☪ Anlam Arayışı

16. An-Nahl سُورَةُ النَّحۡلِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
16:1
أَتَىٰٓ أَمۡرُ ٱللَّهِ فَلَا تَسۡتَعۡجِلُوهُۚ سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
أَتَىٰٓ
geldi
أَمْرُ
emri
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
artık
تَسْتَعْجِلُوهُ ۚ
onu acele istemeyin
سُبْحَـٰنَهُۥ
(Allah) uzaktır
وَتَعَـٰلَىٰ
ve yücedir
عَمَّا
ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ
they associate

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın emri geldi, sakın onu acele edip istemeyiniz. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan münezzeh ve yücedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
لما استبطأ المشركون العذاب نزل: «أتى أمر الله» أي الساعة، وأتى بصيغة الماضي لتحقق وقوعه أي قرب «فلا تستعجلوه» تطلبوه قبل حينه فإنه واقع لا محالة «سبحانه» تنزيهاً له «وتعالى عما يشكرون» به غيره.

16:2 📚 3
يُنَزِّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ بِٱلرُّوحِ مِنۡ أَمۡرِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦٓ أَنۡ أَنذِرُوٓاْ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱتَّقُونِ
يُنَزِّلُ
indirir
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
Melekleri
بِٱلرُّوحِ
ruh ile
مِنْ
emrinden (olan)
أَمْرِهِۦ
His Command
عَلَىٰ
üzerine
مَن
kimseler
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦٓ
His slaves
أَنْ
diye
أَنذِرُوٓا۟
uyarsın
أَنَّهُۥ
muhakkak
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّآ
başka
أَنَا۠
benden
فَٱتَّقُونِ
benden korkun

Elmalılı Hamdi YazırKendi emrinden ruh (vahiy) ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ينزل الملائكة» أي جبريل «بالروح» بالوحي «من أمره» بإرادته «على من يشاء من عباده» وهم الأنبياء «أن» مفسرة «أنذروا» خوفوا الكافرين بالعذاب وأعلموهم «أنه لا إله إلا أنا فاتقون» خافون.

16:3
خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۚ تَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak ile
تَعَـٰلَىٰ
yücedir
عَمَّا
ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ
they associate

Elmalılı Hamdi YazırAllah gökleri ve yeri hikmeti ile yarattı. O, kâfirlerin ortak koştukları şeylerden çok yücedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(خلق السماوات والأرض بالحق) أي محقا (تعالى عما يشركون) به من الأصنام.

16:4 📚 6
خَلَقَ ٱلۡإِنسَٰنَ مِن نُّطۡفَةࣲ فَإِذَا هُوَ خَصِيمࣱ مُّبِينࣱ‏
خَلَقَ
yarattı
ٱلْإِنسَـٰنَ
insanı
مِن
nutfeden
نُّطْفَةٍۢ
a minute quantity of semen
فَإِذَا
birden
هُوَ
o (insan)
خَصِيمٌۭ
bir hasım (olup çıktı)
مُّبِينٌۭ
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırO, insanı bir meniden (spermadan) yarattı. Bir de bakarsın ki o, Rabbine karşı apaçık bir düşmandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(خلق الإنسان من نطفة) مَنِيّ إلى أن صيره قويا شديداً (فإذا هو خصيم) شديد الخصومة (مبين) بينها في نفي البعث قائلاً "" من يحيي العظام وهي رميم "".

16:5
وَٱلۡأَنۡعَٰمَ خَلَقَهَاۖ لَكُمۡ فِيهَا دِفۡءࣱ وَمَنَٰفِعُ وَمِنۡهَا تَأۡكُلُونَ
وَٱلْأَنْعَـٰمَ
ve hayvanları da
خَلَقَهَا ۗ
yarattı
لَكُمْ
sizin için vardır
فِيهَا
onlarda
دِفْءٌۭ
ısınma
وَمَنَـٰفِعُ
ve menfaatler
وَمِنْهَا
ve onlardan
تَأْكُلُونَ
yersiniz

Elmalılı Hamdi YazırHayvanları da O yarattı. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Ve siz onlardan bir kısmını da yersiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والأنعام» الإبل والبقر والغنم، ونصبه بفعل مقدر يفسره «خلقها لكم» من جملة الناس «فيها دفءٌ» ما تستدفئون به من الأكسية والأردية من أشعارها وأصوافها «ومنافع» من النسل والدرّ والركوب «ومنها تأكلون» قدم الظرف للفاصلة.

16:6 📚 2
وَلَكُمۡ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسۡرَحُونَ
وَلَكُمْ
ve sizin için vardır
فِيهَا
onlarda
جَمَالٌ
bir güzellik
حِينَ
zaman
تُرِيحُونَ
akşamleyin getirdiğiniz
وَحِينَ
ve zaman
تَسْرَحُونَ
sabahleyin götürdüğünüz

Elmalılı Hamdi YazırO hayvanları, akşam vakti getirirken ve sabahleyin salarken, onlarda sizin için bir güzellik ve zevk vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولكم فيها جمال» زينة «حين تريحون» تردونها إلى مراحها بالعشي «وحين تسرحون» تخرجونها إلى المرعى بالغداة.

16:7 📚 1
وَتَحۡمِلُ أَثۡقَالَكُمۡ إِلَىٰ بَلَدࣲ لَّمۡ تَكُونُواْ بَٰلِغِيهِ إِلَّا بِشِقِّ ٱلۡأَنفُسِۚ إِنَّ رَبَّكُمۡ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَتَحْمِلُ
ve taşırlar
أَثْقَالَكُمْ
ağırlıklarınızı
إِلَىٰ
(uzak)
بَلَدٍۢ
şehirlere
لَّمْ
olmadığınız
تَكُونُوا۟
you could
بَـٰلِغِيهِ
varıyor
إِلَّا
dışında
بِشِقِّ
zahmetler çekmek
ٱلْأَنفُسِ ۚ
canlar(ınız)
إِنَّ
doğrusu
رَبَّكُمْ
Rabbiniz
لَرَءُوفٌۭ
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
çok acıyandır

Elmalılı Hamdi YazırBu hayvanlar, ancak güçlükle varabileceğiniz bir memlekete yüklerinizi taşır. Rabbiniz, şüphesiz çok şefkatlidir, çok merhametlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتحمل أثقالكم» أحمالكم «إلى بلدٍ لم تكونوا بالغيه» واصلين على غير الإبل «إلا بشق الأنفس» بجهدها «إن ربكم لرءُوف رحيم» حيث خلقها لكم.

16:8 📚 1
وَٱلۡخَيۡلَ وَٱلۡبِغَالَ وَٱلۡحَمِيرَ لِتَرۡكَبُوهَا وَزِينَةࣰۚ وَيَخۡلُقُ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
وَٱلْخَيْلَ
ve atları
وَٱلْبِغَالَ
ve katırları
وَٱلْحَمِيرَ
ve merkepleri
لِتَرْكَبُوهَا
binmeniz için
وَزِينَةًۭ ۚ
ve süs için
وَيَخْلُقُ
yaratmaktadır
مَا
şeyleri
لَا
sizin bilmediklerinizi
تَعْلَمُونَ
you know

Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerine binesiniz, hem de zinet olsun diye atları, katırları, ve merkepleri yarattı. Ve şu anda bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratacak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» خلق «الخيل والبغال والحمير لتركبوها وزينة» مفعول له، والتعليل بهما بتعريف النعم لا ينافي خلقها لغير ذلك كالأكل في الخيل، الثابت بحديث الصحيحين «ويخلق ما لا تعلمون» من الأشياء العجيبة الغريبة.

16:9
وَعَلَى ٱللَّهِ قَصۡدُ ٱلسَّبِيلِ وَمِنۡهَا جَآئِرࣱۚ وَلَوۡ شَآءَ لَهَدَىٰكُمۡ أَجۡمَعِينَ
وَعَلَى
ve aittir
ٱللَّهِ
Allah'a
قَصْدُ
doğru
ٱلسَّبِيلِ
yol
وَمِنْهَا
fakat onun vardır
جَآئِرٌۭ ۚ
eğrisi de
وَلَوْ
şayet
شَآءَ
dileseydi
لَهَدَىٰكُمْ
doğru yola iletirdi
أَجْمَعِينَ
hepinizi

Elmalılı Hamdi YazırDoğru yolu göstermek Allah'a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وعلى الله قصد السبيل» أي بيان الطريق المستقيم «ومنها» أي السبيل «جائر» حائد عن الاستقامة «ولو شاء» هدايتكم «لهداكم» إلى قصد السبيل «أجمعين» فتهتدون إليه باختيار منكم.

16:10 📚 2
هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰۖ لَّكُم مِّنۡهُ شَرَابࣱ وَمِنۡهُ شَجَرࣱ فِيهِ تُسِيمُونَ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِىٓ
indiren
أَنزَلَ
sends down
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ ۖ
bir su
لَّكُم
sizin için
مِّنْهُ
ondandır
شَرَابٌۭ
içeceğ(iniz)
وَمِنْهُ
ve ondandır
شَجَرٌۭ
(bitkiler)
فِيهِ
onda
تُسِيمُونَ
hayvanları otlattığınız

Elmalılı Hamdi YazırSizin için gökten su indiren O'dur. İçecek su ondandır; hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de o su ile yetişir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الذي أنزل من السماء ماء لكم منه شراب» تشربونه «ومنه شجر» ينبت بسببه «فيه تسيمون» ترعون دوابكم.

16:11 📚 3
يُنۢبِتُ لَكُم بِهِ ٱلزَّرۡعَ وَٱلزَّيۡتُونَ وَٱلنَّخِيلَ وَٱلۡأَعۡنَٰبَ وَمِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ
يُنۢبِتُ
bitirmektedir
لَكُم
size
بِهِ
onunla
ٱلزَّرْعَ
ekinler
وَٱلزَّيْتُونَ
ve zeytin
وَٱلنَّخِيلَ
ve hurma
وَٱلْأَعْنَـٰبَ
ve üzümler
وَمِن
ve
كُلِّ
her çeşitten
ٱلثَّمَرَٰتِ ۗ
meyvalar
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
ibret vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَتَفَكَّرُونَ
düşünen

Elmalılı Hamdi YazırAllah, sizin için, o su ile ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeşit meyveleri bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir topluluk için büyük bir ibret vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ينبت لكم به الزرع والزيتون والنخيل والأعناب ومن كل الثمرات إن في ذلك» المذكور «لآية» دالة على وحدانيته تعالى «لقوم يتفكرون» في صنعه فيؤمنون.

16:12
وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ وَٱلنُّجُومُ مُسَخَّرَٰتُۢ بِأَمۡرِهِۦٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
وَسَخَّرَ
hizmetinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
وَٱلشَّمْسَ
ve güneşi
وَٱلْقَمَرَ ۖ
ve ay'ı
وَٱلنُّجُومُ
ve yıldızlar da
مُسَخَّرَٰتٌۢ
boyun eğdirilmiştir
بِأَمْرِهِۦٓ ۗ
O'nun emriyle
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْقِلُونَ
aklını kullanan

Elmalılı Hamdi YazırGeceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وسخَّر لكم الليل والنهار والشمس» بالنصب عطفاً على ما قبله والرفع مبتدأ «والقمر والنجوم» بالوجهين «مسخرات» بالنصب حال والرفع خبر «بأمره» بإرادته «إن في ذلك لآيات لقوم يعقلون» يتدبرون.

16:13 📚 2
وَمَا ذَرَأَ لَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُخۡتَلِفًا أَلۡوَٰنُهُۥٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَذَّكَّرُونَ
وَمَا
ve vardır
ذَرَأَ
yarattıklarında
لَكُمْ
sizin için
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُخْتَلِفًا
çeşitli
أَلْوَٰنُهُۥٓ ۗ
renklerdeki
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
ibret vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَذَّكَّرُونَ
öğüt alan

Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde sizin için yarattığı değişik renklerdeki şeyleri de sizin hizmetinize sunmuştur. Elbette bunda öğüt alan kimseler için bir ibret vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» سخر لكم «ما ذرَأ» خلق «لكم في الأرض» من الحيوان والنبات وغير ذلك «مختلفاً ألوانه» كأحمر وأصفر وأخضر وغيرها «إن في ذلك لآية لقوم يذكَّرون» يتعظون.

16:14 📚 2
وَهُوَ ٱلَّذِي سَخَّرَ ٱلۡبَحۡرَ لِتَأۡكُلُواْ مِنۡهُ لَحۡمࣰ ا طَرِيࣰّ ا وَتَسۡتَخۡرِجُواْ مِنۡهُ حِلۡيَةࣰ تَلۡبَسُونَهَاۖ وَتَرَى ٱلۡفُلۡكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَهُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
hizmetinize veren
سَخَّرَ
subjected
ٱلْبَحْرَ
denizi
لِتَأْكُلُوا۟
yemeniz için
مِنْهُ
ondan
لَحْمًۭا
et
طَرِيًّۭا
taptaze
وَتَسْتَخْرِجُوا۟
ve çıkarmanız için
مِنْهُ
ondan
حِلْيَةًۭ
süsler
تَلْبَسُونَهَا
kuşanacağınız
وَتَرَى
ve görüyorsun ki
ٱلْفُلْكَ
gemiler
مَوَاخِرَ
denizi yara yara gitmektedir
فِيهِ
onun içinde
وَلِتَبْتَغُوا۟
aramanız için
مِن
O'nun lutfunu
فَضْلِهِۦ
His Bounty
وَلَعَلَّكُمْ
ve olur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Elmalılı Hamdi YazırYine denizden taze et (balık) yiyesiniz ve ondan takındığınız süs eşyasını çıkarasınız diye, denizi emrinize veren Allah'tır. Gemilerin denizde suyu yararak gittiklerini görüyorsun. Lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz için Allah böyle yapmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وهو الذي سخَّر البحر» ذلله لركوبه والغوص فيه «لتأكلوا منه لحماً طرياً» هو السمك «وتستخرجوا منه حليه تلبسونها» هي اللؤلؤ والمرجان «وترى» تبصر «الفلك» السفن «مواخر فيه» تمخر الماء، أي تشقه يجريها فيه مقبلة ومدبرة بريح واحدة «ولتبتغوا» عطف على لتأكلوا، تطلبوا «من فضله» تعالى بالتجارة «ولعلكم تشكرون» الله على ذلك.

16:15
وَأَلۡقَىٰ فِي ٱلۡأَرۡضِ رَوَٰسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمۡ وَأَنۡهَٰرࣰ ا وَسُبُلࣰ ا لَّعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
وَأَلْقَىٰ
ve attı
فِى
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ
the earth
رَوَٰسِىَ
dağlar
أَن
diye
تَمِيدَ
sarsmasın
بِكُمْ
sizi
وَأَنْهَـٰرًۭا
ve ırmaklar
وَسُبُلًۭا
ve yollar
لَّعَلَّكُمْ
umulur ki
تَهْتَدُونَ
doğru yolu bulursunuz

Elmalılı Hamdi YazırAllah, yeryüzü sizi sarsmasın diye oraya sabit dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وألقى في الأرض رواسي» جبالاً ثوابت لـ «أن» لا «تميد» تتحرك «بكم و» جعل فيها «أنهاراً» كالنيل «وسبلاً» طرقاً «لعلكم تهتدون» إلى مقاصدكم.

16:16
وَعَلَٰمَٰتࣲۚ وَبِٱلنَّجۡمِ هُمۡ يَهۡتَدُونَ
وَعَلَـٰمَـٰتٍۢ ۚ
ve (nice) işaretler
وَبِٱلنَّجْمِ
ve yıldız(lar)la
هُمْ
onlar
يَهْتَدُونَ
yol bulurlar

Elmalılı Hamdi YazırDaha birçok âlametler yarattı. İnsanlar geceleyin de Allah'ın yarattığı yıldızlarla yönlerini bulurlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وعلامات» تستدلون بها على الطرق كالجبال بالنهار «وبالنجم» بمعنى النجوم «هم يهتدون» إلى الطرق والقبلة بالليل.

16:17 📚 2
أَفَمَن يَخۡلُقُ كَمَن لَّا يَخۡلُقُۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
أَفَمَن
midir?
يَخْلُقُ
yaratan
كَمَن
kimse gibi
لَّا
yaratmayan
يَخْلُقُ ۗ
create
أَفَلَا
düşünmüyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ
remember

Elmalılı Hamdi YazırHiç yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفمن يخلق» وهو الله «كمن لا يخلق» وهو الأصنام حيث تشركونها معه في العبادة؟ لا «أفلا تذكرون» هذا فتؤمنون.

16:18 📚 15
وَإِن تَعُدُّواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ لَا تُحۡصُوهَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَغَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَإِن
ve eğer
تَعُدُّوا۟
saysanız
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَا
sayamazsınız
تُحْصُوهَآ ۗ
you could enumerate them
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
لَغَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir;

Elmalılı Hamdi YazırHalbuki Allah'ın nimetlerini teker teker saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن تعدّوا نعمة الله لا تحصوها» تضبطوها فضلاً أن تطيقوا شكرها «إن الله لغفور رحيم» حيث ينعم عليكم مع تقصيركم وعصيانكم.

16:19 📚 1
وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعۡلِنُونَ
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَعْلَمُ
her şeyi bilir
مَا
gizlediğiniz
تُسِرُّونَ
you conceal
وَمَا
ve
تُعْلِنُونَ
açığa vurduğunuz

Elmalılı Hamdi YazırAllah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله يعلم ما تسرون وما تعلنون».

16:20 📚 1
وَٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَخۡلُقُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَهُمۡ يُخۡلَقُونَ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
يَدْعُونَ
taptıkları
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
لَا
yaratamazlar
يَخْلُقُونَ
they create
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey
وَهُمْ
zaten onlar
يُخْلَقُونَ
yaratılmaktadırlar

Elmalılı Hamdi YazırKâfirlerin Allah'tan başka yalvardıkları (putlar) ise, hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar, kendileri yaratılmışlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين تدعون» بالتاء والياء تعبدون «من دون الله» وهم الأصنام «لا يخلقون شيئاً وهم يُخلقون» يصورون من الحجارة وغيرها.

