☪ Anlam Arayışı

4. An-Nisaa سُورَةُ النِّسَاءِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
4:1 📚 11
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمُ ٱلَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفۡسࣲ وَٰحِدَةࣲ وَخَلَقَ مِنۡهَا زَوۡجَهَا وَبَثَّ مِنۡهُمَا رِجَالࣰ ا كَثِيرࣰ ا وَنِسَآءࣰۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِي تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلۡأَرۡحَامَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَيۡكُمۡ رَقِيبࣰ ا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
ٱتَّقُوا۟
korkun
رَبَّكُمُ
Rabbinizden
ٱلَّذِى
o ki
خَلَقَكُم
sizi yarattı
مِّن
bir nefisten
نَّفْسٍۢ
a soul
وَٰحِدَةٍۢ
bir tek
وَخَلَقَ
ve yarattı
مِنْهَا
ondan
زَوْجَهَا
eşini
وَبَثَّ
ve üretti
مِنْهُمَا
ikisinden
رِجَالًۭا
erkekler
كَثِيرًۭا
birçok
وَنِسَآءًۭ ۚ
ve kadınlar
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
ٱلَّذِى
o ki
تَسَآءَلُونَ
birbirinizden dilekte bulunduğunuz
بِهِۦ
adına
وَٱلْأَرْحَامَ ۚ
ve akrabalık(bağlarını kırmak)tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
sizin üzerinizde
عَلَيْكُمْ
over you
رَقِيبًۭا
gözetleyicidir

Elmalılı Hamdi YazırEy insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; kendi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'dan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الناس» أي أهل مكة «اتقوا ربكم» أي عقابه بأن تطيعوه «الذي خلقكم من نفس واحدة» آدم «وخلق منها زوجها» حواء بالمد من ضلع من أضلاعه اليسرى «وبث» فرق ونشر «منهما» من آدم وحواء «رجالا كثيرا ونساء» كثيرة «واتقوا الله الذي تَسّاءلون» فيه إدغام التاء في الأصل في السين، وفي قراءة بالتخفيف بحذفها أي تتساءلون «به» فيما بينكم حيث يقول بعضكم لبعض أسألك بالله وأنشدك بالله «و» اتقوا «الأرحام» أن تقطعوها، وفي قراءة بالجر عطفا على الضمير في به وكانوا يتناشدون بالرحم «إنَّ الله كان عليكم رقيبا» حافظا لأعمالكم فيجازيكم بها، أي لم يزل متصفا بذلك.

4:2
وَءَاتُواْ ٱلۡيَتَٰمَىٰٓ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَتَبَدَّلُواْ ٱلۡخَبِيثَ بِٱلطَّيِّبِۖ وَلَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَهُمۡ إِلَىٰٓ أَمۡوَٰلِكُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ حُوبࣰ ا كَبِيرࣰ ا
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلْيَتَـٰمَىٰٓ
öksüzlere
أَمْوَٰلَهُمْ ۖ
mallarını
وَلَا
değiştirmeyin
تَتَبَدَّلُوا۟
exchange
ٱلْخَبِيثَ
pis olanı
بِٱلطَّيِّبِ ۖ
temiz olanla
وَلَا
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟
consume
أَمْوَٰلَهُمْ
onların mallarını
إِلَىٰٓ
katarak
أَمْوَٰلِكُمْ ۚ
sizin mallarınıza
إِنَّهُۥ
çünkü bu
كَانَ
bir günahtır
حُوبًۭا
a sin
كَبِيرًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırÖksüzlere mallarını verin ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في يتيم طلب من وليه ماله فمنعه: «وآتوا اليتامى» الصغار الذين لا أب لهم «أموالهم» إذا بلغوا «ولا تتبدلوا الخبيث» الحرام «بالطيب» الحلال أي تأخذوه بدله كما تفعلون من أخذ الجيد من مال اليتيم وجعل الرديء من مالكم مكانه «ولا تأكلوا أموالهم» مضمومة «إلى أموالكم إنه» أي أكلها «كان حوبا» ذنبا «كبيرا» عظيما ولما نزلت تحرجوا من ولاية اليتامى وكان فيهم من تحته العشر أو الثمان من الأزواج فلا يعدل بينهن فنزل.

4:3 📚 15
وَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا تُقۡسِطُواْ فِي ٱلۡيَتَٰمَىٰ فَٱنكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ مَثۡنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَۖ فَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا تَعۡدِلُواْ فَوَٰحِدَةً أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۚ ذَٰلِكَ أَدۡنَىٰٓ أَلَّا تَعُولُواْ
وَإِنْ
şayet
خِفْتُمْ
korkarsanız
أَلَّا
adaleti sağlayamıyacağınızdan
تُقْسِطُوا۟
you will be able to do justice
فِى
hakkında
ٱلْيَتَـٰمَىٰ
öksüz(kızlar)
فَٱنكِحُوا۟
alın
مَا
olan
طَابَ
helal
لَكُم
size
مِّنَ
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ
the women
مَثْنَىٰ
ikişer
وَثُلَـٰثَ
ve üçer
وَرُبَـٰعَ ۖ
ve dörder
فَإِنْ
yine
خِفْتُمْ
korkarsanız
أَلَّا
adalet yapamayacağınızdan
تَعْدِلُوا۟
you can do justice
فَوَٰحِدَةً
bir tane (alın)
أَوْ
yahut
مَا
şeyle (yetinin)
مَلَكَتْ
sahip olduğu
أَيْمَـٰنُكُمْ ۚ
ellerinizin
ذَٰلِكَ
budur
أَدْنَىٰٓ
en uygun olan
أَلَّا
haksızlık etmemeniz için
تَعُولُوا۟
you oppress

Elmalılı Hamdi YazırEğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz câriye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن خفتم أ» ن «لا تُقسطوا» تعدلوا «في اليتامى» فتحرجتم من أمرهم فخافوا أيضا أن لا تعدلوا بين النساء إذا نكحتموهن «فانكحوا» تزوجوا «ما» بمعنى من «طاب لكم من النساء مثنى وثلاث ورباع» أي اثنتين وثلاثا وأربعا ولا تزيدوا على ذلك «فإن خفتم أ» ن «لا تعدلوا» فيهن بالنفقة والقسم؟ «فواحدةّ» انكحوها «أو» اقتصروا على «ما ملكت أيمانكم» من الإماء إذ ليس لهن من الحقوق ما للزوجات «ذلك» أي نكاح الأربع فقط أو الواحدة أو التسرَّي «أدنى» أقرب إلى «ألا تعولوا» تجوروا.

4:4 📚 2
وَءَاتُواْ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَٰتِهِنَّ نِحۡلَةࣰۚ فَإِن طِبۡنَ لَكُمۡ عَن شَيۡءࣲ مِّنۡهُ نَفۡسࣰ ا فَكُلُوهُ هَنِيٓـࣰٔ ا مَّرِيٓـࣰٔ ا
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلنِّسَآءَ
kadınlara
صَدُقَـٰتِهِنَّ
mehirlerini
نِحْلَةًۭ ۚ
bir hak olarak
فَإِن
eğer
طِبْنَ
bağışlarlarsa
لَكُمْ
size
عَن
bir kısmını
شَىْءٍۢ
anything
مِّنْهُ
ondan
نَفْسًۭا
kendi istekleriyle
فَكُلُوهُ
onu yeyin
هَنِيٓـًۭٔا
afiyetle
مَّرِيٓـًۭٔا
iç huzuruyla

Elmalılı Hamdi YazırKadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer onlar gönül rızasıyla size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآتوا» أعطوا «النساء صدقاتهن» جمع صدقة مهورهن «نِحلة» مصدر عطية عن طيب نفس «فإن طبن لكم عن شيء منه نفسا» تمييز محول عن الفاعل، أي طابت أنفسهن لكم عن شيء من الصداق فوهبنه لكم «فكلوه هنيئا» طيبا «مريئا» محمود العاقبة لا ضرر فيه عليكم في الآخرة نزلت ردا على كره ذلك.

4:5
وَلَا تُؤۡتُواْ ٱلسُّفَهَآءَ أَمۡوَٰلَكُمُ ٱلَّتِي جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمۡ قِيَٰمࣰ ا وَٱرۡزُقُوهُمۡ فِيهَا وَٱكۡسُوهُمۡ وَقُولُواْ لَهُمۡ قَوۡلࣰ ا مَّعۡرُوفࣰ ا
وَلَا
vermeyin
تُؤْتُوا۟
give
ٱلسُّفَهَآءَ
aklı ermezlere
أَمْوَٰلَكُمُ
mallarınızı
ٱلَّتِى
ki
جَعَلَ
yapmıştır
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
sizin için
قِيَـٰمًۭا
bir geçim kaynağı
وَٱرْزُقُوهُمْ
ve onları besleyin
فِيهَا
onunla
وَٱكْسُوهُمْ
ve giydirin
وَقُولُوا۟
ve söyleyin
لَهُمْ
onlara
قَوْلًۭا
söz
مَّعْرُوفًۭا
güzel

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın, sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تؤتوا» أيها الأولياء «السفهاء» المبذِّرين من الرجال والنساء والصبيان «أموالكم» أي أموالهم التي في أيديكم «التي جعل الله لكم قياما» مصدر قام أي تقوم بمعاشكم وصلاح أولادكم فيضعوها في غير وجهها وفي قراءة قيَما جمع قيمة ما تقوم به الأمتعة «وارزقوهم فيها» أي اطعموهم منها «واكسوهم وقولوا لهم قولا معروفا» عدوهم عدة جميلة بإعطائهم أموالهم إذا رشدوا.

4:6
وَٱبۡتَلُواْ ٱلۡيَتَٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُواْ ٱلنِّكَاحَ فَإِنۡ ءَانَسۡتُم مِّنۡهُمۡ رُشۡدࣰ ا فَٱدۡفَعُوٓاْ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَأۡكُلُوهَآ إِسۡرَافࣰ ا وَبِدَارًا أَن يَكۡبَرُواْۚ وَمَن كَانَ غَنِيࣰّ ا فَلۡيَسۡتَعۡفِفۡۖ وَمَن كَانَ فَقِيرࣰ ا فَلۡيَأۡكُلۡ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِذَا دَفَعۡتُمۡ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡ فَأَشۡهِدُواْ عَلَيۡهِمۡۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبࣰ ا
وَٱبْتَلُوا۟
deneyin
ٱلْيَتَـٰمَىٰ
öksüzleri
حَتَّىٰٓ
kadar
إِذَا
varıncaya
بَلَغُوا۟
they reach[ed]
ٱلنِّكَاحَ
nikah (çağına)
فَإِنْ
eğer
ءَانَسْتُم
görürseniz
مِّنْهُمْ
onlarda
رُشْدًۭا
bir olgunluk
فَٱدْفَعُوٓا۟
hemen verin
إِلَيْهِمْ
kendilerine
أَمْوَٰلَهُمْ ۖ
mallarını
وَلَا
yemeğe kalkmayın
تَأْكُلُوهَآ
eat it
إِسْرَافًۭا
israf ile
وَبِدَارًا
ve tez elden
أَن
büyüyüp (geri alacaklar) diye
يَكْبَرُوا۟ ۚ
they will grow up
وَمَن
ve kimse
كَانَ
olan
غَنِيًّۭا
zengin
فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ
çekinsin
وَمَن
ve kimse de
كَانَ
olan
فَقِيرًۭا
yoksul
فَلْيَأْكُلْ
yesin
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
uygun şekilde
فَإِذَا
zaman da
دَفَعْتُمْ
geri verdiğiniz
إِلَيْهِمْ
onlara
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
فَأَشْهِدُوا۟
şahid bulundurun
عَلَيْهِمْ ۚ
yanlarında
وَكَفَىٰ
yeter
بِٱللَّهِ
Allah
حَسِيبًۭا
hesapçı olarak

Elmalılı Hamdi YazırEvlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların akılca olgunlaştıklarını görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin. "Büyüyecekler de mallarına sahip olacaklar" endişesiyle onları israf ederek, tez elden yemeyin. Zengin olan, onların malını yemekten çekinsin. Fakir olan ise, meşrû sûrette yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, bunu şahitler karşısında yapın. Hesap görücü olarak Allah yeter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وابتلوا» اختبروا «اليتامى» قبل البلوغ في دينهم وتصرفهم في أحوالهم «حتى إذا بلغوا النكاح» أي صاروا أهلا له بالاحتلام أو السن وهو استكمال خمس عشرة سنة عند الشافعي «فإن آنستم» أبصرتم «منهم رشدا» صلاحا في دينهم ومالهم «فادفعوا إليهم أموالهم ولا تأكلوها» أيها الأولياء «إسرافا» بغير حق حال «وبدارا» أي مبادرين إلى إنفاقها مخافة «أن يكبروا» رشداء فيلزمكم تسليمها إليهم «ومن كان» من الأولياء «غنيا فليستعفف» أي يعف عن مال اليتيم ويمتنع من أكله «ومن كان فقيرا فليأكل» منه «بالمعروف» بقدر أجرة عمله «فإذا دفعتم إليهم» أي إلى اليتامى «أموالهم فأشهدوا عليهم» أنهم تسلموها وبرئتم لئلا يقع اختلاف فترجعوا إلى البينة وهذا أمر إرشاد «وكفى بالله» الياء زائدة «حسيبا» حافظا لأعمال خلقه ومحاسبهم.

4:7 📚 1
لِّلرِّجَالِ نَصِيبࣱ مِّمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبࣱ مِّمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنۡهُ أَوۡ كَثُرَۚ نَصِيبࣰ ا مَّفۡرُوضࣰ ا
لِّلرِّجَالِ
erkeklere vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
şeylerden
تَرَكَ
geriye bıraktıkları
ٱلْوَٰلِدَانِ
ana babanın
وَٱلْأَقْرَبُونَ
ve akrabanın
وَلِلنِّسَآءِ
ve kadınlara vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
şeylerden
تَرَكَ
geriye bıraktıkları
ٱلْوَٰلِدَانِ
ana babanın
وَٱلْأَقْرَبُونَ
ve akrabanın
مِمَّا
olandan
قَلَّ
az
مِنْهُ
ondan
أَوْ
veya
كَثُرَ ۚ
çoğundan
نَصِيبًۭا
bir hisse
مَّفْرُوضًۭا
ayrılmıştır

Elmalılı Hamdi YazırAna, baba ve akrabaların miras olarak bıraktıklarında erkeklerin hissesi vardır. Kadınların da ana, baba ve akrabaların bıraktıklarında hisseleri vardır. Bunlar, az olsun çok olsun, farz kılınmış bir hissedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل ردا لما كان عليه في الجاهلية من عدم توريث النساء والصغار: «للرجال» الأولاد والأقرباء «نصيب» حظٌ «مما ترك الوالدان والأقربون» المتوفون «وللنساء نصيب مما ترك الوالدان والأقربون مما قلَّ منه» أي المال «أو كثر» جعله الله «نصيبا مفروضا» مقطوعا بتسليمه إليهم.

4:8
وَإِذَا حَضَرَ ٱلۡقِسۡمَةَ أُوْلُواْ ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينُ فَٱرۡزُقُوهُم مِّنۡهُ وَقُولُواْ لَهُمۡ قَوۡلࣰ ا مَّعۡرُوفࣰ ا
وَإِذَا
ne zaman
حَضَرَ
hazır bulunursa
ٱلْقِسْمَةَ
(miras) taksim(in)de
أُو۟لُوا۟
akrabalar
ٱلْقُرْبَىٰ
the relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve öksüzler
وَٱلْمَسَـٰكِينُ
ve yoksullar
فَٱرْزُقُوهُم
onları rızıklandırın
مِّنْهُ
ondan
وَقُولُوا۟
ve söyleyin
لَهُمْ
onlara
قَوْلًۭا
söz
مَّعْرُوفًۭا
güzel

Elmalılı Hamdi YazırPaylaşma sırasında akrabalar, öksüzler, yoksullar hazır bulunurlarsa, onlara da bir şey verin ve onlara güzelce sözler söyleyerek gönüllerini alın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا حضر القسمة» للميراث «أولوا القربى» ذوو القرابة ممن لا يرث «واليتامى والمساكين فارزقوهم منه» شيئا قبل القسمة «وقولوا» أيها الأولياء «لهم» إذا كان الورثة صغارا «قولا معروفا» جميلا بأن تعتذروا إليهم أنكم لا تملكونه وأنه للصغار وهذا قيل إنه منسوخ وقيل لا ولكن تهاون الناس في تركه وعليه فهو ندب وعن ابن عباس واجب.

4:9 📚 1
وَلۡيَخۡشَ ٱلَّذِينَ لَوۡ تَرَكُواْ مِنۡ خَلۡفِهِمۡ ذُرِّيَّةࣰ ضِعَٰفًا خَافُواْ عَلَيۡهِمۡ فَلۡيَتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلۡيَقُولُواْ قَوۡلࣰ ا سَدِيدًا
وَلْيَخْشَ
kaygı duyanlar
ٱلَّذِينَ
şayet
لَوْ
if
تَرَكُوا۟
bırakırlarsa
مِنْ
arkalarında
خَلْفِهِمْ
behind
ذُرِّيَّةًۭ
çocuklar
ضِعَـٰفًا
güçsüz
خَافُوا۟
çekinsinler
عَلَيْهِمْ
onların durumundan
فَلْيَتَّقُوا۟
korksunlar
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلْيَقُولُوا۟
ve söylesinler
قَوْلًۭا
söz
سَدِيدًا
doğru

Elmalılı Hamdi YazırKendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onların geleceğinden endişe duyacak olanlar, (yetimler hakkında da aynı) endişeyi duysunlar, Allah'dan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولْيخش» أي ليخف على اليتامى «الذين لو تركوا» أي قاربوا أن يتركوا «من خلفهم» أي بعد موتهم «ذرية ضعافا» أولاد صغارا «خافوا عليهم» الضياع «فليتقوا الله» في أمر اليتامى وليأتوا إليهم ما يحبون أن يفعل بذريتهم من بعدهم «ولْيقولوا» للميت «قولا سديدا» صوابا بأن يأمروه أن يتصدق بدون ثلثه ويدع الباقي لورثته ولا يتركهم عالة.

4:10
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأۡكُلُونَ أَمۡوَٰلَ ٱلۡيَتَٰمَىٰ ظُلۡمًا إِنَّمَا يَأۡكُلُونَ فِي بُطُونِهِمۡ نَارࣰ اۖ وَسَيَصۡلَوۡنَ سَعِيرࣰ ا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَأْكُلُونَ
yiyen(ler)
أَمْوَٰلَ
mallarını
ٱلْيَتَـٰمَىٰ
öksüzlerin
ظُلْمًا
zulüm ile
إِنَّمَا
doğrusu
يَأْكُلُونَ
yemektedirler
فِى
karınlarına
بُطُونِهِمْ
their bellies
نَارًۭا ۖ
ateş
وَسَيَصْلَوْنَ
ve gireceklerdir
سَعِيرًۭا
çılgın bir ateşe

Elmalılı Hamdi YazırYetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi boylarlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين يأكلون أموال اليتامى ظلما» بغير حق «إنما يأكلون في بطونهم» أي ملأها «نارا» لأنه يؤول إليها «وَسَيَصْلَوْنَ» بالبناء للفاعل والمفعول يدخلون «سعيرا» نارا شديدة يحترقون فيها.

4:11 📚 16
يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِيٓ أَوۡلَٰدِكُمۡۖ لِلذَّكَرِ مِثۡلُ حَظِّ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۚ فَإِن كُنَّ نِسَآءࣰ فَوۡقَ ٱثۡنَتَيۡنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۖ وَإِن كَانَتۡ وَٰحِدَةࣰ فَلَهَا ٱلنِّصۡفُۚ وَلِأَبَوَيۡهِ لِكُلِّ وَٰحِدࣲ مِّنۡهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدࣱۚ فَإِن لَّمۡ يَكُن لَّهُۥ وَلَدࣱ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُۚ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخۡوَةࣱ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُۚ مِنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ يُوصِي بِهَآ أَوۡ دَيۡنٍۗ ءَابَآؤُكُمۡ وَأَبۡنَآؤُكُمۡ لَا تَدۡرُونَ أَيُّهُمۡ أَقۡرَبُ لَكُمۡ نَفۡعࣰ اۚ فَرِيضَةࣰ مِّنَ ٱللَّهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا
يُوصِيكُمُ
size tavsiye eder
ٱللَّهُ
Allah
فِىٓ
hakkında
أَوْلَـٰدِكُمْ ۖ
çocuklarınız(ın alacağı miras)
لِلذَّكَرِ
erkeğe
مِثْلُ
kadar
حَظِّ
payı
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۚ
iki kadının
فَإِن
eğer
كُنَّ
iseler
نِسَآءًۭ
kadın
فَوْقَ
fazla
ٱثْنَتَيْنِ
ikiden
فَلَهُنَّ
onlarındır
ثُلُثَا
üçte ikisi
مَا
ne
تَرَكَ ۖ
bıraktıysa
وَإِن
ve eğer (çocuk)
كَانَتْ
ise
وَٰحِدَةًۭ
yalnız bir kadın
فَلَهَا
onundur
ٱلنِّصْفُ ۚ
(mirasın) yarısı
وَلِأَبَوَيْهِ
ana babasından
لِكُلِّ
her
وَٰحِدٍۢ
birinin
مِّنْهُمَا
vardır
ٱلسُّدُسُ
altıda bir hissesi
مِمَّا
bıraktığı mirasta
تَرَكَ
(is) left
إِن
eğer
كَانَ
varsa
لَهُۥ
onun (ölenin)
وَلَدٌۭ ۚ
çocuğu
فَإِن
eğer
لَّمْ
yok da
يَكُن
is
لَّهُۥ
onun
وَلَدٌۭ
çocuğu
وَوَرِثَهُۥٓ
ve ona varis oluyorsa
أَبَوَاهُ
ana babası
فَلِأُمِّهِ
anasına düşer
ٱلثُّلُثُ ۚ
üçte bir
فَإِن
eğer
كَانَ
varsa
لَهُۥٓ
onun
إِخْوَةٌۭ
kardeşleri
فَلِأُمِّهِ
anasının payı
ٱلسُّدُسُ ۚ
altıda birdir
مِنۢ
(bu hükümler) sonradır
بَعْدِ
after
وَصِيَّةٍۢ
vasiyyetten
يُوصِى
yapacağı
بِهَآ
ya da
أَوْ
or
دَيْنٍ ۗ
borcundan
ءَابَآؤُكُمْ
babalarınız
وَأَبْنَآؤُكُمْ
ve oğullarınızdan
لَا
bilmezsiniz
تَدْرُونَ
you know
أَيُّهُمْ
hangisinin
أَقْرَبُ
daha yakın olduğunu
لَكُمْ
size
نَفْعًۭا ۚ
fayda bakımından
فَرِيضَةًۭ
bunlar koyulmuş haklardır
مِّنَ
tarafından
ٱللَّهِ ۗ
Allah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
bilendir
عَلِيمًا
All-Knowing
حَكِيمًۭا
hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırAllah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biriananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوصيكم» يأمركم «الله في» شأن «أولادكم» بما يذكر «للذكر» منهم «مثل حظ» نصيب «الأنثيين» إذا اجتمعنا معه فله نصف المال ولهما النصف فإن كان معه واحدة فلها الثلث وله الثلثان وإن انفرد جاز المال «فإن كنَّ» أي الأولاد «نساءً» فقط «فوق اثنتين فلهن ثلثا ما ترك» الميت وكذا الاثنتان لأنه للأختين بقوله «فلهما الثلثان مما ترك» فهما أولى به ولأن البنت تستحق الثلث مع الذكر فمع الأنثى أولى (وفوق) قيل صلة وقيل لدفع توهم زيادة النصيب بزيادة العدد لما فهم استحقاق البنتين الثلثين من جعل الثلث للواحدة مع الذكر «وإن كانت» المولودة «واحدة» وفي قراءة بالرفع فكان تامة «فلها النصف ولأبويه» أي الميت ويبدل منهما «لكل واحد منهما السدس مما ترك إن كان له ولد» ذكر أو أنثى ونكتة البدل إفادة أنهما لا يشتركان فيه وألحق بالولد ولد الابن وبالأب الجد «فإن لم يكن له ولد وورثه أبواه» فقط أو مع زوج «فلأمه» بضم الهمزة وكسرها فرارا من الانتقال من ضمة إلى كسرة لثقله في الموضعين «الثلث» أي ثلث المال أو ما ينبغي بعد الزوج والباقي للأب «فإن كان له إخوة» أي اثنان فصاعدا ذكورا أو إناثا «فلأمه السدس» والباقي للأب ولا شيء للأخوة وإرث من ذكر ما ذُكر «من بعد» تنفيذ «وصية يوصي» بالبناء للفاعل والمفعول «بها أو» قضاء «دين» عليه وتقديم الوصية على الدين وإن كانت مؤخرة عنه في الوفاء للاهتمام بها «آباؤكم وأبناؤكم» مبتدأ خبره «لا تدرون أيهم أقرب لكم نفعا» في الدنيا والآخرة فظان أن ابنه أنفع له فيعطيه الميراث فيكون الأب أنفع وبالعكس وإنما العالم بذلك هو الله ففرض لكم الميراث «فريضة من الله إن الله كان عليما» بخلقه «حكيما» فيما دبَّره لهم: أي لم يزل متصفا بذلك.

4:12 📚 24
۞وَلَكُمۡ نِصۡفُ مَا تَرَكَ أَزۡوَٰجُكُمۡ إِن لَّمۡ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدࣱۚ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدࣱ فَلَكُمُ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكۡنَۚ مِنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ يُوصِينَ بِهَآ أَوۡ دَيۡنࣲۚ وَلَهُنَّ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكۡتُمۡ إِن لَّمۡ يَكُن لَّكُمۡ وَلَدࣱۚ فَإِن كَانَ لَكُمۡ وَلَدࣱ فَلَهُنَّ ٱلثُّمُنُ مِمَّا تَرَكۡتُمۚ مِّنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ تُوصُونَ بِهَآ أَوۡ دَيۡنࣲۗ وَإِن كَانَ رَجُلࣱ يُورَثُ كَلَٰلَةً أَوِ ٱمۡرَأَةࣱ وَلَهُۥٓ أَخٌ أَوۡ أُخۡتࣱ فَلِكُلِّ وَٰحِدࣲ مِّنۡهُمَا ٱلسُّدُسُۚ فَإِن كَانُوٓاْ أَكۡثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمۡ شُرَكَآءُ فِي ٱلثُّلُثِۚ مِنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ يُوصَىٰ بِهَآ أَوۡ دَيۡنٍ غَيۡرَ مُضَآرࣲّۚ وَصِيَّةࣰ مِّنَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمࣱ‏
۞ وَلَكُمْ
sizindir
نِصْفُ
yarısı
مَا
bıraktıkları mirasın
تَرَكَ
(is) left
أَزْوَٰجُكُمْ
eşlerinizin
إِن
eğer
لَّمْ
yoksa
يَكُن
is
لَّهُنَّ
onların
وَلَدٌۭ ۚ
çocukları
فَإِن
eğer
كَانَ
onların varsa
لَهُنَّ
for them
وَلَدٌۭ
çocukları
فَلَكُمُ
sizindir
ٱلرُّبُعُ
dörtte biri
مِمَّا
bıraktıklarının
تَرَكْنَ ۚ
they left
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
وَصِيَّةٍۢ
vasiyyetten
يُوصِينَ
yapacakları
بِهَآ
ondan
أَوْ
veya
دَيْنٍۢ ۚ
borçtan
وَلَهُنَّ
onlarındır
ٱلرُّبُعُ
dörtte biri
مِمَّا
bıraktığınızın
تَرَكْتُمْ
you left
إِن
eğer
لَّمْ
yoksa
يَكُن
is
لَّكُمْ
sizin de
وَلَدٌۭ ۚ
çocuğunuz
فَإِن
eğer
كَانَ
varsa
لَكُمْ
sizin
وَلَدٌۭ
çocuğunuz
فَلَهُنَّ
onlarındır
ٱلثُّمُنُ
sekizde biri
مِمَّا
bıraktığınızın
تَرَكْتُم ۚ
you left
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
وَصِيَّةٍۢ
vasiyyet
تُوصُونَ
yapacağınız
بِهَآ
ondan
أَوْ
veya
دَيْنٍۢ ۗ
borçtan
وَإِن
eğer
كَانَ
ise
رَجُلٌۭ
erkeğin
يُورَثُ
miras bırakan
كَلَـٰلَةً
evladı ve ana babası olmayıp
أَوِ
veya
ٱمْرَأَةٌۭ
kadının
وَلَهُۥٓ
varsa
أَخٌ
bir erkek
أَوْ
veya
أُخْتٌۭ
bir kızkardeşi
فَلِكُلِّ
her
وَٰحِدٍۢ
birine
مِّنْهُمَا
onlardan
ٱلسُّدُسُ ۚ
altıda bir düşer
فَإِن
eğer
كَانُوٓا۟
iseler
أَكْثَرَ
fazla
مِن
bundan
ذَٰلِكَ
that
فَهُمْ
onlar
شُرَكَآءُ
ortaktırlar
فِى
üçte bire
ٱلثُّلُثِ ۚ
the third
مِنۢ
sonradır
بَعْدِ
after
وَصِيَّةٍۢ
vasiyyetten
يُوصَىٰ
yapılan
بِهَآ
ondan
أَوْ
veya
دَيْنٍ
borçtan
غَيْرَ
olmayan
مُضَآرٍّۢ ۚ
zarar verici
وَصِيَّةًۭ
vasiyyettir
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَلِيمٌۭ
halimdir

Elmalılı Hamdi YazırEğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin altıda biridir. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeşler mirasın üçte birini zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولكم نصف ما ترك أزواجكم إن لم يكن لهن ولد» منكم أو من غيركم «فإن كان لهن ولد فلكم الربع مما تركن من بعد وصية يوصين بها أو دين» وألحق بالولد في ذلك ولد الابن بالإجماع «ولهن» أي الزوجات تعددن أو لا «الربع مما تركتم إن لم يكن لكم ولد فإن كان لكم ولد» منهن أو من غيرهن «فلهن الثمن مما تركتم من بعد وصية توصون بها أو دين» وولد الابن في ذلك كالولد إجماعا «وإن كان رجل يورث» صفة والخبر «كلالة» أي لا والد له ولا ولد «أو امرأة» تورث كلالة «وله» أي للمورث كلالة «أخ أو أخت» أي من أم وقرأ به ابن مسعود وغيره «فلكل واحد منهما السدس» مما ترك «فإن كانوا» أي الإخوة والأخوات من الأم «أكثر من ذلك» أي من واحد «فهم شركاء في الثلث» يستوي فيه ذكرهم وأنثاهم «من بعد وصية يوصي بها أو دين غير مُضارّ» حال من ضمير يوصي أي غير مدخل الضرر على الورثة بأن يوصي بأكثر من الثلث «وصيةً» مصدر مؤكد ليوصيكم «من الله والله عليم» بما دبره لخلقه من الفرائض «حليم» بتأخير العقوبة عمن خالفه، وخصت السنة توريث من ذكر بمن ليس فيه مانع من قتل أو اختلاف دين أو رقٌ.

4:13
تِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِۚ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدۡخِلۡهُ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
تِلْكَ
bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَمَن
kim
يُطِعِ
ita'at ederse
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
يُدْخِلْهُ
(Allah onu) sokar
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalacakları
فِيهَا ۚ
içinde
وَذَٰلِكَ
işte budur
ٱلْفَوْزُ
başarı
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Elmalılı Hamdi Yazırİşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تلك» الأحكام المذكورة من أمر اليتامى وما بعده «حدود الله» شرائعه التي حدَّها لعباده ليعملوا بها ولا يتعدوها «ومن يطع الله ورسوله» فيما حكم به «يدخله» بالياء والنون التفاتا «جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها وذلك الفوز العظيم».

4:14 📚 1
وَمَن يَعۡصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُۥ يُدۡخِلۡهُ نَارًا خَٰلِدࣰ ا فِيهَا وَلَهُۥ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏
وَمَن
ve kim
يَعْصِ
karşı gelir
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisi'ne
وَيَتَعَدَّ
ve aşarsa
حُدُودَهُۥ
O'nun sınırlarını
يُدْخِلْهُ
(Allah onu) sokar
نَارًا
ateşe
خَـٰلِدًۭا
sürekli kalacağı
فِيهَا
içinde
وَلَهُۥ
ve ona vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّهِينٌۭ
alçaltıcı

Elmalılı Hamdi YazırKim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa Allah onu da ebedî kalacağı cehennem ateşine koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يعص الله ورسوله ويتعد حدوده يدخله» بالوجهين «نارا خالدا فيها وله» فيها «عذاب مهين» ذو إهانة روعي في الضمائر في الآيتين لفظ من وفي خالدين معناها.

4:15 📚 6
وَٱلَّٰتِي يَأۡتِينَ ٱلۡفَٰحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمۡ فَٱسۡتَشۡهِدُواْ عَلَيۡهِنَّ أَرۡبَعَةࣰ مِّنكُمۡۖ فَإِن شَهِدُواْ فَأَمۡسِكُوهُنَّ فِي ٱلۡبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّىٰهُنَّ ٱلۡمَوۡتُ أَوۡ يَجۡعَلَ ٱللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلࣰ ا
وَٱلَّـٰتِى
ve kimseler
يَأْتِينَ
yapanlar
ٱلْفَـٰحِشَةَ
fuhuş
مِن
kadınlarınızdan;
نِّسَآئِكُمْ
your women
فَٱسْتَشْهِدُوا۟
şahid getirin
عَلَيْهِنَّ
onlara karşı
أَرْبَعَةًۭ
dört
مِّنكُمْ ۖ
içinizden
فَإِن
eğer
شَهِدُوا۟
onlar şahidlik ederlerse
فَأَمْسِكُوهُنَّ
tutun (dışarı çıkarmayın)
فِى
evlerde
ٱلْبُيُوتِ
their houses
حَتَّىٰ
kadar
يَتَوَفَّىٰهُنَّ
o kadınları alıncaya
ٱلْمَوْتُ
ölüm
أَوْ
ya da
يَجْعَلَ
gösterinceye
ٱللَّهُ
Allah
لَهُنَّ
onların yararına
سَبِيلًۭا
bir yol

Elmalılı Hamdi YazırKadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(واللاتي يأتين الفاحشة) الزنا (من نسائكم فاستشهدوا عليهن أربعة منكم) أي من رجالكم المسلمين (فإن شهدوا) عليهن بها (فأمسكوهن) احبسوهن (في البيوت) وامنعوهن من مخالطة الناس (حتى يتوفاهن الموت) أي ملائكته (أو) إلى أن (يجعل الله لهن سبيلا) طريقا إلى الخروج منها أمروا بذلك أول الإسلام ثم جعل لهن سبيلا بجلد البكر مائة وتغريبها عاما ورجم المحصنة، وفي الحديث لما بين الحد قال "" خذوا عني خذوا عني قد جعل الله لهن سبيلا "" رواه مسلم.

