☪ Anlam Arayışı

3. Aal-i-Imraan سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
3:1
الٓمٓ
الٓمٓ
Elif Lâm Mîm

Ali BulaçElif, Lam, Mim

3:2 📚 33
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَيُّ ٱلۡقَيُّومُ
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلْحَىُّ
daima diridir
ٱلْقَيُّومُ
(yaratıklarını) koruyup yöneticidir

Ali BulaçAllah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir

3:3
نَزَّلَ عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَأَنزَلَ ٱلتَّوۡرَىٰةَ وَٱلۡإِنجِيلَ
نَزَّلَ
indirdi
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ
hak ile
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
kendinden öncekini
بَيْنَ
(was)
يَدَيْهِ
before it
وَأَنزَلَ
ve indirmişti
ٱلتَّوْرَىٰةَ
Tevrat
وَٱلْإِنجِيلَ
ve İncil'i de

Ali BulaçO, sana Kitab’ı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti

3:4 📚 2
مِن قَبۡلُ هُدࣰ ى لِّلنَّاسِ وَأَنزَلَ ٱلۡفُرۡقَانَۗ إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدࣱۗ وَٱللَّهُ عَزِيزࣱ ذُو ٱنتِقَامٍ
مِن
daha önce
قَبْلُ
before (this)
هُدًۭى
yol gösterici olarak
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَأَنزَلَ
ve indirdi
ٱلْفُرْقَانَ ۗ
Furkan'ı da
إِنَّ
muhakkak ki
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَهُمْ
onlara vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
شَدِيدٌۭ ۗ
çetin
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌۭ
daima üstündür
ذُو
öc alandır
ٱنتِقَامٍ
(of) retribution

Ali BulaçBundan (Kur’an’dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler. Doğruyu yanlıştan ayıran (Furkan)ı da indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah güçlüdür, intikam alıcıdır

3:5 📚 17
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَخۡفَىٰ عَلَيۡهِ شَيۡءࣱ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'a
لَا
gizli kalmaz
يَخْفَىٰ
is hidden
عَلَيْهِ
ona
شَىْءٌۭ
hiçbir şey
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ve gökte
فِى
in
ٱلسَّمَآءِ
the heaven

Ali BulaçŞüphesiz, yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz

3:6 📚 5
هُوَ ٱلَّذِي يُصَوِّرُكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡحَامِ كَيۡفَ يَشَآءُۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
sizi şekillendiren
يُصَوِّرُكُمْ
shapes you
فِى
rahimlerde
ٱلْأَرْحَامِ
the wombs
كَيْفَ
gibi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçDöl yataklarında size dilediği gibi suret veren O'dur. O'ndan başka İlah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

3:7 📚 9
هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ مِنۡهُ ءَايَٰتࣱ مُّحۡكَمَٰتٌ هُنَّ أُمُّ ٱلۡكِتَٰبِ وَأُخَرُ مُتَشَٰبِهَٰتࣱۖ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمۡ زَيۡغࣱ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَٰبَهَ مِنۡهُ ٱبۡتِغَآءَ ٱلۡفِتۡنَةِ وَٱبۡتِغَآءَ تَأۡوِيلِهِۦۖ وَمَا يَعۡلَمُ تَأۡوِيلَهُۥٓ إِلَّا ٱللَّهُۗ وَٱلرَّٰسِخُونَ فِي ٱلۡعِلۡمِ يَقُولُونَ ءَامَنَّا بِهِۦ كُلࣱّ مِّنۡ عِندِ رَبِّنَاۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
هُوَ
O
ٱلَّذِىٓ
indirdi
أَنزَلَ
revealed
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
مِنْهُ
Onun
ءَايَـٰتٌۭ
(bazı) ayetleri
مُّحْكَمَـٰتٌ
muhkemdir (ki)
هُنَّ
onlar
أُمُّ
anasıdır
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
وَأُخَرُ
ve diğerleri de
مُتَشَـٰبِهَـٰتٌۭ ۖ
müteşabihdir
فَأَمَّا
olanlar
ٱلَّذِينَ
kalblerinde
فِى
in
قُلُوبِهِمْ
their hearts
زَيْغٌۭ
eğrilik
فَيَتَّبِعُونَ
ardına düşerler
مَا
olanlarının
تَشَـٰبَهَ
müteşabih
مِنْهُ
onun
ٱبْتِغَآءَ
çıkarmak için
ٱلْفِتْنَةِ
fitne
وَٱبْتِغَآءَ
ve bulmak için
تَأْوِيلِهِۦ ۗ
onun te'vilini
وَمَا
oysa
يَعْلَمُ
bilmez
تَأْوِيلَهُۥٓ
onun te'vilini
إِلَّا
başka kimse
ٱللَّهُ ۗ
Allah'tan
وَٱلرَّٰسِخُونَ
ileri gidenler
فِى
ilimde
ٱلْعِلْمِ
[the] knowledge
يَقُولُونَ
derler
ءَامَنَّا
inandık
بِهِۦ
Ona
كُلٌّۭ
hepsi
مِّنْ
katındandır
عِندِ
from
رَبِّنَا ۗ
Rabbimiz
وَمَا
düşünüp öğüt almaz
يَذَّكَّرُ
will take heed
إِلَّآ
başkası
أُو۟لُوا۟
sahiplerinden
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Ali BulaçSana Kitab’ı indiren O'dur. Ondan, Kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimiz'in Katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez

3:8 📚 12
رَبَّنَا لَا تُزِغۡ قُلُوبَنَا بَعۡدَ إِذۡ هَدَيۡتَنَا وَهَبۡ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡمَةًۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَا
eğriltme
تُزِغْ
deviate
قُلُوبَنَا
kalblerimizi
بَعْدَ
sonra
إِذْ
bizi doğru yola ilettikten
هَدَيْتَنَا
You (have) guided us
وَهَبْ
ve ver
لَنَا
bize
مِن
katından
لَّدُنكَ
Yourself
رَحْمَةً ۚ
bir rahmet
إِنَّكَ
kuşkusuz sen
أَنتَ
yalnız sen
ٱلْوَهَّابُ
çok bağış yapansın

Ali BulaçRabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen

3:9 📚 6
رَبَّنَآ إِنَّكَ جَامِعُ ٱلنَّاسِ لِيَوۡمࣲ لَّا رَيۡبَ فِيهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُخۡلِفُ ٱلۡمِيعَادَ
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّكَ
sen mutlaka
جَامِعُ
toplayacaksın
ٱلنَّاسِ
insanları
لِيَوْمٍۢ
bir günde
لَّا
asla şüphe olmayan
رَيْبَ
doubt
فِيهِ ۚ
kendisinde
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
dönmez
يُخْلِفُ
break
ٱلْمِيعَادَ
sözünden

Ali BulaçRabbimiz, kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları gerçekten Sen toplayacaksın. Doğrusu Allah, va'dinden cayıp-dönmez

3:10 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَن تُغۡنِيَ عَنۡهُمۡ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـࣰٔ اۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمۡ وَقُودُ ٱلنَّارِ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَن
yarar sağlamaz
تُغْنِىَ
will avail
عَنْهُمْ
onlara
أَمْوَٰلُهُمْ
malları
وَلَآ
ne de
أَوْلَـٰدُهُم
çocukları
مِّنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
شَيْـًۭٔا ۖ
hiçbir
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمْ
onlar
وَقُودُ
yakıtıdırlar
ٱلنَّارِ
ateşin

Ali BulaçŞüphesiz inkar edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine Allah'tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar

3:11
كَدَأۡبِ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمۡۗ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
كَدَأْبِ
durumu gibi
ءَالِ
ailesinin
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
مِن
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
كَذَّبُوا۟
onlar da yalanladılar
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَأَخَذَهُمُ
onları yakaladı
ٱللَّهُ
Allah
بِذُنُوبِهِمْ ۗ
günahlarıyla
وَٱللَّهُ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Ali BulaçTıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar, böylece Allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır

3:12 📚 1
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ سَتُغۡلَبُونَ وَتُحۡشَرُونَ إِلَىٰ جَهَنَّمَۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ
قُل
söyle
لِّلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar edenlere
سَتُغْلَبُونَ
yenileceksiniz
وَتُحْشَرُونَ
ve sürüleceksiniz
إِلَىٰ
cehenneme
جَهَنَّمَ ۚ
Hell
وَبِئْسَ
(orası) ne kötü
ٱلْمِهَادُ
bir döşektir

Ali Bulaçİnkar edenlere de ki: "Yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz." Ne kötü yataktır o

3:13
قَدۡ كَانَ لَكُمۡ ءَايَةࣱ فِي فِئَتَيۡنِ ٱلۡتَقَتَاۖ فِئَةࣱ تُقَٰتِلُ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَأُخۡرَىٰ كَافِرَةࣱ يَرَوۡنَهُم مِّثۡلَيۡهِمۡ رَأۡيَ ٱلۡعَيۡنِۚ وَٱللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصۡرِهِۦ مَن يَشَآءُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةࣰ لِّأُوْلِي ٱلۡأَبۡصَٰرِ
قَدْ
muhakak
كَانَ
sizin için vardır
لَكُمْ
for you
ءَايَةٌۭ
bir ibret
فِى
şu iki toplulukta
فِئَتَيْنِ
(the) two hosts
ٱلْتَقَتَا ۖ
karşılaşan
فِئَةٌۭ
bir topluluk
تُقَـٰتِلُ
çarpışıyordu
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَأُخْرَىٰ
öteki de
كَافِرَةٌۭ
nankördü
يَرَوْنَهُم
onları görüyorlardı
مِّثْلَيْهِمْ
kendilerinin iki katı
رَأْىَ
görüşüyle
ٱلْعَيْنِ ۚ
gözlerinin
وَٱللَّهُ
Allah
يُؤَيِّدُ
destekler
بِنَصْرِهِۦ
yardımıyle
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
إِنَّ
elbette
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَعِبْرَةًۭ
bir ibret vardır
لِّأُو۟لِى
olanlar için
ٱلْأَبْصَـٰرِ
gözleri

Ali BulaçKarşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için andolsun bir ayet (ibret) vardır. Bir topluluk, Allah yolunda çarpışıyordu, diğeri ise kafirdi ki göz görmesiyle karşılarındakini kendilerinin iki katı görüyorlardı. İşte Allah, dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır

3:14 📚 6
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ ٱلشَّهَوَٰتِ مِنَ ٱلنِّسَآءِ وَٱلۡبَنِينَ وَٱلۡقَنَٰطِيرِ ٱلۡمُقَنطَرَةِ مِنَ ٱلذَّهَبِ وَٱلۡفِضَّةِ وَٱلۡخَيۡلِ ٱلۡمُسَوَّمَةِ وَٱلۡأَنۡعَٰمِ وَٱلۡحَرۡثِۗ ذَٰلِكَ مَتَٰعُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسۡنُ ٱلۡمَـَٔابِ
زُيِّنَ
süslü (cazip) gösterildi
لِلنَّاسِ
insanlara
حُبُّ
aşırı düşkünlük
ٱلشَّهَوَٰتِ
zevklere
مِنَ
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ
[the] women
وَٱلْبَنِينَ
ve oğullardan
وَٱلْقَنَـٰطِيرِ
ve kantarlarca
ٱلْمُقَنطَرَةِ
yığılmış
مِنَ
altından
ٱلذَّهَبِ
[the] gold
وَٱلْفِضَّةِ
ve gümüşten
وَٱلْخَيْلِ
ve atlardan
ٱلْمُسَوَّمَةِ
salma
وَٱلْأَنْعَـٰمِ
davarlardan
وَٱلْحَرْثِ ۗ
ve ekinlerden (gelen)
ذَٰلِكَ
bunlar (sadece)
مَتَـٰعُ
geçimidir
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَٱللَّهُ
Allah'ın
عِندَهُۥ
yanındadır
حُسْنُ
güzel
ٱلْمَـَٔابِ
varılacak yer

Ali BulaçKadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır

3:15 📚 1
۞قُلۡ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيۡرࣲ مِّن ذَٰلِكُمۡۖ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَأَزۡوَٰجࣱ مُّطَهَّرَةࣱ وَرِضۡوَٰنࣱ مِّنَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِٱلۡعِبَادِ
۞ قُلْ
de ki
أَؤُنَبِّئُكُم
size söyleyeyim mi?
بِخَيْرٍۢ
daha iyisini
مِّن
bunlardan
ذَٰلِكُمْ ۚ
that
لِلَّذِينَ
korunanlar için vardır
ٱتَّقَوْا۟
fear[ed]
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
Rableri
جَنَّـٰتٌۭ
cennetler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalacakları
فِيهَا
içinde
وَأَزْوَٰجٌۭ
ve eşler
مُّطَهَّرَةٌۭ
tertemiz
وَرِضْوَٰنٌۭ
ve rızası
مِّنَ
Allah'ın
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
Allah
بَصِيرٌۢ
görür
بِٱلْعِبَادِ
kullarını

Ali BulaçDe ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin Katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir

3:16 📚 2
ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ إِنَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغۡفِرۡ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
ٱلَّذِينَ
(onlar ki)
يَقُولُونَ
derler
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّنَآ
gerçekten biz
ءَامَنَّا
inandık
فَٱغْفِرْ
bağışla
لَنَا
bizden
ذُنُوبَنَا
günahlarımızı
وَقِنَا
ve bizi koru
عَذَابَ
azabından
ٱلنَّارِ
ateş

Ali BulaçOnlar: "Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenler

3:17
ٱلصَّٰبِرِينَ وَٱلصَّٰدِقِينَ وَٱلۡقَٰنِتِينَ وَٱلۡمُنفِقِينَ وَٱلۡمُسۡتَغۡفِرِينَ بِٱلۡأَسۡحَارِ
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenler
وَٱلصَّـٰدِقِينَ
ve sadık olanlar
وَٱلْقَـٰنِتِينَ
ve gönülden itaat edenler
وَٱلْمُنفِقِينَ
ve infak edenler
وَٱلْمُسْتَغْفِرِينَ
ve istiğfar edenler
بِٱلْأَسْحَارِ
seherlerde

Ali BulaçSabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir

3:18 📚 24
شَهِدَ ٱللَّهُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَأُوْلُواْ ٱلۡعِلۡمِ قَآئِمَۢا بِٱلۡقِسۡطِۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
شَهِدَ
şahiddir (ki)
ٱللَّهُ
Allah
أَنَّهُۥ
şüphesiz
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve melekler
وَأُو۟لُوا۟
ve sahipleri
ٱلْعِلْمِ
ilim
قَآئِمًۢا
gözeten
بِٱلْقِسْطِ ۚ
adaletle
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْحَكِيمُ
hakimdir

Ali BulaçAllah, gerçekten Kendisi'nden başka İlah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka İlah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O'ndan başka İlah yoktur

3:19 📚 2
إِنَّ ٱلدِّينَ عِندَ ٱللَّهِ ٱلۡإِسۡلَٰمُۗ وَمَا ٱخۡتَلَفَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُ بَغۡيَۢا بَيۡنَهُمۡۗ وَمَن يَكۡفُرۡ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلدِّينَ
din
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
ٱلْإِسْلَـٰمُ ۗ
İslamdır
وَمَا
ayrılığa düşmediler
ٱخْتَلَفَ
differed
ٱلَّذِينَ
kimseler
أُوتُوا۟
verilmiş olan
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
إِلَّا
başka (bir sebeple)
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
geldikten
جَآءَهُمُ
came to them
ٱلْعِلْمُ
ilim
بَغْيًۢا
aşırılıkları
بَيْنَهُمْ ۗ
aralarındaki;
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَإِنَّ
(bilsin ki) şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Ali BulaçHiç şüphesiz din, Allah Katında İslam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki "kıskançlık ve hakka başkaldırma" (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir

3:20 📚 1
فَإِنۡ حَآجُّوكَ فَقُلۡ أَسۡلَمۡتُ وَجۡهِيَ لِلَّهِ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِۗ وَقُل لِّلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡأُمِّيِّـۧنَ ءَأَسۡلَمۡتُمۡۚ فَإِنۡ أَسۡلَمُواْ فَقَدِ ٱهۡتَدَواْۖ وَّإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا عَلَيۡكَ ٱلۡبَلَٰغُۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِٱلۡعِبَادِ
فَإِنْ
eğer
حَآجُّوكَ
seninle tartışmaya girişirlerse
فَقُلْ
de ki
أَسْلَمْتُ
ben teslim ettim
وَجْهِىَ
özümü
لِلَّهِ
Allah'a
وَمَنِ
ve kimseler
ٱتَّبَعَنِ ۗ
bana uyan
وَقُل
ve de ki
لِّلَّذِينَ
kendilerine
أُوتُوا۟
verilenlere
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
وَٱلْأُمِّيِّـۧنَ
ve ümmilere
ءَأَسْلَمْتُمْ ۚ
Siz de İslam (teslim) oldunuz mu?
فَإِنْ
eğer
أَسْلَمُوا۟
İslam olurlarsa
فَقَدِ
muhakkak
ٱهْتَدَوا۟ ۖ
doğru yolu bulmuşlardır
وَّإِن
yok eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَإِنَّمَا
artık
عَلَيْكَ
sana düşen
ٱلْبَلَـٰغُ ۗ
sadece duyurmaktır
وَٱللَّهُ
Allah
بَصِيرٌۢ
görmektedir
بِٱلْعِبَادِ
kulları(nın yaptıkları)nı

Ali BulaçEğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir

3:21 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقۡتُلُونَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ بِغَيۡرِ حَقࣲّ وَيَقۡتُلُونَ ٱلَّذِينَ يَأۡمُرُونَ بِٱلۡقِسۡطِ مِنَ ٱلنَّاسِ فَبَشِّرۡهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَكْفُرُونَ
inkar eden(ler)
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَقْتُلُونَ
ve öldürenler
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberleri
بِغَيْرِ
olmaksızın
حَقٍّۢ
hak
وَيَقْتُلُونَ
ve öldürenler (var ya)
ٱلَّذِينَ
kimseleri
يَأْمُرُونَ
emreden
بِٱلْقِسْطِ
adaletle
مِنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
فَبَشِّرْهُم
onlara müjdele
بِعَذَابٍ
bir azabı
أَلِيمٍ
acı

Ali BulaçAllah'ın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; işte onlara acıklı bir azabı müjdele

3:22
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
böylece
ٱلَّذِينَ
boşa çıkmıştır
حَبِطَتْ
became worthless
أَعْمَـٰلُهُمْ
onların yaptıkları
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirette
وَمَا
ve yoktur
لَهُم
onların
مِّن
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ
yardımcıları

Ali BulaçOnlar, yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve onların yardımcıları yoktur

3:23
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبࣰ ا مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ يُدۡعَوۡنَ إِلَىٰ كِتَٰبِ ٱللَّهِ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَهُمۡ ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۡ وَهُم مُّعۡرِضُونَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you seen
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilmiş olan
نَصِيبًۭا
bir (nasip) pay
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Scripture
يُدْعَوْنَ
çağırılıyorlar da
إِلَىٰ
Kitabına
كِتَـٰبِ
(the) Book
ٱللَّهِ
Allah'ın
لِيَحْكُمَ
hüküm versin diye
بَيْنَهُمْ
aralarında
ثُمَّ
sonra
يَتَوَلَّىٰ
dönüyorlar
فَرِيقٌۭ
bir topluluk
مِّنْهُمْ
onlardan
وَهُم
ve onlar
مُّعْرِضُونَ
yüz çeviriyorlar

Ali BulaçKendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında Allah'ın kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. Onlar, işte böyle arka dönenlerdir

3:24
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُواْ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامࣰ ا مَّعۡدُودَٰتࣲۖ وَغَرَّهُمۡ فِي دِينِهِم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
ذَٰلِكَ
bu (hareketleri)
بِأَنَّهُمْ
onların
قَالُوا۟
demelerindendir
لَن
bize dokunmayacak
تَمَسَّنَا
will touch us
ٱلنَّارُ
ateş
إِلَّآ
başka
أَيَّامًۭا
birkaç günden
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۖ
sayılı
وَغَرَّهُمْ
ve onları yanıltmıştır
فِى
dinlerinde
دِينِهِم
their religion
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَفْتَرُونَ
uyduruyor

Ali BulaçBu, onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür

3:25 📚 6
فَكَيۡفَ إِذَا جَمَعۡنَٰهُمۡ لِيَوۡمࣲ لَّا رَيۡبَ فِيهِ وَوُفِّيَتۡ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
فَكَيْفَ
peki nasıl (olacak)?
إِذَا
zaman
جَمَعْنَـٰهُمْ
topladığımız
لِيَوْمٍۢ
bir gün için
لَّا
hiç şüphe olmayan
رَيْبَ
doubt
فِيهِ
kendisinde
وَوُفِّيَتْ
ve tastamam verilip
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
insanın
مَّا
kazandığı
كَسَبَتْ
it earned
وَهُمْ
ve onların
لَا
asla
يُظْلَمُونَ
zulme uğratılmadığı

Ali BulaçArtık onları, kendisinde şüphe olmayan bir gün topladığımızda ve her bir nefse -haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tam olarak ödendiğinde nasıl olacak

3:26 📚 3
قُلِ ٱللَّهُمَّ مَٰلِكَ ٱلۡمُلۡكِ تُؤۡتِي ٱلۡمُلۡكَ مَن تَشَآءُ وَتَنزِعُ ٱلۡمُلۡكَ مِمَّن تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَآءُۖ بِيَدِكَ ٱلۡخَيۡرُۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
قُلِ
de ki
ٱللَّهُمَّ
Allah'ım
مَـٰلِكَ
sahibisin
ٱلْمُلْكِ
mülkün
تُؤْتِى
sen verirsin
ٱلْمُلْكَ
mülkü
مَن
kimseye
تَشَآءُ
dilediğin
وَتَنزِعُ
ve alırsın
ٱلْمُلْكَ
mülkü
مِمَّن
kimseden
تَشَآءُ
dilediğin
وَتُعِزُّ
ve yükseltirsin
مَن
kimseyi
تَشَآءُ
dilediğin
وَتُذِلُّ
ve alçaltırsın
مَن
kimseyi
تَشَآءُ ۖ
dilediğini
بِيَدِكَ
senin elindedir
ٱلْخَيْرُ ۖ
hayır (mal iyilik)'
إِنَّكَ
şüphesiz sen
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌۭ
kadirsin