16:21 📚 1
أَمۡوَٰتٌ غَيۡرُ أَحۡيَآءࣲۖ وَمَا يَشۡعُرُونَ أَيَّانَ يُبۡعَثُونَ
أَمْوَٰتٌ
onlar ölüdürler
غَيْرُ
değildirler
أَحْيَآءٍۢ ۖ
diri
وَمَا
(fakat)
يَشْعُرُونَ
bilmezler
أَيَّانَ
ne zaman
يُبْعَثُونَ
dirileceklerini

Elmalılı Hamdi YazırO putlar, hep ölüdürler, diri değildirler ve insanların öldükten sonra ne zaman dirileceklerini de bilmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أموات» لا روح فيه خبر ثان «غير أحياء» تأكيد «وما يشعرون» أي الأصنام «أيان» وقت «يبعثون» أي الخلق فكيف يعبدون، إذ لا يكون إلهاً إلا الخالق الحي العالم بالغيب.

16:22
إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۚ فَٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ قُلُوبُهُم مُّنكِرَةࣱ وَهُم مُّسۡتَكۡبِرُونَ
إِلَـٰهُكُمْ
sizin tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۚ
bir tek
فَٱلَّذِينَ
ama
لَا
inanmayanların
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
قُلُوبُهُم
kalbleri
مُّنكِرَةٌۭ
inkarcıdır
وَهُم
ve onlar
مُّسْتَكْبِرُونَ
büyüklük taslarlar

Elmalılı Hamdi Yazırİlâhınız bir tek ilâhtır. Bununla beraber ahirete inanmayanların kalbleri inkârcı, kendileri de böbürlenen kimselerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلهكم» المستحق للعبادة منكم «إله واحد» لا نظير له في ذاته ولا في صفاته وهو الله تعالى «فالذين لا يؤمنون بالآخرة قلوبهم منكرة» جاحدة للوحدانية «وهم مستكبرون» متكبرون عن الإيمان بها.

16:23 📚 2
لَا جَرَمَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُسۡتَكۡبِرِينَ
لَا
gizli kalmaz
جَرَمَ
No doubt
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'a
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
يُسِرُّونَ
onların gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ ۚ
açığa vurdukları
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْمُسْتَكْبِرِينَ
büyüklük taslayanları

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Doğrusu Allah, kendilerini büyük görüp hakkı kabul etmeyenleri sevmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا جرم» حقا «أن الله يعلم ما يسرون وما يعلنون» فيجازيهم بذلك «إنه لا يحب المستكبرين» بمعنى أنه يعاقبهم.

16:24
وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمۡ قَالُوٓاْ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَإِذَا
ve ne zaman ki
قِيلَ
dendi
لَهُم
onlara
مَّاذَآ
ne
أَنزَلَ
indirdi
رَبُّكُمْ ۙ
Rabbiniz
قَالُوٓا۟
derler
أَسَـٰطِيرُ
masalları
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin

Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman "Öncekilerin efsanelerini" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في النضر بن الحارث «وإذا قيل لهم ما» استفهامية «ذا» موصولة «أنزل ربكم» على محمد «قالوا» هو «أساطير» أكاذيب «الأولين» إضلالاً للناس.

16:25 📚 3
لِيَحۡمِلُوٓاْ أَوۡزَارَهُمۡ كَامِلَةࣰ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَمِنۡ أَوۡزَارِ ٱلَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيۡرِ عِلۡمٍۗ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ
لِيَحْمِلُوٓا۟
yüklenmeleri için
أَوْزَارَهُمْ
kendi günahlarını
كَامِلَةًۭ
tam olarak
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ
kıyamet
وَمِنْ
ve bir kısmını
أَوْزَارِ
günahlarının
ٱلَّذِينَ
saptırdıkları kimselerin
يُضِلُّونَهُم
they misled [them]
بِغَيْرِ
bilgisizce
عِلْمٍ ۗ
knowledge
أَلَا
bak
سَآءَ
ne kötü
مَا
şey
يَزِرُونَ
yükleniyorlar

Elmalılı Hamdi YazırBunu söylemelerinin sebebi şu: Kıyamet günü, kendi günahlarını tam olarak yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir. Dikkat edin, yüklendikleri günah ne kötüdür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليحملوا» في عاقبة الأمر «أوزارهم» ذنوبهم «كاملة» لم يُكفَّر منها شيء «يوم القيامة ومن» بعض «أوزار الذين يضلونهم بغير علم» لأنهم دعوهم إلى الضلال فاتبعوهم فاشتركوا في الإثم «ألا ساء» بئس «ما يزرون» يحملونه حملهم هذا.

16:26
قَدۡ مَكَرَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَأَتَى ٱللَّهُ بُنۡيَٰنَهُم مِّنَ ٱلۡقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّقۡفُ مِن فَوۡقِهِمۡ وَأَتَىٰهُمُ ٱلۡعَذَابُ مِنۡ حَيۡثُ لَا يَشۡعُرُونَ
قَدْ
kuşkusuz
مَكَرَ
tuzak kurmuşlardı
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ
(were) before them
فَأَتَى
yıktı (söktü)
ٱللَّهُ
Allah
بُنْيَـٰنَهُم
binalarını
مِّنَ
temellerinden
ٱلْقَوَاعِدِ
the foundations
فَخَرَّ
çökmüştü
عَلَيْهِمُ
başlarına
ٱلسَّقْفُ
tavan
مِن
üstlerindeki
فَوْقِهِمْ
above them
وَأَتَىٰهُمُ
ve onlara gelmişti
ٱلْعَذَابُ
azab
مِنْ
yerden
حَيْثُ
where
لَا
ummadıkları
يَشْعُرُونَ
they (did) not perceive

Elmalılı Hamdi YazırOnlardan öncekiler de tuzak kurdular. Fakat Allah onların binalarını temelinden sarstı, çatı tepelerinden üzerlerine çöktü ve azap onlara farkedemedikleri bir yönden geldi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قد مكر الذين من قبلهم» وهو نمروذ بنى صرحاً طويلا ليصعد منه إلى السماء ليقاتل أهلها «فأتى اللهُ» قصد «بنيانهم من القواعد» الأساس فأرسل عليه الريح والزلزلة فهدمته «فخر عليهم السقف من فوقهم» أي هم تحته «وأتاهم العذاب من حيث لا يشعرون» من جهة لا تخطر ببالهم وقيل هذا تمثيل لإفساد ما أبرموه من المكر بالرسل.

16:27
ثُمَّ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يُخۡزِيهِمۡ وَيَقُولُ أَيۡنَ شُرَكَآءِيَ ٱلَّذِينَ كُنتُمۡ تُشَٰٓقُّونَ فِيهِمۡۚ قَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ إِنَّ ٱلۡخِزۡيَ ٱلۡيَوۡمَ وَٱلسُّوٓءَ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
ثُمَّ
sonra
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يُخْزِيهِمْ
onları rezil eder
وَيَقُولُ
ve derki
أَيْنَ
hani nerede?
شُرَكَآءِىَ
ortaklarım
ٱلَّذِينَ
ettiğiniz
كُنتُمْ
you used (to)
تُشَـٰٓقُّونَ
düşmanlık
فِيهِمْ ۚ
haklarında
قَالَ
derler
ٱلَّذِينَ
olanlar
أُوتُوا۟
verilmiş
ٱلْعِلْمَ
ilim
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْخِزْىَ
rezillik
ٱلْيَوْمَ
bugün
وَٱلسُّوٓءَ
ve kötülük
عَلَى
üzerinedir
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Elmalılı Hamdi YazırSonra kıyamet günü Allah, O kâfirleri rezil rüsvay edecek ve diyecek ki: "Hani uğrunda müminlere karşı düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilmiş olanlar: "Şüphesiz bugünün rezilliği ve kötülüğü kâfirleredir." diyeceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم يوم القيامة يخزيهم» يذلهم «ويقول» الله لهم على لسان الملائكة توبيخاً «أين شركائي» بزعمكم «الذين كنتم تشاقون» تخالفون المؤمنين «فيهم» في شأنهم «قال» أي يقول «الذين أوتوا العلم» من الأنبياء والمؤمنين «إن الخزي اليوم والسوء على الكافرين» يقولونه شماتة بهم.

16:28 📚 1
ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِيٓ أَنفُسِهِمۡۖ فَأَلۡقَوُاْ ٱلسَّلَمَ مَا كُنَّا نَعۡمَلُ مِن سُوٓءِۭۚ بَلَىٰٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
تَتَوَفَّىٰهُمُ
canlarını aldığı
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
meleklerin
ظَالِمِىٓ
zulmederlerken
أَنفُسِهِمْ ۖ
nefislerine
فَأَلْقَوُا۟
diyerek
ٱلسَّلَمَ
teslim olurlar
مَا
biz
كُنَّا
we were
نَعْمَلُ
yapmıyorduk
مِن
hiçbir
سُوٓءٍۭ ۚ
kötülük
بَلَىٰٓ
hayır
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌۢ
biliyor
بِمَا
şeyleri
كُنتُمْ
sizin
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Elmalılı Hamdi Yazır(O kâfirler), kendilerine zulmetmiş kimseler olarak, meleklerin, canlarını aldıkları kimselerdir. O vakit onlar şöyle diyerek teslim olurlar: "Biz, bir kötülükten dolayı yapmıyorduk." (Onlara): "Hayır, Allah sizin ne maksatla yaptığınızı elbette çok iyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين تتوفاهم» بالتاء والياء «الملائكة ظالمي أنفسهم» بالكفر «فألقوا السلم» انقادوا واستسلموا عند الموت قائلين «ما كنا نعمل من سوء» شرك فتقول الملائكة «بلى إن الله عليم بما كنتم تعملون» فيجازيكم به.

16:29
فَٱدۡخُلُوٓاْ أَبۡوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ فَلَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلۡمُتَكَبِّرِينَ
فَٱدْخُلُوٓا۟
onun için girin
أَبْوَٰبَ
kapılarına
جَهَنَّمَ
cehennemin
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalmak üzere
فِيهَا ۖ
içinde
فَلَبِئْسَ
ne kötüdür
مَثْوَى
yeri
ٱلْمُتَكَبِّرِينَ
kibirlenenlerin

Elmalılı Hamdi YazırO halde içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin" denir. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ويقال لهم «فادخلوا أبواب جهنم خالدين فيها فلبئس مثوى» مأوى «المتكبرين».

16:30 📚 4
۞وَقِيلَ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ مَاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمۡۚ قَالُواْ خَيۡرࣰ اۗ لِّلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣱۚ وَلَدَارُ ٱلۡأٓخِرَةِ خَيۡرࣱۚ وَلَنِعۡمَ دَارُ ٱلۡمُتَّقِينَ
۞ وَقِيلَ
ve dendi ki
لِلَّذِينَ
kimselere
ٱتَّقَوْا۟
korunan(lara)
مَاذَآ
ne?
أَنزَلَ
indirdi
رَبُّكُمْ ۚ
Rabbiniz
قَالُوا۟
dediler
خَيْرًۭا ۗ
hayr
لِّلَّذِينَ
kimseler için vardır
أَحْسَنُوا۟
güzel iş yapan(lara)
فِى
bu
هَـٰذِهِ
this
ٱلدُّنْيَا
dünyada
حَسَنَةٌۭ ۚ
güzellik
وَلَدَارُ
ve yurdu ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
خَيْرٌۭ ۚ
daha hayırlıdır
وَلَنِعْمَ
ve ne güzeldir
دَارُ
yurdu
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanların

Elmalılı Hamdi YazırKötülüklerden sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" denilince: "Hayır indirdi" derler. Bu dünyada güzel amel işleyenlere güzel bir mükafat var. Elbette ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Allah'tan korkanların yurdu ne güzeldir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقيل للذين اتقوْا» الشرك «ماذا أنزل ربكم قالوا خيراً للذين أحسنوا» بالإيمان «في هذه الدنيا حسنة» حياة طيبة «ولدار الآخرة» أي الجنة «خير» من الدنيا وما فيها قال تعالى فيها «ولنعم دار المتقين» هي.

16:31
جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ يَدۡخُلُونَهَا تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ لَهُمۡ فِيهَا مَا يَشَآءُونَۚ كَذَٰلِكَ يَجۡزِي ٱللَّهُ ٱلۡمُتَّقِينَ
جَنَّـٰتُ
cennetlerine
عَدْنٍۢ
adn
يَدْخُلُونَهَا
girerler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
ırmaklar
لَهُمْ
onlar için vardır
فِيهَا
orada
مَا
her şey
يَشَآءُونَ ۚ
diledikleri
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يَجْزِى
mükafatlandırır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanları

Elmalılı Hamdi YazırO girecekleri yer, Adn cennetleridir ki, altından ırmaklar akar. Orada Allah'tan korkanlara diledikleri nimetler vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükafatlandırır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«جنات عدن» إقامة مبتدأ خبره «يدخلونها تجري من تحتها الأنهار لهم فيها ما يشاءُون كذلك» الجزاء «يجزي الله المتقين».

16:32 📚 2
ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمُ ٱدۡخُلُواْ ٱلۡجَنَّةَ بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
ٱلَّذِينَ
kimselere
تَتَوَفَّىٰهُمُ
canlarını aldıkları
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
طَيِّبِينَ ۙ
iyi insanlar olarak
يَقُولُونَ
derler
سَلَـٰمٌ
selam
عَلَيْكُمُ
size
ٱدْخُلُوا۟
girin
ٱلْجَنَّةَ
cennete
بِمَا
karşılık
كُنتُمْ
olduklarınıza
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırTakva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. "Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennet'e..." derler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين» نعت «تتوفاهم الملائكة طيبين» طاهرين من الكفر «يقولون» عند الموت «سلام عليكم» ويقال لهم في الآخرة «ادخلوا الجنة بما كنتم تعملون».

16:33 📚 1
هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأۡتِيَهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ أَوۡ يَأۡتِيَ أَمۡرُ رَبِّكَۚ كَذَٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
هَلْ
mi?
يَنظُرُونَ
bekliyorlar
إِلَّآ
ille
أَن
kendilerine gelmesini
تَأْتِيَهُمُ
(should) come to them
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
meleklerin
أَوْ
yahut
يَأْتِىَ
gelmesini
أَمْرُ
emrinin
رَبِّكَ ۚ
Rabbinin
كَذَٰلِكَ
öyle
فَعَلَ
yapmıştı
ٱلَّذِينَ
kimseler (de)
مِن
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
(were) before them
وَمَا
onlara zulmetmedi
ظَلَمَهُمُ
wronged them
ٱللَّهُ
Allah
وَلَـٰكِن
fakat
كَانُوٓا۟
onlar
أَنفُسَهُمْ
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmediyorlardı

Elmalılı Hamdi YazırAncak kendilerine, ruhlarını alacak meleklerin gelmesini veya Rabbinin azab emrinin (kıyametin) gelip çatmasını bekliyorlar! Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmetmişlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هل» ما «ينظرون» ينتظر الكفار «إلا أن تأتيهم» بالتاء والياء «الملائكة» لقبض أرواحهم «أو يأتي أمر ربك» العذاب أو القيامة المشتملة عليه «كذلك» كما فعل هؤلاء «فعل الذين من قبلهم» من الأمم كذبوا رسلهم فأهلكوا «وما ظلمهم الله» بإهلاكهم بغير ذنب «ولكن كانوا أنفسهم يظلمون» بالكفر.

16:34 📚 1
فَأَصَابَهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُواْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
فَأَصَابَهُمْ
nihayet onlara ulaştı
سَيِّـَٔاتُ
kötülükleri
مَا
yaptıklarının
عَمِلُوا۟
they did
وَحَاقَ
ve kuşattı
بِهِم
onları
مَّا
şey
كَانُوا۟
onunla
بِهِۦ
[of it]
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ettikleri

Elmalılı Hamdi YazırBunun için, sonunda yaptıklarının cezası başlarına felaket oldu ve alay edip durdukları o azap, kendilerini kuşattı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
فأصابهم سيئات ما عملوا» أي جزاءها «وحاق» نزل «بهم ما كانوا به يستهزءُون» أي العذاب.

16:35 📚 1
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواْ لَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا عَبَدۡنَا مِن دُونِهِۦ مِن شَيۡءࣲ نَّحۡنُ وَلَآ ءَابَآؤُنَا وَلَا حَرَّمۡنَا مِن دُونِهِۦ مِن شَيۡءࣲۚ كَذَٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ فَهَلۡ عَلَى ٱلرُّسُلِ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ
وَقَالَ
ve dediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
أَشْرَكُوا۟
ortak koşan(lar)
لَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
tapmazdık
عَبَدْنَا
we (would) have worshipped
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
other than Him
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ
şeye
نَّحْنُ
(ne) biz
وَلَآ
ne de
ءَابَآؤُنَا
atalarımız
وَلَا
ve haram kılmazdık
حَرَّمْنَا
we (would) have forbidden
مِن
O'nsuz
دُونِهِۦ
other than Him
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ
şeyi
كَذَٰلِكَ
böyle
فَعَلَ
yapmıştı
ٱلَّذِينَ
kimseler de
مِن
onlardan önceki(ler)
قَبْلِهِمْ ۚ
(were) before them
فَهَلْ
değil midir?
عَلَى
düşen
ٱلرُّسُلِ
elçilere
إِلَّا
yalnız
ٱلْبَلَـٰغُ
tebliğ etmek
ٱلْمُبِينُ
açıkça

Elmalılı Hamdi YazırAllah'a ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi, ne biz, ne atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık" Kendilerinden öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberlerin vazifesi, ancak açık seçik bir tebliğden, ibarettir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال الذين أشركوا» من أهل مكة «لو شاء الله ما عبدنا من دونه من شيء نحن ولا آباؤنا ولا حرمنا من دونه من شيء» من البحائر والسوائب فإشراكنا وتحريمنا بمشيئته فهو راض به، قال تعالى: «كذلك فعل الذين من قبلهم» أي كذبوا ربهم فيما جاءوا به «فهل» فما «على الرسل إلا البلاغ المبين» إلا البلاغ البيِّن وليس عليهم الهداية.