4:16 📚 1
وَٱلَّذَانِ يَأۡتِيَٰنِهَا مِنكُمۡ فَـَٔاذُوهُمَاۖ فَإِن تَابَا وَأَصۡلَحَا فَأَعۡرِضُواْ عَنۡهُمَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ تَوَّابࣰ ا رَّحِيمًا
وَٱلَّذَانِ
iki kişi
يَأْتِيَـٰنِهَا
fuhuş yaparsa
مِنكُمْ
içinizden
فَـَٔاذُوهُمَا ۖ
onlara eziyet edin
فَإِن
eğer
تَابَا
tevbe eder
وَأَصْلَحَا
ve uslanırlarsa
فَأَعْرِضُوا۟
artık vazgeçin
عَنْهُمَآ ۗ
onlardan
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
tevbeleri çok kabul edendir
تَوَّابًۭا
Oft-Forgiving
رَّحِيمًا
çok esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırSizlerden zina edenlerin her ikisine de eziyet edin. Eğer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse onlardan vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وَاًلَّلذّانِ» بتخفيف النون وتشديدها «يأتيانها» أي الفاحشة الزنا أو اللواط «منكم» أي الرجال «فآذوهما» بالسب والضرب بالنعال «فإن تابا» منها «وأصلحا» العمل «فأعرضوا عنهما» ولا تؤذوهما «إن الله كان توَّابا» على من تاب «رحيما» به وهذا منسوخ بالحد إن أريد بها الزنا وكذا إن أريد بها اللواط عن الشافعي لكن المفعول به لا يرجم عنده وإن كان محصنا بل يجلد ويغرب وإرادةُ اللواط أظهر بدليل تثنية الضمير والأول أراد الزاني والزانية ويرده تبيينهما بمن المتصلة بضمير الرجال واشتراكهما في الأذى والتوبة والإعراض وهو مخصوص بالرجال لما تقدم في النساء من الحبس.

4:17 📚 2
إِنَّمَا ٱلتَّوۡبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةࣲ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبࣲ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلتَّوْبَةُ
tevbesi makbuldür
عَلَى
göre
ٱللَّهِ
Allah'a
لِلَّذِينَ
şu kimselerin
يَعْمَلُونَ
yaparlar
ٱلسُّوٓءَ
bir kötülük
بِجَهَـٰلَةٍۢ
cahillikle
ثُمَّ
sonra
يَتُوبُونَ
dönerler (tevbe ederler)
مِن
hemen ardından
قَرِيبٍۢ
soon after
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
يَتُوبُ
tevbesini kabul eder
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِمْ ۗ
onların
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın kabul etmesini vaad buyurduğu tevbe, o kimseler içindir ki, bilmeyerek günah işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul eder. Allah alîmdir hakîmdir. (Her şeyi bilendir, hikmet sahibidir)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما التوبة على الله» أي التي كتب على نفسه قبولها بفضله «للذين يعملون السوء» المعصية «بجهالة» حال أي جاهلين إذا عصوا ربهم «ثم يتوبون من» زمن «قريب» قبل أن يغرغروا «فأولئك يتوب الله عليهم» يقبل توبتهم «وكان الله عليما» بخلقه «حكيما» في صنعه بهم.

4:18 📚 5
وَلَيۡسَتِ ٱلتَّوۡبَةُ لِلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ حَتَّىٰٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ ٱلۡمَوۡتُ قَالَ إِنِّي تُبۡتُ ٱلۡـَٰٔنَ وَلَا ٱلَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمۡ كُفَّارٌۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا
وَلَيْسَتِ
(geçerli) değildir
ٱلتَّوْبَةُ
tevbesi
لِلَّذِينَ
kimselerin
يَعْمَلُونَ
yapan(ların)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülükler
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
حَضَرَ
gelip çattığı
أَحَدَهُمُ
kendilerine
ٱلْمَوْتُ
ölüm
قَالَ
der
إِنِّى
muhakkak ben
تُبْتُ
tevbe ettim
ٱلْـَٔـٰنَ
şimdi
وَلَا
ve (değildir)
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يَمُوتُونَ
ölenlere
وَهُمْ
olarak
كُفَّارٌ ۚ
kafir
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
أَعْتَدْنَا
hazırlamışızdır
لَهُمْ
onlar için
عَذَابًا
bir azab
أَلِيمًۭا
acı

Elmalılı Hamdi YazırYoksa günah işleyip de kendisine ölüm gelince: "İşte ben şimdi tevbe ettim." diyen kimselerin tevbesi kabul edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وليست التوبة للذين يعملون السيئات» الذنوب «حتى إذا حضر أحدهم الموتُ» وأخذ في النزع «قال» عند مشاهدة ما هو فيه «إنِّي تبت الآن» فلا ينفعه ذلك ولا يقبل منه «ولا الذين يموتون وهم كفار» إذا تابوا في الآخرة عند معاينة العذاب لا تقبل منهم «أولئك أعتدنا» أعددنا «لهم عذابا أليما» مؤلما.

4:19 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَحِلُّ لَكُمۡ أَن تَرِثُواْ ٱلنِّسَآءَ كَرۡهࣰ اۖ وَلَا تَعۡضُلُوهُنَّ لِتَذۡهَبُواْ بِبَعۡضِ مَآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأۡتِينَ بِفَٰحِشَةࣲ مُّبَيِّنَةࣲۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِن كَرِهۡتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكۡرَهُواْ شَيۡـࣰٔ ا وَيَجۡعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيۡرࣰ ا كَثِيرࣰ ا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
helal değildir
يَحِلُّ
(is) lawful
لَكُمْ
size
أَن
miras yoluyla almanız
تَرِثُوا۟
you inherit
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
كَرْهًۭا ۖ
zorla
وَلَا
onları sıkıştırmayın
تَعْضُلُوهُنَّ
you constraint them
لِتَذْهَبُوا۟
alıp götürmek için
بِبَعْضِ
bir kısmını
مَآ
şeylerin
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ
onlara verdiğiniz
إِلَّآ
dışında
أَن
yapmaları
يَأْتِينَ
they commit
بِفَـٰحِشَةٍۢ
edepsizlik
مُّبَيِّنَةٍۢ ۚ
açık bir
وَعَاشِرُوهُنَّ
ve onlarla geçinin
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
iyi
فَإِن
eğer
كَرِهْتُمُوهُنَّ
onlardan hoşlanmazsanız
فَعَسَىٰٓ
bilinki
أَن
sizin hoşlanmadığınız
تَكْرَهُوا۟
you dislike
شَيْـًۭٔا
bir şeye
وَيَجْعَلَ
koymuş olabilir
ٱللَّهُ
Allah
فِيهِ
ona
خَيْرًۭا
hayır
كَثِيرًۭا
çok

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız diye, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيُّها الذين آمنوا لا يحلُّ لكم أن ترثوا النساء» أي ذاتهن «كرها» بالفتح والضم لغتان أي مكرهيهن على ذلك كانوا في الجاهلية يرثون نساء أقربائهم فإن شاءوا تزوجوهن بلا صداق أو زوَّجوهن وأخذوا صداقهن أو عضلوهن حتى يفتدين بما ورثنه أو يمتن فيرثوهن فنُهوا عن ذلك «ولا» أن «تعضلوهن» أي تمنعوا أزواجكم عن نكاح غيركم بإمساكهن ولا رغبة لكم فيهن ضرارا «لتذهبوا ببعض ما آتيتموهن» من المهر «إلا أن يأتين بفاحشة مبيَّنة» بفتح الياء وكسرها أي بينت أو هي بينة أي زنا أو نشوز فلكم أن تضاروهن حتى يفتدين منكم ويختلعن «وعاشروهن بالمعروف» أي بالإجمال في القول والنفقة والمبيت «فإن كرهتموهن» فاصبروا «فعسى أن تكرهوا شيئا ويجعل الله فيه خيرا كثيرا» ولعله يجعل فيهن ذلك بأن يرزقكم منهن ولدا صالحا.

4:20 📚 7
وَإِنۡ أَرَدتُّمُ ٱسۡتِبۡدَالَ زَوۡجࣲ مَّكَانَ زَوۡجࣲ وَءَاتَيۡتُمۡ إِحۡدَىٰهُنَّ قِنطَارࣰ ا فَلَا تَأۡخُذُواْ مِنۡهُ شَيۡـًٔاۚ أَتَأۡخُذُونَهُۥ بُهۡتَٰنࣰ ا وَإِثۡمࣰ ا مُّبِينࣰ ا
وَإِنْ
eğer
أَرَدتُّمُ
almak isterseniz
ٱسْتِبْدَالَ
başka
زَوْجٍۢ
bir eş
مَّكَانَ
yerine
زَوْجٍۢ
bir eşin
وَءَاتَيْتُمْ
vermiş olsanız (dahi)
إِحْدَىٰهُنَّ
onlardan birine
قِنطَارًۭا
kantarlarca (mal)
فَلَا
geri almayın
تَأْخُذُوا۟
take away
مِنْهُ
ondan (verdiğinizden)
شَيْـًٔا ۚ
hiçbir şeyi
أَتَأْخُذُونَهُۥ
verdiğinizi alacak mısınız?
بُهْتَـٰنًۭا
iftira ederek
وَإِثْمًۭا
ve günaha girerek
مُّبِينًۭا
açıkça

Elmalılı Hamdi YazırEğer bir eşi bırakıp da yerine diğer bir eş almak isterseniz, öncekine yüklerle mehir vermiş de bulunsanız, ondan bir şey geri almayın. O malı bir iftira ve açık bir günah isnadı yaparak geri alır mısınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن أردتم استبدال زوج مكان زوج» أي أخذها بدلها بأن طلقتموها «و» قد «آتيتم إحداهن» أي الزوجات «قنطارا» مالا كثيرا صداقا «فلا تأخذوا منه شيئا أتأخُذُونهُ بهتانا» ظلما «وإثما مبينا» بينا ونصبهما على الحال، والاستفهامُ للتوبيخ وللإنكار في قوله.

4:21 📚 2
وَكَيۡفَ تَأۡخُذُونَهُۥ وَقَدۡ أَفۡضَىٰ بَعۡضُكُمۡ إِلَىٰ بَعۡضࣲ وَأَخَذۡنَ مِنكُم مِّيثَٰقًا غَلِيظࣰ ا
وَكَيْفَ
ve nasıl
تَأْخُذُونَهُۥ
onu alırsınız
وَقَدْ
andolsun
أَفْضَىٰ
geçmiş(içli dışlı olmuş)ken
بَعْضُكُمْ
bazınız
إِلَىٰ
bazınıza
بَعْضٍۢ
another
وَأَخَذْنَ
ve onlar almışlardı
مِنكُم
sizden
مِّيثَـٰقًا
te'minat
غَلِيظًۭا
sağlam

Elmalılı Hamdi YazırBirbirinizle kaynaşıp başbaşa kalmışken ve onlar sizden kuvvetli bir teminat almışken verdiğinizi nasıl geri alabilirsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكيف تأخذونه» أي بأي وجه «وقد أفضى» وصل «بعضكم إلى بعض» بالجماع المقرر للمهر «وأخذن منكم ميثاقا» عهدا «غليظا» شديدا وهو ما أمر الله به من إمساكهن بمعروف أو تسريحهن بإحسان.

4:22 📚 3
وَلَا تَنكِحُواْ مَا نَكَحَ ءَابَآؤُكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا قَدۡ سَلَفَۚ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةࣰ وَمَقۡتࣰ ا وَسَآءَ سَبِيلًا
وَلَا
artık evlenmeyin
تَنكِحُوا۟
marry
مَا
evlendiği
نَكَحَ
married
ءَابَآؤُكُم
babalarınızın
مِّنَ
kadınlarla
ٱلنِّسَآءِ
the women
إِلَّا
hariç
مَا
olanlar
قَدْ
geçmişte
سَلَفَ ۚ
passed before
إِنَّهُۥ
çünkü bu
كَانَ
edepsizliktir
فَـٰحِشَةًۭ
an immorality
وَمَقْتًۭا
ve (Allah'ın) hışm(ı)dır
وَسَآءَ
ve iğrenç
سَبِيلًا
bir yoldur

Elmalılı Hamdi YazırCahiliye devrinde geçenler müstesna, babalarınızın nikahladığı kadınlarla evlenmeyiniz. Şüphe yok ki o, pek çirkindi, iğrenç idi, o ne fena bir âdetti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تنكحوا ما» بمعنى من «نكح آباؤكم من النساء إلا» لكن «ما قد سلف» من فعلكم ذلك فانه معفوّ عنه «إنه» أي نكاحهن «كان فاحشة» قبيحا «ومقتا» سببا للمقت من الله وهو أشد البغض «وساء» بئس «سبيلا» طريقا ذلك.

4:23 📚 10
حُرِّمَتۡ عَلَيۡكُمۡ أُمَّهَٰتُكُمۡ وَبَنَاتُكُمۡ وَأَخَوَٰتُكُمۡ وَعَمَّٰتُكُمۡ وَخَٰلَٰتُكُمۡ وَبَنَاتُ ٱلۡأَخِ وَبَنَاتُ ٱلۡأُخۡتِ وَأُمَّهَٰتُكُمُ ٱلَّٰتِيٓ أَرۡضَعۡنَكُمۡ وَأَخَوَٰتُكُم مِّنَ ٱلرَّضَٰعَةِ وَأُمَّهَٰتُ نِسَآئِكُمۡ وَرَبَٰٓئِبُكُمُ ٱلَّٰتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ ٱلَّٰتِي دَخَلۡتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمۡ تَكُونُواْ دَخَلۡتُم بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ وَحَلَٰٓئِلُ أَبۡنَآئِكُمُ ٱلَّذِينَ مِنۡ أَصۡلَٰبِكُمۡ وَأَن تَجۡمَعُواْ بَيۡنَ ٱلۡأُخۡتَيۡنِ إِلَّا مَا قَدۡ سَلَفَۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
حُرِّمَتْ
haram kılındı
عَلَيْكُمْ
size
أُمَّهَـٰتُكُمْ
analarınız
وَبَنَاتُكُمْ
ve kızlarınız
وَأَخَوَٰتُكُمْ
ve kızkardeşleriniz
وَعَمَّـٰتُكُمْ
ve halalarınız
وَخَـٰلَـٰتُكُمْ
ve teyzeleriniz
وَبَنَاتُ
ve kızları
ٱلْأَخِ
kardeş
وَبَنَاتُ
e kızları
ٱلْأُخْتِ
kızkardeş
وَأُمَّهَـٰتُكُمُ
ve analarınız
ٱلَّـٰتِىٓ
sizi emziren
أَرْضَعْنَكُمْ
nursed you
وَأَخَوَٰتُكُم
ve bacılarınız
مِّنَ
süt
ٱلرَّضَـٰعَةِ
the nursing
وَأُمَّهَـٰتُ
ve anaları
نِسَآئِكُمْ
karılarınızın
وَرَبَـٰٓئِبُكُمُ
üvey kızlarınız
ٱلَّـٰتِى
olan
فِى
birleştiğiniz
حُجُورِكُم
your guardianship
مِّن
karılarınızdan
نِّسَآئِكُمُ
your women
ٱلَّـٰتِى
evlerinizde bulunan
دَخَلْتُم
you had relations
بِهِنَّ
eğer
فَإِن
but if
لَّمْ
olmamışsa
تَكُونُوا۟
you had
دَخَلْتُم
birleşmeniz
بِهِنَّ
onlarla
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
üzerinize
وَحَلَـٰٓئِلُ
ve karıları
أَبْنَآئِكُمُ
oğullarınızın
ٱلَّذِينَ
kendi sulbünüzden
مِنْ
(are) from
أَصْلَـٰبِكُمْ
your loins
وَأَن
ve almanız
تَجْمَعُوا۟
you gather together
بَيْنَ
bir arada
ٱلْأُخْتَيْنِ
iki kızkardeşi
إِلَّا
ancak hariç
مَا
olanlar
قَدْ
geçmişte
سَلَفَ ۗ
passed before
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
çok bağışlayan
غَفُورًۭا
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا
çok esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırSize şunları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz ve karılarınızın anneleri, ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Sulbünüzden gelen (öz) oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyyet devrinde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(حرمت عليكم أمهاتكم) أن تنكحوهن وشملت الجدات من قبل الأب أو الأم (وبناتكم) وشملت بنات الأولاد وإن سفلن (وأخواتكم) من جهة الأب أو الأم (وعماتكم) أي أخوات آبائكم وأجدادكم (وخالاتكم) أي أخوات أمهاتكم وجداتكم (وبنات الأخ وبنات الأخت) ويدخل فيهن أولادهم (وأمهاتكم اللاتي أرضعنكم) قبل استكمال الحولين خمس رضعات كما بينه الحديث (وأخواتكم من الرضاعة) ويلحق بذلك بالسنة البنات منها وهن من أرضعتهم موطوأته والعمات والخالات وبنات الأخ وبنات الأخت منها لحديث: "" يحرم من الرضاع ما يحرم من النسب "" رواه البخاري ومسلم (وأمهات نسائكم وربائبكم) جمع ربيبة وهي بنت الزوجة من غيره (اللاتي في حجوركم) تربونهن. صفة موافقة للغالب فلا مفهوم لها (من نسائكم اللاتي دخلتم بهن) أي جامعتموهن (فإن لم تكونوا دخلتم بهن فلا جناح عليكم) في نكاح بناتهن إذا فارقتموهن (وحلائل) أزواج (أبنائكم الذين من أصلابكم) بخلاف من تبنيتموهم فلكم نكاح حلائلهم (وأن تجمعوا بين الأختين) من نسب أو رضاع بالنكاح ويلحق بهما بالسنة الجمع بينها وبين عمتها أو خالتها ويجوز نكاح كل واحدة على الانفراد وملكهما معا ويطأ واحدة (إلا) لكن (ما قد سلف) في الجاهلية من نكاحهم بعض ما ذكر فلا جناح عليكم فيه (إن الله كان غفورا) لما سلف منكم قبل النهي (رحيما) بكم في ذلك.

4:24 📚 9
۞وَٱلۡمُحۡصَنَٰتُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۖ كِتَٰبَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡۚ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَآءَ ذَٰلِكُمۡ أَن تَبۡتَغُواْ بِأَمۡوَٰلِكُم مُّحۡصِنِينَ غَيۡرَ مُسَٰفِحِينَۚ فَمَا ٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِهِۦ مِنۡهُنَّ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةࣰۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا تَرَٰضَيۡتُم بِهِۦ مِنۢ بَعۡدِ ٱلۡفَرِيضَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا
۞ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ
ve evli olanlar (haramdır)
مِنَ
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ
the women
إِلَّا
dışında
مَا
geçen(cariye)ler
مَلَكَتْ
you possess
أَيْمَـٰنُكُمْ ۖ
ellerinize
كِتَـٰبَ
yazdığı(yasaklar)dır
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ ۚ
size
وَأُحِلَّ
ve helal kılındı
لَكُم
size
مَّا
ötesi
وَرَآءَ
(is) beyond
ذَٰلِكُمْ
bunlardan
أَن
istemeniz
تَبْتَغُوا۟
you seek
بِأَمْوَٰلِكُم
mallarınızla
مُّحْصِنِينَ
iffetli yaşamak
غَيْرَ
zina etmemek
مُسَـٰفِحِينَ ۚ
(to be) lustful
فَمَا
yararlanmanıza karşılık
ٱسْتَمْتَعْتُم
you benefit[ed]
بِهِۦ
onlardan
مِنْهُنَّ
from them
فَـَٔاتُوهُنَّ
onlara verin
أُجُورَهُنَّ
kesilen ücretlerini
فَرِيضَةًۭ ۚ
bir hak olarak
وَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
üzerinize
فِيمَا
hakkında
تَرَٰضَيْتُم
karşılıklı anlaşmanız
بِهِۦ
sonra
مِنۢ
from
بَعْدِ
beyond
ٱلْفَرِيضَةِ ۚ
hakkın kesiminden
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
bilendir
عَلِيمًا
All-Knowing
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırBir de harb esiri olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı. Bütün bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanlar ise iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla mehir vermek suretiyle evlenmek istemeniz size helal kılındı. O halde onlardan nikah ile faydalanmanıza karşılık mehirlerini kendilerine verin ki, bu farzdır. O mehri takdir edip kesinleştirdikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir mahzur yoktur. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» حرمت عليكم «المحصَنات» أي ذوات الأزواج «من النساء» أن تنكحوهن قبل مفارقة أزواجهن حرائر مسلمات كن أو لا «إلا ما ملكت أيمانكم» من الإماء بالسبي فلكم وطؤهن وإن كان لهن أزواج في دار الحرب بعد الاستبراء «كتاب الله» نصب على المصدر أي كتب ذلك «عليكم وَأحلَّ» بالبناء للفاعل والمفعول «لكم ما وراء ذلكم» أي سوى ما حرم عليكم من النساء «أن تبتغوا» تطلبوا النساء «بأموالكم» بصداق أو ثمن «محصنين» متزوجين «غير مسافحين» زانين «فما» فمن «استمتعتم» تمتعتم «به منهن» ممن تزوجتم بالوطء «فآتوهن أجورهن» مهورهن التي فرضتم لهن «فريضة ولا جناح عليكم فيما تراضيتم» أنتم وهن «به من بعد الفريضة» من حطها أو بعضها أو زيادة عليها «إن الله كان عليما» بخلقه «حكيما» فيما دبره لهم.

4:25 📚 6
وَمَن لَّمۡ يَسۡتَطِعۡ مِنكُمۡ طَوۡلًا أَن يَنكِحَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ فَمِن مَّا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُم مِّن فَتَيَٰتِكُمُ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۚ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِإِيمَٰنِكُمۚ بَعۡضُكُم مِّنۢ بَعۡضࣲۚ فَٱنكِحُوهُنَّ بِإِذۡنِ أَهۡلِهِنَّ وَءَاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِ مُحۡصَنَٰتٍ غَيۡرَ مُسَٰفِحَٰتࣲ وَلَا مُتَّخِذَٰتِ أَخۡدَانࣲۚ فَإِذَآ أُحۡصِنَّ فَإِنۡ أَتَيۡنَ بِفَٰحِشَةࣲ فَعَلَيۡهِنَّ نِصۡفُ مَا عَلَى ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ مِنَ ٱلۡعَذَابِۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَشِيَ ٱلۡعَنَتَ مِنكُمۡۚ وَأَن تَصۡبِرُواْ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَمَن
ve kimse
لَّمْ
gücü yetmeyen
يَسْتَطِعْ
able to
مِنكُمْ
içinizden
طَوْلًا
mali güce
أَن
evlenmek için
يَنكِحَ
marry
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ
hür kadınlarla
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ
inanmış
فَمِن
sahip olduğunuz
مَّا
what
مَلَكَتْ
possess[ed]
أَيْمَـٰنُكُم
ellerinizde
مِّن
genç kızlarınızdan (alsın)
فَتَيَـٰتِكُمُ
your slave girls
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۚ
inanmış
وَٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِإِيمَـٰنِكُم ۚ
sizin imanınızı
بَعْضُكُم
hepiniz
مِّنۢ
birbirinizdensiniz
بَعْضٍۢ ۚ
(one) another
فَٱنكِحُوهُنَّ
öyle ise onlarla evlenin
بِإِذْنِ
izniyle
أَهْلِهِنَّ
ailelerinin
وَءَاتُوهُنَّ
ve verin
أُجُورَهُنَّ
ücretlerini (mehirlerini)
بِٱلْمَعْرُوفِ
güzelce
مُحْصَنَـٰتٍ
iffetli yaşamaları
غَيْرَ
zina etmemeleri
مُسَـٰفِحَـٰتٍۢ
those who commit immorality
وَلَا
ve (gizli) edinmemeleri
مُتَّخِذَٰتِ
those who take
أَخْدَانٍۢ ۚ
dost
فَإِذَآ
iken
أُحْصِنَّ
evli
فَإِنْ
eğer
أَتَيْنَ
yaparlarsa
بِفَـٰحِشَةٍۢ
fuhuş
فَعَلَيْهِنَّ
onlara
نِصْفُ
yarısı (uygulanır)
مَا
üzerine
عَلَى
(is) on
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ
hür kadınlar
مِنَ
yapılan işkencenin
ٱلْعَذَابِ ۚ
the punishment
ذَٰلِكَ
bu (cariye ile evlenme)
لِمَنْ
içindir
خَشِىَ
korkanlar
ٱلْعَنَتَ
sıkıntıya düşmekten
مِنكُمْ ۚ
içinizden
وَأَن
fakat
تَصْبِرُوا۟
sabretmeniz
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ ۗ
sizin için
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırSizden her kim hür mümin kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(ومن لم يستطع منكم طولا) أي غنى لـ (أن ينكح المحصنات) الحرائر (المؤمنات) هو جري على الغالب فلا مفهوم له (فمن ما ملكت أيمانكم) ينكح (من فتياتكم المؤمنات والله أعلم بإيمانكم) فاكتفوا بظاهره وكِلوا السرائر إليه فإنه العالم بتفضيلها ورب أمة تفضل حرة فيه وهذا تأنيس بنكاح الإماء (بعضكم من بعض) أي أنتم وهن سواء في الدين فلا تستنكفوا من نكاحهن (فانكحوهن بإذن أهلهن) مواليهن (وآتوهن) أعطوهن. (أجورهن) مهورهن (بالمعروف) من غير مطل ونقص (محصنات) عفائف حال (غير مسافحات) زانيات جهرا (ولا متخذات أخذان) أخلاء يزنون بهن سرا (فإذا أحصن) زوجن وفي قراءة بالبناء للفاعل تزوجن (فإن أتين بفاحشة) زنا (فعليهن نصف ما على المحصنات) الحرائر الأبكار إذا زنين (من العذاب) الحد فيجلدن خمسين ويغربن نصف سنة ويقاس عليهن العبيد ولم يجعل الإحصان شرطا لوجوب الحد لإفادة أنه لا رجم عليهن أصلا (ذلك) أي نكاح المملوكات عند عدم الطول (لمن خشي) خاف (العنت) الزنا وأصله المشقة سمي به الزنا لأنه سببها بالحد في الدنيا والعقوبة في الآخرة (منكم) بخلاف من لا يخافه من الأحرار فلا يحل له نكاحها وكذا من استطاع طول حرة وعليه الشافعي وخرج بقوله "" من فتياتكم المؤمنات "" الكافرات: فلا يحل له نكاحها ولو عدل وخاف (وأن تصبروا) عن نكاح المملوكات (خير لكم) لئلا يصير الولد رقيقا (والله غفور رحيم) بالتوسعة في ذلك.

4:26 📚 3
يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمۡ وَيَهۡدِيَكُمۡ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَيَتُوبَ عَلَيۡكُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
يُرِيدُ
istiyor
ٱللَّهُ
Allah
لِيُبَيِّنَ
açıklamak
لَكُمْ
size
وَيَهْدِيَكُمْ
ve sizi iletmek
سُنَنَ
yasalarına
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
sizden önceki(lerin)
قَبْلِكُمْ
before you
وَيَتُوبَ
ve bağışlamak
عَلَيْكُمْ ۗ
günahlarınızı
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırAllah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يريد الله ليبين لكم» شرائع دينكم ومصالح أمركم «ويهديكم سنن» طرائق «الذين من قبلكم» من الأنبياء في التحليل والتحريم فتتَّبعوهم «وينوب عليكم» يرجع بكم عن معصيته التي كنتم عليها إلى طاعته «والله عليم» بكم «حكيم» فيما دبره لكم.

4:27 📚 3
وَٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيۡكُمۡ وَيُرِيدُ ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلشَّهَوَٰتِ أَن تَمِيلُواْ مَيۡلًا عَظِيمࣰ ا
وَٱللَّهُ
Allah
يُرِيدُ
istiyor
أَن
tevbenizi kabul etmek
يَتُوبَ
accept repentance
عَلَيْكُمْ
sizin
وَيُرِيدُ
ve istiyorlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَتَّبِعُونَ
uyan(lar)
ٱلشَّهَوَٰتِ
şehvetlerine
أَن
sizin düşmenizi
تَمِيلُوا۟
you deviate
مَيْلًا
bir sapıklığa
عَظِيمًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırAllah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor. Halbuki şehvetlerine uyanlar ise, sizin doğru yoldan büyük bir meyl ile sapmanızı istiyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله يريد أن يتوب عليكم» كرره ليبنى عليه «ويريد الذين يتبعون الشهوات» اليهود والنصارى أو المجوس أو الزناة «أن تميلوا ميلا عظيما» تعدلوا عن الحق بارتكاب ما حُرم عليكم فتكونوا مثلهم.

4:28 📚 3
يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمۡۚ وَخُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ ضَعِيفࣰ ا
يُرِيدُ
istiyor
ٱللَّهُ
Allah
أَن
hafifletmek
يُخَفِّفَ
lighten
عَنكُمْ ۚ
sizden
وَخُلِقَ
ve yaratılmıştır
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
ضَعِيفًۭا
zayıf

Elmalılı Hamdi YazırAllah, din hususundaki ağır teklifleri sizden hafifletmek istiyor. Çünkü insan sabır ve tahammül bakımından zayıf yaratılmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يريد الله أن يخفف عنكم» يسهل عليكم أحكام الشرع «وخلق الإنسان ضعيفا» لا يصبر عن النساء والشهوات.

4:29 📚 2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَكُم بَيۡنَكُم بِٱلۡبَٰطِلِ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً عَن تَرَاضࣲ مِّنكُمۡۚ وَلَا تَقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُمۡ رَحِيمࣰ ا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟
eat
أَمْوَٰلَكُم
mallarınızı
بَيْنَكُم
aranızda
بِٱلْبَـٰطِلِ
batılla (haksız yere)
إِلَّآ
haricinde
أَن
olan
تَكُونَ
(there) be
تِجَـٰرَةً
ticaret
عَن
rızanızla yaptığınız
تَرَاضٍۢ
mutual consent
مِّنكُمْ ۚ
kendi
وَلَا
öldürmeyin
تَقْتُلُوٓا۟
kill
أَنفُسَكُمْ ۚ
canlarınızı
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
size karşı
بِكُمْ
to you
رَحِيمًۭا
çok merhametlidir

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaretle yemeniz helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تأكلوا أموالكم بينكم بالباطل» بالحرام في الشرع كالربا والغصب «إلا» لكن «أن تكون» تقع «تجارة» وفي قراءة بالنصب أن تكون الأموال أموال تجارة صادرة «عن تراضى منكم» وطيب نفس فلكم أن تأكلوها «ولا تقتلوا أنفسكم» بارتكاب ما يؤدي إلى هلاكها أيّا كان في الدنيا أو الآخرة بقرينة «إن الله كان بكم رحيما» في منعه لكم من ذلك.

4:30
وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ عُدۡوَٰنࣰ ا وَظُلۡمࣰ ا فَسَوۡفَ نُصۡلِيهِ نَارࣰ اۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا
وَمَن
kim
يَفْعَلْ
yaparsa (bilsin ki)
ذَٰلِكَ
bunu
عُدْوَٰنًۭا
düşmanlık ile
وَظُلْمًۭا
ve zulüm ile
فَسَوْفَ
yakında
نُصْلِيهِ
onu sokacağız
نَارًۭا ۚ
cehenneme
وَكَانَ
ve bu
ذَٰلِكَ
that
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
يَسِيرًا
kolaydır

Elmalılı Hamdi YazırKim, zulüm ve tecavüz yolu ile bu yasakları işlerse, yakında onu cehennem ateşine atacağız. Onu ateşe atmak da Allah'a pek kolaydır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يفعل ذلك» أي ما نُهي عنه «عُدوانا» تجاوزا للحلال حال «وظلما» تأكيد «فسوف نصليه» ندخله «نارا» يحترق فيها «وكان ذلك على الله يسيرا» هيِّنا.

4:31
إِن تَجۡتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنۡهَوۡنَ عَنۡهُ نُكَفِّرۡ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَنُدۡخِلۡكُم مُّدۡخَلࣰ ا كَرِيمࣰ ا
إِن
eğer
تَجْتَنِبُوا۟
kaçınırsanız
كَبَآئِرَ
büyük günahlardan
مَا
ne ki
تُنْهَوْنَ
size yasaklanan
عَنْهُ
ondan
نُكَفِّرْ
örteriz
عَنكُمْ
sizin
سَيِّـَٔاتِكُمْ
küçük günahlarınızı
وَنُدْخِلْكُم
ve sizi sokarız
مُّدْخَلًۭا
bir yere
كَرِيمًۭا
güzel

Elmalılı Hamdi YazırEğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi güzel bir makama koyarız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن تجتنبوا كبائر ما تنهون عنه» وهي ما ورد عليها وعيد كالقتال والزنا والسرقة وعن ابن عباس هي إلى السبعمائة أقرب «نكفِّر عنكم سيِّئاتكم» الصغائر بالطاعات «وندخلكم مُدخلا» بضم الميم وفتحها أي إدخالا أو موضعا «كريما» هو الجنة.

4:32 📚 4
وَلَا تَتَمَنَّوۡاْ مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِۦ بَعۡضَكُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۚ لِّلرِّجَالِ نَصِيبࣱ مِّمَّا ٱكۡتَسَبُواْۖ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبࣱ مِّمَّا ٱكۡتَسَبۡنَۚ وَسۡـَٔلُواْ ٱللَّهَ مِن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣰ ا
وَلَا
göz dikmeyin
تَتَمَنَّوْا۟
covet
مَا
şeylere
فَضَّلَ
üstün kıldığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِهِۦ
onunla
بَعْضَكُمْ
bir kısmınızı
عَلَىٰ
karşı
بَعْضٍۢ ۚ
diğerine
لِّلرِّجَالِ
erkeklere vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
şeylerden
ٱكْتَسَبُوا۟ ۖ
kazandıkları
وَلِلنِّسَآءِ
ve kadınlara vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
şeylerden
ٱكْتَسَبْنَ ۚ
kazandıkları
وَسْـَٔلُوا۟
isteyin
ٱللَّهَ
Alla'ın
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۗ
His bounty
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
her
بِكُلِّ
of every
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمًۭا
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırBir de Allah'ın bazınıza, diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir pay vardır. Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. İsteklerinizi Allah'ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her şeyi hakkıyla bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تتمنَّوا ما فضَّل الله به بعضكم على بعض» من جهة الدنيا أو الدين لئلا يؤدى إلى التحاسد والتباغض «للرجال نصيب» ثواب «مما اكتسبوا» بسبب ما عملوا من الجهاد وغيره «وللنساء نصيب مما اكتسبن» من طاعة أزواجهن وحفظ فروجهن نزلت لما قالت أم سلمة: ليتنا كنا رجالا فجاهدنا وكان لنا مثل أجر الرجال «واسألوا» بهمزة ودونها «الله من فضله» ما احتجتم إليه يعطكم «إن الله كان بكل شيء عليما» ومنه محل الفضل وسؤالكم.

4:33 📚 1
وَلِكُلࣲّ جَعَلۡنَا مَوَٰلِيَ مِمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَۚ وَٱلَّذِينَ عَقَدَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡ فَـَٔاتُوهُمۡ نَصِيبَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدًا
وَلِكُلٍّۢ
ve her birine
جَعَلْنَا
kıldık
مَوَٰلِىَ
varisler
مِمَّا
bıraktıklarından
تَرَكَ
(is) left
ٱلْوَٰلِدَانِ
ana babanın
وَٱلْأَقْرَبُونَ ۚ
ve akrabanın
وَٱلَّذِينَ
ve kimselere
عَقَدَتْ
bağladığı
أَيْمَـٰنُكُمْ
yeminlerinizin
فَـَٔاتُوهُمْ
verin
نَصِيبَهُمْ ۚ
hisselerini
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
üzerine
عَلَىٰ
over
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
شَهِيدًا
şahittir

Elmalılı Hamdi YazırAnne, baba ve akrabaların bıraktıkları her şey için bir mirasçı tayin ettik. Yemin akdiyle mirasçı kıldıklarınızın paylarını da verin. Şüphesiz Allah, her şeye şahittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولكلٌ» عن الرجال والنساء «جعلنا موالي» عصبة يعطون «مما ترك الوالدان والأقربون» لهم من المال «والذين عاقدت» بألف ودونها «أيمانكم» جمع يمين بمعنى القسم أو اليد أي الخلفاء الذين عاهدتموهم في الجاهلية على النصرة والإرث «فآتوهم» الآن «نصيبهم» حظوظهم من الميراث وهو السدس «إن الله على كل شيء شهيدا» مطلعا ومنه حالكم وهذا منسوخ بقوله (وأولوا الأرحام بعضهم أول ببعض).

