☪ Anlam Arayışı

2. Al-Baqara سُورَةُ البَقَرَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
2:1
الٓمٓ
الٓمٓ
Elif Lâm Mîm

Ali BulaçElif, Lam, Mim

Yusuf AliL.M

2:2
ذَٰلِكَ ٱلۡكِتَٰبُ لَا رَيۡبَۛ فِيهِۛ هُدࣰ ى لِّلۡمُتَّقِينَ
ذَٰلِكَ
işte o
ٱلْكِتَـٰبُ
Kitap
لَا
yoktur
رَيْبَ ۛ
hiç şüphe
فِيهِ ۛ
kendisinde
هُدًۭى
yol göstericidir
لِّلْمُتَّقِينَ
müttakiler için

Ali BulaçBu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap'tır

Yusuf AliThis is the Book; in it is guidance sure, without doubt, to those who fear God

2:3
ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡغَيۡبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُؤْمِنُونَ
inanırlar
بِٱلْغَيْبِ
gaybde(gizlide)
وَيُقِيمُونَ
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazlarını
وَمِمَّا
ve şeyden
رَزَقْنَـٰهُمْ
kendilerini rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ
infak ederler

Ali BulaçOnlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

Yusuf AliWho believe in the Unseen, are steadfast in prayer, and spend out of what We have provided for them

2:4 📚 6
وَٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَ وَبِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ يُوقِنُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
يُؤْمِنُونَ
iman ederler
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْكَ
sana
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
وَبِٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirete de
هُمْ
onlar
يُوقِنُونَ
kesinlikle inanırlar

Ali BulaçVe onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar

Yusuf AliAnd who believe in the Revelation sent to thee, and sent before thy time, and (in their hearts) have the assurance of the Hereafter

2:5
أُوْلَٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدࣰ ى مِّن رَّبِّهِمۡۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
عَلَىٰ
üzeredirler
هُدًۭى
bir hidayet
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ
their Lord
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ
umduklarına erenler

Ali Bulaçİşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır

Yusuf AliThey are on (true) guidance, from their Lord, and it is these who will prosper

2:6
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
إِنَّ
elbette
ٱلَّذِينَ
ki
كَفَرُوا۟
inkar edenler
سَوَآءٌ
eşittir
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَأَنذَرْتَهُمْ
onları uyarman
أَمْ
yada
لَمْ
uyarmasan da
تُنذِرْهُمْ
you warn them
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe

Ali BulaçŞüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar

Yusuf AliAs to those who reject Faith, it is the same to them whether thou warn them or do not warn them; they will not believe

2:7
خَتَمَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ وَعَلَىٰ سَمۡعِهِمۡۖ وَعَلَىٰٓ أَبۡصَٰرِهِمۡ غِشَٰوَةࣱۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
خَتَمَ
mühürlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
kalblerinin
وَعَلَىٰ
ve üzerini
سَمْعِهِمْ ۖ
kulaklarının
وَعَلَىٰٓ
ve üzerine
أَبْصَـٰرِهِمْ
gözlerinin
غِشَـٰوَةٌۭ ۖ
perde inmiştir
وَلَهُمْ
Onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Ali BulaçAllah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır

Yusuf AliGod hath set a seal on their hearts and on their hearing, and on their eyes is a veil; great is the penalty they (incur)

2:8
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَمَا هُم بِمُؤۡمِنِينَ
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ
insanlardan
مَن
öyleleri de
يَقُولُ
derler
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allaha
وَبِٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَمَا
olmadıkları halde
هُم
onlar
بِمُؤْمِنِينَ
inanıyor

Ali Bulaçİnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir

Yusuf AliOf the people there are some who say: "We believe in God and the Last Day;" but they do not (really) believe

2:9
يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَمَا يَخۡدَعُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡ وَمَا يَشۡعُرُونَ
يُخَـٰدِعُونَ
aldatmağa çalışırlar
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَمَا
aldatamazlar
يَخْدَعُونَ
they deceive
إِلَّآ
başkasını
أَنفُسَهُمْ
kendilerinden
وَمَا
değiller
يَشْعُرُونَ
farkında

Ali Bulaç(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller

Yusuf AliFain would they deceive Allah and those who believe, but they only deceive themselves, and realise (it) not

2:10
فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ فَزَادَهُمُ ٱللَّهُ مَرَضࣰ اۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمُۢ بِمَا كَانُواْ يَكۡذِبُونَ
فِى
onların kablerinde
قُلُوبِهِم
their hearts
مَّرَضٌۭ
hastalık vardır
فَزَادَهُمُ
artırmıştır
ٱللَّهُ
Allah
مَرَضًۭا ۖ
hastalıklarını
وَلَهُمْ
onlara vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۢ
acı
بِمَا
ötürü
كَانُوا۟
olduklarından
يَكْذِبُونَ
yalancı

Ali BulaçKalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır

Yusuf AliIn their hearts is a disease; and Allah has increased their disease: And grievous is the penalty they (incur), because they are false (to themselves)

2:11
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَا تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ قَالُوٓاْ إِنَّمَا نَحۡنُ مُصۡلِحُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
لَا
yapmayın
تُفْسِدُوا۟
bozgunculuk
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّمَا
sadece
نَحْنُ
biz
مُصْلِحُونَ
düzelticileriz

Ali BulaçKendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler

Yusuf AliWhen it is said to them: "Make not mischief on the earth," they say: "Why, we only Want to make peace

2:12
أَلَآ إِنَّهُمۡ هُمُ ٱلۡمُفۡسِدُونَ وَلَٰكِن لَّا يَشۡعُرُونَ
أَلَآ
İyi bilin ki
إِنَّهُمْ
muhakkak
هُمُ
onlar
ٱلْمُفْسِدُونَ
bozgunculardır
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
değildir
يَشْعُرُونَ
anlayanlardan

Ali BulaçBilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler

Yusuf AliOf a surety, they are the ones who make mischief, but they realise (it) not

2:13
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ ءَامِنُواْ كَمَآ ءَامَنَ ٱلنَّاسُ قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ كَمَآ ءَامَنَ ٱلسُّفَهَآءُۗ أَلَآ إِنَّهُمۡ هُمُ ٱلسُّفَهَآءُ وَلَٰكِن لَّا يَعۡلَمُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
ءَامِنُوا۟
iman edin
كَمَآ
gibi
ءَامَنَ
inandıkları
ٱلنَّاسُ
insanların
قَالُوٓا۟
derler
أَنُؤْمِنُ
inanır mıyız?
كَمَآ
gibi
ءَامَنَ
inandığı
ٱلسُّفَهَآءُ ۗ
beyinsizlerin
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ
doğrusu onlardır
هُمُ
onlar
ٱلسُّفَهَآءُ
asıl beyinsizler
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
değildir
يَعْلَمُونَ
bilenlerden

Ali BulaçVe (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler

Yusuf AliWhen it is said to them: "Believe as the others believe:" They say: "Shall we believe as the fools believe?" Nay, of a surety they are the fools, but they do not know

2:14
وَإِذَا لَقُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوۡاْ إِلَىٰ شَيَٰطِينِهِمۡ قَالُوٓاْ إِنَّا مَعَكُمۡ إِنَّمَا نَحۡنُ مُسۡتَهۡزِءُونَ
وَإِذَا
zaman
لَقُوا۟
rastladıkları
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
وَإِذَا
ve zaman
خَلَوْا۟
yalnız kaldıkları
إِلَىٰ
ile
شَيَـٰطِينِهِمْ
şeytanları
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّا
şüphesiz biz
مَعَكُمْ
sizinle beraberiz
إِنَّمَا
elbette sadece
نَحْنُ
biz
مُسْتَهْزِءُونَ
(onlarla) alay ediyoruz

Ali Bulaçİman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz

Yusuf AliWhen they meet those who believe, they say: "We believe;" but when they are alone with their evil ones, they say: "We are really with you: We (were) only jesting

2:15
ٱللَّهُ يَسۡتَهۡزِئُ بِهِمۡ وَيَمُدُّهُمۡ فِي طُغۡيَٰنِهِمۡ يَعۡمَهُونَ
ٱللَّهُ
Allah
يَسْتَهْزِئُ
alay eder
بِهِمْ
kendileriyle
وَيَمُدُّهُمْ
ve onları bırakır
فِى
içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ
taşkınları
يَعْمَهُونَ
bocalayıp dururlar

Ali Bulaç(Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır

Yusuf AliGod will throw back their mockery on them, and give them rope in their trespasses; so they will wander like blind ones (To and fro)

2:16
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلۡهُدَىٰ فَمَا رَبِحَت تِّجَٰرَتُهُمۡ وَمَا كَانُواْ مُهۡتَدِينَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
satın aldılar
ٱشْتَرَوُا۟
bought
ٱلضَّلَـٰلَةَ
sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet karşılığında
فَمَا
etmedi
رَبِحَت
kâr
تِّجَـٰرَتُهُمْ
ticaretleri
وَمَا
ve değildir
كَانُوا۟
olanlardan
مُهْتَدِينَ
doğru yolu bulan

Ali Bulaçİşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alış-verişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır

Yusuf AliThese are they who have bartered Guidance for error: But their traffic is profitless, and they have lost true direction

2:17 📚 1
مَثَلُهُمۡ كَمَثَلِ ٱلَّذِي ٱسۡتَوۡقَدَ نَارࣰ ا فَلَمَّآ أَضَآءَتۡ مَا حَوۡلَهُۥ ذَهَبَ ٱللَّهُ بِنُورِهِمۡ وَتَرَكَهُمۡ فِي ظُلُمَٰتࣲ لَّا يُبۡصِرُونَ
مَثَلُهُمْ
Onların durumu
كَمَثَلِ
durumu gibidir
ٱلَّذِى
kişinin
ٱسْتَوْقَدَ
yakan
نَارًۭا
ateş
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَضَآءَتْ
aydınlatır
مَا
çevresini
حَوْلَهُۥ
(was) around him
ذَهَبَ
giderdi
ٱللَّهُ
Allah
بِنُورِهِمْ
onların nurunu
وَتَرَكَهُمْ
ve onları bıraktı
فِى
içinde
ظُلُمَـٰتٍۢ
karanlıklar
لَّا
değildir
يُبْصِرُونَ
görenlerden

Ali BulaçBunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir

Yusuf AliTheir similitude is that of a man who kindled a fire; when it lighted all around him, God took away their light and left them in utter darkness. So they could not see

2:18
صُمُّۢ بُكۡمٌ عُمۡيࣱ فَهُمۡ لَا يَرۡجِعُونَ
صُمٌّۢ
sağırdırlar
بُكْمٌ
dilsizdirler
عُمْىٌۭ
kördürler
فَهُمْ
onlar
لَا
değildir
يَرْجِعُونَ
dönecek

Ali BulaçSağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler

Yusuf AliDeaf, dumb, and blind, they will not return (to the path)

2:19
أَوۡ كَصَيِّبࣲ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فِيهِ ظُلُمَٰتࣱ وَرَعۡدࣱ وَبَرۡقࣱ يَجۡعَلُونَ أَصَٰبِعَهُمۡ فِيٓ ءَاذَانِهِم مِّنَ ٱلصَّوَٰعِقِ حَذَرَ ٱلۡمَوۡتِۚ وَٱللَّهُ مُحِيطُۢ بِٱلۡكَٰفِرِينَ
أَوْ
ya da (onlar)
كَصَيِّبٍۢ
boşanan yağmur gibi
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فِيهِ
içinde
ظُلُمَـٰتٌۭ
karanlıklar
وَرَعْدٌۭ
ve gök gürlemesi
وَبَرْقٌۭ
ve şimşek (ler)
يَجْعَلُونَ
tıkarlar
أَصَـٰبِعَهُمْ
parmaklarını
فِىٓ
içine
ءَاذَانِهِم
kulakları
مِّنَ
yıldırım seslerinden
ٱلصَّوَٰعِقِ
the thunderclaps
حَذَرَ
korkusuyla
ٱلْمَوْتِ ۚ
ölüm
وَٱللَّهُ
oysa Allah
مُحِيطٌۢ
tamamen kuşatmıştır
بِٱلْكَـٰفِرِينَ
inkarcıları

Ali BulaçYa da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır

Yusuf AliOr (another similitude) is that of a rain-laden cloud from the sky: In it are zones of darkness, and thunder and lightning: They press their fingers in their ears to keep out the stunning thunder-clap, the while they are in terror of death. But God is ever round the rejecters of Faith

2:20 📚 1
يَكَادُ ٱلۡبَرۡقُ يَخۡطَفُ أَبۡصَٰرَهُمۡۖ كُلَّمَآ أَضَآءَ لَهُم مَّشَوۡاْ فِيهِ وَإِذَآ أَظۡلَمَ عَلَيۡهِمۡ قَامُواْۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمۡعِهِمۡ وَأَبۡصَٰرِهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
يَكَادُ
neredeyse
ٱلْبَرْقُ
şimşek
يَخْطَفُ
kapıverecek
أَبْصَـٰرَهُمْ ۖ
gözlerini
كُلَّمَآ
zaman
أَضَآءَ
aydınlattığı
لَهُم
onları
مَّشَوْا۟
yürürler
فِيهِ
o(nun ışığı)nda
وَإِذَآ
zaman
أَظْلَمَ
karanlık çöktüğü
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
قَامُوا۟ ۚ
dikilip kalırlar
وَلَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَذَهَبَ
elbette götürürdü
بِسَمْعِهِمْ
işitmelerini
وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۚ
ve görmelerini
إِنَّ
Şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
gücü yeter

Ali BulaçÇakan şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek; önlerini her aydınlattığında (biraz) yürürler, üzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir

Yusuf AliThe lightning all but snatches away their sight; every time the light (Helps) them, they walk therein, and when the darkness grows on them, they stand still. And if God willed, He could take away their faculty of hearing and seeing; for God hat h power over all things

2:21 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمُ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey!
ٱلنَّاسُ
insanlar
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
رَبَّكُمُ
Rabbinize
ٱلَّذِى
o ki;
خَلَقَكُمْ
sizi yarattı
وَٱلَّذِينَ
ve o ki;
مِن
sizden öncekileri
قَبْلِكُمْ
before you
لَعَلَّكُمْ
belki
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Ali BulaçEy insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız

Yusuf AliO ye people! Adore your Guardian-Lord, who created you and those who came before you, that ye may have the chance to learn righteousness

2:22 📚 2
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فِرَٰشࣰ ا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءࣰ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزۡقࣰ ا لَّكُمۡۖ فَلَا تَجۡعَلُواْ لِلَّهِ أَندَادࣰ ا وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
ٱلَّذِى
O (Rabb) ki
جَعَلَ
kıldı
لَكُمُ
sizin için
ٱلْأَرْضَ
yeri
فِرَٰشًۭا
döşek
وَٱلسَّمَآءَ
ve göğü
بِنَآءًۭ
bina
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَخْرَجَ
çıkardı
بِهِۦ
onunla
مِنَ
çeşitli ürünlerden
ٱلثَّمَرَٰتِ
the fruits
رِزْقًۭا
rızık olarak
لَّكُمْ ۖ
sizin için
فَلَا
öyleyse
تَجْعَلُوا۟
koşmayın
لِلَّهِ
Allah'a
أَندَادًۭا
eşler (denk)
وَأَنتُمْ
ve siz de
تَعْلَمُونَ
bile bile

Ali BulaçO, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın

Yusuf AliWho has made the earth your couch, and the heavens your canopy; and sent down rain from the heavens; and brought forth therewith Fruits for your sustenance; then set not up rivals unto God when ye know (the truth)

2:23 📚 6
وَإِن كُنتُمۡ فِي رَيۡبࣲ مِّمَّا نَزَّلۡنَا عَلَىٰ عَبۡدِنَا فَأۡتُواْ بِسُورَةࣲ مِّن مِّثۡلِهِۦ وَٱدۡعُواْ شُهَدَآءَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَإِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
فِى
içinde
رَيْبٍۢ
şüphe
مِّمَّا
sana indirdiğimizden
نَزَّلْنَا
We have revealed
عَلَىٰ
kulumuz (Muhammed)e
عَبْدِنَا
Our slave
فَأْتُوا۟
haydi getirin
بِسُورَةٍۢ
bir sure
مِّن
onun gibi
مِّثْلِهِۦ
like it
وَٱدْعُوا۟
ve çağırın
شُهَدَآءَكُم
şahitlerinizi
مِّن
başkadan
دُونِ
other than
ٱللَّهِ
Allah
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Ali BulaçEğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)’dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın

Yusuf AliAnd if ye are in doubt as to what We have revealed from time to time to Our servant, then produce a Sura like thereunto; and call your witnesses or helpers (If there are any) besides God, if your (doubts) are true

2:24
فَإِن لَّمۡ تَفۡعَلُواْ وَلَن تَفۡعَلُواْ فَٱتَّقُواْ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلۡحِجَارَةُۖ أُعِدَّتۡ لِلۡكَٰفِرِينَ
فَإِن
yok eğer
لَّمْ
yapmadınızsa
تَفْعَلُوا۟
you do
وَلَن
ki asla
تَفْعَلُوا۟
yapamayacaksınız
فَٱتَّقُوا۟
o halde sakının
ٱلنَّارَ
ateşten
ٱلَّتِى
ki
وَقُودُهَا
onun yakıtı
ٱلنَّاسُ
insanlar
وَٱلْحِجَارَةُ ۖ
ve taşlardır
أُعِدَّتْ
hazırlanmış
لِلْكَـٰفِرِينَ
inkarcılar için

Ali BulaçAma yapamazsanız -ki kesin olarak yapamayacaksınız- bu durumda kafirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten sakının

Yusuf AliBut if ye cannot- and of a surety ye cannot- then fear the Fire whose fuel is men and stones,- which is prepared for those who reject Faith

2:25 📚 1
وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنۡهَا مِن ثَمَرَةࣲ رِّزۡقࣰ ا قَالُواْ هَٰذَا ٱلَّذِي رُزِقۡنَا مِن قَبۡلُۖ وَأُتُواْ بِهِۦ مُتَشَٰبِهࣰ اۖ وَلَهُمۡ فِيهَآ أَزۡوَٰجࣱ مُّطَهَّرَةࣱۖ وَهُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve işleyen
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih işler
أَنَّ
muhakkak
لَهُمْ
onlar için vardır
جَنَّـٰتٍۢ
cennetler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
under them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
ırmaklar
كُلَّمَا
her
رُزِقُوا۟
rızıklandırıldıklarında
مِنْهَا
onlardaki
مِن
meyveden
ثَمَرَةٍۢ
fruit
رِّزْقًۭا ۙ
rızk olarak
قَالُوا۟
derler
هَـٰذَا
Bu
ٱلَّذِى
şeydir
رُزِقْنَا
rızıklandığımız
مِن
daha önceden
قَبْلُ ۖ
before
وَأُتُوا۟
verilmiştir
بِهِۦ
onlara
مُتَشَـٰبِهًۭا ۖ
ona benzer
وَلَهُمْ
Onlar için vardır
فِيهَآ
orada
أَزْوَٰجٌۭ
eşler
مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ
tertemiz
وَهُمْ
ve onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Ali Bulaç(Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır

Yusuf AliBut give glad tidings to those who believe and work righteousness, that their portion is Gardens, beneath which rivers flow. Every time they are fed with fruits therefrom, they say: "Why, this is what we were fed with before," for they are give n things in similitude; and they have therein companions pure (and holy); and they abide therein (for ever)

2:26 📚 1
۞إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسۡتَحۡيِۦٓ أَن يَضۡرِبَ مَثَلࣰ ا مَّا بَعُوضَةࣰ فَمَا فَوۡقَهَاۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فَيَعۡلَمُونَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلࣰ اۘ يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرࣰ ا وَيَهۡدِي بِهِۦ كَثِيرࣰ اۚ وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلۡفَٰسِقِينَ
۞ إِنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
لَا
değildir
يَسْتَحْىِۦٓ
çekinecek
أَن
misal vermekten
يَضْرِبَ
set forth
مَثَلًۭا
bir örneği
مَّا
gibi
بَعُوضَةًۭ
bir sivrisineği
فَمَا
hatta olanı
فَوْقَهَا ۚ
onun da üstünde
فَأَمَّا
gerçekten
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
فَيَعْلَمُونَ
bilirler
أَنَّهُ
kesinlikle o
ٱلْحَقُّ
haktır (gerçektir)
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ
their Lord
وَأَمَّا
ve ise
ٱلَّذِينَ
edenler
كَفَرُوا۟
inkar
فَيَقُولُونَ
derler ki
مَاذَآ
neyi
أَرَادَ
istedi (kasdetti)
ٱللَّهُ
Allah
بِهَـٰذَا
bu
مَثَلًۭا ۘ
misalle
يُضِلُّ
saptırır
بِهِۦ
onunla
كَثِيرًۭا
bir çoğunu
وَيَهْدِى
ve yine yola getirir
بِهِۦ
onunla
كَثِيرًۭا ۚ
bir çoğunu
وَمَا
saptırmaz
يُضِلُّ
He lets go astray
بِهِۦٓ
onunla
إِلَّا
başkasını
ٱلْفَـٰسِقِينَ
fasıklardan

Ali BulaçŞüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkar edenler ise, "Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?" derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan başkasını saptırmaz

Yusuf AliGod disdains not to use the similitude of things, lowest as well as highest. Those who believe know that it is truth from their Lord; but those who reject Faith say: "What means God by this similitude?" By it He causes many to stray, and many He leads into the right path; but He causes not to stray, except those who forsake (the path)

2:27 📚 7
ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهۡدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مِيثَٰقِهِۦ وَيَقۡطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَنقُضُونَ
bozarlar
عَهْدَ
(verdikleri) sözü
ٱللَّهِ
Allah'a
مِنۢ
sonradan
بَعْدِ
after
مِيثَـٰقِهِۦ
söz verip bağlandıktan
وَيَقْطَعُونَ
ve keserler
مَآ
şeyi
أَمَرَ
emrettiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِهِۦٓ
kendisiyle
أَن
birleştirmesini
يُوصَلَ
be joined
وَيُفْسِدُونَ
ve bozgunculuk yaparlar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlar

Ali BulaçKi (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır

Yusuf AliThose who break God's Covenant after it is ratified, and who sunder what God Has ordered to be joined, and do mischief on earth: These cause loss (only) to themselves

2:28
كَيۡفَ تَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَكُنتُمۡ أَمۡوَٰتࣰ ا فَأَحۡيَٰكُمۡۖ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡ ثُمَّ إِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
كَيْفَ
nasıl
تَكْفُرُونَ
inkar edersiniz
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَكُنتُمْ
siz iken
أَمْوَٰتًۭا
ölüler
فَأَحْيَـٰكُمْ ۖ
O sizi diriltti
ثُمَّ
sonra
يُمِيتُكُمْ
öldürecek
ثُمَّ
sonra
يُحْيِيكُمْ
diriltecek
ثُمَّ
sonra
إِلَيْهِ
O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Ali BulaçNasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz

Yusuf AliHow can ye reject the faith in God?- seeing that ye were without life, and He gave you life; then will He cause you to die, and will again bring you to life; and again to Him will ye return

2:29 📚 3
هُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَسَوَّىٰهُنَّ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتࣲۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
هُوَ
O
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَ
yarattı
لَكُم
sizin için
مَّا
ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
جَمِيعًۭا
hepsini
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰٓ
yöneldi
إِلَى
göke
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
فَسَوَّىٰهُنَّ
onları düzenledi
سَبْعَ
yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ ۚ
gök (olarak)
وَهُوَ
ve O
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Ali BulaçSizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir

Yusuf AliIt is He Who hath created for you all things that are on earth; Moreover His design comprehended the heavens, for He gave order and perfection to the seven firmaments; and of all things He hath perfect knowledge

2:30 📚 4
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي جَاعِلࣱ فِي ٱلۡأَرۡضِ خَلِيفَةࣰۖ قَالُوٓاْ أَتَجۡعَلُ فِيهَا مَن يُفۡسِدُ فِيهَا وَيَسۡفِكُ ٱلدِّمَآءَ وَنَحۡنُ نُسَبِّحُ بِحَمۡدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۖ قَالَ إِنِّيٓ أَعۡلَمُ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
وَإِذْ
bir zamanlar
قَالَ
dedi ki
رَبُّكَ
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
إِنِّى
şüphesiz ben
جَاعِلٌۭ
yaratacağım
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
خَلِيفَةًۭ ۖ
bir halife
قَالُوٓا۟
dediler (melekler)
أَتَجْعَلُ
mi yaratacaksın?
فِيهَا
orada
مَن
kimse
يُفْسِدُ
bozgunculuk yapan
فِيهَا
orada
وَيَسْفِكُ
döken
ٱلدِّمَآءَ
kan
وَنَحْنُ
oysa biz
نُسَبِّحُ
tesbih ediyor
بِحَمْدِكَ
seni överek
وَنُقَدِّسُ
ve takdis ediyoruz
لَكَ ۖ
seni
قَالَ
dedi
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعْلَمُ
bilirim
مَا
şeyleri
لَا
değilsiniz
تَعْلَمُونَ
siz biliyor

Ali BulaçHani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim" dedi

Yusuf AliBehold, thy Lord said to the angels: "I will create a vicegerent on earth." They said: "Wilt Thou place therein one who will make mischief therein and shed blood?- whilst we do celebrate Thy praises and glorify Thy holy (name)?" He said: "I kn ow what ye know not

2:31
وَعَلَّمَ ءَادَمَ ٱلۡأَسۡمَآءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمۡ عَلَى ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ فَقَالَ أَنۢبِـُٔونِي بِأَسۡمَآءِ هَٰٓؤُلَآءِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَعَلَّمَ
ve öğretti
ءَادَمَ
Adem'e
ٱلْأَسْمَآءَ
isimleri
كُلَّهَا
bütün
ثُمَّ
sonra
عَرَضَهُمْ
onları sunup
عَلَى
meleklere
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the angels
فَقَالَ
ve dedi
أَنۢبِـُٔونِى
bana söyleyin
بِأَسْمَآءِ
isimlerini
هَـٰٓؤُلَآءِ
onların
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru kimseler

Ali BulaçVe Adem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi

Yusuf AliAnd He taught Adam the nature of all things; then He placed them before the angels, and said: "Tell me the nature of these if ye are right

2:32 📚 5
قَالُواْ سُبۡحَٰنَكَ لَا عِلۡمَ لَنَآ إِلَّا مَا عَلَّمۡتَنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ
قَالُوا۟
dediler ki
سُبْحَـٰنَكَ
Seni tesbih ederiz
لَا
yoktur
عِلْمَ
bilgimiz
لَنَآ
bizim
إِلَّا
başka
مَا
şeyden
عَلَّمْتَنَآ ۖ
bize öğrettiğin
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
sen
ٱلْعَلِيمُ
bilensin
ٱلْحَكِيمُ
hakim olansın

Ali BulaçDediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın

Yusuf AliThey said: "Glory to Thee, of knowledge We have none, save what Thou Hast taught us: In truth it is Thou Who art perfect in knowledge and wisdom

2:33 📚 2
قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ أَنۢبِئۡهُم بِأَسۡمَآئِهِمۡۖ فَلَمَّآ أَنۢبَأَهُم بِأَسۡمَآئِهِمۡ قَالَ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ إِنِّيٓ أَعۡلَمُ غَيۡبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَأَعۡلَمُ مَا تُبۡدُونَ وَمَا كُنتُمۡ تَكۡتُمُونَ
قَالَ
(Allah) dedi ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
أَنۢبِئْهُم
bunlara haber ver
بِأَسْمَآئِهِمْ ۖ
onların isimlerini
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَنۢبَأَهُم
bunlara haber verince
بِأَسْمَآئِهِمْ
onların isimlerini
قَالَ
(Allah) dedi ki
أَلَمْ
değil miydim?
أَقُل
size demiş
لَّكُمْ
size
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعْلَمُ
bilirim
غَيْبَ
gayblarını
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَأَعْلَمُ
ve bilirim
مَا
şeyleri
تُبْدُونَ
sizin açıkladıklarınız
وَمَا
ve şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
تَكْتُمُونَ
gizlemekte

Ali Bulaç(Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim

Yusuf AliHe said: "O Adam! Tell them their natures." When he had told them, God said: "Did I not tell you that I know the secrets of heaven and earth, and I know what ye reveal and what ye conceal

2:34 📚 1
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰ وَٱسۡتَكۡبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَإِذْ
hani
قُلْنَا
demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
Meleklere
ٱسْجُدُوا۟
secde edin
لِـَٔادَمَ
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟
hemen secde ettiler
إِلَّآ
hariç
إِبْلِيسَ
İblis
أَبَىٰ
kaçındı
وَٱسْتَكْبَرَ
ve kibirlendi
وَكَانَ
ve oldu
مِنَ
inkarcılardan
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the disbelievers

Ali BulaçVe meleklere: "Adem’e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu

Yusuf AliAnd behold, We said to the angels: "Bow down to Adam" and they bowed down. Not so Iblis: he refused and was haughty: He was of those who reject Faith

2:35 📚 1
وَقُلۡنَا يَٰٓـَٔادَمُ ٱسۡكُنۡ أَنتَ وَزَوۡجُكَ ٱلۡجَنَّةَ وَكُلَا مِنۡهَا رَغَدًا حَيۡثُ شِئۡتُمَا وَلَا تَقۡرَبَا هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقُلْنَا
ve dedik ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
ٱسْكُنْ
oturun
أَنتَ
sen
وَزَوْجُكَ
ve eşin
ٱلْجَنَّةَ
cennette
وَكُلَا
ve yeyin
مِنْهَا
ondan
رَغَدًا
bol bol
حَيْثُ
yerde
شِئْتُمَا
dilediğiniz
وَلَا
yaklaşmayın
تَقْرَبَا
[you two] approach
هَـٰذِهِ
şu
ٱلشَّجَرَةَ
ağaca
فَتَكُونَا
olursunuz
مِنَ
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Ali BulaçVe dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz

Yusuf AliWe said: "O Adam! dwell thou and thy wife in the Garden; and eat of the bountiful things therein as (where and when) ye will; but approach not this tree, or ye run into harm and transgression

2:36
فَأَزَلَّهُمَا ٱلشَّيۡطَٰنُ عَنۡهَا فَأَخۡرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِۖ وَقُلۡنَا ٱهۡبِطُواْ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوࣱّۖ وَلَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُسۡتَقَرࣱّ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينࣲ‏
فَأَزَلَّهُمَا
onlar(ın ayağın)ı kaydırdı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
عَنْهَا
oradan
فَأَخْرَجَهُمَا
çıkardı
مِمَّا
yerden
كَانَا
bulundukları
فِيهِ ۖ
içinde
وَقُلْنَا
ve dedik ki
ٱهْبِطُوا۟
inin
بَعْضُكُمْ
kiminiz
لِبَعْضٍ
kiminize
عَدُوٌّۭ ۖ
düşman olarak
وَلَكُمْ
sizin için vardır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُسْتَقَرٌّۭ
kalmak
وَمَتَـٰعٌ
ve nimet
إِلَىٰ
bir süre
حِينٍۢ
a period

Ali BulaçFakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik

Yusuf AliThen did Satan make them slip from the (garden), and get them out of the state (of felicity) in which they had been. We said: "Get ye down, all (ye people), with enmity between yourselves. On earth will be your dwelling-place and your means of livelihood - for a time

2:37 📚 2
فَتَلَقَّىٰٓ ءَادَمُ مِن رَّبِّهِۦ كَلِمَٰتࣲ فَتَابَ عَلَيۡهِۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
فَتَلَقَّىٰٓ
derken aldı
ءَادَمُ
Adem
مِن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
كَلِمَـٰتٍۢ
kelimeler
فَتَابَ
tevbesini kabul etti
عَلَيْهِ ۚ
onun
إِنَّهُۥ
şüphesiz
هُوَ
O
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir

Ali BulaçDerken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir

Yusuf AliThen learnt Adam from his Lord words of inspiration, and his Lord Turned towards him; for He is Oft-Returning, Most Merciful

2:38
قُلۡنَا ٱهۡبِطُواْ مِنۡهَا جَمِيعࣰ اۖ فَإِمَّا يَأۡتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدࣰ ى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
قُلْنَا
dedik
ٱهْبِطُوا۟
inin
مِنْهَا
oradan
جَمِيعًۭا ۖ
hepiniz
فَإِمَّا
zaman
يَأْتِيَنَّكُم
size geldiği
مِّنِّى
benden
هُدًۭى
bir hidayet
فَمَن
kimler
تَبِعَ
uyarsa
هُدَاىَ
benim hidayetime
فَلَا
artık yoktur
خَوْفٌ
bir korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve olmazlar
هُمْ
onlar
يَحْزَنُونَ
üzülenlerden

Ali BulaçDedik ki: "Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

Yusuf AliWe said: "Get ye down all from here; and if, as is sure, there comes to you Guidance from me, whosoever follows My guidance, on them shall be no fear, nor shall they grieve

2:39
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Ali Bulaçİnkar edip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise; onlar, ateşin halkıdırlar ve orada süresiz kalacaklardır

Yusuf AliBut those who reject Faith and belie Our Signs, they shall be companions of the Fire; they shall abide therein

2:40 📚 1
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَوۡفُواْ بِعَهۡدِيٓ أُوفِ بِعَهۡدِكُمۡ وَإِيَّٰيَ فَٱرۡهَبُونِ
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'metleri
ٱلَّتِىٓ
o ki;
أَنْعَمْتُ
ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ
sizleri
وَأَوْفُوا۟
ve tutun
بِعَهْدِىٓ
bana verdiğiniz sözü
أُوفِ
ben de tutayım
بِعَهْدِكُمْ
size verdiğim sözü
وَإِيَّـٰىَ
ve sadece benden
فَٱرْهَبُونِ
korkun

Ali BulaçEy İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi hatırlayın ve ahdime bağlı kalın, ki Ben de ahdinize bağlı kalayım. Ve yalnızca Benden korkun

Yusuf AliO Children of Israel! call to mind the (special) favour which I bestowed upon you, and fulfil your covenant with Me as I fulfil My Covenant with you, and fear none but Me

2:41 📚 1
وَءَامِنُواْ بِمَآ أَنزَلۡتُ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا مَعَكُمۡ وَلَا تَكُونُوٓاْ أَوَّلَ كَافِرِۭ بِهِۦۖ وَلَا تَشۡتَرُواْ بِـَٔايَٰتِي ثَمَنࣰ ا قَلِيلࣰ ا وَإِيَّٰيَ فَٱتَّقُونِ
وَءَامِنُوا۟
ve inanın
بِمَآ
şeye
أَنزَلْتُ
indirdiğim
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
bulunanı
مَعَكُمْ
sizin yanınızda
وَلَا
ve olmayın
تَكُونُوٓا۟
be
أَوَّلَ
ilk
كَافِرٍۭ
inkar eden
بِهِۦ ۖ
onu
وَلَا
ve satmayın
تَشْتَرُوا۟
exchange
بِـَٔايَـٰتِى
benim ayetlerimi
ثَمَنًۭا
bedele
قَلِيلًۭا
azıcık
وَإِيَّـٰىَ
ve benden
فَٱتَّقُونِ
sakının

Ali BulaçYanınızda olan (Tevrat)ı, doğrulayıcı olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin; onu inkar edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir değer karşılığında değişmeyin. Ve yalnızca Benden korkun

Yusuf AliAnd believe in what I reveal, confirming the revelation which is with you, and be not the first to reject Faith therein, nor sell My Signs for a small price; and fear Me, and Me alone

2:42
وَلَا تَلۡبِسُواْ ٱلۡحَقَّ بِٱلۡبَٰطِلِ وَتَكۡتُمُواْ ٱلۡحَقَّ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَلَا
ve katıştırmayın
تَلْبِسُوا۟
mix
ٱلْحَقَّ
gerçeği
بِٱلْبَـٰطِلِ
batılla
وَتَكْتُمُوا۟
ve gizlemeyin
ٱلْحَقَّ
hakkı
وَأَنتُمْ
siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Ali BulaçHakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz

Yusuf AliAnd cover not Truth with falsehood, nor conceal the Truth when ye know (what it is)

2:43
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرۡكَعُواْ مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱرْكَعُوا۟
ve ruku edin
مَعَ
beraber
ٱلرَّٰكِعِينَ
rüku edenlerle

Ali BulaçNamazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin

Yusuf AliAnd be steadfast in prayer; practise regular charity; and bow down your heads with those who bow down (in worship)

2:44 📚 4
۞أَتَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبِرِّ وَتَنسَوۡنَ أَنفُسَكُمۡ وَأَنتُمۡ تَتۡلُونَ ٱلۡكِتَٰبَۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
۞ أَتَأْمُرُونَ
emir mi ediyorsunuz
ٱلنَّاسَ
insanlara
بِٱلْبِرِّ
iyiliği
وَتَنسَوْنَ
unutuyorsunuz da
أَنفُسَكُمْ
kendinizi
وَأَنتُمْ
ve siz
تَتْلُونَ
okuduğunuz halde
ٱلْكِتَـٰبَ ۚ
Kitabı
أَفَلَا
hâlâ
تَعْقِلُونَ
aklınızı kullanmıyor musunuz?