Ali BulaçDe ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin

3:27 📚 2
تُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَتُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِۖ وَتُخۡرِجُ ٱلۡحَيَّ مِنَ ٱلۡمَيِّتِ وَتُخۡرِجُ ٱلۡمَيِّتَ مِنَ ٱلۡحَيِّۖ وَتَرۡزُقُ مَن تَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏
تُولِجُ
sokarsın
ٱلَّيْلَ
geceyi
فِى
gündüze
ٱلنَّهَارِ
the day
وَتُولِجُ
ve sokarsın
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
فِى
geceye
ٱلَّيْلِ ۖ
the night
وَتُخْرِجُ
ve çıkarırsın
ٱلْحَىَّ
diriyi
مِنَ
ölüden
ٱلْمَيِّتِ
the dead
وَتُخْرِجُ
ve çıkarırsın
ٱلْمَيِّتَ
ölüyü
مِنَ
diriden
ٱلْحَىِّ ۖ
the living
وَتَرْزُقُ
ve rızıklandırırsın
مَن
kimseyi
تَشَآءُ
dilediğin
بِغَيْرِ
olmaksızın
حِسَابٍۢ
hesap

Ali BulaçGeceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin

3:28 📚 5
لَّا يَتَّخِذِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ فَلَيۡسَ مِنَ ٱللَّهِ فِي شَيۡءٍ إِلَّآ أَن تَتَّقُواْ مِنۡهُمۡ تُقَىٰةࣰۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفۡسَهُۥۗ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلۡمَصِيرُ
لَّا
edinmesin
يَتَّخِذِ
take
ٱلْمُؤْمِنُونَ
Mü'minler
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri
أَوْلِيَآءَ
dost
مِن
bırakıp
دُونِ
instead of
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ
inananları
وَمَن
ve kim
يَفْعَلْ
yaparsa
ذَٰلِكَ
böyle
فَلَيْسَ
kalmaz (değildir)
مِنَ
Allah ile
ٱللَّهِ
Allah
فِى
bir şey (dostluğu)
شَىْءٍ
anything
إِلَّآ
ancak başka
أَن
korunmanız
تَتَّقُوا۟
you fear
مِنْهُمْ
onlardan
تُقَىٰةًۭ ۗ
(gelebilecek) tehlikeden
وَيُحَذِّرُكُمُ
ve sizi sakındırır
ٱللَّهُ
Allah
نَفْسَهُۥ ۗ
kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den
وَإِلَى
ve Allah'adır
ٱللَّهِ
Allah
ٱلْمَصِيرُ
dönüş

Ali BulaçMü'minler, mü'minleri bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah'tan hiçbir şey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) başka. Allah, sizi Kendisi'nden sakındırır. Varış Allah'adır

3:29 📚 2
قُلۡ إِن تُخۡفُواْ مَا فِي صُدُورِكُمۡ أَوۡ تُبۡدُوهُ يَعۡلَمۡهُ ٱللَّهُۗ وَيَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
قُلْ
de ki
إِن
eğer
تُخْفُوا۟
gizleseniz
مَا
olanı
فِى
göğüslerinizde
صُدُورِكُمْ
your breasts
أَوْ
veya
تُبْدُوهُ
açığa vursanız onu
يَعْلَمْهُ
onu bilir
ٱللَّهُ ۗ
Allah
وَيَعْلَمُ
ve bilir
مَا
olanı
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanı
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Ali BulaçDe ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir

3:30 📚 7
يَوۡمَ تَجِدُ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا عَمِلَتۡ مِنۡ خَيۡرࣲ مُّحۡضَرࣰ ا وَمَا عَمِلَتۡ مِن سُوٓءࣲ تَوَدُّ لَوۡ أَنَّ بَيۡنَهَا وَبَيۡنَهُۥٓ أَمَدَۢا بَعِيدࣰ اۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفۡسَهُۥۗ وَٱللَّهُ رَءُوفُۢ بِٱلۡعِبَادِ
يَوْمَ
O gün
تَجِدُ
bulacaktır
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
nefis
مَّا
şeyleri
عَمِلَتْ
yaptığı
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
مُّحْضَرًۭا
hazır
وَمَا
ve şeyleri
عَمِلَتْ
işlediği
مِن
kötülükten
سُوٓءٍۢ
evil
تَوَدُّ
ister
لَوْ
keşke olsa
أَنَّ
onunla (kötülükle)
بَيْنَهَا
between itself
وَبَيْنَهُۥٓ
kendisi arasında
أَمَدًۢا
bir mesafe
بَعِيدًۭا ۗ
uzak
وَيُحَذِّرُكُمُ
ve sizi sakındırıyor
ٱللَّهُ
Allah
نَفْسَهُۥ ۗ
kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den
وَٱللَّهُ
Allah
رَءُوفٌۢ
şefkatlidir
بِٱلْعِبَادِ
kulllarına

Ali BulaçHer bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü (düşünün). Allah, sizi Kendisi'nden sakındırır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır

3:31 📚 20
قُلۡ إِن كُنتُمۡ تُحِبُّونَ ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِي يُحۡبِبۡكُمُ ٱللَّهُ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
قُلْ
de ki
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
تُحِبُّونَ
seviyorsanız
ٱللَّهَ
Allah'ı
فَٱتَّبِعُونِى
bana uyun ki
يُحْبِبْكُمُ
sizi sevsin
ٱللَّهُ
Allah da
وَيَغْفِرْ
ve bağışlasın
لَكُمْ
sizin
ذُنُوبَكُمْ ۗ
günahlarınızı
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Ali BulaçDe ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir

3:32 📚 2
قُلۡ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَۖ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡكَٰفِرِينَ
قُلْ
de ki
أَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ ۖ
ve Elçiye
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri

Ali BulaçDe ki: "Allah'a ve elçisine itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri sevmez

3:33
۞إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰٓ ءَادَمَ وَنُوحࣰ ا وَءَالَ إِبۡرَٰهِيمَ وَءَالَ عِمۡرَٰنَ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
۞ إِنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
ٱصْطَفَىٰٓ
seçip üstün kıldı
ءَادَمَ
Adem'i
وَنُوحًۭا
ve Nuh'u
وَءَالَ
ve ailesini
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
وَءَالَ
ve ailesini
عِمْرَٰنَ
İmran
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Ali BulaçGerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti

3:34 📚 1
ذُرِّيَّةَۢ بَعۡضُهَا مِنۢ بَعۡضࣲۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
ذُرِّيَّةًۢ
türeyen nesil(ler)dir
بَعْضُهَا
bazısı (birbirinden)
مِنۢ
bazısından
بَعْضٍۢ ۗ
others
وَٱللَّهُ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌ
bilendir

Ali BulaçOnlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir

3:35 📚 1
إِذۡ قَالَتِ ٱمۡرَأَتُ عِمۡرَٰنَ رَبِّ إِنِّي نَذَرۡتُ لَكَ مَا فِي بَطۡنِي مُحَرَّرࣰ ا فَتَقَبَّلۡ مِنِّيٓۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
إِذْ
hani
قَالَتِ
demişti ki
ٱمْرَأَتُ
karısı
عِمْرَٰنَ
İmran'ın
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
şüphesiz ben
نَذَرْتُ
adadım
لَكَ
sana
مَا
olanı
فِى
karnımda
بَطْنِى
my womb
مُحَرَّرًۭا
tam hür olarak
فَتَقَبَّلْ
kabul buyur
مِنِّىٓ ۖ
benden
إِنَّكَ
şüphesiz
أَنتَ
sen
ٱلسَّمِيعُ
işitensin
ٱلْعَلِيمُ
bilensin

Ali BulaçHani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti

3:36
فَلَمَّا وَضَعَتۡهَا قَالَتۡ رَبِّ إِنِّي وَضَعۡتُهَآ أُنثَىٰ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا وَضَعَتۡ وَلَيۡسَ ٱلذَّكَرُ كَٱلۡأُنثَىٰۖ وَإِنِّي سَمَّيۡتُهَا مَرۡيَمَ وَإِنِّيٓ أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ ٱلشَّيۡطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ
فَلَمَّا
ne zaman ki
وَضَعَتْهَا
onu doğurunca
قَالَتْ
şöyle söyledi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
şüphesiz ben
وَضَعْتُهَآ
onu doğurdum
أُنثَىٰ
bir kız
وَٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
bilirken
بِمَا
(onun) ne
وَضَعَتْ
doğurduğunu
وَلَيْسَ
ve değildir
ٱلذَّكَرُ
erkek
كَٱلْأُنثَىٰ ۖ
kız gibi
وَإِنِّى
doğrusu ben
سَمَّيْتُهَا
ona adını verdim
مَرْيَمَ
Meryem
وَإِنِّىٓ
şüphesiz ben
أُعِيذُهَا
onu ısmarlıyorum
بِكَ
sana
وَذُرِّيَّتَهَا
ve soyunu
مِنَ
şeytan(ın şerri)nden
ٱلشَّيْطَـٰنِ
the Shaitaan
ٱلرَّجِيمِ
kovulmuş

Ali BulaçFakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım

3:37 📚 5
فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنࣲ وَأَنۢبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنࣰ ا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّاۖ كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيۡهَا زَكَرِيَّا ٱلۡمِحۡرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزۡقࣰ اۖ قَالَ يَٰمَرۡيَمُ أَنَّىٰ لَكِ هَٰذَاۖ قَالَتۡ هُوَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ إِنَّ ٱللَّهَ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابٍ
فَتَقَبَّلَهَا
kabul buyurdu onu
رَبُّهَا
Rabbi
بِقَبُولٍ
kabulle (şekilde)
حَسَنٍۢ
güzel bir
وَأَنۢبَتَهَا
ve onu yetiştirdi
نَبَاتًا
bir bitki (gibi)
حَسَنًۭا
güzel
وَكَفَّلَهَا
ve onun bakımını üstlendi
زَكَرِيَّا ۖ
Zekeriyya da
كُلَّمَا
her
دَخَلَ
girdiğinde
عَلَيْهَا
onun yanına
زَكَرِيَّا
Zekeriyya
ٱلْمِحْرَابَ
mihraba
وَجَدَ
bulurdu
عِندَهَا
yanında
رِزْقًۭا ۖ
bir rızık
قَالَ
derdi
يَـٰمَرْيَمُ
Ey Meryem
أَنَّىٰ
nereden?
لَكِ
sana
هَـٰذَا ۖ
bu
قَالَتْ
(O da) derdi
هُوَ
Bu
مِنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ ۖ
Allah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَرْزُقُ
rızık verir
مَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
بِغَيْرِ
olmaksızın
حِسَابٍ
hesap

Ali BulaçBunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi

3:38 📚 1
هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۥۖ قَالَ رَبِّ هَبۡ لِي مِن لَّدُنكَ ذُرِّيَّةࣰ طَيِّبَةًۖ إِنَّكَ سَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ
هُنَالِكَ
orada
دَعَا
du'a etti
زَكَرِيَّا
Zekeriyya
رَبَّهُۥ ۖ
Rabbine
قَالَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
هَبْ
ver
لِى
bana
مِن
katından
لَّدُنكَ
Yourself
ذُرِّيَّةًۭ
bir nesil
طَيِّبَةً ۖ
temiz
إِنَّكَ
şüphesiz sen
سَمِيعُ
işitensin
ٱلدُّعَآءِ
du'ayı

Ali BulaçOrada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim, bana Katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları işitensin" dedi

3:39 📚 2
فَنَادَتۡهُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَآئِمࣱ يُصَلِّي فِي ٱلۡمِحۡرَابِ أَنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحۡيَىٰ مُصَدِّقَۢا بِكَلِمَةࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَسَيِّدࣰ ا وَحَصُورࣰ ا وَنَبِيࣰّ ا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
فَنَادَتْهُ
ona seslendiler
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
وَهُوَ
ve O (Zekeriyya)
قَآئِمٌۭ
durup
يُصَلِّى
namaz kılarken
فِى
mabedde
ٱلْمِحْرَابِ
the prayer chamber
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُبَشِّرُكَ
sana müjdeler
بِيَحْيَىٰ
Yahya'yı
مُصَدِّقًۢا
doğrulayıcı
بِكَلِمَةٍۢ
bir kelimeyi
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَسَيِّدًۭا
ve efendi
وَحَصُورًۭا
ve nefsine hakim
وَنَبِيًّۭا
ve bir peygamber olacak
مِّنَ
iyilerden
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Ali BulaçO mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tan olan bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir

3:40
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَٰمࣱ وَقَدۡ بَلَغَنِيَ ٱلۡكِبَرُ وَٱمۡرَأَتِي عَاقِرࣱۖ قَالَ كَذَٰلِكَ ٱللَّهُ يَفۡعَلُ مَا يَشَآءُ
قَالَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
أَنَّىٰ
nasıl?
يَكُونُ
olur
لِى
benim
غُلَـٰمٌۭ
oğlum
وَقَدْ
halbuki
بَلَغَنِىَ
bana gelip çatmış
ٱلْكِبَرُ
ihtiyarlık
وَٱمْرَأَتِى
ve karım da
عَاقِرٌۭ ۖ
kısırken
قَالَ
(Allah) dedi
كَذَٰلِكَ
öyle (ama)
ٱللَّهُ
Allah
يَفْعَلُ
yapar
مَا
şeyi
يَشَآءُ
dilediği

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?" "Böyledir" dedi, "Allah dilediğini yapar

3:41
قَالَ رَبِّ ٱجۡعَل لِّيٓ ءَايَةࣰۖ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمۡزࣰ اۗ وَٱذۡكُر رَّبَّكَ كَثِيرࣰ ا وَسَبِّحۡ بِٱلۡعَشِيِّ وَٱلۡإِبۡكَٰرِ
قَالَ
dedi di
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَل
o halde ver
لِّىٓ
bana
ءَايَةًۭ ۖ
bir alamet
قَالَ
(Allah) dedi ki
ءَايَتُكَ
senin alametin
أَلَّا
konuşamamandır
تُكَلِّمَ
you will speak
ٱلنَّاسَ
insanlarla
ثَلَـٰثَةَ
üç
أَيَّامٍ
gün
إِلَّا
başka
رَمْزًۭا ۗ
işaretten
وَٱذْكُر
ve an
رَّبَّكَ
Rabbini
كَثِيرًۭا
çok
وَسَبِّحْ
ve (O'nu) tesbih et
بِٱلْعَشِىِّ
akşam
وَٱلْإِبْكَـٰرِ
ve sabah

Ali Bulaç(Zekeriya) "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et." dedi

3:42
وَإِذۡ قَالَتِ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَٰمَرۡيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰكِ وَطَهَّرَكِ وَٱصۡطَفَىٰكِ عَلَىٰ نِسَآءِ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَإِذْ
bir zaman
قَالَتِ
demişti ki
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
Melekler
يَـٰمَرْيَمُ
Ey Meryem
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱصْطَفَىٰكِ
seni seçti
وَطَهَّرَكِ
ve temizledi
وَٱصْطَفَىٰكِ
ve seni üstün kıldı
عَلَىٰ
üzerine
نِسَآءِ
kadınları
ٱلْعَـٰلَمِينَ
dünyaların

Ali BulaçHani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti

3:43
يَٰمَرۡيَمُ ٱقۡنُتِي لِرَبِّكِ وَٱسۡجُدِي وَٱرۡكَعِي مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ
يَـٰمَرْيَمُ
Ey Meryem
ٱقْنُتِى
divan dur
لِرَبِّكِ
Rabbine
وَٱسْجُدِى
ve secde et
وَٱرْكَعِى
ve (huzurunda) eğil
مَعَ
beraber
ٱلرَّٰكِعِينَ
eğilenlerle

Ali BulaçMeryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et

3:44 📚 1
ذَٰلِكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡغَيۡبِ نُوحِيهِ إِلَيۡكَۚ وَمَا كُنتَ لَدَيۡهِمۡ إِذۡ يُلۡقُونَ أَقۡلَٰمَهُمۡ أَيُّهُمۡ يَكۡفُلُ مَرۡيَمَ وَمَا كُنتَ لَدَيۡهِمۡ إِذۡ يَخۡتَصِمُونَ
ذَٰلِكَ
bunlar
مِنْ
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ
(the) news
ٱلْغَيْبِ
görünmez alemin
نُوحِيهِ
vahyettiğimiz
إِلَيْكَ ۚ
sana
وَمَا
sen değildin
كُنتَ
you were
لَدَيْهِمْ
onların yanında
إِذْ
zaman
يُلْقُونَ
attıkları
أَقْلَـٰمَهُمْ
(kur'a) oklarını
أَيُّهُمْ
hangisi
يَكْفُلُ
kefil olacak (diye)
مَرْيَمَ
Meryem'e
وَمَا
sen değildin
كُنتَ
you were
لَدَيْهِمْ
yanlarında
إِذْ
zaman
يَخْتَصِمُونَ
birbirleriyle çekiştikleri

Ali BulaçBunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin

3:45 📚 4
إِذۡ قَالَتِ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَٰمَرۡيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةࣲ مِّنۡهُ ٱسۡمُهُ ٱلۡمَسِيحُ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ وَجِيهࣰ ا فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ
إِذْ
hani
قَالَتِ
demişti
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
Melekler
يَـٰمَرْيَمُ
Ey Meryem
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُبَشِّرُكِ
seni müjdeliyor
بِكَلِمَةٍۢ
bir kelime ile
مِّنْهُ
kendisinden
ٱسْمُهُ
onun adı
ٱلْمَسِيحُ
Mesih'dir
عِيسَى
Îsa
ٱبْنُ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
وَجِيهًۭا
yüzdedir (şereflidir)
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirette
وَمِنَ
ve (Allah'a) yakın olanlardandır
ٱلْمُقَرَّبِينَ
those brought near (to Allah)

Ali BulaçHani melekler, dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır

3:46
وَيُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِي ٱلۡمَهۡدِ وَكَهۡلࣰ ا وَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَيُكَلِّمُ
ve konuşacak
ٱلنَّاسَ
insanlara
فِى
beşikte
ٱلْمَهْدِ
the cradle
وَكَهْلًۭا
ve yetişkinlikte
وَمِنَ
ve iyilerden olacaktır
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Ali BulaçBeşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir

3:47 📚 1
قَالَتۡ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي وَلَدࣱ وَلَمۡ يَمۡسَسۡنِي بَشَرࣱۖ قَالَ كَذَٰلِكِ ٱللَّهُ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرࣰ ا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
قَالَتْ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
أَنَّىٰ
nasıl
يَكُونُ
olur
لِى
benim
وَلَدٌۭ
çocuğum
وَلَمْ
bana dokunmamışken
يَمْسَسْنِى
touch(ed) me
بَشَرٌۭ ۖ
bir beşer
قَالَ
dedi
كَذَٰلِكِ
böyledir
ٱللَّهُ
Allah
يَخْلُقُ
yaratır
مَا
şeyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
إِذَا
zaman
قَضَىٰٓ
istediği
أَمْرًۭا
bir şey(in olmasını)
فَإِنَّمَا
sadece
يَقُولُ
der
لَهُۥ
ona
كُن
ol'
فَيَكُونُ
o da oluverir

Ali BulaçRabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir

3:48
وَيُعَلِّمُهُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَٱلتَّوۡرَىٰةَ وَٱلۡإِنجِيلَ
وَيُعَلِّمُهُ
ve ona öğretecektir
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve Hikmeti
وَٱلتَّوْرَىٰةَ
ve Tevrat'ı
وَٱلْإِنجِيلَ
ve İncil'i

Ali BulaçOna Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek

3:49
وَرَسُولًا إِلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَنِّي قَدۡ جِئۡتُكُم بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّكُمۡ أَنِّيٓ أَخۡلُقُ لَكُم مِّنَ ٱلطِّينِ كَهَيۡـَٔةِ ٱلطَّيۡرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيۡرَۢا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۖ وَأُبۡرِئُ ٱلۡأَكۡمَهَ وَٱلۡأَبۡرَصَ وَأُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۖ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأۡكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَرَسُولًا
ve bir elçi (şöyle diyen)
إِلَىٰ
oğullarına
بَنِىٓ
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
أَنِّى
ben
قَدْ
doğrusu
جِئْتُكُم
size getirdim
بِـَٔايَةٍۢ
bir mu'cize
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۖ
your Lord
أَنِّىٓ
ben
أَخْلُقُ
yaratırım
لَكُم
sizin için
مِّنَ
çamurdan
ٱلطِّينِ
[the] clay
كَهَيْـَٔةِ
şeklinde bir şey
ٱلطَّيْرِ
kuş
فَأَنفُخُ
üflerim
فِيهِ
ona
فَيَكُونُ
hemen oluverir
طَيْرًۢا
bir kuş
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَأُبْرِئُ
ve iyileştiririm
ٱلْأَكْمَهَ
körü
وَٱلْأَبْرَصَ
ve alacalıyı
وَأُحْىِ
ve diriltirim
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَأُنَبِّئُكُم
ve size haber veririm
بِمَا
ne
تَأْكُلُونَ
yediğinizi
وَمَا
ve ne
تَدَّخِرُونَ
biriktirdiğinizi
فِى
evlerinizde
بُيُوتِكُمْ ۚ
your houses
إِنَّ
elbette
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
bir ibret vardır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Ali Bulaçİsrailoğulları’na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları’na şöyle diyecek:) "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır

3:50
وَمُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيَّ مِنَ ٱلتَّوۡرَىٰةِ وَلِأُحِلَّ لَكُم بَعۡضَ ٱلَّذِي حُرِّمَ عَلَيۡكُمۡۚ وَجِئۡتُكُم بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّكُمۡ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَمُصَدِّقًۭا
ve doğrulayıcı olarak
لِّمَا
şeyi
بَيْنَ
benden önce gelen
يَدَىَّ
before me
مِنَ
Tevrat'ı
ٱلتَّوْرَىٰةِ
the Taurat
وَلِأُحِلَّ
ve helal kılmak için
لَكُم
size
بَعْضَ
bazı
ٱلَّذِى
şeyleri
حُرِّمَ
haram kılınan
عَلَيْكُمْ ۚ
size
وَجِئْتُكُم
ve size getirdim
بِـَٔايَةٍۢ
bir mu'cize
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
فَٱتَّقُوا۟
o halde korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Ali BulaçBenden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin

3:51
إِنَّ ٱللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ هَٰذَا صِرَٰطࣱ مُّسۡتَقِيمࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
رَبِّى
benim Rabbimdir
وَرَبُّكُمْ
ve sizin de Rabbinizdir
فَٱعْبُدُوهُ ۗ
O'na kulluk edin
هَـٰذَا
budur
صِرَٰطٌۭ
yol
مُّسْتَقِيمٌۭ
doğru