4:34 📚 13
ٱلرِّجَالُ قَوَّٰمُونَ عَلَى ٱلنِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ وَبِمَآ أَنفَقُواْ مِنۡ أَمۡوَٰلِهِمۡۚ فَٱلصَّٰلِحَٰتُ قَٰنِتَٰتٌ حَٰفِظَٰتࣱ لِّلۡغَيۡبِ بِمَا حَفِظَ ٱللَّهُۚ وَٱلَّٰتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَٱهۡجُرُوهُنَّ فِي ٱلۡمَضَاجِعِ وَٱضۡرِبُوهُنَّۖ فَإِنۡ أَطَعۡنَكُمۡ فَلَا تَبۡغُواْ عَلَيۡهِنَّ سَبِيلًاۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيࣰّ ا كَبِيرࣰ ا
ٱلرِّجَالُ
erkekler
قَوَّٰمُونَ
yöneticidirler
عَلَى
üzerinde
ٱلنِّسَآءِ
kadınlar
بِمَا
zira
فَضَّلَ
üstün kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
بَعْضَهُمْ
bir kısmını
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ
diğerinin
وَبِمَآ
ve çünkü
أَنفَقُوا۟
infak ederler
مِنْ
mallarından
أَمْوَٰلِهِمْ ۚ
their wealth
فَٱلصَّـٰلِحَـٰتُ
iyi kadınlar
قَـٰنِتَـٰتٌ
ita'atkar olup
حَـٰفِظَـٰتٌۭ
korurlar
لِّلْغَيْبِ
gizliyi
بِمَا
karşılık
حَفِظَ
kendilerini korumasına
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
وَٱلَّـٰتِى
kadınlara
تَخَافُونَ
korktuğunuz
نُشُوزَهُنَّ
hırçınlık etmelerinden
فَعِظُوهُنَّ
öğüt verin
وَٱهْجُرُوهُنَّ
onlara sokulmayın
فِى
yataklarda
ٱلْمَضَاجِعِ
the bed
وَٱضْرِبُوهُنَّ ۖ
ve onları dövün
فَإِنْ
eğer
أَطَعْنَكُمْ
size ita'at ederlerse
فَلَا
artık aramayın
تَبْغُوا۟
seek
عَلَيْهِنَّ
onların aleyhine
سَبِيلًا ۗ
başka bir yol
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
yücedir
عَلِيًّۭا
Most High
كَبِيرًۭا
büyüktür

Elmalılı Hamdi YazırErkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الرِّجال قوَّامون» مسلطون «على النساء» يؤدبونهن ويأخذون على أيديهن «بما فضَّل الله بعضهم على بعض» أي بتفضيله لهم عليهن بالعلم والعقل والولاية وغير ذلك «وبما أنفقوا» عليهن «من أموالهم فالصالحات» منهن «قانتات» مطيعات لأزواجهن «حافظات للغيب» أي لفروجهن وغيرها في غيبة أزواجهن «بما حفظ» لهن «اللهُ» حيث أوصى عليهن الأزواج «والَّتي تخافون نشوزهن» عصيانهن لكم بأن ظهرت أمارته «فعظوهن» فخوِّفوهن الله «واهجروهن في المضاجع» اعتزلوا إلى فراش آخر إن أظهرن النشوز «واضربوهن» ضربا غير مبرح إن لم يرجعن بالهجران «فإن أطعنكم» فيما يراد منهن «فلا تبغوا» تطلبوا «عليهن سبيلا» طريقا إلى ضربهن ظلما «إن الله كان عليا كبيرا» فاحذروه أن يعاقبكم إن ظلمتموهن.

4:35
وَإِنۡ خِفۡتُمۡ شِقَاقَ بَيۡنِهِمَا فَٱبۡعَثُواْ حَكَمࣰ ا مِّنۡ أَهۡلِهِۦ وَحَكَمࣰ ا مِّنۡ أَهۡلِهَآ إِن يُرِيدَآ إِصۡلَٰحࣰ ا يُوَفِّقِ ٱللَّهُ بَيۡنَهُمَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرࣰ ا
وَإِنْ
eğer
خِفْتُمْ
endişe duyarsanız
شِقَاقَ
açılmasından
بَيْنِهِمَا
aralarının
فَٱبْعَثُوا۟
gönderin
حَكَمًۭا
bir hakem
مِّنْ
erkeğin ailesinden
أَهْلِهِۦ
his family
وَحَكَمًۭا
ve bir hakem
مِّنْ
kadının ailesinden
أَهْلِهَآ
her family
إِن
eğer
يُرِيدَآ
isterlerse
إِصْلَـٰحًۭا
uzlaştırmak
يُوَفِّقِ
bulur
ٱللَّهُ
Allah
بَيْنَهُمَآ ۗ
onların arasını
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
(herşeyi) bilendir
عَلِيمًا
All-Knower
خَبِيرًۭا
haber alandır

Elmalılı Hamdi YazırEğer karıkoca arasının açılmasından endişeye düşerseniz bir hakem erkeğin tarafından, bir hakem de kadının ailesinden kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah karıkoca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن خفتم» علمتم «شقاق» خلاف «بينهما» بين الزوجين والإضافة للاتساع أي شقاقا بينهما «فابعثوا» إليهما برضاهما «حكما» رجلا عدلا «من أهله» أقاربه «وحكما من أهلها» ويوكل الزوج حكمه في طلاق وقبول عوض عليه وتوكل هي حكمها في الاختلاع فيجتهدان ويأمران الظالم بالرجوع أو يُفَرِّقَان إن رأياه، قال تعالى: «إن يريدا» أي الحكمان «إصلاحا يوفِّق الله بينهما» بين الزوجين أي يقدرهما على ما هو الطاعة من إصلاح أو فراق «إن الله كان عليما» بكل شيء «خبيرا» بالبواطن كالظواهر.

4:36 📚 6
۞وَٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُشۡرِكُواْ بِهِۦ شَيۡـࣰٔ اۖ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنࣰ ا وَبِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱلۡجَارِ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡجَارِ ٱلۡجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلۡجَنۢبِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخۡتَالࣰ ا فَخُورًا
۞ وَٱعْبُدُوا۟
ve kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَلَا
ortak koşmayın
تُشْرِكُوا۟
associate
بِهِۦ
O'na
شَيْـًۭٔا ۖ
hiçbir şeyi
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ
ve ana babaya
إِحْسَـٰنًۭا
iyilik edin
وَبِذِى
ve
ٱلْقُرْبَىٰ
akrabaya
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve öksüzlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullara
وَٱلْجَارِ
ve komşuya
ذِى
yakın
ٱلْقُرْبَىٰ
near
وَٱلْجَارِ
ve komşuya
ٱلْجُنُبِ
uzak
وَٱلصَّاحِبِ
ve arkadaşa
بِٱلْجَنۢبِ
yan(ınız)daki
وَٱبْنِ
ve
ٱلسَّبِيلِ
yolcuya
وَمَا
ve
مَلَكَتْ
altında bulunanlara
أَيْمَـٰنُكُمْ ۗ
ellerinizin
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
مَن
kimselerin
كَانَ
kurumlu
مُخْتَالًۭا
[a] proud
فَخُورًا
böbürlenen

Elmalılı Hamdi YazırAllah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واعبدوا الله» وحِّدوه «ولا تُشركوا به شيئا و» أحسنوا «بالوالدين إحسانا» برّا ولين جانب «وبذي القربى» القرابة «واليتامى والمساكين والجار ذي القربى» القريب منك في الجوار أو النسب «والجار الجُنُب» البعيد عنك في الجوار أو النسب «والصاحب بالجنب» الرفيق في سفر أو صناعة وقيل الزوجة «وابن السبيل» المنقطع في سفره «وما ملكت أيمانكم» من الأرقاء «إن الله لا يحب من كان مختالا» متكبرا «فخورا» على الناس بما أوتي.

4:37 📚 4
ٱلَّذِينَ يَبۡخَلُونَ وَيَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبُخۡلِ وَيَكۡتُمُونَ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۗ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣰ ا مُّهِينࣰ ا
ٱلَّذِينَ
bunlar
يَبْخَلُونَ
cimrilik ederler
وَيَأْمُرُونَ
ve emrederler
ٱلنَّاسَ
insanlara
بِٱلْبُخْلِ
cimriliği
وَيَكْتُمُونَ
ve gizlerler
مَآ
şeyi
ءَاتَىٰهُمُ
kendilerine verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
bol hazinesinden
فَضْلِهِۦ ۗ
His Bounty
وَأَعْتَدْنَا
(biz de) hazırlamışızdır
لِلْكَـٰفِرِينَ
inkarcılar için
عَذَابًۭا
bir azab
مُّهِينًۭا
alçaltıcı

Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki hem kıskanır, cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği nimeti gizlerler. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين» مبتدأ «يبخلون» بما يجب عليهم «ويأمرون الناس بالبخل» به «ويكتمون ما آتاهم الله من فضله» من العلم والمال وهم اليهود وخبر المبتدأ لهم وعيد شديد «وأعتدنا للكافرين» بذلك وبغيره «عذابا مهينا» ذا إهانة.

4:38 📚 1
وَٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۗ وَمَن يَكُنِ ٱلشَّيۡطَٰنُ لَهُۥ قَرِينࣰ ا فَسَآءَ قَرِينࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
bunlar
يُنفِقُونَ
verirler
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
رِئَآءَ
gösteriş için
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَلَا
ve gününe
بِٱلْيَوْمِ
in the Day
ٱلْـَٔاخِرِ ۗ
ahiret
وَمَن
kimin
يَكُنِ
ise
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
لَهُۥ
o(nun)
قَرِينًۭا
arkadaşı
فَسَآءَ
ne kötü
قَرِينًۭا
bir arkadaş(ı var)dır

Elmalılı Hamdi YazırBunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman etmedikleri halde mallarını, insanlara gösteriş yapmak için harcarlar. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين» عطف على الذين قبله «ينفقون أموالهم رئاء الناس» مرائين لهم «ولا يؤمنون بالله ولا باليوم الآخر» كالمنافقين وأهل مكة «ومن يكن الشيطان له قرينا» صاحبا يعمل بأمره كهؤلاء «فساء» بئس «قرينا» هو.

4:39 📚 1
وَمَاذَا عَلَيۡهِمۡ لَوۡ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِهِمۡ عَلِيمًا
وَمَاذَا
ne olurdu
عَلَيْهِمْ
onlara
لَوْ
sanki
ءَامَنُوا۟
inansalardı
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَأَنفَقُوا۟
ve harcasalardı
مِمَّا
kendilerine verdiği rızıktan
رَزَقَهُمُ
(has) provided them
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
وَكَانَ
ve idi
ٱللَّهُ
Allah
بِهِمْ
onları
عَلِيمًا
biliyor

Elmalılı Hamdi YazırBunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah'ın verdiği rızıktan gösterişsiz harcasalardı kendilerine ne zarar gelirdi? Allah onların söz ve işlerini çok iyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وماذا عليهم لو آمنوا بالله واليوم الآخر وأنفقوا مما رزقهم الله» أي أيّ ضرر عليهم في ذلك والاستفهام للإنكار ولو مصدرية أي لا ضرر فيه وإنما الضرر فيما هم عليه «وكان الله بهم عليما» فيجازيهم بما عملوا.

4:40 📚 12
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظۡلِمُ مِثۡقَالَ ذَرَّةࣲۖ وَإِن تَكُ حَسَنَةࣰ يُضَٰعِفۡهَا وَيُؤۡتِ مِن لَّدُنۡهُ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
haksızlık etmez
يَظْلِمُ
wrong
مِثْقَالَ
kadar
ذَرَّةٍۢ ۖ
zerre
وَإِن
eğer
تَكُ
olsa
حَسَنَةًۭ
(zerre miktarı) bir iyilik
يُضَـٰعِفْهَا
onu kat kat yapar
وَيُؤْتِ
ve verir
مِن
kendi katından
لَّدُنْهُ
near Him
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki Allah, hiç kimseye zerre kadar zulüm etmez. Eğer yapılan iyilik zerre kadar da olsa, onun sevabını kat kat artırır. Ve kendi katından büyük bir mükafat verir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله لا يظلم» أحدا «مثقال» وزن «ذرَّة» أصغر نملة بأن ينقصها من حسناته أو يزيدها في سيئاته «وإن تك» الذرة «حسنة» من مؤمن وفي قراءة بالرفع فكان تامة «يضاعفها» من عشر إلى أكثر من سبعمائة وفي قراءة يضعفها بالتشديد «ويؤت من لدنه» من عنده مع المضاعفة «أجرا عظيما» لا يقدِّره أحد.

4:41
فَكَيۡفَ إِذَا جِئۡنَا مِن كُلِّ أُمَّةِۭ بِشَهِيدࣲ وَجِئۡنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ شَهِيدࣰ ا
فَكَيْفَ
(halleri) nice olur?
إِذَا
zaman
جِئْنَا
getirdiğimiz
مِن
her
كُلِّ
every
أُمَّةٍۭ
ümmetten
بِشَهِيدٍۢ
bir şahid
وَجِئْنَا
ve getirdiğimizde
بِكَ
seni de
عَلَىٰ
üzerine
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
شَهِيدًۭا
şahid olarak

Elmalılı Hamdi YazırHer ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكيف» حال الكفـار «إذا جئنا من كل أمة بشهيد» يشهد عليها بعملها وهو نبيها «وجئنا بك» يا محمد «على هؤلاء شهيدا».

4:42 📚 1
يَوۡمَئِذࣲ يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَعَصَوُاْ ٱلرَّسُولَ لَوۡ تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضُ وَلَا يَكۡتُمُونَ ٱللَّهَ حَدِيثࣰ ا
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
يَوَدُّ
isterler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَعَصَوُا۟
ve karşı gelenler
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
لَوْ
(mümkün olsa)
تُسَوَّىٰ
bir olmayı
بِهِمُ
yer ile
ٱلْأَرْضُ
the earth
وَلَا
ve gizleyemezler
يَكْتُمُونَ
they will (be able to) hide
ٱللَّهَ
Allah'tan
حَدِيثًۭا
(hiçbir) söz

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ı, inkar edip peygambere isyan edenler, o kıyamet günü yerle bir olmayı isterler. Allah'tan hiçbir sözü gizleyemezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يومئذ» يوم المجيء «يود الذين كفروا وعصوا الرَّسول لو» أي أن «تُسَوَّى» بالبناء للمفعول والفاعل مع حذف إحدى التاءين في الأصل ومع إدغامها في السين أي تتسوى «بهم الأرض» بأن يكونوا ترابا مثلها لعظم هوله كما في آية أخرى (ويقول الكافر يا ليتنى كنت ترابا) «ولا يكتمون الله حديثا» عما عملوه وفي وقت آخر يكتمونه ويقولون (والله ربِّنا ما كنا مشركين).

4:43 📚 10
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقۡرَبُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنتُمۡ سُكَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَعۡلَمُواْ مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّىٰ تَغۡتَسِلُواْۚ وَإِن كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَوۡ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوۡ جَآءَ أَحَدࣱ مِّنكُم مِّنَ ٱلۡغَآئِطِ أَوۡ لَٰمَسۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمۡ تَجِدُواْ مَآءࣰ فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدࣰ ا طَيِّبࣰ ا فَٱمۡسَحُواْ بِوُجُوهِكُمۡ وَأَيۡدِيكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
yaklaşmayın
تَقْرَبُوا۟
go near
ٱلصَّلَوٰةَ
namaza
وَأَنتُمْ
ve siz
سُكَـٰرَىٰ
sarhoşken
حَتَّىٰ
ki
تَعْلَمُوا۟
bilesiniz
مَا
ne dediğinizi
تَقُولُونَ
you are saying
وَلَا
ve (yaklaşmayın)
جُنُبًا
cünüp iken
إِلَّا
dışında
عَابِرِى
geçici olmanız
سَبِيلٍ
yoldan
حَتَّىٰ
kadar
تَغْتَسِلُوا۟ ۚ
yıkanıncaya
وَإِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مَّرْضَىٰٓ
hasta
أَوْ
yahut
عَلَىٰ
üzerinde
سَفَرٍ
yolculuk
أَوْ
yahut
جَآءَ
gelmişse
أَحَدٌۭ
biriniz
مِّنكُم
sizden
مِّنَ
tuvaletten
ٱلْغَآئِطِ
the toilet
أَوْ
yahut
لَـٰمَسْتُمُ
dokunmuşsanız
ٱلنِّسَآءَ
kadınlara
فَلَمْ
bulamadığınız takdirde
تَجِدُوا۟
you find
مَآءًۭ
su
فَتَيَمَّمُوا۟
teyemmüm edin
صَعِيدًۭا
toprağa
طَيِّبًۭا
temiz
فَٱمْسَحُوا۟
sürün
بِوُجُوهِكُمْ
yüzlerinize
وَأَيْدِيكُمْ ۗ
ve ellerinize
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
çok affedendir
عَفُوًّا
Oft-Pardoning
غَفُورًا
çok bağışlayandır

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تقربوا الصلاة» أي لا تصلوا «وأنتم سكارى» من الشراب لأن سبب نزولها صلاة جماعة في حال سكر «حتى تعلموا ما تقولون» بأن تصْحوا «ولا جُنُبا» بإيلاج أو إنزال ونصبه على الحال وهو يطلق على المفرد وغيره «إلا عابري» مجتازي «سبيل» طريق أي مسافرين «حتى تغتسلوا» فلكم أن تصلوا واستثناء المسافر لأن له حكما آخر سيأتي وقيل المراد النهي عن قربان مواضع الصلاة أي المساجد إلا عبورها من غير مكث «وإن كنتم مرضى» مرضا يضره الماء «أو على سفر» أي مسافرين وأنتم جنب أو محدثون «أو جاء أحد منكم من الغائط» هو المكان المعَدُّ لقضاء الحاجة أي أحدث «أو لامستم النساء» وفي قراءة بلا ألف وكلاهما بمعنى اللمس هو الجَسُّ باليد قاله ابن عمر وعليه الشافعى وألحق به الجس بباقي البشرة وعن ابن عباس هو الجماع «فلم تجدوا ماءً» تتطهرون به للصلاة بعد الطلب والتفتيش وهو راجع إلى ما عدا المرضى «فتيمموا» اقصدوا بعد دخول الوقت «صعيدا طيبا» ترابا طاهرا فاضربوا به ضربتين «فامسحوا بوجوهكم وأيديكم» مع المرفقين منه ومسح يتعدى بنفسه وبالحرف «إن الله كان عفوا غفورا».

4:44
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبࣰ ا مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ يَشۡتَرُونَ ٱلضَّلَٰلَةَ وَيُرِيدُونَ أَن تَضِلُّواْ ٱلسَّبِيلَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimselerin
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
kendilerine verilen
نَصِيبًۭا
bir pay
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
يَشْتَرُونَ
satın alıyorlar
ٱلضَّلَـٰلَةَ
sapıklığı
وَيُرِيدُونَ
ve istiyorlar
أَن
sizin sapıtmanızı
تَضِلُّوا۟
you stray
ٱلسَّبِيلَ
yolu

Elmalılı Hamdi YazırKendilerine kitaptan bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر إلى الذين أوتوا نصيبا» حظا «من الكتاب» وهم اليهود «يشترون الضلالة» بالهدى «ويريدون أن تضلوا السبيل» تخطئوا الطريق الحق لتكونوا مثلهم.

4:45
وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِأَعۡدَآئِكُمۡۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَلِيࣰّ ا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ نَصِيرࣰ ا
وَٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِأَعْدَآئِكُمْ ۚ
sizin düşmanlarınızı
وَكَفَىٰ
yeter
بِٱللَّهِ
Allah
وَلِيًّۭا
dost olarak
وَكَفَىٰ
yeter
بِٱللَّهِ
Allah
نَصِيرًۭا
yardımcı olarak

Elmalılı Hamdi YazırAllah sizin düşmanlarınızı çok iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter. Ve yardımcı olarak da Allah yeter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله أعلم بأعدائكم» منكم فيخبركم بهم لتجتنبوهم «وكفى بالله وليا» حافظا لكم منهم «وكفى بالله نصيرا» مانعا لكم من كيدهم.

4:46 📚 1
مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ ٱلۡكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَيَقُولُونَ سَمِعۡنَا وَعَصَيۡنَا وَٱسۡمَعۡ غَيۡرَ مُسۡمَعࣲ وَرَٰعِنَا لَيَّۢا بِأَلۡسِنَتِهِمۡ وَطَعۡنࣰ ا فِي ٱلدِّينِۚ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَا وَٱسۡمَعۡ وَٱنظُرۡنَا لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡ وَأَقۡوَمَ وَلَٰكِن لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفۡرِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُونَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
مِّنَ
öyleleri var ki
ٱلَّذِينَ
those who
هَادُوا۟
Yahudilerden
يُحَرِّفُونَ
kaydırıyorlar
ٱلْكَلِمَ
kelimeleri
عَن
yerlerinden;
مَّوَاضِعِهِۦ
their places
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
سَمِعْنَا
işittik
وَعَصَيْنَا
ve isyan ettik
وَٱسْمَعْ
ve dinle
غَيْرَ
dinlemez olası
مُسْمَعٍۢ
to be heard
وَرَٰعِنَا
ve ra'ina
لَيًّۢا
eğip bükerek
بِأَلْسِنَتِهِمْ
dillerini
وَطَعْنًۭا
ve taşlayarak
فِى
dini
ٱلدِّينِ ۚ
the religion
وَلَوْ
keşke (eğer)
أَنَّهُمْ
onlar
قَالُوا۟
deselerdi
سَمِعْنَا
işittik
وَأَطَعْنَا
ve ita'at ettik
وَٱسْمَعْ
ve dinle
وَٱنظُرْنَا
ve bize bak
لَكَانَ
elbette olurdu
خَيْرًۭا
daha iyi
لَّهُمْ
kendileri için
وَأَقْوَمَ
ve daha sağlam
وَلَـٰكِن
fakat
لَّعَنَهُمُ
onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
بِكُفْرِهِمْ
inkarlarından dolayı
فَلَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı

Elmalılı Hamdi YazırYahudilerden bir kısmı, (Allah'ın kitabındaki) kelimeleri esas mânâsından kaydırıp; dillerini eğerek ve dine saldırarak, "Sözünü işittik, emirlerine isyan ettik, dinle, dinlemez olası ve râinâ (bizi gözet)" diyorlar. Halbuki onlar, "İşittik ve itaatettik; dinle ve bize de bak" deselerdi bu, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Artık onlar, pek azı müstesna, iman etmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من الذين هادوا» قوم «يحِّرفون» يغيرون «الكلم» الذي أنزل الله في التوراة من نعت محمد صلى الله عليه وسلم «عن مواضعه» التي وضع عليها «ويقولون» للنبي صلى الله عليه وسلم إذا أمرهم بشيء «سمعنا» قولك «وعصينا» أمرك «واسمع غير مُسمع» حال بمعنى الدعاء أي لا سمعت «و» يقولون له «راعنا» وقد نهى عن خطابه وهي كلمة سب بلغتهم «ليٌا» تحريفا «بألسنتهم وطعنا» قدحا «في الدين» الإسلام «ولو أنهم قالوا سمعنا وأطعنا» بذل وعصينا «واسمع» فقط «وانظرنا» انظر إلينا بدل راعنا «لكان خيرا لهم» مما قالوه «وأقوم» أعدل منه «ولكن لعنهم الله» أبعدهم عن رحمته «بكفرهم فلا يؤمنون إلا قليلا» منهم كعبد الله بن سلام وأصحابه.

4:47 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ ءَامِنُواْ بِمَا نَزَّلۡنَا مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا مَعَكُم مِّن قَبۡلِ أَن نَّطۡمِسَ وُجُوهࣰ ا فَنَرُدَّهَا عَلَىٰٓ أَدۡبَارِهَآ أَوۡ نَلۡعَنَهُمۡ كَمَا لَعَنَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلسَّبۡتِۚ وَكَانَ أَمۡرُ ٱللَّهِ مَفۡعُولًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
أُوتُوا۟
verilen(ler)
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
ءَامِنُوا۟
inanın
بِمَا
şeye (Kur'ana)
نَزَّلْنَا
indirdiğimiz
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
yanınızdakini
مَعَكُم
with you
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
biz silip
نَّطْمِسَ
We efface
وُجُوهًۭا
bazı yüzleri
فَنَرُدَّهَا
döndürmemizden
عَلَىٰٓ
üzerine
أَدْبَارِهَآ
arkaları
أَوْ
ya da
نَلْعَنَهُمْ
onları da la'netlememizden
كَمَا
gibi
لَعَنَّآ
la'netlediğimiz
أَصْحَـٰبَ
adamlarını
ٱلسَّبْتِ ۚ
cumartesi
وَكَانَ
buyruğu
أَمْرُ
(the) command
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَفْعُولًا
yapılır

Elmalılı Hamdi YazırEy kendilerine kitap verilenler! Gelin yanınızda bulunan (Tevrat)ı tasdik etmek üzere indirdiğimiz bu kitaba iman edin. Biz birtakım yüzleri silip de enselerine çevirmeden yahut cumartesi halkını (yahudileri) lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce iman edin. Yoksa Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين أوتوا الكتاب آمنوا بما نزّلنا» من القرآن «مصدّقا لما معكم» من التوراة «من قبل أن نطمس وجوها» نمحو ما فيها من العين والأنف والحاجب «فنردها على أدبارها» فنجعلها كالأقفاء لوحا واحدا «أو نلعنهم» نمسخهم قردة «كما لعنَّا» مسخنا «أصحاب السبت» منهم «وكان أمر الله» قضاؤه «مفعولا» ولما نزلت أسلم عبد الله بن سلام فقيل كان وعيدا بشرط فلما أسلم به ببعضهم رفع وقيل يكون طمس ومسح قبل قيام الساعة.

4:48 📚 29
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغۡفِرُ أَن يُشۡرَكَ بِهِۦ وَيَغۡفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱفۡتَرَىٰٓ إِثۡمًا عَظِيمًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
bağışlamaz
يَغْفِرُ
forgive
أَن
ortak koşulmasını
يُشْرَكَ
partners be associated
بِهِۦ
kendisine
وَيَغْفِرُ
ve bağışlar
مَا
başkasını
دُونَ
other than
ذَٰلِكَ
bundan
لِمَن
kimseden
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَمَن
ve kimse
يُشْرِكْ
ortak koşan
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَقَدِ
gerçekten
ٱفْتَرَىٰٓ
iftira etmiştir
إِثْمًا
bir günah
عَظِيمًا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah'a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله لا يغفر أن يُشرك» أي الإشراك «به ويغفر ما دون» سوى «ذلك» من الذنوب «لمن يشاء» المغفرة له بأن يدخله الجنة بلا عذاب ومن شاء عذّبه من المؤمنين بذنوبه ثم يدخله الجنة «ومن يشرك بالله فقد افترى إثما» ذنبا «عظيما» كبيرا.

4:49 📚 4
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنفُسَهُمۚ بَلِ ٱللَّهُ يُزَكِّي مَن يَشَآءُ وَلَا يُظۡلَمُونَ فَتِيلًا
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
şu
ٱلَّذِينَ
those who
يُزَكُّونَ
övüp yüceltenleri
أَنفُسَهُم ۚ
kendilerini
بَلِ
Hayır ancak'
ٱللَّهُ
Allah
يُزَكِّى
yüceltir
مَن
dilediğini
يَشَآءُ
He wills
وَلَا
onlara zulmedilmez
يُظْلَمُونَ
they will be wronged
فَتِيلًا
kıl kadar

Elmalılı Hamdi YazırKendi nefislerini temize çıkaranları görmüyor musun? Hayır! Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Onlara kıl kadar zulmedilmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر إلى الذين يزكُون أنفسهم» وهم اليهود حيث قالوا نحن أبناء الله وأحباؤه أي ليس الأمر بتزكيتهم أنفسهم «بل الله يزكّي» يطهر «من يشاء» بالإيمان «ولا يُظلمون» ينقصون من أعمالهم «فتيلا» قدر قشرة النواة.

4:50 📚 3
ٱنظُرۡ كَيۡفَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَۖ وَكَفَىٰ بِهِۦٓ إِثۡمࣰ ا مُّبِينًا
ٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
يَفْتَرُونَ
uyduruyorlar
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ ۖ
yalan
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِهِۦٓ
bu (onlara)
إِثْمًۭا
bir günah olarak
مُّبِينًا
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırBak nasıl da Allah'a yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«اُنظر» متعجبا «كيف يفترون على الله الكذب» بذلك «وكفى به إثما مبينا» بيِّنا.

4:51
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبࣰ ا مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡجِبۡتِ وَٱلطَّٰغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ هَٰٓؤُلَآءِ أَهۡدَىٰ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ سَبِيلًا
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kendilerine
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilenleri
نَصِيبًۭا
bir pay
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
يُؤْمِنُونَ
inanıyorlar
بِٱلْجِبْتِ
cibt'e
وَٱلطَّـٰغُوتِ
ve tağut'a
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
لِلَّذِينَ
için
كَفَرُوا۟
inkar edenler
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
أَهْدَىٰ
daha doğru
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
سَبِيلًا
yolda(dırlar)

Elmalılı Hamdi YazırŞu kendilerine kitaptan (okuma yazmadan) bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun! Onlar puta ve şeytana inanıyorlar. Ve Allah'ı tanımayanlara, "Bunlar, müminlerden daha doğru yoldadır." diyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في كعب بن الأشرف ونحوه من علماء اليهود لما قدموا مكة وشاهدوا قتلى بدر وحرضوا المشركين على الأخذ بثأرهم ومحاربة النبي صلى الله عليه وسلم «ألم تر إلى الذين أوتوا نصيبا من الكتاب يؤمنون بالجبت والطاغوت» صنمان لقريش «ويقولون للذين كفروا» أبي سفيان وأصاحبه حين قالوا لهم: نحن أهدى سبيلا ونحن ولاة البيت نسقي الحاج ونقري الضيف ونفك العاني ونفعل... أم محمد وقد خالف دين آبائه وقطع الرحم وفارق الحرم «هؤلاء» أي أنتم «أهدى من الذين آمنوا سبيلا» أقوم طريقا.

4:52 📚 1
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُۖ وَمَن يَلۡعَنِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ نَصِيرًا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
la'netlediği (insanlardır)
لَعَنَهُمُ
(who have been) cursed
ٱللَّهُ ۖ
Allah'ın
وَمَن
kimi
يَلْعَنِ
la'netlerse
ٱللَّهُ
Allah
فَلَن
artık bulamazsın
تَجِدَ
will you find
لَهُۥ
onun için
نَصِيرًا
(hiçbir) yardımcı

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah'ın lanet ettiği kimselerdir. Allah kime lanet ederse artık ona asla bir yardımcı bulamazsın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك الذين لعنهم الله ومن يلعنـ» ـه «الله فلن تجد له نصيرا» مانعا من عذابه.

4:53
أَمۡ لَهُمۡ نَصِيبࣱ مِّنَ ٱلۡمُلۡكِ فَإِذࣰ ا لَّا يُؤۡتُونَ ٱلنَّاسَ نَقِيرًا
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
onların var mı?
نَصِيبٌۭ
bir payı
مِّنَ
mülkten
ٱلْمُلْكِ
the Kingdom
فَإِذًۭا
öyle olsaydı
لَّا
vermezlerdi
يُؤْتُونَ
they give
ٱلنَّاسَ
insanlara
نَقِيرًا
bir çekirdek zerresi bile

Elmalılı Hamdi YazırYoksa onların mülkten bir payı mı vardır. Eğer öyle olsaydı, insanlara bir çekirdeğin zerresini bile vermezlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «لهم نصيب من الملك» أي ليس لهم شيء منه ولو كان «فإذا لا يؤتون الناس نقيرا» أي شيئا تافها قدر النقرة في ظهر النواة لفرط بخلهم.

4:54
أَمۡ يَحۡسُدُونَ ٱلنَّاسَ عَلَىٰ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۖ فَقَدۡ ءَاتَيۡنَآ ءَالَ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَءَاتَيۡنَٰهُم مُّلۡكًا عَظِيمࣰ ا
أَمْ
yoksa
يَحْسُدُونَ
kıskanıyorlar mı
ٱلنَّاسَ
insanlara
عَلَىٰ
yüzünden
مَآ
şeyi (vahiyleri)
ءَاتَىٰهُمُ
verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۖ
His Bounty
فَقَدْ
oysa
ءَاتَيْنَآ
biz verdik
ءَالَ
soyuna
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَءَاتَيْنَـٰهُم
ve onlara verdik
مُّلْكًا
bir mülk
عَظِيمًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırYoksa onlar, Allah'ın lütuf ve kereminden insanlara verdiği nimetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsan ettik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «يحسدون الناس» أي النبي صلى الله عليه وسلم «على ما آتاهم الله من فضله» من النبوة وكثرة النساء، أي يتمنون زواله عنه ويقولون لو كان نبيا لاشتغل عن النساء «فقد آتينا آل إبراهيم» جده كموسى وداود وسليمان «الكتاب والحكمة» والنبوة «وآتيناهم ملكا عظيما» فكان لداود تسع وتسعون امرأة ولسليمان ألف ما بين حُرَّةِ وسرية.

4:55
فَمِنۡهُم مَّنۡ ءَامَنَ بِهِۦ وَمِنۡهُم مَّن صَدَّ عَنۡهُۚ وَكَفَىٰ بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا
فَمِنْهُم
onlardan
مَّنْ
kimi
ءَامَنَ
inandı
بِهِۦ
O(Hak Kitabı)na
وَمِنْهُم
onlardan
مَّن
kimi de
صَدَّ
yüz çevirdi
عَنْهُ ۚ
ondan
وَكَفَىٰ
öylesine de yetti
بِجَهَنَّمَ
cehennem
سَعِيرًا
çılgın alevli

Elmalılı Hamdi Yazırİşte o yahudilerden bir kısmı ona iman etti. Bir kısmı da ondan yüz çevirdi. O iman etmeyenlere cehennem alevi yeter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمنهم من آمن به» بمحمد صلى الله عليه وسلم «ومنهم من صدَّ» أعرض «عنه» فلم يؤمن «وكفي بجهنم سعيرا» عذابا لمن لا يؤمن.

4:56 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِنَا سَوۡفَ نُصۡلِيهِمۡ نَارࣰ ا كُلَّمَا نَضِجَتۡ جُلُودُهُم بَدَّلۡنَٰهُمۡ جُلُودًا غَيۡرَهَا لِيَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseleri
كَفَرُوا۟
inkar eden(leri)
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
سَوْفَ
yakında
نُصْلِيهِمْ
sokacağız
نَارًۭا
bir ateşe
كُلَّمَا
her
نَضِجَتْ
piştikçe
جُلُودُهُم
derileri
بَدَّلْنَـٰهُمْ
değiştireceğiz
جُلُودًا
derileri
غَيْرَهَا
başkasıyla
لِيَذُوقُوا۟
tadsınlar diye
ٱلْعَذَابَ ۗ
azabı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
daima üstündür
عَزِيزًا
All-Mighty
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye, kendilerine başka deriler vereceğiz. Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا بآياتنا سوف نصليهم» ندخلهم «نارا» يحترقون فيها «كلما نضجت» احترقت «جلودهم بدَّلناهم جلودا غيرها» بأن تعاد إلى حالها الأول غير محترقة «ليذوقوا العذاب» ليقاسوا شدته «إن الله كان عزيزا» لا يعجزه شيء «حكيما» في خلقه.