Ali BulaçSiz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız

Yusuf AliDo ye enjoin right conduct on the people, and forget (To practise it) yourselves, and yet ye study the Scripture? Will ye not understand

2:45 📚 1
وَٱسۡتَعِينُواْ بِٱلصَّبۡرِ وَٱلصَّلَوٰةِۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى ٱلۡخَٰشِعِينَ
وَٱسْتَعِينُوا۟
yardım dileyin
بِٱلصَّبْرِ
sabırla
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ
ve namazla
وَإِنَّهَا
şüphesiz bu
لَكَبِيرَةٌ
ağır gelir
إِلَّا
başkasına
عَلَى
saygı gösterenlerden
ٱلْخَـٰشِعِينَ
the humble ones

Ali BulaçSabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır

Yusuf AliNay, seek (God's) help with patient perseverance and prayer: It is indeed hard, except to those who bring a lowly spirit

2:46
ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُواْ رَبِّهِمۡ وَأَنَّهُمۡ إِلَيۡهِ رَٰجِعُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَظُنُّونَ
bilirler
أَنَّهُم
şüphesiz onlar
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklardır
رَبِّهِمْ
Rablerine
وَأَنَّهُمْ
ve gerçekten onlar
إِلَيْهِ
O'na
رَٰجِعُونَ
döneceklerdir

Ali BulaçOnlar, (mü'minler ise), şüphesiz, Rableriyle karşılaşacaklarını ve (yine) şüphesiz, O'na döneceklerini bilirler

Yusuf AliWho bear in mind the certainty that they are to meet their Lord, and that they are to return to Him

2:47
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَنِّي فَضَّلۡتُكُمۡ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'metimi
ٱلَّتِىٓ
ki
أَنْعَمْتُ
ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ
sizi
وَأَنِّى
ve şüphesiz
فَضَّلْتُكُمْ
sizi üstün kıldım
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Ali BulaçEy İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere üstün kıldığımı hatırlayın

Yusuf AliChildren of Israel! call to mind the (special) favour which I bestowed upon you, and that I preferred you to all other (for My Message)

2:48
وَٱتَّقُواْ يَوۡمࣰ ا لَّا تَجۡزِي نَفۡسٌ عَن نَّفۡسࣲ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُقۡبَلُ مِنۡهَا شَفَٰعَةࣱ وَلَا يُؤۡخَذُ مِنۡهَا عَدۡلࣱ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
يَوْمًۭا
günden
لَّا
cezalandırılmaz
تَجْزِى
avail
نَفْسٌ
hiç kimse
عَن
kimseden(günahından)
نَّفْسٍۢ
(another) soul
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَلَا
kabul edilmez
يُقْبَلُ
will be accepted
مِنْهَا
kimseden
شَفَـٰعَةٌۭ
şefaat da
وَلَا
ve alınmaz
يُؤْخَذُ
will be taken
مِنْهَا
ondan
عَدْلٌۭ
fidye de
وَلَا
ve yapılamaz
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
hiçbir yardım

Ali BulaçVe hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının

Yusuf AliThen guard yourselves against a day when one soul shall not avail another nor shall intercession be accepted for her, nor shall compensation be taken from her, nor shall anyone be helped (from outside)

2:49
وَإِذۡ نَجَّيۡنَٰكُم مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَسُومُونَكُمۡ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبۡنَآءَكُمۡ وَيَسۡتَحۡيُونَ نِسَآءَكُمۡۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَآءࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ عَظِيمࣱ‏
وَإِذْ
hani
نَجَّيْنَـٰكُم
sizi kurtarmıştık
مِّنْ
ailesinden
ءَالِ
(the) people
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ
onlar size reva görüyor
سُوٓءَ
en kötüsünü
ٱلْعَذَابِ
azabın
يُذَبِّحُونَ
boğazlayıp
أَبْنَآءَكُمْ
oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ
sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ
kadınlarınızı
وَفِى
ve vardı
ذَٰلِكُم
bunda sizin için
بَلَآءٌۭ
bir imtihan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
عَظِيمٌۭ
büyük

Ali BulaçSizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı

Yusuf AliAnd remember, We delivered you from the people of Pharaoh: They set you hard tasks and punishments, slaughtered your sons and let your women-folk live; therein was a tremendous trial from your Lord

2:50
وَإِذۡ فَرَقۡنَا بِكُمُ ٱلۡبَحۡرَ فَأَنجَيۡنَٰكُمۡ وَأَغۡرَقۡنَآ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ
وَإِذْ
hani
فَرَقْنَا
yarmıştık;
بِكُمُ
sizin için
ٱلْبَحْرَ
denizi
فَأَنجَيْنَـٰكُمْ
sizi kurtarmış
وَأَغْرَقْنَآ
ve boğmuştuk
ءَالَ
ailesini
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
وَأَنتُمْ
ve siz de
تَنظُرُونَ
görüyordunuz

Ali BulaçVe sizin için denizi ikiye yarıp sizi kurtardığımızı ve Firavun'un adamlarını -gözlerinizin önünde- boğduğumuzu hatırlayın

Yusuf AliAnd remember We divided the sea for you and saved you and drowned Pharaoh's people within your very sight

2:51
وَإِذۡ وَٰعَدۡنَا مُوسَىٰٓ أَرۡبَعِينَ لَيۡلَةࣰ ثُمَّ ٱتَّخَذۡتُمُ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَنتُمۡ ظَٰلِمُونَ
وَإِذْ
hani
وَٰعَدْنَا
sözleşmiştik
مُوسَىٰٓ
Musa ile
أَرْبَعِينَ
kırk
لَيْلَةًۭ
gece için
ثُمَّ
sonra
ٱتَّخَذْتُمُ
siz (tanrı) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
مِنۢ
onun ardından
بَعْدِهِۦ
after him
وَأَنتُمْ
ve siz
ظَـٰلِمُونَ
zalimlerdiniz

Ali BulaçHani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz

Yusuf AliAnd remember We appointed forty nights for Moses, and in his absence ye took the calf (for worship), and ye did grievous wrong

2:52
ثُمَّ عَفَوۡنَا عَنكُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
ثُمَّ
sonra
عَفَوْنَا
affetmiştik
عَنكُم
sizi
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz (diye)

Ali BulaçBundan sonra, (artık) şükredesiniz diye sizi bağışladık

Yusuf AliEven then We did forgive you; there was a chance for you to be grateful

2:53
وَإِذۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡفُرۡقَانَ لَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
وَإِذْ
ve hani
ءَاتَيْنَا
vermiştik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
وَٱلْفُرْقَانَ
ve furkan
لَعَلَّكُمْ
belki
تَهْتَدُونَ
hidayete erersiniz (diye)

Ali BulaçVe hidayete eresiniz diye Musa'ya kitabı ve Furkan’ı verdik

Yusuf AliAnd remember We gave Moses the Scripture and the Criterion (Between right and wrong): There was a chance for you to be guided aright

2:54
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ إِنَّكُمۡ ظَلَمۡتُمۡ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلۡعِجۡلَ فَتُوبُوٓاْ إِلَىٰ بَارِئِكُمۡ فَٱقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ عِندَ بَارِئِكُمۡ فَتَابَ عَلَيۡكُمۡۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦ
kavmine
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
إِنَّكُمْ
şüphesiz sizler
ظَلَمْتُمْ
zulmettiniz
أَنفُسَكُم
kendinize
بِٱتِّخَاذِكُمُ
(tanrı) edinmekle
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
فَتُوبُوٓا۟
gelin tevbe edin de
إِلَىٰ
yaratıcınıza
بَارِئِكُمْ
your Creator
فَٱقْتُلُوٓا۟
ve öldürün
أَنفُسَكُمْ
nefislerinizi
ذَٰلِكُمْ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ
sizin için
عِندَ
katında
بَارِئِكُمْ
yaratıcınız
فَتَابَ
tevbenizi kabul buyurmuş olur
عَلَيْكُمْ ۚ
sizin
إِنَّهُۥ
şüphesiz
هُوَ
O
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ
merhametlidir

Ali BulaçHani Musa, kavmine: "Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca Yaratan(gerçek İlah)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, Yaratıcınız Katında sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir

Yusuf AliAnd remember Moses said to his people: "O my people! Ye have indeed wronged yourselves by your worship of the calf: So turn (in repentance) to your Maker, and slay yourselves (the wrong-doers); that will be better for you in the sight of your Maker." Then He turned towards you (in forgiveness): For He is Oft- Returning, Most Merciful

2:55
وَإِذۡ قُلۡتُمۡ يَٰمُوسَىٰ لَن نُّؤۡمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهۡرَةࣰ فَأَخَذَتۡكُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ
وَإِذْ
ve hani
قُلْتُمْ
demiştiniz
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa
لَن
inanmayız
نُّؤْمِنَ
(will) we believe
لَكَ
sana
حَتَّىٰ
kadar
نَرَى
görünceye
ٱللَّهَ
Allah'ı
جَهْرَةًۭ
açıkça
فَأَخَذَتْكُمُ
derhal sizi yakalamıştı
ٱلصَّـٰعِقَةُ
yıldırım gürültüsü
وَأَنتُمْ
siz de
تَنظُرُونَ
bunu görüyordunuz

Ali BulaçVe demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız." Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz

Yusuf AliAnd remember ye said: "O Moses! We shall never believe in thee until we see God manifestly," but ye were dazed with thunder and lighting even as ye looked on

2:56
ثُمَّ بَعَثۡنَٰكُم مِّنۢ بَعۡدِ مَوۡتِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
ثُمَّ
sonra
بَعَثْنَـٰكُم
sizi tekrar diriltmiştik
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
مَوْتِكُمْ
ölümünüzün
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz (diye)

Ali BulaçSonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik

Yusuf AliThen We raised you up after your death: Ye had the chance to be grateful

2:57
وَظَلَّلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡغَمَامَ وَأَنزَلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰۖ كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡۚ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
وَظَلَّلْنَا
ve gölgelendirdik
عَلَيْكُمُ
üstünüze
ٱلْغَمَامَ
bulutu
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَنَّ
kudret helvası
وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ
ve bıldırcın
كُلُوا۟
yeyin
مِن
güzelliklerden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
مَا
şeyleri
رَزَقْنَـٰكُمْ ۖ
rızık olarak verdiğimiz
وَمَا
ve değildi
ظَلَمُونَا
bize zulmediyor
وَلَـٰكِن
ama
كَانُوٓا۟
idiler
أَنفُسَهُمْ
kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmetmekteler

Ali BulaçBulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler

Yusuf AliAnd We gave you the shade of clouds and sent down to you Manna and quails, saying: "Eat of the good things We have provided for you:" (But they rebelled); to us they did no harm, but they harmed their own souls

2:58
وَإِذۡ قُلۡنَا ٱدۡخُلُواْ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةَ فَكُلُواْ مِنۡهَا حَيۡثُ شِئۡتُمۡ رَغَدࣰ ا وَٱدۡخُلُواْ ٱلۡبَابَ سُجَّدࣰ ا وَقُولُواْ حِطَّةࣱ نَّغۡفِرۡ لَكُمۡ خَطَٰيَٰكُمۡۚ وَسَنَزِيدُ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَإِذْ
hani
قُلْنَا
demiştik ki
ٱدْخُلُوا۟
girin
هَـٰذِهِ
şu
ٱلْقَرْيَةَ
kente
فَكُلُوا۟
yeyin
مِنْهَا
oradan
حَيْثُ
yerde
شِئْتُمْ
dilediğiniz
رَغَدًۭا
bol bol
وَٱدْخُلُوا۟
girin
ٱلْبَابَ
kapıdan
سُجَّدًۭا
secde ederek
وَقُولُوا۟
ve deyin
حِطَّةٌۭ
hitta (ya Rabbi bizi affet)
نَّغْفِرْ
biz de bağışlayalım
لَكُمْ
sizin
خَطَـٰيَـٰكُمْ ۚ
hatalarınızı
وَسَنَزِيدُ
ve daha fazlasını vereceğiz
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananlara

Ali BulaçVe hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin; (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız

Yusuf AliAnd remember We said: "Enter this town, and eat of the plenty therein as ye wish; but enter the gate with humility, in posture and in words, and We shall forgive you your faults and increase (the portion of) those who do good

2:59 📚 2
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ قَوۡلًا غَيۡرَ ٱلَّذِي قِيلَ لَهُمۡ فَأَنزَلۡنَا عَلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ رِجۡزࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ
فَبَدَّلَ
fakat değiştirdiler
ٱلَّذِينَ
onlar ki
ظَلَمُوا۟
zalimler
قَوْلًا
bir sözle
غَيْرَ
başka
ٱلَّذِى
söylenenden
قِيلَ
was said
لَهُمْ
kendilerine
فَأَنزَلْنَا
biz de indirdik
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
zulmedenlerin
ظَلَمُوا۟
wronged
رِجْزًۭا
bir azab
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
yaptıkları
يَفْسُقُونَ
kötülüklerden

Ali BulaçAma zulmedenler, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azap indirdik

Yusuf AliBut the transgressors changed the word from that which had been given them; so We sent on the transgressors a plague from heaven, for that they infringed (Our command) repeatedly

2:60 📚 1
۞وَإِذِ ٱسۡتَسۡقَىٰ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ فَقُلۡنَا ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡحَجَرَۖ فَٱنفَجَرَتۡ مِنۡهُ ٱثۡنَتَا عَشۡرَةَ عَيۡنࣰ اۖ قَدۡ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسࣲ مَّشۡرَبَهُمۡۖ كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ مِن رِّزۡقِ ٱللَّهِ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
۞ وَإِذِ
hani
ٱسْتَسْقَىٰ
su istemişti
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦ
kavmi için
فَقُلْنَا
demiştik
ٱضْرِب
vur
بِّعَصَاكَ
asanla
ٱلْحَجَرَ ۖ
taşa
فَٱنفَجَرَتْ
fışkırmıştı
مِنْهُ
ondan
ٱثْنَتَا
on iki
عَشْرَةَ
twelve
عَيْنًۭا ۖ
göze (pınar)
قَدْ
elbette
عَلِمَ
bilmişti
كُلُّ
bütün
أُنَاسٍۢ
insanlar
مَّشْرَبَهُمْ ۖ
kendi içecekleri yeri
كُلُوا۟
yeyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
مِن
rızkından
رِّزْقِ
(the) provision (of)
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَا
ve (başkalarına) saldırmayın
تَعْثَوْا۟
act wickedly
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُفْسِدِينَ
bozgunculuk yaparak

Ali Bulaç(Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın

Yusuf AliAnd remember Moses prayed for water for his people; We said: "Strike the rock with thy staff." Then gushed forth therefrom twelve springs. Each group knew its own place for water. So eat and drink of the sustenance provided by God, and do no e vil nor mischief on the (face of the) earth

2:61 📚 10
وَإِذۡ قُلۡتُمۡ يَٰمُوسَىٰ لَن نَّصۡبِرَ عَلَىٰ طَعَامࣲ وَٰحِدࣲ فَٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُخۡرِجۡ لَنَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ مِنۢ بَقۡلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَاۖ قَالَ أَتَسۡتَبۡدِلُونَ ٱلَّذِي هُوَ أَدۡنَىٰ بِٱلَّذِي هُوَ خَيۡرٌۚ ٱهۡبِطُواْ مِصۡرࣰ ا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلۡتُمۡۗ وَضُرِبَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلذِّلَّةُ وَٱلۡمَسۡكَنَةُ وَبَآءُو بِغَضَبࣲ مِّنَ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَانُواْ يَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقۡتُلُونَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعۡتَدُونَ
وَإِذْ
hani
قُلْتُمْ
siz demiştiniz ki
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa
لَن
asla
نَّصْبِرَ
biz dayanamayız
عَلَىٰ
yemeğe
طَعَامٍۢ
food
وَٰحِدٍۢ
bir
فَٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُخْرِجْ
çıkarsın
لَنَا
bize
مِمَّا
şeylerden
تُنۢبِتُ
bitirdiği
ٱلْأَرْضُ
yerin
مِنۢ
sebzesinden
بَقْلِهَا
its herbs
وَقِثَّآئِهَا
ve acurundan
وَفُومِهَا
ve sarımsağından
وَعَدَسِهَا
ve mercimeğinden
وَبَصَلِهَا ۖ
ve soğanından
قَالَ
dedi ki
أَتَسْتَبْدِلُونَ
değiştirmek mi istiyorsunuz?
ٱلَّذِى
olanı
هُوَ
o
أَدْنَىٰ
daha aşağı
بِٱلَّذِى
olanla
هُوَ
o
خَيْرٌ ۚ
iyi
ٱهْبِطُوا۟
inin
مِصْرًۭا
bir şehre
فَإِنَّ
şüphesiz
لَكُم
sizin için vardır
مَّا
şeyler
سَأَلْتُمْ ۗ
istediğiniz
وَضُرِبَتْ
ve vuruldu
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
ٱلذِّلَّةُ
alçaklık
وَٱلْمَسْكَنَةُ
ve yoksulluk (damgası)
وَبَآءُو
ve uğradılar
بِغَضَبٍۢ
bir gazaba
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ
Allah
ذَٰلِكَ
işte bu
بِأَنَّهُمْ
şüphesiz öyle
كَانُوا۟
oldu
يَكْفُرُونَ
(çünkü) inkar ediyorlar
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَقْتُلُونَ
ve öldürüyorlardı
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberleri
بِغَيْرِ
etmediği halde
ٱلْحَقِّ ۗ
hak
ذَٰلِكَ
işte bu
بِمَا
sebebiyledir
عَصَوا۟
isyan etmeleri
وَّكَانُوا۟
ve oldukları
يَعْتَدُونَ
sınırı aşmış

Ali BulaçSiz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır" demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi

Yusuf AliAnd remember ye said: "O Moses! we cannot endure one kind of food (always); so beseech thy Lord for us to produce for us of what the earth groweth, -its pot-herbs, and cucumbers, Its garlic, lentils, and onions." He said: "Will ye exchange the better for the worse? Go ye down to any town, and ye shall find what ye want!" They were covered with humiliation and misery; they drew on themselves the wrath of God. This because they went on rejecting the Signs of God and slaying His Messengers wit hout just cause. This because they rebelled and went on transgressing

2:62
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَلَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
inananlar
ءَامَنُوا۟
believed
وَٱلَّذِينَ
ve yahudiler
هَادُوا۟
became Jews
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ
ve hıristiyanlar
وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ
ve sabiiler
مَنْ
kim
ءَامَنَ
inanırsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَعَمِلَ
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا
iyi işler
فَلَهُمْ
onlar için vardır
أَجْرُهُمْ
mükafatları
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
rablerinin
وَلَا
ve yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يَحْزَنُونَ
hüzün

Ali BulaçŞüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

Yusuf AliThose who believe (in the Qur'an), and those who follow the Jewish (scriptures), and the Christians and the Sabians,- any who believe in God and the Last Day, and work righteousness, shall have their reward with their Lord; on them shall be no fear, nor shall they grieve

2:63
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَكُمۡ وَرَفَعۡنَا فَوۡقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُواْ مَآ ءَاتَيۡنَٰكُم بِقُوَّةࣲ وَٱذۡكُرُواْ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
وَإِذْ
hani
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
sizin sözünüzü
وَرَفَعْنَا
ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ
üzerinize
ٱلطُّورَ
dağı
خُذُوا۟
tutun
مَآ
şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم
size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ
kuvvetle
وَٱذْكُرُوا۟
ve hatırlayın
مَا
şeyi
فِيهِ
içinde olan
لَعَلَّكُمْ
belki de siz
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Ali BulaçSizden misak almış ve Tur’u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) "Size verdiğimize sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın, ki sakınasınız

Yusuf AliAnd remember We took your covenant and We raised above you (The towering height) of Mount (Sinai) : (Saying): "Hold firmly to what We have given you and bring (ever) to remembrance what is therein: Perchance ye may fear God

2:64
ثُمَّ تَوَلَّيۡتُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَۖ فَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ لَكُنتُم مِّنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّيْتُم
dönmüştünüz
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ ۖ
bunun
فَلَوْلَا
eğer olmasaydı
فَضْلُ
iyiliği
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve merhameti
لَكُنتُم
elbette olurdunuz
مِّنَ
ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Ali BulaçSiz ise, bundan sonra da yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lütuf ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan olurdunuz

Yusuf AliBut ye turned back thereafter: Had it not been for the Grace and Mercy of God to you, ye had surely been among the lost

2:65
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلَّذِينَ ٱعۡتَدَوۡاْ مِنكُمۡ فِي ٱلسَّبۡتِ فَقُلۡنَا لَهُمۡ كُونُواْ قِرَدَةً خَٰسِـِٔينَ
وَلَقَدْ
ve elbette
عَلِمْتُمُ
bilmişsinizdir
ٱلَّذِينَ
haddi aşanları
ٱعْتَدَوْا۟
transgressed
مِنكُمْ
içinizden
فِى
cumartesi gününde
ٱلسَّبْتِ
the (matter of) Sabbath
فَقُلْنَا
işte dedik ki
لَهُمْ
onlara
كُونُوا۟
olun
قِرَدَةً
maymunlar
خَـٰسِـِٔينَ
aşağılık

Ali BulaçAndolsun, sizden cumartesi (günü) yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte Biz, onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik

Yusuf AliAnd well ye knew those amongst you who transgressed in the matter of the Sabbath: We said to them: "Be ye apes, despised and rejected

2:66
فَجَعَلۡنَٰهَا نَكَٰلࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهَا وَمَا خَلۡفَهَا وَمَوۡعِظَةࣰ لِّلۡمُتَّقِينَ
فَجَعَلْنَـٰهَا
ve bunu yaptık
نَكَـٰلًۭا
ibretlik bir ceza
لِّمَا
şey için
بَيْنَ
arasındaki (önündeki)
يَدَيْهَا
onların iki eli
وَمَا
ve şey (için)
خَلْفَهَا
ardından gelen
وَمَوْعِظَةًۭ
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ
müttakiler için

Ali BulaçBunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva sahipleri için de bir öğüt kıldık

Yusuf AliSo We made it an example to their own time and to their posterity, and a lesson to those who fear God

2:67 📚 6
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُكُمۡ أَن تَذۡبَحُواْ بَقَرَةࣰۖ قَالُوٓاْ أَتَتَّخِذُنَا هُزُوࣰ اۖ قَالَ أَعُوذُ بِٱللَّهِ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡجَٰهِلِينَ
وَإِذْ
hani
قَالَ
demişti
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦٓ
kavmine
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْمُرُكُمْ
size emrediyor
أَن
kesmenizi
تَذْبَحُوا۟
you slaughter
بَقَرَةًۭ ۖ
bir inek
قَالُوٓا۟
dediler
أَتَتَّخِذُنَا
bizimle ediyor musun?
هُزُوًۭا ۖ
alay
قَالَ
dedi
أَعُوذُ
sığınırım
بِٱللَّهِ
Allah'a
أَنْ
olmaktan
أَكُونَ
I be
مِنَ
cahillerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ
the ignorant

Ali BulaçHani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi

Yusuf AliAnd remember Moses said to his people: "God commands that ye sacrifice a heifer." They said: "Makest thou a laughing-stock of us?" He said: "God save me from being an ignorant (fool)

2:68 📚 1
قَالُواْ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةࣱ لَّا فَارِضࣱ وَلَا بِكۡرٌ عَوَانُۢ بَيۡنَ ذَٰلِكَۖ فَٱفۡعَلُواْ مَا تُؤۡمَرُونَ
قَالُوا۟
dediler
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
ne olduğunu
هِىَ ۚ
onun
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
diyor ki
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
لَّا
olmayan
فَارِضٌۭ
yaşlı
وَلَا
ve olmayan
بِكْرٌ
körpe
عَوَانٌۢ
orta yaşlı
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ ۖ
bunun
فَٱفْعَلُوا۟
haydi yapın
مَا
şeyi
تُؤْمَرُونَ
size emredilen

Ali BulaçRabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi

Yusuf AliThey said: "Beseech on our behalf Thy Lord to make plain to us what (heifer) it is!" He said; "He says: The heifer should be neither too old nor too young, but of middling age. Now do what ye are commanded

2:69
قَالُواْ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوۡنُهَاۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةࣱ صَفۡرَآءُ فَاقِعࣱ لَّوۡنُهَا تَسُرُّ ٱلنَّٰظِرِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
nedir
لَوْنُهَا ۚ
onun rengi
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
diyor
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
صَفْرَآءُ
sarı renginde
فَاقِعٌۭ
parlak
لَّوْنُهَا
onun rengi
تَسُرُّ
sevinç verir
ٱلنَّـٰظِرِينَ
bakanlara

Ali Bulaç(Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi

Yusuf AliThey said: "Beseech on our behalf Thy Lord to make plain to us Her colour." He said: "He says: A fawn-coloured heifer, pure and rich in tone, the admiration of beholders

2:70
قَالُواْ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَ إِنَّ ٱلۡبَقَرَ تَشَٰبَهَ عَلَيۡنَا وَإِنَّآ إِن شَآءَ ٱللَّهُ لَمُهۡتَدُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
nasıl bir şey olduğunu
هِىَ
onun
إِنَّ
zira
ٱلْبَقَرَ
o inek
تَشَـٰبَهَ
benzer geldi
عَلَيْنَا
bize
وَإِنَّآ
ama mutlaka biz
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
ٱللَّهُ
Allah
لَمُهْتَدُونَ
hidayeti buluruz

Ali Bulaç(Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz" dediler

Yusuf AliThey said: "Beseech on our behalf Thy Lord to make plain to us what she is: To us are all heifers alike: We wish indeed for guidance, if God wills

2:71
قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةࣱ لَّا ذَلُولࣱ تُثِيرُ ٱلۡأَرۡضَ وَلَا تَسۡقِي ٱلۡحَرۡثَ مُسَلَّمَةࣱ لَّا شِيَةَ فِيهَاۚ قَالُواْ ٱلۡـَٰٔنَ جِئۡتَ بِٱلۡحَقِّۚ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُواْ يَفۡعَلُونَ
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
şöyle diyor
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
لَّا
olmayan
ذَلُولٌۭ
boyundurluk altında
تُثِيرُ
sürmek için
ٱلْأَرْضَ
yeri
وَلَا
ve sulamaz
تَسْقِى
water
ٱلْحَرْثَ
ekin
مُسَلَّمَةٌۭ
kusursuz
لَّا
yoktur
شِيَةَ
hiçbir alacası
فِيهَا ۚ
onda
قَالُوا۟
dediler
ٱلْـَٔـٰنَ
işte şimdi
جِئْتَ
getirdin
بِٱلْحَقِّ ۚ
doğruyu
فَذَبَحُوهَا
ve boğazladılar onu
وَمَا
az daha
كَادُوا۟
they were near
يَفْعَلُونَ
yapmayacaklardı

Ali Bulaç(Bunun üzerine Musa, “Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin” dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı

Yusuf AliHe said: "He says: A heifer not trained to till the soil or water the fields; sound and without blemish." They said: "Now hast thou brought the truth." Then they offered her in sacrifice, but not with good-will

2:72
وَإِذۡ قَتَلۡتُمۡ نَفۡسࣰ ا فَٱدَّٰرَٰٔتُمۡ فِيهَاۖ وَٱللَّهُ مُخۡرِجࣱ مَّا كُنتُمۡ تَكۡتُمُونَ
وَإِذْ
hani
قَتَلْتُمْ
siz öldürmüştünüz
نَفْسًۭا
bir adam
فَٱدَّٰرَْٰٔتُمْ
birbirinizle atışmıştınız
فِيهَا ۖ
onun hakkında
وَٱللَّهُ
oysa Allah
مُخْرِجٌۭ
ortaya çıkarıcıdır
مَّا
şeyi
كُنتُمْ
olduğunuz
تَكْتُمُونَ
gizlemiş

Ali BulaçHani siz bir kişiyi öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı

Yusuf AliRemember ye slew a man and fell into a dispute among yourselves as to the crime: But God was to bring forth what ye did hide

2:73
فَقُلۡنَا ٱضۡرِبُوهُ بِبَعۡضِهَاۚ كَذَٰلِكَ يُحۡيِ ٱللَّهُ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَيُرِيكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
فَقُلْنَا
dedik ki
ٱضْرِبُوهُ
vurun ona (öldürülene)
بِبَعْضِهَا ۚ
(ineğin) bir parçasıyla
كَذَٰلِكَ
işte böylece
يُحْىِ
diriltir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
وَيُرِيكُمْ
ve size gösterir
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
düşünürsünüz

Ali BulaçBunun için de: "Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız

Yusuf AliSo We said: "Strike the (body) with a piece of the (heifer)." Thus God bringeth the dead to life and showeth you His Signs: Perchance ye may understand

2:74 📚 5
ثُمَّ قَسَتۡ قُلُوبُكُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ فَهِيَ كَٱلۡحِجَارَةِ أَوۡ أَشَدُّ قَسۡوَةࣰۚ وَإِنَّ مِنَ ٱلۡحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنۡهُ ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ وَإِنَّ مِنۡهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخۡرُجُ مِنۡهُ ٱلۡمَآءُۚ وَإِنَّ مِنۡهَا لَمَا يَهۡبِطُ مِنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
ثُمَّ
sonra yine
قَسَتْ
katılaştı
قُلُوبُكُم
kalbleriniz
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
فَهِىَ
şimdi onlar
كَٱلْحِجَارَةِ
taş gibi
أَوْ
hatta
أَشَدُّ
daha da
قَسْوَةًۭ ۚ
katıdır
وَإِنَّ
çünkü
مِنَ
öyle taş
ٱلْحِجَارَةِ
the stones
لَمَا
var ki
يَتَفَجَّرُ
fışkırır
مِنْهُ
içinden
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ
ırmaklar
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنْهَا
öylesi de
لَمَا
var ki
يَشَّقَّقُ
çatlayıverir de
فَيَخْرُجُ
çıkar
مِنْهُ
ondan
ٱلْمَآءُ ۚ
su
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنْهَا
ondan
لَمَا
öylesi de var ki
يَهْبِطُ
aşağı yuvarlanır
مِنْ
korkusundan
خَشْيَةِ
fear
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Ali BulaçBundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir

Yusuf AliThenceforth were your hearts hardened: They became like a rock and even worse in hardness. For among rocks there are some from which rivers gush forth; others there are which when split asunder send forth water; and others which sink for fear of God. And God is not unmindful of what ye do

2:75 📚 1
۞أَفَتَطۡمَعُونَ أَن يُؤۡمِنُواْ لَكُمۡ وَقَدۡ كَانَ فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۡ يَسۡمَعُونَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُۥ مِنۢ بَعۡدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ
۞ أَفَتَطْمَعُونَ
umuyor musunuz?
أَن
ki
يُؤْمِنُوا۟
inanacaklar
لَكُمْ
size
وَقَدْ
oysa
كَانَ
vardı ki
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُمْ
bunlardan
يَسْمَعُونَ
işitirlerdi de
كَلَـٰمَ
sözünü
ٱللَّهِ
Allah'ın
ثُمَّ
sonra
يُحَرِّفُونَهُۥ
onu değiştirirlerdi
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
مَا
düşünüp akıl erdirdikten
عَقَلُوهُ
they understood it
وَهُمْ
ve onlar
يَعْلَمُونَ
bildikleri halde

Ali BulaçSiz (Müslümanlar,) onların size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir bölümü, Allah'ın sözünü işitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı

Yusuf AliCan ye (o ye men of Faith) entertain the hope that they will believe in you?- Seeing that a party of them heard the Word of God, and perverted it knowingly after they understood it

2:76
وَإِذَا لَقُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعۡضُهُمۡ إِلَىٰ بَعۡضࣲ قَالُوٓاْ أَتُحَدِّثُونَهُم بِمَا فَتَحَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمۡ لِيُحَآجُّوكُم بِهِۦ عِندَ رَبِّكُمۡۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
وَإِذَا
zaman
لَقُوا۟
rastladıkları
ٱلَّذِينَ
kimselerle
ءَامَنُوا۟
inanan
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
وَإِذَا
zaman
خَلَا
yalnız kaldıkları
بَعْضُهُمْ
onların bazısı
إِلَىٰ
bazısına
بَعْضٍۢ
some (others)
قَالُوٓا۟
derler
أَتُحَدِّثُونَهُم
onlara haber mi veriyorsunuz
بِمَا
şeyleri
فَتَحَ
açtığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
لِيُحَآجُّوكُم
sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar
بِهِۦ
onu
عِندَ
katında
رَبِّكُمْ ۚ
Rabbiniz
أَفَلَا
Aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
understand

Ali Bulaçİman edenlerle karşılaştıklarında "İman ettik" derler; kendi başlarına kaldıkları zaman ise, derler ki: "Allah'ın size açtık (açıkladık)larını, Rabbiniz Katında size karşı bir belge olsun diye mi onlarla konuşuyorsunuz? Hala akıllanmayacak mısınız

Yusuf AliBehold! when they meet the men of Faith, they say: "We believe": But when they meet each other in private, they say: "Shall you tell them what God hath revealed to you, that they may engage you in argument about it before your Lord?"- Do ye not understand (their aim)

2:77 📚 1
أَوَلَا يَعۡلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ
أَوَلَا
bilmiyorlar mı ki?
يَعْلَمُونَ
they know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
يُسِرُّونَ
onların gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ
açığa vurdukları

Ali Bulaç(Peki) Onlar, Allah'ın gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar mı

Yusuf AliKnow they not that God knoweth what they conceal and what they reveal

2:78
وَمِنۡهُمۡ أُمِّيُّونَ لَا يَعۡلَمُونَ ٱلۡكِتَٰبَ إِلَّآ أَمَانِيَّ وَإِنۡ هُمۡ إِلَّا يَظُنُّونَ
وَمِنْهُمْ
onların içinde vardır
أُمِّيُّونَ
ümmiler
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
إِلَّآ
dışında
أَمَانِىَّ
kuruntuları
وَإِنْ
onlar
هُمْ
they
إِلَّا
sadece
يَظُنُّونَ
zannediyorlar

Ali BulaçOnlardan bir kısmı ümmidir. Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca zannederler

Yusuf AliAnd there are among them illiterates, who know not the Book, but (see therein their own) desires, and they do nothing but conjecture

2:79 📚 4
فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ يَكۡتُبُونَ ٱلۡكِتَٰبَ بِأَيۡدِيهِمۡ ثُمَّ يَقُولُونَ هَٰذَا مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ لِيَشۡتَرُواْ بِهِۦ ثَمَنࣰ ا قَلِيلࣰ اۖ فَوَيۡلࣱ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتۡ أَيۡدِيهِمۡ وَوَيۡلࣱ لَّهُم مِّمَّا يَكۡسِبُونَ
فَوَيْلٌۭ
vay haline
لِّلَّذِينَ
o kimselerin ki
يَكْتُبُونَ
yazıyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِأَيْدِيهِمْ
elleriyle
ثُمَّ
sonra
يَقُولُونَ
diyorlar
هَـٰذَا
bu
مِنْ
katındandır
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
لِيَشْتَرُوا۟
satmak için
بِهِۦ
onu
ثَمَنًۭا
paraya
قَلِيلًۭا ۖ
azıcık
فَوَيْلٌۭ
vay haline
لَّهُم
onların
مِّمَّا
ötürü
كَتَبَتْ
yazdığından
أَيْدِيهِمْ
ellerinin
وَوَيْلٌۭ
vay haline
لَّهُم
onların
مِّمَّا
ötürü
يَكْسِبُونَ
kazandıklarından

Ali BulaçArtık vay hallerine; Kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah Katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına

Yusuf AliThen woe to those who write the Book with their own hands, and then say:"This is from God," to traffic with it for miserable price!- Woe to them for what their hands do write, and for the gain they make thereby

2:80 📚 1
وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامࣰ ا مَّعۡدُودَةࣰۚ قُلۡ أَتَّخَذۡتُمۡ عِندَ ٱللَّهِ عَهۡدࣰ ا فَلَن يُخۡلِفَ ٱللَّهُ عَهۡدَهُۥٓۖ أَمۡ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
وَقَالُوا۟
Bir de dediler ki
لَن
asla
تَمَسَّنَا
bize dokunmayacaktır
ٱلنَّارُ
ateş
إِلَّآ
dışında
أَيَّامًۭا
gün
مَّعْدُودَةًۭ ۚ
sayılı birkaç
قُلْ
De ki
أَتَّخَذْتُمْ
aldınız mı?
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
عَهْدًۭا
bir söz (bu hususta)
فَلَن
öyleyse
يُخْلِفَ
dönmez
ٱللَّهُ
Allah
عَهْدَهُۥٓ ۖ
sözünden
أَمْ
yoksa
تَقُولُونَ
söylüyorsunuz
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مَا
bir şey
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Ali BulaçDediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah Katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz

Yusuf AliAnd they say: "The Fire shall not touch us but for a few numbered days:" Say: "Have ye taken a promise from God, for He never breaks His promise? or is it that ye say of God what ye do not know

2:81
بَلَىٰۚ مَن كَسَبَ سَيِّئَةࣰ وَأَحَٰطَتۡ بِهِۦ خَطِيٓـَٔتُهُۥ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
بَلَىٰ
evet
مَن
kim
كَسَبَ
kazanır
سَيِّئَةًۭ
bir günah
وَأَحَـٰطَتْ
ve kuşatmış olursa
بِهِۦ
kendisini
خَطِيٓـَٔتُهُۥ
suçu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Ali BulaçHayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır

Yusuf AliNay, those who seek gain in evil, and are girt round by their sins,- they are companions of the Fire: Therein shall they abide (For ever)

2:82
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
yararlı işler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar da
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلْجَنَّةِ ۖ
cennet
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Ali Bulaçİman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır

Yusuf AliBut those who have faith and work righteousness, they are companions of the Garden: Therein shall they abide (For ever)

2:83
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ لَا تَعۡبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَانࣰ ا وَذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسۡنࣰ ا وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ ثُمَّ تَوَلَّيۡتُمۡ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّنكُمۡ وَأَنتُم مُّعۡرِضُونَ
وَإِذْ
ve hani
أَخَذْنَا
biz almıştık
مِيثَـٰقَ
bir söz
بَنِىٓ
oğullarından
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
لَا
kulluk etmeyeceksiniz
تَعْبُدُونَ
you will worship
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ
ve anaya-babaya
إِحْسَانًۭا
iyilik edeceksiniz
وَذِى
ve
ٱلْقُرْبَىٰ
yakınlara
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullara
وَقُولُوا۟
ve söyleyin
لِلنَّاسِ
insanlara
حُسْنًۭا
güzel söz
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّيْتُمْ
döndünüz
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azınız
مِّنكُمْ
sizden olan
وَأَنتُم
ve siz
مُّعْرِضُونَ
yüz çeviriyorsunuz

Ali BulaçHani İsrailoğulları’ndan, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz

Yusuf AliAnd remember We took a covenant from the Children of Israel (to this effect): Worship none but God; treat with kindness your parents and kindred, and orphans and those in need; speak fair to the people; be steadfast in prayer; and practise reg ular charity. Then did ye turn back, except a few among you, and ye backslide (even now)

2:84
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَكُمۡ لَا تَسۡفِكُونَ دِمَآءَكُمۡ وَلَا تُخۡرِجُونَ أَنفُسَكُم مِّن دِيَٰرِكُمۡ ثُمَّ أَقۡرَرۡتُمۡ وَأَنتُمۡ تَشۡهَدُونَ
وَإِذْ
hani
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
sizden kesin söz
لَا
dökmeyeceksiniz
تَسْفِكُونَ
will you shed
دِمَآءَكُمْ
birbirinizin kanını
وَلَا
çıkarmayacaksınız
تُخْرِجُونَ
(will) evict
أَنفُسَكُم
birbirinizi
مِّن
yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُمْ
your homes
ثُمَّ
sonra
أَقْرَرْتُمْ
kabul etmiştiniz
وَأَنتُمْ
ve siz
تَشْهَدُونَ
şahidsiniz

Ali BulaçHani sizden "Birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın" diye misak almıştık. Sonra sizler bunu onaylamıştınız, hala (buna) şahitlik ediyorsunuz

Yusuf AliAnd remember We took your covenant (to this effect): Shed no blood amongst you, nor turn out your own people from your homes: and this ye solemnly ratified, and to this ye can bear witness

2:85
ثُمَّ أَنتُمۡ هَٰٓؤُلَآءِ تَقۡتُلُونَ أَنفُسَكُمۡ وَتُخۡرِجُونَ فَرِيقࣰ ا مِّنكُم مِّن دِيَٰرِهِمۡ تَظَٰهَرُونَ عَلَيۡهِم بِٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِ وَإِن يَأۡتُوكُمۡ أُسَٰرَىٰ تُفَٰدُوهُمۡ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيۡكُمۡ إِخۡرَاجُهُمۡۚ أَفَتُؤۡمِنُونَ بِبَعۡضِ ٱلۡكِتَٰبِ وَتَكۡفُرُونَ بِبَعۡضࣲۚ فَمَا جَزَآءُ مَن يَفۡعَلُ ذَٰلِكَ مِنكُمۡ إِلَّا خِزۡيࣱ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يُرَدُّونَ إِلَىٰٓ أَشَدِّ ٱلۡعَذَابِۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
ثُمَّ
Ama
أَنتُمْ
siz
هَـٰٓؤُلَآءِ
öldürüyorsunuz
تَقْتُلُونَ
(who) kill
أَنفُسَكُمْ
birbirinizi
وَتُخْرِجُونَ
ve çıkarıyorsunuz
فَرِيقًۭا
bir grubu
مِّنكُم
sizden
مِّن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
تَظَـٰهَرُونَ
birleşiyorsunuz
عَلَيْهِم
onlara karşı
بِٱلْإِثْمِ
günah
وَٱلْعُدْوَٰنِ
ve düşmanlıkla
وَإِن
ve eğer
يَأْتُوكُمْ
size geldiklerinde
أُسَـٰرَىٰ
esir olarak
تُفَـٰدُوهُمْ
fidyelerini veriyorsunuz
وَهُوَ
ve o
مُحَرَّمٌ
yasaklanmış iken
عَلَيْكُمْ
size
إِخْرَاجُهُمْ ۚ
onları çıkarmak
أَفَتُؤْمِنُونَ
yoksa siz inanıyorsunuz da
بِبَعْضِ
bir kısmına
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
وَتَكْفُرُونَ
inkar mı ediyorsunuz
بِبَعْضٍۢ ۚ
bir kısmını
فَمَا
nedir?
جَزَآءُ
cezası
مَن
kimsenin
يَفْعَلُ
yapan
ذَٰلِكَ
bunu
مِنكُمْ
sizden
إِلَّا
başka
خِزْىٌۭ
rezil olmaktan
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَيَوْمَ
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يُرَدُّونَ
onlar itilirler
إِلَىٰٓ
en şiddetlisine
أَشَدِّ
(the) most severe
ٱلْعَذَابِ ۗ
azabın
وَمَا
değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Ali BulaçSonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

Yusuf AliAfter this it is ye, the same people, who slay among yourselves, and banish a party of you from their homes; assist (Their enemies) against them, in guilt and rancour; and if they come to you as captives, ye ransom them, though it was not lawf ul for you to banish them. Then is it only a part of the Book that ye believe in, and do ye reject the rest? but what is the reward for those among you who behave like this but disgrace in this life?- and on the Day of Judgment they shall be consigned t o the most grievous penalty. For God is not unmindful of what ye do

2:86 📚 3
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا بِٱلۡأٓخِرَةِۖ فَلَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟
satın alan
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahireti verip
فَلَا
hiç hafifletilmez
يُخَفَّفُ
will be lightened
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابُ
azab
وَلَا
ve hiç
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
yardım edilmez

Ali Bulaçİşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez

Yusuf AliThese are the people who buy the life of this world at the price of the Hereafter: their penalty shall not be lightened nor shall they be helped

2:87
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَقَفَّيۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ بِٱلرُّسُلِۖ وَءَاتَيۡنَا عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدۡنَٰهُ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِۗ أَفَكُلَّمَا جَآءَكُمۡ رَسُولُۢ بِمَا لَا تَهۡوَىٰٓ أَنفُسُكُمُ ٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡ فَفَرِيقࣰ ا كَذَّبۡتُمۡ وَفَرِيقࣰ ا تَقۡتُلُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَقَفَّيْنَا
birbiri ardınca gönderdik
مِنۢ
arkasından
بَعْدِهِۦ
after him
بِٱلرُّسُلِ ۖ
peygamberler
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
عِيسَى
Îsa'ya
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ
ve onu destekledik
بِرُوحِ
Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs)
ٱلْقُدُسِ ۗ
Kudüs (Ruh'ül-Kudüs)
أَفَكُلَّمَا
öyle mi?
جَآءَكُمْ
size gelse
رَسُولٌۢ
bir peygamber
بِمَا
şey ile
لَا
istemediği
تَهْوَىٰٓ
desire
أَنفُسُكُمُ
canınızın;
ٱسْتَكْبَرْتُمْ
büyüklük taslayarak
فَفَرِيقًۭا
kimini
كَذَّبْتُمْ
yalanlayacak
وَفَرِيقًۭا
kimini de
تَقْتُلُونَ
öldüreceksiniz

Ali BulaçAndolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından peş peşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz

Yusuf AliWe gave Moses the Book and followed him up with a succession of apostles; We gave Jesus the son of Mary Clear (Signs) and strengthened him with the holy spirit. Is it that whenever there comes to you an apostle with what ye yourselves desire n ot, ye are puffed up with pride?- Some ye called impostors, and others ye slay

2:88
وَقَالُواْ قُلُوبُنَا غُلۡفُۢۚ بَل لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفۡرِهِمۡ فَقَلِيلࣰ ا مَّا يُؤۡمِنُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
قُلُوبُنَا
kalblerimiz
غُلْفٌۢ ۚ
perdelidir
بَل
bilakis
لَّعَنَهُمُ
onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
بِكُفْرِهِمْ
inkarlarından dolayı
فَقَلِيلًۭا
artık çok az
مَّا
inanırlar
يُؤْمِنُونَ
they believe

Ali BulaçDediler ki: "Bizim kalplerimiz örtülüdür." Hayır; Allah, inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder

Yusuf AliThey say, "Our hearts are the wrappings (which preserve God's Word: we need no more)." Nay, God's curse is on them for their blasphemy: Little is it they believe

2:89 📚 8
وَلَمَّا جَآءَهُمۡ كِتَٰبࣱ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقࣱ لِّمَا مَعَهُمۡ وَكَانُواْ مِن قَبۡلُ يَسۡتَفۡتِحُونَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَلَمَّا جَآءَهُم مَّا عَرَفُواْ كَفَرُواْ بِهِۦۚ فَلَعۡنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَلَمَّا
Ne zaman ki
جَآءَهُمْ
onlara geldi
كِتَـٰبٌۭ
bir Kitap (Kur'an)
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
مُصَدِّقٌۭ
doğrulayıcı
لِّمَا
şeyi
مَعَهُمْ
yanlarında bulunan (Tevrat)ı
وَكَانُوا۟
ve idiler
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
يَسْتَفْتِحُونَ
yardım istedikleri
عَلَى
karşı
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden
فَلَمَّا
ne zaman
جَآءَهُم
kendilerine gelince
مَّا
şey
عَرَفُوا۟
o bildikleri (Kur'an)
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
بِهِۦ ۚ
onu
فَلَعْنَةُ
artık la'neti
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَى
üzerine olsun!
ٱلْكَـٰفِرِينَ
inkarcıların

Ali BulaçAllah Katından yanlarında olan (Tevrat)ı doğrulayan bir kitap geldiği zaman, -ki bundan önce inkar edenlere karşı fetih istiyorlardı- işte bilip-tanıdıkları gelince, onu inkar ettiler. Artık Allah'ın laneti kafirlerin üzerinedir

Yusuf AliAnd when there comes to them a Book from God, confirming what is with them,- although from of old they had prayed for victory against those without Faith,- when there comes to them that which they (should) have recognised, they refuse to belie ve in it but the curse of God is on those without Faith

2:90 📚 1
بِئۡسَمَا ٱشۡتَرَوۡاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمۡ أَن يَكۡفُرُواْ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بَغۡيًا أَن يُنَزِّلَ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۖ فَبَآءُو بِغَضَبٍ عَلَىٰ غَضَبࣲۚ وَلِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏
بِئْسَمَا
ne kötüdür
ٱشْتَرَوْا۟
sattıkları şey
بِهِۦٓ
onunla
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
أَن
için
يَكْفُرُوا۟
inkar etmek
بِمَآ
şeyi
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
بَغْيًا
çekemeyerek
أَن
(vahiy) indirmesini
يُنَزِّلَ
sends down
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Grace
عَلَىٰ
üzerine
مَن
kimsenin
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ
His servants
فَبَآءُو
uğradılar
بِغَضَبٍ
gazab
عَلَىٰ
üstüne
غَضَبٍۢ ۚ
gazaba
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
ve inkar edenler için
عَذَابٌۭ
bir azab vardır
مُّهِينٌۭ
alçaltıcı

Ali BulaçAllah'ın kullarından, dilediğine Kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır

Yusuf AliMiserable is the price for which they have sold their souls, in that they deny (the revelation) which God has sent down, in insolent envy that God of His Grace should send it to any of His servants He pleases: Thus have they drawn on themselves Wrath upon Wrath. And humiliating is the punishment of those who reject Faith

2:91 📚 1
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ ءَامِنُواْ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُواْ نُؤۡمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيۡنَا وَيَكۡفُرُونَ بِمَا وَرَآءَهُۥ وَهُوَ ٱلۡحَقُّ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا مَعَهُمۡۗ قُلۡ فَلِمَ تَقۡتُلُونَ أَنۢبِيَآءَ ٱللَّهِ مِن قَبۡلُ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
ءَامِنُوا۟
inanın
بِمَآ
şeye
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
قَالُوا۟
derler
نُؤْمِنُ
inanırız
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
عَلَيْنَا
bize
وَيَكْفُرُونَ
ve inkar ederler
بِمَا
şeyi
وَرَآءَهُۥ
ondan sonra gelen
وَهُوَ
halbuki o
ٱلْحَقُّ
haktır
مُصَدِّقًۭا
doğrulayan
لِّمَا
şeyi
مَعَهُمْ ۗ
yanlarında bulunan
قُلْ
de ki
فَلِمَ
neden?
تَقْتُلُونَ
öldürüyordunuz
أَنۢبِيَآءَ
peygamberlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
إِن
gerçekten
كُنتُم
idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Ali BulaçOnlara: "Allah'ın indirdiklerine iman edin" denildiğinde: "Biz, bize indirilene iman ederiz" derler ve ondan sonra olan (Kur'an)ı inkar ederler. Oysa o (Kur'an), yanlarındakini (kitabı) doğrulayan bir gerçektir. (Onlara) De ki: "Eğer inanıyor idiyseniz, daha önce ne diye Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz

Yusuf AliWhen it is said to them, "Believe in what God Hath sent down, "they say, "We believe in what was sent down to us:" yet they reject all besides, even if it be Truth confirming what is with them. Say: "Why then have ye slain the prophets of God in times gone by, if ye did indeed believe

2:92
۞وَلَقَدۡ جَآءَكُم مُّوسَىٰ بِٱلۡبَيِّنَٰتِ ثُمَّ ٱتَّخَذۡتُمُ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَنتُمۡ ظَٰلِمُونَ
۞ وَلَقَدْ
Andolsun
جَآءَكُم
size gelmişti
مُّوسَىٰ
Musa
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
apaçık delillerle
ثُمَّ
sonra
ٱتَّخَذْتُمُ
(ilah) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
مِنۢ
ardından
بَعْدِهِۦ
after him
وَأَنتُمْ
ve siz
ظَـٰلِمُونَ
zalimler olarak

Ali BulaçAndolsun, Musa size apaçık belgelerle geldi. Sonra siz onun arkasından buzağıyı (tanrı) edindiniz. İşte siz (böyle) zalimlersiniz

Yusuf AliThere came to you Moses with clear (Signs); yet ye worshipped the calf (Even) after that, and ye did behave wrongfully

2:93
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَكُمۡ وَرَفَعۡنَا فَوۡقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُواْ مَآ ءَاتَيۡنَٰكُم بِقُوَّةࣲ وَٱسۡمَعُواْۖ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَعَصَيۡنَا وَأُشۡرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ ٱلۡعِجۡلَ بِكُفۡرِهِمۡۚ قُلۡ بِئۡسَمَا يَأۡمُرُكُم بِهِۦٓ إِيمَٰنُكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَإِذْ
hani bir zaman
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
kesin sözünüzü
وَرَفَعْنَا
ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ
üzerinize
ٱلطُّورَ
Tur(dağın)ı
خُذُوا۟
tutun
مَآ
şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم
size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ
kuvvetle
وَٱسْمَعُوا۟ ۖ
dinleyin (demiştik)
قَالُوا۟
dediler
سَمِعْنَا
dinledik
وَعَصَيْنَا
ve isyan ettik
وَأُشْرِبُوا۟
ve içirildi
فِى
kalblerine
قُلُوبِهِمُ
their hearts
ٱلْعِجْلَ
buzağı (sevgisi)
بِكُفْرِهِمْ ۚ
inkarlarıyla
قُلْ
de ki
بِئْسَمَا
ne kötü şey
يَأْمُرُكُم
size emrediyor
بِهِۦٓ
onunla
إِيمَـٰنُكُمْ
imanınız
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanan kimseler

Ali BulaçHani sizden misak almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize (kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkarları yüzünden buzağı (tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor

Yusuf AliAnd remember We took your covenant and We raised above you (the towering height) of Mount (Sinai): (Saying): "Hold firmly to what We have given you, and hearken (to the Law)": They said:" We hear, and we disobey:" And they had to drink into th eir hearts (of the taint) of the calf because of their Faithlessness. Say: "Vile indeed are the behests of your Faith if ye have any faith

2:94 📚 3
قُلۡ إِن كَانَتۡ لَكُمُ ٱلدَّارُ ٱلۡأٓخِرَةُ عِندَ ٱللَّهِ خَالِصَةࣰ مِّن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
قُلْ
de ki
إِن
eğer
كَانَتْ
ise
لَكُمُ
size ait
ٱلدَّارُ
yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةُ
ahiret
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
خَالِصَةًۭ
gerçekten
مِّن
(değil de)
دُونِ
başkasının
ٱلنَّاسِ
insanlardan
فَتَمَنَّوُا۟
haydi temenni edin
ٱلْمَوْتَ
ölümü
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
sözünüzde doğru

Ali BulaçDe ki: "Eğer Allah Katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin

Yusuf AliSay: "If the last Home, with God, be for you specially, and not for anyone else, then seek ye for death, if ye are sincere

2:95
وَلَن يَتَمَنَّوۡهُ أَبَدَۢا بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
وَلَن
fakat (ölümü) istemezler
يَتَمَنَّوْهُ
they wish for it
أَبَدًۢا
asla
بِمَا
dolayı
قَدَّمَتْ
yapıp sunduğu işlerden
أَيْدِيهِمْ ۗ
ellerinin
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Ali BulaçOysa onlar, önceden ellerinin takdim ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiçbir zaman kesin olarak dilemeyeceklerdir. Allah, zalimleri bilendir

Yusuf AliBut they will never seek for death, on account of the (sins) which their hands have sent on before them. and God is well-acquainted with the wrong-doers

2:96 📚 1
وَلَتَجِدَنَّهُمۡ أَحۡرَصَ ٱلنَّاسِ عَلَىٰ حَيَوٰةࣲ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواْۚ يَوَدُّ أَحَدُهُمۡ لَوۡ يُعَمَّرُ أَلۡفَ سَنَةࣲ وَمَا هُوَ بِمُزَحۡزِحِهِۦ مِنَ ٱلۡعَذَابِ أَن يُعَمَّرَۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ
وَلَتَجِدَنَّهُمْ
onları bulursun
أَحْرَصَ
en düşkünü
ٱلنَّاسِ
insanların
عَلَىٰ
hayata
حَيَوٰةٍۢ
life
وَمِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
أَشْرَكُوا۟ ۚ
ortak koşan(lar)
يَوَدُّ
ister
أَحَدُهُمْ
her biri
لَوْ
olsa
يُعَمَّرُ
yaşatılmasını
أَلْفَ
bin
سَنَةٍۢ
yıl
وَمَا
ve değildir
هُوَ
o
بِمُزَحْزِحِهِۦ
onu uzaklaştıracak
مِنَ
azabdan
ٱلْعَذَابِ
the punishment
أَن
oysa
يُعَمَّرَ ۗ
(o kadar) yaşaması
وَٱللَّهُ
Allah
بَصِيرٌۢ
görüyor
بِمَا
şeyleri
يَعْمَلُونَ
yaptıkları

Ali BulaçAndolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir

Yusuf AliThou wilt indeed find them, of all people, most greedy of life,-even more than the idolaters: Each one of them wishes He could be given a life of a thousand years: But the grant of such life will not save him from (due) punishment. For God see s well all that they do

2:97
قُلۡ مَن كَانَ عَدُوࣰّ ا لِّـجِبۡرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلۡبِكَ بِإِذۡنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَهُدࣰ ى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
قُلْ
de ki
مَن
kim
كَانَ
ise (bilsin ki)
عَدُوًّۭا
düşmandır
لِّجِبْرِيلَ
Cebrail'e
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
نَزَّلَهُۥ
onu indirmiştir
عَلَىٰ
kalbine
قَلْبِكَ
your heart
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
kendinden öncekileri
بَيْنَ
(was)
يَدَيْهِ
before it
وَهُدًۭى
ve hidayet
وَبُشْرَىٰ
ve müjdeci
لِلْمُؤْمِنِينَ
inananlar için

Ali BulaçDe ki: "Cibril'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O’dur

Yusuf AliSay: Whoever is an enemy to Gabriel-for he brings down the (revelation) to thy heart by God's will, a confirmation of what went before, and guidance and glad tidings for those who believe

2:98
مَن كَانَ عَدُوࣰّ ا لِّلَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَجِبۡرِيلَ وَمِيكَىٰلَ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَدُوࣱّ لِّلۡكَٰفِرِينَ
مَن
kim
كَانَ
ise
عَدُوًّۭا
düşman
لِّلَّهِ
Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ
ve meleklerine
وَرُسُلِهِۦ
ve resullerine
وَجِبْرِيلَ
ve Cebrail'e
وَمِيكَىٰلَ
ve Mikail'e
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah da
عَدُوٌّۭ
düşmanıdır
لِّلْكَـٰفِرِينَ
inkar edenlerin

Ali BulaçHer kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise, artık şüphesiz Allah da kafirlerin düşmanıdır

Yusuf AliWhoever is an enemy to God and His angels and apostles, to Gabriel and Michael,- Lo! God is an enemy to those who reject Faith

2:99
وَلَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲۖ وَمَا يَكۡفُرُ بِهَآ إِلَّا ٱلۡفَٰسِقُونَ
وَلَقَدْ
andolsun
أَنزَلْنَآ
indirdik
إِلَيْكَ
sana
ءَايَـٰتٍۭ
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ
apaçık
وَمَا
ve etmez
يَكْفُرُ
inkar
بِهَآ
onları
إِلَّا
başkası
ٱلْفَـٰسِقُونَ
fasıklardan

Ali BulaçAndolsun Biz sana apaçık ayetler indirdik. Bunları fasıklardan başkası inkar etmez

Yusuf AliWe have sent down to thee Manifest Signs (ayat); and none reject them but those who are perverse

2:100
أَوَكُلَّمَا عَٰهَدُواْ عَهۡدࣰ ا نَّبَذَهُۥ فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
أَوَكُلَّمَا
ne zaman
عَـٰهَدُوا۟
anlaştılarsa
عَهْدًۭا
ahitle
نَّبَذَهُۥ
onu bozdular
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُم ۚ
onlardan
بَلْ
zaten
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe

Ali BulaçNe zaman bir ahidde bulundularsa, içlerinden bir bölümü onu bozmadı mı? Hayır, onların çoğu iman etmezler

Yusuf AliIs it not (the case) that every time they make a covenant, some party among them throw it aside?- Nay, Most of them are faithless

2:101 📚 2
وَلَمَّا جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقࣱ لِّمَا مَعَهُمۡ نَبَذَ فَرِيقࣱ مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمۡ كَأَنَّهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَلَمَّا
ne zaman
جَآءَهُمْ
onlara geldiyse
رَسُولٌۭ
bir elçi
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah'ın
مُصَدِّقٌۭ
doğrulayan
لِّمَا
şeyleri
مَعَهُمْ
yanlarındaki
نَبَذَ
attılar
فَرِيقٌۭ
bir gurup
مِّنَ
kendilerine
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ
kitap
كِتَـٰبَ
kitabı
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَرَآءَ
arkasına
ظُهُورِهِمْ
sırtlarının
كَأَنَّهُمْ
sanki gibi
لَا
bilmiyorlarmış
يَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçNe zaman onlara Allah Katından yanlarındakini doğrulayan bir elçi gelse, kitap verilenlerden birtakımı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitabı’nı arkalarına attılar

Yusuf AliAnd when there came to them an apostle from God, confirming what was with them, a party of the people of the Book threw away the Book of God behind their backs, as if (it had been something) they did not know

2:102 📚 3
وَٱتَّبَعُواْ مَا تَتۡلُواْ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلۡكِ سُلَيۡمَٰنَۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيۡمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحۡرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلۡمَلَكَيۡنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنۡ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحۡنُ فِتۡنَةࣱ فَلَا تَكۡفُرۡۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنۡهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيۡنَ ٱلۡمَرۡءِ وَزَوۡجِهِۦۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنۡ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمۡ وَلَا يَنفَعُهُمۡۚ وَلَقَدۡ عَلِمُواْ لَمَنِ ٱشۡتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنۡ خَلَٰقࣲۚ وَلَبِئۡسَ مَا شَرَوۡاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمۡۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
وَٱتَّبَعُوا۟
ve uydular
مَا
şeye
تَتْلُوا۟
uydurduğu
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanların
عَلَىٰ
hakkında
مُلْكِ
mülkü
سُلَيْمَـٰنَ ۖ
Süleyman'ın
وَمَا
küfre girmedi
كَفَرَ
disbelieved
سُلَيْمَـٰنُ
Süleyman
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلشَّيَـٰطِينَ
şeytanlar
كَفَرُوا۟
küfre girdiler
يُعَلِّمُونَ
öğreterek
ٱلنَّاسَ
insanlara
ٱلسِّحْرَ
sihri
وَمَآ
ve şeyi
أُنزِلَ
indirilen
عَلَى
iki meleğe
ٱلْمَلَكَيْنِ
the two angels
بِبَابِلَ
Babil'de
هَـٰرُوتَ
Harut
وَمَـٰرُوتَ ۚ
ve Marut (isimli)
وَمَا
onlar öğretmezlerdi
يُعَلِّمَانِ
they both teach
مِنْ
hiç kimseye
أَحَدٍ
one
حَتَّىٰ
demedikçe
يَقُولَآ
they [both] say
إِنَّمَا
şüphesiz
نَحْنُ
biz
فِتْنَةٌۭ
fitneyiz
فَلَا
sakın küfre girmeyin
تَكْفُرْ ۖ
disbelieve
فَيَتَعَلَّمُونَ
fakat öğreniyorlardı
مِنْهُمَا
bunlardan
مَا
şeyi
يُفَرِّقُونَ
ayıran
بِهِۦ
onunla
بَيْنَ
arasını
ٱلْمَرْءِ
eşi
وَزَوْجِهِۦ ۚ
ve karısının
وَمَا
ve değildir
هُم
ama onlar
بِضَآرِّينَ
zarar veriyor
بِهِۦ
onunla
مِنْ
hiç kimseye
أَحَدٍ
one
إِلَّا
başka
بِإِذْنِ
izninden
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَيَتَعَلَّمُونَ
onlar öğreniyorlardı
مَا
şeyi
يَضُرُّهُمْ
zarar veren
وَلَا
değil
يَنفَعُهُمْ ۚ
yarar vereni
وَلَقَدْ
andolsun
عَلِمُوا۟
gayet iyi biliyorlardı ki
لَمَنِ
kimsenin
ٱشْتَرَىٰهُ
onu satın alan
مَا
yoktur
لَهُۥ
onun
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِنْ
bir nasibi
خَلَـٰقٍۢ ۚ
share
وَلَبِئْسَ
ve ne kötüdür
مَا
şey
شَرَوْا۟
sattıkları
بِهِۦٓ
onunla
أَنفُسَهُمْ ۚ
kendilerini
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
(bunu) bilselerdi!
يَعْلَمُونَ
(to) know

Ali BulaçVe onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkar etmedi; ancak şeytanlar inkar etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkar etme" demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi

Yusuf AliThey followed what the evil ones gave out (falsely) against the power of Solomon: the blasphemers Were, not Solomon, but the evil ones, teaching men Magic, and such things as came down at babylon to the angels Harut and Marut. But neither of t hese taught anyone (Such things) without saying: "We are only for trial; so do not blaspheme." They learned from them the means to sow discord between man and wife. But they could not thus harm anyone except by God's permission. And they learned what h armed them, not what profited them. And they knew that the buyers of (magic) would have no share in the happiness of the Hereafter. And vile was the price for which they did sell their souls, if they but knew

2:103
وَلَوۡ أَنَّهُمۡ ءَامَنُواْ وَٱتَّقَوۡاْ لَمَثُوبَةࣱ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ خَيۡرࣱۚ لَّوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
وَلَوْ
ve eğer
أَنَّهُمْ
şüphesiz onlar
ءَامَنُوا۟
iman etseler
وَٱتَّقَوْا۟
ve sakınmış olsalardı
لَمَثُوبَةٌۭ
sevabı
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ ۖ
daha hayırlı (olurdu)
لَّوْ
keşke
كَانُوا۟
idi
يَعْلَمُونَ
bilseler

Ali BulaçEğer gerçekten iman edip sakınsalardı, Allah Katındaki sevab(ları) gerçekten daha hayırlı olurdu; bir bilselerdi

Yusuf AliIf they had kept their Faith and guarded themselves from evil, far better had been the reward from their Lord, if they but knew

2:104
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقُولُواْ رَٰعِنَا وَقُولُواْ ٱنظُرۡنَا وَٱسۡمَعُواْۗ وَلِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
رَٰعِنَا
Ra'ina (bizi gözet yahut: kaba söz)
وَقُولُوا۟
deyin
ٱنظُرْنَا
unzurna (bize bak)
وَٱسْمَعُوا۟ ۗ
ve dinleyin
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
ve kafirler için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acı

Ali BulaçEy iman edenler, "Raina-Bizi güt, bize bak" demeyin. "Unzurna-Bizi gözet" deyin ve dinleyin. Kafirler için acı bir azap vardır

Yusuf AliO ye of Faith! Say not (to the Apostle) words of ambiguous import, but words of respect; and hearken (to him): To those without Faith is a grievous punishment

2:105 📚 5
مَّا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ وَلَا ٱلۡمُشۡرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيۡكُم مِّنۡ خَيۡرࣲ مِّن رَّبِّكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَخۡتَصُّ بِرَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ
مَّا
arzu etmezler
يَوَدُّ
like
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
مِنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
kitab
وَلَا
ve müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ
those who associate partners (with Allah)
أَن
indirilmesini
يُنَزَّلَ
(there should) be sent down
عَلَيْكُم
size
مِّنْ
hiçbir
خَيْرٍۢ
hayır
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۗ
your Lord
وَٱللَّهُ
oysa Allah
يَخْتَصُّ
tahsis eder
بِرَحْمَتِهِۦ
rahmetini
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
ذُو
sahibidir
ٱلْفَضْلِ
lutuf
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Ali BulaçKitap Ehlinden olan kafirler ve müşrikler, Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler. Allah ise, dilediğine rahmetini tahsis eder. Allah büyük fazl sahibidir

Yusuf AliIt is never the wish of those without Faith among the People of the Book, nor of the Pagans, that anything good should come down to you from your Lord. But God will choose for His special Mercy whom He will - for God is Lord of grace abounding

2:106 📚 7
۞مَا نَنسَخۡ مِنۡ ءَايَةٍ أَوۡ نُنسِهَا نَأۡتِ بِخَيۡرࣲ مِّنۡهَآ أَوۡ مِثۡلِهَآۗ أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
۞ مَا
ne ki
نَنسَخْ
biz neshedersek
مِنْ
(bir parça)
ءَايَةٍ
ayeti
أَوْ
veya
نُنسِهَا
onu unutturursak
نَأْتِ
getiririz
بِخَيْرٍۢ
daha iyisini
مِّنْهَآ
ondan
أَوْ
ya da
مِثْلِهَآ ۗ
benzerini
أَلَمْ
bilmez misin?
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
عَلَىٰ
her şeye
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
thing
قَدِيرٌ
gücü yeter

Ali BulaçBiz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hiçbir ayeti neshetmez (hükmünü yürürlükten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah, gerçekten herşeye güç yetirendir

Yusuf AliNone of Our revelations do We abrogate or cause to be forgotten, but We substitute something better or similar: Knowest thou not that God Hath power over all things

2:107 📚 2
أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرٍ
أَلَمْ
bilmez misin?
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَهُۥ
onundur
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerin
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
size
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
koruyucu
وَلَا
ve (ne de)
نَصِيرٍ
bir yardımcı

Ali Bulaç(Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur

Yusuf AliKnowest thou not that to God belongeth the dominion of the heavens and the earth? And besides Him ye have neither patron nor helper

2:108
أَمۡ تُرِيدُونَ أَن تَسۡـَٔلُواْ رَسُولَكُمۡ كَمَا سُئِلَ مُوسَىٰ مِن قَبۡلُۗ وَمَن يَتَبَدَّلِ ٱلۡكُفۡرَ بِٱلۡإِيمَٰنِ فَقَدۡ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
أَمْ
yoksa
تُرِيدُونَ
arzu (mu) ediyorsunuz?
أَن
istekte bulunmayı
تَسْـَٔلُوا۟
you ask
رَسُولَكُمْ
rasulunüzden
كَمَا
gibi
سُئِلَ
istedikleri
مُوسَىٰ
Musa'dan
مِن
daha önce
قَبْلُ ۗ
before
وَمَن
ve kim
يَتَبَدَّلِ
değiştirirse
ٱلْكُفْرَ
inkarı
بِٱلْإِيمَـٰنِ
imana
فَقَدْ
şüphesiz (o)
ضَلَّ
sapıtmıştır
سَوَآءَ
dümdüz
ٱلسَّبِيلِ
yolu

Ali BulaçYoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de Resulünüzü sorguya mı çekmek istiyorsunuz? Kim imanı inkar ile değişirse, artık o, dümdüz yoldan sapmış olur

Yusuf AliWould ye question your Apostle as Moses was questioned of old? but whoever changeth from Faith to Unbelief, Hath strayed without doubt from the even way

2:109 📚 2
وَدَّ كَثِيرࣱ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ لَوۡ يَرُدُّونَكُم مِّنۢ بَعۡدِ إِيمَٰنِكُمۡ كُفَّارًا حَسَدࣰ ا مِّنۡ عِندِ أَنفُسِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلۡحَقُّۖ فَٱعۡفُواْ وَٱصۡفَحُواْ حَتَّىٰ يَأۡتِيَ ٱللَّهُ بِأَمۡرِهِۦٓۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَدَّ
isterler
كَثِيرٌۭ
bir çoğu
مِّنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
kitap
لَوْ
şayet
يَرُدُّونَكُم
sizi döndürmek
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
إِيمَـٰنِكُمْ
imanınızdan
كُفَّارًا
kafirler olarak
حَسَدًۭا
hasetle
مِّنْ
içlerindeki
عِندِ
(of)
أَنفُسِهِم
themselves
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
apaçık belli olduktan
تَبَيَّنَ
became clear
لَهُمُ
onlara
ٱلْحَقُّ ۖ
gerçek
فَٱعْفُوا۟
affedin
وَٱصْفَحُوا۟
hoş görün
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِىَ
getirinceye
ٱللَّهُ
Allah
بِأَمْرِهِۦٓ ۗ
emrini
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌۭ
gücü yetendir

Ali BulaçKitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkara döndürmek arzusunu duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir

Yusuf AliQuite a number of the People of the Book wish they could Turn you (people) back to infidelity after ye have believed, from selfish envy, after the Truth hath become Manifest unto them: But forgive and overlook, Till God accomplish His purpose; for God Hath power over all things

2:110 📚 1
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَۚ وَمَا تُقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُم مِّنۡ خَيۡرࣲ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ ۚ
zekatı
وَمَا
ne ki
تُقَدِّمُوا۟
ne gönderirsiniz
لِأَنفُسِكُم
kendiniz için
مِّنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good (deeds)
تَجِدُوهُ
bulursunuz
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ
görür

Ali BulaçNamazı dosdoğru kılın, zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir

Yusuf AliAnd be steadfast in prayer and regular in charity: And whatever good ye send forth for your souls before you, ye shall find it with God: for God sees Well all that ye do

2:111 📚 2
وَقَالُواْ لَن يَدۡخُلَ ٱلۡجَنَّةَ إِلَّا مَن كَانَ هُودًا أَوۡ نَصَٰرَىٰۗ تِلۡكَ أَمَانِيُّهُمۡۗ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
لَن
asla giremez
يَدْخُلَ
will enter
ٱلْجَنَّةَ
cennete
إِلَّا
başkası
مَن
kimseden
كَانَ
olan
هُودًا
Yahudi
أَوْ
veyahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ
hıristiyan
تِلْكَ
işte bu
أَمَانِيُّهُمْ ۗ
onların kuruntusudur
قُلْ
de ki
هَاتُوا۟
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ
delilinizi
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Ali BulaçDediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez." Bu, onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, kesin-kanıtınızı (burhan) getirin

Yusuf AliAnd they say: "None shall enter Paradise unless he be a Jew or a Christian." Those are their (vain) desires. Say: "Produce your proof if ye are truthful

2:112 📚 1
بَلَىٰۚ مَنۡ أَسۡلَمَ وَجۡهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحۡسِنࣱ فَلَهُۥٓ أَجۡرُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
بَلَىٰ
hayır
مَنْ
kim
أَسْلَمَ
teslim ederse
وَجْهَهُۥ
yüzünü
لِلَّهِ
Allah'a
وَهُوَ
ve o
مُحْسِنٌۭ
işini güzel yaparak
فَلَهُۥٓ
onun
أَجْرُهُۥ
mükafatı
عِندَ
yanındadır
رَبِّهِۦ
Rabbinin
وَلَا
ve yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يَحْزَنُونَ
üzülmek

Ali BulaçHayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

Yusuf AliNay,-whoever submits His whole self to God and is a doer of good,- He will get his reward with his Lord; on such shall be no fear, nor shall they grieve

2:113
وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ لَيۡسَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ عَلَىٰ شَيۡءࣲ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ لَيۡسَتِ ٱلۡيَهُودُ عَلَىٰ شَيۡءࣲ وَهُمۡ يَتۡلُونَ ٱلۡكِتَٰبَۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ مِثۡلَ قَوۡلِهِمۡۚ فَٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
وَقَالَتِ
ve dediler ki
ٱلْيَهُودُ
Yahudiler
لَيْسَتِ
değiller
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
Hıristiyanlar
عَلَىٰ
üzerinde
شَىْءٍۢ
bir şey (temel)
وَقَالَتِ
ve dediler ki
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
Hıristiyanlar da
لَيْسَتِ
değildirler
ٱلْيَهُودُ
Yahudiler
عَلَىٰ
üzerinde
شَىْءٍۢ
bir şey (temel)
وَهُمْ
oysa onlar
يَتْلُونَ
okuyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ ۗ
Kitabı
كَذَٰلِكَ
böylece
قَالَ
söylediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ
know
مِثْلَ
benzerini
قَوْلِهِمْ ۚ
onların sözlerinin
فَٱللَّهُ
artık Allah
يَحْكُمُ
hüküm verecektir
بَيْنَهُمْ
aralarında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
şey hakkında
كَانُوا۟
oldukları
فِيهِ
onda
يَخْتَلِفُونَ
ihtilaf halinde

Ali BulaçYahudiler dediler ki: "Hıristiyanlar bir şey (herhangi bir temel) üzere değillerdir"; Hıristiyanlar da: "Yahudiler bir şey üzere değillerdir" dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler) de, onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında hüküm verecektir

Yusuf AliThe Jews say: "The Christians have naught (to stand) upon; and the Christians say: "The Jews have naught (To stand) upon." Yet they (Profess to) study the (same) Book. Like unto their word is what those say who know not; but God will judge bet ween them in their quarrel on the Day of Judgment

2:114
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذۡكَرَ فِيهَا ٱسۡمُهُۥ وَسَعَىٰ فِي خَرَابِهَآۚ أُوْلَٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمۡ أَن يَدۡخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَۚ لَهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا خِزۡيࣱ وَلَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
وَمَنْ
ve kim olabilir
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
مَّنَعَ
men eden
مَسَـٰجِدَ
mescidlerinde
ٱللَّهِ
Allah'ın
أَن
anılmasına
يُذْكَرَ
be mentioned
فِيهَا
içinde
ٱسْمُهُۥ
isminin
وَسَعَىٰ
ve çalışandan
فِى
onların harabolmasına
خَرَابِهَآ ۚ
their destruction
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
مَا
yoktur
كَانَ
olmaları
لَهُمْ
onlar için
أَن
girmeleri
يَدْخُلُوهَآ
they enter them
إِلَّا
dışında
خَآئِفِينَ ۚ
korka korka
لَهُمْ
onlar için vardır
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
خِزْىٌۭ
rezillik
وَلَهُمْ
ve vardır
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
عَذَابٌ
azap
عَظِيمٌۭ
büyük bir

Ali BulaçAllah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azap vardır

Yusuf AliAnd who is more unjust than he who forbids that in places for the worship of God, God's name should be celebrated?-whose zeal is (in fact) to ruin them? It was not fitting that such should themselves enter them except in fear. For them there is nothing but disgrace in this world, and in the world to come, an exceeding torment

2:115 📚 3
وَلِلَّهِ ٱلۡمَشۡرِقُ وَٱلۡمَغۡرِبُۚ فَأَيۡنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجۡهُ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ
doğu da
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ
batı da
فَأَيْنَمَا
nereye
تُوَلُّوا۟
dönerseniz
فَثَمَّ
oradadır
وَجْهُ
yüzü (zatı)
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'(ın)
وَٰسِعٌ
(rahmeti ve ni'meti) boldur
عَلِيمٌۭ
(her şeyi) bilendir

Ali BulaçDoğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir

Yusuf AliTo God belong the east and the West: Whithersoever ye turn, there is the presence of God. For God is all-Pervading, all-Knowing

2:116
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدࣰ اۗ سُبۡحَٰنَهُۥۖ بَل لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ كُلࣱّ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
ٱتَّخَذَ
edindi
ٱللَّهُ
Allah
وَلَدًۭا ۗ
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ
O yücedir
بَل
bilakis
لَّهُۥ
onundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
كُلٌّۭ
hepsi
لَّهُۥ
O'na
قَـٰنِتُونَ
boyun eğmiştir

Ali BulaçDediler ki: "Allah oğul edindi." O, (bu yakıştırmadan) Yücedir. Hayır, göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir

Yusuf AliThey say: "God hath begotten a son" :Glory be to Him.-Nay, to Him belongs all that is in the heavens and on earth: everything renders worship to Him

2:117
بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَإِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرࣰ ا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
بَدِيعُ
(O) yaratıcısıdır
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
وَإِذَا
zaman
قَضَىٰٓ
hükmettiği
أَمْرًۭا
bir işe (şeye)
فَإِنَّمَا
şüphesiz sadece
يَقُولُ
der
لَهُۥ
ona
كُن
ol
فَيَكُونُ
hemen oluverir

Ali BulaçGökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir

Yusuf AliTo Him is due the primal origin of the heavens and the earth: When He decreeth a matter, He saith to it: "Be," and it is

2:118 📚 1
وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ لَوۡلَا يُكَلِّمُنَا ٱللَّهُ أَوۡ تَأۡتِينَآ ءَايَةࣱۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِم مِّثۡلَ قَوۡلِهِمۡۘ تَشَٰبَهَتۡ قُلُوبُهُمۡۗ قَدۡ بَيَّنَّا ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمࣲ يُوقِنُونَ
وَقَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ
know
لَوْلَا
değil miydi?
يُكَلِّمُنَا
bizimle konuşmalı
ٱللَّهُ
Allah
أَوْ
ya da
تَأْتِينَآ
bize gelmeli
ءَايَةٌۭ ۗ
bir ayet (mu'cize)
كَذَٰلِكَ
işte böyle
قَالَ
söyle(mişler)di
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan önceki(ler de)
قَبْلِهِم
before them
مِّثْلَ
benzerini
قَوْلِهِمْ ۘ
onların dediklerinin
تَشَـٰبَهَتْ
birbirine benzedi
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
قَدْ
elbette
بَيَّنَّا
iyice açıkladık
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لِقَوْمٍۢ
kavimler için
يُوقِنُونَ
bilmek isteyen

Ali BulaçBilgisizler, dediler ki: "Allah bizimle konuşmalı veya bize de bir ayet gelmeli değil miydi?" Onlardan öncekiler de onların bu söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Biz, kesin bilgiyle inanan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik

Yusuf AliSay those without knowledge: "Why speaketh not God unto us? or why cometh not unto us a Sign?" So said the people before them words of similar import. Their hearts are alike. We have indeed made clear the Signs unto any people who hold firmly to Faith (in their hearts)

2:119
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ بَشِيرࣰ ا وَنَذِيرࣰ اۖ وَلَا تُسۡـَٔلُ عَنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡجَحِيمِ
إِنَّآ
doğrusu biz
أَرْسَلْنَـٰكَ
seni gönderdik
بِٱلْحَقِّ
gerçekle
بَشِيرًۭا
müjdeleyici
وَنَذِيرًۭا ۖ
ve uyarıcı olarak
وَلَا
değilsin
تُسْـَٔلُ
sen sorumlu
عَنْ
halkından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Ali BulaçŞüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın

Yusuf AliVerily We have sent thee in truth as a bearer of glad tidings and a warner: But of thee no question shall be asked of the Companions of the Blazing Fire

2:120 📚 3
وَلَن تَرۡضَىٰ عَنكَ ٱلۡيَهُودُ وَلَا ٱلنَّصَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمۡۗ قُلۡ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلۡهُدَىٰۗ وَلَئِنِ ٱتَّبَعۡتَ أَهۡوَآءَهُم بَعۡدَ ٱلَّذِي جَآءَكَ مِنَ ٱلۡعِلۡمِ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرٍ
وَلَن
ve olmazlar
تَرْضَىٰ
razı
عَنكَ
senden
ٱلْيَهُودُ
(ne) yahudiler
وَلَا
(ne de)
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
hıristiyanlar
حَتَّىٰ
kadar
تَتَّبِعَ
sen uyuncaya
مِلَّتَهُمْ ۗ
onların milletine (dinine)
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
هُدَى
hidayeti
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُوَ
odur
ٱلْهُدَىٰ ۗ
asıl doğru yol
وَلَئِنِ
eğer
ٱتَّبَعْتَ
uyarsan
أَهْوَآءَهُم
onların arzularına
بَعْدَ
sonra
ٱلَّذِى
sana gelen
جَآءَكَ
has come to you
مِنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ
the knowledge
مَا
yoktur
لَكَ
sana
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiç
وَلِىٍّۢ
bir dost
وَلَا
ve hiç
نَصِيرٍ
bir yardımcı

Ali BulaçSen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı

Yusuf AliNever will the Jews or the Christians be satisfied with thee unless thou follow their form of religion. Say: "The Guidance of God,-that is the (only) Guidance." Wert thou to follow their desires after the knowledge which hath reached thee, the n wouldst thou find neither Protector nor helper against God

2:121
ٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ يَتۡلُونَهُۥ حَقَّ تِلَاوَتِهِۦٓ أُوْلَٰٓئِكَ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦۗ وَمَن يَكۡفُرۡ بِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
يَتْلُونَهُۥ
onu okuyanlar
حَقَّ
doğru bir
تِلَاوَتِهِۦٓ
okuyuşla
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يُؤْمِنُونَ
inananlardır
بِهِۦ ۗ
ona
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِهِۦ
onu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlardır

Ali BulaçKendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkar ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir

Yusuf AliThose to whom We have sent the Book study it as it should be studied: They are the ones that believe therein: Those who reject faith therein,- the loss is their own

2:122
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَنِّي فَضَّلۡتُكُمۡ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'meti
ٱلَّتِىٓ
verdiğim
أَنْعَمْتُ
I bestowed
عَلَيْكُمْ
size
وَأَنِّى
gerçekten
فَضَّلْتُكُمْ
sizi üstün kıldığımı
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Ali BulaçEy İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere muhakkak üstün kıldığımı hatırlayın

Yusuf AliO Children of Israel! call to mind the special favour which I bestowed upon you, and that I preferred you to all others (for My Message)

2:123 📚 1
وَٱتَّقُواْ يَوۡمࣰ ا لَّا تَجۡزِي نَفۡسٌ عَن نَّفۡسࣲ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُقۡبَلُ مِنۡهَا عَدۡلࣱ وَلَا تَنفَعُهَا شَفَٰعَةࣱ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
وَٱتَّقُوا۟
sakının
يَوْمًۭا
şu günden (ki)
لَّا
cezasını çekmez
تَجْزِى
will avail
نَفْسٌ
kimse
عَن
kimsenin
نَّفْسٍۢ
(another) soul
شَيْـًۭٔا
bir şeyle
وَلَا
ve kabul edilmez
يُقْبَلُ
will be accepted
مِنْهَا
ondan
عَدْلٌۭ
fidye
وَلَا
ona fayda vermez
تَنفَعُهَا
will benefit it
شَفَـٰعَةٌۭ
şefaat
وَلَا
onlara
هُمْ
they
يُنصَرُونَ
yardım da edilmez

Ali BulaçVe hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının

Yusuf AliThen guard yourselves against a-Day when one soul shall not avail another, nor shall compensation be accepted from her nor shall intercession profit her nor shall anyone be helped (from outside)

2:124 📚 1
۞وَإِذِ ٱبۡتَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ رَبُّهُۥ بِكَلِمَٰتࣲ فَأَتَمَّهُنَّۖ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامࣰ اۖ قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِيۖ قَالَ لَا يَنَالُ عَهۡدِي ٱلظَّٰلِمِينَ
۞ وَإِذِ
zaman
ٱبْتَلَىٰٓ
imtihan ettiği;
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'i
رَبُّهُۥ
Rabbi
بِكَلِمَـٰتٍۢ
kelimelerle
فَأَتَمَّهُنَّ ۖ
o da onları tamamlamıştı
قَالَ
(Allah) dedi ki
إِنِّى
şüphesiz ben
جَاعِلُكَ
seni yapacağım
لِلنَّاسِ
insanlar için
إِمَامًۭا ۖ
önder
قَالَ
(İbrahim) dedi ki
وَمِن
benim soyumdan da
ذُرِّيَّتِى ۖ
my offspring
قَالَ
buyurdu
لَا
ulaşmaz
يَنَالُ
reach
عَهْدِى
ahdim
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlere

Ali BulaçHani Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle denemişti. O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım" dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?" deyince (Allah:) "Zalimler Benim ahdime erişemez" dedi

Yusuf AliAnd remember that Abraham was tried by his Lord with certain commands, which he fulfilled: He said: "I will make thee an Imam to the Nations." He pleaded: "And also (Imams) from my offspring!" He answered: "But My Promise is not within the rea ch of evil-doers

2:125
وَإِذۡ جَعَلۡنَا ٱلۡبَيۡتَ مَثَابَةࣰ لِّلنَّاسِ وَأَمۡنࣰ ا وَٱتَّخِذُواْ مِن مَّقَامِ إِبۡرَٰهِـۧمَ مُصَلࣰّ ىۖ وَعَهِدۡنَآ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيۡتِيَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلۡعَٰكِفِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
وَإِذْ
hani
جَعَلْنَا
biz kıldık
ٱلْبَيْتَ
Beyt'i (Ka'be'yi)
مَثَابَةًۭ
toplanma yeri
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَأَمْنًۭا
ve güven yeri
وَٱتَّخِذُوا۟
siz de edinin
مِن
makamından
مَّقَامِ
(the) standing place
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
مُصَلًّۭى ۖ
bir namaz yeri
وَعَهِدْنَآ
ve emretmiştik
إِلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
أَن
temizlemesini
طَهِّرَا
[You both] purify
بَيْتِىَ
ev'imi
لِلطَّآئِفِينَ
tavaf edenler için
وَٱلْعَـٰكِفِينَ
ibadete kapananlar
وَٱلرُّكَّعِ
ve rüku edenler
ٱلسُّجُودِ
secde edenler

Ali BulaçHani Evi (Ka'be’yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik

Yusuf AliRemember We made the House a place of assembly for men and a place of safety; and take ye the station of Abraham as a place of prayer; and We covenanted with Abraham and Isma'il, that they should sanctify My House for those who compass it roun d, or use it as a retreat, or bow, or prostrate themselves (therein in prayer)

2:126
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّ ٱجۡعَلۡ هَٰذَا بَلَدًا ءَامِنࣰ ا وَٱرۡزُقۡ أَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ مَنۡ ءَامَنَ مِنۡهُم بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُۥ قَلِيلࣰ ا ثُمَّ أَضۡطَرُّهُۥٓ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلنَّارِۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَلْ
kıl
هَـٰذَا
bu
بَلَدًا
şehri
ءَامِنًۭا
güvenli
وَٱرْزُقْ
ve rızıklandır
أَهْلَهُۥ
halkını
مِنَ
ürünlerle
ٱلثَّمَرَٰتِ
fruits
مَنْ
kimseleri
ءَامَنَ
inanan
مِنْهُم
onlardan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ
ahiret
قَالَ
(Rabbi) buyurdu ki
وَمَن
kimseyi
كَفَرَ
inkar eden
فَأُمَتِّعُهُۥ
onu geçindiririm
قَلِيلًۭا
az bir (süre)
ثُمَّ
sonra
أَضْطَرُّهُۥٓ
onu mahkum ederim
إِلَىٰ
azabına
عَذَابِ
(the) punishment
ٱلنَّارِ ۖ
cehennem
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
dönüş yeridir

Ali BulaçHani İbrahim: "Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti de (Allah: “Sadece inananları değil) inkar edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o" demişti

Yusuf AliAnd remember Abraham said: "My Lord, make this a City of Peace, and feed its people with fruits,-such of them as believe in God and the Last Day." He said: "(Yea), and such as reject Faith,-for a while will I grant them their pleasure, but will soon drive them to the torment of Fire,- an evil destination (indeed)

2:127 📚 6
وَإِذۡ يَرۡفَعُ إِبۡرَٰهِـۧمُ ٱلۡقَوَاعِدَ مِنَ ٱلۡبَيۡتِ وَإِسۡمَٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلۡ مِنَّآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
وَإِذْ
ve hani
يَرْفَعُ
yükseltiyordu
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
ٱلْقَوَاعِدَ
temellerini
مِنَ
Ev'in
ٱلْبَيْتِ
the House
وَإِسْمَـٰعِيلُ
İsma'il'(le beraber)
رَبَّنَا
Rabbi'imiz
تَقَبَّلْ
kabul buyur
مِنَّآ ۖ
bizden
إِنَّكَ
kuşkusuz sen
أَنتَ
(yalnız) sen
ٱلسَّمِيعُ
işitensin
ٱلْعَلِيمُ
bilensin

Ali Bulaçİbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin

Yusuf AliAnd remember Abraham and Isma'il raised the foundations of the House (With this prayer): "Our Lord! Accept (this service) from us: For Thou art the All- Hearing, the All-knowing

2:128 📚 4
رَبَّنَا وَٱجۡعَلۡنَا مُسۡلِمَيۡنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَآ أُمَّةࣰ مُّسۡلِمَةࣰ لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبۡ عَلَيۡنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَٱجْعَلْنَا
bizi yap
مُسْلِمَيْنِ
teslim olanlardan
لَكَ
sana
وَمِن
neslimizden de
ذُرِّيَّتِنَآ
our offspring
أُمَّةًۭ
bir ümmet (çıkar)
مُّسْلِمَةًۭ
teslim olan
لَّكَ
sana
وَأَرِنَا
ve bize göster
مَنَاسِكَنَا
ibadet yollarımızı
وَتُبْ
ve tevbemizi kabul et
عَلَيْنَآ ۖ
bizden
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
(ancak) sensin
ٱلتَّوَّابُ
tevbeleri kabul eden
ٱلرَّحِيمُ
çok merhametli olan

Ali BulaçRabbimiz, ikimizi Sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin

Yusuf AliOur Lord! make of us Muslims, bowing to Thy (Will), and of our progeny a people Muslim, bowing to Thy (will); and show us our place for the celebration of (due) rites; and turn unto us (in Mercy); for Thou art the Oft-Returning, Most Merciful

2:129 📚 1
رَبَّنَا وَٱبۡعَثۡ فِيهِمۡ رَسُولࣰ ا مِّنۡهُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَيُزَكِّيهِمۡۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَٱبْعَثْ
gönder
فِيهِمْ
onlara
رَسُولًۭا
bir elçi
مِّنْهُمْ
kendi içlerinden
يَتْلُوا۟
okuyacak
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتِكَ
senin ayetlerini
وَيُعَلِّمُهُمُ
ve onlara öğretecek
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَيُزَكِّيهِمْ ۚ
ve onları temizleyecek
إِنَّكَ
şüphesiz sensin
أَنتَ
yalnız sen
ٱلْعَزِيزُ
Aziz olan
ٱلْحَكِيمُ
Hakim olan

