☪ Anlam Arayışı

2. Al-Baqara سُورَةُ البَقَرَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
2:1
الٓمٓ
الٓمٓ
Elif Lâm Mîm

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Mim

Ali BulaçElif, Lam, Mim

2:2
ذَٰلِكَ ٱلۡكِتَٰبُ لَا رَيۡبَۛ فِيهِۛ هُدࣰ ى لِّلۡمُتَّقِينَ
ذَٰلِكَ
işte o
ٱلْكِتَـٰبُ
Kitap
لَا
yoktur
رَيْبَ ۛ
hiç şüphe
فِيهِ ۛ
kendisinde
هُدًۭى
yol göstericidir
لِّلْمُتَّقِينَ
müttakiler için

Diyanet İşleri MealiBu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'dır

Ali BulaçBu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap'tır

2:3
ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡغَيۡبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُؤْمِنُونَ
inanırlar
بِٱلْغَيْبِ
gaybde(gizlide)
وَيُقِيمُونَ
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazlarını
وَمِمَّا
ve şeyden
رَزَقْنَـٰهُمْ
kendilerini rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ
infak ederler

Diyanet İşleri MealiOnlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler

Ali BulaçOnlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

2:4 📚 6
وَٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَ وَبِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ يُوقِنُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
يُؤْمِنُونَ
iman ederler
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْكَ
sana
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
وَبِٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirete de
هُمْ
onlar
يُوقِنُونَ
kesinlikle inanırlar

Diyanet İşleri MealiOnlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar

Ali BulaçVe onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar

2:5
أُوْلَٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدࣰ ى مِّن رَّبِّهِمۡۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
عَلَىٰ
üzeredirler
هُدًۭى
bir hidayet
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ
their Lord
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ
umduklarına erenler

Diyanet İşleri Mealiİşte Rab'lerinin yolunda olanlar ve saadete erişenler bunlardır

Ali Bulaçİşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır

2:6
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
إِنَّ
elbette
ٱلَّذِينَ
ki
كَفَرُوا۟
inkar edenler
سَوَآءٌ
eşittir
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَأَنذَرْتَهُمْ
onları uyarman
أَمْ
yada
لَمْ
uyarmasan da
تُنذِرْهُمْ
you warn them
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe

Diyanet İşleri MealiŞüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar

Ali BulaçŞüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar

2:7
خَتَمَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ وَعَلَىٰ سَمۡعِهِمۡۖ وَعَلَىٰٓ أَبۡصَٰرِهِمۡ غِشَٰوَةࣱۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
خَتَمَ
mühürlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
kalblerinin
وَعَلَىٰ
ve üzerini
سَمْعِهِمْ ۖ
kulaklarının
وَعَلَىٰٓ
ve üzerine
أَبْصَـٰرِهِمْ
gözlerinin
غِشَـٰوَةٌۭ ۖ
perde inmiştir
وَلَهُمْ
Onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir

Ali BulaçAllah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır

2:8
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَمَا هُم بِمُؤۡمِنِينَ
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ
insanlardan
مَن
öyleleri de
يَقُولُ
derler
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allaha
وَبِٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَمَا
olmadıkları halde
هُم
onlar
بِمُؤْمِنِينَ
inanıyor

Diyanet İşleri Mealiİnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler vardır

Ali Bulaçİnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir

2:9
يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَمَا يَخۡدَعُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡ وَمَا يَشۡعُرُونَ
يُخَـٰدِعُونَ
aldatmağa çalışırlar
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَمَا
aldatamazlar
يَخْدَعُونَ
they deceive
إِلَّآ
başkasını
أَنفُسَهُمْ
kendilerinden
وَمَا
değiller
يَشْعُرُونَ
farkında

Diyanet İşleri MealiBunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler

Ali Bulaç(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller

2:10
فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ فَزَادَهُمُ ٱللَّهُ مَرَضࣰ اۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمُۢ بِمَا كَانُواْ يَكۡذِبُونَ
فِى
onların kablerinde
قُلُوبِهِم
their hearts
مَّرَضٌۭ
hastalık vardır
فَزَادَهُمُ
artırmıştır
ٱللَّهُ
Allah
مَرَضًۭا ۖ
hastalıklarını
وَلَهُمْ
onlara vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۢ
acı
بِمَا
ötürü
كَانُوا۟
olduklarından
يَكْذِبُونَ
yalancı

Diyanet İşleri MealiKalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır

Ali BulaçKalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır

2:11
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَا تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ قَالُوٓاْ إِنَّمَا نَحۡنُ مُصۡلِحُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
لَا
yapmayın
تُفْسِدُوا۟
bozgunculuk
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّمَا
sadece
نَحْنُ
biz
مُصْلِحُونَ
düzelticileriz

Diyanet İşleri MealiKendilerine: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" dendiği zaman, "Bizler sadece ıslah edicileriz" derler

Ali BulaçKendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler

2:12
أَلَآ إِنَّهُمۡ هُمُ ٱلۡمُفۡسِدُونَ وَلَٰكِن لَّا يَشۡعُرُونَ
أَلَآ
İyi bilin ki
إِنَّهُمْ
muhakkak
هُمُ
onlar
ٱلْمُفْسِدُونَ
bozgunculardır
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
değildir
يَشْعُرُونَ
anlayanlardan

Diyanet İşleri Mealiİyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir

Ali BulaçBilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler

2:13
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ ءَامِنُواْ كَمَآ ءَامَنَ ٱلنَّاسُ قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ كَمَآ ءَامَنَ ٱلسُّفَهَآءُۗ أَلَآ إِنَّهُمۡ هُمُ ٱلسُّفَهَآءُ وَلَٰكِن لَّا يَعۡلَمُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
ءَامِنُوا۟
iman edin
كَمَآ
gibi
ءَامَنَ
inandıkları
ٱلنَّاسُ
insanların
قَالُوٓا۟
derler
أَنُؤْمِنُ
inanır mıyız?
كَمَآ
gibi
ءَامَنَ
inandığı
ٱلسُّفَهَآءُ ۗ
beyinsizlerin
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ
doğrusu onlardır
هُمُ
onlar
ٱلسُّفَهَآءُ
asıl beyinsizler
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
değildir
يَعْلَمُونَ
bilenlerden

Diyanet İşleri MealiOnlara "Müslümanların inandığı gibi siz de inanın" denilince de, "Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" derler; iyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler

Ali BulaçVe (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler

2:14
وَإِذَا لَقُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوۡاْ إِلَىٰ شَيَٰطِينِهِمۡ قَالُوٓاْ إِنَّا مَعَكُمۡ إِنَّمَا نَحۡنُ مُسۡتَهۡزِءُونَ
وَإِذَا
zaman
لَقُوا۟
rastladıkları
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
وَإِذَا
ve zaman
خَلَوْا۟
yalnız kaldıkları
إِلَىٰ
ile
شَيَـٰطِينِهِمْ
şeytanları
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّا
şüphesiz biz
مَعَكُمْ
sizinle beraberiz
إِنَّمَا
elbette sadece
نَحْنُ
biz
مُسْتَهْزِءُونَ
(onlarla) alay ediyoruz

Diyanet İşleri Mealiİnananlara rastladıkları zaman, "İnandık" derler, elebaşılarıyla baş başa kaldıklarında, "Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz" derler

Ali Bulaçİman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz

2:15
ٱللَّهُ يَسۡتَهۡزِئُ بِهِمۡ وَيَمُدُّهُمۡ فِي طُغۡيَٰنِهِمۡ يَعۡمَهُونَ
ٱللَّهُ
Allah
يَسْتَهْزِئُ
alay eder
بِهِمْ
kendileriyle
وَيَمُدُّهُمْ
ve onları bırakır
فِى
içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ
taşkınları
يَعْمَهُونَ
bocalayıp dururlar

Diyanet İşleri MealiOnlarla Allah alay eder ve taşkınlıkları içinde bocalar durumda bırakır

Ali Bulaç(Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır

2:16
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلۡهُدَىٰ فَمَا رَبِحَت تِّجَٰرَتُهُمۡ وَمَا كَانُواْ مُهۡتَدِينَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
satın aldılar
ٱشْتَرَوُا۟
bought
ٱلضَّلَـٰلَةَ
sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet karşılığında
فَمَا
etmedi
رَبِحَت
kâr
تِّجَـٰرَتُهُمْ
ticaretleri
وَمَا
ve değildir
كَانُوا۟
olanlardan
مُهْتَدِينَ
doğru yolu bulan

Diyanet İşleri MealiOnlar, doğruluk yerine sapıklığı aldılar da alışverişleri kar getirmedi; doğru yolu bulamamışlardı

Ali Bulaçİşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alış-verişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır

2:17 📚 1
مَثَلُهُمۡ كَمَثَلِ ٱلَّذِي ٱسۡتَوۡقَدَ نَارࣰ ا فَلَمَّآ أَضَآءَتۡ مَا حَوۡلَهُۥ ذَهَبَ ٱللَّهُ بِنُورِهِمۡ وَتَرَكَهُمۡ فِي ظُلُمَٰتࣲ لَّا يُبۡصِرُونَ
مَثَلُهُمْ
Onların durumu
كَمَثَلِ
durumu gibidir
ٱلَّذِى
kişinin
ٱسْتَوْقَدَ
yakan
نَارًۭا
ateş
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَضَآءَتْ
aydınlatır
مَا
çevresini
حَوْلَهُۥ
(was) around him
ذَهَبَ
giderdi
ٱللَّهُ
Allah
بِنُورِهِمْ
onların nurunu
وَتَرَكَهُمْ
ve onları bıraktı
فِى
içinde
ظُلُمَـٰتٍۢ
karanlıklar
لَّا
değildir
يُبْصِرُونَ
görenlerden

Diyanet İşleri MealiOnlar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzerler ki, Allah ışıklarını yok edince, onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır

Ali BulaçBunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir

2:18
صُمُّۢ بُكۡمٌ عُمۡيࣱ فَهُمۡ لَا يَرۡجِعُونَ
صُمٌّۢ
sağırdırlar
بُكْمٌ
dilsizdirler
عُمْىٌۭ
kördürler
فَهُمْ
onlar
لَا
değildir
يَرْجِعُونَ
dönecek

Diyanet İşleri MealiSağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler

Ali BulaçSağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler

2:19
أَوۡ كَصَيِّبࣲ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فِيهِ ظُلُمَٰتࣱ وَرَعۡدࣱ وَبَرۡقࣱ يَجۡعَلُونَ أَصَٰبِعَهُمۡ فِيٓ ءَاذَانِهِم مِّنَ ٱلصَّوَٰعِقِ حَذَرَ ٱلۡمَوۡتِۚ وَٱللَّهُ مُحِيطُۢ بِٱلۡكَٰفِرِينَ
أَوْ
ya da (onlar)
كَصَيِّبٍۢ
boşanan yağmur gibi
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فِيهِ
içinde
ظُلُمَـٰتٌۭ
karanlıklar
وَرَعْدٌۭ
ve gök gürlemesi
وَبَرْقٌۭ
ve şimşek (ler)
يَجْعَلُونَ
tıkarlar
أَصَـٰبِعَهُمْ
parmaklarını
فِىٓ
içine
ءَاذَانِهِم
kulakları
مِّنَ
yıldırım seslerinden
ٱلصَّوَٰعِقِ
the thunderclaps
حَذَرَ
korkusuyla
ٱلْمَوْتِ ۚ
ölüm
وَٱللَّهُ
oysa Allah
مُحِيطٌۢ
tamamen kuşatmıştır
بِٱلْكَـٰفِرِينَ
inkarcıları

Diyanet İşleri MealiBir kısmı da, karanlıklarda, gök gürlemeleri ve şimşek arasında gökten boşanan sağanağa tutulup, yıldırımlardan ölmek korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkayan kimseye benzer

Ali BulaçYa da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır

2:20 📚 1
يَكَادُ ٱلۡبَرۡقُ يَخۡطَفُ أَبۡصَٰرَهُمۡۖ كُلَّمَآ أَضَآءَ لَهُم مَّشَوۡاْ فِيهِ وَإِذَآ أَظۡلَمَ عَلَيۡهِمۡ قَامُواْۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمۡعِهِمۡ وَأَبۡصَٰرِهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
يَكَادُ
neredeyse
ٱلْبَرْقُ
şimşek
يَخْطَفُ
kapıverecek
أَبْصَـٰرَهُمْ ۖ
gözlerini
كُلَّمَآ
zaman
أَضَآءَ
aydınlattığı
لَهُم
onları
مَّشَوْا۟
yürürler
فِيهِ
o(nun ışığı)nda
وَإِذَآ
zaman
أَظْلَمَ
karanlık çöktüğü
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
قَامُوا۟ ۚ
dikilip kalırlar
وَلَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَذَهَبَ
elbette götürürdü
بِسَمْعِهِمْ
işitmelerini
وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۚ
ve görmelerini
إِنَّ
Şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
gücü yeter

Diyanet İşleri MealiŞimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır; onları aydınlattıkça ışığında yürürler ve üzerlerine karanlık basınca durakalırlar. Allah dileseydi işitme ve görmelerini giderirdi. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir

Ali BulaçÇakan şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek; önlerini her aydınlattığında (biraz) yürürler, üzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir

2:21 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمُ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey!
ٱلنَّاسُ
insanlar
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
رَبَّكُمُ
Rabbinize
ٱلَّذِى
o ki;
خَلَقَكُمْ
sizi yarattı
وَٱلَّذِينَ
ve o ki;
مِن
sizden öncekileri
قَبْلِكُمْ
before you
لَعَلَّكُمْ
belki
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz

Ali BulaçEy insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız

2:22 📚 2
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فِرَٰشࣰ ا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءࣰ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزۡقࣰ ا لَّكُمۡۖ فَلَا تَجۡعَلُواْ لِلَّهِ أَندَادࣰ ا وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
ٱلَّذِى
O (Rabb) ki
جَعَلَ
kıldı
لَكُمُ
sizin için
ٱلْأَرْضَ
yeri
فِرَٰشًۭا
döşek
وَٱلسَّمَآءَ
ve göğü
بِنَآءًۭ
bina
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَخْرَجَ
çıkardı
بِهِۦ
onunla
مِنَ
çeşitli ürünlerden
ٱلثَّمَرَٰتِ
the fruits
رِزْقًۭا
rızık olarak
لَّكُمْ ۖ
sizin için
فَلَا
öyleyse
تَجْعَلُوا۟
koşmayın
لِلَّهِ
Allah'a
أَندَادًۭا
eşler (denk)
وَأَنتُمْ
ve siz de
تَعْلَمُونَ
bile bile

Diyanet İşleri MealiO, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah'a, bile bile eş koşmayın

Ali BulaçO, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın

2:23 📚 6
وَإِن كُنتُمۡ فِي رَيۡبࣲ مِّمَّا نَزَّلۡنَا عَلَىٰ عَبۡدِنَا فَأۡتُواْ بِسُورَةࣲ مِّن مِّثۡلِهِۦ وَٱدۡعُواْ شُهَدَآءَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَإِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
فِى
içinde
رَيْبٍۢ
şüphe
مِّمَّا
sana indirdiğimizden
نَزَّلْنَا
We have revealed
عَلَىٰ
kulumuz (Muhammed)e
عَبْدِنَا
Our slave
فَأْتُوا۟
haydi getirin
بِسُورَةٍۢ
bir sure
مِّن
onun gibi
مِّثْلِهِۦ
like it
وَٱدْعُوا۟
ve çağırın
شُهَدَآءَكُم
şahitlerinizi
مِّن
başkadan
دُونِ
other than
ٱللَّهِ
Allah
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Diyanet İşleri MealiKulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın

Ali BulaçEğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)’dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın

2:24
فَإِن لَّمۡ تَفۡعَلُواْ وَلَن تَفۡعَلُواْ فَٱتَّقُواْ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلۡحِجَارَةُۖ أُعِدَّتۡ لِلۡكَٰفِرِينَ
فَإِن
yok eğer
لَّمْ
yapmadınızsa
تَفْعَلُوا۟
you do
وَلَن
ki asla
تَفْعَلُوا۟
yapamayacaksınız
فَٱتَّقُوا۟
o halde sakının
ٱلنَّارَ
ateşten
ٱلَّتِى
ki
وَقُودُهَا
onun yakıtı
ٱلنَّاسُ
insanlar
وَٱلْحِجَارَةُ ۖ
ve taşlardır
أُعِدَّتْ
hazırlanmış
لِلْكَـٰفِرِينَ
inkarcılar için

Diyanet İşleri MealiYapamazsanız ki yapamayacaksınız o takdirde, inkar edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taş olan ateşten sakının

Ali BulaçAma yapamazsanız -ki kesin olarak yapamayacaksınız- bu durumda kafirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten sakının

2:25 📚 1
وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنۡهَا مِن ثَمَرَةࣲ رِّزۡقࣰ ا قَالُواْ هَٰذَا ٱلَّذِي رُزِقۡنَا مِن قَبۡلُۖ وَأُتُواْ بِهِۦ مُتَشَٰبِهࣰ اۖ وَلَهُمۡ فِيهَآ أَزۡوَٰجࣱ مُّطَهَّرَةࣱۖ وَهُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve işleyen
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih işler
أَنَّ
muhakkak
لَهُمْ
onlar için vardır
جَنَّـٰتٍۢ
cennetler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
under them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
ırmaklar
كُلَّمَا
her
رُزِقُوا۟
rızıklandırıldıklarında
مِنْهَا
onlardaki
مِن
meyveden
ثَمَرَةٍۢ
fruit
رِّزْقًۭا ۙ
rızk olarak
قَالُوا۟
derler
هَـٰذَا
Bu
ٱلَّذِى
şeydir
رُزِقْنَا
rızıklandığımız
مِن
daha önceden
قَبْلُ ۖ
before
وَأُتُوا۟
verilmiştir
بِهِۦ
onlara
مُتَشَـٰبِهًۭا ۖ
ona benzer
وَلَهُمْ
Onlar için vardır
فِيهَآ
orada
أَزْوَٰجٌۭ
eşler
مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ
tertemiz
وَهُمْ
ve onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Diyanet İşleri Mealiİnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar

Ali Bulaç(Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır

2:26 📚 1
۞إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسۡتَحۡيِۦٓ أَن يَضۡرِبَ مَثَلࣰ ا مَّا بَعُوضَةࣰ فَمَا فَوۡقَهَاۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فَيَعۡلَمُونَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلࣰ اۘ يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرࣰ ا وَيَهۡدِي بِهِۦ كَثِيرࣰ اۚ وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلۡفَٰسِقِينَ
۞ إِنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
لَا
değildir
يَسْتَحْىِۦٓ
çekinecek
أَن
misal vermekten
يَضْرِبَ
set forth
مَثَلًۭا
bir örneği
مَّا
gibi
بَعُوضَةًۭ
bir sivrisineği
فَمَا
hatta olanı
فَوْقَهَا ۚ
onun da üstünde
فَأَمَّا
gerçekten
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
فَيَعْلَمُونَ
bilirler
أَنَّهُ
kesinlikle o
ٱلْحَقُّ
haktır (gerçektir)
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ
their Lord
وَأَمَّا
ve ise
ٱلَّذِينَ
edenler
كَفَرُوا۟
inkar
فَيَقُولُونَ
derler ki
مَاذَآ
neyi
أَرَادَ
istedi (kasdetti)
ٱللَّهُ
Allah
بِهَـٰذَا
bu
مَثَلًۭا ۘ
misalle
يُضِلُّ
saptırır
بِهِۦ
onunla
كَثِيرًۭا
bir çoğunu
وَيَهْدِى
ve yine yola getirir
بِهِۦ
onunla
كَثِيرًۭا ۚ
bir çoğunu
وَمَا
saptırmaz
يُضِلُّ
He lets go astray
بِهِۦٓ
onunla
إِلَّا
başkasını
ٱلْفَـٰسِقِينَ
fasıklardan

Diyanet İşleri MealiAllah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır

Ali BulaçŞüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkar edenler ise, "Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?" derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan başkasını saptırmaz

2:27 📚 7
ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهۡدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مِيثَٰقِهِۦ وَيَقۡطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَنقُضُونَ
bozarlar
عَهْدَ
(verdikleri) sözü
ٱللَّهِ
Allah'a
مِنۢ
sonradan
بَعْدِ
after
مِيثَـٰقِهِۦ
söz verip bağlandıktan
وَيَقْطَعُونَ
ve keserler
مَآ
şeyi
أَمَرَ
emrettiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِهِۦٓ
kendisiyle
أَن
birleştirmesini
يُوصَلَ
be joined
وَيُفْسِدُونَ
ve bozgunculuk yaparlar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlar

Diyanet İşleri MealiAllah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır

Ali BulaçKi (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır

2:28
كَيۡفَ تَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَكُنتُمۡ أَمۡوَٰتࣰ ا فَأَحۡيَٰكُمۡۖ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡ ثُمَّ إِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
كَيْفَ
nasıl
تَكْفُرُونَ
inkar edersiniz
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَكُنتُمْ
siz iken
أَمْوَٰتًۭا
ölüler
فَأَحْيَـٰكُمْ ۖ
O sizi diriltti
ثُمَّ
sonra
يُمِيتُكُمْ
öldürecek
ثُمَّ
sonra
يُحْيِيكُمْ
diriltecek
ثُمَّ
sonra
إِلَيْهِ
O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiÖlü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz

Ali BulaçNasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz

2:29 📚 3
هُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَسَوَّىٰهُنَّ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتࣲۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
هُوَ
O
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَ
yarattı
لَكُم
sizin için
مَّا
ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
جَمِيعًۭا
hepsini
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰٓ
yöneldi
إِلَى
göke
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
فَسَوَّىٰهُنَّ
onları düzenledi
سَبْعَ
yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ ۚ
gök (olarak)
وَهُوَ
ve O
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Diyanet İşleri MealiYerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir

Ali BulaçSizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir

2:30 📚 4
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي جَاعِلࣱ فِي ٱلۡأَرۡضِ خَلِيفَةࣰۖ قَالُوٓاْ أَتَجۡعَلُ فِيهَا مَن يُفۡسِدُ فِيهَا وَيَسۡفِكُ ٱلدِّمَآءَ وَنَحۡنُ نُسَبِّحُ بِحَمۡدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۖ قَالَ إِنِّيٓ أَعۡلَمُ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
وَإِذْ
bir zamanlar
قَالَ
dedi ki
رَبُّكَ
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
إِنِّى
şüphesiz ben
جَاعِلٌۭ
yaratacağım
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
خَلِيفَةًۭ ۖ
bir halife
قَالُوٓا۟
dediler (melekler)
أَتَجْعَلُ
mi yaratacaksın?
فِيهَا
orada
مَن
kimse
يُفْسِدُ
bozgunculuk yapan
فِيهَا
orada
وَيَسْفِكُ
döken
ٱلدِّمَآءَ
kan
وَنَحْنُ
oysa biz
نُسَبِّحُ
tesbih ediyor
بِحَمْدِكَ
seni överek
وَنُقَدِّسُ
ve takdis ediyoruz
لَكَ ۖ
seni
قَالَ
dedi
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعْلَمُ
bilirim
مَا
şeyleri
لَا
değilsiniz
تَعْلَمُونَ
siz biliyor

Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti; melekler, "Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz" dediler; Allah "Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi

Ali BulaçHani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim" dedi

2:31
وَعَلَّمَ ءَادَمَ ٱلۡأَسۡمَآءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمۡ عَلَى ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ فَقَالَ أَنۢبِـُٔونِي بِأَسۡمَآءِ هَٰٓؤُلَآءِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَعَلَّمَ
ve öğretti
ءَادَمَ
Adem'e
ٱلْأَسْمَآءَ
isimleri
كُلَّهَا
bütün
ثُمَّ
sonra
عَرَضَهُمْ
onları sunup
عَلَى
meleklere
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the angels
فَقَالَ
ve dedi
أَنۢبِـُٔونِى
bana söyleyin
بِأَسْمَآءِ
isimlerini
هَـٰٓؤُلَآءِ
onların
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru kimseler

Diyanet İşleri MealiVe Adem'e bütün isimleri öğretti, sonra eşyayı meleklere gösterdi. "Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin" dedi

Ali BulaçVe Adem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi

2:32 📚 5
قَالُواْ سُبۡحَٰنَكَ لَا عِلۡمَ لَنَآ إِلَّا مَا عَلَّمۡتَنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ
قَالُوا۟
dediler ki
سُبْحَـٰنَكَ
Seni tesbih ederiz
لَا
yoktur
عِلْمَ
bilgimiz
لَنَآ
bizim
إِلَّا
başka
مَا
şeyden
عَلَّمْتَنَآ ۖ
bize öğrettiğin
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
sen
ٱلْعَلِيمُ
bilensin
ٱلْحَكِيمُ
hakim olansın

Diyanet İşleri MealiCevap verdiler: "Sen münezzehsin, öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen hem bilensin, hem Hakim'sin

Ali BulaçDediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın

2:33 📚 2
قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ أَنۢبِئۡهُم بِأَسۡمَآئِهِمۡۖ فَلَمَّآ أَنۢبَأَهُم بِأَسۡمَآئِهِمۡ قَالَ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ إِنِّيٓ أَعۡلَمُ غَيۡبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَأَعۡلَمُ مَا تُبۡدُونَ وَمَا كُنتُمۡ تَكۡتُمُونَ
قَالَ
(Allah) dedi ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
أَنۢبِئْهُم
bunlara haber ver
بِأَسْمَآئِهِمْ ۖ
onların isimlerini
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَنۢبَأَهُم
bunlara haber verince
بِأَسْمَآئِهِمْ
onların isimlerini
قَالَ
(Allah) dedi ki
أَلَمْ
değil miydim?
أَقُل
size demiş
لَّكُمْ
size
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعْلَمُ
bilirim
غَيْبَ
gayblarını
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَأَعْلَمُ
ve bilirim
مَا
şeyleri
تُبْدُونَ
sizin açıkladıklarınız
وَمَا
ve şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
تَكْتُمُونَ
gizlemekte

Diyanet İşleri MealiAllah "Ey Adem onlara isimlerini söyle" dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah "Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi

Ali Bulaç(Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim

2:34 📚 1
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰ وَٱسۡتَكۡبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَإِذْ
hani
قُلْنَا
demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
Meleklere
ٱسْجُدُوا۟
secde edin
لِـَٔادَمَ
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟
hemen secde ettiler
إِلَّآ
hariç
إِبْلِيسَ
İblis
أَبَىٰ
kaçındı
وَٱسْتَكْبَرَ
ve kibirlendi
وَكَانَ
ve oldu
مِنَ
inkarcılardan
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the disbelievers

Diyanet İşleri MealiMeleklere, "Adem'e secde edin" demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu

Ali BulaçVe meleklere: "Adem’e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu

2:35 📚 1
وَقُلۡنَا يَٰٓـَٔادَمُ ٱسۡكُنۡ أَنتَ وَزَوۡجُكَ ٱلۡجَنَّةَ وَكُلَا مِنۡهَا رَغَدًا حَيۡثُ شِئۡتُمَا وَلَا تَقۡرَبَا هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقُلْنَا
ve dedik ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
ٱسْكُنْ
oturun
أَنتَ
sen
وَزَوْجُكَ
ve eşin
ٱلْجَنَّةَ
cennette
وَكُلَا
ve yeyin
مِنْهَا
ondan
رَغَدًا
bol bol
حَيْثُ
yerde
شِئْتُمَا
dilediğiniz
وَلَا
yaklaşmayın
تَقْرَبَا
[you two] approach
هَـٰذِهِ
şu
ٱلشَّجَرَةَ
ağaca
فَتَكُونَا
olursunuz
مِنَ
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Diyanet İşleri MealiEy Adem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz" dedik

Ali BulaçVe dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz

2:36
فَأَزَلَّهُمَا ٱلشَّيۡطَٰنُ عَنۡهَا فَأَخۡرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِۖ وَقُلۡنَا ٱهۡبِطُواْ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوࣱّۖ وَلَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُسۡتَقَرࣱّ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينࣲ‏
فَأَزَلَّهُمَا
onlar(ın ayağın)ı kaydırdı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
عَنْهَا
oradan
فَأَخْرَجَهُمَا
çıkardı
مِمَّا
yerden
كَانَا
bulundukları
فِيهِ ۖ
içinde
وَقُلْنَا
ve dedik ki
ٱهْبِطُوا۟
inin
بَعْضُكُمْ
kiminiz
لِبَعْضٍ
kiminize
عَدُوٌّۭ ۖ
düşman olarak
وَلَكُمْ
sizin için vardır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُسْتَقَرٌّۭ
kalmak
وَمَتَـٰعٌ
ve nimet
إِلَىٰ
bir süre
حِينٍۢ
a period

Diyanet İşleri MealiŞeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı, onlara "Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz" dedik

Ali BulaçFakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik

2:37 📚 2
فَتَلَقَّىٰٓ ءَادَمُ مِن رَّبِّهِۦ كَلِمَٰتࣲ فَتَابَ عَلَيۡهِۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
فَتَلَقَّىٰٓ
derken aldı
ءَادَمُ
Adem
مِن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
كَلِمَـٰتٍۢ
kelimeler
فَتَابَ
tevbesini kabul etti
عَلَيْهِ ۚ
onun
إِنَّهُۥ
şüphesiz
هُوَ
O
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAdem, Rabbi'nden emirler aldı; onları yerine getirdi. Rabb'i de bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz o tevbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır

Ali BulaçDerken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir

2:38
قُلۡنَا ٱهۡبِطُواْ مِنۡهَا جَمِيعࣰ اۖ فَإِمَّا يَأۡتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدࣰ ى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
قُلْنَا
dedik
ٱهْبِطُوا۟
inin
مِنْهَا
oradan
جَمِيعًۭا ۖ
hepiniz
فَإِمَّا
zaman
يَأْتِيَنَّكُم
size geldiği
مِّنِّى
benden
هُدًۭى
bir hidayet
فَمَن
kimler
تَبِعَ
uyarsa
هُدَاىَ
benim hidayetime
فَلَا
artık yoktur
خَوْفٌ
bir korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve olmazlar
هُمْ
onlar
يَحْزَنُونَ
üzülenlerden

Diyanet İşleri Mealiİnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik

Ali BulaçDedik ki: "Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

2:39
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Diyanet İşleri Mealiİnkar eden kimseler ve ayetlerimizi yalan sayanlar cehennemlik olanlardır, onlar orada temelli kalacaklardır

Ali Bulaçİnkar edip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise; onlar, ateşin halkıdırlar ve orada süresiz kalacaklardır

2:40 📚 1
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَوۡفُواْ بِعَهۡدِيٓ أُوفِ بِعَهۡدِكُمۡ وَإِيَّٰيَ فَٱرۡهَبُونِ
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'metleri
ٱلَّتِىٓ
o ki;
أَنْعَمْتُ
ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ
sizleri
وَأَوْفُوا۟
ve tutun
بِعَهْدِىٓ
bana verdiğiniz sözü
أُوفِ
ben de tutayım
بِعَهْدِكُمْ
size verdiğim sözü
وَإِيَّـٰىَ
ve sadece benden
فَٱرْهَبُونِ
korkun

Diyanet İşleri MealiEy İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki Ben de yerine getireyim; yoksa benden korkun

Ali BulaçEy İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi hatırlayın ve ahdime bağlı kalın, ki Ben de ahdinize bağlı kalayım. Ve yalnızca Benden korkun

2:41 📚 1
وَءَامِنُواْ بِمَآ أَنزَلۡتُ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا مَعَكُمۡ وَلَا تَكُونُوٓاْ أَوَّلَ كَافِرِۭ بِهِۦۖ وَلَا تَشۡتَرُواْ بِـَٔايَٰتِي ثَمَنࣰ ا قَلِيلࣰ ا وَإِيَّٰيَ فَٱتَّقُونِ
وَءَامِنُوا۟
ve inanın
بِمَآ
şeye
أَنزَلْتُ
indirdiğim
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
bulunanı
مَعَكُمْ
sizin yanınızda
وَلَا
ve olmayın
تَكُونُوٓا۟
be
أَوَّلَ
ilk
كَافِرٍۭ
inkar eden
بِهِۦ ۖ
onu
وَلَا
ve satmayın
تَشْتَرُوا۟
exchange
بِـَٔايَـٰتِى
benim ayetlerimi
ثَمَنًۭا
bedele
قَلِيلًۭا
azıcık
وَإِيَّـٰىَ
ve benden
فَٱتَّقُونِ
sakının

Diyanet İşleri MealiYanınızdaki Tevrat'ı tasdik ederek indirdiğim Kuran'a, inanın; onu ilk inkar edenler siz olmayın, ayetlerimi hiçbir değere karşılık değiştirmeyin ve bile bile hakkı gizlemeyin

Ali BulaçYanınızda olan (Tevrat)ı, doğrulayıcı olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin; onu inkar edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir değer karşılığında değişmeyin. Ve yalnızca Benden korkun

2:42
وَلَا تَلۡبِسُواْ ٱلۡحَقَّ بِٱلۡبَٰطِلِ وَتَكۡتُمُواْ ٱلۡحَقَّ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَلَا
ve katıştırmayın
تَلْبِسُوا۟
mix
ٱلْحَقَّ
gerçeği
بِٱلْبَـٰطِلِ
batılla
وَتَكْتُمُوا۟
ve gizlemeyin
ٱلْحَقَّ
hakkı
وَأَنتُمْ
siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Diyanet İşleri MealiHakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin

Ali BulaçHakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz

2:43
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرۡكَعُواْ مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱرْكَعُوا۟
ve ruku edin
مَعَ
beraber
ٱلرَّٰكِعِينَ
rüku edenlerle

Diyanet İşleri MealiNamazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle birlikte rüku edin

Ali BulaçNamazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin

2:44 📚 4
۞أَتَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبِرِّ وَتَنسَوۡنَ أَنفُسَكُمۡ وَأَنتُمۡ تَتۡلُونَ ٱلۡكِتَٰبَۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
۞ أَتَأْمُرُونَ
emir mi ediyorsunuz
ٱلنَّاسَ
insanlara
بِٱلْبِرِّ
iyiliği
وَتَنسَوْنَ
unutuyorsunuz da
أَنفُسَكُمْ
kendinizi
وَأَنتُمْ
ve siz
تَتْلُونَ
okuduğunuz halde
ٱلْكِتَـٰبَ ۚ
Kitabı
أَفَلَا
hâlâ
تَعْقِلُونَ
aklınızı kullanmıyor musunuz?

Diyanet İşleri MealiKitap'ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz

Ali BulaçSiz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız

2:45 📚 1
وَٱسۡتَعِينُواْ بِٱلصَّبۡرِ وَٱلصَّلَوٰةِۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى ٱلۡخَٰشِعِينَ
وَٱسْتَعِينُوا۟
yardım dileyin
بِٱلصَّبْرِ
sabırla
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ
ve namazla
وَإِنَّهَا
şüphesiz bu
لَكَبِيرَةٌ
ağır gelir
إِلَّا
başkasına
عَلَى
saygı gösterenlerden
ٱلْخَـٰشِعِينَ
the humble ones

Diyanet İşleri MealiSabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir

Ali BulaçSabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır

2:46
ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُواْ رَبِّهِمۡ وَأَنَّهُمۡ إِلَيۡهِ رَٰجِعُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَظُنُّونَ
bilirler
أَنَّهُم
şüphesiz onlar
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklardır
رَبِّهِمْ
Rablerine
وَأَنَّهُمْ
ve gerçekten onlar
إِلَيْهِ
O'na
رَٰجِعُونَ
döneceklerdir

Diyanet İşleri MealiSabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir

Ali BulaçOnlar, (mü'minler ise), şüphesiz, Rableriyle karşılaşacaklarını ve (yine) şüphesiz, O'na döneceklerini bilirler

2:47
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَنِّي فَضَّلۡتُكُمۡ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'metimi
ٱلَّتِىٓ
ki
أَنْعَمْتُ
ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ
sizi
وَأَنِّى
ve şüphesiz
فَضَّلْتُكُمْ
sizi üstün kıldım
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Diyanet İşleri MealiEy İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün kıldığımı hatırlayın

Ali BulaçEy İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere üstün kıldığımı hatırlayın

2:48
وَٱتَّقُواْ يَوۡمࣰ ا لَّا تَجۡزِي نَفۡسٌ عَن نَّفۡسࣲ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُقۡبَلُ مِنۡهَا شَفَٰعَةࣱ وَلَا يُؤۡخَذُ مِنۡهَا عَدۡلࣱ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
يَوْمًۭا
günden
لَّا
cezalandırılmaz
تَجْزِى
avail
نَفْسٌ
hiç kimse
عَن
kimseden(günahından)
نَّفْسٍۢ
(another) soul
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَلَا
kabul edilmez
يُقْبَلُ
will be accepted
مِنْهَا
kimseden
شَفَـٰعَةٌۭ
şefaat da
وَلَا
ve alınmaz
يُؤْخَذُ
will be taken
مِنْهَا
ondan
عَدْلٌۭ
fidye de
وَلَا
ve yapılamaz
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
hiçbir yardım

Diyanet İşleri MealiKimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun

Ali BulaçVe hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının

2:49
وَإِذۡ نَجَّيۡنَٰكُم مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَسُومُونَكُمۡ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبۡنَآءَكُمۡ وَيَسۡتَحۡيُونَ نِسَآءَكُمۡۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَآءࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ عَظِيمࣱ‏
وَإِذْ
hani
نَجَّيْنَـٰكُم
sizi kurtarmıştık
مِّنْ
ailesinden
ءَالِ
(the) people
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ
onlar size reva görüyor
سُوٓءَ
en kötüsünü
ٱلْعَذَابِ
azabın
يُذَبِّحُونَ
boğazlayıp
أَبْنَآءَكُمْ
oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ
sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ
kadınlarınızı
وَفِى
ve vardı
ذَٰلِكُم
bunda sizin için
بَلَآءٌۭ
bir imtihan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
عَظِيمٌۭ
büyük

Diyanet İşleri MealiSize işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık; bu Rabbinizin büyük bir imtihanı idi

Ali BulaçSizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı

2:50
وَإِذۡ فَرَقۡنَا بِكُمُ ٱلۡبَحۡرَ فَأَنجَيۡنَٰكُمۡ وَأَغۡرَقۡنَآ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ
وَإِذْ
hani
فَرَقْنَا
yarmıştık;
بِكُمُ
sizin için
ٱلْبَحْرَ
denizi
فَأَنجَيْنَـٰكُمْ
sizi kurtarmış
وَأَغْرَقْنَآ
ve boğmuştuk
ءَالَ
ailesini
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
وَأَنتُمْ
ve siz de
تَنظُرُونَ
görüyordunuz

Diyanet İşleri MealiDenizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini batırmıştık

Ali BulaçVe sizin için denizi ikiye yarıp sizi kurtardığımızı ve Firavun'un adamlarını -gözlerinizin önünde- boğduğumuzu hatırlayın

2:51
وَإِذۡ وَٰعَدۡنَا مُوسَىٰٓ أَرۡبَعِينَ لَيۡلَةࣰ ثُمَّ ٱتَّخَذۡتُمُ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَنتُمۡ ظَٰلِمُونَ
وَإِذْ
hani
وَٰعَدْنَا
sözleşmiştik
مُوسَىٰٓ
Musa ile
أَرْبَعِينَ
kırk
لَيْلَةًۭ
gece için
ثُمَّ
sonra
ٱتَّخَذْتُمُ
siz (tanrı) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
مِنۢ
onun ardından
بَعْدِهِۦ
after him
وَأَنتُمْ
ve siz
ظَـٰلِمُونَ
zalimlerdiniz

Diyanet İşleri MealiMusa'ya kırk gece vade vermiştik. Sonra onun arkasından, kendinize yazık ederek, buzağıyı tanrı edinmiştiniz

Ali BulaçHani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz

2:52
ثُمَّ عَفَوۡنَا عَنكُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
ثُمَّ
sonra
عَفَوْنَا
affetmiştik
عَنكُم
sizi
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz (diye)

Diyanet İşleri MealiSonra bunun ardından, şükredersiniz diye, sizi bağışlamıştık

Ali BulaçBundan sonra, (artık) şükredesiniz diye sizi bağışladık

2:53
وَإِذۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡفُرۡقَانَ لَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
وَإِذْ
ve hani
ءَاتَيْنَا
vermiştik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
وَٱلْفُرْقَانَ
ve furkan
لَعَلَّكُمْ
belki
تَهْتَدُونَ
hidayete erersiniz (diye)

Diyanet İşleri MealiDoğru yola gidesiniz diye Musa'ya hakkı batıldan ayıran Kitabı vermiştik