16:36 📚 3
وَلَقَدۡ بَعَثۡنَا فِي كُلِّ أُمَّةࣲ رَّسُولًا أَنِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَٱجۡتَنِبُواْ ٱلطَّٰغُوتَۖ فَمِنۡهُم مَّنۡ هَدَى ٱللَّهُ وَمِنۡهُم مَّنۡ حَقَّتۡ عَلَيۡهِ ٱلضَّلَٰلَةُۚ فَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُكَذِّبِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
بَعَثْنَا
biz gönderdik
فِى
içinde
كُلِّ
her
أُمَّةٍۢ
millet
رَّسُولًا
bir elçi
أَنِ
diye
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱجْتَنِبُوا۟
ve kaçının
ٱلطَّـٰغُوتَ ۖ
tagutdan
فَمِنْهُم
onlardan
مَّنْ
kimine
هَدَى
hidayet etti
ٱللَّهُ
Allah
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّنْ
kimine de
حَقَّتْ
hak oldu
عَلَيْهِ
üzerlerine
ٱلضَّلَـٰلَةُ ۚ
sapıklık
فَسِيرُوا۟
işte gezin
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَٱنظُرُوا۟
ve bakın
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olmuş
عَـٰقِبَةُ
sonu
ٱلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz her ümmete, "Allah'a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının." diye bir peygamber gönderdik. Allah, bu ümmetlerden bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yer yüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki, peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد بعثنا في كل أمة رسولاً» كما بعثناك في هؤلاء «أن» بأن «اعبدوا الله» وحدوه «واجتنبوا الطاغوت» الأوثان أن تعبدوها «فمنهم من هدى الله» فآمن «ومنهم من حقت» وجَبَتْ «عليه الضلالة» في علم الله فلم يؤمن «فسيروا» يا كفار مكة «في الأرض فانظروا كيف كان عاقبة المكذبين» رسلهم من الهلاك.

16:37 📚 1
إِن تَحۡرِصۡ عَلَىٰ هُدَىٰهُمۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي مَن يُضِلُّۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
إِن
şayet
تَحْرِصْ
ne kadar istesen de
عَلَىٰ
onların yola gelmelerini
هُدَىٰهُمْ
their guidance
فَإِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
yola getirmez
يَهْدِى
guide
مَن
kimseyi
يُضِلُّ ۖ
şaşırttığı
وَمَا
ve olmaz
لَهُم
onların
مِّن
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ
yardımcıları

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Sen o kâfirlerin hidayete ermelerini ne kadar istesen de Allah, saptırdığı kimseyi hidayete erdirmez. Onların hiçbir yardımcısı da yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن تحرص» يا محمد «على هداهم» وقد أضلهم الله لا تقدر على ذلك «فإن الله لا يُهدِي» بالبناء للمفعول وللفاعل «من يضل» من يريد إضلاله «وما لهم من ناصرين» مانعين من عذاب الله.

16:38 📚 2
وَأَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ لَا يَبۡعَثُ ٱللَّهُ مَن يَمُوتُۚ بَلَىٰ وَعۡدًا عَلَيۡهِ حَقࣰّ ا وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
وَأَقْسَمُوا۟
ve yemin ettiler
بِٱللَّهِ
Allah'a
جَهْدَ
bütün şiddetiyle
أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ
yeminlerinin
لَا
diriltmez (diye)
يَبْعَثُ
Allah will not resurrect
ٱللَّهُ
Allah
مَن
kimseyi
يَمُوتُ ۚ
ölen
بَلَىٰ
hayır
وَعْدًا
verdiği sözdür
عَلَيْهِ
O'nun onlara
حَقًّۭا
gerçek olarak
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Elmalılı Hamdi YazırKâfirler, "Allah ölen kimseyi diriltmez." diye en kuvvetli yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek, Allah'ın kendisine karşı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأقسموا بالله جهد أيمانهم» أي غاية اجتهادهم فيها «لا يبعث الله من يموت» قال تعالى «بلى» يبعثهم «وعداً عليه حقا» مصدران مؤكدان منصوبان بفعلهما المقدر أي وعد ذلك وحقه حقا «ولكن أكثر الناس» أي أهل مكة «لا يعلمون» ذلك.

16:39
لِيُبَيِّنَ لَهُمُ ٱلَّذِي يَخۡتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَنَّهُمۡ كَانُواْ كَٰذِبِينَ
لِيُبَيِّنَ
açıklasın (diye)
لَهُمُ
onlara
ٱلَّذِى
ihtilaf ettiklerini
يَخْتَلِفُونَ
they differ
فِيهِ
hakkında
وَلِيَعْلَمَ
ve bilsinler (diye)
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَنَّهُمْ
onların
كَانُوا۟
olduklarını
كَـٰذِبِينَ
yalancılar

Elmalılı Hamdi YazırAllah ölüleri diriltecek ki, o kâfirlerin, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıkça göstersin ve bunu inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليبين» متعلق ببعثهم المقدر «لهم الذي يختلفون» مع المؤمنين «فيه» من أمر الدين بتعذيبهم وإثابة المؤمنين «وليعلم الذين كفروا أنهم كانوا كاذبين» في إنكار البعث.

16:40
إِنَّمَا قَوۡلُنَا لِشَيۡءٍ إِذَآ أَرَدۡنَٰهُ أَن نَّقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
إِنَّمَا
şüphesiz
قَوْلُنَا
söyleyeceğimiz söz
لِشَىْءٍ
bir şeyi
إِذَآ
zaman
أَرَدْنَـٰهُ
istediğimiz
أَن
sadece
نَّقُولَ
dememizdir
لَهُۥ
ona
كُن
ol
فَيَكُونُ
derhal oluverir

Elmalılı Hamdi YazırBiz bir şeyi dilediğimiz zaman, ona sözümüz sadece "ol" dememizdir. O da hemen oluverir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما قوْلنا لشيء إذا أردناه» أي أردنا إيجاده وقولنا مبتدأ خبره «أن نقول له كن فيكونُ» أي فهو يكون وفي قراءة بالنصب عطفاً على نقول والآية لتقرير القدرة على البعث.

16:41 📚 1
وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ فِي ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْ لَنُبَوِّئَنَّهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣰۖ وَلَأَجۡرُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
وَٱلَّذِينَ
göç edenleri
هَاجَرُوا۟
emigrated
فِى
uğrunda
ٱللَّهِ
Allah
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine zulmedildikten
ظُلِمُوا۟
they were wronged
لَنُبَوِّئَنَّهُمْ
yerleştireceğiz
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
حَسَنَةًۭ ۖ
güzelce
وَلَأَجْرُ
ve mükafatı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
أَكْبَرُ ۚ
daha büyüktür
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
onlar
يَعْلَمُونَ
bilselerdi

Elmalılı Hamdi YazırZulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, biz dünyada mutlaka onları güzel bir yere yerleştiririz. Halbuki bilirlerse ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين هاجروا في الله» لإقامة دينه «من بعدما ظلموا» بالأذى من أهل مكة وهم النبي وأصحابه «لنبوِّئَنهم» ننزلهم «في الدنيا» داراً «حسنة» هي المدينة «ولأجر الآخرة» أي الجنة «أكبر» أعظم «لو كانوا يعلمون» أي الكفار أو المتخلفون عن الهجرة ما للمهاجرين من الكرامة لوافقوهم.

16:42 📚 7
ٱلَّذِينَ صَبَرُواْ وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
صَبَرُوا۟
sabrettiler
وَعَلَىٰ
ve sadece
رَبِّهِمْ
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ
dayanmaktadırlar

Elmalılı Hamdi YazırO Muhacirler, müşriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
هم «الذين صبروا» على أذى المشركين والهجرة لإظهار الدين «وعلى ربهم يتوكلون» فيرزقهم من حيث لا يحتسبون.

16:43 📚 12
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ إِلَّا رِجَالࣰ ا نُّوحِيٓ إِلَيۡهِمۡۖ فَسۡـَٔلُوٓاْ أَهۡلَ ٱلذِّكۡرِ إِن كُنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
biz göndermedik
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
إِلَّا
başkasını
رِجَالًۭا
erkeklerden
نُّوحِىٓ
vahyettiğimiz
إِلَيْهِمْ ۚ
kendilerine
فَسْـَٔلُوٓا۟
sorun
أَهْلَ
ehline
ٱلذِّكْرِ
zikir
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
لَا
bilmiyorsanız
تَعْلَمُونَ
know

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrat ve İncil âlimlerine sorun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أرسلنا من قبلك إلا رجالاً نوحي إليهم» لا ملائكة «فاسألوا أهل الذكر» العلماء بالتوراة والإنجيل «إن كنتم لا تعلمون» ذلك، فإنهم يعلمونه وأنتم إلى تصديقهم أقرب من تصديق المؤمنين بمحمد صلى الله عليه وسلم.

16:44 📚 5
بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلزُّبُرِۗ وَأَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلذِّكۡرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيۡهِمۡ وَلَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtları
وَٱلزُّبُرِ ۗ
ve Kitapları
وَأَنزَلْنَآ
ve indirdik
إِلَيْكَ
sana
ٱلذِّكْرَ
Zikr'i
لِتُبَيِّنَ
açıklayasın diye
لِلنَّاسِ
insanlara
مَا
şeyi
نُزِّلَ
indirilen
إِلَيْهِمْ
kendilerine
وَلَعَلَّهُمْ
ta ki
يَتَفَكَّرُونَ
düşünüp öğüt alsınlar

Elmalılı Hamdi YazırBiz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur'ân'ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بالبينات» متعلق بمحذوف أي أرسلناهم بالحجج الواضحة «والزُّبُر» الكتب «وأنزلنا إليك الذكر» القرآن «لتبين للناس ما نزل إليهم» فيه من الحلال والحرام «ولعلهم يتفكرون» في ذلك فيعتبرون.

16:45
أَفَأَمِنَ ٱلَّذِينَ مَكَرُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَخۡسِفَ ٱللَّهُ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضَ أَوۡ يَأۡتِيَهُمُ ٱلۡعَذَابُ مِنۡ حَيۡثُ لَا يَشۡعُرُونَ
أَفَأَمِنَ
emin midirler?
ٱلَّذِينَ
kimseler
مَكَرُوا۟
yapmayı kuran(lar)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülükler
أَن
geçirmeyeceğinden
يَخْسِفَ
Allah will cave
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِهِمُ
kendilerini
ٱلْأَرْضَ
yer(in dibin)e
أَوْ
yahut
يَأْتِيَهُمُ
kendilerine gelmeyeceğinden
ٱلْعَذَابُ
azabın
مِنْ
hiçbir
حَيْثُ
yerden
لَا
hiç
يَشْعُرُونَ
ummadıkları

Elmalılı Hamdi YazırSinsice kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçiremeyeceğinden, yahut bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفأمِنَ الذين مكروا» المكرات «السيئات» بالنبي صلى اله عليه وسلم في دار الندوة من تقييده أو قتله أو إخراجه كما ذكر في الأنفال «أن يخسف الله بهم الأرض» كقارون «أو يأتيهم العذاب من حيث لا يشعرون» أي جهة لا تخطر ببالهم وقد أهلكوا ببدر ولم يكونوا يقدّرون ذلك.

16:46
أَوۡ يَأۡخُذَهُمۡ فِي تَقَلُّبِهِمۡ فَمَا هُم بِمُعۡجِزِينَ
أَوْ
yahut
يَأْخُذَهُمْ
kendilerini yakalamayacağından?
فِى
dönüp dolaşırlarken
تَقَلُّبِهِمْ
their going to and fro
فَمَا
değillerdir
هُم
onlar
بِمُعْجِزِينَ
engel olacak da

Elmalılı Hamdi YazırYahut (rızık için) dolaşıp dururlarken (Allah'ın azabının) kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Üstelik onlar, azabı engelleyici de değillerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو يأخذهم في تقلبهم» في أسفارهم للتجارة «فما هم بمعجزين» بفائتي العذاب.

16:47 📚 1
أَوۡ يَأۡخُذَهُمۡ عَلَىٰ تَخَوُّفࣲ فَإِنَّ رَبَّكُمۡ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمٌ
أَوْ
yahut
يَأْخُذَهُمْ
kendilerini yakalamayacağından?
عَلَىٰ
üzerinde
تَخَوُّفٍۢ
bir korku
فَإِنَّ
doğrusu
رَبَّكُمْ
Rabbiniz
لَرَءُوفٌۭ
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌ
çok acıyandır

Elmalılı Hamdi YazırYahut ta kendilerini azar azar yakalayıp helak etmesinden emin mi oldular? Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatlidir, çok merhametlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو يأخذهم على تخوف» تنقص شيئاً فشيئاً حتى يهلك الجميع حال من الفاعل أو المفعول «فإن ربكم لرءُوف رحيم» حيث لم يعاجلهم بالعقوبة.

16:48 📚 1
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَىٰ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَيۡءࣲ يَتَفَيَّؤُاْ ظِلَٰلُهُۥ عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَٱلشَّمَآئِلِ سُجَّدࣰ ا لِّلَّهِ وَهُمۡ دَٰخِرُونَ
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they seen
إِلَىٰ
şeyleri
مَا
what
خَلَقَ
yarattığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
her şeyden
شَىْءٍۢ
a thing
يَتَفَيَّؤُا۟
döndüğünü
ظِلَـٰلُهُۥ
gölgelerinin
عَنِ
sağdan
ٱلْيَمِينِ
the right
وَٱلشَّمَآئِلِ
ve soldan
سُجَّدًۭا
secde ederek
لِّلَّهِ
Allah'a
وَهُمْ
ve onlar
دَٰخِرُونَ
sürünerek

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah'ın yarattığı birtakım şeyleri görmediler mi ki? Gölgeleri Allah'ın kudretine boyun eğip secde ederek, sağa sola döner, dolaşır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولم يروْا إلى ما خلق الله من شيء» له ظل كشجرة وجبل «تتفيَّؤ» تتميل «ظلاله عن اليمين والشمائل» جمع شمال أي عن جانبيهما أول النهار وآخره «سجداً لله» حال أي خاضعين له بما يراد منهم «وهم» أي الظلال «داخرون» صاغرون نزلوا منزلة العقلاء.

16:49
وَلِلَّهِۤ يَسۡجُدُۤ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ مِن دَآبَّةࣲ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَهُمۡ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ
وَلِلَّهِ
ve Allah'a
يَسْجُدُ
secde ederler
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مِن
canlılardan
دَآبَّةٍۢ
moving creatures
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve meleklerden
وَهُمْ
ve onlar
لَا
asla
يَسْتَكْبِرُونَ
büyük taslamazlar

Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولله يسجد ما في السماوات وما في والأرض من دابة» أي نسمة تدب عليها أي تخضع له بما يراد منها، وغلب في الإتيان بما لا يعقل لكثرته «والملائكة» خصهم بالذكر تفضيلاً «وهم لا يستكبرون» يتكبرون عن عبادته.

16:50 📚 1
يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوۡقِهِمۡ وَيَفۡعَلُونَ مَا يُؤۡمَرُونَ۩
يَخَافُونَ
korkarlar
رَبَّهُم
Rablerinden
مِّن
üstlerindeki
فَوْقِهِمْ
above them
وَيَفْعَلُونَ
ve yaparlar
مَا
şeyi
يُؤْمَرُونَ ۩
emredildikleri

Elmalılı Hamdi YazırKendilerine hakim olan Rabblerinden korkarlar ve emrolundukları her şeyi yaparlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يخافون» أي الملائكة حال من ضمير يستكبرون «ربهم من فوقهم» حال من هم أي عالياً عليهم بالقهر «ويفعلون ما يؤمرون» به.

16:51 📚 1
۞وَقَالَ ٱللَّهُ لَا تَتَّخِذُوٓاْ إِلَٰهَيۡنِ ٱثۡنَيۡنِۖ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱ فَإِيَّٰيَ فَٱرۡهَبُونِ
۞ وَقَالَ
ve dedi
ٱللَّهُ
Allah
لَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟
take
إِلَـٰهَيْنِ
(iki) tanrı
ٱثْنَيْنِ ۖ
iki
إِنَّمَا
şüphesiz
هُوَ
O
إِلَـٰهٌۭ
Tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ
tek
فَإِيَّـٰىَ
yalnız benden
فَٱرْهَبُونِ
korkun

Elmalılı Hamdi YazırAllah, buyurmuştur ki: İki ilâh edinmeyin. O, ancak bir ilâhdır. Onun için yalnız benden korkun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال الله لا تتخذوا إلهين اثنين» تأكيد «إنما هو إله واحد» أتى به لإثبات الإلهية والوحدانية «فإياي فارهبون» خافون دون غيري وفيه التفات عن الغيبة.

16:52 📚 1
وَلَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَهُ ٱلدِّينُ وَاصِبًاۚ أَفَغَيۡرَ ٱللَّهِ تَتَّقُونَ
وَلَهُۥ
ve hepsi O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
وَلَهُ
ve O'nundur
ٱلدِّينُ
din (kulluk)
وَاصِبًا ۚ
daima
أَفَغَيْرَ
başkasından mı?
ٱللَّهِ
Allah'tan
تَتَّقُونَ
korkuyorsunuz

Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde olan her şey yalnız O'nundur. Din de daima O'nundur. Böyle iken, siz Allah'tan başkasından mı korkarsınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وله ما في السماوات والأرض» ملكاً وخلقاً وعبيداً «وله الدين» الطاعة «واصباً» دائماً حال من الدين والعامل فيه معنى الظرف «أفغير الله تتقون» وهو الإله الحق ولا إله غيره والاستفهام للإنكار والتوبيخ.

16:53 📚 7
وَمَا بِكُم مِّن نِّعۡمَةࣲ فَمِنَ ٱللَّهِۖ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فَإِلَيۡهِ تَجۡـَٔرُونَ
وَمَا
(ulaşan)
بِكُم
size
مِّن
her ni'met
نِّعْمَةٍۢ
favor
فَمِنَ
Allahtandır
ٱللَّهِ ۖ
Allah
ثُمَّ
sonra
إِذَا
zaman
مَسَّكُمُ
size dokunduğu
ٱلضُّرُّ
bir sıkıntı
فَإِلَيْهِ
yalnız O'na
تَجْـَٔرُونَ
yalvarırsınız

Elmalılı Hamdi YazırSizde nimet namına ne varsa hep Allah dandır. Sonra size sıkıntı dokununca Allah a feryad edersiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما بكم من نعمة فمن الله» لا يأتي بها غيره و"ما" شرطية أو موصولة «ثم إذا مسكم» أصابكم «الضر» الفقر والمرض «فإليه تجأرون» ترفعون أصواتكم بالاستغاثة والدعاء ولا تدعون غيره.