Ali BulaçRabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin

Yusuf AliOur Lord! send amongst them an Apostle of their own, who shall rehearse Thy Signs to them and instruct them in scripture and wisdom, and sanctify them: For Thou art the Exalted in Might, the Wise

2:130 📚 3
وَمَن يَرۡغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبۡرَٰهِـۧمَ إِلَّا مَن سَفِهَ نَفۡسَهُۥۚ وَلَقَدِ ٱصۡطَفَيۡنَٰهُ فِي ٱلدُّنۡيَاۖ وَإِنَّهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَمَن
ve kim ki
يَرْغَبُ
yüz çevirir
عَن
milletinden (dininden)
مِّلَّةِ
(the) religion
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
إِلَّا
başka
مَن
kimseen
سَفِهَ
sefih kılan
نَفْسَهُۥ ۚ
nefsini
وَلَقَدِ
Andolsun ki
ٱصْطَفَيْنَـٰهُ
biz onu seçmiştik
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ
the world
وَإِنَّهُۥ
ve şüphesiz o
فِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
لَمِنَ
salihlerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Ali BulaçKendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, Biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir

Yusuf AliAnd who turns away from the religion of Abraham but such as debase their souls with folly? Him We chose and rendered pure in this world: And he will be in the Hereafter in the ranks of the Righteous

2:131 📚 1
إِذۡ قَالَ لَهُۥ رَبُّهُۥٓ أَسۡلِمۡۖ قَالَ أَسۡلَمۡتُ لِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُۥ
ona
رَبُّهُۥٓ
Rabbi
أَسْلِمْ ۖ
İslam ol (teslim ol)
قَالَ
dedi
أَسْلَمْتُ
teslim oldum
لِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Ali BulaçRabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti

Yusuf AliBehold! his Lord said to him: "Bow (thy will to Me):" He said: "I bow (my will) to the Lord and Cherisher of the Universe

2:132 📚 2
وَوَصَّىٰ بِهَآ إِبۡرَٰهِـۧمُ بَنِيهِ وَيَعۡقُوبُ يَٰبَنِيَّ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰ لَكُمُ ٱلدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسۡلِمُونَ
وَوَصَّىٰ
ve vasiyyet etti
بِهَآ
bunu
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
بَنِيهِ
kendi oğullarına
وَيَعْقُوبُ
ve Ya'kub da
يَـٰبَنِىَّ
Ey oğullarım
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱصْطَفَىٰ
seçti
لَكُمُ
sizin için
ٱلدِّينَ
bu dini
فَلَا
öyleyse ölmeyin
تَمُوتُنَّ
(should) you die
إِلَّا
başka (bir şekilde)
وَأَنتُم
sizler
مُّسْلِمُونَ
müslümanlar olmaktan

Ali BulaçBunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye benzer bir vasiyette bulundu)

Yusuf AliAnd this was the legacy that Abraham left to his sons, and so did Jacob; "Oh my sons! God hath chosen the Faith for you; then die not except in the Faith of Islam

2:133 📚 1
أَمۡ كُنتُمۡ شُهَدَآءَ إِذۡ حَضَرَ يَعۡقُوبَ ٱلۡمَوۡتُ إِذۡ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعۡبُدُونَ مِنۢ بَعۡدِيۖ قَالُواْ نَعۡبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ ءَابَآئِكَ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ إِلَٰهࣰ ا وَٰحِدࣰ ا وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ
أَمْ
yoksa
كُنتُمْ
siz
شُهَدَآءَ
şahit miydiniz
إِذْ
zaman
حَضَرَ
geldiği
يَعْقُوبَ
Ya'kub'a
ٱلْمَوْتُ
ölüm hali
إِذْ
o zaman
قَالَ
(Ya'kub) dedi ki
لِبَنِيهِ
oğullarına
مَا
neye
تَعْبُدُونَ
kulluk edeceksiniz
مِنۢ
benden sonra
بَعْدِى
after me
قَالُوا۟
dediler ki
نَعْبُدُ
kulluk edeceğiz
إِلَـٰهَكَ
senin tanrına
وَإِلَـٰهَ
ve tanrısına
ءَابَآئِكَ
ataların
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'ın
إِلَـٰهًۭا
Tanrı'sına
وَٰحِدًۭا
tek
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُسْلِمُونَ
teslim olanlarız

Ali BulaçYoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin İlahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın İlahı olan tek bir İlaha ibadet edeceğiz; bizler O'na teslim olduk" demişlerdi

Yusuf AliWere ye witnesses when death appeared before Jacob? Behold, he said to his sons: "What will ye worship after me?" They said: "We shall worship Thy God and the God of thy fathers, of Abraham, Isma'il and Isaac,- the one (True) God: To Him we bo w (in Islam)

2:134 📚 1
تِلۡكَ أُمَّةࣱ قَدۡ خَلَتۡۖ لَهَا مَا كَسَبَتۡ وَلَكُم مَّا كَسَبۡتُمۡۖ وَلَا تُسۡـَٔلُونَ عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
تِلْكَ
onlar
أُمَّةٌۭ
bir ümmetti
قَدْ
elbette
خَلَتْ ۖ
gelip geçti
لَهَا
kendilerine
مَا
şeyler
كَسَبَتْ
onların kazandıkları
وَلَكُم
size aittir
مَّا
şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ
sizin kazandıklarınız
وَلَا
siz sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ
you will be asked
عَمَّا
şeyden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor

Ali BulaçOnlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz

Yusuf AliThat was a people that hath passed away. They shall reap the fruit of what they did, and ye of what ye do! Of their merits there is no question in your case

2:135
وَقَالُواْ كُونُواْ هُودًا أَوۡ نَصَٰرَىٰ تَهۡتَدُواْۗ قُلۡ بَلۡ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِـۧمَ حَنِيفࣰ اۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
كُونُوا۟
olun ki
هُودًا
Yahudi
أَوْ
veya
نَصَـٰرَىٰ
hıristiyan
تَهْتَدُوا۟ ۗ
doğru yolu bulasınız
قُلْ
de ki
بَلْ
bilakis (uyarız)
مِلَّةَ
milletine (dinine)
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
حَنِيفًۭا ۖ
hanif
وَمَا
O değildi
كَانَ
he was
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
those who associated partners (with Allah)

Ali BulaçDediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz." De ki: "Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden değildi

Yusuf AliThey say: "Become Jews or Christians if ye would be guided (To salvation)." Say thou: "Nay! (I would rather) the Religion of Abraham the True, and he joined not gods with God

2:136 📚 5
قُولُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِيَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمۡ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّنۡهُمۡ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ
قُولُوٓا۟
deyin
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْنَا
bize
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ
ve torunlarına
وَمَآ
ve şeye
أُوتِىَ
verilen
مُوسَىٰ
Musa'ya
وَعِيسَىٰ
ve Îsa'ya
وَمَآ
ve şeye
أُوتِىَ
verilen
ٱلنَّبِيُّونَ
peygamberlere
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ
their Lord
لَا
ayırım yapmayız
نُفَرِّقُ
we make distinction
بَيْنَ
arasında
أَحَدٍۢ
hiçbiri
مِّنْهُمْ
onların
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُسْلِمُونَ
teslim olanlarız

Ali BulaçDeyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız

Yusuf AliSay ye: "We believe in God, and the revelation given to us, and to Abraham, Isma'il, Isaac, Jacob, and the Tribes, and that given to Moses and Jesus, and that given to (all) prophets from their Lord: We make no difference between one and another of them: And we bow to God (in Islam)

2:137
فَإِنۡ ءَامَنُواْ بِمِثۡلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهۡتَدَواْۖ وَّإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا هُمۡ فِي شِقَاقࣲۖ فَسَيَكۡفِيكَهُمُ ٱللَّهُۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
فَإِنْ
eğer
ءَامَنُوا۟
iman ederlerse
بِمِثْلِ
gibi
مَآ
sizin iman ettiğiniz
ءَامَنتُم
you have believed
بِهِۦ
ona
فَقَدِ
elbette
ٱهْتَدَوا۟ ۖ
doğru yolu bulmuş olurlar
وَّإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَإِنَّمَا
mutlaka
هُمْ
onlar
فِى
içine
شِقَاقٍۢ ۖ
anlaşmazlık (düşerler)
فَسَيَكْفِيكَهُمُ
onlara karşı sana yeter
ٱللَّهُ ۚ
Allah
وَهُوَ
ve O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Ali BulaçŞayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse, onlar elbette bir (çelişki ve) aykırılık içindedirler. Sana onlara karşı Allah yeter. O, işitendir, bilendir

Yusuf AliSo if they believe as ye believe, they are indeed on the right path; but if they turn back, it is they who are in schism; but God will suffice thee as against them, and He is the All-Hearing, the All-Knowing

2:138 📚 1
صِبۡغَةَ ٱللَّهِ وَمَنۡ أَحۡسَنُ مِنَ ٱللَّهِ صِبۡغَةࣰۖ وَنَحۡنُ لَهُۥ عَٰبِدُونَ
صِبْغَةَ
boyası (ile boyan)
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَمَنْ
ve kimdir
أَحْسَنُ
daha güzeli
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
صِبْغَةًۭ ۖ
boyası
وَنَحْنُ
ve biz ancak
لَهُۥ
O'na
عَـٰبِدُونَ
kulluk ederiz

Ali BulaçAllah'ın boyası... Allah(ın boyasın)dan daha güzel boyası olan kimdir? Biz (yalnızca) O'na kulluk edenleriz

Yusuf Ali(Our religion is) the Baptism of God: And who can baptize better than God? And it is He Whom we worship

2:139
قُلۡ أَتُحَآجُّونَنَا فِي ٱللَّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمۡ وَلَنَآ أَعۡمَٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَٰلُكُمۡ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُخۡلِصُونَ
قُلْ
söyle (onlara)
أَتُحَآجُّونَنَا
bizimle tartışıyor musunuz?
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
وَهُوَ
O iken
رَبُّنَا
bizim de Rabbimiz
وَرَبُّكُمْ
sizin de Rabbiniz
وَلَنَآ
bizimdir
أَعْمَـٰلُنَا
bizim yaptıklarımız
وَلَكُمْ
sizindir
أَعْمَـٰلُكُمْ
sizin yaptıklarınız
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُخْلِصُونَ
gönülden bağlananlarız

Ali BulaçDe ki: "O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla) tartışmalara mı giriyorsunuz? Bizim amellerimiz bizim, sizin de amelleriniz sizindir. Biz, O'na gönülden bağlanmış (muhlis) olanlarız

Yusuf AliSay: Will ye dispute with us about God, seeing that He is our Lord and your Lord; that we are responsible for our doings and ye for yours; and that We are sincere (in our faith) in Him

2:140
أَمۡ تَقُولُونَ إِنَّ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطَ كَانُواْ هُودًا أَوۡ نَصَٰرَىٰۗ قُلۡ ءَأَنتُمۡ أَعۡلَمُ أَمِ ٱللَّهُۗ وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَٰدَةً عِندَهُۥ مِنَ ٱللَّهِۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
أَمْ
yoksa
تَقُولُونَ
söylüyor(mu)sunuz
إِنَّ
şüphesiz
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub
وَٱلْأَسْبَاطَ
ve torunlarının
كَانُوا۟
olduklarını
هُودًا
yahudi
أَوْ
yahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ
hıristiyan
قُلْ
de ki
ءَأَنتُمْ
siz mi
أَعْلَمُ
daha iyi bilirsiniz
أَمِ
yoksa
ٱللَّهُ ۗ
Allah (mı)
وَمَنْ
ve kimdir
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
كَتَمَ
gizleyen
شَهَـٰدَةً
şahitliği
عِندَهُۥ
yanında bulunan
مِنَ
tarafından
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Ali BulaçYoksa siz, gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

Yusuf AliOr do ye say that Abraham, Isma'il Isaac, Jacob and the Tribes were Jews or Christians? Say: Do ye know better than God? Ah! who is more unjust than those who conceal the testimony they have from God? but God is not unmindful of what ye do

2:141 📚 1
تِلۡكَ أُمَّةࣱ قَدۡ خَلَتۡۖ لَهَا مَا كَسَبَتۡ وَلَكُم مَّا كَسَبۡتُمۡۖ وَلَا تُسۡـَٔلُونَ عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
تِلْكَ
İşte onlar
أُمَّةٌۭ
bir ümmetti
قَدْ
ki
خَلَتْ ۖ
gelip geçti
لَهَا
onlarındır
مَا
şeyler
كَسَبَتْ
kazandıkları
وَلَكُم
ve sizindir
مَّا
şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ
sizin kazandıklarınız
وَلَا
sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ
you will be asked
عَمَّا
şeylerden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor

Ali BulaçOnlar, bir ümmetti, gelip geçti; onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz

Yusuf AliThat was a people that hath passed away. They shall reap the fruit of what they did, and ye of what ye do! Of their merits there is no question in your case

2:142 📚 1
۞سَيَقُولُ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَ ٱلنَّاسِ مَا وَلَّىٰهُمۡ عَن قِبۡلَتِهِمُ ٱلَّتِي كَانُواْ عَلَيۡهَاۚ قُل لِّلَّهِ ٱلۡمَشۡرِقُ وَٱلۡمَغۡرِبُۚ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
۞ سَيَقُولُ
diyecekler ki
ٱلسُّفَهَآءُ
bazı beyinsizler
مِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَا
nedir
وَلَّىٰهُمْ
onları çeviren
عَن
kıblelerinden
قِبْلَتِهِمُ
their direction of prayer
ٱلَّتِى
o ki
كَانُوا۟
bulunurlar
عَلَيْهَا ۚ
üzerinde
قُل
de ki
لِّلَّهِ
Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ
doğu
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ
ve batı
يَهْدِى
O iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediğini (dileyeni)
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Ali BulaçBirtakım beyinsiz insanlar: "Onları daha önceki kıblelerinden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da. O dilediğini doğru yola yöneltir

Yusuf AliThe fools among the people will say: "What hath turned them from the Qibla to which they were used?" Say: To God belong both east and West: He guideth whom He will to a Way that is straight

2:143 📚 4
وَكَذَٰلِكَ جَعَلۡنَٰكُمۡ أُمَّةࣰ وَسَطࣰ ا لِّتَكُونُواْ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيۡكُمۡ شَهِيدࣰ اۗ وَمَا جَعَلۡنَا ٱلۡقِبۡلَةَ ٱلَّتِي كُنتَ عَلَيۡهَآ إِلَّا لِنَعۡلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِۚ وَإِن كَانَتۡ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَٰنَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
جَعَلْنَـٰكُمْ
sizi kıldık
أُمَّةًۭ
bir ümmet
وَسَطًۭا
vasat
لِّتَكُونُوا۟
olmanız için
شُهَدَآءَ
şahit
عَلَى
insanlara
ٱلنَّاسِ
the mankind
وَيَكُونَ
ve olması için
ٱلرَّسُولُ
rasulün (de)
عَلَيْكُمْ
size
شَهِيدًۭا ۗ
şahit
وَمَا
ve yap(ma)dık
جَعَلْنَا
We made
ٱلْقِبْلَةَ
bir kıble
ٱلَّتِى
olduğunuzu
كُنتَ
you were used to
عَلَيْهَآ
üzerinde
إِلَّا
sadece (yaptık)
لِنَعْلَمَ
bilmek için
مَن
kimseyi
يَتَّبِعُ
uyan
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
مِمَّن
kimseden
يَنقَلِبُ
geriye dönen
عَلَىٰ
üzerinde
عَقِبَيْهِ ۚ
ökçesi
وَإِن
ve elbette
كَانَتْ
ağır gelir
لَكَبِيرَةً
certainly a great (test)
إِلَّا
başkasına
عَلَى
kimseye
ٱلَّذِينَ
those whom
هَدَى
yol gösterdiği
ٱللَّهُ ۗ
Allah'ın
وَمَا
değildir
كَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
لِيُضِيعَ
zayi edecek
إِيمَـٰنَكُمْ ۚ
sizin imanınızı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِٱلنَّاسِ
insanlara
لَرَءُوفٌۭ
şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
merhametlidir

Ali BulaçBöylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir

Yusuf AliThus, have We made of you an Ummat justly balanced, that ye might be witnesses over the nations, and the Apostle a witness over yourselves; and We appointed the Qibla to which thou wast used, only to test those who followed the Apostle from th ose who would turn on their heels (From the Faith). Indeed it was (A change) momentous, except to those guided by God. And never would God Make your faith of no effect. For God is to all people Most surely full of kindness, Most Merciful

2:144 📚 10
قَدۡ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجۡهِكَ فِي ٱلسَّمَآءِۖ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبۡلَةࣰ تَرۡضَىٰهَاۚ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ وَحَيۡثُ مَا كُنتُمۡ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ شَطۡرَهُۥۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ لَيَعۡلَمُونَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعۡمَلُونَ
قَدْ
elbette
نَرَىٰ
görüyoruz
تَقَلُّبَ
çevrilip durduğunu
وَجْهِكَ
yüzünün
فِى
doğru
ٱلسَّمَآءِ ۖ
göğe
فَلَنُوَلِّيَنَّكَ
elbette seni döndüreceğiz
قِبْلَةًۭ
bir kıbleye
تَرْضَىٰهَا ۚ
hoşlanacağın
فَوَلِّ
(Bundan böyle) çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
tarafına
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'a
وَحَيْثُ
ve nerede
مَا
olursanız
كُنتُمْ
you are
فَوَلُّوا۟
çevirin
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
شَطْرَهُۥ ۗ
o yöne
وَإِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
أُوتُوا۟
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ
kitap
لَيَعْلَمُونَ
elbette bilirler
أَنَّهُ
bunun
ٱلْحَقُّ
bir gerçek olduğunu
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۗ
their Lord
وَمَا
değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
onların yaptıklarından
يَعْمَلُونَ
they do

Ali BulaçBiz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip-durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

Yusuf AliWe see the turning of thy face (for guidance to the heavens: now Shall We turn thee to a Qibla that shall please thee. Turn then Thy face in the direction of the sacred Mosque: Wherever ye are, turn your faces in that direction. The people of the Book know well that that is the truth from their Lord. Nor is God unmindful of what they do)

2:145 📚 4
وَلَئِنۡ أَتَيۡتَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ بِكُلِّ ءَايَةࣲ مَّا تَبِعُواْ قِبۡلَتَكَۚ وَمَآ أَنتَ بِتَابِعࣲ قِبۡلَتَهُمۡۚ وَمَا بَعۡضُهُم بِتَابِعࣲ قِبۡلَةَ بَعۡضࣲۚ وَلَئِنِ ٱتَّبَعۡتَ أَهۡوَآءَهُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلۡعِلۡمِ إِنَّكَ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَلَئِنْ
ve eğer
أَتَيْتَ
sen getirsen
ٱلَّذِينَ
kimselere
أُوتُوا۟
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
بِكُلِّ
her türlü
ءَايَةٍۢ
ayeti
مَّا
değildir
تَبِعُوا۟
uyacak
قِبْلَتَكَ ۚ
senin kıblene
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen (de)
بِتَابِعٍۢ
uyacak
قِبْلَتَهُمْ ۚ
onların kıblesine
وَمَا
ve değildir
بَعْضُهُم
onların bazısı
بِتَابِعٍۢ
uymazlar
قِبْلَةَ
kıblesine
بَعْضٍۢ ۚ
diğerlerinin
وَلَئِنِ
ve eğer
ٱتَّبَعْتَ
uyarsan
أَهْوَآءَهُم
onların keyiflerine
مِّنۢ
sonraden
بَعْدِ
after
مَا
şey(den)
جَآءَكَ
sana gelen
مِنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ
the knowledge
إِنَّكَ
şüphesiz sen
إِذًۭا
o takdirde
لَّمِنَ
zalimlerden (olursun)
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Ali BulaçAndolsun, kendilerine kitap verilenlere her ayeti (delili) getirsen, yine onlar senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak değilsin. Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine (bile) uymaz. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, o zaman gerçekten zalimlerden olursun

Yusuf AliEven if thou wert to bring to the people of the Book all the Signs (together), they would not follow Thy Qibla; nor art thou going to follow their Qibla; nor indeed will they follow each other's Qibla. If thou after the knowledge hath reached t hee, Wert to follow their (vain) desires,-then wert thou Indeed (clearly) in the wrong

2:146
ٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ يَعۡرِفُونَهُۥ كَمَا يَعۡرِفُونَ أَبۡنَآءَهُمۡۖ وَإِنَّ فَرِيقࣰ ا مِّنۡهُمۡ لَيَكۡتُمُونَ ٱلۡحَقَّ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
يَعْرِفُونَهُۥ
onu tanırlar
كَمَا
gibi
يَعْرِفُونَ
tanıdıkları
أَبْنَآءَهُمْ ۖ
oğullarını
وَإِنَّ
ve (yine) elbette
فَرِيقًۭا
bir grup
مِّنْهُمْ
onlardan
لَيَكْتُمُونَ
gizlerler
ٱلْحَقَّ
gerçeği
وَهُمْ
onlar
يَعْلَمُونَ
bildikleri (halde)

Ali BulaçKendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler

Yusuf AliThe people of the Book know this as they know their own sons; but some of them conceal the truth which they themselves know

2:147 📚 1
ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُمۡتَرِينَ
ٱلْحَقُّ
Gerçek
مِن
Rabbindendir
رَّبِّكَ ۖ
your Lord
فَلَا
artık olma
تَكُونَنَّ
be
مِنَ
kuşkulananlardan
ٱلْمُمْتَرِينَ
the doubters

Ali BulaçGerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma

Yusuf AliThe Truth is from thy Lord; so be not at all in doubt

2:148
وَلِكُلࣲّ وِجۡهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَاۖ فَٱسۡتَبِقُواْ ٱلۡخَيۡرَٰتِۚ أَيۡنَ مَا تَكُونُواْ يَأۡتِ بِكُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَلِكُلٍّۢ
her (ümmetin) vardır
وِجْهَةٌ
bir yönü
هُوَ
o(nun)
مُوَلِّيهَا ۖ
yöneldiği
فَٱسْتَبِقُوا۟
O halde koşun
ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ
hayır işlerine
أَيْنَ
nerede
مَا
olsanız
تَكُونُوا۟
you will be
يَأْتِ
getirir
بِكُمُ
sizi
ٱللَّهُ
Allah
جَمِيعًا ۚ
bir araya
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Ali BulaçHerkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri biraraya getirecektir. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir

Yusuf AliTo each is a goal to which God turns him; then strive together (as in a race) Towards all that is good. Wheresoever ye are, God will bring you Together. For God Hath power over all things

2:149 📚 5
وَمِنۡ حَيۡثُ خَرَجۡتَ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۖ وَإِنَّهُۥ لَلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
وَمِنْ
ve
حَيْثُ
nereden
خَرَجْتَ
çıkarsan (yola)
فَوَلِّ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
tarafına
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۖ
Haram
وَإِنَّهُۥ
bu elbette
لَلْحَقُّ
bir gerçektir
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۗ
your Lord
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Ali BulaçHer nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Şüphesiz bu, Rabbinden olan bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

Yusuf AliFrom whencesoever Thou startest forth, turn Thy face in the direction of the sacred Mosque; that is indeed the truth from the Lord. And God is not unmindful of what ye do

2:150 📚 8
وَمِنۡ حَيۡثُ خَرَجۡتَ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ وَحَيۡثُ مَا كُنتُمۡ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ شَطۡرَهُۥ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيۡكُمۡ حُجَّةٌ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡ فَلَا تَخۡشَوۡهُمۡ وَٱخۡشَوۡنِي وَلِأُتِمَّ نِعۡمَتِي عَلَيۡكُمۡ وَلَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
وَمِنْ
ve
حَيْثُ
nereden
خَرَجْتَ
çıkarsan (yola)
فَوَلِّ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
doğru
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'a
وَحَيْثُ
ve nerede
مَا
olursanız
كُنتُمْ
you (all) are
فَوَلُّوا۟
çevirin
وُجُوهَكُمْ
yüzünüzü
شَطْرَهُۥ
o yana
لِئَلَّا
diye
يَكُونَ
olmasın
لِلنَّاسِ
hiç kimsenin
عَلَيْكُمْ
aleyhinizde
حُجَّةٌ
bir delili
إِلَّا
başkasının
ٱلَّذِينَ
kimselerden
ظَلَمُوا۟
zalim olan
مِنْهُمْ
onlardan
فَلَا
onlardan çekinmeyin
تَخْشَوْهُمْ
fear them
وَٱخْشَوْنِى
benden çekinin
وَلِأُتِمَّ
ve tamamlayayım
نِعْمَتِى
ni'metimi
عَلَيْكُمْ
size
وَلَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَهْتَدُونَ
hidayete erersiniz

Ali BulaçHer nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Siz de) Her nerede olursanız yüzünüzü onun yönüne çevirin. Öyle ki, onlardan zulmedenlerin dışında insanların, size karşı bir delilleri olmasın. Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz

Yusuf AliSo from whencesoever Thou startest forth, turn Thy face in the direction of the sacred Mosque; and wheresoever ye are, Turn your face thither: that there be no ground of dispute against you among the people, except those of them that are bent on wickedness; so fear them not, but fear Me; and that I may complete My favours on you, and ye May (consent to) be guided

2:151 📚 1
كَمَآ أَرۡسَلۡنَا فِيكُمۡ رَسُولࣰ ا مِّنكُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتِنَا وَيُزَكِّيكُمۡ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمۡ تَكُونُواْ تَعۡلَمُونَ
كَمَآ
gibi
أَرْسَلْنَا
gönderdiğimiz
فِيكُمْ
kendi içinizden
رَسُولًۭا
bir Elçi
مِّنكُمْ
sizden olan
يَتْلُوا۟
okuyan
عَلَيْكُمْ
size
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
وَيُزَكِّيكُمْ
ve sizi temizleyen
وَيُعَلِّمُكُمُ
ve size öğreten
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَيُعَلِّمُكُم
ve size öğreten
مَّا
şeyleri
لَمْ
olduğunuz
تَكُونُوا۟
you were
تَعْلَمُونَ
bilmiyor

Ali BulaçÖyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik

Yusuf AliA similar (favour have ye already received) in that We have sent among you an Apostle of your own, rehearsing to you Our Signs, and sanctifying you, and instructing you in Scripture and Wisdom, and in new knowledge

2:152 📚 7
فَٱذۡكُرُونِيٓ أَذۡكُرۡكُمۡ وَٱشۡكُرُواْ لِي وَلَا تَكۡفُرُونِ
فَٱذْكُرُونِىٓ
Öyle ise beni anın
أَذْكُرْكُمْ
ben de sizi anayım
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
لِى
bana
وَلَا
ve
تَكْفُرُونِ
inkar etmeyin

Ali BulaçÖyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin

Yusuf AliThen do ye remember Me; I will remember you. Be grateful to Me, and reject not Faith

2:153 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسۡتَعِينُواْ بِٱلصَّبۡرِ وَٱلصَّلَوٰةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
ٱسْتَعِينُوا۟
(Allah'tan) yardım isteyin
بِٱلصَّبْرِ
sabır ile
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ
ve namazla
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Ali BulaçEy iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir

Yusuf AliO ye who believe! seek help with patient perseverance and prayer; for God is with those who patiently persevere

2:154 📚 1
وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقۡتَلُ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمۡوَٰتُۢۚ بَلۡ أَحۡيَآءࣱ وَلَٰكِن لَّا تَشۡعُرُونَ
وَلَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
لِمَن
kimselere
يُقْتَلُ
öldürülen
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أَمْوَٰتٌۢ ۚ
ölüdürler
بَلْ
bilakis
أَحْيَآءٌۭ
onlar diridirler
وَلَـٰكِن
ama
لَّا
olmazsınız
تَشْعُرُونَ
siz farkında

Ali BulaçVe sakın Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz

Yusuf AliAnd say not of those who are slain in the way of God: "They are dead." Nay, they are living, though ye perceive (it) not

2:155 📚 3
وَلَنَبۡلُوَنَّكُم بِشَيۡءࣲ مِّنَ ٱلۡخَوۡفِ وَٱلۡجُوعِ وَنَقۡصࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٰتِۗ وَبَشِّرِ ٱلصَّٰبِرِينَ
وَلَنَبْلُوَنَّكُم
andolsun sizi imtihan edeceğiz
بِشَىْءٍۢ
şeylerle
مِّنَ
(gibi)
ٱلْخَوْفِ
korku
وَٱلْجُوعِ
ve açlık
وَنَقْصٍۢ
ve noksanlığı
مِّنَ
mallarınızın
ٱلْأَمْوَٰلِ
[the] wealth
وَٱلْأَنفُسِ
ve canlarınızın
وَٱلثَّمَرَٰتِ ۗ
ve ürünlerinizin
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenleri

Ali BulaçAndolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele

Yusuf AliBe sure we shall test you with something of fear and hunger, some loss in goods or lives or the fruits (of your toil), but give glad tidings to those who patiently persevere

2:156 📚 2
ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةࣱ قَالُوٓاْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيۡهِ رَٰجِعُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
إِذَآ
zaman
أَصَـٰبَتْهُم
onlara eriştiği
مُّصِيبَةٌۭ
bir bela
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّا
şüphesiz biz
لِلَّهِ
Allah içiniz
وَإِنَّآ
ve şüphesiz biz
إِلَيْهِ
O'na
رَٰجِعُونَ
döneceğiz

Ali BulaçOnlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz

Yusuf AliWho say, when afflicted with calamity: "To God We belong, and to Him is our return

2:157
أُوْلَٰٓئِكَ عَلَيۡهِمۡ صَلَوَٰتࣱ مِّن رَّبِّهِمۡ وَرَحۡمَةࣱۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُهۡتَدُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
İşte
عَلَيْهِمْ
hep onlar içindir
صَلَوَٰتٌۭ
bağışlamalar
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ
their Lord
وَرَحْمَةٌۭ ۖ
ve rahmet
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُهْتَدُونَ
doğru yolu bulanlar

Ali BulaçRablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır

Yusuf AliThey are those on whom (Descend) blessings from God, and Mercy, and they are the ones that receive guidance

2:158
۞إِنَّ ٱلصَّفَا وَٱلۡمَرۡوَةَ مِن شَعَآئِرِ ٱللَّهِۖ فَمَنۡ حَجَّ ٱلۡبَيۡتَ أَوِ ٱعۡتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَاۚ وَمَن تَطَوَّعَ خَيۡرࣰ ا فَإِنَّ ٱللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱلصَّفَا
Safa
وَٱلْمَرْوَةَ
ve Merve
مِن
nişanlarındandır
شَعَآئِرِ
(the) symbols
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
فَمَنْ
kim
حَجَّ
hacceder
ٱلْبَيْتَ
Ev'i
أَوِ
ya da
ٱعْتَمَرَ
ömre yaparsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
hiçbir günah
عَلَيْهِ
kendisine
أَن
tavaf etmesinde
يَطَّوَّفَ
he walks
بِهِمَا ۚ
onları
وَمَن
ve kim
تَطَوَّعَ
kendiliğinden yaparsa
خَيْرًۭا
bir iyilik
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
شَاكِرٌ
karşılığını verir
عَلِيمٌ
(yaptığını) bilir

Ali BulaçŞüphesiz, 'Safa' ile 'Merve' Allah'ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi (Ka'be'yi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir, bilendir

Yusuf AliBehold! Safa and Marwa are among the Symbols of God. So if those who visit the House in the Season or at other times, should compass them round, it is no sin in them. And if any one obeyeth his own impulse to good,- be sure that God is He Who recogniseth and knoweth

2:159 📚 2
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡتُمُونَ مَآ أَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلۡهُدَىٰ مِنۢ بَعۡدِ مَا بَيَّنَّٰهُ لِلنَّاسِ فِي ٱلۡكِتَٰبِ أُوْلَٰٓئِكَ يَلۡعَنُهُمُ ٱللَّهُ وَيَلۡعَنُهُمُ ٱللَّٰعِنُونَ
إِنَّ
doğrusu
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَكْتُمُونَ
gizleyen
مَآ
şeyleri
أَنزَلْنَا
indirdiğimiz
مِنَ
açık delillerden
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
the clear proofs
وَٱلْهُدَىٰ
ve hidayeti
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
biz açıkça belirttikten
بَيَّنَّـٰهُ
We made clear
لِلنَّاسِ
insanlara
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ ۙ
the Book
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlara
يَلْعَنُهُمُ
la'net eder
ٱللَّهُ
Allah
وَيَلْعَنُهُمُ
ve la'net eder
ٱللَّـٰعِنُونَ
bütün la'net edebilenler

Ali BulaçGerçekten, apaçık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar için kitapta açıkladığımız hidayeti gizlemekte olanlar; işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de (bütün) lanet ediciler

Yusuf AliThose who conceal the clear (Signs) We have sent down, and the Guidance, after We have made it clear for the people in the Book,-on them shall be God's curse, and the curse of those entitled to curse

2:160 📚 1
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصۡلَحُواْ وَبَيَّنُواْ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَتُوبُ عَلَيۡهِمۡ وَأَنَا ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
إِلَّا
ancak hariç
ٱلَّذِينَ
(kimseler)
تَابُوا۟
tevbe edip
وَأَصْلَحُوا۟
uslananlar
وَبَيَّنُوا۟
ve (gerçeği) açıklayanlar
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَتُوبُ
tevbelerini kabul ederim
عَلَيْهِمْ ۚ
onların
وَأَنَا
çünkü ben
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edenim
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyenim

Ali BulaçAncak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim

Yusuf AliExcept those who repent and make amends and openly declare (the Truth): To them I turn; for I am Oft-returning, Most Merciful

2:161
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَمَاتُواْ وَهُمۡ كُفَّارٌ أُوْلَٰٓئِكَ عَلَيۡهِمۡ لَعۡنَةُ ٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ
إِنَّ
doğrusu
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edip te
وَمَاتُوا۟
ölen
وَهُمْ
ve onlar
كُفَّارٌ
kafir olarak
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
عَلَيْهِمْ
onların üstünedir
لَعْنَةُ
la'neti
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve meleklerin
وَٱلنَّاسِ
ve insanların
أَجْمَعِينَ
tüm

Ali BulaçŞüphesiz, inkar edip kafir olarak ölenler, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti bunların üzerinedir

Yusuf AliThose who reject Faith, and die rejecting,- on them is God's curse, and the curse of angels, and of all mankind

2:162 📚 1
خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalırlar
فِيهَا ۖ
(la'net) içinde
لَا
hafifletilmez
يُخَفَّفُ
will be lightened
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابُ
azab;
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يُنظَرُونَ
gözetme

Ali BulaçOnda (lanette) süresiz kalacaklardır, onlardan azap hafifletilmez ve onlar gözetilmezler

Yusuf AliThey will abide therein: Their penalty will not be lightened, nor will respite be their (lot)

2:163 📚 14
وَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلرَّحۡمَٰنُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِلَـٰهُكُمْ
Tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
Tanrı'dır
وَٰحِدٌۭ ۖ
bir tek
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'dır
ٱلرَّحِيمُ
Rahim'dir

Ali BulaçSizin İlahınız tek bir İlah'tır; O'ndan başka İlah yoktur; O, Rahman’dır, Rahim’dir (bağışlayan ve esirgeyendir)

Yusuf AliAnd your God is One God: There is no god but He, Most Gracious, Most Merciful

2:164 📚 9
إِنَّ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱلۡفُلۡكِ ٱلَّتِي تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِمَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن مَّآءࣲ فَأَحۡيَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةࣲ وَتَصۡرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ وَٱلسَّحَابِ ٱلۡمُسَخَّرِ بَيۡنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
yaratılışında
خَلْقِ
(the) creation
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَٱخْتِلَـٰفِ
ve değişmesinde
ٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüzün
وَٱلْفُلْكِ
ve gemilerde
ٱلَّتِى
taşıyıp giden
تَجْرِى
sail
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
بِمَا
şeyleri
يَنفَعُ
faydasına olan
ٱلنَّاسَ
insanların
وَمَآ
indirip
أَنزَلَ
(has) sent down
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مِن
su
مَّآءٍۢ
water
فَأَحْيَا
dirilterek
بِهِ
onunla
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا
öldükten
وَبَثَّ
yaymasında
فِيهَا
orada
مِن
her çeşitten
كُلِّ
every
دَآبَّةٍۢ
canlıyı
وَتَصْرِيفِ
ve evirip çevirmesinde
ٱلرِّيَـٰحِ
rüzgarları
وَٱلسَّحَابِ
ve bulutları
ٱلْمُسَخَّرِ
emre hazır bekleyen
بَيْنَ
arasında
ٱلسَّمَآءِ
yer
وَٱلْأَرْضِ
ve gök
لَـَٔايَـٰتٍۢ
elbette deliller vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir topluluk için
يَعْقِلُونَ
düşünen

Ali BulaçŞüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır

Yusuf AliBehold! in the creation of the heavens and the earth; in the alternation of the night and the day; in the sailing of the ships through the ocean for the profit of mankind; in the rain which God Sends down from the skies, and the life which He gives therewith to an earth that is dead; in the beasts of all kinds that He scatters through the earth; in the change of the winds, and the clouds which they Trail like their slaves between the sky and the earth;- (Here) indeed are Signs for a people t hat are wise

2:165
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادࣰ ا يُحِبُّونَهُمۡ كَحُبِّ ٱللَّهِۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَشَدُّ حُبࣰّ ا لِّلَّهِۗ وَلَوۡ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ إِذۡ يَرَوۡنَ ٱلۡعَذَابَ أَنَّ ٱلۡقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعࣰ ا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعَذَابِ
وَمِنَ
İnsanlardan
ٱلنَّاسِ
the mankind
مَن
kimi
يَتَّخِذُ
tutar
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
أَندَادًۭا
eşler
يُحِبُّونَهُمْ
onları severler
كَحُبِّ
sever gibi
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ı
وَٱلَّذِينَ
(kimseler)
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَشَدُّ
en çok
حُبًّۭا
severler
لِّلَّهِ ۗ
Allah'ı
وَلَوْ
keşke
يَرَى
görselerdi
ٱلَّذِينَ
(kimseler)
ظَلَمُوٓا۟
zulmedenler
إِذْ
zaman
يَرَوْنَ
gördükleri
ٱلْعَذَابَ
azabı
أَنَّ
gerçekten
ٱلْقُوَّةَ
kuvvetin
لِلَّهِ
Allah'a aittir
جَمِيعًۭا
bütünüyle
وَأَنَّ
ve gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
şiddetlidir
ٱلْعَذَابِ
azabı

Ali Bulaçİnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi

Yusuf AliYet there are men who take (for worship) others besides God, as equal (with God): They love them as they should love God. But those of Faith are overflowing in their love for God. If only the unrighteous could see, behold, they would see the p enalty: that to God belongs all power, and God will strongly enforce the penalty

2:166 📚 1
إِذۡ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ وَرَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَ وَتَقَطَّعَتۡ بِهِمُ ٱلۡأَسۡبَابُ
إِذْ
işte
تَبَرَّأَ
uzak durdular
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱتُّبِعُوا۟
uyulan
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
ٱتَّبَعُوا۟
uyan
وَرَأَوُا۟
gördüler
ٱلْعَذَابَ
azabı
وَتَقَطَّعَتْ
kesildi
بِهِمُ
onların
ٱلْأَسْبَابُ
bağları

Ali BulaçÖyle ki (o gün) kendilerine tabi olunanlar, kendilerine tabi olanlardan uzaklaşıp-kaçmışlardır. (Artık) Onlar azabı görmüşlerdir ve aralarındaki bütün bağlar (ve ilişkiler) de parçalanıp-kopmuştur

Yusuf AliThen would those who are followed clear themselves of those who follow (them) : They would see the penalty, and all relations between them would be cut off

2:167
وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ لَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَتَبَرَّأَ مِنۡهُمۡ كَمَا تَبَرَّءُواْ مِنَّاۗ كَذَٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعۡمَٰلَهُمۡ حَسَرَٰتٍ عَلَيۡهِمۡۖ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ
وَقَالَ
ve şöyle dediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱتَّبَعُوا۟
uyan
لَوْ
keşke
أَنَّ
bizim için (mümkün olsaydı)
لَنَا
for us
كَرَّةًۭ
bir dönüş (dünyaya)
فَنَتَبَرَّأَ
uzak dursaydık
مِنْهُمْ
onlardan
كَمَا
gibi
تَبَرَّءُوا۟
uzak durdukları
مِنَّا ۗ
bizden
كَذَٰلِكَ
böylece
يُرِيهِمُ
onlara gösterir
ٱللَّهُ
Allah
أَعْمَـٰلَهُمْ
bütün fiillerini
حَسَرَٰتٍ
hasretler (pişmanlık kaynağı olarak)
عَلَيْهِمْ ۖ
onlara
وَمَا
ve değildir
هُم
onlar
بِخَـٰرِجِينَ
çıkacak
مِنَ
ateşten
ٱلنَّارِ
the Fire

Ali Bulaç(O zaman, yönetilip) Uyanlar derler ki: "Eğer bize bir kere (daha dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (şimdi) onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşır (onları yüzüstü bırakır)dık." Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını onulmaz hasretlerle gösterecektir. Ve onlar ateşten çıkacak değildirler

Yusuf AliAnd those who followed would say: "If only We had one more chance, We would clear ourselves of them, as they have cleared themselves of us." Thus will God show them (The fruits of) their deeds as (nothing but) regrets. Nor will there be a way for them out of the Fire

2:168
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ حَلَٰلࣰ ا طَيِّبࣰ ا وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
كُلُوا۟
yeyin
مِمَّا
şeylerden
فِى
bulunan
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
حَلَـٰلًۭا
helal
طَيِّبًۭا
temiz
وَلَا
ve izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟
follow
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
إِنَّهُۥ
çünkü o
لَكُمْ
sizin
عَدُوٌّۭ
düşmanınızdır
مُّبِينٌ
apaçık

Ali BulaçEy insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır

Yusuf AliO ye people! Eat of what is on earth, Lawful and good; and do not follow the footsteps of the evil one, for he is to you an avowed enemy

2:169 📚 7
إِنَّمَا يَأۡمُرُكُم بِٱلسُّوٓءِ وَٱلۡفَحۡشَآءِ وَأَن تَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
إِنَّمَا
daima
يَأْمُرُكُم
O size emreder
بِٱلسُّوٓءِ
kötülük
وَٱلْفَحْشَآءِ
ve hayasızlığı
وَأَن
ve söylemenizi
تَقُولُوا۟
you say
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyleri
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Ali BulaçO, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder

Yusuf AliFor he commands you what is evil and shameful, and that ye should say of God that of which ye have no knowledge

2:170
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُواْ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُواْ بَلۡ نَتَّبِعُ مَآ أَلۡفَيۡنَا عَلَيۡهِ ءَابَآءَنَآۚ أَوَلَوۡ كَانَ ءَابَآؤُهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَهۡتَدُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمُ
onlara
ٱتَّبِعُوا۟
uyun
مَآ
şeye
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
قَالُوا۟
derler
بَلْ
hayır bilakis
نَتَّبِعُ
uyarız
مَآ
şeye (yola)
أَلْفَيْنَا
biz bulduğumuz
عَلَيْهِ
üzerinde
ءَابَآءَنَآ ۗ
atalarımızı
أَوَلَوْ
olsalarda mı?
كَانَ
[were]
ءَابَآؤُهُمْ
onların ataları
لَا
düşünmeyen
يَعْقِلُونَ
understand
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَلَا
ve doğru yolu bulamayan
يَهْتَدُونَ
were they guided

