilirsiniz ve içinizden kim zulmederse, ona büyük bir azab tattıracağız
Saheeh InternationalAnd We did not send before you, [O Muhammad], any of the messengers except that they ate food and walked in the markets. And We have made some of you [people] as trial for others - will you have patience? And ever is your Lord, Seeing
Süleyman AteşSenden önce gönderdiğimiz bütün elçiler de yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi. Biz sizi birbiriniz için bir sınav yaptık. (Sizin bir kısmınızı, diğer bir kısmınızla denemekteyiz ki bakalım) sabrediyor musunuz? Rabbin, (herşeyi) görendir
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Biz senden evvel de peygamberleri başka türlü göndermedik. Şüphesiz onlar hem yemek yiyorlar, hem çarşılarda geziyorlardı (sokaklarda yürüyorlardı). Sizin bir kısmınızı bir diğerine fitne (imtihan sebebi) kılmışızdır ki, bakalım sabredecek misiniz? Zira Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir
Saheeh InternationalAnd those who do not expect the meeting with Us say, "Why were not angels sent down to us, or [why] do we [not] see our Lord?" They have certainly become arrogant within themselves and [become] insolent with great insolence
Süleyman AteşBizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize melekler indirilmeliydi, yahut Rabbimizi görmeliydik değil mi?" dedi(ler). Andolsun ki onlar kendi içlerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir azgınlıkla haddi aştılar
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber, bize kavuşmayı ummayanlar "Bize ya melekler indirilmeliydi, ya da Rabbimizi görmeliydik" dediler. Andolsun ki, doğrusu nefislerinde kendilerini büyük gördüler ve büyük azgınlık ettiler
Saheeh InternationalThe day they see the angels - no good tidings will there be that day for the criminals, and [the angels] will say, "Prevented and inaccessible
Süleyman AteşMelekleri gördükleri gün, işte o gün suçlulara müjde yoktur ve onlar; (Size sevinmek) yasaktır, yasak!" derler
Elmalılı Hamdi YazırMelekleri görecekleri gün, işte o gün, günahkarlara hiçbir sevinç haberi yoktur. Ve yasak yasak, diyeceklerdir
Saheeh InternationalAnd We will regard what they have done of deeds and make them as dust dispersed
Süleyman AteşYaptıkları her işin önüne geçmişiz de onu (etrafa) saçılmış toz zerreleri haline getirmişizdir
Elmalılı Hamdi YazırOnların yaptıkları her bir iyi işi dikkate alırız, fakat onu saçılmış zerreler haline getiririz
Saheeh InternationalThe companions of Paradise, that Day, are [in] a better settlement and better resting place
Süleyman AteşO gün cennet halkının kalacakları yer daha iyi, dinlenip safa sürecekleri yer daha güzeldir
Elmalılı Hamdi YazırO gün cennetliklerin kalacakları yer çok iyi, dinlenecekleri yer pek güzeldir
Saheeh InternationalAnd [mention] the Day when the heaven will split open with [emerging] clouds, and the angels will be sent down in successive descent
Süleyman AteşGöğün bulutları parçalayıp meleklerin bölük bölük indirildiği gün
Elmalılı Hamdi YazırO gün gökyüzü beyaz bulutlar halinde yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir
Saheeh InternationalTrue sovereignty, that Day, is for the Most Merciful. And it will be upon the disbelievers a difficult Day
Süleyman Ateşİşte o gün, gerçek mülk, Rahmanın'dır, (bütün hükümranlık yalnız O'na aittir) ve o (gün), kafirler için çetin bir gündür
Elmalılı Hamdi Yazırİşte o gün gerçek hükümranlık, çok merhametli olan Allah'ındır. Kâfirler için ise o, pek çetin bir gündür
Saheeh InternationalAnd the Day the wrongdoer will bite on his hands [in regret] he will say, "Oh, I wish I had taken with the Messenger a way
Süleyman AteşO gün zalim ellerini ısırıp: "Nolaydı, keşke ben elçiyle beraber bir yol edineydim!" der
Elmalılı Hamdi YazırO gün zalim kimse ellerini ısıracak: "Eyvah!" diyecek, "keşke Peygamberin yanında bir yol tutsaydım
Saheeh InternationalOh, woe to me! I wish I had not taken that one as a friend
Süleyman AteşVah bana, ne olurdu, ben falanı dost tutmasaydım
Elmalılı Hamdi YazırEyvah!" diyecek, "keşke falancayı dost edinmeseydim
Saheeh InternationalHe led me away from the remembrance after it had come to me. And ever is Satan, to man, a deserter
Süleyman AteşO beni, bana gelen Zikirden saptırdı. Zaten şeytan, insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü zikir (Kur'ân) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yapayalnız ve yardımcısız bırakmaktadır
Saheeh InternationalAnd the Messenger has said, "O my Lord, indeed my people have taken this Qur'an as [a thing] abandoned
Süleyman AteşElçi de: "Ya Rabbi, kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktılar demiştir