16:54 📚 1
ثُمَّ إِذَا كَشَفَ ٱلضُّرَّ عَنكُمۡ إِذَا فَرِيقࣱ مِّنكُم بِرَبِّهِمۡ يُشۡرِكُونَ
ثُمَّ
sonra
إِذَا
zaman
كَشَفَ
kaldırdığı
ٱلضُّرَّ
o sıkıntıyı
عَنكُمْ
sizden
إِذَا
hemen
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنكُم
içinizden
بِرَبِّهِمْ
Rablerine
يُشْرِكُونَ
ortak koşarlar

Elmalılı Hamdi YazırSonra Allah bu sıkıntıyı sizden kaldırdığı zaman, bir de bakarsınız ki, içinizden bir topluluk, hemen Rablerine ortak koşarlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم إذا كشف الضر عنكم إذا فريق منكم بربهم يشركون».

16:55
لِيَكۡفُرُواْ بِمَآ ءَاتَيۡنَٰهُمۡۚ فَتَمَتَّعُواْ فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ
لِيَكْفُرُوا۟
nankörlük etmek için
بِمَآ
karşı
ءَاتَيْنَـٰهُمْ ۚ
kendilerine verdiğimize
فَتَمَتَّعُوا۟ ۖ
öyleyse eğlenin
فَسَوْفَ
yakında
تَعْلَمُونَ
bileceksiniz

Elmalılı Hamdi YazırBunu kendilerine verdiğimiz nimete nankörlük etmek için yaparlar. Şimdi eğlenin bakalım! Fakat yakında bileceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليكفروا بما آتيناهم» من النعمة «فتمتعوا» باجتماعكم على عبادة الأصنام أمر تهديد «فسوف تعلمون» عاقبة ذلك.

16:56
وَيَجۡعَلُونَ لِمَا لَا يَعۡلَمُونَ نَصِيبࣰ ا مِّمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡۗ تَٱللَّهِ لَتُسۡـَٔلُنَّ عَمَّا كُنتُمۡ تَفۡتَرُونَ
وَيَجْعَلُونَ
ve ayırıyorlar
لِمَا
şeylere
لَا
bilmedikleri
يَعْلَمُونَ
they know
نَصِيبًۭا
bir pay
مِّمَّا
verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ ۗ
We have provided them
تَٱللَّهِ
Allah'a andolsun ki
لَتُسْـَٔلُنَّ
siz mutlaka sorulacaksınız
عَمَّا
şeylerden
كُنتُمْ
olduğunuz
تَفْتَرُونَ
uyduruyorlar

Elmalılı Hamdi YazırBir de müşrikler kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden tutuyorlar mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki, siz bu yaptığınız iftiralardan mutlaka hesaba çekileceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويجعلون» أي المشركون «لما لا يعلمون» أنها تضر ولا تنفع وهي الأصنام «نصيباً مما رزقناهم» من الحرث والأنعام بقولهم هذا لله لشركائنا «تالله لتسألن» سؤال توبيخ وفيه التفات عن الغيبة «عما كنتم تفترون» على الله من أنه أمركم بذلك.

16:57
وَيَجۡعَلُونَ لِلَّهِ ٱلۡبَنَٰتِ سُبۡحَٰنَهُۥ وَلَهُم مَّا يَشۡتَهُونَ
وَيَجْعَلُونَ
ve isnad ediyorlar
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلْبَنَـٰتِ
kızları
سُبْحَـٰنَهُۥ ۙ
şanı yüce olan
وَلَهُم
ve kendilerine de
مَّا
hoşlandıklarını
يَشْتَهُونَ
they desire

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah'a kızlar isnad ediyorlar. O, bundan münezzehtir. Kendilerine ise erkek çocukları isnad ederler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(ويجعلون لله البنات) بقولهم الملائكة بنات الله (سبحانه) تنزيهاً له عما زعموا (ولهم ما يشتهون) ـه أي البنون والجملة في محل رفع أو نصب بيجعل، المعنى يجعلون له البنات التي يكرهونها وهو منزه عن الولد ويجعلون لهم الأبناء الذين يختارونهم فيختصون بالأسنى كقوله "" فاستفتهم ألربك البنات ولهم البنون "".

16:58 📚 1
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِٱلۡأُنثَىٰ ظَلَّ وَجۡهُهُۥ مُسۡوَدࣰّ ا وَهُوَ كَظِيمࣱ‏
وَإِذَا
zaman
بُشِّرَ
müjdelendiği
أَحَدُهُم
onlardan birine
بِٱلْأُنثَىٰ
kız çocuğu
ظَلَّ
kesilir
وَجْهُهُۥ
yüzü
مُسْوَدًّۭا
kapkara
وَهُوَ
ve o
كَظِيمٌۭ
içi öfkeyle dolar

Elmalılı Hamdi YazırHalbuki onlardan birine, kız doğum haberi müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا بُشّر أحدهم بالأنثى» تولد له «ظل» صار «وجهه مسوداً» متغيراً تغير مغتَمّ «وهو كظيم» ممتلئ غمًّا فكيف تنسب البنات إليه تعالى.

16:59
يَتَوَٰرَىٰ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ مِن سُوٓءِ مَا بُشِّرَ بِهِۦٓۚ أَيُمۡسِكُهُۥ عَلَىٰ هُونٍ أَمۡ يَدُسُّهُۥ فِي ٱلتُّرَابِۗ أَلَا سَآءَ مَا يَحۡكُمُونَ
يَتَوَٰرَىٰ
gizlenir
مِنَ
kavminden
ٱلْقَوْمِ
the people
مِن
dolayı
سُوٓءِ
kötülüğünden
مَا
verilen müjdenin
بُشِّرَ
he has been given good news
بِهِۦٓ ۚ
ona
أَيُمْسِكُهُۥ
onu tutsun mu?
عَلَىٰ
hakaretle
هُونٍ
humiliation
أَمْ
yoksa
يَدُسُّهُۥ
onu gömsün mü?
فِى
toprağa
ٱلتُّرَابِ ۗ
the dust
أَلَا
bak
سَآءَ
ne kötü
مَا
hüküm veriyorlar
يَحْكُمُونَ
they decide

Elmalılı Hamdi YazırKendisine verilen müjdenin kötülüğü, dolayısıyla kavminden gizlenir. Şimdi acaba o çocuğu zillet ve horluğa katlanarak saklayacak mı? Yoksa toprağa mı gömecek? Dikkat edin verdikleri hüküm ne kötüdür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يتوارى» يختفي «من القوم» أي قومه «من سوء ما بشر به» خوفاً من التعيير متردداً فيما يفعل به «أيمسكه» يتركه بلا قتل «على هون» هوان وذل «أم يدسه في التراب» بأن يئده «ألا ساء» بئس «ما يحكمون» حكمهم هذا حيث نسبوا لخالقهم البنات اللاتي هن عندهم بهذا المحل.

16:60
لِلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ مَثَلُ ٱلسَّوۡءِۖ وَلِلَّهِ ٱلۡمَثَلُ ٱلۡأَعۡلَىٰۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
لِلَّذِينَ
içindir
لَا
inanmayanlar
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
مَثَلُ
sıfatlar
ٱلسَّوْءِ ۖ
en kötü
وَلِلَّهِ
(oysa) Allah'ındır
ٱلْمَثَلُ
sıfatlar
ٱلْأَعْلَىٰ ۚ
en yüce
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْحَكِيمُ
hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırAhirete iman etmeyenler için kötü sıfatlar var. En yüce sıfatlar ise, Allah'ındır. O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«للذين لا يؤمنون بالآخرة» أي الكفار «مثل السَّوء» أي الصفة السوأى بمعنى القبيحة وهي وأدهم البنات مع احتياجهم إليهن للنكاح «ولله المثل الأعلى» الصفة العليا وهو أنه لا إله إلا هو «وهو العزيز» في ملكه «الحكيم» في خلقه.

16:61 📚 2
وَلَوۡ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِظُلۡمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيۡهَا مِن دَآبَّةࣲ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمۡ لَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ سَاعَةࣰ وَلَا يَسۡتَقۡدِمُونَ
وَلَوْ
ve eğer
يُؤَاخِذُ
cezalandırsaydı
ٱللَّهُ
Allah
ٱلنَّاسَ
insanları
بِظُلْمِهِم
yaptıkları (her) haksızlıkla
مَّا
bırakmazdı
تَرَكَ
He (would) have left
عَلَيْهَا
üzerinde (yeryüzünde)
مِن
hiçbir
دَآبَّةٍۢ
canlı
وَلَـٰكِن
fakat
يُؤَخِّرُهُمْ
onları erteler
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
مُّسَمًّۭى ۖ
takdir edilen
فَإِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
أَجَلُهُمْ
süreleri
لَا
asla
يَسْتَـْٔخِرُونَ
geri kalmazlar
سَاعَةًۭ ۖ
bir sa'at (dahi)
وَلَا
ne de
يَسْتَقْدِمُونَ
ileri geçerler

Elmalılı Hamdi YazırEğer Allah insanları zulümleri yüzünden hesaba çekseydi, yeryüzünde kımıldayan tek canlı bırakmazdı. Fakat Allah onları, belli bir vakte kadar erteler. Müddetleri (ecelleri) geldiği zaman, onu ne bir saat erteleyebilirler, ne de öne alabilirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو يؤاخذ الله الناس بظلمهم» بالمعاصي «ما ترك عليها» أي الأرض «من دابة» نسمة تدب عليها «ولكن يؤخرهم إلى أجل مسمى فإذا جاء أجلهم لا يستأخرون» عنه «ساعة ولا يستقدمون» عليه.

16:62 📚 3
وَيَجۡعَلُونَ لِلَّهِ مَا يَكۡرَهُونَۚ وَتَصِفُ أَلۡسِنَتُهُمُ ٱلۡكَذِبَ أَنَّ لَهُمُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ لَا جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ ٱلنَّارَ وَأَنَّهُم مُّفۡرَطُونَ
وَيَجْعَلُونَ
ve isnad ediyorlar
لِلَّهِ
Allah'a
مَا
şeyi
يَكْرَهُونَ
hoşlanmadıkları
وَتَصِفُ
ve uyduruyorlar
أَلْسِنَتُهُمُ
onların dilleri
ٱلْكَذِبَ
yalan
أَنَّ
hakkında
لَهُمُ
kendilerinin olacağı
ٱلْحُسْنَىٰ ۖ
en güzel sonucun
لَا
hiç yok ki
جَرَمَ
şüphe
أَنَّ
mutlaka
لَهُمُ
onlara vardır
ٱلنَّارَ
ateş
وَأَنَّهُم
ve onlar
مُّفْرَطُونَ
ona sürüleceklerdir

Elmalılı Hamdi YazırMüşrikler, kendilerinin hoşlanmadıkları şeyleri, Allah'a isnad ediyorlar. Dilleri, en güzel şeylerin kendilerine ait olduğunu yalan yere durmadan söyler. Hiç şüphesiz onlar için, sadece ateş vardır. Oraya en önde gidip kalacaklardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويجعلون لله ما يكرهون» لأنفسهم من البنات والشريك في الرياسة وإهانة الرسل «وتصف» تقول «ألسنتهم» مع ذلك «الكذب» وهو «أن لهم الحسنى» عند الله أي الجنة لقوله: (ولئن رجعت إلى ربي إن لي عنده للحسنى) «لا جرم» حقا «أن لهم النار وأنهم مفرطون» متروكون فيها أو مقدمون إليها وفي قراءة بكسر الراء أي متجاوزون الحد.

16:63
تَٱللَّهِ لَقَدۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَىٰٓ أُمَمࣲ مِّن قَبۡلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ ٱلۡيَوۡمَ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
تَٱللَّهِ
Allah'a andolsun ki
لَقَدْ
muhakkak
أَرْسَلْنَآ
elçi gönderdik
إِلَىٰٓ
milletlere
أُمَمٍۢ
nations
مِّن
senden önceki
قَبْلِكَ
before you
فَزَيَّنَ
süsledi
لَهُمُ
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıklarını
فَهُوَ
O
وَلِيُّهُمُ
onların dostudur
ٱلْيَوْمَ
bugün
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Elmalılı Hamdi YazırAllah'a yemin olsun ki, biz senden önce bir çok ümmetlere peygamberler gönderdik. Ne var ki şeytan, onlara amellerini bezeyip süslü gösterdi. Bugün de o şeytan, kâfirlerin dostudur. Onlar için acı bir azab vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تالله لقد أرسلنا إلى أمم من قبلك» رسلاً «فزين لهم الشيطان أعمالهم» السيئة فرأوها حسنة فكذبوا الرسل «فهو وليهم» متولي أمورهم «اليوم» أي في الدنيا «ولهم عذاب أليم» مؤلم في الآخرة وقيل المراد باليوم يوم القيامة على حكاية الحال الآتية لا ولي لهم غيره وهو عاجز عن نصر نفسه فكيف ينصرهم.

16:64 📚 1
وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ ٱلَّذِي ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
وَمَآ
ve
أَنزَلْنَا
indirmedik
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
إِلَّا
dışında
لِتُبَيِّنَ
açıklaman
لَهُمُ
onlara
ٱلَّذِى
şeyi
ٱخْتَلَفُوا۟
ayrılığa düştükleri
فِيهِ ۙ
hakkında
وَهُدًۭى
ve yol gösterici
وَرَحْمَةًۭ
ve rahmet
لِّقَوْمٍۢ
bir kavim için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur'ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أنزلنا عليك» يا محمد «الكتاب» القرآن «إلا لتبين لهم الذي اختلفوا فيه» من أمر الدين «وهدى» عطف على لتبين «ورحمة لقوم يؤمنون» به.

16:65 📚 7
وَٱللَّهُ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَحۡيَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَآۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَسۡمَعُونَ
وَٱللَّهُ
ve Allah
أَنزَلَ
indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
فَأَحْيَا
ve diriltti
بِهِ
onunla
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَآ ۚ
ölümünden
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
elbette ibret(ler)
لِّقَوْمٍۢ
bir millet için
يَسْمَعُونَ
işiten

Elmalılı Hamdi YazırAllah gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat verdi. Şüphesiz ki bunda dinleyen bir millet için büyük bir ibret vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله أنزل من السماء ماء فأحيا به الأرض» بالنبات «بعد موتها» يبسها «إن في ذلك» المذكور «لآية» دالة على البعث «لقوم يسمعون» سماع تدبر.

16:66 📚 3
وَإِنَّ لَكُمۡ فِي ٱلۡأَنۡعَٰمِ لَعِبۡرَةࣰۖ نُّسۡقِيكُم مِّمَّا فِي بُطُونِهِۦ مِنۢ بَيۡنِ فَرۡثࣲ وَدَمࣲ لَّبَنًا خَالِصࣰ ا سَآئِغࣰ ا لِّلشَّٰرِبِينَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
لَكُمْ
sizin için
فِى
vardır
ٱلْأَنْعَـٰمِ
hayvanlarda
لَعِبْرَةًۭ ۖ
ibret(ler)
نُّسْقِيكُم
size içiriyoruz
مِّمَّا
olandan
فِى
onların karınlarında
بُطُونِهِۦ
their bellies
مِنۢ
arasıdan
بَيْنِ
between
فَرْثٍۢ
fışkı
وَدَمٍۢ
ile kan
لَّبَنًا
süt
خَالِصًۭا
halis
سَآئِغًۭا
lezzetli
لِّلشَّـٰرِبِينَ
içenler için

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten süt veren hayvanlarda da size bir ibret vardır. Size işkembelerindeki yem artıklarıyla kandan meydana gelen, içenlere içimi kolay halis bir süt içirmekteyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن لكم في الأنعام لعبرة» اعتبار «نسقيكم» بيان للعبرة «مما في بطونه» أي الأنعام «من» للابتداء متعلقة بنسقيكم «بين فرث» ثفل الكرش «ودمٍ لبناً خالصاً» لا يشوبه شيء من الفرث والدم من طعم أو ريح أو لون أو بينهما «سائغاًً للشاربين» سهل المرور في حلقهم لا يغص به.

16:67 📚 1
وَمِن ثَمَرَٰتِ ٱلنَّخِيلِ وَٱلۡأَعۡنَٰبِ تَتَّخِذُونَ مِنۡهُ سَكَرࣰ ا وَرِزۡقًا حَسَنًاۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
وَمِن
ve
ثَمَرَٰتِ
meyvalarından
ٱلنَّخِيلِ
hurma ağaçlarının
وَٱلْأَعْنَـٰبِ
ve üzümlerden
تَتَّخِذُونَ
elde edersiniz
مِنْهُ
onlardan
سَكَرًۭا
sarhoşluk
وَرِزْقًا
ve bir rızık
حَسَنًا ۗ
güzel
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
elbette ibret(ler)
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْقِلُونَ
aklını kullanan

Elmalılı Hamdi YazırHurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından da hem içki, hem de güzel gıdalar edinirsiniz. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن ثمرات النخيل والأعناب» ثمر «تتخذون منه سكراً» خمراً يسكِر سميت بالمصدر وهذا قبل تحريمها «ورزقاً حسناً» كالتمر والزبيب والخل والدبس «إن في ذلك» المذكور «لآية» دالة على قدرته تعالى «لقوم يعقلون» يتدبرون.

16:68 📚 1
وَأَوۡحَىٰ رَبُّكَ إِلَى ٱلنَّحۡلِ أَنِ ٱتَّخِذِي مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتࣰ ا وَمِنَ ٱلشَّجَرِ وَمِمَّا يَعۡرِشُونَ
وَأَوْحَىٰ
şöyle vahyetti
رَبُّكَ
Rabbin
إِلَى
bal arısına
ٱلنَّحْلِ
the bee
أَنِ
edin
ٱتَّخِذِى
Take
مِنَ
dağlardan
ٱلْجِبَالِ
the mountains
بُيُوتًۭا
evler
وَمِنَ
ve
ٱلشَّجَرِ
ağaçlardan
وَمِمَّا
ve
يَعْرِشُونَ
kurdukları çardaklardan

Elmalılı Hamdi YazırSenin Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأوحى ربك إلى النحل» وحي إلهام «أن» مفسرة أو مصدرية «اتخذي من الجبال بيوتاً» تأوين إليها «ومن الشجر» بيوتًا «ومما يعرشون» أي الناس يبنون لك من الأماكن وإلا لم تأو إليها.