Ali BulaçGerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur

3:52
۞فَلَمَّآ أَحَسَّ عِيسَىٰ مِنۡهُمُ ٱلۡكُفۡرَ قَالَ مَنۡ أَنصَارِيٓ إِلَى ٱللَّهِۖ قَالَ ٱلۡحَوَارِيُّونَ نَحۡنُ أَنصَارُ ٱللَّهِ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَٱشۡهَدۡ بِأَنَّا مُسۡلِمُونَ
۞ فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَحَسَّ
sezdi
عِيسَىٰ
Îsa
مِنْهُمُ
onlardan
ٱلْكُفْرَ
inkarı
قَالَ
dedi ki
مَنْ
kimler
أَنصَارِىٓ
bana yardımcı olacak
إِلَى
(yolunda)
ٱللَّهِ ۖ
Allah
قَالَ
dediler
ٱلْحَوَارِيُّونَ
Havariler
نَحْنُ
Biz
أَنصَارُ
yardımcılarıyız
ٱللَّهِ
Allah(yolun)un
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱشْهَدْ
şahid ol
بِأَنَّا
biz
مُسْلِمُونَ
müslümanlarız

Ali BulaçNitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: "Allah için bana yardım edecekler kimdir?" Havariler: "Allah'ın yardımcıları biziz; biz Allah'a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahid ol" dediler

3:53 📚 1
رَبَّنَآ ءَامَنَّا بِمَآ أَنزَلۡتَ وَٱتَّبَعۡنَا ٱلرَّسُولَ فَٱكۡتُبۡنَا مَعَ ٱلشَّٰهِدِينَ
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَامَنَّا
inandık
بِمَآ
şeye
أَنزَلْتَ
senin indirdiğin
وَٱتَّبَعْنَا
ve uyduk
ٱلرَّسُولَ
elçiye
فَٱكْتُبْنَا
bizi yaz
مَعَ
beraber
ٱلشَّـٰهِدِينَ
şahidlerle

Ali BulaçRabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz

3:54
وَمَكَرُواْ وَمَكَرَ ٱللَّهُۖ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلۡمَٰكِرِينَ
وَمَكَرُوا۟
ve tuzak kurdular
وَمَكَرَ
ve tuzak kurdu
ٱللَّهُ ۖ
Allah da
وَٱللَّهُ
çünkü Allah
خَيْرُ
en iyi
ٱلْمَـٰكِرِينَ
tuzak kurandır

Ali BulaçOnlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır

3:55
إِذۡ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَىٰٓ إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَجَاعِلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوكَ فَوۡقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِۖ ثُمَّ إِلَيَّ مَرۡجِعُكُمۡ فَأَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡ فِيمَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
ٱللَّهُ
Allah
يَـٰعِيسَىٰٓ
Ey Îsa
إِنِّى
elbette ben
مُتَوَفِّيكَ
senin canını alacağım
وَرَافِعُكَ
ve seni yükselteceğim
إِلَىَّ
bana
وَمُطَهِّرُكَ
ve seni temizleyeceğim
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
كَفَرُوا۟
inkar eden
وَجَاعِلُ
ve tutacağım
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ٱتَّبَعُوكَ
sana uyan
فَوْقَ
üstünde
ٱلَّذِينَ
kimselerim
كَفَرُوٓا۟
inkar eden
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۖ
kıyamet
ثُمَّ
sonra
إِلَىَّ
bana olacaktır
مَرْجِعُكُمْ
dönüşünüz
فَأَحْكُمُ
ben hükmedeceğim
بَيْنَكُمْ
aranızda
فِيمَا
şeyler (hakkında)
كُنتُمْ
sizin
فِيهِ
onda
تَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştüğünüz

Ali BulaçHani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim

3:56
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَأُعَذِّبُهُمۡ عَذَابࣰ ا شَدِيدࣰ ا فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
فَأَمَّا
gelince
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden
فَأُعَذِّبُهُمْ
onlara azabedeceğim
عَذَابًۭا
azapla
شَدِيدًۭا
şiddetli
فِى
dünyada da
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirette de
وَمَا
olmayacaktır
لَهُم
onların
مِّن
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ
yardımcıları da

Ali Bulaçİnkar edenleri ise, dünyada ve ahirette şiddetli bir azapla azaplandıracağım. Onların hiç yardımcıları yoktur

3:57
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمۡ أُجُورَهُمۡۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَأَمَّا
gelince
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi şeyler
فَيُوَفِّيهِمْ
(Allah) tam olarak verecektir
أُجُورَهُمْ ۗ
mükafatlarını
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Ali Bulaçİman edip salih amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. Allah, zalim olanları sevmez

3:58
ذَٰلِكَ نَتۡلُوهُ عَلَيۡكَ مِنَ ٱلۡأٓيَٰتِ وَٱلذِّكۡرِ ٱلۡحَكِيمِ
ذَٰلِكَ
işte bu
نَتْلُوهُ
okuduğumuz
عَلَيْكَ
sana
مِنَ
ayetlerden
ٱلْـَٔايَـٰتِ
the Verses
وَٱلذِّكْرِ
ve Zikir(Kitap)dandır
ٱلْحَكِيمِ
hikmetli

Ali BulaçBunları Biz sana ayetlerden ve hikmetli zikirden (Kur'an'dan) okuyoruz

3:59 📚 1
إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَۖ خَلَقَهُۥ مِن تُرَابࣲ ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
إِنَّ
şüphesiz
مَثَلَ
durumu
عِيسَىٰ
Îsa'nın
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah'ın
كَمَثَلِ
durumu gibidir
ءَادَمَ ۖ
Adem'in
خَلَقَهُۥ
Onu yarattı
مِن
topraktan
تُرَابٍۢ
dust
ثُمَّ
sonra
قَالَ
dedi ki
لَهُۥ
ona
كُن
Ol!
فَيَكُونُ
ve oldu

Ali BulaçŞüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi

3:60 📚 1
ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡمُمۡتَرِينَ
ٱلْحَقُّ
(Bu) gerçektir'
مِن
Rabbinden (gelen)
رَّبِّكَ
your Lord
فَلَا
öyle ise olma
تَكُن
be
مِّنَ
kuşkulananlardan
ٱلْمُمْتَرِينَ
the doubters

Ali BulaçGerçek, Rabbinden (gelen)dir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma

3:61 📚 3
فَمَنۡ حَآجَّكَ فِيهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلۡعِلۡمِ فَقُلۡ تَعَالَوۡاْ نَدۡعُ أَبۡنَآءَنَا وَأَبۡنَآءَكُمۡ وَنِسَآءَنَا وَنِسَآءَكُمۡ وَأَنفُسَنَا وَأَنفُسَكُمۡ ثُمَّ نَبۡتَهِلۡ فَنَجۡعَل لَّعۡنَتَ ٱللَّهِ عَلَى ٱلۡكَٰذِبِينَ
فَمَنْ
kim
حَآجَّكَ
seninle tartışmaya kalkarsa
فِيهِ
oun hakkında
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
şeylerden
جَآءَكَ
sana gelen
مِنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ
the knowledge
فَقُلْ
de ki
تَعَالَوْا۟
gelin
نَدْعُ
çağıralım
أَبْنَآءَنَا
oğullarımızı
وَأَبْنَآءَكُمْ
ve oğullarınızı
وَنِسَآءَنَا
ve kadınlarımızı;
وَنِسَآءَكُمْ
ve kadınlarınızı
وَأَنفُسَنَا
ve kendimizi
وَأَنفُسَكُمْ
ve kendinizi
ثُمَّ
sonra
نَبْتَهِلْ
gönülden la'netle du'a edelim de
فَنَجْعَل
atalım (kılalım)
لَّعْنَتَ
la'netini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَى
üstüne
ٱلْكَـٰذِبِينَ
yalancıların

Ali BulaçArtık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle 'çekişip-tartışmalara girişirlerse' de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım

3:62 📚 1
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡقَصَصُ ٱلۡحَقُّۚ وَمَا مِنۡ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
budur
لَهُوَ
(Îsa hakkındaki) o
ٱلْقَصَصُ
kıssa (öykü)
ٱلْحَقُّ ۚ
gerçek
وَمَا
yoktur
مِنْ
hiçbir
إِلَـٰهٍ
tanrı
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ ۚ
Allah'tan
وَإِنَّ
ve elbette
ٱللَّهَ
Allah
لَهُوَ
O
ٱلْعَزِيزُ
azizdir (kesin galib)
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçŞüphesiz bu, gerçek bir olayın haberidir. Allah'tan başka İlah yoktur. Ve şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

3:63
فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِٱلۡمُفۡسِدِينَ
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuları

Ali BulaçEğer yüz çevirirlerse elbette Allah, fesat çıkaranları bilir

3:64 📚 4
قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ تَعَالَوۡاْ إِلَىٰ كَلِمَةࣲ سَوَآءِۭ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمۡ أَلَّا نَعۡبُدَ إِلَّا ٱللَّهَ وَلَا نُشۡرِكَ بِهِۦ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَتَّخِذَ بَعۡضُنَا بَعۡضًا أَرۡبَابࣰ ا مِّن دُونِ ٱللَّهِۚ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَقُولُواْ ٱشۡهَدُواْ بِأَنَّا مُسۡلِمُونَ
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
تَعَالَوْا۟
gelin
إِلَىٰ
bir kelimeye
كَلِمَةٍۢ
a word
سَوَآءٍۭ
eşit olan
بَيْنَنَا
bizim aramızda
وَبَيْنَكُمْ
ve sizin aranızda
أَلَّا
ibadet etmeyelim
نَعْبُدَ
we worship
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلَا
ortak koşmayalım
نُشْرِكَ
we associate partners
بِهِۦ
O'na
شَيْـًۭٔا
hiçbirşeyi
وَلَا
edinmeyelim
يَتَّخِذَ
take
بَعْضُنَا
bazımız
بَعْضًا
bazımızı
أَرْبَابًۭا
tanrılar
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ ۚ
Allah'tan
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirlerse
فَقُولُوا۟
deyin
ٱشْهَدُوا۟
şahid olun
بِأَنَّا
şüphesiz biz
مُسْلِمُونَ
müslümanlarız

Ali BulaçDe ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız

3:65
يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تُحَآجُّونَ فِيٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَمَآ أُنزِلَتِ ٱلتَّوۡرَىٰةُ وَٱلۡإِنجِيلُ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِهِۦٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
يَـٰٓأَهْلَ
ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لِمَ
neden
تُحَآجُّونَ
tartışıyorsunuz
فِىٓ
hakkında
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
وَمَآ
oysa indirilmiştir
أُنزِلَتِ
was revealed
ٱلتَّوْرَىٰةُ
Tevrat
وَٱلْإِنجِيلُ
ve İncil
إِلَّا
ancak
مِنۢ
ondan sonra
بَعْدِهِۦٓ ۚ
after him
أَفَلَا
düşünmüyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use your intellect

Ali BulaçEy Kitap Ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz

3:66
هَٰٓأَنتُمۡ هَٰٓؤُلَآءِ حَٰجَجۡتُمۡ فِيمَا لَكُم بِهِۦ عِلۡمࣱ فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيۡسَ لَكُم بِهِۦ عِلۡمࣱۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
هَـٰٓأَنتُمْ
işte siz
هَـٰٓؤُلَآءِ
böylesiniz
حَـٰجَجْتُمْ
tartışıyorsunuz
فِيمَا
olan şey
لَكُم
sizin
بِهِۦ
onun (hakkında)
عِلْمٌۭ
biraz bilginiz
فَلِمَ
ama neden?
تُحَآجُّونَ
tartışıyorsunuz
فِيمَا
hakkında
لَيْسَ
olmayan
لَكُم
sizin
بِهِۦ
onun (hakkında)
عِلْمٌۭ ۚ
bilginiz
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Ali Bulaçİşte sizler böylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz

3:67
مَا كَانَ إِبۡرَٰهِيمُ يَهُودِيࣰّ ا وَلَا نَصۡرَانِيࣰّ ا وَلَٰكِن كَانَ حَنِيفࣰ ا مُّسۡلِمࣰ ا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
مَا
değildi
كَانَ
was
إِبْرَٰهِيمُ
İbrahim
يَهُودِيًّۭا
yahudi
وَلَا
ne de
نَصْرَانِيًّۭا
hıristiyan
وَلَـٰكِن
fakat
كَانَ
idi
حَنِيفًۭا
dosdoğru
مُّسْلِمًۭا
bir müslüman
وَمَا
ve değildi
كَانَ
he was
مِنَ
müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Ali Bulaçİbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden de değildi

3:68
إِنَّ أَوۡلَى ٱلنَّاسِ بِإِبۡرَٰهِيمَ لَلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ وَهَٰذَا ٱلنَّبِيُّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۗ وَٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
إِنَّ
doğrusu
أَوْلَى
en yakın olanı
ٱلنَّاسِ
insanların
بِإِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'e
لَلَّذِينَ
kimselerdir
ٱتَّبَعُوهُ
ona uyan(lar)
وَهَـٰذَا
ve bu
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerdir
ءَامَنُوا۟ ۗ
inanan(lar)
وَٱللَّهُ
Allah da
وَلِىُّ
dostudur
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlerin

Ali BulaçDoğrusu, insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah, mü'minlerin velisidir

3:69 📚 1
وَدَّت طَّآئِفَةࣱ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ لَوۡ يُضِلُّونَكُمۡ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡ وَمَا يَشۡعُرُونَ
وَدَّت
istedi ki
طَّآئِفَةٌۭ
bir grup
مِّنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لَوْ
eğer
يُضِلُّونَكُمْ
sizi saptırsınlar
وَمَا
oysa
يُضِلُّونَ
saptırıyorlar
إِلَّآ
sadece
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
وَمَا
farkında değiller
يَشْعُرُونَ
they perceive

Ali BulaçKitap Ehlinden bir grup, sizi şaşırtıp saptırmayı arzuladı; fakat onlar ancak kendi nefislerini şaşırtıp-saptırırlar da şuuruna varmazlar

3:70
يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَأَنتُمۡ تَشۡهَدُونَ
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لِمَ
niçin?
تَكْفُرُونَ
inkar ediyorsunuz
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَأَنتُمْ
ve siz
تَشْهَدُونَ
(gerçeği) gördüğünüz halde

Ali BulaçEy Kitap Ehli, siz şahid olup dururken, ne diye Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz

3:71
يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تَلۡبِسُونَ ٱلۡحَقَّ بِٱلۡبَٰطِلِ وَتَكۡتُمُونَ ٱلۡحَقَّ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لِمَ
niçin
تَلْبِسُونَ
karıştırıyorsunuz
ٱلْحَقَّ
hakkı
بِٱلْبَـٰطِلِ
batılla
وَتَكْتُمُونَ
ve gizliyorsunuz
ٱلْحَقَّ
gerçeği
وَأَنتُمْ
ve siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Ali BulaçEy Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz

3:72
وَقَالَت طَّآئِفَةࣱ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ ءَامِنُواْ بِٱلَّذِيٓ أُنزِلَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَجۡهَ ٱلنَّهَارِ وَٱكۡفُرُوٓاْ ءَاخِرَهُۥ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ
وَقَالَت
ve dedi ki
طَّآئِفَةٌۭ
bir grup
مِّنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
ءَامِنُوا۟
inanın
بِٱلَّذِىٓ
olana
أُنزِلَ
indirilmiş
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
وَجْهَ
önünde
ٱلنَّهَارِ
günün
وَٱكْفُرُوٓا۟
ve inkar edin
ءَاخِرَهُۥ
sonunda
لَعَلَّهُمْ
belki onlar
يَرْجِعُونَ
dönerler

Ali BulaçKitap Ehlinden bir bölümü, dedi ki: "İman edenlere inene gündüzün başlangıcında inanın, bitiminde ise inkar edin. Belki onlar da dönerler

3:73 📚 1
وَلَا تُؤۡمِنُوٓاْ إِلَّا لِمَن تَبِعَ دِينَكُمۡ قُلۡ إِنَّ ٱلۡهُدَىٰ هُدَى ٱللَّهِ أَن يُؤۡتَىٰٓ أَحَدࣱ مِّثۡلَ مَآ أُوتِيتُمۡ أَوۡ يُحَآجُّوكُمۡ عِندَ رَبِّكُمۡۗ قُلۡ إِنَّ ٱلۡفَضۡلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
وَلَا
ve güvenmeyin
تُؤْمِنُوٓا۟
believe
إِلَّا
başkasına
لِمَن
kimseden
تَبِعَ
uyan
دِينَكُمْ
sizin dininize
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْهُدَىٰ
Hidayet
هُدَى
hidayetidir
ٱللَّهِ
Allah'ın
أَن
verilmesinden (mi?)
يُؤْتَىٰٓ
is given
أَحَدٌۭ
birine
مِّثْلَ
benzerinin
مَآ
şeyin
أُوتِيتُمْ
size verilen
أَوْ
veya
يُحَآجُّوكُمْ
(aleyhinize) deliller getireceklerinden (mi?)
عِندَ
huzurunda
رَبِّكُمْ ۗ
Rabbinizin
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْفَضْلَ
Lutuf
بِيَدِ
elindedir
ٱللَّهِ
Allah'ın
يُؤْتِيهِ
onu verir
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah'ın
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ
(O her şeyi) bilendir

Ali BulaçVe sizin dininize uyanlardan başkasına inanıp güvenmeyin." De ki: "Şüphesiz doğru yol Allah'ın dosdoğru yoludur. Size verilenin bir benzeri birine (İslam peygamberine) veriliyor ya da Rabbinizin Katında onlar (Müslümanlar) size karşı deliller getiriyorlar, diye mi (bu telaşınız?) De ki: "Şüphesiz 'lütuf ve ihsan (fazl)' Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah (rahmeti) geniş olandır, bilendir

3:74 📚 1
يَخۡتَصُّ بِرَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ
يَخْتَصُّ
has kılar
بِرَحْمَتِهِۦ
Rahmetini
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
ذُو
sahibidir
ٱلْفَضْلِ
lutuf ve ikram
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Ali BulaçO, kime dilerse rahmetini tahsis eder, Allah büyük 'lütuf ve ihsan (fazl)' sahibidir

3:75 📚 4
۞وَمِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ مَنۡ إِن تَأۡمَنۡهُ بِقِنطَارࣲ يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيۡكَ وَمِنۡهُم مَّنۡ إِن تَأۡمَنۡهُ بِدِينَارࣲ لَّا يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيۡكَ إِلَّا مَا دُمۡتَ عَلَيۡهِ قَآئِمࣰ اۗ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُواْ لَيۡسَ عَلَيۡنَا فِي ٱلۡأُمِّيِّـۧنَ سَبِيلࣱ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ
۞ وَمِنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
مَنْ
öylesi (vardır ki)
إِن
eğer
تَأْمَنْهُ
ona emanet bıraksan
بِقِنطَارٍۢ
yüklerle mal
يُؤَدِّهِۦٓ
onu öder
إِلَيْكَ
sana
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّنْ
öylesi (de vardır ki)
إِن
eğer
تَأْمَنْهُ
ona versen
بِدِينَارٍۢ
bir dinar
لَّا
onu ödemez
يُؤَدِّهِۦٓ
he will return it
إِلَيْكَ
sana
إِلَّا
başka türlü
مَا
sürekli
دُمْتَ
you keep constantly
عَلَيْهِ
başına
قَآئِمًۭا ۗ
dikilmeden
ذَٰلِكَ
bu
بِأَنَّهُمْ
onların (içindir)
قَالُوا۟
dedikleri
لَيْسَ
yoktur
عَلَيْنَا
bize
فِى
karşı
ٱلْأُمِّيِّـۧنَ
ümmilere
سَبِيلٌۭ
bir yol (sorumluluk)
وَيَقُولُونَ
ve söylüyorlar
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ
yalan
وَهُمْ
ve onlar
يَعْلَمُونَ
bile bile

Ali BulaçKitap Ehlinden öylesi vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir; öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen, onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap olmayanlar) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş olmalarındandır. Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde Allah'a karşı yalan söylemektedirler

3:76
بَلَىٰۚ مَنۡ أَوۡفَىٰ بِعَهۡدِهِۦ وَٱتَّقَىٰ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُتَّقِينَ
بَلَىٰ
Hayır
مَنْ
kim
أَوْفَىٰ
yerine getirir
بِعَهْدِهِۦ
sözünü
وَٱتَّقَىٰ
ve (günahtan) korunursa
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah (da)
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanları

Ali BulaçHayır; kim ahdine vefa eder ve sakınırsa şüphesiz Allah da sakınanları sever

3:77 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَشۡتَرُونَ بِعَهۡدِ ٱللَّهِ وَأَيۡمَٰنِهِمۡ ثَمَنࣰ ا قَلِيلًا أُوْلَٰٓئِكَ لَا خَلَٰقَ لَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ وَلَا يَنظُرُ إِلَيۡهِمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمۡ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler (var ya)
يَشْتَرُونَ
satanlar
بِعَهْدِ
verdikleri sözü
ٱللَّهِ
Allah'a
وَأَيْمَـٰنِهِمْ
ve yeminlerini
ثَمَنًۭا
paraya
قَلِيلًا
az bir
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَا
yoktur
خَلَـٰقَ
bir payı
لَهُمْ
onların
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
وَلَا
onlara konuşmayacak
يُكَلِّمُهُمُ
will speak to them
ٱللَّهُ
Allah
وَلَا
bakmayacak
يَنظُرُ
look
إِلَيْهِمْ
onlara
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
وَلَا
ve onları yüceltmeyecektir
يُزَكِّيهِمْ
purify them
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Ali BulaçAllah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar... İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır

3:78 📚 4
وَإِنَّ مِنۡهُمۡ لَفَرِيقࣰ ا يَلۡوُۥنَ أَلۡسِنَتَهُم بِٱلۡكِتَٰبِ لِتَحۡسَبُوهُ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَمَا هُوَ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ وَمَا هُوَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنْهُمْ
onlardan
لَفَرِيقًۭا
bir grup (var ki)
يَلْوُۥنَ
eğip bükerler
أَلْسِنَتَهُم
dillerini
بِٱلْكِتَـٰبِ
Kitapla
لِتَحْسَبُوهُ
siz sanasınız diye
مِنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَمَا
(halbuki) yoktur
هُوَ
o
مِنَ
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَيَقُولُونَ
ve derler
هُوَ
o
مِنْ
katındandır
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
وَمَا
oysa değildir
هُوَ
o
مِنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
وَيَقُولُونَ
ve söylerler
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ
yalan
وَهُمْ
ve onlar
يَعْلَمُونَ
bile bile

Ali BulaçOnlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah Katındandır" derler. Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler

3:79
مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُؤۡتِيَهُ ٱللَّهُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحُكۡمَ وَٱلنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُواْ عِبَادࣰ ا لِّي مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِن كُونُواْ رَبَّٰنِيِّـۧنَ بِمَا كُنتُمۡ تُعَلِّمُونَ ٱلۡكِتَٰبَ وَبِمَا كُنتُمۡ تَدۡرُسُونَ
مَا
mümkün değildir
كَانَ
is
لِبَشَرٍ
hiçbir insanın
أَن
ona vermesinden (sonra)
يُؤْتِيَهُ
gives him
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
وَٱلْحُكْمَ
hüküm (hikmet)
وَٱلنُّبُوَّةَ
ve peygamberlik
ثُمَّ
sonra (o kalksın)
يَقُولَ
demesi
لِلنَّاسِ
insanlara
كُونُوا۟
olun
عِبَادًۭا
kul(lar)
لِّى
bana
مِن
bırakıp
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'ı
وَلَـٰكِن
fakat (der ki)
كُونُوا۟
olun
رَبَّـٰنِيِّـۧنَ
Rabbe halis kullar
بِمَا
şeyler gereğince
كُنتُمْ
olduğunuz
تُعَلِّمُونَ
okuyor
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
وَبِمَا
ve
كُنتُمْ
olduğunuz
تَدْرُسُونَ
öğretiyor

Ali BulaçBeşerden hiç kimsenin, Allah kendisine kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, "Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz kitaba göre Rabbaniler olunuz” (deme görevindedir)

3:80
وَلَا يَأۡمُرَكُمۡ أَن تَتَّخِذُواْ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ أَرۡبَابًاۚ أَيَأۡمُرُكُم بِٱلۡكُفۡرِ بَعۡدَ إِذۡ أَنتُم مُّسۡلِمُونَ
وَلَا
ve size emretmez
يَأْمُرَكُمْ
he will order you
أَن
diye
تَتَّخِذُوا۟
edinin
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
Melekleri
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ
ve peygamberleri
أَرْبَابًا ۗ
tanrılar
أَيَأْمُرُكُم
size emreder mi?
بِٱلْكُفْرِ
inkar etmeyi
بَعْدَ
sonra
إِذْ
olduktan
أَنتُم
siz
مُّسْلِمُونَ
müslümanlar

Ali BulaçO, melekleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi emretmez. Siz, Müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek

3:81 📚 2
وَإِذۡ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ لَمَآ ءَاتَيۡتُكُم مِّن كِتَٰبࣲ وَحِكۡمَةࣲ ثُمَّ جَآءَكُمۡ رَسُولࣱ مُّصَدِّقࣱ لِّمَا مَعَكُمۡ لَتُؤۡمِنُنَّ بِهِۦ وَلَتَنصُرُنَّهُۥۚ قَالَ ءَأَقۡرَرۡتُمۡ وَأَخَذۡتُمۡ عَلَىٰ ذَٰلِكُمۡ إِصۡرِيۖ قَالُوٓاْ أَقۡرَرۡنَاۚ قَالَ فَٱشۡهَدُواْ وَأَنَا۠ مَعَكُم مِّنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
وَإِذْ
ve ne zaman
أَخَذَ
almıştı
ٱللَّهُ
Allah
مِيثَـٰقَ
şöyle söz
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberlerden
لَمَآ
elbette
ءَاتَيْتُكُم
size verdim
مِّن
Kitap
كِتَـٰبٍۢ
(the) Book
وَحِكْمَةٍۢ
ve hikmet
ثُمَّ
sonra
جَآءَكُمْ
geldiğinde
رَسُولٌۭ
bir peygamber
مُّصَدِّقٌۭ
doğrulayıcı
لِّمَا
bulunan(Kitap)ı
مَعَكُمْ
yanınızda
لَتُؤْمِنُنَّ
mutlaka inanacak
بِهِۦ
ona
وَلَتَنصُرُنَّهُۥ ۚ
ve ona mutlaka yardım edeceksiniz
قَالَ
demişti
ءَأَقْرَرْتُمْ
bunu kabul ettiniz mi?
وَأَخَذْتُمْ
ve aldınız mı?
عَلَىٰ
üzerinize
ذَٰلِكُمْ
bu hususta
إِصْرِى ۖ
ağır ahdimi
قَالُوٓا۟
dediler
أَقْرَرْنَا ۚ
kabul ettik
قَالَ
dedi
فَٱشْهَدُوا۟
o halde tanık olun
وَأَنَا۠
ben de
مَعَكُم
sizinle beraber
مِّنَ
tanık olanlardanım
ٱلشَّـٰهِدِينَ
the witnesses

Ali BulaçHani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" demişlerdi de "Öyleyse şahid olun, Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" demişti

3:82
فَمَن تَوَلَّىٰ بَعۡدَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ
فَمَن
artık kim
تَوَلَّىٰ
dönerse
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ
fasıklardır

Ali BulaçArtık kim bundan sonra yüz çevirirse, onlar fasık olanlardır

3:83 📚 3
أَفَغَيۡرَ دِينِ ٱللَّهِ يَبۡغُونَ وَلَهُۥٓ أَسۡلَمَ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ طَوۡعࣰ ا وَكَرۡهࣰ ا وَإِلَيۡهِ يُرۡجَعُونَ
أَفَغَيْرَ
başkasını mı
دِينِ
dininden
ٱللَّهِ
Allah'ın
يَبْغُونَ
arıyorlar
وَلَهُۥٓ
oysa O'na
أَسْلَمَ
teslim olmuştur
مَن
olanların hepsi
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
طَوْعًۭا
isteyerek
وَكَرْهًۭا
ve(ya) istemeyerek
وَإِلَيْهِ
ve O'na
يُرْجَعُونَ
döndürüleceklerdir

Ali BulaçPeki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler

3:84
قُلۡ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ عَلَيۡنَا وَمَآ أُنزِلَ عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمۡ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّنۡهُمۡ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ
قُلْ
de ki
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
عَلَيْنَا
bize
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
عَلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِيمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ
ve sıbtlara
وَمَآ
ve şeye
أُوتِىَ
verilen
مُوسَىٰ
Musa'ya
وَعِيسَىٰ
ve Îsa'ya
وَٱلنَّبِيُّونَ
ve peygamberlere
مِن
tarafından
رَّبِّهِمْ
Rableri
لَا
ayırım yapmayız
نُفَرِّقُ
we make distinction
بَيْنَ
arasında
أَحَدٍۢ
hiçbirinin
مِّنْهُمْ
onlar
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُسْلِمُونَ
teslim olanlarız

Ali BulaçDe ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız

3:85 📚 4
وَمَن يَبۡتَغِ غَيۡرَ ٱلۡإِسۡلَٰمِ دِينࣰ ا فَلَن يُقۡبَلَ مِنۡهُ وَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ
وَمَن
ve kim
يَبْتَغِ
ararsa
غَيْرَ
başka
ٱلْإِسْلَـٰمِ
İslam'dan
دِينًۭا
bir din
فَلَن
(bilsin ki) asla
يُقْبَلَ
(o din) kabul edilmeyecek
مِنْهُ
ondan
وَهُوَ
ve o
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِنَ
kaybedenlerden olacaktır
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Ali BulaçKim İslam'dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır

3:86
كَيۡفَ يَهۡدِي ٱللَّهُ قَوۡمࣰ ا كَفَرُواْ بَعۡدَ إِيمَٰنِهِمۡ وَشَهِدُوٓاْ أَنَّ ٱلرَّسُولَ حَقࣱّ وَجَآءَهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُۚ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
كَيْفَ
nasıl
يَهْدِى
yol gösterir
ٱللَّهُ
Allah
قَوْمًۭا
bir topluma
كَفَرُوا۟
inkar eden
بَعْدَ
sonra
إِيمَـٰنِهِمْ
İman ettikten
وَشَهِدُوٓا۟
ve gördükten
أَنَّ
gerçekten
ٱلرَّسُولَ
Resul'ün
حَقٌّۭ
hak olduğunu
وَجَآءَهُمُ
ve kendilerine geldikten
ٱلْبَيِّنَـٰتُ ۚ
açık deliller
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Ali BulaçKendilerine apaçık belgeler geldiği ve elçinin hak olduğuna şahid oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir? Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez

3:87
أُوْلَٰٓئِكَ جَزَآؤُهُمۡ أَنَّ عَلَيۡهِمۡ لَعۡنَةَ ٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
جَزَآؤُهُمْ
onların cezası
أَنَّ
gerçekten
عَلَيْهِمْ
onların üzerine olmasıdır
لَعْنَةَ
la'neti
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve meleklerin
وَٱلنَّاسِ
ve insanların
أَجْمَعِينَ
hepsinin

Ali Bulaçİşte bunların cezası, Allah'ın meleklerin ve bütün insanların lanetlerinin üzerine olmasıdır

3:88 📚 1
خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacaklardır
فِيهَا
O(la'net)in içinde
لَا
hafifletilmeyecek
يُخَفَّفُ
will be lightened
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابُ
azab
وَلَا
ve onlara
هُمْ
they
يُنظَرُونَ
fırsat verilmeyecektir

Ali Bulaçİçinde temelli kalıcıdırlar. Onların azabı hafifletilmez ve onlar gözetilmezler

3:89
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ وَأَصۡلَحُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ
إِلَّا
dışında
ٱلَّذِينَ
kimseler
تَابُوا۟
tevbe eden
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
ondan
وَأَصْلَحُوا۟
ve uslananlar
فَإِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayan
رَّحِيمٌ
çok esirgeyendir

Ali BulaçAncak bundan sonra tevbe edenler, 'salih olarak davrananlar' başka. Çünkü Allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir

3:90
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بَعۡدَ إِيمَٰنِهِمۡ ثُمَّ ٱزۡدَادُواْ كُفۡرࣰ ا لَّن تُقۡبَلَ تَوۡبَتُهُمۡ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلضَّآلُّونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
onlar ki
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
بَعْدَ
sonra
إِيمَـٰنِهِمْ
inandıktan
ثُمَّ
sonra
ٱزْدَادُوا۟
arttı
كُفْرًۭا
inkarları
لَّن
kabul edilmeyecektir
تُقْبَلَ
will be accepted
تَوْبَتُهُمْ
onların tevbeleri
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlar
ٱلضَّآلُّونَ
sapıkların ta kendileridir

Ali BulaçDoğrusu, imanlarından sonra inkar edenler, sonra inkarlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların ta kendileridir

3:91
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَمَاتُواْ وَهُمۡ كُفَّارࣱ فَلَن يُقۡبَلَ مِنۡ أَحَدِهِم مِّلۡءُ ٱلۡأَرۡضِ ذَهَبࣰ ا وَلَوِ ٱفۡتَدَىٰ بِهِۦٓۗ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden
وَمَاتُوا۟
ve ölenler
وَهُمْ
ve onlar
كُفَّارٌۭ
kafir olarak
فَلَن
kabul edilmeyecektir
يُقْبَلَ
will be accepted
مِنْ
hiçbirinden
أَحَدِهِم
any one of them
مِّلْءُ
dolusu
ٱلْأَرْضِ
dünya
ذَهَبًۭا
altın
وَلَوِ
ve olsa dahi
ٱفْتَدَىٰ
fidye vermiş
بِهِۦٓ ۗ
onu
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı
وَمَا
ve yoktur
لَهُم
onların
مِّن
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ
yardımcıları

Ali BulaçŞüphesiz küfredip kafir olarak ölenler, bunların hiçbirisinden, yeryüzü dolusu altını olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır ve onların yardımcıları yoktur

3:92 📚 14
لَن تَنَالُواْ ٱلۡبِرَّ حَتَّىٰ تُنفِقُواْ مِمَّا تُحِبُّونَۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيۡءࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمࣱ‏
لَن
asla
تَنَالُوا۟
eremezsiniz
ٱلْبِرَّ
iyiliğe
حَتَّىٰ
kadar
تُنفِقُوا۟
(Allah için) harcayıncaya
مِمَّا
şeylerden
تُحِبُّونَ ۚ
sevdiğiniz
وَمَا
ve ne ki?
تُنفِقُوا۟
harcarsanız
مِن
herhangi bir
شَىْءٍۢ
şeyden
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِهِۦ
onu
عَلِيمٌۭ
bilir

Ali BulaçSevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir

3:93
۞كُلُّ ٱلطَّعَامِ كَانَ حِلࣰّ ا لِّبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسۡرَٰٓءِيلُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ مِن قَبۡلِ أَن تُنَزَّلَ ٱلتَّوۡرَىٰةُۚ قُلۡ فَأۡتُواْ بِٱلتَّوۡرَىٰةِ فَٱتۡلُوهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
۞ كُلُّ
bütün
ٱلطَّعَامِ
yiyecekler
كَانَ
idi
حِلًّۭا
helal
لِّبَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
إِلَّا
dışında
مَا
şeyler
حَرَّمَ
haram kıldığı
إِسْرَٰٓءِيلُ
İsrail'in
عَلَىٰ
kendisine
نَفْسِهِۦ
himself
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
indirilmeden
تُنَزَّلَ
(was) revealed
ٱلتَّوْرَىٰةُ ۗ
Tevrat
قُلْ
de ki
فَأْتُوا۟
getirin
بِٱلتَّوْرَىٰةِ
Tevrat'ı
فَٱتْلُوهَآ
ve okuyun
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Ali BulaçTevrat indirilmeden evvel, İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka, İsrailoğulları’na bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat'ı getirin de onu okuyun

3:94
فَمَنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
فَمَنِ
artık kim
ٱفْتَرَىٰ
uydurursa
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
ٱلْكَذِبَ
bir yalan
مِنۢ
sonra da
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bundan
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerdir

Ali BulaçArtık bundan sonra kim Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzerse, işte onlar, zalim olanlardır

3:95
قُلۡ صَدَقَ ٱللَّهُۗ فَٱتَّبِعُواْ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِيمَ حَنِيفࣰ اۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
قُلْ
de ki
صَدَقَ
doğru söyledi
ٱللَّهُ ۗ
Allah
فَٱتَّبِعُوا۟
öyle ise uyun
مِلَّةَ
dinine
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
حَنِيفًۭا
hanif (Allah'ı birleyici) olarak
وَمَا
(O) değil
كَانَ
idi
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Ali BulaçDe ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah'ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim'in dinine uyun. O, müşriklerden değildi

3:96 📚 3
إِنَّ أَوَّلَ بَيۡتࣲ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكࣰ ا وَهُدࣰ ى لِّلۡعَٰلَمِينَ
إِنَّ
doğrusu
أَوَّلَ
ilk
بَيْتٍۢ
ev
وُضِعَ
(ma'bed olarak) kurulan
لِلنَّاسِ
insanlara
لَلَّذِى
olandır
بِبَكَّةَ
Mekke'de
مُبَارَكًۭا
uğur bereketlidir'
وَهُدًۭى
ve hidayet kaynağıdır
لِّلْعَـٰلَمِينَ
alemlere

Ali BulaçGerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka'be)dir

3:97 📚 21
فِيهِ ءَايَٰتُۢ بَيِّنَٰتࣱ مَّقَامُ إِبۡرَٰهِيمَۖ وَمَن دَخَلَهُۥ كَانَ ءَامِنࣰ اۗ وَلِلَّهِ عَلَى ٱلنَّاسِ حِجُّ ٱلۡبَيۡتِ مَنِ ٱسۡتَطَاعَ إِلَيۡهِ سَبِيلࣰ اۚ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ
فِيهِ
onda vardır
ءَايَـٰتٌۢ
deliller
بَيِّنَـٰتٌۭ
açık açık
مَّقَامُ
Makamı
إِبْرَٰهِيمَ ۖ
İbrahim'in
وَمَن
ve kim
دَخَلَهُۥ
ona girse
كَانَ
güvene erer
ءَامِنًۭا ۗ
safe
وَلِلَّهِ
Allah'ın bir hakkıdır
عَلَى
üzerinde
ٱلنَّاسِ
insanlar
حِجُّ
(gidip) haccetmesi
ٱلْبَيْتِ
Ev'e
مَنِ
herkesin
ٱسْتَطَاعَ
gücü yeten
إِلَيْهِ
onun
سَبِيلًۭا ۚ
yoluna
وَمَن
ve kim
كَفَرَ
nankörlük ederse
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَنِىٌّ
zengindir
عَنِ
bütün alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ
the universe

Ali BulaçOrada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkar ederse, şüphesiz, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır

3:98
قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا تَعۡمَلُونَ
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لِمَ
neden?
تَكْفُرُونَ
inkar ediyorsunuz
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
شَهِيدٌ
tanık iken
عَلَىٰ
şeylere
مَا
what
تَعْمَلُونَ
yaptığınız

Ali BulaçDe ki: "Ey Kitap Ehli, Allah yaptıklarınıza şahid iken, ne diye Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz

3:99
قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنۡ ءَامَنَ تَبۡغُونَهَا عِوَجࣰ ا وَأَنتُمۡ شُهَدَآءُۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لِمَ
niçin?
تَصُدُّونَ
çevirmeğe çalışıyorsunuz
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
مَنْ
kimseleri
ءَامَنَ
inanan
تَبْغُونَهَا
göstermeğe yeltenerek
عِوَجًۭا
eğri
وَأَنتُمْ
ve siz
شُهَدَآءُ ۗ
(gerçeğe) tanık olduğunuz halde
وَمَا
değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Ali BulaçDe ki: "Ey Kitap Ehli, sizler şahidler olduğunuz halde, ne diye iman edenleri Allah yolundan -onda bir çarpıklık bulmaya yeltenerek- çevirmeye çalışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

3:100
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تُطِيعُواْ فَرِيقࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ يَرُدُّوكُم بَعۡدَ إِيمَٰنِكُمۡ كَٰفِرِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِن
şayet
تُطِيعُوا۟
uyarsanız
فَرِيقًۭا
gruba
مِّنَ
herhangi bir
ٱلَّذِينَ
kimselerden
أُوتُوا۟
verilen(ler)
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
يَرُدُّوكُم
sizi döndürürler
بَعْدَ
sonra
إِيمَـٰنِكُمْ
imanınızdan
كَـٰفِرِينَ
kafir olarak

Ali BulaçEy iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler

3:101 📚 1
وَكَيۡفَ تَكۡفُرُونَ وَأَنتُمۡ تُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ وَفِيكُمۡ رَسُولُهُۥۗ وَمَن يَعۡتَصِم بِٱللَّهِ فَقَدۡ هُدِيَ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
وَكَيْفَ
ve nasıl?
تَكْفُرُونَ
inkar edersiniz
وَأَنتُمْ
ve üstelik size
تُتْلَىٰ
okunmakta
عَلَيْكُمْ
size
ءَايَـٰتُ
ayetleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَفِيكُمْ
ve aranızda iken
رَسُولُهُۥ ۗ
O'nun Elçisi
وَمَن
ve kim
يَعْتَصِم
sarılırsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَقَدْ
muhakkak ki o
هُدِىَ
iletilmiştir
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Ali BulaçAllah'ın ayetleri size okunuyorken ve O'nun elçisi içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz? Kim Allah'a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir

3:102 📚 4
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِۦ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسۡلِمُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
حَقَّ
hakkıyla
تُقَاتِهِۦ
O'na yaraşır biçimde
وَلَا
ölmeyin
تَمُوتُنَّ
die
إِلَّا
dışında
وَأَنتُم
siz
مُّسْلِمُونَ
müslümanlar olmak

Ali BulaçEy iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin

3:103 📚 8
وَٱعۡتَصِمُواْ بِحَبۡلِ ٱللَّهِ جَمِيعࣰ ا وَلَا تَفَرَّقُواْۚ وَٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ كُنتُمۡ أَعۡدَآءࣰ فَأَلَّفَ بَيۡنَ قُلُوبِكُمۡ فَأَصۡبَحۡتُم بِنِعۡمَتِهِۦٓ إِخۡوَٰنࣰ ا وَكُنتُمۡ عَلَىٰ شَفَا حُفۡرَةࣲ مِّنَ ٱلنَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنۡهَاۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
وَٱعْتَصِمُوا۟
ve yapışın
بِحَبْلِ
ipine
ٱللَّهِ
Allah'ın
جَمِيعًۭا
topluca
وَلَا
ayrılmayın
تَفَرَّقُوا۟ ۚ
be divided
وَٱذْكُرُوا۟
ve hatırlayın
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size olan
إِذْ
hani
كُنتُمْ
siz idiniz
أَعْدَآءًۭ
birbirinize düşman
فَأَلَّفَ
(Allah) uzlaştırdı
بَيْنَ
arasını
قُلُوبِكُمْ
kalblerinizin
فَأَصْبَحْتُم
(haline) geldiniz
بِنِعْمَتِهِۦٓ
O'un ni'metiyle
إِخْوَٰنًۭا
kardeşler
وَكُنتُمْ
siz bulunuyordunuz
عَلَىٰ
kenarında;
شَفَا
(the) brink
حُفْرَةٍۢ
bir çukurun
مِّنَ
ateşten
ٱلنَّارِ
the Fire
فَأَنقَذَكُم
(Allah) sizi kurtardı
مِّنْهَا ۗ
ondan
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَهْتَدُونَ
yola gelirsiniz

Ali BulaçAllah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar

3:104 📚 9
وَلۡتَكُن مِّنكُمۡ أُمَّةࣱ يَدۡعُونَ إِلَى ٱلۡخَيۡرِ وَيَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
وَلْتَكُن
olsun
مِّنكُمْ
içinizden
أُمَّةٌۭ
bir topluluk
يَدْعُونَ
çağıran
إِلَى
hayra
ٱلْخَيْرِ
the good
وَيَأْمُرُونَ
ve emreden
بِٱلْمَعْرُوفِ
iyiliği
وَيَنْهَوْنَ
ve men'eden
عَنِ
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ ۚ
the wrong
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ
kurtuluşa erenlerdir

Ali BulaçSizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır

3:105 📚 3
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَٱخۡتَلَفُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
وَلَا
olmayın
تَكُونُوا۟
be
كَٱلَّذِينَ
gibi
تَفَرَّقُوا۟
bölünüp
وَٱخْتَلَفُوا۟
ve ihtilaf edenler
مِنۢ
sonradan
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine geldikten
جَآءَهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ ۚ
açık deliller
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
لَهُمْ
(evet) onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Ali BulaçKendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır

3:106 📚 3
يَوۡمَ تَبۡيَضُّ وُجُوهࣱ وَتَسۡوَدُّ وُجُوهࣱۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسۡوَدَّتۡ وُجُوهُهُمۡ أَكَفَرۡتُم بَعۡدَ إِيمَٰنِكُمۡ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ
يَوْمَ
O gün
تَبْيَضُّ
ağarır
وُجُوهٌۭ
(bazı) yüzler
وَتَسْوَدُّ
kararır
وُجُوهٌۭ ۚ
(bazı) yüzler
فَأَمَّا
o zaman
ٱلَّذِينَ
kimselere
ٱسْوَدَّتْ
kararan
وُجُوهُهُمْ
yüzleri
أَكَفَرْتُم
inkar ettiniz ha? (denilir)
بَعْدَ
sonra
إِيمَـٰنِكُمْ
inanmanızdan
فَذُوقُوا۟
öyle ise tadın
ٱلْعَذَابَ
azabı
بِمَا
karşılık
كُنتُمْ
etmenize
تَكْفُرُونَ
inkar

Ali BulaçBazı yüzlerin ağaracağı, bazı yüzlerin de kararacağı gün... Yüzleri kapkara-kesilecek olanlara: "İmanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? Öyleyse inkar etmenize karşılık olarak azabı tadın” (denilir)

3:107 📚 1
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱبۡيَضَّتۡ وُجُوهُهُمۡ فَفِي رَحۡمَةِ ٱللَّهِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَأَمَّا
ise
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱبْيَضَّتْ
ağaran
وُجُوهُهُمْ
yüzleri
فَفِى
içindedirler
رَحْمَةِ
rahmeti
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Ali BulaçYüzleri ağaranlar ise, artık onlar Allah'ın rahmeti içindedirler, içinde de temelli kalacaklardır

3:108
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتۡلُوهَا عَلَيۡكَ بِٱلۡحَقِّۗ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلۡمࣰ ا لِّلۡعَٰلَمِينَ
تِلْكَ
işte onlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱللَّهِ
Allah'ın
نَتْلُوهَا
onları okuyoruz
عَلَيْكَ
sana
بِٱلْحَقِّ ۗ
gerçek ile
وَمَا
Allah
ٱللَّهُ
Allah
يُرِيدُ
istemez
ظُلْمًۭا
zulmetmek
لِّلْعَـٰلَمِينَ
alemlere

Ali BulaçBunlar sana hak olarak okumakta olduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah, alemlere zulüm isteyen değildir

3:109
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
وَإِلَى
ve Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
تُرْجَعُ
döndürülür
ٱلْأُمُورُ
bütün işler

Ali BulaçGöklerde ve yerde olanlar Allah'ındır ve (bütün) işler Allah'a döndürülür

3:110 📚 3
كُنتُمۡ خَيۡرَ أُمَّةٍ أُخۡرِجَتۡ لِلنَّاسِ تَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَتَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَتُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِۗ وَلَوۡ ءَامَنَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۚ مِّنۡهُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَأَكۡثَرُهُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ
كُنتُمْ
siz oldunuz
خَيْرَ
en hayırlı
أُمَّةٍ
bir ümmet
أُخْرِجَتْ
çıkarılmış
لِلنَّاسِ
insanlar için
تَأْمُرُونَ
emrediyorsunuz
بِٱلْمَعْرُوفِ
iyiliği
وَتَنْهَوْنَ
men'ediyorsunuz
عَنِ
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ
the wrong
وَتُؤْمِنُونَ
ve inanıyorsunuz
بِٱللَّهِ ۗ
Allah'a
وَلَوْ
eğer
ءَامَنَ
inanmış olsaydı
أَهْلُ
ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لَكَانَ
elbette olurdu
خَيْرًۭا
hayırlı
لَّهُم ۚ
kendileri için
مِّنْهُمُ
onlardan
ٱلْمُؤْمِنُونَ
inananlar da var
وَأَكْثَرُهُمُ
ama çokları
ٱلْفَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmışlardır

Ali BulaçSiz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam'a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır

3:111
لَن يَضُرُّوكُمۡ إِلَّآ أَذࣰ ىۖ وَإِن يُقَٰتِلُوكُمۡ يُوَلُّوكُمُ ٱلۡأَدۡبَارَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ
لَن
size zarar veremezler
يَضُرُّوكُمْ
will they harm you
إِلَّآ
dışında
أَذًۭى ۖ
incitme
وَإِن
eğer
يُقَـٰتِلُوكُمْ
sizinle savaşsalar (bile)
يُوَلُّوكُمُ
size dönüp kaçarlar
ٱلْأَدْبَارَ
arkalarını
ثُمَّ
sonra
لَا
onlara yardım da edilmez
يُنصَرُونَ
they will be helped

Ali BulaçOnlar size ezadan başka kesinlikle bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşırlarsa size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez

3:112 📚 1
ضُرِبَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلذِّلَّةُ أَيۡنَ مَا ثُقِفُوٓاْ إِلَّا بِحَبۡلࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَحَبۡلࣲ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَبَآءُو بِغَضَبࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَضُرِبَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلۡمَسۡكَنَةُۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَانُواْ يَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقۡتُلُونَ ٱلۡأَنۢبِيَآءَ بِغَيۡرِ حَقࣲّۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعۡتَدُونَ
ضُرِبَتْ
vurulmuştur
عَلَيْهِمُ
onlara
ٱلذِّلَّةُ
alçaklık (damgası)
أَيْنَ
nerede
مَا
bulunsalar
ثُقِفُوٓا۟
they are found
إِلَّا
ancak hariç
بِحَبْلٍۢ
ahdine (ipine)
مِّنَ
Allah'ın
ٱللَّهِ
Allah
وَحَبْلٍۢ
ve ahdine (ipine)
مِّنَ
(inanan) insanların
ٱلنَّاسِ
the people
وَبَآءُو
ve uğradılar
بِغَضَبٍۢ
gazabına
مِّنَ
Allah'ın
ٱللَّهِ
Allah
وَضُرِبَتْ
ve vuruldu
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
ٱلْمَسْكَنَةُ ۚ
miskinlik (damgası)
ذَٰلِكَ
böyledir
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
inkar ediyorlar
يَكْفُرُونَ
disbelieve
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَقْتُلُونَ
öldürüyorlardı
ٱلْأَنۢبِيَآءَ
peygamberleri
بِغَيْرِ
haksız yere
حَقٍّۢ ۚ
right
ذَٰلِكَ
böyledir
بِمَا
çünkü
عَصَوا۟
isyan etmişlerdi
وَّكَانُوا۟
ve haddi aşıyorlardı
يَعْتَدُونَ
transgress

Ali BulaçHer nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmuştur. Onlar, Allah'tan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası) vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır

3:113
۞لَيۡسُواْ سَوَآءࣰۗ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ أُمَّةࣱ قَآئِمَةࣱ يَتۡلُونَ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ ءَانَآءَ ٱلَّيۡلِ وَهُمۡ يَسۡجُدُونَ
۞ لَيْسُوا۟
(ama) hepsi değildir
سَوَآءًۭ ۗ
aynı
مِّنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
أُمَّةٌۭ
bir topluluk vardır
قَآئِمَةٌۭ
ayakta duran
يَتْلُونَ
okuyarak
ءَايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
ءَانَآءَ
saatlerinde
ٱلَّيْلِ
gece
وَهُمْ
ve onlar
يَسْجُدُونَ
secdeye kapanırlar

Ali BulaçOnların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar

3:114 📚 3
يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَيَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَيُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡخَيۡرَٰتِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
يُؤْمِنُونَ
inanırlar
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَيَأْمُرُونَ
ve emreder
بِٱلْمَعْرُوفِ
iyiliği
وَيَنْهَوْنَ
ve men'ederler
عَنِ
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ
the wrong
وَيُسَـٰرِعُونَ
ve koşarlar
فِى
hayır işlerine
ٱلْخَيْرَٰتِ
the good deeds
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مِنَ
iyilerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Ali BulaçBunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır

3:115 📚 2
وَمَا يَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَلَن يُكۡفَرُوهُۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلۡمُتَّقِينَ
وَمَا
ve şeyler
يَفْعَلُوا۟
yapacakları
مِنْ
iyilikten
خَيْرٍۢ
a good
فَلَن
inkar edilmeyecektir
يُكْفَرُوهُ ۗ
will they be denied it
وَٱللَّهُ
Şüphesiz Allah
عَلِيمٌۢ
bilmektedir
بِٱلْمُتَّقِينَ
(günahlardan) korunanları

Ali BulaçOnlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri bilendir

3:116 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَن تُغۡنِيَ عَنۡهُمۡ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـࣰٔ اۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَن
yarar sağlamayacaktır
تُغْنِىَ
will avail
عَنْهُمْ
onlara
أَمْوَٰلُهُمْ
malları
وَلَآ
ne de
أَوْلَـٰدُهُم
evladları
مِّنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
شَيْـًۭٔا ۖ
hiçbir şey
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۚ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Ali BulaçGerçekten inkar edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah'tan yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır

3:117 📚 2
مَثَلُ مَا يُنفِقُونَ فِي هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا كَمَثَلِ رِيحࣲ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتۡ حَرۡثَ قَوۡمࣲ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ فَأَهۡلَكَتۡهُۚ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِنۡ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
مَثَلُ
durumu
مَا
şeylerin (malların)
يُنفِقُونَ
harcadıkları
فِى
bu
هَـٰذِهِ
this
ٱلْحَيَوٰةِ
dünya
ٱلدُّنْيَا
hayatında
كَمَثَلِ
benzer
رِيحٍۢ
bir rüzgara
فِيهَا
kendisine
صِرٌّ
dondurucu
أَصَابَتْ
vurup
حَرْثَ
ekinine
قَوْمٍۢ
bir topluluğun
ظَلَمُوٓا۟
zulmeden
أَنفُسَهُمْ
nefislerine
فَأَهْلَكَتْهُ ۚ
onu mahveden
وَمَا
onlara zulmetmedi
ظَلَمَهُمُ
(has) wronged them
ٱللَّهُ
Allah
وَلَـٰكِنْ
fakat
أَنفُسَهُمْ
onlar kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmediyorlardı

Ali BulaçOnların bu dünya hayatındaki harcamaları kendi nefislerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinine isabet eden kavurucu soğukluktaki bir rüzgara benzer ki onu (ekini) helak etmiştir. Allah, onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler

3:118 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ بِطَانَةࣰ مِّن دُونِكُمۡ لَا يَأۡلُونَكُمۡ خَبَالࣰ ا وَدُّواْ مَا عَنِتُّمۡ قَدۡ بَدَتِ ٱلۡبَغۡضَآءُ مِنۡ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَمَا تُخۡفِي صُدُورُهُمۡ أَكۡبَرُۚ قَدۡ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟
take
بِطَانَةًۭ
kendinize dost
مِّن
kendinizden başkasını
دُونِكُمْ
other than yourselves
لَا
onlar sizi geri durmazlar
يَأْلُونَكُمْ
they will spare you
خَبَالًۭا
bozmaktan
وَدُّوا۟
isterler
مَا
şeyleri
عَنِتُّمْ
size sıkıntı verecek
قَدْ
doğrusu
بَدَتِ
taşmaktadır
ٱلْبَغْضَآءُ
öfke
مِنْ
onların ağızlarından
أَفْوَٰهِهِمْ
their mouths
وَمَا
şeyler (kin) ise
تُخْفِى
gizledikleri
صُدُورُهُمْ
göğüslerinde
أَكْبَرُ ۚ
daha büyüktür
قَدْ
elbette
بَيَّنَّا
açıkladık
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ۖ
ayetleri
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
تَعْقِلُونَ
düşünüyor

Ali BulaçEy iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz

3:119 📚 4
هَٰٓأَنتُمۡ أُوْلَآءِ تُحِبُّونَهُمۡ وَلَا يُحِبُّونَكُمۡ وَتُؤۡمِنُونَ بِٱلۡكِتَٰبِ كُلِّهِۦ وَإِذَا لَقُوكُمۡ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوۡاْ عَضُّواْ عَلَيۡكُمُ ٱلۡأَنَامِلَ مِنَ ٱلۡغَيۡظِۚ قُلۡ مُوتُواْ بِغَيۡظِكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
هَـٰٓأَنتُمْ
işte siz
أُو۟لَآءِ
öyle kimselersiniz ki
تُحِبُّونَهُمْ
onları seversiniz
وَلَا
halbuki onlar sizi sevmezler
يُحِبُّونَكُمْ
they love you
وَتُؤْمِنُونَ
ve inanırsınız
بِٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
كُلِّهِۦ
hepsine
وَإِذَا
zaman
لَقُوكُمْ
sizinle karşılaştıkları
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
وَإِذَا
ve zaman
خَلَوْا۟
yalnız kaldıkları
عَضُّوا۟
ısırırlar
عَلَيْكُمُ
size karşı
ٱلْأَنَامِلَ
parmak uçlarını
مِنَ
öfkeden
ٱلْغَيْظِ ۚ
[the] rage
قُلْ
de ki
مُوتُوا۟
ölün
بِغَيْظِكُمْ ۗ
öfkenizden
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Ali BulaçSizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir

3:120
إِن تَمۡسَسۡكُمۡ حَسَنَةࣱ تَسُؤۡهُمۡ وَإِن تُصِبۡكُمۡ سَيِّئَةࣱ يَفۡرَحُواْ بِهَاۖ وَإِن تَصۡبِرُواْ وَتَتَّقُواْ لَا يَضُرُّكُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡـًٔاۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطࣱ‏
إِن
eğer
تَمْسَسْكُمْ
size dokunsa
حَسَنَةٌۭ
bir iyilik
تَسُؤْهُمْ
onları tasalandırır
وَإِن
ve eğer
تُصِبْكُمْ
size dokunsa
سَيِّئَةٌۭ
bir kötülük
يَفْرَحُوا۟
sevinirler
بِهَا ۖ
ona
وَإِن
eğer
تَصْبِرُوا۟
sabreder
وَتَتَّقُوا۟
ve korunursanız
لَا
size zarar vermez
يَضُرُّكُمْ
will harm you
كَيْدُهُمْ
onların tuzağı
شَيْـًٔا ۗ
hiçbir şekilde
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
şeyleri
يَعْمَلُونَ
onların yaptıkları
مُحِيطٌۭ
kuşatmıştır

Ali BulaçSize bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır

3:121
وَإِذۡ غَدَوۡتَ مِنۡ أَهۡلِكَ تُبَوِّئُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ مَقَٰعِدَ لِلۡقِتَالِۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
وَإِذْ
hani
غَدَوْتَ
sen erkenden
مِنْ
ailenden
أَهْلِكَ
your household
تُبَوِّئُ
ayrılmıştın
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minleri
مَقَـٰعِدَ
yerleştiriyordun
لِلْقِتَالِ ۗ
savaş için
وَٱللَّهُ
Allah da
سَمِيعٌ
işitendi
عَلِيمٌ
bilendi

Ali BulaçHani sen, mü'minleri savaşmak için elverişli yerlere yerleştirmek için evinden erkenden ayrılmıştın. Allah işitendir, bilendir

3:122
إِذۡ هَمَّت طَّآئِفَتَانِ مِنكُمۡ أَن تَفۡشَلَا وَٱللَّهُ وَلِيُّهُمَاۗ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ
إِذْ
o vakit
هَمَّت
yüz tutmuştu
طَّآئِفَتَانِ
iki takım
مِنكُمْ
sizden
أَن
korkup bozulmaya
تَفْشَلَا
they lost heart
وَٱللَّهُ
halbuki Allah
وَلِيُّهُمَا ۗ
kendilerinin dostu idi
وَعَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ
inananlar

Ali BulaçO zaman sizden iki grup, neredeyse 'çözülüp geri çekilmek' istemişti. Oysa Allah onların (Velisi) yardımcısıydı. Artık mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etmelidir

3:123
وَلَقَدۡ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ بِبَدۡرࣲ وَأَنتُمۡ أَذِلَّةࣱۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَلَقَدْ
nitekim
نَصَرَكُمُ
size yardım etmişti
ٱللَّهُ
Allah
بِبَدْرٍۢ
Bedir'de
وَأَنتُمْ
ve siz
أَذِلَّةٌۭ ۖ
zayıf durumdayken
فَٱتَّقُوا۟
O halde korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Ali BulaçAndolsun, siz güçsüz iken Allah size Bedir'de yardımıyla zafer verdi. Şu halde Allah'tan sakının, O'na şükredebilesiniz

3:124
إِذۡ تَقُولُ لِلۡمُؤۡمِنِينَ أَلَن يَكۡفِيَكُمۡ أَن يُمِدَّكُمۡ رَبُّكُم بِثَلَٰثَةِ ءَالَٰفࣲ مِّنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ مُنزَلِينَ
إِذْ
O zaman
تَقُولُ
sen diyordun
لِلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
أَلَن
size yetmez mi?
يَكْفِيَكُمْ
enough for you
أَن
size yardım etmesi
يُمِدَّكُمْ
reinforces you
رَبُّكُم
Rabbinizin
بِثَلَـٰثَةِ
üç
ءَالَـٰفٍۢ
bin
مِّنَ
melek ile
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
[the] Angels
مُنزَلِينَ
indirilmiş

Ali BulaçSen mü'minlere: "Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun

3:125 📚 2
بَلَىٰٓۚ إِن تَصۡبِرُواْ وَتَتَّقُواْ وَيَأۡتُوكُم مِّن فَوۡرِهِمۡ هَٰذَا يُمۡدِدۡكُمۡ رَبُّكُم بِخَمۡسَةِ ءَالَٰفࣲ مِّنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ مُسَوِّمِينَ
بَلَىٰٓ ۚ
evet
إِن
eğer
تَصْبِرُوا۟
sabrederseniz
وَتَتَّقُوا۟
ve korunursanız
وَيَأْتُوكُم
üzerinize gelseler
مِّن
onlar ansızın
فَوْرِهِمْ
suddenly
هَـٰذَا
şu (anda)
يُمْدِدْكُمْ
size yardım eder
رَبُّكُم
Rabbiniz
بِخَمْسَةِ
beş
ءَالَـٰفٍۢ
bin
مِّنَ
melekle
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
[the] Angels
مُسَوِّمِينَ
nişanlı

Ali BulaçEvet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır

3:126
وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشۡرَىٰ لَكُمۡ وَلِتَطۡمَئِنَّ قُلُوبُكُم بِهِۦۗ وَمَا ٱلنَّصۡرُ إِلَّا مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ
وَمَا
onu yapmaz
جَعَلَهُ
made it
ٱللَّهُ
Allah
إِلَّا
ancak (yapar)
بُشْرَىٰ
müjde olsun diye
لَكُمْ
size
وَلِتَطْمَئِنَّ
ve güven bulsun diye
قُلُوبُكُم
kalbleriniz
بِهِۦ ۗ
bununla
وَمَا
ve yoktur
ٱلنَّصْرُ
yardım
إِلَّا
ancak( vardır)
مِنْ
katında
عِندِ
[near]
ٱللَّهِ
Allah
ٱلْعَزِيزِ
daima galib
ٱلْحَكِيمِ
hüküm ve hikmet sahibi

Ali BulaçAllah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. 'Yardım ve zafer’ (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın Katındandır

3:127
لِيَقۡطَعَ طَرَفࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوۡ يَكۡبِتَهُمۡ فَيَنقَلِبُواْ خَآئِبِينَ
لِيَقْطَعَ
kessin diye
طَرَفًۭا
bir kısmını
مِّنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَوْ
yahut
يَكْبِتَهُمْ
ve perişan etsin de
فَيَنقَلِبُوا۟
dönüp gitsinler diye
خَآئِبِينَ
umutsuz olarak

Ali Bulaç(Ki bununla) İnkar edenlerin önde gelenlerinden bir kısmını kessin (helak etsin) ya da 'umutları suya düşmüşler olarak onları' tepesi aşağı getirsin de geri dönüp gitsinler

3:128 📚 5
لَيۡسَ لَكَ مِنَ ٱلۡأَمۡرِ شَيۡءٌ أَوۡ يَتُوبَ عَلَيۡهِمۡ أَوۡ يُعَذِّبَهُمۡ فَإِنَّهُمۡ ظَٰلِمُونَ
لَيْسَ
yoktur
لَكَ
senin
مِنَ
o konuda
ٱلْأَمْرِ
the decision
شَىْءٌ
(yapacağın) bir şey
أَوْ
ya
يَتُوبَ
(Allah) tevbelerini kabul eder
عَلَيْهِمْ
onların
أَوْ
ya da
يُعَذِّبَهُمْ
onlara azab eder
فَإِنَّهُمْ
şüphesiz onlar (diye)
ظَـٰلِمُونَ
zalimlerdir

Ali Bulaç(Allah'ın) Onların tevbelerini kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azaplandırması işinden sana bir şey (sorumluluk ve görev) yoktur

3:129 📚 6
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
يَغْفِرُ
(O) bağışlar
لِمَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيُعَذِّبُ
ve azabeder
مَن
dimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayan
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir

Ali BulaçGöklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azaplandırır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir

3:130
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَأۡكُلُواْ ٱلرِّبَوٰٓاْ أَضۡعَٰفࣰ ا مُّضَٰعَفَةࣰۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
yemeyin
تَأْكُلُوا۟
eat
ٱلرِّبَوٰٓا۟
riba
أَضْعَـٰفًۭا
kat kat
مُّضَـٰعَفَةًۭ ۖ
arttırarak
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
kurtuluşa erersiniz

Ali BulaçEy iman edenler, faizi kat kat artırılmış olarak yemeyin. Ve Allah'tan sakının, umulur ki kurtulursunuz

3:131
وَٱتَّقُواْ ٱلنَّارَ ٱلَّتِيٓ أُعِدَّتۡ لِلۡكَٰفِرِينَ
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱلنَّارَ
ateşten
ٱلَّتِىٓ
o ki
أُعِدَّتْ
hazırlanmıştır
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirler için

Ali BulaçVe kafirler için hazırlanmış olan ateşten sakının

3:132 📚 2
وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ
ve Elçiye
لَعَلَّكُمْ
umulur ki olursunuz
تُرْحَمُونَ
merhamet edilenlerden

Ali BulaçAllah'a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız

3:133 📚 8
۞وَسَارِعُوٓاْ إِلَىٰ مَغۡفِرَةࣲ مِّن رَّبِّكُمۡ وَجَنَّةٍ عَرۡضُهَا ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ أُعِدَّتۡ لِلۡمُتَّقِينَ
۞ وَسَارِعُوٓا۟
ve koşun
إِلَىٰ
bir bağışlanmaya
مَغْفِرَةٍۢ
forgiveness
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَجَنَّةٍ
ve cennete
عَرْضُهَا
genişliği
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
göklerle
وَٱلْأَرْضُ
ve yer kadar olan
أُعِدَّتْ
hazırlanmış
لِلْمُتَّقِينَ
korunanlar için

