25. Al-Furqaan سُورَةُ الفُرۡقَانِ
Yusuf AliBlessed is He who sent down the criterion to His servant, that it may be an admonition to all creatures
Süleyman AteşAlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkanı (hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allah) pek kutludur
Ali BulaçAlemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne Yücedir
Yusuf AliHe to whom belongs the dominion of the heavens and the earth: no son has He begotten, nor has He a partner in His dominion: it is He who created all things, and ordered them in due proportions
Süleyman AteşGöklerin ve yerin mülkü O'nundur, O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir
Ali BulaçGöklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir
Yusuf AliYet have they taken, besides him, gods that can create nothing but are themselves created; that have no control of hurt or good to themselves; nor can they control death nor life nor resurrection
Süleyman AteşO'ndan ayrı olarak, hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan ve kendilerine dahi ne zarar ne de yarar veremeyen; öldüremeyen, yaşatamayan, (ölüleri diriltip) kaldıramayan birtakım tanrılar edindiler
Ali BulaçO'nun dışında, hiçbir şeyi yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan, kendi nefislerine bile ne zarar, ne yarar sağlayamayan, öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltip-yaymaya güçleri yetmeyen birtakım ilahlar edindiler
Yusuf AliBut the misbelievers say: "Naught is this but a lie which he has forged, and others have helped him at it." In truth it is they who have put forward an iniquity and a falsehood
Süleyman Ateşİnkar edenler: "Bu, yalandan başka bir şey değildir. (Muhammed) onu uydurdu, başka bir topluluk da kendisine yardım etti." dediler ve kesin bir haksızlığa ve iftiraya vardılar
Ali Bulaçİnkar edenler dediler ki: "Bu (Kur'an) olsa olsa ancak Onun uydurduğu bir yalandır, kendisi düzüp uydurmuş ve Ona bir başka topluluk da yardımda bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler
Yusuf AliAnd they say: "Tales of the ancients, which he has caused to be written: and they are dictated before him morning and evening
Süleyman AteşDediler: "Evvelkilerin masalları, onları yazmış, sabah akşam onlar kendisine yazdırılıyor
Ali BulaçVe dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır
Yusuf AliSay: "The (Qur'an) was sent down by Him who knows the mystery (that is) in the heavens and the earth: verily He is Oft-Forgiving, Most Merciful
Süleyman AteşDe ki: "Onu, göklerdeki ve yerdeki gizleri bilen indirdi. O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir
Ali BulaçDe ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir
Yusuf AliAnd they say: "What sort of an apostle is this, who eats food, and walks through the streets? Why has not an angel been sent down to him to give admonition with him
Süleyman AteşDediler: "Bu elçiye ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor? Ona kendisiyle beraber uyarıcı olacak bir melek indirilmeli değil mi
Ali BulaçDediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi
Yusuf AliOr (Why) has not a treasure been bestowed on him, or why has he (not) a garden for enjoyment?" The wicked say: "Ye follow none other than a man bewitched
Süleyman AteşYahut üstüne bir hazine atılmalı, yahut kendisinin ürününden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil mi? Ve zalimler: "Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler
Ali BulaçYa da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz
Yusuf AliSee what kinds of comparisons they make for thee! But they have gone astray, and never a way will they be able to find
Süleyman AteşBak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar
Ali BulaçBir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiçbir yol bulamazlar
Yusuf AliBlessed is He who, if that were His will, could give thee better (things) than those,- Gardens beneath which rivers flow; and He could give thee palaces (secure to dwell in)
Süleyman AteşYücedir O ki dilerse sana bundan daha hayırlısını, altlarından ırmaklar akan bahçeler verir ve senin için saraylar yapar