4:57
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدۡخِلُهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۖ لَّهُمۡ فِيهَآ أَزۡوَٰجࣱ مُّطَهَّرَةࣱۖ وَنُدۡخِلُهُمۡ ظِلࣰّ ا ظَلِيلًا
وَٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
سَنُدْخِلُهُمْ
sokacağız
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
kalacaklardır
فِيهَآ
orada
أَبَدًۭا ۖ
sürekli
لَّهُمْ
kendilerine vardır
فِيهَآ
orada
أَزْوَٰجٌۭ
eşler de
مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ
tertemiz
وَنُدْخِلُهُمْ
ve onları sokacağız
ظِلًّۭا
bir gölgeye
ظَلِيلًا
(hiç güneş sızmayan) eşsiz

Elmalılı Hamdi Yazırİman edip salih ameller işliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين آمنوا وعملوا الصالحات سندخلهم جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها أبدا لهم فيها أزواج مطهرة» من الحيض وكل قذر «وندخلهم ظلا ظليلا» دائما لا تنسخه شمس وهو ظل الجنة,

4:58 📚 2
۞إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُكُمۡ أَن تُؤَدُّواْ ٱلۡأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهۡلِهَا وَإِذَا حَكَمۡتُم بَيۡنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحۡكُمُواْ بِٱلۡعَدۡلِۚ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعَۢا بَصِيرࣰ ا
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْمُرُكُمْ
size emreder
أَن
vermenizi
تُؤَدُّوا۟
render
ٱلْأَمَـٰنَـٰتِ
emanetleri
إِلَىٰٓ
ehline
أَهْلِهَا
their owners
وَإِذَا
ve zaman
حَكَمْتُم
hükmettiğiniz
بَيْنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
أَن
hükmetmenizi
تَحْكُمُوا۟
judge
بِٱلْعَدْلِ ۚ
adaletle
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
نِعِمَّا
ne güzel
يَعِظُكُم
size öğüt veriyor
بِهِۦٓ ۗ
onunla
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
işitendir
سَمِيعًۢا
All-Hearing
بَصِيرًۭا
görendir

Elmalılı Hamdi YazırAllah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله يأمركم أن تؤدوا الأمانات» أي ما اؤتمن عليه من الحقوق «إلى أهلها» نزلت لما أخذ عليّ رضي الله عنه مفتاح الكعبة من عثمان بن طلحة الحجبي سادنها قسرا لما قدم النبي صلى الله عليه وسلم مكة عام الفتح ومنعه وقال لو علمت أنه رسول الله لم أمنعه فأمر رسول الله صلى الله عليه وسلم برده إليه وقال هاك خالدة تالدة فعجب من ذلك فقرأ له عليُّ الآية، فأسلم وأعطاه عند موته لأخيه شيبة فبقي في ولده والآيةُ وإن وردت على سبب خاص فعمومها معتبر بقرينة الجمع «وإذا حكمتم بين الناس» يأمركم «أن تحكموا بالعدل إن الله نعمَّا» فيه إدغام ميم نعم في ما النكرة الموصولة أي نعم شيئا «يعظكم به» تأدية الأمانة والحكم بالعدل «إن الله كان سميعا» لما يقال «بصيرا» بما يفعل.

4:59 📚 15
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ وَأُوْلِي ٱلۡأَمۡرِ مِنكُمۡۖ فَإِن تَنَٰزَعۡتُمۡ فِي شَيۡءࣲ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمۡ تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ ذَٰلِكَ خَيۡرࣱ وَأَحۡسَنُ تَأۡوِيلًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
iman eden(ler)
أَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ
Elçiye
وَأُو۟لِى
ve sahibine
ٱلْأَمْرِ
buyruk
مِنكُمْ ۖ
sizden olan
فَإِن
eğer
تَنَـٰزَعْتُمْ
anlaşmazlığa düşerseniz
فِى
hakkında
شَىْءٍۢ
herhangi bir şey
فَرُدُّوهُ
onu götürün
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَٱلرَّسُولِ
ve Elçiye
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
تُؤْمِنُونَ
inanıyor
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ
ahiret
ذَٰلِكَ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
وَأَحْسَنُ
ve daha güzeldir
تَأْوِيلًا
sonuç bakımından da

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا أطيعوا الله وأطيعوا الرسول وأولي» وأصحاب «الأمر» أي الولاة «منكم» إذا أمروكم بطاعة الله ورسوله «فإن تنازعتم» اختلفتم «في شيء فردوه إلى الله» أي إلى كتابه «والرسول» مدة حياته وبعده إلى سنته أي اكشفوا عليه منهما «إن كنتم تؤمنون بالله واليوم الآخر ذلك» أي الرد إليهما «خير» لكم من التنازع والقول بالرأي «وأحسن تأويلاً» مآلاً.

4:60 📚 7
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزۡعُمُونَ أَنَّهُمۡ ءَامَنُواْ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓاْ إِلَى ٱلطَّٰغُوتِ وَقَدۡ أُمِرُوٓاْ أَن يَكۡفُرُواْ بِهِۦۖ وَيُرِيدُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَن يُضِلَّهُمۡ ضَلَٰلَۢا بَعِيدࣰ ا
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
يَزْعُمُونَ
zanneden(leri)
أَنَّهُمْ
sadece kendilerinin
ءَامَنُوا۟
inandıklarını
بِمَآ
şeylere
أُنزِلَ
indirilene
إِلَيْكَ
sana
وَمَآ
ve şeylere
أُنزِلَ
indirilene
مِن
ve senden önce
قَبْلِكَ
before you
يُرِيدُونَ
istiyorlar
أَن
hakem olarak başvurmak
يَتَحَاكَمُوٓا۟
go for judgment
إِلَى
tağuta
ٱلطَّـٰغُوتِ
the false deities
وَقَدْ
oysa
أُمِرُوٓا۟
emredilmişti
أَن
inkar etmeleri
يَكْفُرُوا۟
reject
بِهِۦ
onu
وَيُرِيدُ
ve istiyor
ٱلشَّيْطَـٰنُ
Şeytan da
أَن
onları saptırmak
يُضِلَّهُمْ
mislead them
ضَلَـٰلًۢا
sapkınlıkla
بَعِيدًۭا
iyice

Elmalılı Hamdi YazırŞunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما اختصم يهودي ومنافق فدعا المنافق إلى كعب بن الأشرف ليحكم بينهما ودعا اليهودي إلى النبي صلى الله عليه وسلم فأتياه فقضى لليهودي فلم يرض المنافق وأتيا عمر فذكر اليهودي ذلك فقال للمنافق أكذلك فقال نعم فقتله «ألم ترَ إلى الذين يزعمون أنهم آمنوا بما أنزل إليك وما أُنزل من قبلك يريدون أن يتحاكموا إلى الطاغوت» الكثير الطغيان وهو كعب بن الأشرف «وقد أمروا أن يكفروا به» ولا يوالوه «ويريد الشيطان أن يضلَّهم ضلالا بعيدا» عن الحق.

4:61
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ تَعَالَوۡاْ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيۡتَ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودࣰ ا
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمْ
kendilerine
تَعَالَوْا۟
gelin
إِلَىٰ
şeye
مَآ
what
أَنزَلَ
indirdiği(ne)
ٱللَّهُ
Allah'ın
وَإِلَى
ve
ٱلرَّسُولِ
Elçiye
رَأَيْتَ
görürsün
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
o ikiyüzlülerin
يَصُدُّونَ
uzaklaştıklarını
عَنكَ
senden
صُدُودًۭا
büsbütün uzaklaşmakla

Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin!" denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قيل لهم تعالوا إلى ما أنزل الله» في القرآن من الحكم «وإلى الرسول» ليحكم بينكم «رأيت المنافقين يصدون» يُعرضون «عنك» إلى غيرك «صدودا».

4:62
فَكَيۡفَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنۡ أَرَدۡنَآ إِلَّآ إِحۡسَٰنࣰ ا وَتَوۡفِيقًا
فَكَيْفَ
nasıl
إِذَآ
ne zaman ki
أَصَـٰبَتْهُم
başlarına gelince
مُّصِيبَةٌۢ
bir felaket
بِمَا
yüzünden
قَدَّمَتْ
yaptıkları (kötülükler)
أَيْدِيهِمْ
elleriyle
ثُمَّ
sonra hemen
جَآءُوكَ
sana gelirler
يَحْلِفُونَ
yemin ederler
بِٱللَّهِ
Allah'a
إِنْ
diye
أَرَدْنَآ
biz istedik
إِلَّآ
sadece
إِحْسَـٰنًۭا
iyilik etmek
وَتَوْفِيقًا
ve uzlaştırmak

Elmalılı Hamdi YazırYa nasıl, elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket gelince, hemen sana geldiler de: "Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istedik." diye Allah'a yemin ediyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكيف» يصنعون «إذا أصابتهم مصيبة» عقوبة «بما قدّمت أيديهم» من الكفر والمعاصي أي أيقدرون على الإعراض والفرار منها؟ لا «ثم جَاءُوك» معطوف على يصدون «يحلفون بالله إن» ما «أردنا» بالمحاكمة إلى غيرك «إلا إحسانا» صلحا «وتوفيقا» تأليفا بين الخصمين بالتقريب في الحكم دون الحمل على مر الحق.

4:63 📚 1
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُ ٱللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمۡ فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَعِظۡهُمۡ وَقُل لَّهُمۡ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ قَوۡلَۢا بَلِيغࣰ ا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَعْلَمُ
bilir
ٱللَّهُ
Allah
مَا
olanı
فِى
onların kalblerinde
قُلُوبِهِمْ
their hearts
فَأَعْرِضْ
aldırma
عَنْهُمْ
onlara
وَعِظْهُمْ
ve onlara öğüt ver
وَقُل
ve söyle
لَّهُمْ
onların
فِىٓ
içlerine işleyecek
أَنفُسِهِمْ
their souls
قَوْلًۢا
bir söz
بَلِيغًۭا
güzel

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah'ın kalblerindekini bildiği kimselerdir; Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine tesir edecek güzel söz söyle

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك الذين يعلم الله ما في قلوبهم» من النفاق وكذبهم في عذرهم «فأعرض عنهم» بالصفح «وعِظهم» خوِّفهم الله «وقل لهم في» شأن «أنفسهم قولا بليغا» مؤثرا فيهم أي أزجرهم ليرجعوا عن كفرهم.

4:64 📚 5
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ إِذ ظَّلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ جَآءُوكَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ ٱللَّهَ وَٱسۡتَغۡفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُواْ ٱللَّهَ تَوَّابࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
وَمَآ
biz göndermedik
أَرْسَلْنَا
We sent
مِن
hiçbir
رَّسُولٍ
elçiyi
إِلَّا
başka bir amaçla
لِيُطَاعَ
ita'at edilmekten
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَلَوْ
eğer
أَنَّهُمْ
onlar
إِذ
zaman
ظَّلَمُوٓا۟
zulmettikleri
أَنفُسَهُمْ
kendilerine
جَآءُوكَ
sana gelseler
فَٱسْتَغْفَرُوا۟
bağışlanma dileseler
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱسْتَغْفَرَ
ve bağışlanmasını dileseydi
لَهُمُ
onların
ٱلرَّسُولُ
Elçi
لَوَجَدُوا۟
elbette bulurlardı
ٱللَّهَ
Allah'ı
تَوَّابًۭا
affedici
رَّحِيمًۭا
merhametli

Elmalılı Hamdi YazırBiz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah'ı affedici, merhametli bulurlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أرسلنا من رسول إلا ليُطاع» فيما يأمر به ويحكم «بإذن الله» بأمره لا ليعصى ويخالف «ولو أنهم إذ ظلموا أنفسهم» بتحاكمهم إلى الطاغوت «جاءُوك» تائبين «فاستغفروا الله واستغفر لهم الرسول» فيه التفات عن الخطاب تفخيما لشأنه «لوجدوا الله توَابا» عليهم «رحيما» بهم.

4:65 📚 12
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤۡمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيۡنَهُمۡ ثُمَّ لَا يَجِدُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ حَرَجࣰ ا مِّمَّا قَضَيۡتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسۡلِيمࣰ ا
فَلَا
hayır
وَرَبِّكَ
Rabin hakkı için
لَا
olmazlar
يُؤْمِنُونَ
inanmış
حَتَّىٰ
seni hakem yaparak
يُحَكِّمُوكَ
they make you judge
فِيمَا
işlerde
شَجَرَ
çekişmeli
بَيْنَهُمْ
aralarında çıkan
ثُمَّ
sonra da
لَا
bulunmadan
يَجِدُوا۟
they find
فِىٓ
içlerinde
أَنفُسِهِمْ
kendilerinin
حَرَجًۭا
bir burukluk
مِّمَّا
senin verdiğin hükme
قَضَيْتَ
you (have) decided
وَيُسَلِّمُوا۟
ve teslim olmadıkça
تَسْلِيمًۭا
tam bir teslimiyetle

Elmalılı Hamdi YazırHayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا وربِّك» لا زائدة «لا يؤمنون حتى يحكِّموك فيما شجر» اختلط «بينهم ثم لا يجدوا في أنفسهم حرجا» ضيقا أو شكٌا «مما قضيت» به «ويسلِّموا» ينقادوا لحكمك «تسليما» من غير معارضة.

4:66 📚 7
وَلَوۡ أَنَّا كَتَبۡنَا عَلَيۡهِمۡ أَنِ ٱقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ أَوِ ٱخۡرُجُواْ مِن دِيَٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلࣱ مِّنۡهُمۡۖ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ فَعَلُواْ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡ وَأَشَدَّ تَثۡبِيتࣰ ا
وَلَوْ
ve eğer
أَنَّا
biz
كَتَبْنَا
yazsaydık
عَلَيْهِمْ
onlara
أَنِ
öldürün
ٱقْتُلُوٓا۟
Kill
أَنفُسَكُمْ
kendinizi
أَوِ
ya da
ٱخْرُجُوا۟
çıkın
مِن
yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُم
your homes
مَّا
bunu yapmazlardı
فَعَلُوهُ
they would have done it
إِلَّا
hariç
قَلِيلٌۭ
pek azı
مِّنْهُمْ ۖ
içlerinden
وَلَوْ
eğer
أَنَّهُمْ
onlar
فَعَلُوا۟
yapsalardı
مَا
şeyi
يُوعَظُونَ
öğütlenen
بِهِۦ
kendilerine
لَكَانَ
elbette olurdu
خَيْرًۭا
daha iyi
لَّهُمْ
kendileri için
وَأَشَدَّ
ve daha sağlam
تَثْبِيتًۭا
sağlamlıkta

Elmalılı Hamdi YazırEğer biz onlara: "Kendinizi öldürün, veya yurtlarınızdan çıkın." diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapamazlardı. Fakat kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de daha sağlam olurdu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو أنا كتبنا عليهم أن» مفسرة «اقتلوا أنفسكم أو اخرجوا من دياركم» كما كتبنا على بني إسرائيل «ما فعلوه» أي المكتوب عليهم «إلا قليل» بالرفع على البدل والنصب على الاستثناء «منهم ولو أنهم فعلوا ما يوعَظون به» من طاعة الرسول صلى الله عليه وسلم «لكان خيرا لهم وأشد تثبيتا» تحقيقا لإيمانهم.

4:67
وَإِذࣰ ا لَّأٓتَيۡنَٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا
وَإِذًۭا
ve o zaman
لَّـَٔاتَيْنَـٰهُم
kendilerine verirdik
مِّن
katımızdan
لَّدُنَّآ
Ourselves
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırVe o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükafat verirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا» أي لو ثبتوا «لآتيناهم من لدَّنا» من عندنا «أجرا عظيما» هو الجنة.

4:68
وَلَهَدَيۡنَٰهُمۡ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا
وَلَهَدَيْنَـٰهُمْ
ve onları iletirdik
صِرَٰطًۭا
bir yola
مُّسْتَقِيمًۭا
doğru

Elmalılı Hamdi YazırVe onları elbette doğru yola iletirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولهديناهم صراطا مستقيما» قال بعض الصحابة للنبي صلى الله عليه وسلم كيف نراك في الجنة وأنت في الدرجات العلى ونحن أسفل منك فنزل.

4:69 📚 18
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّٰلِحِينَۚ وَحَسُنَ أُوْلَٰٓئِكَ رَفِيقࣰ ا
وَمَن
ve kim
يُطِعِ
ita'at ederse
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ
ve Elçi'ye
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مَعَ
beraberdir
ٱلَّذِينَ
kimselerle
أَنْعَمَ
ni'metlendirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْهِم
kendilerini
مِّنَ
peygamberlerle
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
the Prophets
وَٱلصِّدِّيقِينَ
ve sıddiklarla
وَٱلشُّهَدَآءِ
ve şehidlerle
وَٱلصَّـٰلِحِينَ ۚ
ve Salihlerle
وَحَسُنَ
ve ne güzel
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
رَفِيقًۭا
arkadaştır

Elmalılı Hamdi YazırKim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يطع الله والرسول» فيما أمر به «فأولئك مع الذين أنعم الله عليهم من النبيين والصديقين» أفاضل أصحاب الأنبياء لمبالغتهم في الصدق والتصديق «والشهداء» القتلى في سبيل الله «والصالحين» غير من ذكر «وحسُن أولئك رفيقا» رفقاء في الجنة بأن يستمتع فيها برؤيتهم وزيارتهم والحضور معهم وإن كان مقرهم في الدرجات العالية بالنسبة إلى غيرهم.

4:70 📚 1
ذَٰلِكَ ٱلۡفَضۡلُ مِنَ ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ عَلِيمࣰ ا
ذَٰلِكَ
bu
ٱلْفَضْلُ
ni'met
مِنَ
Allahtandır
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
عَلِيمًۭا
bilen olarak

Elmalılı Hamdi YazırBu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» أي كونهم مع ذكر مبتدأ خبره «الفضل من الله» تفضل به عليهم لا أنهم نالوه بطاعتهم «وكفى بالله عليما» بثواب الآخرة أي فثقوا بما أخبركم به (ولا ينبئك مثل خبير).

4:71
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ خُذُواْ حِذۡرَكُمۡ فَٱنفِرُواْ ثُبَاتٍ أَوِ ٱنفِرُواْ جَمِيعࣰ ا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
خُذُوا۟
alın
حِذْرَكُمْ
korunma(tedbirleri)nizi
فَٱنفِرُوا۟
savaşa gidin
ثُبَاتٍ
bölük bölük
أَوِ
ya da
ٱنفِرُوا۟
savaşa gidin
جَمِيعًۭا
hep birlikte

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Düşmana karşı her türlü savunma tedbirinizi alınız. Onlara karşı ya küçük birlikler halinde hareket ediniz veya topyekün seferber olunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا خذوا حذركم» من عدوكم أي احترزوا منه وتيقظوا له «فانفروا» انهضوا إلى قتاله «ثُبَاتٍ» متفرقين سرية بعد أخرى «أو انفروا جميعا» مجتمعين.

4:72
وَإِنَّ مِنكُمۡ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنۡ أَصَٰبَتۡكُم مُّصِيبَةࣱ قَالَ قَدۡ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيَّ إِذۡ لَمۡ أَكُن مَّعَهُمۡ شَهِيدࣰ ا
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنكُمْ
içinizden
لَمَن
bir kısmı var ki
لَّيُبَطِّئَنَّ
pek ağır davranır
فَإِنْ
eğer
أَصَـٰبَتْكُم
size erişirse
مُّصِيبَةٌۭ
bir felaket
قَالَ
der ki
قَدْ
muhakkak
أَنْعَمَ
lutfetti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىَّ
bana
إِذْ
bulunmadım
لَمْ
(that) not
أَكُن
I was
مَّعَهُمْ
onlarla beraber
شَهِيدًۭا
hazır

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz içinizden bir kısmı vardır ki, pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse: "Allah bana lutfetti de onlarla beraber bulunmadım." der

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنَّ منكم لمن ليبطئنَّ» ليتأخرن عن القتال كعبد الله بن أبيّ المنافق وأصحابه وجعله منهم من حيث الظاهر واللام في الفعل للقسم «فإن أصابتكم مصيبة» كقتل وهزيمة «قال قد أنعم الله علىَّ إذ لم أكن معهم شهيدا» حاضرا فأصاب.

4:73
وَلَئِنۡ أَصَٰبَكُمۡ فَضۡلࣱ مِّنَ ٱللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَن لَّمۡ تَكُنۢ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُۥ مَوَدَّةࣱ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ مَعَهُمۡ فَأَفُوزَ فَوۡزًا عَظِيمࣰ ا
وَلَئِنْ
ve eğer
أَصَـٰبَكُمْ
size erişirse
فَضْلٌۭ
bir ni'met
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
لَيَقُولَنَّ
der
كَأَن
sanki
لَّمْ
yokmuş gibi
تَكُنۢ
there been
بَيْنَكُمْ
sizinle
وَبَيْنَهُۥ
kendisi arasında
مَوَدَّةٌۭ
hiç sevgi
يَـٰلَيْتَنِى
keşke ben de
كُنتُ
olsaydım
مَعَهُمْ
onlarla beraber
فَأَفُوزَ
kazansaydım
فَوْزًا
bir başarı
عَظِيمًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırVe eğer Allah'tan size bir lütuf ve zafer erişecek olsa, sizinle kendisi arasında hiç sevgi yokmuş gibi, bu sefer de hiç şüphesiz şöyle diyecek: "Ah ne olurdu, onlarla beraber olaydım da büyük murada ereydim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولئن» لام قسم «أصابكم فضل من الله» كفتح وغنيمة «لَيَقُولَنَّ» نادما «كأن» مخففة واسمها محذوف أي كأنه «لم يكن» بالياء والتاء «بينكم وبينه مودة» معرفة وصداقة وهذا راجع إلى قوله (قد أنعم الله علىَّ)، اعترض به بين القول ومقوله وهو «يا» للتنبيه «ليتني كنت معهم فأفوزَ فوزا عظيما» آخذ حظا وافرا من الغنيمة قال تعالى.

4:74
۞فَلۡيُقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يَشۡرُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا بِٱلۡأٓخِرَةِۚ وَمَن يُقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيُقۡتَلۡ أَوۡ يَغۡلِبۡ فَسَوۡفَ نُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا
۞ فَلْيُقَـٰتِلْ
savaşsınlar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَشْرُونَ
satan(lar)
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ahireti karşılığında
وَمَن
ve kim
يُقَـٰتِلْ
savaşır da
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
فَيُقْتَلْ
öldürülür
أَوْ
veya
يَغْلِبْ
galib gelirse
فَسَوْفَ
yakında
نُؤْتِيهِ
biz ona vereceğiz
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırO halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فليقاتل في سبيل الله» لإعلاء دينه «الذين يشرون» يبيعون «الحياة الدنيا بالآخرة ومن يقاتل في سبيل الله فيُقتل» يستشهد «أو يَغلب» يظفر بعدوه «فسوف نؤتيه أجرا عظيما» ثوابا جزيلا.

4:75 📚 5
وَمَا لَكُمۡ لَا تُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلۡوِلۡدَٰنِ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَخۡرِجۡنَا مِنۡ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلظَّالِمِ أَهۡلُهَا وَٱجۡعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيࣰّ ا وَٱجۡعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا
وَمَا
ne oldu?
لَكُمْ
size
لَا
savaşmıyorsunuz
تُقَـٰتِلُونَ
you fight
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ
ve zayıf
مِنَ
(uğrunda)
ٱلرِّجَالِ
erkekler
وَٱلنِّسَآءِ
ve kadınlar
وَٱلْوِلْدَٰنِ
ve çocuklar
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَقُولُونَ
diyorlar
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَخْرِجْنَا
bizi çıkar
مِنْ
şu
هَـٰذِهِ
this
ٱلْقَرْيَةِ
kentten
ٱلظَّالِمِ
zalim
أَهْلُهَا
halkı
وَٱجْعَل
ve ver
لَّنَا
bize
مِن
katından
لَّدُنكَ
Yourself
وَلِيًّۭا
bir koruyucu
وَٱجْعَل
ve ver
لَّنَا
bize
مِن
katından
لَّدُنكَ
Yourself
نَصِيرًا
bir yardımcı

Elmalılı Hamdi YazırHem size ne oluyor ki, Allah yolunda: "Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memleketten çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما لكم لا تقاتلون» إستفهام توبيخ، أي لا مانع لكم من القتال «في سبيل الله و» في تخليص «المستضعفين من الرجال والنساء والولدان» الذين حبسهم الكفار عن الهجرة وآذوهم، قال ابن عباس رضي الله عنهما: كنت أنا وأمي منهم «الذين يقولون» داعين يا «ربنا أخرجنا من هذه القرية» مكة «الظالم أهلُها» بالكفر «واجعل لنا من لدنك» من عندك «وليّاً» يتولى أمورنا «واجعل لنا من لدنك نصيرا» يمنعنا منهم وقد استجاب الله دعاءهم فيَسَّر لبعضهم الخروج وبقي بعضهم إلى أن فتحت مكة ووَلَّى صلى الله عليه وسلم عتاب بن أسيد فأنصف مظلومهم من ظالمهم.

4:76
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱلطَّٰغُوتِ فَقَٰتِلُوٓاْ أَوۡلِيَآءَ ٱلشَّيۡطَٰنِۖ إِنَّ كَيۡدَ ٱلشَّيۡطَٰنِ كَانَ ضَعِيفًا
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
يُقَـٰتِلُونَ
savaşırlar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
يُقَـٰتِلُونَ
savaşırlar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱلطَّـٰغُوتِ
tağut
فَقَـٰتِلُوٓا۟
o halde savaşın
أَوْلِيَآءَ
dostlarıyle
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۖ
şeytanın
إِنَّ
şüphesiz
كَيْدَ
hilesi
ٱلشَّيْطَـٰنِ
şeytanın
كَانَ
zayıftır
ضَعِيفًا
weak

Elmalılı Hamdi Yazırİman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين آمنوا يقاتلون في سبيل الله والذين كفروا يقاتلون في سبيل الطاغوت» الشيطان «فقاتلوا أولياء الشيطان» أنصار دينه تغلبوهم لقوتكم بالله «إن كيد الشيطان» بالمؤمنين «كان ضعيفا» واهيا لا يقاوم كيد الله بالكافرين

4:77 📚 6
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمۡ كُفُّوٓاْ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقِتَالُ إِذَا فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۡ يَخۡشَوۡنَ ٱلنَّاسَ كَخَشۡيَةِ ٱللَّهِ أَوۡ أَشَدَّ خَشۡيَةࣰۚ وَقَالُواْ رَبَّنَا لِمَ كَتَبۡتَ عَلَيۡنَا ٱلۡقِتَالَ لَوۡلَآ أَخَّرۡتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ قَرِيبࣲۗ قُلۡ مَتَٰعُ ٱلدُّنۡيَا قَلِيلࣱ وَٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡرࣱ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظۡلَمُونَ فَتِيلًا
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you seen
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
قِيلَ
denilen(leri)
لَهُمْ
kendilerine
كُفُّوٓا۟
(savaştan) çekin
أَيْدِيَكُمْ
ellerinizi
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
فَلَمَّا
zaman
كُتِبَ
yazılıdığı
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلْقِتَالُ
savaş
إِذَا
hemen
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُمْ
içlerinden
يَخْشَوْنَ
korkmaya başladılar
ٱلنَّاسَ
insanlardan
كَخَشْيَةِ
korkar gibi
ٱللَّهِ
Allah'tan
أَوْ
hatta
أَشَدَّ
daha fazla
خَشْيَةًۭ ۚ
korkuyla
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
رَبَّنَا
Rabbimiz
لِمَ
niçin
كَتَبْتَ
yazdın
عَلَيْنَا
bize
ٱلْقِتَالَ
savaş
لَوْلَآ
keşke
أَخَّرْتَنَآ
bizi erteleseydin
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
bir süreye
قَرِيبٍۢ ۗ
yakın
قُلْ
de ki
مَتَـٰعُ
geçimi
ٱلدُّنْيَا
dünya
قَلِيلٌۭ
azdır
وَٱلْـَٔاخِرَةُ
ve ahiret
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لِّمَنِ
kimse için
ٱتَّقَىٰ
korunan
وَلَا
size haksızlık edilmez
تُظْلَمُونَ
you will be wronged
فَتِيلًا
kıl kadar

Elmalılı Hamdi YazırKendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر إلى الذين قيل لهم كفُّوا أيديكم» عن قتال الكفار لما طلبوه بمكة لأذى الكفار لهم وهم جماعة من الصحابة «وأقيموا الصلاة وآتوا الزكاة فلما كُتب» فرض «عليهم القتال إذا فريق منهم يخشون» يخافون «الناس» الكفار، أي عذابهم بالقتل «كَخَشْيَتـ» ـهم عذاب «الله أو أشدَّ خشية» من خشيتهم له ونصب أشد على الحال وجواب لما دل عليه إذا وما بعدها أي فاجأتهم الخشية «وقالوا» جزعا من الموت «ربَنا لم كتبت علينا القتال لولا» هلاّ «أخَّرتنا إلى أجل قريب قل» لهم «متاعُ الدنيا» ما يتمتع به فيها أو الاستمتاع بها «قليل» آيل إلى الفناء «والآخرة» أي الجنة «خير لمن اتقى» عقاب الله بترك معصيته «ولا تُظلمون» بالتاء والياء تنقصون من أعمالكم «فتيلا» قدر قشرة النواة فجاهدوا.

4:78 📚 3
أَيۡنَمَا تَكُونُواْ يُدۡرِككُّمُ ٱلۡمَوۡتُ وَلَوۡ كُنتُمۡ فِي بُرُوجࣲ مُّشَيَّدَةࣲۗ وَإِن تُصِبۡهُمۡ حَسَنَةࣱ يَقُولُواْ هَٰذِهِۦ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةࣱ يَقُولُواْ هَٰذِهِۦ مِنۡ عِندِكَۚ قُلۡ كُلࣱّ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ فَمَالِ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلۡقَوۡمِ لَا يَكَادُونَ يَفۡقَهُونَ حَدِيثࣰ ا
أَيْنَمَا
nerede
تَكُونُوا۟
olsanız
يُدْرِككُّمُ
yine sizi bulur
ٱلْمَوْتُ
ölüm
وَلَوْ
ve eğer
كُنتُمْ
bulunsanız
فِى
içinde
بُرُوجٍۢ
kaleler
مُّشَيَّدَةٍۢ ۗ
sağlam
وَإِن
ve eğer
تُصِبْهُمْ
onlara erişirse
حَسَنَةٌۭ
bir iyilik
يَقُولُوا۟
derler
هَـٰذِهِۦ
bu
مِنْ
tarafındandır
عِندِ
from
ٱللَّهِ ۖ
Allah
وَإِن
eğer
تُصِبْهُمْ
onlara erişirse
سَيِّئَةٌۭ
bir kötülük
يَقُولُوا۟
derler
هَـٰذِهِۦ
bu
مِنْ
senin yüzündendir
عِندِكَ ۚ
(from) you
قُلْ
de ki
كُلٌّۭ
hepsi
مِّنْ
tarafındandır
عِندِ
from
ٱللَّهِ ۖ
Allah
فَمَالِ
ne oluyor ki
هَـٰٓؤُلَآءِ
bu
ٱلْقَوْمِ
topluma
لَا
yanaşmıyorlar
يَكَادُونَ
do they seem
يَفْقَهُونَ
anlamaya
حَدِيثًۭا
söz

Elmalılı Hamdi YazırHer nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse "Bu, Allahtandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, "Bu, senin yüzündendir." derler. Ey Muhammed! De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أينما تكونوا يدرككُّم الموت ولو كنتم في بروج» حصون «مشيدة» مرتفعة فلا تخشوا القتال خوف الموت «وإن تصبهم» أي اليهود «حسنة» خصب وسعة «يقولوا هذه من عند الله وإن تصبهم سيئة» جدب وبلاء كما لهم عند قدوم النبي صلى الله عليه وسلم المدينة «يقولوا هذه من عندك» يا محمد أي بشؤمك «قل» لهم «كل» من الحسنة والسيئة «من عند الله» من قبله «فمال هؤلاء القوم لا يكادون يفقهون» أي لا يقاربون أن يفهموا «حديثا» يُلقى إليهم وما استفهام تعجب من فرط جهلهم ونفي مقاربة الفعل أشد من نفيه.

4:79 📚 5
مَّآ أَصَابَكَ مِنۡ حَسَنَةࣲ فَمِنَ ٱللَّهِۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةࣲ فَمِن نَّفۡسِكَۚ وَأَرۡسَلۡنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولࣰ اۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدࣰ ا
مَّآ
şey
أَصَابَكَ
sana gelen
مِنْ
her
حَسَنَةٍۢ
iyilik
فَمِنَ
Allah'tandır
ٱللَّهِ ۖ
Allah
وَمَآ
ve şey
أَصَابَكَ
sana gelen
مِن
her
سَيِّئَةٍۢ
kötülük
فَمِن
kendi(günahın yüzü)-ndendir
نَّفْسِكَ ۚ
kendi(günahın yüzü)
وَأَرْسَلْنَـٰكَ
ve seni gönderdik
لِلنَّاسِ
insanlara
رَسُولًۭا ۚ
elçi
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
شَهِيدًۭا
şahid olarak

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(ما أصابك) أيها الإنسان (من حسنة) خير (فمن الله) أتتك فضلا منه (وما أصابك من سيئة) بليَّة (فمن نفسك) أتتك حيث ارتكبت ما يستوجبها من الذنوب (وأرسلناك) يا محمد (للناس رسولا) حال مؤكدة (وكفى بالله شهيدا) على رسالتك.

4:80 📚 17
مَّن يُطِعِ ٱلرَّسُولَ فَقَدۡ أَطَاعَ ٱللَّهَۖ وَمَن تَوَلَّىٰ فَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ حَفِيظࣰ ا
مَّن
kim
يُطِعِ
ita'at ederse
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
فَقَدْ
muhakkak ki
أَطَاعَ
ita'at etmiş olur
ٱللَّهَ ۖ
Allah'a
وَمَن
kim de
تَوَلَّىٰ
yüz çevirirse
فَمَآ
biz seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ
We (have) sent you
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
حَفِيظًۭا
bekçi

Elmalılı Hamdi YazırKim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من يطع الرسول فقد أطاع الله ومن تولى أعرض عن طاعتك فلا يهمنَّك «فما أرسلناك عليهم حفيظا» حافظا لأعمالهم بل نذيرا وإلينا أمرهم فنجازيهم وهذا قبل الأمر بالقتال.

4:81 📚 1
وَيَقُولُونَ طَاعَةࣱ فَإِذَا بَرَزُواْ مِنۡ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةࣱ مِّنۡهُمۡ غَيۡرَ ٱلَّذِي تَقُولُۖ وَٱللَّهُ يَكۡتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۖ فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا
وَيَقُولُونَ
derler ki
طَاعَةٌۭ
peki (tamam)
فَإِذَا
fakat
بَرَزُوا۟
çıkınca
مِنْ
senin yanından
عِندِكَ
you
بَيَّتَ
geceleyin kurarlar
طَآئِفَةٌۭ
birtakımı
مِّنْهُمْ
içlerinden
غَيْرَ
tersini
ٱلَّذِى
şeyin
تَقُولُ ۖ
söylemiş olduğun
وَٱللَّهُ
Allah
يَكْتُبُ
yazmaktadır
مَا
şeyleri
يُبَيِّتُونَ ۖ
geceleyin düşünüp kurdukların
فَأَعْرِضْ
sen aldırma
عَنْهُمْ
onlara
وَتَوَكَّلْ
ve dayan
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
وَكِيلًا
vekil olarak

Elmalılı Hamdi YazırSana "Peki" derler, fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin (gündüz) söylemiş olduklarının tersini kurarlar. Allah onların geceleyin tasarladıklarını yazıyor. Sen onlara aldırma. Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويقولون» أي المنافقون إذا جاءوك أمرنا «طاعةٌ» لك «فإذا برزوا» خرجوا «من عندك بيَّت طائفة منهم» بإدغام التاء في الطاء وتركه أي أضمرت «غير الذي تقول» لك في حضورك من الطاعة أي عصيانك «والله يكتب» يأمر بكتب «ما يبيِّتون» في صحائفهم ليجازوا عليه «فأعرض عنهم» بالصفح «وتوكل على الله» ثق به فانه كافيك «وكفى بالله وكيلا» مفوضا إليه.