Elmalılı Hamdi YazırPeygamber dedi ki: "Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'ân'ı terkedilmiş (bir şey yerinde) tuttular
Saheeh InternationalAnd thus have We made for every prophet an enemy from among the criminals. But sufficient is your Lord as a guide and a helper
Süleyman AteşBiz böylece her elçiye suçlulardan bir düşman var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Ve işte biz böyle her peygamber için günahkarlardan bir düşman yapmışızdır. Bununla beraber hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter
Saheeh InternationalAnd those who disbelieve say, "Why was the Qur'an not revealed to him all at once?" Thus [it is] that We may strengthen thereby your heart. And We have spaced it distinctly
Süleyman Ateşİnkar edenler: "Kur'an, ona bir defada indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle (parça parça indirdik) ve onu ağır ağır okuduk
Elmalılı Hamdi YazırYine o inkâr edenler dediler ki: "O Kur'ân ona, hepsi birden indirilseydi ya"! Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk
Saheeh InternationalAnd they do not come to you with an argument except that We bring you the truth and the best explanation
Süleyman AteşOnların sana getirdiği her misale (her batıl soruya) karşı mutlaka biz sana, (o batılı yok edecek) gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz
Elmalılı Hamdi YazırHem onlar sana karşı herhangi bir mesel ile gelmezler ki, biz sana (onun karşılığında) doğrusunu ve tefsirin daha güzelini getirmiş olmayalım
Saheeh InternationalThe ones who are gathered on their faces to Hell - those are the worst in position and farthest astray in [their] way
Süleyman AteşO yüzükoyun cehenneme toplanacak olanlar, işte onlar, yerce çok kötü ve yolca çok sapıktır
Elmalılı Hamdi YazırO yüzleri üstü cehenneme toplanacaklar var ya! işte onlar, yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır
Saheeh InternationalAnd We had certainly given Moses the Scripture and appointed with him his brother Aaron as an assistant
Süleyman AteşAndolsun biz Musa'ya Kitabı verdik ve kardeşi Harun'u kendisinin yanında vezir yaptık
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki Musa'ya kitap verdik, kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık
Saheeh InternationalAnd We said, "Go both of you to the people who have denied Our signs." Then We destroyed them with [complete] destruction
Süleyman AteşAyetlerimizi yalanlayan kavme gidin, dedik. (Onlara gittiler. Onlar, kendilerine gelen bu elçilerimizi kabul etmeyince biz) de onları yıkıp yok ettik
Elmalılı Hamdi YazırHaydi âyetlerimizi yalan sayan o kavme gidin" dedik. Sonunda (yola gelmediklerinden) onları yerle bir ettik
Saheeh InternationalAnd the people of Noah - when they denied the messengers, We drowned them, and We made them for mankind a sign. And We have prepared for the wrongdoers a painful punishment
Süleyman AteşNuh kavmi de peygamberleri yalanladıkları vakit- onları da boğduk ve onları insanlara bir ibret yaptık. Zalimlere acı bir azab hazırladık
Elmalılı Hamdi YazırNuh kavmine gelince, Peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde, onları suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Biz zalimler için acıklı bir azab hazırlamışızdır
Saheeh InternationalAnd [We destroyed] 'Aad and Thamud and the companions of the well and many generations between them
Süleyman AteşAd'ı, Semud'u, Res halkını ve bu arada daha birçok nesilleri (inkarları yüzünden helak ettik)
Elmalılı Hamdi YazırAd'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında daha bir çok nesilleri de (inkârcılıkları yüzünden helak ettik)
Saheeh InternationalAnd for each We presented examples [as warnings], and each We destroyed with [total] destruction
Süleyman AteşHepsine de (uyarmak için) misaller (geçmişlerden hikayeler) anlattık. (Öğüt almayıp küfürlerinde ısrar edince biz de) hepsini helak ettik
Elmalılı Hamdi YazırOnların herbirine misaller getirdik; (ama ögüt almadıkları için) hepsini kırdık geçirdik
Saheeh InternationalAnd they have already come upon the town which was showered with a rain of evil. So have they not seen it? But they are not expecting resurrection
Süleyman Ateş(Şu Kureyş müşrikleri) bela yağmuruna tutulan, (üstüne taş yağdırılan) kente vardılar. Onun durumunu görmüyorlar mıydı (ki ibret alsınlar)? Hayır, onlar (öldükten sonra) tekrar dirilip kalkmayı ummuyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Andolsun ki, (bu Mekke'li putperestler), bela ve fenalık yağmuruna tutulmuş olan beldeye uğramışlardır. Peki onu da görmüyorlar mıydı? Hayır! Onlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktadırlar
Saheeh InternationalAnd when they see you, [O Muhammad], they take you not except in ridicule, [saying], "Is this the one whom Allah has sent as a messenger