Ali BulaçDilediği takdirde, sana bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar akan cennetler veren ve senin için köşkler kılan (Allah) ne Yücedir
Yusuf AliNay they deny the hour (of the judgment to come): but We have prepared a blazing fire for such as deny the hour
Süleyman AteşOnlar (senin hakkında o yakışıksız sözleri söylemekle kalmadılar) bilakis, (Duruşma) sa'ati(ni) de yalanladılar. Biz (Duruşma) sa'ati(ni) yalanlayanlara alevli bir ateş hazırlamışızdır
Ali BulaçHayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık
Yusuf AliWhen it sees them from a place fAr off, they will hear its fury and its ranging sigh
Süleyman Ateş(Bu ateş) onları uzak bir yerden görünce onlar bunun öfkesini ve homurtusunu işitirler
Ali Bulaç(Ateş,) Onları uzak bir yerden gördüğünde, onlar bunun gazablı öfkesini ve uğultusunu işitirler
Yusuf AliAnd when they are cast, bound together into a constricted place therein, they will pLead for destruction there and then
Süleyman Ateş(Elleri boyunlarına zincirlerle) Bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman orada ölümü çağırırlar (yetiş ey ölüm, nerdesin, gel bizi bu azabdan kurtar! derler)
Ali BulaçElleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar
Yusuf AliThis day plead not for a single destruction: plead for destruction oft- repeated
Süleyman AteşBugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölüm çağırın
Ali BulaçBugün bir yok oluşu çağırmayın, birçok (kere) yok oluşu isteyip-çağırın
Yusuf AliSay: "Is that best, or the eternal garden, promised to the righteous? for them, that is a reward as well as a goal (of attainment)
Süleyman AteşDe ki: "Bu mu iyi, yoksa korunanlara va'dedilen ebedi cennet mi? O da onların mükafat ve sonucudur
Ali BulaçDe ki: "Bu mu daha hayırlı, yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son duraktır
Yusuf AliFor them there will be therein all that they wish for: they will dwell (there) for aye: A promise to be prayed for from thy Lord
Süleyman AteşOrada istediklerini bulurlar ve sürekli kalırlar. Bu, Rabbinin, istenen, arzu edilen bir va'didir
Ali Bulaçİçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir
Yusuf AliThe day He will gather them together as well as those whom they worship besides God, He will ask: "Was it ye who let these My servants astray, or did they stray from the Path themselves
Süleyman Ateş(Rabbin), onları ve Allah'tan başka taptıklarını biraraya toplayacağı gün, (tapılanlara) der ki: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar
Ali BulaçOnları ve Allah'tan başka taptıklarını biraraya getirip toplayacağı ve: "Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?” diyeceği gün
Yusuf AliThey will say: "Glory to Thee! not meet was it for us that we should take for protectors others besides Thee: But Thou didst bestow, on them and their fathers, good things (in life), until they forgot the Message: for they were a people (worthl ess and) lost
Süleyman AteşDerler ki: "Senin şanın yücedir, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve atalarını ni'met verip yaşattın, (bolluk içinde dünyaya daldılar da seni) anmayı unuttular ve helaki hak eden bir topluluk oldular
Ali BulaçDerler ki: "Sen Yücesin; Senin dışında başka veliler edinmemiz bize yakışmaz, ancak onları ve atalarını Sen meta verip yararlandırdın, öyle ki (Senin) zikri(ni) unuttular ve böylece yıkıma uğrayan bir kavim oldular
Yusuf Ali(God will say): "Now have they proved you liars in what ye say: so ye cannot avert (your penalty) nor (get) help." And whoever among you does wrong, him shall We cause to taste of a grievous Penalty
Süleyman Ateş(Bu kez hitap, bunlara tanrı diye tapanlara yönelir.) İşte (tanrı) dedikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne (azabı geri) çevirmeğe gücünüz yeter, ne de (kendinize) bir yardım bulabilirsiniz! Sizden kim zulmederse ona büyük bir azab taddırırız
Ali Bulaçİşte (ilahlarınız) sizin söylediklerinizi yalanladılar; bundan böyle (azabı) ne geri çevirmeye gücünüz yetebilir, ne de bir yardıma. Sizden kim zulmederse, ona büyük bir azap taddırırız
Yusuf AliAnd the apostles whom We sent before thee were all (men) who ate food and walked through the streets: We have made some of you as a trial for others: will ye have patience? for God is One Who sees (all things)