4:82 📚 11
أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلۡقُرۡءَانَۚ وَلَوۡ كَانَ مِنۡ عِندِ غَيۡرِ ٱللَّهِ لَوَجَدُواْ فِيهِ ٱخۡتِلَٰفࣰ ا كَثِيرࣰ ا
أَفَلَا
düşünmüyorlar mı?
يَتَدَبَّرُونَ
they ponder
ٱلْقُرْءَانَ ۚ
Kur'an'ı
وَلَوْ
ve eğer
كَانَ
olsaydı
مِنْ
tarafından
عِندِ
from
غَيْرِ
başkası
ٱللَّهِ
Allah'tan
لَوَجَدُوا۟
bulurlardı
فِيهِ
onda
ٱخْتِلَـٰفًۭا
birbirini tutmaz;
كَثِيرًۭا
çok şey

Elmalılı Hamdi YazırOnlar hâlâ Kur'ân'ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفلا يتدبرون» يتأملون «القرآن» وما فيه من المعاني البديعة «ولو كان من عند غير الله لوجدوا فيه اختلافا كثيرا» تناقضا في معانيه وتباينا في نظمه.

4:83 📚 6
وَإِذَا جَآءَهُمۡ أَمۡرࣱ مِّنَ ٱلۡأَمۡنِ أَوِ ٱلۡخَوۡفِ أَذَاعُواْ بِهِۦۖ وَلَوۡ رَدُّوهُ إِلَى ٱلرَّسُولِ وَإِلَىٰٓ أُوْلِي ٱلۡأَمۡرِ مِنۡهُمۡ لَعَلِمَهُ ٱلَّذِينَ يَسۡتَنۢبِطُونَهُۥ مِنۡهُمۡۗ وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ لَٱتَّبَعۡتُمُ ٱلشَّيۡطَٰنَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
وَإِذَا
ne zaman ki
جَآءَهُمْ
onlara gelse
أَمْرٌۭ
bir haber
مِّنَ
(dair)
ٱلْأَمْنِ
güvene
أَوِ
veya
ٱلْخَوْفِ
korkuya
أَذَاعُوا۟
yayarlar
بِهِۦ ۖ
onu
وَلَوْ
halbuki
رَدُّوهُ
onu götürselerdi
إِلَى
Elçi'ye
ٱلرَّسُولِ
the Messenger
وَإِلَىٰٓ
ve sahiplerine
أُو۟لِى
those
ٱلْأَمْرِ
buyruk
مِنْهُمْ
aralarındaki
لَعَلِمَهُ
bilirlerdi
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ
işin içyüzünü araştıran(lar)
مِنْهُمْ ۗ
onun ne olduğunu
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve rahmeti
لَٱتَّبَعْتُمُ
uyardınız
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytana
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azınız

Elmalılı Hamdi YazırKendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا جاءهم أمر» عن سرايا النبي صلى الله عليه وسلم ما حصل لهم «من الأمن» بالنصر «أو الخوف» الهزيمة «أذاعوا به» أفشَوه نزل في جماعة من المنافقين أو في ضعفاء المؤمنين كانوا يفعلون ذلك فتضعف قلوب المؤمنين ويتأذى النبي «ولو ردوه» أي الخبر «إلى الرسول وإلى أُولي الأمر منهم» أي الرأي من أكابر الصحابة أي لو سكتوا عنه حتى يخبروا به «لعَلِمَه» هل هو مما ينبغي أن يذاع أو لا «الذين يستنبطونه» يتبعونه ويطلبون علمه وهم المذيعون «منهم» من الرسول وأولي الأمر «ولولا فضل الله عليكم» بالإسلام «ورحمته» لكم بالقرآن «لاتبعتم الشيطان» فيما يأمركم به من الفواحش «إلا قليلا».

4:84
فَقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفۡسَكَۚ وَحَرِّضِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأۡسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ وَٱللَّهُ أَشَدُّ بَأۡسࣰ ا وَأَشَدُّ تَنكِيلࣰ ا
فَقَـٰتِلْ
(o halde) savaş
فِى
yolunda
سَبِيلِ
Allah
ٱللَّهِ
(of) Allah
لَا
sen sorumlu değilsin
تُكَلَّفُ
are you responsible
إِلَّا
başkasından
نَفْسَكَ ۚ
kendinden
وَحَرِّضِ
ve teşvik et
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ
inananları
عَسَى
umulur ki
ٱللَّهُ
Allah
أَن
kırar
يَكُفَّ
restrain
بَأْسَ
gücünü
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟ ۚ
inkar eden(lerin)
وَٱللَّهُ
Allah'ın
أَشَدُّ
daha güçlüdür
بَأْسًۭا
baskını
وَأَشَدُّ
ve daha çetindir
تَنكِيلًۭا
cezası

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed) Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, ve cezası daha çetindir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(فقاتل) يا محمد (في سبيل الله لا تكلف إلا نفسك) فلا تهتم بتخلفهم عنك المعنى قاتل ولو وحدك فإنك موعود بالنصر (وحرض المؤمنين) حثهم على القتال ورغبهم فيه (عسى الله أن يكف بأس) حرب (الذين كفروا والله أشد بأسا) منهم (وأشد تنكيلا) تعذبيا منهم فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "" والذي نفسي بيده لأخرجن ولو وحدي "" فخرج بسبعين راكبا إلى بدر الصغرى فكف الله بأس الكفار بإلقاء الرعب في قلوبهم ومنع أبي سفيان عن الخروج كما تقدم في آل عمران.

4:85 📚 2
مَّن يَشۡفَعۡ شَفَٰعَةً حَسَنَةࣰ يَكُن لَّهُۥ نَصِيبࣱ مِّنۡهَاۖ وَمَن يَشۡفَعۡ شَفَٰعَةࣰ سَيِّئَةࣰ يَكُن لَّهُۥ كِفۡلࣱ مِّنۡهَاۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ مُّقِيتࣰ ا
مَّن
kim
يَشْفَعْ
destek olursa
شَفَـٰعَةً
bir destekle
حَسَنَةًۭ
güzel
يَكُن
vardır
لَّهُۥ
onun
نَصِيبٌۭ
bir payı
مِّنْهَا ۖ
o işten
وَمَن
ve kim
يَشْفَعْ
destek olursa
شَفَـٰعَةًۭ
bir destekle
سَيِّئَةًۭ
kötü bir (işe)
يَكُن
olur
لَّهُۥ
onun
كِفْلٌۭ
bir payı
مِّنْهَا ۗ
o işten
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeyi
مُّقِيتًۭا
gözetip karşılığını verendir

Elmalılı Hamdi YazırKim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من يشفع» بين الناس «شفاعة حسنة» موافقة للشرع «يكن له نصيب» من الأجر «منها» بسببها «ومن يشفع شفاعة سيئة» مخالفة له «يكن له كفل» نصيب من الوزر «منها» بسببها «وكان الله على كل شيء مقيتا» مقتدرا فيجازي كلَّ أحد بما عمل.

4:86 📚 7
وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةࣲ فَحَيُّواْ بِأَحۡسَنَ مِنۡهَآ أَوۡ رُدُّوهَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٍ حَسِيبًا
وَإِذَا
ve zaman
حُيِّيتُم
selamlandığınız
بِتَحِيَّةٍۢ
bir selam ile
فَحَيُّوا۟
siz de selam verin
بِأَحْسَنَ
daha güzeliyle
مِنْهَآ
ondan
أَوْ
yahut
رُدُّوهَآ ۗ
aynen iade edin
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
her şeyi
عَلَىٰ
of
كُلِّ
every
شَىْءٍ
thing
حَسِيبًا
hesaplayandır

Elmalılı Hamdi YazırSiz bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا حُيِّيتم بتحية» كأن قيل لكم سلام عليكم «فحيُّوا» المحيِّي «بأحسن منها» بأن تقولوا له عليك السلام ورحمة الله وبركاته «أوردُّوها» بأن تقولوا له كما قال أي الواجب أحدهما والأول أفضل «إن الله كان على كل شيء حسيبا» محاسبا فيجازي عليه ومنه ردُّ السلام وخصّت السنة الكافر والمبتدع والفاسق والمسلِّم على قاضي الحاجة ومن في الحمام والآكل فلا يجب الرد عليهم بل يكره في غير الأخير ويقال للكافر وعليك.

4:87 📚 1
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ لَيَجۡمَعَنَّكُمۡ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَا رَيۡبَ فِيهِۗ وَمَنۡ أَصۡدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثࣰ ا
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۚ
O'ndan
لَيَجْمَعَنَّكُمْ
sizi bir araya toplayacaktır
إِلَىٰ
gününde
يَوْمِ
(the) Day
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
لَا
olmayan
رَيْبَ
şüphe
فِيهِ ۗ
kendinde
وَمَنْ
kim olabilir?
أَصْدَقُ
daha doğru
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
حَدِيثًۭا
sözlü

Elmalılı Hamdi YazırKendinden başka ilâh olmayan Allah, sizi kıyamet gününde mutlaka biraraya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله لا إله إلا هو» والله «ليجمعنكم» من قبوركم «إلى» في «يوم القيامة لا ريب» لا شك «فيه ومن» أي لا أحد «أصدق من الله حديثا» قولا.

4:88
۞فَمَا لَكُمۡ فِي ٱلۡمُنَٰفِقِينَ فِئَتَيۡنِ وَٱللَّهُ أَرۡكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓاْۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَهۡدُواْ مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلࣰ ا
۞ فَمَا
ne oldu ki
لَكُمْ
size
فِى
hakkında
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
münafıklar
فِئَتَيْنِ
iki gruba ayrıldınız
وَٱللَّهُ
oysa Allah
أَرْكَسَهُم
onları baş aşağı etmiştir
بِمَا
işlerden dolayı
كَسَبُوٓا۟ ۚ
yaptıkları
أَتُرِيدُونَ
mi istiyorsunuz?
أَن
doğru yola iletmek
تَهْدُوا۟
you guide
مَنْ
kimseyi
أَضَلَّ
saptırdığı
ٱللَّهُ ۖ
Allah'ın
وَمَن
ve birini
يُضْلِلِ
saptırırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَلَن
artık
تَجِدَ
bulamazsınız
لَهُۥ
onun için
سَبِيلًۭا
bir yol

Elmalılı Hamdi YazırO halde, siz niçin münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Allah onları kazandıkları günah yüzünden terslerine döndürdüğü halde Allah'ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için bir çıkış yolu bulamazsın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ولما رجع ناس من أُحد اختلف الناس فيهم، فقال فريق اقتلهم، وقال فريق: لا، فنزل: «فما لكم» ما شأنكم صرتم «في المنافقين فئتين» «والله أركسهم» ردهم «بما كسبوا» من الكفر والمعاصي «أتريدون أن تهدوا من أضلًـ» ـه «الله» أي تعدوهم من جملة المهتدين، والاستفهام في الموضعين للإنكار «ومن يضللـ» ـه «اللهُ فلن تجد له سبيلا» طريقا إلى الهدى.

4:89 📚 3
وَدُّواْ لَوۡ تَكۡفُرُونَ كَمَا كَفَرُواْ فَتَكُونُونَ سَوَآءࣰۖ فَلَا تَتَّخِذُواْ مِنۡهُمۡ أَوۡلِيَآءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَخُذُوهُمۡ وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ وَجَدتُّمُوهُمۡۖ وَلَا تَتَّخِذُواْ مِنۡهُمۡ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرًا
وَدُّوا۟
istediler
لَوْ
keşke
تَكْفُرُونَ
siz de inkar etseniz
كَمَا
gibi
كَفَرُوا۟
kendilerin inkar ettiği
فَتَكُونُونَ
ki onlarla olsanız
سَوَآءًۭ ۖ
eşit
فَلَا
o halde edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟
take
مِنْهُمْ
onlardan
أَوْلِيَآءَ
dostlar
حَتَّىٰ
kadar
يُهَاجِرُوا۟
onlar göç edinceye
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirlerse
فَخُذُوهُمْ
onları yakalayın
وَٱقْتُلُوهُمْ
ve öldürün
حَيْثُ
nerede
وَجَدتُّمُوهُمْ ۖ
bulursanız
وَلَا
ve tutmayın
تَتَّخِذُوا۟
take
مِنْهُمْ
onlardan
وَلِيًّۭا
(ne) bir dost
وَلَا
ne de
نَصِيرًا
bir yardımcı

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, küfür işledikleri gibi, sizin de küfür işleyip kendileriyle bir olmanızı arzu ettiler. Onun için, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün; Onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ودُّوا» تمنوا «لو تكفرون كما كفروا فتكونون» أنتم وهم «سواء» في الكفر «فلا تتخذوا منهم أولياء» توالونهم وإن أظهروا الإيمان «حتى يهاجروا في سبيل الله» هجرة صحيحة تحقق إيمانهم «فإن تَوَلَّوْا» وأقاموا على ما هم عليه «فخذوهم» بالأسر «واقتلوهم حيث وجدتموهم ولا تتخذوا منهم وليا» توالونه «ولا نصيرا» تنتصرون به على عدوكم.

4:90
إِلَّا ٱلَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقٌ أَوۡ جَآءُوكُمۡ حَصِرَتۡ صُدُورُهُمۡ أَن يُقَٰتِلُوكُمۡ أَوۡ يُقَٰتِلُواْ قَوۡمَهُمۡۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَسَلَّطَهُمۡ عَلَيۡكُمۡ فَلَقَٰتَلُوكُمۡۚ فَإِنِ ٱعۡتَزَلُوكُمۡ فَلَمۡ يُقَٰتِلُوكُمۡ وَأَلۡقَوۡاْ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَمَ فَمَا جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ سَبِيلࣰ ا
إِلَّا
ancak hariç
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَصِلُونَ
sığınan(lar)
إِلَىٰ
bir topluma
قَوْمٍۭ
a group
بَيْنَكُمْ
sizinle
وَبَيْنَهُم
kendileri arasında
مِّيثَـٰقٌ
andlaşma bulunan
أَوْ
yahut
جَآءُوكُمْ
size gelenler
حَصِرَتْ
sıkılarak
صُدُورُهُمْ
yürekleri
أَن
sizinle savaşmaktan
يُقَـٰتِلُوكُمْ
they fight you
أَوْ
veya
يُقَـٰتِلُوا۟
savaşmaktan
قَوْمَهُمْ ۚ
kendi toplumlarıyle
وَلَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَسَلَّطَهُمْ
onları salardı
عَلَيْكُمْ
sizin üstünüze
فَلَقَـٰتَلُوكُمْ ۚ
sizinle savaşırlardı
فَإِنِ
o halde
ٱعْتَزَلُوكُمْ
onlar sizden uzak dururlar
فَلَمْ
sizinle savaşmazlar
يُقَـٰتِلُوكُمْ
fight against you
وَأَلْقَوْا۟
ve isterlerse
إِلَيْكُمُ
sizinle
ٱلسَّلَمَ
barış içinde yaşamak
فَمَا
vermemiştir
جَعَلَ
(has) made
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
عَلَيْهِمْ
onların aleyhine
سَبِيلًۭا
bir yol

Elmalılı Hamdi YazırAncak o kimselere dokunmayın ki, sizinle aralarında anlaşma olan bir kavme sığınmış bulunurlar. Yahut ne sizinle, ne de kendi kavimleriyle savaşmayı gönüllerine sığdıramayıp tarafsız olarak size gelmişlerdir. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı, onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse, Allah, sizin için onlar aleyhine bir yol vermemiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا الذين يصلون» يلجئون «إلى قوم بينكم وبينهم ميثاق» عهد بالأمان لهم ولمن وصل إليهم كما عاهد النبي صلى الله عليه وسلم هلال بن عويمر الأسلمي «أو» الذين «جاَءُوكم» وقد «حَصِرَتْ» ضاقت «صدورهم» عن «أن يقاتلوكم» مع قومهم «أو يقاتلوا قومهم» معكم أي ممسكين عن قتالكم وقتالهم فلا تتعرضوا إليهم بأخذ ولا قتل وهذا ما بعده منسوخ بآية السيف «ولو شاء الله» تسليطهم عليكم «لسلطهم عليكم» بأن يقّوي قلوبهم «فلقاتلوكم» ولكنه لم يشأه فألقى في قلوبهم الرعب «فإن اعتزلوكم فلم يقاتلوكم وألقوا إليكم السَّلَمَ» الصلح أي انقادوا «فما جعل الله لكم عليهم سبيلا» طريقا بالأخذ والقتال.

4:91 📚 1
سَتَجِدُونَ ءَاخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأۡمَنُوكُمۡ وَيَأۡمَنُواْ قَوۡمَهُمۡ كُلَّ مَا رُدُّوٓاْ إِلَى ٱلۡفِتۡنَةِ أُرۡكِسُواْ فِيهَاۚ فَإِن لَّمۡ يَعۡتَزِلُوكُمۡ وَيُلۡقُوٓاْ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَمَ وَيَكُفُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فَخُذُوهُمۡ وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ ثَقِفۡتُمُوهُمۡۚ وَأُوْلَٰٓئِكُمۡ جَعَلۡنَا لَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنࣰ ا مُّبِينࣰ ا
سَتَجِدُونَ
bulacaksınız
ءَاخَرِينَ
başkalarını
يُرِيدُونَ
ister
أَن
sizden emin olmak
يَأْمَنُوكُمْ
they be secure from you
وَيَأْمَنُوا۟
ve emin olmak
قَوْمَهُمْ
kendi toplumlarından
كُلَّ
her ne zaman
مَا
götürülseler
رُدُّوٓا۟
they are returned
إِلَى
fitneye
ٱلْفِتْنَةِ
the temptation
أُرْكِسُوا۟
başaşağı atılırlar
فِيهَا ۚ
(fitnenin) içine
فَإِن
eğer
لَّمْ
sizden uzak durmazlarsa
يَعْتَزِلُوكُمْ
they withdraw from you
وَيُلْقُوٓا۟
ve istemezlerse
إِلَيْكُمُ
sizinle
ٱلسَّلَمَ
barış içinde yaşamak
وَيَكُفُّوٓا۟
(saldırıdan) çekmezlerse
أَيْدِيَهُمْ
ellerini
فَخُذُوهُمْ
onları yakalayın
وَٱقْتُلُوهُمْ
ve öldürün
حَيْثُ
nerede
ثَقِفْتُمُوهُمْ ۚ
bulursanız
وَأُو۟لَـٰٓئِكُمْ
işte öylelerine
جَعَلْنَا
verdik
لَكُمْ
size
عَلَيْهِمْ
karşı
سُلْطَـٰنًۭا
bir yetki
مُّبِينًۭا
açık

Elmalılı Hamdi YazırDiğer birtakım kimseleri de bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak isterler. Fitne için her davet olunuşlarında onun içine başaşağı dalarlar. Eğer bunlar sizden çekinmezlerse, kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. İşte bunlar aleyhinde size açık bir ferman verdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ستجدون آخرين يريدون أن يأمنوكم» بإظهار الإيمان عندكم «ويأمنوا قومهم» بالكفر إذا رجعوا إليهم وهم أسد وغطفان «كلما رُدُّوا إلى الفتنة» دعوا إلى الشرك «أركسوا فيها» وقعوا أشد وقوع «فإن لم يعتزلوكم» بترك قتالكم «و» لم «يلقوا إليكم السَّلم و» لم «يكفوا أيديهم» عنكم «فخذوهم» بالأسر «واقتلوهم حيث ثقفتموهم» وجدتموهم «وأولئكم جعلنا لكم عليهم سلطانا مبينا» برهانا بينا ظاهرً على قتلهم وسبيهم لغدرهم.

4:92 📚 16
وَمَا كَانَ لِمُؤۡمِنٍ أَن يَقۡتُلَ مُؤۡمِنًا إِلَّا خَطَـࣰٔ اۚ وَمَن قَتَلَ مُؤۡمِنًا خَطَـࣰٔ ا فَتَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲ مُّؤۡمِنَةࣲ وَدِيَةࣱ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُواْۚ فَإِن كَانَ مِن قَوۡمٍ عَدُوࣲّ لَّكُمۡ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَتَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲ مُّؤۡمِنَةࣲۖ وَإِن كَانَ مِن قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقࣱ فَدِيَةࣱ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ وَتَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲ مُّؤۡمِنَةࣲۖ فَمَن لَّمۡ يَجِدۡ فَصِيَامُ شَهۡرَيۡنِ مُتَتَابِعَيۡنِ تَوۡبَةࣰ مِّنَ ٱللَّهِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا
وَمَا
yoktur
كَانَ
bir mü'minin
لِمُؤْمِنٍ
for a believer
أَن
öldürmesi
يَقْتُلَ
he kills
مُؤْمِنًا
bir mü'mini
إِلَّا
dışında
خَطَـًۭٔا ۚ
yanlışlık
وَمَن
ve kim ki
قَتَلَ
öldürdü
مُؤْمِنًا
bir mü'mini
خَطَـًۭٔا
yanlışlıkla
فَتَحْرِيرُ
azadetmelidir
رَقَبَةٍۢ
bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ
mü'min
وَدِيَةٌۭ
ve bir diyet
مُّسَلَّمَةٌ
vermelidir
إِلَىٰٓ
ölenin ailesine
أَهْلِهِۦٓ
his family
إِلَّآ
başka
أَن
bağışlamaları
يَصَّدَّقُوا۟ ۚ
they remit (as) charity
فَإِن
eğer
كَانَ
ise
مِن
bir topluluktan
قَوْمٍ
a people
عَدُوٍّۢ
düşmanınız olan
لَّكُمْ
sizin
وَهُوَ
o (öldürülen)
مُؤْمِنٌۭ
mü'min
فَتَحْرِيرُ
azadetmelidir
رَقَبَةٍۢ
bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ
mü'min
وَإِن
ve eğer
كَانَ
ise
مِن
bir topluluktan
قَوْمٍۭ
a people
بَيْنَكُمْ
sizinle
وَبَيْنَهُم
kendileri arasında
مِّيثَـٰقٌۭ
andlaşma bulunan
فَدِيَةٌۭ
bir diyet
مُّسَلَّمَةٌ
verilecektir
إِلَىٰٓ
ailesine
أَهْلِهِۦ
his family
وَتَحْرِيرُ
ve azadetmek lazımdır
رَقَبَةٍۢ
bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ
mü'min
فَمَن
kimse
لَّمْ
bunları bulamayan
يَجِدْ
find
فَصِيَامُ
oruç tutmalıdır
شَهْرَيْنِ
iki ay
مُتَتَابِعَيْنِ
ardı ardına
تَوْبَةًۭ
tevbesinin kabulü için
مِّنَ
tarafından
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırHata dışında bir mümin, diğer bir mümini öldüremez. Ve kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, mümin bir köle azad etmesi ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir. Ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. Eğer öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin bir köle azad etmesi gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında antlaşma olan bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mümin bir köle azad etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tevbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir (her şeyi bilendir), Hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما كان لمؤمن أن يقتل مؤمنا» أي ما ينبغي أن يصدر منه قتل له «إلا خطئا» مخطئا في قتله من غير قصد «ومن قتل مؤمنا خطأ» بأن قصد رمي غيره كصيد أو شجرة فأصابه أو ضربه بما لا يقتل غالبا «فتحرير» عتق «رقبة» نسمة «مؤمنة» عليه «ودية مسلمة» مؤداة «إلى أهله» أي ورثة المقتول «إلا أن يصَّدقوا» يتصدقوا عليه بها بأن يعفوا عنها وبينت السنة أنها مائة من الإبل عشرون بنت مخاض وكذا بنات لبون وبنو لبون، وحقاق وجذاع وأنها على عاقلة القاتل وهم عصبته إلا الأصل والفرع موزعة عليهم على ثلاث سنين على الغني منهم نصف دينار والمتوسط ربع كل سنة فان لم يفوا فمن بيت المال فإن تعذر فعلى الجاني «فإن كان» المقتول «من قوم عدوٌ» حرب «لكم وهو مؤمن فتحرير رقبة مؤمنة» على قاتله كفارة ولا دية تسلم إلى أهله لحرابتهم «وإن كان» المقتول «من قوم بينكم وبينهم ميثاق» عهد كأهل الذمة «فدية» له «مسلَّمة إلى أهله» وهي ثلث دية المؤمن إن كان يهوديا أو نصرانيا وثلثا عشرها إن كان مجوسيا «وتحرير رقبة مؤمنة» على قاتله «فمن لم يجد» الرقبة بأن فقدها وما يحصلها به «فصيام شهرين متتابعين» عليه كفارة ولم يذكر الله تعالى الانتقال إلى الطعام كالظهار وبه أخذ الشافعي في أصح قوليه «توبة من اللهِ» مصدر منصوب بفعله المقدر «وكان الله عليما» بخلقه «حكيما» فيما دبره لهم.

4:93 📚 1
وَمَن يَقۡتُلۡ مُؤۡمِنࣰ ا مُّتَعَمِّدࣰ ا فَجَزَآؤُهُۥ جَهَنَّمُ خَٰلِدࣰ ا فِيهَا وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِ وَلَعَنَهُۥ وَأَعَدَّ لَهُۥ عَذَابًا عَظِيمࣰ ا
وَمَن
her kim
يَقْتُلْ
öldürürse
مُؤْمِنًۭا
bir mü'mini
مُّتَعَمِّدًۭا
kasden
فَجَزَآؤُهُۥ
onun cezası
جَهَنَّمُ
cehennemdir
خَـٰلِدًۭا
sürekli kalacağı
فِيهَا
içinde
وَغَضِبَ
ve gazabetmiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِ
ona
وَلَعَنَهُۥ
ve la'net etmiştir
وَأَعَدَّ
ve hazırlamıştır
لَهُۥ
onun için
عَذَابًا
bir azab
عَظِيمًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırKim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يقتل مؤمنا متعمِّدا» بأن يقصد قتله بما يقتل غالبا عالما بإيمانه «فجزاؤه جهنم خالدا فيها وغضب الله عليه ولعنه» أبعده من رحمته «وأعد له عذابا عظيما» في النار وهذا مؤوَّل بمن يستحله أو بأن هذا جزاؤه إن جُوزي ولا يدفع في خلف الوعيد لقوله (ويغفر ما دون ذلك لمن يشاء) وعن ابن عباس أنها على ظاهرها وأنها ناسخة لغيرها من آيات المغفرة وبينت آية البقرة أن قاتل العمد يقتل به وأن عليه الدية إن عفي عنه وسبق قدرها وبينت السنة أن بين العمد والخطأ قتلا يسمى شبه العمد وهو أن يقتله بما لا يقتل غالبا فلا قصاص فيه بل دية كالعمد في الصفة والخطأ في التأجيل والحمل وهو والعمد أولى بالكفارة من الخطأ.

4:94 📚 4
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلَا تَقُولُواْ لِمَنۡ أَلۡقَىٰٓ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَٰمَ لَسۡتَ مُؤۡمِنࣰ ا تَبۡتَغُونَ عَرَضَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةࣱۚ كَذَٰلِكَ كُنتُم مِّن قَبۡلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمۡ فَتَبَيَّنُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰ ا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
zaman
ضَرَبْتُمْ
savaşa çıktığınız
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
فَتَبَيَّنُوا۟
iyi anlayın dinleyin'
وَلَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
لِمَنْ
kimseye
أَلْقَىٰٓ
veren
إِلَيْكُمُ
size
ٱلسَّلَـٰمَ
selam
لَسْتَ
sen değilsin
مُؤْمِنًۭا
mü'min
تَبْتَغُونَ
gözeterek
عَرَضَ
geçici menfaatini
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
فَعِندَ
çünkü yanında
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَغَانِمُ
ganimetler vardır
كَثِيرَةٌۭ ۚ
çok
كَذَٰلِكَ
böyle idiniz
كُنتُم
siz de
مِّن
önceden
قَبْلُ
before
فَمَنَّ
lutfetti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْكُمْ
size
فَتَبَيَّنُوٓا۟ ۚ
o halde iyice anlayın
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
şeyleri
بِمَا
of what
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرًۭا
haber almaktadır

Elmalılı Hamdi YazırEy İman edenler! Allah yolunda cihada çıktığınız zaman, mümini kâfirden ayırmak için iyice araştırın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında çok ganimetler var. İslâm'a ilk önce girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما مر نفر من الصحابة برجل من بني سليم وهو يسوق غنما فسلم عليهم فقالوا ما سلم علينا إلا تقية فقتلوه واستاقوا غنمه «يا أيها الذين آمنوا إذا ضربتم» سافرتم للجهاد «في سبيل الله فتبينوا» وفي قراءة فتثبتوا في الموضعين «ولا تقولوا لمن ألقى إليكم السلام» بألف أو دونها أي التحية أو الانقياد بكلمة الشهادة التي هي أمارة على الإسلام «لست مؤمنا» وإنما قلت هذا تقيه لنفسك ومالك فقتلوه «تبتغون» تطلبون لذلك «عرَضَ الحياة الدنيا» متاعها من الغنيمة «فعند الله مغانم كثيرة» تغنيكم عن قتل مثله لماله «كذلك كنتم من قبل» تعصم دماؤكم وأموالكم بمجرد قولكم الشهادة «فمنَّ الله عليكم» بالاشتهار وبالإيمان والاستقامة «فتبينوا» أن تقتلوا مؤمناً وافعلوا بالداخل في الإسلام كما فُعل بكم «إن الله كان بما تعملون خبيرا» فيجازيكم به.

4:95
لَّا يَسۡتَوِي ٱلۡقَٰعِدُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ غَيۡرُ أُوْلِي ٱلضَّرَرِ وَٱلۡمُجَٰهِدُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡۚ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ دَرَجَةࣰۚ وَكُلࣰّ ا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا
لَّا
olmaz
يَسْتَوِى
eşit
ٱلْقَـٰعِدُونَ
yerlerinde oturanlar
مِنَ
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
غَيْرُ
dışında
أُو۟لِى
sahipleri
ٱلضَّرَرِ
özür
وَٱلْمُجَـٰهِدُونَ
ve cihad edenler
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallariyle
وَأَنفُسِهِمْ ۚ
canlariyle
فَضَّلَ
üstün kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُجَـٰهِدِينَ
cihadedenleri
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallariyle
وَأَنفُسِهِمْ
canlariyle
عَلَى
oturanlardan
ٱلْقَـٰعِدِينَ
the ones who sit
دَرَجَةًۭ ۚ
derece bakımından
وَكُلًّۭا
ve hepsine
وَعَدَ
va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ
güzellik
وَفَضَّلَ
ve üstün kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُجَـٰهِدِينَ
mücahidleri
عَلَى
oturanlardan
ٱلْقَـٰعِدِينَ
the ones who sit
أَجْرًا
ecirle
عَظِيمًۭا
çok daha büyük

Elmalılı Hamdi YazırMüminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يستوي القاعدون من المؤمنين» عن الجهاد «غير أولي الضرر» بالرفع صفة والنصب استثناء من زمانة أو عمى ونحوه «والمجاهدون في سبيل الله بأموالهم وأنفسهم فضَّل الله المجاهدين بأموالهم وأنفسهم على القاعدين» لضرر «درجة» فضيلة لاستوائهما في النية وزيادة المجاهدين بالمباشرة «وكلاٌ» من الفريقين «وعد الله الحسنى» الجنة «وفضَّل الله المجاهدين على القاعدين» لغير ضرر «أجرا عظيما» ويبدل منه.

4:96
دَرَجَٰتࣲ مِّنۡهُ وَمَغۡفِرَةࣰ وَرَحۡمَةࣰۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمًا
دَرَجَـٰتٍۢ
yüksek dereceler
مِّنْهُ
kendi katından
وَمَغْفِرَةًۭ
ve bağış
وَرَحْمَةًۭ ۚ
ve rahmet
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
غَفُورًۭا
bağışlayandır
رَّحِيمًا
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırKendi katından derece derece rütbeler, bir mağfiret ve rahmet vermiştir. Öyle ya, O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«درجات منه» منازل بعضها فوق بعض من الكرامة «ومغفرة ورحمة» منصوبان بفعلهما المقدر «وكان الله غفورا» لأوليائه «رحيما» بأهل طاعته. ونزل في جماعة أسلموا ولم يهاجروا فقتلوا يوم بدر مع الكفار.

4:97 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِيٓ أَنفُسِهِمۡ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمۡۖ قَالُواْ كُنَّا مُسۡتَضۡعَفِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ قَالُوٓاْ أَلَمۡ تَكُنۡ أَرۡضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةࣰ فَتُهَاجِرُواْ فِيهَاۚ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
canlarını alırken
تَوَفَّىٰهُمُ
take them (in death)
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
ظَالِمِىٓ
yazık eden kimselere
أَنفُسِهِمْ
nefislerine
قَالُوا۟
dediler
فِيمَ
ne işte
كُنتُمْ ۖ
idiniz
قَالُوا۟
dediler
كُنَّا
biz aciz düşürülmüştük
مُسْتَضْعَفِينَ
oppressed
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
قَالُوٓا۟
(Melekler) dediler ki
أَلَمْ
değil miydi?
تَكُنْ
was
أَرْضُ
yeri
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٰسِعَةًۭ
geniş
فَتُهَاجِرُوا۟
göç edeydiniz
فِيهَا ۚ
onda
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onların
مَأْوَىٰهُمْ
durağı
جَهَنَّمُ ۖ
cehennemdir
وَسَآءَتْ
ve ne kötü
مَصِيرًا
bir gidiş yeridir

Elmalılı Hamdi YazırMelekler, kendilerine zulmeden kişilerin canlarını aldıklarında, onlara, "Ne işte idiniz?" derler. Onlar da: "Biz yer yüzünde zayıf kimselerdik." derler. Melekler: "Allah'ın yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?" derler. İşte bunların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü gidiş yeridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين توفاهم الملائكة ظالمي أنفسهم» بالمقام مع الكفار وترك الهجرة «قالوا» لهم موبخين «فيم كنتم» أي في شيء كنتم في أمر دينكم «قالوا» معتذرين «كنا مستضعَفين» عاجزين عن إقامة الدين «في الأرض» أرض مكة «قالوا» لهم توبيخا «ألم تكن أرض الله واسعة فتهاجروا فيها» من أرض الكفر إلى بلد آخر كما فعل غيركم، قال الله تعالى «فأولئك مأواهم جهنم وساءت مصيرا» هي.

4:98
إِلَّا ٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلۡوِلۡدَٰنِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ حِيلَةࣰ وَلَا يَهۡتَدُونَ سَبِيلࣰ ا
إِلَّا
yalnız hariçtir
ٱلْمُسْتَضْعَفِينَ
gerçekten zayıf
مِنَ
erkekler
ٱلرِّجَالِ
the men
وَٱلنِّسَآءِ
ve kadınlar
وَٱلْوِلْدَٰنِ
ve çocuklar
لَا
gücü yetmeyenler
يَسْتَطِيعُونَ
are able to
حِيلَةًۭ
hiçbir çareye
وَلَا
ve (göç için) bulamayan
يَهْتَدُونَ
they are directed
سَبِيلًۭا
yol

Elmalılı Hamdi YazırAncak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا المستضعفين من الرجال والنساء والولدان» الذين «لا يستطيعون حيلة» لا قوة لهم على الهجرة ولا نفقة «ولا يهتدون سبيلا» طريقا إلى أرض الهجرة.

4:99
فَأُوْلَٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعۡفُوَ عَنۡهُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورࣰ ا
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
عَسَى
umulur
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَن
affetmesi
يَعْفُوَ
pardon
عَنْهُمْ ۚ
onları
وَكَانَ
ve Allah
ٱللَّهُ
Allah
عَفُوًّا
çok affedendir
غَفُورًۭا
çok bağışlayandır

Elmalılı Hamdi YazırUmulur ki, Allah bu kimseleri affeder. Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأولئك عسى اللهُ أن يعفو عنهم وكان الله عفوَّا غفورا».

