25. Al-Furqaan سُورَةُ الفُرۡقَانِ
Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir
Süleyman AteşAlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkanı (hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allah) pek kutludur
Yusuf AliBlessed is He who sent down the criterion to His servant, that it may be an admonition to all creatures
Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir
Süleyman AteşGöklerin ve yerin mülkü O'nundur, O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir
Yusuf AliHe to whom belongs the dominion of the heavens and the earth: no son has He begotten, nor has He a partner in His dominion: it is He who created all things, and ordered them in due proportions
Diyanet İşleri MealiKafirler, O'nu bırakıp, birşey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler
Süleyman AteşO'ndan ayrı olarak, hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan ve kendilerine dahi ne zarar ne de yarar veremeyen; öldüremeyen, yaşatamayan, (ölüleri diriltip) kaldıramayan birtakım tanrılar edindiler
Yusuf AliYet have they taken, besides him, gods that can create nothing but are themselves created; that have no control of hurt or good to themselves; nor can they control death nor life nor resurrection
Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Bu Kuran uydurmadır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular
Süleyman Ateşİnkar edenler: "Bu, yalandan başka bir şey değildir. (Muhammed) onu uydurdu, başka bir topluluk da kendisine yardım etti." dediler ve kesin bir haksızlığa ve iftiraya vardılar
Yusuf AliBut the misbelievers say: "Naught is this but a lie which he has forged, and others have helped him at it." In truth it is they who have put forward an iniquity and a falsehood
Diyanet İşleri MealiKuran öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler
Süleyman AteşDediler: "Evvelkilerin masalları, onları yazmış, sabah akşam onlar kendisine yazdırılıyor
Yusuf AliAnd they say: "Tales of the ancients, which he has caused to be written: and they are dictated before him morning and evening
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir
Süleyman AteşDe ki: "Onu, göklerdeki ve yerdeki gizleri bilen indirdi. O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir
Yusuf AliSay: "The (Qur'an) was sent down by Him who knows the mystery (that is) in the heavens and the earth: verily He is Oft-Forgiving, Most Merciful
Diyanet İşleri MealiŞöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler
Süleyman AteşDediler: "Bu elçiye ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor? Ona kendisiyle beraber uyarıcı olacak bir melek indirilmeli değil mi
Yusuf AliAnd they say: "What sort of an apostle is this, who eats food, and walks through the streets? Why has not an angel been sent down to him to give admonition with him
Diyanet İşleri MealiŞöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler
Süleyman AteşYahut üstüne bir hazine atılmalı, yahut kendisinin ürününden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil mi? Ve zalimler: "Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler
Yusuf AliOr (Why) has not a treasure been bestowed on him, or why has he (not) a garden for enjoyment?" The wicked say: "Ye follow none other than a man bewitched
Diyanet İşleri MealiSana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar
Süleyman AteşBak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar
Yusuf AliSee what kinds of comparisons they make for thee! But they have gone astray, and never a way will they be able to find
Diyanet İşleri MealiDilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir
Süleyman AteşYücedir O ki dilerse sana bundan daha hayırlısını, altlarından ırmaklar akan bahçeler verir ve senin için saraylar yapar
Yusuf AliBlessed is He who, if that were His will, could give thee better (things) than those,- Gardens beneath which rivers flow; and He could give thee palaces (secure to dwell in)
Diyanet İşleri MealiZaten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlamışızdır
Süleyman AteşOnlar (senin hakkında o yakışıksız sözleri söylemekle kalmadılar) bilakis, (Duruşma) sa'ati(ni) de yalanladılar. Biz (Duruşma) sa'ati(ni) yalanlayanlara alevli bir ateş hazırlamışızdır
Yusuf AliNay they deny the hour (of the judgment to come): but We have prepared a blazing fire for such as deny the hour
Diyanet İşleri MealiBu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler
Süleyman Ateş(Bu ateş) onları uzak bir yerden görünce onlar bunun öfkesini ve homurtusunu işitirler
Yusuf AliWhen it sees them from a place fAr off, they will hear its fury and its ranging sigh
Diyanet İşleri MealiElleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada, yok olup gitmeyi isterler