Ali BulaçRabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır

3:134 📚 7
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي ٱلسَّرَّآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَٱلۡكَٰظِمِينَ ٱلۡغَيۡظَ وَٱلۡعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُنفِقُونَ
infak ederler
فِى
bollukta
ٱلسَّرَّآءِ
[the] ease
وَٱلضَّرَّآءِ
ve darlıkta
وَٱلْكَـٰظِمِينَ
yutkunurlar
ٱلْغَيْظَ
öfke(lerin)i
وَٱلْعَافِينَ
ve affederler
عَنِ
insanları
ٱلنَّاسِ ۗ
the people
وَٱللَّهُ
Allah da
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Ali BulaçOnlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever

3:135 📚 11
وَٱلَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَٰحِشَةً أَوۡ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ ذَكَرُواْ ٱللَّهَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ لِذُنُوبِهِمۡ وَمَن يَغۡفِرُ ٱلذُّنُوبَ إِلَّا ٱللَّهُ وَلَمۡ يُصِرُّواْ عَلَىٰ مَا فَعَلُواْ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
إِذَا
zaman
فَعَلُوا۟
yaptıkları
فَـٰحِشَةً
bir kötülük
أَوْ
ya da
ظَلَمُوٓا۟
zulmettikleri
أَنفُسَهُمْ
nefislerine
ذَكَرُوا۟
hatırlayarak
ٱللَّهَ
Allah'ı
فَٱسْتَغْفَرُوا۟
bağışlanmasını dilerler
لِذُنُوبِهِمْ
günahlarının
وَمَن
ve kim
يَغْفِرُ
bağışlayabilir
ٱلذُّنُوبَ
günahları
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ
Allah'tan
وَلَمْ
ve onlar ısrar etmezler
يُصِرُّوا۟
they persist
عَلَىٰ
şeylerde (hatalarında)
مَا
what
فَعَلُوا۟
yaptıkları
وَهُمْ
onlar
يَعْلَمُونَ
bile bile

Ali BulaçVe 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir

3:136
أُوْلَٰٓئِكَ جَزَآؤُهُم مَّغۡفِرَةࣱ مِّن رَّبِّهِمۡ وَجَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَنِعۡمَ أَجۡرُ ٱلۡعَٰمِلِينَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
جَزَآؤُهُم
onların mükafatı
مَّغْفِرَةٌۭ
bağışlanma
مِّن
tarafından
رَّبِّهِمْ
Rableri
وَجَنَّـٰتٌۭ
ve cennetlerdir
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalırlar
فِيهَا ۚ
içinde
وَنِعْمَ
ve ne güzeldir
أَجْرُ
ücreti
ٱلْعَـٰمِلِينَ
çalışanların

Ali Bulaçİşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var)

3:137
قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِكُمۡ سُنَنࣱ فَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُكَذِّبِينَ
قَدْ
şüphesiz
خَلَتْ
uygulanmıştır
مِن
sizden önce de
قَبْلِكُمْ
before you
سُنَنٌۭ
yasalar
فَسِيرُوا۟
dolaşın
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَٱنظُرُوا۟
ve görün
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayıcıların

Ali BulaçGerçek şu ki, sizden önce nice sünnetler gelip-geçmiştir. Bundan dolayı yeryüzünde gezip-dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonuç nasıl oldu bir görün

3:138
هَٰذَا بَيَانࣱ لِّلنَّاسِ وَهُدࣰ ى وَمَوۡعِظَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ
هَـٰذَا
bu
بَيَانٌۭ
bir açıklamadır
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَهُدًۭى
ve yol göstermedir
وَمَوْعِظَةٌۭ
ve öğüttür
لِّلْمُتَّقِينَ
korunanlara

Ali BulaçBu (Kur'an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür

3:139 📚 1
وَلَا تَهِنُواْ وَلَا تَحۡزَنُواْ وَأَنتُمُ ٱلۡأَعۡلَوۡنَ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَلَا
gevşemeyin
تَهِنُوا۟
weaken
وَلَا
üzülmeyin
تَحْزَنُوا۟
grieve
وَأَنتُمُ
mutlaka siz
ٱلْأَعْلَوْنَ
üstün geleceksiniz
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Ali BulaçGevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz

3:140
إِن يَمۡسَسۡكُمۡ قَرۡحࣱ فَقَدۡ مَسَّ ٱلۡقَوۡمَ قَرۡحࣱ مِّثۡلُهُۥۚ وَتِلۡكَ ٱلۡأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيۡنَ ٱلنَّاسِ وَلِيَعۡلَمَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَيَتَّخِذَ مِنكُمۡ شُهَدَآءَۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ
إِن
eğer
يَمْسَسْكُمْ
size dokunduysa
قَرْحٌۭ
bir yara
فَقَدْ
muhakkak
مَسَّ
dokunmuştu
ٱلْقَوْمَ
o topluluğa da
قَرْحٌۭ
bir yara
مِّثْلُهُۥ ۚ
benzeri
وَتِلْكَ
işte o
ٱلْأَيَّامُ
günler
نُدَاوِلُهَا
biz onları çeviririz
بَيْنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
وَلِيَعْلَمَ
(bu) bilmesi içindir
ٱللَّهُ
Allah'ın
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَيَتَّخِذَ
ve edinmesi içindir
مِنكُمْ
sizden
شُهَدَآءَ ۗ
şehidler (şahidler)
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Ali BulaçEğer bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. İşte o günleri Biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah'ın iman edenleri belirtip-ayırması ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez

3:141
وَلِيُمَحِّصَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَيَمۡحَقَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَلِيُمَحِّصَ
ve temize çıkarması için
ٱللَّهُ
Allah'ın
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَيَمْحَقَ
ve mahvetmesi için
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri

Ali Bulaç(Yine bu) Allah'ın, iman edenleri arındırması ve inkar edenleri yok etmesi içindir

3:142 📚 1
أَمۡ حَسِبۡتُمۡ أَن تَدۡخُلُواْ ٱلۡجَنَّةَ وَلَمَّا يَعۡلَمِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ جَٰهَدُواْ مِنكُمۡ وَيَعۡلَمَ ٱلصَّٰبِرِينَ
أَمْ
yoksa
حَسِبْتُمْ
siz sandınız
أَن
gireceğinizi
تَدْخُلُوا۟
you will enter
ٱلْجَنَّةَ
cennete
وَلَمَّا
bilmeden
يَعْلَمِ
made evident
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
جَـٰهَدُوا۟
cihad edenleri
مِنكُمْ
içinizden
وَيَعْلَمَ
(sınayıp) bilmeden
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenleri

Ali BulaçYoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız

3:143
وَلَقَدۡ كُنتُمۡ تَمَنَّوۡنَ ٱلۡمَوۡتَ مِن قَبۡلِ أَن تَلۡقَوۡهُ فَقَدۡ رَأَيۡتُمُوهُ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ
وَلَقَدْ
andolsun ki
كُنتُمْ
siz
تَمَنَّوْنَ
arzuluyordunuz
ٱلْمَوْتَ
ölümü
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
onunla karşılaşmadan
تَلْقَوْهُ
you met it
فَقَدْ
işte
رَأَيْتُمُوهُ
onu gördünüz
وَأَنتُمْ
ve siz
تَنظُرُونَ
bakıp duruyorsunuz

Ali BulaçAndolsun, siz onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz

3:144 📚 7
وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولࣱ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِ ٱلرُّسُلُۚ أَفَإِيْن مَّاتَ أَوۡ قُتِلَ ٱنقَلَبۡتُمۡ عَلَىٰٓ أَعۡقَٰبِكُمۡۚ وَمَن يَنقَلِبۡ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِ فَلَن يَضُرَّ ٱللَّهَ شَيۡـࣰٔ اۚ وَسَيَجۡزِي ٱللَّهُ ٱلشَّٰكِرِينَ
وَمَا
ve değildir
مُحَمَّدٌ
Muhammed
إِلَّا
başka (bir şey)
رَسُولٌۭ
bir elçi
قَدْ
muhakkak
خَلَتْ
gelip geçmiştir
مِن
ondan önce de
قَبْلِهِ
before him
ٱلرُّسُلُ ۚ
elçiler
أَفَإِي۟ن
eğer şimdi
مَّاتَ
o ölür
أَوْ
veya
قُتِلَ
öldürülürse
ٱنقَلَبْتُمْ
geriye mi döneceksiniz?
عَلَىٰٓ
üzerinde
أَعْقَـٰبِكُمْ ۚ
ökçelerinizin
وَمَن
kim
يَنقَلِبْ
geriye dönerse
عَلَىٰ
üzerinde
عَقِبَيْهِ
ökçesi
فَلَن
ziyan veremez
يَضُرَّ
will he harm
ٱللَّهَ
Allah'a
شَيْـًۭٔا ۗ
hiçbir
وَسَيَجْزِى
ve mükafatlandıracaktır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلشَّـٰكِرِينَ
şükredenleri

Ali BulaçMuhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. Şimdi O ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah'a kesinlikle zarar veremez. Allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir

3:145 📚 1
وَمَا كَانَ لِنَفۡسٍ أَن تَمُوتَ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِ كِتَٰبࣰ ا مُّؤَجَّلࣰ اۗ وَمَن يُرِدۡ ثَوَابَ ٱلدُّنۡيَا نُؤۡتِهِۦ مِنۡهَا وَمَن يُرِدۡ ثَوَابَ ٱلۡأٓخِرَةِ نُؤۡتِهِۦ مِنۡهَاۚ وَسَنَجۡزِي ٱلشَّٰكِرِينَ
وَمَا
ve yoktur
كَانَ
hiçbir kişi için
لِنَفْسٍ
for a soul
أَن
ölmek
تَمُوتَ
he dies
إِلَّا
olmadan
بِإِذْنِ
izni
ٱللَّهِ
Allah'ın
كِتَـٰبًۭا
yazılmıştır
مُّؤَجَّلًۭا ۗ
belirli bir süreye göre
وَمَن
ve kim
يُرِدْ
isterse
ثَوَابَ
sevabını (menfaatini)
ٱلدُّنْيَا
dünya
نُؤْتِهِۦ
kendisine veririz
مِنْهَا
ondan
وَمَن
ve kim
يُرِدْ
isterse
ثَوَابَ
sevabını
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
نُؤْتِهِۦ
kendisine veririz
مِنْهَا ۚ
ondan
وَسَنَجْزِى
ve mükafatlandıracağız
ٱلشَّـٰكِرِينَ
şükredenleri

Ali BulaçAllah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır. Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz

3:146 📚 1
وَكَأَيِّن مِّن نَّبِيࣲّ قَٰتَلَ مَعَهُۥ رِبِّيُّونَ كَثِيرࣱ فَمَا وَهَنُواْ لِمَآ أَصَابَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَمَا ضَعُفُواْ وَمَا ٱسۡتَكَانُواْۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلصَّٰبِرِينَ
وَكَأَيِّن
nice var ki
مِّن
den
نَّبِىٍّۢ
a Prophet
قَـٰتَلَ
çarpıştılar
مَعَهُۥ
kendileriyle beraber
رِبِّيُّونَ
Rabbani (erenler)
كَثِيرٌۭ
birçok
فَمَا
yılmadılar
وَهَنُوا۟
they lost heart
لِمَآ
şeylerden
أَصَابَهُمْ
başlarında gelen
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَمَا
zayıflık göstermediler
ضَعُفُوا۟
they weakened
وَمَا
boyun eğmediler
ٱسْتَكَانُوا۟ ۗ
they gave in
وَٱللَّهُ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenleri

Ali BulaçNice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever

3:147 📚 3
وَمَا كَانَ قَوۡلَهُمۡ إِلَّآ أَن قَالُواْ رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسۡرَافَنَا فِيٓ أَمۡرِنَا وَثَبِّتۡ أَقۡدَامَنَا وَٱنصُرۡنَا عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَمَا
ve değildi
كَانَ
sözleri
قَوْلَهُمْ
their words
إِلَّآ
başka
أَن
demelerinden
قَالُوا۟
they said
رَبَّنَا
Rabbimiz
ٱغْفِرْ
bağışla
لَنَا
bizim
ذُنُوبَنَا
günahlarımızı
وَإِسْرَافَنَا
ve taşkınlığımızı
فِىٓ
işimizde
أَمْرِنَا
our affairs
وَثَبِّتْ
ve sağlam tut
أَقْدَامَنَا
ayaklarımızı
وَٱنصُرْنَا
bize yardım eyle
عَلَى
karşı
ٱلْقَوْمِ
toplumuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Ali BulaçOnların söyledikleri: "Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi

3:148
فَـَٔاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ ثَوَابَ ٱلدُّنۡيَا وَحُسۡنَ ثَوَابِ ٱلۡأٓخِرَةِۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
فَـَٔاتَىٰهُمُ
onlara verdi
ٱللَّهُ
Allah (da)
ثَوَابَ
karşılığını
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَحُسْنَ
ve en güzelini
ثَوَابِ
karşılığının;
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۗ
ahiret
وَٱللَّهُ
(çünkü) Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Ali BulaçBöylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever

3:149
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تُطِيعُواْ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَرُدُّوكُمۡ عَلَىٰٓ أَعۡقَٰبِكُمۡ فَتَنقَلِبُواْ خَٰسِرِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِن
eğer
تُطِيعُوا۟
ita'at ederseniz
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
يَرُدُّوكُمْ
sizi çevirirler
عَلَىٰٓ
üzere
أَعْقَـٰبِكُمْ
arkanız (küfre)
فَتَنقَلِبُوا۟
o zaman dönersiniz
خَـٰسِرِينَ
kaybedenlere

Ali BulaçEy iman edenler, eğer inkar edenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde gerisin-geri çevirirler, böylece büyük hüsrana uğrayanlara dönersiniz

3:150
بَلِ ٱللَّهُ مَوۡلَىٰكُمۡۖ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلنَّٰصِرِينَ
بَلِ
hayır
ٱللَّهُ
Allah'tır
مَوْلَىٰكُمْ ۖ
Mevlanız
وَهُوَ
ve O'dur
خَيْرُ
en iyisi
ٱلنَّـٰصِرِينَ
yardımcıların

Ali BulaçHayır, sizin Mevlanız Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır

3:151
سَنُلۡقِي فِي قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلرُّعۡبَ بِمَآ أَشۡرَكُواْ بِٱللَّهِ مَا لَمۡ يُنَزِّلۡ بِهِۦ سُلۡطَٰنࣰ اۖ وَمَأۡوَىٰهُمُ ٱلنَّارُۖ وَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلظَّٰلِمِينَ
سَنُلْقِى
salacağız
فِى
kalblerine
قُلُوبِ
(the) hearts
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar edenlerin
ٱلرُّعْبَ
korku
بِمَآ
dolayı
أَشْرَكُوا۟
ortak koştuklarından
بِٱللَّهِ
Allah'a
مَا
şeyleri
لَمْ
indirmediği
يُنَزِّلْ
He sent down
بِهِۦ
kendilerine
سُلْطَـٰنًۭا ۖ
hiçbir güç
وَمَأْوَىٰهُمُ
ve gidecekleri yer de
ٱلنَّارُ ۚ
cehennemdir
وَبِئْسَ
ne kötüdür
مَثْوَى
varacağı yer
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin

Ali BulaçKendisi hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koştuklarından dolayı küfredenlerin kalplerine korku salacağız. Onların barınma yerleri ateştir. Zalimlerin konaklama yeri ne kötüdür

3:152 📚 5
وَلَقَدۡ صَدَقَكُمُ ٱللَّهُ وَعۡدَهُۥٓ إِذۡ تَحُسُّونَهُم بِإِذۡنِهِۦۖ حَتَّىٰٓ إِذَا فَشِلۡتُمۡ وَتَنَٰزَعۡتُمۡ فِي ٱلۡأَمۡرِ وَعَصَيۡتُم مِّنۢ بَعۡدِ مَآ أَرَىٰكُم مَّا تُحِبُّونَۚ مِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلدُّنۡيَا وَمِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلۡأٓخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمۡ عَنۡهُمۡ لِيَبۡتَلِيَكُمۡۖ وَلَقَدۡ عَفَا عَنكُمۡۗ وَٱللَّهُ ذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَلَقَدْ
elbette
صَدَقَكُمُ
size doğruladı
ٱللَّهُ
Allah
وَعْدَهُۥٓ
(yardım) va'dini
إِذْ
sürece
تَحُسُّونَهُم
onları öldürdüğünüz
بِإِذْنِهِۦ ۖ
kendi izniyle
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
nezaman ki
فَشِلْتُمْ
siz korktunuz
وَتَنَـٰزَعْتُمْ
ve (birbirinizle) çekiştiniz
فِى
hakkında
ٱلْأَمْرِ
(verilen) emir
وَعَصَيْتُم
ve isyan ettiniz
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَآ
size gösterdikten
أَرَىٰكُم
He (had) shown you
مَّا
şey(galibiyet)i
تُحِبُّونَ ۚ
sevdiğiniz
مِنكُم
sizden
مَّن
kiminiz
يُرِيدُ
istiyordu
ٱلدُّنْيَا
dünyayı
وَمِنكُم
ve sizden
مَّن
kiminiz
يُرِيدُ
istiyordu
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ
ahireti
ثُمَّ
sonra
صَرَفَكُمْ
(Allah) geri çevirdi
عَنْهُمْ
onlardan
لِيَبْتَلِيَكُمْ ۖ
sizi denemek için
وَلَقَدْ
andolsun ki
عَفَا
bağışladı
عَنكُمْ ۗ
sizi
وَٱللَّهُ
Allah
ذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lütuf
عَلَى
karşı
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere

Ali BulaçAndolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır

3:153
۞إِذۡ تُصۡعِدُونَ وَلَا تَلۡوُۥنَ عَلَىٰٓ أَحَدࣲ وَٱلرَّسُولُ يَدۡعُوكُمۡ فِيٓ أُخۡرَىٰكُمۡ فَأَثَٰبَكُمۡ غَمَّۢا بِغَمࣲّ لِّكَيۡلَا تَحۡزَنُواْ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمۡ وَلَا مَآ أَصَٰبَكُمۡۗ وَٱللَّهُ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ
۞ إِذْ
hani
تُصْعِدُونَ
boyuna uzaklaşıyordunuz
وَلَا
dönüp bakmıyordunuz
تَلْوُۥنَ
casting a glance
عَلَىٰٓ
hiç kimseye
أَحَدٍۢ
anyone
وَٱلرَّسُولُ
ve Elçi
يَدْعُوكُمْ
sizi çağırırken
فِىٓ
arkanızdan
أُخْرَىٰكُمْ
(from) behind you
فَأَثَـٰبَكُمْ
bundan dolayı size verdi
غَمًّۢا
gam
بِغَمٍّۢ
gam üstüne
لِّكَيْلَا
diye
تَحْزَنُوا۟
üzülmeyesiniz
عَلَىٰ
şeye
مَا
what
فَاتَكُمْ
elinizden giden
وَلَا
vw
مَآ
şeye
أَصَـٰبَكُمْ ۗ
başınıza gelen
وَٱللَّهُ
Allah
خَبِيرٌۢ
haberdardır
بِمَا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız(dan)

Ali BulaçSiz o zaman durmaksızın uzaklaşıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz. Elçi de sürekli sizi arkadan çağırıyordu. (Allah) Elinizden kaçırdıklarınıza ve size isabet edene üzülmemeniz için sizi kederden kedere uğrattı. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır

3:154 📚 5
ثُمَّ أَنزَلَ عَلَيۡكُم مِّنۢ بَعۡدِ ٱلۡغَمِّ أَمَنَةࣰ نُّعَاسࣰ ا يَغۡشَىٰ طَآئِفَةࣰ مِّنكُمۡۖ وَطَآئِفَةࣱ قَدۡ أَهَمَّتۡهُمۡ أَنفُسُهُمۡ يَظُنُّونَ بِٱللَّهِ غَيۡرَ ٱلۡحَقِّ ظَنَّ ٱلۡجَٰهِلِيَّةِۖ يَقُولُونَ هَل لَّنَا مِنَ ٱلۡأَمۡرِ مِن شَيۡءࣲۗ قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَمۡرَ كُلَّهُۥ لِلَّهِۗ يُخۡفُونَ فِيٓ أَنفُسِهِم مَّا لَا يُبۡدُونَ لَكَۖ يَقُولُونَ لَوۡ كَانَ لَنَا مِنَ ٱلۡأَمۡرِ شَيۡءࣱ مَّا قُتِلۡنَا هَٰهُنَاۗ قُل لَّوۡ كُنتُمۡ فِي بُيُوتِكُمۡ لَبَرَزَ ٱلَّذِينَ كُتِبَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَتۡلُ إِلَىٰ مَضَاجِعِهِمۡۖ وَلِيَبۡتَلِيَ ٱللَّهُ مَا فِي صُدُورِكُمۡ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
ثُمَّ
sonra
أَنزَلَ
indirdi
عَلَيْكُم
size
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ٱلْغَمِّ
o üzüntünün
أَمَنَةًۭ
bir güven
نُّعَاسًۭا
bir uyku
يَغْشَىٰ
bürüyen
طَآئِفَةًۭ
bir kısmınızı
مِّنكُمْ ۖ
sizden
وَطَآئِفَةٌۭ
ve bir kısmınız da
قَدْ
doğrusu
أَهَمَّتْهُمْ
kaygısına düşmüştü
أَنفُسُهُمْ
kendi canlarının
يَظُنُّونَ
bir zanda bulunuyorlar
بِٱللَّهِ
Allah'a karşı
غَيْرَ
haksız
ٱلْحَقِّ
the truth
ظَنَّ
zannı (gibi)
ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ ۖ
cahiliyye
يَقُولُونَ
diyorlardı
هَل
var mı
لَّنَا
bize
مِنَ
bu işten
ٱلْأَمْرِ
the matter
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ ۗ
şey
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْأَمْرَ
iş
كُلَّهُۥ
bütünüyle
لِلَّهِ ۗ
Allah'a aittir
يُخْفُونَ
onlar gizliyorlar
فِىٓ
içlerinde
أَنفُسِهِم
themselves
مَّا
şeyleri
لَا
açıklayamadıkları
يُبْدُونَ
they reveal
لَكَ ۖ
sana
يَقُولُونَ
diyorlar ki
لَوْ
şayet
كَانَ
olsaydı
لَنَا
bize
مِنَ
bu işten
ٱلْأَمْرِ
the matter
شَىْءٌۭ
bir şey (fayda)
مَّا
öldürülmezdik
قُتِلْنَا
we would have been killed
هَـٰهُنَا ۗ
burada
قُل
de ki
لَّوْ
şayet
كُنتُمْ
olsaydınız
فِى
evlerinizde dahi
بُيُوتِكُمْ
your houses
لَبَرَزَ
mutlaka boylardı
ٱلَّذِينَ
olanlar
كُتِبَ
yazılmış
عَلَيْهِمُ
üzerine
ٱلْقَتْلُ
öldürülme(si)
إِلَىٰ
yatacakları yeri
مَضَاجِعِهِمْ ۖ
their places of death
وَلِيَبْتَلِىَ
ve denemesi içindir
ٱللَّهُ
Allah'ın
مَا
olanı
فِى
içinde
صُدُورِكُمْ
göğüsleriniz
وَلِيُمَحِّصَ
ve açığa çıkarması içindir
مَا
olanı
فِى
içinde
قُلُوبِكُمْ ۗ
kalbleriniz
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Ali BulaçSonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir

3:155
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَلَّوۡاْ مِنكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡتَقَى ٱلۡجَمۡعَانِ إِنَّمَا ٱسۡتَزَلَّهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ بِبَعۡضِ مَا كَسَبُواْۖ وَلَقَدۡ عَفَا ٱللَّهُ عَنۡهُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseleri
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirip giden
مِنكُمْ
içinizden
يَوْمَ
gün
ٱلْتَقَى
karşılaştığı
ٱلْجَمْعَانِ
iki topluluğun
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱسْتَزَلَّهُمُ
(yoldan) kaydırmak istemişti
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
بِبَعْضِ
bazı
مَا
dolayı
كَسَبُوا۟ ۖ
yaptıkları işlerden
وَلَقَدْ
ama elbette
عَفَا
affetti
ٱللَّهُ
Allah
عَنْهُمْ ۗ
onları
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌ
çok bağışlayandır
حَلِيمٌۭ
halimdir

Ali Bulaçİki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. Ama andolsun ki, Allah onları affetti. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, yumuşak olandır

3:156 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَقَالُواْ لِإِخۡوَٰنِهِمۡ إِذَا ضَرَبُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَوۡ كَانُواْ غُزࣰّ ى لَّوۡ كَانُواْ عِندَنَا مَا مَاتُواْ وَمَا قُتِلُواْ لِيَجۡعَلَ ٱللَّهُ ذَٰلِكَ حَسۡرَةࣰ فِي قُلُوبِهِمۡۗ وَٱللَّهُ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
لَا
olmayın
تَكُونُوا۟
be
كَٱلَّذِينَ
kimseler (gibi)
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَقَالُوا۟
ve diyenler (gibi)
لِإِخْوَٰنِهِمْ
kardeşleri için
إِذَا
zaman
ضَرَبُوا۟
sefere çıktıkları
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
أَوْ
ya da
كَانُوا۟
savaşa çıktıkları
غُزًّۭى
fighting
لَّوْ
eğer
كَانُوا۟
olsalardı
عِندَنَا
bizim yanımızda
مَا
ölmezlerdi
مَاتُوا۟
they (would have) died
وَمَا
ve öldürülmezlerdi
قُتِلُوا۟
they (would have) been killed
لِيَجْعَلَ
yapar
ٱللَّهُ
Allah
ذَٰلِكَ
bu (düşünce ve sözlerini)
حَسْرَةًۭ
bir dert
فِى
kalblerinde
قُلُوبِهِمْ ۗ
their hearts
وَٱللَّهُ
Allahtır
يُحْىِۦ
yaşatan
وَيُمِيتُ ۗ
ve öldüren
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Ali BulaçEy iman edenler, inkar edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir

3:157
وَلَئِن قُتِلۡتُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوۡ مُتُّمۡ لَمَغۡفِرَةࣱ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَحۡمَةٌ خَيۡرࣱ مِّمَّا يَجۡمَعُونَ
وَلَئِن
eğer
قُتِلْتُمْ
öldürülür
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أَوْ
ya da
مُتُّمْ
ölürseniz
لَمَغْفِرَةٌۭ
bağışlaması vardır
مِّنَ
Allah'ın
ٱللَّهِ
Allah
وَرَحْمَةٌ
ve rahmeti
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
مِّمَّا
şeylerden
يَجْمَعُونَ
onların topladıkları

Ali BulaçAndolsun, eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allah'tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır

3:158
وَلَئِن مُّتُّمۡ أَوۡ قُتِلۡتُمۡ لَإِلَى ٱللَّهِ تُحۡشَرُونَ
وَلَئِن
elbette
مُّتُّمْ
ölür
أَوْ
veya
قُتِلْتُمْ
öldürülürseniz
لَإِلَى
elbette
ٱللَّهِ
Allah'a
تُحْشَرُونَ
götürüleceksiniz

Ali BulaçAndolsun, ölseniz de, öldürülseniz de şüphesiz Allah'a (varıp) toplanacaksınız

3:159 📚 17
فَبِمَا رَحۡمَةࣲ مِّنَ ٱللَّهِ لِنتَ لَهُمۡۖ وَلَوۡ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ ٱلۡقَلۡبِ لَٱنفَضُّواْ مِنۡ حَوۡلِكَۖ فَٱعۡفُ عَنۡهُمۡ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لَهُمۡ وَشَاوِرۡهُمۡ فِي ٱلۡأَمۡرِۖ فَإِذَا عَزَمۡتَ فَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُتَوَكِّلِينَ
فَبِمَا
sebebiyle
رَحْمَةٍۢ
rahmeti
مِّنَ
Allah'ın
ٱللَّهِ
Allah
لِنتَ
sen yumuşak davrandın
لَهُمْ ۖ
onlara
وَلَوْ
eğer
كُنتَ
olsaydın
فَظًّا
kaba
غَلِيظَ
katı
ٱلْقَلْبِ
yürekli
لَٱنفَضُّوا۟
dağılır giderlerdi'
مِنْ
çevrenden
حَوْلِكَ ۖ
around you
فَٱعْفُ
öyleyse affet
عَنْهُمْ
onları
وَٱسْتَغْفِرْ
ve mağfiret dile
لَهُمْ
onlar için
وَشَاوِرْهُمْ
ve onlara danış
فِى
işini
ٱلْأَمْرِ ۖ
the matter
فَإِذَا
zaman
عَزَمْتَ
karar verdiğin
فَتَوَكَّلْ
dayan
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُتَوَكِّلِينَ
kendine dayanıp güvenenleri

Ali BulaçAllah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever

3:160 📚 2
إِن يَنصُرۡكُمُ ٱللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمۡۖ وَإِن يَخۡذُلۡكُمۡ فَمَن ذَا ٱلَّذِي يَنصُرُكُم مِّنۢ بَعۡدِهِۦۗ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ
إِن
eğer
يَنصُرْكُمُ
size yardım ederse
ٱللَّهُ
Allah
فَلَا
artık yoktur
غَالِبَ
yenecek
لَكُمْ ۖ
sizi
وَإِن
ve eğer
يَخْذُلْكُمْ
sizi yüz üstü bırakırsa
فَمَن
kimdir
ذَا
kimse
ٱلَّذِى
the one who
يَنصُرُكُم
size yardım edebilecek
مِّنۢ
O'ndan sonra
بَعْدِهِۦ ۗ
after Him
وَعَلَى
ve Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ
Mü'minler

Ali BulaçEğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, O’ndan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler

3:161 📚 6
وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَغُلَّۚ وَمَن يَغۡلُلۡ يَأۡتِ بِمَا غَلَّ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
وَمَا
ve değildir
كَانَ
olur şey
لِنَبِىٍّ
bir peygamberin
أَن
hiyanet etmesi
يَغُلَّ ۚ
he defrauds
وَمَن
ve kim
يَغْلُلْ
hıyanet ederse
يَأْتِ
getirir
بِمَا
şeyi
غَلَّ
hıyanet ettiği
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
ثُمَّ
sonra
تُوَفَّىٰ
tastamam verilir
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
kişiye
مَّا
ne ki
كَسَبَتْ
kazandı
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiçbir haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ
be wronged

Ali BulaçHiçbir peygambere, emanete ihanet yaraşmaz. Kim ihanet ederse, kıyamet günü ihanet ettiğiyle gelir. Sonra her nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz olarak ödenir. Onlar haksızlığa uğratılmazlar

3:162
أَفَمَنِ ٱتَّبَعَ رِضۡوَٰنَ ٱللَّهِ كَمَنۢ بَآءَ بِسَخَطࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأۡوَىٰهُ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
أَفَمَنِ
hiç olur mu?
ٱتَّبَعَ
uyan
رِضْوَٰنَ
rızasına
ٱللَّهِ
Allah'ın
كَمَنۢ
kimse gibi
بَآءَ
uğrayan
بِسَخَطٍۢ
hışmına
مِّنَ
Allah'ın
ٱللَّهِ
Allah
وَمَأْوَىٰهُ
ve yeri
جَهَنَّمُ ۚ
cehennem (olan)
وَبِئْسَ
ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
sonuçtur orası

Ali BulaçAllah'ın rızasına uyan kişi, Allah'tan bir gazaba uğrayan ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? Ne kötü barınaktır o

3:163 📚 5
هُمۡ دَرَجَٰتٌ عِندَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ
هُمْ
O(insa)nlar
دَرَجَـٰتٌ
derece derecedirler
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
Allah
بَصِيرٌۢ
görmektedir
بِمَا
şeyleri
يَعْمَلُونَ
onların yaptıkları

Ali BulaçAllah Katında onlar derece derecedir. Allah yaptıklarını görendir

3:164 📚 3
لَقَدۡ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذۡ بَعَثَ فِيهِمۡ رَسُولࣰ ا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمۡ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلُ لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
لَقَدْ
andolsun ki
مَنَّ
lutufta bulundu
ٱللَّهُ
Allah
عَلَى
karşı
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
إِذْ
göndermekle
بَعَثَ
He raised
فِيهِمْ
kendilerine
رَسُولًۭا
bir elçi
مِّنْ
kendi içlerinden
أَنفُسِهِمْ
themselves
يَتْلُوا۟
okuyan
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَـٰتِهِۦ
(Allah'ın) ayetlerini
وَيُزَكِّيهِمْ
ve kendilerini yücelten
وَيُعَلِّمُهُمُ
ve kendilerine öğreten
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَإِن
bulunuyorlarken
كَانُوا۟
they were
مِن
daha önce
قَبْلُ
before (that)
لَفِى
içinde
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍ
açık

Ali BulaçAndolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler

3:165 📚 1
أَوَلَمَّآ أَصَٰبَتۡكُم مُّصِيبَةࣱ قَدۡ أَصَبۡتُم مِّثۡلَيۡهَا قُلۡتُمۡ أَنَّىٰ هَٰذَاۖ قُلۡ هُوَ مِنۡ عِندِ أَنفُسِكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
أَوَلَمَّآ
için mi?
أَصَـٰبَتْكُم
size geldiği
مُّصِيبَةٌۭ
bir bela
قَدْ
doğrusu
أَصَبْتُم
onların başlarına getirdiğiniz halde
مِّثْلَيْهَا
onun iki katını
قُلْتُمْ
dediniz
أَنَّىٰ
nereden (başımıza geldi)
هَـٰذَا ۖ
bu
قُلْ
de ki
هُوَ
O (bela)
مِنْ
kendinizdendir
عِندِ
from
أَنفُسِكُمْ ۗ
yourselves
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Ali Bulaçİki misline uğrattığınız bir musibet size isabet edince mi: "Bu nereden" dediniz? De ki: "O, sizin kendinizdendir." Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir

3:166
وَمَآ أَصَٰبَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡتَقَى ٱلۡجَمۡعَانِ فَبِإِذۡنِ ٱللَّهِ وَلِيَعۡلَمَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَمَآ
ve şey
أَصَـٰبَكُمْ
sizin başınıza gelen
يَوْمَ
gün
ٱلْتَقَى
karşılaştığı
ٱلْجَمْعَانِ
iki topluluğun
فَبِإِذْنِ
ancak izniyledir
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلِيَعْلَمَ
ve bilmesi içindir
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananları

Ali Bulaçİki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu, Allah'ın) mü'minleri ayırt etmesi

3:167 📚 1
وَلِيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ نَافَقُواْۚ وَقِيلَ لَهُمۡ تَعَالَوۡاْ قَٰتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوِ ٱدۡفَعُواْۖ قَالُواْ لَوۡ نَعۡلَمُ قِتَالࣰ ا لَّٱتَّبَعۡنَٰكُمۡۗ هُمۡ لِلۡكُفۡرِ يَوۡمَئِذٍ أَقۡرَبُ مِنۡهُمۡ لِلۡإِيمَٰنِۚ يَقُولُونَ بِأَفۡوَٰهِهِم مَّا لَيۡسَ فِي قُلُوبِهِمۡۚ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا يَكۡتُمُونَ
وَلِيَعْلَمَ
ve bilmesi içindir
ٱلَّذِينَ
kimseleri
نَافَقُوا۟ ۚ
iki yüzlülük edenleri
وَقِيلَ
dendiği halde
لَهُمْ
onlara
تَعَالَوْا۟
gelin
قَـٰتِلُوا۟
savaşın
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أَوِ
ya da
ٱدْفَعُوا۟ ۖ
savunun
قَالُوا۟
dediler
لَوْ
eğer
نَعْلَمُ
bilseydik
قِتَالًۭا
savaş (olacağını)
لَّٱتَّبَعْنَـٰكُمْ ۗ
sizinle gelirdik
هُمْ
onlar
لِلْكُفْرِ
küfre
يَوْمَئِذٍ
o gün
أَقْرَبُ
yakın idiler
مِنْهُمْ
ondan
لِلْإِيمَـٰنِ ۚ
imandan (çok)
يَقُولُونَ
söylüyorlar
بِأَفْوَٰهِهِم
ağızlarıyla
مَّا
olmayanı
لَيْسَ
was not
فِى
içinde
قُلُوبِهِمْ ۗ
kalblerinin
وَٱللَّهُ
halbuki Allah
أَعْلَمُ
çok iyi bilmektedir
بِمَا
şeyi
يَكْتُمُونَ
içlerinde sakladıkları

Ali BulaçMünafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir

3:168
ٱلَّذِينَ قَالُواْ لِإِخۡوَٰنِهِمۡ وَقَعَدُواْ لَوۡ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُواْۗ قُلۡ فَٱدۡرَءُواْ عَنۡ أَنفُسِكُمُ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
ٱلَّذِينَ
kimselere
قَالُوا۟
diyen(lere)
لِإِخْوَٰنِهِمْ
kardeşleri için
وَقَعَدُوا۟
(Savaştan geri kalıp) oturarak
لَوْ
eğer
أَطَاعُونَا
bizim sözümüzü tutsalardı
مَا
öldürülmezlerdi
قُتِلُوا۟ ۗ
they would have been killed
قُلْ
de ki
فَٱدْرَءُوا۟
haydi savın
عَنْ
kendinizden
أَنفُسِكُمُ
yourselves
ٱلْمَوْتَ
ölümü
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrulardan

Ali BulaçOnlar, kendileri oturup kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse

3:169 📚 9
وَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمۡوَٰتَۢاۚ بَلۡ أَحۡيَآءٌ عِندَ رَبِّهِمۡ يُرۡزَقُونَ
وَلَا
sanma
تَحْسَبَنَّ
think
ٱلَّذِينَ
kimseleri
قُتِلُوا۟
öldürülenleri
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أَمْوَٰتًۢا ۚ
ölüler
بَلْ
bilakis
أَحْيَآءٌ
(onlar) diridirler
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
Rableri
يُرْزَقُونَ
rızıklanmaktadırlar

Ali BulaçAllah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri Katında diridirler, rızıklanmaktadırlar

3:170 📚 3
فَرِحِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦ وَيَسۡتَبۡشِرُونَ بِٱلَّذِينَ لَمۡ يَلۡحَقُواْ بِهِم مِّنۡ خَلۡفِهِمۡ أَلَّا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
فَرِحِينَ
sevinirler
بِمَآ
şeylerden
ءَاتَىٰهُمُ
kendilerine verdikleri
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Bounty
وَيَسْتَبْشِرُونَ
ve müjdelemek isterler
بِٱلَّذِينَ
kimselere
لَمْ
henüz yetişemeyen(lere)
يَلْحَقُوا۟
yet joined
بِهِم
kendilerine
مِّنْ
arkalarından
خَلْفِهِمْ
(but are) left behind
أَلَّا
korku olmadığına
خَوْفٌ
fear
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
onların
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzüntüye uğramayacaklarına

Ali BulaçAllah'ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki, onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir

3:171 📚 1
۞يَسۡتَبۡشِرُونَ بِنِعۡمَةࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضۡلࣲ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
۞ يَسْتَبْشِرُونَ
müjdelerler (sevinirler)
بِنِعْمَةٍۢ
ni'metini
مِّنَ
Allah'ın
ٱللَّهِ
Allah
وَفَضْلٍۢ
ve lutfunu
وَأَنَّ
ve muhakkak
ٱللَّهَ
Allah'ın
لَا
zayi etmeyeceğini
يُضِيعُ
let go waste
أَجْرَ
ecrini
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlerin

Ali BulaçOnlar, Allah'tan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler

3:172 📚 1
ٱلَّذِينَ ٱسۡتَجَابُواْ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ مِنۢ بَعۡدِ مَآ أَصَابَهُمُ ٱلۡقَرۡحُۚ لِلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ مِنۡهُمۡ وَٱتَّقَوۡاْ أَجۡرٌ عَظِيمٌ
ٱلَّذِينَ
O(mü'mi)nler ki
ٱسْتَجَابُوا۟
çağrısına uydular
لِلَّهِ
Allah'ın
وَٱلرَّسُولِ
ve Elçinin
مِنۢ
sonra bile
بَعْدِ
after
مَآ
ne ki
أَصَابَهُمُ
isabet etti
ٱلْقَرْحُ ۚ
bir yara
لِلَّذِينَ
onlar için vardır
أَحْسَنُوا۟
güzel davrananlar
مِنْهُمْ
onlardan
وَٱتَّقَوْا۟
ve korunanlar için
أَجْرٌ
bir ecir
عَظِيمٌ
pek büyük

Ali BulaçKendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır

3:173 📚 8
ٱلَّذِينَ قَالَ لَهُمُ ٱلنَّاسُ إِنَّ ٱلنَّاسَ قَدۡ جَمَعُواْ لَكُمۡ فَٱخۡشَوۡهُمۡ فَزَادَهُمۡ إِيمَٰنࣰ ا وَقَالُواْ حَسۡبُنَا ٱللَّهُ وَنِعۡمَ ٱلۡوَكِيلُ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
قَالَ
deyince
لَهُمُ
kendilerine
ٱلنَّاسُ
halk
إِنَّ
elbette
ٱلنَّاسَ
(Düşman) İnsanlar
قَدْ
muhakkak
جَمَعُوا۟
(ordu) toplamışlar
لَكُمْ
size karşı
فَٱخْشَوْهُمْ
onlardan korkun
فَزَادَهُمْ
(bu söz) onların artırdı
إِيمَـٰنًۭا
imanını
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
حَسْبُنَا
bize yeter
ٱللَّهُ
Allah
وَنِعْمَ
ve ne güzel
ٱلْوَكِيلُ
vekildir

Ali BulaçOnlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir

3:174 📚 6
فَٱنقَلَبُواْ بِنِعۡمَةࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضۡلࣲ لَّمۡ يَمۡسَسۡهُمۡ سُوٓءࣱ وَٱتَّبَعُواْ رِضۡوَٰنَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ ذُو فَضۡلٍ عَظِيمٍ
فَٱنقَلَبُوا۟
geri döndüler
بِنِعْمَةٍۢ
bir ni'metle
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَفَضْلٍۢ
ve bollukla
لَّمْ
kendilerine dokunmadı
يَمْسَسْهُمْ
touched them
سُوٓءٌۭ
hiçbir kötülük
وَٱتَّبَعُوا۟
ve uydular
رِضْوَٰنَ
rızasına
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
ذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lutuf
عَظِيمٍ
büyük

Ali BulaçBundan dolayı, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir

3:175
إِنَّمَا ذَٰلِكُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ يُخَوِّفُ أَوۡلِيَآءَهُۥ فَلَا تَخَافُوهُمۡ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّمَا
şüphesiz
ذَٰلِكُمُ
işte o
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
يُخَوِّفُ
sizi korkutuyor
أَوْلِيَآءَهُۥ
kendi dostlarından
فَلَا
onlardan korkmayın
تَخَافُوهُمْ
fear them
وَخَافُونِ
benden korkun
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanmış

Ali Bulaçİşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Benden korkun

3:176
وَلَا يَحۡزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡكُفۡرِۚ إِنَّهُمۡ لَن يَضُرُّواْ ٱللَّهَ شَيۡـࣰٔ اۚ يُرِيدُ ٱللَّهُ أَلَّا يَجۡعَلَ لَهُمۡ حَظࣰّ ا فِي ٱلۡأٓخِرَةِۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمٌ
وَلَا
seni üzmesin
يَحْزُنكَ
grieve you
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُسَـٰرِعُونَ
koşan(lar)
فِى
inkara
ٱلْكُفْرِ ۚ
[the] disbelief
إِنَّهُمْ
elbette onlar
لَن
zarar veremezler
يَضُرُّوا۟
will harm
ٱللَّهَ
Allah'a
شَيْـًۭٔا ۗ
hiçbir
يُرِيدُ
istiyor
ٱللَّهُ
Allah
أَلَّا
koymamak
يَجْعَلَ
He will set
لَهُمْ
onlara
حَظًّۭا
hiçbir nasip
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
the Hereafter
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌ
büyük

Ali BulaçKüfürde 'büyük çaba harcayanlar' seni üzmesin. Çünkü onlar, Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. Onlar için büyük bir azap vardır

3:177
إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلۡكُفۡرَ بِٱلۡإِيمَٰنِ لَن يَضُرُّواْ ٱللَّهَ شَيۡـࣰٔ اۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱشْتَرَوُا۟
satın alan(lar)
ٱلْكُفْرَ
inkarı
بِٱلْإِيمَـٰنِ
iman karşılığında
لَن
zarar vermezler
يَضُرُّوا۟
will they harm
ٱللَّهَ
Allah'a
شَيْـًۭٔا
hiçbir
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Ali BulaçOnlar, imana karşılık küfrü satın alanlardır. Onlar, Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler. Onlar için acıklı bir azap vardır