4:100 📚 9
۞وَمَن يُهَاجِرۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُرَٰغَمࣰ ا كَثِيرࣰ ا وَسَعَةࣰۚ وَمَن يَخۡرُجۡ مِنۢ بَيۡتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدۡرِكۡهُ ٱلۡمَوۡتُ فَقَدۡ وَقَعَ أَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
۞ وَمَن
ve kim ki
يُهَاجِرْ
göç eder
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
يَجِدْ
bulur
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُرَٰغَمًۭا
gidecek
كَثِيرًۭا
çok yer
وَسَعَةًۭ ۚ
ve bolluk
وَمَن
ve kim ki
يَخْرُجْ
çıkar
مِنۢ
evinden
بَيْتِهِۦ
his home
مُهَاجِرًا
göç etmek amacıyle
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisine
ثُمَّ
sonra
يُدْرِكْهُ
kendisine yetişirse
ٱلْمَوْتُ
ölüm
فَقَدْ
muhakkak
وَقَعَ
düşer
أَجْرُهُۥ
onun mükafatı
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
غَفُورًۭا
bağışlayandır
رَّحِيمًۭا
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırHer kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de bulur. Her kim Allah'a ve Peygamberine hicret etmek maksadıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, kuşkusuz onun mükafatı Allah'a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يهاجر في سبيل الله يجد في الأرض مراغما» مهاجرا «كثيرا وسعة» في الرزق «ومن يخرج من بيته مهاجرا إلى الله ورسوله ثم يدركه الموت» في الطريق كما وقع لجندع بن ضمرة الليثي «فقد وقع» ثبت «أجره على الله وكان الله غفورا رحيما».

4:101 📚 13
وَإِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَقۡصُرُواْ مِنَ ٱلصَّلَوٰةِ إِنۡ خِفۡتُمۡ أَن يَفۡتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْۚ إِنَّ ٱلۡكَٰفِرِينَ كَانُواْ لَكُمۡ عَدُوࣰّ ا مُّبِينࣰ ا
وَإِذَا
ve zaman
ضَرَبْتُمْ
sefere çıktığınız
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَلَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
size
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
kısaltmanızdan ötürü
تَقْصُرُوا۟
you shorten
مِنَ
namazdan
ٱلصَّلَوٰةِ
the prayer
إِنْ
eğer
خِفْتُمْ
korkarsanız
أَن
size bir kötülük yapmalarından
يَفْتِنَكُمُ
(may) harm you
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوٓا۟ ۚ
inkar eden(lerin)
إِنَّ
muhakkak ki
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler
كَانُوا۟
sizin
لَكُمْ
for you
عَدُوًّۭا
düşmanınızdır
مُّبِينًۭا
açık

Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا ضربتم» سافرتم «في الأرض فليس عليكم جُناح» في «أن تَقصروا من الصلاة» بأن تردُّوها من أربع إلى اثنتين «إن خفتم أن يفتنكم» أي ينالكم بمكروه «الذين كفروا» بيان للواقع إذ ذاك فلا مفهوم له وبينت السنة أن المراد بالسفر الطويل وهو أربع برد وهي مرحلتان ويؤخذ من قوله تعالى: (فليس عيكم جُناح) أنه رخصة لا واجب وعليه الشافعي «إن الكافرين كانوا لكم عدوا مبينا» بيّني العداوة.

4:102 📚 10
وَإِذَا كُنتَ فِيهِمۡ فَأَقَمۡتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلۡتَقُمۡ طَآئِفَةࣱ مِّنۡهُم مَّعَكَ وَلۡيَأۡخُذُوٓاْ أَسۡلِحَتَهُمۡۖ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلۡيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمۡ وَلۡتَأۡتِ طَآئِفَةٌ أُخۡرَىٰ لَمۡ يُصَلُّواْ فَلۡيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلۡيَأۡخُذُواْ حِذۡرَهُمۡ وَأَسۡلِحَتَهُمۡۗ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ تَغۡفُلُونَ عَنۡ أَسۡلِحَتِكُمۡ وَأَمۡتِعَتِكُمۡ فَيَمِيلُونَ عَلَيۡكُم مَّيۡلَةࣰ وَٰحِدَةࣰۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِن كَانَ بِكُمۡ أَذࣰ ى مِّن مَّطَرٍ أَوۡ كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓاْ أَسۡلِحَتَكُمۡۖ وَخُذُواْ حِذۡرَكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣰ ا مُّهِينࣰ ا
وَإِذَا
ve zaman
كُنتَ
sen
فِيهِمْ
içlerinde
فَأَقَمْتَ
kıldırdığın
لَهُمُ
onlara
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
فَلْتَقُمْ
namaza dursun
طَآئِفَةٌۭ
bir bölük
مِّنْهُم
onlardan
مَّعَكَ
seninle beraber
وَلْيَأْخُذُوٓا۟
ve (yanlarına) alsınlar
أَسْلِحَتَهُمْ
silahlarını da
فَإِذَا
secde edince
سَجَدُوا۟
they have prostrated
فَلْيَكُونُوا۟
geçsinler
مِن
arkanıza
وَرَآئِكُمْ
behind you
وَلْتَأْتِ
bu kez gelsin
طَآئِفَةٌ
bölük
أُخْرَىٰ
öteki
لَمْ
namaz kılmayan
يُصَلُّوا۟
prayed
فَلْيُصَلُّوا۟
ve namaz kılsınlar
مَعَكَ
seninle beraber
وَلْيَأْخُذُوا۟
ve alsınlar
حِذْرَهُمْ
korunma(tedbir)lerini
وَأَسْلِحَتَهُمْ ۗ
ve silahlarını da
وَدَّ
istediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْ
keşke
تَغْفُلُونَ
siz gaflet etseniz de
عَنْ
silahlarınızdan
أَسْلِحَتِكُمْ
your arms
وَأَمْتِعَتِكُمْ
ve eşyanızdan
فَيَمِيلُونَ
birden yapsalar
عَلَيْكُم
üzerinize
مَّيْلَةًۭ
baskın
وَٰحِدَةًۭ ۚ
bir
وَلَا
bir günah yoktur
جُنَاحَ
blame
عَلَيْكُمْ
size
إِن
eğer
كَانَ
siz
بِكُمْ
with you
أَذًۭى
zahmet çekerseniz
مِّن
yağmurdan
مَّطَرٍ
rain
أَوْ
ya da
كُنتُم
olursanız
مَّرْضَىٰٓ
hasta
أَن
bırakmanızda
تَضَعُوٓا۟
you lay down
أَسْلِحَتَكُمْ ۖ
silahlarınızı
وَخُذُوا۟
ama alın
حِذْرَكُمْ ۗ
korunma tedbirinizi
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
أَعَدَّ
hazırlamıştır
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
عَذَابًۭا
bir azab
مُّهِينًۭا
alçaltıcı

Elmalılı Hamdi YazırSen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا كنت» يا محمد حاضرا «فيهم» وأنتم تخافون العدو «فأقمت لهم الصلاة» وهذا جري على عادة القرآن في الخطاب «فلتقم طائفة منهم معك» وتتأخر طائفة «وليأخذوا» أي الطائفة التي قامت معك «أٍسلحتهم» معهم «فإذا سجدوا» أي صلوا «فليكونوا» أي الطائفة الأخرى «من ورائكم» يحرسون إلى أن تقضوا الصلاة وتذهب هذه الطائفة تحرس «ولتأت طائفة أخرى لم يصلوا فليصلوا معك وليأخذوا حذرهم وأسلحتهم» معهم إلى أن تقضوا الصلاة وقد فعل النبي صلى الله عليه وسلم كذلك ببطن نخل رواه الشيخان «ودَّ الذين كفروا لو تغفلون» إذا قمتم إلى الصلاة «عن أسلحتكم وأمتعتكم فيميلون عليكم ميلة واحدة» بأن يحملوا عليكم فيأخذوكم وهذا علة الأمر بأخذ السلاح «ولا جُناح عليكم إن كان بكم أذى من مطر أو كنتم مرضى أن تضعوا أسلحتكم» فلا تحملوها وهذا يقيد إيجاب حملها عند عدم العذر وهو أحد قولين للشافعي والثاني أنه سنة ورجح «وخذوا حذركم» من العدو أي احترزوا منه ما استطعتم «إن الله أعد للكافرين عذابا مهينا» ذا إهانة.

4:103 📚 1
فَإِذَا قَضَيۡتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ قِيَٰمࣰ ا وَقُعُودࣰ ا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمۡۚ فَإِذَا ٱطۡمَأۡنَنتُمۡ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتۡ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ كِتَٰبࣰ ا مَّوۡقُوتࣰ ا
فَإِذَا
zaman
قَضَيْتُمُ
bitirdiğiniz
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
فَٱذْكُرُوا۟
anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
قِيَـٰمًۭا
ayakta
وَقُعُودًۭا
ve oturarak
وَعَلَىٰ
ve üzerinde (uzanarak)
جُنُوبِكُمْ ۚ
yanlarınız
فَإِذَا
zaman
ٱطْمَأْنَنتُمْ
güvene kavuştuğunuz
فَأَقِيمُوا۟
(tam) kılın
ٱلصَّلَوٰةَ ۚ
namazı
إِنَّ
şüphesiz
ٱلصَّلَوٰةَ
namaz
كَانَتْ
üzerine
عَلَى
on
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler
كِتَـٰبًۭا
farz kılınmıştır
مَّوْقُوتًۭا
vakitli olarak

Elmalılı Hamdi YazırO korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا قضيتم الصلاة» فرغتم منها «فاذكروا الله» بالتهليل والتسبيح «قياما وقعودا وعلى جنوبكم» مضطجعين أي في كل حال «فإذا اطمأننتم» أمنتم «فأقيموا الصلاة» أدُّوها بحقوقها «إن الصلاة كانت على المؤمنين كتابا» مكتوبا مفروضا «موْقوتا» أي مقدرا وقتها فلا تؤخر عنه، ونزل لما بعث اصلى الله عليه وسلم طائفة في طلب أبي سفيان وأصحابه لما رجعوا من أحد فشكوا الجراحات.

4:104 📚 2
وَلَا تَهِنُواْ فِي ٱبۡتِغَآءِ ٱلۡقَوۡمِۖ إِن تَكُونُواْ تَأۡلَمُونَ فَإِنَّهُمۡ يَأۡلَمُونَ كَمَا تَأۡلَمُونَۖ وَتَرۡجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرۡجُونَۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
وَلَا
gevşeklik göstermeyin
تَهِنُوا۟
be weak
فِى
takibetmekte
ٱبْتِغَآءِ
pursuit
ٱلْقَوْمِ ۖ
o topluluğu
إِن
eğer
تَكُونُوا۟
siz
تَأْلَمُونَ
acı çekiyorsanuz
فَإِنَّهُمْ
onlar da
يَأْلَمُونَ
acı çekmektedirler
كَمَا
gibi
تَأْلَمُونَ ۖ
sizin acı çektiğiniz
وَتَرْجُونَ
ve siz ummaktasınız
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyleri
لَا
onların ummayacakları
يَرْجُونَ ۗ
they hope
وَكَانَ
Alah
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًا
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırDüşman topluluğunu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تهنوا» تضعفوا «في ابتغاء» طلب «القوم» الكفار لتقاتلوهم «إن تكونوا تألمون» تجدون ألم الجراح «فإنهم يألمون كما تألمون» أي مثلكم ولا يجبنون على قتالكم «وترجون» أنتم «من الله» من النصر والثواب عليه «مالا يرجون» هم فأنتم تزيدون عليهم بذلك فينبغي أن تكونوا أرغب منهم فيه «وكان الله عليما» بكل شيء «حكيما» في صنعه.

4:105
إِنَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ لِتَحۡكُمَ بَيۡنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُۚ وَلَا تَكُن لِّلۡخَآئِنِينَ خَصِيمࣰ ا
إِنَّآ
muhakkak biz
أَنزَلْنَآ
indirdik ki
إِلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ
gerçek ile
لِتَحْكُمَ
hüküm veresin diye
بَيْنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
بِمَآ
biçimde
أَرَىٰكَ
sana gösterdiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
وَلَا
olma
تَكُن
be
لِّلْخَآئِنِينَ
hainlerin
خَصِيمًۭا
savunucusu

Elmalılı Hamdi YazırBiz sana Kitab (Kur'ân)ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
وسرق طعمة بن ابيرق درعا وخبأها عند يهودي فوجدت عنده فرماه طعمة بها وحلف أنه ما سرقها فسأل قومه النبي صلى الله عليه وسلم أن يجادل عنه ويبرئه فنزل «إنا أنزلنا إليك الكتاب» القرآن «بالحق» متعلق بأنزل «لتحكم بين الناس بما أراك» أعلمك «الله» فيه «ولا تكن للخائنين» كطعمة «خصيما» مخاصما عنهم.

4:106
وَٱسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
وَٱسْتَغْفِرِ
ve mağfiret dile
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
bağışlayandır
غَفُورًۭا
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırAllah'tan bağışlanmanı dile. Şüphesiz, Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واستغفر الله» مما هممت به «إن الله كان غفورا رحيما».

4:107 📚 3
وَلَا تُجَٰدِلۡ عَنِ ٱلَّذِينَ يَخۡتَانُونَ أَنفُسَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمࣰ ا
وَلَا
savunma
تُجَـٰدِلْ
argue
عَنِ
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
يَخْتَانُونَ
hainlik eden(leri)
أَنفُسَهُمْ ۚ
kendilerine
إِنَّ
zira
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
مَن
kimseyi
كَانَ
hainlik yapan
خَوَّانًا
treacherous
أَثِيمًۭا
günah işleyen

Elmalılı Hamdi YazırKendilerine hainlik edenleri savunma. Muhakkak Allah hain günahkârları sevmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تجادل عن الذين يختانون أنفسهم» يخونونها بالمعاصي لأن وبال خيانتهم عليهم «إن الله لا يحب من كان خوانا» كثير الخيانة «أثيما» أي يعاقبه.

4:108 📚 2
يَسۡتَخۡفُونَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَلَا يَسۡتَخۡفُونَ مِنَ ٱللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمۡ إِذۡ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرۡضَىٰ مِنَ ٱلۡقَوۡلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطًا
يَسْتَخْفُونَ
gizleniyorlar
مِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
وَلَا
gizlenmiyorlar
يَسْتَخْفُونَ
(can) they hide
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
وَهُوَ
oysa O
مَعَهُمْ
onlarla beraberdir
إِذْ
zaman
يُبَيِّتُونَ
geceleyin söyledikleri
مَا
şeyleri
لَا
(O'nun) istemediği
يَرْضَىٰ
(does) he approve
مِنَ
sözü
ٱلْقَوْلِ ۚ
the word
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
بِمَا
herşeyi
يَعْمَلُونَ
onların yaptıkları
مُحِيطًا
kuşatmıştır

Elmalılı Hamdi YazırBunlar, insanlardan (hainliklerini) gizlerler de, Allah'tan gizlemezler. Oysa O, geceleyin istemediği şeyi kurarlarken onların yanı başlarındadır. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يستخفون» أي طعمة وقومه حياءً «من الناس ولا يستخفون من الله وهو معهم» بعلمه «إذ يبيِّتون» يضمرون «ما لا يرضى من القول» من عزمهم على الحلف على نفي السرقة ورمي اليهودي بها «وكان الله بما يعملون محيطا» علما.

4:109
هَٰٓأَنتُمۡ هَٰٓؤُلَآءِ جَٰدَلۡتُمۡ عَنۡهُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا فَمَن يُجَٰدِلُ ٱللَّهَ عَنۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَم مَّن يَكُونُ عَلَيۡهِمۡ وَكِيلࣰ ا
هَـٰٓأَنتُمْ
haydi siz
هَـٰٓؤُلَآءِ
savundunuz
جَـٰدَلْتُمْ
savundunuz
عَنْهُمْ
onları
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
فَمَن
ya kim
يُجَـٰدِلُ
savunacak
ٱللَّهَ
Allah'a karşı
عَنْهُمْ
onları
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
أَم
ya da
مَّن
kim
يَكُونُ
olacak
عَلَيْهِمْ
onlara
وَكِيلًۭا
vekil

Elmalılı Hamdi YazırHaydi siz dünya hayatında onları savunuverdiniz (diyelim). Peki kıyamet gününde Allah'ın huzurunda onları kim savunacaktır? Yahut onlara kim vekil olacaktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ها أنتم» يا «هؤلاء» خطاب لقوم طعمة «جادلتم» خاصمتم «عنهم» أي عن طعمة وذويه وقرئ عنه «في الحياة الدنيا فمن يجادل الله عنهم يوم القيامة» إذ عذبهم «أم من يكون عليهم وكيلا» يتولى أمرهم ويذبُّ عنهم أي لا أحد يفعل ذلك.

4:110 📚 12
وَمَن يَعۡمَلۡ سُوٓءًا أَوۡ يَظۡلِمۡ نَفۡسَهُۥ ثُمَّ يَسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
وَمَن
ve kim
يَعْمَلْ
yaparsa
سُوٓءًا
bir kötülük
أَوْ
yahut
يَظْلِمْ
zulmederse
نَفْسَهُۥ
nefsine
ثُمَّ
sonra
يَسْتَغْفِرِ
mağfiret dilerse
ٱللَّهَ
Allah'tan
يَجِدِ
bulur
ٱللَّهَ
Allah'ı
غَفُورًۭا
bağışlayıcı
رَّحِيمًۭا
ve esirgeyici

Elmalılı Hamdi YazırKim bir kötülük işler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يعمل سوءا» ذنبا يسوء به غيره كرمي طعمة اليهودي «أو يظلم نفسه» يعمل ذنبا قاصرا عليه «ثم يستغفر الله» منه أي يتب «يجد الله غفورا» له «رحيما» به.

4:111 📚 1
وَمَن يَكۡسِبۡ إِثۡمࣰ ا فَإِنَّمَا يَكۡسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا
وَمَن
ve kim
يَكْسِبْ
işlerse
إِثْمًۭا
bir günah
فَإِنَّمَا
muhakkak
يَكْسِبُهُۥ
onu kazanır
عَلَىٰ
aleyhine
نَفْسِهِۦ ۚ
kendi
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırKim bir kötülük işlerse, kendi nefsine kötülük etmiş olur. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يكسب إثما» ذنبا «فإنما يكسبه على نفسه» لأن وباله عليها ولا يضر غيره «وكان الله عليما حكيما» في صنعه.

4:112
وَمَن يَكۡسِبۡ خَطِيٓـَٔةً أَوۡ إِثۡمࣰ ا ثُمَّ يَرۡمِ بِهِۦ بَرِيٓـࣰٔ ا فَقَدِ ٱحۡتَمَلَ بُهۡتَٰنࣰ ا وَإِثۡمࣰ ا مُّبِينࣰ ا
وَمَن
ve kim
يَكْسِبْ
işlerse
خَطِيٓـَٔةً
bir hata
أَوْ
ya da
إِثْمًۭا
günah
ثُمَّ
sonra
يَرْمِ
üstüne atarsa
بِهِۦ
onu
بَرِيٓـًۭٔا
bir suçsuzun
فَقَدِ
muhakkak ki
ٱحْتَمَلَ
yüklenmiş olur
بُهْتَـٰنًۭا
büyük bir iftira
وَإِثْمًۭا
ve bir günah
مُّبِينًۭا
açık

Elmalılı Hamdi YazırKim bir hata veya bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يكسب خطيئة» ذنبا صغيرا «أو إثما» ذنبا كبيرا «ثم يرم به بريئا» منه «فقد احتمل» تحمل «بهتانا» برميه «وإثما مبينا» بينا بكسبه.

4:113 📚 10
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكَ وَرَحۡمَتُهُۥ لَهَمَّت طَّآئِفَةࣱ مِّنۡهُمۡ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡۖ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَيۡءࣲۚ وَأَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمۡ تَكُن تَعۡلَمُۚ وَكَانَ فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكَ عَظِيمࣰ ا
وَلَوْلَا
ve olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكَ
sana;
وَرَحْمَتُهُۥ
ve acıması
لَهَمَّت
yeltenmişti
طَّآئِفَةٌۭ
bir grup
مِّنْهُمْ
onlardan
أَن
seni saptırmağa
يُضِلُّوكَ
mislead you
وَمَا
onlar saptıramazlar
يُضِلُّونَ
they mislead
إِلَّآ
başkasını
أَنفُسَهُمْ ۖ
kendilerinden
وَمَا
sana zarar veremezler
يَضُرُّونَكَ
they will harm you
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ
şey
وَأَنزَلَ
ve indirdi
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَعَلَّمَكَ
ve sana öğretti
مَا
şeyleri
لَمْ
olmadığın
تَكُن
you did
تَعْلَمُ ۚ
biliyor
وَكَانَ
ve
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكَ
sana
عَظِيمًۭا
büyüktür

Elmalılı Hamdi YazırEğer Allah'ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab (Kur'an)ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu büyüktür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولولا فضل الله عليك» يا محمد «ورحمته» بالعصمة «لهمَّت» أضمرت «طائفة منهم» من قوم طعمة «أن يضلوك» عن القضاء بالحق بتلبيسهم عليك «وما يضلون إلا أنفسهم وما يضرونك من» زائدة «شيء» لأن وبال إضلالهم عليهم «وأنزل الله عليك الكتاب» القرآن «والحكمة» ما فيه من الأحكام «وعلَّمك ما لم تكن تعلم» من الأحكام والغيب «وكان فضل الله عليك» بذلك وغيره «عظيما».

4:114 📚 6
۞لَّا خَيۡرَ فِي كَثِيرࣲ مِّن نَّجۡوَىٰهُمۡ إِلَّا مَنۡ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوۡ مَعۡرُوفٍ أَوۡ إِصۡلَٰحِۭ بَيۡنَ ٱلنَّاسِۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ فَسَوۡفَ نُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا
۞ لَّا
yoktur
خَيْرَ
hayır
فِى
çoğunda
كَثِيرٍۢ
much
مِّن
gizli konuşmalarının
نَّجْوَىٰهُمْ
their secret talk
إِلَّا
yalnız hariç
مَنْ
kimse
أَمَرَ
emreden
بِصَدَقَةٍ
sadakayı
أَوْ
yahut
مَعْرُوفٍ
iyiliği
أَوْ
ya da
إِصْلَـٰحٍۭ
düzeltmeyi
بَيْنَ
arasını
ٱلنَّاسِ ۚ
insanların
وَمَن
ve kim
يَفْعَلْ
yaparsa
ذَٰلِكَ
bunu
ٱبْتِغَآءَ
amacıyle
مَرْضَاتِ
rızasını kazanmak
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَسَوْفَ
yakında
نُؤْتِيهِ
ona vereceğiz
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırBir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا خير في كثير من نجواهم» أي الناس أي يتناجون فيه ويتحدثون «إلا» نجوى «من أمر بصدقة أو معروف» عمل بر «أو إصلاح بين الناس ومن يفعل ذلك» المذكور «ابتغاء» طلب «مرضات الله» لا غيره من أمور الدنيا «فسوف نؤتيه» بالنون والياء أي الله «أجرا عظيما».

4:115 📚 5
وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلۡهُدَىٰ وَيَتَّبِعۡ غَيۡرَ سَبِيلِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصۡلِهِۦ جَهَنَّمَۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا
وَمَن
kim de
يُشَاقِقِ
karşı gelir
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
belli olduktan
تَبَيَّنَ
(has) become clear
لَهُ
kendisine
ٱلْهُدَىٰ
doğru yol
وَيَتَّبِعْ
ve uyarsa
غَيْرَ
başkasına
سَبِيلِ
yolundan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlerin
نُوَلِّهِۦ
onu yöneltiriz
مَا
döndüğü (yola)
تَوَلَّىٰ
he (has) turned
وَنُصْلِهِۦ
ve sokarız
جَهَنَّمَ ۖ
cehenneme
وَسَآءَتْ
ne kötü
مَصِيرًا
bir gidiş yeridir

Elmalılı Hamdi YazırKim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يُشاقق» يخالف «الرسول» فيما جاء به من الحق «من بعد ما تبين له الهدى» ظهر له الحق بالمعجزات «ويتَّبع» طريقا «غير سبيل المؤمنين» أي طريقهم الذي هم عليه من الدين بأن يكفر «نولِّه ما تولَّى» نجعله واليا لما تولاه من الضلال بأن نخلي بينه وبينه في الدنيا «ونصله» ندخله في الآخرة «جهنم» فيحترق فيها «وساءت مصيرا» مرجعا هي.

4:116 📚 29
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغۡفِرُ أَن يُشۡرَكَ بِهِۦ وَيَغۡفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَقَدۡ ضَلَّ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا
إِنَّ
şüpheiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
bağışlamaz
يَغْفِرُ
forgive
أَن
ortak koşulmasını
يُشْرَكَ
partners be associated
بِهِۦ
kendisine
وَيَغْفِرُ
ve bağışlar
مَا
herşeyi
دُونَ
başka
ذَٰلِكَ
bundan
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَمَن
ve kim
يُشْرِكْ
ortak koşarsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَقَدْ
muhakkak
ضَلَّ
sapıklığa düşmüştür
ضَلَـٰلًۢا
bir sapkınlıkla
بَعِيدًا
uzak

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Allah'a ortak koşan, muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله لا يغفر أن يُشرك به ويغفر مادون ذلك لمن يشاء ومن يشرك بالله فقد ضل ضلالا بعيدا» عن الحق.

4:117
إِن يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ إِنَٰثࣰ ا وَإِن يَدۡعُونَ إِلَّا شَيۡطَٰنࣰ ا مَّرِيدࣰ ا
إِن
eğer
يَدْعُونَ
çağırıyorlar
مِن
O'nu bırakıp da
دُونِهِۦٓ
besides Him
إِلَّآ
yalnızca
إِنَـٰثًۭا
birtakım dişilere
وَإِن
ve çağırıyorlar
يَدْعُونَ
they invoke
إِلَّا
yalnızca
شَيْطَـٰنًۭا
şeytana
مَّرِيدًۭا
asi

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah'ı bırakırlar da, yalnız dişilere taparlar. Böylece ancak inatçı şeytana tapmış olurlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن» ما «يدعون» يعبد المشركون «من دونه» أي الله، أي غيره «إلا إناثا» أصناما مؤنثة كاللات والعزى ومناة «وإن» ما «يدعون» يعبدون بعبادتها «إلا شيطانا مريدا» خارجا عن الطاعة لطاعتهم له فيها وهو إبليس.

4:118 📚 1
لَّعَنَهُ ٱللَّهُۘ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنۡ عِبَادِكَ نَصِيبࣰ ا مَّفۡرُوضࣰ ا
لَّعَنَهُ
ona la'net etti
ٱللَّهُ ۘ
Allah
وَقَالَ
ve (o da) dedi
لَأَتَّخِذَنَّ
elbette alacağım
مِنْ
senin kullarından
عِبَادِكَ
your slaves
نَصِيبًۭا
bir pay
مَّفْرُوضًۭا
belirli

Elmalılı Hamdi YazırAllah o şeytana lanet etti. Ve o da: "Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını değiştirecekler" dedi. Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لعنه الله» أبعده عن رحمته «وقال» أي الشيطان «لأتخذنَّ» لأجعلن لي «من عبادك نصيبا» حظّا «مفروضا» مقطوعا أدعوهم إلى طاعتي.

4:119
وَلَأُضِلَّنَّهُمۡ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمۡ وَلَأٓمُرَنَّهُمۡ فَلَيُبَتِّكُنَّ ءَاذَانَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ وَلَأٓمُرَنَّهُمۡ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلۡقَ ٱللَّهِۚ وَمَن يَتَّخِذِ ٱلشَّيۡطَٰنَ وَلِيࣰّ ا مِّن دُونِ ٱللَّهِ فَقَدۡ خَسِرَ خُسۡرَانࣰ ا مُّبِينࣰ ا
وَلَأُضِلَّنَّهُمْ
ve onları mutlaka saptıracağım
وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ
ve mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım
وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ
ve onlara emredeceğim
فَلَيُبَتِّكُنَّ
yaracaklar
ءَاذَانَ
kulaklarını
ٱلْأَنْعَـٰمِ
hayvanların
وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ
ve onlara emredeceğim
فَلَيُغَيِّرُنَّ
değiştirecekler
خَلْقَ
yaratışını
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَمَن
ve kim
يَتَّخِذِ
tutarsa
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytanı
وَلِيًّۭا
dost
مِّن
yerine
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَقَدْ
muhakkak ki
خَسِرَ
ziyana uğramıştır
خُسْرَانًۭا
bir ziyanla
مُّبِينًۭا
açık

Elmalılı Hamdi YazırAllah o şeytana lanet etti. Ve o da: "Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını değiştirecekler" dedi. Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولأضلنهم» عن الحق بالوسوسة «ولأمنينهم» ألقي في قلوبهم طول الحياة وأن لا بعث ولا حساب «ولآمرنهم فليبتِّكُنَّ» يقطعن «آذان الأنعام» وقد فعل ذلك بالبحائر «ولآمرنهم فليغيرن خلق الله» دينه بالكفر وإحلال ما حرم الله وتحريم ما أحل «ومن يتخذ الشيطان وليا» يتولاه يطيعه «من دون الله» أي غيره «فقد خسر خسرانا مبينا» بينا لمصيره إلى النار المؤبدة عليه.

4:120
يَعِدُهُمۡ وَيُمَنِّيهِمۡۖ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا
يَعِدُهُمْ
(Şeytan) onlara söz verir
وَيُمَنِّيهِمْ ۖ
ve umut verir
وَمَا
ve değildir
يَعِدُهُمُ
sözü
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytanın
إِلَّا
başka bir şey
غُرُورًا
aldatmadan

Elmalılı Hamdi YazırŞeytan onlara vaad eder ve onları boş umutlarla oyalar. Oysa şeytanın onlara vaadi, aldatmadan başka bir şey değildir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يعدهم» طول العمر «ويمنيهم» نيل الآمال في الدنيا وألا بعث ولا جزاء «وما يعدهم الشيطان» بذلك «إلا غرورا» باطلا.

4:121
أُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنۡهَا مَحِيصࣰ ا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onların
مَأْوَىٰهُمْ
varacağı yer
جَهَنَّمُ
cehennemdir
وَلَا
asla bulamazlar
يَجِدُونَ
they will find
عَنْهَا
ondan
مَحِيصًۭا
kaçmak (imkanı)

Elmalılı Hamdi YazırBunların varacakları yer cehennemdir. Ondan kurtulmak için çare bulamazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك مأواهم جهنم ولا يجدون عنها محيصا» معدلا.

4:122
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدۡخِلُهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣰّ اۚ وَمَنۡ أَصۡدَقُ مِنَ ٱللَّهِ قِيلࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
سَنُدْخِلُهُمْ
sokacağız
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
kalacaklardır
فِيهَآ
orada
أَبَدًۭا ۖ
ebedi
وَعْدَ
bu va'didir
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقًّۭا ۚ
gerçek
وَمَنْ
kim olabilir?
أَصْدَقُ
daha doğru
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
قِيلًۭا
sözlü

Elmalılı Hamdi Yazırİman edip iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız, orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu, Allah'ın gerçek vaadidir. Allah'dan daha doğru sözlü kim olabilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين آمنوا وعملوا الصالحات سندخلهم جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها أبدا وعد الله حقا» أي وعدهم الله ذلك وحقه حقا «ومن» أي لا أحد «أصدق من الله قيلا» أي قولا.

4:123
لَّيۡسَ بِأَمَانِيِّكُمۡ وَلَآ أَمَانِيِّ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِۗ مَن يَعۡمَلۡ سُوٓءࣰ ا يُجۡزَ بِهِۦ وَلَا يَجِدۡ لَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا
لَّيْسَ
(İş) olmaz
بِأَمَانِيِّكُمْ
sizin kuruntularınızla
وَلَآ
ve olmaz
أَمَانِىِّ
kuruntularıyla
أَهْلِ
ehlinin
ٱلْكِتَـٰبِ ۗ
Kitap
مَن
kimse
يَعْمَلْ
yapan
سُوٓءًۭا
kötülük
يُجْزَ
cezalandırılır
بِهِۦ
onunla
وَلَا
ve bulamaz
يَجِدْ
he will find
لَهُۥ
kendisine
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
وَلِيًّۭا
(ne) bir dost
وَلَا
ne de
نَصِيرًۭا
bir yardımcı

Elmalılı Hamdi Yazır(İş), ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kötülük yapan, o yüzden cezalandırılır. O, kendisine Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما افتخر المسلمون وأهل الكتاب «ليس» الأمر منوطا «بأمانيكم ولا أماني أهل الكتاب» بل بالعمل الصالح «من يعمل سوءًا يُجز به» إما في الآخرة أو في الدنيا بالبلاء والمحن كما ورد في الحديث «ولا يجد له من دون الله» أي غيره «وليا» يحفظه «ولا نصيرا» يمنعه منه.

4:124
وَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ وَلَا يُظۡلَمُونَ نَقِيرࣰ ا
وَمَن
ve her kim
يَعْمَلْ
yaparsa
مِنَ
güzel işler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
[the] righteous deeds
مِن
erkekten
ذَكَرٍ
(the) male
أَوْ
veya
أُنثَىٰ
kadından
وَهُوَ
ve onlar
مُؤْمِنٌۭ
inanarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte öyle kimseler
يَدْخُلُونَ
girerler
ٱلْجَنَّةَ
cennete
وَلَا
ve haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ
they will be wronged
نَقِيرًۭا
zerre kadar

Elmalılı Hamdi YazırErkek veya kadın, kim mümin olur da güzel amellerden işlerse, işte onlar cennete girerler. Zerre kadar da haksızlığa uğratılmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يعمل» شيئا «من الصالحات من ذكر أو أنثى وهو مؤمن فأولئك يدخلون» بالبناء للمفعول والفاعل «الجنة ولا يظلمون نقيرا» قدر نقرة النواة.

4:125 📚 2
وَمَنۡ أَحۡسَنُ دِينࣰ ا مِّمَّنۡ أَسۡلَمَ وَجۡهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحۡسِنࣱ وَٱتَّبَعَ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِيمَ حَنِيفࣰ اۗ وَٱتَّخَذَ ٱللَّهُ إِبۡرَٰهِيمَ خَلِيلࣰ ا
وَمَنْ
ve kim
أَحْسَنُ
daha güzeldir?
دِينًۭا
din yönünden
مِّمَّنْ
kimseden
أَسْلَمَ
teslim eden
وَجْهَهُۥ
yüzünü
لِلَّهِ
Allah'a
وَهُوَ
o
مُحْسِنٌۭ
iyilik edici olarak
وَٱتَّبَعَ
ve tabi olan
مِلَّةَ
dinine
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
حَنِيفًۭا ۗ
dosdoğru
وَٱتَّخَذَ
edinmişti
ٱللَّهُ
Allah
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'i
خَلِيلًۭا
dost

Elmalılı Hamdi Yazırİyilik yaparak kendisini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن» أي لا أحد «أحسن دينا ممن أسلم وجهه» أي انقاد وأخلص عمله «لله وهو محسن» موحد «واتبع ملة إبراهيم» الموافقة لملة الإسلام «حنيفا» حال أي مائلا عن الأديان كلها إلى الدين القيم «واتخذ الله إبراهيم خليلا» صفيا خالص المحبة له.

4:126 📚 1
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءࣲ مُّحِيطࣰ ا
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
hepsi
فِى
olanların
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
hepsi
فِى
olanların
ٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerde
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
مُّحِيطًۭا
kuşatmıştır

Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولله ما في السماوات وما في الأرض» ملكا وخلقا وعبيدا «وكان الله بكل شيء محيطا» علما وقدرة أي لم يزل متصفا بذلك.