16:69 📚 3
ثُمَّ كُلِي مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ فَٱسۡلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلࣰ اۚ يَخۡرُجُ مِنۢ بُطُونِهَا شَرَابࣱ مُّخۡتَلِفٌ أَلۡوَٰنُهُۥ فِيهِ شِفَآءࣱ لِّلنَّاسِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ
ثُمَّ
sonra
كُلِى
ye;
مِن
her çeşit
كُلِّ
all
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvalardan
فَٱسْلُكِى
ve yürü
سُبُلَ
yollarında
رَبِّكِ
Rabbinin
ذُلُلًۭا ۚ
boyun eğerek
يَخْرُجُ
çıkar
مِنۢ
onun karınlarından
بُطُونِهَا
their bellies
شَرَابٌۭ
bir içecek
مُّخْتَلِفٌ
çeşit çeşit
أَلْوَٰنُهُۥ
renkleri
فِيهِ
onda vardır
شِفَآءٌۭ
şifa
لِّلنَّاسِ ۗ
insanlara
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
elbette bir ibret
لِّقَوْمٍۢ
bir millet için
يَتَفَكَّرُونَ
düşünen

Elmalılı Hamdi YazırSonra meyvaların hepsinden ye de, Rabbinin (sana) kolay kıldığı yollara gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم كلي من كل الثمرات فاسلكي» ادخلي «سبل ربك» طرقه في طلب المرعى «ذللا» جمع ذلول حال من السبل أي مسخرة لك فلا تعسر عليك وإن توعرت ولا تضلي على العود منها وإن بعدت، وقيل من الضمير في اسلكي أي منقادة لما يراد منك «يخرج من بطونها شراب» هو العسل «مختلف ألوانه فيه شفاء للناس» من الأوجاع قيل لبعضها كما دل عليه تنكير شفاء أو لكلها بضميمته إلى غيره وبدونها بنيته وقد أمر به صلى الله عليه وسلم من استطلق عليه بطنه رواه الشيخان «إن في ذلك لآية لقوم يتفكرون» في صنعه تعالى.

16:70 📚 3
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ ثُمَّ يَتَوَفَّىٰكُمۡۚ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَىٰٓ أَرۡذَلِ ٱلۡعُمُرِ لِكَيۡ لَا يَعۡلَمَ بَعۡدَ عِلۡمࣲ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمࣱ قَدِيرࣱ‏
وَٱللَّهُ
ve Allah
خَلَقَكُمْ
sizi yarattı
ثُمَّ
sonra
يَتَوَفَّىٰكُمْ ۚ
öldürür
وَمِنكُم
ve içinizden
مَّن
kimi
يُرَدُّ
itilir
إِلَىٰٓ
en reziline
أَرْذَلِ
the worst
ٱلْعُمُرِ
ömrün
لِكَىْ
diye
لَا
hiçbir şeyi bilmez olsun
يَعْلَمَ
he will know
بَعْدَ
sonra
عِلْمٍۢ
bilgiden
شَيْـًٔا ۚ
biraz
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌۭ
bilendir
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Elmalılı Hamdi YazırAllah, sizi yarattı, sonra da sizi öldürecektir. İçinizden kimi de, biraz bilgiden sonra eşyayı önceki bildiği gibi bilmesin diye, ömrün en kötü çağına kadar yaşatılır. Şüphesiz ki Allah çok bilgili ve büyük kudret sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله خلقكم» ولم تكونوا شيئاً «ثم يتوفاكم» عند انقضاء آجالكم «ومنكم من يرد إلى أرذل العمر» أي أخسه من الهرم والخرف «لكي لا يعلم بعد علم شيئاً» قال عكرمة من قرأ القرآن لم يصر بهذه الحالة «إن الله عليم» بتدبير خلقه «قدير» على ما يريده.

16:71 📚 3
وَٱللَّهُ فَضَّلَ بَعۡضَكُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ فِي ٱلرِّزۡقِۚ فَمَا ٱلَّذِينَ فُضِّلُواْ بِرَآدِّي رِزۡقِهِمۡ عَلَىٰ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَهُمۡ فِيهِ سَوَآءٌۚ أَفَبِنِعۡمَةِ ٱللَّهِ يَجۡحَدُونَ
وَٱللَّهُ
Allah
فَضَّلَ
üstün kıldı
بَعْضَكُمْ
kiminizi
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ
kiminiz
فِى
rızıkta
ٱلرِّزْقِ ۚ
[the] provision
فَمَا
değildir
ٱلَّذِينَ
üstün kılınanlar
فُضِّلُوا۟
were favored
بِرَآدِّى
verip de
رِزْقِهِمْ
kendi rızıklarını
عَلَىٰ
altında bulunanlara
مَا
whom
مَلَكَتْ
possess
أَيْمَـٰنُهُمْ
ellerinin
فَهُمْ
onlar
فِيهِ
onda
سَوَآءٌ ۚ
eşit olacak şekilde
أَفَبِنِعْمَةِ
ni'metini mi?
ٱللَّهِ
Allah'ın
يَجْحَدُونَ
inkar ediyorlar

Elmalılı Hamdi YazırAllah, rızık yönünden bir kısmınızı diğerlerinden üstün kıldı. Kendilerine bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere vermiyorlar ki, onda eşit olsunlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله فضل بعضكم على بعض في الرزق» فمنكم غني وفقير ومالك ومملوك «فما الذين فضلوا» أي الموالي «برادي رزقهم على ما ملكت أيمانهم» أي بجاعلي ما رزقناهم من الأموال وغيرها شركة بينهم وبين مماليكهم «فهم» أي المماليك والموالي «فيه سواء» شركاء المعنى ليس لهم شركاء من مماليكهم في أموالهم فكيف يجعلون بعض مماليك الله شركاء له «أفبنعمة الله يجحدون» يكفرون حيث يجعلون له شركاء.

16:72
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا وَجَعَلَ لَكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُم بَنِينَ وَحَفَدَةࣰ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِۚ أَفَبِٱلۡبَٰطِلِ يُؤۡمِنُونَ وَبِنِعۡمَتِ ٱللَّهِ هُمۡ يَكۡفُرُونَ
وَٱللَّهُ
Allah
جَعَلَ
yarattı
لَكُم
size
مِّنْ
kendi nefislerinizden
أَنفُسِكُمْ
yourselves
أَزْوَٰجًۭا
eşler
وَجَعَلَ
ve yarattı
لَكُم
size
مِّنْ
eşlerinizden
أَزْوَٰجِكُم
your spouses
بَنِينَ
oğullar
وَحَفَدَةًۭ
ve torunlar
وَرَزَقَكُم
ve sizi besledi
مِّنَ
güzel rızıklarla
ٱلطَّيِّبَـٰتِ ۚ
the good things
أَفَبِٱلْبَـٰطِلِ
hâlâ batıla mı?
يُؤْمِنُونَ
inanıyorlar
وَبِنِعْمَتِ
ve ni'metine
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُمْ
onlar
يَكْفُرُونَ
nankörlük ediyorlar

Elmalılı Hamdi YazırAllah, size kendi cinsinizden eşler, o eşlerinizden de oğullar ve torunlar yarattı. Sizi helal ve güzel gıdalarla rızıklandırdı. Onlar, hâlâ batıla mı inanıyorlar? ve Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله جعل لكم من أنفسكم أزواجا» فخلق حواء من ضلع آدم وسائر الناس من نطف الرجال والنساء «وجعل لكم من أزواجكم بنين وحفدة» أولاد الأولاد «ورزقكم من الطيبات» من أنواع الثمار والحبوب والحيوان «أفبالباطل» الصنم «يؤمنون وبنعمة الله هم يكفرون» بإشراكهم.

16:73 📚 1
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمۡلِكُ لَهُمۡ رِزۡقࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَسۡتَطِيعُونَ
وَيَعْبُدُونَ
ve tapıyorlar
مِن
başka
دُونِ
other than
ٱللَّهِ
Allah'tan
مَا
asla
لَا
not
يَمْلِكُ
veremeyecek
لَهُمْ
kendilerine
رِزْقًۭا
rızık
مِّنَ
göklerden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerden
شَيْـًۭٔا
hiçbir
وَلَا
ve
يَسْتَطِيعُونَ
bunu asla yapamayacak olan

Elmalılı Hamdi YazırMüşrikler, Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendileri için hiçbir rızka sahip olmayan ve sahip olmaya da güçleri yetmeyen şeylere taparlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويعبدون من دون الله» أي غيره «ما لا يملك لهم رزقا من السماوات» بالمطر «والأرض» بالنبات «شيئا» بدل من رزقا «ولا يستطيعون» يقدرون على شيء وهو الأصنام.

16:74 📚 2
فَلَا تَضۡرِبُواْ لِلَّهِ ٱلۡأَمۡثَالَۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
فَلَا
benzetmeler yapmayın
تَضْرِبُوا۟
put forth
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلْأَمْثَالَ ۚ
meseller
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
siz ise
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Elmalılı Hamdi YazırArtık Allah'a ortaklar koşmayın. Çünkü Allah, (eşi bulunmadığını) bilir, siz bilmezsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا تضربوا لله الأمثال» لا تجعلوا لله أشباها تشركون به «إن الله يعلم» أن لا مثل له «وأنتم لا تعلمون» ذلك.

16:75 📚 2
۞ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا عَبۡدࣰ ا مَّمۡلُوكࣰ ا لَّا يَقۡدِرُ عَلَىٰ شَيۡءࣲ وَمَن رَّزَقۡنَٰهُ مِنَّا رِزۡقًا حَسَنࣰ ا فَهُوَ يُنفِقُ مِنۡهُ سِرࣰّ ا وَجَهۡرًاۖ هَلۡ يَسۡتَوُۥنَۚ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
۞ ضَرَبَ
misal verir
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًا
misaliyle
عَبْدًۭا
bir köle
مَّمْلُوكًۭا
başkasının malı olan
لَّا
gücü yetmeyen
يَقْدِرُ
he has power
عَلَىٰ
hiçbir şeye
شَىْءٍۢ
anything
وَمَن
ve kimseyi
رَّزَقْنَـٰهُ
rızıklandırdığımız
مِنَّا
katımızdan
رِزْقًا
rızık ile
حَسَنًۭا
güzel
فَهُوَ
ki o
يُنفِقُ
infak eder
مِنْهُ
ondan
سِرًّۭا
gizli
وَجَهْرًا ۖ
ve açık
هَلْ
olurlar mı?
يَسْتَوُۥنَ ۚ
bunlar eşit
ٱلْحَمْدُ
Hamd
لِلَّهِ ۚ
Allah'adır
بَلْ
fakat
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Elmalılı Hamdi YazırAllah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile, kendisine güzel bir rızık verilen ve o rızıkdan gizli ve açık olarak harcayan hür bir insanı misal verdi. Hiç bunlar eşit olur mu? Bütün hamd Allah'a mahsustur. Doğrusu insanların çoğu bilmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ضرب الله مثلاً» ويبدل منه «عبدا مملوكا» صفة تميزه من الحر فإنه عبد الله «لا يقدر على شيء» لعدم ملكه «ومن» نكرة موصوفة أي حرا «رزقناه منا رزقا حسنا فهو ينفق منه سرا وجهرا» أي يتصرف فيه كيف يشاء والأول مثل الأصنام والثاني مثله تعالى «هل يستوون» أي العبيد العجزة والحر المتصرف؟ لا «الحمد لله» وحده «بل أكثرهم» أي أهل مكة «لا يعلمون» ما يصيرون إليه من العذاب فيشركون.

16:76 📚 3
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا رَّجُلَيۡنِ أَحَدُهُمَآ أَبۡكَمُ لَا يَقۡدِرُ عَلَىٰ شَيۡءࣲ وَهُوَ كَلٌّ عَلَىٰ مَوۡلَىٰهُ أَيۡنَمَا يُوَجِّههُّ لَا يَأۡتِ بِخَيۡرٍ هَلۡ يَسۡتَوِي هُوَ وَمَن يَأۡمُرُ بِٱلۡعَدۡلِ وَهُوَ عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
وَضَرَبَ
ve misal verir
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًۭا
misaliyle
رَّجُلَيْنِ
(şu) iki adamı
أَحَدُهُمَآ
birisi
أَبْكَمُ
dilsizdir
لَا
gücü yetmez
يَقْدِرُ
he has power
عَلَىٰ
hiçbir şeye
شَىْءٍۢ
anything
وَهُوَ
ve o
كَلٌّ
bir yüktür
عَلَىٰ
üzerine
مَوْلَىٰهُ
efendisinin
أَيْنَمَا
nereye
يُوَجِّههُّ
onu gönderse
لَا
getirmez
يَأْتِ
he comes
بِخَيْرٍ ۖ
bir hayır
هَلْ
gibi olur mu?
يَسْتَوِى
equal
هُوَ
o
وَمَن
ve kimse
يَأْمُرُ
emreden
بِٱلْعَدْلِ ۙ
adaleti
وَهُوَ
ve o (kimse)
عَلَىٰ
üzere (giden)
صِرَٰطٍۢ
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Elmalılı Hamdi YazırAllah şu iki adamı da misal verdi: Bunlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez; efendisine bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, adaletle emreden ve doğru yolda bulunan adam eşit olur mu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وضرب الله مثلاً» ويبدل منه «رجلين أحدهما أبكم» ولد أخرس «لا يقدر على شيء» لأنه لا يفهم ولا يُفهم «وهو كلّ» ثقيل «على مولاه» وليّ أمره «أينما يوجهه» يصرفه «لا يأت» منه «بخير» ينجح وهذا مثل الكافر «هل يستوي هو» أي الأبكم المذكور «ومن يأمر بالعدل» أي ومن هو ناطق نافع للناس حيث يأمر به ويحث عليه «وهو على صراط» طريق «مستقيم» وهو الثاني المؤمن؟ لا، وقيل هذا مثل الله، والأبكم للأصنام والذي قبله مثل الكافر والمؤمن.

16:77 📚 2
وَلِلَّهِ غَيۡبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَمَآ أَمۡرُ ٱلسَّاعَةِ إِلَّا كَلَمۡحِ ٱلۡبَصَرِ أَوۡ هُوَ أَقۡرَبُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَلِلَّهِ
Allah'a aittir
غَيْبُ
gaybı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
وَمَآ
ve değildir
أَمْرُ
işi
ٱلسَّاعَةِ
sa'atin (kıyametin)
إِلَّا
(başka değil) ancak
كَلَمْحِ
açıp yumma gibidir
ٱلْبَصَرِ
bir göz
أَوْ
yahut
هُوَ
o
أَقْرَبُ ۚ
daha yakın(kısa)dır
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
gücü yetendir

Elmalılı Hamdi YazırGöklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a aittir. Kıyametin kopuşu yalnız bir göz kırpması veya daha az bir zamandan başkası değildir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولله غيب السماوات والأرض» أي علم ما غاب فيهما «وما أمر الساعة إلا كلمح البصر أو هو أقرب» لأنه بلفظ كن فيكون «إن الله على كل شيء قدير».

16:78
وَٱللَّهُ أَخۡرَجَكُم مِّنۢ بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَٱللَّهُ
ve Allah
أَخْرَجَكُم
sizi çıkardı
مِّنۢ
karınlarından
بُطُونِ
the wombs
أُمَّهَـٰتِكُمْ
annelerinizin
لَا
bilmezken
تَعْلَمُونَ
knowing
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey
وَجَعَلَ
ve verdi
لَكُمُ
size
ٱلسَّمْعَ
işitme
وَٱلْأَبْصَـٰرَ
ve gözler
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۙ
ve gönüller
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Elmalılı Hamdi YazırAllah sizi annelerinizin karnından çıkardığı zaman hiçbir şey bilmiyordunuz. Şükredesiniz diye size işitme (duygusu), gözler ve gönüller verdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله أخرجكم من بطون أمهاتكم لا تعلمون شيئا» الجملة حال «وجعل لكم السمع» بمعنى الأسماع «والأبصار والأفئدة» القلوب «لعلكم تشكرونـ» ـه على ذلك فتؤمنون.

16:79 📚 1
أَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلطَّيۡرِ مُسَخَّرَٰتࣲ فِي جَوِّ ٱلسَّمَآءِ مَا يُمۡسِكُهُنَّ إِلَّا ٱللَّهُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
أَلَمْ
bakmadılar mı?
يَرَوْا۟
they see
إِلَى
kuşlara
ٱلطَّيْرِ
the birds
مُسَخَّرَٰتٍۢ
O'nun emrine boyun eğdirilmiş
فِى
boşluğunda
جَوِّ
the midst
ٱلسَّمَآءِ
göğün
مَا
yoktur
يُمْسِكُهُنَّ
onları tutan
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ ۗ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler
لِّقَوْمٍۢ
bir kavim için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Elmalılı Hamdi YazırGöğün boşluğunda Allah'ın emrine boyun eğdirilerek uçuşan kuşlara bakmadılar mı? Şüphesiz bunda inanan bir toplum için âyetler (ibretler) vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم يروْا إلى الطير مسخرات» مذللات للطيران «في جو السماء» أي الهواء بين السماء والأرض «ما يمسكهن» عند قبض أجنحتهن أو بسطها أن يقعن «إلا الله» بقدرته «إن في ذلك لآيات لقوم يؤمنون» هي خلقها بحيث يمكنها الطيران وخلق الجو بحيث يمكن الطيران فيه وإمساكها.