Süleyman AteşSenden önce gönderdiğimiz bütün elçiler de yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi. Biz sizi birbiriniz için bir sınav yaptık. (Sizin bir kısmınızı, diğer bir kısmınızla denemekteyiz ki bakalım) sabrediyor musunuz? Rabbin, (herşeyi) görendir
Ali BulaçSenden önce gönderdiklerimizden, gerçekten yemek yiyen ve pazarlarda gezen (elçi)lerden başkasını göndermiş değiliz. Biz, sizin kiminizi kimi için deneme (fitne konusu) yaptık. Sabredecek misiniz? Senin Rabbin görendir
Yusuf AliSuch as fear not the meeting with Us (for Judgment) say: "Why are not the angels sent down to us, or (why) do we not see our Lord?" Indeed they have an arrogant conceit of themselves, and mighty is the insolence of their impiety
Süleyman AteşBizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize melekler indirilmeliydi, yahut Rabbimizi görmeliydik değil mi?" dedi(ler). Andolsun ki onlar kendi içlerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir azgınlıkla haddi aştılar
Ali BulaçBize kavuşmayı ummayanlar, dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimiz'i görmemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar
Yusuf AliThe Day they see the angels,- no joy will there be to the sinners that Day: The (angels) will say: "There is a barrier forbidden (to you) altogether
Süleyman AteşMelekleri gördükleri gün, işte o gün suçlulara müjde yoktur ve onlar; (Size sevinmek) yasaktır, yasak!" derler
Ali BulaçMelekleri görecekleri gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak
Yusuf AliAnd We shall turn to whatever deeds they did (in this life), and We shall make such deeds as floating dust scattered about
Süleyman AteşYaptıkları her işin önüne geçmişiz de onu (etrafa) saçılmış toz zerreleri haline getirmişizdir
Ali BulaçOnların yaptıkları her işin önüne geçtik, böylece onu savurulmuş toz zerreleri kılıverdik
Yusuf AliThe Companions of the Garden will be well, that Day, in their abode, and have the fairest of places for repose
Süleyman AteşO gün cennet halkının kalacakları yer daha iyi, dinlenip safa sürecekleri yer daha güzeldir
Ali BulaçO gün, cennet halkının kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer çok daha güzeldir
Yusuf AliThe Day the heaven shall be rent asunder with clouds, and angels shall be sent down, descending (in ranks)
Süleyman AteşGöğün bulutları parçalayıp meleklerin bölük bölük indirildiği gün
Ali BulaçGöğün bulutlarla parçalanacağı ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün
Yusuf AliThat Day, the dominion as of right and truth, shall be (wholly) for (God) Most Merciful: it will be a Day of dire difficulty for the Misbelievers
Süleyman Ateşİşte o gün, gerçek mülk, Rahmanın'dır, (bütün hükümranlık yalnız O'na aittir) ve o (gün), kafirler için çetin bir gündür
Ali Bulaçİşte o gün, gerçek mülk, Rahman (olan Allah)ındır. İnkar edenler için oldukça zorlu bir gündür
Yusuf AliThe Day that the wrong-doer will bite at his hands, he will say, "Oh! would that I had taken a (straight) path with the Apostle
Süleyman AteşO gün zalim ellerini ısırıp: "Nolaydı, keşke ben elçiyle beraber bir yol edineydim!" der
Ali BulaçO gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: "Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım
Yusuf AliAh! woe is me! Would that I had never taken such a one for a friend
Süleyman AteşVah bana, ne olurdu, ben falanı dost tutmasaydım
Ali BulaçVah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim
Yusuf AliHe did lead me astray from the Message (of God) after it had come to me! Ah! the Evil One is but a traitor to man!" Then the Apostle will say
Süleyman AteşO beni, bana gelen Zikirden saptırdı. Zaten şeytan, insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır
Ali BulaçÇünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız" bırakandır
Yusuf AliO my Lord! Truly my people took this Qur'an for just foolish nonsense
Süleyman AteşElçi de: "Ya Rabbi, kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktılar demiştir
Ali BulaçVe elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar
Yusuf AliThus have We made for every prophet an enemy among the sinners: but enough is thy Lord to guide and to help