Ali BulaçVe hidayete eresiniz diye Musa'ya kitabı ve Furkan’ı verdik

2:54
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ إِنَّكُمۡ ظَلَمۡتُمۡ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلۡعِجۡلَ فَتُوبُوٓاْ إِلَىٰ بَارِئِكُمۡ فَٱقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ عِندَ بَارِئِكُمۡ فَتَابَ عَلَيۡكُمۡۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦ
kavmine
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
إِنَّكُمْ
şüphesiz sizler
ظَلَمْتُمْ
zulmettiniz
أَنفُسَكُم
kendinize
بِٱتِّخَاذِكُمُ
(tanrı) edinmekle
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
فَتُوبُوٓا۟
gelin tevbe edin de
إِلَىٰ
yaratıcınıza
بَارِئِكُمْ
your Creator
فَٱقْتُلُوٓا۟
ve öldürün
أَنفُسَكُمْ
nefislerinizi
ذَٰلِكُمْ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ
sizin için
عِندَ
katında
بَارِئِكُمْ
yaratıcınız
فَتَابَ
tevbenizi kabul buyurmuş olur
عَلَيْكُمْ ۚ
sizin
إِنَّهُۥ
şüphesiz
هُوَ
O
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ
merhametlidir

Diyanet İşleri MealiMusa milletine "Ey milletim! Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaratanınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlı olur; O daima tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizikabul eder" demişti

Ali BulaçHani Musa, kavmine: "Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca Yaratan(gerçek İlah)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, Yaratıcınız Katında sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir

2:55
وَإِذۡ قُلۡتُمۡ يَٰمُوسَىٰ لَن نُّؤۡمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهۡرَةࣰ فَأَخَذَتۡكُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ
وَإِذْ
ve hani
قُلْتُمْ
demiştiniz
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa
لَن
inanmayız
نُّؤْمِنَ
(will) we believe
لَكَ
sana
حَتَّىٰ
kadar
نَرَى
görünceye
ٱللَّهَ
Allah'ı
جَهْرَةًۭ
açıkça
فَأَخَذَتْكُمُ
derhal sizi yakalamıştı
ٱلصَّـٰعِقَةُ
yıldırım gürültüsü
وَأَنتُمْ
siz de
تَنظُرُونَ
bunu görüyordunuz

Diyanet İşleri MealiYa Musa! Allah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız" demiştiniz de gözleriniz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı

Ali BulaçVe demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız." Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz

2:56
ثُمَّ بَعَثۡنَٰكُم مِّنۢ بَعۡدِ مَوۡتِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
ثُمَّ
sonra
بَعَثْنَـٰكُم
sizi tekrar diriltmiştik
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
مَوْتِكُمْ
ölümünüzün
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz (diye)

Diyanet İşleri MealiÖlümünüzden sonra, şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik

Ali BulaçSonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik

2:57
وَظَلَّلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡغَمَامَ وَأَنزَلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰۖ كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡۚ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
وَظَلَّلْنَا
ve gölgelendirdik
عَلَيْكُمُ
üstünüze
ٱلْغَمَامَ
bulutu
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَنَّ
kudret helvası
وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ
ve bıldırcın
كُلُوا۟
yeyin
مِن
güzelliklerden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
مَا
şeyleri
رَزَقْنَـٰكُمْ ۖ
rızık olarak verdiğimiz
وَمَا
ve değildi
ظَلَمُونَا
bize zulmediyor
وَلَـٰكِن
ama
كَانُوٓا۟
idiler
أَنفُسَهُمْ
kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmetmekteler

Diyanet İşleri MealiBulutla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" dedik. Onlar Bize değil, fakat kendilerine yazık ediyorlardı

Ali BulaçBulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler

2:58
وَإِذۡ قُلۡنَا ٱدۡخُلُواْ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةَ فَكُلُواْ مِنۡهَا حَيۡثُ شِئۡتُمۡ رَغَدࣰ ا وَٱدۡخُلُواْ ٱلۡبَابَ سُجَّدࣰ ا وَقُولُواْ حِطَّةࣱ نَّغۡفِرۡ لَكُمۡ خَطَٰيَٰكُمۡۚ وَسَنَزِيدُ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَإِذْ
hani
قُلْنَا
demiştik ki
ٱدْخُلُوا۟
girin
هَـٰذِهِ
şu
ٱلْقَرْيَةَ
kente
فَكُلُوا۟
yeyin
مِنْهَا
oradan
حَيْثُ
yerde
شِئْتُمْ
dilediğiniz
رَغَدًۭا
bol bol
وَٱدْخُلُوا۟
girin
ٱلْبَابَ
kapıdan
سُجَّدًۭا
secde ederek
وَقُولُوا۟
ve deyin
حِطَّةٌۭ
hitta (ya Rabbi bizi affet)
نَّغْفِرْ
biz de bağışlayalım
لَكُمْ
sizin
خَطَـٰيَـٰكُمْ ۚ
hatalarınızı
وَسَنَزِيدُ
ve daha fazlasını vereceğiz
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananlara

Diyanet İşleri MealiŞu şehre girin, orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin, secde ederek kapısından girin, "bağışla!" deyin, Biz de yanılmalarınızı bağışlarız, iyilere daha da artırırız" demiştik

Ali BulaçVe hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin; (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız

2:59 📚 2
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ قَوۡلًا غَيۡرَ ٱلَّذِي قِيلَ لَهُمۡ فَأَنزَلۡنَا عَلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ رِجۡزࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ
فَبَدَّلَ
fakat değiştirdiler
ٱلَّذِينَ
onlar ki
ظَلَمُوا۟
zalimler
قَوْلًا
bir sözle
غَيْرَ
başka
ٱلَّذِى
söylenenden
قِيلَ
was said
لَهُمْ
kendilerine
فَأَنزَلْنَا
biz de indirdik
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
zulmedenlerin
ظَلَمُوا۟
wronged
رِجْزًۭا
bir azab
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
yaptıkları
يَفْسُقُونَ
kötülüklerden

Diyanet İşleri MealiAma zulmedenler, kendilerine söylenmiş olan sözü başka sözle değiştirdiler. Biz de, zalimlere, yoldan çıkmalarından dolayı gökten azab indirdik

Ali BulaçAma zulmedenler, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azap indirdik

2:60 📚 1
۞وَإِذِ ٱسۡتَسۡقَىٰ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ فَقُلۡنَا ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡحَجَرَۖ فَٱنفَجَرَتۡ مِنۡهُ ٱثۡنَتَا عَشۡرَةَ عَيۡنࣰ اۖ قَدۡ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسࣲ مَّشۡرَبَهُمۡۖ كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ مِن رِّزۡقِ ٱللَّهِ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
۞ وَإِذِ
hani
ٱسْتَسْقَىٰ
su istemişti
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦ
kavmi için
فَقُلْنَا
demiştik
ٱضْرِب
vur
بِّعَصَاكَ
asanla
ٱلْحَجَرَ ۖ
taşa
فَٱنفَجَرَتْ
fışkırmıştı
مِنْهُ
ondan
ٱثْنَتَا
on iki
عَشْرَةَ
twelve
عَيْنًۭا ۖ
göze (pınar)
قَدْ
elbette
عَلِمَ
bilmişti
كُلُّ
bütün
أُنَاسٍۢ
insanlar
مَّشْرَبَهُمْ ۖ
kendi içecekleri yeri
كُلُوا۟
yeyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
مِن
rızkından
رِّزْقِ
(the) provision (of)
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَا
ve (başkalarına) saldırmayın
تَعْثَوْا۟
act wickedly
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُفْسِدِينَ
bozgunculuk yaparak

Diyanet İşleri MealiMusa, milleti için su aramıştı; "Asanla taşa vur" dedik; ondan on iki pınar fışkırdı, herkes içeceği yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin, için, yalnız yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın

Ali Bulaç(Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın

2:61 📚 10
وَإِذۡ قُلۡتُمۡ يَٰمُوسَىٰ لَن نَّصۡبِرَ عَلَىٰ طَعَامࣲ وَٰحِدࣲ فَٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُخۡرِجۡ لَنَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ مِنۢ بَقۡلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَاۖ قَالَ أَتَسۡتَبۡدِلُونَ ٱلَّذِي هُوَ أَدۡنَىٰ بِٱلَّذِي هُوَ خَيۡرٌۚ ٱهۡبِطُواْ مِصۡرࣰ ا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلۡتُمۡۗ وَضُرِبَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلذِّلَّةُ وَٱلۡمَسۡكَنَةُ وَبَآءُو بِغَضَبࣲ مِّنَ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَانُواْ يَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقۡتُلُونَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعۡتَدُونَ
وَإِذْ
hani
قُلْتُمْ
siz demiştiniz ki
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa
لَن
asla
نَّصْبِرَ
biz dayanamayız
عَلَىٰ
yemeğe
طَعَامٍۢ
food
وَٰحِدٍۢ
bir
فَٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُخْرِجْ
çıkarsın
لَنَا
bize
مِمَّا
şeylerden
تُنۢبِتُ
bitirdiği
ٱلْأَرْضُ
yerin
مِنۢ
sebzesinden
بَقْلِهَا
its herbs
وَقِثَّآئِهَا
ve acurundan
وَفُومِهَا
ve sarımsağından
وَعَدَسِهَا
ve mercimeğinden
وَبَصَلِهَا ۖ
ve soğanından
قَالَ
dedi ki
أَتَسْتَبْدِلُونَ
değiştirmek mi istiyorsunuz?
ٱلَّذِى
olanı
هُوَ
o
أَدْنَىٰ
daha aşağı
بِٱلَّذِى
olanla
هُوَ
o
خَيْرٌ ۚ
iyi
ٱهْبِطُوا۟
inin
مِصْرًۭا
bir şehre
فَإِنَّ
şüphesiz
لَكُم
sizin için vardır
مَّا
şeyler
سَأَلْتُمْ ۗ
istediğiniz
وَضُرِبَتْ
ve vuruldu
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
ٱلذِّلَّةُ
alçaklık
وَٱلْمَسْكَنَةُ
ve yoksulluk (damgası)
وَبَآءُو
ve uğradılar
بِغَضَبٍۢ
bir gazaba
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ
Allah
ذَٰلِكَ
işte bu
بِأَنَّهُمْ
şüphesiz öyle
كَانُوا۟
oldu
يَكْفُرُونَ
(çünkü) inkar ediyorlar
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَقْتُلُونَ
ve öldürüyorlardı
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberleri
بِغَيْرِ
etmediği halde
ٱلْحَقِّ ۗ
hak
ذَٰلِكَ
işte bu
بِمَا
sebebiyledir
عَصَوا۟
isyan etmeleri
وَّكَانُوا۟
ve oldukları
يَعْتَدُونَ
sınırı aşmış

Diyanet İşleri MealiEy Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin" demiştiniz de, "Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır" demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah'ın gazabına uğradılar. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı

Ali BulaçSiz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır" demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi

2:62
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَلَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
inananlar
ءَامَنُوا۟
believed
وَٱلَّذِينَ
ve yahudiler
هَادُوا۟
became Jews
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ
ve hıristiyanlar
وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ
ve sabiiler
مَنْ
kim
ءَامَنَ
inanırsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَعَمِلَ
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا
iyi işler
فَلَهُمْ
onlar için vardır
أَجْرُهُمْ
mükafatları
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
rablerinin
وَلَا
ve yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يَحْزَنُونَ
hüzün

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir

Ali BulaçŞüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

2:63
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَكُمۡ وَرَفَعۡنَا فَوۡقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُواْ مَآ ءَاتَيۡنَٰكُم بِقُوَّةࣲ وَٱذۡكُرُواْ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
وَإِذْ
hani
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
sizin sözünüzü
وَرَفَعْنَا
ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ
üzerinize
ٱلطُّورَ
dağı
خُذُوا۟
tutun
مَآ
şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم
size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ
kuvvetle
وَٱذْكُرُوا۟
ve hatırlayın
مَا
şeyi
فِيهِ
içinde olan
لَعَلَّكُمْ
belki de siz
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Diyanet İşleri MealiSizden kesin söz almıştık. Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. "Allah'a karşı gelmekten sakınanlardan olabilmeniz için, size verdiğimiz Kitab'a kuvvetle sarılın, onda bulunanları hatırda tutun" demiştik

Ali BulaçSizden misak almış ve Tur’u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) "Size verdiğimize sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın, ki sakınasınız

2:64
ثُمَّ تَوَلَّيۡتُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَۖ فَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ لَكُنتُم مِّنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّيْتُم
dönmüştünüz
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ ۖ
bunun
فَلَوْلَا
eğer olmasaydı
فَضْلُ
iyiliği
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve merhameti
لَكُنتُم
elbette olurdunuz
مِّنَ
ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Diyanet İşleri MealiBundan sonra yine yüz çevirdiniz; eğer Allah'ın size bol nimeti ve merhameti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz

Ali BulaçSiz ise, bundan sonra da yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lütuf ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan olurdunuz

2:65
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلَّذِينَ ٱعۡتَدَوۡاْ مِنكُمۡ فِي ٱلسَّبۡتِ فَقُلۡنَا لَهُمۡ كُونُواْ قِرَدَةً خَٰسِـِٔينَ
وَلَقَدْ
ve elbette
عَلِمْتُمُ
bilmişsinizdir
ٱلَّذِينَ
haddi aşanları
ٱعْتَدَوْا۟
transgressed
مِنكُمْ
içinizden
فِى
cumartesi gününde
ٱلسَّبْتِ
the (matter of) Sabbath
فَقُلْنَا
işte dedik ki
لَهُمْ
onlara
كُونُوا۟
olun
قِرَدَةً
maymunlar
خَـٰسِـِٔينَ
aşağılık

Diyanet İşleri Mealiİçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık

Ali BulaçAndolsun, sizden cumartesi (günü) yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte Biz, onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik

2:66
فَجَعَلۡنَٰهَا نَكَٰلࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهَا وَمَا خَلۡفَهَا وَمَوۡعِظَةࣰ لِّلۡمُتَّقِينَ
فَجَعَلْنَـٰهَا
ve bunu yaptık
نَكَـٰلًۭا
ibretlik bir ceza
لِّمَا
şey için
بَيْنَ
arasındaki (önündeki)
يَدَيْهَا
onların iki eli
وَمَا
ve şey (için)
خَلْفَهَا
ardından gelen
وَمَوْعِظَةًۭ
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ
müttakiler için

Diyanet İşleri Mealiİçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık

Ali BulaçBunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva sahipleri için de bir öğüt kıldık

2:67 📚 6
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُكُمۡ أَن تَذۡبَحُواْ بَقَرَةࣰۖ قَالُوٓاْ أَتَتَّخِذُنَا هُزُوࣰ اۖ قَالَ أَعُوذُ بِٱللَّهِ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡجَٰهِلِينَ
وَإِذْ
hani
قَالَ
demişti
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦٓ
kavmine
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْمُرُكُمْ
size emrediyor
أَن
kesmenizi
تَذْبَحُوا۟
you slaughter
بَقَرَةًۭ ۖ
bir inek
قَالُوٓا۟
dediler
أَتَتَّخِذُنَا
bizimle ediyor musun?
هُزُوًۭا ۖ
alay
قَالَ
dedi
أَعُوذُ
sığınırım
بِٱللَّهِ
Allah'a
أَنْ
olmaktan
أَكُونَ
I be
مِنَ
cahillerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ
the ignorant

Diyanet İşleri MealiMusa milletine: "Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor" demişti; "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediklerinde de: "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi

Ali BulaçHani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi

2:68 📚 1
قَالُواْ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةࣱ لَّا فَارِضࣱ وَلَا بِكۡرٌ عَوَانُۢ بَيۡنَ ذَٰلِكَۖ فَٱفۡعَلُواْ مَا تُؤۡمَرُونَ
قَالُوا۟
dediler
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
ne olduğunu
هِىَ ۚ
onun
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
diyor ki
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
لَّا
olmayan
فَارِضٌۭ
yaşlı
وَلَا
ve olmayan
بِكْرٌ
körpe
عَوَانٌۢ
orta yaşlı
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ ۖ
bunun
فَٱفْعَلُوا۟
haydi yapın
مَا
şeyi
تُؤْمَرُونَ
size emredilen

Diyanet İşleri MealiRabbine bizim adımıza yalvar da onun mahiyetini bize bildirsin" dediler, "O, onun ne pek kart, ne pek körpe, ikisi ortası bir sığır olduğunu söylüyor, size emrolunanı yapın" dedi

Ali BulaçRabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi

2:69
قَالُواْ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوۡنُهَاۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةࣱ صَفۡرَآءُ فَاقِعࣱ لَّوۡنُهَا تَسُرُّ ٱلنَّٰظِرِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
nedir
لَوْنُهَا ۚ
onun rengi
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
diyor
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
صَفْرَآءُ
sarı renginde
فَاقِعٌۭ
parlak
لَّوْنُهَا
onun rengi
تَسُرُّ
sevinç verir
ٱلنَّـٰظِرِينَ
bakanlara

Diyanet İşleri MealiRabbine bizim adımıza yalvar da ne renk olduğunu bize bildirsin" dediler. "O, onun, bakanların içini açan parlak sarı renkli bir sığır olduğunu söylüyor" dedi

Ali Bulaç(Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi

2:70
قَالُواْ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَ إِنَّ ٱلۡبَقَرَ تَشَٰبَهَ عَلَيۡنَا وَإِنَّآ إِن شَآءَ ٱللَّهُ لَمُهۡتَدُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
nasıl bir şey olduğunu
هِىَ
onun
إِنَّ
zira
ٱلْبَقَرَ
o inek
تَشَـٰبَهَ
benzer geldi
عَلَيْنَا
bize
وَإِنَّآ
ama mutlaka biz
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
ٱللَّهُ
Allah
لَمُهْتَدُونَ
hidayeti buluruz

Diyanet İşleri MealiRabbine bizim adımıza yalvar da, mahiyetini bize bildirsin, çünkü sığırlar, bizce, birbirine benzemektedir. Allah dilerse biz şüphesiz doğruyu bulmuş oluruz" dediler

Ali Bulaç(Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz" dediler

2:71
قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةࣱ لَّا ذَلُولࣱ تُثِيرُ ٱلۡأَرۡضَ وَلَا تَسۡقِي ٱلۡحَرۡثَ مُسَلَّمَةࣱ لَّا شِيَةَ فِيهَاۚ قَالُواْ ٱلۡـَٰٔنَ جِئۡتَ بِٱلۡحَقِّۚ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُواْ يَفۡعَلُونَ
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
şöyle diyor
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
لَّا
olmayan
ذَلُولٌۭ
boyundurluk altında
تُثِيرُ
sürmek için
ٱلْأَرْضَ
yeri
وَلَا
ve sulamaz
تَسْقِى
water
ٱلْحَرْثَ
ekin
مُسَلَّمَةٌۭ
kusursuz
لَّا
yoktur
شِيَةَ
hiçbir alacası
فِيهَا ۚ
onda
قَالُوا۟
dediler
ٱلْـَٔـٰنَ
işte şimdi
جِئْتَ
getirdin
بِٱلْحَقِّ ۚ
doğruyu
فَذَبَحُوهَا
ve boğazladılar onu
وَمَا
az daha
كَادُوا۟
they were near
يَفْعَلُونَ
yapmayacaklardı

Diyanet İşleri MealiYeri sürüp, ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir sığır olduğunu söylüyor" dedi. "Şimdi gerçeği bildirdin" deyip sığırı boğazladılar; az kalsın bunu yapmayacaklardı

Ali Bulaç(Bunun üzerine Musa, “Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin” dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı

2:72
وَإِذۡ قَتَلۡتُمۡ نَفۡسࣰ ا فَٱدَّٰرَٰٔتُمۡ فِيهَاۖ وَٱللَّهُ مُخۡرِجࣱ مَّا كُنتُمۡ تَكۡتُمُونَ
وَإِذْ
hani
قَتَلْتُمْ
siz öldürmüştünüz
نَفْسًۭا
bir adam
فَٱدَّٰرَْٰٔتُمْ
birbirinizle atışmıştınız
فِيهَا ۖ
onun hakkında
وَٱللَّهُ
oysa Allah
مُخْرِجٌۭ
ortaya çıkarıcıdır
مَّا
şeyi
كُنتُمْ
olduğunuz
تَكْتُمُونَ
gizlemiş

Diyanet İşleri MealiSiz bir kimseyi öldürmüş ve bunu birbirinize atmıştınız; oysa Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı

Ali BulaçHani siz bir kişiyi öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı

2:73
فَقُلۡنَا ٱضۡرِبُوهُ بِبَعۡضِهَاۚ كَذَٰلِكَ يُحۡيِ ٱللَّهُ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَيُرِيكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
فَقُلْنَا
dedik ki
ٱضْرِبُوهُ
vurun ona (öldürülene)
بِبَعْضِهَا ۚ
(ineğin) bir parçasıyla
كَذَٰلِكَ
işte böylece
يُحْىِ
diriltir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
وَيُرِيكُمْ
ve size gösterir
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
düşünürsünüz

Diyanet İşleri MealiSığırın bir parçasıyla ona vurun" dedik. İşte böylece Allah ölüleri diriltir ve aklınızı kullanasınız diye size ayetlerini gösterir

Ali BulaçBunun için de: "Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız

2:74 📚 5
ثُمَّ قَسَتۡ قُلُوبُكُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ فَهِيَ كَٱلۡحِجَارَةِ أَوۡ أَشَدُّ قَسۡوَةࣰۚ وَإِنَّ مِنَ ٱلۡحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنۡهُ ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ وَإِنَّ مِنۡهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخۡرُجُ مِنۡهُ ٱلۡمَآءُۚ وَإِنَّ مِنۡهَا لَمَا يَهۡبِطُ مِنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
ثُمَّ
sonra yine
قَسَتْ
katılaştı
قُلُوبُكُم
kalbleriniz
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
فَهِىَ
şimdi onlar
كَٱلْحِجَارَةِ
taş gibi
أَوْ
hatta
أَشَدُّ
daha da
قَسْوَةًۭ ۚ
katıdır
وَإِنَّ
çünkü
مِنَ
öyle taş
ٱلْحِجَارَةِ
the stones
لَمَا
var ki
يَتَفَجَّرُ
fışkırır
مِنْهُ
içinden
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ
ırmaklar
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنْهَا
öylesi de
لَمَا
var ki
يَشَّقَّقُ
çatlayıverir de
فَيَخْرُجُ
çıkar
مِنْهُ
ondan
ٱلْمَآءُ ۚ
su
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنْهَا
ondan
لَمَا
öylesi de var ki
يَهْبِطُ
aşağı yuvarlanır
مِنْ
korkusundan
خَشْيَةِ
fear
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiSonra kalbleriniz yine katılaştı, taş gibi, hatta daha da katı oldu. Nitekim taşlar arasında kendisinden ırmaklar fışkıran vardır; yarılıp su çıkan vardır; Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir

Ali BulaçBundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir

2:75 📚 1
۞أَفَتَطۡمَعُونَ أَن يُؤۡمِنُواْ لَكُمۡ وَقَدۡ كَانَ فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۡ يَسۡمَعُونَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُۥ مِنۢ بَعۡدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ
۞ أَفَتَطْمَعُونَ
umuyor musunuz?
أَن
ki
يُؤْمِنُوا۟
inanacaklar
لَكُمْ
size
وَقَدْ
oysa
كَانَ
vardı ki
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُمْ
bunlardan
يَسْمَعُونَ
işitirlerdi de
كَلَـٰمَ
sözünü
ٱللَّهِ
Allah'ın
ثُمَّ
sonra
يُحَرِّفُونَهُۥ
onu değiştirirlerdi
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
مَا
düşünüp akıl erdirdikten
عَقَلُوهُ
they understood it
وَهُمْ
ve onlar
يَعْلَمُونَ
bildikleri halde

Diyanet İşleri MealiSize inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir takımı Allah'ın sözünü işitiyor, ona akılları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı

Ali BulaçSiz (Müslümanlar,) onların size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir bölümü, Allah'ın sözünü işitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı

2:76
وَإِذَا لَقُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعۡضُهُمۡ إِلَىٰ بَعۡضࣲ قَالُوٓاْ أَتُحَدِّثُونَهُم بِمَا فَتَحَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمۡ لِيُحَآجُّوكُم بِهِۦ عِندَ رَبِّكُمۡۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
وَإِذَا
zaman
لَقُوا۟
rastladıkları
ٱلَّذِينَ
kimselerle
ءَامَنُوا۟
inanan
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
وَإِذَا
zaman
خَلَا
yalnız kaldıkları
بَعْضُهُمْ
onların bazısı
إِلَىٰ
bazısına
بَعْضٍۢ
some (others)
قَالُوٓا۟
derler
أَتُحَدِّثُونَهُم
onlara haber mi veriyorsunuz
بِمَا
şeyleri
فَتَحَ
açtığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
لِيُحَآجُّوكُم
sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar
بِهِۦ
onu
عِندَ
katında
رَبِّكُمْ ۚ
Rabbiniz
أَفَلَا
Aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
understand

Diyanet İşleri Mealiİnananlarla karşılaştıkları zaman, "İnandık" derlerdi; birbirleriyle yalnız kaldıklarında, "Rabbinizin katında size karşı hüccet göstersinler diye mi Allah'ın size açıkladığını onlara anlatıyorsunuz? Bunu akletmiyor musunuz?" derlerdi

Ali Bulaçİman edenlerle karşılaştıklarında "İman ettik" derler; kendi başlarına kaldıkları zaman ise, derler ki: "Allah'ın size açtık (açıkladık)larını, Rabbiniz Katında size karşı bir belge olsun diye mi onlarla konuşuyorsunuz? Hala akıllanmayacak mısınız

2:77 📚 1
أَوَلَا يَعۡلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ
أَوَلَا
bilmiyorlar mı ki?
يَعْلَمُونَ
they know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
يُسِرُّونَ
onların gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ
açığa vurdukları

Diyanet İşleri MealiGizlediklerini de, açıkladıklarını da Allah'ın bildiğini bilmiyorlar mı

Ali Bulaç(Peki) Onlar, Allah'ın gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar mı

2:78
وَمِنۡهُمۡ أُمِّيُّونَ لَا يَعۡلَمُونَ ٱلۡكِتَٰبَ إِلَّآ أَمَانِيَّ وَإِنۡ هُمۡ إِلَّا يَظُنُّونَ
وَمِنْهُمْ
onların içinde vardır
أُمِّيُّونَ
ümmiler
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
إِلَّآ
dışında
أَمَانِىَّ
kuruntuları
وَإِنْ
onlar
هُمْ
they
إِلَّا
sadece
يَظُنُّونَ
zannediyorlar

Diyanet İşleri MealiOnların bir kısmının okuyup yazması yoktu. Kitab'ı bilmezlerdi; bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardı. Onlar ancak vehim içindedirler

Ali BulaçOnlardan bir kısmı ümmidir. Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca zannederler

2:79 📚 4
فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ يَكۡتُبُونَ ٱلۡكِتَٰبَ بِأَيۡدِيهِمۡ ثُمَّ يَقُولُونَ هَٰذَا مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ لِيَشۡتَرُواْ بِهِۦ ثَمَنࣰ ا قَلِيلࣰ اۖ فَوَيۡلࣱ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتۡ أَيۡدِيهِمۡ وَوَيۡلࣱ لَّهُم مِّمَّا يَكۡسِبُونَ
فَوَيْلٌۭ
vay haline
لِّلَّذِينَ
o kimselerin ki
يَكْتُبُونَ
yazıyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِأَيْدِيهِمْ
elleriyle
ثُمَّ
sonra
يَقُولُونَ
diyorlar
هَـٰذَا
bu
مِنْ
katındandır
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
لِيَشْتَرُوا۟
satmak için
بِهِۦ
onu
ثَمَنًۭا
paraya
قَلِيلًۭا ۖ
azıcık
فَوَيْلٌۭ
vay haline
لَّهُم
onların
مِّمَّا
ötürü
كَتَبَتْ
yazdığından
أَيْدِيهِمْ
ellerinin
وَوَيْلٌۭ
vay haline
لَّهُم
onların
مِّمَّا
ötürü
يَكْسِبُونَ
kazandıklarından

Diyanet İşleri MealiVay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, "Bu Allah katındandır" diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına

Ali BulaçArtık vay hallerine; Kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah Katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına

2:80 📚 1
وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامࣰ ا مَّعۡدُودَةࣰۚ قُلۡ أَتَّخَذۡتُمۡ عِندَ ٱللَّهِ عَهۡدࣰ ا فَلَن يُخۡلِفَ ٱللَّهُ عَهۡدَهُۥٓۖ أَمۡ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
وَقَالُوا۟
Bir de dediler ki
لَن
asla
تَمَسَّنَا
bize dokunmayacaktır
ٱلنَّارُ
ateş
إِلَّآ
dışında
أَيَّامًۭا
gün
مَّعْدُودَةًۭ ۚ
sayılı birkaç
قُلْ
De ki
أَتَّخَذْتُمْ
aldınız mı?
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
عَهْدًۭا
bir söz (bu hususta)
فَلَن
öyleyse
يُخْلِفَ
dönmez
ٱللَّهُ
Allah
عَهْدَهُۥٓ ۖ
sözünden
أَمْ
yoksa
تَقُولُونَ
söylüyorsunuz
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مَا
bir şey
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Diyanet İşleri MealiAteş bize sadece sayılı birkaç gün değecektir", derler; sor, "Allah katından siz söz mü aldınız?", eğer öyle ise Allah sözünden caymayacaktır. "Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz

Ali BulaçDediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah Katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz

2:81
بَلَىٰۚ مَن كَسَبَ سَيِّئَةࣰ وَأَحَٰطَتۡ بِهِۦ خَطِيٓـَٔتُهُۥ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
بَلَىٰ
evet
مَن
kim
كَسَبَ
kazanır
سَيِّئَةًۭ
bir günah
وَأَحَـٰطَتْ
ve kuşatmış olursa
بِهِۦ
kendisini
خَطِيٓـَٔتُهُۥ
suçu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiHayır öyle değil; kötülük işleyip suçu kendisini kuşatmış olan kimseler; cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada temellidirler

Ali BulaçHayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır

2:82
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
yararlı işler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar da
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلْجَنَّةِ ۖ
cennet
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı işler yapan kimseler cennetlik olanlardır, onlar da orada temellidirler

Ali Bulaçİman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır

2:83
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ لَا تَعۡبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَانࣰ ا وَذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسۡنࣰ ا وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ ثُمَّ تَوَلَّيۡتُمۡ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّنكُمۡ وَأَنتُم مُّعۡرِضُونَ
وَإِذْ
ve hani
أَخَذْنَا
biz almıştık
مِيثَـٰقَ
bir söz
بَنِىٓ
oğullarından
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
لَا
kulluk etmeyeceksiniz
تَعْبُدُونَ
you will worship
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ
ve anaya-babaya
إِحْسَانًۭا
iyilik edeceksiniz
وَذِى
ve
ٱلْقُرْبَىٰ
yakınlara
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullara
وَقُولُوا۟
ve söyleyin
لِلنَّاسِ
insanlara
حُسْنًۭا
güzel söz
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّيْتُمْ
döndünüz
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azınız
مِّنكُمْ
sizden olan
وَأَنتُم
ve siz
مُّعْرِضُونَ
yüz çeviriyorsunuz

Diyanet İşleri Mealiİsrailoğullarından, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin" diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz; hala da yüz çevirip duruyorsunuz

Ali BulaçHani İsrailoğulları’ndan, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz

2:84
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَكُمۡ لَا تَسۡفِكُونَ دِمَآءَكُمۡ وَلَا تُخۡرِجُونَ أَنفُسَكُم مِّن دِيَٰرِكُمۡ ثُمَّ أَقۡرَرۡتُمۡ وَأَنتُمۡ تَشۡهَدُونَ
وَإِذْ
hani
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
sizden kesin söz
لَا
dökmeyeceksiniz
تَسْفِكُونَ
will you shed
دِمَآءَكُمْ
birbirinizin kanını
وَلَا
çıkarmayacaksınız
تُخْرِجُونَ
(will) evict
أَنفُسَكُم
birbirinizi
مِّن
yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُمْ
your homes
ثُمَّ
sonra
أَقْرَرْتُمْ
kabul etmiştiniz
وَأَنتُمْ
ve siz
تَشْهَدُونَ
şahidsiniz

Diyanet İşleri MealiKanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık, sonra bunu böylece kabul etmiştiniz, buna siz şahidsiniz

Ali BulaçHani sizden "Birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın" diye misak almıştık. Sonra sizler bunu onaylamıştınız, hala (buna) şahitlik ediyorsunuz

2:85
ثُمَّ أَنتُمۡ هَٰٓؤُلَآءِ تَقۡتُلُونَ أَنفُسَكُمۡ وَتُخۡرِجُونَ فَرِيقࣰ ا مِّنكُم مِّن دِيَٰرِهِمۡ تَظَٰهَرُونَ عَلَيۡهِم بِٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِ وَإِن يَأۡتُوكُمۡ أُسَٰرَىٰ تُفَٰدُوهُمۡ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيۡكُمۡ إِخۡرَاجُهُمۡۚ أَفَتُؤۡمِنُونَ بِبَعۡضِ ٱلۡكِتَٰبِ وَتَكۡفُرُونَ بِبَعۡضࣲۚ فَمَا جَزَآءُ مَن يَفۡعَلُ ذَٰلِكَ مِنكُمۡ إِلَّا خِزۡيࣱ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يُرَدُّونَ إِلَىٰٓ أَشَدِّ ٱلۡعَذَابِۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
ثُمَّ
Ama
أَنتُمْ
siz
هَـٰٓؤُلَآءِ
öldürüyorsunuz
تَقْتُلُونَ
(who) kill
أَنفُسَكُمْ
birbirinizi
وَتُخْرِجُونَ
ve çıkarıyorsunuz
فَرِيقًۭا
bir grubu
مِّنكُم
sizden
مِّن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
تَظَـٰهَرُونَ
birleşiyorsunuz
عَلَيْهِم
onlara karşı
بِٱلْإِثْمِ
günah
وَٱلْعُدْوَٰنِ
ve düşmanlıkla
وَإِن
ve eğer
يَأْتُوكُمْ
size geldiklerinde
أُسَـٰرَىٰ
esir olarak
تُفَـٰدُوهُمْ
fidyelerini veriyorsunuz
وَهُوَ
ve o
مُحَرَّمٌ
yasaklanmış iken
عَلَيْكُمْ
size
إِخْرَاجُهُمْ ۚ
onları çıkarmak
أَفَتُؤْمِنُونَ
yoksa siz inanıyorsunuz da
بِبَعْضِ
bir kısmına
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
وَتَكْفُرُونَ
inkar mı ediyorsunuz
بِبَعْضٍۢ ۚ
bir kısmını
فَمَا
nedir?
جَزَآءُ
cezası
مَن
kimsenin
يَفْعَلُ
yapan
ذَٰلِكَ
bunu
مِنكُمْ
sizden
إِلَّا
başka
خِزْىٌۭ
rezil olmaktan
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَيَوْمَ
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يُرَدُّونَ
onlar itilirler
إِلَىٰٓ
en şiddetlisine
أَشَدِّ
(the) most severe
ٱلْعَذَابِ ۗ
azabın
وَمَا
değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiSonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir

Ali BulaçSonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

2:86 📚 3
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا بِٱلۡأٓخِرَةِۖ فَلَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟
satın alan
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahireti verip
فَلَا
hiç hafifletilmez
يُخَفَّفُ
will be lightened
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابُ
azab
وَلَا
ve hiç
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
yardım edilmez

Diyanet İşleri MealiOnlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azabları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler

Ali Bulaçİşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez

2:87
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَقَفَّيۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ بِٱلرُّسُلِۖ وَءَاتَيۡنَا عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدۡنَٰهُ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِۗ أَفَكُلَّمَا جَآءَكُمۡ رَسُولُۢ بِمَا لَا تَهۡوَىٰٓ أَنفُسُكُمُ ٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡ فَفَرِيقࣰ ا كَذَّبۡتُمۡ وَفَرِيقࣰ ا تَقۡتُلُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَقَفَّيْنَا
birbiri ardınca gönderdik
مِنۢ
arkasından
بَعْدِهِۦ
after him
بِٱلرُّسُلِ ۖ
peygamberler
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
عِيسَى
Îsa'ya
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ
ve onu destekledik
بِرُوحِ
Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs)
ٱلْقُدُسِ ۗ
Kudüs (Ruh'ül-Kudüs)
أَفَكُلَّمَا
öyle mi?
جَآءَكُمْ
size gelse
رَسُولٌۢ
bir peygamber
بِمَا
şey ile
لَا
istemediği
تَهْوَىٰٓ
desire
أَنفُسُكُمُ
canınızın;
ٱسْتَكْبَرْتُمْ
büyüklük taslayarak
فَفَرِيقًۭا
kimini
كَذَّبْتُمْ
yalanlayacak
وَفَرِيقًۭا
kimini de
تَقْتُلُونَ
öldüreceksiniz

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Musa'ya kitap verdik, ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs ile destekledik. Size bir peygamber nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taslayarak, bir kısmını yalancı sayıp, bir kısmını öldürür müsünüz

Ali BulaçAndolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından peş peşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz

2:88
وَقَالُواْ قُلُوبُنَا غُلۡفُۢۚ بَل لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفۡرِهِمۡ فَقَلِيلࣰ ا مَّا يُؤۡمِنُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
قُلُوبُنَا
kalblerimiz
غُلْفٌۢ ۚ
perdelidir
بَل
bilakis
لَّعَنَهُمُ
onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
بِكُفْرِهِمْ
inkarlarından dolayı
فَقَلِيلًۭا
artık çok az
مَّا
inanırlar
يُؤْمِنُونَ
they believe

Diyanet İşleri MealiKalplerimiz perdelidir" dediler, hayır, Allah inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanırlar

Ali BulaçDediler ki: "Bizim kalplerimiz örtülüdür." Hayır; Allah, inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder

2:89 📚 8
وَلَمَّا جَآءَهُمۡ كِتَٰبࣱ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقࣱ لِّمَا مَعَهُمۡ وَكَانُواْ مِن قَبۡلُ يَسۡتَفۡتِحُونَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَلَمَّا جَآءَهُم مَّا عَرَفُواْ كَفَرُواْ بِهِۦۚ فَلَعۡنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَلَمَّا
Ne zaman ki
جَآءَهُمْ
onlara geldi
كِتَـٰبٌۭ
bir Kitap (Kur'an)
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
مُصَدِّقٌۭ
doğrulayıcı
لِّمَا
şeyi
مَعَهُمْ
yanlarında bulunan (Tevrat)ı
وَكَانُوا۟
ve idiler
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
يَسْتَفْتِحُونَ
yardım istedikleri
عَلَى
karşı
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden
فَلَمَّا
ne zaman
جَآءَهُم
kendilerine gelince
مَّا
şey
عَرَفُوا۟
o bildikleri (Kur'an)
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
بِهِۦ ۚ
onu
فَلَعْنَةُ
artık la'neti
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَى
üzerine olsun!
ٱلْكَـٰفِرِينَ
inkarcıların

Diyanet İşleri MealiVaktaki Allah katından onlara, kendilerinde olanı tasdik eden Kitap geldi ki onlar bundan önceleri, inkar edenlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerdi, bildikleri gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti, inkar edenlerin üzerine olsun

Ali BulaçAllah Katından yanlarında olan (Tevrat)ı doğrulayan bir kitap geldiği zaman, -ki bundan önce inkar edenlere karşı fetih istiyorlardı- işte bilip-tanıdıkları gelince, onu inkar ettiler. Artık Allah'ın laneti kafirlerin üzerinedir

2:90 📚 1
بِئۡسَمَا ٱشۡتَرَوۡاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمۡ أَن يَكۡفُرُواْ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بَغۡيًا أَن يُنَزِّلَ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۖ فَبَآءُو بِغَضَبٍ عَلَىٰ غَضَبࣲۚ وَلِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏
بِئْسَمَا
ne kötüdür
ٱشْتَرَوْا۟
sattıkları şey
بِهِۦٓ
onunla
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
أَن
için
يَكْفُرُوا۟
inkar etmek
بِمَآ
şeyi
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
بَغْيًا
çekemeyerek
أَن
(vahiy) indirmesini
يُنَزِّلَ
sends down
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Grace
عَلَىٰ
üzerine
مَن
kimsenin
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ
His servants
فَبَآءُو
uğradılar
بِغَضَبٍ
gazab
عَلَىٰ
üstüne
غَضَبٍۢ ۚ
gazaba
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
ve inkar edenler için
عَذَابٌۭ
bir azab vardır
مُّهِينٌۭ
alçaltıcı

Diyanet İşleri MealiAllah'ın kullarından dilediğine, bol ihsanından indirmesini çekemeyerek, Allah'ın indirdiğini inkar etmekle, kendilerini ne kötü bir şey karşılığında sattılar. Bu yüzden gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirlere alçaltıcı bir azab vardır