Süleyman Ateş(Elleri boyunlarına zincirlerle) Bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman orada ölümü çağırırlar (yetiş ey ölüm, nerdesin, gel bizi bu azabdan kurtar! derler)
Yusuf AliAnd when they are cast, bound together into a constricted place therein, they will pLead for destruction there and then
Diyanet İşleri MealiBir kere yok olmayı değil, birçok defa yok olmayı isteyin" denir
Süleyman AteşBugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölüm çağırın
Yusuf AliThis day plead not for a single destruction: plead for destruction oft- repeated
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bu mu iyidir, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara mükafat ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cennet mi daha iyidir
Süleyman AteşDe ki: "Bu mu iyi, yoksa korunanlara va'dedilen ebedi cennet mi? O da onların mükafat ve sonucudur
Yusuf AliSay: "Is that best, or the eternal garden, promised to the righteous? for them, that is a reward as well as a goal (of attainment)
Diyanet İşleri MealiTemelli kalacakları cennette diledikleri şeyleri bulurlar. Bu, Rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vaadidir
Süleyman AteşOrada istediklerini bulurlar ve sürekli kalırlar. Bu, Rabbinin, istenen, arzu edilen bir va'didir
Yusuf AliFor them there will be therein all that they wish for: they will dwell (there) for aye: A promise to be prayed for from thy Lord
Diyanet İşleri MealiO gün Rabbin onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?" der
Süleyman Ateş(Rabbin), onları ve Allah'tan başka taptıklarını biraraya toplayacağı gün, (tapılanlara) der ki: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar
Yusuf AliThe day He will gather them together as well as those whom they worship besides God, He will ask: "Was it ye who let these My servants astray, or did they stray from the Path themselves
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular" derler
Süleyman AteşDerler ki: "Senin şanın yücedir, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve atalarını ni'met verip yaşattın, (bolluk içinde dünyaya daldılar da seni) anmayı unuttular ve helaki hak eden bir topluluk oldular
Yusuf AliThey will say: "Glory to Thee! not meet was it for us that we should take for protectors others besides Thee: But Thou didst bestow, on them and their fathers, good things (in life), until they forgot the Message: for they were a people (worthl ess and) lost
Diyanet İşleri MealiSöylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar, artık kendinizden azabı çeviremez, yardım da göremezsiniz. Zulmedenlerinize büyük bir azap tattıracağız" denir
Süleyman Ateş(Bu kez hitap, bunlara tanrı diye tapanlara yönelir.) İşte (tanrı) dedikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne (azabı geri) çevirmeğe gücünüz yeter, ne de (kendinize) bir yardım bulabilirsiniz! Sizden kim zulmederse ona büyük bir azab taddırırız
Yusuf Ali(God will say): "Now have they proved you liars in what ye say: so ye cannot avert (your penalty) nor (get) help." And whoever among you does wrong, him shall We cause to taste of a grievous Penalty
Diyanet İşleri MealiSenden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür
Süleyman AteşSenden önce gönderdiğimiz bütün elçiler de yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi. Biz sizi birbiriniz için bir sınav yaptık. (Sizin bir kısmınızı, diğer bir kısmınızla denemekteyiz ki bakalım) sabrediyor musunuz? Rabbin, (herşeyi) görendir
Yusuf AliAnd the apostles whom We sent before thee were all (men) who ate food and walked through the streets: We have made some of you as a trial for others: will ye have patience? for God is One Who sees (all things)
Diyanet İşleri MealiBizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir
Süleyman AteşBizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize melekler indirilmeliydi, yahut Rabbimizi görmeliydik değil mi?" dedi(ler). Andolsun ki onlar kendi içlerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir azgınlıkla haddi aştılar
Yusuf AliSuch as fear not the meeting with Us (for Judgment) say: "Why are not the angels sent down to us, or (why) do we not see our Lord?" Indeed they have an arrogant conceit of themselves, and mighty is the insolence of their impiety
Diyanet İşleri MealiMelekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara iyi haber yoktur. Melekler: "İyi haber size yasaktır, yasak!" derler
Süleyman AteşMelekleri gördükleri gün, işte o gün suçlulara müjde yoktur ve onlar; (Size sevinmek) yasaktır, yasak!" derler
Yusuf AliThe Day they see the angels,- no joy will there be to the sinners that Day: The (angels) will say: "There is a barrier forbidden (to you) altogether
Diyanet İşleri MealiYaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz
Süleyman AteşYaptıkları her işin önüne geçmişiz de onu (etrafa) saçılmış toz zerreleri haline getirmişizdir
Yusuf AliAnd We shall turn to whatever deeds they did (in this life), and We shall make such deeds as floating dust scattered about
Diyanet İşleri MealiO gün, cennetliklerin kalacağı yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir
Süleyman AteşO gün cennet halkının kalacakları yer daha iyi, dinlenip safa sürecekleri yer daha güzeldir
Yusuf AliThe Companions of the Garden will be well, that Day, in their abode, and have the fairest of places for repose
Diyanet İşleri MealiO gün, gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir
Süleyman AteşGöğün bulutları parçalayıp meleklerin bölük bölük indirildiği gün
Yusuf AliThe Day the heaven shall be rent asunder with clouds, and angels shall be sent down, descending (in ranks)
Diyanet İşleri MealiO gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkarcılar için yaman bir gündür
Süleyman Ateşİşte o gün, gerçek mülk, Rahmanın'dır, (bütün hükümranlık yalnız O'na aittir) ve o (gün), kafirler için çetin bir gündür
Yusuf AliThat Day, the dominion as of right and truth, shall be (wholly) for (God) Most Merciful: it will be a Day of dire difficulty for the Misbelievers
Diyanet İşleri MealiO gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der
Süleyman AteşO gün zalim ellerini ısırıp: "Nolaydı, keşke ben elçiyle beraber bir yol edineydim!" der
Yusuf AliThe Day that the wrong-doer will bite at his hands, he will say, "Oh! would that I had taken a (straight) path with the Apostle
Diyanet İşleri MealiO gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der
Süleyman AteşVah bana, ne olurdu, ben falanı dost tutmasaydım
Yusuf AliAh! woe is me! Would that I had never taken such a one for a friend
Diyanet İşleri MealiO gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der
Süleyman AteşO beni, bana gelen Zikirden saptırdı. Zaten şeytan, insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır
Yusuf AliHe did lead me astray from the Message (of God) after it had come to me! Ah! the Evil One is but a traitor to man!" Then the Apostle will say
Diyanet İşleri MealiPeygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti" der
Süleyman AteşElçi de: "Ya Rabbi, kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktılar demiştir
Yusuf AliO my Lord! Truly my people took this Qur'an for just foolish nonsense
Diyanet İşleri MealiHer peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter
Süleyman AteşBiz böylece her elçiye suçlulardan bir düşman var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter
Yusuf AliThus have We made for every prophet an enemy among the sinners: but enough is thy Lord to guide and to help
Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Kuran ona bir defada indirilmeliydi" derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz
Süleyman Ateşİnkar edenler: "Kur'an, ona bir defada indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle (parça parça indirdik) ve onu ağır ağır okuduk
Yusuf AliThose who reject Faith say: "Why is not the Qur'an revealed to him all at once? Thus (is it revealed), that We may strengthen thy heart thereby, and We have rehearsed it to thee in slow, well-arranged stages, gradually
Diyanet İşleri MealiSana bir misal vermezler ki, Biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana vermemiş olalım
Süleyman AteşOnların sana getirdiği her misale (her batıl soruya) karşı mutlaka biz sana, (o batılı yok edecek) gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz
Yusuf AliAnd no question do they bring to thee but We reveal to thee the truth and the best explanation (thereof)
Diyanet İşleri MealiCehennemde yüzü koyun toplanacak olanlar, işte onların yerleri en kötü ve yolları da en sapıktır
Süleyman AteşO yüzükoyun cehenneme toplanacak olanlar, işte onlar, yerce çok kötü ve yolca çok sapıktır
Yusuf AliThose who will be gathered to Hell (prone) on their faces,- they will be in an evil plight, and, as to Path, most astray
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa'ya Kitap verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık
Süleyman AteşAndolsun biz Musa'ya Kitabı verdik ve kardeşi Harun'u kendisinin yanında vezir yaptık
Yusuf Ali(Before this,) We sent Moses The Book, and appointed his brother Aaron with him as minister
Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi yalanlayan millete gidin" dedik. Sonunda o milleti yerle bir ettik
Süleyman AteşAyetlerimizi yalanlayan kavme gidin, dedik. (Onlara gittiler. Onlar, kendilerine gelen bu elçilerimizi kabul etmeyince biz) de onları yıkıp yok ettik
Yusuf AliAnd We command: "Go ye both, to the people who have rejected our Signs:" And those (people) We destroyed with utter destruction
Diyanet İşleri MealiNuh milletini de, peygamberleri yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. Zalimlere can yakıcı azap hazırlamışızdır
Süleyman AteşNuh kavmi de peygamberleri yalanladıkları vakit- onları da boğduk ve onları insanlara bir ibret yaptık. Zalimlere acı bir azab hazırladık
Yusuf AliAnd the people of Noah,- when they rejected the apostles, We drowned them, and We made them as a Sign for mankind; and We have prepared for (all) wrong-doers a grievous Penalty
Diyanet İşleri MealiAd, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik
Süleyman AteşAd'ı, Semud'u, Res halkını ve bu arada daha birçok nesilleri (inkarları yüzünden helak ettik)
Yusuf AliAs also 'Ad and Thamud, and the Companions of the Rass, and many a generation between them
Diyanet İşleri MealiHer birine misaller vermiştik ama, dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik
Süleyman AteşHepsine de (uyarmak için) misaller (geçmişlerden hikayeler) anlattık. (Öğüt almayıp küfürlerinde ısrar edince biz de) hepsini helak ettik
Yusuf AliTo each one We set forth Parables and examples; and each one We broke to utter annihilation (for their sins)
Diyanet İşleri MealiBu putperestler and olsun ki, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardı. Onu görmediler mi? Hayır; tekrar dirilmeyi ummuyorlardı
Süleyman Ateş(Şu Kureyş müşrikleri) bela yağmuruna tutulan, (üstüne taş yağdırılan) kente vardılar. Onun durumunu görmüyorlar mıydı (ki ibret alsınlar)? Hayır, onlar (öldükten sonra) tekrar dirilip kalkmayı ummuyorlar
Yusuf AliAnd the (Unbelievers) must indeed have passed by the town on which was rained a shower of evil: did they not then see it (with their own eyes)? But they fear not the Resurrection
Diyanet İşleri MealiSeni gördükleri zaman, "Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?" diye alaya almaktan başka birşey yapmazlar
Süleyman AteşSeni gördükleri zaman, mutlaka seni eğlence konusu yapıyorlar; "Allah bunu mu elçi göndermiş
Yusuf AliWhen they see thee, they treat thee no otherwise than in mockery: "Is this the one whom God has sent as an apostle
Diyanet İşleri MealiTanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı" derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir
Süleyman AteşEğer biz tanrılarımıza tapmakta ısrar etmeseydik, nerdeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı. (diyorlar). Azabı gördükleri zaman kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir
Yusuf AliHe indeed would well-nigh have misled us from our gods, had it not been that we were constant to them!" - Soon will they know, when they see the Penalty, who it is that is most misled in Path
Diyanet İşleri MealiHevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın
Süleyman AteşArzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü? Onun üstüne sen mi bekçi olacaksın
Yusuf AliSeest thou such a one as taketh for his god his own passion (or impulse)? Couldst thou be a disposer of affairs for him
Diyanet İşleri MealiYoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar
Süleyman AteşYoksa sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar, yolca (hayvanlardan) daha sapıktır
Yusuf AliOr thinkest thou that most of them listen or understand? They are only like cattle;- nay, they are worse astray in Path
Diyanet İşleri MealiRabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir
Süleyman AteşRabbini görmedin mi gölgeyi nasıl uzattı? Dileseydi, onu durgun yapardı. Sonra nasıl güneşi ona delil kıldık (gölgenin görünmesini, ışığa bağlı kıldık)
Yusuf AliHast thou not turned thy vision to thy Lord?- How He doth prolong the shadow! If He willed, He could make it stationary! then do We make the sun its guide
Diyanet İşleri MealiRabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir
Süleyman AteşSonra (güneş yükseldikçe) gölgeyi yavaş yavaş çekip aldık
Yusuf AliThen We draw it in towards Ourselves,- a contraction by easy stages
Diyanet İşleri MealiSize geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır
Süleyman AteşO, geceyi sizin için elbise, uykuyu dinlenme, gündüzü de kalkıp çalışma zamanı yaptı
Yusuf AliAnd He it is Who makes the Night as a Robe for you, and Sleep as Repose, and makes the Day (as it were) a Resurrection
Diyanet İşleri MealiRüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir
Süleyman AteşVe O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderdi. Ve gökten tertemiz bir su indirdik
Yusuf AliAnd He it is Who sends the winds as heralds of glad tidings, going before His mercy, and We send down pure water from the sky
Diyanet İşleri MealiRüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir
Süleyman AteşKi onunla ölü bir ülkeyi diriltelim ve onunla yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu sulayalım
Yusuf AliThat with it We may give life to a dead land, and slake the thirst of things We have created,- cattle and men in great numbers
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki öğüt almaları için ülkeler arasında yer yer türlü türlü yağmur yağdırmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir
Süleyman AteşAndolsun biz, bu sözü onların aralarında çevirip çevirip anlattık ki öğüt alsınlar. Ama insanların çoğu, nankörlükte direnmektedir
Yusuf AliAnd We have distributed the (water) amongst them, in order that they may celebrate (our) praises, but most men are averse (to aught) but (rank) ingratitude
Diyanet İşleri MealiDileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik
Süleyman AteşEğer biz dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik
Yusuf AliHad it been Our Will, We could have sent a warner to every centre of population
Diyanet İşleri MealiSen, inkarcılara uyma, onlara karşı olanca gücünle mücadele et
Süleyman AteşKafirlere boyun eğme ve bu Kur'an ile onlara karşı büyük cihad et
Yusuf AliTherefore listen not to the Unbelievers, but strive against them with the utmost strenuousness, with the (Qur'an)
Diyanet İşleri MealiBirinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır
Süleyman AteşO, iki denizi birbirine salmıştır. Bu tatlı, susuzluğu giderici; bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur (hiç birbirine kavuşmazlar)
Yusuf AliIt is He Who has let free the two bodies of flowing water: One palatable and sweet, and the other salt and bitter; yet has He made a barrier between them, a partition that is forbidden to be passed
Diyanet İşleri Mealiİnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir
Süleyman AteşVe O, sudan bir insan yarattı da onu nesep ve sıhr kıldı. Rabbin, her şeye gücü yetendir
Yusuf AliIt is He Who has created man from water: then has He established relationships of lineage and marriage: for thy Lord has power (over all things)
Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp, kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere kulluk ederler. İnkar eden, Rabbine karşı gelenin (şeytanın) yardımcısıdır
Süleyman AteşAllah'tan başka kendilerine ne yarar, ne de zarar veremeyecek şeylere tapıyorlar. Kafir, Rabbine karşı şeylere yardımcıdır
Yusuf AliYet do they worship, besides God, things that can neither profit them nor harm them: and the Misbeliever is a helper (of Evil), against his own Lord
Diyanet İşleri MealiBiz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik
Süleyman AteşBiz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik
Yusuf AliBut thee We only sent to give glad tidings and admonition
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum
Süleyman AteşBuna karşı sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine varan yola girmek isteyene yol gösteriyorum de
Yusuf AliSay: "No reward do I ask of you for it but this: that each one who will may take a (straight) Path to his Lord
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter
Süleyman AteşVe ölmeyen(diriy)e tevekkül et ve O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarını, O'nun bilmesi yeter
Yusuf AliAnd put thy trust in Him Who lives and dies not; and celebrate his praise; and enough is He to be acquainted with the faults of His servants
Diyanet İşleri MealiGökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor
Süleyman AteşO, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı, sonra Arş'a kuruldu (böylece mülkünü yönetmektedir. O) Rahman'dır. Bunu bir bilene sor
Yusuf AliHe Who created the heavens and the earth and all that is between, in six days, and is firmly established on the Throne (of Authority): God Most Gracious: ask thou, then, about Him of any acquainted (with such things)
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Rahman'a secdeye varın" dendiği zaman "Rahman da nedir? Emrettiğine mi secdeye varacağız?" derler. Bu, onların nefretini artırır
Süleyman AteşOnlara: "Rahman'a secde edin!" dendiği zaman: "Rahman nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" derler. Ve (bu söz), onların nefretini artırır
Yusuf AliWhen it is said to them, "Adore ye (God) Most Gracious!", they say, "And what is (God) Most Gracious? Shall we adore that which thou commandest us?" And it increases their flight (from the Truth)
Diyanet İşleri MealiGökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir
Süleyman AteşYücedir O ki gökte burçlar yaptı ve orada bir kandil ve aydınlatıcı bir ay var etti
Yusuf AliBlessed is He Who made constellations in the skies, and placed therein a Lamp and a Moon giving light
Diyanet İşleri Mealiİbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur
Süleyman AteşVe O, öğüt almak veya şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü, birbirini izler yaptı
Yusuf AliAnd it is He Who made the Night and the Day to follow each other: for such as have the will to celebrate His praises or to show their gratitude
Diyanet İşleri MealiRahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler
Süleyman AteşRahman'ın kulları öyle kimselerdir ki, yeryüzünde mütevazi olarak yürürler, cahiller kendilerine laf atarsa "Selam" derler
Yusuf AliAnd the servants of (God) Most Gracious are those who walk on the earth in humility, and when the ignorant address them, they say, "Peace
Diyanet İşleri MealiOnlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler
Süleyman AteşGecelerini Rablerine secde ederek, Onun divanında durarak geçirirler
Yusuf AliThose who spend the night in adoration of their Lord prostrate and standing
Diyanet İşleri MealiOnlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler
Süleyman AteşRabbimiz, cehennemin azabını bizden uzaklaştır, doğrusu onun azabı sargındır derler
Yusuf AliThose who say, "Our Lord! avert from us the Wrath of Hell, for its Wrath is indeed an affliction grievous
Diyanet İşleri MealiOnlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler
Süleyman AteşOrası ne kötü bir karargah ve ne kötü bir makamdır
Yusuf AliEvil indeed is it as an abode, and as a place to rest in
Diyanet İşleri MealiOnlar, sarfettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar
Süleyman AteşVe harcadıkları zaman, ne israf ederler ne de cimrilik ederler; harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur
Yusuf AliThose who, when they spend, are not extravagant and not niggardly, but hold a just (balance) between those (extremes)
Diyanet İşleri MealiOnlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur
Süleyman AteşVe onlar Allah ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezasını bulur
Yusuf AliThose who invoke not, with God, any other god, nor slay such life as God has made sacred except for just cause, nor commit fornication; - and any that does this (not only) meets punishment
Diyanet İşleri MealiKıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır
Süleyman AteşKıyamet günü onun için azab kat kat yapılır ve o azab'ın içinde hor ve hakir olarak kalır
Yusuf Ali(But) the Penalty on the Day of Judgment will be doubled to him, and he will dwell therein in ignominy
Diyanet İşleri MealiAncak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder
Süleyman AteşAncak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir
Yusuf AliUnless he repents, believes, and works righteous deeds, for God will change the evil of such persons into good, and God is Oft-Forgiving, Most Merciful
Diyanet İşleri MealiKim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelmiş olur
Süleyman AteşKim tevbe eder ve faydalı iş yaparsa o, makbul bir kimse olarak Allah'a döner
Yusuf AliAnd whoever repents and does good has truly turned to God with an (acceptable) conversion
Diyanet İşleri MealiOnlar yalan yere şehadet etmezler; faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler
Süleyman AteşOnlar yalan ve boş sözün yanında bulunmazlar, boş söze rastladıklarında vekar ile (oradan) geçip giderler
Yusuf AliThose who witness no falsehood, and, if they pass by futility, they pass by it with honourable (avoidance)
Diyanet İşleri MealiKendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar
Süleyman AteşVe kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman onlara karşı sağır ve kör davranmazlar
Yusuf AliThose who, when they are admonished with the Signs of their Lord, droop not down at them as if they were deaf or blind
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler
Süleyman AteşVe: "Rabbimiz, bize gözler sevinci (gönüller açan) eşler ve çocuklar lutfeyle ve bizi korunanlara önder yap!" derler
Yusuf AliAnd those who pray, "Our Lord! Grant unto us wives and offspring who will be the comfort of our eyes, and give us (the grace) to lead the righteous
Diyanet İşleri Mealiİşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar
Süleyman Ateşİşte onlar, sabretmelerine karşılık saraylarda ödüllendirelecekler ve orada bir sağlık dileği ve selam ile karşılanacaklardır
Yusuf AliThose are the ones who will be rewarded with the highest place in heaven, because of their patient constancy: therein shall they be met with salutations and peace
Diyanet İşleri MealiOrada temellidirler. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır
Süleyman AteşOrada ebedi kalacaklardır. Ne güzel karargah ve ne güzel makamdır orası
Yusuf AliDwelling therein;- how beautiful an abode and place of rest
Diyanet İşleri MealiDe ki: "İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır
Süleyman AteşDe ki: "Du'anız (ibadetiniz) olmadıktan sonra Rabbim sizi ne yapsın? (Size haber verdiklerimi) yalanladınız. Bu yüzden cezalandırılmanız gerekecektir
Yusuf AliSay (to the Rejecters): "My Lord is not uneasy because of you if ye call not on Him: But ye have indeed rejected (Him), and soon will come the inevitable (punishment)