Süleyman AteşBiz böylece her elçiye suçlulardan bir düşman var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter
Ali Bulaçİşte böyle; Biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter
Yusuf AliThose who reject Faith say: "Why is not the Qur'an revealed to him all at once? Thus (is it revealed), that We may strengthen thy heart thereby, and We have rehearsed it to thee in slow, well-arranged stages, gradually
Süleyman Ateşİnkar edenler: "Kur'an, ona bir defada indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle (parça parça indirdik) ve onu ağır ağır okuduk
Ali Bulaçİnkar edenler dediler ki: "Kur'an Ona tek bir defada, toplu olarak indirilmeli değil miydi?" Biz onunla kalbini sağlamlaştırıp-pekiştirmek için böylece (ayet ayet indirdik) ve onu 'belli bir okuma düzeniyle (tertil üzere) düzene koyup' okuduk
Yusuf AliAnd no question do they bring to thee but We reveal to thee the truth and the best explanation (thereof)
Süleyman AteşOnların sana getirdiği her misale (her batıl soruya) karşı mutlaka biz sana, (o batılı yok edecek) gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz
Ali BulaçOnların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, Biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım
Yusuf AliThose who will be gathered to Hell (prone) on their faces,- they will be in an evil plight, and, as to Path, most astray
Süleyman AteşO yüzükoyun cehenneme toplanacak olanlar, işte onlar, yerce çok kötü ve yolca çok sapıktır
Ali BulaçO yüzükoyun cehenneme doğru sürülüp-toplanacak olanlar; işte onlar, yer bakımından çok kötü, yol bakımından sapmış olanlardır
Yusuf Ali(Before this,) We sent Moses The Book, and appointed his brother Aaron with him as minister
Süleyman AteşAndolsun biz Musa'ya Kitabı verdik ve kardeşi Harun'u kendisinin yanında vezir yaptık
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik ve onunla birlikte kardeşi Harun'u yardımcı kıldık
Yusuf AliAnd We command: "Go ye both, to the people who have rejected our Signs:" And those (people) We destroyed with utter destruction
Süleyman AteşAyetlerimizi yalanlayan kavme gidin, dedik. (Onlara gittiler. Onlar, kendilerine gelen bu elçilerimizi kabul etmeyince biz) de onları yıkıp yok ettik
Ali BulaçBöylece onlara: "Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin" dedik; sonunda onları (Firavun ve çevresini) kökünden darmadağın ettik
Yusuf AliAnd the people of Noah,- when they rejected the apostles, We drowned them, and We made them as a Sign for mankind; and We have prepared for (all) wrong-doers a grievous Penalty
Süleyman AteşNuh kavmi de peygamberleri yalanladıkları vakit- onları da boğduk ve onları insanlara bir ibret yaptık. Zalimlere acı bir azab hazırladık
Ali BulaçNuh'un kavmi de, elçileri yalanlandıklarında onları suda boğduk ve insanlar için bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azap hazırladık
Yusuf AliAs also 'Ad and Thamud, and the Companions of the Rass, and many a generation between them
Süleyman AteşAd'ı, Semud'u, Res halkını ve bu arada daha birçok nesilleri (inkarları yüzünden helak ettik)
Ali BulaçAd'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri (yok ettik)
Yusuf AliTo each one We set forth Parables and examples; and each one We broke to utter annihilation (for their sins)
Süleyman AteşHepsine de (uyarmak için) misaller (geçmişlerden hikayeler) anlattık. (Öğüt almayıp küfürlerinde ısrar edince biz de) hepsini helak ettik
Ali BulaçBiz (onlardan) her birine örnekler verdik ve her birini darmadağın edip mahvettik
Yusuf AliAnd the (Unbelievers) must indeed have passed by the town on which was rained a shower of evil: did they not then see it (with their own eyes)? But they fear not the Resurrection
Süleyman Ateş(Şu Kureyş müşrikleri) bela yağmuruna tutulan, (üstüne taş yağdırılan) kente vardılar. Onun durumunu görmüyorlar mıydı (ki ibret alsınlar)? Hayır, onlar (öldükten sonra) tekrar dirilip kalkmayı ummuyorlar
Ali BulaçAndolsun, onlar, üstüne felaket yağmuru yağdırılmış bulunan o ülkeye uğramışlardır; yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı
Yusuf AliWhen they see thee, they treat thee no otherwise than in mockery: "Is this the one whom God has sent as an apostle