Ali BulaçAllah'ın kullarından, dilediğine Kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır

2:91 📚 1
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ ءَامِنُواْ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُواْ نُؤۡمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيۡنَا وَيَكۡفُرُونَ بِمَا وَرَآءَهُۥ وَهُوَ ٱلۡحَقُّ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا مَعَهُمۡۗ قُلۡ فَلِمَ تَقۡتُلُونَ أَنۢبِيَآءَ ٱللَّهِ مِن قَبۡلُ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
ءَامِنُوا۟
inanın
بِمَآ
şeye
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
قَالُوا۟
derler
نُؤْمِنُ
inanırız
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
عَلَيْنَا
bize
وَيَكْفُرُونَ
ve inkar ederler
بِمَا
şeyi
وَرَآءَهُۥ
ondan sonra gelen
وَهُوَ
halbuki o
ٱلْحَقُّ
haktır
مُصَدِّقًۭا
doğrulayan
لِّمَا
şeyi
مَعَهُمْ ۗ
yanlarında bulunan
قُلْ
de ki
فَلِمَ
neden?
تَقْتُلُونَ
öldürüyordunuz
أَنۢبِيَآءَ
peygamberlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
إِن
gerçekten
كُنتُم
idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Diyanet İşleri MealiOnlara, "Allah'ın indirdiğine inanın" denildiğinde "Bize indirilene inanırız" deyip ondan sonra gelen Kuran'ı inkar ederler; halbuki o, ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik eden hak bir Kitap'dır. Onlara "Eğer inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" diye sor

Ali BulaçOnlara: "Allah'ın indirdiklerine iman edin" denildiğinde: "Biz, bize indirilene iman ederiz" derler ve ondan sonra olan (Kur'an)ı inkar ederler. Oysa o (Kur'an), yanlarındakini (kitabı) doğrulayan bir gerçektir. (Onlara) De ki: "Eğer inanıyor idiyseniz, daha önce ne diye Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz

2:92
۞وَلَقَدۡ جَآءَكُم مُّوسَىٰ بِٱلۡبَيِّنَٰتِ ثُمَّ ٱتَّخَذۡتُمُ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَنتُمۡ ظَٰلِمُونَ
۞ وَلَقَدْ
Andolsun
جَآءَكُم
size gelmişti
مُّوسَىٰ
Musa
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
apaçık delillerle
ثُمَّ
sonra
ٱتَّخَذْتُمُ
(ilah) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
مِنۢ
ardından
بَعْدِهِۦ
after him
وَأَنتُمْ
ve siz
ظَـٰلِمُونَ
zalimler olarak

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Musa size mucizeler getirdi, sonra ardından kendinize yazık ederek buzağıyı tanrı olarak benimsediniz

Ali BulaçAndolsun, Musa size apaçık belgelerle geldi. Sonra siz onun arkasından buzağıyı (tanrı) edindiniz. İşte siz (böyle) zalimlersiniz

2:93
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَكُمۡ وَرَفَعۡنَا فَوۡقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُواْ مَآ ءَاتَيۡنَٰكُم بِقُوَّةࣲ وَٱسۡمَعُواْۖ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَعَصَيۡنَا وَأُشۡرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ ٱلۡعِجۡلَ بِكُفۡرِهِمۡۚ قُلۡ بِئۡسَمَا يَأۡمُرُكُم بِهِۦٓ إِيمَٰنُكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَإِذْ
hani bir zaman
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
kesin sözünüzü
وَرَفَعْنَا
ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ
üzerinize
ٱلطُّورَ
Tur(dağın)ı
خُذُوا۟
tutun
مَآ
şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم
size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ
kuvvetle
وَٱسْمَعُوا۟ ۖ
dinleyin (demiştik)
قَالُوا۟
dediler
سَمِعْنَا
dinledik
وَعَصَيْنَا
ve isyan ettik
وَأُشْرِبُوا۟
ve içirildi
فِى
kalblerine
قُلُوبِهِمُ
their hearts
ٱلْعِجْلَ
buzağı (sevgisi)
بِكُفْرِهِمْ ۚ
inkarlarıyla
قُلْ
de ki
بِئْسَمَا
ne kötü şey
يَأْمُرُكُم
size emrediyor
بِهِۦٓ
onunla
إِيمَـٰنُكُمْ
imanınız
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanan kimseler

Diyanet İşleri MealiSizden kesin söz almış ve Tur'u tepenize dikmiştik, "Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin" demiştik "İşittik ve karşı geldik" dediler de inkarları yüzünden buzağı sevgisi kalblerine sindirildi. De ki, "Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor

Ali BulaçHani sizden misak almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize (kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkarları yüzünden buzağı (tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor

2:94 📚 3
قُلۡ إِن كَانَتۡ لَكُمُ ٱلدَّارُ ٱلۡأٓخِرَةُ عِندَ ٱللَّهِ خَالِصَةࣰ مِّن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
قُلْ
de ki
إِن
eğer
كَانَتْ
ise
لَكُمُ
size ait
ٱلدَّارُ
yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةُ
ahiret
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
خَالِصَةًۭ
gerçekten
مِّن
(değil de)
دُونِ
başkasının
ٱلنَّاسِ
insanlardan
فَتَمَنَّوُا۟
haydi temenni edin
ٱلْمَوْتَ
ölümü
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
sözünüzde doğru

Diyanet İşleri MealiDe ki, "Eğer ahiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize

Ali BulaçDe ki: "Eğer Allah Katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin

2:95
وَلَن يَتَمَنَّوۡهُ أَبَدَۢا بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
وَلَن
fakat (ölümü) istemezler
يَتَمَنَّوْهُ
they wish for it
أَبَدًۢا
asla
بِمَا
dolayı
قَدَّمَتْ
yapıp sunduğu işlerden
أَيْدِيهِمْ ۗ
ellerinin
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Diyanet İşleri MealiBunu, önceden işlediklerinden ötürü, asla dilemeyeceklerdir. Allah zalimleri bilir

Ali BulaçOysa onlar, önceden ellerinin takdim ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiçbir zaman kesin olarak dilemeyeceklerdir. Allah, zalimleri bilendir

2:96 📚 1
وَلَتَجِدَنَّهُمۡ أَحۡرَصَ ٱلنَّاسِ عَلَىٰ حَيَوٰةࣲ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواْۚ يَوَدُّ أَحَدُهُمۡ لَوۡ يُعَمَّرُ أَلۡفَ سَنَةࣲ وَمَا هُوَ بِمُزَحۡزِحِهِۦ مِنَ ٱلۡعَذَابِ أَن يُعَمَّرَۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ
وَلَتَجِدَنَّهُمْ
onları bulursun
أَحْرَصَ
en düşkünü
ٱلنَّاسِ
insanların
عَلَىٰ
hayata
حَيَوٰةٍۢ
life
وَمِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
أَشْرَكُوا۟ ۚ
ortak koşan(lar)
يَوَدُّ
ister
أَحَدُهُمْ
her biri
لَوْ
olsa
يُعَمَّرُ
yaşatılmasını
أَلْفَ
bin
سَنَةٍۢ
yıl
وَمَا
ve değildir
هُوَ
o
بِمُزَحْزِحِهِۦ
onu uzaklaştıracak
مِنَ
azabdan
ٱلْعَذَابِ
the punishment
أَن
oysa
يُعَمَّرَ ۗ
(o kadar) yaşaması
وَٱللَّهُ
Allah
بَصِيرٌۢ
görüyor
بِمَا
şeyleri
يَعْمَلُونَ
yaptıkları

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onların hayata diğer insanlardan ve hatta Allah'a eş koşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabdan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür

Ali BulaçAndolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir

2:97
قُلۡ مَن كَانَ عَدُوࣰّ ا لِّـجِبۡرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلۡبِكَ بِإِذۡنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَهُدࣰ ى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
قُلْ
de ki
مَن
kim
كَانَ
ise (bilsin ki)
عَدُوًّۭا
düşmandır
لِّجِبْرِيلَ
Cebrail'e
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
نَزَّلَهُۥ
onu indirmiştir
عَلَىٰ
kalbine
قَلْبِكَ
your heart
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
kendinden öncekileri
بَيْنَ
(was)
يَدَيْهِ
before it
وَهُدًۭى
ve hidayet
وَبُشْرَىٰ
ve müjdeci
لِلْمُؤْمِنِينَ
inananlar için

Diyanet İşleri MealiDe ki, "Cebrail'e düşman olan kimse Allah'a düşmandır", çünkü O, Kuran'ı Allah'ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir

Ali BulaçDe ki: "Cibril'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O’dur

2:98
مَن كَانَ عَدُوࣰّ ا لِّلَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَجِبۡرِيلَ وَمِيكَىٰلَ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَدُوࣱّ لِّلۡكَٰفِرِينَ
مَن
kim
كَانَ
ise
عَدُوًّۭا
düşman
لِّلَّهِ
Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ
ve meleklerine
وَرُسُلِهِۦ
ve resullerine
وَجِبْرِيلَ
ve Cebrail'e
وَمِيكَىٰلَ
ve Mikail'e
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah da
عَدُوٌّۭ
düşmanıdır
لِّلْكَـٰفِرِينَ
inkar edenlerin

Diyanet İşleri MealiAllah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olan kimse inkar etmiş olur. Allah şüphesiz, inkar edenlerin düşmanıdır

Ali BulaçHer kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise, artık şüphesiz Allah da kafirlerin düşmanıdır

2:99
وَلَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲۖ وَمَا يَكۡفُرُ بِهَآ إِلَّا ٱلۡفَٰسِقُونَ
وَلَقَدْ
andolsun
أَنزَلْنَآ
indirdik
إِلَيْكَ
sana
ءَايَـٰتٍۭ
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ
apaçık
وَمَا
ve etmez
يَكْفُرُ
inkar
بِهَآ
onları
إِلَّا
başkası
ٱلْفَـٰسِقُونَ
fasıklardan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları sadece yoldan çıkmışlar inkar eder

Ali BulaçAndolsun Biz sana apaçık ayetler indirdik. Bunları fasıklardan başkası inkar etmez

2:100
أَوَكُلَّمَا عَٰهَدُواْ عَهۡدࣰ ا نَّبَذَهُۥ فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
أَوَكُلَّمَا
ne zaman
عَـٰهَدُوا۟
anlaştılarsa
عَهْدًۭا
ahitle
نَّبَذَهُۥ
onu bozdular
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُم ۚ
onlardan
بَلْ
zaten
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe

Diyanet İşleri MealiOnlar, her ne zaman bir ahidde bulunmuşlarsa içlerinden bir takımı onu bozmamış mıdır? Zaten onların çoğu inanmazlar

Ali BulaçNe zaman bir ahidde bulundularsa, içlerinden bir bölümü onu bozmadı mı? Hayır, onların çoğu iman etmezler

2:101 📚 2
وَلَمَّا جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقࣱ لِّمَا مَعَهُمۡ نَبَذَ فَرِيقࣱ مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمۡ كَأَنَّهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَلَمَّا
ne zaman
جَآءَهُمْ
onlara geldiyse
رَسُولٌۭ
bir elçi
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah'ın
مُصَدِّقٌۭ
doğrulayan
لِّمَا
şeyleri
مَعَهُمْ
yanlarındaki
نَبَذَ
attılar
فَرِيقٌۭ
bir gurup
مِّنَ
kendilerine
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ
kitap
كِتَـٰبَ
kitabı
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَرَآءَ
arkasına
ظُهُورِهِمْ
sırtlarının
كَأَنَّهُمْ
sanki gibi
لَا
bilmiyorlarmış
يَعْلَمُونَ
know

Diyanet İşleri MealiYanlarındakini doğrulayan bir Peygamber, Allah katından onlara gelince Kitap verilenlerden bir takımı, bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın Kitabı'nı arkalarına attılar

Ali BulaçNe zaman onlara Allah Katından yanlarındakini doğrulayan bir elçi gelse, kitap verilenlerden birtakımı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitabı’nı arkalarına attılar

2:102 📚 3
وَٱتَّبَعُواْ مَا تَتۡلُواْ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلۡكِ سُلَيۡمَٰنَۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيۡمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحۡرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلۡمَلَكَيۡنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنۡ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحۡنُ فِتۡنَةࣱ فَلَا تَكۡفُرۡۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنۡهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيۡنَ ٱلۡمَرۡءِ وَزَوۡجِهِۦۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنۡ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمۡ وَلَا يَنفَعُهُمۡۚ وَلَقَدۡ عَلِمُواْ لَمَنِ ٱشۡتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنۡ خَلَٰقࣲۚ وَلَبِئۡسَ مَا شَرَوۡاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمۡۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
وَٱتَّبَعُوا۟
ve uydular
مَا
şeye
تَتْلُوا۟
uydurduğu
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanların
عَلَىٰ
hakkında
مُلْكِ
mülkü
سُلَيْمَـٰنَ ۖ
Süleyman'ın
وَمَا
küfre girmedi
كَفَرَ
disbelieved
سُلَيْمَـٰنُ
Süleyman
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلشَّيَـٰطِينَ
şeytanlar
كَفَرُوا۟
küfre girdiler
يُعَلِّمُونَ
öğreterek
ٱلنَّاسَ
insanlara
ٱلسِّحْرَ
sihri
وَمَآ
ve şeyi
أُنزِلَ
indirilen
عَلَى
iki meleğe
ٱلْمَلَكَيْنِ
the two angels
بِبَابِلَ
Babil'de
هَـٰرُوتَ
Harut
وَمَـٰرُوتَ ۚ
ve Marut (isimli)
وَمَا
onlar öğretmezlerdi
يُعَلِّمَانِ
they both teach
مِنْ
hiç kimseye
أَحَدٍ
one
حَتَّىٰ
demedikçe
يَقُولَآ
they [both] say
إِنَّمَا
şüphesiz
نَحْنُ
biz
فِتْنَةٌۭ
fitneyiz
فَلَا
sakın küfre girmeyin
تَكْفُرْ ۖ
disbelieve
فَيَتَعَلَّمُونَ
fakat öğreniyorlardı
مِنْهُمَا
bunlardan
مَا
şeyi
يُفَرِّقُونَ
ayıran
بِهِۦ
onunla
بَيْنَ
arasını
ٱلْمَرْءِ
eşi
وَزَوْجِهِۦ ۚ
ve karısının
وَمَا
ve değildir
هُم
ama onlar
بِضَآرِّينَ
zarar veriyor
بِهِۦ
onunla
مِنْ
hiç kimseye
أَحَدٍ
one
إِلَّا
başka
بِإِذْنِ
izninden
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَيَتَعَلَّمُونَ
onlar öğreniyorlardı
مَا
şeyi
يَضُرُّهُمْ
zarar veren
وَلَا
değil
يَنفَعُهُمْ ۚ
yarar vereni
وَلَقَدْ
andolsun
عَلِمُوا۟
gayet iyi biliyorlardı ki
لَمَنِ
kimsenin
ٱشْتَرَىٰهُ
onu satın alan
مَا
yoktur
لَهُۥ
onun
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِنْ
bir nasibi
خَلَـٰقٍۢ ۚ
share
وَلَبِئْسَ
ve ne kötüdür
مَا
şey
شَرَوْا۟
sattıkları
بِهِۦٓ
onunla
أَنفُسَهُمْ ۚ
kendilerini
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
(bunu) bilselerdi!
يَعْلَمُونَ
(to) know

Diyanet İşleri MealiŞeytanların Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir değildi, ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı. Babil'de, melek denilen Harut ve Marut'a bir şey indirilmemişti. Bu ikisi "Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın inkar etme" demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. And olsun ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi

Ali BulaçVe onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkar etmedi; ancak şeytanlar inkar etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkar etme" demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi

2:103
وَلَوۡ أَنَّهُمۡ ءَامَنُواْ وَٱتَّقَوۡاْ لَمَثُوبَةࣱ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ خَيۡرࣱۚ لَّوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
وَلَوْ
ve eğer
أَنَّهُمْ
şüphesiz onlar
ءَامَنُوا۟
iman etseler
وَٱتَّقَوْا۟
ve sakınmış olsalardı
لَمَثُوبَةٌۭ
sevabı
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ ۖ
daha hayırlı (olurdu)
لَّوْ
keşke
كَانُوا۟
idi
يَعْلَمُونَ
bilseler

Diyanet İşleri MealiOnlar inanıp, Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, Allah katından olan sevab daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi

Ali BulaçEğer gerçekten iman edip sakınsalardı, Allah Katındaki sevab(ları) gerçekten daha hayırlı olurdu; bir bilselerdi

2:104
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقُولُواْ رَٰعِنَا وَقُولُواْ ٱنظُرۡنَا وَٱسۡمَعُواْۗ وَلِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
رَٰعِنَا
Ra'ina (bizi gözet yahut: kaba söz)
وَقُولُوا۟
deyin
ٱنظُرْنَا
unzurna (bize bak)
وَٱسْمَعُوا۟ ۗ
ve dinleyin
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
ve kafirler için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acı

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Peygamber'e, "Bizi de dinle" (raina; kötü anlama gelebilecek söz) demeyin, "Bizi gözet" (unzurna) deyin ve dinleyin, inkar edenlere elem verici azab vardır

Ali BulaçEy iman edenler, "Raina-Bizi güt, bize bak" demeyin. "Unzurna-Bizi gözet" deyin ve dinleyin. Kafirler için acı bir azap vardır

2:105 📚 5
مَّا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ وَلَا ٱلۡمُشۡرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيۡكُم مِّنۡ خَيۡرࣲ مِّن رَّبِّكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَخۡتَصُّ بِرَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ
مَّا
arzu etmezler
يَوَدُّ
like
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
مِنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
kitab
وَلَا
ve müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ
those who associate partners (with Allah)
أَن
indirilmesini
يُنَزَّلَ
(there should) be sent down
عَلَيْكُم
size
مِّنْ
hiçbir
خَيْرٍۢ
hayır
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۗ
your Lord
وَٱللَّهُ
oysa Allah
يَخْتَصُّ
tahsis eder
بِرَحْمَتِهِۦ
rahmetini
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
ذُو
sahibidir
ٱلْفَضْلِ
lutuf
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Diyanet İşleri MealiKitap ehlinden ve Allah'a eş koşanlardan inkar edenler, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini istemezler. Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük nimet sahibidir

Ali BulaçKitap Ehlinden olan kafirler ve müşrikler, Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler. Allah ise, dilediğine rahmetini tahsis eder. Allah büyük fazl sahibidir

2:106 📚 7
۞مَا نَنسَخۡ مِنۡ ءَايَةٍ أَوۡ نُنسِهَا نَأۡتِ بِخَيۡرࣲ مِّنۡهَآ أَوۡ مِثۡلِهَآۗ أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
۞ مَا
ne ki
نَنسَخْ
biz neshedersek
مِنْ
(bir parça)
ءَايَةٍ
ayeti
أَوْ
veya
نُنسِهَا
onu unutturursak
نَأْتِ
getiririz
بِخَيْرٍۢ
daha iyisini
مِّنْهَآ
ondan
أَوْ
ya da
مِثْلِهَآ ۗ
benzerini
أَلَمْ
bilmez misin?
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
عَلَىٰ
her şeye
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
thing
قَدِيرٌ
gücü yeter

Diyanet İşleri MealiHerhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin

Ali BulaçBiz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hiçbir ayeti neshetmez (hükmünü yürürlükten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah, gerçekten herşeye güç yetirendir

2:107 📚 2
أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرٍ
أَلَمْ
bilmez misin?
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَهُۥ
onundur
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerin
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
size
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
koruyucu
وَلَا
ve (ne de)
نَصِيرٍ
bir yardımcı

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin Hükümdarlığının Allah'a aid olduğunu bilmez misin? Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur

Ali Bulaç(Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur

2:108
أَمۡ تُرِيدُونَ أَن تَسۡـَٔلُواْ رَسُولَكُمۡ كَمَا سُئِلَ مُوسَىٰ مِن قَبۡلُۗ وَمَن يَتَبَدَّلِ ٱلۡكُفۡرَ بِٱلۡإِيمَٰنِ فَقَدۡ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
أَمْ
yoksa
تُرِيدُونَ
arzu (mu) ediyorsunuz?
أَن
istekte bulunmayı
تَسْـَٔلُوا۟
you ask
رَسُولَكُمْ
rasulunüzden
كَمَا
gibi
سُئِلَ
istedikleri
مُوسَىٰ
Musa'dan
مِن
daha önce
قَبْلُ ۗ
before
وَمَن
ve kim
يَتَبَدَّلِ
değiştirirse
ٱلْكُفْرَ
inkarı
بِٱلْإِيمَـٰنِ
imana
فَقَدْ
şüphesiz (o)
ضَلَّ
sapıtmıştır
سَوَآءَ
dümdüz
ٱلسَّبِيلِ
yolu

Diyanet İşleri MealiYoksa, daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya mı çekmek istiyorsunuz? İmanı inkarla değiştiren, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur

Ali BulaçYoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de Resulünüzü sorguya mı çekmek istiyorsunuz? Kim imanı inkar ile değişirse, artık o, dümdüz yoldan sapmış olur

2:109 📚 2
وَدَّ كَثِيرࣱ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ لَوۡ يَرُدُّونَكُم مِّنۢ بَعۡدِ إِيمَٰنِكُمۡ كُفَّارًا حَسَدࣰ ا مِّنۡ عِندِ أَنفُسِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلۡحَقُّۖ فَٱعۡفُواْ وَٱصۡفَحُواْ حَتَّىٰ يَأۡتِيَ ٱللَّهُ بِأَمۡرِهِۦٓۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَدَّ
isterler
كَثِيرٌۭ
bir çoğu
مِّنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
kitap
لَوْ
şayet
يَرُدُّونَكُم
sizi döndürmek
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
إِيمَـٰنِكُمْ
imanınızdan
كُفَّارًا
kafirler olarak
حَسَدًۭا
hasetle
مِّنْ
içlerindeki
عِندِ
(of)
أَنفُسِهِم
themselves
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
apaçık belli olduktan
تَبَيَّنَ
became clear
لَهُمُ
onlara
ٱلْحَقُّ ۖ
gerçek
فَٱعْفُوا۟
affedin
وَٱصْفَحُوا۟
hoş görün
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِىَ
getirinceye
ٱللَّهُ
Allah
بِأَمْرِهِۦٓ ۗ
emrini
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌۭ
gücü yetendir

Diyanet İşleri MealiKitap ehlinin çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü, sizi, inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler. Allah'ın emri gelene kadar onları affedin, geçin. Allah muhakkak her şeye Kadir'dir

Ali BulaçKitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkara döndürmek arzusunu duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir

2:110 📚 1
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَۚ وَمَا تُقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُم مِّنۡ خَيۡرࣲ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ ۚ
zekatı
وَمَا
ne ki
تُقَدِّمُوا۟
ne gönderirsiniz
لِأَنفُسِكُم
kendiniz için
مِّنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good (deeds)
تَجِدُوهُ
bulursunuz
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ
görür

Diyanet İşleri MealiNamazı kılın, zekatı verin, kendiniz için önden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görür

Ali BulaçNamazı dosdoğru kılın, zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir

2:111 📚 2
وَقَالُواْ لَن يَدۡخُلَ ٱلۡجَنَّةَ إِلَّا مَن كَانَ هُودًا أَوۡ نَصَٰرَىٰۗ تِلۡكَ أَمَانِيُّهُمۡۗ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
لَن
asla giremez
يَدْخُلَ
will enter
ٱلْجَنَّةَ
cennete
إِلَّا
başkası
مَن
kimseden
كَانَ
olan
هُودًا
Yahudi
أَوْ
veyahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ
hıristiyan
تِلْكَ
işte bu
أَمَانِيُّهُمْ ۗ
onların kuruntusudur
قُلْ
de ki
هَاتُوا۟
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ
delilinizi
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Diyanet İşleri MealiYahudi veya Hıristiyan olmayan kimse elbette cennete girmeyecek" dediler; bu onların kuruntularıdır. De ki: "Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin

Ali BulaçDediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez." Bu, onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, kesin-kanıtınızı (burhan) getirin

2:112 📚 1
بَلَىٰۚ مَنۡ أَسۡلَمَ وَجۡهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحۡسِنࣱ فَلَهُۥٓ أَجۡرُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
بَلَىٰ
hayır
مَنْ
kim
أَسْلَمَ
teslim ederse
وَجْهَهُۥ
yüzünü
لِلَّهِ
Allah'a
وَهُوَ
ve o
مُحْسِنٌۭ
işini güzel yaparak
فَلَهُۥٓ
onun
أَجْرُهُۥ
mükafatı
عِندَ
yanındadır
رَبِّهِۦ
Rabbinin
وَلَا
ve yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يَحْزَنُونَ
üzülmek

Diyanet İşleri MealiHayır, öyle değil; iyilik yaparak kendini Allah'a veren kimsenin ecri Rabbi'nin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir

Ali BulaçHayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

2:113
وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ لَيۡسَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ عَلَىٰ شَيۡءࣲ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ لَيۡسَتِ ٱلۡيَهُودُ عَلَىٰ شَيۡءࣲ وَهُمۡ يَتۡلُونَ ٱلۡكِتَٰبَۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ مِثۡلَ قَوۡلِهِمۡۚ فَٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
وَقَالَتِ
ve dediler ki
ٱلْيَهُودُ
Yahudiler
لَيْسَتِ
değiller
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
Hıristiyanlar
عَلَىٰ
üzerinde
شَىْءٍۢ
bir şey (temel)
وَقَالَتِ
ve dediler ki
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
Hıristiyanlar da
لَيْسَتِ
değildirler
ٱلْيَهُودُ
Yahudiler
عَلَىٰ
üzerinde
شَىْءٍۢ
bir şey (temel)
وَهُمْ
oysa onlar
يَتْلُونَ
okuyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ ۗ
Kitabı
كَذَٰلِكَ
böylece
قَالَ
söylediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ
know
مِثْلَ
benzerini
قَوْلِهِمْ ۚ
onların sözlerinin
فَٱللَّهُ
artık Allah
يَحْكُمُ
hüküm verecektir
بَيْنَهُمْ
aralarında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
şey hakkında
كَانُوا۟
oldukları
فِيهِ
onda
يَخْتَلِفُونَ
ihtilaf halinde

Diyanet İşleri MealiYahudiler "Hıristiyanlar bir temel üzerinde değil" dediler, Hıristiyanlar da "Yahudiler bir temel üzerinde değil" dediler; oysa onlar Kitaplarını da okuyorlar. Bilgisizler de tıpkı onların söylediklerini söylemiştir. Allah, kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şeylerde onların arasında hüküm verecektir

Ali BulaçYahudiler dediler ki: "Hıristiyanlar bir şey (herhangi bir temel) üzere değillerdir"; Hıristiyanlar da: "Yahudiler bir şey üzere değillerdir" dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler) de, onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında hüküm verecektir

2:114
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذۡكَرَ فِيهَا ٱسۡمُهُۥ وَسَعَىٰ فِي خَرَابِهَآۚ أُوْلَٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمۡ أَن يَدۡخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَۚ لَهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا خِزۡيࣱ وَلَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
وَمَنْ
ve kim olabilir
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
مَّنَعَ
men eden
مَسَـٰجِدَ
mescidlerinde
ٱللَّهِ
Allah'ın
أَن
anılmasına
يُذْكَرَ
be mentioned
فِيهَا
içinde
ٱسْمُهُۥ
isminin
وَسَعَىٰ
ve çalışandan
فِى
onların harabolmasına
خَرَابِهَآ ۚ
their destruction
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
مَا
yoktur
كَانَ
olmaları
لَهُمْ
onlar için
أَن
girmeleri
يَدْخُلُوهَآ
they enter them
إِلَّا
dışında
خَآئِفِينَ ۚ
korka korka
لَهُمْ
onlar için vardır
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
خِزْىٌۭ
rezillik
وَلَهُمْ
ve vardır
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
عَذَابٌ
azap
عَظِيمٌۭ
büyük bir

Diyanet İşleri MealiAllah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır

Ali BulaçAllah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azap vardır

2:115 📚 3
وَلِلَّهِ ٱلۡمَشۡرِقُ وَٱلۡمَغۡرِبُۚ فَأَيۡنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجۡهُ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ
doğu da
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ
batı da
فَأَيْنَمَا
nereye
تُوَلُّوا۟
dönerseniz
فَثَمَّ
oradadır
وَجْهُ
yüzü (zatı)
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'(ın)
وَٰسِعٌ
(rahmeti ve ni'meti) boldur
عَلِيمٌۭ
(her şeyi) bilendir

Diyanet İşleri MealiDoğu da batı da Allah'ındır, nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir

Ali BulaçDoğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir

2:116
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدࣰ اۗ سُبۡحَٰنَهُۥۖ بَل لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ كُلࣱّ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
ٱتَّخَذَ
edindi
ٱللَّهُ
Allah
وَلَدًۭا ۗ
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ
O yücedir
بَل
bilakis
لَّهُۥ
onundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
كُلٌّۭ
hepsi
لَّهُۥ
O'na
قَـٰنِتُونَ
boyun eğmiştir

Diyanet İşleri MealiAllah oğul edindi" dediler; haşa, oysa, göklerde ve yerde olanlar O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir

Ali BulaçDediler ki: "Allah oğul edindi." O, (bu yakıştırmadan) Yücedir. Hayır, göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir

2:117
بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَإِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرࣰ ا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
بَدِيعُ
(O) yaratıcısıdır
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
وَإِذَا
zaman
قَضَىٰٓ
hükmettiği
أَمْرًۭا
bir işe (şeye)
فَإِنَّمَا
şüphesiz sadece
يَقُولُ
der
لَهُۥ
ona
كُن
ol
فَيَكُونُ
hemen oluverir

Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tır. O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak "ol" der ve olur

Ali BulaçGökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir

2:118 📚 1
وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ لَوۡلَا يُكَلِّمُنَا ٱللَّهُ أَوۡ تَأۡتِينَآ ءَايَةࣱۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِم مِّثۡلَ قَوۡلِهِمۡۘ تَشَٰبَهَتۡ قُلُوبُهُمۡۗ قَدۡ بَيَّنَّا ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمࣲ يُوقِنُونَ
وَقَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ
know
لَوْلَا
değil miydi?
يُكَلِّمُنَا
bizimle konuşmalı
ٱللَّهُ
Allah
أَوْ
ya da
تَأْتِينَآ
bize gelmeli
ءَايَةٌۭ ۗ
bir ayet (mu'cize)
كَذَٰلِكَ
işte böyle
قَالَ
söyle(mişler)di
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan önceki(ler de)
قَبْلِهِم
before them
مِّثْلَ
benzerini
قَوْلِهِمْ ۘ
onların dediklerinin
تَشَـٰبَهَتْ
birbirine benzedi
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
قَدْ
elbette
بَيَّنَّا
iyice açıkladık
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لِقَوْمٍۢ
kavimler için
يُوقِنُونَ
bilmek isteyen

Diyanet İşleri MealiBilmeyenler: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır

Ali BulaçBilgisizler, dediler ki: "Allah bizimle konuşmalı veya bize de bir ayet gelmeli değil miydi?" Onlardan öncekiler de onların bu söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Biz, kesin bilgiyle inanan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik

2:119
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ بَشِيرࣰ ا وَنَذِيرࣰ اۖ وَلَا تُسۡـَٔلُ عَنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡجَحِيمِ
إِنَّآ
doğrusu biz
أَرْسَلْنَـٰكَ
seni gönderdik
بِٱلْحَقِّ
gerçekle
بَشِيرًۭا
müjdeleyici
وَنَذِيرًۭا ۖ
ve uyarıcı olarak
وَلَا
değilsin
تُسْـَٔلُ
sen sorumlu
عَنْ
halkından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, seni hak ile, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Sen, cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın

Ali BulaçŞüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın

2:120 📚 3
وَلَن تَرۡضَىٰ عَنكَ ٱلۡيَهُودُ وَلَا ٱلنَّصَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمۡۗ قُلۡ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلۡهُدَىٰۗ وَلَئِنِ ٱتَّبَعۡتَ أَهۡوَآءَهُم بَعۡدَ ٱلَّذِي جَآءَكَ مِنَ ٱلۡعِلۡمِ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرٍ
وَلَن
ve olmazlar
تَرْضَىٰ
razı
عَنكَ
senden
ٱلْيَهُودُ
(ne) yahudiler
وَلَا
(ne de)
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
hıristiyanlar
حَتَّىٰ
kadar
تَتَّبِعَ
sen uyuncaya
مِلَّتَهُمْ ۗ
onların milletine (dinine)
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
هُدَى
hidayeti
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُوَ
odur
ٱلْهُدَىٰ ۗ
asıl doğru yol
وَلَئِنِ
eğer
ٱتَّبَعْتَ
uyarsan
أَهْوَآءَهُم
onların arzularına
بَعْدَ
sonra
ٱلَّذِى
sana gelen
جَآءَكَ
has come to you
مِنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ
the knowledge
مَا
yoktur
لَكَ
sana
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiç
وَلِىٍّۢ
bir dost
وَلَا
ve hiç
نَصِيرٍ
bir yardımcı

Diyanet İşleri MealiKendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnud olmayacaklardır. De ki: "Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur". Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur

Ali BulaçSen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı

2:121
ٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ يَتۡلُونَهُۥ حَقَّ تِلَاوَتِهِۦٓ أُوْلَٰٓئِكَ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦۗ وَمَن يَكۡفُرۡ بِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
يَتْلُونَهُۥ
onu okuyanlar
حَقَّ
doğru bir
تِلَاوَتِهِۦٓ
okuyuşla
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يُؤْمِنُونَ
inananlardır
بِهِۦ ۗ
ona
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِهِۦ
onu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlardır

Diyanet İşleri MealiKendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkar edenler ise kaybedenlerdir

Ali BulaçKendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkar ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir

2:122
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَنِّي فَضَّلۡتُكُمۡ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'meti
ٱلَّتِىٓ
verdiğim
أَنْعَمْتُ
I bestowed
عَلَيْكُمْ
size
وَأَنِّى
gerçekten
فَضَّلْتُكُمْ
sizi üstün kıldığımı
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Diyanet İşleri MealiEy İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün tuttuğumu hatırlayın

Ali BulaçEy İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi (bir dönem) alemlere muhakkak üstün kıldığımı hatırlayın

2:123 📚 1
وَٱتَّقُواْ يَوۡمࣰ ا لَّا تَجۡزِي نَفۡسٌ عَن نَّفۡسࣲ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُقۡبَلُ مِنۡهَا عَدۡلࣱ وَلَا تَنفَعُهَا شَفَٰعَةࣱ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
وَٱتَّقُوا۟
sakının
يَوْمًۭا
şu günden (ki)
لَّا
cezasını çekmez
تَجْزِى
will avail
نَفْسٌ
kimse
عَن
kimsenin
نَّفْسٍۢ
(another) soul
شَيْـًۭٔا
bir şeyle
وَلَا
ve kabul edilmez
يُقْبَلُ
will be accepted
مِنْهَا
ondan
عَدْلٌۭ
fidye
وَلَا
ona fayda vermez
تَنفَعُهَا
will benefit it
شَفَـٰعَةٌۭ
şefaat
وَلَا
onlara
هُمْ
they
يُنصَرُونَ
yardım da edilmez

Diyanet İşleri MealiKimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden korunun

Ali BulaçVe hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının

2:124 📚 1
۞وَإِذِ ٱبۡتَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ رَبُّهُۥ بِكَلِمَٰتࣲ فَأَتَمَّهُنَّۖ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامࣰ اۖ قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِيۖ قَالَ لَا يَنَالُ عَهۡدِي ٱلظَّٰلِمِينَ
۞ وَإِذِ
zaman
ٱبْتَلَىٰٓ
imtihan ettiği;
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'i
رَبُّهُۥ
Rabbi
بِكَلِمَـٰتٍۢ
kelimelerle
فَأَتَمَّهُنَّ ۖ
o da onları tamamlamıştı
قَالَ
(Allah) dedi ki
إِنِّى
şüphesiz ben
جَاعِلُكَ
seni yapacağım
لِلنَّاسِ
insanlar için
إِمَامًۭا ۖ
önder
قَالَ
(İbrahim) dedi ki
وَمِن
benim soyumdan da
ذُرِّيَّتِى ۖ
my offspring
قَالَ
buyurdu
لَا
ulaşmaz
يَنَالُ
reach
عَهْدِى
ahdim
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlere

Diyanet İşleri MealiRabbi İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "seni insanlara önder kılacağım" demişti. O "soyumdan da" deyince, "zalimler benim ahdime erişemez" buyurmuştu

Ali BulaçHani Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle denemişti. O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım" dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?" deyince (Allah:) "Zalimler Benim ahdime erişemez" dedi

2:125
وَإِذۡ جَعَلۡنَا ٱلۡبَيۡتَ مَثَابَةࣰ لِّلنَّاسِ وَأَمۡنࣰ ا وَٱتَّخِذُواْ مِن مَّقَامِ إِبۡرَٰهِـۧمَ مُصَلࣰّ ىۖ وَعَهِدۡنَآ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيۡتِيَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلۡعَٰكِفِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
وَإِذْ
hani
جَعَلْنَا
biz kıldık
ٱلْبَيْتَ
Beyt'i (Ka'be'yi)
مَثَابَةًۭ
toplanma yeri
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَأَمْنًۭا
ve güven yeri
وَٱتَّخِذُوا۟
siz de edinin
مِن
makamından
مَّقَامِ
(the) standing place
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
مُصَلًّۭى ۖ
bir namaz yeri
وَعَهِدْنَآ
ve emretmiştik
إِلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
أَن
temizlemesini
طَهِّرَا
[You both] purify
بَيْتِىَ
ev'imi
لِلطَّآئِفِينَ
tavaf edenler için
وَٱلْعَـٰكِفِينَ
ibadete kapananlar
وَٱلرُّكَّعِ
ve rüku edenler
ٱلسُّجُودِ
secde edenler

Diyanet İşleri MealiKabeyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik

Ali BulaçHani Evi (Ka'be’yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik

2:126
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّ ٱجۡعَلۡ هَٰذَا بَلَدًا ءَامِنࣰ ا وَٱرۡزُقۡ أَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ مَنۡ ءَامَنَ مِنۡهُم بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُۥ قَلِيلࣰ ا ثُمَّ أَضۡطَرُّهُۥٓ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلنَّارِۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَلْ
kıl
هَـٰذَا
bu
بَلَدًا
şehri
ءَامِنًۭا
güvenli
وَٱرْزُقْ
ve rızıklandır
أَهْلَهُۥ
halkını
مِنَ
ürünlerle
ٱلثَّمَرَٰتِ
fruits
مَنْ
kimseleri
ءَامَنَ
inanan
مِنْهُم
onlardan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ
ahiret
قَالَ
(Rabbi) buyurdu ki
وَمَن
kimseyi
كَفَرَ
inkar eden
فَأُمَتِّعُهُۥ
onu geçindiririm
قَلِيلًۭا
az bir (süre)
ثُمَّ
sonra
أَضْطَرُّهُۥٓ
onu mahkum ederim
إِلَىٰ
azabına
عَذَابِ
(the) punishment
ٱلنَّارِ ۖ
cehennem
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
dönüş yeridir

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti. Allah da: "İnkar edeni de az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç" buyurmuştu

Ali BulaçHani İbrahim: "Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti de (Allah: “Sadece inananları değil) inkar edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o" demişti

2:127 📚 6
وَإِذۡ يَرۡفَعُ إِبۡرَٰهِـۧمُ ٱلۡقَوَاعِدَ مِنَ ٱلۡبَيۡتِ وَإِسۡمَٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلۡ مِنَّآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
وَإِذْ
ve hani
يَرْفَعُ
yükseltiyordu
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
ٱلْقَوَاعِدَ
temellerini
مِنَ
Ev'in
ٱلْبَيْتِ
the House
وَإِسْمَـٰعِيلُ
İsma'il'(le beraber)
رَبَّنَا
Rabbi'imiz
تَقَبَّلْ
kabul buyur
مِنَّآ ۖ
bizden
إِنَّكَ
kuşkusuz sen
أَنتَ
(yalnız) sen
ٱلسَّمِيعُ
işitensin
ٱلْعَلِيمُ
bilensin

Diyanet İşleri Mealiİbrahim ve İsmail, Kabenin temellerini yükseltiyordu: "Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Şüphesiz ki, Sen hem işitir hem bilirsin