Ali BulaçNe zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler

Yusuf AliWhen it is said to them: "Follow what God hath revealed:" They say: "Nay! we shall follow the ways of our fathers." What! even though their fathers Were void of wisdom and guidance

2:171 📚 2
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ كَمَثَلِ ٱلَّذِي يَنۡعِقُ بِمَا لَا يَسۡمَعُ إِلَّا دُعَآءࣰ وَنِدَآءࣰۚ صُمُّۢ بُكۡمٌ عُمۡيࣱ فَهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ
وَمَثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden
كَمَثَلِ
haline benzer
ٱلَّذِى
kimsenin
يَنْعِقُ
haykıran
بِمَا
şeylere(hayvanlara)
لَا
bir şey işitmeyen
يَسْمَعُ
(does) hear
إِلَّا
başka
دُعَآءًۭ
çağırmadan
وَنِدَآءًۭ ۚ
ve bağırtıdan
صُمٌّۢ
sağırdırlar
بُكْمٌ
dilsizdirler
عُمْىٌۭ
kördürler
فَهُمْ
onun için onlar
لَا
düşünmezler
يَعْقِلُونَ
understand

Ali Bulaçİnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler

Yusuf AliThe parable of those who reject Faith is as if one were to shout Like a goat- herd, to things that listen to nothing but calls and cries: Deaf, dumb, and blind, they are void of wisdom

2:172
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡ وَٱشۡكُرُواْ لِلَّهِ إِن كُنتُمۡ إِيَّاهُ تَعۡبُدُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
كُلُوا۟
yeyin
مِن
iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good
مَا
ne ki
رَزَقْنَـٰكُمْ
size rızık olarak verdik
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
لِلَّهِ
Allah'a
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
إِيَّاهُ
yalnızca ona
تَعْبُدُونَ
(ona) tapıyor

Ali BulaçEy iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin

Yusuf AliO ye who believe! Eat of the good things that We have provided for you, and be grateful to God, if it is Him ye worship

2:173 📚 6
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحۡمَ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ بِهِۦ لِغَيۡرِ ٱللَّهِۖ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغࣲ وَلَا عَادࣲ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ
إِنَّمَا
şüphesiz
حَرَّمَ
haram kıldı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَيْتَةَ
leş
وَٱلدَّمَ
ve kan
وَلَحْمَ
ve etini
ٱلْخِنزِيرِ
domuz
وَمَآ
ve şeyleri
أُهِلَّ
kesilen
بِهِۦ
adına
لِغَيْرِ
başkası
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
فَمَنِ
ama kim
ٱضْطُرَّ
mecbur kalırsa
غَيْرَ
saldırmaksızın
بَاغٍۢ
(being) disobedient
وَلَا
ve sınırı aşmaksızın
عَادٍۢ
transgressor
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌ
çok esirgeyendir

Ali BulaçO, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

Yusuf AliHe hath only forbidden you dead meat, and blood, and the flesh of swine, and that on which any other name hath been invoked besides that of God. But if one is forced by necessity, without wilful disobedience, nor transgressing due limits,- then is he guiltless. For God is Oft-forgiving Most Merciful

2:174
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡتُمُونَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَيَشۡتَرُونَ بِهِۦ ثَمَنࣰ ا قَلِيلًا أُوْلَٰٓئِكَ مَا يَأۡكُلُونَ فِي بُطُونِهِمۡ إِلَّا ٱلنَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمۡ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَكْتُمُونَ
gizleyen
مَآ
bir şey
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَيَشْتَرُونَ
ve satanlar
بِهِۦ
onu
ثَمَنًۭا
paraya
قَلِيلًا ۙ
azıcık
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مَا
bir şey
يَأْكُلُونَ
yemezler
فِى
karınlarına
بُطُونِهِمْ
their bellies
إِلَّا
başka
ٱلنَّارَ
ateşten
وَلَا
onlara konuşmayacak
يُكَلِّمُهُمُ
will speak to them
ٱللَّهُ
Allah
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
Kıyamet
وَلَا
ve onları temizlemeyecektir
يُزَكِّيهِمْ
will He purify them
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌ
acıklı

Ali BulaçAllah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır

Yusuf AliThose who conceal God's revelations in the Book, and purchase for them a miserable profit,- they swallow into themselves naught but Fire; God will not address them on the Day of Resurrection. Nor purify them: Grievous will be their penalty

2:175
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡعَذَابَ بِٱلۡمَغۡفِرَةِۚ فَمَآ أَصۡبَرَهُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟
satın alan
ٱلضَّلَـٰلَةَ
sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet karşılığında
وَٱلْعَذَابَ
ve azab
بِٱلْمَغْفِرَةِ ۚ
mağfiret karşılığında
فَمَآ
ne kadar
أَصْبَرَهُمْ
cesaretlidirler
عَلَى
karşı
ٱلنَّارِ
ateşe

Ali BulaçOnlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar

Yusuf AliThey are the ones who buy Error in place of Guidance and Torment in place of Forgiveness. Ah! what boldness (They show) for the Fire

2:176
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ نَزَّلَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخۡتَلَفُواْ فِي ٱلۡكِتَٰبِ لَفِي شِقَاقِۭ بَعِيدࣲ‏
ذَٰلِكَ
işte böyle
بِأَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
نَزَّلَ
indirmiştir
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ ۗ
hak olarak
وَإِنَّ
ve elbette
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱخْتَلَفُوا۟
ayrılığa düşen
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
لَفِى
içindedirler
شِقَاقٍۭ
anlaşmazlık
بَعِيدٍۢ
derin bir

Ali BulaçBu, Allah'ın Kitabı şüphesiz hak olarak indirmesindendir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise uzak bir ayrılık içindedirler

Yusuf Ali(Their doom is) because God sent down the Book in truth but those who seek causes of dispute in the Book are in a schism Far (from the purpose)

2:177 📚 3
۞لَّيۡسَ ٱلۡبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ قِبَلَ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَلَٰكِنَّ ٱلۡبِرَّ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلۡكِتَٰبِ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ وَءَاتَى ٱلۡمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِي ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلۡمُوفُونَ بِعَهۡدِهِمۡ إِذَا عَٰهَدُواْۖ وَٱلصَّٰبِرِينَ فِي ٱلۡبَأۡسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلۡبَأۡسِۗ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُواْۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُتَّقُونَ
۞ لَّيْسَ
değildir
ٱلْبِرَّ
iyilik
أَن
çevirmeniz
تُوَلُّوا۟
you turn
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
قِبَلَ
tarafına
ٱلْمَشْرِقِ
doğu
وَٱلْمَغْرِبِ
ve batı
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلْبِرَّ
iyilik
مَنْ
kişinin
ءَامَنَ
inanmasıdır
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve meleklere
وَٱلْكِتَـٰبِ
ve Kitaba
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ
ve peygamberlere
وَءَاتَى
ve vermesidir
ٱلْمَالَ
malını
عَلَىٰ
sevdiği
حُبِّهِۦ
spite of his love (for it)
ذَوِى
yakınlara
ٱلْقُرْبَىٰ
(of) the near relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينَ
ve yoksullara
وَٱبْنَ
ve
ٱلسَّبِيلِ
yolda kalmışlara
وَٱلسَّآئِلِينَ
ve dilencilere
وَفِى
ve
ٱلرِّقَابِ
kölelere
وَأَقَامَ
ve kılmasıdır
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَى
ve vermesidir
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱلْمُوفُونَ
yerine getirmeleridir
بِعَهْدِهِمْ
andlaşmalarını
إِذَا
zaman
عَـٰهَدُوا۟ ۖ
andlaşma yaptıkları
وَٱلصَّـٰبِرِينَ
ve sabrederler
فِى
sıkıntıda
ٱلْبَأْسَآءِ
[the] suffering
وَٱلضَّرَّآءِ
ve hastalıkta
وَحِينَ
ve zamanında
ٱلْبَأْسِ ۗ
savaş
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
صَدَقُوا۟ ۖ
doğru olan
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte onlar
هُمُ
onlardır
ٱلْمُتَّقُونَ
muttakiler

Ali BulaçYüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır

Yusuf AliIt is not righteousness that ye turn your faces Towards east or West; but it is righteousness- to believe in God and the Last Day, and the Angels, and the Book, and the Messengers; to spend of your substance, out of love for Him, for your kin, for orphans, for the needy, for the wayfarer, for those who ask, and for the ransom of slaves; to be steadfast in prayer, and practice regular charity; to fulfil the contracts which ye have made; and to be firm and patient, in pain (or suffering) and dversity, and throughout all periods of panic. Such are the people of truth, the God-fearing

2:178 📚 16
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِصَاصُ فِي ٱلۡقَتۡلَىۖ ٱلۡحُرُّ بِٱلۡحُرِّ وَٱلۡعَبۡدُ بِٱلۡعَبۡدِ وَٱلۡأُنثَىٰ بِٱلۡأُنثَىٰۚ فَمَنۡ عُفِيَ لَهُۥ مِنۡ أَخِيهِ شَيۡءࣱ فَٱتِّبَاعُۢ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَأَدَآءٌ إِلَيۡهِ بِإِحۡسَٰنࣲۗ ذَٰلِكَ تَخۡفِيفࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَرَحۡمَةࣱۗ فَمَنِ ٱعۡتَدَىٰ بَعۡدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
كُتِبَ
farz kılındı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِصَاصُ
kısas
فِى
öldürmelerde
ٱلْقَتْلَى ۖ
(the matter of) the murdered
ٱلْحُرُّ
hür
بِٱلْحُرِّ
hür ile
وَٱلْعَبْدُ
köle
بِٱلْعَبْدِ
köle ile
وَٱلْأُنثَىٰ
kadın
بِٱلْأُنثَىٰ ۚ
kadın ile
فَمَنْ
kimse
عُفِىَ
affedilen
لَهُۥ
kendisi
مِنْ
tarafından
أَخِيهِ
kardeşi
شَىْءٌۭ
bir şey
فَٱتِّبَاعٌۢ
artık uymalıdır
بِٱلْمَعْرُوفِ
örfe
وَأَدَآءٌ
ve (diyeti) ödemelidir
إِلَيْهِ
ona
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ
güzelce
ذَٰلِكَ
bu
تَخْفِيفٌۭ
bir hafifletme
مِّن
tarafından
رَّبِّكُمْ
Rabbiniz
وَرَحْمَةٌۭ ۗ
ve rahmettir
فَمَنِ
artk kim
ٱعْتَدَىٰ
haddi aşarsa
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
فَلَهُۥ
onun için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Ali BulaçEy iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azap vardır

Yusuf AliO ye who believe! the law of equality is prescribed to you in cases of murder: the free for the free, the slave for the slave, the woman for the woman. But if any remission is made by the brother of the slain, then grant any reasonable demand, and compensate him with handsome gratitude, this is a concession and a Mercy from your Lord. After this whoever exceeds the limits shall be in grave penalty

2:179
وَلَكُمۡ فِي ٱلۡقِصَاصِ حَيَوٰةࣱ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
وَلَكُمْ
ve sizin için vardır
فِى
kısasta
ٱلْقِصَاصِ
the legal retribution
حَيَوٰةٌۭ
hayat
يَـٰٓأُو۟لِى
Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl
لَعَلَّكُمْ
böylece
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Ali BulaçEy temiz akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız

Yusuf AliIn the Law of Equality there is (saving of) Life to you, o ye men of understanding; that ye may restrain yourselves

2:180 📚 9
كُتِبَ عَلَيۡكُمۡ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلۡمَوۡتُ إِن تَرَكَ خَيۡرًا ٱلۡوَصِيَّةُ لِلۡوَٰلِدَيۡنِ وَٱلۡأَقۡرَبِينَ بِٱلۡمَعۡرُوفِۖ حَقًّا عَلَى ٱلۡمُتَّقِينَ
كُتِبَ
yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمْ
size
إِذَا
zaman
حَضَرَ
geldiği
أَحَدَكُمُ
birinize
ٱلْمَوْتُ
ölüm
إِن
eğer
تَرَكَ
bırakacaksa
خَيْرًا
bir hayır (mal)
ٱلْوَصِيَّةُ
vasiyyet etmek
لِلْوَٰلِدَيْنِ
anaya babaya
وَٱلْأَقْرَبِينَ
ve yakınlara
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
uygun bir biçimde
حَقًّا
bir haktır (borçtur)
عَلَى
üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler

Ali BulaçSizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya bilinen (uygun, meşru) bir tarzda vasiyette bulunması -Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir hak olarak- size yazıldı (farz kılındı)

Yusuf AliIt is prescribed, when death approaches any of you, if he leave any goods that he make a bequest to parents and next of kin, according to reasonable usage; this is due from the God-fearing

2:181
فَمَنۢ بَدَّلَهُۥ بَعۡدَ مَا سَمِعَهُۥ فَإِنَّمَآ إِثۡمُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
فَمَنۢ
artık kim
بَدَّلَهُۥ
(vasiyyeti) değiştirirse
بَعْدَ مَا
sonra bir şey
سَمِعَهُۥ
işittikten
فَإِنَّمَآ
elbette
إِثْمُهُۥ
günahı
عَلَى
üzerinedir
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُبَدِّلُونَهُۥٓ ۚ
onu değiştiren
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Ali BulaçBundan böyle kim onu (vasiyeti) işittikten sonra değiştirirse, günahı elbette onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir

Yusuf AliIf anyone changes the bequest after hearing it, the guilt shall be on those who make the change. For God hears and knows (All things)

2:182
فَمَنۡ خَافَ مِن مُّوصࣲ جَنَفًا أَوۡ إِثۡمࣰ ا فَأَصۡلَحَ بَيۡنَهُمۡ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
فَمَنْ
her kim de
خَافَ
korkar da
مِن
vasiyyet edenden
مُّوصٍۢ
(the) testator
جَنَفًا
hata(sından)
أَوْ
veya
إِثْمًۭا
günah(ından)
فَأَصْلَحَ
ve düzeltirse
بَيْنَهُمْ
aralarını
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona
إِنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Ali BulaçBunun yanında, kim, vasiyet edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da ikisinin (tarafların) arasını bulup-düzeltirse, artık ona günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

Yusuf AliBut if anyone fears partiality or wrong-doing on the part of the testator, and makes peace between (The parties concerned), there is no wrong in him: For God is Oft-forgiving, Most Merciful

2:183 📚 8
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
كُتِبَ
yazıldı
عَلَيْكُمُ
sizin üzerinize de
ٱلصِّيَامُ
oruç
كَمَا
gibi
كُتِبَ
yazıldığı
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
sizden önceki(ler)
قَبْلِكُمْ
before you
لَعَلَّكُمْ
umulur ki siz
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Ali BulaçEy iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız

Yusuf AliO ye who believe! Fasting is prescribed to you as it was prescribed to those before you, that ye may (learn) self-restraint

2:184 📚 14
أَيَّامࣰ ا مَّعۡدُودَٰتࣲۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوۡ عَلَىٰ سَفَرࣲ فَعِدَّةࣱ مِّنۡ أَيَّامٍ أُخَرَۚ وَعَلَى ٱلَّذِينَ يُطِيقُونَهُۥ فِدۡيَةࣱ طَعَامُ مِسۡكِينࣲۖ فَمَن تَطَوَّعَ خَيۡرࣰ ا فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّهُۥۚ وَأَن تَصُومُواْ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
أَيَّامًۭا
günlerdir
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ
sayılı
فَمَن
kim
كَانَ
olursa
مِنكُم
sizden
مَّرِيضًا
hasta
أَوْ
veya
عَلَىٰ
seferde
سَفَرٍۢ
a journey
فَعِدَّةٌۭ
sayısınca tutar
مِّنْ
günlerde
أَيَّامٍ
days
أُخَرَ ۚ
başka
وَعَلَى
ve (lazımdır)
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُطِيقُونَهُۥ
ona (güç) dayanan(lar)
فِدْيَةٌۭ
fidye vermesi
طَعَامُ
doyuracak
مِسْكِينٍۢ ۖ
bir yoksulu
فَمَن
artık kim
تَطَوَّعَ
gönülden
خَيْرًۭا
bir iyilik yaparsa
فَهُوَ
o
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لَّهُۥ ۚ
kendisi için
وَأَن
ve
تَصُومُوا۟
oruç tutmanız
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
تَعْلَمُونَ
bilirseniz

Ali Bulaç(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır

Yusuf Ali(Fasting) for a fixed number of days; but if any of you is ill, or on a journey, the prescribed number (Should be made up) from days later. For those who can do it (With hardship), is a ransom, the feeding of one that is indigent. But he that w ill give more, of his own free will,- it is better for him. And it is better for you that ye fast, if ye only knew

2:185 📚 18
شَهۡرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلۡقُرۡءَانُ هُدࣰ ى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتࣲ مِّنَ ٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡفُرۡقَانِۚ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهۡرَ فَلۡيَصُمۡهُۖ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوۡ عَلَىٰ سَفَرࣲ فَعِدَّةࣱ مِّنۡ أَيَّامٍ أُخَرَۗ يُرِيدُ ٱللَّهُ بِكُمُ ٱلۡيُسۡرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ ٱلۡعُسۡرَ وَلِتُكۡمِلُواْ ٱلۡعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمۡ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
شَهْرُ
ayı
رَمَضَانَ
ramazan
ٱلَّذِىٓ
ki
أُنزِلَ
indirilmiştir
فِيهِ
onda
ٱلْقُرْءَانُ
Kur'an
هُدًۭى
hidayet olarak
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَبَيِّنَـٰتٍۢ
ve açıklayıcı
مِّنَ
hidayeti
ٱلْهُدَىٰ
[the] Guidance
وَٱلْفُرْقَانِ ۚ
doğruyu ve yanlışı ayırdetmeyi
فَمَن
kim
شَهِدَ
şahit olursa
مِنكُمُ
içinizden
ٱلشَّهْرَ
o aya
فَلْيَصُمْهُ ۖ
oruç tutsun
وَمَن
kim
كَانَ
olur
مَرِيضًا
hasta
أَوْ
yahut
عَلَىٰ
üzere olursa
سَفَرٍۢ
sefer
فَعِدَّةٌۭ
sayısınca tutsun
مِّنْ
günlerde
أَيَّامٍ
days
أُخَرَ ۗ
başka
يُرِيدُ
ister
ٱللَّهُ
Allah
بِكُمُ
sizin için
ٱلْيُسْرَ
kolaylık
وَلَا
istemez
يُرِيدُ
intends
بِكُمُ
sizin için
ٱلْعُسْرَ
güçlük
وَلِتُكْمِلُوا۟
ve tamamlamanızı (ister)
ٱلْعِدَّةَ
sayıyı
وَلِتُكَبِّرُوا۟
ve yüceltmenizi (ister)
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَىٰ
dolayı
مَا
size doğru yolu gösterdiğinden
هَدَىٰكُمْ
He guided you
وَلَعَلَّكُمْ
ve umulur ki siz
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Ali BulaçRamazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz

Yusuf AliRamadhan is the (month) in which was sent down the Qur'an, as a guide to mankind, also clear (Signs) for guidance and judgment (Between right and wrong). So every one of you who is present (at his home) during that month should spend it in fasting, but if any one is ill, or on a journey, the prescribed period (Should be made up) by days later. God intends every facility for you; He does not want to put to difficulties. (He wants you) to complete the prescribed period, and to glorify Him in that He has guided you; and perchance ye shall be grateful

2:186 📚 13
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌۖ أُجِيبُ دَعۡوَةَ ٱلدَّاعِ إِذَا دَعَانِۖ فَلۡيَسۡتَجِيبُواْ لِي وَلۡيُؤۡمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمۡ يَرۡشُدُونَ
وَإِذَا
ve ne zaman
سَأَلَكَ
sana sorar(lar)sa
عِبَادِى
kullarım
عَنِّى
benden
فَإِنِّى
şüphesiz ben
قَرِيبٌ ۖ
(onlara) yakınım
أُجِيبُ
karşılık veririm
دَعْوَةَ
du'asına
ٱلدَّاعِ
du'a edenin
إِذَا
zaman
دَعَانِ ۖ
bana du'a ettiği
فَلْيَسْتَجِيبُوا۟
O halde onlar da karşılık versinler
لِى
bana
وَلْيُؤْمِنُوا۟
inansınlar ki
بِى
bana
لَعَلَّهُمْ
böylece onlar
يَرْشُدُونَ
doğru yola erişirler

Ali BulaçKullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar

Yusuf AliWhen My servants ask thee concerning Me, I am indeed close (to them): I listen to the prayer of every suppliant when he calleth on Me: Let them also, with a will, Listen to My call, and believe in Me: That they may walk in the right way

2:187 📚 13
أُحِلَّ لَكُمۡ لَيۡلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمۡۚ هُنَّ لِبَاسࣱ لَّكُمۡ وَأَنتُمۡ لِبَاسࣱ لَّهُنَّۗ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَخۡتَانُونَ أَنفُسَكُمۡ فَتَابَ عَلَيۡكُمۡ وَعَفَا عَنكُمۡۖ فَٱلۡـَٰٔنَ بَٰشِرُوهُنَّ وَٱبۡتَغُواْ مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمۡۚ وَكُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ ٱلۡخَيۡطُ ٱلۡأَبۡيَضُ مِنَ ٱلۡخَيۡطِ ٱلۡأَسۡوَدِ مِنَ ٱلۡفَجۡرِۖ ثُمَّ أَتِمُّواْ ٱلصِّيَامَ إِلَى ٱلَّيۡلِۚ وَلَا تُبَٰشِرُوهُنَّ وَأَنتُمۡ عَٰكِفُونَ فِي ٱلۡمَسَٰجِدِۗ تِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَقۡرَبُوهَاۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ
أُحِلَّ
helal kılındı
لَكُمْ
size
لَيْلَةَ
gecesi
ٱلصِّيَامِ
oruç
ٱلرَّفَثُ
yaklaşmak
إِلَىٰ
kadınlarınıza
نِسَآئِكُمْ ۚ
your wives
هُنَّ
onlar
لِبَاسٌۭ
elbisenizdir
لَّكُمْ
sizin
وَأَنتُمْ
ve siz de
لِبَاسٌۭ
elbisesisiniz
لَّهُنَّ ۗ
onların
عَلِمَ
bildi
ٱللَّهُ
Allah
أَنَّكُمْ
gerçekten siz
كُنتُمْ
olduğunuzu
تَخْتَانُونَ
yazık ediyorsunuz
أَنفُسَكُمْ
kendinize
فَتَابَ
tevbenizi kabul etti
عَلَيْكُمْ
sizden
وَعَفَا
ve affetti
عَنكُمْ ۖ
sizi
فَٱلْـَٔـٰنَ
artık şimdi
بَـٰشِرُوهُنَّ
onlara yaklaşın
وَٱبْتَغُوا۟
ve arayın
مَا
şeyleri
كَتَبَ
yaz(ıp takdir etmiş ol)duğu
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَكُمْ ۚ
sizin için
وَكُلُوا۟
ve yiyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
حَتَّىٰ
kadar
يَتَبَيَّنَ
ayırdelinceye
لَكُمُ
sizce
ٱلْخَيْطُ
iplik
ٱلْأَبْيَضُ
beyaz
مِنَ
iplikten
ٱلْخَيْطِ
the thread
ٱلْأَسْوَدِ
siyah
مِنَ
şafağın
ٱلْفَجْرِ ۖ
[the] dawn
ثُمَّ
sonra
أَتِمُّوا۟
tamamlayın
ٱلصِّيَامَ
orucu
إِلَى
dek
ٱلَّيْلِ ۚ
gece (oluncaya)
وَلَا
(kadınlara) yaklaşmayın
تُبَـٰشِرُوهُنَّ
have relations with them
وَأَنتُمْ
siz
عَـٰكِفُونَ
ibadete çekilmiş iken
فِى
mescidlerde
ٱلْمَسَـٰجِدِ ۗ
the masajid
تِلْكَ
bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
bunlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهَا ۗ
approach them
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُبَيِّنُ
açıklar ki
ٱللَّهُ
Allah
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَّقُونَ
korunup sakınırlar

Ali BulaçOruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar

Yusuf AliPermitted to you, on the night of the fasts, is the approach to your wives. They are your garments and ye are their garments. God knoweth what ye used to do secretly among yourselves; but He turned to you and forgave you; so now associate with them, and seek what God Hath ordained for you, and eat and drink, until the white thread of dawn appear to you distinct from its black thread; then complete your fast Till the night appears; but do not associate with your wives while ye are in retreat in the mosques. Those are Limits (set by) God: Approach not nigh thereto. Thus doth God make clear His Signs to men: that they may learn self-restraint

2:188
وَلَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَكُم بَيۡنَكُم بِٱلۡبَٰطِلِ وَتُدۡلُواْ بِهَآ إِلَى ٱلۡحُكَّامِ لِتَأۡكُلُواْ فَرِيقࣰ ا مِّنۡ أَمۡوَٰلِ ٱلنَّاسِ بِٱلۡإِثۡمِ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَلَا
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟
eat
أَمْوَٰلَكُم
mallarınızı
بَيْنَكُم
aranızda
بِٱلْبَـٰطِلِ
batıl (sebepler) ile
وَتُدْلُوا۟
ve atmayın
بِهَآ
onları
إِلَى
hakimler(in önün)e
ٱلْحُكَّامِ
the authorities
لِتَأْكُلُوا۟
yemeniz için
فَرِيقًۭا
bir kısmını
مِّنْ
mallarından
أَمْوَٰلِ
(the) wealth
ٱلنَّاسِ
insanların
بِٱلْإِثْمِ
günah bir biçimde
وَأَنتُمْ
ve siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Ali BulaçBirbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın

Yusuf AliAnd do not eat up your property among yourselves for vanities, nor use it as bait for the judges, with intent that ye may eat up wrongfully and knowingly a little of (other) people's property

2:189 📚 5
۞يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡأَهِلَّةِۖ قُلۡ هِيَ مَوَٰقِيتُ لِلنَّاسِ وَٱلۡحَجِّۗ وَلَيۡسَ ٱلۡبِرُّ بِأَن تَأۡتُواْ ٱلۡبُيُوتَ مِن ظُهُورِهَا وَلَٰكِنَّ ٱلۡبِرَّ مَنِ ٱتَّقَىٰۗ وَأۡتُواْ ٱلۡبُيُوتَ مِنۡ أَبۡوَٰبِهَاۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ
۞ يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
hilallerden
ٱلْأَهِلَّةِ ۖ
the new moons
قُلْ
de ki
هِىَ
onlar
مَوَٰقِيتُ
vakit ölçüleridir
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَٱلْحَجِّ ۗ
ve hac
وَلَيْسَ
ve değildir
ٱلْبِرُّ
iyilik
بِأَن
girmek
تَأْتُوا۟
you come
ٱلْبُيُوتَ
evlere
مِن
arkalarından
ظُهُورِهَا
their backs
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلْبِرَّ
iyilik
مَنِ
kişinin
ٱتَّقَىٰ ۗ
takvasıdır
وَأْتُوا۟
ve girin
ٱلْبُيُوتَ
evlere
مِنْ
kapılarından
أَبْوَٰبِهَا ۚ
their doors
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
kurtuluşa erersiniz

Ali BulaçSana, hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De ki: "O, insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir. İyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz değildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının, umulur ki kurtuluşa erersiniz

Yusuf AliThey ask thee concerning the New Moons. Say: They are but signs to mark fixed periods of time in (the affairs of) men, and for Pilgrimage. It is no virtue if ye enter your houses from the back: It is virtue if ye fear God. Enter houses through the proper doors: And fear God: That ye may prosper

2:190 📚 2
وَقَٰتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يُقَٰتِلُونَكُمۡ وَلَا تَعۡتَدُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُعۡتَدِينَ
وَقَـٰتِلُوا۟
ve savaşın
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimselerle
يُقَـٰتِلُونَكُمْ
sizinle savaşan(lar)
وَلَا
aşırı gitmeyin
تَعْتَدُوٓا۟ ۚ
transgress
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
like
ٱلْمُعْتَدِينَ
aşırı gidenleri

Ali BulaçSizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez

Yusuf AliFight in the cause of God those who fight you, but do not transgress limits; for God loveth not transgressors

2:191
وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ ثَقِفۡتُمُوهُمۡ وَأَخۡرِجُوهُم مِّنۡ حَيۡثُ أَخۡرَجُوكُمۡۚ وَٱلۡفِتۡنَةُ أَشَدُّ مِنَ ٱلۡقَتۡلِۚ وَلَا تُقَٰتِلُوهُمۡ عِندَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ حَتَّىٰ يُقَٰتِلُوكُمۡ فِيهِۖ فَإِن قَٰتَلُوكُمۡ فَٱقۡتُلُوهُمۡۗ كَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَٱقْتُلُوهُمْ
ve onları öldürün
حَيْثُ
nerede
ثَقِفْتُمُوهُمْ
yakalarsanız
وَأَخْرِجُوهُم
ve onları çıkarın
مِّنْ
yer(Mekke)den
حَيْثُ
wherever
أَخْرَجُوكُمْ ۚ
sizi çıkardıkları
وَٱلْفِتْنَةُ
ve fitne
أَشَدُّ
daha kötüdür
مِنَ
adam öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۚ
[the] killing
وَلَا
onlarla savaşmayın
تُقَـٰتِلُوهُمْ
fight them
عِندَ
yanında
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ
Haram
حَتَّىٰ
kadar
يُقَـٰتِلُوكُمْ
sizinle savaşıncaya
فِيهِ ۖ
orada
فَإِن
fakat eğer
قَـٰتَلُوكُمْ
onlar sizinle savaşırlarsa
فَٱقْتُلُوهُمْ ۗ
hemen onları öldürün
كَذَٰلِكَ
böyledir
جَزَآءُ
cezası
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin

Ali BulaçOnları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir

Yusuf AliAnd slay them wherever ye catch them, and turn them out from where they have Turned you out; for tumult and oppression are worse than slaughter; but fight them not at the Sacred Mosque, unless they (first) fight you there; but if they fight yo u, slay them. Such is the reward of those who suppress faith

2:192
فَإِنِ ٱنتَهَوۡاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
(saldırılarına) son verirlerse
فَإِنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Ali BulaçOnlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir

Yusuf AliBut if they cease, God is Oft-forgiving, Most Merciful

2:193 📚 6
وَقَٰتِلُوهُمۡ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتۡنَةࣱ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ لِلَّهِۖ فَإِنِ ٱنتَهَوۡاْ فَلَا عُدۡوَٰنَ إِلَّا عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقَـٰتِلُوهُمْ
onlarla savaşın
حَتَّىٰ
kadar
لَا
kalmayıncaya
تَكُونَ
(there) is
فِتْنَةٌۭ
fitne
وَيَكُونَ
ve oluncaya (kadar)
ٱلدِّينُ
din
لِلَّهِ ۖ
Allah'ın
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
(saldırılarına) son verirlerse
فَلَا
artık olmaz
عُدْوَٰنَ
düşmanlık
إِلَّا
başkasına
عَلَى
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the oppressors

Ali Bulaç(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur

Yusuf AliAnd fight them on until there is no more Tumult or oppression, and there prevail justice and faith in God; but if they cease, Let there be no hostility except to those who practise oppression

2:194 📚 5
ٱلشَّهۡرُ ٱلۡحَرَامُ بِٱلشَّهۡرِ ٱلۡحَرَامِ وَٱلۡحُرُمَٰتُ قِصَاصࣱۚ فَمَنِ ٱعۡتَدَىٰ عَلَيۡكُمۡ فَٱعۡتَدُواْ عَلَيۡهِ بِمِثۡلِ مَا ٱعۡتَدَىٰ عَلَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلۡمُتَّقِينَ
ٱلشَّهْرُ
ayı
ٱلْحَرَامُ
haram
بِٱلشَّهْرِ
aya karşılıktır
ٱلْحَرَامِ
haram
وَٱلْحُرُمَـٰتُ
ve hürmetler
قِصَاصٌۭ ۚ
karşılıklıdır
فَمَنِ
kim;
ٱعْتَدَىٰ
saldırırsa
عَلَيْكُمْ
size
فَٱعْتَدُوا۟
siz de saldırın
عَلَيْهِ
ona
بِمِثْلِ
gibi
مَا
saldırdığı
ٱعْتَدَىٰ
he transgressed
عَلَيْكُمْ ۚ
size
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakilerle

Ali BulaçHaram ay, haram aya karşılıktır; hürmetler (de) karşılıklıdır. Öyleyse kim size saldırırsa, onun saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki Allah, muhakkak ki korkup-sakınanlarla beraberdir

Yusuf AliThe prohibited month for the prohibited month,- and so for all things prohibited,- there is the law of equality. If then any one transgresses the prohibition against you, Transgress ye likewise against him. But fear God, and know that God is w ith those who restrain themselves

2:195 📚 1
وَأَنفِقُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا تُلۡقُواْ بِأَيۡدِيكُمۡ إِلَى ٱلتَّهۡلُكَةِ وَأَحۡسِنُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَأَنفِقُوا۟
infak edin
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَلَا
kendinizi atmayın
تُلْقُوا۟
throw (yourselves)
بِأَيْدِيكُمْ
kendi ellerinizle
إِلَى
tehlikeye
ٱلتَّهْلُكَةِ ۛ
[the] destruction
وَأَحْسِنُوٓا۟ ۛ
ve iyilik edin
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenleri

Ali BulaçAllah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever

Yusuf AliAnd spend of your substance in the cause of God, and make not your own hands contribute to (your) destruction; but do good; for God loveth those who do good

2:196 📚 29
وَأَتِمُّواْ ٱلۡحَجَّ وَٱلۡعُمۡرَةَ لِلَّهِۚ فَإِنۡ أُحۡصِرۡتُمۡ فَمَا ٱسۡتَيۡسَرَ مِنَ ٱلۡهَدۡيِۖ وَلَا تَحۡلِقُواْ رُءُوسَكُمۡ حَتَّىٰ يَبۡلُغَ ٱلۡهَدۡيُ مَحِلَّهُۥۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوۡ بِهِۦٓ أَذࣰ ى مِّن رَّأۡسِهِۦ فَفِدۡيَةࣱ مِّن صِيَامٍ أَوۡ صَدَقَةٍ أَوۡ نُسُكࣲۚ فَإِذَآ أَمِنتُمۡ فَمَن تَمَتَّعَ بِٱلۡعُمۡرَةِ إِلَى ٱلۡحَجِّ فَمَا ٱسۡتَيۡسَرَ مِنَ ٱلۡهَدۡيِۚ فَمَن لَّمۡ يَجِدۡ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامࣲ فِي ٱلۡحَجِّ وَسَبۡعَةٍ إِذَا رَجَعۡتُمۡۗ تِلۡكَ عَشَرَةࣱ كَامِلَةࣱۗ ذَٰلِكَ لِمَن لَّمۡ يَكُنۡ أَهۡلُهُۥ حَاضِرِي ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
وَأَتِمُّوا۟
ve tamamlayın
ٱلْحَجَّ
haccı
وَٱلْعُمْرَةَ
ve ömreyi
لِلَّهِ ۚ
Allah için
فَإِنْ
eğer
أُحْصِرْتُمْ
engellenmiş olursanız
فَمَا
şeyi (kesin)
ٱسْتَيْسَرَ
kolayınıza gelen
مِنَ
kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۖ
the sacrificial animal
وَلَا
tıraş etmeyin
تَحْلِقُوا۟
shave
رُءُوسَكُمْ
başlarınızı
حَتَّىٰ
kadar
يَبْلُغَ
varıncaya
ٱلْهَدْىُ
kurban
مَحِلَّهُۥ ۚ
yerine
فَمَن
kim (varsa)
كَانَ
olan
مِنكُم
içinizden
مَّرِيضًا
hasta
أَوْ
ya da
بِهِۦٓ
bulunan
أَذًۭى
bir rahatsızlığı
مِّن
başından
رَّأْسِهِۦ
his head
فَفِدْيَةٌۭ
fidye (versin)
مِّن
oruçtan
صِيَامٍ
fasting
أَوْ
veya
صَدَقَةٍ
sadakadan
أَوْ
veya
نُسُكٍۢ ۚ
kurbandan
فَإِذَآ
zaman
أَمِنتُمْ
güvene kavuştuğunuz
فَمَن
kimse
تَمَتَّعَ
faydalanmak isteyen
بِٱلْعُمْرَةِ
ömre ile
إِلَى
kadar
ٱلْحَجِّ
hac (zamanın)a
فَمَا
şeyi (kessin)
ٱسْتَيْسَرَ
kolayına geleni
مِنَ
kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۚ
the sacrificial animal
فَمَن
kimse
لَّمْ
(kurban) bulamayan
يَجِدْ
find
فَصِيَامُ
oruç tutar
ثَلَـٰثَةِ
üç
أَيَّامٍۢ
gün
فِى
hacda
ٱلْحَجِّ
the Hajj
وَسَبْعَةٍ
ve yedi gün
إِذَا
zaman
رَجَعْتُمْ ۗ
döndüğünüz
تِلْكَ
böylece
عَشَرَةٌۭ
on (gündür)
كَامِلَةٌۭ ۗ
tamamı
ذَٰلِكَ
bu
لِمَن
kimseler içindir
لَّمْ
olmayanlar
يَكُنْ
is
أَهْلُهُۥ
ailesi
حَاضِرِى
hazır
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'da
وَٱتَّقُوا۟
sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
şiddetlidir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Ali BulaçHaccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır

Yusuf AliAnd complete the Hajj or 'umra in the service of God. But if ye are prevented (From completing it), send an offering for sacrifice, such as ye may find, and do not shave your heads until the offering reaches the place of sacrifice. And if any of you is ill, or has an ailment in his scalp, (Necessitating shaving), (He should) in compensation either fast, or feed the poor, or offer sacrifice; and when ye are in peaceful conditions (again), if any one wishes to continue the 'umra on to the hajj , He must make an offering, such as he can afford, but if he cannot afford it, He should fast three days during the hajj and seven days on his return, Making ten days in all. This is for those whose household is not in (the precincts of) the Sacred Mos que. And fear God, and know that God Is strict in punishment

2:197 📚 8
ٱلۡحَجُّ أَشۡهُرࣱ مَّعۡلُومَٰتࣱۚ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ ٱلۡحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي ٱلۡحَجِّۗ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ يَعۡلَمۡهُ ٱللَّهُۗ وَتَزَوَّدُواْ فَإِنَّ خَيۡرَ ٱلزَّادِ ٱلتَّقۡوَىٰۖ وَٱتَّقُونِ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ
ٱلْحَجُّ
Hac
أَشْهُرٌۭ
aylardadır
مَّعْلُومَـٰتٌۭ ۚ
bilinen
فَمَن
kim
فَرَضَ
farz ederse (kendisine)
فِيهِنَّ
onda (o aylarda)
ٱلْحَجَّ
haccı
فَلَا
yoktur
رَفَثَ
kadına yaklaşmak
وَلَا
ve yoktur
فُسُوقَ
günaha sapmak
وَلَا
yoktur
جِدَالَ
kavga etmek
فِى
hacda
ٱلْحَجِّ ۗ
the Hajj
وَمَا
ne varsa
تَفْعَلُوا۟
yaptığınız
مِنْ
iyilikten
خَيْرٍۢ
good
يَعْلَمْهُ
onu bilir
ٱللَّهُ ۗ
Allah
وَتَزَوَّدُوا۟
ve yanınıza azık alın
فَإِنَّ
şüphesiz
خَيْرَ
en hayırlısı
ٱلزَّادِ
azığın
ٱلتَّقْوَىٰ ۚ
takvadır
وَٱتَّقُونِ
ve benden sakının
يَـٰٓأُو۟لِى
Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl

Ali BulaçHacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının

Yusuf AliFor Hajj are the months well known. If any one undertakes that duty therein, Let there be no obscenity, nor wickedness, nor wrangling in the Hajj. And whatever good ye do, (be sure) God knoweth it. And take a provision (With you) for the journ ey, but the best of provisions is right conduct. So fear Me, o ye that are wise

2:198 📚 4
لَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَبۡتَغُواْ فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّكُمۡۚ فَإِذَآ أَفَضۡتُم مِّنۡ عَرَفَٰتࣲ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ عِندَ ٱلۡمَشۡعَرِ ٱلۡحَرَامِۖ وَٱذۡكُرُوهُ كَمَا هَدَىٰكُمۡ وَإِن كُنتُم مِّن قَبۡلِهِۦ لَمِنَ ٱلضَّآلِّينَ
لَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
sizin için
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
aramanızda
تَبْتَغُوا۟
you seek
فَضْلًۭا
lutfunu
مِّن
Rabbinizin
رَّبِّكُمْ ۚ
your Lord
فَإِذَآ
zaman
أَفَضْتُم
ayrılıp akın ettiğiniz
مِّنْ
Arafattan
عَرَفَـٰتٍۢ
(Mount) Arafat
فَٱذْكُرُوا۟
anın (hatırlayın)
ٱللَّهَ
Allah'ı
عِندَ
yanında
ٱلْمَشْعَرِ
Meş'ar-i
ٱلْحَرَامِ ۖ
Haram
وَٱذْكُرُوهُ
O'nu anın
كَمَا
gibi
هَدَىٰكُمْ
sizi hidayet ettiği
وَإِن
ve
كُنتُم
siz idiniz
مِّن
O'ndan önce
قَبْلِهِۦ
before [it]
لَمِنَ
sapıklardan
ٱلضَّآلِّينَ
those who went astray

Ali BulaçRabbinizden bir fazl istemenizde sizce sakınca yoktur. Arafat'tan hep birlikte indiğinizde Allah'ı Meş'ar-ı Haram'da anın. O, sizi nasıl doğru yola yöneltip-ilettiyse, siz de O'nu anın. Gerçek şu ki, siz bundan evvel sapmışlardandınız

Yusuf AliIt is no crime in you if ye seek of the bounty of your Lord (during pilgrimage). Then when ye pour down from (Mount) Arafat, celebrate the praises of God at the Sacred Monument, and celebrate His praises as He has directed you, even though, be fore this, ye went astray

2:199 📚 5
ثُمَّ أَفِيضُواْ مِنۡ حَيۡثُ أَفَاضَ ٱلنَّاسُ وَٱسۡتَغۡفِرُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
ثُمَّ
sonra
أَفِيضُوا۟
siz de akın edin
مِنْ
yerden
حَيْثُ
wherever
أَفَاضَ
akın ettiği
ٱلنَّاسُ
insanların
وَٱسْتَغْفِرُوا۟
ve mağfiret dileyin
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
Gafurdur
رَّحِيمٌۭ
Rahimdir

Ali BulaçSonra insanların (topluca) akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir

Yusuf AliThen pass on at a quick pace from the place whence it is usual for the multitude so to do, and ask for God's forgiveness. For God is Oft-forgiving, Most Merciful

2:200 📚 1
فَإِذَا قَضَيۡتُم مَّنَٰسِكَكُمۡ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَذِكۡرِكُمۡ ءَابَآءَكُمۡ أَوۡ أَشَدَّ ذِكۡرࣰ اۗ فَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِي ٱلدُّنۡيَا وَمَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنۡ خَلَٰقࣲ‏
فَإِذَا
zaman
قَضَيْتُم
bitirince
مَّنَـٰسِكَكُمْ
ibadetlerinizi
فَٱذْكُرُوا۟
anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَذِكْرِكُمْ
andığınız gibi
ءَابَآءَكُمْ
atalarınızı
أَوْ
veya
أَشَدَّ
daha kuvvetli
ذِكْرًۭا ۗ
bir anışla
فَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
kimi
يَقُولُ
der ki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَاتِنَا
bize ver
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَمَا
ve yoktur
لَهُۥ
onun
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِنْ
hiçbir
خَلَـٰقٍۢ
nasibi

Ali Bulaç(Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur

Yusuf AliSo when ye have accomplished your holy rites, celebrate the praises of God, as ye used to celebrate the praises of your fathers,- yea, with far more Heart and soul. There are men who say: "Our Lord! Give us (Thy bounties) in this world!" but th ey will have no portion in the Hereafter

2:201 📚 47
وَمِنۡهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِي ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣰ وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِ حَسَنَةࣰ وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi de
يَقُولُ
derki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَاتِنَا
bize ver
فِى
dünyada da
ٱلدُّنْيَا
the world
حَسَنَةًۭ
güzellik
وَفِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
حَسَنَةًۭ
güzellik
وَقِنَا
ve bizi koru
عَذَابَ
azabından
ٱلنَّارِ
ateş

Ali BulaçOnlardan öylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" der

Yusuf AliAnd there are men who say: "Our Lord! Give us good in this world and good in the Hereafter, and defend us from the torment of the Fire

2:202 📚 2
أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ نَصِيبࣱ مِّمَّا كَسَبُواْۚ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlara vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
kazandıklarından
كَسَبُوا۟ ۚ
they earned
وَٱللَّهُ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Ali Bulaçİşte bunların kazandıklarına karşılık nasibleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir

Yusuf AliTo these will be allotted what they have earned; and God is quick in account

2:203 📚 4
۞وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ فِيٓ أَيَّامࣲ مَّعۡدُودَٰتࣲۚ فَمَن تَعَجَّلَ فِي يَوۡمَيۡنِ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۖ لِمَنِ ٱتَّقَىٰۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُمۡ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ
۞ وَٱذْكُرُوا۟
ve anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
فِىٓ
günlerde
أَيَّامٍۢ
days
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ
sayılı
فَمَن
kim
تَعَجَّلَ
acele ederse
فِى
iki gün içinde
يَوْمَيْنِ
two days
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ
ona
وَمَن
ve kim
تَأَخَّرَ
geri kalırsa
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona da
لِمَنِ
kimse için
ٱتَّقَىٰ ۗ
sakınan
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّكُمْ
şüphesiz siz
إِلَيْهِ
O'nun huzuruna
تُحْشَرُونَ
toplanacaksınız

Ali BulaçSayılı günlerde Allah'ı anın. İki günde (Mina'dan dönmek için) elini çabuk tutana günah yoktur, geri kalana da günah yoktur. (Bu) sakınan için(dir). Allah'tan korkup-sakının ve gerçekten bilin ki, siz O'na döndürülüp-toplanacaksınız

Yusuf AliCelebrate the praises of God during the Appointed Days. But if any one hastens to leave in two days, there is no blame on him, and if any one stays on, there is no blame on him, if his aim is to do right. Then fear God, and know that ye will s urely be gathered unto Him

2:204 📚 5
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُعۡجِبُكَ قَوۡلُهُۥ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَيُشۡهِدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا فِي قَلۡبِهِۦ وَهُوَ أَلَدُّ ٱلۡخِصَامِ
وَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
kiminin
يُعْجِبُكَ
senin hoşuna gider
قَوْلُهُۥ
sözü
فِى
dair
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatına
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَيُشْهِدُ
ve şahid tutar
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَىٰ
olana
مَا
what
فِى
kalbinde
قَلْبِهِۦ
his heart
وَهُوَ
oysa o
أَلَدُّ
en azılısıdır
ٱلْخِصَامِ
hasımların

Ali Bulaçİnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır

Yusuf AliThere is the type of man whose speech about this world's life May dazzle thee, and he calls God to witness about what is in his heart; yet is he the most contentious of enemies

2:205 📚 2
وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيُفۡسِدَ فِيهَا وَيُهۡلِكَ ٱلۡحَرۡثَ وَٱلنَّسۡلَۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلۡفَسَادَ
وَإِذَا
zaman
تَوَلَّىٰ
döndüğü
سَعَىٰ
çalışır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
لِيُفْسِدَ
bozgunculuğa
فِيهَا
orada
وَيُهْلِكَ
ve yok etmeğe
ٱلْحَرْثَ
ekin
وَٱلنَّسْلَ ۗ
ve nesli
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْفَسَادَ
bozgunculuğu

Ali BulaçO, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez

Yusuf AliWhen he turns his back, His aim everywhere is to spread mischief through the earth and destroy crops and cattle. But God loveth not mischief

2:206 📚 7
وَإِذَا قِيلَ لَهُ ٱتَّقِ ٱللَّهَ أَخَذَتۡهُ ٱلۡعِزَّةُ بِٱلۡإِثۡمِۚ فَحَسۡبُهُۥ جَهَنَّمُۖ وَلَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُ
ona
ٱتَّقِ
kork
ٱللَّهَ
Allah'tan
أَخَذَتْهُ
kendisini sürükler
ٱلْعِزَّةُ
gururu
بِٱلْإِثْمِ ۚ
günaha
فَحَسْبُهُۥ
artık ona yeter
جَهَنَّمُ ۚ
cehennem
وَلَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمِهَادُ
bir yataktır o

Ali BulaçOna: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o

Yusuf AliWhen it is said to him, "Fear God", He is led by arrogance to (more) crime. Enough for him is Hell;-An evil bed indeed (To lie on)

2:207 📚 4
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشۡرِي نَفۡسَهُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ رَءُوفُۢ بِٱلۡعِبَادِ
وَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
öylesi var ki
يَشْرِى
satar
نَفْسَهُ
kendisini
ٱبْتِغَآءَ
aramak için
مَرْضَاتِ
rızasını
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah da
رَءُوفٌۢ
çok şefkatlidir
بِٱلْعِبَادِ
kullar(ın)a

Ali Bulaçİnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır

Yusuf AliAnd there is the type of man who gives his life to earn the pleasure of God: And God is full of kindness to (His) devotees

2:208
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱدۡخُلُواْ فِي ٱلسِّلۡمِ كَآفَّةࣰ وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimeler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
ٱدْخُلُوا۟
girin
فِى
islama (veya barışa)
ٱلسِّلْمِ
Islam
كَآفَّةًۭ
hepiniz birlikte
وَلَا
izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟
follow
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
إِنَّهُۥ
çünkü o
لَكُمْ
size
عَدُوٌّۭ
düşmandır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Ali BulaçEy iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır

Yusuf AliO ye who believe! Enter into Islam whole-heartedly; and follow not the footsteps of the evil one; for he is to you an avowed enemy

2:209 📚 2
فَإِن زَلَلۡتُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡكُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
فَإِن
eğer
زَلَلْتُم
kayarsanız
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
size geldikten
جَآءَتْكُمُ
came to you
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçSize, apaçık belgeler (ayetler) geldikten sonra yine ayağınız kayarsa, bilin ki Allah, gerçekten üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir

Yusuf AliIf ye backslide after the clear (Signs) have come to you, then know that God is Exalted in Power, Wise

2:210 📚 2
هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن يَأۡتِيَهُمُ ٱللَّهُ فِي ظُلَلࣲ مِّنَ ٱلۡغَمَامِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَقُضِيَ ٱلۡأَمۡرُۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ
هَلْ
mı?
يَنظُرُونَ
gözlüyorlar
إِلَّآ
gelmesini
أَن
that
يَأْتِيَهُمُ
comes to them
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِى
içinde
ظُلَلٍۢ
gölgeler
مِّنَ
buluttan
ٱلْغَمَامِ
[the] clouds
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve meleklerin
وَقُضِىَ
ve bitirilmesini
ٱلْأَمْرُ ۚ
işin
وَإِلَى
(halbuki)
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülür
ٱلْأُمُورُ
bütün işler

Ali BulaçOnlar, bulut gölgeleri içinde Allah'ın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve (azap) emrinin gerçekleşmesini mi gözlüyorlar? Oysa bütün işler Allah'a döner

Yusuf AliWill they wait until God comes to them in canopies of clouds, with angels (in His train) and the question is (thus) settled? but to God do all questions go back (for decision)

2:211 📚 2
سَلۡ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ كَمۡ ءَاتَيۡنَٰهُم مِّنۡ ءَايَةِۭ بَيِّنَةࣲۗ وَمَن يُبَدِّلۡ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
سَلْ
sor
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
كَمْ
nice
ءَاتَيْنَـٰهُم
onlara verdik
مِّنْ
ayetlerden
ءَايَةٍۭ
(the) Sign(s)
بَيِّنَةٍۢ ۗ
açık
وَمَن
ve kim
يُبَدِّلْ
değiştirirse
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
geldikten
جَآءَتْهُ
it (has) come to him
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Ali Bulaçİsrailoğulları’na sor, onlara nice açık ayet(ler) verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır

Yusuf AliAsk the Children of Israel how many clear (Signs) We have sent them. But if any one, after God's favour has come to him, substitutes (something else), God is strict in punishment

2:212 📚 1
زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَيَسۡخَرُونَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۘ وَٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ وَٱللَّهُ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏
زُيِّنَ
süslü gösterildi
لِلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar edenlere
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَيَسْخَرُونَ
ve alay ederler
مِنَ
kimselerle
ٱلَّذِينَ
those who
ءَامَنُوا۟ ۘ
inanan(lar)
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerle
ٱتَّقَوْا۟
takva sahipleri
فَوْقَهُمْ
onlardan üstündürler
يَوْمَ
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
وَٱللَّهُ
Allah
يَرْزُقُ
rızık verir
مَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
بِغَيْرِ
hesapsız
حِسَابٍۢ
measure

Ali Bulaçİnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir

Yusuf AliThe life of this world is alluring to those who reject faith, and they scoff at those who believe. But the righteous will be above them on the Day of Resurrection; for God bestows His abundance without measure on whom He will

2:213 📚 4
كَانَ ٱلنَّاسُ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَبَعَثَ ٱللَّهُ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَ ٱلنَّاسِ فِيمَا ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِۚ وَمَا ٱخۡتَلَفَ فِيهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ أُوتُوهُ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ بَغۡيَۢا بَيۡنَهُمۡۖ فَهَدَى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِمَا ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ ٱلۡحَقِّ بِإِذۡنِهِۦۗ وَٱللَّهُ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمٍ
كَانَ
idi
ٱلنَّاسُ
insanlar
أُمَّةًۭ
ümmet
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
فَبَعَثَ
sonra gönderdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberleri
مُبَشِّرِينَ
müjdeciler
وَمُنذِرِينَ
ve uyarıcılar olarak
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مَعَهُمُ
onlarla beraber
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ
hak olarak
لِيَحْكُمَ
hükmetmek üzere
بَيْنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
فِيمَا
(konularda)
ٱخْتَلَفُوا۟
anlaşmazlığa düştükleri
فِيهِ ۚ
onda
وَمَا
ve
ٱخْتَلَفَ
anlaşmazlığa düştü(ler)
فِيهِ
o(Kitap hakkı)nda
إِلَّا
dışında
ٱلَّذِينَ
kendilerine
أُوتُوهُ
(Kitap) verilmiş olanlar
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine geldikten
جَآءَتْهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
بَغْيًۢا
sırf kıskançlıktan ötürü
بَيْنَهُمْ ۖ
aralarındaki
فَهَدَى
bunun üzerine iletti
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden
لِمَا
ayrılığa düştükleri
ٱخْتَلَفُوا۟
they differed
فِيهِ
kendisinde
مِنَ
gerçeğe
ٱلْحَقِّ
the Truth
بِإِذْنِهِۦ ۗ
kendi izniyle
وَٱللَّهُ
Allah
يَهْدِى
iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍ
doğru

Ali Bulaçİnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları’ yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe Kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir

Yusuf AliMankind was one single nation, and God sent Messengers with glad tidings and warnings; and with them He sent the Book in truth, to judge between people in matters wherein they differed; but the People of the Book, after the clear Signs came to them, did not differ among themselves, except through selfish contumacy. God by His Grace Guided the believers to the Truth, concerning that wherein they differed. For God guided whom He will to a path that is straight

2:214 📚 3
أَمۡ حَسِبۡتُمۡ أَن تَدۡخُلُواْ ٱلۡجَنَّةَ وَلَمَّا يَأۡتِكُم مَّثَلُ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِكُمۖ مَّسَّتۡهُمُ ٱلۡبَأۡسَآءُ وَٱلضَّرَّآءُ وَزُلۡزِلُواْ حَتَّىٰ يَقُولَ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ مَتَىٰ نَصۡرُ ٱللَّهِۗ أَلَآ إِنَّ نَصۡرَ ٱللَّهِ قَرِيبࣱ‏
أَمْ
yoksa
حَسِبْتُمْ
sandınız (mı)
أَن
ki
تَدْخُلُوا۟
gireceksiniz
ٱلْجَنَّةَ
cennete
وَلَمَّا
başınıza gelmeden
يَأْتِكُم
(has) come to you
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
geçenlerin
خَلَوْا۟
passed away
مِن
sizden önce
قَبْلِكُم ۖ
before you
مَّسَّتْهُمُ
onlara dokunmuştu
ٱلْبَأْسَآءُ
sıkıntı
وَٱلضَّرَّآءُ
ve yoksulluk
وَزُلْزِلُوا۟
ve sarsılmışlardı ki
حَتَّىٰ
nihayet
يَقُولَ
diyorlardı
ٱلرَّسُولُ
peygamber
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
مَعَهُۥ
onunla birlikte
مَتَىٰ
ne zaman
نَصْرُ
yardımı
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
أَلَآ
İyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
نَصْرَ
yardımı
ٱللَّهِ
Allah'ın
قَرِيبٌۭ
yakındır

Ali BulaçYoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır

Yusuf AliOr do ye think that ye shall enter the Garden (of bliss) without such (trials) as came to those who passed away before you? they encountered suffering and adversity, and were so shaken in spirit that even the Apostle and those of faith who wer e with him cried: "When (will come) the help of God?" Ah! Verily, the help of God is (always) near

2:215 📚 4
يَسۡـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَۖ قُلۡ مَآ أَنفَقۡتُم مِّنۡ خَيۡرࣲ فَلِلۡوَٰلِدَيۡنِ وَٱلۡأَقۡرَبِينَ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِۗ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمࣱ‏
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
مَاذَا
ne
يُنفِقُونَ ۖ
(Allah yolunda) harcayacaklarını
قُلْ
de ki
مَآ
şey
أَنفَقْتُم
vereceğiniz
مِّنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
فَلِلْوَٰلِدَيْنِ
ana-baba içindir
وَٱلْأَقْرَبِينَ
ve yakınlar
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve öksüzler
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullar
وَٱبْنِ
ve yolda kalmış(lar)
ٱلسَّبِيلِ ۗ
the wayfarer
وَمَا
ve ne
تَفْعَلُوا۟
yaparsanız
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
فَإِنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
بِهِۦ
onunla birlikte
عَلِيمٌۭ
bilir

Ali BulaçSana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir

Yusuf AliThey ask thee what they should spend (In charity). Say: Whatever ye spend that is good, is for parents and kindred and orphans and those in want and for wayfarers. And whatever ye do that is good, -God knoweth it well

2:216 📚 11
كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِتَالُ وَهُوَ كُرۡهࣱ لَّكُمۡۖ وَعَسَىٰٓ أَن تَكۡرَهُواْ شَيۡـࣰٔ ا وَهُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۖ وَعَسَىٰٓ أَن تُحِبُّواْ شَيۡـࣰٔ ا وَهُوَ شَرࣱّ لَّكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
كُتِبَ
yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِتَالُ
savaş
وَهُوَ
halbuki o
كُرْهٌۭ
hoşunuza gitmez
لَّكُمْ ۖ
sizin
وَعَسَىٰٓ
olur ki bazen
أَن
hoşlanmadığınız
تَكْرَهُوا۟
you dislike
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَهُوَ
o
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
وَعَسَىٰٓ
ve olur ki
أَن
hoşlandığınız
تُحِبُّوا۟
you love
شَيْـًۭٔا
bir şey (de)
وَهُوَ
o
شَرٌّۭ
kötüdür
لَّكُمْ ۗ
sizin için
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
siz ise
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçSavaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz

Yusuf AliFighting is prescribed for you, and ye dislike it. But it is possible that ye dislike a thing which is good for you, and that ye love a thing which is bad for you. But God knoweth, and ye know not

2:217 📚 8
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلشَّهۡرِ ٱلۡحَرَامِ قِتَالࣲ فِيهِۖ قُلۡ قِتَالࣱ فِيهِ كَبِيرࣱۚ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَكُفۡرُۢ بِهِۦ وَٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَإِخۡرَاجُ أَهۡلِهِۦ مِنۡهُ أَكۡبَرُ عِندَ ٱللَّهِۚ وَٱلۡفِتۡنَةُ أَكۡبَرُ مِنَ ٱلۡقَتۡلِۗ وَلَا يَزَالُونَ يُقَٰتِلُونَكُمۡ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمۡ عَن دِينِكُمۡ إِنِ ٱسۡتَطَٰعُواْۚ وَمَن يَرۡتَدِدۡ مِنكُمۡ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتۡ وَهُوَ كَافِرࣱ فَأُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
ayında
ٱلشَّهْرِ
the month
ٱلْحَرَامِ
haram
قِتَالٍۢ
savaşmaktan
فِيهِ ۖ
onda
قُلْ
de ki
قِتَالٌۭ
savaş
فِيهِ
O (aylar)da
كَبِيرٌۭ ۖ
büyük bir günahtır
وَصَدٌّ
ve alıkoymak
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَكُفْرٌۢ
ve inkar etmek
بِهِۦ
O'nu
وَٱلْمَسْجِدِ
ve Mescid-i
ٱلْحَرَامِ
Haram(dan)
وَإِخْرَاجُ
sürüp çıkarmak
أَهْلِهِۦ
halkını
مِنْهُ
ondan (Mekke'den)
أَكْبَرُ
daha büyük (bir günahtır)
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَٱلْفِتْنَةُ
ve fitne
أَكْبَرُ
daha büyük(bir günah)tır
مِنَ
öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۗ
[the] killing
وَلَا
vazgeçmezler
يَزَالُونَ
they will cease
يُقَـٰتِلُونَكُمْ
sizinle savaşmaktan
حَتَّىٰ
kadar
يَرُدُّوكُمْ
sizi döndürünceye
عَن
dininizden
دِينِكُمْ
your religion
إِنِ
eğer
ٱسْتَطَـٰعُوا۟ ۚ
güçleri yetse
وَمَن
ve kim
يَرْتَدِدْ
döner
مِنكُمْ
sizden
عَن
dininden
دِينِهِۦ
his religion
فَيَمُتْ
ve ölürse
وَهُوَ
ve o
كَافِرٌۭ
kafir olarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
حَبِطَتْ
boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ
onların bütün yaptıkları
فِى
dünyada (da)
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahirette (de)
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
ve onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Ali BulaçSana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: "Onda savaşmak büyük (bir günahtır). Ancak Allah Katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır

Yusuf AliThey ask thee concerning fighting in the Prohibited Month. Say: "Fighting therein is a grave (offence); but graver is it in the sight of God to prevent access to the path of God, to deny Him, to prevent access to the Sacred Mosque, and drive ou t its members." Tumult and oppression are worse than slaughter. Nor will they cease fighting you until they turn you back from your faith if they can. And if any of you Turn back from their faith and die in unbelief, their works will bear no fruit in t his life and in the Hereafter; they will be companions of the Fire and will abide therein

2:218 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ يَرۡجُونَ رَحۡمَتَ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِنَّ
muhakkak
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
هَاجَرُوا۟
ve hicret edenler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve cihat edenler
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يَرْجُونَ
umarlar
رَحْمَتَ
rahmetini
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayan
رَّحِيمٌۭ
çok merhamet edendir

Ali BulaçŞüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, esirgeyendir

Yusuf AliThose who believed and those who suffered exile and fought (and strove and struggled) in the path of God,- they have the hope of the Mercy of God: And God is Oft-forgiving, Most Merciful

2:219 📚 1
۞يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡخَمۡرِ وَٱلۡمَيۡسِرِۖ قُلۡ فِيهِمَآ إِثۡمࣱ كَبِيرࣱ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَإِثۡمُهُمَآ أَكۡبَرُ مِن نَّفۡعِهِمَاۗ وَيَسۡـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَۖ قُلِ ٱلۡعَفۡوَۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَتَفَكَّرُونَ
۞ يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
şaraptan
ٱلْخَمْرِ
[the] intoxicants
وَٱلْمَيْسِرِ ۖ
ve kumardan
قُلْ
de ki
فِيهِمَآ
o ikisinde vardır
إِثْمٌۭ
günah
كَبِيرٌۭ
büyük
وَمَنَـٰفِعُ
ve bazı yararlar
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَإِثْمُهُمَآ
fakat onların günahı
أَكْبَرُ
daha büyüktür
مِن
yararından
نَّفْعِهِمَا ۗ
(the) benefit of (the) two
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
مَاذَا
ne
يُنفِقُونَ
infak edeceklerini
قُلِ
de ki
ٱلْعَفْوَ ۗ
Af (ihtiyaçlarınızdan fazlasını)
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَتَفَكَّرُونَ
düşünürsünüz

Ali BulaçSana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz

Yusuf AliThey ask thee concerning wine and gambling. Say: "In them is great sin, and some profit, for men; but the sin is greater than the profit." They ask thee how much they are to spend; Say: "What is beyond your needs." Thus doth God Make clear to you His Signs: In order that ye may consider

2:220 📚 1
فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۗ وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡيَتَٰمَىٰۖ قُلۡ إِصۡلَاحࣱ لَّهُمۡ خَيۡرࣱۖ وَإِن تُخَالِطُوهُمۡ فَإِخۡوَٰنُكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ ٱلۡمُفۡسِدَ مِنَ ٱلۡمُصۡلِحِۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَعۡنَتَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
فِى
(hakkında)
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۗ
ve ahiret
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyarlar
عَنِ
öksüzlerden
ٱلْيَتَـٰمَىٰ ۖ
the orphans
قُلْ
de ki
إِصْلَاحٌۭ
ıslah etmek
لَّهُمْ
onları(n durumlarını)
خَيْرٌۭ ۖ
hayırlıdır
وَإِن
ve eğer
تُخَالِطُوهُمْ
onlara karışırsanız
فَإِخْوَٰنُكُمْ ۚ
sizin kardeşlerinizdir
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
ٱلْمُفْسِدَ
bozanı
مِنَ
ıslah edenden
ٱلْمُصْلِحِ ۚ
the amender
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَأَعْنَتَكُمْ ۚ
sizi zora sokardı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçHem dünya (konusun)da, hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki: "Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırt eder). Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

Yusuf Ali(Their bearings) on this life and the Hereafter. They ask thee concerning orphans. Say: "The best thing to do is what is for their good; if ye mix their affairs with yours, they are your brethren; but God knows the man who means mischief from the man who means good. And if God had wished, He could have put you into difficulties: He is indeed Exalted in Power, Wise

2:221 📚 1
وَلَا تَنكِحُواْ ٱلۡمُشۡرِكَٰتِ حَتَّىٰ يُؤۡمِنَّۚ وَلَأَمَةࣱ مُّؤۡمِنَةٌ خَيۡرࣱ مِّن مُّشۡرِكَةࣲ وَلَوۡ أَعۡجَبَتۡكُمۡۗ وَلَا تُنكِحُواْ ٱلۡمُشۡرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤۡمِنُواْۚ وَلَعَبۡدࣱ مُّؤۡمِنٌ خَيۡرࣱ مِّن مُّشۡرِكࣲ وَلَوۡ أَعۡجَبَكُمۡۗ أُوْلَٰٓئِكَ يَدۡعُونَ إِلَى ٱلنَّارِۖ وَٱللَّهُ يَدۡعُوٓاْ إِلَى ٱلۡجَنَّةِ وَٱلۡمَغۡفِرَةِ بِإِذۡنِهِۦۖ وَيُبَيِّنُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
وَلَا
evlenmeyin
تَنكِحُوا۟
[you] marry
ٱلْمُشْرِكَـٰتِ
müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarla
حَتَّىٰ
kadar
يُؤْمِنَّ ۚ
inanıncaya
وَلَأَمَةٌۭ
bir cariye
مُّؤْمِنَةٌ
inanan
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
مِّن
ortak koşan (hür) kadından
مُّشْرِكَةٍۢ
a polytheistic woman
وَلَوْ
ve eğer
أَعْجَبَتْكُمْ ۗ
hoşunuza gitse bile
وَلَا
evlendirmeyin
تُنكِحُوا۟
give in marriage (your women)
ٱلْمُشْرِكِينَ
ortak koşan erkeklerle
حَتَّىٰ
kadar
يُؤْمِنُوا۟ ۚ
iman edinceye
وَلَعَبْدٌۭ
ve bir köle
مُّؤْمِنٌ
inanan
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
مِّن
müşrik erkekten
مُّشْرِكٍۢ
a polytheistic man
وَلَوْ
eğer
أَعْجَبَكُمْ ۗ
hoşunuza gitse bile
أُو۟لَـٰٓئِكَ
(Zira) onlar
يَدْعُونَ
çağırıyorlar
إِلَى
ateşe
ٱلنَّارِ ۖ
the Fire
وَٱللَّهُ
Allah ise
يَدْعُوٓا۟
çağırıyor
إِلَى
cennete
ٱلْجَنَّةِ
Paradise
وَٱلْمَغْفِرَةِ
ve mağfirete
بِإِذْنِهِۦ ۖ
izniyle
وَيُبَيِّنُ
ve açıklar
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ
düşünürler

Ali BulaçMüşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise Kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler

Yusuf AliDo not marry unbelieving women (idolaters), until they believe: A slave woman who believes is better than an unbelieving woman, even though she allures you. Nor marry (your girls) to unbelievers until they believe: A man slave who believes is better than an unbeliever, even though he allures you. Unbelievers do (but) beckon you to the Fire. But God beckons by His Grace to the Garden (of bliss) and forgiveness, and makes His Signs clear to mankind: That they may celebrate His praise

2:222 📚 8
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡمَحِيضِۖ قُلۡ هُوَ أَذࣰ ى فَٱعۡتَزِلُواْ ٱلنِّسَآءَ فِي ٱلۡمَحِيضِ وَلَا تَقۡرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطۡهُرۡنَۖ فَإِذَا تَطَهَّرۡنَ فَأۡتُوهُنَّ مِنۡ حَيۡثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلۡمُتَطَهِّرِينَ
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
عَنِ
adet görmeden
ٱلْمَحِيضِ ۖ
[the] menstruation
قُلْ
de ki
هُوَ
o
أَذًۭى
eziyettir
فَٱعْتَزِلُوا۟
çekilin
ٱلنِّسَآءَ
kadınlardan
فِى
süresince
ٱلْمَحِيضِ ۖ
adet
وَلَا
onlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهُنَّ
approach them
حَتَّىٰ
kadar
يَطْهُرْنَ ۖ
temizleninceye
فَإِذَا
zaman
تَطَهَّرْنَ
temizlendikleri
فَأْتُوهُنَّ
onlara varın
مِنْ
yerden
حَيْثُ
where
أَمَرَكُمُ
size emrettiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلتَّوَّٰبِينَ
tevbe edenleri
وَيُحِبُّ
ve sever
ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
temizlenenleri

Ali BulaçSana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever

Yusuf AliThey ask thee concerning women's courses. Say: They are a hurt and a pollution: So keep away from women in their courses, and do not approach them until they are clean. But when they have purified themselves, ye may approach them in any manner , time, or place ordained for you by God. For God loves those who turn to Him constantly and He loves those who keep themselves pure and clean

2:223
نِسَآؤُكُمۡ حَرۡثࣱ لَّكُمۡ فَأۡتُواْ حَرۡثَكُمۡ أَنَّىٰ شِئۡتُمۡۖ وَقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُم مُّلَٰقُوهُۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
نِسَآؤُكُمْ
kadınlarınız
حَرْثٌۭ
bir tarladır
لَّكُمْ
sizin için
فَأْتُوا۟
varın
حَرْثَكُمْ
tarlanıza
أَنَّىٰ
biçimde
شِئْتُمْ ۖ
dilediğiniz
وَقَدِّمُوا۟
ve hazırlık yapın
لِأَنفُسِكُمْ ۚ
kendiniz için
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّكُم
şüphesiz siz
مُّلَـٰقُوهُ ۗ
O'na kavuşacaksınız
وَبَشِّرِ
ve müjdele;
ٱلْمُؤْمِنِينَ
İnananları

Ali BulaçKadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver

Yusuf AliYour wives are as a tilth unto you; so approach your tilth when or how ye will; but do some good act for your souls beforehand; and fear God. And know that ye are to meet Him (in the Hereafter), and give (these) good tidings to those who belie ve

2:224
وَلَا تَجۡعَلُواْ ٱللَّهَ عُرۡضَةࣰ لِّأَيۡمَٰنِكُمۡ أَن تَبَرُّواْ وَتَتَّقُواْ وَتُصۡلِحُواْ بَيۡنَ ٱلنَّاسِۚ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَلَا
kılmayın
تَجْعَلُوا۟
make
ٱللَّهَ
Allah'ı
عُرْضَةًۭ
engel
لِّأَيْمَـٰنِكُمْ
yeminlerinize
أَن
iyilik etmenize
تَبَرُّوا۟
you do good
وَتَتَّقُوا۟
ve sakınmanıza
وَتُصْلِحُوا۟
ve düzetmeye
بَيْنَ
arasını
ٱلنَّاسِ ۗ
insanların
وَٱللَّهُ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Ali BulaçBir de yeminlerinizi bahane ederek; iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını düzeltmenize Allah'ı engel kılmayın. Allah işitendir, bilendir

Yusuf AliAnd make not God's (name) an excuse in your oaths against doing good, or acting rightly, or making peace between persons; for God is One Who heareth and knoweth all things

2:225
لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغۡوِ فِيٓ أَيۡمَٰنِكُمۡ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتۡ قُلُوبُكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمࣱ‏
لَّا
sizi sorumlu tutmaz
يُؤَاخِذُكُمُ
will take you to task
ٱللَّهُ
Allah
بِٱللَّغْوِ
kasıtsız
فِىٓ
dolayı
أَيْمَـٰنِكُمْ
yeminlerinizden
وَلَـٰكِن
fakat
يُؤَاخِذُكُم
sorumlu tutar
بِمَا
dolayı
كَسَبَتْ
kazandığından
قُلُوبُكُمْ ۗ
kalblerinizin
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌ
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ
halimdir

Ali BulaçAllah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır

Yusuf AliGod will not call you to account for thoughtlessness in your oaths, but for the intention in your hearts; and He is Oft-forgiving, Most Forbearing

2:226 📚 2
لِّلَّذِينَ يُؤۡلُونَ مِن نِّسَآئِهِمۡ تَرَبُّصُ أَرۡبَعَةِ أَشۡهُرࣲۖ فَإِن فَآءُو فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
لِّلَّذِينَ
kimseler için
يُؤْلُونَ
yaklaşmamağa yemin edenler
مِن
kadınlarına
نِّسَآئِهِمْ
their wives
تَرَبُّصُ
bekleme (hakkı) vardır
أَرْبَعَةِ
dört
أَشْهُرٍۢ ۖ
ay
فَإِن
eğer
فَآءُو
(o süre içinde) dönerlerse
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayan
رَّحِيمٌۭ
merhamet edendir

Ali BulaçKadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

Yusuf AliFor those who take an oath for abstention from their wives, a waiting for four months is ordained; if then they return, God is Oft-forgiving, Most Merciful

2:227 📚 1
وَإِنۡ عَزَمُواْ ٱلطَّلَٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَإِنْ
eğer
عَزَمُوا۟
kesin karar verirlerse
ٱلطَّلَـٰقَ
boşamaya
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Ali Bulaç(Yok) Eğer boşamada kararlı davranırsa (boşanırlar). Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir

Yusuf AliBut if their intention is firm for divorce, God heareth and knoweth all things

2:228 📚 10
وَٱلۡمُطَلَّقَٰتُ يَتَرَبَّصۡنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلَٰثَةَ قُرُوٓءࣲۚ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكۡتُمۡنَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِيٓ أَرۡحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤۡمِنَّ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَٰلِكَ إِنۡ أَرَادُوٓاْ إِصۡلَٰحࣰ اۚ وَلَهُنَّ مِثۡلُ ٱلَّذِي عَلَيۡهِنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ وَلِلرِّجَالِ عَلَيۡهِنَّ دَرَجَةࣱۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُ
boşanmış kadınlar
يَتَرَبَّصْنَ
gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ
kendilerini
ثَلَـٰثَةَ
üç
قُرُوٓءٍۢ ۚ
kur' (üç adet veya üç temizlik süresi)
وَلَا
helal olmaz
يَحِلُّ
lawful
لَهُنَّ
kendilerine
أَن
gizlemeleri
يَكْتُمْنَ
they conceal
مَا
yarattığını
خَلَقَ
(has been) created
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِىٓ
kendi rahimlerinde
أَرْحَامِهِنَّ
their wombs
إِن
eğer
كُنَّ
idiyseler
يُؤْمِنَّ
inanıyor
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ
ahiret
وَبُعُولَتُهُنَّ
kocaları
أَحَقُّ
hak sahibidirler
بِرَدِّهِنَّ
onları geri almağa
فِى
bu arada
ذَٰلِكَ
that (period)
إِنْ
eğer
أَرَادُوٓا۟
isterlerse
إِصْلَـٰحًۭا ۚ
barışmak
وَلَهُنَّ
(kadınların) vardır
مِثْلُ
gibi
ٱلَّذِى
(erkeklerin) kendileri üzerindeki
عَلَيْهِنَّ
(is) on them
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
(örfe uygun) hakları
وَلِلرِّجَالِ
erkeklerin (hakları)
عَلَيْهِنَّ
onlar (kadınlar) üzerinde
دَرَجَةٌۭ ۗ
bir derece fazladır
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
azizdir
حَكِيمٌ
hakimdir

Ali BulaçBoşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Azizdir. Hakimdir

Yusuf AliDivorced women shall wait concerning themselves for three monthly periods. Nor is it lawful for them to hide what God Hath created in their wombs, if they have faith in God and the Last Day. And their husbands have the better right to take the m back in that period, if they wish for reconciliation. And women shall have rights similar to the rights against them, according to what is equitable; but men have a degree (of advantage) over them. And God is Exalted in Power, Wise

2:229 📚 15
ٱلطَّلَٰقُ مَرَّتَانِۖ فَإِمۡسَاكُۢ بِمَعۡرُوفٍ أَوۡ تَسۡرِيحُۢ بِإِحۡسَٰنࣲۗ وَلَا يَحِلُّ لَكُمۡ أَن تَأۡخُذُواْ مِمَّآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ شَيۡـًٔا إِلَّآ أَن يَخَافَآ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِۖ فَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَا فِيمَا ٱفۡتَدَتۡ بِهِۦۗ تِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَعۡتَدُوهَاۚ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
ٱلطَّلَـٰقُ
boşama
مَرَّتَانِ ۖ
iki defadır
فَإِمْسَاكٌۢ
ya tutmak (lazım)dır
بِمَعْرُوفٍ
iyilikle
أَوْ
ya da
تَسْرِيحٌۢ
salıvermek
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ
güzelce
وَلَا
helal değildir
يَحِلُّ
lawful
لَكُمْ
size
أَن
geri almanız
تَأْخُذُوا۟
you take (back)
مِمَّآ
şeylerden
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ
onlara verdiğiniz
شَيْـًٔا
bir şey
إِلَّآ
başka
أَن
eğer
يَخَافَآ
korkarlarsa
أَلَّا
koruyamamaktan
يُقِيمَا
they both (can) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
فَإِنْ
eğer
خِفْتُمْ
korkarsanız
أَلَّا
koruyamamaktan
يُقِيمَا
they both (can) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْهِمَا
ikisine de
فِيمَا
(kadının ayrılmak için verdiği)
ٱفْتَدَتْ
fidye
بِهِۦ ۗ
hakkında
تِلْكَ
işte bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
sakın bunları aşmayın
تَعْتَدُوهَا ۚ
transgress them
وَمَن
ve kim(ler)
يَتَعَدَّ
aşarsa
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerdir

Ali BulaçBoşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir

Yusuf AliA divorce is only permissible twice: after that, the parties should either hold Together on equitable terms, or separate with kindness. It is not lawful for you, (Men), to take back any of your gifts (from your wives), except when both parties fear that they would be unable to keep the limits ordained by God. If ye (judges) do indeed fear that they would be unable to keep the limits ordained by God, there is no blame on either of them if she give something for her freedom. These are the limi ts ordained by God; so do not transgress them if any do transgress the limits ordained by God, such persons wrong (Themselves as well as others)

2:230 📚 19
فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُۥ مِنۢ بَعۡدُ حَتَّىٰ تَنكِحَ زَوۡجًا غَيۡرَهُۥۗ فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِۗ وَتِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوۡمࣲ يَعۡلَمُونَ
فَإِن
eğer
طَلَّقَهَا
(erkek) yine boşarsa
فَلَا
helal olmaz
تَحِلُّ
lawful
لَهُۥ
ona
مِنۢ
artık bundan sonra
بَعْدُ
after (that)
حَتَّىٰ
kadar
تَنكِحَ
(kadın) nikahlanıncaya
زَوْجًا
kocaya
غَيْرَهُۥ ۗ
başka bir
فَإِن
eğer
طَلَّقَهَا
O (vardığı adam) da boşarsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْهِمَآ
kendilerine
أَن
tekrar birbirlerine dönmelerinde
يَتَرَاجَعَآ
they return to each other
إِن
eğer
ظَنَّآ
inanırlarsa
أَن
koruyacaklarına
يُقِيمَا
they (will be able to) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَتِلْكَ
işte bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
يُبَيِّنُهَا
açıklamaktadır
لِقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْلَمُونَ
bilen

Ali BulaçYine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa, (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa, onlar (ilk koca ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar

Yusuf AliSo if a husband divorces his wife (irrevocably), He cannot, after that, re- marry her until after she has married another husband and He has divorced her. In that case there is no blame on either of them if they re-unite, provided they feel that they can keep the limits ordained by God. Such are the limits ordained by God, which He makes plain to those who understand

2:231 📚 10
وَإِذَا طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمۡسِكُوهُنَّ بِمَعۡرُوفٍ أَوۡ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعۡرُوفࣲۚ وَلَا تُمۡسِكُوهُنَّ ضِرَارࣰ ا لِّتَعۡتَدُواْۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ فَقَدۡ ظَلَمَ نَفۡسَهُۥۚ وَلَا تَتَّخِذُوٓاْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوࣰ اۚ وَٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَمَآ أَنزَلَ عَلَيۡكُم مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَٱلۡحِكۡمَةِ يَعِظُكُم بِهِۦۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
وَإِذَا
zaman
طَلَّقْتُمُ
boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
فَبَلَغْنَ
ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ
(iddetlerinin) sonuna
فَأَمْسِكُوهُنَّ
ya onları tutun
بِمَعْرُوفٍ
iyilikle
أَوْ
ya da
سَرِّحُوهُنَّ
bırakın
بِمَعْرُوفٍۢ ۚ
iyilikle
وَلَا
onları (yanınızda) tutmayın
تُمْسِكُوهُنَّ
retain them
ضِرَارًۭا
zarar vermek için
لِّتَعْتَدُوا۟ ۚ
haklarına tecavüz edip
وَمَن
kim
يَفْعَلْ
yaparsa
ذَٰلِكَ
bunu
فَقَدْ
muhakkak
ظَلَمَ
zulmetmiştir
نَفْسَهُۥ ۚ
kendine
وَلَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟
take
ءَايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُزُوًۭا ۚ
eğlence
وَٱذْكُرُوا۟
düşünün
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size olan
وَمَآ
indirdiklerini
أَنزَلَ
(is) revealed
عَلَيْكُم
size
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَٱلْحِكْمَةِ
ve Hikmet(ten)
يَعِظُكُم
size öğüt vermek için
بِهِۦ ۚ
onunla
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Ali BulaçKadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitabı ve hikmeti anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi bilendir

Yusuf AliWhen ye divorce women, and they fulfil the term of their ('Iddat), either take them back on equitable terms or set them free on equitable terms; but do not take them back to injure them, (or) to take undue advantage; if any one does that; He w rongs his own soul. Do not treat God's Signs as a jest, but solemnly rehearse God's favours on you, and the fact that He sent down to you the Book and Wisdom, for your instruction. And fear God, and know that God is well acquainted with all things

2:232 📚 5
وَإِذَا طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا تَعۡضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحۡنَ أَزۡوَٰجَهُنَّ إِذَا تَرَٰضَوۡاْ بَيۡنَهُم بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ ذَٰلِكَ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ مِنكُمۡ يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۗ ذَٰلِكُمۡ أَزۡكَىٰ لَكُمۡ وَأَطۡهَرُۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
وَإِذَا
ve zaman
طَلَّقْتُمُ
boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
فَبَلَغْنَ
ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ
(iddetlerinin) sonuna
فَلَا
engel olmayın
تَعْضُلُوهُنَّ
hinder them
أَن
evlenmelerine
يَنكِحْنَ
(from) marrying
أَزْوَٰجَهُنَّ
(eski) kocalarıyla
إِذَا
takdirde
تَرَٰضَوْا۟
anlaştıkları
بَيْنَهُم
kendi aralarında
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
güzelce
ذَٰلِكَ
bu
يُوعَظُ
verilen bir öğüttür
بِهِۦ
onunla
مَن
kimseye
كَانَ
olan
مِنكُمْ
içinizden
يُؤْمِنُ
inanan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۗ
ahiret
ذَٰلِكُمْ
bu
أَزْكَىٰ
daha iyi
لَكُمْ
sizin için
وَأَطْهَرُ ۗ
ve daha temizdir
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçKadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa -birbirleriyle maruf (bilinen meşru biçimde) anlaştıkları takdirde- onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın. İşte, içinizde Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bununla (böyle) öğüt verilir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah, bilir de siz bilmezsiniz

Yusuf AliWhen ye divorce women, and they fulfil the term of their ('Iddat), do not prevent them from marrying their (former) husbands, if they mutually agree on equitable terms. This instruction is for all amongst you, who believe in God and the Last D ay. That is (the course Making for) most virtue and purity amongst you and God knows, and ye know not