Süleyman AteşSeni gördükleri zaman, mutlaka seni eğlence konusu yapıyorlar; "Allah bunu mu elçi göndermiş
Ali BulaçSeni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: "Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu
Yusuf AliHe indeed would well-nigh have misled us from our gods, had it not been that we were constant to them!" - Soon will they know, when they see the Penalty, who it is that is most misled in Path
Süleyman AteşEğer biz tanrılarımıza tapmakta ısrar etmeseydik, nerdeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı. (diyorlar). Azabı gördükleri zaman kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir
Ali BulaçEğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir
Yusuf AliSeest thou such a one as taketh for his god his own passion (or impulse)? Couldst thou be a disposer of affairs for him
Süleyman AteşArzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü? Onun üstüne sen mi bekçi olacaksın
Ali BulaçKendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın
Yusuf AliOr thinkest thou that most of them listen or understand? They are only like cattle;- nay, they are worse astray in Path
Süleyman AteşYoksa sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar, yolca (hayvanlardan) daha sapıktır
Ali BulaçYoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar
Yusuf AliHast thou not turned thy vision to thy Lord?- How He doth prolong the shadow! If He willed, He could make it stationary! then do We make the sun its guide
Süleyman AteşRabbini görmedin mi gölgeyi nasıl uzattı? Dileseydi, onu durgun yapardı. Sonra nasıl güneşi ona delil kıldık (gölgenin görünmesini, ışığa bağlı kıldık)
Ali BulaçRabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra Biz Güneş'i ona bir delil kılmışızdır
Yusuf AliThen We draw it in towards Ourselves,- a contraction by easy stages
Süleyman AteşSonra (güneş yükseldikçe) gölgeyi yavaş yavaş çekip aldık
Ali BulaçSonra da onu tutup Kendimize ağır ağır çekmişizdir
Yusuf AliAnd He it is Who makes the Night as a Robe for you, and Sleep as Repose, and makes the Day (as it were) a Resurrection
Süleyman AteşO, geceyi sizin için elbise, uykuyu dinlenme, gündüzü de kalkıp çalışma zamanı yaptı
Ali BulaçO, geceyi sizin için bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır
Yusuf AliAnd He it is Who sends the winds as heralds of glad tidings, going before His mercy, and We send down pure water from the sky
Süleyman AteşVe O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderdi. Ve gökten tertemiz bir su indirdik
Ali BulaçVe Kendi rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik
Yusuf AliThat with it We may give life to a dead land, and slake the thirst of things We have created,- cattle and men in great numbers
Süleyman AteşKi onunla ölü bir ülkeyi diriltelim ve onunla yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu sulayalım
Ali BulaçOnunla ölü bir beldeyi (toprağı) canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu onunla sulamak için
Yusuf AliAnd We have distributed the (water) amongst them, in order that they may celebrate (our) praises, but most men are averse (to aught) but (rank) ingratitude
Süleyman AteşAndolsun biz, bu sözü onların aralarında çevirip çevirip anlattık ki öğüt alsınlar. Ama insanların çoğu, nankörlükte direnmektedir
Ali BulaçAndolsun bunu, onların arasında öğüt alıp-düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık. Ama insanların çoğu nankörlük edip ayak direttiler
Yusuf AliHad it been Our Will, We could have sent a warner to every centre of population
Süleyman AteşEğer biz dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik
Yusuf AliTherefore listen not to the Unbelievers, but strive against them with the utmost strenuousness, with the (Qur'an)
Süleyman AteşKafirlere boyun eğme ve bu Kur'an ile onlara karşı büyük cihad et
Ali BulaçÖyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir mücadele ver
Yusuf AliIt is He Who has let free the two bodies of flowing water: One palatable and sweet, and the other salt and bitter; yet has He made a barrier between them, a partition that is forbidden to be passed
Süleyman AteşO, iki denizi birbirine salmıştır. Bu tatlı, susuzluğu giderici; bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur (hiç birbirine kavuşmazlar)