16:80 📚 1
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنۢ بُيُوتِكُمۡ سَكَنࣰ ا وَجَعَلَ لَكُم مِّن جُلُودِ ٱلۡأَنۡعَٰمِ بُيُوتࣰ ا تَسۡتَخِفُّونَهَا يَوۡمَ ظَعۡنِكُمۡ وَيَوۡمَ إِقَامَتِكُمۡ وَمِنۡ أَصۡوَافِهَا وَأَوۡبَارِهَا وَأَشۡعَارِهَآ أَثَٰثࣰ ا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينࣲ‏
وَٱللَّهُ
ve Allah
جَعَلَ
yaptı
لَكُم
sizin için
مِّنۢ
evlerinizi
بُيُوتِكُمْ
your homes
سَكَنًۭا
oturma yeri
وَجَعَلَ
ve yaptı
لَكُم
sizin için
مِّن
derilerinden
جُلُودِ
the hides
ٱلْأَنْعَـٰمِ
hayvan
بُيُوتًۭا
evler
تَسْتَخِفُّونَهَا
kolayca kullanacağınız hafif
يَوْمَ
gününüzde
ظَعْنِكُمْ
göç
وَيَوْمَ
ve gününüzde
إِقَامَتِكُمْ ۙ
ikamet
وَمِنْ
ve
أَصْوَافِهَا
yünlerinden
وَأَوْبَارِهَا
ve yapağılarından
وَأَشْعَارِهَآ
ve kıllarından
أَثَـٰثًۭا
giyilecek döşenecek eşya'
وَمَتَـٰعًا
ve geçimlik
إِلَىٰ
bir süreye kadar
حِينٍۢ
a time

Elmalılı Hamdi YazırAllah size evlerinizden bir huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek yolculuğunuzda ve gerekse konaklama zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız hafif evler (çadırlar v. s.) ve yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (giyinecek, kuşanacak, serilecek ve döşenecek) bir eşya ve ticaret malı yaptı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله جعل لكم من بيوتكم سكنا» موضعا تسكنون فيه «وجعل لكم من جلود الأنعام بيوتا» كالخيام والقباب «تستخفونها» للحمل «يوم ظعنكم» سفركم «ويوم إقامتكم ومن أصوافها» أي الغنم «وأوبارها» أي الإبل «وأشعارها» أي المعز «أثاثا» متاعا لبيوتكم كبسط وأكسية «ومتاعا» تتمتعون به «إلى حين» يبلى فيه.

16:81 📚 1
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّمَّا خَلَقَ ظِلَٰلࣰ ا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلۡجِبَالِ أَكۡنَٰنࣰ ا وَجَعَلَ لَكُمۡ سَرَٰبِيلَ تَقِيكُمُ ٱلۡحَرَّ وَسَرَٰبِيلَ تَقِيكُم بَأۡسَكُمۡۚ كَذَٰلِكَ يُتِمُّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُسۡلِمُونَ
وَٱللَّهُ
Allah
جَعَلَ
yaptı
لَكُم
sizin için
مِّمَّا
yarattıklarından
خَلَقَ
He created
ظِلَـٰلًۭا
gölgeler
وَجَعَلَ
ve var etti
لَكُم
sizin için
مِّنَ
dağlarda
ٱلْجِبَالِ
the mountains
أَكْنَـٰنًۭا
oturulacak barınaklar
وَجَعَلَ
ve var eyledi
لَكُمْ
sizin için
سَرَٰبِيلَ
elbiseler
تَقِيكُمُ
sizi koruyan
ٱلْحَرَّ
sıcaktan
وَسَرَٰبِيلَ
ve elbiseler
تَقِيكُم
sizi koruyan
بَأْسَكُمْ ۚ
savaşınızda
كَذَٰلِكَ
böyle
يُتِمُّ
tamamlıyor
نِعْمَتَهُۥ
ni'metini
عَلَيْكُمْ
size
لَعَلَّكُمْ
umulur ki siz
تُسْلِمُونَ
teslim (müslüman) olursunuz

Elmalılı Hamdi YazırAllah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlarda barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyan elbiseler (zırhlar) yarattı. İşte böylece Allah müslüman olasınız diye üzerinize nimetini tamamlamaktadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله جعل لكم مما خلق» من البيوت والشجر والغمام «ظلالاً» جمع ظل، تقيكم حر الشمس «وجعل لكم من الجبال أكنانا» جمع كن، وهو ما يستكن فيه كالغار والسرب «وجعل لكم سرابيل» قمصا «تقيكم الحر» أي والبرد «وسرابيل تقيكم بأسكم» حربكم أي الطعن والضرب فيها كالدروع والجواشن «كذلك» كما خلق هذه الأشياء «يُتم نعمته» في الدنيا «عليكم» بخلق ما تحتاجون إليه «لعلكم» يا أهل مكة «تسلمون» توحدونه.

16:82
فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا عَلَيۡكَ ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ
فَإِن
eğer yine
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirlerse
فَإِنَّمَا
artık
عَلَيْكَ
senin üzerine düşen
ٱلْبَلَـٰغُ
duyurmaktır
ٱلْمُبِينُ
açık bir şekilde

Elmalılı Hamdi YazırBuna rağmen eğer yüz çevirirlerse, ey Muhammed! Artık sana düşen sadece açık bir şekilde tebliğden ibarettir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن تولوْا» أعرضوا عن الإسلام «فإنما عليك» يا محمد «البلاغ المبين» الإبلاغ البيِّن وهذا قبل الأمر بالقتال.

16:83
يَعۡرِفُونَ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُنكِرُونَهَا وَأَكۡثَرُهُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ
يَعْرِفُونَ
bilirler
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
ثُمَّ
sonra da
يُنكِرُونَهَا
bunu inkar ederler
وَأَكْثَرُهُمُ
ve çokları da
ٱلْكَـٰفِرُونَ
inkar ederler

Elmalılı Hamdi YazırHem Allah'ın nimetini bilirler, sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfir kimselerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يعرفون نعمة الله» أي يقرّون بأنها من عنده «ثم ينكرونها» بإشراكهم «وأكثرهم الكافرون».

16:84
وَيَوۡمَ نَبۡعَثُ مِن كُلِّ أُمَّةࣲ شَهِيدࣰ ا ثُمَّ لَا يُؤۡذَنُ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ وَلَا هُمۡ يُسۡتَعۡتَبُونَ
وَيَوْمَ
ve gün
نَبْعَثُ
getirdiğimiz
مِن
her
كُلِّ
every
أُمَّةٍۢ
ümmetten
شَهِيدًۭا
bir şahid
ثُمَّ
artık
لَا
izin verilmez
يُؤْذَنُ
will be permitted
لِلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
وَلَا
ve ne de
هُمْ
onların
يُسْتَعْتَبُونَ
özür dilemeleri istenir

Elmalılı Hamdi YazırHer ümmetten bir şahid getireceğimiz gün, artık kâfirlere ne izin verilecek, ne de onlardan özür dilemeleri istenecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «يوم نبعث من كل أمة شهيداً» هو نبيها يشهد لها وعليها وهو يوم القيامة «ثم لا يؤذن للذين كفروا» في الاعتذار «ولا هم يستعتبون» لا يطلب منهم العتبى أي الرجوع إلى ما يرضي الله.

16:85
وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ ٱلۡعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ
وَإِذَا
ve zaman
رَءَا
gördükleri
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوا۟
zulmedenler
ٱلْعَذَابَ
azabı
فَلَا
artık
يُخَفَّفُ
hafifletilmez
عَنْهُمْ
onlardan
وَلَا
ve asla
هُمْ
onlara
يُنظَرُونَ
fırsat verilmez

Elmalılı Hamdi YazırO zulmedenler, azabı gördükleri zaman, artık onlardan ne azab hafifletilir, ne de onlara süre verilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا رأى الذين ظلموا» كفروا «العذاب» النار «فلا يُخفف عنهم» العذاب «ولا هم يُنظرون» يمهلون عنه إذا رأوه.

16:86
وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواْ شُرَكَآءَهُمۡ قَالُواْ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ شُرَكَآؤُنَا ٱلَّذِينَ كُنَّا نَدۡعُواْ مِن دُونِكَۖ فَأَلۡقَوۡاْ إِلَيۡهِمُ ٱلۡقَوۡلَ إِنَّكُمۡ لَكَٰذِبُونَ
وَإِذَا
ve zaman
رَءَا
gördükleri
ٱلَّذِينَ
kimseler
أَشْرَكُوا۟
ortak koşanlar
شُرَكَآءَهُمْ
ortak koştuklarını
قَالُوا۟
derler ki
رَبَّنَا
Rabbimiz
هَـٰٓؤُلَآءِ
işte (bunlar)
شُرَكَآؤُنَا
ortaklarımız
ٱلَّذِينَ
olduğumuz
كُنَّا
we used to
نَدْعُوا۟
tapıyor
مِن
senden başka
دُونِكَ ۖ
besides You
فَأَلْقَوْا۟
söz atarlar
إِلَيْهِمُ
onlara
ٱلْقَوْلَ
şu sözle
إِنَّكُمْ
siz
لَكَـٰذِبُونَ
tamamen yalancılarsınız

Elmalılı Hamdi YazırVe o Allah'a ortak koşanlar, ortak koştuklarını (putları) gördükleri zaman: "Rabbimiz! İşte bunlar, seni bırakıp da kendilerine taptığımız ortaklarımızdır" diyecekler. Koştukları ortaklar da onlara; "Siz mutlaka yalancılarsınız" diye söz atarlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وإذا رأى الذين أشركوا شركاءهم) من الشياطين وغيرها (قالوا ربنا هؤلاء شركاؤنا الذين كنا ندعو) نعبدهم (من دونك فألقوا إليهم القول) أي قالوا لهم (إنكم لكاذبون) في قولكم إنكم عبدتمونا كما في آية أخرى " ما كانوا إيانا يعبدون "، سيكفرون بعبادتهم.

16:87
وَأَلۡقَوۡاْ إِلَى ٱللَّهِ يَوۡمَئِذٍ ٱلسَّلَمَۖ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
وَأَلْقَوْا۟
ve olurlar
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
يَوْمَئِذٍ
o gün
ٱلسَّلَمَ ۖ
teslim
وَضَلَّ
ve sapıp gider
عَنْهُم
kendilerinden
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَفْتَرُونَ
uyduruyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırO gün Allah'a teslim bayrağını çekerler, bütün o uydurdukları şeyler kendilerini bırakıp kaybolup gitmişlerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وألقوا إلى الله يومئذ السلم» أي استسلموا لحكمه «وضل» غاب «عنهم ما كانوا يفترون» من أن آلهتهم تشفع لهم.

16:88
ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ زِدۡنَٰهُمۡ عَذَابࣰ ا فَوۡقَ ٱلۡعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يُفۡسِدُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟
ve engel olanlar
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah'ın
زِدْنَـٰهُمْ
artırırız onlara
عَذَابًۭا
azabı
فَوْقَ
üstüne
ٱلْعَذَابِ
azaplarının
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
yaptıkları
يُفْسِدُونَ
bozgunculuklarından

Elmalılı Hamdi Yazırİnkâr eden ve (insanları) Allah yolundan çevirenler, diğer kimseleri de bozdukları için onlara azab üstüne azab artırdık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين كفروا وصدوا» الناس «عن سبيل الله» دينه «زدناهم عذابا فوق العذاب» الذي استحقوه بكفرهم قال ابن مسعود: عقارب أنيابها كالنخل الطوال «بما كانوا يفسدون» بصدهم الناس عن الإيمان.

16:89 📚 1
وَيَوۡمَ نَبۡعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةࣲ شَهِيدًا عَلَيۡهِم مِّنۡ أَنفُسِهِمۡۖ وَجِئۡنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِۚ وَنَزَّلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ تِبۡيَٰنࣰ ا لِّكُلِّ شَيۡءࣲ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣰ وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُسۡلِمِينَ
وَيَوْمَ
ve gün
نَبْعَثُ
getireceğimiz
فِى
içinde
كُلِّ
her
أُمَّةٍۢ
ümmet
شَهِيدًا
bir şahid
عَلَيْهِم
üzerlerine
مِّنْ
kendi aralarından
أَنفُسِهِمْ ۖ
themselves
وَجِئْنَا
getireceğiz
بِكَ
seni de
شَهِيدًا
şahid
عَلَىٰ
üzerine
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ
bunların
وَنَزَّلْنَا
ve indirdik
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
bu Kitabı
تِبْيَـٰنًۭا
açıklayan
لِّكُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
وَهُدًۭى
ve yol gösterici olarak
وَرَحْمَةًۭ
ve rahmet olarak
وَبُشْرَىٰ
ve müjde olarak
لِلْمُسْلِمِينَ
müslümanlara

Elmalılı Hamdi YazırBiz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «يوم نبعث في كل أمة شهيدا عليهم من أنفسهم» وهو نبيهم «وجئنا بك» يا محمد «شهيدا على هؤلاء» أي قومك «ونزلنا عليك الكتاب» القرآن «تبيانا» بيانا «لكل شيء» يحتاج إليه الناس من أمر الشريعة «وهدى» من الضلالة «ورحمة وبشرى» بالجنة «للمسلمين» الموحدين.

16:90 📚 6
۞إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُ بِٱلۡعَدۡلِ وَٱلۡإِحۡسَٰنِ وَإِيتَآيِٕ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَيَنۡهَىٰ عَنِ ٱلۡفَحۡشَآءِ وَٱلۡمُنكَرِ وَٱلۡبَغۡيِۚ يَعِظُكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْمُرُ
emreder
بِٱلْعَدْلِ
adaleti
وَٱلْإِحْسَـٰنِ
ve ihsanı
وَإِيتَآئِ
ve vermeyi
ذِى
akrabaya
ٱلْقُرْبَىٰ
(to) relatives
وَيَنْهَىٰ
ve meneder
عَنِ
edepsizlikten
ٱلْفَحْشَآءِ
the immorality
وَٱلْمُنكَرِ
ve fenalıktan
وَٱلْبَغْىِ ۚ
ve azgınlıktan
يَعِظُكُمْ
size böyle öğüt verir
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَذَكَّرُونَ
öğüt alırsınız (diye)

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله يأمر بالعدل» التوحيد أو الإنصاف «والإحسان» أداء الفرائض أو أن تعبد الله كأنك تراه كما في الحديث «وإيتاءِ» إعطاء «ذي القربى» القرابة خصه بالذكر اهتماما به «وينهى عن الفحشاء» الزنا «والمنكر» شرعا من الكفر والمعاصي «والبغي» الظلم للناس خصه بالذكر اهتماما كما بدأ بالفحشاء كذلك «يعظكم» بالأمر والنهي «لعلكم تذكرون» تتعظون وفيه إدغام التاء في الأصل في الذال، وفي المستدرك عن ابن مسعود وهذه أجمع آية في القرآن للخير والشر.

16:91 📚 1
وَأَوۡفُواْ بِعَهۡدِ ٱللَّهِ إِذَا عَٰهَدتُّمۡ وَلَا تَنقُضُواْ ٱلۡأَيۡمَٰنَ بَعۡدَ تَوۡكِيدِهَا وَقَدۡ جَعَلۡتُمُ ٱللَّهَ عَلَيۡكُمۡ كَفِيلًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا تَفۡعَلُونَ
وَأَوْفُوا۟
tam yerine getirin
بِعَهْدِ
ahdini
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِذَا
zaman
عَـٰهَدتُّمْ
andlaşma yaptığınız
وَلَا
ve asla
تَنقُضُوا۟
bozmayın
ٱلْأَيْمَـٰنَ
yeminleri
بَعْدَ
sonra
تَوْكِيدِهَا
pekiştirdikten
وَقَدْ
çünkü
جَعَلْتُمُ
yaptınız
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَيْكُمْ
üzerinize
كَفِيلًا ۚ
kefil (şahid)
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
تَفْعَلُونَ
yaptıklarınız

Elmalılı Hamdi YazırBir de anlaşma yaptığınızda Allah'ın ahdini yerine getirin ve pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Allah'ı üzerinize şahid tuttuğunuz halde, nasıl olur da bozarsınız! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı bilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأوْفوا بعهد الله» من البيع والأيمان وغيرها «إذا عاهدتم ولا تنقضوا الأيمان بعد توكيدها» توثيقها «وقد جعلتم الله عليكم كفيلاً» بالوفاء حيث حلفتم به والجملة حال «إن الله يعلم ما تفعلون» تهديد لهم.

16:92 📚 3
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّتِي نَقَضَتۡ غَزۡلَهَا مِنۢ بَعۡدِ قُوَّةٍ أَنكَٰثࣰ ا تَتَّخِذُونَ أَيۡمَٰنَكُمۡ دَخَلَۢا بَيۡنَكُمۡ أَن تَكُونَ أُمَّةٌ هِيَ أَرۡبَىٰ مِنۡ أُمَّةٍۚ إِنَّمَا يَبۡلُوكُمُ ٱللَّهُ بِهِۦۚ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ
وَلَا
ve asla
تَكُونُوا۟
olmayın
كَٱلَّتِى
gibi
نَقَضَتْ
çözen kadın
غَزْلَهَا
ipliğini
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
قُوَّةٍ
kuvvetli
أَنكَـٰثًۭا
büktükten
تَتَّخِذُونَ
bir vasıta yaparak
أَيْمَـٰنَكُمْ
yeminlerinizi
دَخَلًۢا
bozucu
بَيْنَكُمْ
aranızda
أَن
olduğu için
تَكُونَ
is
أُمَّةٌ
bir topluluk
هِىَ
daha çok
أَرْبَىٰ
more numerous
مِنْ
diğer bir topluluktan
أُمَّةٍ ۚ
(another) community
إِنَّمَا
çünkü
يَبْلُوكُمُ
sizi dener
ٱللَّهُ
Allah
بِهِۦ ۚ
bununla
وَلَيُبَيِّنَنَّ
ve açıklayacaktır
لَكُمْ
size
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
مَا
şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
فِيهِ
hakkında
تَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştüğünüz

Elmalılı Hamdi YazırBir ümmet, diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda aldatma vasıtası yaparak, ipliğini sağlamca eğirdikten sonra onu söküp bozmaya çalışan kadın gibi olmayın. Allah sizi bununla imtihan eder ve şüphesiz hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyleri kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تكونوا كالتي نقضت» أفسدت «غزلها» ما غزلته «من بعد قوة» إحكام له وبرم «أنكاثا» حال جمع نكث وهو ما ينكث أي يحل إحكامه وهي امرأة حمقاء من مكة كانت تغزل طوال يومها ثم تنقضه «تتخذون» حال من ضمير تكونوا: أي لا تكونوا مثلها في اتخاذكم «أيمانكم دخلاً» هو ما يدخل في الشيء وليس منه أي فسادا أو خديعة «بينكم» بأن تنقضوها «أن» أي لأن «تكون أُمة» جماعة «هي أربى» أكثر «من أمة» وكانوا يحالفون الحلفاء فإذا وجد أكثر منهم وأعز نقضوا حلف أولئك وحالفوهم «إنما يبلوكم» يختبركم «الله به» أي بما أمر به من الوفاء بالعهد لينظر المطيع منكم والعاصي أو يكون أمة أربى لينظر أتفون أم لا «وليبينن لكم يوم القيامة ما كنتم فيه تختلفون» في الدنيا من أمر العهد وغيره بأن يعذب الناكث ويثبت الوافي.