Ali Bulaçİbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin

2:128 📚 4
رَبَّنَا وَٱجۡعَلۡنَا مُسۡلِمَيۡنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَآ أُمَّةࣰ مُّسۡلِمَةࣰ لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبۡ عَلَيۡنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَٱجْعَلْنَا
bizi yap
مُسْلِمَيْنِ
teslim olanlardan
لَكَ
sana
وَمِن
neslimizden de
ذُرِّيَّتِنَآ
our offspring
أُمَّةًۭ
bir ümmet (çıkar)
مُّسْلِمَةًۭ
teslim olan
لَّكَ
sana
وَأَرِنَا
ve bize göster
مَنَاسِكَنَا
ibadet yollarımızı
وَتُبْ
ve tevbemizi kabul et
عَلَيْنَآ ۖ
bizden
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
(ancak) sensin
ٱلتَّوَّابُ
tevbeleri kabul eden
ٱلرَّحِيمُ
çok merhametli olan

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin

Ali BulaçRabbimiz, ikimizi Sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin

2:129 📚 1
رَبَّنَا وَٱبۡعَثۡ فِيهِمۡ رَسُولࣰ ا مِّنۡهُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَيُزَكِّيهِمۡۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَٱبْعَثْ
gönder
فِيهِمْ
onlara
رَسُولًۭا
bir elçi
مِّنْهُمْ
kendi içlerinden
يَتْلُوا۟
okuyacak
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتِكَ
senin ayetlerini
وَيُعَلِّمُهُمُ
ve onlara öğretecek
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَيُزَكِّيهِمْ ۚ
ve onları temizleyecek
إِنَّكَ
şüphesiz sensin
أَنتَ
yalnız sen
ٱلْعَزِيزُ
Aziz olan
ٱلْحَكِيمُ
Hakim olan

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! İçlerinden onlara Senin ayetlerini okuyan, Kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve Hakim olan ancak Sensin

Ali BulaçRabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin

2:130 📚 3
وَمَن يَرۡغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبۡرَٰهِـۧمَ إِلَّا مَن سَفِهَ نَفۡسَهُۥۚ وَلَقَدِ ٱصۡطَفَيۡنَٰهُ فِي ٱلدُّنۡيَاۖ وَإِنَّهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَمَن
ve kim ki
يَرْغَبُ
yüz çevirir
عَن
milletinden (dininden)
مِّلَّةِ
(the) religion
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
إِلَّا
başka
مَن
kimseen
سَفِهَ
sefih kılan
نَفْسَهُۥ ۚ
nefsini
وَلَقَدِ
Andolsun ki
ٱصْطَفَيْنَـٰهُ
biz onu seçmiştik
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ
the world
وَإِنَّهُۥ
ve şüphesiz o
فِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
لَمِنَ
salihlerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Diyanet İşleri MealiKendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir

Ali BulaçKendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, Biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir

2:131 📚 1
إِذۡ قَالَ لَهُۥ رَبُّهُۥٓ أَسۡلِمۡۖ قَالَ أَسۡلَمۡتُ لِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُۥ
ona
رَبُّهُۥٓ
Rabbi
أَسْلِمْ ۖ
İslam ol (teslim ol)
قَالَ
dedi
أَسْلَمْتُ
teslim oldum
لِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Diyanet İşleri MealiRabbi ona: "Teslim ol" buyurduğunda, "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti

Ali BulaçRabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti

2:132 📚 2
وَوَصَّىٰ بِهَآ إِبۡرَٰهِـۧمُ بَنِيهِ وَيَعۡقُوبُ يَٰبَنِيَّ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰ لَكُمُ ٱلدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسۡلِمُونَ
وَوَصَّىٰ
ve vasiyyet etti
بِهَآ
bunu
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
بَنِيهِ
kendi oğullarına
وَيَعْقُوبُ
ve Ya'kub da
يَـٰبَنِىَّ
Ey oğullarım
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱصْطَفَىٰ
seçti
لَكُمُ
sizin için
ٱلدِّينَ
bu dini
فَلَا
öyleyse ölmeyin
تَمُوتُنَّ
(should) you die
إِلَّا
başka (bir şekilde)
وَأَنتُم
sizler
مُّسْلِمُونَ
müslümanlar olmaktan

Diyanet İşleri Mealiİbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da: "Oğullarım! Allah dini size seçti, siz de ancak O'na teslim olmuş olarak can verin" dedi

Ali BulaçBunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye benzer bir vasiyette bulundu)

2:133 📚 1
أَمۡ كُنتُمۡ شُهَدَآءَ إِذۡ حَضَرَ يَعۡقُوبَ ٱلۡمَوۡتُ إِذۡ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعۡبُدُونَ مِنۢ بَعۡدِيۖ قَالُواْ نَعۡبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ ءَابَآئِكَ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ إِلَٰهࣰ ا وَٰحِدࣰ ا وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ
أَمْ
yoksa
كُنتُمْ
siz
شُهَدَآءَ
şahit miydiniz
إِذْ
zaman
حَضَرَ
geldiği
يَعْقُوبَ
Ya'kub'a
ٱلْمَوْتُ
ölüm hali
إِذْ
o zaman
قَالَ
(Ya'kub) dedi ki
لِبَنِيهِ
oğullarına
مَا
neye
تَعْبُدُونَ
kulluk edeceksiniz
مِنۢ
benden sonra
بَعْدِى
after me
قَالُوا۟
dediler ki
نَعْبُدُ
kulluk edeceğiz
إِلَـٰهَكَ
senin tanrına
وَإِلَـٰهَ
ve tanrısına
ءَابَآئِكَ
ataların
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'ın
إِلَـٰهًۭا
Tanrı'sına
وَٰحِدًۭا
tek
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُسْلِمُونَ
teslim olanlarız

Diyanet İşleri MealiYoksa Yakub can verirken sizler yanında mı idiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuştu; Onlar da: "Senin Tanrına ve ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın Tanrısı olan tek Tanrıya kulluk edeceğiz, bizler O'na teslim olmuşuzdur" demişlerdi

Ali BulaçYoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin İlahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın İlahı olan tek bir İlaha ibadet edeceğiz; bizler O'na teslim olduk" demişlerdi

2:134 📚 1
تِلۡكَ أُمَّةࣱ قَدۡ خَلَتۡۖ لَهَا مَا كَسَبَتۡ وَلَكُم مَّا كَسَبۡتُمۡۖ وَلَا تُسۡـَٔلُونَ عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
تِلْكَ
onlar
أُمَّةٌۭ
bir ümmetti
قَدْ
elbette
خَلَتْ ۖ
gelip geçti
لَهَا
kendilerine
مَا
şeyler
كَسَبَتْ
onların kazandıkları
وَلَكُم
size aittir
مَّا
şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ
sizin kazandıklarınız
وَلَا
siz sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ
you will be asked
عَمَّا
şeyden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor

Diyanet İşleri MealiOnlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz

Ali BulaçOnlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz

2:135
وَقَالُواْ كُونُواْ هُودًا أَوۡ نَصَٰرَىٰ تَهۡتَدُواْۗ قُلۡ بَلۡ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِـۧمَ حَنِيفࣰ اۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
كُونُوا۟
olun ki
هُودًا
Yahudi
أَوْ
veya
نَصَـٰرَىٰ
hıristiyan
تَهْتَدُوا۟ ۗ
doğru yolu bulasınız
قُلْ
de ki
بَلْ
bilakis (uyarız)
مِلَّةَ
milletine (dinine)
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
حَنِيفًۭا ۖ
hanif
وَمَا
O değildi
كَانَ
he was
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
those who associated partners (with Allah)

Diyanet İşleri MealiYahudi veya Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" dediler. "Doğruya yönelmiş olan ve Allah'a eş koşanlardan olmayan İbrahim'in dinine uyarız" de

Ali BulaçDediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz." De ki: "Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden değildi

2:136 📚 5
قُولُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِيَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمۡ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّنۡهُمۡ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ
قُولُوٓا۟
deyin
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْنَا
bize
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ
ve torunlarına
وَمَآ
ve şeye
أُوتِىَ
verilen
مُوسَىٰ
Musa'ya
وَعِيسَىٰ
ve Îsa'ya
وَمَآ
ve şeye
أُوتِىَ
verilen
ٱلنَّبِيُّونَ
peygamberlere
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ
their Lord
لَا
ayırım yapmayız
نُفَرِّقُ
we make distinction
بَيْنَ
arasında
أَحَدٍۢ
hiçbiri
مِّنْهُمْ
onların
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُسْلِمُونَ
teslim olanlarız

Diyanet İşleri MealiAllah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa'ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O'na teslim olanlarız" deyin

Ali BulaçDeyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız

2:137
فَإِنۡ ءَامَنُواْ بِمِثۡلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهۡتَدَواْۖ وَّإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا هُمۡ فِي شِقَاقࣲۖ فَسَيَكۡفِيكَهُمُ ٱللَّهُۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
فَإِنْ
eğer
ءَامَنُوا۟
iman ederlerse
بِمِثْلِ
gibi
مَآ
sizin iman ettiğiniz
ءَامَنتُم
you have believed
بِهِۦ
ona
فَقَدِ
elbette
ٱهْتَدَوا۟ ۖ
doğru yolu bulmuş olurlar
وَّإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَإِنَّمَا
mutlaka
هُمْ
onlar
فِى
içine
شِقَاقٍۢ ۖ
anlaşmazlık (düşerler)
فَسَيَكْفِيكَهُمُ
onlara karşı sana yeter
ٱللَّهُ ۚ
Allah
وَهُوَ
ve O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Diyanet İşleri MealiSizin inandığınız gibi inanmış olsalar, doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse, şüphesiz onlar çıkmazdadırlar. Onlara karşı sana Allah yetecektir. O, işitir ve bilir

Ali BulaçŞayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse, onlar elbette bir (çelişki ve) aykırılık içindedirler. Sana onlara karşı Allah yeter. O, işitendir, bilendir

2:138 📚 1
صِبۡغَةَ ٱللَّهِ وَمَنۡ أَحۡسَنُ مِنَ ٱللَّهِ صِبۡغَةࣰۖ وَنَحۡنُ لَهُۥ عَٰبِدُونَ
صِبْغَةَ
boyası (ile boyan)
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَمَنْ
ve kimdir
أَحْسَنُ
daha güzeli
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
صِبْغَةًۭ ۖ
boyası
وَنَحْنُ
ve biz ancak
لَهُۥ
O'na
عَـٰبِدُونَ
kulluk ederiz

Diyanet İşleri MealiAllah'ın verdiği renge uyun; rengi Allah'ınkinden daha güzel olan kim vardır? "Biz O'na kulluk edenleriz" deyin

Ali BulaçAllah'ın boyası... Allah(ın boyasın)dan daha güzel boyası olan kimdir? Biz (yalnızca) O'na kulluk edenleriz

2:139
قُلۡ أَتُحَآجُّونَنَا فِي ٱللَّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمۡ وَلَنَآ أَعۡمَٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَٰلُكُمۡ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُخۡلِصُونَ
قُلْ
söyle (onlara)
أَتُحَآجُّونَنَا
bizimle tartışıyor musunuz?
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
وَهُوَ
O iken
رَبُّنَا
bizim de Rabbimiz
وَرَبُّكُمْ
sizin de Rabbiniz
وَلَنَآ
bizimdir
أَعْمَـٰلُنَا
bizim yaptıklarımız
وَلَكُمْ
sizindir
أَعْمَـٰلُكُمْ
sizin yaptıklarınız
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُخْلِصُونَ
gönülden bağlananlarız

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bizim ve sizin Rabbiniz olan Allah hakkında bize karşı hüccet mi gösteriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız de kendinize aittir. Biz O'na karşı samimiyiz

Ali BulaçDe ki: "O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla) tartışmalara mı giriyorsunuz? Bizim amellerimiz bizim, sizin de amelleriniz sizindir. Biz, O'na gönülden bağlanmış (muhlis) olanlarız

2:140
أَمۡ تَقُولُونَ إِنَّ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطَ كَانُواْ هُودًا أَوۡ نَصَٰرَىٰۗ قُلۡ ءَأَنتُمۡ أَعۡلَمُ أَمِ ٱللَّهُۗ وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَٰدَةً عِندَهُۥ مِنَ ٱللَّهِۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
أَمْ
yoksa
تَقُولُونَ
söylüyor(mu)sunuz
إِنَّ
şüphesiz
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub
وَٱلْأَسْبَاطَ
ve torunlarının
كَانُوا۟
olduklarını
هُودًا
yahudi
أَوْ
yahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ
hıristiyan
قُلْ
de ki
ءَأَنتُمْ
siz mi
أَعْلَمُ
daha iyi bilirsiniz
أَمِ
yoksa
ٱللَّهُ ۗ
Allah (mı)
وَمَنْ
ve kimdir
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
كَتَمَ
gizleyen
شَهَـٰدَةً
şahitliği
عِندَهُۥ
yanında bulunan
مِنَ
tarafından
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiYoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? Peki, siz mi yoksa Allah mı daha iyi bilir? de. Allah tarafından kendisine bildirilen bir gerçeği gizleyenden daha zalim kim vardır? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir

Ali BulaçYoksa siz, gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

2:141 📚 1
تِلۡكَ أُمَّةࣱ قَدۡ خَلَتۡۖ لَهَا مَا كَسَبَتۡ وَلَكُم مَّا كَسَبۡتُمۡۖ وَلَا تُسۡـَٔلُونَ عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
تِلْكَ
İşte onlar
أُمَّةٌۭ
bir ümmetti
قَدْ
ki
خَلَتْ ۖ
gelip geçti
لَهَا
onlarındır
مَا
şeyler
كَسَبَتْ
kazandıkları
وَلَكُم
ve sizindir
مَّا
şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ
sizin kazandıklarınız
وَلَا
sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ
you will be asked
عَمَّا
şeylerden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor

Diyanet İşleri MealiOnlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz

Ali BulaçOnlar, bir ümmetti, gelip geçti; onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz

2:142 📚 1
۞سَيَقُولُ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَ ٱلنَّاسِ مَا وَلَّىٰهُمۡ عَن قِبۡلَتِهِمُ ٱلَّتِي كَانُواْ عَلَيۡهَاۚ قُل لِّلَّهِ ٱلۡمَشۡرِقُ وَٱلۡمَغۡرِبُۚ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
۞ سَيَقُولُ
diyecekler ki
ٱلسُّفَهَآءُ
bazı beyinsizler
مِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَا
nedir
وَلَّىٰهُمْ
onları çeviren
عَن
kıblelerinden
قِبْلَتِهِمُ
their direction of prayer
ٱلَّتِى
o ki
كَانُوا۟
bulunurlar
عَلَيْهَا ۚ
üzerinde
قُل
de ki
لِّلَّهِ
Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ
doğu
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ
ve batı
يَهْدِى
O iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediğini (dileyeni)
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Diyanet İşleri Mealiİnsanların beyinsizleri, "Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?" diyecekler; de ki: "Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir

Ali BulaçBirtakım beyinsiz insanlar: "Onları daha önceki kıblelerinden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da. O dilediğini doğru yola yöneltir

2:143 📚 4
وَكَذَٰلِكَ جَعَلۡنَٰكُمۡ أُمَّةࣰ وَسَطࣰ ا لِّتَكُونُواْ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيۡكُمۡ شَهِيدࣰ اۗ وَمَا جَعَلۡنَا ٱلۡقِبۡلَةَ ٱلَّتِي كُنتَ عَلَيۡهَآ إِلَّا لِنَعۡلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِۚ وَإِن كَانَتۡ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَٰنَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
جَعَلْنَـٰكُمْ
sizi kıldık
أُمَّةًۭ
bir ümmet
وَسَطًۭا
vasat
لِّتَكُونُوا۟
olmanız için
شُهَدَآءَ
şahit
عَلَى
insanlara
ٱلنَّاسِ
the mankind
وَيَكُونَ
ve olması için
ٱلرَّسُولُ
rasulün (de)
عَلَيْكُمْ
size
شَهِيدًۭا ۗ
şahit
وَمَا
ve yap(ma)dık
جَعَلْنَا
We made
ٱلْقِبْلَةَ
bir kıble
ٱلَّتِى
olduğunuzu
كُنتَ
you were used to
عَلَيْهَآ
üzerinde
إِلَّا
sadece (yaptık)
لِنَعْلَمَ
bilmek için
مَن
kimseyi
يَتَّبِعُ
uyan
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
مِمَّن
kimseden
يَنقَلِبُ
geriye dönen
عَلَىٰ
üzerinde
عَقِبَيْهِ ۚ
ökçesi
وَإِن
ve elbette
كَانَتْ
ağır gelir
لَكَبِيرَةً
certainly a great (test)
إِلَّا
başkasına
عَلَى
kimseye
ٱلَّذِينَ
those whom
هَدَى
yol gösterdiği
ٱللَّهُ ۗ
Allah'ın
وَمَا
değildir
كَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
لِيُضِيعَ
zayi edecek
إِيمَـٰنَكُمْ ۚ
sizin imanınızı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِٱلنَّاسِ
insanlara
لَرَءُوفٌۭ
şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
merhametlidir

Diyanet İşleri MealiBöylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder

Ali BulaçBöylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir

2:144 📚 10
قَدۡ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجۡهِكَ فِي ٱلسَّمَآءِۖ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبۡلَةࣰ تَرۡضَىٰهَاۚ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ وَحَيۡثُ مَا كُنتُمۡ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ شَطۡرَهُۥۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ لَيَعۡلَمُونَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعۡمَلُونَ
قَدْ
elbette
نَرَىٰ
görüyoruz
تَقَلُّبَ
çevrilip durduğunu
وَجْهِكَ
yüzünün
فِى
doğru
ٱلسَّمَآءِ ۖ
göğe
فَلَنُوَلِّيَنَّكَ
elbette seni döndüreceğiz
قِبْلَةًۭ
bir kıbleye
تَرْضَىٰهَا ۚ
hoşlanacağın
فَوَلِّ
(Bundan böyle) çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
tarafına
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'a
وَحَيْثُ
ve nerede
مَا
olursanız
كُنتُمْ
you are
فَوَلُّوا۟
çevirin
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
شَطْرَهُۥ ۗ
o yöne
وَإِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
أُوتُوا۟
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ
kitap
لَيَعْلَمُونَ
elbette bilirler
أَنَّهُ
bunun
ٱلْحَقُّ
bir gerçek olduğunu
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۗ
their Lord
وَمَا
değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
onların yaptıklarından
يَعْمَلُونَ
they do

Diyanet İşleri MealiYüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın kıbleye seni elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Doğrusu Kitap verilenler, bunun Rab'lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından gafil değildir

Ali BulaçBiz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip-durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

2:145 📚 4
وَلَئِنۡ أَتَيۡتَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ بِكُلِّ ءَايَةࣲ مَّا تَبِعُواْ قِبۡلَتَكَۚ وَمَآ أَنتَ بِتَابِعࣲ قِبۡلَتَهُمۡۚ وَمَا بَعۡضُهُم بِتَابِعࣲ قِبۡلَةَ بَعۡضࣲۚ وَلَئِنِ ٱتَّبَعۡتَ أَهۡوَآءَهُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلۡعِلۡمِ إِنَّكَ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَلَئِنْ
ve eğer
أَتَيْتَ
sen getirsen
ٱلَّذِينَ
kimselere
أُوتُوا۟
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
بِكُلِّ
her türlü
ءَايَةٍۢ
ayeti
مَّا
değildir
تَبِعُوا۟
uyacak
قِبْلَتَكَ ۚ
senin kıblene
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen (de)
بِتَابِعٍۢ
uyacak
قِبْلَتَهُمْ ۚ
onların kıblesine
وَمَا
ve değildir
بَعْضُهُم
onların bazısı
بِتَابِعٍۢ
uymazlar
قِبْلَةَ
kıblesine
بَعْضٍۢ ۚ
diğerlerinin
وَلَئِنِ
ve eğer
ٱتَّبَعْتَ
uyarsan
أَهْوَآءَهُم
onların keyiflerine
مِّنۢ
sonraden
بَعْدِ
after
مَا
şey(den)
جَآءَكَ
sana gelen
مِنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ
the knowledge
إِنَّكَ
şüphesiz sen
إِذًۭا
o takdirde
لَّمِنَ
zalimlerden (olursun)
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Diyanet İşleri MealiSen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun

Ali BulaçAndolsun, kendilerine kitap verilenlere her ayeti (delili) getirsen, yine onlar senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak değilsin. Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine (bile) uymaz. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, o zaman gerçekten zalimlerden olursun

2:146
ٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ يَعۡرِفُونَهُۥ كَمَا يَعۡرِفُونَ أَبۡنَآءَهُمۡۖ وَإِنَّ فَرِيقࣰ ا مِّنۡهُمۡ لَيَكۡتُمُونَ ٱلۡحَقَّ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
يَعْرِفُونَهُۥ
onu tanırlar
كَمَا
gibi
يَعْرِفُونَ
tanıdıkları
أَبْنَآءَهُمْ ۖ
oğullarını
وَإِنَّ
ve (yine) elbette
فَرِيقًۭا
bir grup
مِّنْهُمْ
onlardan
لَيَكْتُمُونَ
gizlerler
ٱلْحَقَّ
gerçeği
وَهُمْ
onlar
يَعْلَمُونَ
bildikleri (halde)

Diyanet İşleri MealiKendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğrusu bile bile hakkı gizlerler

Ali BulaçKendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler

2:147 📚 1
ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُمۡتَرِينَ
ٱلْحَقُّ
Gerçek
مِن
Rabbindendir
رَّبِّكَ ۖ
your Lord
فَلَا
artık olma
تَكُونَنَّ
be
مِنَ
kuşkulananlardan
ٱلْمُمْتَرِينَ
the doubters

Diyanet İşleri MealiGerçek Rabb'indendir, sakın şüphelenenlerden olma

Ali BulaçGerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma

2:148
وَلِكُلࣲّ وِجۡهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَاۖ فَٱسۡتَبِقُواْ ٱلۡخَيۡرَٰتِۚ أَيۡنَ مَا تَكُونُواْ يَأۡتِ بِكُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَلِكُلٍّۢ
her (ümmetin) vardır
وِجْهَةٌ
bir yönü
هُوَ
o(nun)
مُوَلِّيهَا ۖ
yöneldiği
فَٱسْتَبِقُوا۟
O halde koşun
ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ
hayır işlerine
أَيْنَ
nerede
مَا
olsanız
تَكُونُوا۟
you will be
يَأْتِ
getirir
بِكُمُ
sizi
ٱللَّهُ
Allah
جَمِيعًا ۚ
bir araya
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiHerkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah şüphesiz her şeye Kadir'dir

Ali BulaçHerkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri biraraya getirecektir. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir

2:149 📚 5
وَمِنۡ حَيۡثُ خَرَجۡتَ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۖ وَإِنَّهُۥ لَلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
وَمِنْ
ve
حَيْثُ
nereden
خَرَجْتَ
çıkarsan (yola)
فَوَلِّ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
tarafına
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۖ
Haram
وَإِنَّهُۥ
bu elbette
لَلْحَقُّ
bir gerçektir
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۗ
your Lord
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiHer nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir, şüphesiz bu Rabbinden bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

Ali BulaçHer nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Şüphesiz bu, Rabbinden olan bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

2:150 📚 8
وَمِنۡ حَيۡثُ خَرَجۡتَ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ وَحَيۡثُ مَا كُنتُمۡ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ شَطۡرَهُۥ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيۡكُمۡ حُجَّةٌ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡ فَلَا تَخۡشَوۡهُمۡ وَٱخۡشَوۡنِي وَلِأُتِمَّ نِعۡمَتِي عَلَيۡكُمۡ وَلَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
وَمِنْ
ve
حَيْثُ
nereden
خَرَجْتَ
çıkarsan (yola)
فَوَلِّ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
doğru
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'a
وَحَيْثُ
ve nerede
مَا
olursanız
كُنتُمْ
you (all) are
فَوَلُّوا۟
çevirin
وُجُوهَكُمْ
yüzünüzü
شَطْرَهُۥ
o yana
لِئَلَّا
diye
يَكُونَ
olmasın
لِلنَّاسِ
hiç kimsenin
عَلَيْكُمْ
aleyhinizde
حُجَّةٌ
bir delili
إِلَّا
başkasının
ٱلَّذِينَ
kimselerden
ظَلَمُوا۟
zalim olan
مِنْهُمْ
onlardan
فَلَا
onlardan çekinmeyin
تَخْشَوْهُمْ
fear them
وَٱخْشَوْنِى
benden çekinin
وَلِأُتِمَّ
ve tamamlayayım
نِعْمَتِى
ni'metimi
عَلَيْكُمْ
size
وَلَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَهْتَدُونَ
hidayete erersiniz

Diyanet İşleri MealiHer nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir. İnsanların zulmedenlerinden başkalarının size karşı gösterecekleri bir hüccet olmaması için, her nerede olursanız, yüzlerinizi oranın semtine çevirin, bu hususta onlardan korkmayın. Benden korkun da size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece doğru yolu bulursunuz

Ali BulaçHer nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Siz de) Her nerede olursanız yüzünüzü onun yönüne çevirin. Öyle ki, onlardan zulmedenlerin dışında insanların, size karşı bir delilleri olmasın. Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz

2:151 📚 1
كَمَآ أَرۡسَلۡنَا فِيكُمۡ رَسُولࣰ ا مِّنكُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتِنَا وَيُزَكِّيكُمۡ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمۡ تَكُونُواْ تَعۡلَمُونَ
كَمَآ
gibi
أَرْسَلْنَا
gönderdiğimiz
فِيكُمْ
kendi içinizden
رَسُولًۭا
bir Elçi
مِّنكُمْ
sizden olan
يَتْلُوا۟
okuyan
عَلَيْكُمْ
size
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
وَيُزَكِّيكُمْ
ve sizi temizleyen
وَيُعَلِّمُكُمُ
ve size öğreten
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَيُعَلِّمُكُم
ve size öğreten
مَّا
şeyleri
لَمْ
olduğunuz
تَكُونُوا۟
you were
تَعْلَمُونَ
bilmiyor

Diyanet İşleri MealiNitekim Biz size, ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir Peygamber gönderdik

Ali BulaçÖyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik

2:152 📚 7
فَٱذۡكُرُونِيٓ أَذۡكُرۡكُمۡ وَٱشۡكُرُواْ لِي وَلَا تَكۡفُرُونِ
فَٱذْكُرُونِىٓ
Öyle ise beni anın
أَذْكُرْكُمْ
ben de sizi anayım
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
لِى
bana
وَلَا
ve
تَكْفُرُونِ
inkar etmeyin

Diyanet İşleri MealiArtık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin

Ali BulaçÖyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin

2:153 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسۡتَعِينُواْ بِٱلصَّبۡرِ وَٱلصَّلَوٰةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
ٱسْتَعِينُوا۟
(Allah'tan) yardım isteyin
بِٱلصَّبْرِ
sabır ile
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ
ve namazla
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin. Allah, muhakkak ki sabredenlerle beraberdir

Ali BulaçEy iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir

2:154 📚 1
وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقۡتَلُ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمۡوَٰتُۢۚ بَلۡ أَحۡيَآءࣱ وَلَٰكِن لَّا تَشۡعُرُونَ
وَلَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
لِمَن
kimselere
يُقْتَلُ
öldürülen
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أَمْوَٰتٌۢ ۚ
ölüdürler
بَلْ
bilakis
أَحْيَآءٌۭ
onlar diridirler
وَلَـٰكِن
ama
لَّا
olmazsınız
تَشْعُرُونَ
siz farkında

Diyanet İşleri MealiAllah yolunda öldürülenlere "Ölüler" demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz

Ali BulaçVe sakın Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz

2:155 📚 3
وَلَنَبۡلُوَنَّكُم بِشَيۡءࣲ مِّنَ ٱلۡخَوۡفِ وَٱلۡجُوعِ وَنَقۡصࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٰتِۗ وَبَشِّرِ ٱلصَّٰبِرِينَ
وَلَنَبْلُوَنَّكُم
andolsun sizi imtihan edeceğiz
بِشَىْءٍۢ
şeylerle
مِّنَ
(gibi)
ٱلْخَوْفِ
korku
وَٱلْجُوعِ
ve açlık
وَنَقْصٍۢ
ve noksanlığı
مِّنَ
mallarınızın
ٱلْأَمْوَٰلِ
[the] wealth
وَٱلْأَنفُسِ
ve canlarınızın
وَٱلثَّمَرَٰتِ ۗ
ve ürünlerinizin
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenleri

Diyanet İşleri MealiMuhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele

Ali BulaçAndolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele

2:156 📚 2
ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةࣱ قَالُوٓاْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيۡهِ رَٰجِعُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
إِذَآ
zaman
أَصَـٰبَتْهُم
onlara eriştiği
مُّصِيبَةٌۭ
bir bela
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّا
şüphesiz biz
لِلَّهِ
Allah içiniz
وَإِنَّآ
ve şüphesiz biz
إِلَيْهِ
O'na
رَٰجِعُونَ
döneceğiz

Diyanet İşleri MealiOnlara bir musibet geldiğinde: "Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz" derler

Ali BulaçOnlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz

2:157
أُوْلَٰٓئِكَ عَلَيۡهِمۡ صَلَوَٰتࣱ مِّن رَّبِّهِمۡ وَرَحۡمَةࣱۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُهۡتَدُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
İşte
عَلَيْهِمْ
hep onlar içindir
صَلَوَٰتٌۭ
bağışlamalar
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ
their Lord
وَرَحْمَةٌۭ ۖ
ve rahmet
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُهْتَدُونَ
doğru yolu bulanlar

Diyanet İşleri MealiRablerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. O'nun yolunda olanlar da onlardır

Ali BulaçRablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır

2:158
۞إِنَّ ٱلصَّفَا وَٱلۡمَرۡوَةَ مِن شَعَآئِرِ ٱللَّهِۖ فَمَنۡ حَجَّ ٱلۡبَيۡتَ أَوِ ٱعۡتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَاۚ وَمَن تَطَوَّعَ خَيۡرࣰ ا فَإِنَّ ٱللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱلصَّفَا
Safa
وَٱلْمَرْوَةَ
ve Merve
مِن
nişanlarındandır
شَعَآئِرِ
(the) symbols
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
فَمَنْ
kim
حَجَّ
hacceder
ٱلْبَيْتَ
Ev'i
أَوِ
ya da
ٱعْتَمَرَ
ömre yaparsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
hiçbir günah
عَلَيْهِ
kendisine
أَن
tavaf etmesinde
يَطَّوَّفَ
he walks
بِهِمَا ۚ
onları
وَمَن
ve kim
تَطَوَّعَ
kendiliğinden yaparsa
خَيْرًۭا
bir iyilik
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
شَاكِرٌ
karşılığını verir
عَلِيمٌ
(yaptığını) bilir

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Kabe'yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa, karşılığını görür. Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir

Ali BulaçŞüphesiz, 'Safa' ile 'Merve' Allah'ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi (Ka'be'yi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir, bilendir

2:159 📚 2
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡتُمُونَ مَآ أَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلۡهُدَىٰ مِنۢ بَعۡدِ مَا بَيَّنَّٰهُ لِلنَّاسِ فِي ٱلۡكِتَٰبِ أُوْلَٰٓئِكَ يَلۡعَنُهُمُ ٱللَّهُ وَيَلۡعَنُهُمُ ٱللَّٰعِنُونَ
إِنَّ
doğrusu
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَكْتُمُونَ
gizleyen
مَآ
şeyleri
أَنزَلْنَا
indirdiğimiz
مِنَ
açık delillerden
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
the clear proofs
وَٱلْهُدَىٰ
ve hidayeti
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
biz açıkça belirttikten
بَيَّنَّـٰهُ
We made clear
لِلنَّاسِ
insanlara
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ ۙ
the Book
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlara
يَلْعَنُهُمُ
la'net eder
ٱللَّهُ
Allah
وَيَلْعَنُهُمُ
ve la'net eder
ٱللَّـٰعِنُونَ
bütün la'net edebilenler

Diyanet İşleri Mealiİndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim

Ali BulaçGerçekten, apaçık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar için kitapta açıkladığımız hidayeti gizlemekte olanlar; işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de (bütün) lanet ediciler

2:160 📚 1
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصۡلَحُواْ وَبَيَّنُواْ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَتُوبُ عَلَيۡهِمۡ وَأَنَا ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
إِلَّا
ancak hariç
ٱلَّذِينَ
(kimseler)
تَابُوا۟
tevbe edip
وَأَصْلَحُوا۟
uslananlar
وَبَيَّنُوا۟
ve (gerçeği) açıklayanlar
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَتُوبُ
tevbelerini kabul ederim
عَلَيْهِمْ ۚ
onların
وَأَنَا
çünkü ben
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edenim
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyenim

Diyanet İşleri Mealiİndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim

Ali BulaçAncak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim

2:161
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَمَاتُواْ وَهُمۡ كُفَّارٌ أُوْلَٰٓئِكَ عَلَيۡهِمۡ لَعۡنَةُ ٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ
إِنَّ
doğrusu
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edip te
وَمَاتُوا۟
ölen
وَهُمْ
ve onlar
كُفَّارٌ
kafir olarak
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
عَلَيْهِمْ
onların üstünedir
لَعْنَةُ
la'neti
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve meleklerin
وَٱلنَّاسِ
ve insanların
أَجْمَعِينَ
tüm

Diyanet İşleri Mealiİnkar edip de o halde ölenler var ya, işte, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır

Ali BulaçŞüphesiz, inkar edip kafir olarak ölenler, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti bunların üzerinedir

2:162 📚 1
خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalırlar
فِيهَا ۖ
(la'net) içinde
لَا
hafifletilmez
يُخَفَّفُ
will be lightened
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابُ
azab;
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يُنظَرُونَ
gözetme

Diyanet İşleri MealiLanette temellidirler, onlardan azab hafifletilmez ve onların azabı geciktirilmez

Ali BulaçOnda (lanette) süresiz kalacaklardır, onlardan azap hafifletilmez ve onlar gözetilmezler

2:163 📚 14
وَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلرَّحۡمَٰنُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِلَـٰهُكُمْ
Tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
Tanrı'dır
وَٰحِدٌۭ ۖ
bir tek
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'dır
ٱلرَّحِيمُ
Rahim'dir

Diyanet İşleri MealiTanrınız bir tek Tanrıdır. O, merhamet eden, merhametli olandan başka Tanrı yoktur

Ali BulaçSizin İlahınız tek bir İlah'tır; O'ndan başka İlah yoktur; O, Rahman’dır, Rahim’dir (bağışlayan ve esirgeyendir)

2:164 📚 9
إِنَّ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱلۡفُلۡكِ ٱلَّتِي تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِمَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن مَّآءࣲ فَأَحۡيَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةࣲ وَتَصۡرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ وَٱلسَّحَابِ ٱلۡمُسَخَّرِ بَيۡنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
yaratılışında
خَلْقِ
(the) creation
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَٱخْتِلَـٰفِ
ve değişmesinde
ٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüzün
وَٱلْفُلْكِ
ve gemilerde
ٱلَّتِى
taşıyıp giden
تَجْرِى
sail
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
بِمَا
şeyleri
يَنفَعُ
faydasına olan
ٱلنَّاسَ
insanların
وَمَآ
indirip
أَنزَلَ
(has) sent down
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مِن
su
مَّآءٍۢ
water
فَأَحْيَا
dirilterek
بِهِ
onunla
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا
öldükten
وَبَثَّ
yaymasında
فِيهَا
orada
مِن
her çeşitten
كُلِّ
every
دَآبَّةٍۢ
canlıyı
وَتَصْرِيفِ
ve evirip çevirmesinde
ٱلرِّيَـٰحِ
rüzgarları
وَٱلسَّحَابِ
ve bulutları
ٱلْمُسَخَّرِ
emre hazır bekleyen
بَيْنَ
arasında
ٱلسَّمَآءِ
yer
وَٱلْأَرْضِ
ve gök
لَـَٔايَـٰتٍۢ
elbette deliller vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir topluluk için
يَعْقِلُونَ
düşünen

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır

Ali BulaçŞüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır

2:165
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادࣰ ا يُحِبُّونَهُمۡ كَحُبِّ ٱللَّهِۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَشَدُّ حُبࣰّ ا لِّلَّهِۗ وَلَوۡ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ إِذۡ يَرَوۡنَ ٱلۡعَذَابَ أَنَّ ٱلۡقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعࣰ ا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعَذَابِ
وَمِنَ
İnsanlardan
ٱلنَّاسِ
the mankind
مَن
kimi
يَتَّخِذُ
tutar
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
أَندَادًۭا
eşler
يُحِبُّونَهُمْ
onları severler
كَحُبِّ
sever gibi
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ı
وَٱلَّذِينَ
(kimseler)
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَشَدُّ
en çok
حُبًّۭا
severler
لِّلَّهِ ۗ
Allah'ı
وَلَوْ
keşke
يَرَى
görselerdi
ٱلَّذِينَ
(kimseler)
ظَلَمُوٓا۟
zulmedenler
إِذْ
zaman
يَرَوْنَ
gördükleri
ٱلْعَذَابَ
azabı
أَنَّ
gerçekten
ٱلْقُوَّةَ
kuvvetin
لِلَّهِ
Allah'a aittir
جَمِيعًۭا
bütünüyle
وَأَنَّ
ve gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
şiddetlidir
ٱلْعَذَابِ
azabı

Diyanet İşleri Mealiİnsanlar arasında, Allah'ı bırakıp, O'na koştukları eşleri tanrı olarak benimseyenler ve onları, Allah'ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah'a aid bulunacağını ve Allah'ın azabının şiddetli olduğunu keşke bilselerdi

Ali Bulaçİnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi

2:166 📚 1
إِذۡ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ وَرَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَ وَتَقَطَّعَتۡ بِهِمُ ٱلۡأَسۡبَابُ
إِذْ
işte
تَبَرَّأَ
uzak durdular
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱتُّبِعُوا۟
uyulan
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
ٱتَّبَعُوا۟
uyan
وَرَأَوُا۟
gördüler
ٱلْعَذَابَ
azabı
وَتَقَطَّعَتْ
kesildi
بِهِمُ
onların
ٱلْأَسْبَابُ
bağları

Diyanet İşleri MealiNitekim, kendilerine uyulanlar, azabı görünce uyanlardan uzaklaşacaklar ve aralarındaki bağlar kopacaktır

Ali BulaçÖyle ki (o gün) kendilerine tabi olunanlar, kendilerine tabi olanlardan uzaklaşıp-kaçmışlardır. (Artık) Onlar azabı görmüşlerdir ve aralarındaki bütün bağlar (ve ilişkiler) de parçalanıp-kopmuştur

2:167
وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ لَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَتَبَرَّأَ مِنۡهُمۡ كَمَا تَبَرَّءُواْ مِنَّاۗ كَذَٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعۡمَٰلَهُمۡ حَسَرَٰتٍ عَلَيۡهِمۡۖ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ
وَقَالَ
ve şöyle dediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱتَّبَعُوا۟
uyan
لَوْ
keşke
أَنَّ
bizim için (mümkün olsaydı)
لَنَا
for us
كَرَّةًۭ
bir dönüş (dünyaya)
فَنَتَبَرَّأَ
uzak dursaydık
مِنْهُمْ
onlardan
كَمَا
gibi
تَبَرَّءُوا۟
uzak durdukları
مِنَّا ۗ
bizden
كَذَٰلِكَ
böylece
يُرِيهِمُ
onlara gösterir
ٱللَّهُ
Allah
أَعْمَـٰلَهُمْ
bütün fiillerini
حَسَرَٰتٍ
hasretler (pişmanlık kaynağı olarak)
عَلَيْهِمْ ۖ
onlara
وَمَا
ve değildir
هُم
onlar
بِخَـٰرِجِينَ
çıkacak
مِنَ
ateşten
ٱلنَّارِ
the Fire

Diyanet İşleri MealiUyanlar: "Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsa da, bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak" derler. Böylece Allah onlara, hasretini çekecekleri işlerini gösterir. Onlar cehennemden çıkmayacaklardır

Ali Bulaç(O zaman, yönetilip) Uyanlar derler ki: "Eğer bize bir kere (daha dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (şimdi) onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşır (onları yüzüstü bırakır)dık." Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını onulmaz hasretlerle gösterecektir. Ve onlar ateşten çıkacak değildirler

2:168
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ حَلَٰلࣰ ا طَيِّبࣰ ا وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
كُلُوا۟
yeyin
مِمَّا
şeylerden
فِى
bulunan
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
حَلَـٰلًۭا
helal
طَيِّبًۭا
temiz
وَلَا
ve izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟
follow
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
إِنَّهُۥ
çünkü o
لَكُمْ
sizin
عَدُوٌّۭ
düşmanınızdır
مُّبِينٌ
apaçık

Diyanet İşleri MealiEy İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır

Ali BulaçEy insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır

2:169 📚 7
إِنَّمَا يَأۡمُرُكُم بِٱلسُّوٓءِ وَٱلۡفَحۡشَآءِ وَأَن تَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
إِنَّمَا
daima
يَأْمُرُكُم
O size emreder
بِٱلسُّوٓءِ
kötülük
وَٱلْفَحْشَآءِ
ve hayasızlığı
وَأَن
ve söylemenizi
تَقُولُوا۟
you say
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyleri
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Diyanet İşleri MealiMuhakkak size, kötülüğü, hayasızlığı, Allah'a karşı da bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder

Ali BulaçO, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder

2:170
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُواْ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُواْ بَلۡ نَتَّبِعُ مَآ أَلۡفَيۡنَا عَلَيۡهِ ءَابَآءَنَآۚ أَوَلَوۡ كَانَ ءَابَآؤُهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَهۡتَدُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمُ
onlara
ٱتَّبِعُوا۟
uyun
مَآ
şeye
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
قَالُوا۟
derler
بَلْ
hayır bilakis
نَتَّبِعُ
uyarız
مَآ
şeye (yola)
أَلْفَيْنَا
biz bulduğumuz
عَلَيْهِ
üzerinde
ءَابَآءَنَآ ۗ
atalarımızı
أَوَلَوْ
olsalarda mı?
كَانَ
[were]
ءَابَآؤُهُمْ
onların ataları
لَا
düşünmeyen
يَعْقِلُونَ
understand
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَلَا
ve doğru yolu bulamayan
يَهْتَدُونَ
were they guided

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ın indirdiğine uyun" denilince, "Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız" derler; ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru olmayan kimseler idiyseler

Ali BulaçNe zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler

2:171 📚 2
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ كَمَثَلِ ٱلَّذِي يَنۡعِقُ بِمَا لَا يَسۡمَعُ إِلَّا دُعَآءࣰ وَنِدَآءࣰۚ صُمُّۢ بُكۡمٌ عُمۡيࣱ فَهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ
وَمَثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden
كَمَثَلِ
haline benzer
ٱلَّذِى
kimsenin
يَنْعِقُ
haykıran
بِمَا
şeylere(hayvanlara)
لَا
bir şey işitmeyen
يَسْمَعُ
(does) hear
إِلَّا
başka
دُعَآءًۭ
çağırmadan
وَنِدَآءًۭ ۚ
ve bağırtıdan
صُمٌّۢ
sağırdırlar
بُكْمٌ
dilsizdirler
عُمْىٌۭ
kördürler
فَهُمْ
onun için onlar
لَا
düşünmezler
يَعْقِلُونَ
understand

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenlerin durumu, çağırma ve bağırmadan başkasını duymayarak haykıran gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden akledemezler

Ali Bulaçİnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler

2:172
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡ وَٱشۡكُرُواْ لِلَّهِ إِن كُنتُمۡ إِيَّاهُ تَعۡبُدُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
كُلُوا۟
yeyin
مِن
iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good
مَا
ne ki
رَزَقْنَـٰكُمْ
size rızık olarak verdik
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
لِلَّهِ
Allah'a
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
إِيَّاهُ
yalnızca ona
تَعْبُدُونَ
(ona) tapıyor

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Sizi rızıklandırdığımızın temizlerinden yiyin; yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin

Ali BulaçEy iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin

2:173 📚 6
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحۡمَ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ بِهِۦ لِغَيۡرِ ٱللَّهِۖ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغࣲ وَلَا عَادࣲ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ
إِنَّمَا
şüphesiz
حَرَّمَ
haram kıldı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَيْتَةَ
leş
وَٱلدَّمَ
ve kan
وَلَحْمَ
ve etini
ٱلْخِنزِيرِ
domuz
وَمَآ
ve şeyleri
أُهِلَّ
kesilen
بِهِۦ
adına
لِغَيْرِ
başkası
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
فَمَنِ
ama kim
ٱضْطُرَّ
mecbur kalırsa
غَيْرَ
saldırmaksızın
بَاغٍۢ
(being) disobedient
وَلَا
ve sınırı aşmaksızın
عَادٍۢ
transgressor
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌ
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz size ölü hayvan etini, kanı, domuz etini, Allah'tan başkası için kesilen hayvanı haram kılmıştır; fakat, darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir

Ali BulaçO, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

2:174
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡتُمُونَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَيَشۡتَرُونَ بِهِۦ ثَمَنࣰ ا قَلِيلًا أُوْلَٰٓئِكَ مَا يَأۡكُلُونَ فِي بُطُونِهِمۡ إِلَّا ٱلنَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمۡ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَكْتُمُونَ
gizleyen
مَآ
bir şey
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَيَشْتَرُونَ
ve satanlar
بِهِۦ
onu
ثَمَنًۭا
paraya
قَلِيلًا ۙ
azıcık
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مَا
bir şey
يَأْكُلُونَ
yemezler
فِى
karınlarına
بُطُونِهِمْ
their bellies
إِلَّا
başka
ٱلنَّارَ
ateşten
وَلَا
onlara konuşmayacak
يُكَلِّمُهُمُ
will speak to them
ٱللَّهُ
Allah
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
Kıyamet
وَلَا
ve onları temizlemeyecektir
يُزَكِّيهِمْ
will He purify them
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌ
acıklı

Diyanet İşleri MealiGerçekten, Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi gizlemede bulunup onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak ateştir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günahlardan arıtmaz. Onlara elem verici azab vardır

Ali BulaçAllah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır

2:175
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡعَذَابَ بِٱلۡمَغۡفِرَةِۚ فَمَآ أَصۡبَرَهُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟
satın alan
ٱلضَّلَـٰلَةَ
sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet karşılığında
وَٱلْعَذَابَ
ve azab
بِٱلْمَغْفِرَةِ ۚ
mağfiret karşılığında
فَمَآ
ne kadar
أَصْبَرَهُمْ
cesaretlidirler
عَلَى
karşı
ٱلنَّارِ
ateşe

Diyanet İşleri MealiOnlar doğruluk yerine sapıklığı, mağfiret yerine azabı alanlardır

Ali BulaçOnlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar

2:176
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ نَزَّلَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخۡتَلَفُواْ فِي ٱلۡكِتَٰبِ لَفِي شِقَاقِۭ بَعِيدࣲ‏
ذَٰلِكَ
işte böyle
بِأَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
نَزَّلَ
indirmiştir
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ ۗ
hak olarak
وَإِنَّ
ve elbette
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱخْتَلَفُوا۟
ayrılığa düşen
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
لَفِى
içindedirler
شِقَاقٍۭ
anlaşmazlık
بَعِيدٍۢ
derin bir

Diyanet İşleri MealiBu da, Allah'ın Kitab'ı doğru olarak indirmesinden ileri geliyor. Kitap hakkında ayrılığa düşenler doğrusu derin bir çıkmazdadırlar

Ali BulaçBu, Allah'ın Kitabı şüphesiz hak olarak indirmesindendir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise uzak bir ayrılık içindedirler

2:177 📚 3
۞لَّيۡسَ ٱلۡبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ قِبَلَ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَلَٰكِنَّ ٱلۡبِرَّ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلۡكِتَٰبِ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ وَءَاتَى ٱلۡمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِي ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلۡمُوفُونَ بِعَهۡدِهِمۡ إِذَا عَٰهَدُواْۖ وَٱلصَّٰبِرِينَ فِي ٱلۡبَأۡسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلۡبَأۡسِۗ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُواْۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُتَّقُونَ
۞ لَّيْسَ
değildir
ٱلْبِرَّ
iyilik
أَن
çevirmeniz
تُوَلُّوا۟
you turn
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
قِبَلَ
tarafına
ٱلْمَشْرِقِ
doğu
وَٱلْمَغْرِبِ
ve batı
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلْبِرَّ
iyilik
مَنْ
kişinin
ءَامَنَ
inanmasıdır
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve meleklere
وَٱلْكِتَـٰبِ
ve Kitaba
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ
ve peygamberlere
وَءَاتَى
ve vermesidir
ٱلْمَالَ
malını
عَلَىٰ
sevdiği
حُبِّهِۦ
spite of his love (for it)
ذَوِى
yakınlara
ٱلْقُرْبَىٰ
(of) the near relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينَ
ve yoksullara
وَٱبْنَ
ve
ٱلسَّبِيلِ
yolda kalmışlara
وَٱلسَّآئِلِينَ
ve dilencilere
وَفِى
ve
ٱلرِّقَابِ
kölelere
وَأَقَامَ
ve kılmasıdır
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَى
ve vermesidir
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱلْمُوفُونَ
yerine getirmeleridir
بِعَهْدِهِمْ
andlaşmalarını
إِذَا
zaman
عَـٰهَدُوا۟ ۖ
andlaşma yaptıkları
وَٱلصَّـٰبِرِينَ
ve sabrederler
فِى
sıkıntıda
ٱلْبَأْسَآءِ
[the] suffering
وَٱلضَّرَّآءِ
ve hastalıkta
وَحِينَ
ve zamanında
ٱلْبَأْسِ ۗ
savaş
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
صَدَقُوا۟ ۖ
doğru olan
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte onlar
هُمُ
onlardır
ٱلْمُتَّقُونَ
muttakiler

Diyanet İşleri MealiYüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; Lakin iyi olan, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır

Ali BulaçYüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır

2:178 📚 16
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِصَاصُ فِي ٱلۡقَتۡلَىۖ ٱلۡحُرُّ بِٱلۡحُرِّ وَٱلۡعَبۡدُ بِٱلۡعَبۡدِ وَٱلۡأُنثَىٰ بِٱلۡأُنثَىٰۚ فَمَنۡ عُفِيَ لَهُۥ مِنۡ أَخِيهِ شَيۡءࣱ فَٱتِّبَاعُۢ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَأَدَآءٌ إِلَيۡهِ بِإِحۡسَٰنࣲۗ ذَٰلِكَ تَخۡفِيفࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَرَحۡمَةࣱۗ فَمَنِ ٱعۡتَدَىٰ بَعۡدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
كُتِبَ
farz kılındı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِصَاصُ
kısas
فِى
öldürmelerde
ٱلْقَتْلَى ۖ
(the matter of) the murdered
ٱلْحُرُّ
hür
بِٱلْحُرِّ
hür ile
وَٱلْعَبْدُ
köle
بِٱلْعَبْدِ
köle ile
وَٱلْأُنثَىٰ
kadın
بِٱلْأُنثَىٰ ۚ
kadın ile
فَمَنْ
kimse
عُفِىَ
affedilen
لَهُۥ
kendisi
مِنْ
tarafından
أَخِيهِ
kardeşi
شَىْءٌۭ
bir şey
فَٱتِّبَاعٌۢ
artık uymalıdır
بِٱلْمَعْرُوفِ
örfe
وَأَدَآءٌ
ve (diyeti) ödemelidir
إِلَيْهِ
ona
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ
güzelce
ذَٰلِكَ
bu
تَخْفِيفٌۭ
bir hafifletme
مِّن
tarafından
رَّبِّكُمْ
Rabbiniz
وَرَحْمَةٌۭ ۗ
ve rahmettir
فَمَنِ
artk kim
ٱعْتَدَىٰ
haddi aşarsa
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
فَلَهُۥ
onun için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın. Öldüren, ölenin kardeşi tarafından bağışlanmışsa, kendisine örfe uymak ve bağışlayana güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbiniz'den bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem verici azab vardır

Ali BulaçEy iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azap vardır

2:179
وَلَكُمۡ فِي ٱلۡقِصَاصِ حَيَوٰةࣱ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
وَلَكُمْ
ve sizin için vardır
فِى
kısasta
ٱلْقِصَاصِ
the legal retribution
حَيَوٰةٌۭ
hayat
يَـٰٓأُو۟لِى
Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl
لَعَلَّكُمْ
böylece
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Diyanet İşleri MealiEy akıl sahibleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Artık, Allah'a karşı gelmekten sakınırsınız

Ali BulaçEy temiz akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız

2:180 📚 9
كُتِبَ عَلَيۡكُمۡ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلۡمَوۡتُ إِن تَرَكَ خَيۡرًا ٱلۡوَصِيَّةُ لِلۡوَٰلِدَيۡنِ وَٱلۡأَقۡرَبِينَ بِٱلۡمَعۡرُوفِۖ حَقًّا عَلَى ٱلۡمُتَّقِينَ
كُتِبَ
yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمْ
size
إِذَا
zaman
حَضَرَ
geldiği
أَحَدَكُمُ
birinize
ٱلْمَوْتُ
ölüm
إِن
eğer
تَرَكَ
bırakacaksa
خَيْرًا
bir hayır (mal)
ٱلْوَصِيَّةُ
vasiyyet etmek
لِلْوَٰلِدَيْنِ
anaya babaya
وَٱلْأَقْرَبِينَ
ve yakınlara
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
uygun bir biçimde
حَقًّا
bir haktır (borçtur)
عَلَى
üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler

Diyanet İşleri MealiBirinize ölüm geldiği zaman, eğer mal bırakıyorsa, ana babaya, yakınlara, uygun bir tarzda vasiyet etmesi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir borç olarak size farz kılındı

Ali BulaçSizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya bilinen (uygun, meşru) bir tarzda vasiyette bulunması -Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir hak olarak- size yazıldı (farz kılındı)

2:181
فَمَنۢ بَدَّلَهُۥ بَعۡدَ مَا سَمِعَهُۥ فَإِنَّمَآ إِثۡمُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
فَمَنۢ
artık kim
بَدَّلَهُۥ
(vasiyyeti) değiştirirse
بَعْدَ مَا
sonra bir şey
سَمِعَهُۥ
işittikten
فَإِنَّمَآ
elbette
إِثْمُهُۥ
günahı
عَلَى
üzerinedir
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُبَدِّلُونَهُۥٓ ۚ
onu değiştiren
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiVasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa, bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Allah şüphesiz işitir ve bilir

Ali BulaçBundan böyle kim onu (vasiyeti) işittikten sonra değiştirirse, günahı elbette onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir

2:182
فَمَنۡ خَافَ مِن مُّوصࣲ جَنَفًا أَوۡ إِثۡمࣰ ا فَأَصۡلَحَ بَيۡنَهُمۡ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
فَمَنْ
her kim de
خَافَ
korkar da
مِن
vasiyyet edenden
مُّوصٍۢ
(the) testator
جَنَفًا
hata(sından)
أَوْ
veya
إِثْمًۭا
günah(ından)
فَأَصْلَحَ
ve düzeltirse
بَيْنَهُمْ
aralarını
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona
إِنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiVasiyet edenin yanılacağından veya günaha gireceğinden endişe duyan kimse, ilgililerin arasını düzeltirse ona günah yoktur. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder

Ali BulaçBunun yanında, kim, vasiyet edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da ikisinin (tarafların) arasını bulup-düzeltirse, artık ona günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

2:183 📚 8
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
كُتِبَ
yazıldı
عَلَيْكُمُ
sizin üzerinize de
ٱلصِّيَامُ
oruç
كَمَا
gibi
كُتِبَ
yazıldığı
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
sizden önceki(ler)
قَبْلِكُمْ
before you
لَعَلَّكُمْ
umulur ki siz
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır

Ali BulaçEy iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız

2:184 📚 14
أَيَّامࣰ ا مَّعۡدُودَٰتࣲۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوۡ عَلَىٰ سَفَرࣲ فَعِدَّةࣱ مِّنۡ أَيَّامٍ أُخَرَۚ وَعَلَى ٱلَّذِينَ يُطِيقُونَهُۥ فِدۡيَةࣱ طَعَامُ مِسۡكِينࣲۖ فَمَن تَطَوَّعَ خَيۡرࣰ ا فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّهُۥۚ وَأَن تَصُومُواْ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
أَيَّامًۭا
günlerdir
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ
sayılı
فَمَن
kim
كَانَ
olursa
مِنكُم
sizden
مَّرِيضًا
hasta
أَوْ
veya
عَلَىٰ
seferde
سَفَرٍۢ
a journey
فَعِدَّةٌۭ
sayısınca tutar
مِّنْ
günlerde
أَيَّامٍ
days
أُخَرَ ۚ
başka
وَعَلَى
ve (lazımdır)
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُطِيقُونَهُۥ
ona (güç) dayanan(lar)
فِدْيَةٌۭ
fidye vermesi
طَعَامُ
doyuracak
مِسْكِينٍۢ ۖ
bir yoksulu
فَمَن
artık kim
تَطَوَّعَ
gönülden
خَيْرًۭا
bir iyilik yaparsa
فَهُوَ
o
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لَّهُۥ ۚ
kendisi için
وَأَن
ve
تَصُومُوا۟
oruç tutmanız
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
تَعْلَمُونَ
bilirseniz

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır

Ali Bulaç(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır

2:185 📚 18
شَهۡرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلۡقُرۡءَانُ هُدࣰ ى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتࣲ مِّنَ ٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡفُرۡقَانِۚ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهۡرَ فَلۡيَصُمۡهُۖ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوۡ عَلَىٰ سَفَرࣲ فَعِدَّةࣱ مِّنۡ أَيَّامٍ أُخَرَۗ يُرِيدُ ٱللَّهُ بِكُمُ ٱلۡيُسۡرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ ٱلۡعُسۡرَ وَلِتُكۡمِلُواْ ٱلۡعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمۡ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
شَهْرُ
ayı
رَمَضَانَ
ramazan
ٱلَّذِىٓ
ki
أُنزِلَ
indirilmiştir
فِيهِ
onda
ٱلْقُرْءَانُ
Kur'an
هُدًۭى
hidayet olarak
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَبَيِّنَـٰتٍۢ
ve açıklayıcı
مِّنَ
hidayeti
ٱلْهُدَىٰ
[the] Guidance
وَٱلْفُرْقَانِ ۚ
doğruyu ve yanlışı ayırdetmeyi
فَمَن
kim
شَهِدَ
şahit olursa
مِنكُمُ
içinizden
ٱلشَّهْرَ
o aya
فَلْيَصُمْهُ ۖ
oruç tutsun
وَمَن
kim
كَانَ
olur
مَرِيضًا
hasta
أَوْ
yahut
عَلَىٰ
üzere olursa
سَفَرٍۢ
sefer
فَعِدَّةٌۭ
sayısınca tutsun
مِّنْ
günlerde
أَيَّامٍ
days
أُخَرَ ۗ
başka
يُرِيدُ
ister
ٱللَّهُ
Allah
بِكُمُ
sizin için
ٱلْيُسْرَ
kolaylık
وَلَا
istemez
يُرِيدُ
intends
بِكُمُ
sizin için
ٱلْعُسْرَ
güçlük
وَلِتُكْمِلُوا۟
ve tamamlamanızı (ister)
ٱلْعِدَّةَ
sayıyı
وَلِتُكَبِّرُوا۟
ve yüceltmenizi (ister)
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَىٰ
dolayı
مَا
size doğru yolu gösterdiğinden
هَدَىٰكُمْ
He guided you
وَلَعَلَّكُمْ
ve umulur ki siz
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Diyanet İşleri MealiRamazan ayı, ki onda Kuran, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun; hasta veya yolculukta olan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık O'nu ululamanız için meşru kılmıştır; ola ki şükredersiniz

Ali BulaçRamazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz

2:186 📚 13
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌۖ أُجِيبُ دَعۡوَةَ ٱلدَّاعِ إِذَا دَعَانِۖ فَلۡيَسۡتَجِيبُواْ لِي وَلۡيُؤۡمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمۡ يَرۡشُدُونَ
وَإِذَا
ve ne zaman
سَأَلَكَ
sana sorar(lar)sa
عِبَادِى
kullarım
عَنِّى
benden
فَإِنِّى
şüphesiz ben
قَرِيبٌ ۖ
(onlara) yakınım
أُجِيبُ
karşılık veririm
دَعْوَةَ
du'asına
ٱلدَّاعِ
du'a edenin
إِذَا
zaman
دَعَانِ ۖ
bana du'a ettiği
فَلْيَسْتَجِيبُوا۟
O halde onlar da karşılık versinler
لِى
bana
وَلْيُؤْمِنُوا۟
inansınlar ki
بِى
bana
لَعَلَّهُمْ
böylece onlar
يَرْشُدُونَ
doğru yola erişirler

Diyanet İşleri MealiKullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar

Ali BulaçKullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar

2:187 📚 13
أُحِلَّ لَكُمۡ لَيۡلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمۡۚ هُنَّ لِبَاسࣱ لَّكُمۡ وَأَنتُمۡ لِبَاسࣱ لَّهُنَّۗ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَخۡتَانُونَ أَنفُسَكُمۡ فَتَابَ عَلَيۡكُمۡ وَعَفَا عَنكُمۡۖ فَٱلۡـَٰٔنَ بَٰشِرُوهُنَّ وَٱبۡتَغُواْ مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمۡۚ وَكُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ ٱلۡخَيۡطُ ٱلۡأَبۡيَضُ مِنَ ٱلۡخَيۡطِ ٱلۡأَسۡوَدِ مِنَ ٱلۡفَجۡرِۖ ثُمَّ أَتِمُّواْ ٱلصِّيَامَ إِلَى ٱلَّيۡلِۚ وَلَا تُبَٰشِرُوهُنَّ وَأَنتُمۡ عَٰكِفُونَ فِي ٱلۡمَسَٰجِدِۗ تِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَقۡرَبُوهَاۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ
أُحِلَّ
helal kılındı
لَكُمْ
size
لَيْلَةَ
gecesi
ٱلصِّيَامِ
oruç
ٱلرَّفَثُ
yaklaşmak
إِلَىٰ
kadınlarınıza
نِسَآئِكُمْ ۚ
your wives
هُنَّ
onlar
لِبَاسٌۭ
elbisenizdir
لَّكُمْ
sizin
وَأَنتُمْ
ve siz de
لِبَاسٌۭ
elbisesisiniz
لَّهُنَّ ۗ
onların
عَلِمَ
bildi
ٱللَّهُ
Allah
أَنَّكُمْ
gerçekten siz
كُنتُمْ
olduğunuzu
تَخْتَانُونَ
yazık ediyorsunuz
أَنفُسَكُمْ
kendinize
فَتَابَ
tevbenizi kabul etti
عَلَيْكُمْ
sizden
وَعَفَا
ve affetti
عَنكُمْ ۖ
sizi
فَٱلْـَٔـٰنَ
artık şimdi
بَـٰشِرُوهُنَّ
onlara yaklaşın
وَٱبْتَغُوا۟
ve arayın
مَا
şeyleri
كَتَبَ
yaz(ıp takdir etmiş ol)duğu
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَكُمْ ۚ
sizin için
وَكُلُوا۟
ve yiyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
حَتَّىٰ
kadar
يَتَبَيَّنَ
ayırdelinceye
لَكُمُ
sizce
ٱلْخَيْطُ
iplik
ٱلْأَبْيَضُ
beyaz
مِنَ
iplikten
ٱلْخَيْطِ
the thread
ٱلْأَسْوَدِ
siyah
مِنَ
şafağın
ٱلْفَجْرِ ۖ
[the] dawn
ثُمَّ
sonra
أَتِمُّوا۟
tamamlayın
ٱلصِّيَامَ
orucu
إِلَى
dek
ٱلَّيْلِ ۚ
gece (oluncaya)
وَلَا
(kadınlara) yaklaşmayın
تُبَـٰشِرُوهُنَّ
have relations with them
وَأَنتُمْ
siz
عَـٰكِفُونَ
ibadete çekilmiş iken
فِى
mescidlerde
ٱلْمَسَـٰجِدِ ۗ
the masajid
تِلْكَ
bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
bunlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهَا ۗ
approach them
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُبَيِّنُ
açıklar ki
ٱللَّهُ
Allah
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَّقُونَ
korunup sakınırlar

Diyanet İşleri MealiOruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı, onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz. Allah, nefsinize güvenemiyeceğinizi biliyordu, bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti; artık onlara yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikafa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın. Allah insanlara yasaklardan sakınsınlar diye ayetlerini böylece apaçık bildirir

Ali BulaçOruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar

2:188
وَلَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَكُم بَيۡنَكُم بِٱلۡبَٰطِلِ وَتُدۡلُواْ بِهَآ إِلَى ٱلۡحُكَّامِ لِتَأۡكُلُواْ فَرِيقࣰ ا مِّنۡ أَمۡوَٰلِ ٱلنَّاسِ بِٱلۡإِثۡمِ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَلَا
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟
eat
أَمْوَٰلَكُم
mallarınızı
بَيْنَكُم
aranızda
بِٱلْبَـٰطِلِ
batıl (sebepler) ile
وَتُدْلُوا۟
ve atmayın
بِهَآ
onları
إِلَى
hakimler(in önün)e
ٱلْحُكَّامِ
the authorities
لِتَأْكُلُوا۟
yemeniz için
فَرِيقًۭا
bir kısmını
مِّنْ
mallarından
أَمْوَٰلِ
(the) wealth
ٱلنَّاسِ
insanların
بِٱلْإِثْمِ
günah bir biçimde
وَأَنتُمْ
ve siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Diyanet İşleri MealiAranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın

Ali BulaçBirbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın

2:189 📚 5
۞يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡأَهِلَّةِۖ قُلۡ هِيَ مَوَٰقِيتُ لِلنَّاسِ وَٱلۡحَجِّۗ وَلَيۡسَ ٱلۡبِرُّ بِأَن تَأۡتُواْ ٱلۡبُيُوتَ مِن ظُهُورِهَا وَلَٰكِنَّ ٱلۡبِرَّ مَنِ ٱتَّقَىٰۗ وَأۡتُواْ ٱلۡبُيُوتَ مِنۡ أَبۡوَٰبِهَاۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ
۞ يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
hilallerden
ٱلْأَهِلَّةِ ۖ
the new moons
قُلْ
de ki
هِىَ
onlar
مَوَٰقِيتُ
vakit ölçüleridir
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَٱلْحَجِّ ۗ
ve hac
وَلَيْسَ
ve değildir
ٱلْبِرُّ
iyilik
بِأَن
girmek
تَأْتُوا۟
you come
ٱلْبُيُوتَ
evlere
مِن
arkalarından
ظُهُورِهَا
their backs
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلْبِرَّ
iyilik
مَنِ
kişinin
ٱتَّقَىٰ ۗ
takvasıdır
وَأْتُوا۟
ve girin
ٱلْبُيُوتَ
evlere
مِنْ
kapılarından
أَبْوَٰبِهَا ۚ
their doors
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
kurtuluşa erersiniz

Diyanet İşleri MealiSana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: "Onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür". Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir; iyi kimse kötülükten sakınan kimsedir. Evlere kapılarından girin; Allah'tan sakının ki muradınıza erersiniz

Ali BulaçSana, hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De ki: "O, insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir. İyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz değildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının, umulur ki kurtuluşa erersiniz

2:190 📚 2
وَقَٰتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يُقَٰتِلُونَكُمۡ وَلَا تَعۡتَدُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُعۡتَدِينَ
وَقَـٰتِلُوا۟
ve savaşın
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimselerle
يُقَـٰتِلُونَكُمْ
sizinle savaşan(lar)
وَلَا
aşırı gitmeyin
تَعْتَدُوٓا۟ ۚ
transgress
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
like
ٱلْمُعْتَدِينَ
aşırı gidenleri

Diyanet İşleri MealiSizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez

Ali BulaçSizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez

2:191
وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ ثَقِفۡتُمُوهُمۡ وَأَخۡرِجُوهُم مِّنۡ حَيۡثُ أَخۡرَجُوكُمۡۚ وَٱلۡفِتۡنَةُ أَشَدُّ مِنَ ٱلۡقَتۡلِۚ وَلَا تُقَٰتِلُوهُمۡ عِندَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ حَتَّىٰ يُقَٰتِلُوكُمۡ فِيهِۖ فَإِن قَٰتَلُوكُمۡ فَٱقۡتُلُوهُمۡۗ كَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَٱقْتُلُوهُمْ
ve onları öldürün
حَيْثُ
nerede
ثَقِفْتُمُوهُمْ
yakalarsanız
وَأَخْرِجُوهُم
ve onları çıkarın
مِّنْ
yer(Mekke)den
حَيْثُ
wherever
أَخْرَجُوكُمْ ۚ
sizi çıkardıkları
وَٱلْفِتْنَةُ
ve fitne
أَشَدُّ
daha kötüdür
مِنَ
adam öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۚ
[the] killing
وَلَا
onlarla savaşmayın
تُقَـٰتِلُوهُمْ
fight them
عِندَ
yanında
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ
Haram
حَتَّىٰ
kadar
يُقَـٰتِلُوكُمْ
sizinle savaşıncaya
فِيهِ ۖ
orada
فَإِن
fakat eğer
قَـٰتَلُوكُمْ
onlar sizinle savaşırlarsa
فَٱقْتُلُوهُمْ ۗ
hemen onları öldürün
كَذَٰلِكَ
böyledir
جَزَآءُ
cezası
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin

Diyanet İşleri MealiOnları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescidi Haram'ın yanında, onlar savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa onları öldürün. İnkar edenlerin cezası böyledir

Ali BulaçOnları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir

2:192
فَإِنِ ٱنتَهَوۡاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
(saldırılarına) son verirlerse
فَإِنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiVazgeçerlerse onları bağışlayın; şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder

Ali BulaçOnlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir

2:193 📚 6
وَقَٰتِلُوهُمۡ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتۡنَةࣱ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ لِلَّهِۖ فَإِنِ ٱنتَهَوۡاْ فَلَا عُدۡوَٰنَ إِلَّا عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقَـٰتِلُوهُمْ
onlarla savaşın
حَتَّىٰ
kadar
لَا
kalmayıncaya
تَكُونَ
(there) is
فِتْنَةٌۭ
fitne
وَيَكُونَ
ve oluncaya (kadar)
ٱلدِّينُ
din
لِلَّهِ ۖ
Allah'ın
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
(saldırılarına) son verirlerse
فَلَا
artık olmaz
عُدْوَٰنَ
düşmanlık
إِلَّا
başkasına
عَلَى
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the oppressors

Diyanet İşleri MealiFitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur

Ali Bulaç(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur

2:194 📚 5
ٱلشَّهۡرُ ٱلۡحَرَامُ بِٱلشَّهۡرِ ٱلۡحَرَامِ وَٱلۡحُرُمَٰتُ قِصَاصࣱۚ فَمَنِ ٱعۡتَدَىٰ عَلَيۡكُمۡ فَٱعۡتَدُواْ عَلَيۡهِ بِمِثۡلِ مَا ٱعۡتَدَىٰ عَلَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلۡمُتَّقِينَ
ٱلشَّهْرُ
ayı
ٱلْحَرَامُ
haram
بِٱلشَّهْرِ
aya karşılıktır
ٱلْحَرَامِ
haram
وَٱلْحُرُمَـٰتُ
ve hürmetler
قِصَاصٌۭ ۚ
karşılıklıdır
فَمَنِ
kim;
ٱعْتَدَىٰ
saldırırsa
عَلَيْكُمْ
size
فَٱعْتَدُوا۟
siz de saldırın
عَلَيْهِ
ona
بِمِثْلِ
gibi
مَا
saldırdığı
ٱعْتَدَىٰ
he transgressed
عَلَيْكُمْ ۚ
size
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakilerle

Diyanet İşleri MealiHürmetli ay, hürmetli aya mukabildir, hürmetler karşılıklıdır; o halde, size tecavüz edene (saldırana), size saldırdıkları gibi saldırın. Allah'tan sakının ve Allah'ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin

Ali BulaçHaram ay, haram aya karşılıktır; hürmetler (de) karşılıklıdır. Öyleyse kim size saldırırsa, onun saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki Allah, muhakkak ki korkup-sakınanlarla beraberdir

2:195 📚 1
وَأَنفِقُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا تُلۡقُواْ بِأَيۡدِيكُمۡ إِلَى ٱلتَّهۡلُكَةِ وَأَحۡسِنُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَأَنفِقُوا۟
infak edin
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَلَا
kendinizi atmayın
تُلْقُوا۟
throw (yourselves)
بِأَيْدِيكُمْ
kendi ellerinizle
إِلَى
tehlikeye
ٱلتَّهْلُكَةِ ۛ
[the] destruction
وَأَحْسِنُوٓا۟ ۛ
ve iyilik edin
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenleri

Diyanet İşleri MealiAllah yolunda sarf edin, kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever

Ali BulaçAllah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever

2:196 📚 29
وَأَتِمُّواْ ٱلۡحَجَّ وَٱلۡعُمۡرَةَ لِلَّهِۚ فَإِنۡ أُحۡصِرۡتُمۡ فَمَا ٱسۡتَيۡسَرَ مِنَ ٱلۡهَدۡيِۖ وَلَا تَحۡلِقُواْ رُءُوسَكُمۡ حَتَّىٰ يَبۡلُغَ ٱلۡهَدۡيُ مَحِلَّهُۥۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوۡ بِهِۦٓ أَذࣰ ى مِّن رَّأۡسِهِۦ فَفِدۡيَةࣱ مِّن صِيَامٍ أَوۡ صَدَقَةٍ أَوۡ نُسُكࣲۚ فَإِذَآ أَمِنتُمۡ فَمَن تَمَتَّعَ بِٱلۡعُمۡرَةِ إِلَى ٱلۡحَجِّ فَمَا ٱسۡتَيۡسَرَ مِنَ ٱلۡهَدۡيِۚ فَمَن لَّمۡ يَجِدۡ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامࣲ فِي ٱلۡحَجِّ وَسَبۡعَةٍ إِذَا رَجَعۡتُمۡۗ تِلۡكَ عَشَرَةࣱ كَامِلَةࣱۗ ذَٰلِكَ لِمَن لَّمۡ يَكُنۡ أَهۡلُهُۥ حَاضِرِي ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
وَأَتِمُّوا۟
ve tamamlayın
ٱلْحَجَّ
haccı
وَٱلْعُمْرَةَ
ve ömreyi
لِلَّهِ ۚ
Allah için
فَإِنْ
eğer
أُحْصِرْتُمْ
engellenmiş olursanız
فَمَا
şeyi (kesin)
ٱسْتَيْسَرَ
kolayınıza gelen
مِنَ
kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۖ
the sacrificial animal
وَلَا
tıraş etmeyin
تَحْلِقُوا۟
shave
رُءُوسَكُمْ
başlarınızı
حَتَّىٰ
kadar
يَبْلُغَ
varıncaya
ٱلْهَدْىُ
kurban
مَحِلَّهُۥ ۚ
yerine
فَمَن
kim (varsa)
كَانَ
olan
مِنكُم
içinizden
مَّرِيضًا
hasta
أَوْ
ya da
بِهِۦٓ
bulunan
أَذًۭى
bir rahatsızlığı
مِّن
başından
رَّأْسِهِۦ
his head
فَفِدْيَةٌۭ
fidye (versin)
مِّن
oruçtan
صِيَامٍ
fasting
أَوْ
veya
صَدَقَةٍ
sadakadan
أَوْ
veya
نُسُكٍۢ ۚ
kurbandan
فَإِذَآ
zaman
أَمِنتُمْ
güvene kavuştuğunuz
فَمَن
kimse
تَمَتَّعَ
faydalanmak isteyen
بِٱلْعُمْرَةِ
ömre ile
إِلَى
kadar
ٱلْحَجِّ
hac (zamanın)a
فَمَا
şeyi (kessin)
ٱسْتَيْسَرَ
kolayına geleni
مِنَ
kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۚ
the sacrificial animal
فَمَن
kimse
لَّمْ
(kurban) bulamayan
يَجِدْ
find
فَصِيَامُ
oruç tutar
ثَلَـٰثَةِ
üç
أَيَّامٍۢ
gün
فِى
hacda
ٱلْحَجِّ
the Hajj
وَسَبْعَةٍ
ve yedi gün
إِذَا
zaman
رَجَعْتُمْ ۗ
döndüğünüz
تِلْكَ
böylece
عَشَرَةٌۭ
on (gündür)
كَامِلَةٌۭ ۗ
tamamı
ذَٰلِكَ
bu
لِمَن
kimseler içindir
لَّمْ
olmayanlar
يَكُنْ
is
أَهْلُهُۥ
ailesi
حَاضِرِى
hazır
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'da
وَٱتَّقُوا۟
sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
şiddetlidir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Diyanet İşleri MealiBaşladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün, ki o tam on gündür oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescidi Haram'da oturmayan kimseler içindir. Allah'tan sakının ve Allah'ın cezasının şiddetli olacağını bilin

Ali BulaçHaccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır

2:197 📚 8
ٱلۡحَجُّ أَشۡهُرࣱ مَّعۡلُومَٰتࣱۚ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ ٱلۡحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي ٱلۡحَجِّۗ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ يَعۡلَمۡهُ ٱللَّهُۗ وَتَزَوَّدُواْ فَإِنَّ خَيۡرَ ٱلزَّادِ ٱلتَّقۡوَىٰۖ وَٱتَّقُونِ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ
ٱلْحَجُّ
Hac
أَشْهُرٌۭ
aylardadır
مَّعْلُومَـٰتٌۭ ۚ
bilinen
فَمَن
kim
فَرَضَ
farz ederse (kendisine)
فِيهِنَّ
onda (o aylarda)
ٱلْحَجَّ
haccı
فَلَا
yoktur
رَفَثَ
kadına yaklaşmak
وَلَا
ve yoktur
فُسُوقَ
günaha sapmak
وَلَا
yoktur
جِدَالَ
kavga etmek
فِى
hacda
ٱلْحَجِّ ۗ
the Hajj
وَمَا
ne varsa
تَفْعَلُوا۟
yaptığınız
مِنْ
iyilikten
خَيْرٍۢ
good
يَعْلَمْهُ
onu bilir
ٱللَّهُ ۗ
Allah
وَتَزَوَّدُوا۟
ve yanınıza azık alın
فَإِنَّ
şüphesiz
خَيْرَ
en hayırlısı
ٱلزَّادِ
azığın
ٱلتَّقْوَىٰ ۚ
takvadır
وَٱتَّقُونِ
ve benden sakının
يَـٰٓأُو۟لِى
Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl

Diyanet İşleri MealiHac bilinen aylardadır. O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Kendinize azık edinin, şüphe yok ki azığın en iyisi Allah korkusudur. Ey akıl sahibleri! Benden korkun

Ali BulaçHacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının

2:198 📚 4
لَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَبۡتَغُواْ فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّكُمۡۚ فَإِذَآ أَفَضۡتُم مِّنۡ عَرَفَٰتࣲ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ عِندَ ٱلۡمَشۡعَرِ ٱلۡحَرَامِۖ وَٱذۡكُرُوهُ كَمَا هَدَىٰكُمۡ وَإِن كُنتُم مِّن قَبۡلِهِۦ لَمِنَ ٱلضَّآلِّينَ
لَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
sizin için
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
aramanızda
تَبْتَغُوا۟
you seek
فَضْلًۭا
lutfunu
مِّن
Rabbinizin
رَّبِّكُمْ ۚ
your Lord
فَإِذَآ
zaman
أَفَضْتُم
ayrılıp akın ettiğiniz
مِّنْ
Arafattan
عَرَفَـٰتٍۢ
(Mount) Arafat
فَٱذْكُرُوا۟
anın (hatırlayın)
ٱللَّهَ
Allah'ı
عِندَ
yanında
ٱلْمَشْعَرِ
Meş'ar-i
ٱلْحَرَامِ ۖ
Haram
وَٱذْكُرُوهُ
O'nu anın
كَمَا
gibi
هَدَىٰكُمْ
sizi hidayet ettiği
وَإِن
ve
كُنتُم
siz idiniz
مِّن
O'ndan önce
قَبْلِهِۦ
before [it]
لَمِنَ
sapıklardan
ٱلضَّآلِّينَ
those who went astray

Diyanet İşleri MealiRabbiniz'den refah istemenizde bir engel yoktur. Arafat'tan indiğinizde, Allah'ı Meşari Haram'da anın; O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Nitekim siz önceleri hiç şüphesiz sapıklardandınız

Ali BulaçRabbinizden bir fazl istemenizde sizce sakınca yoktur. Arafat'tan hep birlikte indiğinizde Allah'ı Meş'ar-ı Haram'da anın. O, sizi nasıl doğru yola yöneltip-ilettiyse, siz de O'nu anın. Gerçek şu ki, siz bundan evvel sapmışlardandınız

2:199 📚 5
ثُمَّ أَفِيضُواْ مِنۡ حَيۡثُ أَفَاضَ ٱلنَّاسُ وَٱسۡتَغۡفِرُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
ثُمَّ
sonra
أَفِيضُوا۟
siz de akın edin
مِنْ
yerden
حَيْثُ
wherever
أَفَاضَ
akın ettiği
ٱلنَّاسُ
insanların
وَٱسْتَغْفِرُوا۟
ve mağfiret dileyin
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
Gafurdur
رَّحِيمٌۭ
Rahimdir

Diyanet İşleri MealiSonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden, siz de akın edin. Allah'tan mağfiret dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder

Ali BulaçSonra insanların (topluca) akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir

2:200 📚 1
فَإِذَا قَضَيۡتُم مَّنَٰسِكَكُمۡ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَذِكۡرِكُمۡ ءَابَآءَكُمۡ أَوۡ أَشَدَّ ذِكۡرࣰ اۗ فَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِي ٱلدُّنۡيَا وَمَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنۡ خَلَٰقࣲ‏
فَإِذَا
zaman
قَضَيْتُم
bitirince
مَّنَـٰسِكَكُمْ
ibadetlerinizi
فَٱذْكُرُوا۟
anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَذِكْرِكُمْ
andığınız gibi
ءَابَآءَكُمْ
atalarınızı
أَوْ
veya
أَشَدَّ
daha kuvvetli
ذِكْرًۭا ۗ
bir anışla
فَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
kimi
يَقُولُ
der ki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَاتِنَا
bize ver
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَمَا
ve yoktur
لَهُۥ
onun
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِنْ
hiçbir
خَلَـٰقٍۢ
nasibi

Diyanet İşleri MealiHac ibadetinizi bitirdiğinizde, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. "Rabbimiz! Bize sadece dünyada ver" diyen insanlar vardır, öylesine, ahirette bir pay yoktur

Ali Bulaç(Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur

2:201 📚 47
وَمِنۡهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِي ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣰ وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِ حَسَنَةࣰ وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi de
يَقُولُ
derki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَاتِنَا
bize ver
فِى
dünyada da
ٱلدُّنْيَا
the world
حَسَنَةًۭ
güzellik
وَفِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
حَسَنَةًۭ
güzellik
وَقِنَا
ve bizi koru
عَذَابَ
azabından
ٱلنَّارِ
ateş

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru" diyenler vardır

Ali BulaçOnlardan öylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" der

2:202 📚 2
أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ نَصِيبࣱ مِّمَّا كَسَبُواْۚ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlara vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
kazandıklarından
كَسَبُوا۟ ۚ
they earned
وَٱللَّهُ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, kazançlarından ötürü karşılık vardır. Allah hesabı çabuk görür

Ali Bulaçİşte bunların kazandıklarına karşılık nasibleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir

2:203 📚 4
۞وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ فِيٓ أَيَّامࣲ مَّعۡدُودَٰتࣲۚ فَمَن تَعَجَّلَ فِي يَوۡمَيۡنِ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۖ لِمَنِ ٱتَّقَىٰۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُمۡ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ
۞ وَٱذْكُرُوا۟
ve anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
فِىٓ
günlerde
أَيَّامٍۢ
days
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ
sayılı
فَمَن
kim
تَعَجَّلَ
acele ederse
فِى
iki gün içinde
يَوْمَيْنِ
two days
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ
ona
وَمَن
ve kim
تَأَخَّرَ
geri kalırsa
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona da
لِمَنِ
kimse için
ٱتَّقَىٰ ۗ
sakınan
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّكُمْ
şüphesiz siz
إِلَيْهِ
O'nun huzuruna
تُحْشَرُونَ
toplanacaksınız

Diyanet İşleri MealiAllah'ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah'tan sakının. O'nun katında toplanacağınızı bilin

Ali BulaçSayılı günlerde Allah'ı anın. İki günde (Mina'dan dönmek için) elini çabuk tutana günah yoktur, geri kalana da günah yoktur. (Bu) sakınan için(dir). Allah'tan korkup-sakının ve gerçekten bilin ki, siz O'na döndürülüp-toplanacaksınız

2:204 📚 5
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُعۡجِبُكَ قَوۡلُهُۥ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَيُشۡهِدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا فِي قَلۡبِهِۦ وَهُوَ أَلَدُّ ٱلۡخِصَامِ
وَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
kiminin
يُعْجِبُكَ
senin hoşuna gider
قَوْلُهُۥ
sözü
فِى
dair
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatına
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَيُشْهِدُ
ve şahid tutar
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَىٰ
olana
مَا
what
فِى
kalbinde
قَلْبِهِۦ
his heart
وَهُوَ
oysa o
أَلَدُّ
en azılısıdır
ٱلْخِصَامِ
hasımların

Diyanet İşleri MealiDünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez

Ali Bulaçİnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır

2:205 📚 2
وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيُفۡسِدَ فِيهَا وَيُهۡلِكَ ٱلۡحَرۡثَ وَٱلنَّسۡلَۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلۡفَسَادَ
وَإِذَا
zaman
تَوَلَّىٰ
döndüğü
سَعَىٰ
çalışır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
لِيُفْسِدَ
bozgunculuğa
فِيهَا
orada
وَيُهْلِكَ
ve yok etmeğe
ٱلْحَرْثَ
ekin
وَٱلنَّسْلَ ۗ
ve nesli
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْفَسَادَ
bozgunculuğu

Diyanet İşleri MealiDünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez

Ali BulaçO, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez

2:206 📚 7
وَإِذَا قِيلَ لَهُ ٱتَّقِ ٱللَّهَ أَخَذَتۡهُ ٱلۡعِزَّةُ بِٱلۡإِثۡمِۚ فَحَسۡبُهُۥ جَهَنَّمُۖ وَلَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُ
ona
ٱتَّقِ
kork
ٱللَّهَ
Allah'tan
أَخَذَتْهُ
kendisini sürükler
ٱلْعِزَّةُ
gururu
بِٱلْإِثْمِ ۚ
günaha
فَحَسْبُهُۥ
artık ona yeter
جَهَنَّمُ ۚ
cehennem
وَلَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمِهَادُ
bir yataktır o

Diyanet İşleri MealiOna: "Allah'tan sakın" denince, gururu kendisine günah işletir, artık ona cehennem yetişir, ne kötü yataktır

Ali BulaçOna: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o

2:207 📚 4
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشۡرِي نَفۡسَهُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ رَءُوفُۢ بِٱلۡعِبَادِ
وَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
öylesi var ki
يَشْرِى
satar
نَفْسَهُ
kendisini
ٱبْتِغَآءَ
aramak için
مَرْضَاتِ
rızasını
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah da
رَءُوفٌۢ
çok şefkatlidir
بِٱلْعِبَادِ
kullar(ın)a

Diyanet İşleri Mealiİnsanlar arasında, Allah'ın rızasını kazanmak için canını verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir

Ali Bulaçİnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır

2:208
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱدۡخُلُواْ فِي ٱلسِّلۡمِ كَآفَّةࣰ وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimeler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
ٱدْخُلُوا۟
girin
فِى
islama (veya barışa)
ٱلسِّلْمِ
Islam
كَآفَّةًۭ
hepiniz birlikte
وَلَا
izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟
follow
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
إِنَّهُۥ
çünkü o
لَكُمْ
size
عَدُوٌّۭ
düşmandır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Hep birden barışa girin, şeytana ayak uydurmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır

Ali BulaçEy iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır

2:209 📚 2
فَإِن زَلَلۡتُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡكُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
فَإِن
eğer
زَلَلْتُم
kayarsanız
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
size geldikten
جَآءَتْكُمُ
came to you
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiSize belgeler geldikten sonra kayarsanız, biliniz ki Allah güçlüdür, Hakim'dir

Ali BulaçSize, apaçık belgeler (ayetler) geldikten sonra yine ayağınız kayarsa, bilin ki Allah, gerçekten üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir

2:210 📚 2
هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن يَأۡتِيَهُمُ ٱللَّهُ فِي ظُلَلࣲ مِّنَ ٱلۡغَمَامِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَقُضِيَ ٱلۡأَمۡرُۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ
هَلْ
mı?
يَنظُرُونَ
gözlüyorlar
إِلَّآ
gelmesini
أَن
that
يَأْتِيَهُمُ
comes to them
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِى
içinde
ظُلَلٍۢ
gölgeler
مِّنَ
buluttan
ٱلْغَمَامِ
[the] clouds
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve meleklerin
وَقُضِىَ
ve bitirilmesini
ٱلْأَمْرُ ۚ
işin
وَإِلَى
(halbuki)
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülür
ٱلْأُمُورُ
bütün işler

Diyanet İşleri MealiOnlar, bulut gölgeleri içinde, Allah'ın azabının ve meleklerin tepelerine inip işin bitmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah'a dönecektir

Ali BulaçOnlar, bulut gölgeleri içinde Allah'ın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve (azap) emrinin gerçekleşmesini mi gözlüyorlar? Oysa bütün işler Allah'a döner

2:211 📚 2
سَلۡ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ كَمۡ ءَاتَيۡنَٰهُم مِّنۡ ءَايَةِۭ بَيِّنَةࣲۗ وَمَن يُبَدِّلۡ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
سَلْ
sor
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
كَمْ
nice
ءَاتَيْنَـٰهُم
onlara verdik
مِّنْ
ayetlerden
ءَايَةٍۭ
(the) Sign(s)
بَيِّنَةٍۢ ۗ
açık
وَمَن
ve kim
يُبَدِّلْ
değiştirirse
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
geldikten
جَآءَتْهُ
it (has) come to him
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Diyanet İşleri Mealiİsrailoğullarına sor; onlara apaçık nice ayetler verdik, Allah'ın nimetini, kendisine geldikten sonra kim değiştirirse, bilsin ki, Allah'ın cezası şüphesiz şiddetlidir

Ali Bulaçİsrailoğulları’na sor, onlara nice açık ayet(ler) verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır

2:212 📚 1
زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَيَسۡخَرُونَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۘ وَٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ وَٱللَّهُ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏
زُيِّنَ
süslü gösterildi
لِلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar edenlere
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَيَسْخَرُونَ
ve alay ederler
مِنَ
kimselerle
ٱلَّذِينَ
those who
ءَامَنُوا۟ ۘ
inanan(lar)
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerle
ٱتَّقَوْا۟
takva sahipleri
فَوْقَهُمْ
onlardan üstündürler
يَوْمَ
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
وَٱللَّهُ
Allah
يَرْزُقُ
rızık verir
مَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
بِغَيْرِ
hesapsız
حِسَابٍۢ
measure

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenlere, dünya hayatı güzel görünür, onlar, inananlarla alay ederler, oysa, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar kıyamet günü onların üstünde olacaklardır. Allah dilediğini hesabsız şekilde rızıklandırır

Ali Bulaçİnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir

2:213 📚 4
كَانَ ٱلنَّاسُ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَبَعَثَ ٱللَّهُ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَ ٱلنَّاسِ فِيمَا ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِۚ وَمَا ٱخۡتَلَفَ فِيهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ أُوتُوهُ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ بَغۡيَۢا بَيۡنَهُمۡۖ فَهَدَى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِمَا ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ ٱلۡحَقِّ بِإِذۡنِهِۦۗ وَٱللَّهُ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمٍ
كَانَ
idi
ٱلنَّاسُ
insanlar
أُمَّةًۭ
ümmet
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
فَبَعَثَ
sonra gönderdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberleri
مُبَشِّرِينَ
müjdeciler
وَمُنذِرِينَ
ve uyarıcılar olarak
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مَعَهُمُ
onlarla beraber
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ
hak olarak
لِيَحْكُمَ
hükmetmek üzere
بَيْنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
فِيمَا
(konularda)
ٱخْتَلَفُوا۟
anlaşmazlığa düştükleri
فِيهِ ۚ
onda
وَمَا
ve
ٱخْتَلَفَ
anlaşmazlığa düştü(ler)
فِيهِ
o(Kitap hakkı)nda
إِلَّا
dışında
ٱلَّذِينَ
kendilerine
أُوتُوهُ
(Kitap) verilmiş olanlar
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine geldikten
جَآءَتْهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
بَغْيًۢا
sırf kıskançlıktan ötürü
بَيْنَهُمْ ۖ
aralarındaki
فَهَدَى
bunun üzerine iletti
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden
لِمَا
ayrılığa düştükleri
ٱخْتَلَفُوا۟
they differed
فِيهِ
kendisinde
مِنَ
gerçeğe
ٱلْحَقِّ
the Truth
بِإِذْنِهِۦ ۗ
kendi izniyle
وَٱللَّهُ
Allah
يَهْدِى
iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍ
doğru

Diyanet İşleri Mealiİnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak Kitaplar indirdi. Ancak Kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir

Ali Bulaçİnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları’ yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe Kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir

2:214 📚 3
أَمۡ حَسِبۡتُمۡ أَن تَدۡخُلُواْ ٱلۡجَنَّةَ وَلَمَّا يَأۡتِكُم مَّثَلُ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِكُمۖ مَّسَّتۡهُمُ ٱلۡبَأۡسَآءُ وَٱلضَّرَّآءُ وَزُلۡزِلُواْ حَتَّىٰ يَقُولَ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ مَتَىٰ نَصۡرُ ٱللَّهِۗ أَلَآ إِنَّ نَصۡرَ ٱللَّهِ قَرِيبࣱ‏
أَمْ
yoksa
حَسِبْتُمْ
sandınız (mı)
أَن
ki
تَدْخُلُوا۟
gireceksiniz
ٱلْجَنَّةَ
cennete
وَلَمَّا
başınıza gelmeden
يَأْتِكُم
(has) come to you
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
geçenlerin
خَلَوْا۟
passed away
مِن
sizden önce
قَبْلِكُم ۖ
before you
مَّسَّتْهُمُ
onlara dokunmuştu
ٱلْبَأْسَآءُ
sıkıntı
وَٱلضَّرَّآءُ
ve yoksulluk
وَزُلْزِلُوا۟
ve sarsılmışlardı ki
حَتَّىٰ
nihayet
يَقُولَ
diyorlardı
ٱلرَّسُولُ
peygamber
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
مَعَهُۥ
onunla birlikte
مَتَىٰ
ne zaman
نَصْرُ
yardımı
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
أَلَآ
İyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
نَصْرَ
yardımı
ٱللَّهِ
Allah'ın
قَرِيبٌۭ
yakındır

Diyanet İşleri MealiSizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla beraber müminler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı; iyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır

Ali BulaçYoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır

2:215 📚 4
يَسۡـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَۖ قُلۡ مَآ أَنفَقۡتُم مِّنۡ خَيۡرࣲ فَلِلۡوَٰلِدَيۡنِ وَٱلۡأَقۡرَبِينَ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِۗ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمࣱ‏
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
مَاذَا
ne
يُنفِقُونَ ۖ
(Allah yolunda) harcayacaklarını
قُلْ
de ki
مَآ
şey
أَنفَقْتُم
vereceğiniz
مِّنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
فَلِلْوَٰلِدَيْنِ
ana-baba içindir
وَٱلْأَقْرَبِينَ
ve yakınlar
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve öksüzler
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullar
وَٱبْنِ
ve yolda kalmış(lar)
ٱلسَّبِيلِ ۗ
the wayfarer
وَمَا
ve ne
تَفْعَلُوا۟
yaparsanız
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
فَإِنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
بِهِۦ
onunla birlikte
عَلِيمٌۭ
bilir

Diyanet İşleri MealiSana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: "Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir

Ali BulaçSana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir

2:216 📚 11
كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِتَالُ وَهُوَ كُرۡهࣱ لَّكُمۡۖ وَعَسَىٰٓ أَن تَكۡرَهُواْ شَيۡـࣰٔ ا وَهُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۖ وَعَسَىٰٓ أَن تُحِبُّواْ شَيۡـࣰٔ ا وَهُوَ شَرࣱّ لَّكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
كُتِبَ
yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِتَالُ
savaş
وَهُوَ
halbuki o
كُرْهٌۭ
hoşunuza gitmez
لَّكُمْ ۖ
sizin
وَعَسَىٰٓ
olur ki bazen
أَن
hoşlanmadığınız
تَكْرَهُوا۟
you dislike
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَهُوَ
o
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
وَعَسَىٰٓ
ve olur ki
أَن
hoşlandığınız
تُحِبُّوا۟
you love
شَيْـًۭٔا
bir şey (de)
وَهُوَ
o
شَرٌّۭ
kötüdür
لَّكُمْ ۗ
sizin için
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
siz ise
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Diyanet İşleri MealiSavaş, hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir

Ali BulaçSavaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz

2:217 📚 8
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلشَّهۡرِ ٱلۡحَرَامِ قِتَالࣲ فِيهِۖ قُلۡ قِتَالࣱ فِيهِ كَبِيرࣱۚ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَكُفۡرُۢ بِهِۦ وَٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَإِخۡرَاجُ أَهۡلِهِۦ مِنۡهُ أَكۡبَرُ عِندَ ٱللَّهِۚ وَٱلۡفِتۡنَةُ أَكۡبَرُ مِنَ ٱلۡقَتۡلِۗ وَلَا يَزَالُونَ يُقَٰتِلُونَكُمۡ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمۡ عَن دِينِكُمۡ إِنِ ٱسۡتَطَٰعُواْۚ وَمَن يَرۡتَدِدۡ مِنكُمۡ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتۡ وَهُوَ كَافِرࣱ فَأُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
ayında
ٱلشَّهْرِ
the month
ٱلْحَرَامِ
haram
قِتَالٍۢ
savaşmaktan
فِيهِ ۖ
onda
قُلْ
de ki
قِتَالٌۭ
savaş
فِيهِ
O (aylar)da
كَبِيرٌۭ ۖ
büyük bir günahtır
وَصَدٌّ
ve alıkoymak
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَكُفْرٌۢ
ve inkar etmek
بِهِۦ
O'nu
وَٱلْمَسْجِدِ
ve Mescid-i
ٱلْحَرَامِ
Haram(dan)
وَإِخْرَاجُ
sürüp çıkarmak
أَهْلِهِۦ
halkını
مِنْهُ
ondan (Mekke'den)
أَكْبَرُ
daha büyük (bir günahtır)
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَٱلْفِتْنَةُ
ve fitne
أَكْبَرُ
daha büyük(bir günah)tır
مِنَ
öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۗ
[the] killing
وَلَا
vazgeçmezler
يَزَالُونَ
they will cease
يُقَـٰتِلُونَكُمْ
sizinle savaşmaktan
حَتَّىٰ
kadar
يَرُدُّوكُمْ
sizi döndürünceye
عَن
dininizden
دِينِكُمْ
your religion
إِنِ
eğer
ٱسْتَطَـٰعُوا۟ ۚ
güçleri yetse
وَمَن
ve kim
يَرْتَدِدْ
döner
مِنكُمْ
sizden
عَن
dininden
دِينِهِۦ
his religion
فَيَمُتْ
ve ölürse
وَهُوَ
ve o
كَافِرٌۭ
kafir olarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
حَبِطَتْ
boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ
onların bütün yaptıkları
فِى
dünyada (da)
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahirette (de)
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
ve onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiSana hürmet edilen ayı, o aydaki savaşı sorarlar. De ki: "O ayda savaşmak büyük suçtur. Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, Mescidi Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur. Fitne çıkarmak ise öldürmekten daha büyüktür". Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. İçinizden dininden dönüp kafir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler

Ali BulaçSana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: "Onda savaşmak büyük (bir günahtır). Ancak Allah Katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır

2:218 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ يَرۡجُونَ رَحۡمَتَ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِنَّ
muhakkak
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
هَاجَرُوا۟
ve hicret edenler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve cihat edenler
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يَرْجُونَ
umarlar
رَحْمَتَ
rahmetini
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayan
رَّحِيمٌۭ
çok merhamet edendir

Diyanet İşleri Mealiİnananlar, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlar ve merhamet eder

Ali BulaçŞüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, esirgeyendir

2:219 📚 1
۞يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡخَمۡرِ وَٱلۡمَيۡسِرِۖ قُلۡ فِيهِمَآ إِثۡمࣱ كَبِيرࣱ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَإِثۡمُهُمَآ أَكۡبَرُ مِن نَّفۡعِهِمَاۗ وَيَسۡـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَۖ قُلِ ٱلۡعَفۡوَۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَتَفَكَّرُونَ
۞ يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
şaraptan
ٱلْخَمْرِ
[the] intoxicants
وَٱلْمَيْسِرِ ۖ
ve kumardan
قُلْ
de ki
فِيهِمَآ
o ikisinde vardır
إِثْمٌۭ
günah
كَبِيرٌۭ
büyük
وَمَنَـٰفِعُ
ve bazı yararlar
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَإِثْمُهُمَآ
fakat onların günahı
أَكْبَرُ
daha büyüktür
مِن
yararından
نَّفْعِهِمَا ۗ
(the) benefit of (the) two
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
مَاذَا
ne
يُنفِقُونَ
infak edeceklerini
قُلِ
de ki
ٱلْعَفْوَ ۗ
Af (ihtiyaçlarınızdan fazlasını)
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَتَفَكَّرُونَ
düşünürsünüz

Diyanet İşleri MealiSana içki ve kumarı sorarlar, de ki: "İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür". Ne sarfedeceklerini sana sorarlar, de ki: "Artanı". Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar

Ali BulaçSana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz

2:220 📚 1
فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۗ وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡيَتَٰمَىٰۖ قُلۡ إِصۡلَاحࣱ لَّهُمۡ خَيۡرࣱۖ وَإِن تُخَالِطُوهُمۡ فَإِخۡوَٰنُكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ ٱلۡمُفۡسِدَ مِنَ ٱلۡمُصۡلِحِۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَعۡنَتَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
فِى
(hakkında)
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۗ
ve ahiret
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyarlar
عَنِ
öksüzlerden
ٱلْيَتَـٰمَىٰ ۖ
the orphans
قُلْ
de ki
إِصْلَاحٌۭ
ıslah etmek
لَّهُمْ
onları(n durumlarını)
خَيْرٌۭ ۖ
hayırlıdır
وَإِن
ve eğer
تُخَالِطُوهُمْ
onlara karışırsanız
فَإِخْوَٰنُكُمْ ۚ
sizin kardeşlerinizdir
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
ٱلْمُفْسِدَ
bozanı
مِنَ
ıslah edenden
ٱلْمُصْلِحِ ۚ
the amender
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَأَعْنَتَكُمْ ۚ
sizi zora sokardı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiSana yetimleri sorarlar, de ki: "Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır". Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırdetmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir

Ali BulaçHem dünya (konusun)da, hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki: "Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırt eder). Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

2:221 📚 1
وَلَا تَنكِحُواْ ٱلۡمُشۡرِكَٰتِ حَتَّىٰ يُؤۡمِنَّۚ وَلَأَمَةࣱ مُّؤۡمِنَةٌ خَيۡرࣱ مِّن مُّشۡرِكَةࣲ وَلَوۡ أَعۡجَبَتۡكُمۡۗ وَلَا تُنكِحُواْ ٱلۡمُشۡرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤۡمِنُواْۚ وَلَعَبۡدࣱ مُّؤۡمِنٌ خَيۡرࣱ مِّن مُّشۡرِكࣲ وَلَوۡ أَعۡجَبَكُمۡۗ أُوْلَٰٓئِكَ يَدۡعُونَ إِلَى ٱلنَّارِۖ وَٱللَّهُ يَدۡعُوٓاْ إِلَى ٱلۡجَنَّةِ وَٱلۡمَغۡفِرَةِ بِإِذۡنِهِۦۖ وَيُبَيِّنُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
وَلَا
evlenmeyin
تَنكِحُوا۟
[you] marry
ٱلْمُشْرِكَـٰتِ
müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarla
حَتَّىٰ
kadar
يُؤْمِنَّ ۚ
inanıncaya
وَلَأَمَةٌۭ
bir cariye
مُّؤْمِنَةٌ
inanan
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
مِّن
ortak koşan (hür) kadından
مُّشْرِكَةٍۢ
a polytheistic woman
وَلَوْ
ve eğer
أَعْجَبَتْكُمْ ۗ
hoşunuza gitse bile
وَلَا
evlendirmeyin
تُنكِحُوا۟
give in marriage (your women)
ٱلْمُشْرِكِينَ
ortak koşan erkeklerle
حَتَّىٰ
kadar
يُؤْمِنُوا۟ ۚ
iman edinceye
وَلَعَبْدٌۭ
ve bir köle
مُّؤْمِنٌ
inanan
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
مِّن
müşrik erkekten
مُّشْرِكٍۢ
a polytheistic man
وَلَوْ
eğer
أَعْجَبَكُمْ ۗ
hoşunuza gitse bile
أُو۟لَـٰٓئِكَ
(Zira) onlar
يَدْعُونَ
çağırıyorlar
إِلَى
ateşe
ٱلنَّارِ ۖ
the Fire
وَٱللَّهُ
Allah ise
يَدْعُوٓا۟
çağırıyor
إِلَى
cennete
ٱلْجَنَّةِ
Paradise
وَٱلْمَغْفِرَةِ
ve mağfirete
بِإِذْنِهِۦ ۖ
izniyle
وَيُبَيِّنُ
ve açıklar
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ
düşünürler

Diyanet İşleri MealiAllah'a eş koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de ortak koşan bir kadından daha iyidir. İnanmalarına kadar; ortak koşan erkeklerle mümin kadınları evlendirmeyin. İnanan bir köle, hoşunuza gitmiş olsa da, ortak koşan bir erkekten daha iyidir. İşte onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara ibret alsınlar diye ayetlerini açıklar

Ali BulaçMüşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise Kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler

2:222 📚 8
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡمَحِيضِۖ قُلۡ هُوَ أَذࣰ ى فَٱعۡتَزِلُواْ ٱلنِّسَآءَ فِي ٱلۡمَحِيضِ وَلَا تَقۡرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطۡهُرۡنَۖ فَإِذَا تَطَهَّرۡنَ فَأۡتُوهُنَّ مِنۡ حَيۡثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلۡمُتَطَهِّرِينَ
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
عَنِ
adet görmeden
ٱلْمَحِيضِ ۖ
[the] menstruation
قُلْ
de ki
هُوَ
o
أَذًۭى
eziyettir
فَٱعْتَزِلُوا۟
çekilin
ٱلنِّسَآءَ
kadınlardan
فِى
süresince
ٱلْمَحِيضِ ۖ
adet
وَلَا
onlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهُنَّ
approach them
حَتَّىٰ
kadar
يَطْهُرْنَ ۖ
temizleninceye
فَإِذَا
zaman
تَطَهَّرْنَ
temizlendikleri
فَأْتُوهُنَّ
onlara varın
مِنْ
yerden
حَيْثُ
where
أَمَرَكُمُ
size emrettiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلتَّوَّٰبِينَ
tevbe edenleri
وَيُحِبُّ
ve sever
ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
temizlenenleri

Diyanet İşleri MealiSana, kadınların aybaşı hali hakkında da sorarlar, de ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır)". Aybaşı halinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah'ın size buyurduğu yoldan yaklaşın. Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever

Ali BulaçSana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever

2:223
نِسَآؤُكُمۡ حَرۡثࣱ لَّكُمۡ فَأۡتُواْ حَرۡثَكُمۡ أَنَّىٰ شِئۡتُمۡۖ وَقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُم مُّلَٰقُوهُۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
نِسَآؤُكُمْ
kadınlarınız
حَرْثٌۭ
bir tarladır
لَّكُمْ
sizin için
فَأْتُوا۟
varın
حَرْثَكُمْ
tarlanıza
أَنَّىٰ
biçimde
شِئْتُمْ ۖ
dilediğiniz
وَقَدِّمُوا۟
ve hazırlık yapın
لِأَنفُسِكُمْ ۚ
kendiniz için
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّكُم
şüphesiz siz
مُّلَـٰقُوهُ ۗ
O'na kavuşacaksınız
وَبَشِّرِ
ve müjdele;
ٱلْمُؤْمِنِينَ
İnananları

Diyanet İşleri MealiKadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin. İstikbal için hazırlıklı olun, Allah'tan sakının. O'na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu inananlara müjdele

Ali BulaçKadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver

2:224
وَلَا تَجۡعَلُواْ ٱللَّهَ عُرۡضَةࣰ لِّأَيۡمَٰنِكُمۡ أَن تَبَرُّواْ وَتَتَّقُواْ وَتُصۡلِحُواْ بَيۡنَ ٱلنَّاسِۚ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَلَا
kılmayın
تَجْعَلُوا۟
make
ٱللَّهَ
Allah'ı
عُرْضَةًۭ
engel
لِّأَيْمَـٰنِكُمْ
yeminlerinize
أَن
iyilik etmenize
تَبَرُّوا۟
you do good
وَتَتَّقُوا۟
ve sakınmanıza
وَتُصْلِحُوا۟
ve düzetmeye
بَيْنَ
arasını
ٱلنَّاسِ ۗ
insanların
وَٱللَّهُ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri Mealiİnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız için, Allah'a yaptığınız yeminleri engel kılmayın, Allah işitir ve bilir

Ali BulaçBir de yeminlerinizi bahane ederek; iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını düzeltmenize Allah'ı engel kılmayın. Allah işitendir, bilendir

2:225
لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغۡوِ فِيٓ أَيۡمَٰنِكُمۡ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتۡ قُلُوبُكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمࣱ‏
لَّا
sizi sorumlu tutmaz
يُؤَاخِذُكُمُ
will take you to task
ٱللَّهُ
Allah
بِٱللَّغْوِ
kasıtsız
فِىٓ
dolayı
أَيْمَـٰنِكُمْ
yeminlerinizden
وَلَـٰكِن
fakat
يُؤَاخِذُكُم
sorumlu tutar
بِمَا
dolayı
كَسَبَتْ
kazandığından
قُلُوبُكُمْ ۗ
kalblerinizin
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌ
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ
halimdir

Diyanet İşleri MealiAllah sizi rastgele yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalblerinizin kasdettiği yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, Halim'dir

Ali BulaçAllah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır

2:226 📚 2
لِّلَّذِينَ يُؤۡلُونَ مِن نِّسَآئِهِمۡ تَرَبُّصُ أَرۡبَعَةِ أَشۡهُرࣲۖ فَإِن فَآءُو فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
لِّلَّذِينَ
kimseler için
يُؤْلُونَ
yaklaşmamağa yemin edenler
مِن
kadınlarına
نِّسَآئِهِمْ
their wives
تَرَبُّصُ
bekleme (hakkı) vardır
أَرْبَعَةِ
dört
أَشْهُرٍۢ ۖ
ay
فَإِن
eğer
فَآءُو
(o süre içinde) dönerlerse
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayan
رَّحِيمٌۭ
merhamet edendir

Diyanet İşleri MealiKadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler, dört ay bekleyebilirler; eğer yeminlerinden dönerlerse, bilsinler ki Allah bağışlar ve merhamet eder

Ali BulaçKadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

2:227 📚 1
وَإِنۡ عَزَمُواْ ٱلطَّلَٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَإِنْ
eğer
عَزَمُوا۟
kesin karar verirlerse
ٱلطَّلَـٰقَ
boşamaya
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiŞayet boşanmaya kararlı iseler, bilsinler ki Allah şüphesiz işitir ve bilir

Ali Bulaç(Yok) Eğer boşamada kararlı davranırsa (boşanırlar). Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir

2:228 📚 10
وَٱلۡمُطَلَّقَٰتُ يَتَرَبَّصۡنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلَٰثَةَ قُرُوٓءࣲۚ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكۡتُمۡنَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِيٓ أَرۡحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤۡمِنَّ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَٰلِكَ إِنۡ أَرَادُوٓاْ إِصۡلَٰحࣰ اۚ وَلَهُنَّ مِثۡلُ ٱلَّذِي عَلَيۡهِنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ وَلِلرِّجَالِ عَلَيۡهِنَّ دَرَجَةࣱۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُ
boşanmış kadınlar
يَتَرَبَّصْنَ
gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ
kendilerini
ثَلَـٰثَةَ
üç
قُرُوٓءٍۢ ۚ
kur' (üç adet veya üç temizlik süresi)
وَلَا
helal olmaz
يَحِلُّ
lawful
لَهُنَّ
kendilerine
أَن
gizlemeleri
يَكْتُمْنَ
they conceal
مَا
yarattığını
خَلَقَ
(has been) created
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِىٓ
kendi rahimlerinde
أَرْحَامِهِنَّ
their wombs
إِن
eğer
كُنَّ
idiyseler
يُؤْمِنَّ
inanıyor
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ
ahiret
وَبُعُولَتُهُنَّ
kocaları
أَحَقُّ
hak sahibidirler
بِرَدِّهِنَّ
onları geri almağa
فِى
bu arada
ذَٰلِكَ
that (period)
إِنْ
eğer
أَرَادُوٓا۟
isterlerse
إِصْلَـٰحًۭا ۚ
barışmak
وَلَهُنَّ
(kadınların) vardır
مِثْلُ
gibi
ٱلَّذِى
(erkeklerin) kendileri üzerindeki
عَلَيْهِنَّ
(is) on them
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
(örfe uygun) hakları
وَلِلرِّجَالِ
erkeklerin (hakları)
عَلَيْهِنَّ
onlar (kadınlar) üzerinde
دَرَجَةٌۭ ۗ
bir derece fazladır
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
azizdir
حَكِيمٌ
hakimdir

Diyanet İşleri MealiBoşanan kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir. Kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler. Kadınların hakları, örfe uygun bir şekilde vazifelerine denktir. Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır. Allah güçlüdür. Hakim'dir

Ali BulaçBoşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Azizdir. Hakimdir

2:229 📚 15
ٱلطَّلَٰقُ مَرَّتَانِۖ فَإِمۡسَاكُۢ بِمَعۡرُوفٍ أَوۡ تَسۡرِيحُۢ بِإِحۡسَٰنࣲۗ وَلَا يَحِلُّ لَكُمۡ أَن تَأۡخُذُواْ مِمَّآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ شَيۡـًٔا إِلَّآ أَن يَخَافَآ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِۖ فَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَا فِيمَا ٱفۡتَدَتۡ بِهِۦۗ تِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَعۡتَدُوهَاۚ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
ٱلطَّلَـٰقُ
boşama
مَرَّتَانِ ۖ
iki defadır
فَإِمْسَاكٌۢ
ya tutmak (lazım)dır
بِمَعْرُوفٍ
iyilikle
أَوْ
ya da
تَسْرِيحٌۢ
salıvermek
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ
güzelce
وَلَا
helal değildir
يَحِلُّ
lawful
لَكُمْ
size
أَن
geri almanız
تَأْخُذُوا۟
you take (back)
مِمَّآ
şeylerden
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ
onlara verdiğiniz
شَيْـًٔا
bir şey
إِلَّآ
başka
أَن
eğer
يَخَافَآ
korkarlarsa
أَلَّا
koruyamamaktan
يُقِيمَا
they both (can) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
فَإِنْ
eğer
خِفْتُمْ
korkarsanız
أَلَّا
koruyamamaktan
يُقِيمَا
they both (can) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْهِمَا
ikisine de
فِيمَا
(kadının ayrılmak için verdiği)
ٱفْتَدَتْ
fidye
بِهِۦ ۗ
hakkında
تِلْكَ
işte bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
sakın bunları aşmayın
تَعْتَدُوهَا ۚ
transgress them
وَمَن
ve kim(ler)
يَتَعَدَّ
aşarsa
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerdir

Diyanet İşleri MealiBoşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır. İkisi Allah'ın yasalarını koruyamamaktan korkmadıkça kadınlara verdiklerinizden (mehirden) bir şey almanız size helal değildir. Eğer Allah'ın yasalarını ikisi koruyamıyacaklar diye korkarsanız, o zaman kadının fidye vermesinde (mehrinden vazgeçerse) ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın yasalarıdır, onları bozmayın. Allah'ın yasalarını bozanlar ancak zalimlerdir

Ali BulaçBoşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir

2:230 📚 19
فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُۥ مِنۢ بَعۡدُ حَتَّىٰ تَنكِحَ زَوۡجًا غَيۡرَهُۥۗ فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِۗ وَتِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوۡمࣲ يَعۡلَمُونَ
فَإِن
eğer
طَلَّقَهَا
(erkek) yine boşarsa
فَلَا
helal olmaz
تَحِلُّ
lawful
لَهُۥ
ona
مِنۢ
artık bundan sonra
بَعْدُ
after (that)
حَتَّىٰ
kadar
تَنكِحَ
(kadın) nikahlanıncaya
زَوْجًا
kocaya
غَيْرَهُۥ ۗ
başka bir
فَإِن
eğer
طَلَّقَهَا
O (vardığı adam) da boşarsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْهِمَآ
kendilerine
أَن
tekrar birbirlerine dönmelerinde
يَتَرَاجَعَآ
they return to each other
إِن
eğer
ظَنَّآ
inanırlarsa
أَن
koruyacaklarına
يُقِيمَا
they (will be able to) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَتِلْكَ
işte bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
يُبَيِّنُهَا
açıklamaktadır
لِقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْلَمُونَ
bilen

Diyanet İşleri MealiBundan sonra kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir daha kendisine helal olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın yasalarını koruyacaklarını sanırlarsa eski karı kocanın birbirlerine dönmelerine bir engel yoktur. Bunlar, bilenkimseler için Allah'ın açıkladığı yasalardır

Ali BulaçYine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa, (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa, onlar (ilk koca ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar

2:231 📚 10
وَإِذَا طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمۡسِكُوهُنَّ بِمَعۡرُوفٍ أَوۡ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعۡرُوفࣲۚ وَلَا تُمۡسِكُوهُنَّ ضِرَارࣰ ا لِّتَعۡتَدُواْۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ فَقَدۡ ظَلَمَ نَفۡسَهُۥۚ وَلَا تَتَّخِذُوٓاْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوࣰ اۚ وَٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَمَآ أَنزَلَ عَلَيۡكُم مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَٱلۡحِكۡمَةِ يَعِظُكُم بِهِۦۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
وَإِذَا
zaman
طَلَّقْتُمُ
boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
فَبَلَغْنَ
ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ
(iddetlerinin) sonuna
فَأَمْسِكُوهُنَّ
ya onları tutun
بِمَعْرُوفٍ
iyilikle
أَوْ
ya da
سَرِّحُوهُنَّ
bırakın
بِمَعْرُوفٍۢ ۚ
iyilikle
وَلَا
onları (yanınızda) tutmayın
تُمْسِكُوهُنَّ
retain them
ضِرَارًۭا
zarar vermek için
لِّتَعْتَدُوا۟ ۚ
haklarına tecavüz edip
وَمَن
kim
يَفْعَلْ
yaparsa
ذَٰلِكَ
bunu
فَقَدْ
muhakkak
ظَلَمَ
zulmetmiştir
نَفْسَهُۥ ۚ
kendine
وَلَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟
take
ءَايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُزُوًۭا ۚ
eğlence
وَٱذْكُرُوا۟
düşünün
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size olan
وَمَآ
indirdiklerini
أَنزَلَ
(is) revealed
عَلَيْكُم
size
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَٱلْحِكْمَةِ
ve Hikmet(ten)
يَعِظُكُم
size öğüt vermek için
بِهِۦ ۚ
onunla
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Diyanet İşleri MealiKadınları boşadığınızda, müddetleri sona ererken, onları güzellikle tutun, ya da güzellikle bırakın, haklarına tecavüz etmek için onlara zararlı olacak şekilde tutmayın; böyle yapan şüphesiz kendisine yazık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini de alaya almayın; Allah'ın üzerinize olan nimetini, öğüt vermek üzere size indirdiği Kitap ve hikmeti anın, Allah'tan sakının, Allah'ın her şeyi bildiğini bilin

Ali BulaçKadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitabı ve hikmeti anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi bilendir

2:232 📚 5
وَإِذَا طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا تَعۡضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحۡنَ أَزۡوَٰجَهُنَّ إِذَا تَرَٰضَوۡاْ بَيۡنَهُم بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ ذَٰلِكَ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ مِنكُمۡ يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۗ ذَٰلِكُمۡ أَزۡكَىٰ لَكُمۡ وَأَطۡهَرُۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
وَإِذَا
ve zaman
طَلَّقْتُمُ
boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
فَبَلَغْنَ
ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ
(iddetlerinin) sonuna
فَلَا
engel olmayın
تَعْضُلُوهُنَّ
hinder them
أَن
evlenmelerine
يَنكِحْنَ
(from) marrying
أَزْوَٰجَهُنَّ
(eski) kocalarıyla
إِذَا
takdirde
تَرَٰضَوْا۟
anlaştıkları
بَيْنَهُم
kendi aralarında
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
güzelce
ذَٰلِكَ
bu
يُوعَظُ
verilen bir öğüttür
بِهِۦ
onunla
مَن
kimseye
كَانَ
olan
مِنكُمْ
içinizden
يُؤْمِنُ
inanan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۗ
ahiret
ذَٰلِكُمْ
bu
أَزْكَىٰ
daha iyi
لَكُمْ
sizin için
وَأَطْهَرُ ۗ
ve daha temizdir
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Diyanet İşleri MealiKadınları boşadığınızda, müddetleri sona ermişse, kocaları ile birbirleriyle güzellikle anlaşmışlarsa evlenmelerine engel olmayın. İçinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse bundan ibret alır. Bu sizin için daha nezih ve daha paktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz

Ali BulaçKadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa -birbirleriyle maruf (bilinen meşru biçimde) anlaştıkları takdirde- onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın. İşte, içinizde Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bununla (böyle) öğüt verilir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah, bilir de siz bilmezsiniz