4:127 📚 2
وَيَسۡتَفۡتُونَكَ فِي ٱلنِّسَآءِۖ قُلِ ٱللَّهُ يُفۡتِيكُمۡ فِيهِنَّ وَمَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ فِي يَتَٰمَى ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِي لَا تُؤۡتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرۡغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلۡوِلۡدَٰنِ وَأَن تَقُومُواْ لِلۡيَتَٰمَىٰ بِٱلۡقِسۡطِۚ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِهِۦ عَلِيمࣰ ا
وَيَسْتَفْتُونَكَ
senden fetva istiyorlar
فِى
hakkında
ٱلنِّسَآءِ ۖ
kadınlar
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
يُفْتِيكُمْ
size hükmünü açıklıyor
فِيهِنَّ
onlar hakkında
وَمَا
vardır
يُتْلَىٰ
okunan(ayet)ler
عَلَيْكُمْ
size
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
فِى
hakkında
يَتَـٰمَى
öksüz
ٱلنِّسَآءِ
kadınlar
ٱلَّـٰتِى
onlar ki
لَا
onlara vermiyorsunuz
تُؤْتُونَهُنَّ
(do) you give them
مَا
olanı
كُتِبَ
yazılmış
لَهُنَّ
kendilerine
وَتَرْغَبُونَ
ve istiyorsunuz
أَن
kendileriyle evlenmek
تَنكِحُوهُنَّ
marry them
وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ
ve zavallı
مِنَ
hakkında
ٱلْوِلْدَٰنِ
çocuklar
وَأَن
ve hakkında
تَقُومُوا۟
yerine getirmeniz
لِلْيَتَـٰمَىٰ
öksüzlere karşı
بِٱلْقِسْطِ ۚ
adaleti
وَمَا
yapacağınız
تَفْعَلُوا۟
you do
مِنْ
her
خَيْرٍۢ
hayrı
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
onu
بِهِۦ
about it
عَلِيمًۭا
bilir

Elmalılı Hamdi YazırKadınlar hakkında senden fetva isterler. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikahlanmayı istemediğiniz öksüz kızlar ve zavallı çocuklara ve bir de yetimlere adaletle davranmanız hakkında Kitap'ta size okunan âyetler vardır. Sizin her yaptığınız iyiliği, muhakkak Allah bilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويستفتونك» يطلبون منك الفتوي «في» شأن «النساء» وميراثهن «قل» لهم «الله يفتيكم فيهن وما يتلى عليكم في الكتاب» القرآن من آية الميراث ويفتيكم أيضا «في يتامى النساء اللاتي لا تؤتونهن ما كتب» فرض «لهن» من الميراث «وترغبون» أيها الأولياء عن «أن تنكحوهن» لدمامتهن وتعضلوهن أن يتزوجن طمعا في ميراثهن أي يفتيكم أن لا تفعلوا ذلك «و» في «المستضعفين» الصغار «ومن الولدان» أن تعطوهم حقوقهم «و» يأمركم «أن تقوموا لليتامى بالقسط» بالعدل في الميراث والمهر «وما تفعلوا من خير فإن الله كان به عليما» فيجازيكم به.

4:128 📚 3
وَإِنِ ٱمۡرَأَةٌ خَافَتۡ مِنۢ بَعۡلِهَا نُشُوزًا أَوۡ إِعۡرَاضࣰ ا فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَآ أَن يُصۡلِحَا بَيۡنَهُمَا صُلۡحࣰ اۚ وَٱلصُّلۡحُ خَيۡرࣱۗ وَأُحۡضِرَتِ ٱلۡأَنفُسُ ٱلشُّحَّۚ وَإِن تُحۡسِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰ ا
وَإِنِ
ve eğer
ٱمْرَأَةٌ
bir kadın
خَافَتْ
korkarsa
مِنۢ
kocasının
بَعْلِهَا
her husband
نُشُوزًا
huysuzluğundan
أَوْ
yahut
إِعْرَاضًۭا
yüz çevirmesinden
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
günah
عَلَيْهِمَآ
ikisine de
أَن
düzeltmelerinde
يُصْلِحَا
they make terms of peace
بَيْنَهُمَا
aralarını
صُلْحًۭا ۚ
anlaşma ile
وَٱلصُّلْحُ
ve barış
خَيْرٌۭ ۗ
daima iyidir
وَأُحْضِرَتِ
ve hazırdır
ٱلْأَنفُسُ
nefisler
ٱلشُّحَّ ۚ
cimriliğe
وَإِن
eğer
تُحْسِنُوا۟
güzel geçinir
وَتَتَّقُوا۟
ve sakınırsanız
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
şeyleri
بِمَا
of what
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرًۭا
haber alır

Elmalılı Hamdi YazırEğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden, yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında, onlara bir günah yoktur. Sulh hep hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçinir ve geçimsizlikten sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن امرأة» مرفوع بفعل يفسره «خافت» توقعت «من بعلها» زوجها «نشوزا» ترفعا عليها بترك مضاجتعها والتقصير في نفقتها لبغضها وطموح عينه إلى أجمل منها «أو إعراضا» عنها بوجهه «فلا جُناح عليهما أن يَصَّالَحَا» فيه إدغام التاء في الأصل في الصاد وفي قراءة يصلحا من أصلح «بينهما صلحا» في القسم والنفقة بأن تترك له شيئا طلبا لبقاء الصحبة فإن رضيت بذلك والإ فعلى الزوج أن يوفيها حقها أو يفارقها «والصلح خير» من الفرقة والنشوز والإعراض قال تعالى في بيان ما جبل عليه الإنسان «وأحضرت الأنفس الشح» شدة البخل أي جبلت عليه فكأنها حاضرته لا تغيب عنه، المعنى أن المرأة لا تكاد تسمح بنصيبها من زوجها والرجل لا يكاد يسمح عليها بنفسه إذا أحب غيرها «وإن تحسنوا» عشرة النساء «وتتقوا» الجور عليهن «فإن الله كان بما تعملون خبيرا» فيجازيكم به.

4:129 📚 9
وَلَن تَسۡتَطِيعُوٓاْ أَن تَعۡدِلُواْ بَيۡنَ ٱلنِّسَآءِ وَلَوۡ حَرَصۡتُمۡۖ فَلَا تَمِيلُواْ كُلَّ ٱلۡمَيۡلِ فَتَذَرُوهَا كَٱلۡمُعَلَّقَةِۚ وَإِن تُصۡلِحُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
وَلَن
ve yapamazsınız
تَسْتَطِيعُوٓا۟
will you be able
أَن
(tam) adalet
تَعْدِلُوا۟
deal justly
بَيْنَ
arasında
ٱلنِّسَآءِ
kadınlar
وَلَوْ
ne kadar
حَرَصْتُمْ ۖ
isteseniz de
فَلَا
öyle ise meylemeyin
تَمِيلُوا۟
incline
كُلَّ
(birine) tamamen
ٱلْمَيْلِ
yönelişle
فَتَذَرُوهَا
ötekini bırakmayın
كَٱلْمُعَلَّقَةِ ۚ
askıda (kocasızmış) gibi
وَإِن
eğer
تُصْلِحُوا۟
arayı düzeltir
وَتَتَّقُوا۟
sakınırsanız
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
bağışlayandır
غَفُورًۭا
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırKadınlarınız arasında her yönden adaletli davranmaya ne kadar uğraşsanız buna güç yetiremezsiniz. Bari birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve haksızlıktan korunursanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولن تستطيعوا أن تعدلوا» تسووا «بين النساء» في المحبة «ولو حرصتم» على ذلك «فلا تميلوا كل الميل» إلى التي تحبونها في القسم والنفقة «فتذروها» أي تتركوا الممال عنها «كالمعلَّقة» التي لا هي أيم ولا هي ذات بعل «وإن تصلحوا» بالعدل بالقسم «وتتقوا» الجور «فإن الله كان غفورا» لما في قلبكم من الميل «رحيما» بكم في ذلك.

4:130
وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغۡنِ ٱللَّهُ كُلࣰّ ا مِّن سَعَتِهِۦۚ وَكَانَ ٱللَّهُ وَٰسِعًا حَكِيمࣰ ا
وَإِن
eğer
يَتَفَرَّقَا
(eşler) ayrılırlarsa
يُغْنِ
zengin eder
ٱللَّهُ
Allah
كُلًّۭا
onların her birini
مِّن
bol ni'metiyle
سَعَتِهِۦ ۚ
His abundance
وَكَانَ
Allah(ın)
ٱللَّهُ
Allah
وَٰسِعًا
(ni'meti) geniştir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırEğer karıkoca birbirlerinden ayrılacak olurlarsa, Allah, onların her birini geniş lutfuyla muhtaç bırakmaz. Allah'ın lutfu geniştir, hikmeti büyüktür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن يتفرقا» أي الزوجان بالطلاق «يُغن الله كلا» عن صاحبه «من سعته» أي فضله بأن يرزقها زوجا غيره ويرزقه غيرها «وكان الله واسعا» لخلقه في الفضل «حكيما» فيما دبره لهم.

4:131 📚 7
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَلَقَدۡ وَصَّيۡنَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَإِيَّاكُمۡ أَنِ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدࣰ ا
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَلَقَدْ
muhakkak
وَصَّيْنَا
tavsiye ettik
ٱلَّذِينَ
kimselere
أُوتُوا۟
verilen(lere)
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
مِن
sizden önce
قَبْلِكُمْ
before you
وَإِيَّاكُمْ
ve size de
أَنِ
diye
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
وَإِن
eğer
تَكْفُرُوا۟
inkar ederseniz
فَإِنَّ
şüphesiz
لِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
غَنِيًّا
zengindir
حَمِيدًۭا
övgüye layıktır

Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size Allah'tan korkmanızı emrettik. Eğer inkâr ederseniz, biliniz ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, hamd vesenâ O'na yakışır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولله ما في السماوات وما في الأرض ولقد وصينا الذين أوتوا الكتاب» بمعني الكتب «من قبلكم» أي اليهود والنصارى «وإياكم» يا أهل القرآن «أن» أي بأن «اتقوا الله» خافوا عقابه بأن تطيعوه «و» قلنا لهم ولكم «إن تكفروا» بما وُصيتم به «فإن لله ما في السماوات وما في الأرض» خلقا وملكا وعبيدا فلا يضره كفركم «وكان الله غنيا» عن خلقه وعبادتهم «حميدا» محمودا في صنعه بهم.

4:132 📚 1
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
وَكِيلًا
vekil olarak

Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولله ما في السماوات وما في الأرض» كرره تأكيدا لتقرير موجب التقوى «وكفى بالله وكيلا» شهيدا بأن ما فيهما له.

4:133
إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ أَيُّهَا ٱلنَّاسُ وَيَأۡتِ بِـَٔاخَرِينَۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ قَدِيرࣰ ا
إِن
eğer
يَشَأْ
(Allah) dilerse
يُذْهِبْكُمْ
sizi götürür
أَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
وَيَأْتِ
ve getirir
بِـَٔاخَرِينَ ۚ
başkalarını
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
buna
ذَٰلِكَ
that
قَدِيرًۭا
hakkıyla kadirdir

Elmalılı Hamdi YazırEy insanlar! Eğer Allah dilerse sizi giderir de başkalarını getirir. Ve Allah, buna kadirdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن يشأ يذهبكم» يا «أيها الناس ويأت بآخرين» بدلكم «وكان الله على ذلك قديرا».

4:134 📚 1
مَّن كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ ٱلدُّنۡيَا فَعِندَ ٱللَّهِ ثَوَابُ ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعَۢا بَصِيرࣰ ا
مَّن
kim
كَانَ
isterse
يُرِيدُ
desires
ثَوَابَ
sevabını
ٱلدُّنْيَا
dünya
فَعِندَ
(bilsin ki) katındadır
ٱللَّهِ
Allah
ثَوَابُ
sevabı
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ve ahiret
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
سَمِيعًۢا
işitendir
بَصِيرًۭا
görendir

Elmalılı Hamdi YazırKim dünya nimetini isterse, bilsin ki dünya ve ahiret nimeti Allah katındadır. Allah her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi görendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من كان يريد» بعمله «ثواب الدنيا» «فعند الله ثواب الدنيا والاخرة» لمن أراده لا عند غيره فلم يطلب أحدكم الأخس وهلا طلب الأعلى بإخلاصه له حيث كان مطلبه لا يوجد إلا عنده «وكان الله سميعا بصيرا».

4:135 📚 1
۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُونُواْ قَوَّٰمِينَ بِٱلۡقِسۡطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوۡ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۡ أَوِ ٱلۡوَٰلِدَيۡنِ وَٱلۡأَقۡرَبِينَۚ إِن يَكُنۡ غَنِيًّا أَوۡ فَقِيرࣰ ا فَٱللَّهُ أَوۡلَىٰ بِهِمَاۖ فَلَا تَتَّبِعُواْ ٱلۡهَوَىٰٓ أَن تَعۡدِلُواْۚ وَإِن تَلۡوُۥٓاْ أَوۡ تُعۡرِضُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰ ا
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
كُونُوا۟
olun
قَوَّٰمِينَ
ayakta tutarak
بِٱلْقِسْطِ
adaleti
شُهَدَآءَ
şahidler
لِلَّهِ
Allah için
وَلَوْ
bile olsa
عَلَىٰٓ
aleyhinde
أَنفُسِكُمْ
kendinizin
أَوِ
veya
ٱلْوَٰلِدَيْنِ
ana babanızın
وَٱلْأَقْرَبِينَ ۚ
ve yakınlarınızın
إِن
eğer
يَكُنْ
olsalar
غَنِيًّا
zengin
أَوْ
veya
فَقِيرًۭا
fakir de
فَٱللَّهُ
çünkü Allah
أَوْلَىٰ
daha yakındır
بِهِمَا ۖ
ikisine de
فَلَا
öyle ise sapmayın
تَتَّبِعُوا۟
uyarak
ٱلْهَوَىٰٓ
keyfinize
أَن
adaletten
تَعْدِلُوا۟ ۚ
you deviate
وَإِن
ve eğer
تَلْوُۥٓا۟
eğip bükerseniz
أَوْ
ya da
تُعْرِضُوا۟
doğruyu söylemezseniz
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
olandır
بِمَا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do
خَبِيرًۭا
haberdar

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, anababanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا كونوا قوامين» قائمين «بالقسط» بالعدل «شهداء» بالحق «لله ولو» كانت الشهادة «على أنفسكم» فاشهدوا عليها بأن تقروا بالحق ولا تكتموه «أو» على «الوالدين والأقربين إن يكن» المشهود عليه «غنيّا أو فقيرا فالله أولى بهما» منكم وأعلم بمصالحهما «فلا تتَّبعوا الهوى» في شهادتكم بأن تحابوا الغني لرضاه أو الفقير رحمةّ له لـ «أن» لا «تعدلوا» تميلوا عن الحق «وإن تلووا» تحرفوا الشهادة وفي قراءة بحذف الواو الأولى تخفيفا «أو تعرضوا» عن أدائها «فإن الله كان بما تعملون خبيرا» فيجازيكم به.

4:136
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلَّذِي نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ مِن قَبۡلُۚ وَمَن يَكۡفُرۡ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ فَقَدۡ ضَلَّ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
ءَامِنُوا۟
inanın
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisine
وَٱلْكِتَـٰبِ
ve Kitaba
ٱلَّذِى
o ki
نَزَّلَ
indirdi
عَلَىٰ
Elçisine
رَسُولِهِۦ
His Messenger
وَٱلْكِتَـٰبِ
ve Kitaba (inanın)
ٱلَّذِىٓ
o ki
أَنزَلَ
indirdi
مِن
daha öncekilere
قَبْلُ ۚ
before
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِٱللَّهِ
Allah'ı
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ
ve meleklerini
وَكُتُبِهِۦ
ve Kitaplarını
وَرُسُلِهِۦ
ve elçilerini
وَٱلْيَوْمِ
ve gününü
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
فَقَدْ
muhakkak
ضَلَّ
sapıtmıştır
ضَلَـٰلًۢا
sapıklıkla
بَعِيدًا
uzak bir

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمَنوا آمِنوا» داوموا على الإيمان «بالله ورسوله والكتاب الذي نزَّل على رسوله» محمد صلى الله عليه وسلم وهو القرآن «والكتاب الذي أنزل من قبل» على الرسل بمعنى الكتب، وفي قراءة بالبناء للفاعل في الفعلين «ومن يكفر بالله وملائكته وكتبه ورسله واليوم الآخر فقد ضل ضلالا بعيدا» عن الحق.

4:137 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ٱزۡدَادُواْ كُفۡرࣰ ا لَّمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ وَلَا لِيَهۡدِيَهُمۡ سَبِيلَۢا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
o kimseler
ءَامَنُوا۟
inandılar
ثُمَّ
sonra
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
ثُمَّ
sonra
ءَامَنُوا۟
inandılar
ثُمَّ
yine
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
ثُمَّ
sonra
ٱزْدَادُوا۟
arttı
كُفْرًۭا
inkarları
لَّمْ
değildir
يَكُنِ
will
ٱللَّهُ
Allah
لِيَغْفِرَ
bağışlayacak
لَهُمْ
onları
وَلَا
iletmeyecektir
لِيَهْدِيَهُمْ
will guide them
سَبِيلًۢا
(doğru) yola

Elmalılı Hamdi Yazırİman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين آمنوا» بموسى وهم اليهود «ثم كفروا» بعبادتهم العجل «ثم آمنوا» بعده «ثم كفروا» بعيسي «ثم ازدادوا كفرا» بمحمد «لم يكن الله ليغفر لهم» ما أقاموا عليه «ولا ليهديهم سبيلا» طريقا إلى الحق.

4:138
بَشِّرِ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ بِأَنَّ لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا
بَشِّرِ
müjdele
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
Münafıklara
بِأَنَّ
şüphesiz
لَهُمْ
kendilerinin olacağını
عَذَابًا
bir azabın
أَلِيمًا
acıklı

Elmalılı Hamdi YazırMünafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azab vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بشِّر» أخبر يا محمد «المنافقين بأن لهم عذابا أليماً» مؤلما هو عذاب النار.

4:139
ٱلَّذِينَ يَتَّخِذُونَ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ أَيَبۡتَغُونَ عِندَهُمُ ٱلۡعِزَّةَ فَإِنَّ ٱلۡعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعࣰ ا
ٱلَّذِينَ
onlar
يَتَّخِذُونَ
tutuyorlar
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri
أَوْلِيَآءَ
dost
مِن
bırakıp
دُونِ
instead of
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ
mü'minleri
أَيَبْتَغُونَ
mi arıyorlar?
عِندَهُمُ
onların yanında
ٱلْعِزَّةَ
şeref
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱلْعِزَّةَ
şeref
لِلَّهِ
Allaha aittir
جَمِيعًۭا
tamamen

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين» بدل أو نعت للمنافقين «يتخذون الكافرين أولياء من دون المؤمنين» لما يتوهمون فيهم من القوة «أيبتغون» يطلبون «عندهم العزة» استفهام إنكار أي لا يجدونها عندهم «فإن العزة لله جميعا» في الدنيا والآخرة ولا ينالها إلا أولياؤه.

4:140 📚 1
وَقَدۡ نَزَّلَ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ أَنۡ إِذَا سَمِعۡتُمۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ يُكۡفَرُ بِهَا وَيُسۡتَهۡزَأُ بِهَا فَلَا تَقۡعُدُواْ مَعَهُمۡ حَتَّىٰ يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيۡرِهِۦٓ إِنَّكُمۡ إِذࣰ ا مِّثۡلُهُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ جَامِعُ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱلۡكَٰفِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا
وَقَدْ
muhakkak
نَزَّلَ
indirmiştir
عَلَيْكُمْ
size
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
أَنْ
diye
إِذَا
zaman
سَمِعْتُمْ
işittiğiniz
ءَايَـٰتِ
ayetlerinin
ٱللَّهِ
Allah'ın
يُكْفَرُ
inkar edildiğini
بِهَا
onların
وَيُسْتَهْزَأُ
ve alay edildiğini
بِهَا
onlarla
فَلَا
oturmayın
تَقْعُدُوا۟
sit
مَعَهُمْ
onlarla beraber
حَتَّىٰ
kadar
يَخُوضُوا۟
onlar dalıncaya
فِى
bir söze
حَدِيثٍ
a conversation
غَيْرِهِۦٓ ۚ
başka
إِنَّكُمْ
siz de
إِذًۭا
o zaman
مِّثْلُهُمْ ۗ
onlar gibi olursunuz
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
جَامِعُ
bütün
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
iki yüzlüleri
وَٱلْكَـٰفِرِينَ
ve kafirleri
فِى
cehennemde
جَهَنَّمَ
Hell
جَمِيعًا
toplayacaktır

Elmalılı Hamdi YazırAllah size Kitab (Kur'an)da: "Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقد نزَّل» بالبناء للفاعل والمفعول «عليكم في الكتاب» القرآن في سورة الأنعام «أن» مخففة واسمها محذوف، أي أنه «إذا سمعتم آيات الله» القرآن «يُكفر بها ويستهزأ بها فلا تقعدوا معهم» أي الكافرين والمستهزئين «حتى يخوضوا في حديث غيره إنكم إذا» إن قعدتم معهم «مثلهم» في الإثم «إن الله جامع المنافقين والكافرين في جهنم جميعا» كما اجتمعوا في الدنيا على الكفر والاستهزاء.

4:141 📚 1
ٱلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمۡ فَإِن كَانَ لَكُمۡ فَتۡحࣱ مِّنَ ٱللَّهِ قَالُوٓاْ أَلَمۡ نَكُن مَّعَكُمۡ وَإِن كَانَ لِلۡكَٰفِرِينَ نَصِيبࣱ قَالُوٓاْ أَلَمۡ نَسۡتَحۡوِذۡ عَلَيۡكُمۡ وَنَمۡنَعۡكُم مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ فَٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ وَلَن يَجۡعَلَ ٱللَّهُ لِلۡكَٰفِرِينَ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ سَبِيلًا
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَتَرَبَّصُونَ
gözetleyip dururlar
بِكُمْ
sizi
فَإِن
eğer
كَانَ
(nasib)olursa
لَكُمْ
size
فَتْحٌۭ
bir fetih
مِّنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
قَالُوٓا۟
derler
أَلَمْ
değil miydik?
نَكُن
biz de
مَّعَكُمْ
sizinle beraber
وَإِن
ve eğer
كَانَ
olursa
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
نَصِيبٌۭ
(savaşta) bir payı
قَالُوٓا۟
derler
أَلَمْ
biz üstünlük sağlamadık mı
نَسْتَحْوِذْ
we have advantage
عَلَيْكُمْ
size
وَنَمْنَعْكُم
ve sizi korumadık mı?
مِّنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ
the believers
فَٱللَّهُ
artık Allah
يَحْكُمُ
hükmedecek
بَيْنَكُمْ
aranızda
يَوْمَ
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
وَلَن
ve asla
يَجْعَلَ
vermeyecektir
ٱللَّهُ
Allah
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
عَلَى
karşı
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
سَبِيلًا
bir yol

Elmalılı Hamdi YazırOnlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kâfirlerin zaferden bir payı olursa: (Bu defa da onlara): "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين» بدل من الذين قبله «يتربصون» ينتظرون «بكم» الدوائر «فإن كان لكم فتح» ظفر وغنيمة «من الله قالوا» لكم «ألم نكن معكم» في الدين والجهاد فأعطونا من الغنيمة «وإن كان للكافرين نصيب» من الظفر عليكم «قالوا» لهم «ألم نستحوذ» نستول «عليكم» ونقدر على أخذكم وقتلكم فأبقينا عليكم «و» ألم «نمنعكم من المؤمنين» أن يظفروا بكم بتخذيلهم ومراسلتكم بأخبارهم فلنا عليكم المنة قال تعالى: «فالله يحكم بينكم» وبينهم «يوم القيامة» بأن يدخلكم الجنة ويدخلهم النار «ولن يجعل الله للكافرين على المؤمنين سبيلا» طريقا بالإستئصال.

4:142 📚 3
إِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَهُوَ خَٰدِعُهُمۡ وَإِذَا قَامُوٓاْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ قَامُواْ كُسَالَىٰ يُرَآءُونَ ٱلنَّاسَ وَلَا يَذۡكُرُونَ ٱللَّهَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
iki yüzlüler
يُخَـٰدِعُونَ
aldatmağa çalışırlar
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَهُوَ
oysa O
خَـٰدِعُهُمْ
onları aldatır
وَإِذَا
zaman
قَامُوٓا۟
kalktıkları
إِلَى
namaza
ٱلصَّلَوٰةِ
the prayer
قَامُوا۟
kalkarlar
كُسَالَىٰ
üşene üşene
يُرَآءُونَ
gösteriş yaparlar
ٱلنَّاسَ
insanlara
وَلَا
anmazlar
يَذْكُرُونَ
they remember
ٱللَّهَ
Allah'ı
إِلَّا
ancak
قَلِيلًۭا
biraz

Elmalılı Hamdi YazırMünafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المنافقين يخادعون الله» بإظهارهم خلاف ما أبطنوا من الكفر ليدفعوا عنهم أحكامه الدنيوية «وهو خادعهم» مجازيهم على خداعهم فيفتضحون في الدنيا بإطلاع الله نبيه على ما أبطنوه ويعاقبون في الآخرة «وإذا قاموا إلى الصلاة» مع المؤمنين «قاموا كسالى» متثاقلين «يراءون الناس» بصلاتهم «ولا يذكرون الله» يصلون «إلا قليلا» رياء.

4:143
مُّذَبۡذَبِينَ بَيۡنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلࣰ ا
مُّذَبْذَبِينَ
yalpalayıp dururlar
بَيْنَ
arada
ذَٰلِكَ
bu
لَآ
ne
إِلَىٰ
bunlara
هَـٰٓؤُلَآءِ
these
وَلَآ
ne de
إِلَىٰ
onlara
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ
those
وَمَن
ve kimseye
يُضْلِلِ
şaşırttığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
فَلَن
bulamazsın
تَجِدَ
you will find
لَهُۥ
ona
سَبِيلًۭا
bir (çıkar) yol

Elmalılı Hamdi YazırMünafıklar, küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar, ne de şu kâfirlere. Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluş yolu bulamazsın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مذبذبين» مترددين «بين ذلك» الكفر والإيمان «لا» منسوبين «إلى هؤلاء» أي الكفار «ولا إلى هؤلاء» أي المؤمنين «ومن يضللـ» ـه «الله فلن تجد له سبيلا» طريقا إلى الهدى.

4:144
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَجۡعَلُواْ لِلَّهِ عَلَيۡكُمۡ سُلۡطَٰنࣰ ا مُّبِينًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟
take
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri
أَوْلِيَآءَ
dost
مِن
bırakıp
دُونِ
instead of
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ
mü'minleri
أَتُرِيدُونَ
mi istiyorsunuz?
أَن
vermek
تَجْعَلُوا۟
you make
لِلَّهِ
Allah'a
عَلَيْكُمْ
aleyhinizde olacak
سُلْطَـٰنًۭا
bir delil
مُّبِينًا
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تتخذوا الكافرين أولياء من دون المؤمنين أتريدون أن تجعلوا لله عليكم» بموالاتهم «سلطانا مبينا» برهانا بينا على نفاقكم.

4:145 📚 4
إِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ فِي ٱلدَّرۡكِ ٱلۡأَسۡفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمۡ نَصِيرًا
إِنَّ
doğrusu
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
iki yüzlüler
فِى
tabakasındadırlar
ٱلدَّرْكِ
the depths
ٱلْأَسْفَلِ
en aşağı
مِنَ
ateşin
ٱلنَّارِ
the Fire
وَلَن
ve asla
تَجِدَ
bulamazsın
لَهُمْ
onlar için
نَصِيرًا
hiçbir yardımcı

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المنافقين في الدرك» المكان «الأسفل من النار» وهو قعرها «ولن تجد لهم نصيرا» مانعا من العذاب.

4:146 📚 4
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصۡلَحُواْ وَٱعۡتَصَمُواْ بِٱللَّهِ وَأَخۡلَصُواْ دِينَهُمۡ لِلَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَعَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ وَسَوۡفَ يُؤۡتِ ٱللَّهُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا
إِلَّا
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ
kimseler
تَابُوا۟
tevbe edenler
وَأَصْلَحُوا۟
ve uslananlar
وَٱعْتَصَمُوا۟
ve yapışanlar
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَأَخْلَصُوا۟
ve yapanlar
دِينَهُمْ
dinlerini
لِلَّهِ
sırf Allah için
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ
mü'minlerle
وَسَوْفَ
yakında
يُؤْتِ
verecektir
ٱللَّهُ
Allah da
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırAncak tevbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah'a sarılanlar ve Allah için dinlerine samimi olarak bağlananlar müstesna. İşte bunlar müminlerle beraberdirler. Allah, müminlere büyük bir mükafat verecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا الذين تابوا» من النفاق «وأصلحوا» عملهم «واعتصموا» وثقوا «بالله وأخلصوا دينهم لله» من الرياء «فأولئك مع المؤمنين» فيما يؤتونه «وسوف يؤت الله المؤمنين أجرا عظيما» في الآخرة وهو الجنة.

4:147 📚 6
مَّا يَفۡعَلُ ٱللَّهُ بِعَذَابِكُمۡ إِن شَكَرۡتُمۡ وَءَامَنتُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمࣰ ا
مَّا
ne?
يَفْعَلُ
yapacak
ٱللَّهُ
Allah
بِعَذَابِكُمْ
size azabetmeyi
إِن
eğer
شَكَرْتُمْ
siz şükreder
وَءَامَنتُمْ ۚ
ve inanırsanız
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
شَاكِرًا
şükrün karşılığını verendir
عَلِيمًۭا
(herşeyi) bilendir

Elmalılı Hamdi YazırEğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما يفعل الله بعذابكم إن شكرتم» نعمه «وآمنتم» به والاستفهام بمعنى النفي أي لا يعذبكم «وكان الله شاكرا» لأعمال المؤمنين بالإثابة «عليما» بخلقه.

4:148 📚 2
۞لَّا يُحِبُّ ٱللَّهُ ٱلۡجَهۡرَ بِٱلسُّوٓءِ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ إِلَّا مَن ظُلِمَۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا
۞ لَّا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْجَهْرَ
açıkça
بِٱلسُّوٓءِ
kötü
مِنَ
söz söylenmesini
ٱلْقَوْلِ
[the] words
إِلَّا
dışında
مَن
kendisine
ظُلِمَ ۚ
haksızlık edilen
وَكَانَ
doğrusu Allah
ٱللَّهُ
Allah
سَمِيعًا
işitendir
عَلِيمًا
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırAllah, zulme uğrayanların dışında, çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يحب الله الجهر بالسوء من القول» من أحد أي يعاقبه عليه «إلا من ظُلم» فلا يؤاخذه بالجهر به بأن يخبر عن ظلم ظالمه ويدعو عليه «وكان الله سميعا» لما يقال «عليما» بما يفعل.

4:149 📚 1
إِن تُبۡدُواْ خَيۡرًا أَوۡ تُخۡفُوهُ أَوۡ تَعۡفُواْ عَن سُوٓءࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوࣰّ ا قَدِيرًا
إِن
eğer
تُبْدُوا۟
açığa vurursanız
خَيْرًا
bir iyiliği
أَوْ
veya
تُخْفُوهُ
onu gizlerseniz
أَوْ
yahut
تَعْفُوا۟
affederseniz
عَن
bir kötülüğü
سُوٓءٍۢ
an evil
فَإِنَّ
(bilin ki) şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah da
كَانَ
affedicidir
عَفُوًّۭا
Oft-Pardoning
قَدِيرًا
güçlüdür

Elmalılı Hamdi YazırBir hayrı açıklar yahut gizlerseniz, yahut da bir kötülüğü bağışlarsanız, biliniz ki, Allah da çok bağışlayıcıdır, her şeye hakkıyla kadirdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن تبدوا» تظهروا «خيرا» من أعمال البر «أو تخفوه» تعملوه سرا «أو تعفوا عن سوء» ظلم «فإن الله كان عفّوا قديرا».

4:150 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُواْ بَيۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيَقُولُونَ نُؤۡمِنُ بِبَعۡضࣲ وَنَكۡفُرُ بِبَعۡضࣲ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُواْ بَيۡنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
okimseler ki
يَكْفُرُونَ
inkar ederler
بِٱللَّهِ
Allah'ı
وَرُسُلِهِۦ
ve elçilerini;
وَيُرِيدُونَ
ve isterler
أَن
ayırmak
يُفَرِّقُوا۟
they differentiate
بَيْنَ
arasını
ٱللَّهِ
Allah
وَرُسُلِهِۦ
ile elçilerinin
وَيَقُولُونَ
ve derler
نُؤْمِنُ
inanırız
بِبَعْضٍۢ
kimine
وَنَكْفُرُ
ve inkar ederiz
بِبَعْضٍۢ
kimini
وَيُرِيدُونَ
ve isterler
أَن
tutmak
يَتَّخِذُوا۟
they take
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ
bunun (ikisinin)
سَبِيلًا
bir yol

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr ederler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. "Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz" derler. Bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isterler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين يكفرون بالله ورسله ويريدون أن يفرقوا بين الله ورسله» بأن يؤمنوا به دونهم «ويقولن نؤمن ببعض» من الرسل «ونكفر ببعض» منهم «ويريدون أن يتخذوا بين ذلك» الكفر والإيمان «سبيلا» طريقا يذهبون إليه.

4:151
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ حَقࣰّ اۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣰ ا مُّهِينࣰ ا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirlerdir
حَقًّۭا ۚ
gerçek
وَأَعْتَدْنَا
biz de hazırlamışızdır
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
عَذَابًۭا
bir azab
مُّهِينًۭا
alçaltıcı

Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azab hazırlamışızdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك هم الكافرون حقا» مصدر مؤكد لمضمون الجملة قبله «وأعتدنا للكافرين عذابا مهينا» ذا إهانة وهو عذاب النار.

4:152 📚 3
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَمۡ يُفَرِّقُواْ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّنۡهُمۡ أُوْلَٰٓئِكَ سَوۡفَ يُؤۡتِيهِمۡ أُجُورَهُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرُسُلِهِۦ
ve elçilerine
وَلَمْ
ve
يُفَرِّقُوا۟
ayırım yapmadılar
بَيْنَ
arasında
أَحَدٍۢ
hiçbiri
مِّنْهُمْ
onlardan
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte (Allah)
سَوْفَ
pek yakında
يُؤْتِيهِمْ
verecektir
أُجُورَهُمْ ۗ
onların da mükafatlarını
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
غَفُورًۭا
çok bağışlayandır
رَّحِيمًۭا
çok esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırAllah'a ve peygamberlerine iman edenler ve onlar arasında ayırım yapmayanlara (Allah) pek yakında mükafatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين آمنوا بالله ورسله» كلهم «ولم يفرقوا بين أحد منهم أولئك سوف يؤتيهم» بالياء والنون «أجورهم» ثواب أعمالهم «وكان الله غفورا» لأوليائه «رحيما» بأهل طاعته.