16:93 📚 6
وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمۡ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ وَلَٰكِن يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَلَتُسۡـَٔلُنَّ عَمَّا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
وَلَوْ
şayet
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَجَعَلَكُمْ
hepinizi yapardı
أُمَّةًۭ
ümmet
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
وَلَـٰكِن
fakat
يُضِلُّ
şaşırtır
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيَهْدِى
ve doğru yola iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَلَتُسْـَٔلُنَّ
ve siz mutlaka sorulacaksınız
عَمَّا
şeylerden
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırAllah dileseydi elbette hepinizi tek bir ümmet yapardı. Fakat Allah dilediğini saptırır ve dilediğine de hidayet verir. Şüphesiz ki, (kıyamet gününde) bütün yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو شاء الله لجعلكم أمة واحدة» أهل دين واحد «ولكن يضل من يشاء ويهدي من يشاء ولتسألُن» يوم القيامة سؤال تبكيت «عما كنتم تعملون» لتجازوا عليه.

16:94
وَلَا تَتَّخِذُوٓاْ أَيۡمَٰنَكُمۡ دَخَلَۢا بَيۡنَكُمۡ فَتَزِلَّ قَدَمُۢ بَعۡدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُواْ ٱلسُّوٓءَ بِمَا صَدَدتُّمۡ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَكُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
وَلَا
yapmayın
تَتَّخِذُوٓا۟
take
أَيْمَـٰنَكُمْ
yeminlerinizi
دَخَلًۢا
bozan bir şey
بَيْنَكُمْ
aranızı
فَتَزِلَّ
kayar
قَدَمٌۢ
ayak
بَعْدَ
sonra
ثُبُوتِهَا
sağlam bastıktan
وَتَذُوقُوا۟
ve tadarsınız
ٱلسُّوٓءَ
kötülüğü
بِمَا
dolayı
صَدَدتُّمْ
engel olduğunuzdan
عَن
yoludan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَلَكُمْ
ve sizin için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırYeminlerinizi aranızda aldatma ve fesada vasıta edinmeyin, sonra sağlam basmışken bir ayak kayar da Allah yolundan saptığınız için, dünyada kötü azabı tadarsınız. Ahirette de size büyük bir azab olur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تتخذوا أيمانكم دخلاً بينكم» كرره تأكدا «فتزل قدم» أي أقدامكم عن محجة الإسلام «بعد ثبوتها» استقامتها عليها «وتذوقوا السوء» أي العذاب «بما صددتم عن سبيل الله» أي بصدكم عن الوفاء بالعهد أو بصدكم غيركم عنه لأنه يستن بكم «ولكم عذاب عظيم» في الآخرة.

16:95
وَلَا تَشۡتَرُواْ بِعَهۡدِ ٱللَّهِ ثَمَنࣰ ا قَلِيلًاۚ إِنَّمَا عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَلَا
ve asla
تَشْتَرُوا۟
satmayın
بِعَهْدِ
verdiğiniz sözü
ٱللَّهِ
Allah'a
ثَمَنًۭا
bir paraya
قَلِيلًا ۚ
az
إِنَّمَا
şüphesiz
عِندَ
yanında olan
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُوَ
o
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
bilirseniz
تَعْلَمُونَ
know

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın ahdini az bir bedel karşılığında değişmeyin. Eğer bilirseniz muhakkak ki Allah katındaki sevap sizin için daha hayırlıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تشتروا بعهد الله ثمنا قليلاً» من الدنيا بأن تنقضوه لأجله «إنما عند الله» من الثواب «هو خير لكم» مما في الدنيا «إن كنتم تعلمون» ذلك فلا تنقضوا.

16:96 📚 11
مَا عِندَكُمۡ يَنفَدُ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ بَاقࣲۗ وَلَنَجۡزِيَنَّ ٱلَّذِينَ صَبَرُوٓاْ أَجۡرَهُم بِأَحۡسَنِ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
مَا
bulunan
عِندَكُمْ
sizin yanınızda
يَنفَدُ ۖ
tükenir
وَمَا
bulunan ise
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah'ın
بَاقٍۢ ۗ
kalıcıdır
وَلَنَجْزِيَنَّ
elbette vereceğiz
ٱلَّذِينَ
kimselerin
صَبَرُوٓا۟
sabreden(lerin)
أَجْرَهُم
karşılığını
بِأَحْسَنِ
en güzeliyle
مَا
olduklarının
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırSizin yanınızdaki dünya malı tükenir, Allah'ın katındakiler ise tükenmez. Muhakkak ki biz, Allah yolunda sabredenleri, yaptıkları amelin daha güzeliyle mükafatlandıracağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما عندكم» من الدنيا «يَنفدُ» يفنى «وما عند الله باقي» دائم «وليجزينَّ» بالياء والنون «الذين صبروا» من الوفاء بالعهود «أجرهم بأحسن ما كانوا يعملون» أحسن بمعنى حسن.

16:97 📚 1
مَنۡ عَمِلَ صَٰلِحࣰ ا مِّن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَنُحۡيِيَنَّهُۥ حَيَوٰةࣰ طَيِّبَةࣰۖ وَلَنَجۡزِيَنَّهُمۡ أَجۡرَهُم بِأَحۡسَنِ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
مَنْ
her kim
عَمِلَ
bir iş yaparsa
صَـٰلِحًۭا
iyi
مِّن
erkekten
ذَكَرٍ
male
أَوْ
veya
أُنثَىٰ
kadından
وَهُوَ
o
مُؤْمِنٌۭ
inanmış olarak
فَلَنُحْيِيَنَّهُۥ
onu yaşatırız
حَيَوٰةًۭ
bir hayatla
طَيِّبَةًۭ ۖ
hoş
وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ
ve elbette veririz
أَجْرَهُم
onların ücretini
بِأَحْسَنِ
en güzeliyle
مَا
olduklarının
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırErkekten ve dişiden, mümin olarak kim iyi amel işlerse muhakkak onu güzel bir hayat ile yaşatacağız ve yapmakta oldukları amellerin daha güzeliyle mükafatlarını elbette vereceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من عمل صالحاً من ذكر أو أنثى وهو مؤمن فلنحيينه حياة طيبة» قيل هي حياة الجنة وقيل في الدنيا بالقناعة أو الرزق الحلال «ولنجزينهم أجرهم بأحسن ما كانوا يعملون».

16:98
فَإِذَا قَرَأۡتَ ٱلۡقُرۡءَانَ فَٱسۡتَعِذۡ بِٱللَّهِ مِنَ ٱلشَّيۡطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ
فَإِذَا
zaman
قَرَأْتَ
okuduğun
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
فَٱسْتَعِذْ
sığın
بِٱللَّهِ
Allah'a
مِنَ
şeytandan
ٱلشَّيْطَـٰنِ
the Shaitaan
ٱلرَّجِيمِ
kovulmuş

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi Kur'ân okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا قرأت القرآن» أي أردت قراءته «فاستعذ بالله من الشيطان الرجيم» أي قل: أعوذ بالله من الشيطان الرجيم.

16:99
إِنَّهُۥ لَيۡسَ لَهُۥ سُلۡطَٰنٌ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ
إِنَّهُۥ
çünkü
لَيْسَ
yoktur
لَهُۥ
o(şeyta)nın
سُلْطَـٰنٌ
bir gücü
عَلَى
üzerinde
ٱلَّذِينَ
inananlar
ءَامَنُوا۟
believe
وَعَلَىٰ
ve üzerinde
رَبِّهِمْ
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ
dayananlar

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنه ليس له سلطان» تسلط «على الذين آمنوا وعلى ربهم يتوكلون».

16:100 📚 2
إِنَّمَا سُلۡطَٰنُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يَتَوَلَّوۡنَهُۥ وَٱلَّذِينَ هُم بِهِۦ مُشۡرِكُونَ
إِنَّمَا
sadece
سُلْطَـٰنُهُۥ
onun gücü
عَلَى
üzerinde
ٱلَّذِينَ
kimselere
يَتَوَلَّوْنَهُۥ
onu dost tutan(lar)
وَٱلَّذِينَ
ve kimselere
هُم
onlar
بِهِۦ
onu
مُشْرِكُونَ
ortak koşan(lar)

Elmalılı Hamdi YazırŞeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما سلطانه على الذين يتولوْنه» بطاعته «والذين هم به» أي الله «مشركون».

16:101 📚 3
وَإِذَا بَدَّلۡنَآ ءَايَةࣰ مَّكَانَ ءَايَةࣲ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مُفۡتَرِۭۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَإِذَا
ve zaman
بَدَّلْنَآ
değiştirdiğimiz
ءَايَةًۭ
bir ayeti
مَّكَانَ
yerine
ءَايَةٍۢ ۙ
bir ayet
وَٱللَّهُ
ve Allah
أَعْلَمُ
bilirken
بِمَا
ne
يُنَزِّلُ
indirdiğini
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّمَآ
şüphesiz
أَنتَ
sen
مُفْتَرٍۭ ۚ
iftira ediyorsun
بَلْ
hayır
أَكْثَرُهُمْ
onların çokları
لَا
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ
know

Elmalılı Hamdi YazırBiz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman Allah ne indirdiğini pek iyi bilmiş iken kâfirler Peygambere: "Sen, ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır öyle değil; onların çoğu bilmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا بدلنا آية مكان آية» بنسخها وإنزال غيرها بمصلحة العباد «والله أعلم بما ينزل قالوا» أي الكفار للنبي صلى الله عليه وسلم «إنما أنت مفتر» كذاب تقوله من عندك «بل أكثرهم لا يعلمون» حقيقة القرآن وفائدة النسخ.

16:102 📚 1
قُلۡ نَزَّلَهُۥ رُوحُ ٱلۡقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِٱلۡحَقِّ لِيُثَبِّتَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهُدࣰ ى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُسۡلِمِينَ
قُلْ
de ki
نَزَّلَهُۥ
onu indirdi
رُوحُ
the Holy Spirit
ٱلْقُدُسِ
-nden-Kudüs
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
بِٱلْحَقِّ
gerçek olarak
لِيُثَبِّتَ
sağlamlaştırmak için
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَهُدًۭى
ve yol gösterici
وَبُشْرَىٰ
ve müjde olarak
لِلْمُسْلِمِينَ
müslümanlara

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Onlara de ki: "Kur'ân'ı Cebrail, iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل» لهم «نزَّله روح القدس» جبريل «من ربك بالحق» متعلق بنزل «ليثبت الذين آمنوا» بإيمانهم به «وهدى وبشرى للمسلمين».

16:103 📚 3
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّهُمۡ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُۥ بَشَرࣱۗ لِّسَانُ ٱلَّذِي يُلۡحِدُونَ إِلَيۡهِ أَعۡجَمِيࣱّ وَهَٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيࣱّ مُّبِينٌ
وَلَقَدْ
ve elbette
نَعْلَمُ
biliyoruz
أَنَّهُمْ
onların
يَقُولُونَ
dediklerini
إِنَّمَا
muhakkak
يُعَلِّمُهُۥ
ona öğretiyor
بَشَرٌۭ ۗ
bir insan
لِّسَانُ
dili
ٱلَّذِى
şahsın
يُلْحِدُونَ
nisbet ettikleri
إِلَيْهِ
ona
أَعْجَمِىٌّۭ
a'cemi (yabancıdır)
وَهَـٰذَا
bu ise
لِسَانٌ
bir dildir
عَرَبِىٌّۭ
Arapça
مُّبِينٌ
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırMuhakkak biliyoruz ki kâfirler: "Kur'ân'ı Muhammed'e bir insan öğretiyor" diyorlar. Peygambere öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise apaçık bir Arapçadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد» للتحقيق «نعلم أنهم يقولون إنما يعلمه» القرآن «بشر» وهو قين نصراني كان النبي صلى الله عليه وسلم يدخل عليه قال تعالى «لسان» لغة «الذي يلحدون» يميلون «إليه» أنه يعلمه «أعجمي وهذا» القرآن «لسان عربي مبين» ذو بيان وفصاحة فكيف يعلمه أعجمي.

16:104
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ لَا يَهۡدِيهِمُ ٱللَّهُ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseleri
لَا
inanmayan(ları)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerine
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِيهِمُ
Allah will guide them
ٱللَّهُ
Allah
وَلَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌ
acıklı

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın âyetlerine iman etmeyenleri, muhakkak ki Allah hidayete erdirmez ve onlara can yakıcı bir azab vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين لا يؤمنون بآيات الله لا يهديهم الله ولهم عذاب أليم» مؤلم.

16:105
إِنَّمَا يَفۡتَرِي ٱلۡكَذِبَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰذِبُونَ
إِنَّمَا
şüphesiz ancak
يَفْتَرِى
uydurur
ٱلْكَذِبَ
yalanı
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
inanmayan(lar)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerine
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْكَـٰذِبُونَ
yalancılar

Elmalılı Hamdi YazırYalanı ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalancıların ta kendileridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(إنما يفتري الكذب الذين لا يؤمنون بآيات الله) القرآن بقولهم هذا من قول البشر (وأولئك هم الكاذبون) والتأكيد بالتكرار، وإن وغيرهما رد لقولهم "" إنما أنت مفتر "".

16:106
مَن كَفَرَ بِٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ إِيمَٰنِهِۦٓ إِلَّا مَنۡ أُكۡرِهَ وَقَلۡبُهُۥ مُطۡمَئِنُّۢ بِٱلۡإِيمَٰنِ وَلَٰكِن مَّن شَرَحَ بِٱلۡكُفۡرِ صَدۡرࣰ ا فَعَلَيۡهِمۡ غَضَبࣱ مِّنَ ٱللَّهِ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
مَن
inkar eden
كَفَرَ
disbelieves
بِٱللَّهِ
Allah'ı
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
إِيمَـٰنِهِۦٓ
inandıktan
إِلَّا
hariç
مَنْ
kimseler
أُكْرِهَ
(inkara) zorlanan
وَقَلْبُهُۥ
ve kalbi
مُطْمَئِنٌّۢ
mutmain olduğu halde
بِٱلْإِيمَـٰنِ
imanla
وَلَـٰكِن
fakat
مَّن
kimselere
شَرَحَ
açan
بِٱلْكُفْرِ
küfre
صَدْرًۭا
göğsünü
فَعَلَيْهِمْ
üzerlerine iner
غَضَبٌۭ
bir gazab
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırKalbi iman ile sükûnet bulduğu halde (dinden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa, mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazab gelir ve kendilerine çok büyük bir azab vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من كفر بالله من بعد إيمانه إلا من أكره» على التلفظ بالكفر فتلفظ به «وقلبه مطمئن بالإيمان» ومن مبتدأ أو شرطية والخبر أو الجواب لهم وعيد شديد دل على هذا «ولكن من شرح بالكفر صدرا» له أي فتحه ووسعه بمعنى طابت به نفسه «فعليهم غضب من الله ولهم عذاب عظيم».

16:107 📚 2
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمُ ٱسۡتَحَبُّواْ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا عَلَى ٱلۡأٓخِرَةِ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّهُمُ
şüphesiz onların
ٱسْتَحَبُّوا۟
tercih etmelerindendir
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
عَلَى
ahirete
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
لَا
doğru yola iletmeyeceğindendir
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
kavmi
ٱلْكَـٰفِرِينَ
inkar eden

Elmalılı Hamdi YazırBu (azab) şundan dolayıdır ki, onlar, dünya hayatını sevmiş ve onu ahirete tercih etmişlerdir. Allah da kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» الوعيد لهم «بأنهم استحبوا الحياة الدنيا» اختاروها «على الآخرة وأن الله لا يهدي القوم الكافرين».

16:108
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ وَسَمۡعِهِمۡ وَأَبۡصَٰرِهِمۡۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡغَٰفِلُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
طَبَعَ
mühürlediği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
kalbleri
وَسَمْعِهِمْ
ve kulaklarını
وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۖ
ve gözlerini
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْغَـٰفِلُونَ
gafiller

Elmalılı Hamdi YazırBunlar, o kimselerdir ki; Allah kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlemiştir. Ve onlar, gafillerin ta kendileridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك الذين طبع الله على قلوبهم وسمعهم وأبصارهم وأولئك هم الغافلون» عما يراد بهم.

16:109 📚 2
لَا جَرَمَ أَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
لَا
hiç yok
جَرَمَ
şüphe
أَنَّهُمْ
elbette onlar
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
هُمُ
onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayacaklardır

Elmalılı Hamdi YazırHiç şüphesiz onlar, ahirette perişan olup hüsrana uğrayanların ta kendileridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا جرم» حقاً «أنهم في الآخرة هم الخاسرون» لمصيرهم إلى النار المؤبدة عليهم.

16:110 📚 2
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا فُتِنُواْ ثُمَّ جَٰهَدُواْ وَصَبَرُوٓاْ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعۡدِهَا لَغَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
ثُمَّ
sonra
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لِلَّذِينَ
(yanındadır)
هَاجَرُوا۟
hicret edenlerin
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
işkenceye uğratıldıktan
فُتِنُوا۟
they had been put to trials
ثُمَّ
sonra
جَـٰهَدُوا۟
cihad edenlerin
وَصَبَرُوٓا۟
ve sabredenlerin
إِنَّ
elbette
رَبَّكَ
Rabbin
مِنۢ
bun(lar)dan sonra
بَعْدِهَا
after it
لَغَفُورٌۭ
elbette bağışlayandır;
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırSonra şüphesiz Rabbin, eziyet edildikten sonra hicret eden, sonra cihad eden ve sabreden kimselerin yardımcısıdır. Bunlardan sonra Rabbin elbette çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم إن ربك للذين هاجروا» إلى المدينة «من بعد ما فُتنوا» عذبوا وتلفظوا بالكفر وفي قراءة بالبناء للفاعل أي كفروا أو فتنوا الناس عن الأيمان «ثم جاهدوا وصبروا» على الطاعة «إن ربك من بعدها» أي الفتنة «لغفور» لهم «رحيم» بهم وخبر إن الأولى دل عليه خبر الثانية.