Süleyman AteşSeni gördükleri zaman, mutlaka seni eğlence konusu yapıyorlar; "Allah bunu mu elçi göndermiş
Elmalılı Hamdi YazırSeni gördükleri zaman "Bu mu Allah'ın Peygamber olarak gönderdiği?" diye hep seni alaya alıyorlar
Saheeh InternationalHe almost would have misled us from our gods had we not been steadfast in [worship of] them." But they are going to know, when they see the punishment, who is farthest astray in [his] way
Süleyman AteşEğer biz tanrılarımıza tapmakta ısrar etmeseydik, nerdeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı. (diyorlar). Azabı gördükleri zaman kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırŞayet tanrılarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten de bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı" diyorlar. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler
Saheeh InternationalHave you seen the one who takes as his god his own desire? Then would you be responsible for him
Süleyman AteşArzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü? Onun üstüne sen mi bekçi olacaksın
Elmalılı Hamdi YazırKötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın
Saheeh InternationalOr do you think that most of them hear or reason? They are not except like livestock. Rather, they are [even] more astray in [their] way
Süleyman AteşYoksa sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar, yolca (hayvanlardan) daha sapıktır
Elmalılı Hamdi YazırYoksa sen, onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akıllanacağını mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta gidişçe daha sapıktırlar
Saheeh InternationalHave you not considered your Lord - how He extends the shadow, and if He willed, He could have made it stationary? Then We made the sun for it an indication
Süleyman AteşRabbini görmedin mi gölgeyi nasıl uzattı? Dileseydi, onu durgun yapardı. Sonra nasıl güneşi ona delil kıldık (gölgenin görünmesini, ışığa bağlı kıldık)
Elmalılı Hamdi YazırRabbinin gölgeyi nasıl uzatmakta olduğunu görmedin mi? Dileseydi onu elbet hareketsiz de kılardı. Sonra biz güneşi, ona (gölgeye) delil kılmışızdır
Saheeh InternationalThen We hold it in hand for a brief grasp
Süleyman AteşSonra (güneş yükseldikçe) gölgeyi yavaş yavaş çekip aldık
Elmalılı Hamdi YazırSonra da onu yavaş yavaş kendimize (başka yöne) çekmekteyiz
Saheeh InternationalAnd it is He who has made the night for you as clothing and sleep [a means for] rest and has made the day a resurrection
Süleyman AteşO, geceyi sizin için elbise, uykuyu dinlenme, gündüzü de kalkıp çalışma zamanı yaptı
Elmalılı Hamdi YazırSizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü yayılıp çalışma (zamanı) yapan O'dur
Saheeh InternationalAnd it is He who sends the winds as good tidings before His mercy, and We send down from the sky pure water
Süleyman AteşVe O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderdi. Ve gökten tertemiz bir su indirdik
Elmalılı Hamdi YazırRüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen ve gökten tertemiz bir su indiren O'dur
Saheeh InternationalThat We may bring to life thereby a dead land and give it as drink to those We created of numerous livestock and men
Süleyman AteşKi onunla ölü bir ülkeyi diriltelim ve onunla yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu sulayalım
Elmalılı Hamdi YazırKi biz (o suyla) ölü toprağa can verelim, yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su sağlayalım, diye
Saheeh InternationalAnd We have certainly distributed it among them that they might be reminded, but most of the people refuse except disbelief
Süleyman AteşAndolsun biz, bu sözü onların aralarında çevirip çevirip anlattık ki öğüt alsınlar. Ama insanların çoğu, nankörlükte direnmektedir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun bunu, insanların öğüt almaları için, aralarında çeşit çeşit şekillerde anlatmışızdır; ama insanların çoğu ille nankörlük edip diretmiştir
Saheeh InternationalAnd if We had willed, We could have sent into every city a warner
Süleyman AteşEğer biz dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik
Elmalılı Hamdi Yazır(Habibim!) Şayet dileseydik elbette her köye bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik
Saheeh InternationalSo do not obey the disbelievers, and strive against them with the Qur'an a great striving
Süleyman AteşKafirlere boyun eğme ve bu Kur'an ile onlara karşı büyük cihad et
Elmalılı Hamdi Yazır(Madem ki yalnız seni gönderdik) Öyleyse kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kur'ân ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver
Saheeh InternationalAnd it is He who has released [simultaneously] the two seas, one fresh and sweet and one salty and bitter, and He placed between them a barrier and prohibiting partition
Süleyman AteşO, iki denizi birbirine salmıştır. Bu tatlı, susuzluğu giderici; bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur (hiç birbirine kavuşmazlar)
Elmalılı Hamdi YazırBirinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir serhat koyan O'dur
Saheeh InternationalAnd it is He who has created from water a human being and made him [a relative by] lineage and marriage. And ever is your Lord competent [concerning creation]
Süleyman AteşVe O, sudan bir insan yarattı da onu nesep ve sıhr kıldı. Rabbin, her şeye gücü yetendir
Elmalılı Hamdi YazırO (hakir) sudan, bir insan yaratıp ona bir neseb bahşeden ve sıhriyet bağı ile akraba yapan O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter
Saheeh InternationalBut they worship rather than Allah that which does not benefit them or harm them, and the disbeliever is ever, against his Lord, an assistant [to Satan]
Süleyman AteşAllah'tan başka kendilerine ne yarar, ne de zarar veremeyecek şeylere tapıyorlar. Kafir, Rabbine karşı şeylere yardımcıdır
Elmalılı Hamdi Yazır(Böyle iken inkârcılar) Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda, ne zarar veremeyen şeylere kulluk ediyorlar. İnkârcı olan kimse Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır
Saheeh InternationalAnd We have not sent you, [O Muhammad], except as a bringer of good tidings and a warner
Süleyman AteşBiz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik
Elmalılı Hamdi Yazır(Halbuki) biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik
Saheeh InternationalSay, "I do not ask of you for it any payment - only that whoever wills might take to his Lord a way
Süleyman AteşBuna karşı sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine varan yola girmek isteyene yol gösteriyorum de
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret değil, ancak Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanızı) istiyorum
Saheeh InternationalAnd rely upon the Ever-Living who does not die, and exalt [Allah] with His praise. And sufficient is He to be, with the sins of His servants, Acquainted
Süleyman AteşVe ölmeyen(diriy)e tevekkül et ve O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarını, O'nun bilmesi yeter
Elmalılı Hamdi YazırSen, ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter
Saheeh InternationalHe who created the heavens and the earth and what is between them in six days and then established Himself above the Throne - the Most Merciful, so ask about Him one well informed
Süleyman AteşO, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı, sonra Arş'a kuruldu (böylece mülkünü yönetmektedir. O) Rahman'dır. Bunu bir bilene sor
Elmalılı Hamdi YazırGökleri yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a hükmeden Rahmân'dır. Haydi ne dileyeceksen o her şeyden haberdar olan (Rahmân)dan dile
Saheeh InternationalAnd when it is said to them, "Prostrate to the Most Merciful," they say, "And what is the Most Merciful? Should we prostrate to that which you order us?" And it increases them in aversion
Süleyman AteşOnlara: "Rahman'a secde edin!" dendiği zaman: "Rahman nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" derler. Ve (bu söz), onların nefretini artırır
Elmalılı Hamdi YazırOnlara "Rahmân'a secde edin" dendiği zaman, "Rahmân da neymiş? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" derler ve bu emir onların nefretini artırır
Saheeh InternationalBlessed is He who has placed in the sky great stars and placed therein a [burning] lamp and luminous moon
Süleyman AteşYücedir O ki gökte burçlar yaptı ve orada bir kandil ve aydınlatıcı bir ay var etti
Elmalılı Hamdi YazırGökte burçları var eden, onların içinde bir kandil (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir
Saheeh InternationalAnd it is He who has made the night and the day in succession for whoever desires to remember or desires gratitude
Süleyman AteşVe O, öğüt almak veya şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü, birbirini izler yaptı
Elmalılı Hamdi Yazırİbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur
Saheeh InternationalAnd the servants of the Most Merciful are those who walk upon the earth easily, and when the ignorant address them [harshly], they say [words of] peace
Süleyman AteşRahman'ın kulları öyle kimselerdir ki, yeryüzünde mütevazi olarak yürürler, cahiller kendilerine laf atarsa "Selam" derler
Elmalılı Hamdi YazırO çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler (geçerler)
Saheeh InternationalAnd those who spend [part of] the night to their Lord prostrating and standing [in prayer]