3:178 📚 2
وَلَا يَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَنَّمَا نُمۡلِي لَهُمۡ خَيۡرࣱ لِّأَنفُسِهِمۡۚ إِنَّمَا نُمۡلِي لَهُمۡ لِيَزۡدَادُوٓاْ إِثۡمࣰ اۖ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏
وَلَا
sanmasınlar
يَحْسَبَنَّ
think
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar edenler
أَنَّمَا
ki
نُمْلِى
süre vermemiz
لَهُمْ
kendilerine
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لِّأَنفُسِهِمْ ۚ
kendileri için
إِنَّمَا
biz süre veriyoruz
نُمْلِى
We give respite
لَهُمْ
onlara
لِيَزْدَادُوٓا۟
artırsınlar diye
إِثْمًۭا ۚ
günahı
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّهِينٌۭ
alçaltıcı

Ali BulaçO küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, Biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir azap vardır

3:179
مَّا كَانَ ٱللَّهُ لِيَذَرَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ عَلَىٰ مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ حَتَّىٰ يَمِيزَ ٱلۡخَبِيثَ مِنَ ٱلطَّيِّبِۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُطۡلِعَكُمۡ عَلَى ٱلۡغَيۡبِ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَجۡتَبِي مِن رُّسُلِهِۦ مَن يَشَآءُۖ فَـَٔامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦۚ وَإِن تُؤۡمِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَلَكُمۡ أَجۡرٌ عَظِيمࣱ‏
مَّا
değildir
كَانَ
is
ٱللَّهُ
Allah
لِيَذَرَ
bırakacak
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minleri
عَلَىٰ
(şu) üzerinde
مَآ
bulunduğunuz
أَنتُمْ
sizin
عَلَيْهِ
(hal) üzere
حَتَّىٰ
kadar
يَمِيزَ
ayırıncaya
ٱلْخَبِيثَ
pis olanı
مِنَ
temizden
ٱلطَّيِّبِ ۗ
the good
وَمَا
ve değildir
كَانَ
is
ٱللَّهُ
Allah
لِيُطْلِعَكُمْ
sizi vâkıf kılacak
عَلَى
üzerine
ٱلْغَيْبِ
gayb
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
يَجْتَبِى
seçer
مِن
elçilerinden
رُّسُلِهِۦ
His Messengers
مَن
kimi
يَشَآءُ ۖ
diliyorsa
فَـَٔامِنُوا۟
o halde inanın
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرُسُلِهِۦ ۚ
ve elçilerine
وَإِن
eğer
تُؤْمِنُوا۟
inanır
وَتَتَّقُوا۟
ve korunursanız
فَلَكُمْ
sizin için vardır
أَجْرٌ
bir mükafat
عَظِيمٌۭ
büyük

Ali BulaçAllah, murdar olanı, temiz olandan ayırt edinceye kadar mü'minleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır

3:180 📚 3
وَلَا يَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ يَبۡخَلُونَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦ هُوَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۖ بَلۡ هُوَ شَرࣱّ لَّهُمۡۖ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُواْ بِهِۦ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
وَلَا
sanmasınlar
يَحْسَبَنَّ
think
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَبْخَلُونَ
cimrilik eden(ler)
بِمَآ
ne ki
ءَاتَىٰهُمُ
kendilerine vermiştir
ٱللَّهُ
Allah
مِن
lütfundan
فَضْلِهِۦ
His Bounty
هُوَ
o
خَيْرًۭا
hayırlıdır
لَّهُم ۖ
kendileri için
بَلْ
(hayır) bilakis
هُوَ
o
شَرٌّۭ
şerlidir
لَّهُمْ ۖ
kendileri için
سَيُطَوَّقُونَ
boyunlarına dolandırılacaktır
مَا
şeyler
بَخِلُوا۟
cimrilik ettikleri
بِهِۦ
onunla
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مِيرَٰثُ
mirası
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerin
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
ne ki
تَعْمَلُونَ
yapıyorsunuz
خَبِيرٌۭ
haber alandır

Ali BulaçAllah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır

3:181 📚 1
لَّقَدۡ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوۡلَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ فَقِيرࣱ وَنَحۡنُ أَغۡنِيَآءُۘ سَنَكۡتُبُ مَا قَالُواْ وَقَتۡلَهُمُ ٱلۡأَنۢبِيَآءَ بِغَيۡرِ حَقࣲّ وَنَقُولُ ذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ
لَّقَدْ
doğrusu
سَمِعَ
işitti
ٱللَّهُ
Allah
قَوْلَ
sözünü
ٱلَّذِينَ
kimselerin
قَالُوٓا۟
diyen(lerin)
إِنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
فَقِيرٌۭ
fakirdir
وَنَحْنُ
ve biz
أَغْنِيَآءُ ۘ
zenginiz
سَنَكْتُبُ
yazacağız
مَا
şeyleri
قَالُوا۟
onların dedikleri
وَقَتْلَهُمُ
ve öldürmelerini
ٱلْأَنۢبِيَآءَ
peygamberleri
بِغَيْرِ
haksız yere
حَقٍّۢ
(any) right
وَنَقُولُ
ve diyeceğiz
ذُوقُوا۟
tadın
عَذَابَ
azabını
ٱلْحَرِيقِ
yangın

Ali BulaçAndolsun; "Gerçek, Allah fakirdir, biz ise zenginiz" diyenlerin sözlerini Allah işitmiştir. Onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve: "Yakıcı olan azabı tadın" diyeceğiz

3:182
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيۡسَ بِظَلَّامࣲ لِّلۡعَبِيدِ
ذَٰلِكَ
bu
بِمَا
karşılığıdır
قَدَّمَتْ
yapıp öne sürdürdüğünün
أَيْدِيكُمْ
sizin ellerinizin
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَيْسَ
asla değildir
بِظَلَّامٍۢ
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ
kullara

Ali BulaçBu, ellerinizin önden sunduklarıdır. Allah, gerçekten kullara zulmedici değildir

3:183
ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ عَهِدَ إِلَيۡنَآ أَلَّا نُؤۡمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىٰ يَأۡتِيَنَا بِقُرۡبَانࣲ تَأۡكُلُهُ ٱلنَّارُۗ قُلۡ قَدۡ جَآءَكُمۡ رُسُلࣱ مِّن قَبۡلِي بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَبِٱلَّذِي قُلۡتُمۡ فَلِمَ قَتَلۡتُمُوهُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَهِدَ
and verdi
إِلَيْنَآ
bize
أَلَّا
inanmayalım
نُؤْمِنَ
we (should) believe
لِرَسُولٍ
hiçbir elçiye;
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِيَنَا
bize getirinceye
بِقُرْبَانٍۢ
bir kurban
تَأْكُلُهُ
yiyeceği
ٱلنَّارُ ۗ
ateşin
قُلْ
de ki
قَدْ
elbette
جَآءَكُمْ
size gelmişti
رُسُلٌۭ
elçiler
مِّن
benden önce
قَبْلِى
before me
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık delillerle
وَبِٱلَّذِى
ve bu dediğinizle
قُلْتُمْ
you speak
فَلِمَ
niçin
قَتَلْتُمُوهُمْ
onları öldürdünüz
إِن
eğer
كُنتُمْ
idiyseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Ali BulaçAllah bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmamamız konusunda and verdi," diyenlere de ki: "Şüphesiz, benden önce nice elçiler, apaçık belgeler ve söylediklerinizle geldi; eğer, siz doğru idiyseniz, o halde onları ne diye öldürdünüz

3:184
فَإِن كَذَّبُوكَ فَقَدۡ كُذِّبَ رُسُلࣱ مِّن قَبۡلِكَ جَآءُو بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلزُّبُرِ وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُنِيرِ
فَإِن
eğer
كَذَّبُوكَ
seni yalanladılarsa
فَقَدْ
doğrusu
كُذِّبَ
yalanlanmıştı
رُسُلٌۭ
peygamberler de
مِّن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
جَآءُو
getiren
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
وَٱلزُّبُرِ
hikmetli sahifeler
وَٱلْكِتَـٰبِ
ve Kitabı
ٱلْمُنِيرِ
aydınlatıcı

Ali BulaçEğer seni yalanlarlarsa, senden önce apaçık belgeler, Zeburlar ve aydınlık kitapla gelen elçileri de yalanlamışlardır

3:185 📚 2
كُلُّ نَفۡسࣲ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۗ وَإِنَّمَا تُوَفَّوۡنَ أُجُورَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۖ فَمَن زُحۡزِحَ عَنِ ٱلنَّارِ وَأُدۡخِلَ ٱلۡجَنَّةَ فَقَدۡ فَازَۗ وَمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلۡغُرُورِ
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
can
ذَآئِقَةُ
tadacaktır
ٱلْمَوْتِ ۗ
ölümü
وَإِنَّمَا
şüphesiz
تُوَفَّوْنَ
size eksiksiz verilecektir
أُجُورَكُمْ
ecirleriniz
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۖ
kıyamet
فَمَن
kim ki hemen
زُحْزِحَ
çekilip kurtarılır
عَنِ
ateş(in elin)den
ٱلنَّارِ
the Fire
وَأُدْخِلَ
ve sokulursa
ٱلْجَنَّةَ
cennete
فَقَدْ
işte o
فَازَ ۗ
kurtuluşa ermiştir
وَمَا
ve değildir
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَآ
dünya
إِلَّا
başka bir şey
مَتَـٰعُ
zevkten
ٱلْغُرُورِ
aldatıcı

Ali BulaçHer nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir

3:186 📚 4
۞لَتُبۡلَوُنَّ فِيٓ أَمۡوَٰلِكُمۡ وَأَنفُسِكُمۡ وَلَتَسۡمَعُنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُوٓاْ أَذࣰ ى كَثِيرࣰ اۚ وَإِن تَصۡبِرُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ذَٰلِكَ مِنۡ عَزۡمِ ٱلۡأُمُورِ
۞ لَتُبْلَوُنَّ
deneneceksiniz
فِىٓ
hususunda
أَمْوَٰلِكُمْ
mallarınız
وَأَنفُسِكُمْ
ve canlarınız
وَلَتَسْمَعُنَّ
ve (sözler) duyacaksınız
مِنَ
kendilerine
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
مِن
sizden önce
قَبْلِكُمْ
before you
وَمِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
أَشْرَكُوٓا۟
ortak koşan(lar)
أَذًۭى
incitici
كَثِيرًۭا ۚ
çok
وَإِن
ama
تَصْبِرُوا۟
sabreder
وَتَتَّقُوا۟
ve korunursanız
فَإِنَّ
şüphesiz
ذَٰلِكَ
işte bunlar
مِنْ
yapmağa değer
عَزْمِ
the matters
ٱلْأُمُورِ
işlerdendir

Ali BulaçAndolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir

3:187 📚 3
وَإِذۡ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ لَتُبَيِّنُنَّهُۥ لِلنَّاسِ وَلَا تَكۡتُمُونَهُۥ فَنَبَذُوهُ وَرَآءَ ظُهُورِهِمۡ وَٱشۡتَرَوۡاْ بِهِۦ ثَمَنࣰ ا قَلِيلࣰ اۖ فَبِئۡسَ مَا يَشۡتَرُونَ
وَإِذْ
hani
أَخَذَ
almıştı
ٱللَّهُ
Allah
مِيثَـٰقَ
söz
ٱلَّذِينَ
kendilerine
أُوتُوا۟
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
لَتُبَيِّنُنَّهُۥ
onu mutlaka açıklayacaksınız
لِلنَّاسِ
insanlara
وَلَا
gizlemeyeceksiniz
تَكْتُمُونَهُۥ
conceal it
فَنَبَذُوهُ
fakat onlar (verdikleri sözü) attılar
وَرَآءَ
ardına
ظُهُورِهِمْ
sırtlarının
وَٱشْتَرَوْا۟
ve aldılar
بِهِۦ
karşılığında
ثَمَنًۭا
bir para
قَلِيلًۭا ۖ
azıcık
فَبِئْسَ
ne kötü
مَا
şey
يَشْتَرُونَ
satın alıyorlar

Ali BulaçHani kitap verilenlerden: "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye kesin söz almıştı. Fakat onlar, bunu arkalarına attılar ve ona karşılık az bir değeri satın aldılar. O aldıkları şey ne kötüdür

3:188 📚 3
لَا تَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ يَفۡرَحُونَ بِمَآ أَتَواْ وَّيُحِبُّونَ أَن يُحۡمَدُواْ بِمَا لَمۡ يَفۡعَلُواْ فَلَا تَحۡسَبَنَّهُم بِمَفَازَةࣲ مِّنَ ٱلۡعَذَابِۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
لَا
sanma
تَحْسَبَنَّ
think
ٱلَّذِينَ
kimseleri
يَفْرَحُونَ
sevinen
بِمَآ
o ettiklerine
أَتَوا۟
(they have) brought
وَّيُحِبُّونَ
ve sevenlerin
أَن
övülmeyi
يُحْمَدُوا۟
they be praised
بِمَا
şeylerle
لَمْ
yapmadıkları
يَفْعَلُوا۟
they do
فَلَا
ve zannetme
تَحْسَبَنَّهُم
think (that) they
بِمَفَازَةٍۢ
kurtulacaklarını
مِّنَ
azabdan
ٱلْعَذَابِ ۖ
the punishment
وَلَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Ali BulaçGetirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları (kazançlı) sayma; onları azaptan kurtulmuş olarak sayma. Onlar için acı bir azap vardır

3:189 📚 1
وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerin
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
he
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌ
kadirdir

Ali BulaçGöklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, herşeye güç yetirendir

3:190
إِنَّ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ لَأٓيَٰتࣲ لِّأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ
إِنَّ
elbette
فِى
yaratılışında
خَلْقِ
(the) creation
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَٱخْتِلَـٰفِ
ve gidip gelişinde
ٱلَّيْلِ
gecenin
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüzün
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler vardır
لِّأُو۟لِى
sahipleri için
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Ali BulaçŞüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır

3:191
ٱلَّذِينَ يَذۡكُرُونَ ٱللَّهَ قِيَٰمࣰ ا وَقُعُودࣰ ا وَعَلَىٰ جُنُوبِهِمۡ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ رَبَّنَا مَا خَلَقۡتَ هَٰذَا بَٰطِلࣰ ا سُبۡحَٰنَكَ فَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَذْكُرُونَ
anarlar
ٱللَّهَ
Allah'ı
قِيَـٰمًۭا
ayakta
وَقُعُودًۭا
ve oturarak
وَعَلَىٰ
ve üzerine
جُنُوبِهِمْ
yanları
وَيَتَفَكَّرُونَ
ve düşünürler
فِى
hakkında
خَلْقِ
yaratılışı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
رَبَّنَا
Rabbimiz (derler)
مَا
yaratmadın
خَلَقْتَ
You have created
هَـٰذَا
bunu
بَـٰطِلًۭا
boş yere
سُبْحَـٰنَكَ
sen yücesin
فَقِنَا
bizi koru
عَذَابَ
azabından
ٱلنَّارِ
ateş

Ali BulaçOnlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru

3:192 📚 6
رَبَّنَآ إِنَّكَ مَن تُدۡخِلِ ٱلنَّارَ فَقَدۡ أَخۡزَيۡتَهُۥۖ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ أَنصَارࣲ‏
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّكَ
şüphesiz sen
مَن
kimi
تُدْخِلِ
sokarsan
ٱلنَّارَ
ateşe
فَقَدْ
muhakkak ki
أَخْزَيْتَهُۥ ۖ
onu perişan etmişsindir
وَمَا
yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin
مِنْ
hiçbir
أَنصَارٍۢ
yardımcıları

Ali BulaçRabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan, artık onu 'hor ve aşağılık' kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur

3:193 📚 6
رَّبَّنَآ إِنَّنَا سَمِعۡنَا مُنَادِيࣰ ا يُنَادِي لِلۡإِيمَٰنِ أَنۡ ءَامِنُواْ بِرَبِّكُمۡ فَـَٔامَنَّاۚ رَبَّنَا فَٱغۡفِرۡ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرۡ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ ٱلۡأَبۡرَارِ
رَّبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّنَا
şüphesiz biz
سَمِعْنَا
işittik
مُنَادِيًۭا
bir davetçi
يُنَادِى
çağıran
لِلْإِيمَـٰنِ
imana
أَنْ
inanın (diyerek)
ءَامِنُوا۟
Believe
بِرَبِّكُمْ
Rabbinize
فَـَٔامَنَّا ۚ
hemen inandık
رَبَّنَا
Rabbimiz
فَٱغْفِرْ
bağışla
لَنَا
bizim
ذُنُوبَنَا
günahlarımızı
وَكَفِّرْ
ve ört
عَنَّا
kötülüklerimizi
سَيِّـَٔاتِنَا
our evil deeds
وَتَوَفَّنَا
ve canımızı al
مَعَ
beraber
ٱلْأَبْرَارِ
iyilerle

Ali BulaçRabbimiz, biz: "Rabbinize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür

3:194 📚 6
رَبَّنَا وَءَاتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخۡزِنَا يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۖ إِنَّكَ لَا تُخۡلِفُ ٱلۡمِيعَادَ
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَءَاتِنَا
ve bize ver
مَا
şeyi
وَعَدتَّنَا
va'dettiğin
عَلَىٰ
elçilerine
رُسُلِكَ
Your Messengers
وَلَا
bizi rezil perişan etme'
تُخْزِنَا
disgrace us
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
إِنَّكَ
zira sen
لَا
caymazsın
تُخْلِفُ
break
ٱلْمِيعَادَ
verdiğin sözden

Ali BulaçRabbimiz, elçilerine va'dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi 'hor ve aşağılık' kılma. Şüphesiz Sen, va'dine muhalefet etmeyensin

3:195 📚 4
فَٱسۡتَجَابَ لَهُمۡ رَبُّهُمۡ أَنِّي لَآ أُضِيعُ عَمَلَ عَٰمِلࣲ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰۖ بَعۡضُكُم مِّنۢ بَعۡضࣲۖ فَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ وَأُخۡرِجُواْ مِن دِيَٰرِهِمۡ وَأُوذُواْ فِي سَبِيلِي وَقَٰتَلُواْ وَقُتِلُواْ لَأُكَفِّرَنَّ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡ وَلَأُدۡخِلَنَّهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ ثَوَابࣰ ا مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسۡنُ ٱلثَّوَابِ
فَٱسْتَجَابَ
ve karşılık verdi
لَهُمْ
onlara
رَبُّهُمْ
Rableri
أَنِّى
elbette ben
لَآ
zayi etmeyeceğim
أُضِيعُ
(let go) waste
عَمَلَ
işini
عَـٰمِلٍۢ
(hiçbir) çalışanın
مِّنكُم
sizden
مِّن
erkek
ذَكَرٍ
(whether) male
أَوْ
veya
أُنثَىٰ ۖ
kadın
بَعْضُكُم
hepiniz
مِّنۢ
birbirinizdensiniz
بَعْضٍۢ ۖ
(the) other
فَٱلَّذِينَ
kimseler
هَاجَرُوا۟
göç eden(ler)
وَأُخْرِجُوا۟
ve çıkarılanlar
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
وَأُوذُوا۟
ve işkence edilenler
فِى
benim yolumda
سَبِيلِى
My way
وَقَـٰتَلُوا۟
ve vuruşanlar
وَقُتِلُوا۟
ve öldürülenler
لَأُكَفِّرَنَّ
elbette örteceğim
عَنْهُمْ
onların
سَيِّـَٔاتِهِمْ
kötülüklerini
وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ
ve onları sokacağım
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
ثَوَابًۭا
bir karşılık olarak
مِّنْ
katından
عِندِ
[near]
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
Allah
عِندَهُۥ
katındadır
حُسْنُ
en güzeli
ٱلثَّوَابِ
karşılıkların

Ali BulaçNitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: "Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allah Katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun Katındadır

3:196 📚 3
لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ
لَا
seni aldatmasın
يَغُرَّنَّكَ
deceive you
تَقَلُّبُ
gezip dolaşması
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
فِى
şehirlerde
ٱلْبِلَـٰدِ
the land

Ali Bulaçİnkar edenlerin ülke ülke dönüp-dolaşmaları seni aldatmasın

3:197
مَتَٰعࣱ قَلِيلࣱ ثُمَّ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ
مَتَـٰعٌۭ
bir geçimdir
قَلِيلٌۭ
azıcık
ثُمَّ
sonra
مَأْوَىٰهُمْ
gidecekleri yer
جَهَنَّمُ ۚ
cehennemdir
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمِهَادُ
yataktır (orası)

Ali Bulaç(Bu) Az bir yarar(lanma)dır. Sonra bunların barınma yerleri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o

3:198 📚 2
لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّهُمۡ لَهُمۡ جَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا نُزُلࣰ ا مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِۗ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ لِّلۡأَبۡرَارِ
لَـٰكِنِ
fakat
ٱلَّذِينَ
kimselere
ٱتَّقَوْا۟
korkan(lara)
رَبَّهُمْ
Rablerinden
لَهُمْ
vardır
جَنَّـٰتٌۭ
cennetler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacaklar
فِيهَا
orada
نُزُلًۭا
ağırlanacaklardır
مِّنْ
tarafından
عِندِ
[near]
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَمَا
bulunanlar ise
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لِّلْأَبْرَارِ
iyiler için

Ali BulaçAma Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah Katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için, Allah'ın Katında olanlar daha hayırlıdır

3:199 📚 3
وَإِنَّ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ لَمَن يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكُمۡ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِمۡ خَٰشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشۡتَرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنࣰ ا قَلِيلًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
وَإِنَّ
doğrusu
مِنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لَمَن
öyleleri var ki
يُؤْمِنُ
inanırlar
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilene
إِلَيْكُمْ
size
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilene
إِلَيْهِمْ
kendilerine
خَـٰشِعِينَ
saygılıdırlar
لِلَّهِ
Allah'a karşı
لَا
satmazlar
يَشْتَرُونَ
(do) they exchange
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
ثَمَنًۭا
paraya
قَلِيلًا ۗ
azıcık
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onların
لَهُمْ
vardır
أَجْرُهُمْ
ödülleri
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ ۗ
Rableri
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Ali BulaçŞüphesiz, Kitap Ehlinden, Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri Katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir

3:200 📚 4
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱصۡبِرُواْ وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱصْبِرُوا۟
sabredin
وَصَابِرُوا۟
ve sabırda direnin
وَرَابِطُوا۟
ve savaşa hazırlıklı uyanık bulunun'
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
başarıya eresiniz

Ali BulaçEy iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz

← Önceki Sonraki →

3. Aal-i-Imraan Suresi | Anlam Arayışı