4:153 📚 2
يَسۡـَٔلُكَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ أَن تُنَزِّلَ عَلَيۡهِمۡ كِتَٰبࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِۚ فَقَدۡ سَأَلُواْ مُوسَىٰٓ أَكۡبَرَ مِن ذَٰلِكَ فَقَالُوٓاْ أَرِنَا ٱللَّهَ جَهۡرَةࣰ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ بِظُلۡمِهِمۡۚ ثُمَّ ٱتَّخَذُواْ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ فَعَفَوۡنَا عَن ذَٰلِكَۚ وَءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ سُلۡطَٰنࣰ ا مُّبِينࣰ ا
يَسْـَٔلُكَ
senden istiyorlar
أَهْلُ
ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
أَن
indirmeni
تُنَزِّلَ
you bring down
عَلَيْهِمْ
kendilerine
كِتَـٰبًۭا
bir Kitap
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ ۚ
the heaven
فَقَدْ
muhakkak
سَأَلُوا۟
istemişler
مُوسَىٰٓ
Musa'dan
أَكْبَرَ
daha büyüğünü
مِن
bundan
ذَٰلِكَ
that
فَقَالُوٓا۟
demişlerdi
أَرِنَا
bize göster
ٱللَّهَ
Allah'ı
جَهْرَةًۭ
açıkça
فَأَخَذَتْهُمُ
derhal onları yakalamıştı
ٱلصَّـٰعِقَةُ
yıldırım gürültüsü
بِظُلْمِهِمْ ۚ
haksızlıklarından dolayı
ثُمَّ
sonra
ٱتَّخَذُوا۟
tutmuşlardı
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı (tanrı)
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine geldikken
جَآءَتْهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
فَعَفَوْنَا
vazgeçtik
عَن
bundan da
ذَٰلِكَ ۚ
that
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
مُوسَىٰ
Musa'ya
سُلْطَـٰنًۭا
bir yetki
مُّبِينًۭا
açık

Elmalılı Hamdi YazırKitap ehli, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişler ve: "Allah'ı bize açıkça göster" demişlerdi. Haksızlıkları sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine açık deliller geldiği halde buzağıyı (tanrı) edinmişlerdi. Onları bundan dolayı da affettik. Ve Musa'ya açık bir delil (yetki) verdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يسألك» يا محمد «أهل الكتاب» اليهود «أن تنزِّل عليهم كتابا من السماء» جملة كما أنزل على موسى تعنتا فإن استكبرت ذلك «فقد سألوا» أي آباؤهم «موسى أكبر» أعظم «من ذلك فقالوا أرنا الله جهرة» عيانا «فأخذتهم الصاعقة» الموت عقابا لهم «بظلمهم» حيث تعتنوا في السؤال «ثم اتخذوا العجل» إلها «من بعد ما جاءتهم البينات» المعجزات على وحدانية الله «فعفونا عن ذلك» ولم نستأصلهم «وآتينا موسى سلطانا مبينا» تسلطا بينا ظاهرا عليهم حيث أمرهم بقتل أنفسهم توبة فأطاعوه.

4:154
وَرَفَعۡنَا فَوۡقَهُمُ ٱلطُّورَ بِمِيثَٰقِهِمۡ وَقُلۡنَا لَهُمُ ٱدۡخُلُواْ ٱلۡبَابَ سُجَّدࣰ ا وَقُلۡنَا لَهُمۡ لَا تَعۡدُواْ فِي ٱلسَّبۡتِ وَأَخَذۡنَا مِنۡهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظࣰ ا
وَرَفَعْنَا
ve kaldırdık
فَوْقَهُمُ
üzerlerine
ٱلطُّورَ
Tur'u
بِمِيثَـٰقِهِمْ
söz vermeleri için
وَقُلْنَا
ve dedik
لَهُمُ
onlara
ٱدْخُلُوا۟
girin
ٱلْبَابَ
kapıdan
سُجَّدًۭا
secde ederek
وَقُلْنَا
ve dedik
لَهُمْ
onlara
لَا
çiğnemeyin
تَعْدُوا۟
transgress
فِى
cumartesi(yasakları)nı
ٱلسَّبْتِ
the Sabbath
وَأَخَذْنَا
ve aldık
مِنْهُم
onlardan
مِّيثَـٰقًا
bir söz
غَلِيظًۭا
sağlam

Elmalılı Hamdi YazırSöz vermeleri için Tur dağını üzerlerine kaldırdık. Onlara: "O kapıdan secde ederek girin" dedik. Yine onlara: "Cumartesi yasağını çiğnemeyin" dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ورفعنا فوقهم الطور» الجبل «بميثاقهم» بسبب أخذ الميثاق عليهم ليخافوا فقبلوه «وقلنا لهم» وهو مُظلِّ عليهم «ادخلوا الباب» باب القرية «سجدا» سجود انحناء «وقلنا لهم لا تعدوا» وفي قراءة بفتح العين وتشديد الدال وفيه إدغام التاء في الأصل في الدال أي لا تعدوا «في السبت» باصطياد الحيتان فيه «وأخذنا منهم ميثاقا غليظا» على ذلك فنقضوه.

4:155
فَبِمَا نَقۡضِهِم مِّيثَٰقَهُمۡ وَكُفۡرِهِم بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَقَتۡلِهِمُ ٱلۡأَنۢبِيَآءَ بِغَيۡرِ حَقࣲّ وَقَوۡلِهِمۡ قُلُوبُنَا غُلۡفُۢۚ بَلۡ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَيۡهَا بِكُفۡرِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُونَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
فَبِمَا
sebebiyle
نَقْضِهِم
bozmaları
مِّيثَـٰقَهُمْ
sözlerini
وَكُفْرِهِم
ve inkar etmeleri
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَقَتْلِهِمُ
ve öldürmeleri
ٱلْأَنۢبِيَآءَ
peygamberleri
بِغَيْرِ
yere
حَقٍّۢ
haksız
وَقَوْلِهِمْ
ve demeleri(nden ötürü)
قُلُوبُنَا
kalblerimiz
غُلْفٌۢ ۚ
kılıflıdır
بَلْ
hayır fakat'
طَبَعَ
mühürlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهَا
üzerini
بِكُفْرِهِمْ
inkarlarından ötürü
فَلَا
artık inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
إِلَّا
ancak
قَلِيلًۭا
pek az

Elmalılı Hamdi YazırVerdikleri sözden dönmeleri, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberlerini öldürmeleri ve "kalblerimiz kılıflıdır" demelerinden dolayı (başlarına türlü belalar verdik). Doğrusu Allah, inkârları sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir. Pek azı hariç onlar inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبما نقضهم» ما زائدة والباء للسببية متعلقة بمحذوف، أي لعناهم بسبب نقضهم «ميثاقهم وكفرهم بآيات الله وقتلهم الأنبياء بغير حق وقولهم» للنبي صلى الله عليه وسلم «قلوبنا غلف» لا تعي كلامك «بل طبع» ختم «الله عليها بكفرهم» فلا تعي وعظا «فلا يؤمنون إلا قليلا» منهم كعبد الله بن سلام وأصحابه.

4:156
وَبِكُفۡرِهِمۡ وَقَوۡلِهِمۡ عَلَىٰ مَرۡيَمَ بُهۡتَٰنًا عَظِيمࣰ ا
وَبِكُفْرِهِمْ
ve küfürlerinden (ötürü)
وَقَوْلِهِمْ
ve sözlerinden
عَلَىٰ
karşı
مَرْيَمَ
Meryem'e
بُهْتَـٰنًا
bir iftira
عَظِيمًۭا
büyük

Elmalılı Hamdi Yazır(Kalblerinin mühürlenmesinin diğer bir sebebi de İsa'yı) inkâr etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبكفرهم» ثانيا بعيسى وكرر الباء للفصل بينه وبين ما عطف عليه «وقولهم على مريم بهتانا عظيما» حيث رموها بالزنا.

4:157 📚 4
وَقَوۡلِهِمۡ إِنَّا قَتَلۡنَا ٱلۡمَسِيحَ عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ رَسُولَ ٱللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَٰكِن شُبِّهَ لَهُمۡۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكࣲّ مِّنۡهُۚ مَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍ إِلَّا ٱتِّبَاعَ ٱلظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينَۢا
وَقَوْلِهِمْ
ve demelerinden (ötürü)
إِنَّا
elbette
قَتَلْنَا
biz öldürdük
ٱلْمَسِيحَ
Mesih'i
عِيسَى
Îsa
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
رَسُولَ
elçisi
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَمَا
oysa
قَتَلُوهُ
onu öldürmediler
وَمَا
ve
صَلَبُوهُ
asmadılar
وَلَـٰكِن
fakat
شُبِّهَ
benzer gösterildi
لَهُمْ ۚ
kendilerine
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱلَّذِينَ
ayrılığa düşenler
ٱخْتَلَفُوا۟
differ
فِيهِ
onun hakkında
لَفِى
içindedirler
شَكٍّۢ
tam bir kuşku
مِّنْهُ ۚ
ondan yana
مَا
yoktur
لَهُم
onların
بِهِۦ
o hususta
مِنْ
hiç
عِلْمٍ
bilgileri
إِلَّا
sadece
ٱتِّبَاعَ
uyuyorlar
ٱلظَّنِّ ۚ
zanna
وَمَا
onu öldürmediler
قَتَلُوهُ
they killed him
يَقِينًۢا
yakinen

Elmalılı Hamdi YazırBir de "Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleridir. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat öldürdükleri kimse, onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesinlikle öldürmediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقولهم» مفتخرين «إنا قتلنا المسيح عيسى بن مريم رسول الله» في زعمهم، أي بمجموع ذلك عذبناهم قال تعالى تكذيبا لهم في قتله «وما قتلوه وما صلبوه ولكن شبه لهم» المقتول والمصلوب وهو صاحبهم بعيسى، أي ألقى الله عليه شبهه فظنوه إياه «وإن الذين اختلفوا فيه» أي في عيسى «لفي شك منه» من قتله حيث قال بعضهم لما رأوا المقتول الوجه وجه عيسى والجسد ليس بجسده فليس به، وقال آخرون: بل هو هو «ما لهم به» بقتله «من علم إلا اتباع الظن» استثناء منقطع، أي لكن يتبعون فيه الظن الذي تخيلوه «وما قتلوه يقينا» حال مؤكدة تنفي القتل.

4:158
بَل رَّفَعَهُ ٱللَّهُ إِلَيۡهِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا
بَل
hayır
رَّفَعَهُ
onu yükseltti
ٱللَّهُ
Allah
إِلَيْهِ ۚ
kendisine
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَزِيزًا
daima üstündür
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırFakat Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah, aziz (daima üstün)dir, hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بل رفعه الله إليه وكان الله عزيزا» في ملكه «حكيما» في صنعه.

4:159
وَإِن مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ إِلَّا لَيُؤۡمِنَنَّ بِهِۦ قَبۡلَ مَوۡتِهِۦۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يَكُونُ عَلَيۡهِمۡ شَهِيدࣰ ا
وَإِن
ve andolsun
مِّنْ
her biri
أَهْلِ
ehlinin
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
إِلَّا
ancak
لَيُؤْمِنَنَّ
mutlaka inanacaktır
بِهِۦ
ona
قَبْلَ
önce
مَوْتِهِۦ ۖ
ölümünden
وَيَوْمَ
günü de
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يَكُونُ
O olacaktır
عَلَيْهِمْ
onların aleyhine
شَهِيدًۭا
şahid

Elmalılı Hamdi YazırKitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölmeden önce ona (İsa'ya) iman etmiş olmasın. Kıyamet gününde o, onlara şahitlik edecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنْ» ما «من أهل الكتاب» أحَد «إلا ليؤمنن به» بعيسى «قبل موته» أي الكتابي حين يعاين ملائكة الموت فلا ينفعه إيمانه أو قبل موت عيسى لما ينزل قرب الساعة كما ورد في حديث «ويوم القيامة يكون» عيسى «شهيدا» بما فعلوه لما بعث إليهم.

4:160 📚 2
فَبِظُلۡمࣲ مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا عَلَيۡهِمۡ طَيِّبَٰتٍ أُحِلَّتۡ لَهُمۡ وَبِصَدِّهِمۡ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ كَثِيرࣰ ا
فَبِظُلْمٍۢ
zulümlerinden dolayı
مِّنَ
olanların
ٱلَّذِينَ
those who
هَادُوا۟
yahudilerin
حَرَّمْنَا
yasakladık
عَلَيْهِمْ
onlara
طَيِّبَـٰتٍ
temiz ve hoş şeyleri
أُحِلَّتْ
helal kılınmış
لَهُمْ
kendilerine
وَبِصَدِّهِمْ
ve çevirmelerinden dolayı
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
كَثِيرًۭا
çoklarını

Elmalılı Hamdi YazırYahudilerin zulmetmeleri ve birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık. Onlardan kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبظلم» أي فبسبب ظلم «من الذين هادوا» هم اليهود «حرمنا عليهم طيبات أحلت لهم» من التي في قوله تعالى: (حرمنا كل ذي ظفر) الآية «وبصدهم» الناس «عن سبيل الله» دينه صدا «كثيرا».

4:161
وَأَخۡذِهِمُ ٱلرِّبَوٰاْ وَقَدۡ نُهُواْ عَنۡهُ وَأَكۡلِهِمۡ أَمۡوَٰلَ ٱلنَّاسِ بِٱلۡبَٰطِلِۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ مِنۡهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا
وَأَخْذِهِمُ
ve almalarından ötürü
ٱلرِّبَوٰا۟
riba
وَقَدْ
rağmen
نُهُوا۟
menedilmelerine
عَنْهُ
ondan
وَأَكْلِهِمْ
ve yemelerinden ötürü
أَمْوَٰلَ
mallarını
ٱلنَّاسِ
insanların
بِٱلْبَـٰطِلِ ۚ
haksız yere
وَأَعْتَدْنَا
ve hazırladık
لِلْكَـٰفِرِينَ
inkar edenlere
مِنْهُمْ
içlerinden
عَذَابًا
bir azab
أَلِيمًۭا
acı

Elmalılı Hamdi YazırYahudilerin zulmetmeleri ve birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık. Onlardan kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأخذهم الربا وقد نُهوا عنه» في التوراة «وأكلهم أموال الناس بالباطل» بالرشا في الحكم «وأعتدنا للكافرين منهم عذابا أليما» مؤلما.

4:162 📚 6
لَّٰكِنِ ٱلرَّٰسِخُونَ فِي ٱلۡعِلۡمِ مِنۡهُمۡ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ يُؤۡمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَۚ وَٱلۡمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٰةَۚ وَٱلۡمُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ أُوْلَٰٓئِكَ سَنُؤۡتِيهِمۡ أَجۡرًا عَظِيمًا
لَّـٰكِنِ
fakat
ٱلرَّٰسِخُونَ
derinleşmiş olanlar
فِى
ilimde
ٱلْعِلْمِ
the knowledge
مِنْهُمْ
içlerinden
وَٱلْمُؤْمِنُونَ
ve mü'minler
يُؤْمِنُونَ
inanırlar
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْكَ
sana
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
مِن
senden önce
قَبْلِكَ ۚ
before you
وَٱلْمُقِيمِينَ
O kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ ۚ
namazı
وَٱلْمُؤْتُونَ
verenler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱلْمُؤْمِنُونَ
inananlar var ya
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlara
سَنُؤْتِيهِمْ
vereceğiz
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًا
büyük

Elmalılı Hamdi YazırFakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لكن الراسخون» الثابتون «في العلم منهم» كعبد الله بن سلام «والمؤمنون» المهاجرون والأنصار «يؤمنون بما أنزل إليك وما انزل من قبلك» من الكتب «والمقيمين الصلاة» نصب على المدح وقرئ بالرفع «والمؤتون الزكاة والمؤمنون بالله واليوم الآخر أولئك سنؤتيهم» بالنون والياء «أجرا عظيما» هو الجنة.

4:163 📚 1
۞إِنَّآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ كَمَآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ نُوحࣲ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ مِنۢ بَعۡدِهِۦۚ وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَٰرُونَ وَسُلَيۡمَٰنَۚ وَءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ زَبُورࣰ ا
۞ إِنَّآ
elbette biz
أَوْحَيْنَآ
vahyettik
إِلَيْكَ
sana da
كَمَآ
gibi
أَوْحَيْنَآ
vahyettiğimiz
إِلَىٰ
Nuh'a
نُوحٍۢ
Nuh
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ
ve peygamberlere
مِنۢ
ondan sonraki
بَعْدِهِۦ ۚ
after him
وَأَوْحَيْنَآ
nitekim vahyetmiştik
إِلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِيمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ
ve sıbtlara
وَعِيسَىٰ
ve Îsa'ya
وَأَيُّوبَ
ve Eyyub'a
وَيُونُسَ
ve Yunus'a
وَهَـٰرُونَ
ve Harun'a
وَسُلَيْمَـٰنَ ۚ
ve Süleyman'a
وَءَاتَيْنَا
ve vermiştik
دَاوُۥدَ
Davud'a da
زَبُورًۭا
Zebur'u

Elmalılı Hamdi YazırMuhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أوحينا إليك كما أوحينا إلى نوح والنبيين من بعده و» كما «أوحينا إلى إبراهيم وإسماعيل وإسحاق» ابنيه «ويعقوب» ابن إسحاق «والأسباط» أولاده «وعيسى وأيوب ويونس وهارون وسليمان وآتينا» أباه «داود زَبورا» بالفتح اسم للكتاب المؤتى والضم مصدر بمعنى مزبورا أي مكتوبا.

4:164
وَرُسُلࣰ ا قَدۡ قَصَصۡنَٰهُمۡ عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُ وَرُسُلࣰ ا لَّمۡ نَقۡصُصۡهُمۡ عَلَيۡكَۚ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكۡلِيمࣰ ا
وَرُسُلًۭا
ve elçilere
قَدْ
elbette
قَصَصْنَـٰهُمْ
anlattığımız
عَلَيْكَ
sana
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
وَرُسُلًۭا
ve elçilere
لَّمْ
anlatmadığımız
نَقْصُصْهُمْ
We (have) mentioned them
عَلَيْكَ ۚ
sana
وَكَلَّمَ
ve konuşmuştu
ٱللَّهُ
Allah
مُوسَىٰ
Musa'ya
تَكْلِيمًۭا
sözle

Elmalılı Hamdi YazırDaha önce sana anlattığımız peygamberlerle, anlatmadığımız başka peygamberlere de (vahyettik). Ve Allah Musa ile de konuştu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» أرسلنا «رسلا قد قصصناهم عليك من قبل ورسلا لم نقصصهم عليك» روي أنه تعالى بعث ثمانية آلاف نبي أربعة آلاف من إسرائيل وأربعة آلاف من سائر الناس قاله الشيخ في سورة غافر «وكلَّم اللهُ موسى» بلا واسطة «تكليما».

4:165 📚 3
رُّسُلࣰ ا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةُۢ بَعۡدَ ٱلرُّسُلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا
رُّسُلًۭا
elçiler (gönderdik) ki
مُّبَشِّرِينَ
müjdeleyici
وَمُنذِرِينَ
ve uyarıcı
لِئَلَّا
kalmasın
يَكُونَ
there is
لِلنَّاسِ
insanların
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
حُجَّةٌۢ
bahaneleri
بَعْدَ
sonra
ٱلرُّسُلِ ۚ
elçilerden
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَزِيزًا
üstündür
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırPeygamberleri müjdeciler ve azab habercileri olarak gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak üstündür, yegane hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رسلا» بدل من رسلا قبله «مبشرين» بالثواب من آمن «ومنذرين» بالعقاب من كفر أرسلناهم «لئلا يكون للناس على الله حجة» تقال «بعد» إرسال «الرسل» إليهم فيقولوا: ربنا لولا أرسلت إلينا رسولا فنتبع آياتك ونكون من المؤمنين فبعثناهم لقطع عذرهم «وكان الله عزيزا» في ملكْه «حكيما» في صنعه.

4:166
لَّٰكِنِ ٱللَّهُ يَشۡهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيۡكَۖ أَنزَلَهُۥ بِعِلۡمِهِۦۖ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَشۡهَدُونَۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا
لَّـٰكِنِ
oysa
ٱللَّهُ
Allah
يَشْهَدُ
şahidlik eder
بِمَآ
ne ki
أَنزَلَ
indirdi
إِلَيْكَ ۖ
sana
أَنزَلَهُۥ
indirmiş olduğuna
بِعِلْمِهِۦ ۖ
kendi bilgisiyle
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve melekler de
يَشْهَدُونَ ۚ
şahidlik ederler
وَكَفَىٰ
kafidir
بِٱللَّهِ
Allah'ın
شَهِيدًا
şahidliği

Elmalılı Hamdi YazırFakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler. Allah'ın şahitliği de kafidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما سئل اليهود عن نبوته صلى الله عليه وسلم فأنكروه «لكن الله يشهد» يبين نبوتك «بما أنزل إليك» من القرآن المعجز «أنزله» ملتبسا «بعلمه» أي عالما به أو فيه علمه «والملائكة يشهدون» لك أيضا «وكفى بالله شهيدا» على ذلك.

4:167 📚 2
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدۡ ضَلُّواْ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟
ve menedenler
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
قَدْ
hakikaten
ضَلُّوا۟
düşmüşlerdir
ضَلَـٰلًۢا
bir sapıklığa
بَعِيدًا
uzak

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz inkâr edip, insanları Allah yolundan alıkoyanlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا» بالله «وصدوا» الناس «عن سبيل الله» دين الإسلام بكتمهم نعت محمد صلى الله عليه وسلم وهم اليهود «قد ضلوا ضلالا بعيدا» عن الحق.

4:168 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَظَلَمُواْ لَمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ وَلَا لِيَهۡدِيَهُمۡ طَرِيقًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَظَلَمُوا۟
ve zulmedenler
لَمْ
olmayacak
يَكُنِ
will
ٱللَّهُ
Allah
لِيَغْفِرَ
bağışlayan
لَهُمْ
onları
وَلَا
ve iletmeyecektir
لِيَهْدِيَهُمْ
He will guide them
طَرِيقًا
yola

Elmalılı Hamdi YazırMuhakkak Allah, inkâr edenleri ve zulmedenleri ne bağışlar, ne de doğru bir yola eriştirir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا» بالله «وظلموا» نبيه بكتمان نعته «لم يكن الله ليغفر لهم ولا ليهديهم طريقا» من الطرق.

4:169
إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣰ ا
إِلَّا
sadece
طَرِيقَ
yoluna (iletecektir)
جَهَنَّمَ
cehennemin
خَـٰلِدِينَ
kalacaklardır
فِيهَآ
orada
أَبَدًۭا ۚ
sürekli
وَكَانَ
ve
ذَٰلِكَ
bu da
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
يَسِيرًۭا
çok kolaydır

Elmalılı Hamdi YazırOnları ancak cehennemin yoluna (iletecek ve) onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu ise Allah'a çok kolaydır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا طريق جهنم» أي الطريق المؤدي إليها «خالدين» مقدرين الخلود «فيها» إذا دخلوها «أبدا وكان ذلك على الله يسيرا» هينا.

4:170 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلۡحَقِّ مِن رَّبِّكُمۡ فَـَٔامِنُواْ خَيۡرࣰ ا لَّكُمۡۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
قَدْ
muhakkak ki
جَآءَكُمُ
size getirdi
ٱلرَّسُولُ
Elçi
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
مِن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
فَـَٔامِنُوا۟
inanın
خَيْرًۭا
yararınıza olarak
لَّكُمْ ۚ
kendi
وَإِن
eğer
تَكْفُرُوا۟
inkar ederseniz
فَإِنَّ
bilin ki
لِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerde
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırEy insanlar, Resul size, Rabbi'nizden hakkı (gerçeği) getirdi. Kendi yararınıza olarak ona inanın. Eğer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الناس» أي أهل مكة «قد جاءكم الرسول» محمد صلى الله عليه وسلم «بالحق من ربكم فآمنوا» به واقصدوا «خيرا لكم» مما أنتم فيه «وإن تكفروا» به «فإن لله ما في السماوات والأرض» ملكا وخلقا وعبيدا فلا يضره كفركم «وكان الله عليما» بخلقه «حكيما» في صنعه بهم.

4:171 📚 1
يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لَا تَغۡلُواْ فِي دِينِكُمۡ وَلَا تَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡحَقَّۚ إِنَّمَا ٱلۡمَسِيحُ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ رَسُولُ ٱللَّهِ وَكَلِمَتُهُۥٓ أَلۡقَىٰهَآ إِلَىٰ مَرۡيَمَ وَرُوحࣱ مِّنۡهُۖ فَـَٔامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦۖ وَلَا تَقُولُواْ ثَلَٰثَةٌۚ ٱنتَهُواْ خَيۡرࣰ ا لَّكُمۡۚ إِنَّمَا ٱللَّهُ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ سُبۡحَٰنَهُۥٓ أَن يَكُونَ لَهُۥ وَلَدࣱۘ لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلࣰ ا
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لَا
taşkınlık etmeyin
تَغْلُوا۟
commit excess
فِى
dininizde
دِينِكُمْ
your religion
وَلَا
ve söylemeyin
تَقُولُوا۟
say
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
إِلَّا
dışında
ٱلْحَقَّ ۚ
gerçek
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْمَسِيحُ
Mesih
عِيسَى
Îsa
ٱبْنُ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
رَسُولُ
elçisidir
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَكَلِمَتُهُۥٓ
ve O'nun kelimesidir
أَلْقَىٰهَآ
attığı
إِلَىٰ
Meryem'e
مَرْيَمَ
Maryam
وَرُوحٌۭ
ve bir ruhtur
مِّنْهُ ۖ
O'ndan
فَـَٔامِنُوا۟
inanın
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرُسُلِهِۦ ۖ
ve elçilerine
وَلَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
ثَلَـٰثَةٌ ۚ
(Allah) Üçtür
ٱنتَهُوا۟
buna son verin
خَيْرًۭا
yararınıza olarak
لَّكُمْ ۚ
kendi
إِنَّمَا
çünkü
ٱللَّهُ
Allah
إِلَـٰهٌۭ
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ
bir tek
سُبْحَـٰنَهُۥٓ
O yücedir
أَن
olmaktan
يَكُونَ
He (should) have
لَهُۥ
kendisi
وَلَدٌۭ ۘ
çocuk sahibi
لَّهُۥ
O'nundur
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
وَكِيلًۭا
vekil olarak

Elmalılı Hamdi YazırEy kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, Meryem'e atmış olduğu kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أهل الكتاب» الإنجيل «لا تغلوا» تتجاوزوا الحد «في دينكم ولا تقولوا على الله إلا» القول «الحق» من تنزيهه عن الشريك والولد «إنما المسيح عيسى بن مريم رسول الله وكلمته ألقاها» أرسلها الله «إلى مريم وروح» أي ذو روح «منه» أضيف إليه تعالى تشريفا له وليس كما زعمتم ابن الله أو إلها معه أو ثالث ثلاثة لأن ذا الروح مركب والإله منزه عن التركيب وعن نسبة المركب إليه «فآمنوا بالله ورسله ولا تقولوا» الآلهة «ثلاثة» الله وعيسى وأمه «انتهوا» عن ذلك وأتوا «خيرا لكم» منه وهو التوحيد «إنما الله إله واحد سبحانه» تنزيها له عن «أن يكون له ولد له ما في السماوات وما في الأرض» خلقا وملكا وعبيدا، والملكية تنافي النبوة «وكفى بالله وكيلا» شهيدا على ذلك.

4:172 📚 1
لَّن يَسۡتَنكِفَ ٱلۡمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبۡدࣰ ا لِّلَّهِ وَلَا ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ٱلۡمُقَرَّبُونَۚ وَمَن يَسۡتَنكِفۡ عَنۡ عِبَادَتِهِۦ وَيَسۡتَكۡبِرۡ فَسَيَحۡشُرُهُمۡ إِلَيۡهِ جَمِيعࣰ ا
لَّن
çekinmez
يَسْتَنكِفَ
will disdain
ٱلْمَسِيحُ
Mesih
أَن
olmaktan
يَكُونَ
be
عَبْدًۭا
kul
لِّلَّهِ
Allah'a
وَلَا
ve melekler de
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
the Angels
ٱلْمُقَرَّبُونَ ۚ
(Allah'a) yaklaştırılmış
وَمَن
ve kim
يَسْتَنكِفْ
çekinirse
عَنْ
O'na kulluktan
عِبَادَتِهِۦ
His worship
وَيَسْتَكْبِرْ
ve büyüklük taslarsa
فَسَيَحْشُرُهُمْ
bilsin ki O toplayacaktır
إِلَيْهِ
kendi huzuruna
جَمِيعًۭا
onların hepsini

Elmalılı Hamdi YazırHiçbir zaman Mesih de Allah'ın bir kulu olmaktan çekinmez, Allah'a yakın melekler de. Kim O'na kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لن يستنكف» يتكبر ويأنف «المسيح» الذي زعمتم أنه إله من «أن يكون عبدا لله ولا الملائكة المقربون» عند الله لا يستنكفون أن يكونوا عبيدا، وهذا من أحسن الاستطراد ذكر للرد على من زعم أنها آلهة أو بنات الله كما رد قبله على النصارى الزاعمين ذلك المقصود خطابهم «ومن يستنكف عن عبادته ويستكبر فسيحشرهم إليه جميعا» في الآخرة.

4:173
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمۡ أُجُورَهُمۡ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضۡلِهِۦۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسۡتَنكَفُواْ وَٱسۡتَكۡبَرُواْ فَيُعَذِّبُهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا
فَأَمَّا
gelince
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
فَيُوَفِّيهِمْ
eksiksiz ödeyecektir
أُجُورَهُمْ
mükafatlarını
وَيَزِيدُهُم
ve daha fazlasını da verecektir
مِّن
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۖ
His Bounty
وَأَمَّا
gelince
ٱلَّذِينَ
kimselere
ٱسْتَنكَفُوا۟
çekinen(lere)
وَٱسْتَكْبَرُوا۟
ve büyüklük taslayanlara
فَيُعَذِّبُهُمْ
azabedecektir
عَذَابًا
bir azapla
أَلِيمًۭا
acıklı
وَلَا
ve onlar bulamayacaklardır
يَجِدُونَ
will they find
لَهُم
kendilerine
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
وَلِيًّۭا
bir dost
وَلَا
ve bir yardımcı
نَصِيرًۭا
any helper

Elmalılı Hamdi Yazırİnanıp güzel işler yapanlara gelince, onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da verecektir. Allah'a kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara da şiddetli bir şekilde azab edecek ve onlar Allah'dan başka kendilerine ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما الذين آمنوا وعملوا الصالحات فيوفيهم أجورهم» ثواب أعمالهم «ويزيدهم من فضله» ما لا عين رأت ولا أذن سمعت ولا خطر على قلب بشر «وأما الذين استنكفوا واستكبروا» عن عبادته «فيعذبهم عذابا أليما» مؤلما هو عذاب النار «ولا يجدون لهم من دون الله» أي غيره «وليا» يدفعه عنهم «ولا نصيرا» يمنعهم منه.

4:174
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُم بُرۡهَٰنࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَأَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ نُورࣰ ا مُّبِينࣰ ا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
قَدْ
muhakkak ki
جَآءَكُم
size geldi
بُرْهَـٰنٌۭ
bir delil
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَأَنزَلْنَآ
ve indirdik
إِلَيْكُمْ
size
نُورًۭا
bir nur
مُّبِينًۭا
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırEy insanlar! Size Rabbinizden bir delil (Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur indirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الناس قد جاءكم برهان» حجة «من ربكم» عليكم وهو النبي صلى الله عليه وسلم «وأنزلنا إليكم نورت مبينا» بينا وهو القرآن.

4:175 📚 1
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَٱعۡتَصَمُواْ بِهِۦ فَسَيُدۡخِلُهُمۡ فِي رَحۡمَةࣲ مِّنۡهُ وَفَضۡلࣲ وَيَهۡدِيهِمۡ إِلَيۡهِ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا
فَأَمَّا
gelince
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
بِٱللَّهِ
Alah'a
وَٱعْتَصَمُوا۟
ve yapışanlara
بِهِۦ
O'na
فَسَيُدْخِلُهُمْ
sokacaktır
فِى
bir rahmetin içine
رَحْمَةٍۢ
Mercy
مِّنْهُ
kendinden
وَفَضْلٍۢ
ve lutfun
وَيَهْدِيهِمْ
ve onları iletecektir
إِلَيْهِ
kendisine varan
صِرَٰطًۭا
bir yola
مُّسْتَقِيمًۭا
doğru

Elmalılı Hamdi YazırAllah'a inanıp O'na sımsıkı sarılanları (Allah), kendisinden bir rahmet ve lutfa sokacak ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما الذين آمنوا بالله واعتصموا به فسيدخلهم في رحمة منه وفضل ويهديهم إليه صراطا» طريقا «مستقيما» هو دين الإسلام.

4:176 📚 11
يَسۡتَفۡتُونَكَ قُلِ ٱللَّهُ يُفۡتِيكُمۡ فِي ٱلۡكَلَٰلَةِۚ إِنِ ٱمۡرُؤٌاْ هَلَكَ لَيۡسَ لَهُۥ وَلَدࣱ وَلَهُۥٓ أُخۡتࣱ فَلَهَا نِصۡفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمۡ يَكُن لَّهَا وَلَدࣱۚ فَإِن كَانَتَا ٱثۡنَتَيۡنِ فَلَهُمَا ٱلثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۚ وَإِن كَانُوٓاْ إِخۡوَةࣰ رِّجَالࣰ ا وَنِسَآءࣰ فَلِلذَّكَرِ مِثۡلُ حَظِّ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۗ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ أَن تَضِلُّواْۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ
يَسْتَفْتُونَكَ
senden fetva istiyorlar
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
يُفْتِيكُمْ
size şöyle açıklıyor
فِى
hakkında
ٱلْكَلَـٰلَةِ ۚ
kelale
إِنِ
eğer
ٱمْرُؤٌا۟
kişinin
هَلَكَ
ölen
لَيْسَ
yoksa
لَهُۥ
onun
وَلَدٌۭ
çocuğu
وَلَهُۥٓ
ve varsa
أُخْتٌۭ
bir kızkardeşi
فَلَهَا
o(kızkardeşi)nindir
نِصْفُ
yarısı
مَا
ne ki
تَرَكَ ۚ
miras bıraktı
وَهُوَ
fakat kendisi
يَرِثُهَآ
onun mirasını alır
إِن
eğer
لَّمْ
yoksa (kızkardeşinin)
يَكُن
is
لَّهَا
kendi
وَلَدٌۭ ۚ
çocuğu
فَإِن
eğer
كَانَتَا
varsa
ٱثْنَتَيْنِ
iki kızkardeşi
فَلَهُمَا
onlarındır
ٱلثُّلُثَانِ
üçte ikisi
مِمَّا
bıraktığı mirasın
تَرَكَ ۚ
he left
وَإِن
ve eğer
كَانُوٓا۟
olursa (birçok)
إِخْوَةًۭ
kardeşler
رِّجَالًۭا
erkek
وَنِسَآءًۭ
ve kadın
فَلِلذَّكَرِ
erkeğe
مِثْلُ
kadar (verilir)
حَظِّ
payı
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۗ
iki kadının
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
أَن
diye
تَضِلُّوا۟ ۗ
şaşırırsınız
وَٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
he
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۢ
bilir

Elmalılı Hamdi YazırSenden fetva istiyorlar. Deki: "Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse) nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يستفتونك» في الكلالة «قل الله يفتيكم في الكلالة إن امرؤ» مرفوع بفعل يفسره «هلك» مات «ليس له ولد» أي ولا والد وهو الكلالة «وله أختٌ» من أبوين أو أب «فلها نصف ما ترك وهو» أي الأخ كذلك «يرثها» جميع ما تركت «إن لم يكن لها ولد» فإن كان لها ولد ذكر فلا شيء له أو أنثى فله ما فضل من نصيبها ولو كانت الأخت أو الأخ من أم ففرضه السدس كما تقدم أول السورة «فإن كانتا» أي الأختان «اثنتين» أي فصاعدا لأنها نزلت في جابر وقد مات عن أخوات «فلهما الثلثان مما ترك» الأخ «وإن كانوا» أي الورثة «إخوة رجالا ونساء فللذكر» منهم «مثل حظ الأنثيين يبين الله لكم» شرائع دينكم لـ «أن» لا «تضلوا والله بكل شيء عليم» ومنه الميراث روى الشيخان عن البراء أنها آخر آيه نزلت أي من الفرائض.

← Önceki Sonraki →

4. An-Nisaa Suresi | Anlam Arayışı