Süleyman AteşGecelerini Rablerine secde ederek, Onun divanında durarak geçirirler
Elmalılı Hamdi YazırVe onlar ki, Rablerine secdeler ve kıyamlar ederek yatarlar
Saheeh InternationalAnd those who say, "Our Lord, avert from us the punishment of Hell. Indeed, its punishment is ever adhering
Süleyman AteşRabbimiz, cehennemin azabını bizden uzaklaştır, doğrusu onun azabı sargındır derler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki, şöyle derler: Cehennem azabını üzerimizden sav! Doğrusu onun azabı geçici bir şey değildir
Saheeh InternationalIndeed, it is evil as a settlement and residence
Süleyman AteşOrası ne kötü bir karargah ve ne kötü bir makamdır
Elmalılı Hamdi YazırOrası cidden ne kötü bir uğrak, ne kötü bir konaktır
Saheeh InternationalAnd [they are] those who, when they spend, do so not excessively or sparingly but are ever, between that, [justly] moderate
Süleyman AteşVe harcadıkları zaman, ne israf ederler ne de cimrilik ederler; harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur
Elmalılı Hamdi YazırVe onlar ki, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar
Saheeh InternationalAnd those who do not invoke with Allah another deity or kill the soul which Allah has forbidden [to be killed], except by right, and do not commit unlawful sexual intercourse. And whoever should do that will meet a penalty
Süleyman AteşVe onlar Allah ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezasını bulur
Elmalılı Hamdi YazırYine onlar ki, Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı(nın cezasını) bulur
Saheeh InternationalMultiplied for him is the punishment on the Day of Resurrection, and he will abide therein humiliated
Süleyman AteşKıyamet günü onun için azab kat kat yapılır ve o azab'ın içinde hor ve hakir olarak kalır
Elmalılı Hamdi YazırKıyamet günü azabı kat kat olur ve orada alçaltılmış olarak temelli kalır
Saheeh InternationalExcept for those who repent, believe and do righteous work. For them Allah will replace their evil deeds with good. And ever is Allah Forgiving and Merciful
Süleyman AteşAncak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırAncak tevbe ve iman edip iyi davranışlarda bulunanlar başka; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalAnd he who repents and does righteousness does indeed turn to Allah with [accepted] repentance
Süleyman AteşKim tevbe eder ve faydalı iş yaparsa o, makbul bir kimse olarak Allah'a döner
Elmalılı Hamdi YazırVe her kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner
Saheeh InternationalAnd [they are] those who do not testify to falsehood, and when they pass near ill speech, they pass by with dignity
Süleyman AteşOnlar yalan ve boş sözün yanında bulunmazlar, boş söze rastladıklarında vekar ile (oradan) geçip giderler
Elmalılı Hamdi YazırVe onlar ki, yalan şahitlik etmezler, boş bir şeye rastladıkları zaman vakar ile (oradan) geçip giderler
Saheeh InternationalAnd those who, when reminded of the verses of their Lord, do not fall upon them deaf and blind
Süleyman AteşVe kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman onlara karşı sağır ve kör davranmazlar
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar
Saheeh InternationalAnd those who say, "Our Lord, grant us from among our wives and offspring comfort to our eyes and make us an example for the righteous
Süleyman AteşVe: "Rabbimiz, bize gözler sevinci (gönüller açan) eşler ve çocuklar lutfeyle ve bizi korunanlara önder yap!" derler
Elmalılı Hamdi YazırVe onlar ki: "Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl" derler
Saheeh InternationalThose will be awarded the Chamber for what they patiently endured, and they will be received therein with greetings and [words of] peace
Süleyman Ateşİşte onlar, sabretmelerine karşılık saraylarda ödüllendirelecekler ve orada bir sağlık dileği ve selam ile karşılanacaklardır
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır
Saheeh InternationalAbiding eternally therein. Good is the settlement and residence
Süleyman AteşOrada ebedi kalacaklardır. Ne güzel karargah ve ne güzel makamdır orası
Elmalılı Hamdi YazırOrada ebedî kalacaklar, orası ne güzel bir konak ve ne güzel bir makamdır
Saheeh InternationalSay, "What would my Lord care for you if not for your supplication?" For you [disbelievers] have denied, so your denial is going to be adherent
Süleyman AteşDe ki: "Du'anız (ibadetiniz) olmadıktan sonra Rabbim sizi ne yapsın? (Size haber verdiklerimi) yalanladınız. Bu yüzden cezalandırılmanız gerekecektir
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) De ki: "Rabbim size ne kıymet verir duanız olmasa? (Ey inkârcılar! Size bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; o halde azab yakanızı bırakmayacaktır