Ali Bulaçİki denizi (birbirine) salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur
Yusuf AliIt is He Who has created man from water: then has He established relationships of lineage and marriage: for thy Lord has power (over all things)
Süleyman AteşVe O, sudan bir insan yarattı da onu nesep ve sıhr kıldı. Rabbin, her şeye gücü yetendir
Ali BulaçVe insanı bir sudan yaratıp onu, neseb ve sihriyyet (sahibi) kılan O'dur. Senin Rabbin güç yetirendir
Yusuf AliYet do they worship, besides God, things that can neither profit them nor harm them: and the Misbeliever is a helper (of Evil), against his own Lord
Süleyman AteşAllah'tan başka kendilerine ne yarar, ne de zarar veremeyecek şeylere tapıyorlar. Kafir, Rabbine karşı şeylere yardımcıdır
Ali BulaçAllah'ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar sağlayamayacak şeylere ibadet ediyorlar. Kafir, (asıl) kendi Rabbine karşı (şeytana) arka çıkandır
Yusuf AliBut thee We only sent to give glad tidings and admonition
Süleyman AteşBiz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik
Ali BulaçBiz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik
Yusuf AliSay: "No reward do I ask of you for it but this: that each one who will may take a (straight) Path to his Lord
Süleyman AteşBuna karşı sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine varan yola girmek isteyene yol gösteriyorum de
Ali BulaçDe ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum
Yusuf AliAnd put thy trust in Him Who lives and dies not; and celebrate his praise; and enough is He to be acquainted with the faults of His servants
Süleyman AteşVe ölmeyen(diriy)e tevekkül et ve O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarını, O'nun bilmesi yeter
Ali BulaçSen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter
Yusuf AliHe Who created the heavens and the earth and all that is between, in six days, and is firmly established on the Throne (of Authority): God Most Gracious: ask thou, then, about Him of any acquainted (with such things)
Süleyman AteşO, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı, sonra Arş'a kuruldu (böylece mülkünü yönetmektedir. O) Rahman'dır. Bunu bir bilene sor
Ali BulaçO, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor
Yusuf AliWhen it is said to them, "Adore ye (God) Most Gracious!", they say, "And what is (God) Most Gracious? Shall we adore that which thou commandest us?" And it increases their flight (from the Truth)
Süleyman AteşOnlara: "Rahman'a secde edin!" dendiği zaman: "Rahman nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" derler. Ve (bu söz), onların nefretini artırır
Ali BulaçOnlara: "Rahman (olan Allah)a secde edin" denildiği zaman, "Rahman da neymiş? Biz senin bize emrettiğine mi secde edecek mişiz?" derler ve (bu,) onların nefretini arttırır
Yusuf AliBlessed is He Who made constellations in the skies, and placed therein a Lamp and a Moon giving light
Süleyman AteşYücedir O ki gökte burçlar yaptı ve orada bir kandil ve aydınlatıcı bir ay var etti
Ali BulaçGökte burçlar kılan, onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne Yücedir
Yusuf AliAnd it is He Who made the Night and the Day to follow each other: for such as have the will to celebrate His praises or to show their gratitude
Süleyman AteşVe O, öğüt almak veya şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü, birbirini izler yaptı
Ali BulaçO, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt alıp-düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler için
Yusuf AliAnd the servants of (God) Most Gracious are those who walk on the earth in humility, and when the ignorant address them, they say, "Peace
Süleyman AteşRahman'ın kulları öyle kimselerdir ki, yeryüzünde mütevazi olarak yürürler, cahiller kendilerine laf atarsa "Selam" derler
Ali BulaçO Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "Selam" derler
Yusuf AliThose who spend the night in adoration of their Lord prostrate and standing
Süleyman AteşGecelerini Rablerine secde ederek, Onun divanında durarak geçirirler
Ali BulaçOnlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler
Yusuf AliThose who say, "Our Lord! avert from us the Wrath of Hell, for its Wrath is indeed an affliction grievous
Süleyman AteşRabbimiz, cehennemin azabını bizden uzaklaştır, doğrusu onun azabı sargındır derler
Ali BulaçOnlar: "Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri çevir; gerçekten, onun azabı ödenmesi kaçınılmaz bir borç (veya sürekli bir acıdır) derler
Yusuf AliEvil indeed is it as an abode, and as a place to rest in
Süleyman AteşOrası ne kötü bir karargah ve ne kötü bir makamdır
Ali BulaçŞüphesiz o, ne kötü bir karargah ve ne kötü bir konaklama yeridir
Yusuf AliThose who, when they spend, are not extravagant and not niggardly, but hold a just (balance) between those (extremes)
Süleyman AteşVe harcadıkları zaman, ne israf ederler ne de cimrilik ederler; harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur
Ali BulaçOnlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları,) ikisi arasında orta bir yoldur
Yusuf AliThose who invoke not, with God, any other god, nor slay such life as God has made sacred except for just cause, nor commit fornication; - and any that does this (not only) meets punishment
Süleyman AteşVe onlar Allah ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezasını bulur
Ali BulaçVe onlar, Allah ile beraber başka bir İlah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa 'ağır bir ceza ile' karşılaşır
Yusuf Ali(But) the Penalty on the Day of Judgment will be doubled to him, and he will dwell therein in ignominy
Süleyman AteşKıyamet günü onun için azab kat kat yapılır ve o azab'ın içinde hor ve hakir olarak kalır
Ali BulaçKıyamet günü, azap ona kat kat artırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır
Yusuf AliUnless he repents, believes, and works righteous deeds, for God will change the evil of such persons into good, and God is Oft-Forgiving, Most Merciful
Süleyman AteşAncak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir
Ali BulaçAncak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir
Yusuf AliAnd whoever repents and does good has truly turned to God with an (acceptable) conversion
Süleyman AteşKim tevbe eder ve faydalı iş yaparsa o, makbul bir kimse olarak Allah'a döner
Ali BulaçKim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a döner
Yusuf AliThose who witness no falsehood, and, if they pass by futility, they pass by it with honourable (avoidance)
Süleyman AteşOnlar yalan ve boş sözün yanında bulunmazlar, boş söze rastladıklarında vekar ile (oradan) geçip giderler
Ali BulaçKi onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir
Yusuf AliThose who, when they are admonished with the Signs of their Lord, droop not down at them as if they were deaf or blind
Süleyman AteşVe kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman onlara karşı sağır ve kör davranmazlar
Ali BulaçOnlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır
Yusuf AliAnd those who pray, "Our Lord! Grant unto us wives and offspring who will be the comfort of our eyes, and give us (the grace) to lead the righteous
Süleyman AteşVe: "Rabbimiz, bize gözler sevinci (gönüller açan) eşler ve çocuklar lutfeyle ve bizi korunanlara önder yap!" derler
Ali BulaçVe onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir
Yusuf AliThose are the ones who will be rewarded with the highest place in heaven, because of their patient constancy: therein shall they be met with salutations and peace
Süleyman Ateşİşte onlar, sabretmelerine karşılık saraylarda ödüllendirelecekler ve orada bir sağlık dileği ve selam ile karşılanacaklardır
Ali Bulaçİşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar
Yusuf AliDwelling therein;- how beautiful an abode and place of rest
Süleyman AteşOrada ebedi kalacaklardır. Ne güzel karargah ve ne güzel makamdır orası
Ali BulaçOrda ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir
Yusuf AliSay (to the Rejecters): "My Lord is not uneasy because of you if ye call not on Him: But ye have indeed rejected (Him), and soon will come the inevitable (punishment)
Süleyman AteşDe ki: "Du'anız (ibadetiniz) olmadıktan sonra Rabbim sizi ne yapsın? (Size haber verdiklerimi) yalanladınız. Bu yüzden cezalandırılmanız gerekecektir
Ali BulaçDe ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır