☪ Anlam Arayışı

16. An-Nahl سُورَةُ النَّحۡلِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
16:1
أَتَىٰٓ أَمۡرُ ٱللَّهِ فَلَا تَسۡتَعۡجِلُوهُۚ سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
أَتَىٰٓ
geldi
أَمْرُ
emri
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
artık
تَسْتَعْجِلُوهُ ۚ
onu acele istemeyin
سُبْحَـٰنَهُۥ
(Allah) uzaktır
وَتَعَـٰلَىٰ
ve yücedir
عَمَّا
ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ
they associate

Ali BulaçAllah'ın emri geldi, artık onda acele etmeyin. O (Allah), şirk koştukları şeylerden münezzeh ve Yücedir

16:2 📚 3
يُنَزِّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ بِٱلرُّوحِ مِنۡ أَمۡرِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦٓ أَنۡ أَنذِرُوٓاْ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱتَّقُونِ
يُنَزِّلُ
indirir
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
Melekleri
بِٱلرُّوحِ
ruh ile
مِنْ
emrinden (olan)
أَمْرِهِۦ
His Command
عَلَىٰ
üzerine
مَن
kimseler
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦٓ
His slaves
أَنْ
diye
أَنذِرُوٓا۟
uyarsın
أَنَّهُۥ
muhakkak
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّآ
başka
أَنَا۠
benden
فَٱتَّقُونِ
benden korkun

Ali BulaçKullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka İlah yoktur, şu halde Benden korkup-sakının, diye uyarın

16:3
خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۚ تَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak ile
تَعَـٰلَىٰ
yücedir
عَمَّا
ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ
they associate

Ali BulaçGökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden Yücedir

16:4 📚 6
خَلَقَ ٱلۡإِنسَٰنَ مِن نُّطۡفَةࣲ فَإِذَا هُوَ خَصِيمࣱ مُّبِينࣱ‏
خَلَقَ
yarattı
ٱلْإِنسَـٰنَ
insanı
مِن
nutfeden
نُّطْفَةٍۢ
a minute quantity of semen
فَإِذَا
birden
هُوَ
o (insan)
خَصِيمٌۭ
bir hasım (olup çıktı)
مُّبِينٌۭ
apaçık

Ali Bulaçİnsanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır

16:5
وَٱلۡأَنۡعَٰمَ خَلَقَهَاۖ لَكُمۡ فِيهَا دِفۡءࣱ وَمَنَٰفِعُ وَمِنۡهَا تَأۡكُلُونَ
وَٱلْأَنْعَـٰمَ
ve hayvanları da
خَلَقَهَا ۗ
yarattı
لَكُمْ
sizin için vardır
فِيهَا
onlarda
دِفْءٌۭ
ısınma
وَمَنَـٰفِعُ
ve menfaatler
وَمِنْهَا
ve onlardan
تَأْكُلُونَ
yersiniz

Ali BulaçVe hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz

16:6 📚 2
وَلَكُمۡ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسۡرَحُونَ
وَلَكُمْ
ve sizin için vardır
فِيهَا
onlarda
جَمَالٌ
bir güzellik
حِينَ
zaman
تُرِيحُونَ
akşamleyin getirdiğiniz
وَحِينَ
ve zaman
تَسْرَحُونَ
sabahleyin götürdüğünüz

Ali BulaçAkşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır

16:7 📚 1
وَتَحۡمِلُ أَثۡقَالَكُمۡ إِلَىٰ بَلَدࣲ لَّمۡ تَكُونُواْ بَٰلِغِيهِ إِلَّا بِشِقِّ ٱلۡأَنفُسِۚ إِنَّ رَبَّكُمۡ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَتَحْمِلُ
ve taşırlar
أَثْقَالَكُمْ
ağırlıklarınızı
إِلَىٰ
(uzak)
بَلَدٍۢ
şehirlere
لَّمْ
olmadığınız
تَكُونُوا۟
you could
بَـٰلِغِيهِ
varıyor
إِلَّا
dışında
بِشِقِّ
zahmetler çekmek
ٱلْأَنفُسِ ۚ
canlar(ınız)
إِنَّ
doğrusu
رَبَّكُمْ
Rabbiniz
لَرَءُوفٌۭ
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
çok acıyandır

Ali BulaçKendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir

16:8 📚 1
وَٱلۡخَيۡلَ وَٱلۡبِغَالَ وَٱلۡحَمِيرَ لِتَرۡكَبُوهَا وَزِينَةࣰۚ وَيَخۡلُقُ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
وَٱلْخَيْلَ
ve atları
وَٱلْبِغَالَ
ve katırları
وَٱلْحَمِيرَ
ve merkepleri
لِتَرْكَبُوهَا
binmeniz için
وَزِينَةًۭ ۚ
ve süs için
وَيَخْلُقُ
yaratmaktadır
مَا
şeyleri
لَا
sizin bilmediklerinizi
تَعْلَمُونَ
you know

Ali BulaçOnlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır

16:9
وَعَلَى ٱللَّهِ قَصۡدُ ٱلسَّبِيلِ وَمِنۡهَا جَآئِرࣱۚ وَلَوۡ شَآءَ لَهَدَىٰكُمۡ أَجۡمَعِينَ
وَعَلَى
ve aittir
ٱللَّهِ
Allah'a
قَصْدُ
doğru
ٱلسَّبِيلِ
yol
وَمِنْهَا
fakat onun vardır
جَآئِرٌۭ ۚ
eğrisi de
وَلَوْ
şayet
شَآءَ
dileseydi
لَهَدَىٰكُمْ
doğru yola iletirdi
أَجْمَعِينَ
hepinizi

Ali BulaçYolu doğrultmak Allah'a aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi

16:10 📚 2
هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰۖ لَّكُم مِّنۡهُ شَرَابࣱ وَمِنۡهُ شَجَرࣱ فِيهِ تُسِيمُونَ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِىٓ
indiren
أَنزَلَ
sends down
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ ۖ
bir su
لَّكُم
sizin için
مِّنْهُ
ondandır
شَرَابٌۭ
içeceğ(iniz)
وَمِنْهُ
ve ondandır
شَجَرٌۭ
(bitkiler)
فِيهِ
onda
تُسِيمُونَ
hayvanları otlattığınız

Ali BulaçSizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız

16:11 📚 3
يُنۢبِتُ لَكُم بِهِ ٱلزَّرۡعَ وَٱلزَّيۡتُونَ وَٱلنَّخِيلَ وَٱلۡأَعۡنَٰبَ وَمِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ
يُنۢبِتُ
bitirmektedir
لَكُم
size
بِهِ
onunla
ٱلزَّرْعَ
ekinler
وَٱلزَّيْتُونَ
ve zeytin
وَٱلنَّخِيلَ
ve hurma
وَٱلْأَعْنَـٰبَ
ve üzümler
وَمِن
ve
كُلِّ
her çeşitten
ٱلثَّمَرَٰتِ ۗ
meyvalar
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
ibret vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَتَفَكَّرُونَ
düşünen

Ali BulaçOnunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır

16:12
وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ وَٱلنُّجُومُ مُسَخَّرَٰتُۢ بِأَمۡرِهِۦٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
وَسَخَّرَ
hizmetinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
وَٱلشَّمْسَ
ve güneşi
وَٱلْقَمَرَ ۖ
ve ay'ı
وَٱلنُّجُومُ
ve yıldızlar da
مُسَخَّرَٰتٌۢ
boyun eğdirilmiştir
بِأَمْرِهِۦٓ ۗ
O'nun emriyle
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْقِلُونَ
aklını kullanan

Ali BulaçGeceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır

16:13 📚 2
وَمَا ذَرَأَ لَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُخۡتَلِفًا أَلۡوَٰنُهُۥٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَذَّكَّرُونَ
وَمَا
ve vardır
ذَرَأَ
yarattıklarında
لَكُمْ
sizin için
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُخْتَلِفًا
çeşitli
أَلْوَٰنُهُۥٓ ۗ
renklerdeki
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
ibret vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَذَّكَّرُونَ
öğüt alan

Ali BulaçYerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır

16:14 📚 2
وَهُوَ ٱلَّذِي سَخَّرَ ٱلۡبَحۡرَ لِتَأۡكُلُواْ مِنۡهُ لَحۡمࣰ ا طَرِيࣰّ ا وَتَسۡتَخۡرِجُواْ مِنۡهُ حِلۡيَةࣰ تَلۡبَسُونَهَاۖ وَتَرَى ٱلۡفُلۡكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَهُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
hizmetinize veren
سَخَّرَ
subjected
ٱلْبَحْرَ
denizi
لِتَأْكُلُوا۟
yemeniz için
مِنْهُ
ondan
لَحْمًۭا
et
طَرِيًّۭا
taptaze
وَتَسْتَخْرِجُوا۟
ve çıkarmanız için
مِنْهُ
ondan
حِلْيَةًۭ
süsler
تَلْبَسُونَهَا
kuşanacağınız
وَتَرَى
ve görüyorsun ki
ٱلْفُلْكَ
gemiler
مَوَاخِرَ
denizi yara yara gitmektedir
فِيهِ
onun içinde
وَلِتَبْتَغُوا۟
aramanız için
مِن
O'nun lutfunu
فَضْلِهِۦ
His Bounty
وَلَعَلَّكُمْ
ve olur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Ali BulaçDenizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir

16:15
وَأَلۡقَىٰ فِي ٱلۡأَرۡضِ رَوَٰسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمۡ وَأَنۡهَٰرࣰ ا وَسُبُلࣰ ا لَّعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
وَأَلْقَىٰ
ve attı
فِى
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ
the earth
رَوَٰسِىَ
dağlar
أَن
diye
تَمِيدَ
sarsmasın
بِكُمْ
sizi
وَأَنْهَـٰرًۭا
ve ırmaklar
وَسُبُلًۭا
ve yollar
لَّعَلَّكُمْ
umulur ki
تَهْتَدُونَ
doğru yolu bulursunuz

Ali BulaçSizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz

16:16
وَعَلَٰمَٰتࣲۚ وَبِٱلنَّجۡمِ هُمۡ يَهۡتَدُونَ
وَعَلَـٰمَـٰتٍۢ ۚ
ve (nice) işaretler
وَبِٱلنَّجْمِ
ve yıldız(lar)la
هُمْ
onlar
يَهْتَدُونَ
yol bulurlar

Ali BulaçVe (başka) işaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler

16:17 📚 2
أَفَمَن يَخۡلُقُ كَمَن لَّا يَخۡلُقُۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
أَفَمَن
midir?
يَخْلُقُ
yaratan
كَمَن
kimse gibi
لَّا
yaratmayan
يَخْلُقُ ۗ
create
أَفَلَا
düşünmüyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ
remember

Ali BulaçYaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz

16:18 📚 15
وَإِن تَعُدُّواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ لَا تُحۡصُوهَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَغَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَإِن
ve eğer
تَعُدُّوا۟
saysanız
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَا
sayamazsınız
تُحْصُوهَآ ۗ
you could enumerate them
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
لَغَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir;

Ali BulaçEğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

16:19 📚 1
وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعۡلِنُونَ
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَعْلَمُ
her şeyi bilir
مَا
gizlediğiniz
تُسِرُّونَ
you conceal
وَمَا
ve
تُعْلِنُونَ
açığa vurduğunuz

Ali BulaçAllah, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı bilir

16:20 📚 1
وَٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَخۡلُقُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَهُمۡ يُخۡلَقُونَ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
يَدْعُونَ
taptıkları
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
لَا
yaratamazlar
يَخْلُقُونَ
they create
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey
وَهُمْ
zaten onlar
يُخْلَقُونَ
yaratılmaktadırlar

Ali BulaçAllah'tan başka yakardıkları hiçbir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar

16:21 📚 1
أَمۡوَٰتٌ غَيۡرُ أَحۡيَآءࣲۖ وَمَا يَشۡعُرُونَ أَيَّانَ يُبۡعَثُونَ
أَمْوَٰتٌ
onlar ölüdürler
غَيْرُ
değildirler
أَحْيَآءٍۢ ۖ
diri
وَمَا
(fakat)
يَشْعُرُونَ
bilmezler
أَيَّانَ
ne zaman
يُبْعَثُونَ
dirileceklerini

Ali BulaçÖlüdürler, diri değildirler; ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar

16:22
إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۚ فَٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ قُلُوبُهُم مُّنكِرَةࣱ وَهُم مُّسۡتَكۡبِرُونَ
إِلَـٰهُكُمْ
sizin tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۚ
bir tek
فَٱلَّذِينَ
ama
لَا
inanmayanların
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
قُلُوبُهُم
kalbleri
مُّنكِرَةٌۭ
inkarcıdır
وَهُم
ve onlar
مُّسْتَكْبِرُونَ
büyüklük taslarlar

Ali BulaçSizin İlahınız tek bir İlah'tır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır

16:23 📚 2
لَا جَرَمَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُسۡتَكۡبِرِينَ
لَا
gizli kalmaz
جَرَمَ
No doubt
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'a
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
يُسِرُّونَ
onların gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ ۚ
açığa vurdukları
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْمُسْتَكْبِرِينَ
büyüklük taslayanları

Ali BulaçŞüphesiz Allah, onların saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir; gerçekten O, müstekbirleri sevmez

16:24
وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمۡ قَالُوٓاْ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَإِذَا
ve ne zaman ki
قِيلَ
dendi
لَهُم
onlara
مَّاذَآ
ne
أَنزَلَ
indirdi
رَبُّكُمْ ۙ
Rabbiniz
قَالُوٓا۟
derler
أَسَـٰطِيرُ
masalları
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin

Ali BulaçOnlara "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Eskilerin masalları" dediler

16:25 📚 3
لِيَحۡمِلُوٓاْ أَوۡزَارَهُمۡ كَامِلَةࣰ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَمِنۡ أَوۡزَارِ ٱلَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيۡرِ عِلۡمٍۗ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ
لِيَحْمِلُوٓا۟
yüklenmeleri için
أَوْزَارَهُمْ
kendi günahlarını
كَامِلَةًۭ
tam olarak
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ
kıyamet
وَمِنْ
ve bir kısmını
أَوْزَارِ
günahlarının
ٱلَّذِينَ
saptırdıkları kimselerin
يُضِلُّونَهُم
they misled [them]
بِغَيْرِ
bilgisizce
عِلْمٍ ۗ
knowledge
أَلَا
bak
سَآءَ
ne kötü
مَا
şey
يَزِرُونَ
yükleniyorlar

Ali BulaçKıyamet gününde kendi günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için. Bak, ne kötü yük yükleniyorlar

16:26
قَدۡ مَكَرَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَأَتَى ٱللَّهُ بُنۡيَٰنَهُم مِّنَ ٱلۡقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّقۡفُ مِن فَوۡقِهِمۡ وَأَتَىٰهُمُ ٱلۡعَذَابُ مِنۡ حَيۡثُ لَا يَشۡعُرُونَ
قَدْ
kuşkusuz
مَكَرَ
tuzak kurmuşlardı
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ
(were) before them
فَأَتَى
yıktı (söktü)
ٱللَّهُ
Allah
بُنْيَـٰنَهُم
binalarını
مِّنَ
temellerinden
ٱلْقَوَاعِدِ
the foundations
فَخَرَّ
çökmüştü
عَلَيْهِمُ
başlarına
ٱلسَّقْفُ
tavan
مِن
üstlerindeki
فَوْقِهِمْ
above them
وَأَتَىٰهُمُ
ve onlara gelmişti
ٱلْعَذَابُ
azab
مِنْ
yerden
حَيْثُ
where
لَا
ummadıkları
يَشْعُرُونَ
they (did) not perceive

Ali BulaçOnlardan öncekiler, hileli-düzenler kurmuşlardı da, Allah(ın azap emri) onların kurdukları yapıların temellerine geldi, böylece üstlerindeki tavan tepelerine çöktü; azap onlara şuurunda olmadıkları yerden gelmişti

16:27
ثُمَّ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يُخۡزِيهِمۡ وَيَقُولُ أَيۡنَ شُرَكَآءِيَ ٱلَّذِينَ كُنتُمۡ تُشَٰٓقُّونَ فِيهِمۡۚ قَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ إِنَّ ٱلۡخِزۡيَ ٱلۡيَوۡمَ وَٱلسُّوٓءَ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
ثُمَّ
sonra
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يُخْزِيهِمْ
onları rezil eder
وَيَقُولُ
ve derki
أَيْنَ
hani nerede?
شُرَكَآءِىَ
ortaklarım
ٱلَّذِينَ
ettiğiniz
كُنتُمْ
you used (to)
تُشَـٰٓقُّونَ
düşmanlık
فِيهِمْ ۚ
haklarında
قَالَ
derler
ٱلَّذِينَ
olanlar
أُوتُوا۟
verilmiş
ٱلْعِلْمَ
ilim
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْخِزْىَ
rezillik
ٱلْيَوْمَ
bugün
وَٱلسُّوٓءَ
ve kötülük
عَلَى
üzerinedir
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Ali BulaçSonra (Allah) kıyamet günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında (mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?" Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir

16:28 📚 1
ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِيٓ أَنفُسِهِمۡۖ فَأَلۡقَوُاْ ٱلسَّلَمَ مَا كُنَّا نَعۡمَلُ مِن سُوٓءِۭۚ بَلَىٰٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
تَتَوَفَّىٰهُمُ
canlarını aldığı
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
meleklerin
ظَالِمِىٓ
zulmederlerken
أَنفُسِهِمْ ۖ
nefislerine
فَأَلْقَوُا۟
diyerek
ٱلسَّلَمَ
teslim olurlar
مَا
biz
كُنَّا
we were
نَعْمَلُ
yapmıyorduk
مِن
hiçbir
سُوٓءٍۭ ۚ
kötülük
بَلَىٰٓ
hayır
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌۢ
biliyor
بِمَا
şeyleri
كُنتُمْ
sizin
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Ali BulaçKi melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır, şüphesiz Allah, sizin neler yaptığınızı bilendir

16:29
فَٱدۡخُلُوٓاْ أَبۡوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ فَلَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلۡمُتَكَبِّرِينَ
فَٱدْخُلُوٓا۟
onun için girin
أَبْوَٰبَ
kapılarına
جَهَنَّمَ
cehennemin
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalmak üzere
فِيهَا ۖ
içinde
فَلَبِئْسَ
ne kötüdür
مَثْوَى
yeri
ٱلْمُتَكَبِّرِينَ
kibirlenenlerin

Ali BulaçÖyleyse içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların konaklama yeri ne kötüdür

16:30 📚 4
۞وَقِيلَ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ مَاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمۡۚ قَالُواْ خَيۡرࣰ اۗ لِّلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣱۚ وَلَدَارُ ٱلۡأٓخِرَةِ خَيۡرࣱۚ وَلَنِعۡمَ دَارُ ٱلۡمُتَّقِينَ
۞ وَقِيلَ
ve dendi ki
لِلَّذِينَ
kimselere
ٱتَّقَوْا۟
korunan(lara)
مَاذَآ
ne?
أَنزَلَ
indirdi
رَبُّكُمْ ۚ
Rabbiniz
قَالُوا۟
dediler
خَيْرًۭا ۗ
hayr
لِّلَّذِينَ
kimseler için vardır
أَحْسَنُوا۟
güzel iş yapan(lara)
فِى
bu
هَـٰذِهِ
this
ٱلدُّنْيَا
dünyada
حَسَنَةٌۭ ۚ
güzellik
وَلَدَارُ
ve yurdu ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
خَيْرٌۭ ۚ
daha hayırlıdır
وَلَنِعْمَ
ve ne güzeldir
دَارُ
yurdu
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanların

Ali Bulaç(Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir

16:31
جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ يَدۡخُلُونَهَا تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ لَهُمۡ فِيهَا مَا يَشَآءُونَۚ كَذَٰلِكَ يَجۡزِي ٱللَّهُ ٱلۡمُتَّقِينَ
جَنَّـٰتُ
cennetlerine
عَدْنٍۢ
adn
يَدْخُلُونَهَا
girerler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
ırmaklar
لَهُمْ
onlar için vardır
فِيهَا
orada
مَا
her şey
يَشَآءُونَ ۚ
diledikleri
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يَجْزِى
mükafatlandırır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanları

Ali BulaçAdn Cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir

16:32 📚 2
ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمُ ٱدۡخُلُواْ ٱلۡجَنَّةَ بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
ٱلَّذِينَ
kimselere
تَتَوَفَّىٰهُمُ
canlarını aldıkları
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
طَيِّبِينَ ۙ
iyi insanlar olarak
يَقُولُونَ
derler
سَلَـٰمٌ
selam
عَلَيْكُمُ
size
ٱدْخُلُوا۟
girin
ٱلْجَنَّةَ
cennete
بِمَا
karşılık
كُنتُمْ
olduklarınıza
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Ali BulaçKi melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin

16:33 📚 1
هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأۡتِيَهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ أَوۡ يَأۡتِيَ أَمۡرُ رَبِّكَۚ كَذَٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
هَلْ
mi?
يَنظُرُونَ
bekliyorlar
إِلَّآ
ille
أَن
kendilerine gelmesini
تَأْتِيَهُمُ
(should) come to them
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
meleklerin
أَوْ
yahut
يَأْتِىَ
gelmesini
أَمْرُ
emrinin
رَبِّكَ ۚ
Rabbinin
كَذَٰلِكَ
öyle
فَعَلَ
yapmıştı
ٱلَّذِينَ
kimseler (de)
مِن
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
(were) before them
وَمَا
onlara zulmetmedi
ظَلَمَهُمُ
wronged them
ٱللَّهُ
Allah
وَلَـٰكِن
fakat
كَانُوٓا۟
onlar
أَنفُسَهُمْ
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmediyorlardı

Ali Bulaç(Küfre sapanlar) Kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

16:34 📚 1
فَأَصَابَهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُواْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
فَأَصَابَهُمْ
nihayet onlara ulaştı
سَيِّـَٔاتُ
kötülükleri
مَا
yaptıklarının
عَمِلُوا۟
they did
وَحَاقَ
ve kuşattı
بِهِم
onları
مَّا
şey
كَانُوا۟
onunla
بِهِۦ
[of it]
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ettikleri

Ali BulaçBöylece işledikleri kötülükleri kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey, kendilerini sarıp-kuşatıverdi

16:35 📚 1
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواْ لَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا عَبَدۡنَا مِن دُونِهِۦ مِن شَيۡءࣲ نَّحۡنُ وَلَآ ءَابَآؤُنَا وَلَا حَرَّمۡنَا مِن دُونِهِۦ مِن شَيۡءࣲۚ كَذَٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ فَهَلۡ عَلَى ٱلرُّسُلِ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ
وَقَالَ
ve dediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
أَشْرَكُوا۟
ortak koşan(lar)
لَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
tapmazdık
عَبَدْنَا
we (would) have worshipped
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
other than Him
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ
şeye
نَّحْنُ
(ne) biz
وَلَآ
ne de
ءَابَآؤُنَا
atalarımız
وَلَا
ve haram kılmazdık
حَرَّمْنَا
we (would) have forbidden
مِن
O'nsuz
دُونِهِۦ
other than Him
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ
şeyi
كَذَٰلِكَ
böyle
فَعَلَ
yapmıştı
ٱلَّذِينَ
kimseler de
مِن
onlardan önceki(ler)
قَبْلِهِمْ ۚ
(were) before them
فَهَلْ
değil midir?
عَلَى
düşen
ٱلرُّسُلِ
elçilere
إِلَّا
yalnız
ٱلْبَلَـٰغُ
tebliğ etmek
ٱلْمُبِينُ
açıkça

Ali BulaçŞirk koşmakta olanlar dediler ki: "Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiçbir şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve O'nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı

16:36 📚 3
وَلَقَدۡ بَعَثۡنَا فِي كُلِّ أُمَّةࣲ رَّسُولًا أَنِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَٱجۡتَنِبُواْ ٱلطَّٰغُوتَۖ فَمِنۡهُم مَّنۡ هَدَى ٱللَّهُ وَمِنۡهُم مَّنۡ حَقَّتۡ عَلَيۡهِ ٱلضَّلَٰلَةُۚ فَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُكَذِّبِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
بَعَثْنَا
biz gönderdik
فِى
içinde
كُلِّ
her
أُمَّةٍۢ
millet
رَّسُولًا
bir elçi
أَنِ
diye
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱجْتَنِبُوا۟
ve kaçının
ٱلطَّـٰغُوتَ ۖ
tagutdan
فَمِنْهُم
onlardan
مَّنْ
kimine
هَدَى
hidayet etti
ٱللَّهُ
Allah
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّنْ
kimine de
حَقَّتْ
hak oldu
عَلَيْهِ
üzerlerine
ٱلضَّلَـٰلَةُ ۚ
sapıklık
فَسِيرُوا۟
işte gezin
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَٱنظُرُوا۟
ve bakın
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olmuş
عَـٰقِبَةُ
sonu
ٱلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçAndolsun, Biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün

16:37 📚 1
إِن تَحۡرِصۡ عَلَىٰ هُدَىٰهُمۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي مَن يُضِلُّۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
إِن
şayet
تَحْرِصْ
ne kadar istesen de
عَلَىٰ
onların yola gelmelerini
هُدَىٰهُمْ
their guidance
فَإِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
yola getirmez
يَهْدِى
guide
مَن
kimseyi
يُضِلُّ ۖ
şaşırttığı
وَمَا
ve olmaz
لَهُم
onların
مِّن
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ
yardımcıları

Ali BulaçSen, onların hidayet bulmalarını ne kadar tutkuyla istesen de, Allah, şüphesiz saptırdığına hidayet vermez, onlar için yardım edecek yoktur

16:38 📚 2
وَأَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ لَا يَبۡعَثُ ٱللَّهُ مَن يَمُوتُۚ بَلَىٰ وَعۡدًا عَلَيۡهِ حَقࣰّ ا وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
وَأَقْسَمُوا۟
ve yemin ettiler
بِٱللَّهِ
Allah'a
جَهْدَ
bütün şiddetiyle
أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ
yeminlerinin
لَا
diriltmez (diye)
يَبْعَثُ
Allah will not resurrect
ٱللَّهُ
Allah
مَن
kimseyi
يَمُوتُ ۚ
ölen
بَلَىٰ
hayır
وَعْدًا
verdiği sözdür
عَلَيْهِ
O'nun onlara
حَقًّۭا
gerçek olarak
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçOlanca yeminleriyle: "Öleni Allah diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde hak olan bir vaidtir, ancak insanların çoğu bilmezler

16:39
لِيُبَيِّنَ لَهُمُ ٱلَّذِي يَخۡتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَنَّهُمۡ كَانُواْ كَٰذِبِينَ
لِيُبَيِّنَ
açıklasın (diye)
لَهُمُ
onlara
ٱلَّذِى
ihtilaf ettiklerini
يَخْتَلِفُونَ
they differ
فِيهِ
hakkında
وَلِيَعْلَمَ
ve bilsinler (diye)
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَنَّهُمْ
onların
كَانُوا۟
olduklarını
كَـٰذِبِينَ
yalancılar

Ali BulaçHakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir)

16:40
إِنَّمَا قَوۡلُنَا لِشَيۡءٍ إِذَآ أَرَدۡنَٰهُ أَن نَّقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
إِنَّمَا
şüphesiz
قَوْلُنَا
söyleyeceğimiz söz
لِشَىْءٍ
bir şeyi
إِذَآ
zaman
أَرَدْنَـٰهُ
istediğimiz
أَن
sadece
نَّقُولَ
dememizdir
لَهُۥ
ona
كُن
ol
فَيَكُونُ
derhal oluverir

Ali BulaçOnu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir

16:41 📚 1
وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ فِي ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْ لَنُبَوِّئَنَّهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣰۖ وَلَأَجۡرُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
وَٱلَّذِينَ
göç edenleri
هَاجَرُوا۟
emigrated
فِى
uğrunda
ٱللَّهِ
Allah
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine zulmedildikten
ظُلِمُوا۟
they were wronged
لَنُبَوِّئَنَّهُمْ
yerleştireceğiz
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
حَسَنَةًۭ ۖ
güzelce
وَلَأَجْرُ
ve mükafatı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
أَكْبَرُ ۚ
daha büyüktür
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
onlar
يَعْلَمُونَ
bilselerdi

Ali BulaçZulme uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri dünyada şüphesiz güzel bir biçimde yerleştireceğiz; ahiret karşılığı ise daha büyüktür. Bilmiş olsalardı

16:42 📚 7
ٱلَّذِينَ صَبَرُواْ وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
صَبَرُوا۟
sabrettiler
وَعَلَىٰ
ve sadece
رَبِّهِمْ
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ
dayanmaktadırlar

Ali BulaçOnlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir

16:43 📚 12
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ إِلَّا رِجَالࣰ ا نُّوحِيٓ إِلَيۡهِمۡۖ فَسۡـَٔلُوٓاْ أَهۡلَ ٱلذِّكۡرِ إِن كُنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
biz göndermedik
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
إِلَّا
başkasını
رِجَالًۭا
erkeklerden
نُّوحِىٓ
vahyettiğimiz
إِلَيْهِمْ ۚ
kendilerine
فَسْـَٔلُوٓا۟
sorun
أَهْلَ
ehline
ٱلذِّكْرِ
zikir
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
لَا
bilmiyorsanız
تَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçBiz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun

16:44 📚 5
بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلزُّبُرِۗ وَأَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلذِّكۡرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيۡهِمۡ وَلَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtları
وَٱلزُّبُرِ ۗ
ve Kitapları
وَأَنزَلْنَآ
ve indirdik
إِلَيْكَ
sana
ٱلذِّكْرَ
Zikr'i
لِتُبَيِّنَ
açıklayasın diye
لِلنَّاسِ
insanlara
مَا
şeyi
نُزِّلَ
indirilen
إِلَيْهِمْ
kendilerine
وَلَعَلَّهُمْ
ta ki
يَتَفَكَّرُونَ
düşünüp öğüt alsınlar

Ali Bulaç(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye

16:45
أَفَأَمِنَ ٱلَّذِينَ مَكَرُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَخۡسِفَ ٱللَّهُ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضَ أَوۡ يَأۡتِيَهُمُ ٱلۡعَذَابُ مِنۡ حَيۡثُ لَا يَشۡعُرُونَ
أَفَأَمِنَ
emin midirler?
ٱلَّذِينَ
kimseler
مَكَرُوا۟
yapmayı kuran(lar)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülükler
أَن
geçirmeyeceğinden
يَخْسِفَ
Allah will cave
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِهِمُ
kendilerini
ٱلْأَرْضَ
yer(in dibin)e
أَوْ
yahut
يَأْتِيَهُمُ
kendilerine gelmeyeceğinden
ٱلْعَذَابُ
azabın
مِنْ
hiçbir
حَيْثُ
yerden
لَا
hiç
يَشْعُرُونَ
ummadıkları

Ali BulaçArtık 'kötülüğü örgütleyip düzenleyenler', Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler

16:46
أَوۡ يَأۡخُذَهُمۡ فِي تَقَلُّبِهِمۡ فَمَا هُم بِمُعۡجِزِينَ
أَوْ
yahut
يَأْخُذَهُمْ
kendilerini yakalamayacağından?
فِى
dönüp dolaşırlarken
تَقَلُّبِهِمْ
their going to and fro
فَمَا
değillerdir
هُم
onlar
بِمُعْجِزِينَ
engel olacak da

Ali BulaçYa da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler

16:47 📚 1
أَوۡ يَأۡخُذَهُمۡ عَلَىٰ تَخَوُّفࣲ فَإِنَّ رَبَّكُمۡ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمٌ
أَوْ
yahut
يَأْخُذَهُمْ
kendilerini yakalamayacağından?
عَلَىٰ
üzerinde
تَخَوُّفٍۢ
bir korku
فَإِنَّ
doğrusu
رَبَّكُمْ
Rabbiniz
لَرَءُوفٌۭ
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌ
çok acıyandır

Ali BulaçVeya onları bir korku üzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler)? Öyleyse Rabbin, gerçekten şefkatli ve merhamet sahibidir

16:48 📚 1
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَىٰ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَيۡءࣲ يَتَفَيَّؤُاْ ظِلَٰلُهُۥ عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَٱلشَّمَآئِلِ سُجَّدࣰ ا لِّلَّهِ وَهُمۡ دَٰخِرُونَ
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they seen
إِلَىٰ
şeyleri
مَا
what
خَلَقَ
yarattığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
her şeyden
شَىْءٍۢ
a thing
يَتَفَيَّؤُا۟
döndüğünü
ظِلَـٰلُهُۥ
gölgelerinin
عَنِ
sağdan
ٱلْيَمِينِ
the right
وَٱلشَّمَآئِلِ
ve soldan
سُجَّدًۭا
secde ederek
لِّلَّهِ
Allah'a
وَهُمْ
ve onlar
دَٰخِرُونَ
sürünerek

Ali BulaçAllah'ın herhangi bir şeyden yarattığına bakmıyorlar mı? Onun gölgeleri küçülerek sağdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette döner

16:49
وَلِلَّهِۤ يَسۡجُدُۤ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ مِن دَآبَّةࣲ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَهُمۡ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ
وَلِلَّهِ
ve Allah'a
يَسْجُدُ
secde ederler
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مِن
canlılardan
دَآبَّةٍۢ
moving creatures
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve meleklerden
وَهُمْ
ve onlar
لَا
asla
يَسْتَكْبِرُونَ
büyük taslamazlar

Ali BulaçGöklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar

16:50 📚 1
يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوۡقِهِمۡ وَيَفۡعَلُونَ مَا يُؤۡمَرُونَ۩
يَخَافُونَ
korkarlar
رَبَّهُم
Rablerinden
مِّن
üstlerindeki
فَوْقِهِمْ
above them
وَيَفْعَلُونَ
ve yaparlar
مَا
şeyi
يُؤْمَرُونَ ۩
emredildikleri

Ali BulaçÜstlerinden (her an bir azap göndermeye kadir olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar

16:51 📚 1
۞وَقَالَ ٱللَّهُ لَا تَتَّخِذُوٓاْ إِلَٰهَيۡنِ ٱثۡنَيۡنِۖ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱ فَإِيَّٰيَ فَٱرۡهَبُونِ
۞ وَقَالَ
ve dedi
ٱللَّهُ
Allah
لَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟
take
إِلَـٰهَيْنِ
(iki) tanrı
ٱثْنَيْنِ ۖ
iki
إِنَّمَا
şüphesiz
هُوَ
O
إِلَـٰهٌۭ
Tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ
tek
فَإِيَّـٰىَ
yalnız benden
فَٱرْهَبُونِ
korkun

Ali BulaçAllah dedi ki: "İki İlah edinmeyin: O, ancak tek bir İlah'tır. Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun

16:52 📚 1
وَلَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَهُ ٱلدِّينُ وَاصِبًاۚ أَفَغَيۡرَ ٱللَّهِ تَتَّقُونَ
وَلَهُۥ
ve hepsi O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
وَلَهُ
ve O'nundur
ٱلدِّينُ
din (kulluk)
وَاصِبًا ۚ
daima
أَفَغَيْرَ
başkasından mı?
ٱللَّهِ
Allah'tan
تَتَّقُونَ
korkuyorsunuz

Ali BulaçGöklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz

16:53 📚 7
وَمَا بِكُم مِّن نِّعۡمَةࣲ فَمِنَ ٱللَّهِۖ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فَإِلَيۡهِ تَجۡـَٔرُونَ
وَمَا
(ulaşan)
بِكُم
size
مِّن
her ni'met
نِّعْمَةٍۢ
favor
فَمِنَ
Allahtandır
ٱللَّهِ ۖ
Allah
ثُمَّ
sonra
إِذَا
zaman
مَسَّكُمُ
size dokunduğu
ٱلضُّرُّ
bir sıkıntı
فَإِلَيْهِ
yalnız O'na
تَجْـَٔرُونَ
yalvarırsınız

Ali BulaçNimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O'na yalvarmaktasınız

16:54 📚 1
ثُمَّ إِذَا كَشَفَ ٱلضُّرَّ عَنكُمۡ إِذَا فَرِيقࣱ مِّنكُم بِرَبِّهِمۡ يُشۡرِكُونَ
ثُمَّ
sonra
إِذَا
zaman
كَشَفَ
kaldırdığı
ٱلضُّرَّ
o sıkıntıyı
عَنكُمْ
sizden
إِذَا
hemen
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنكُم
içinizden
بِرَبِّهِمْ
Rablerine
يُشْرِكُونَ
ortak koşarlar

Ali BulaçSonra sizden zararı kaldırdığında, sizden bir grup (hemen) Rablerine şirk koşar

16:55
لِيَكۡفُرُواْ بِمَآ ءَاتَيۡنَٰهُمۡۚ فَتَمَتَّعُواْ فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ
لِيَكْفُرُوا۟
nankörlük etmek için
بِمَآ
karşı
ءَاتَيْنَـٰهُمْ ۚ
kendilerine verdiğimize
فَتَمَتَّعُوا۟ ۖ
öyleyse eğlenin
فَسَوْفَ
yakında
تَعْلَمُونَ
bileceksiniz

Ali BulaçKendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etmek için. Öyleyse yararlanın, ilerde bileceksiniz

16:56
وَيَجۡعَلُونَ لِمَا لَا يَعۡلَمُونَ نَصِيبࣰ ا مِّمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡۗ تَٱللَّهِ لَتُسۡـَٔلُنَّ عَمَّا كُنتُمۡ تَفۡتَرُونَ
وَيَجْعَلُونَ
ve ayırıyorlar
لِمَا
şeylere
لَا
bilmedikleri
يَعْلَمُونَ
they know
نَصِيبًۭا
bir pay
مِّمَّا
verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ ۗ
We have provided them
تَٱللَّهِ
Allah'a andolsun ki
لَتُسْـَٔلُنَّ
siz mutlaka sorulacaksınız
عَمَّا
şeylerden
كُنتُمْ
olduğunuz
تَفْتَرُونَ
uyduruyorlar

Ali BulaçKendilerine rızık olarak verdiklerimizden, hiçbir şey bilmeyenlere paylar ayırıyorlar. Andolsun Allah'a karşı düzmekte olduklarınızdan dolayı mutlaka sorguya çekileceksiniz

16:57
وَيَجۡعَلُونَ لِلَّهِ ٱلۡبَنَٰتِ سُبۡحَٰنَهُۥ وَلَهُم مَّا يَشۡتَهُونَ
وَيَجْعَلُونَ
ve isnad ediyorlar
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلْبَنَـٰتِ
kızları
سُبْحَـٰنَهُۥ ۙ
şanı yüce olan
وَلَهُم
ve kendilerine de
مَّا
hoşlandıklarını
يَشْتَهُونَ
they desire

Ali BulaçVe Allah'a kızlar isnad ediyorlar, (haşa) O Yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir

16:58 📚 1
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِٱلۡأُنثَىٰ ظَلَّ وَجۡهُهُۥ مُسۡوَدࣰّ ا وَهُوَ كَظِيمࣱ‏
وَإِذَا
zaman
بُشِّرَ
müjdelendiği
أَحَدُهُم
onlardan birine
بِٱلْأُنثَىٰ
kız çocuğu
ظَلَّ
kesilir
وَجْهُهُۥ
yüzü
مُسْوَدًّۭا
kapkara
وَهُوَ
ve o
كَظِيمٌۭ
içi öfkeyle dolar

Ali BulaçOnlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir

16:59
يَتَوَٰرَىٰ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ مِن سُوٓءِ مَا بُشِّرَ بِهِۦٓۚ أَيُمۡسِكُهُۥ عَلَىٰ هُونٍ أَمۡ يَدُسُّهُۥ فِي ٱلتُّرَابِۗ أَلَا سَآءَ مَا يَحۡكُمُونَ
يَتَوَٰرَىٰ
gizlenir
مِنَ
kavminden
ٱلْقَوْمِ
the people
مِن
dolayı
سُوٓءِ
kötülüğünden
مَا
verilen müjdenin
بُشِّرَ
he has been given good news
بِهِۦٓ ۚ
ona
أَيُمْسِكُهُۥ
onu tutsun mu?
عَلَىٰ
hakaretle
هُونٍ
humiliation
أَمْ
yoksa
يَدُسُّهُۥ
onu gömsün mü?
فِى
toprağa
ٱلتُّرَابِ ۗ
the dust
أَلَا
bak
سَآءَ
ne kötü
مَا
hüküm veriyorlar
يَحْكُمُونَ
they decide

Ali BulaçKendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm ne kötüdür

16:60
لِلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ مَثَلُ ٱلسَّوۡءِۖ وَلِلَّهِ ٱلۡمَثَلُ ٱلۡأَعۡلَىٰۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
لِلَّذِينَ
içindir
لَا
inanmayanlar
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
مَثَلُ
sıfatlar
ٱلسَّوْءِ ۖ
en kötü
وَلِلَّهِ
(oysa) Allah'ındır
ٱلْمَثَلُ
sıfatlar
ٱلْأَعْلَىٰ ۚ
en yüce
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْحَكِيمُ
hikmet sahibidir

Ali BulaçAhirete inanmayanların kötü örnekleri vardır, en Yüce örnekler ise Allah'a aittir. O, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

16:61 📚 2
وَلَوۡ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِظُلۡمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيۡهَا مِن دَآبَّةࣲ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمۡ لَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ سَاعَةࣰ وَلَا يَسۡتَقۡدِمُونَ
وَلَوْ
ve eğer
يُؤَاخِذُ
cezalandırsaydı
ٱللَّهُ
Allah
ٱلنَّاسَ
insanları
بِظُلْمِهِم
yaptıkları (her) haksızlıkla
مَّا
bırakmazdı
تَرَكَ
He (would) have left
عَلَيْهَا
üzerinde (yeryüzünde)
مِن
hiçbir
دَآبَّةٍۢ
canlı
وَلَـٰكِن
fakat
يُؤَخِّرُهُمْ
onları erteler
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
مُّسَمًّۭى ۖ
takdir edilen
فَإِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
أَجَلُهُمْ
süreleri
لَا
asla
يَسْتَـْٔخِرُونَ
geri kalmazlar
سَاعَةًۭ ۖ
bir sa'at (dahi)
وَلَا
ne de
يَسْتَقْدِمُونَ
ileri geçerler

Ali BulaçEğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler

16:62 📚 3
وَيَجۡعَلُونَ لِلَّهِ مَا يَكۡرَهُونَۚ وَتَصِفُ أَلۡسِنَتُهُمُ ٱلۡكَذِبَ أَنَّ لَهُمُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ لَا جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ ٱلنَّارَ وَأَنَّهُم مُّفۡرَطُونَ
وَيَجْعَلُونَ
ve isnad ediyorlar
لِلَّهِ
Allah'a
مَا
şeyi
يَكْرَهُونَ
hoşlanmadıkları
وَتَصِفُ
ve uyduruyorlar
أَلْسِنَتُهُمُ
onların dilleri
ٱلْكَذِبَ
yalan
أَنَّ
hakkında
لَهُمُ
kendilerinin olacağı
ٱلْحُسْنَىٰ ۖ
en güzel sonucun
لَا
hiç yok ki
جَرَمَ
şüphe
أَنَّ
mutlaka
لَهُمُ
onlara vardır
ٱلنَّارَ
ateş
وَأَنَّهُم
ve onlar
مُّفْرَطُونَ
ona sürüleceklerdir

Ali BulaçOnlar, Allah'a, hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak en güzel olanın 'kendilerinin olduğunu' düzmektedir. Hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve hiç şüphesiz onlar, (cehennemde) öncülerdir

16:63
تَٱللَّهِ لَقَدۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَىٰٓ أُمَمࣲ مِّن قَبۡلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ ٱلۡيَوۡمَ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
تَٱللَّهِ
Allah'a andolsun ki
لَقَدْ
muhakkak
أَرْسَلْنَآ
elçi gönderdik
إِلَىٰٓ
milletlere
أُمَمٍۢ
nations
مِّن
senden önceki
قَبْلِكَ
before you
فَزَيَّنَ
süsledi
لَهُمُ
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıklarını
فَهُوَ
O
وَلِيُّهُمُ
onların dostudur
ٱلْيَوْمَ
bugün
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Ali BulaçAndolsun Allah'a, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik, fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir; bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azap vardır

16:64 📚 1
وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ ٱلَّذِي ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
وَمَآ
ve
أَنزَلْنَا
indirmedik
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
إِلَّا
dışında
لِتُبَيِّنَ
açıklaman
لَهُمُ
onlara
ٱلَّذِى
şeyi
ٱخْتَلَفُوا۟
ayrılığa düştükleri
فِيهِ ۙ
hakkında
وَهُدًۭى
ve yol gösterici
وَرَحْمَةًۭ
ve rahmet
لِّقَوْمٍۢ
bir kavim için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Ali BulaçBiz kitabı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik

16:65 📚 7
وَٱللَّهُ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَحۡيَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَآۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَسۡمَعُونَ
وَٱللَّهُ
ve Allah
أَنزَلَ
indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
فَأَحْيَا
ve diriltti
بِهِ
onunla
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَآ ۚ
ölümünden
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
elbette ibret(ler)
لِّقَوْمٍۢ
bir millet için
يَسْمَعُونَ
işiten

Ali BulaçAllah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır

16:66 📚 3
وَإِنَّ لَكُمۡ فِي ٱلۡأَنۡعَٰمِ لَعِبۡرَةࣰۖ نُّسۡقِيكُم مِّمَّا فِي بُطُونِهِۦ مِنۢ بَيۡنِ فَرۡثࣲ وَدَمࣲ لَّبَنًا خَالِصࣰ ا سَآئِغࣰ ا لِّلشَّٰرِبِينَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
لَكُمْ
sizin için
فِى
vardır
ٱلْأَنْعَـٰمِ
hayvanlarda
لَعِبْرَةًۭ ۖ
ibret(ler)
نُّسْقِيكُم
size içiriyoruz
مِّمَّا
olandan
فِى
onların karınlarında
بُطُونِهِۦ
their bellies
مِنۢ
arasıdan
بَيْنِ
between
فَرْثٍۢ
fışkı
وَدَمٍۢ
ile kan
لَّبَنًا
süt
خَالِصًۭا
halis
سَآئِغًۭا
lezzetli
لِّلشَّـٰرِبِينَ
içenler için

Ali BulaçSizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz

16:67 📚 1
وَمِن ثَمَرَٰتِ ٱلنَّخِيلِ وَٱلۡأَعۡنَٰبِ تَتَّخِذُونَ مِنۡهُ سَكَرࣰ ا وَرِزۡقًا حَسَنًاۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
وَمِن
ve
ثَمَرَٰتِ
meyvalarından
ٱلنَّخِيلِ
hurma ağaçlarının
وَٱلْأَعْنَـٰبِ
ve üzümlerden
تَتَّخِذُونَ
elde edersiniz
مِنْهُ
onlardan
سَكَرًۭا
sarhoşluk
وَرِزْقًا
ve bir rızık
حَسَنًا ۗ
güzel
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
elbette ibret(ler)
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْقِلُونَ
aklını kullanan

Ali BulaçHurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır

16:68 📚 1
وَأَوۡحَىٰ رَبُّكَ إِلَى ٱلنَّحۡلِ أَنِ ٱتَّخِذِي مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتࣰ ا وَمِنَ ٱلشَّجَرِ وَمِمَّا يَعۡرِشُونَ
وَأَوْحَىٰ
şöyle vahyetti
رَبُّكَ
Rabbin
إِلَى
bal arısına
ٱلنَّحْلِ
the bee
أَنِ
edin
ٱتَّخِذِى
Take
مِنَ
dağlardan
ٱلْجِبَالِ
the mountains
بُيُوتًۭا
evler
وَمِنَ
ve
ٱلشَّجَرِ
ağaçlardan
وَمِمَّا
ve
يَعْرِشُونَ
kurdukları çardaklardan

Ali BulaçRabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin

16:69 📚 3
ثُمَّ كُلِي مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ فَٱسۡلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلࣰ اۚ يَخۡرُجُ مِنۢ بُطُونِهَا شَرَابࣱ مُّخۡتَلِفٌ أَلۡوَٰنُهُۥ فِيهِ شِفَآءࣱ لِّلنَّاسِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ
ثُمَّ
sonra
كُلِى
ye;
مِن
her çeşit
كُلِّ
all
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvalardan
فَٱسْلُكِى
ve yürü
سُبُلَ
yollarında
رَبِّكِ
Rabbinin
ذُلُلًۭا ۚ
boyun eğerek
يَخْرُجُ
çıkar
مِنۢ
onun karınlarından
بُطُونِهَا
their bellies
شَرَابٌۭ
bir içecek
مُّخْتَلِفٌ
çeşit çeşit
أَلْوَٰنُهُۥ
renkleri
فِيهِ
onda vardır
شِفَآءٌۭ
şifa
لِّلنَّاسِ ۗ
insanlara
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
elbette bir ibret
لِّقَوْمٍۢ
bir millet için
يَتَفَكَّرُونَ
düşünen

Ali BulaçSonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır

16:70 📚 3
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ ثُمَّ يَتَوَفَّىٰكُمۡۚ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَىٰٓ أَرۡذَلِ ٱلۡعُمُرِ لِكَيۡ لَا يَعۡلَمَ بَعۡدَ عِلۡمࣲ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمࣱ قَدِيرࣱ‏
وَٱللَّهُ
ve Allah
خَلَقَكُمْ
sizi yarattı
ثُمَّ
sonra
يَتَوَفَّىٰكُمْ ۚ
öldürür
وَمِنكُم
ve içinizden
مَّن
kimi
يُرَدُّ
itilir
إِلَىٰٓ
en reziline
أَرْذَلِ
the worst
ٱلْعُمُرِ
ömrün
لِكَىْ
diye
لَا
hiçbir şeyi bilmez olsun
يَعْلَمَ
he will know
بَعْدَ
sonra
عِلْمٍۢ
bilgiden
شَيْـًٔا ۚ
biraz
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌۭ
bilendir
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Ali BulaçAllah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de, bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. Şüphesiz, Allah bilendir, herşeye güç yetirendir

16:71 📚 3
وَٱللَّهُ فَضَّلَ بَعۡضَكُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ فِي ٱلرِّزۡقِۚ فَمَا ٱلَّذِينَ فُضِّلُواْ بِرَآدِّي رِزۡقِهِمۡ عَلَىٰ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَهُمۡ فِيهِ سَوَآءٌۚ أَفَبِنِعۡمَةِ ٱللَّهِ يَجۡحَدُونَ
وَٱللَّهُ
Allah
فَضَّلَ
üstün kıldı
بَعْضَكُمْ
kiminizi
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ
kiminiz
فِى
rızıkta
ٱلرِّزْقِ ۚ
[the] provision
فَمَا
değildir
ٱلَّذِينَ
üstün kılınanlar
فُضِّلُوا۟
were favored
بِرَآدِّى
verip de
رِزْقِهِمْ
kendi rızıklarını
عَلَىٰ
altında bulunanlara
مَا
whom
مَلَكَتْ
possess
أَيْمَـٰنُهُمْ
ellerinin
فَهُمْ
onlar
فِيهِ
onda
سَوَآءٌ ۚ
eşit olacak şekilde
أَفَبِنِعْمَةِ
ni'metini mi?
ٱللَّهِ
Allah'ın
يَجْحَدُونَ
inkar ediyorlar

Ali BulaçAllah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar

16:72
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا وَجَعَلَ لَكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُم بَنِينَ وَحَفَدَةࣰ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِۚ أَفَبِٱلۡبَٰطِلِ يُؤۡمِنُونَ وَبِنِعۡمَتِ ٱللَّهِ هُمۡ يَكۡفُرُونَ
وَٱللَّهُ
Allah
جَعَلَ
yarattı
لَكُم
size
مِّنْ
kendi nefislerinizden
أَنفُسِكُمْ
yourselves
أَزْوَٰجًۭا
eşler
وَجَعَلَ
ve yarattı
لَكُم
size
مِّنْ
eşlerinizden
أَزْوَٰجِكُم
your spouses
بَنِينَ
oğullar
وَحَفَدَةًۭ
ve torunlar
وَرَزَقَكُم
ve sizi besledi
مِّنَ
güzel rızıklarla
ٱلطَّيِّبَـٰتِ ۚ
the good things
أَفَبِٱلْبَـٰطِلِ
hâlâ batıla mı?
يُؤْمِنُونَ
inanıyorlar
وَبِنِعْمَتِ
ve ni'metine
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُمْ
onlar
يَكْفُرُونَ
nankörlük ediyorlar

Ali BulaçAllah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar

16:73 📚 1
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمۡلِكُ لَهُمۡ رِزۡقࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَسۡتَطِيعُونَ
وَيَعْبُدُونَ
ve tapıyorlar
مِن
başka
دُونِ
other than
ٱللَّهِ
Allah'tan
مَا
asla
لَا
not
يَمْلِكُ
veremeyecek
لَهُمْ
kendilerine
رِزْقًۭا
rızık
مِّنَ
göklerden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerden
شَيْـًۭٔا
hiçbir
وَلَا
ve
يَسْتَطِيعُونَ
bunu asla yapamayacak olan

Ali BulaçAllah'ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka, hiçbir şeye malik olmayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar

16:74 📚 2
فَلَا تَضۡرِبُواْ لِلَّهِ ٱلۡأَمۡثَالَۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
فَلَا
benzetmeler yapmayın
تَضْرِبُوا۟
put forth
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلْأَمْثَالَ ۚ
meseller
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
siz ise
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçArtık Allah'a benzerler aramaya kalkışmayın; çünkü Allah bilir, siz ise bilmezsiniz

16:75 📚 2
۞ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا عَبۡدࣰ ا مَّمۡلُوكࣰ ا لَّا يَقۡدِرُ عَلَىٰ شَيۡءࣲ وَمَن رَّزَقۡنَٰهُ مِنَّا رِزۡقًا حَسَنࣰ ا فَهُوَ يُنفِقُ مِنۡهُ سِرࣰّ ا وَجَهۡرًاۖ هَلۡ يَسۡتَوُۥنَۚ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
۞ ضَرَبَ
misal verir
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًا
misaliyle
عَبْدًۭا
bir köle
مَّمْلُوكًۭا
başkasının malı olan
لَّا
gücü yetmeyen
يَقْدِرُ
he has power
عَلَىٰ
hiçbir şeye
شَىْءٍۢ
anything
وَمَن
ve kimseyi
رَّزَقْنَـٰهُ
rızıklandırdığımız
مِنَّا
katımızdan
رِزْقًا
rızık ile
حَسَنًۭا
güzel
فَهُوَ
ki o
يُنفِقُ
infak eder
مِنْهُ
ondan
سِرًّۭا
gizli
وَجَهْرًا ۖ
ve açık
هَلْ
olurlar mı?
يَسْتَوُۥنَ ۚ
bunlar eşit
ٱلْحَمْدُ
Hamd
لِلَّهِ ۚ
Allah'adır
بَلْ
fakat
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçAllah, (Kendisi'ne ortak koştuğunuz ilahlar konusunda) hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan ile, tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'ındır; fakat onların çoğu bilmezler

16:76 📚 3
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا رَّجُلَيۡنِ أَحَدُهُمَآ أَبۡكَمُ لَا يَقۡدِرُ عَلَىٰ شَيۡءࣲ وَهُوَ كَلٌّ عَلَىٰ مَوۡلَىٰهُ أَيۡنَمَا يُوَجِّههُّ لَا يَأۡتِ بِخَيۡرٍ هَلۡ يَسۡتَوِي هُوَ وَمَن يَأۡمُرُ بِٱلۡعَدۡلِ وَهُوَ عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
وَضَرَبَ
ve misal verir
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًۭا
misaliyle
رَّجُلَيْنِ
(şu) iki adamı
أَحَدُهُمَآ
birisi
أَبْكَمُ
dilsizdir
لَا
gücü yetmez
يَقْدِرُ
he has power
عَلَىٰ
hiçbir şeye
شَىْءٍۢ
anything
وَهُوَ
ve o
كَلٌّ
bir yüktür
عَلَىٰ
üzerine
مَوْلَىٰهُ
efendisinin
أَيْنَمَا
nereye
يُوَجِّههُّ
onu gönderse
لَا
getirmez
يَأْتِ
he comes
بِخَيْرٍ ۖ
bir hayır
هَلْ
gibi olur mu?
يَسْتَوِى
equal
هُوَ
o
وَمَن
ve kimse
يَأْمُرُ
emreden
بِٱلْعَدْلِ ۙ
adaleti
وَهُوَ
ve o (kimse)
عَلَىٰ
üzere (giden)
صِرَٰطٍۢ
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Ali BulaçAllah şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve herşeyiyle efendisinin üstünde (bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez; şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla eşit olabilir mi

16:77 📚 2
وَلِلَّهِ غَيۡبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَمَآ أَمۡرُ ٱلسَّاعَةِ إِلَّا كَلَمۡحِ ٱلۡبَصَرِ أَوۡ هُوَ أَقۡرَبُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَلِلَّهِ
Allah'a aittir
غَيْبُ
gaybı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
وَمَآ
ve değildir
أَمْرُ
işi
ٱلسَّاعَةِ
sa'atin (kıyametin)
إِلَّا
(başka değil) ancak
كَلَمْحِ
açıp yumma gibidir
ٱلْبَصَرِ
bir göz
أَوْ
yahut
هُوَ
o
أَقْرَبُ ۚ
daha yakın(kısa)dır
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
gücü yetendir

Ali BulaçGöklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. Şüphesiz, Allah herşeye güç yetirendir

16:78
وَٱللَّهُ أَخۡرَجَكُم مِّنۢ بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَٱللَّهُ
ve Allah
أَخْرَجَكُم
sizi çıkardı
مِّنۢ
karınlarından
بُطُونِ
the wombs
أُمَّهَـٰتِكُمْ
annelerinizin
لَا
bilmezken
تَعْلَمُونَ
knowing
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey
وَجَعَلَ
ve verdi
لَكُمُ
size
ٱلسَّمْعَ
işitme
وَٱلْأَبْصَـٰرَ
ve gözler
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۙ
ve gönüller
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Ali BulaçAllah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi

16:79 📚 1
أَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلطَّيۡرِ مُسَخَّرَٰتࣲ فِي جَوِّ ٱلسَّمَآءِ مَا يُمۡسِكُهُنَّ إِلَّا ٱللَّهُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
أَلَمْ
bakmadılar mı?
يَرَوْا۟
they see
إِلَى
kuşlara
ٱلطَّيْرِ
the birds
مُسَخَّرَٰتٍۢ
O'nun emrine boyun eğdirilmiş
فِى
boşluğunda
جَوِّ
the midst
ٱلسَّمَآءِ
göğün
مَا
yoktur
يُمْسِكُهُنَّ
onları tutan
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ ۗ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler
لِّقَوْمٍۢ
bir kavim için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Ali BulaçGöğün boşluğunda boyun eğdirilmiş (musahhar kılınmış) kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta) Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz, iman eden bir topluluk için bunda ayetler vardır

16:80 📚 1
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنۢ بُيُوتِكُمۡ سَكَنࣰ ا وَجَعَلَ لَكُم مِّن جُلُودِ ٱلۡأَنۡعَٰمِ بُيُوتࣰ ا تَسۡتَخِفُّونَهَا يَوۡمَ ظَعۡنِكُمۡ وَيَوۡمَ إِقَامَتِكُمۡ وَمِنۡ أَصۡوَافِهَا وَأَوۡبَارِهَا وَأَشۡعَارِهَآ أَثَٰثࣰ ا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينࣲ‏
وَٱللَّهُ
ve Allah
جَعَلَ
yaptı
لَكُم
sizin için
مِّنۢ
evlerinizi
بُيُوتِكُمْ
your homes
سَكَنًۭا
oturma yeri
وَجَعَلَ
ve yaptı
لَكُم
sizin için
مِّن
derilerinden
جُلُودِ
the hides
ٱلْأَنْعَـٰمِ
hayvan
بُيُوتًۭا
evler
تَسْتَخِفُّونَهَا
kolayca kullanacağınız hafif
يَوْمَ
gününüzde
ظَعْنِكُمْ
göç
وَيَوْمَ
ve gününüzde
إِقَامَتِكُمْ ۙ
ikamet
وَمِنْ
ve
أَصْوَافِهَا
yünlerinden
وَأَوْبَارِهَا
ve yapağılarından
وَأَشْعَارِهَآ
ve kıllarından
أَثَـٰثًۭا
giyilecek döşenecek eşya'
وَمَتَـٰعًا
ve geçimlik
إِلَىٰ
bir süreye kadar
حِينٍۢ
a time

Ali BulaçAllah, size evlerinizi (içinde) "güvenlik ve huzur bulacağınız yerler" kıldı; ve size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem yerleşme gününde kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler-döşemelikler ve (ticaret için) bir meta kıldı

16:81 📚 1
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّمَّا خَلَقَ ظِلَٰلࣰ ا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلۡجِبَالِ أَكۡنَٰنࣰ ا وَجَعَلَ لَكُمۡ سَرَٰبِيلَ تَقِيكُمُ ٱلۡحَرَّ وَسَرَٰبِيلَ تَقِيكُم بَأۡسَكُمۡۚ كَذَٰلِكَ يُتِمُّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُسۡلِمُونَ
وَٱللَّهُ
Allah
جَعَلَ
yaptı
لَكُم
sizin için
مِّمَّا
yarattıklarından
خَلَقَ
He created
ظِلَـٰلًۭا
gölgeler
وَجَعَلَ
ve var etti
لَكُم
sizin için
مِّنَ
dağlarda
ٱلْجِبَالِ
the mountains
أَكْنَـٰنًۭا
oturulacak barınaklar
وَجَعَلَ
ve var eyledi
لَكُمْ
sizin için
سَرَٰبِيلَ
elbiseler
تَقِيكُمُ
sizi koruyan
ٱلْحَرَّ
sıcaktan
وَسَرَٰبِيلَ
ve elbiseler
تَقِيكُم
sizi koruyan
بَأْسَكُمْ ۚ
savaşınızda
كَذَٰلِكَ
böyle
يُتِمُّ
tamamlıyor
نِعْمَتَهُۥ
ni'metini
عَلَيْكُمْ
size
لَعَلَّكُمْ
umulur ki siz
تُسْلِمُونَ
teslim (müslüman) olursunuz

Ali BulaçAllah, sizin için yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki teslim olursunuz

16:82
فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا عَلَيۡكَ ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ
فَإِن
eğer yine
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirlerse
فَإِنَّمَا
artık
عَلَيْكَ
senin üzerine düşen
ٱلْبَلَـٰغُ
duyurmaktır
ٱلْمُبِينُ
açık bir şekilde

Ali BulaçFakat onlar yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca apaçık bir tebliğdir

16:83
يَعۡرِفُونَ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُنكِرُونَهَا وَأَكۡثَرُهُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ
يَعْرِفُونَ
bilirler
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
ثُمَّ
sonra da
يُنكِرُونَهَا
bunu inkar ederler
وَأَكْثَرُهُمُ
ve çokları da
ٱلْكَـٰفِرُونَ
inkar ederler

Ali BulaçOnlar, Allah'ın nimetini biliyorlar, sonra da inkar ediyorlar; onların çoğu inkar edenlerdir

16:84
وَيَوۡمَ نَبۡعَثُ مِن كُلِّ أُمَّةࣲ شَهِيدࣰ ا ثُمَّ لَا يُؤۡذَنُ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ وَلَا هُمۡ يُسۡتَعۡتَبُونَ
وَيَوْمَ
ve gün
نَبْعَثُ
getirdiğimiz
مِن
her
كُلِّ
every
أُمَّةٍۢ
ümmetten
شَهِيدًۭا
bir şahid
ثُمَّ
artık
لَا
izin verilmez
يُؤْذَنُ
will be permitted
لِلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
وَلَا
ve ne de
هُمْ
onların
يُسْتَعْتَبُونَ
özür dilemeleri istenir

Ali BulaçHer ümmetten bir şahid göndereceğimiz gün; (artık ondan) sonra ne inkar edenlere (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecek

16:85
وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ ٱلۡعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ
وَإِذَا
ve zaman
رَءَا
gördükleri
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوا۟
zulmedenler
ٱلْعَذَابَ
azabı
فَلَا
artık
يُخَفَّفُ
hafifletilmez
عَنْهُمْ
onlardan
وَلَا
ve asla
هُمْ
onlara
يُنظَرُونَ
fırsat verilmez

Ali BulaçO zulmedenler, azabı gördüklerinde, onlara ne (azap) hafifletilecek, ne süre tanınacak

16:86
وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواْ شُرَكَآءَهُمۡ قَالُواْ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ شُرَكَآؤُنَا ٱلَّذِينَ كُنَّا نَدۡعُواْ مِن دُونِكَۖ فَأَلۡقَوۡاْ إِلَيۡهِمُ ٱلۡقَوۡلَ إِنَّكُمۡ لَكَٰذِبُونَ
وَإِذَا
ve zaman
رَءَا
gördükleri
ٱلَّذِينَ
kimseler
أَشْرَكُوا۟
ortak koşanlar
شُرَكَآءَهُمْ
ortak koştuklarını
قَالُوا۟
derler ki
رَبَّنَا
Rabbimiz
هَـٰٓؤُلَآءِ
işte (bunlar)
شُرَكَآؤُنَا
ortaklarımız
ٱلَّذِينَ
olduğumuz
كُنَّا
we used to
نَدْعُوا۟
tapıyor
مِن
senden başka
دُونِكَ ۖ
besides You
فَأَلْقَوْا۟
söz atarlar
إِلَيْهِمُ
onlara
ٱلْقَوْلَ
şu sözle
إِنَّكُمْ
siz
لَكَـٰذِبُونَ
tamamen yalancılarsınız

Ali BulaçO şirk koşanlar, şirk koştuklarını gördükleri zaman: "Rabbimiz, Seni bırakıp bizim taptığımız ortaklarımız bunlardır" diyecekler. (Onlar da bunlara:) "Siz gerçekten yalan söyleyenlersiniz" diye sözü (geri çevirip) fırlatacaklar

16:87
وَأَلۡقَوۡاْ إِلَى ٱللَّهِ يَوۡمَئِذٍ ٱلسَّلَمَۖ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
وَأَلْقَوْا۟
ve olurlar
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
يَوْمَئِذٍ
o gün
ٱلسَّلَمَ ۖ
teslim
وَضَلَّ
ve sapıp gider
عَنْهُم
kendilerinden
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَفْتَرُونَ
uyduruyor(lar)

Ali BulaçO gün (artık) Allah'a teslim olmuşlardır ve uydurdukları (yalancı ilahlar) da onlardan çekilip-uzaklaşmıştır

16:88
ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ زِدۡنَٰهُمۡ عَذَابࣰ ا فَوۡقَ ٱلۡعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يُفۡسِدُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟
ve engel olanlar
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah'ın
زِدْنَـٰهُمْ
artırırız onlara
عَذَابًۭا
azabı
فَوْقَ
üstüne
ٱلْعَذَابِ
azaplarının
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
yaptıkları
يُفْسِدُونَ
bozgunculuklarından

Ali Bulaçİnkar edip de Allah'ın yolundan alıkoyanlar; Biz, işledikleri bozgunculuğa karşılık, onlara azap üstüne azap ilave ettik

16:89 📚 1
وَيَوۡمَ نَبۡعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةࣲ شَهِيدًا عَلَيۡهِم مِّنۡ أَنفُسِهِمۡۖ وَجِئۡنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِۚ وَنَزَّلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ تِبۡيَٰنࣰ ا لِّكُلِّ شَيۡءࣲ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣰ وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُسۡلِمِينَ
وَيَوْمَ
ve gün
نَبْعَثُ
getireceğimiz
فِى
içinde
كُلِّ
her
أُمَّةٍۢ
ümmet
شَهِيدًا
bir şahid
عَلَيْهِم
üzerlerine
مِّنْ
kendi aralarından
أَنفُسِهِمْ ۖ
themselves
وَجِئْنَا
getireceğiz
بِكَ
seni de
شَهِيدًا
şahid
عَلَىٰ
üzerine
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ
bunların
وَنَزَّلْنَا
ve indirdik
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
bu Kitabı
تِبْيَـٰنًۭا
açıklayan
لِّكُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
وَهُدًۭى
ve yol gösterici olarak
وَرَحْمَةًۭ
ve rahmet olarak
وَبُشْرَىٰ
ve müjde olarak
لِلْمُسْلِمِينَ
müslümanlara

Ali BulaçHer ümmet içinde kendi nefislerinden onların üzerine bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz. Biz Kitab'ı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik

16:90 📚 6
۞إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُ بِٱلۡعَدۡلِ وَٱلۡإِحۡسَٰنِ وَإِيتَآيِٕ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَيَنۡهَىٰ عَنِ ٱلۡفَحۡشَآءِ وَٱلۡمُنكَرِ وَٱلۡبَغۡيِۚ يَعِظُكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْمُرُ
emreder
بِٱلْعَدْلِ
adaleti
وَٱلْإِحْسَـٰنِ
ve ihsanı
وَإِيتَآئِ
ve vermeyi
ذِى
akrabaya
ٱلْقُرْبَىٰ
(to) relatives
وَيَنْهَىٰ
ve meneder
عَنِ
edepsizlikten
ٱلْفَحْشَآءِ
the immorality
وَٱلْمُنكَرِ
ve fenalıktan
وَٱلْبَغْىِ ۚ
ve azgınlıktan
يَعِظُكُمْ
size böyle öğüt verir
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَذَكَّرُونَ
öğüt alırsınız (diye)

Ali BulaçŞüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan (fahşadan), kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz

16:91 📚 1
وَأَوۡفُواْ بِعَهۡدِ ٱللَّهِ إِذَا عَٰهَدتُّمۡ وَلَا تَنقُضُواْ ٱلۡأَيۡمَٰنَ بَعۡدَ تَوۡكِيدِهَا وَقَدۡ جَعَلۡتُمُ ٱللَّهَ عَلَيۡكُمۡ كَفِيلًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا تَفۡعَلُونَ
وَأَوْفُوا۟
tam yerine getirin
بِعَهْدِ
ahdini
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِذَا
zaman
عَـٰهَدتُّمْ
andlaşma yaptığınız
وَلَا
ve asla
تَنقُضُوا۟
bozmayın
ٱلْأَيْمَـٰنَ
yeminleri
بَعْدَ
sonra
تَوْكِيدِهَا
pekiştirdikten
وَقَدْ
çünkü
جَعَلْتُمُ
yaptınız
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَيْكُمْ
üzerinize
كَفِيلًا ۚ
kefil (şahid)
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
تَفْعَلُونَ
yaptıklarınız

Ali BulaçAhidleştiğiniz zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın; çünkü Allah'ı üzerinize kefil kılmışsınızdır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir

16:92 📚 3
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّتِي نَقَضَتۡ غَزۡلَهَا مِنۢ بَعۡدِ قُوَّةٍ أَنكَٰثࣰ ا تَتَّخِذُونَ أَيۡمَٰنَكُمۡ دَخَلَۢا بَيۡنَكُمۡ أَن تَكُونَ أُمَّةٌ هِيَ أَرۡبَىٰ مِنۡ أُمَّةٍۚ إِنَّمَا يَبۡلُوكُمُ ٱللَّهُ بِهِۦۚ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ
وَلَا
ve asla
تَكُونُوا۟
olmayın
كَٱلَّتِى
gibi
نَقَضَتْ
çözen kadın
غَزْلَهَا
ipliğini
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
قُوَّةٍ
kuvvetli
أَنكَـٰثًۭا
büktükten
تَتَّخِذُونَ
bir vasıta yaparak
أَيْمَـٰنَكُمْ
yeminlerinizi
دَخَلًۢا
bozucu
بَيْنَكُمْ
aranızda
أَن
olduğu için
تَكُونَ
is
أُمَّةٌ
bir topluluk
هِىَ
daha çok
أَرْبَىٰ
more numerous
مِنْ
diğer bir topluluktan
أُمَّةٍ ۚ
(another) community
إِنَّمَا
çünkü
يَبْلُوكُمُ
sizi dener
ٱللَّهُ
Allah
بِهِۦ ۚ
bununla
وَلَيُبَيِّنَنَّ
ve açıklayacaktır
لَكُمْ
size
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
مَا
şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
فِيهِ
hakkında
تَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştüğünüz

Ali BulaçBir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha gelişkindir diye, yeminlerinizi kendi aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak, ipini kuvvetle eğirdikten sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah, sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet günü hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır

16:93 📚 6
وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمۡ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ وَلَٰكِن يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَلَتُسۡـَٔلُنَّ عَمَّا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
وَلَوْ
şayet
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَجَعَلَكُمْ
hepinizi yapardı
أُمَّةًۭ
ümmet
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
وَلَـٰكِن
fakat
يُضِلُّ
şaşırtır
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيَهْدِى
ve doğru yola iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَلَتُسْـَٔلُنَّ
ve siz mutlaka sorulacaksınız
عَمَّا
şeylerden
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Ali BulaçEğer Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet kılardı; ancak dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Yaptıklarınızdan muhakkak sorumlu tutulacaksınız

16:94
وَلَا تَتَّخِذُوٓاْ أَيۡمَٰنَكُمۡ دَخَلَۢا بَيۡنَكُمۡ فَتَزِلَّ قَدَمُۢ بَعۡدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُواْ ٱلسُّوٓءَ بِمَا صَدَدتُّمۡ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَكُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
وَلَا
yapmayın
تَتَّخِذُوٓا۟
take
أَيْمَـٰنَكُمْ
yeminlerinizi
دَخَلًۢا
bozan bir şey
بَيْنَكُمْ
aranızı
فَتَزِلَّ
kayar
قَدَمٌۢ
ayak
بَعْدَ
sonra
ثُبُوتِهَا
sağlam bastıktan
وَتَذُوقُوا۟
ve tadarsınız
ٱلسُّوٓءَ
kötülüğü
بِمَا
dolayı
صَدَدتُّمْ
engel olduğunuzdan
عَن
yoludan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَلَكُمْ
ve sizin için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Ali BulaçYeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak kayar ve Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız. (Ayrıca) Büyük azap da sizin içindir

16:95
وَلَا تَشۡتَرُواْ بِعَهۡدِ ٱللَّهِ ثَمَنࣰ ا قَلِيلًاۚ إِنَّمَا عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَلَا
ve asla
تَشْتَرُوا۟
satmayın
بِعَهْدِ
verdiğiniz sözü
ٱللَّهِ
Allah'a
ثَمَنًۭا
bir paraya
قَلِيلًا ۚ
az
إِنَّمَا
şüphesiz
عِندَ
yanında olan
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُوَ
o
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
bilirseniz
تَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçAllah'ın ahdini ucuz bir değere karşılık satmayın. Eğer bilirseniz, Allah Katında olan sizin için daha hayırlıdır

16:96 📚 11
مَا عِندَكُمۡ يَنفَدُ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ بَاقࣲۗ وَلَنَجۡزِيَنَّ ٱلَّذِينَ صَبَرُوٓاْ أَجۡرَهُم بِأَحۡسَنِ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
مَا
bulunan
عِندَكُمْ
sizin yanınızda
يَنفَدُ ۖ
tükenir
وَمَا
bulunan ise
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah'ın
بَاقٍۢ ۗ
kalıcıdır
وَلَنَجْزِيَنَّ
elbette vereceğiz
ٱلَّذِينَ
kimselerin
صَبَرُوٓا۟
sabreden(lerin)
أَجْرَهُم
karşılığını
بِأَحْسَنِ
en güzeliyle
مَا
olduklarının
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Ali BulaçSizin yanınızda olan tükenir, Allah'ın Katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle Biz muhakkak vereceğiz

16:97 📚 1
مَنۡ عَمِلَ صَٰلِحࣰ ا مِّن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَنُحۡيِيَنَّهُۥ حَيَوٰةࣰ طَيِّبَةࣰۖ وَلَنَجۡزِيَنَّهُمۡ أَجۡرَهُم بِأَحۡسَنِ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
مَنْ
her kim
عَمِلَ
bir iş yaparsa
صَـٰلِحًۭا
iyi
مِّن
erkekten
ذَكَرٍ
male
أَوْ
veya
أُنثَىٰ
kadından
وَهُوَ
o
مُؤْمِنٌۭ
inanmış olarak
فَلَنُحْيِيَنَّهُۥ
onu yaşatırız
حَيَوٰةًۭ
bir hayatla
طَيِّبَةًۭ ۖ
hoş
وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ
ve elbette veririz
أَجْرَهُم
onların ücretini
بِأَحْسَنِ
en güzeliyle
مَا
olduklarının
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Ali BulaçErkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz

16:98
فَإِذَا قَرَأۡتَ ٱلۡقُرۡءَانَ فَٱسۡتَعِذۡ بِٱللَّهِ مِنَ ٱلشَّيۡطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ
فَإِذَا
zaman
قَرَأْتَ
okuduğun
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
فَٱسْتَعِذْ
sığın
بِٱللَّهِ
Allah'a
مِنَ
şeytandan
ٱلشَّيْطَـٰنِ
the Shaitaan
ٱلرَّجِيمِ
kovulmuş

Ali BulaçÖyleyse Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın

16:99
إِنَّهُۥ لَيۡسَ لَهُۥ سُلۡطَٰنٌ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ
إِنَّهُۥ
çünkü
لَيْسَ
yoktur
لَهُۥ
o(şeyta)nın
سُلْطَـٰنٌ
bir gücü
عَلَى
üzerinde
ٱلَّذِينَ
inananlar
ءَامَنُوا۟
believe
وَعَلَىٰ
ve üzerinde
رَبِّهِمْ
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ
dayananlar

Ali BulaçGerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur

16:100 📚 2
إِنَّمَا سُلۡطَٰنُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يَتَوَلَّوۡنَهُۥ وَٱلَّذِينَ هُم بِهِۦ مُشۡرِكُونَ
إِنَّمَا
sadece
سُلْطَـٰنُهُۥ
onun gücü
عَلَى
üzerinde
ٱلَّذِينَ
kimselere
يَتَوَلَّوْنَهُۥ
onu dost tutan(lar)
وَٱلَّذِينَ
ve kimselere
هُم
onlar
بِهِۦ
onu
مُشْرِكُونَ
ortak koşan(lar)

Ali BulaçOnun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir

16:101 📚 3
وَإِذَا بَدَّلۡنَآ ءَايَةࣰ مَّكَانَ ءَايَةࣲ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مُفۡتَرِۭۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَإِذَا
ve zaman
بَدَّلْنَآ
değiştirdiğimiz
ءَايَةًۭ
bir ayeti
مَّكَانَ
yerine
ءَايَةٍۢ ۙ
bir ayet
وَٱللَّهُ
ve Allah
أَعْلَمُ
bilirken
بِمَا
ne
يُنَزِّلُ
indirdiğini
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّمَآ
şüphesiz
أَنتَ
sen
مُفْتَرٍۭ ۚ
iftira ediyorsun
بَلْ
hayır
أَكْثَرُهُمْ
onların çokları
لَا
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçBiz bir ayeti, bir (başka) ayetin yeriyle değiştirdiğimiz zaman, -Allah neyi indirdiğini daha iyi bilir.- “Sen yalnızca iftira edicisin" dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler

16:102 📚 1
قُلۡ نَزَّلَهُۥ رُوحُ ٱلۡقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِٱلۡحَقِّ لِيُثَبِّتَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهُدࣰ ى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُسۡلِمِينَ
قُلْ
de ki
نَزَّلَهُۥ
onu indirdi
رُوحُ
the Holy Spirit
ٱلْقُدُسِ
-nden-Kudüs
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
بِٱلْحَقِّ
gerçek olarak
لِيُثَبِّتَ
sağlamlaştırmak için
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَهُدًۭى
ve yol gösterici
وَبُشْرَىٰ
ve müjde olarak
لِلْمُسْلِمِينَ
müslümanlara

Ali BulaçDe ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir

16:103 📚 3
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّهُمۡ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُۥ بَشَرࣱۗ لِّسَانُ ٱلَّذِي يُلۡحِدُونَ إِلَيۡهِ أَعۡجَمِيࣱّ وَهَٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيࣱّ مُّبِينٌ
وَلَقَدْ
ve elbette
نَعْلَمُ
biliyoruz
أَنَّهُمْ
onların
يَقُولُونَ
dediklerini
إِنَّمَا
muhakkak
يُعَلِّمُهُۥ
ona öğretiyor
بَشَرٌۭ ۗ
bir insan
لِّسَانُ
dili
ٱلَّذِى
şahsın
يُلْحِدُونَ
nisbet ettikleri
إِلَيْهِ
ona
أَعْجَمِىٌّۭ
a'cemi (yabancıdır)
وَهَـٰذَا
bu ise
لِسَانٌ
bir dildir
عَرَبِىٌّۭ
Arapça
مُّبِينٌ
apaçık

Ali BulaçAndolsun ki Biz, onların: "Bunu kendisine ancak bir beşer öğretmektedir" dediklerini biliyoruz. Saparak kendisine yöneldikleri (kimse)nin dili a'cemidir, bu ise açıkça Arapça olan bir dildir

16:104
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ لَا يَهۡدِيهِمُ ٱللَّهُ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseleri
لَا
inanmayan(ları)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerine
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِيهِمُ
Allah will guide them
ٱللَّهُ
Allah
وَلَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌ
acıklı

Ali BulaçAllah'ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete ulaştırmaz ve onlar için acı bir azap vardır

16:105
إِنَّمَا يَفۡتَرِي ٱلۡكَذِبَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰذِبُونَ
إِنَّمَا
şüphesiz ancak
يَفْتَرِى
uydurur
ٱلْكَذِبَ
yalanı
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
inanmayan(lar)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerine
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْكَـٰذِبُونَ
yalancılar

Ali BulaçYalanı, yalnızca Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte yalancıların asıl kendileri onlardır

16:106
مَن كَفَرَ بِٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ إِيمَٰنِهِۦٓ إِلَّا مَنۡ أُكۡرِهَ وَقَلۡبُهُۥ مُطۡمَئِنُّۢ بِٱلۡإِيمَٰنِ وَلَٰكِن مَّن شَرَحَ بِٱلۡكُفۡرِ صَدۡرࣰ ا فَعَلَيۡهِمۡ غَضَبࣱ مِّنَ ٱللَّهِ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
مَن
inkar eden
كَفَرَ
disbelieves
بِٱللَّهِ
Allah'ı
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
إِيمَـٰنِهِۦٓ
inandıktan
إِلَّا
hariç
مَنْ
kimseler
أُكْرِهَ
(inkara) zorlanan
وَقَلْبُهُۥ
ve kalbi
مُطْمَئِنٌّۢ
mutmain olduğu halde
بِٱلْإِيمَـٰنِ
imanla
وَلَـٰكِن
fakat
مَّن
kimselere
شَرَحَ
açan
بِٱلْكُفْرِ
küfre
صَدْرًۭا
göğsünü
فَعَلَيْهِمْ
üzerlerine iner
غَضَبٌۭ
bir gazab
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Ali BulaçKim imanından sonra Allah'a (karşı) inkara sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariç- inkara göğüs açarsa, işte onların üstünde Allah'tan bir gazab vardır ve büyük azap onlarındır

16:107 📚 2
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمُ ٱسۡتَحَبُّواْ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا عَلَى ٱلۡأٓخِرَةِ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّهُمُ
şüphesiz onların
ٱسْتَحَبُّوا۟
tercih etmelerindendir
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
عَلَى
ahirete
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
لَا
doğru yola iletmeyeceğindendir
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
kavmi
ٱلْكَـٰفِرِينَ
inkar eden

Ali BulaçBu, onların dünya hayatını ahirete göre daha sevimli bulmalarından ve şüphesiz Allah'ın da inkar eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir

16:108
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ وَسَمۡعِهِمۡ وَأَبۡصَٰرِهِمۡۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡغَٰفِلُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
طَبَعَ
mühürlediği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
kalbleri
وَسَمْعِهِمْ
ve kulaklarını
وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۖ
ve gözlerini
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْغَـٰفِلُونَ
gafiller

Ali BulaçOnlar, Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir

16:109 📚 2
لَا جَرَمَ أَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
لَا
hiç yok
جَرَمَ
şüphe
أَنَّهُمْ
elbette onlar
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
هُمُ
onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayacaklardır

Ali BulaçŞüphesiz, onlar ahirette ziyana uğrayanlardır

16:110 📚 2
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا فُتِنُواْ ثُمَّ جَٰهَدُواْ وَصَبَرُوٓاْ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعۡدِهَا لَغَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
ثُمَّ
sonra
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لِلَّذِينَ
(yanındadır)
هَاجَرُوا۟
hicret edenlerin
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
işkenceye uğratıldıktan
فُتِنُوا۟
they had been put to trials
ثُمَّ
sonra
جَـٰهَدُوا۟
cihad edenlerin
وَصَبَرُوٓا۟
ve sabredenlerin
إِنَّ
elbette
رَبَّكَ
Rabbin
مِنۢ
bun(lar)dan sonra
بَعْدِهَا
after it
لَغَفُورٌۭ
elbette bağışlayandır;
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Ali BulaçSonra gerçekten Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından cihad edip, sabredenlerin (destekçisidir). Şüphesiz senin Rabbin, bundan sonra da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir

16:111 📚 1
۞يَوۡمَ تَأۡتِي كُلُّ نَفۡسࣲ تُجَٰدِلُ عَن نَّفۡسِهَا وَتُوَفَّىٰ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا عَمِلَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
۞ يَوْمَ
o gün
تَأْتِى
gelir
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
nefis
تُجَـٰدِلُ
uğraşır
عَن
kendi canı için
نَّفْسِهَا
itself
وَتُوَفَّىٰ
ve tam karşılığı verilir
كُلُّ
herkese
نَفْسٍۢ
nefse
مَّا
yaptığının
عَمِلَتْ
it did
وَهُمْ
onlara
لَا
asla
يُظْلَمُونَ
haksızlık edilmez

Ali BulaçO gün, herkes kendi nefsi adına mücadele eder ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir. Onlar zulme uğratılmazlar

16:112
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا قَرۡيَةࣰ كَانَتۡ ءَامِنَةࣰ مُّطۡمَئِنَّةࣰ يَأۡتِيهَا رِزۡقُهَا رَغَدࣰ ا مِّن كُلِّ مَكَانࣲ فَكَفَرَتۡ بِأَنۡعُمِ ٱللَّهِ فَأَذَٰقَهَا ٱللَّهُ لِبَاسَ ٱلۡجُوعِ وَٱلۡخَوۡفِ بِمَا كَانُواْ يَصۡنَعُونَ
وَضَرَبَ
ve misal verir
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًۭا
misaliyle
قَرْيَةًۭ
bir kenti
كَانَتْ
idi
ءَامِنَةًۭ
güven
مُّطْمَئِنَّةًۭ
huzur içinde
يَأْتِيهَا
kendisine geliyordu
رِزْقُهَا
rızkı
رَغَدًۭا
bol bol
مِّن
her
كُلِّ
every
مَكَانٍۢ
yerden
فَكَفَرَتْ
fakat nankörlük etti
بِأَنْعُمِ
ni'metlerine
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَأَذَٰقَهَا
(bunun üzerine) ona taddırdı
ٱللَّهُ
Allah
لِبَاسَ
elbisesi
ٱلْجُوعِ
açlık
وَٱلْخَوْفِ
ve korku
بِمَا
ötürü
كَانُوا۟
oldukları
يَصْنَعُونَ
yapıyor(lar)

Ali BulaçAllah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı

16:113
وَلَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مِّنۡهُمۡ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَهُمۡ ظَٰلِمُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَهُمْ
onlara geldi
رَسُولٌۭ
bir elçi
مِّنْهُمْ
kendilerinden
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
فَأَخَذَهُمُ
onları yakalayıverdi
ٱلْعَذَابُ
azab
وَهُمْ
ve onlar
ظَـٰلِمُونَ
zulümlerine devam ederken

Ali BulaçAndolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azap onları yakalayıverdi

16:114 📚 1
فَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَٰلࣰ ا طَيِّبࣰ ا وَٱشۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ إِيَّاهُ تَعۡبُدُونَ
فَكُلُوا۟
yeyin
مِمَّا
size verdiği rızıktan
رَزَقَكُمُ
Allah has provided you
ٱللَّهُ
Allah'ın
حَلَـٰلًۭا
helal
طَيِّبًۭا
ve hoş (olarak)
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
نِعْمَتَ
ni'metine
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِن
eğer
كُنتُمْ
ediyorsanız
إِيَّاهُ
O'na
تَعْبُدُونَ
kulluk

Ali BulaçÖyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin

16:115 📚 6
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحۡمَ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦۖ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغࣲ وَلَا عَادࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِنَّمَا
şüphesiz
حَرَّمَ
haram kıldı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَيْتَةَ
ölüyü
وَٱلدَّمَ
ve kanı
وَلَحْمَ
ve etini
ٱلْخِنزِيرِ
domuz
وَمَآ
ve şeyi
أُهِلَّ
kesilen
لِغَيْرِ
başkasının
ٱللَّهِ
Allah'tan
بِهِۦ ۖ
adına
فَمَنِ
kim
ٱضْطُرَّ
mecbur kalırsa
غَيْرَ
saldırmadan
بَاغٍۢ
disobedient
وَلَا
ve
عَادٍۢ
sınırı da aşmadan
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Ali BulaçO, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

16:116 📚 1
وَلَا تَقُولُواْ لِمَا تَصِفُ أَلۡسِنَتُكُمُ ٱلۡكَذِبَ هَٰذَا حَلَٰلࣱ وَهَٰذَا حَرَامࣱ لِّتَفۡتَرُواْ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ لَا يُفۡلِحُونَ
وَلَا
ve
تَقُولُوا۟
demeyin
لِمَا
ötürü
تَصِفُ
nitelendirmesinden
أَلْسِنَتُكُمُ
dillerinizin
ٱلْكَذِبَ
yalan
هَـٰذَا
şu
حَلَـٰلٌۭ
helaldir
وَهَـٰذَا
şu ise
حَرَامٌۭ
haramdır
لِّتَفْتَرُوا۟
sonra uydurmuş olursunuz
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ ۚ
yalan
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَفْتَرُونَ
uyduran(lar)
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ
yalan
لَا
iflah olmazlar
يُفْلِحُونَ
they will not succeed

Ali BulaçDillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler

16:117
مَتَٰعࣱ قَلِيلࣱ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
مَتَـٰعٌۭ
bir mefaattir
قَلِيلٌۭ
azıcık
وَلَهُمْ
ve onlara vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Ali Bulaç(Bu dünyada olup-biten) Pek az bir metadır. Onlara ise acı bir azap vardır

16:118
وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا مَا قَصَصۡنَا عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُۖ وَمَا ظَلَمۡنَٰهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
وَعَلَى
ve
ٱلَّذِينَ
olanlara da
هَادُوا۟
Yahudi
حَرَّمْنَا
haram kılmıştık
مَا
anlattıklarımızı
قَصَصْنَا
We related
عَلَيْكَ
sana
مِن
bundan önce
قَبْلُ ۖ
before
وَمَا
değildik
ظَلَمْنَـٰهُمْ
onlara zulmediyor
وَلَـٰكِن
fakat
كَانُوٓا۟
ediyorlardı
أَنفُسَهُمْ
onlar kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulm

Ali BulaçYahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

16:119 📚 2
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُواْ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةࣲ ثُمَّ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ وَأَصۡلَحُوٓاْ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعۡدِهَا لَغَفُورࣱ رَّحِيمٌ
ثُمَّ
sonra
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لِلَّذِينَ
kimseler için
عَمِلُوا۟
işleyen(ler)
ٱلسُّوٓءَ
kötülük
بِجَهَـٰلَةٍۢ
cehaletle
ثُمَّ
sonra
تَابُوا۟
tevbe edenler (için)
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
وَأَصْلَحُوٓا۟
ve uslananlar (için)
إِنَّ
elbette
رَبَّكَ
Rabbin
مِنۢ
bunlardan sonra
بَعْدِهَا
after that
لَغَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌ
esirgeyendir

Ali BulaçSonra gerçekten Rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Şüphesiz Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir

16:120
إِنَّ إِبۡرَٰهِيمَ كَانَ أُمَّةࣰ قَانِتࣰ ا لِّلَّهِ حَنِيفࣰ ا وَلَمۡ يَكُ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
إِنَّ
şüphesiz
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
كَانَ
idi
أُمَّةًۭ
bir ümmet
قَانِتًۭا
O'na ita'at eden
لِّلَّهِ
Allah'ı
حَنِيفًۭا
birleyen
وَلَمْ
ve
يَكُ
değildi
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Ali BulaçGerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi

16:121
شَاكِرࣰ ا لِّأَنۡعُمِهِۚ ٱجۡتَبَىٰهُ وَهَدَىٰهُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
شَاكِرًۭا
şükredici idi
لِّأَنْعُمِهِ ۚ
O'nun ni'metlerine
ٱجْتَبَىٰهُ
onu seçmiş
وَهَدَىٰهُ
ve iletmişti
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
the way
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Ali BulaçO'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti

16:122
وَءَاتَيۡنَٰهُ فِي ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣰۖ وَإِنَّهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona vermiştik
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
حَسَنَةًۭ ۖ
iyilik
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz O
فِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
لَمِنَ
iyilerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Ali BulaçVe Biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır

16:123 📚 2
ثُمَّ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ أَنِ ٱتَّبِعۡ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِيمَ حَنِيفࣰ اۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
ثُمَّ
sonra
أَوْحَيْنَآ
vahyettik
إِلَيْكَ
sana
أَنِ
uy
ٱتَّبِعْ
You follow
مِلَّةَ
yoluna
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in
حَنِيفًۭا ۖ
hanif olan
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Ali BulaçSonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O, müşriklerden değildi

16:124
إِنَّمَا جُعِلَ ٱلسَّبۡتُ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِۚ وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
إِنَّمَا
şüphesiz
جُعِلَ
(farz) kılındı
ٱلسَّبْتُ
cumartesi günü
عَلَى
üzerinde
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱخْتَلَفُوا۟
ayrılığa düşen(ler)
فِيهِ ۚ
onun
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَيَحْكُمُ
elbette hükmünü verecektir
بَيْنَهُمْ
aralarında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
şey hakkında
كَانُوا۟
onda
فِيهِ
[in it]
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri

Ali BulaçCumartesi, ancak onda ihtilafa düşenlere (farz) kılındı. Şüphesiz Rabbin, onların ihtilaf ettikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmedecektir

16:125 📚 11
ٱدۡعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِٱلۡحِكۡمَةِ وَٱلۡمَوۡعِظَةِ ٱلۡحَسَنَةِۖ وَجَٰدِلۡهُم بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ
ٱدْعُ
çağır
إِلَىٰ
yoluna
سَبِيلِ
(the) way
رَبِّكَ
Rabbinin
بِٱلْحِكْمَةِ
hikmetle
وَٱلْمَوْعِظَةِ
ve öğütle
ٱلْحَسَنَةِ ۖ
güzel
وَجَـٰدِلْهُم
ve onlarla mücadele et
بِٱلَّتِى
(biçimde)
هِىَ
o
أَحْسَنُ ۚ
en güzel
إِنَّ
kuşkusuz
رَبَّكَ
Rabbin
هُوَ
işte O'dur
أَعْلَمُ
en iyi bilen
بِمَن
kimseleri
ضَلَّ
sapan(ları)
عَن
yolundan
سَبِيلِهِۦ ۖ
His way
وَهُوَ
ve O
أَعْلَمُ
(en iyi) bilendir
بِٱلْمُهْتَدِينَ
hidayete erenleri

Ali BulaçRabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir

16:126 📚 3
وَإِنۡ عَاقَبۡتُمۡ فَعَاقِبُواْ بِمِثۡلِ مَا عُوقِبۡتُم بِهِۦۖ وَلَئِن صَبَرۡتُمۡ لَهُوَ خَيۡرࣱ لِّلصَّٰبِرِينَ
وَإِنْ
ve eğer
عَاقَبْتُمْ
ceza verecekseniz
فَعَاقِبُوا۟
ceza verin
بِمِثْلِ
aynısını
مَا
size verilen cezanın
عُوقِبْتُم
you were afflicted
بِهِۦ ۖ
onunla
وَلَئِن
ama
صَبَرْتُمْ
sabdederseniz
لَهُوَ
andolsun ki o
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لِّلصَّـٰبِرِينَ
sabredenler için

Ali BulaçEğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır

16:127 📚 1
وَٱصۡبِرۡ وَمَا صَبۡرُكَ إِلَّا بِٱللَّهِۚ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَلَا تَكُ فِي ضَيۡقࣲ مِّمَّا يَمۡكُرُونَ
وَٱصْبِرْ
ve sabret
وَمَا
değildir
صَبْرُكَ
senin sabrın
إِلَّا
başka
بِٱللَّهِ ۚ
Allah(ın yardımından)
وَلَا
ve
تَحْزَنْ
üzülme
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve
تَكُ
düşme
فِى
sıkıntıya
ضَيْقٍۢ
distress
مِّمَّا
kurdukları tuzaklardan
يَمْكُرُونَ
they plot

Ali BulaçSabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme

16:128 📚 8
إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَواْ وَّٱلَّذِينَ هُم مُّحۡسِنُونَ
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلَّذِينَ
kimselerle
ٱتَّقَوا۟
korunan(larla)
وَّٱلَّذِينَ
ve kimselerle
هُم
onlar
مُّحْسِنُونَ
iyilik eden(lerle)

Ali BulaçŞüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir

← Önceki Sonraki →

16. An-Nahl Suresi | Anlam Arayışı