2:233 📚 10
۞وَٱلۡوَٰلِدَٰتُ يُرۡضِعۡنَ أَوۡلَٰدَهُنَّ حَوۡلَيۡنِ كَامِلَيۡنِۖ لِمَنۡ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَۚ وَعَلَى ٱلۡمَوۡلُودِ لَهُۥ رِزۡقُهُنَّ وَكِسۡوَتُهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ لَا تُكَلَّفُ نَفۡسٌ إِلَّا وُسۡعَهَاۚ لَا تُضَآرَّ وَٰلِدَةُۢ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوۡلُودࣱ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦۚ وَعَلَى ٱلۡوَارِثِ مِثۡلُ ذَٰلِكَۗ فَإِنۡ أَرَادَا فِصَالًا عَن تَرَاضࣲ مِّنۡهُمَا وَتَشَاوُرࣲ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَاۗ وَإِنۡ أَرَدتُّمۡ أَن تَسۡتَرۡضِعُوٓاْ أَوۡلَٰدَكُمۡ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِذَا سَلَّمۡتُم مَّآ ءَاتَيۡتُم بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
۞ وَٱلْوَٰلِدَٰتُ
ve anneler
يُرْضِعْنَ
emzirirler
أَوْلَـٰدَهُنَّ
çocuklarını
حَوْلَيْنِ
iki yıl
كَامِلَيْنِ ۖ
tam
لِمَنْ
kimse için
أَرَادَ
isteyen
أَن
tamamlamak
يُتِمَّ
complete
ٱلرَّضَاعَةَ ۚ
emzirmeyi
وَعَلَى
üzerinedir
ٱلْمَوْلُودِ
babanın
لَهُۥ
(çocuk kendisine ait olan)
رِزْقُهُنَّ
onların yiyecekleri
وَكِسْوَتُهُنَّ
ve giyecekleri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
uygun biçimde
لَا
yükümlü tutulmaz
تُكَلَّفُ
is burdened
نَفْسٌ
hiç kimse
إِلَّا
başka
وُسْعَهَا ۚ
gücünün yettiğinden
لَا
zarara sokulmasın
تُضَآرَّ
made to suffer
وَٰلِدَةٌۢ
(ne) anne
بِوَلَدِهَا
çocuğu yüzünden
وَلَا
ve (ne de)
مَوْلُودٌۭ
baba
لَّهُۥ
(çocuğun aidolduğu)
بِوَلَدِهِۦ ۚ
çocuğu yüzünden
وَعَلَى
ve üzerinde
ٱلْوَارِثِ
mirasçının
مِثْلُ
aynı (yükümlülük var)dır
ذَٰلِكَ ۗ
bunun
فَإِنْ
eğer
أَرَادَا
isterlerse
فِصَالًا
sütten kesmek
عَن
rızalarıyla
تَرَاضٍۢ
mutual consent
مِّنْهُمَا
kendi aralarında
وَتَشَاوُرٍۢ
ve danışarak
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
günah
عَلَيْهِمَا ۗ
kendilerine
وَإِنْ
eğer
أَرَدتُّمْ
isterseniz
أَن
(sütannesi tutup) emzirtmek
تَسْتَرْضِعُوٓا۟
ask another women to suckle
أَوْلَـٰدَكُمْ
çocuklarınızı
فَلَا
yine yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
üzerinize
إِذَا
sonra
سَلَّمْتُم
verdikten
مَّآ
şeyi (ücreti)
ءَاتَيْتُم
verdiğiniz
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
güzelce
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
her şeyi
تَعْمَلُونَ
yaptığınız
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Ali BulaçEmzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde(ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir

Yusuf AliThe mothers shall give such to their offspring for two whole years, if the father desires to complete the term. But he shall bear the cost of their food and clothing on equitable terms. No soul shall have a burden laid on it greater than it can bear. No mother shall be Treated unfairly on account of her child. Nor father on account of his child, an heir shall be chargeable in the same way. If they both decide on weaning, by mutual consent, and after due consultation, there is no blame on the m. If ye decide on a foster-mother for your offspring, there is no blame on you, provided ye pay (the mother) what ye offered, on equitable terms. But fear God and know that God sees well what ye do

2:234 📚 3
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوۡنَ مِنكُمۡ وَيَذَرُونَ أَزۡوَٰجࣰ ا يَتَرَبَّصۡنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرۡبَعَةَ أَشۡهُرࣲ وَعَشۡرࣰ اۖ فَإِذَا بَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا فَعَلۡنَ فِيٓ أَنفُسِهِنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
kimselerin
يُتَوَفَّوْنَ
ölen(ler)
مِنكُمْ
içinizden
وَيَذَرُونَ
geriye bıraktıkları
أَزْوَٰجًۭا
eşleri
يَتَرَبَّصْنَ
(bekleyip) gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ
kendilerini
أَرْبَعَةَ
dört
أَشْهُرٍۢ
ay
وَعَشْرًۭا ۖ
ve on (gün)
فَإِذَا
zaman
بَلَغْنَ
bitirdiği
أَجَلَهُنَّ
sürelerini
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
فِيمَا
yapmalarında
فَعَلْنَ
they do
فِىٓ
için
أَنفُسِهِنَّ
kendileri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
uygun olanı
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do
خَبِيرٌۭ
haberdardır

Ali Bulaçİçinizden ölenlerin (geride) bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün) beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda, artık onların kendi haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah, işlediklerinizden haberi olandır

Yusuf AliIf any of you die and leave widows behind, they shall wait concerning themselves four months and ten days: When they have fulfilled their term, there is no blame on you if they dispose of themselves in a just and reasonable manner. And God is well acquainted with what ye do

2:235 📚 11
وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا عَرَّضۡتُم بِهِۦ مِنۡ خِطۡبَةِ ٱلنِّسَآءِ أَوۡ أَكۡنَنتُمۡ فِيٓ أَنفُسِكُمۡۚ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمۡ سَتَذۡكُرُونَهُنَّ وَلَٰكِن لَّا تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلَّآ أَن تَقُولُواْ قَوۡلࣰ ا مَّعۡرُوفࣰ اۚ وَلَا تَعۡزِمُواْ عُقۡدَةَ ٱلنِّكَاحِ حَتَّىٰ يَبۡلُغَ ٱلۡكِتَٰبُ أَجَلَهُۥۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِيٓ أَنفُسِكُمۡ فَٱحۡذَرُوهُۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمࣱ‏
وَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
فِيمَا
üstü kapalı biçimde bildirmenizden
عَرَّضْتُم
you hint
بِهِۦ
ona
مِنْ
evlenme isteğinizi
خِطْبَةِ
marriage proposal
ٱلنِّسَآءِ
kadınlara
أَوْ
yahut
أَكْنَنتُمْ
gizlemenizden
فِىٓ
içinizde
أَنفُسِكُمْ ۚ
yourselves
عَلِمَ
bilir
ٱللَّهُ
Allah
أَنَّكُمْ
şüphesiz sizin
سَتَذْكُرُونَهُنَّ
onları anacağınızı
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
sakın onlarla sözleşmeyin
تُوَاعِدُوهُنَّ
promise them (widows)
سِرًّا
gizli(buluşma)ya
إِلَّآ
dışında
أَن
söylemeniz
تَقُولُوا۟
you say
قَوْلًۭا
bir söz
مَّعْرُوفًۭا ۚ
iyi (meşru)
وَلَا
ve kalkışmayın
تَعْزِمُوا۟
resolve (on)
عُقْدَةَ
akdine (kıymaya)
ٱلنِّكَاحِ
nikah
حَتَّىٰ
kadar
يَبْلُغَ
ulaşıncaya
ٱلْكِتَـٰبُ
yazılanın (iddetinin)
أَجَلَهُۥ ۚ
sonuna
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyi
فِىٓ
içinizden geçen
أَنفُسِكُمْ
yourselves
فَٱحْذَرُوهُ ۚ
O'ndan sakının
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve yine bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌ
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ
halimdir

Ali Bulaç(İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır

Yusuf AliThere is no blame on you if ye make an offer of betrothal or hold it in your hearts. God knows that ye cherish them in your hearts: But do not make a secret contract with them except in terms Honourable, nor resolve on the tie of marriage till the term prescribed is fulfilled. And know that God Knoweth what is in your hearts, and take heed of Him; and know that God is Oft-forgiving, Most Forbearing

2:236 📚 11
لَّا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِن طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ مَا لَمۡ تَمَسُّوهُنَّ أَوۡ تَفۡرِضُواْ لَهُنَّ فَرِيضَةࣰۚ وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى ٱلۡمُوسِعِ قَدَرُهُۥ وَعَلَى ٱلۡمُقۡتِرِ قَدَرُهُۥ مَتَٰعَۢا بِٱلۡمَعۡرُوفِۖ حَقًّا عَلَى ٱلۡمُحۡسِنِينَ
لَّا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
إِن
eğer
طَلَّقْتُمُ
boşarsınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
مَا
henüz dokunmadan
لَمْ
not
تَمَسُّوهُنَّ
you have touched
أَوْ
ya da
تَفْرِضُوا۟
belirlemeden
لَهُنَّ
onlara
فَرِيضَةًۭ ۚ
mehir(lerini)
وَمَتِّعُوهُنَّ
ve onları faydalandırsın
عَلَى
eli geniş olan
ٱلْمُوسِعِ
the wealthy
قَدَرُهُۥ
kendi gücü nisbetinde
وَعَلَى
eli dar olan da
ٱلْمُقْتِرِ
the poor
قَدَرُهُۥ
kendi gücü nisbetinde
مَتَـٰعًۢا
bir geçimlikle
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
güzel
حَقًّا
bu bir borçtur
عَلَى
üzerine
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenlerin

Ali BulaçKendilerine el sürmediğiniz, mehirlerini tespit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler üzerinde bir haktır

Yusuf AliThere is no blame on you if ye divorce women before consummation or the fixation of their dower; but bestow on them (A suitable gift), the wealthy according to his means, and the poor according to his means;- A gift of a reasonable amount is du e from those who wish to do the right thing

2:237 📚 23
وَإِن طَلَّقۡتُمُوهُنَّ مِن قَبۡلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ وَقَدۡ فَرَضۡتُمۡ لَهُنَّ فَرِيضَةࣰ فَنِصۡفُ مَا فَرَضۡتُمۡ إِلَّآ أَن يَعۡفُونَ أَوۡ يَعۡفُوَاْ ٱلَّذِي بِيَدِهِۦ عُقۡدَةُ ٱلنِّكَاحِۚ وَأَن تَعۡفُوٓاْ أَقۡرَبُ لِلتَّقۡوَىٰۚ وَلَا تَنسَوُاْ ٱلۡفَضۡلَ بَيۡنَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ
وَإِن
ve eğer
طَلَّقْتُمُوهُنَّ
onları boşarsanız
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
henüz dokunmadan
تَمَسُّوهُنَّ
you (have) touched them
وَقَدْ
takdirde
فَرَضْتُمْ
(bir mehir) tesbit ettiğiniz
لَهُنَّ
onlar için
فَرِيضَةًۭ
vermeniz gerekir
فَنِصْفُ
yarısını
مَا
şeyin (mehrin)
فَرَضْتُمْ
tesbit ettiğiniz
إِلَّآ
hariç
أَن
(kadının) vazgeçmesi
يَعْفُونَ
they (women) forgo (it)
أَوْ
veya
يَعْفُوَا۟
vazgeçmesi
ٱلَّذِى
kimsenin (erkeğin)
بِيَدِهِۦ
elinde olan
عُقْدَةُ
akdi
ٱلنِّكَاحِ ۚ
nikah
وَأَن
(erkekler) sizin affetmeniz
تَعْفُوٓا۟
you forgo
أَقْرَبُ
daha yakındır
لِلتَّقْوَىٰ ۚ
takvaya
وَلَا
unutmayın
تَنسَوُا۟
forget
ٱلْفَضْلَ
iyilik etmeyi
بَيْنَكُمْ ۚ
birbirinize
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌ
görür

Ali BulaçEğer onlara mehir tespit eder de, el sürmeden boşarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tespit ettiğiniz (mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir

Yusuf AliAnd if ye divorce them before consummation, but after the fixation of a dower for them, then the half of the dower (Is due to them), unless they remit it or (the man's half) is remitted by him in whose hands is the marriage tie; and the remiss ion (of the man's half) is the nearest to righteousness. And do not forget Liberality between yourselves. For God sees well all that ye do

2:238
حَٰفِظُواْ عَلَى ٱلصَّلَوَٰتِ وَٱلصَّلَوٰةِ ٱلۡوُسۡطَىٰ وَقُومُواْ لِلَّهِ قَٰنِتِينَ
حَـٰفِظُوا۟
koruyun
عَلَى
namazları
ٱلصَّلَوَٰتِ
the prayers
وَٱلصَّلَوٰةِ
ve namazı
ٱلْوُسْطَىٰ
orta
وَقُومُوا۟
ve durun
لِلَّهِ
Allah('ın huzurun)a
قَـٰنِتِينَ
gönülden bağlılık ve saygı ile

Ali BulaçNamazları ve orta namazını (üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyun ve Allah'a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun

Yusuf AliGuard strictly your (habit of) prayers, especially the Middle Prayer; and stand before God in a devout (frame of mind)

2:239
فَإِنۡ خِفۡتُمۡ فَرِجَالًا أَوۡ رُكۡبَانࣰ اۖ فَإِذَآ أَمِنتُمۡ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُم مَّا لَمۡ تَكُونُواْ تَعۡلَمُونَ
فَإِنْ
eğer
خِفْتُمْ
(bir tehlikeden) korkarsanız
فَرِجَالًا
yaya
أَوْ
yahut
رُكْبَانًۭا ۖ
binmiş olarak
فَإِذَآ
zaman da
أَمِنتُمْ
güvene kavuştuğunuz
فَٱذْكُرُوا۟
anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَمَا
şekilde
عَلَّمَكُم
size öğrettiği
مَّا
şeyleri
لَمْ
olmadığınız
تَكُونُوا۟
you were
تَعْلَمُونَ
biliyor

Ali BulaçEğer korkarsanız, yaya veya binekte iken kılın. Güvenliğe girdiğinizde ise, yine Allah'ı, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi zikredin

Yusuf AliIf ye fear (an enemy), pray on foot, or riding, (as may be most convenient), but when ye are in security, celebrate God's praises in the manner He has taught you, which ye knew not (before)

2:240 📚 2
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوۡنَ مِنكُمۡ وَيَذَرُونَ أَزۡوَٰجࣰ ا وَصِيَّةࣰ لِّأَزۡوَٰجِهِم مَّتَٰعًا إِلَى ٱلۡحَوۡلِ غَيۡرَ إِخۡرَاجࣲۚ فَإِنۡ خَرَجۡنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِي مَا فَعَلۡنَ فِيٓ أَنفُسِهِنَّ مِن مَّعۡرُوفࣲۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
يُتَوَفَّوْنَ
ölen
مِنكُمْ
içinizden
وَيَذَرُونَ
ve geriye bırakan(erkek)ler
أَزْوَٰجًۭا
eşler
وَصِيَّةًۭ
vasiyyet etsinler
لِّأَزْوَٰجِهِم
eşlerinin
مَّتَـٰعًا
geçimlerinin sağlanmasını
إِلَى
kadar
ٱلْحَوْلِ
bir yıla
غَيْرَ
(evlerinden) çıkarılmadan
إِخْرَاجٍۢ ۚ
driving (them) out
فَإِنْ
şayet
خَرَجْنَ
kendileri çıkarlarsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
sizin için
فِى
bir şey
مَا
what
فَعَلْنَ
yapmalarında
فِىٓ
hakkında
أَنفُسِهِنَّ
kendileri
مِن
uygun olanı
مَّعْرُوفٍۢ ۗ
honorably
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali Bulaçİçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir

Yusuf AliThose of you who die and leave widows should bequeath for their widows a year's maintenance and residence; but if they leave (The residence), there is no blame on you for what they do with themselves, provided it is reasonable. And God is Exal ted in Power, Wise

2:241
وَلِلۡمُطَلَّقَٰتِ مَتَٰعُۢ بِٱلۡمَعۡرُوفِۖ حَقًّا عَلَى ٱلۡمُتَّقِينَ
وَلِلْمُطَلَّقَـٰتِ
ve boşanmış kadınların
مَتَـٰعٌۢ
geçimlerini sağlamak
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
uygun olan şekilde
حَقًّا
bir haktır (borçtur)
عَلَى
üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ
müttakiler

Ali Bulaç(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır

Yusuf AliFor divorced women Maintenance (should be provided) on a reasonable (scale). This is a duty on the righteous

2:242
كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklamaktadır
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
düşünürsünüz

Ali Bulaçİşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar; ki akıl erdiresiniz

Yusuf AliThus doth God Make clear His Signs to you: In order that ye may understand

2:243 📚 6
۞أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَٰرِهِمۡ وَهُمۡ أُلُوفٌ حَذَرَ ٱلۡمَوۡتِ فَقَالَ لَهُمُ ٱللَّهُ مُوتُواْ ثُمَّ أَحۡيَٰهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ
۞ أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
خَرَجُوا۟
çıkanları
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
وَهُمْ
ve onlar
أُلُوفٌ
binlerce kişi iken
حَذَرَ
korkusuyla
ٱلْمَوْتِ
ölüm
فَقَالَ
demişti
لَهُمُ
onlara
ٱللَّهُ
Allah
مُوتُوا۟
Ölün!
ثُمَّ
sonra
أَحْيَـٰهُمْ ۚ
kendilerini diriltmişti
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَذُو
sahibidir
فَضْلٍ
ikram
عَلَى
karşı
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
grateful

Ali BulaçBinlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez

Yusuf AliDidst thou not Turn by vision to those who abandoned their homes, though they were thousands (In number), for fear of death? God said to them: "Die": Then He restored them to life. For God is full of bounty to mankind, but Most of them are ungrateful

2:244 📚 1
وَقَٰتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَقَـٰتِلُوا۟
ve savaşın
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Ali BulaçAllah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah işitendir, bilendir

Yusuf AliThen fight in the cause of God, and know that God Heareth and knoweth all things

2:245 📚 6
مَّن ذَا ٱلَّذِي يُقۡرِضُ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰ ا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥٓ أَضۡعَافࣰ ا كَثِيرَةࣰۚ وَٱللَّهُ يَقۡبِضُ وَيَبۡصُۜطُ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
مَّن
kimdir
ذَا
o kimse
ٱلَّذِى
who
يُقْرِضُ
borç olarak verecek
ٱللَّهَ
Allah'a
قَرْضًا
bir borcu
حَسَنًۭا
güzel
فَيُضَـٰعِفَهُۥ
arttırması karşılığnda
لَهُۥٓ
ona
أَضْعَافًۭا
fazlasıyla
كَثِيرَةًۭ ۚ
kat kat
وَٱللَّهُ
Allah
يَقْبِضُ
(rızkı) kısar da
وَيَبْصُۜطُ
açar da
وَإِلَيْهِ
ve hep O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Ali BulaçAllah'a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz

Yusuf AliWho is he that will loan to God a beautiful loan, which God will double unto his credit and multiply many times? It is God that giveth (you) Want or plenty, and to Him shall be your return

2:246 📚 2
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ مِنۢ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنۢ بَعۡدِ مُوسَىٰٓ إِذۡ قَالُواْ لِنَبِيࣲّ لَّهُمُ ٱبۡعَثۡ لَنَا مَلِكࣰ ا نُّقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ قَالَ هَلۡ عَسَيۡتُمۡ إِن كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِتَالُ أَلَّا تُقَٰتِلُواْۖ قَالُواْ وَمَا لَنَآ أَلَّا نُقَٰتِلَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَدۡ أُخۡرِجۡنَا مِن دِيَٰرِنَا وَأَبۡنَآئِنَاۖ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقِتَالُ تَوَلَّوۡاْ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّنۡهُمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
ileri gelenlerini
ٱلْمَلَإِ
the chiefs
مِنۢ
oğullarının
بَنِىٓ
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مُوسَىٰٓ
Musa'dan
إِذْ
hani
قَالُوا۟
demişlerdi
لِنَبِىٍّۢ
Peygamberlerine
لَّهُمُ
onlar
ٱبْعَثْ
gönder
لَنَا
bize
مَلِكًۭا
bir hükümdar
نُّقَـٰتِلْ
(onun önderliğinde) savaşalım
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah
قَالَ
dedi
هَلْ
olurmu ki?
عَسَيْتُمْ
you perhaps
إِن
eğer
كُتِبَ
yazılınca (farz kılınınca)
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِتَالُ
savaş
أَلَّا
savaşmazsanız
تُقَـٰتِلُوا۟ ۖ
you fight
قَالُوا۟
dediler ki
وَمَا
bizler
لَنَآ
for us
أَلَّا
neden savaşmayalım
نُقَـٰتِلَ
we fight
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَقَدْ
oysa
أُخْرِجْنَا
biz çıkarılıp sürüldük
مِن
yurtlarımızdan
دِيَـٰرِنَا
our homes
وَأَبْنَآئِنَا ۖ
ve oğullarımız(ın arasın)dan
فَلَمَّا
fakat
كُتِبَ
yazılınca
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلْقِتَالُ
savaş
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirdiler
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı
مِّنْهُمْ ۗ
içlerinden
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Ali BulaçMusa'dan sonra İsrailoğulları’nın önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: "Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi, O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?" demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)" demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir

Yusuf AliHast thou not Turned thy vision to the Chiefs of the Children of Israel after (the time of) Moses? they said to a prophet (That was) among them: "Appoint for us a king, that we May fight in the cause of God." He said: "Is it not possible, if ye were commanded to fight, that that ye will not fight?" They said: "How could we refuse to fight in the cause of God, seeing that we were turned out of our homes and our families?" but when they were commanded to fight, they turned back, except a small band among them. But God Has full knowledge of those who do wrong

2:247 📚 1
وَقَالَ لَهُمۡ نَبِيُّهُمۡ إِنَّ ٱللَّهَ قَدۡ بَعَثَ لَكُمۡ طَالُوتَ مَلِكࣰ اۚ قَالُوٓاْ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ ٱلۡمُلۡكُ عَلَيۡنَا وَنَحۡنُ أَحَقُّ بِٱلۡمُلۡكِ مِنۡهُ وَلَمۡ يُؤۡتَ سَعَةࣰ مِّنَ ٱلۡمَالِۚ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰهُ عَلَيۡكُمۡ وَزَادَهُۥ بَسۡطَةࣰ فِي ٱلۡعِلۡمِ وَٱلۡجِسۡمِۖ وَٱللَّهُ يُؤۡتِي مُلۡكَهُۥ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
وَقَالَ
ve dedi ki
لَهُمْ
onlara
نَبِيُّهُمْ
peygamberleri
إِنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
قَدْ
elbette
بَعَثَ
gönderdi
لَكُمْ
size
طَالُوتَ
Talut'u
مَلِكًۭا ۚ
hükümdar
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَنَّىٰ
nasıl
يَكُونُ
olabilir
لَهُ
onun
ٱلْمُلْكُ
hükümdarlık (mülk)
عَلَيْنَا
bizim üzerimize
وَنَحْنُ
biz
أَحَقُّ
daha layıkız
بِٱلْمُلْكِ
hükümdarlığa
مِنْهُ
ondan
وَلَمْ
ve verilmemiştir
يُؤْتَ
he has been given
سَعَةًۭ
genişlik
مِّنَ
maldan
ٱلْمَالِ ۚ
[the] wealth
قَالَ
dedi
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱصْطَفَىٰهُ
onu (hükümdar) seçti
عَلَيْكُمْ
sizin üzerinize
وَزَادَهُۥ
ve onun artırdı
بَسْطَةًۭ
gücünü
فِى
bilgisinin
ٱلْعِلْمِ
[the] knowledge
وَٱلْجِسْمِ ۖ
ve cisminin
وَٱللَّهُ
Allah
يُؤْتِى
verir
مُلْكَهُۥ
mülkünü
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah(ın)
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ
(O herşeyi) bilendir

Ali BulaçOnlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir

Yusuf AliTheir Prophet said to them: "God hath appointed Talut as king over you." They said: "How can he exercise authority over us when we are better fitted than he to exercise authority, and he is not even gifted, with wealth in abundance?" He said: "God hath Chosen him above you, and hath gifted him abundantly with knowledge and bodily prowess: God Granteth His authority to whom He pleaseth. God careth for all, and He knoweth all things

2:248
وَقَالَ لَهُمۡ نَبِيُّهُمۡ إِنَّ ءَايَةَ مُلۡكِهِۦٓ أَن يَأۡتِيَكُمُ ٱلتَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَبَقِيَّةࣱ مِّمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَىٰ وَءَالُ هَٰرُونَ تَحۡمِلُهُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
لَهُمْ
onlara
نَبِيُّهُمْ
peygamberleri
إِنَّ
muhakkak
ءَايَةَ
alameti
مُلْكِهِۦٓ
onun hükümdarlığının
أَن
size gelmesidir
يَأْتِيَكُمُ
will come to you
ٱلتَّابُوتُ
(Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un
فِيهِ
onun içinde
سَكِينَةٌۭ
bir huzur bulunan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَبَقِيَّةٌۭ
ve bir kalıntı
مِّمَّا
geriye bıraktığından
تَرَكَ
(was) left
ءَالُ
ailesinin
مُوسَىٰ
Musa
وَءَالُ
ve ailesinin
هَـٰرُونَ
Harun
تَحْمِلُهُ
taşıdığı
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ۚ
meleklerin
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
kesin bir alamet vardır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanan kimseler

Ali BulaçPeygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır

Yusuf AliAnd (further) their Prophet said to them: "A Sign of his authority is that there shall come to you the Ark of the covenant, with (an assurance) therein of security from your Lord, and the relics left by the family of Moses and the family of Aa ron, carried by angels. In this is a symbol for you if ye indeed have faith

2:249
فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِٱلۡجُنُودِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ مُبۡتَلِيكُم بِنَهَرࣲ فَمَن شَرِبَ مِنۡهُ فَلَيۡسَ مِنِّي وَمَن لَّمۡ يَطۡعَمۡهُ فَإِنَّهُۥ مِنِّيٓ إِلَّا مَنِ ٱغۡتَرَفَ غُرۡفَةَۢ بِيَدِهِۦۚ فَشَرِبُواْ مِنۡهُ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّنۡهُمۡۚ فَلَمَّا جَاوَزَهُۥ هُوَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ قَالُواْ لَا طَاقَةَ لَنَا ٱلۡيَوۡمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦۚ قَالَ ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُواْ ٱللَّهِ كَم مِّن فِئَةࣲ قَلِيلَةٍ غَلَبَتۡ فِئَةࣰ كَثِيرَةَۢ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
فَصَلَ
ayrıldığında
طَالُوتُ
Talut
بِٱلْجُنُودِ
ordularla
قَالَ
dedi ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مُبْتَلِيكُم
sizi deneyecektir
بِنَهَرٍۢ
bir ırmakla
فَمَن
kim
شَرِبَ
içerse
مِنْهُ
ondan
فَلَيْسَ
değildir
مِنِّى
benden
وَمَن
ve kim
لَّمْ
ondan tadmazsa
يَطْعَمْهُ
taste it
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
مِنِّىٓ
bendendir;
إِلَّا
dışında
مَنِ
kimsenin
ٱغْتَرَفَ
avuçlayan
غُرْفَةًۢ
bir avuç
بِيَدِهِۦ ۚ
eliyle
فَشَرِبُوا۟
hepsi içtiler
مِنْهُ
ondan
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı
مِّنْهُمْ ۚ
içlerinden
فَلَمَّا
nihayet
جَاوَزَهُۥ
(ırmağı) geçince
هُوَ
o (Talut)
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
مَعَهُۥ
beraberindekiler
قَالُوا۟
dediler
لَا
gücümüz yok
طَاقَةَ
strength
لَنَا
bizim
ٱلْيَوْمَ
bugün
بِجَالُوتَ
Calut'a
وَجُنُودِهِۦ ۚ
ve askerlerine karşı
قَالَ
dedi
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَظُنُّونَ
kanaat getiren
أَنَّهُم
elbette onların
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklarına
ٱللَّهِ
Allah'a
كَم
nice
مِّن
topluluk
فِئَةٍۢ
a company
قَلِيلَةٍ
az olan
غَلَبَتْ
galib gelmiştir
فِئَةًۭ
topluluğa
كَثِيرَةًۢ
çok olan
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Ali BulaçTalut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir

Yusuf AliWhen Talut set forth with the armies, he said: "God will test you at the stream: if any drinks of its water, He goes not with my army: Only those who taste not of it go with me: A mere sip out of the hand is excused." but they all drank of it, except a few. When they crossed the river,- He and the faithful ones with him,- they said: "This day We cannot cope with Goliath and his forces." but those who were convinced that they must meet God, said: "How oft, by God's will, Hath a small force vanquished a big one? God is with those who steadfastly persevere

2:250
وَلَمَّا بَرَزُواْ لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ قَالُواْ رَبَّنَآ أَفۡرِغۡ عَلَيۡنَا صَبۡرࣰ ا وَثَبِّتۡ أَقۡدَامَنَا وَٱنصُرۡنَا عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَلَمَّا
ne zaman
بَرَزُوا۟
karşılaşsalar
لِجَالُوتَ
Calut
وَجُنُودِهِۦ
ve askerleriyle
قَالُوا۟
şöyle dediler
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَفْرِغْ
dök
عَلَيْنَا
üzerimize
صَبْرًۭا
sabır
وَثَبِّتْ
ve sağlam tut
أَقْدَامَنَا
ayaklarımızı
وَٱنصُرْنَا
ve bize yardım et
عَلَى
karşı
ٱلْقَوْمِ
topluluğuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Ali BulaçOnlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et

Yusuf AliWhen they advanced to meet Goliath and his forces, they prayed: "Our Lord! Pour out constancy on us and make our steps firm: Help us against those that reject faith

2:251 📚 7
فَهَزَمُوهُم بِإِذۡنِ ٱللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُۥدُ جَالُوتَ وَءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلۡمُلۡكَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَعَلَّمَهُۥ مِمَّا يَشَآءُۗ وَلَوۡلَا دَفۡعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعۡضَهُم بِبَعۡضࣲ لَّفَسَدَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ ذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَهَزَمُوهُم
derken onları bozdular
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَقَتَلَ
ve öldürdü
دَاوُۥدُ
Davud
جَالُوتَ
Calut'u
وَءَاتَىٰهُ
ve ona (Davud'a) verdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُلْكَ
hükümdarlık
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmet
وَعَلَّمَهُۥ
ve ona öğretti
مِمَّا
şeyleri
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَلَوْلَا
eğer
دَفْعُ
savmasaydı
ٱللَّهِ
Allah
ٱلنَّاسَ
insanların
بَعْضَهُم
bir kısmını
بِبَعْضٍۢ
bir kısmıyle
لَّفَسَدَتِ
bozulurdu
ٱلْأَرْضُ
dünya
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
ذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lutuf
عَلَى
karşı
ٱلْعَـٰلَمِينَ
bütün alemlere

Ali BulaçBöylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir

Yusuf AliBy God's will they routed them; and David slew Goliath; and God gave him power and wisdom and taught him whatever (else) He willed. And did not God Check one set of people by means of another, the earth would indeed be full of mischief: But Go d is full of bounty to all the worlds

2:252
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتۡلُوهَا عَلَيۡكَ بِٱلۡحَقِّۚ وَإِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
تِلْكَ
bunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱللَّهِ
Allah'ın
نَتْلُوهَا
okuyoruz (açıklıyoruz)
عَلَيْكَ
sana
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak olarak
وَإِنَّكَ
elbette sen
لَمِنَ
gönderilenlerdensin
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Ali Bulaçİşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin

Yusuf AliThese are the Signs of God: we rehearse them to thee in truth: verily Thou art one of the apostles

2:253 📚 6
۞تِلۡكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۘ مِّنۡهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُۖ وَرَفَعَ بَعۡضَهُمۡ دَرَجَٰتࣲۚ وَءَاتَيۡنَا عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدۡنَٰهُ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِۗ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقۡتَتَلَ ٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ وَلَٰكِنِ ٱخۡتَلَفُواْ فَمِنۡهُم مَّنۡ ءَامَنَ وَمِنۡهُم مَّن كَفَرَۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقۡتَتَلُواْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يُرِيدُ
۞ تِلْكَ
işte o
ٱلرُّسُلُ
elçiler ki
فَضَّلْنَا
üstün kıldık
بَعْضَهُمْ
kimini
عَلَىٰ
karşı
بَعْضٍۢ ۘ
kimine
مِّنْهُم
onlardan
مَّن
kimine
كَلَّمَ
konuştu
ٱللَّهُ ۖ
Allah
وَرَفَعَ
ve yükseltti
بَعْضَهُمْ
kimini de
دَرَجَـٰتٍۢ ۚ
derecelerle
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
عِيسَى
Îsa'ya
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ
ve onu destekledik
بِرُوحِ
Ruh ile
ٱلْقُدُسِ ۗ
Kudüs
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلَ
(would have) fought each other
ٱلَّذِينَ
kimseleri (milletleri)
مِنۢ
onların arkasından gelen
بَعْدِهِم
after them
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
gelmiş olduktan
جَآءَتْهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
وَلَـٰكِنِ
fakat
ٱخْتَلَفُوا۟
anlaşmazlığa düştüler
فَمِنْهُم
onlardan
مَّنْ
kimileri
ءَامَنَ
inandı
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi de
كَفَرَ ۚ
inkar etti
وَلَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
birbirlerini öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلُوا۟
they (would have) fought each other
وَلَـٰكِنَّ
ama
ٱللَّهَ
Allah
يَفْعَلُ
yapar
مَا
şeyi
يُرِيدُ
dilediği

Ali Bulaçİşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler verdik ve O’nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik. Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi. Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah dilediğini yapandır

Yusuf AliThose apostles We endowed with gifts, some above others: To one of them God spoke; others He raised to degrees (of honour); to Jesus the son of Mary We gave clear (Signs), and strengthened him with the holy spirit. If God had so willed, succee ding generations would not have fought among each other, after clear (Signs) had come to them, but they (chose) to wrangle, some believing and others rejecting. If God had so willed, they would not have fought each other; but God Fulfilleth His plan

2:254 📚 2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰكُم مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمࣱ لَّا بَيۡعࣱ فِيهِ وَلَا خُلَّةࣱ وَلَا شَفَٰعَةࣱۗ وَٱلۡكَٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَنفِقُوا۟
infak edin
مِمَّا
size verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰكُم
We (have) provided you
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
gelmezden
يَأْتِىَ
comes
يَوْمٌۭ
gün
لَّا
olmadığı
بَيْعٌۭ
alışverişin
فِيهِ
içinde
وَلَا
ve hiçbir
خُلَّةٌۭ
dostluğun
وَلَا
ve hiçbir
شَفَـٰعَةٌۭ ۗ
şefaatin
وَٱلْكَـٰفِرُونَ
ve kafirler
هُمُ
ta kendileridir
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerin

Ali BulaçEy iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler... Onlar zulmedenlerdir

Yusuf AliO ye who believe! Spend out of (the bounties) We have provided for you, before the Day comes when no bargaining (Will avail), nor friendship nor intercession. Those who reject Faith they are the wrong-doers

2:255 📚 54
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَيُّ ٱلۡقَيُّومُۚ لَا تَأۡخُذُهُۥ سِنَةࣱ وَلَا نَوۡمࣱۚ لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ مَن ذَا ٱلَّذِي يَشۡفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيۡءࣲ مِّنۡ عِلۡمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَۚ وَسِعَ كُرۡسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۖ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفۡظُهُمَاۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡعَظِيمُ
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلْحَىُّ
daima diridir
ٱلْقَيُّومُ ۚ
koruyup yöneticidir
لَا
O'nu tutmaz
تَأْخُذُهُۥ
overtakes Him
سِنَةٌۭ
ne bir uyuklama
وَلَا
ve ne de
نَوْمٌۭ ۚ
bir uyku
لَّهُۥ
O'nundur
مَا
ne
فِى
varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
ve ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ
yerde
مَن
kimdir
ذَا
ki
ٱلَّذِى
who
يَشْفَعُ
şefaat edebilir
عِندَهُۥٓ
kendisinin katında
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِهِۦ ۚ
O'nun izni
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanı
بَيْنَ
onların önünde
أَيْدِيهِمْ
before them
وَمَا
ve olanı
خَلْفَهُمْ ۖ
arkalarında
وَلَا
kavrayamazlar
يُحِيطُونَ
they encompass
بِشَىْءٍۢ
hiçbir şey
مِّنْ
O'nun ilminden
عِلْمِهِۦٓ
His Knowledge
إِلَّا
dışında
بِمَا
şeyler
شَآءَ ۚ
dilediği
وَسِعَ
kaplamıştır
كُرْسِيُّهُ
O'nun Kürsüsü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ۖ
ve yeri
وَلَا
O'na ağır gelmez
يَـُٔودُهُۥ
tires Him
حِفْظُهُمَا ۚ
onları koru(yup gözet)mek
وَهُوَ
O
ٱلْعَلِىُّ
yücedir
ٱلْعَظِيمُ
büyüktür

Ali BulaçAllah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür

Yusuf AliGod! There is no god but He,-the Living, the Self-subsisting, Eternal. No slumber can seize Him nor sleep. His are all things in the heavens and on earth. Who is there can intercede in His presence except as He permitteth? He knoweth what (app eareth to His creatures as) before or after or behind them. Nor shall they compass aught of His knowledge except as He willeth. His Throne doth extend over the heavens and the earth, and He feeleth no fatigue in guarding and preserving them for He is t he Most High, the Supreme (in glory)

2:256 📚 2
لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشۡدُ مِنَ ٱلۡغَيِّۚ فَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلطَّٰغُوتِ وَيُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسۡتَمۡسَكَ بِٱلۡعُرۡوَةِ ٱلۡوُثۡقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَاۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
لَآ
yoktur
إِكْرَاهَ
zorlama
فِى
Dinde
ٱلدِّينِ ۖ
the religion
قَد
elbette
تَّبَيَّنَ
seçilip belli olmuştur
ٱلرُّشْدُ
doğruluk
مِنَ
sapıklıktan
ٱلْغَىِّ ۚ
the wrong
فَمَن
kim
يَكْفُرْ
inkar eder
بِٱلطَّـٰغُوتِ
tağut (şeytan)ı
وَيُؤْمِنۢ
ve inanırsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَقَدِ
muhakkak ki o
ٱسْتَمْسَكَ
yapışmıştır
بِٱلْعُرْوَةِ
bir kulpa
ٱلْوُثْقَىٰ
sağlam
لَا
kopmayan
ٱنفِصَامَ
(will) break
لَهَا ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
And Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌ
bilendir

Ali BulaçDinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir

Yusuf AliLet there be no compulsion in religion: Truth stands out clear from Error: whoever rejects evil and believes in God hath grasped the most trustworthy hand- hold, that never breaks. And God heareth and knoweth all things

2:257
ٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوۡلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخۡرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِۗ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
ٱللَّهُ
Allah
وَلِىُّ
dostudur
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ءَامَنُوا۟
inananların
يُخْرِجُهُم
onları çıkarır
مِّنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
[the] darkness
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ ۖ
[the] light
وَٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوٓا۟
inkar eden
أَوْلِيَآؤُهُمُ
dostları da
ٱلطَّـٰغُوتُ
tağuttur
يُخْرِجُونَهُم
(O da) onları çıkarır
مِّنَ
aydınlıktan
ٱلنُّورِ
the light
إِلَى
karanlıklara
ٱلظُّلُمَـٰتِ ۗ
[the] darkness
أُو۟لَـٰٓئِكَ
İşte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Ali BulaçAllah, iman edenlerin Velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır

Yusuf AliGod is the Protector of those who have faith: from the depths of darkness He will lead them forth into light. Of those who reject faith the patrons are the evil ones: from light they will lead them forth into the depths of darkness. They will b e companions of the fire, to dwell therein (For ever)

2:258 📚 1
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِي حَآجَّ إِبۡرَٰهِـۧمَ فِي رَبِّهِۦٓ أَنۡ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلۡمُلۡكَ إِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّيَ ٱلَّذِي يُحۡيِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۠ أُحۡيِۦ وَأُمِيتُۖ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأۡتِي بِٱلشَّمۡسِ مِنَ ٱلۡمَشۡرِقِ فَأۡتِ بِهَا مِنَ ٱلۡمَغۡرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِي كَفَرَۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseyi
ٱلَّذِى
the one who
حَآجَّ
tartışan
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'le
فِى
hakkında
رَبِّهِۦٓ
Rabbi
أَنْ
diye
ءَاتَىٰهُ
kendisine verdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُلْكَ
hükümdarlık
إِذْ
zaman
قَالَ
dediği
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّىَ
benim Rabbim
ٱلَّذِى
ki
يُحْىِۦ
yaşatır
وَيُمِيتُ
ve öldürür
قَالَ
dedi
أَنَا۠
ben de
أُحْىِۦ
yaşatır
وَأُمِيتُ ۖ
ve öldürürüm
قَالَ
dedi ki
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْتِى
getirir
بِٱلشَّمْسِ
güneşi
مِنَ
doğudan
ٱلْمَشْرِقِ
the east
فَأْتِ
sen de getir
بِهَا
onu
مِنَ
batıdan
ٱلْمَغْرِبِ
the west
فَبُهِتَ
şaşırıp kaldı
ٱلَّذِى
kimse (o adam)
كَفَرَ ۗ
inkar eden
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Ali BulaçAllah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah Güneş'i doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez

Yusuf AliHast thou not Turned thy vision to one who disputed with Abraham About his Lord, because God had granted him power? Abraham said: "My Lord is He Who Giveth life and death." He said: "I give life and death". Said Abraham: "But it is God that ca useth the sun to rise from the east: Do thou then cause him to rise from the West." Thus was he confounded who (in arrogance) rejected faith. Nor doth God Give guidance to a people unjust

2:259 📚 7
أَوۡ كَٱلَّذِي مَرَّ عَلَىٰ قَرۡيَةࣲ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحۡيِۦ هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۖ فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِاْئَةَ عَامࣲ ثُمَّ بَعَثَهُۥۖ قَالَ كَمۡ لَبِثۡتَۖ قَالَ لَبِثۡتُ يَوۡمًا أَوۡ بَعۡضَ يَوۡمࣲۖ قَالَ بَل لَّبِثۡتَ مِاْئَةَ عَامࣲ فَٱنظُرۡ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمۡ يَتَسَنَّهۡۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجۡعَلَكَ ءَايَةࣰ لِّلنَّاسِۖ وَٱنظُرۡ إِلَى ٱلۡعِظَامِ كَيۡفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكۡسُوهَا لَحۡمࣰ اۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعۡلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
أَوْ
yahut
كَٱلَّذِى
şu kimse gibi ki
مَرَّ
uğramıştı
عَلَىٰ
bir kasabaya
قَرْيَةٍۢ
a township
وَهِىَ
o kimse
خَاوِيَةٌ
(duvarları) yığılmış
عَلَىٰ
üstüne
عُرُوشِهَا
çatıları
قَالَ
dedi ki
أَنَّىٰ
nasıl
يُحْىِۦ
diriltecek
هَـٰذِهِ
bunu
ٱللَّهُ
Allah
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا ۖ
öldükten
فَأَمَاتَهُ
kendisini öldürüp
ٱللَّهُ
Allah (da)
مِا۟ئَةَ
yüz
عَامٍۢ
sene
ثُمَّ
sonra
بَعَثَهُۥ ۖ
diriltti
قَالَ
dedi
كَمْ
ne kadar
لَبِثْتَ ۖ
kaldın
قَالَ
dedi
لَبِثْتُ
kaldım
يَوْمًا
bir gün
أَوْ
ya da
بَعْضَ
birazı (kadar)
يَوْمٍۢ ۖ
bir günün
قَالَ
(Allah) dedi
بَل
bilakis
لَّبِثْتَ
kaldın
مِا۟ئَةَ
yüz
عَامٍۢ
yıl
فَٱنظُرْ
bak
إِلَىٰ
yiyeceğine
طَعَامِكَ
your food
وَشَرَابِكَ
ve içeceğine
لَمْ
bozulmamış
يَتَسَنَّهْ ۖ
change with time
وَٱنظُرْ
ve bak
إِلَىٰ
eşeğine
حِمَارِكَ
your donkey
وَلِنَجْعَلَكَ
seni kılalım diye
ءَايَةًۭ
bir ibret
لِّلنَّاسِ ۖ
insanlar için
وَٱنظُرْ
ve bak
إِلَى
kemiklere
ٱلْعِظَامِ
the bones
كَيْفَ
nasıl
نُنشِزُهَا
onları birbiri üstüne koyuyor
ثُمَّ
sonra
نَكْسُوهَا
onlara giydiriyoruz
لَحْمًۭا ۚ
et
فَلَمَّا
bu işler
تَبَيَّنَ
açıkça belli olunca
لَهُۥ
ona
قَالَ
dedi ki
أَعْلَمُ
biliyorum ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
her şeye
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
thing
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Ali BulaçYa da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye güç yetirendir