2:233 📚 10
۞وَٱلۡوَٰلِدَٰتُ يُرۡضِعۡنَ أَوۡلَٰدَهُنَّ حَوۡلَيۡنِ كَامِلَيۡنِۖ لِمَنۡ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَۚ وَعَلَى ٱلۡمَوۡلُودِ لَهُۥ رِزۡقُهُنَّ وَكِسۡوَتُهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ لَا تُكَلَّفُ نَفۡسٌ إِلَّا وُسۡعَهَاۚ لَا تُضَآرَّ وَٰلِدَةُۢ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوۡلُودࣱ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦۚ وَعَلَى ٱلۡوَارِثِ مِثۡلُ ذَٰلِكَۗ فَإِنۡ أَرَادَا فِصَالًا عَن تَرَاضࣲ مِّنۡهُمَا وَتَشَاوُرࣲ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَاۗ وَإِنۡ أَرَدتُّمۡ أَن تَسۡتَرۡضِعُوٓاْ أَوۡلَٰدَكُمۡ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِذَا سَلَّمۡتُم مَّآ ءَاتَيۡتُم بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
۞ وَٱلْوَٰلِدَٰتُ
ve anneler
يُرْضِعْنَ
emzirirler
أَوْلَـٰدَهُنَّ
çocuklarını
حَوْلَيْنِ
iki yıl
كَامِلَيْنِ ۖ
tam
لِمَنْ
kimse için
أَرَادَ
isteyen
أَن
tamamlamak
يُتِمَّ
complete
ٱلرَّضَاعَةَ ۚ
emzirmeyi
وَعَلَى
üzerinedir
ٱلْمَوْلُودِ
babanın
لَهُۥ
(çocuk kendisine ait olan)
رِزْقُهُنَّ
onların yiyecekleri
وَكِسْوَتُهُنَّ
ve giyecekleri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
uygun biçimde
لَا
yükümlü tutulmaz
تُكَلَّفُ
is burdened
نَفْسٌ
hiç kimse
إِلَّا
başka
وُسْعَهَا ۚ
gücünün yettiğinden
لَا
zarara sokulmasın
تُضَآرَّ
made to suffer
وَٰلِدَةٌۢ
(ne) anne
بِوَلَدِهَا
çocuğu yüzünden
وَلَا
ve (ne de)
مَوْلُودٌۭ
baba
لَّهُۥ
(çocuğun aidolduğu)
بِوَلَدِهِۦ ۚ
çocuğu yüzünden
وَعَلَى
ve üzerinde
ٱلْوَارِثِ
mirasçının
مِثْلُ
aynı (yükümlülük var)dır
ذَٰلِكَ ۗ
bunun
فَإِنْ
eğer
أَرَادَا
isterlerse
فِصَالًا
sütten kesmek
عَن
rızalarıyla
تَرَاضٍۢ
mutual consent
مِّنْهُمَا
kendi aralarında
وَتَشَاوُرٍۢ
ve danışarak
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
günah
عَلَيْهِمَا ۗ
kendilerine
وَإِنْ
eğer
أَرَدتُّمْ
isterseniz
أَن
(sütannesi tutup) emzirtmek
تَسْتَرْضِعُوٓا۟
ask another women to suckle
أَوْلَـٰدَكُمْ
çocuklarınızı
فَلَا
yine yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
üzerinize
إِذَا
sonra
سَلَّمْتُم
verdikten
مَّآ
şeyi (ücreti)
ءَاتَيْتُم
verdiğiniz
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
güzelce
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
her şeyi
تَعْمَلُونَ
yaptığınız
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Diyanet İşleri MealiAnneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlatmak isteyen baba için, tam iki sene emzirirler. Anaların yiyecek ve giyeceğini uygun bir şekilde sağlamak çocuk kendisinin olan babaya borçtur. Herkese ancak gücü nisbetinde teklifte bulunulur. Ana çocuğundan, çocuk kendisinin olan baba da çocuğundan dolayı zarara sokulmasın. Mirasçıya da aynı şeyi yapmak borçtur. Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de sorumluluk yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde öderseniz, size sorumluluk yoktur. Allah'tan sakının, yaptıklarınızı gördüğünü bilin

Ali BulaçEmzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde(ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir

2:234 📚 3
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوۡنَ مِنكُمۡ وَيَذَرُونَ أَزۡوَٰجࣰ ا يَتَرَبَّصۡنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرۡبَعَةَ أَشۡهُرࣲ وَعَشۡرࣰ اۖ فَإِذَا بَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا فَعَلۡنَ فِيٓ أَنفُسِهِنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
kimselerin
يُتَوَفَّوْنَ
ölen(ler)
مِنكُمْ
içinizden
وَيَذَرُونَ
geriye bıraktıkları
أَزْوَٰجًۭا
eşleri
يَتَرَبَّصْنَ
(bekleyip) gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ
kendilerini
أَرْبَعَةَ
dört
أَشْهُرٍۢ
ay
وَعَشْرًۭا ۖ
ve on (gün)
فَإِذَا
zaman
بَلَغْنَ
bitirdiği
أَجَلَهُنَّ
sürelerini
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
فِيمَا
yapmalarında
فَعَلْنَ
they do
فِىٓ
için
أَنفُسِهِنَّ
kendileri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
uygun olanı
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do
خَبِيرٌۭ
haberdardır

Diyanet İşleri Mealiİçinizden ölenlerin bırakmış olduğu eşler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler; müddetleri sona erdiğinde, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah işlediklerinizden haberdardır

Ali Bulaçİçinizden ölenlerin (geride) bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün) beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda, artık onların kendi haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah, işlediklerinizden haberi olandır

2:235 📚 11
وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا عَرَّضۡتُم بِهِۦ مِنۡ خِطۡبَةِ ٱلنِّسَآءِ أَوۡ أَكۡنَنتُمۡ فِيٓ أَنفُسِكُمۡۚ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمۡ سَتَذۡكُرُونَهُنَّ وَلَٰكِن لَّا تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلَّآ أَن تَقُولُواْ قَوۡلࣰ ا مَّعۡرُوفࣰ اۚ وَلَا تَعۡزِمُواْ عُقۡدَةَ ٱلنِّكَاحِ حَتَّىٰ يَبۡلُغَ ٱلۡكِتَٰبُ أَجَلَهُۥۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِيٓ أَنفُسِكُمۡ فَٱحۡذَرُوهُۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمࣱ‏
وَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
فِيمَا
üstü kapalı biçimde bildirmenizden
عَرَّضْتُم
you hint
بِهِۦ
ona
مِنْ
evlenme isteğinizi
خِطْبَةِ
marriage proposal
ٱلنِّسَآءِ
kadınlara
أَوْ
yahut
أَكْنَنتُمْ
gizlemenizden
فِىٓ
içinizde
أَنفُسِكُمْ ۚ
yourselves
عَلِمَ
bilir
ٱللَّهُ
Allah
أَنَّكُمْ
şüphesiz sizin
سَتَذْكُرُونَهُنَّ
onları anacağınızı
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
sakın onlarla sözleşmeyin
تُوَاعِدُوهُنَّ
promise them (widows)
سِرًّا
gizli(buluşma)ya
إِلَّآ
dışında
أَن
söylemeniz
تَقُولُوا۟
you say
قَوْلًۭا
bir söz
مَّعْرُوفًۭا ۚ
iyi (meşru)
وَلَا
ve kalkışmayın
تَعْزِمُوا۟
resolve (on)
عُقْدَةَ
akdine (kıymaya)
ٱلنِّكَاحِ
nikah
حَتَّىٰ
kadar
يَبْلُغَ
ulaşıncaya
ٱلْكِتَـٰبُ
yazılanın (iddetinin)
أَجَلَهُۥ ۚ
sonuna
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyi
فِىٓ
içinizden geçen
أَنفُسِكُمْ
yourselves
فَٱحْذَرُوهُ ۚ
O'ndan sakının
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve yine bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌ
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ
halimdir

Diyanet İşleri MealiBöyle kadınlara kapalı bir şekilde evlenme teklif etmenizde veya içinizden onlarla evlenmeyi geçirmenizde size sorumluluk yoktur. Allah onları anacağınızı bilir. Sakın meşru sözler dışında onlarla gizlice sözleşmeyin, müddet sona erene kadar nikah akdine kalkışmayın. İçinizde olanı Allah'ın bildiğini bilin de O'ndan çekinin. Allah'ın bağışlayan ve Halim olduğunu bilin

Ali Bulaç(İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır

2:236 📚 11
لَّا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِن طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ مَا لَمۡ تَمَسُّوهُنَّ أَوۡ تَفۡرِضُواْ لَهُنَّ فَرِيضَةࣰۚ وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى ٱلۡمُوسِعِ قَدَرُهُۥ وَعَلَى ٱلۡمُقۡتِرِ قَدَرُهُۥ مَتَٰعَۢا بِٱلۡمَعۡرُوفِۖ حَقًّا عَلَى ٱلۡمُحۡسِنِينَ
لَّا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
إِن
eğer
طَلَّقْتُمُ
boşarsınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
مَا
henüz dokunmadan
لَمْ
not
تَمَسُّوهُنَّ
you have touched
أَوْ
ya da
تَفْرِضُوا۟
belirlemeden
لَهُنَّ
onlara
فَرِيضَةًۭ ۚ
mehir(lerini)
وَمَتِّعُوهُنَّ
ve onları faydalandırsın
عَلَى
eli geniş olan
ٱلْمُوسِعِ
the wealthy
قَدَرُهُۥ
kendi gücü nisbetinde
وَعَلَى
eli dar olan da
ٱلْمُقْتِرِ
the poor
قَدَرُهُۥ
kendi gücü nisbetinde
مَتَـٰعًۢا
bir geçimlikle
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
güzel
حَقًّا
bu bir borçtur
عَلَى
üzerine
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenlerin

Diyanet İşleri MealiKadınlara el sürmeden ve mehirlerini biçmeden onları boşarsanız size sorumluluk yoktur. Onları zengin kendi çapına, fakir kendi çapına uygun bir şekilde faydalandırın. Bu iyi davrananların şanına yakışır bir borçtur

Ali BulaçKendilerine el sürmediğiniz, mehirlerini tespit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler üzerinde bir haktır

2:237 📚 23
وَإِن طَلَّقۡتُمُوهُنَّ مِن قَبۡلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ وَقَدۡ فَرَضۡتُمۡ لَهُنَّ فَرِيضَةࣰ فَنِصۡفُ مَا فَرَضۡتُمۡ إِلَّآ أَن يَعۡفُونَ أَوۡ يَعۡفُوَاْ ٱلَّذِي بِيَدِهِۦ عُقۡدَةُ ٱلنِّكَاحِۚ وَأَن تَعۡفُوٓاْ أَقۡرَبُ لِلتَّقۡوَىٰۚ وَلَا تَنسَوُاْ ٱلۡفَضۡلَ بَيۡنَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ
وَإِن
ve eğer
طَلَّقْتُمُوهُنَّ
onları boşarsanız
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
henüz dokunmadan
تَمَسُّوهُنَّ
you (have) touched them
وَقَدْ
takdirde
فَرَضْتُمْ
(bir mehir) tesbit ettiğiniz
لَهُنَّ
onlar için
فَرِيضَةًۭ
vermeniz gerekir
فَنِصْفُ
yarısını
مَا
şeyin (mehrin)
فَرَضْتُمْ
tesbit ettiğiniz
إِلَّآ
hariç
أَن
(kadının) vazgeçmesi
يَعْفُونَ
they (women) forgo (it)
أَوْ
veya
يَعْفُوَا۟
vazgeçmesi
ٱلَّذِى
kimsenin (erkeğin)
بِيَدِهِۦ
elinde olan
عُقْدَةُ
akdi
ٱلنِّكَاحِ ۚ
nikah
وَأَن
(erkekler) sizin affetmeniz
تَعْفُوٓا۟
you forgo
أَقْرَبُ
daha yakındır
لِلتَّقْوَىٰ ۚ
takvaya
وَلَا
unutmayın
تَنسَوُا۟
forget
ٱلْفَضْلَ
iyilik etmeyi
بَيْنَكُمْ ۚ
birbirinize
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌ
görür

Diyanet İşleri MealiEğer onlara mehir biçer de el sürmeden onları boşarsanız, kendileri veya nikah akdi elinde olan erkeğin bağışlaması hali müstesna biçtiğinizin yarısını verin, bağışlamanız Allah'tan sakınmaya daha uygundur. Aranızdaki iyiliği unutmayın. Allah şüphesiz işlediklerinizi görür

Ali BulaçEğer onlara mehir tespit eder de, el sürmeden boşarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tespit ettiğiniz (mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir

2:238
حَٰفِظُواْ عَلَى ٱلصَّلَوَٰتِ وَٱلصَّلَوٰةِ ٱلۡوُسۡطَىٰ وَقُومُواْ لِلَّهِ قَٰنِتِينَ
حَـٰفِظُوا۟
koruyun
عَلَى
namazları
ٱلصَّلَوَٰتِ
the prayers
وَٱلصَّلَوٰةِ
ve namazı
ٱلْوُسْطَىٰ
orta
وَقُومُوا۟
ve durun
لِلَّهِ
Allah('ın huzurun)a
قَـٰنِتِينَ
gönülden bağlılık ve saygı ile

Diyanet İşleri MealiNamazlara ve orta namaza devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun

Ali BulaçNamazları ve orta namazını (üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyun ve Allah'a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun

2:239
فَإِنۡ خِفۡتُمۡ فَرِجَالًا أَوۡ رُكۡبَانࣰ اۖ فَإِذَآ أَمِنتُمۡ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُم مَّا لَمۡ تَكُونُواْ تَعۡلَمُونَ
فَإِنْ
eğer
خِفْتُمْ
(bir tehlikeden) korkarsanız
فَرِجَالًا
yaya
أَوْ
yahut
رُكْبَانًۭا ۖ
binmiş olarak
فَإِذَآ
zaman da
أَمِنتُمْ
güvene kavuştuğunuz
فَٱذْكُرُوا۟
anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَمَا
şekilde
عَلَّمَكُم
size öğrettiği
مَّا
şeyleri
لَمْ
olmadığınız
تَكُونُوا۟
you were
تَعْلَمُونَ
biliyor

Diyanet İşleri MealiEğer korkarsanız, yaya yahut binekte iken kılın, güvene erişince, bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı anın

Ali BulaçEğer korkarsanız, yaya veya binekte iken kılın. Güvenliğe girdiğinizde ise, yine Allah'ı, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi zikredin

2:240 📚 2
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوۡنَ مِنكُمۡ وَيَذَرُونَ أَزۡوَٰجࣰ ا وَصِيَّةࣰ لِّأَزۡوَٰجِهِم مَّتَٰعًا إِلَى ٱلۡحَوۡلِ غَيۡرَ إِخۡرَاجࣲۚ فَإِنۡ خَرَجۡنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِي مَا فَعَلۡنَ فِيٓ أَنفُسِهِنَّ مِن مَّعۡرُوفࣲۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
يُتَوَفَّوْنَ
ölen
مِنكُمْ
içinizden
وَيَذَرُونَ
ve geriye bırakan(erkek)ler
أَزْوَٰجًۭا
eşler
وَصِيَّةًۭ
vasiyyet etsinler
لِّأَزْوَٰجِهِم
eşlerinin
مَّتَـٰعًا
geçimlerinin sağlanmasını
إِلَى
kadar
ٱلْحَوْلِ
bir yıla
غَيْرَ
(evlerinden) çıkarılmadan
إِخْرَاجٍۢ ۚ
driving (them) out
فَإِنْ
şayet
خَرَجْنَ
kendileri çıkarlarsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
sizin için
فِى
bir şey
مَا
what
فَعَلْنَ
yapmalarında
فِىٓ
hakkında
أَنفُسِهِنَّ
kendileri
مِن
uygun olanı
مَّعْرُوفٍۢ ۗ
honorably
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri Mealiİçinizden ölüp, eşler bırakacak olanlar, evlerinden çıkarılmaksızın, senesine kadar eşlerinin geçimini sağlayacak şeyi vasiyet etsinler; eğer çıkarlarsa kendilerinin meşru olarak yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlüdür, Hakim'dir

Ali Bulaçİçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir

2:241
وَلِلۡمُطَلَّقَٰتِ مَتَٰعُۢ بِٱلۡمَعۡرُوفِۖ حَقًّا عَلَى ٱلۡمُتَّقِينَ
وَلِلْمُطَلَّقَـٰتِ
ve boşanmış kadınların
مَتَـٰعٌۢ
geçimlerini sağlamak
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
uygun olan şekilde
حَقًّا
bir haktır (borçtur)
عَلَى
üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ
müttakiler

Diyanet İşleri MealiBoşanan kadınları, haksızlıktan sakınanlara bir borç olmak üzere, uygun bir surette faydalandırma vardır

Ali Bulaç(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır

2:242
كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklamaktadır
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
düşünürsünüz

Diyanet İşleri MealiAllah ayetlerini düşünesiniz diye böylece açıklamaktadır

Ali Bulaçİşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar; ki akıl erdiresiniz

2:243 📚 6
۞أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَٰرِهِمۡ وَهُمۡ أُلُوفٌ حَذَرَ ٱلۡمَوۡتِ فَقَالَ لَهُمُ ٱللَّهُ مُوتُواْ ثُمَّ أَحۡيَٰهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ
۞ أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
خَرَجُوا۟
çıkanları
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
وَهُمْ
ve onlar
أُلُوفٌ
binlerce kişi iken
حَذَرَ
korkusuyla
ٱلْمَوْتِ
ölüm
فَقَالَ
demişti
لَهُمُ
onlara
ٱللَّهُ
Allah
مُوتُوا۟
Ölün!
ثُمَّ
sonra
أَحْيَـٰهُمْ ۚ
kendilerini diriltmişti
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَذُو
sahibidir
فَضْلٍ
ikram
عَلَى
karşı
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
grateful

Diyanet İşleri MealiBinlerce kişinin memleketlerinden ölüm korkusuyla çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara "Ölün" dedi. Sonra onları diriltti. Allah insanlara bol nimet verir, fakat insanların çoğu şükretmezler

Ali BulaçBinlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez

2:244 📚 1
وَقَٰتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَقَـٰتِلُوا۟
ve savaşın
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiAllah yolunda savaşın; bilin ki Allah işitir ve bilir

Ali BulaçAllah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah işitendir, bilendir

2:245 📚 6
مَّن ذَا ٱلَّذِي يُقۡرِضُ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰ ا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥٓ أَضۡعَافࣰ ا كَثِيرَةࣰۚ وَٱللَّهُ يَقۡبِضُ وَيَبۡصُۜطُ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
مَّن
kimdir
ذَا
o kimse
ٱلَّذِى
who
يُقْرِضُ
borç olarak verecek
ٱللَّهَ
Allah'a
قَرْضًا
bir borcu
حَسَنًۭا
güzel
فَيُضَـٰعِفَهُۥ
arttırması karşılığnda
لَهُۥٓ
ona
أَضْعَافًۭا
fazlasıyla
كَثِيرَةًۭ ۚ
kat kat
وَٱللَّهُ
Allah
يَقْبِضُ
(rızkı) kısar da
وَيَبْصُۜطُ
açar da
وَإِلَيْهِ
ve hep O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiAllah'a, kat kat karşılığını arttıracağı güzel bir ödünç takdiminde kim bulunur? Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır; O'na döneceksiniz

Ali BulaçAllah'a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz

2:246 📚 2
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ مِنۢ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنۢ بَعۡدِ مُوسَىٰٓ إِذۡ قَالُواْ لِنَبِيࣲّ لَّهُمُ ٱبۡعَثۡ لَنَا مَلِكࣰ ا نُّقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ قَالَ هَلۡ عَسَيۡتُمۡ إِن كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِتَالُ أَلَّا تُقَٰتِلُواْۖ قَالُواْ وَمَا لَنَآ أَلَّا نُقَٰتِلَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَدۡ أُخۡرِجۡنَا مِن دِيَٰرِنَا وَأَبۡنَآئِنَاۖ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقِتَالُ تَوَلَّوۡاْ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّنۡهُمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
ileri gelenlerini
ٱلْمَلَإِ
the chiefs
مِنۢ
oğullarının
بَنِىٓ
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مُوسَىٰٓ
Musa'dan
إِذْ
hani
قَالُوا۟
demişlerdi
لِنَبِىٍّۢ
Peygamberlerine
لَّهُمُ
onlar
ٱبْعَثْ
gönder
لَنَا
bize
مَلِكًۭا
bir hükümdar
نُّقَـٰتِلْ
(onun önderliğinde) savaşalım
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah
قَالَ
dedi
هَلْ
olurmu ki?
عَسَيْتُمْ
you perhaps
إِن
eğer
كُتِبَ
yazılınca (farz kılınınca)
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِتَالُ
savaş
أَلَّا
savaşmazsanız
تُقَـٰتِلُوا۟ ۖ
you fight
قَالُوا۟
dediler ki
وَمَا
bizler
لَنَآ
for us
أَلَّا
neden savaşmayalım
نُقَـٰتِلَ
we fight
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَقَدْ
oysa
أُخْرِجْنَا
biz çıkarılıp sürüldük
مِن
yurtlarımızdan
دِيَـٰرِنَا
our homes
وَأَبْنَآئِنَا ۖ
ve oğullarımız(ın arasın)dan
فَلَمَّا
fakat
كُتِبَ
yazılınca
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلْقِتَالُ
savaş
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirdiler
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı
مِّنْهُمْ ۗ
içlerinden
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Diyanet İşleri MealiMusa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya savaş size farz kılındığında gitmeyecek olursanız?" demişti. "Memleketimizden ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımıza göre niye Allah yolunda savaşmıyalım?" demişlerdi. Ama savaş onlara farz kılınınca, az bir kısmı müstesna yüz cevirdiler. Allah zalimleri bilir

Ali BulaçMusa'dan sonra İsrailoğulları’nın önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: "Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi, O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?" demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)" demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir

2:247 📚 1
وَقَالَ لَهُمۡ نَبِيُّهُمۡ إِنَّ ٱللَّهَ قَدۡ بَعَثَ لَكُمۡ طَالُوتَ مَلِكࣰ اۚ قَالُوٓاْ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ ٱلۡمُلۡكُ عَلَيۡنَا وَنَحۡنُ أَحَقُّ بِٱلۡمُلۡكِ مِنۡهُ وَلَمۡ يُؤۡتَ سَعَةࣰ مِّنَ ٱلۡمَالِۚ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰهُ عَلَيۡكُمۡ وَزَادَهُۥ بَسۡطَةࣰ فِي ٱلۡعِلۡمِ وَٱلۡجِسۡمِۖ وَٱللَّهُ يُؤۡتِي مُلۡكَهُۥ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
وَقَالَ
ve dedi ki
لَهُمْ
onlara
نَبِيُّهُمْ
peygamberleri
إِنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
قَدْ
elbette
بَعَثَ
gönderdi
لَكُمْ
size
طَالُوتَ
Talut'u
مَلِكًۭا ۚ
hükümdar
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَنَّىٰ
nasıl
يَكُونُ
olabilir
لَهُ
onun
ٱلْمُلْكُ
hükümdarlık (mülk)
عَلَيْنَا
bizim üzerimize
وَنَحْنُ
biz
أَحَقُّ
daha layıkız
بِٱلْمُلْكِ
hükümdarlığa
مِنْهُ
ondan
وَلَمْ
ve verilmemiştir
يُؤْتَ
he has been given
سَعَةًۭ
genişlik
مِّنَ
maldan
ٱلْمَالِ ۚ
[the] wealth
قَالَ
dedi
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱصْطَفَىٰهُ
onu (hükümdar) seçti
عَلَيْكُمْ
sizin üzerinize
وَزَادَهُۥ
ve onun artırdı
بَسْطَةًۭ
gücünü
فِى
bilgisinin
ٱلْعِلْمِ
[the] knowledge
وَٱلْجِسْمِ ۖ
ve cisminin
وَٱللَّهُ
Allah
يُؤْتِى
verir
مُلْكَهُۥ
mülkünü
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah(ın)
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ
(O herşeyi) bilendir

Diyanet İşleri MealiPeygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmağa o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir

Ali BulaçOnlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir

2:248
وَقَالَ لَهُمۡ نَبِيُّهُمۡ إِنَّ ءَايَةَ مُلۡكِهِۦٓ أَن يَأۡتِيَكُمُ ٱلتَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَبَقِيَّةࣱ مِّمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَىٰ وَءَالُ هَٰرُونَ تَحۡمِلُهُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
لَهُمْ
onlara
نَبِيُّهُمْ
peygamberleri
إِنَّ
muhakkak
ءَايَةَ
alameti
مُلْكِهِۦٓ
onun hükümdarlığının
أَن
size gelmesidir
يَأْتِيَكُمُ
will come to you
ٱلتَّابُوتُ
(Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un
فِيهِ
onun içinde
سَكِينَةٌۭ
bir huzur bulunan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَبَقِيَّةٌۭ
ve bir kalıntı
مِّمَّا
geriye bıraktığından
تَرَكَ
(was) left
ءَالُ
ailesinin
مُوسَىٰ
Musa
وَءَالُ
ve ailesinin
هَـٰرُونَ
Harun
تَحْمِلُهُ
taşıdığı
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ۚ
meleklerin
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
kesin bir alamet vardır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanan kimseler

Diyanet İşleri MealiPeygamberleri onlara, "Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir, onda Rabbinizden gelen gönül rahatlığı ve Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar var; onu melekler taşır, eğer inanmışsanız bunda sizin için delil vardır" dedi

Ali BulaçPeygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır

2:249
فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِٱلۡجُنُودِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ مُبۡتَلِيكُم بِنَهَرࣲ فَمَن شَرِبَ مِنۡهُ فَلَيۡسَ مِنِّي وَمَن لَّمۡ يَطۡعَمۡهُ فَإِنَّهُۥ مِنِّيٓ إِلَّا مَنِ ٱغۡتَرَفَ غُرۡفَةَۢ بِيَدِهِۦۚ فَشَرِبُواْ مِنۡهُ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّنۡهُمۡۚ فَلَمَّا جَاوَزَهُۥ هُوَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ قَالُواْ لَا طَاقَةَ لَنَا ٱلۡيَوۡمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦۚ قَالَ ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُواْ ٱللَّهِ كَم مِّن فِئَةࣲ قَلِيلَةٍ غَلَبَتۡ فِئَةࣰ كَثِيرَةَۢ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
فَصَلَ
ayrıldığında
طَالُوتُ
Talut
بِٱلْجُنُودِ
ordularla
قَالَ
dedi ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مُبْتَلِيكُم
sizi deneyecektir
بِنَهَرٍۢ
bir ırmakla
فَمَن
kim
شَرِبَ
içerse
مِنْهُ
ondan
فَلَيْسَ
değildir
مِنِّى
benden
وَمَن
ve kim
لَّمْ
ondan tadmazsa
يَطْعَمْهُ
taste it
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
مِنِّىٓ
bendendir;
إِلَّا
dışında
مَنِ
kimsenin
ٱغْتَرَفَ
avuçlayan
غُرْفَةًۢ
bir avuç
بِيَدِهِۦ ۚ
eliyle
فَشَرِبُوا۟
hepsi içtiler
مِنْهُ
ondan
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı
مِّنْهُمْ ۚ
içlerinden
فَلَمَّا
nihayet
جَاوَزَهُۥ
(ırmağı) geçince
هُوَ
o (Talut)
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
مَعَهُۥ
beraberindekiler
قَالُوا۟
dediler
لَا
gücümüz yok
طَاقَةَ
strength
لَنَا
bizim
ٱلْيَوْمَ
bugün
بِجَالُوتَ
Calut'a
وَجُنُودِهِۦ ۚ
ve askerlerine karşı
قَالَ
dedi
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَظُنُّونَ
kanaat getiren
أَنَّهُم
elbette onların
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklarına
ٱللَّهِ
Allah'a
كَم
nice
مِّن
topluluk
فِئَةٍۢ
a company
قَلِيلَةٍ
az olan
غَلَبَتْ
galib gelmiştir
فِئَةًۭ
topluluğa
كَثِيرَةًۢ
çok olan
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Diyanet İşleri MealiTalut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna şüphesiz bendendir" dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan inananlar ırmağı geçince, "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacağını bilenler ise: "Nice az topluluk çok topluluğa Allah'ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir" dediler

Ali BulaçTalut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir

2:250
وَلَمَّا بَرَزُواْ لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ قَالُواْ رَبَّنَآ أَفۡرِغۡ عَلَيۡنَا صَبۡرࣰ ا وَثَبِّتۡ أَقۡدَامَنَا وَٱنصُرۡنَا عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَلَمَّا
ne zaman
بَرَزُوا۟
karşılaşsalar
لِجَالُوتَ
Calut
وَجُنُودِهِۦ
ve askerleriyle
قَالُوا۟
şöyle dediler
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَفْرِغْ
dök
عَلَيْنَا
üzerimize
صَبْرًۭا
sabır
وَثَبِّتْ
ve sağlam tut
أَقْدَامَنَا
ayaklarımızı
وَٱنصُرْنَا
ve bize yardım et
عَلَى
karşı
ٱلْقَوْمِ
topluluğuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Diyanet İşleri MealiCalut ve ordusuna karşı çıktıklarında, "Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı artır, inkar eden millete karşı bize yardım et" dediler

Ali BulaçOnlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et

2:251 📚 7
فَهَزَمُوهُم بِإِذۡنِ ٱللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُۥدُ جَالُوتَ وَءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلۡمُلۡكَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَعَلَّمَهُۥ مِمَّا يَشَآءُۗ وَلَوۡلَا دَفۡعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعۡضَهُم بِبَعۡضࣲ لَّفَسَدَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ ذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَهَزَمُوهُم
derken onları bozdular
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَقَتَلَ
ve öldürdü
دَاوُۥدُ
Davud
جَالُوتَ
Calut'u
وَءَاتَىٰهُ
ve ona (Davud'a) verdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُلْكَ
hükümdarlık
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmet
وَعَلَّمَهُۥ
ve ona öğretti
مِمَّا
şeyleri
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَلَوْلَا
eğer
دَفْعُ
savmasaydı
ٱللَّهِ
Allah
ٱلنَّاسَ
insanların
بَعْضَهُم
bir kısmını
بِبَعْضٍۢ
bir kısmıyle
لَّفَسَدَتِ
bozulurdu
ٱلْأَرْضُ
dünya
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
ذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lutuf
عَلَى
karşı
ٱلْعَـٰلَمِينَ
bütün alemlere

Diyanet İşleri MealiOnları Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar; Davud Calut'u öldürdü, Allah Davud'a hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah alemlere lütufkardır

Ali BulaçBöylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir

2:252
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتۡلُوهَا عَلَيۡكَ بِٱلۡحَقِّۚ وَإِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
تِلْكَ
bunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱللَّهِ
Allah'ın
نَتْلُوهَا
okuyoruz (açıklıyoruz)
عَلَيْكَ
sana
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak olarak
وَإِنَّكَ
elbette sen
لَمِنَ
gönderilenlerdensin
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Diyanet İşleri Mealiİşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana doğru olarak okuyoruz. Şüphesiz sen peygamberlerden birisin

Ali Bulaçİşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin

2:253 📚 6
۞تِلۡكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۘ مِّنۡهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُۖ وَرَفَعَ بَعۡضَهُمۡ دَرَجَٰتࣲۚ وَءَاتَيۡنَا عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدۡنَٰهُ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِۗ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقۡتَتَلَ ٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ وَلَٰكِنِ ٱخۡتَلَفُواْ فَمِنۡهُم مَّنۡ ءَامَنَ وَمِنۡهُم مَّن كَفَرَۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقۡتَتَلُواْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يُرِيدُ
۞ تِلْكَ
işte o
ٱلرُّسُلُ
elçiler ki
فَضَّلْنَا
üstün kıldık
بَعْضَهُمْ
kimini
عَلَىٰ
karşı
بَعْضٍۢ ۘ
kimine
مِّنْهُم
onlardan
مَّن
kimine
كَلَّمَ
konuştu
ٱللَّهُ ۖ
Allah
وَرَفَعَ
ve yükseltti
بَعْضَهُمْ
kimini de
دَرَجَـٰتٍۢ ۚ
derecelerle
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
عِيسَى
Îsa'ya
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ
ve onu destekledik
بِرُوحِ
Ruh ile
ٱلْقُدُسِ ۗ
Kudüs
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلَ
(would have) fought each other
ٱلَّذِينَ
kimseleri (milletleri)
مِنۢ
onların arkasından gelen
بَعْدِهِم
after them
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
gelmiş olduktan
جَآءَتْهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
وَلَـٰكِنِ
fakat
ٱخْتَلَفُوا۟
anlaşmazlığa düştüler
فَمِنْهُم
onlardan
مَّنْ
kimileri
ءَامَنَ
inandı
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi de
كَفَرَ ۚ
inkar etti
وَلَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
birbirlerini öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلُوا۟
they (would have) fought each other
وَلَـٰكِنَّ
ama
ٱللَّهَ
Allah
يَفْعَلُ
yapar
مَا
şeyi
يُرِيدُ
dilediği

Diyanet İşleri Mealiİşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar

Ali Bulaçİşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler verdik ve O’nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik. Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi. Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah dilediğini yapandır

2:254 📚 2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰكُم مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمࣱ لَّا بَيۡعࣱ فِيهِ وَلَا خُلَّةࣱ وَلَا شَفَٰعَةࣱۗ وَٱلۡكَٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَنفِقُوا۟
infak edin
مِمَّا
size verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰكُم
We (have) provided you
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
gelmezden
يَأْتِىَ
comes
يَوْمٌۭ
gün
لَّا
olmadığı
بَيْعٌۭ
alışverişin
فِيهِ
içinde
وَلَا
ve hiçbir
خُلَّةٌۭ
dostluğun
وَلَا
ve hiçbir
شَفَـٰعَةٌۭ ۗ
şefaatin
وَٱلْكَـٰفِرُونَ
ve kafirler
هُمُ
ta kendileridir
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerin

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarfedin. İnkar edenler ancak yazık edenlerdir

Ali BulaçEy iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler... Onlar zulmedenlerdir

2:255 📚 54
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَيُّ ٱلۡقَيُّومُۚ لَا تَأۡخُذُهُۥ سِنَةࣱ وَلَا نَوۡمࣱۚ لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ مَن ذَا ٱلَّذِي يَشۡفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيۡءࣲ مِّنۡ عِلۡمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَۚ وَسِعَ كُرۡسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۖ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفۡظُهُمَاۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡعَظِيمُ
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلْحَىُّ
daima diridir
ٱلْقَيُّومُ ۚ
koruyup yöneticidir
لَا
O'nu tutmaz
تَأْخُذُهُۥ
overtakes Him
سِنَةٌۭ
ne bir uyuklama
وَلَا
ve ne de
نَوْمٌۭ ۚ
bir uyku
لَّهُۥ
O'nundur
مَا
ne
فِى
varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
ve ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ
yerde
مَن
kimdir
ذَا
ki
ٱلَّذِى
who
يَشْفَعُ
şefaat edebilir
عِندَهُۥٓ
kendisinin katında
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِهِۦ ۚ
O'nun izni
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanı
بَيْنَ
onların önünde
أَيْدِيهِمْ
before them
وَمَا
ve olanı
خَلْفَهُمْ ۖ
arkalarında
وَلَا
kavrayamazlar
يُحِيطُونَ
they encompass
بِشَىْءٍۢ
hiçbir şey
مِّنْ
O'nun ilminden
عِلْمِهِۦٓ
His Knowledge
إِلَّا
dışında
بِمَا
şeyler
شَآءَ ۚ
dilediği
وَسِعَ
kaplamıştır
كُرْسِيُّهُ
O'nun Kürsüsü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ۖ
ve yeri
وَلَا
O'na ağır gelmez
يَـُٔودُهُۥ
tires Him
حِفْظُهُمَا ۚ
onları koru(yup gözet)mek
وَهُوَ
O
ٱلْعَلِىُّ
yücedir
ٱلْعَظِيمُ
büyüktür

Diyanet İşleri MealiAllah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür

Ali BulaçAllah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür

2:256 📚 2
لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشۡدُ مِنَ ٱلۡغَيِّۚ فَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلطَّٰغُوتِ وَيُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسۡتَمۡسَكَ بِٱلۡعُرۡوَةِ ٱلۡوُثۡقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَاۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
لَآ
yoktur
إِكْرَاهَ
zorlama
فِى
Dinde
ٱلدِّينِ ۖ
the religion
قَد
elbette
تَّبَيَّنَ
seçilip belli olmuştur
ٱلرُّشْدُ
doğruluk
مِنَ
sapıklıktan
ٱلْغَىِّ ۚ
the wrong
فَمَن
kim
يَكْفُرْ
inkar eder
بِٱلطَّـٰغُوتِ
tağut (şeytan)ı
وَيُؤْمِنۢ
ve inanırsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَقَدِ
muhakkak ki o
ٱسْتَمْسَكَ
yapışmıştır
بِٱلْعُرْوَةِ
bir kulpa
ٱلْوُثْقَىٰ
sağlam
لَا
kopmayan
ٱنفِصَامَ
(will) break
لَهَا ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
And Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌ
bilendir

Diyanet İşleri MealiDinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutu (saptırıcıları) inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir

Ali BulaçDinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir

2:257
ٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوۡلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخۡرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِۗ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
ٱللَّهُ
Allah
وَلِىُّ
dostudur
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ءَامَنُوا۟
inananların
يُخْرِجُهُم
onları çıkarır
مِّنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
[the] darkness
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ ۖ
[the] light
وَٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوٓا۟
inkar eden
أَوْلِيَآؤُهُمُ
dostları da
ٱلطَّـٰغُوتُ
tağuttur
يُخْرِجُونَهُم
(O da) onları çıkarır
مِّنَ
aydınlıktan
ٱلنُّورِ
the light
إِلَى
karanlıklara
ٱلظُّلُمَـٰتِ ۗ
[the] darkness
أُو۟لَـٰٓئِكَ
İşte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiAllah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin ise dostları tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır

Ali BulaçAllah, iman edenlerin Velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır

2:258 📚 1
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِي حَآجَّ إِبۡرَٰهِـۧمَ فِي رَبِّهِۦٓ أَنۡ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلۡمُلۡكَ إِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّيَ ٱلَّذِي يُحۡيِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۠ أُحۡيِۦ وَأُمِيتُۖ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأۡتِي بِٱلشَّمۡسِ مِنَ ٱلۡمَشۡرِقِ فَأۡتِ بِهَا مِنَ ٱلۡمَغۡرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِي كَفَرَۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseyi
ٱلَّذِى
the one who
حَآجَّ
tartışan
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'le
فِى
hakkında
رَبِّهِۦٓ
Rabbi
أَنْ
diye
ءَاتَىٰهُ
kendisine verdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُلْكَ
hükümdarlık
إِذْ
zaman
قَالَ
dediği
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّىَ
benim Rabbim
ٱلَّذِى
ki
يُحْىِۦ
yaşatır
وَيُمِيتُ
ve öldürür
قَالَ
dedi
أَنَا۠
ben de
أُحْىِۦ
yaşatır
وَأُمِيتُ ۖ
ve öldürürüm
قَالَ
dedi ki
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْتِى
getirir
بِٱلشَّمْسِ
güneşi
مِنَ
doğudan
ٱلْمَشْرِقِ
the east
فَأْتِ
sen de getir
بِهَا
onu
مِنَ
batıdan
ٱلْمَغْرِبِ
the west
فَبُهِتَ
şaşırıp kaldı
ٱلَّذِى
kimse (o adam)
كَفَرَ ۗ
inkar eden
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Diyanet İşleri MealiAllah kendisine mülk verdi diye İbrahim ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? İbrahim: "Rabbim, dirilten ve öldürendir" demişti. "Ben de diriltir ve öldürürüm" dedi; İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene" dedi. İnkar eden şaşırıp kaldı. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez

Ali BulaçAllah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah Güneş'i doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez

2:259 📚 7
أَوۡ كَٱلَّذِي مَرَّ عَلَىٰ قَرۡيَةࣲ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحۡيِۦ هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۖ فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِاْئَةَ عَامࣲ ثُمَّ بَعَثَهُۥۖ قَالَ كَمۡ لَبِثۡتَۖ قَالَ لَبِثۡتُ يَوۡمًا أَوۡ بَعۡضَ يَوۡمࣲۖ قَالَ بَل لَّبِثۡتَ مِاْئَةَ عَامࣲ فَٱنظُرۡ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمۡ يَتَسَنَّهۡۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجۡعَلَكَ ءَايَةࣰ لِّلنَّاسِۖ وَٱنظُرۡ إِلَى ٱلۡعِظَامِ كَيۡفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكۡسُوهَا لَحۡمࣰ اۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعۡلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
أَوْ
yahut
كَٱلَّذِى
şu kimse gibi ki
مَرَّ
uğramıştı
عَلَىٰ
bir kasabaya
قَرْيَةٍۢ
a township
وَهِىَ
o kimse
خَاوِيَةٌ
(duvarları) yığılmış
عَلَىٰ
üstüne
عُرُوشِهَا
çatıları
قَالَ
dedi ki
أَنَّىٰ
nasıl
يُحْىِۦ
diriltecek
هَـٰذِهِ
bunu
ٱللَّهُ
Allah
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا ۖ
öldükten
فَأَمَاتَهُ
kendisini öldürüp
ٱللَّهُ
Allah (da)
مِا۟ئَةَ
yüz
عَامٍۢ
sene
ثُمَّ
sonra
بَعَثَهُۥ ۖ
diriltti
قَالَ
dedi
كَمْ
ne kadar
لَبِثْتَ ۖ
kaldın
قَالَ
dedi
لَبِثْتُ
kaldım
يَوْمًا
bir gün
أَوْ
ya da
بَعْضَ
birazı (kadar)
يَوْمٍۢ ۖ
bir günün
قَالَ
(Allah) dedi
بَل
bilakis
لَّبِثْتَ
kaldın
مِا۟ئَةَ
yüz
عَامٍۢ
yıl
فَٱنظُرْ
bak
إِلَىٰ
yiyeceğine
طَعَامِكَ
your food
وَشَرَابِكَ
ve içeceğine
لَمْ
bozulmamış
يَتَسَنَّهْ ۖ
change with time
وَٱنظُرْ
ve bak
إِلَىٰ
eşeğine
حِمَارِكَ
your donkey
وَلِنَجْعَلَكَ
seni kılalım diye
ءَايَةًۭ
bir ibret
لِّلنَّاسِ ۖ
insanlar için
وَٱنظُرْ
ve bak
إِلَى
kemiklere
ٱلْعِظَامِ
the bones
كَيْفَ
nasıl
نُنشِزُهَا
onları birbiri üstüne koyuyor
ثُمَّ
sonra
نَكْسُوهَا
onlara giydiriyoruz
لَحْمًۭا ۚ
et
فَلَمَّا
bu işler
تَبَيَّنَ
açıkça belli olunca
لَهُۥ
ona
قَالَ
dedi ki
أَعْلَمُ
biliyorum ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
her şeye
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
thing
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiYahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi

Ali BulaçYa da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye güç yetirendir

2:260
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّ أَرِنِي كَيۡفَ تُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰۖ قَالَ أَوَلَمۡ تُؤۡمِنۖ قَالَ بَلَىٰ وَلَٰكِن لِّيَطۡمَئِنَّ قَلۡبِيۖ قَالَ فَخُذۡ أَرۡبَعَةࣰ مِّنَ ٱلطَّيۡرِ فَصُرۡهُنَّ إِلَيۡكَ ثُمَّ ٱجۡعَلۡ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلࣲ مِّنۡهُنَّ جُزۡءࣰ ا ثُمَّ ٱدۡعُهُنَّ يَأۡتِينَكَ سَعۡيࣰ اۚ وَٱعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
وَإِذْ
ve bir zaman
قَالَ
demişti
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
أَرِنِى
bana göster
كَيْفَ
nasıl
تُحْىِ
dirilttiğini
ٱلْمَوْتَىٰ ۖ
ölüleri
قَالَ
(Allah) dedi
أَوَلَمْ
yoksa
تُؤْمِن ۖ
inanmadın mı
قَالَ
(İbrahim) dedi ki
بَلَىٰ
Hayır (inandım)
وَلَـٰكِن
fakat
لِّيَطْمَئِنَّ
tatmin olması için
قَلْبِى ۖ
kalbimin
قَالَ
dedi
فَخُذْ
o halde tut
أَرْبَعَةًۭ
dördünü
مِّنَ
kuşlardan
ٱلطَّيْرِ
the birds
فَصُرْهُنَّ
onları alıştır
إِلَيْكَ
kendine
ثُمَّ
sonra
ٱجْعَلْ
koy
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
جَبَلٍۢ
dağın
مِّنْهُنَّ
onlardan
جُزْءًۭا
bir parça
ثُمَّ
sonra
ٱدْعُهُنَّ
onları (kendine) çağır
يَأْتِينَكَ
sana gelecekler
سَعْيًۭا ۚ
koşarak
وَٱعْلَمْ
bil ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstün
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" dediğinde, "İnanmıyor musun?" deyince de, "Hayır öyle değil, fakat kalbim iyice kansın" demişti. "Öyleyse dört çeşit kuş al, onları kendine alıştır, sonra onları parçalayıp her dağın üzerine bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler. O halde Allah'ın güçlü ve Hakim olduğunu bil" demişti

Ali BulaçHani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

2:261 📚 2
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنۢبَتَتۡ سَبۡعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنۢبُلَةࣲ مِّاْئَةُ حَبَّةࣲۗ وَٱللَّهُ يُضَٰعِفُ لِمَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُنفِقُونَ
infak edenler(in)
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
كَمَثَلِ
durumu gibidir
حَبَّةٍ
bir tohumun
أَنۢبَتَتْ
veren
سَبْعَ
yedi
سَنَابِلَ
başak
فِى
her
كُلِّ
each
سُنۢبُلَةٍۢ
başağında
مِّا۟ئَةُ
yüz
حَبَّةٍۢ ۗ
tohum
وَٱللَّهُ
Allah
يُضَـٰعِفُ
kat kat verir
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah(ın)
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌ
(O) bilendir

Diyanet İşleri MealiMallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir, O her şeyi bilendir

Ali BulaçMallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir

2:262 📚 2
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتۡبِعُونَ مَآ أَنفَقُواْ مَنࣰّ ا وَلَآ أَذࣰ ى لَّهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُنفِقُونَ
infak eden
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ثُمَّ
sonra
لَا
ardından
يُتْبِعُونَ
they follow
مَآ
şeyleri
أَنفَقُوا۟
verdikleri
مَنًّۭا
başa kakmayan
وَلَآ
ve eziyet etmeyenlerin
أَذًۭى ۙ
hurt
لَّهُمْ
vardır
أَجْرُهُمْ
ödülleri
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Diyanet İşleri MealiMallarını Allah yolunda sarfedip sonra sarfettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

Ali BulaçMallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

2:263
۞قَوۡلࣱ مَّعۡرُوفࣱ وَمَغۡفِرَةٌ خَيۡرࣱ مِّن صَدَقَةࣲ يَتۡبَعُهَآ أَذࣰ ىۗ وَٱللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمࣱ‏
۞ قَوْلٌۭ
bir söz (söylemek)
مَّعْرُوفٌۭ
güzel
وَمَغْفِرَةٌ
ve affetmek
خَيْرٌۭ
iyidir
مِّن
sadakadan
صَدَقَةٍۢ
a charity
يَتْبَعُهَآ
peşinden gelen
أَذًۭى ۗ
eziyet
وَٱللَّهُ
Allah
غَنِىٌّ
zengindir
حَلِيمٌۭ
halimdir

Diyanet İşleri MealiGüzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, Halim'dir

Ali BulaçGüzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır

2:264 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُبۡطِلُواْ صَدَقَٰتِكُم بِٱلۡمَنِّ وَٱلۡأَذَىٰ كَٱلَّذِي يُنفِقُ مَالَهُۥ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۖ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ صَفۡوَانٍ عَلَيۡهِ تُرَابࣱ فَأَصَابَهُۥ وَابِلࣱ فَتَرَكَهُۥ صَلۡدࣰ اۖ لَّا يَقۡدِرُونَ عَلَىٰ شَيۡءࣲ مِّمَّا كَسَبُواْۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
لَا
boşa çıkarmayın
تُبْطِلُوا۟
render in vain
صَدَقَـٰتِكُم
sadakalarınızı
بِٱلْمَنِّ
başa kakmakla
وَٱلْأَذَىٰ
ve eziyet etmekle
كَٱلَّذِى
gibi
يُنفِقُ
infak eden
مَالَهُۥ
malını
رِئَآءَ
gösteriş için
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَا
inanmayan
يُؤْمِنُ
believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ
ahiret
فَمَثَلُهُۥ
öylesinin durumu
كَمَثَلِ
benzer ki
صَفْوَانٍ
şu kayaya
عَلَيْهِ
üzerinde bulunan
تُرَابٌۭ
toprak
فَأَصَابَهُۥ
ona isabet etttiğinde
وَابِلٌۭ
bir sağnak (yağmur)
فَتَرَكَهُۥ
onu bırakır
صَلْدًۭا ۖ
sert bir taş halinde
لَّا
(Böyleleri) elde edemezler
يَقْدِرُونَ
they have control
عَلَىٰ
hiçbir
شَىْءٍۢ
şey
مِّمَّا
şeylerden
كَسَبُوا۟ ۗ
kazandıkları
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumunu
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir, üzerine bol yağmur yağdığındaonu cascavlak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkar eden kimseleri doğru yola eriştirmez

Ali BulaçEy iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez(elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez

2:265
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثۡبِيتࣰ ا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ كَمَثَلِ جَنَّةِۭ بِرَبۡوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلࣱ فَـَٔاتَتۡ أُكُلَهَا ضِعۡفَيۡنِ فَإِن لَّمۡ يُصِبۡهَا وَابِلࣱ فَطَلࣱّۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ
وَمَثَلُ
durumu da
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُنفِقُونَ
infak eden
أَمْوَٰلَهُمُ
mallarını
ٱبْتِغَآءَ
kazanmak
مَرْضَاتِ
rızasını
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَتَثْبِيتًۭا
ve kökleştirmek için
مِّنْ
kendilerindekini (imanı)
أَنفُسِهِمْ
their (inner) souls
كَمَثَلِ
benzer
جَنَّةٍۭ
bir bahçeye
بِرَبْوَةٍ
tepe üzerinde bulunan
أَصَابَهَا
değince
وَابِلٌۭ
bol yağmur
فَـَٔاتَتْ
veren
أُكُلَهَا
ürününü
ضِعْفَيْنِ
iki kat
فَإِن
eğer
لَّمْ
değmese bile
يُصِبْهَا
fall (on) it
وَابِلٌۭ
yağmur
فَطَلٌّۭ ۗ
çisinti olur
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌ
görmektedir

Diyanet İşleri MealiAllah'ın rızasını kazanmak ve kalblerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe bir tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur yağmasa bile çisentisi düşen bir bahçenin durumu gibidir. Allah işlediklerinizi görür

Ali BulaçYalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki, ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir

2:266 📚 4
أَيَوَدُّ أَحَدُكُمۡ أَن تَكُونَ لَهُۥ جَنَّةࣱ مِّن نَّخِيلࣲ وَأَعۡنَابࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ لَهُۥ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَأَصَابَهُ ٱلۡكِبَرُ وَلَهُۥ ذُرِّيَّةࣱ ضُعَفَآءُ فَأَصَابَهَآ إِعۡصَارࣱ فِيهِ نَارࣱ فَٱحۡتَرَقَتۡۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَتَفَكَّرُونَ
أَيَوَدُّ
ister mi ki?
أَحَدُكُمْ
biriniz
أَن
olmasını
تَكُونَ
it be
لَهُۥ
kendisinin
جَنَّةٌۭ
bir bahçesi
مِّن
hurmalardan
نَّخِيلٍۢ
date-palms
وَأَعْنَابٍۢ
ve üzümler(den)
تَجْرِى
akan
مِن
altından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
لَهُۥ
bulunan
فِيهَا
içinde
مِن
her çeşit
كُلِّ
all (kinds)
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvası
وَأَصَابَهُ
ve kendisine geldiğinde
ٱلْكِبَرُ
ihtiyarlık
وَلَهُۥ
ve onun
ذُرِّيَّةٌۭ
ve çocuklarının bulunduğu
ضُعَفَآءُ
aciz
فَأَصَابَهَآ
isabet etsin
إِعْصَارٌۭ
birden bir kasırga
فِيهِ
onlara
نَارٌۭ
ateşli
فَٱحْتَرَقَتْ ۗ
yakıp kül etsin
كَذَٰلِكَ
böylece
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّكُمْ
umulurki
تَتَفَكَّرُونَ
düşünürsünüz

Diyanet İşleri MealiHangi biriniz, kendisi ihtiyarlamış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyveleri bulunan bahçesinin, ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister? Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böylece açıklar

Ali BulaçHangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz

2:267 📚 4
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا كَسَبۡتُمۡ وَمِمَّآ أَخۡرَجۡنَا لَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِۖ وَلَا تَيَمَّمُواْ ٱلۡخَبِيثَ مِنۡهُ تُنفِقُونَ وَلَسۡتُم بِـَٔاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغۡمِضُواْ فِيهِۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
iman eden(ler)
أَنفِقُوا۟
infak edin
مِن
iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
مَا
şeylerin
كَسَبْتُمْ
kazandıklarınız
وَمِمَّآ
ve şeylerden
أَخْرَجْنَا
çıkardığımız
لَكُم
sizin için
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ ۖ
the earth
وَلَا
kalkışmayın
تَيَمَّمُوا۟
aim (at)
ٱلْخَبِيثَ
kötü şeyleri
مِنْهُ
sadaka vermeye
تُنفِقُونَ
kendinize alamayacağınız
وَلَسْتُم
while you (would) not
بِـَٔاخِذِيهِ
başka şekilde
إِلَّآ
göz yummadan
أَن
[that]
تُغْمِضُوا۟
ondan
فِيهِ ۚ
bilin ki
وَٱعْلَمُوٓا۟
şüphesiz
أَنَّ
Allah
ٱللَّهَ
zengindir
غَنِىٌّ
övülmüştür
حَمِيدٌ
Praiseworthy

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin; iğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin

Ali BulaçEy iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır

2:268 📚 3
ٱلشَّيۡطَٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلۡفَقۡرَ وَيَأۡمُرُكُم بِٱلۡفَحۡشَآءِۖ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغۡفِرَةࣰ مِّنۡهُ وَفَضۡلࣰ اۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
يَعِدُكُمُ
size vaad eder
ٱلْفَقْرَ
fakirliği
وَيَأْمُرُكُم
ve size emreder
بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ
çirkin şeyleri yapmayı
وَٱللَّهُ
Allah ise
يَعِدُكُم
size va'adediyor
مَّغْفِرَةًۭ
bağışlama
مِّنْهُ
kendi tarafından
وَفَضْلًۭا ۗ
ve lutuf
وَٱللَّهُ
şüphesiz Allah'ın
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ
(O) bilendir

Diyanet İşleri MealiŞeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayasızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet vadeder. Allah'ın lütfü boldur, O her şeyi bilir

Ali BulaçŞeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size Kendisi'nden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir

2:269
يُؤۡتِي ٱلۡحِكۡمَةَ مَن يَشَآءُۚ وَمَن يُؤۡتَ ٱلۡحِكۡمَةَ فَقَدۡ أُوتِيَ خَيۡرࣰ ا كَثِيرࣰ اۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
يُؤْتِى
verir
ٱلْحِكْمَةَ
Hikmeti
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَمَن
ve kimse
يُؤْتَ
verilen
ٱلْحِكْمَةَ
Hikmet
فَقَدْ
elbette
أُوتِىَ
verilmiştir
خَيْرًۭا
hayır
كَثِيرًۭا ۗ
çok
وَمَا
bunu anlamaz
يَذَّكَّرُ
remembers
إِلَّآ
başkası
أُو۟لُوا۟
sahiplerinden
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl

Diyanet İşleri MealiHikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır

Ali BulaçKime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez

2:270
وَمَآ أَنفَقۡتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوۡ نَذَرۡتُم مِّن نَّذۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُهُۥۗ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ أَنصَارٍ
وَمَآ
ve ne
أَنفَقْتُم
infak ederseniz
مِّن
nafaka olarak
نَّفَقَةٍ
(your) expenditures
أَوْ
veya
نَذَرْتُم
(ne) adarsanız
مِّن
adak olarak
نَّذْرٍۢ
vow(s)
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُهُۥ ۗ
onu bilir
وَمَا
yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimler için
مِنْ
hiçbir
أَنصَارٍ
yardımcı

Diyanet İşleri MealiSarfettiğiniz harcı ve adadığınız adağı şüphesiz Allah bilir. Zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur

Ali BulaçHer neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur

2:271 📚 2
إِن تُبۡدُواْ ٱلصَّدَقَٰتِ فَنِعِمَّا هِيَۖ وَإِن تُخۡفُوهَا وَتُؤۡتُوهَا ٱلۡفُقَرَآءَ فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۚ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّـَٔاتِكُمۡۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
إِن
eğer
تُبْدُوا۟
açıktan verirseniz
ٱلصَّدَقَـٰتِ
sadakaları
فَنِعِمَّا
ne güzeldir
هِىَ ۖ
bu
وَإِن
eğer
تُخْفُوهَا
onları gizler
وَتُؤْتُوهَا
ve verirseniz
ٱلْفُقَرَآءَ
fakirlere
فَهُوَ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ ۚ
sizin için
وَيُكَفِّرُ
ve kapatır
عَنكُم
sizden
مِّن
bir kısmını
سَيِّـَٔاتِكُمْ ۗ
günahlarınızın
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ
haberdardır

Diyanet İşleri MealiSadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır

Ali BulaçSadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır

2:272 📚 4
۞لَّيۡسَ عَلَيۡكَ هُدَىٰهُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يَشَآءُۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَلِأَنفُسِكُمۡۚ وَمَا تُنفِقُونَ إِلَّا ٱبۡتِغَآءَ وَجۡهِ ٱللَّهِۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ يُوَفَّ إِلَيۡكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تُظۡلَمُونَ
۞ لَّيْسَ
değildir
عَلَيْكَ
senin üzerine
هُدَىٰهُمْ
onları hidayet etmek
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah'tır
يَهْدِى
doğru yola ileten
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَمَا
verdiğiniz
تُنفِقُوا۟
you spend
مِنْ
her
خَيْرٍۢ
hayır
فَلِأَنفُسِكُمْ ۚ
kendiniz içindir
وَمَا
infak edemezsiniz
تُنفِقُونَ
you spend
إِلَّا
dışında
ٱبْتِغَآءَ
kazanmak için
وَجْهِ
(yüzü) rızasını
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَمَا
ve ne
تُنفِقُوا۟
verseniz
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
يُوَفَّ
tastamam verilir
إِلَيْكُمْ
size
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
asla
تُظْلَمُونَ
zulmedilmezsiniz

Diyanet İşleri MealiOnların doğru yola iletilmeleri sana düşmez, fakat Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Sarfettiğiniz iyi şey kendinizedir, zaten ancak Allah'ın rızasını kazanmak için sarfedersiniz. Sarfettiğiniz iyi bir şeyin karşılığı haksızlığa uğratılmaksızın size verilir

Ali BulaçOnların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir

2:273 📚 13
لِلۡفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحۡصِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ ضَرۡبࣰ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ يَحۡسَبُهُمُ ٱلۡجَاهِلُ أَغۡنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعۡرِفُهُم بِسِيمَٰهُمۡ لَا يَسۡـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلۡحَافࣰ اۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ
لِلْفُقَرَآءِ
(Sadakalar) fakirler içindir
ٱلَّذِينَ
kimseler (için)
أُحْصِرُوا۟
kapanıp kalan
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
لَا
yoktur
يَسْتَطِيعُونَ
güçleri
ضَرْبًۭا
gezmeye
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
يَحْسَبُهُمُ
onları sanırlar
ٱلْجَاهِلُ
bilmeyenler
أَغْنِيَآءَ
zengin
مِنَ
dolayı
ٱلتَّعَفُّفِ
utangaçlıklarından
تَعْرِفُهُم
onları tanırsın
بِسِيمَـٰهُمْ
simalarından
لَا
istemezler
يَسْـَٔلُونَ
(do) they ask
ٱلنَّاسَ
insanlardan
إِلْحَافًۭا ۗ
ısrarla
وَمَا
ne varsa
تُنفِقُوا۟
yaptığınız
مِنْ
hayırdan;
خَيْرٍۢ
good
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِهِۦ
onu
عَلِيمٌ
bilir

Diyanet İşleri MealiSadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir

Ali Bulaç(Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir

2:274
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُم بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ سِرࣰّ ا وَعَلَانِيَةࣰ فَلَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
ٱلَّذِينَ
o kimseler ki
يُنفِقُونَ
infak edenler
أَمْوَٰلَهُم
mallarını
بِٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüz
سِرًّۭا
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ
ve açık
فَلَهُمْ
vardır
أَجْرُهُمْ
ödülü
عِندَ
yanında
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Diyanet İşleri MealiGece gündüz, açık gizli, mallarını sarfedenlerin mükafatlarını Rab'leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

Ali BulaçOnlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

2:275 📚 4
ٱلَّذِينَ يَأۡكُلُونَ ٱلرِّبَوٰاْ لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ ٱلَّذِي يَتَخَبَّطُهُ ٱلشَّيۡطَٰنُ مِنَ ٱلۡمَسِّۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُوٓاْ إِنَّمَا ٱلۡبَيۡعُ مِثۡلُ ٱلرِّبَوٰاْۗ وَأَحَلَّ ٱللَّهُ ٱلۡبَيۡعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٰاْۚ فَمَن جَآءَهُۥ مَوۡعِظَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦ فَٱنتَهَىٰ فَلَهُۥ مَا سَلَفَ وَأَمۡرُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِۖ وَمَنۡ عَادَ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
ٱلَّذِينَ
o kimseler ki
يَأْكُلُونَ
yerler
ٱلرِّبَوٰا۟
Riba (faiz)
لَا
kalkamazlar
يَقُومُونَ
they can stand
إِلَّا
ancak
كَمَا
gibi
يَقُومُ
kalkarlar
ٱلَّذِى
kimse
يَتَخَبَّطُهُ
çarptığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytanın
مِنَ
dokunup
ٱلْمَسِّ ۚ
(his) touch
ذَٰلِكَ
bu
بِأَنَّهُمْ
onların
قَالُوٓا۟
demelerindendir
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْبَيْعُ
alışveriş de
مِثْلُ
gibidir
ٱلرِّبَوٰا۟ ۗ
riba (faiz)
وَأَحَلَّ
oysa helal kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْبَيْعَ
alış-verişi
وَحَرَّمَ
ve haram kılmıştır
ٱلرِّبَوٰا۟ ۚ
ribayı
فَمَن
kime
جَآءَهُۥ
gelir de
مَوْعِظَةٌۭ
bir öğüt
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
His Lord
فَٱنتَهَىٰ
(ribadan) vazgeçerse
فَلَهُۥ
kendisinindir
مَا
ne varsa
سَلَفَ
geçmişte
وَأَمْرُهُۥٓ
ve işi de
إِلَى
kalmıştır
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
وَمَنْ
kim
عَادَ
tekrar (ribaya) dönerse
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiFaiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Zaten alışveriş de faiz gibidir" demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabb'inden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah'a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır

Ali BulaçFaiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır

2:276
يَمۡحَقُ ٱللَّهُ ٱلرِّبَوٰاْ وَيُرۡبِي ٱلصَّدَقَٰتِۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
يَمْحَقُ
mahveder
ٱللَّهُ
Allah
ٱلرِّبَوٰا۟
ribayı
وَيُرْبِى
ve artırır
ٱلصَّدَقَـٰتِ ۗ
sadakaları
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
كُلَّ
hiçbir
كَفَّارٍ
inkarcıları
أَثِيمٍ
günahkar

Diyanet İşleri MealiAllah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Allah pek nankör olan hiçbir günahkarı sevmez

Ali BulaçAllah, faizi yok eder de, sadakaları artırır. Allah, günahkar kafirlerin hiçbirini sevmez

2:277 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
وَعَمِلُوا۟
ve işler yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih (güzel)
وَأَقَامُوا۟
ve kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَوُا۟
ve verenler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
لَهُمْ
işte onların
أَجْرُهُمْ
ödülleri
عِندَ
yanındadır
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekat verenlerin Rab'leri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

Ali Bulaçİman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin Katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır

2:278 📚 13
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ ٱلرِّبَوٰٓاْ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَذَرُوا۟
ve bırakın (almayın)
مَا
ne varsa
بَقِىَ
geri kalan
مِنَ
ribadan
ٱلرِّبَوٰٓا۟
[the] usury
إِن
eğer
كُنتُم
idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah'tan sakının, inanmışsanız, faizden arta kalmış hesabdan vazgeçin

Ali BulaçEy iman edenler, Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın

2:279 📚 3
فَإِن لَّمۡ تَفۡعَلُواْ فَأۡذَنُواْ بِحَرۡبࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۖ وَإِن تُبۡتُمۡ فَلَكُمۡ رُءُوسُ أَمۡوَٰلِكُمۡ لَا تَظۡلِمُونَ وَلَا تُظۡلَمُونَ
فَإِن
eğer
لَّمْ
böyle yapmazsanız
تَفْعَلُوا۟
you do
فَأْذَنُوا۟
bilin
بِحَرْبٍۢ
savaşa açıldığını
مِّنَ
(tarafından)
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ ۖ
ve Elçisi
وَإِن
ve eğer
تُبْتُمْ
tevbe ederseniz
فَلَكُمْ
sizindir
رُءُوسُ
ana
أَمْوَٰلِكُمْ
malınız
لَا
ne haksızlık edersiniz
تَظْلِمُونَ
wrong
وَلَا
ne de haksızlığa uğratılırsınız
تُظْلَمُونَ
you will be wronged

Diyanet İşleri MealiBöyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz

Ali BulaçŞayet böyle yapmazsanız, Allah'a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz

2:280 📚 4
وَإِن كَانَ ذُو عُسۡرَةࣲ فَنَظِرَةٌ إِلَىٰ مَيۡسَرَةࣲۚ وَأَن تَصَدَّقُواْ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَإِن
eğer (borçlu)
كَانَ
ise
ذُو
(içinde)
عُسْرَةٍۢ
darlık
فَنَظِرَةٌ
beklemek (lazımdır)
إِلَىٰ
kadar
مَيْسَرَةٍۢ ۚ
bir kolaylığa
وَأَن
ve eğer
تَصَدَّقُوا۟
sadaka olarak bağışlarsanız
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
bilirseniz
تَعْلَمُونَ
know

Diyanet İşleri MealiBorçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olsanız borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır

Ali BulaçEğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz

2:281 📚 6
وَٱتَّقُواْ يَوۡمࣰ ا تُرۡجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِۖ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
وَٱتَّقُوا۟
sakının
يَوْمًۭا
şu günden
تُرْجَعُونَ
döndürüleceğiniz
فِيهِ
onda
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ
Allah
ثُمَّ
sonra
تُوَفَّىٰ
tastamam verilecektir
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
kişiye
مَّا
ne
كَسَبَتْ
kazandıysa
وَهُمْ
ve onlara
لَا
haksızlık edilmeyecektir
يُظْلَمُونَ
will be wronged

Diyanet İşleri MealiAllah'a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz

Ali BulaçAllah'a döneceğiniz günden sakının. Sonra herkese kazandığı eksiksizce ödenecek ve onlara haksızlık yapılmayacaktır

2:282 📚 18
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيۡنٍ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى فَٱكۡتُبُوهُۚ وَلۡيَكۡتُب بَّيۡنَكُمۡ كَاتِبُۢ بِٱلۡعَدۡلِۚ وَلَا يَأۡبَ كَاتِبٌ أَن يَكۡتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُۚ فَلۡيَكۡتُبۡ وَلۡيُمۡلِلِ ٱلَّذِي عَلَيۡهِ ٱلۡحَقُّ وَلۡيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبۡخَسۡ مِنۡهُ شَيۡـࣰٔ اۚ فَإِن كَانَ ٱلَّذِي عَلَيۡهِ ٱلۡحَقُّ سَفِيهًا أَوۡ ضَعِيفًا أَوۡ لَا يَسۡتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلۡيُمۡلِلۡ وَلِيُّهُۥ بِٱلۡعَدۡلِۚ وَٱسۡتَشۡهِدُواْ شَهِيدَيۡنِ مِن رِّجَالِكُمۡۖ فَإِن لَّمۡ يَكُونَا رَجُلَيۡنِ فَرَجُلࣱ وَٱمۡرَأَتَانِ مِمَّن تَرۡضَوۡنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحۡدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحۡدَىٰهُمَا ٱلۡأُخۡرَىٰۚ وَلَا يَأۡبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُواْۚ وَلَا تَسۡـَٔمُوٓاْ أَن تَكۡتُبُوهُ صَغِيرًا أَوۡ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦۚ ذَٰلِكُمۡ أَقۡسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقۡوَمُ لِلشَّهَٰدَةِ وَأَدۡنَىٰٓ أَلَّا تَرۡتَابُوٓاْ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً حَاضِرَةࣰ تُدِيرُونَهَا بَيۡنَكُمۡ فَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَلَّا تَكۡتُبُوهَاۗ وَأَشۡهِدُوٓاْ إِذَا تَبَايَعۡتُمۡۚ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبࣱ وَلَا شَهِيدࣱۚ وَإِن تَفۡعَلُواْ فَإِنَّهُۥ فُسُوقُۢ بِكُمۡۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۖ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
iman eden(ler)
إِذَا
zaman
تَدَايَنتُم
birbirinize verdiğiniz
بِدَيْنٍ
borç
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
süreye
مُّسَمًّۭى
belirli bir
فَٱكْتُبُوهُ ۚ
onu yazın
وَلْيَكْتُب
ve yazsın
بَّيْنَكُمْ
aranızda
كَاتِبٌۢ
bir yazıcı
بِٱلْعَدْلِ ۚ
adaletle
وَلَا
kaçınmasın (yazsın)
يَأْبَ
(should) refuse
كَاتِبٌ
yazıcı
أَن
yazmaktan
يَكْتُبَ
he writes
كَمَا
şekilde
عَلَّمَهُ
kendisine öğrettiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
فَلْيَكْتُبْ
yazdırsın
وَلْيُمْلِلِ
yazdırsın
ٱلَّذِى
kimse
عَلَيْهِ
üzerinde
ٱلْحَقُّ
hak olan (borçlu)
وَلْيَتَّقِ
korksun
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّهُۥ
Rabbi olan
وَلَا
eksik etmesin
يَبْخَسْ
diminish
مِنْهُ
ondan (borcundan)
شَيْـًۭٔا ۚ
hiçbir şeyi
فَإِن
eğer
كَانَ
ise
ٱلَّذِى
kimse
عَلَيْهِ
borçlu olan
ٱلْحَقُّ
(is) the right
سَفِيهًا
aklı ermez
أَوْ
yahut
ضَعِيفًا
zayıf
أَوْ
ya da
لَا
güç yetiremiyecek
يَسْتَطِيعُ
capable
أَن
kendisi yazdırmaya
يُمِلَّ
(can) dictate
هُوَ
o
فَلْيُمْلِلْ
yazdırsın
وَلِيُّهُۥ
onun velisi
بِٱلْعَدْلِ ۚ
adaletle
وَٱسْتَشْهِدُوا۟
şahid tutun
شَهِيدَيْنِ
iki şahidi
مِن
erkeklerinizden
رِّجَالِكُمْ ۖ
your men
فَإِن
eğer
لَّمْ
yoksa
يَكُونَا
there are
رَجُلَيْنِ
iki erkek
فَرَجُلٌۭ
(o zaman) bir erkek
وَٱمْرَأَتَانِ
iki kadın
مِمَّن
kimse
تَرْضَوْنَ
razı olduğunuz
مِنَ
şahidlerden
ٱلشُّهَدَآءِ
[the] witnesses
أَن
ta ki
تَضِلَّ
şaşırırsa
إِحْدَىٰهُمَا
kadınlardan biri
فَتُذَكِّرَ
hatırlatması için
إِحْدَىٰهُمَا
biri
ٱلْأُخْرَىٰ ۚ
diğerine
وَلَا
kaçınmasınlar
يَأْبَ
(should) refuse
ٱلشُّهَدَآءُ
şahidler
إِذَا
zaman
مَا
bir şeye
دُعُوا۟ ۚ
çağrıldıkları
وَلَا
üşenmeyin
تَسْـَٔمُوٓا۟
(be) weary
أَن
yazmaktan
تَكْتُبُوهُ
you write it
صَغِيرًا
az olsun
أَوْ
veya
كَبِيرًا
çok olsun
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلِهِۦ ۚ
onu süresine
ذَٰلِكُمْ
bu
أَقْسَطُ
daha adaletli
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
وَأَقْوَمُ
ve daha sağlam
لِلشَّهَـٰدَةِ
şahidlik için
وَأَدْنَىٰٓ
ve daha elverişlidir
أَلَّا
kuşkulanmamanız için
تَرْتَابُوٓا۟ ۖ
you (have) doubt
إِلَّآ
ancak
أَن
olursa
تَكُونَ
be
تِجَـٰرَةً
ticaret
حَاضِرَةًۭ
peşin
تُدِيرُونَهَا
hemen alıp vereceğiniz
بَيْنَكُمْ
aranızda
فَلَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
üzerinize
جُنَاحٌ
bir günah
أَلَّا
ötürü
تَكْتُبُوهَا ۗ
onu yazmamanızdan
وَأَشْهِدُوٓا۟
ve şahid tutun
إِذَا
zaman da
تَبَايَعْتُمْ ۚ
alışveriş yaptığınız
وَلَا
asla zarar verilmesin
يُضَآرَّ
(should) be harmed
كَاتِبٌۭ
yazana da
وَلَا
ve
شَهِيدٌۭ ۚ
şahide de
وَإِن
eğer
تَفْعَلُوا۟
(bir zarar) yaparsanız
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz
فُسُوقٌۢ
kötülük olur
بِكُمْ ۗ
kendinize
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
وَيُعَلِّمُكُمُ
ve size öğretiyor
ٱللَّهُ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya aciz, ya da yazdıramıyacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahidler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahid tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir

Ali BulaçEy iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu), düşük akıllı ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah Katında en adil, şahitlik için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır. Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da, şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah'tan sakının. Allah size öğretiyor. Allah herşeyi bilendir

2:283 📚 4
۞وَإِن كُنتُمۡ عَلَىٰ سَفَرࣲ وَلَمۡ تَجِدُواْ كَاتِبࣰ ا فَرِهَٰنࣱ مَّقۡبُوضَةࣱۖ فَإِنۡ أَمِنَ بَعۡضُكُم بَعۡضࣰ ا فَلۡيُؤَدِّ ٱلَّذِي ٱؤۡتُمِنَ أَمَٰنَتَهُۥ وَلۡيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥۗ وَلَا تَكۡتُمُواْ ٱلشَّهَٰدَةَۚ وَمَن يَكۡتُمۡهَا فَإِنَّهُۥٓ ءَاثِمࣱ قَلۡبُهُۥۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ عَلِيمࣱ‏
۞ وَإِن
ve eğer
كُنتُمْ
olur da
عَلَىٰ
seferde
سَفَرٍۢ
a journey
وَلَمْ
bulamazsanız
تَجِدُوا۟
you find
كَاتِبًۭا
yazacak birini
فَرِهَـٰنٌۭ
rehinler (yeter)
مَّقْبُوضَةٌۭ ۖ
alınan
فَإِنْ
eğer
أَمِنَ
güvenirseniz
بَعْضُكُم
biriniz
بَعْضًۭا
diğerinize
فَلْيُؤَدِّ
ödesin
ٱلَّذِى
kimse
ٱؤْتُمِنَ
kendisine güvenilen
أَمَـٰنَتَهُۥ
emanetini
وَلْيَتَّقِ
ve korksun
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّهُۥ ۗ
Rabbi olan
وَلَا
gizlemeyin
تَكْتُمُوا۟
conceal
ٱلشَّهَـٰدَةَ ۚ
şahidliği
وَمَن
ve kimse
يَكْتُمْهَا
onu gizleyen
فَإِنَّهُۥٓ
şüphesiz o
ءَاثِمٌۭ
günahkardır
قَلْبُهُۥ ۗ
onun kalbi
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
عَلِيمٌۭ
bilir

Diyanet İşleri MealiEğer yolculukta olup katip bulamazsanız alınan rehin yeter. Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse borcunu ödesin. Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahidliği gizlemeyin, onu kim gizlerse şüphesiz kalbi günah işlemiş olur. Allah işlediklerinizi bilir

Ali BulaçEğer yolculukta iseniz ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter). Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin. Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz, onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir

2:284 📚 10
لِّلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَإِن تُبۡدُواْ مَا فِيٓ أَنفُسِكُمۡ أَوۡ تُخۡفُوهُ يُحَاسِبۡكُم بِهِ ٱللَّهُۖ فَيَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
لِّلَّهِ
Allah'ındır
مَا
ne
فِى
varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
ve ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ
yerde
وَإِن
ve eğer
تُبْدُوا۟
açıklasanız da
مَا
şeyi
فِىٓ
içlerinizdeki
أَنفُسِكُمْ
yourselves
أَوْ
veya
تُخْفُوهُ
gizleseniz de
يُحَاسِبْكُم
sizi hesaba çeker
بِهِ
onunla
ٱللَّهُ ۖ
Allah
فَيَغْفِرُ
bağışlar
لِمَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيُعَذِّبُ
azabeder
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiGöklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah her şeye Kadir'dir

Ali BulaçGöklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, herşeye güç yetirendir

2:285 📚 8
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّن رُّسُلِهِۦۚ وَقَالُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۖ غُفۡرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيۡكَ ٱلۡمَصِيرُ
ءَامَنَ
inandı
ٱلرَّسُولُ
Resul
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْهِ
kendisine
مِن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ
ve mü'minler (de)
كُلٌّ
hepsi
ءَامَنَ
inandı
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ
ve meleklerine
وَكُتُبِهِۦ
ve Kitaplarına
وَرُسُلِهِۦ
ve peygamberlerine
لَا
ayırdetmeyiz (dediler)
نُفَرِّقُ
we make distinction
بَيْنَ
arasını
أَحَدٍۢ
hiçbirini
مِّن
O'nun elçilerinden
رُّسُلِهِۦ ۚ
His messengers
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
سَمِعْنَا
İşittik
وَأَطَعْنَا ۖ
ve ita'at ettik
غُفْرَانَكَ
bağışlamanı dileriz
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَإِلَيْكَ
sanadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş(ümüz)

Diyanet İşleri MealiPeygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler

Ali BulaçElçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sanadır" dediler

2:286 📚 32
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَاۚ لَهَا مَا كَسَبَتۡ وَعَلَيۡهَا مَا ٱكۡتَسَبَتۡۗ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذۡنَآ إِن نَّسِينَآ أَوۡ أَخۡطَأۡنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحۡمِلۡ عَلَيۡنَآ إِصۡرࣰ ا كَمَا حَمَلۡتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلۡنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦۖ وَٱعۡفُ عَنَّا وَٱغۡفِرۡ لَنَا وَٱرۡحَمۡنَآۚ أَنتَ مَوۡلَىٰنَا فَٱنصُرۡنَا عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
لَا
teklif etmez
يُكَلِّفُ
burden
ٱللَّهُ
Allah
نَفْسًا
kimseye
إِلَّا
başkasını
وُسْعَهَا ۚ
gücünün yettiğinden
لَهَا
(herkesin) kendine
مَا
şey
كَسَبَتْ
kazandığı
وَعَلَيْهَا
ve aleyhinedir
مَا
şey (kötülük)
ٱكْتَسَبَتْ ۗ
işlediği
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَا
bizi sorumlu tutma
تُؤَاخِذْنَآ
take us to task
إِن
eğer
نَّسِينَآ
unutursak
أَوْ
ya da
أَخْطَأْنَا ۚ
yanılırsak
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَلَا
yük yükleme
تَحْمِلْ
lay
عَلَيْنَآ
bize
إِصْرًۭا
ağır
كَمَا
gibi
حَمَلْتَهُۥ
yüklediğin
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
bizden öncekilerin
مِن
(were) from
قَبْلِنَا ۚ
before us
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَلَا
bize yükleme
تُحَمِّلْنَا
lay on us
مَا
şeyleri
لَا
gücümüzün yetmediğimiz
طَاقَةَ
(the) strength
لَنَا
bizim
بِهِۦ ۖ
ona
وَٱعْفُ
ve affet
عَنَّا
bizi
وَٱغْفِرْ
bağışla
لَنَا
bizi
وَٱرْحَمْنَآ ۚ
bize merhamet et
أَنتَ
sen
مَوْلَىٰنَا
bizim sahibimizsin
فَٱنصُرْنَا
bize yardım eyle
عَلَى
karşı
ٱلْقَوْمِ
toplumuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Diyanet İşleri MealiAllah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et

Ali BulaçAllah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et

← Önceki Sonraki →

2. Al-Baqara Suresi | Anlam Arayışı