16:111 📚 1
۞يَوۡمَ تَأۡتِي كُلُّ نَفۡسࣲ تُجَٰدِلُ عَن نَّفۡسِهَا وَتُوَفَّىٰ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا عَمِلَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
۞ يَوْمَ
o gün
تَأْتِى
gelir
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
nefis
تُجَـٰدِلُ
uğraşır
عَن
kendi canı için
نَّفْسِهَا
itself
وَتُوَفَّىٰ
ve tam karşılığı verilir
كُلُّ
herkese
نَفْسٍۢ
nefse
مَّا
yaptığının
عَمِلَتْ
it did
وَهُمْ
onlara
لَا
asla
يُظْلَمُونَ
haksızlık edilmez

Elmalılı Hamdi YazırO gün, herkes nefsini kurtarmak için uğraşarak gelir ve herkese yaptığı işin karşılığı tamamiyle ödenir ve hiç kimseye de zulmedilmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر «يوم تأتي كل نفس تجادل» تحاج «عن نفسها» لا يهمها غيرها وهو يوم القيامة «وتوفى كل نفس» جزاء «ما عملت وهم لا يظلمون» شيئا.

16:112
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا قَرۡيَةࣰ كَانَتۡ ءَامِنَةࣰ مُّطۡمَئِنَّةࣰ يَأۡتِيهَا رِزۡقُهَا رَغَدࣰ ا مِّن كُلِّ مَكَانࣲ فَكَفَرَتۡ بِأَنۡعُمِ ٱللَّهِ فَأَذَٰقَهَا ٱللَّهُ لِبَاسَ ٱلۡجُوعِ وَٱلۡخَوۡفِ بِمَا كَانُواْ يَصۡنَعُونَ
وَضَرَبَ
ve misal verir
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًۭا
misaliyle
قَرْيَةًۭ
bir kenti
كَانَتْ
idi
ءَامِنَةًۭ
güven
مُّطْمَئِنَّةًۭ
huzur içinde
يَأْتِيهَا
kendisine geliyordu
رِزْقُهَا
rızkı
رَغَدًۭا
bol bol
مِّن
her
كُلِّ
every
مَكَانٍۢ
yerden
فَكَفَرَتْ
fakat nankörlük etti
بِأَنْعُمِ
ni'metlerine
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَأَذَٰقَهَا
(bunun üzerine) ona taddırdı
ٱللَّهُ
Allah
لِبَاسَ
elbisesi
ٱلْجُوعِ
açlık
وَٱلْخَوْفِ
ve korku
بِمَا
ötürü
كَانُوا۟
oldukları
يَصْنَعُونَ
yapıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırAllah bir şehri misal olarak verdi: Bu şehir güvenli, huzurlu idi, Oraya her yerden rızkı bol bol geliyordu. Ne var ki onlar Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıkları işler yüzünden açlık ve korku elbisesini (felâketini) tattırdı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وضرب الله مثلاً» ويبدل منه «قرية» هي مكة والمراد أهلها «كانت آمنة» من الغارات لا تهاج «مطمئنة» لا يحتاج إلى الانتقال عنها لضيق أو خوف «يأتيها رزقها رغدا» واسعا «من كل مكان فكفرت بأنعم الله» بتكذيب النبي صلى الله عليه وسلم «فأذاقها الله لباس الجوع» فقحطوا سبع سنين «والخوف» بسرايا النبي صلى الله عليه وسلم «بما كانوا يصنعون».

16:113
وَلَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مِّنۡهُمۡ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَهُمۡ ظَٰلِمُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَهُمْ
onlara geldi
رَسُولٌۭ
bir elçi
مِّنْهُمْ
kendilerinden
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
فَأَخَذَهُمُ
onları yakalayıverdi
ٱلْعَذَابُ
azab
وَهُمْ
ve onlar
ظَـٰلِمُونَ
zulümlerine devam ederken

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine zulüm yaparlarken azab da onları yakalayıverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد جاءهم رسول منهم» محمد صلى الله عليه وسلم «فكذبوه فأخذهم العذاب» الجوع والخوف «وهم ظالمون».

16:114 📚 1
فَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَٰلࣰ ا طَيِّبࣰ ا وَٱشۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ إِيَّاهُ تَعۡبُدُونَ
فَكُلُوا۟
yeyin
مِمَّا
size verdiği rızıktan
رَزَقَكُمُ
Allah has provided you
ٱللَّهُ
Allah'ın
حَلَـٰلًۭا
helal
طَيِّبًۭا
ve hoş (olarak)
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
نِعْمَتَ
ni'metine
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِن
eğer
كُنتُمْ
ediyorsanız
إِيَّاهُ
O'na
تَعْبُدُونَ
kulluk

Elmalılı Hamdi YazırArtık Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Allah'ın nimetine şükredin, eğer gerçekten O'na ibadet edecekseniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكلوا» أيها المؤمنون «مما رزقكم الله حلالاً طيبا واشكروا نعمة الله إن كنتم إياه تعبدون».

16:115 📚 6
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحۡمَ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦۖ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغࣲ وَلَا عَادࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِنَّمَا
şüphesiz
حَرَّمَ
haram kıldı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَيْتَةَ
ölüyü
وَٱلدَّمَ
ve kanı
وَلَحْمَ
ve etini
ٱلْخِنزِيرِ
domuz
وَمَآ
ve şeyi
أُهِلَّ
kesilen
لِغَيْرِ
başkasının
ٱللَّهِ
Allah'tan
بِهِۦ ۖ
adına
فَمَنِ
kim
ٱضْطُرَّ
mecbur kalırsa
غَيْرَ
saldırmadan
بَاغٍۢ
disobedient
وَلَا
ve
عَادٍۢ
sınırı da aşmadan
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırO size ancak ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Her kim bu haram şeyleri yemeye mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan ve aşırı gitmeden yiyebilir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما حرم عليكم الميتة والدم ولحم الخنزير وما أهل لغير الله به فمن اضطر غير باغ ولا عاد فإن الله غفور رحيم».

16:116 📚 1
وَلَا تَقُولُواْ لِمَا تَصِفُ أَلۡسِنَتُكُمُ ٱلۡكَذِبَ هَٰذَا حَلَٰلࣱ وَهَٰذَا حَرَامࣱ لِّتَفۡتَرُواْ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ لَا يُفۡلِحُونَ
وَلَا
ve
تَقُولُوا۟
demeyin
لِمَا
ötürü
تَصِفُ
nitelendirmesinden
أَلْسِنَتُكُمُ
dillerinizin
ٱلْكَذِبَ
yalan
هَـٰذَا
şu
حَلَـٰلٌۭ
helaldir
وَهَـٰذَا
şu ise
حَرَامٌۭ
haramdır
لِّتَفْتَرُوا۟
sonra uydurmuş olursunuz
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ ۚ
yalan
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَفْتَرُونَ
uyduran(lar)
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ
yalan
لَا
iflah olmazlar
يُفْلِحُونَ
they will not succeed

Elmalılı Hamdi YazırDillerinizin yalan vasfetmesi ile: "Şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تقولوا لما تصف ألسنتكم» أي لوصف ألسنتكم «الكذب هذا حلال وهذا حرام» لما لم يحله الله ولم يحرمه «لتفتروا على الله الكذب» بنسبة ذلك إليه «إن الذين يفترون على الله الكذب لا يفلحون».

16:117
مَتَٰعࣱ قَلِيلࣱ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
مَتَـٰعٌۭ
bir mefaattir
قَلِيلٌۭ
azıcık
وَلَهُمْ
ve onlara vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Elmalılı Hamdi YazırOnlar için dünyada pek az bir menfaat var, ahirette ise çok acıklı bir azab vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
لهم «متاع قليل» في الدنيا «ولهم» في الآخرة «عذاب أليم» مؤلم.

16:118
وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا مَا قَصَصۡنَا عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُۖ وَمَا ظَلَمۡنَٰهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
وَعَلَى
ve
ٱلَّذِينَ
olanlara da
هَادُوا۟
Yahudi
حَرَّمْنَا
haram kılmıştık
مَا
anlattıklarımızı
قَصَصْنَا
We related
عَلَيْكَ
sana
مِن
bundan önce
قَبْلُ ۖ
before
وَمَا
değildik
ظَلَمْنَـٰهُمْ
onlara zulmediyor
وَلَـٰكِن
fakat
كَانُوٓا۟
ediyorlardı
أَنفُسَهُمْ
onlar kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulm

Elmalılı Hamdi YazırSana anlattıklarımızı, daha önce yahudilere de haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmemiştik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وعلى الذين هادوا) أي اليهود (حرمنا ما قصصنا عليك من قبل) في آية "" وعلى الذين هادوا حرمنا كل ذي ظفر "" إلى آخرها (وما ظلمناهم) بتحريم ذلك (ولكن كانوا أنفسهم يظلمون) بارتكاب المعاصي الموجبة لذلك.

16:119 📚 2
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُواْ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةࣲ ثُمَّ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ وَأَصۡلَحُوٓاْ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعۡدِهَا لَغَفُورࣱ رَّحِيمٌ
ثُمَّ
sonra
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لِلَّذِينَ
kimseler için
عَمِلُوا۟
işleyen(ler)
ٱلسُّوٓءَ
kötülük
بِجَهَـٰلَةٍۢ
cehaletle
ثُمَّ
sonra
تَابُوا۟
tevbe edenler (için)
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
وَأَصْلَحُوٓا۟
ve uslananlar (için)
إِنَّ
elbette
رَبَّكَ
Rabbin
مِنۢ
bunlardan sonra
بَعْدِهَا
after that
لَغَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌ
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırSonra şüphe yok ki Rabbin, bir cahillikle günah işleyip ardından tevbe eden ve durumunu düzelten kimseleri bağışlar. Şüphesiz ki Rabbin, bu tevbeden sonra Gafurdur, Rahîmdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم إن ربك للذين عملوا السوء» الشرك «بجهالة ثم تابوا» رجعوا «من بعد ذلك وأصلحوا» عملهم «إن ربك من بعدها» أي الجهالة أو التوبة «لغفور» لهم «رحيم» بهم.

16:120
إِنَّ إِبۡرَٰهِيمَ كَانَ أُمَّةࣰ قَانِتࣰ ا لِّلَّهِ حَنِيفࣰ ا وَلَمۡ يَكُ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
إِنَّ
şüphesiz
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
كَانَ
idi
أُمَّةًۭ
bir ümmet
قَانِتًۭا
O'na ita'at eden
لِّلَّهِ
Allah'ı
حَنِيفًۭا
birleyen
وَلَمْ
ve
يَكُ
değildi
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz İbrahim Allah'a itaat eden, Hakk'a yönelen bir önderdi. Ve hiçbir zaman müşriklerden olmadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن إبراهيم كان أُمَّة» إماما قدوة جامعا لخصال الخير «قانتا» مطيعا «لله حنيفا» مائلاً إلى الدين القيم «ولم يك من المشركين».

16:121
شَاكِرࣰ ا لِّأَنۡعُمِهِۚ ٱجۡتَبَىٰهُ وَهَدَىٰهُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
شَاكِرًۭا
şükredici idi
لِّأَنْعُمِهِ ۚ
O'nun ni'metlerine
ٱجْتَبَىٰهُ
onu seçmiş
وَهَدَىٰهُ
ve iletmişti
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
the way
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın nimetlerine şükredendi. Allah onu seçmiş ve doğru yola iletmişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«شاكرا لأنعمه اجتباه» اصطفاه «وهداهُ إلى صراط مستقيم».

16:122
وَءَاتَيۡنَٰهُ فِي ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣰۖ وَإِنَّهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona vermiştik
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
حَسَنَةًۭ ۖ
iyilik
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz O
فِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
لَمِنَ
iyilerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Elmalılı Hamdi YazırVe biz ona (İbrahim'e) iyilik verdik. Şüphesiz ki o, ahirette de salihlerdendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآتيناه» فيه التفات عن الغيبة «في الدنيا حسنة» هي الثناء الحسن في كل أهل الأديان «وإنه في الآخرة لمن الصالحين» الذين لهم الدرجات العلى.

16:123 📚 2
ثُمَّ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ أَنِ ٱتَّبِعۡ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِيمَ حَنِيفࣰ اۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
ثُمَّ
sonra
أَوْحَيْنَآ
vahyettik
إِلَيْكَ
sana
أَنِ
uy
ٱتَّبِعْ
You follow
مِلَّةَ
yoluna
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in
حَنِيفًۭا ۖ
hanif olan
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Elmalılı Hamdi YazırSonra da (ey Muhammed!) sana: "Hakk'a yönelen ve müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine tabi ol" diye vahyettik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم أوحينا إليك» دينه يا محمد «أن اتبع ملة» دينه «إبراهيم حنيفا وما كان من المشركين» كرر ردا على زعم اليهود والنصارى أنهم على دينه.

16:124
إِنَّمَا جُعِلَ ٱلسَّبۡتُ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِۚ وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
إِنَّمَا
şüphesiz
جُعِلَ
(farz) kılındı
ٱلسَّبْتُ
cumartesi günü
عَلَى
üzerinde
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱخْتَلَفُوا۟
ayrılığa düşen(ler)
فِيهِ ۚ
onun
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَيَحْكُمُ
elbette hükmünü verecektir
بَيْنَهُمْ
aralarında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
şey hakkında
كَانُوا۟
onda
فِيهِ
[in it]
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri

Elmalılı Hamdi YazırCumartesi günü (avlanmamak), ancak onda ihtilafa düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin onların ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında kıyamet günü, aralarında elbette hükmünü verecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما جعل السبت» فرض تعظيمه «على الذين اختلفوا فيه» على نبيهم، وهم اليهود أمروا أن يتفرغوا للعبادة يوم الجمعة فقالوا: لا نريده واختاروا السبت فشدد عليه فيه «وإن ربك ليحكم بينهم يوم القيامة فيما كانوا يختلفون» من أمره بأن يثيب الطائع ويعذب العاصي بانتهاك حرمته.

16:125 📚 11
ٱدۡعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِٱلۡحِكۡمَةِ وَٱلۡمَوۡعِظَةِ ٱلۡحَسَنَةِۖ وَجَٰدِلۡهُم بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ
ٱدْعُ
çağır
إِلَىٰ
yoluna
سَبِيلِ
(the) way
رَبِّكَ
Rabbinin
بِٱلْحِكْمَةِ
hikmetle
وَٱلْمَوْعِظَةِ
ve öğütle
ٱلْحَسَنَةِ ۖ
güzel
وَجَـٰدِلْهُم
ve onlarla mücadele et
بِٱلَّتِى
(biçimde)
هِىَ
o
أَحْسَنُ ۚ
en güzel
إِنَّ
kuşkusuz
رَبَّكَ
Rabbin
هُوَ
işte O'dur
أَعْلَمُ
en iyi bilen
بِمَن
kimseleri
ضَلَّ
sapan(ları)
عَن
yolundan
سَبِيلِهِۦ ۖ
His way
وَهُوَ
ve O
أَعْلَمُ
(en iyi) bilendir
بِٱلْمُهْتَدِينَ
hidayete erenleri

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Resulüm!) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ادع» الناس يا محمد «إلى سبيل ربك» دينه «بالحكمة» بالقرآن «والموعظة الحسنة» مواعظه أو القول الرقيق «وجادلهم بالتي» أي بالمجادلة التي «هي أحسن» كالدعاء إلى الله بآياته والدعاء إلى حججه «إن ربك هو أعلم» أي عالم «بمن ضل عن سبيله وهو أعلم بالمهتدين» فيجازيهم وهذا قبل الأمر بالقتال ونزل لما قتل حمزة ومثِّل به فقال صلى الله عليه وسلم وقد رآه: لأمثلن بسبعين منهم مكانك.

16:126 📚 3
وَإِنۡ عَاقَبۡتُمۡ فَعَاقِبُواْ بِمِثۡلِ مَا عُوقِبۡتُم بِهِۦۖ وَلَئِن صَبَرۡتُمۡ لَهُوَ خَيۡرࣱ لِّلصَّٰبِرِينَ
وَإِنْ
ve eğer
عَاقَبْتُمْ
ceza verecekseniz
فَعَاقِبُوا۟
ceza verin
بِمِثْلِ
aynısını
مَا
size verilen cezanın
عُوقِبْتُم
you were afflicted
بِهِۦ ۖ
onunla
وَلَئِن
ama
صَبَرْتُمْ
sabdederseniz
لَهُوَ
andolsun ki o
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لِّلصَّـٰبِرِينَ
sabredenler için

Elmalılı Hamdi YazırEğer (bir suçtan dolayı) ceza verecek olursanız size yapılan azab ve cezanın misli ile ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن عاقبتم فعاقبوا بمثل ما عوقبتم به ولئن صبرتم» عن الانتقام «لهو» أي الصبر «خير للصابرين» فكف صلى الله عليه وسلم وكفَّر عن يمينه رواه البزار.

16:127 📚 1
وَٱصۡبِرۡ وَمَا صَبۡرُكَ إِلَّا بِٱللَّهِۚ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَلَا تَكُ فِي ضَيۡقࣲ مِّمَّا يَمۡكُرُونَ
وَٱصْبِرْ
ve sabret
وَمَا
değildir
صَبْرُكَ
senin sabrın
إِلَّا
başka
بِٱللَّهِ ۚ
Allah(ın yardımından)
وَلَا
ve
تَحْزَنْ
üzülme
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve
تَكُ
düşme
فِى
sıkıntıya
ضَيْقٍۢ
distress
مِّمَّا
kurdukları tuzaklardan
يَمْكُرُونَ
they plot

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Peygamber!) Sabret! Sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı üzülme! Kurdukları tuzaklardan telaş edip sıkıntıya düşme

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واصبر وما صبرك إلا بالله» بتوفيقه «ولا تحزن عليهم» أي الكفار. إن لم يؤمنوا لحرصك على إيمانهم «ولا تك في ضيق مما يمكرون» أي لا تهتم بمكرهم فأنا ناصرك عليهم.

16:128 📚 8
إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَواْ وَّٱلَّذِينَ هُم مُّحۡسِنُونَ
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلَّذِينَ
kimselerle
ٱتَّقَوا۟
korunan(larla)
وَّٱلَّذِينَ
ve kimselerle
هُم
onlar
مُّحْسِنُونَ
iyilik eden(lerle)

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Allah, takva sahipleri ile ve iyilikte bulunanlarla beraberdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله مع الذين اتقوا» الكفر والمعاصي «والذين هم محسنون» بالطاعة والصبر، بالعون والنصر.

← Önceki Sonraki →

16. An-Nahl Suresi | Anlam Arayışı