Yusuf AliOr (take) the similitude of one who passed by a hamlet, all in ruins to its roofs. He said: "Oh! how shall God bring it (ever) to life, after (this) its death?" but God caused him to die for a hundred years, then raised him up (again). He said: "How long didst thou tarry (thus)?" He said: (Perhaps) a day or part of a day." He said: "Nay, thou hast tarried thus a hundred years; but look at thy food and thy drink; they show no signs of age; and look at thy donkey: And that We may make of thee a sign unto the people, Look further at the bones, how We bring them together and clothe them with flesh." When this was shown clearly to him, he said: "I know that God hath power over all things

2:260
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّ أَرِنِي كَيۡفَ تُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰۖ قَالَ أَوَلَمۡ تُؤۡمِنۖ قَالَ بَلَىٰ وَلَٰكِن لِّيَطۡمَئِنَّ قَلۡبِيۖ قَالَ فَخُذۡ أَرۡبَعَةࣰ مِّنَ ٱلطَّيۡرِ فَصُرۡهُنَّ إِلَيۡكَ ثُمَّ ٱجۡعَلۡ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلࣲ مِّنۡهُنَّ جُزۡءࣰ ا ثُمَّ ٱدۡعُهُنَّ يَأۡتِينَكَ سَعۡيࣰ اۚ وَٱعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
وَإِذْ
ve bir zaman
قَالَ
demişti
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
أَرِنِى
bana göster
كَيْفَ
nasıl
تُحْىِ
dirilttiğini
ٱلْمَوْتَىٰ ۖ
ölüleri
قَالَ
(Allah) dedi
أَوَلَمْ
yoksa
تُؤْمِن ۖ
inanmadın mı
قَالَ
(İbrahim) dedi ki
بَلَىٰ
Hayır (inandım)
وَلَـٰكِن
fakat
لِّيَطْمَئِنَّ
tatmin olması için
قَلْبِى ۖ
kalbimin
قَالَ
dedi
فَخُذْ
o halde tut
أَرْبَعَةًۭ
dördünü
مِّنَ
kuşlardan
ٱلطَّيْرِ
the birds
فَصُرْهُنَّ
onları alıştır
إِلَيْكَ
kendine
ثُمَّ
sonra
ٱجْعَلْ
koy
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
جَبَلٍۢ
dağın
مِّنْهُنَّ
onlardan
جُزْءًۭا
bir parça
ثُمَّ
sonra
ٱدْعُهُنَّ
onları (kendine) çağır
يَأْتِينَكَ
sana gelecekler
سَعْيًۭا ۚ
koşarak
وَٱعْلَمْ
bil ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstün
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçHani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

Yusuf AliBehold! Abraham said: "My Lord! Show me how Thou givest life to the dead." He said: "Dost thou not then believe?" He said: "Yea! but to satisfy My own undertaking." He said: "Take four birds; Tame them to turn to thee; put a portion of them on every hill and call to them: They will come to thee (Flying) with speed. Then know that God is Exalted in Power, Wise

2:261 📚 2
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنۢبَتَتۡ سَبۡعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنۢبُلَةࣲ مِّاْئَةُ حَبَّةࣲۗ وَٱللَّهُ يُضَٰعِفُ لِمَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُنفِقُونَ
infak edenler(in)
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
كَمَثَلِ
durumu gibidir
حَبَّةٍ
bir tohumun
أَنۢبَتَتْ
veren
سَبْعَ
yedi
سَنَابِلَ
başak
فِى
her
كُلِّ
each
سُنۢبُلَةٍۢ
başağında
مِّا۟ئَةُ
yüz
حَبَّةٍۢ ۗ
tohum
وَٱللَّهُ
Allah
يُضَـٰعِفُ
kat kat verir
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah(ın)
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌ
(O) bilendir

Ali BulaçMallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir

Yusuf AliThe parable of those who spend their substance in the way of God is that of a grain of corn: it groweth seven ears, and each ear Hath a hundred grains. God giveth manifold increase to whom He pleaseth: And God careth for all and He knoweth all things

2:262 📚 2
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتۡبِعُونَ مَآ أَنفَقُواْ مَنࣰّ ا وَلَآ أَذࣰ ى لَّهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُنفِقُونَ
infak eden
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ثُمَّ
sonra
لَا
ardından
يُتْبِعُونَ
they follow
مَآ
şeyleri
أَنفَقُوا۟
verdikleri
مَنًّۭا
başa kakmayan
وَلَآ
ve eziyet etmeyenlerin
أَذًۭى ۙ
hurt
لَّهُمْ
vardır
أَجْرُهُمْ
ödülleri
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Ali BulaçMallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

Yusuf AliThose who spend their substance in the cause of God, and follow not up their gifts with reminders of their generosity or with injury,-for them their reward is with their Lord: on them shall be no fear, nor shall they grieve

2:263
۞قَوۡلࣱ مَّعۡرُوفࣱ وَمَغۡفِرَةٌ خَيۡرࣱ مِّن صَدَقَةࣲ يَتۡبَعُهَآ أَذࣰ ىۗ وَٱللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمࣱ‏
۞ قَوْلٌۭ
bir söz (söylemek)
مَّعْرُوفٌۭ
güzel
وَمَغْفِرَةٌ
ve affetmek
خَيْرٌۭ
iyidir
مِّن
sadakadan
صَدَقَةٍۢ
a charity
يَتْبَعُهَآ
peşinden gelen
أَذًۭى ۗ
eziyet
وَٱللَّهُ
Allah
غَنِىٌّ
zengindir
حَلِيمٌۭ
halimdir

Ali BulaçGüzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır

Yusuf AliKind words and the covering of faults are better than charity followed by injury. God is free of all wants, and He is Most-Forbearing

2:264 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُبۡطِلُواْ صَدَقَٰتِكُم بِٱلۡمَنِّ وَٱلۡأَذَىٰ كَٱلَّذِي يُنفِقُ مَالَهُۥ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۖ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ صَفۡوَانٍ عَلَيۡهِ تُرَابࣱ فَأَصَابَهُۥ وَابِلࣱ فَتَرَكَهُۥ صَلۡدࣰ اۖ لَّا يَقۡدِرُونَ عَلَىٰ شَيۡءࣲ مِّمَّا كَسَبُواْۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
لَا
boşa çıkarmayın
تُبْطِلُوا۟
render in vain
صَدَقَـٰتِكُم
sadakalarınızı
بِٱلْمَنِّ
başa kakmakla
وَٱلْأَذَىٰ
ve eziyet etmekle
كَٱلَّذِى
gibi
يُنفِقُ
infak eden
مَالَهُۥ
malını
رِئَآءَ
gösteriş için
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَا
inanmayan
يُؤْمِنُ
believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ
ahiret
فَمَثَلُهُۥ
öylesinin durumu
كَمَثَلِ
benzer ki
صَفْوَانٍ
şu kayaya
عَلَيْهِ
üzerinde bulunan
تُرَابٌۭ
toprak
فَأَصَابَهُۥ
ona isabet etttiğinde
وَابِلٌۭ
bir sağnak (yağmur)
فَتَرَكَهُۥ
onu bırakır
صَلْدًۭا ۖ
sert bir taş halinde
لَّا
(Böyleleri) elde edemezler
يَقْدِرُونَ
they have control
عَلَىٰ
hiçbir
شَىْءٍۢ
şey
مِّمَّا
şeylerden
كَسَبُوا۟ ۗ
kazandıkları
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumunu
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Ali BulaçEy iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez(elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez

Yusuf AliO ye who believe! cancel not your charity by reminders of your generosity or by injury,- like those who spend their substance to be seen of men, but believe neither in God nor in the Last Day. They are in parable like a hard, barren rock, on w hich is a little soil: on it falls heavy rain, which leaves it (Just) a bare stone. They will be able to do nothing with aught they have earned. And God guideth not those who reject faith

2:265
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثۡبِيتࣰ ا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ كَمَثَلِ جَنَّةِۭ بِرَبۡوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلࣱ فَـَٔاتَتۡ أُكُلَهَا ضِعۡفَيۡنِ فَإِن لَّمۡ يُصِبۡهَا وَابِلࣱ فَطَلࣱّۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ
وَمَثَلُ
durumu da
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُنفِقُونَ
infak eden
أَمْوَٰلَهُمُ
mallarını
ٱبْتِغَآءَ
kazanmak
مَرْضَاتِ
rızasını
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَتَثْبِيتًۭا
ve kökleştirmek için
مِّنْ
kendilerindekini (imanı)
أَنفُسِهِمْ
their (inner) souls
كَمَثَلِ
benzer
جَنَّةٍۭ
bir bahçeye
بِرَبْوَةٍ
tepe üzerinde bulunan
أَصَابَهَا
değince
وَابِلٌۭ
bol yağmur
فَـَٔاتَتْ
veren
أُكُلَهَا
ürününü
ضِعْفَيْنِ
iki kat
فَإِن
eğer
لَّمْ
değmese bile
يُصِبْهَا
fall (on) it
وَابِلٌۭ
yağmur
فَطَلٌّۭ ۗ
çisinti olur
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌ
görmektedir

Ali BulaçYalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki, ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir

Yusuf AliAnd the likeness of those who spend their substance, seeking to please God and to strengthen their souls, is as a garden, high and fertile: heavy rain falls on it but makes it yield a double increase of harvest, and if it receives not Heavy rai n, light moisture sufficeth it. God seeth well whatever ye do

2:266 📚 4
أَيَوَدُّ أَحَدُكُمۡ أَن تَكُونَ لَهُۥ جَنَّةࣱ مِّن نَّخِيلࣲ وَأَعۡنَابࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ لَهُۥ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَأَصَابَهُ ٱلۡكِبَرُ وَلَهُۥ ذُرِّيَّةࣱ ضُعَفَآءُ فَأَصَابَهَآ إِعۡصَارࣱ فِيهِ نَارࣱ فَٱحۡتَرَقَتۡۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَتَفَكَّرُونَ
أَيَوَدُّ
ister mi ki?
أَحَدُكُمْ
biriniz
أَن
olmasını
تَكُونَ
it be
لَهُۥ
kendisinin
جَنَّةٌۭ
bir bahçesi
مِّن
hurmalardan
نَّخِيلٍۢ
date-palms
وَأَعْنَابٍۢ
ve üzümler(den)
تَجْرِى
akan
مِن
altından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
لَهُۥ
bulunan
فِيهَا
içinde
مِن
her çeşit
كُلِّ
all (kinds)
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvası
وَأَصَابَهُ
ve kendisine geldiğinde
ٱلْكِبَرُ
ihtiyarlık
وَلَهُۥ
ve onun
ذُرِّيَّةٌۭ
ve çocuklarının bulunduğu
ضُعَفَآءُ
aciz
فَأَصَابَهَآ
isabet etsin
إِعْصَارٌۭ
birden bir kasırga
فِيهِ
onlara
نَارٌۭ
ateşli
فَٱحْتَرَقَتْ ۗ
yakıp kül etsin
كَذَٰلِكَ
böylece
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّكُمْ
umulurki
تَتَفَكَّرُونَ
düşünürsünüz

Ali BulaçHangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz

Yusuf AliDoes any of you wish that he should have a garden with date-palms and vines and streams flowing underneath, and all kinds of fruit, while he is stricken with old age, and his children are not strong (enough to look after themselves)- that it s hould be caught in a whirlwind, with fire therein, and be burnt up? Thus doth God make clear to you (His) Signs; that ye may consider

2:267 📚 4
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا كَسَبۡتُمۡ وَمِمَّآ أَخۡرَجۡنَا لَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِۖ وَلَا تَيَمَّمُواْ ٱلۡخَبِيثَ مِنۡهُ تُنفِقُونَ وَلَسۡتُم بِـَٔاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغۡمِضُواْ فِيهِۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
iman eden(ler)
أَنفِقُوا۟
infak edin
مِن
iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
مَا
şeylerin
كَسَبْتُمْ
kazandıklarınız
وَمِمَّآ
ve şeylerden
أَخْرَجْنَا
çıkardığımız
لَكُم
sizin için
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ ۖ
the earth
وَلَا
kalkışmayın
تَيَمَّمُوا۟
aim (at)
ٱلْخَبِيثَ
kötü şeyleri
مِنْهُ
sadaka vermeye
تُنفِقُونَ
kendinize alamayacağınız
وَلَسْتُم
while you (would) not
بِـَٔاخِذِيهِ
başka şekilde
إِلَّآ
göz yummadan
أَن
[that]
تُغْمِضُوا۟
ondan
فِيهِ ۚ
bilin ki
وَٱعْلَمُوٓا۟
şüphesiz
أَنَّ
Allah
ٱللَّهَ
zengindir
غَنِىٌّ
övülmüştür
حَمِيدٌ
Praiseworthy

Ali BulaçEy iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır

Yusuf AliO ye who believe! Give of the good things which ye have (honourably) earned, and of the fruits of the earth which We have produced for you, and do not even aim at getting anything which is bad, in order that out of it ye may give away somethin g, when ye yourselves would not receive it except with closed eyes. And know that God is Free of all wants, and worthy of all praise

2:268 📚 3
ٱلشَّيۡطَٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلۡفَقۡرَ وَيَأۡمُرُكُم بِٱلۡفَحۡشَآءِۖ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغۡفِرَةࣰ مِّنۡهُ وَفَضۡلࣰ اۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
يَعِدُكُمُ
size vaad eder
ٱلْفَقْرَ
fakirliği
وَيَأْمُرُكُم
ve size emreder
بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ
çirkin şeyleri yapmayı
وَٱللَّهُ
Allah ise
يَعِدُكُم
size va'adediyor
مَّغْفِرَةًۭ
bağışlama
مِّنْهُ
kendi tarafından
وَفَضْلًۭا ۗ
ve lutuf
وَٱللَّهُ
şüphesiz Allah'ın
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ
(O) bilendir

Ali BulaçŞeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size Kendisi'nden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir

Yusuf AliThe Evil one threatens you with poverty and bids you to conduct unseemly. God promiseth you His forgiveness and bounties. And God careth for all and He knoweth all things

2:269
يُؤۡتِي ٱلۡحِكۡمَةَ مَن يَشَآءُۚ وَمَن يُؤۡتَ ٱلۡحِكۡمَةَ فَقَدۡ أُوتِيَ خَيۡرࣰ ا كَثِيرࣰ اۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
يُؤْتِى
verir
ٱلْحِكْمَةَ
Hikmeti
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَمَن
ve kimse
يُؤْتَ
verilen
ٱلْحِكْمَةَ
Hikmet
فَقَدْ
elbette
أُوتِىَ
verilmiştir
خَيْرًۭا
hayır
كَثِيرًۭا ۗ
çok
وَمَا
bunu anlamaz
يَذَّكَّرُ
remembers
إِلَّآ
başkası
أُو۟لُوا۟
sahiplerinden
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl

Ali BulaçKime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez

Yusuf AliHe granteth wisdom to whom He pleaseth; and he to whom wisdom is granted receiveth indeed a benefit overflowing; but none will grasp the Message but men of understanding

2:270
وَمَآ أَنفَقۡتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوۡ نَذَرۡتُم مِّن نَّذۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُهُۥۗ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ أَنصَارٍ
وَمَآ
ve ne
أَنفَقْتُم
infak ederseniz
مِّن
nafaka olarak
نَّفَقَةٍ
(your) expenditures
أَوْ
veya
نَذَرْتُم
(ne) adarsanız
مِّن
adak olarak
نَّذْرٍۢ
vow(s)
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُهُۥ ۗ
onu bilir
وَمَا
yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimler için
مِنْ
hiçbir
أَنصَارٍ
yardımcı

Ali BulaçHer neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur

Yusuf AliAnd whatever ye spend in charity or devotion, be sure God knows it all. But the wrong-doers have no helpers

2:271 📚 2
إِن تُبۡدُواْ ٱلصَّدَقَٰتِ فَنِعِمَّا هِيَۖ وَإِن تُخۡفُوهَا وَتُؤۡتُوهَا ٱلۡفُقَرَآءَ فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۚ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّـَٔاتِكُمۡۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
إِن
eğer
تُبْدُوا۟
açıktan verirseniz
ٱلصَّدَقَـٰتِ
sadakaları
فَنِعِمَّا
ne güzeldir
هِىَ ۖ
bu
وَإِن
eğer
تُخْفُوهَا
onları gizler
وَتُؤْتُوهَا
ve verirseniz
ٱلْفُقَرَآءَ
fakirlere
فَهُوَ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ ۚ
sizin için
وَيُكَفِّرُ
ve kapatır
عَنكُم
sizden
مِّن
bir kısmını
سَيِّـَٔاتِكُمْ ۗ
günahlarınızın
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ
haberdardır

Ali BulaçSadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır

Yusuf AliIf ye disclose (acts of) charity, even so it is well, but if ye conceal them, and make them reach those (really) in need, that is best for you: It will remove from you some of your (stains of) evil. And God is well acquainted with what ye do

2:272 📚 4
۞لَّيۡسَ عَلَيۡكَ هُدَىٰهُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يَشَآءُۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَلِأَنفُسِكُمۡۚ وَمَا تُنفِقُونَ إِلَّا ٱبۡتِغَآءَ وَجۡهِ ٱللَّهِۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ يُوَفَّ إِلَيۡكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تُظۡلَمُونَ
۞ لَّيْسَ
değildir
عَلَيْكَ
senin üzerine
هُدَىٰهُمْ
onları hidayet etmek
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah'tır
يَهْدِى
doğru yola ileten
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَمَا
verdiğiniz
تُنفِقُوا۟
you spend
مِنْ
her
خَيْرٍۢ
hayır
فَلِأَنفُسِكُمْ ۚ
kendiniz içindir
وَمَا
infak edemezsiniz
تُنفِقُونَ
you spend
إِلَّا
dışında
ٱبْتِغَآءَ
kazanmak için
وَجْهِ
(yüzü) rızasını
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَمَا
ve ne
تُنفِقُوا۟
verseniz
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
يُوَفَّ
tastamam verilir
إِلَيْكُمْ
size
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
asla
تُظْلَمُونَ
zulmedilmezsiniz

Ali BulaçOnların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir

Yusuf AliIt is not required of thee (O Apostle), to set them on the right path, but God sets on the right path whom He pleaseth. Whatever of good ye give benefits your own souls, and ye shall only do so seeking the "Face" of God. Whatever good ye give, shall be rendered back to you, and ye shall not Be dealt with unjustly

2:273 📚 13
لِلۡفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحۡصِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ ضَرۡبࣰ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ يَحۡسَبُهُمُ ٱلۡجَاهِلُ أَغۡنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعۡرِفُهُم بِسِيمَٰهُمۡ لَا يَسۡـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلۡحَافࣰ اۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ
لِلْفُقَرَآءِ
(Sadakalar) fakirler içindir
ٱلَّذِينَ
kimseler (için)
أُحْصِرُوا۟
kapanıp kalan
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
لَا
yoktur
يَسْتَطِيعُونَ
güçleri
ضَرْبًۭا
gezmeye
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
يَحْسَبُهُمُ
onları sanırlar
ٱلْجَاهِلُ
bilmeyenler
أَغْنِيَآءَ
zengin
مِنَ
dolayı
ٱلتَّعَفُّفِ
utangaçlıklarından
تَعْرِفُهُم
onları tanırsın
بِسِيمَـٰهُمْ
simalarından
لَا
istemezler
يَسْـَٔلُونَ
(do) they ask
ٱلنَّاسَ
insanlardan
إِلْحَافًۭا ۗ
ısrarla
وَمَا
ne varsa
تُنفِقُوا۟
yaptığınız
مِنْ
hayırdan;
خَيْرٍۢ
good
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِهِۦ
onu
عَلِيمٌ
bilir

Ali Bulaç(Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir

Yusuf Ali(Charity is) for those in need, who, in God's cause are restricted (from travel), and cannot move about in the land, seeking (For trade or work): the ignorant man thinks, because of their modesty, that they are free from want. Thou shalt know them by their (Unfailing) mark: They beg not importunately from all the sundry. And whatever of good ye give, be assured God knoweth it well

2:274
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُم بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ سِرࣰّ ا وَعَلَانِيَةࣰ فَلَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
ٱلَّذِينَ
o kimseler ki
يُنفِقُونَ
infak edenler
أَمْوَٰلَهُم
mallarını
بِٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüz
سِرًّۭا
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ
ve açık
فَلَهُمْ
vardır
أَجْرُهُمْ
ödülü
عِندَ
yanında
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Ali BulaçOnlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

Yusuf AliThose who (in charity) spend of their goods by night and by day, in secret and in public, have their reward with their Lord: on them shall be no fear, nor shall they grieve

2:275 📚 4
ٱلَّذِينَ يَأۡكُلُونَ ٱلرِّبَوٰاْ لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ ٱلَّذِي يَتَخَبَّطُهُ ٱلشَّيۡطَٰنُ مِنَ ٱلۡمَسِّۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُوٓاْ إِنَّمَا ٱلۡبَيۡعُ مِثۡلُ ٱلرِّبَوٰاْۗ وَأَحَلَّ ٱللَّهُ ٱلۡبَيۡعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٰاْۚ فَمَن جَآءَهُۥ مَوۡعِظَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦ فَٱنتَهَىٰ فَلَهُۥ مَا سَلَفَ وَأَمۡرُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِۖ وَمَنۡ عَادَ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
ٱلَّذِينَ
o kimseler ki
يَأْكُلُونَ
yerler
ٱلرِّبَوٰا۟
Riba (faiz)
لَا
kalkamazlar
يَقُومُونَ
they can stand
إِلَّا
ancak
كَمَا
gibi
يَقُومُ
kalkarlar
ٱلَّذِى
kimse
يَتَخَبَّطُهُ
çarptığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytanın
مِنَ
dokunup
ٱلْمَسِّ ۚ
(his) touch
ذَٰلِكَ
bu
بِأَنَّهُمْ
onların
قَالُوٓا۟
demelerindendir
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْبَيْعُ
alışveriş de
مِثْلُ
gibidir
ٱلرِّبَوٰا۟ ۗ
riba (faiz)
وَأَحَلَّ
oysa helal kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْبَيْعَ
alış-verişi
وَحَرَّمَ
ve haram kılmıştır
ٱلرِّبَوٰا۟ ۚ
ribayı
فَمَن
kime
جَآءَهُۥ
gelir de
مَوْعِظَةٌۭ
bir öğüt
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
His Lord
فَٱنتَهَىٰ
(ribadan) vazgeçerse
فَلَهُۥ
kendisinindir
مَا
ne varsa
سَلَفَ
geçmişte
وَأَمْرُهُۥٓ
ve işi de
إِلَى
kalmıştır
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
وَمَنْ
kim
عَادَ
tekrar (ribaya) dönerse
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Ali BulaçFaiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır

Yusuf AliThose who devour usury will not stand except as stand one whom the Evil one by his touch Hath driven to madness. That is because they say: "Trade is like usury," but God hath permitted trade and forbidden usury. Those who after receiving direc tion from their Lord, desist, shall be pardoned for the past; their case is for God (to judge); but those who repeat (The offence) are companions of the Fire: They will abide therein (for ever)

2:276
يَمۡحَقُ ٱللَّهُ ٱلرِّبَوٰاْ وَيُرۡبِي ٱلصَّدَقَٰتِۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
يَمْحَقُ
mahveder
ٱللَّهُ
Allah
ٱلرِّبَوٰا۟
ribayı
وَيُرْبِى
ve artırır
ٱلصَّدَقَـٰتِ ۗ
sadakaları
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
كُلَّ
hiçbir
كَفَّارٍ
inkarcıları
أَثِيمٍ
günahkar

Ali BulaçAllah, faizi yok eder de, sadakaları artırır. Allah, günahkar kafirlerin hiçbirini sevmez

Yusuf AliGod will deprive usury of all blessing, but will give increase for deeds of charity: For He loveth not creatures ungrateful and wicked

2:277 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
وَعَمِلُوا۟
ve işler yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih (güzel)
وَأَقَامُوا۟
ve kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَوُا۟
ve verenler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
لَهُمْ
işte onların
أَجْرُهُمْ
ödülleri
عِندَ
yanındadır
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Ali Bulaçİman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin Katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

Yusuf AliThose who believe, and do deeds of righteousness, and establish regular prayers and regular charity, will have their reward with their Lord: on them shall be no fear, nor shall they grieve

2:278 📚 13
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ ٱلرِّبَوٰٓاْ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَذَرُوا۟
ve bırakın (almayın)
مَا
ne varsa
بَقِىَ
geri kalan
مِنَ
ribadan
ٱلرِّبَوٰٓا۟
[the] usury
إِن
eğer
كُنتُم
idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Ali BulaçEy iman edenler, Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın

Yusuf AliO ye who believe! Fear God, and give up what remains of your demand for usury, if ye are indeed believers

2:279 📚 3
فَإِن لَّمۡ تَفۡعَلُواْ فَأۡذَنُواْ بِحَرۡبࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۖ وَإِن تُبۡتُمۡ فَلَكُمۡ رُءُوسُ أَمۡوَٰلِكُمۡ لَا تَظۡلِمُونَ وَلَا تُظۡلَمُونَ
فَإِن
eğer
لَّمْ
böyle yapmazsanız
تَفْعَلُوا۟
you do
فَأْذَنُوا۟
bilin
بِحَرْبٍۢ
savaşa açıldığını
مِّنَ
(tarafından)
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ ۖ
ve Elçisi
وَإِن
ve eğer
تُبْتُمْ
tevbe ederseniz
فَلَكُمْ
sizindir
رُءُوسُ
ana
أَمْوَٰلِكُمْ
malınız
لَا
ne haksızlık edersiniz
تَظْلِمُونَ
wrong
وَلَا
ne de haksızlığa uğratılırsınız
تُظْلَمُونَ
you will be wronged

Ali BulaçŞayet böyle yapmazsanız, Allah'a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz

Yusuf AliIf ye do it not, Take notice of war from God and His Apostle: But if ye turn back, ye shall have your capital sums: Deal not unjustly, and ye shall not be dealt with unjustly

2:280 📚 4
وَإِن كَانَ ذُو عُسۡرَةࣲ فَنَظِرَةٌ إِلَىٰ مَيۡسَرَةࣲۚ وَأَن تَصَدَّقُواْ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَإِن
eğer (borçlu)
كَانَ
ise
ذُو
(içinde)
عُسْرَةٍۢ
darlık
فَنَظِرَةٌ
beklemek (lazımdır)
إِلَىٰ
kadar
مَيْسَرَةٍۢ ۚ
bir kolaylığa
وَأَن
ve eğer
تَصَدَّقُوا۟
sadaka olarak bağışlarsanız
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
bilirseniz
تَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçEğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz

Yusuf AliIf the debtor is in a difficulty, grant him time Till it is easy for him to repay. But if ye remit it by way of charity, that is best for you if ye only knew

2:281 📚 6
وَٱتَّقُواْ يَوۡمࣰ ا تُرۡجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِۖ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
وَٱتَّقُوا۟
sakının
يَوْمًۭا
şu günden
تُرْجَعُونَ
döndürüleceğiniz
فِيهِ
onda
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ
Allah
ثُمَّ
sonra
تُوَفَّىٰ
tastamam verilecektir
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
kişiye
مَّا
ne
كَسَبَتْ
kazandıysa
وَهُمْ
ve onlara
لَا
haksızlık edilmeyecektir
يُظْلَمُونَ
will be wronged

Ali BulaçAllah'a döneceğiniz günden sakının. Sonra herkese kazandığı eksiksizce ödenecek ve onlara haksızlık yapılmayacaktır

Yusuf AliAnd fear the Day when ye shall be brought back to God. Then shall every soul be paid what it earned, and none shall be dealt with unjustly

2:282 📚 18
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيۡنٍ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى فَٱكۡتُبُوهُۚ وَلۡيَكۡتُب بَّيۡنَكُمۡ كَاتِبُۢ بِٱلۡعَدۡلِۚ وَلَا يَأۡبَ كَاتِبٌ أَن يَكۡتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُۚ فَلۡيَكۡتُبۡ وَلۡيُمۡلِلِ ٱلَّذِي عَلَيۡهِ ٱلۡحَقُّ وَلۡيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبۡخَسۡ مِنۡهُ شَيۡـࣰٔ اۚ فَإِن كَانَ ٱلَّذِي عَلَيۡهِ ٱلۡحَقُّ سَفِيهًا أَوۡ ضَعِيفًا أَوۡ لَا يَسۡتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلۡيُمۡلِلۡ وَلِيُّهُۥ بِٱلۡعَدۡلِۚ وَٱسۡتَشۡهِدُواْ شَهِيدَيۡنِ مِن رِّجَالِكُمۡۖ فَإِن لَّمۡ يَكُونَا رَجُلَيۡنِ فَرَجُلࣱ وَٱمۡرَأَتَانِ مِمَّن تَرۡضَوۡنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحۡدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحۡدَىٰهُمَا ٱلۡأُخۡرَىٰۚ وَلَا يَأۡبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُواْۚ وَلَا تَسۡـَٔمُوٓاْ أَن تَكۡتُبُوهُ صَغِيرًا أَوۡ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦۚ ذَٰلِكُمۡ أَقۡسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقۡوَمُ لِلشَّهَٰدَةِ وَأَدۡنَىٰٓ أَلَّا تَرۡتَابُوٓاْ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً حَاضِرَةࣰ تُدِيرُونَهَا بَيۡنَكُمۡ فَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَلَّا تَكۡتُبُوهَاۗ وَأَشۡهِدُوٓاْ إِذَا تَبَايَعۡتُمۡۚ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبࣱ وَلَا شَهِيدࣱۚ وَإِن تَفۡعَلُواْ فَإِنَّهُۥ فُسُوقُۢ بِكُمۡۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۖ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
iman eden(ler)
إِذَا
zaman
تَدَايَنتُم
birbirinize verdiğiniz
بِدَيْنٍ
borç
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
süreye
مُّسَمًّۭى
belirli bir
فَٱكْتُبُوهُ ۚ
onu yazın
وَلْيَكْتُب
ve yazsın
بَّيْنَكُمْ
aranızda
كَاتِبٌۢ
bir yazıcı
بِٱلْعَدْلِ ۚ
adaletle
وَلَا
kaçınmasın (yazsın)
يَأْبَ
(should) refuse
كَاتِبٌ
yazıcı
أَن
yazmaktan
يَكْتُبَ
he writes
كَمَا
şekilde
عَلَّمَهُ
kendisine öğrettiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
فَلْيَكْتُبْ
yazdırsın
وَلْيُمْلِلِ
yazdırsın
ٱلَّذِى
kimse
عَلَيْهِ
üzerinde
ٱلْحَقُّ
hak olan (borçlu)
وَلْيَتَّقِ
korksun
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّهُۥ
Rabbi olan
وَلَا
eksik etmesin
يَبْخَسْ
diminish
مِنْهُ
ondan (borcundan)
شَيْـًۭٔا ۚ
hiçbir şeyi
فَإِن
eğer
كَانَ
ise
ٱلَّذِى
kimse
عَلَيْهِ
borçlu olan
ٱلْحَقُّ
(is) the right
سَفِيهًا
aklı ermez
أَوْ
yahut
ضَعِيفًا
zayıf
أَوْ
ya da
لَا
güç yetiremiyecek
يَسْتَطِيعُ
capable
أَن
kendisi yazdırmaya
يُمِلَّ
(can) dictate
هُوَ
o
فَلْيُمْلِلْ
yazdırsın
وَلِيُّهُۥ
onun velisi
بِٱلْعَدْلِ ۚ
adaletle
وَٱسْتَشْهِدُوا۟
şahid tutun
شَهِيدَيْنِ
iki şahidi
مِن
erkeklerinizden
رِّجَالِكُمْ ۖ
your men
فَإِن
eğer
لَّمْ
yoksa
يَكُونَا
there are
رَجُلَيْنِ
iki erkek
فَرَجُلٌۭ
(o zaman) bir erkek
وَٱمْرَأَتَانِ
iki kadın
مِمَّن
kimse
تَرْضَوْنَ
razı olduğunuz
مِنَ
şahidlerden
ٱلشُّهَدَآءِ
[the] witnesses
أَن
ta ki
تَضِلَّ
şaşırırsa
إِحْدَىٰهُمَا
kadınlardan biri
فَتُذَكِّرَ
hatırlatması için
إِحْدَىٰهُمَا
biri
ٱلْأُخْرَىٰ ۚ
diğerine
وَلَا
kaçınmasınlar
يَأْبَ
(should) refuse
ٱلشُّهَدَآءُ
şahidler
إِذَا
zaman
مَا
bir şeye
دُعُوا۟ ۚ
çağrıldıkları
وَلَا
üşenmeyin
تَسْـَٔمُوٓا۟
(be) weary
أَن
yazmaktan
تَكْتُبُوهُ
you write it
صَغِيرًا
az olsun
أَوْ
veya
كَبِيرًا
çok olsun
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلِهِۦ ۚ
onu süresine
ذَٰلِكُمْ
bu
أَقْسَطُ
daha adaletli
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
وَأَقْوَمُ
ve daha sağlam
لِلشَّهَـٰدَةِ
şahidlik için
وَأَدْنَىٰٓ
ve daha elverişlidir
أَلَّا
kuşkulanmamanız için
تَرْتَابُوٓا۟ ۖ
you (have) doubt
إِلَّآ
ancak
أَن
olursa
تَكُونَ
be
تِجَـٰرَةً
ticaret
حَاضِرَةًۭ
peşin
تُدِيرُونَهَا
hemen alıp vereceğiniz
بَيْنَكُمْ
aranızda
فَلَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
üzerinize
جُنَاحٌ
bir günah
أَلَّا
ötürü
تَكْتُبُوهَا ۗ
onu yazmamanızdan
وَأَشْهِدُوٓا۟
ve şahid tutun
إِذَا
zaman da
تَبَايَعْتُمْ ۚ
alışveriş yaptığınız
وَلَا
asla zarar verilmesin
يُضَآرَّ
(should) be harmed
كَاتِبٌۭ
yazana da
وَلَا
ve
شَهِيدٌۭ ۚ
şahide de
وَإِن
eğer
تَفْعَلُوا۟
(bir zarar) yaparsanız
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz
فُسُوقٌۢ
kötülük olur
بِكُمْ ۗ
kendinize
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
وَيُعَلِّمُكُمُ
ve size öğretiyor
ٱللَّهُ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Ali BulaçEy iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu), düşük akıllı ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah Katında en adil, şahitlik için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır. Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da, şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah'tan sakının. Allah size öğretiyor. Allah herşeyi bilendir

Yusuf AliO ye who believe! When ye deal with each other, in transactions involving future obligations in a fixed period of time, reduce them to writing Let a scribe write down faithfully as between the parties: let not the scribe refuse to write: as God Has taught him, so let him write. Let him who incurs the liability dictate, but let him fear His Lord God, and not diminish aught of what he owes. If they party liable is mentally deficient, or weak, or unable Himself to dictate, Let his guardian dict ate faithfully, and get two witnesses, out of your own men, and if there are not two men, then a man and two women, such as ye choose, for witnesses, so that if one of them errs, the other can remind her. The witnesses should not refuse when they are c alled on (For evidence). Disdain not to reduce to writing (your contract) for a future period, whether it be small or big: it is juster in the sight of God, More suitable as evidence, and more convenient to prevent doubts among yourselves but if it be a transaction which ye carry out on the spot among yourselves, there is no blame on you if ye reduce it not to writing. But take witness whenever ye make a commercial contract; and let neither scribe nor witness suffer harm. If ye do (such harm), it wo uld be wickedness in you. So fear God; For it is Good that teaches you. And God is well acquainted with all things. If ye are on a journey, and cannot find a scribe, a pledge with possession (may serve the purpose). And if one of you deposits a thing o n trust with another, let the trustee (faithfully) discharge his trust, and let him Fear his Lord conceal not evidence; for whoever conceals it, - his heart is tainted with sin. And God knoweth all that ye do

2:283 📚 4
۞وَإِن كُنتُمۡ عَلَىٰ سَفَرࣲ وَلَمۡ تَجِدُواْ كَاتِبࣰ ا فَرِهَٰنࣱ مَّقۡبُوضَةࣱۖ فَإِنۡ أَمِنَ بَعۡضُكُم بَعۡضࣰ ا فَلۡيُؤَدِّ ٱلَّذِي ٱؤۡتُمِنَ أَمَٰنَتَهُۥ وَلۡيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥۗ وَلَا تَكۡتُمُواْ ٱلشَّهَٰدَةَۚ وَمَن يَكۡتُمۡهَا فَإِنَّهُۥٓ ءَاثِمࣱ قَلۡبُهُۥۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ عَلِيمࣱ‏
۞ وَإِن
ve eğer
كُنتُمْ
olur da
عَلَىٰ
seferde
سَفَرٍۢ
a journey
وَلَمْ
bulamazsanız
تَجِدُوا۟
you find
كَاتِبًۭا
yazacak birini
فَرِهَـٰنٌۭ
rehinler (yeter)
مَّقْبُوضَةٌۭ ۖ
alınan
فَإِنْ
eğer
أَمِنَ
güvenirseniz
بَعْضُكُم
biriniz
بَعْضًۭا
diğerinize
فَلْيُؤَدِّ
ödesin
ٱلَّذِى
kimse
ٱؤْتُمِنَ
kendisine güvenilen
أَمَـٰنَتَهُۥ
emanetini
وَلْيَتَّقِ
ve korksun
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّهُۥ ۗ
Rabbi olan
وَلَا
gizlemeyin
تَكْتُمُوا۟
conceal
ٱلشَّهَـٰدَةَ ۚ
şahidliği
وَمَن
ve kimse
يَكْتُمْهَا
onu gizleyen
فَإِنَّهُۥٓ
şüphesiz o
ءَاثِمٌۭ
günahkardır
قَلْبُهُۥ ۗ
onun kalbi
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
عَلِيمٌۭ
bilir

Ali BulaçEğer yolculukta iseniz ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter). Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin. Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz, onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir

Yusuf AliIf ye are on a journey, and cannot find a scribe, a pledge with possession (may serve the purpose). And if one of you deposits a thing on trust with another, Let the trustee (Faithfully) discharge His trust, and let him fear his Lord. Conceal not evidence; for whoever conceals it,- His heart is tainted with sin. And God Knoweth all that ye do

2:284 📚 10
لِّلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَإِن تُبۡدُواْ مَا فِيٓ أَنفُسِكُمۡ أَوۡ تُخۡفُوهُ يُحَاسِبۡكُم بِهِ ٱللَّهُۖ فَيَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
لِّلَّهِ
Allah'ındır
مَا
ne
فِى
varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
ve ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ
yerde
وَإِن
ve eğer
تُبْدُوا۟
açıklasanız da
مَا
şeyi
فِىٓ
içlerinizdeki
أَنفُسِكُمْ
yourselves
أَوْ
veya
تُخْفُوهُ
gizleseniz de
يُحَاسِبْكُم
sizi hesaba çeker
بِهِ
onunla
ٱللَّهُ ۖ
Allah
فَيَغْفِرُ
bağışlar
لِمَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيُعَذِّبُ
azabeder
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌ
kadirdir

Ali BulaçGöklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, herşeye güç yetirendir

Yusuf AliTo God belongeth all that is in the heavens and on earth. Whether ye show what is in your minds or conceal it, God Calleth you to account for it. He forgiveth whom He pleaseth, and punisheth whom He pleaseth, for God hath power over all things

2:285 📚 8
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّن رُّسُلِهِۦۚ وَقَالُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۖ غُفۡرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيۡكَ ٱلۡمَصِيرُ
ءَامَنَ
inandı
ٱلرَّسُولُ
Resul
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْهِ
kendisine
مِن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ
ve mü'minler (de)
كُلٌّ
hepsi
ءَامَنَ
inandı
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ
ve meleklerine
وَكُتُبِهِۦ
ve Kitaplarına
وَرُسُلِهِۦ
ve peygamberlerine
لَا
ayırdetmeyiz (dediler)
نُفَرِّقُ
we make distinction
بَيْنَ
arasını
أَحَدٍۢ
hiçbirini
مِّن
O'nun elçilerinden
رُّسُلِهِۦ ۚ
His messengers
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
سَمِعْنَا
İşittik
وَأَطَعْنَا ۖ
ve ita'at ettik
غُفْرَانَكَ
bağışlamanı dileriz
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَإِلَيْكَ
sanadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş(ümüz)

Ali BulaçElçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sanadır" dediler

Yusuf AliThe Apostle believeth in what hath been revealed to him from his Lord, as do the men of faith. Each one (of them) believeth in God, His angels, His books, and His apostles. "We make no distinction (they say) between one and another of His apos tles." And they say: "We hear, and we obey: (We seek) Thy forgiveness, our Lord, and to Thee is the end of all journeys

2:286 📚 32
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَاۚ لَهَا مَا كَسَبَتۡ وَعَلَيۡهَا مَا ٱكۡتَسَبَتۡۗ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذۡنَآ إِن نَّسِينَآ أَوۡ أَخۡطَأۡنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحۡمِلۡ عَلَيۡنَآ إِصۡرࣰ ا كَمَا حَمَلۡتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلۡنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦۖ وَٱعۡفُ عَنَّا وَٱغۡفِرۡ لَنَا وَٱرۡحَمۡنَآۚ أَنتَ مَوۡلَىٰنَا فَٱنصُرۡنَا عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
لَا
teklif etmez
يُكَلِّفُ
burden
ٱللَّهُ
Allah
نَفْسًا
kimseye
إِلَّا
başkasını
وُسْعَهَا ۚ
gücünün yettiğinden
لَهَا
(herkesin) kendine
مَا
şey
كَسَبَتْ
kazandığı
وَعَلَيْهَا
ve aleyhinedir
مَا
şey (kötülük)
ٱكْتَسَبَتْ ۗ
işlediği
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَا
bizi sorumlu tutma
تُؤَاخِذْنَآ
take us to task
إِن
eğer
نَّسِينَآ
unutursak
أَوْ
ya da
أَخْطَأْنَا ۚ
yanılırsak
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَلَا
yük yükleme
تَحْمِلْ
lay
عَلَيْنَآ
bize
إِصْرًۭا
ağır
كَمَا
gibi
حَمَلْتَهُۥ
yüklediğin
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
bizden öncekilerin
مِن
(were) from
قَبْلِنَا ۚ
before us
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَلَا
bize yükleme
تُحَمِّلْنَا
lay on us
مَا
şeyleri
لَا
gücümüzün yetmediğimiz
طَاقَةَ
(the) strength
لَنَا
bizim
بِهِۦ ۖ
ona
وَٱعْفُ
ve affet
عَنَّا
bizi
وَٱغْفِرْ
bağışla
لَنَا
bizi
وَٱرْحَمْنَآ ۚ
bize merhamet et
أَنتَ
sen
مَوْلَىٰنَا
bizim sahibimizsin
فَٱنصُرْنَا
bize yardım eyle
عَلَى
karşı
ٱلْقَوْمِ
toplumuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Ali BulaçAllah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et

Yusuf AliOn no soul doth God Place a burden greater than it can bear. It gets every good that it earns, and it suffers every ill that it earns. (Pray:) "Our Lord! Condemn us not if we forget or fall into error; our Lord! Lay not on us a burden Like that which Thou didst lay on those before us; Our Lord! Lay not on us a burden greater than we have strength to bear. Blot out our sins, and grant us forgiveness. Have mercy on us. Thou art our Protector; Help us against those who stand against faith

← Önceki Sonraki →

2. Al-Baqara Suresi | Anlam Arayışı