☪ Anlam Arayışı

2. Al-Baqara سُورَةُ البَقَرَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
2:1
الٓمٓ
الٓمٓ
Elif Lâm Mîm

Süleyman AteşElif lam mim

2:2
ذَٰلِكَ ٱلۡكِتَٰبُ لَا رَيۡبَۛ فِيهِۛ هُدࣰ ى لِّلۡمُتَّقِينَ
ذَٰلِكَ
işte o
ٱلْكِتَـٰبُ
Kitap
لَا
yoktur
رَيْبَ ۛ
hiç şüphe
فِيهِ ۛ
kendisinde
هُدًۭى
yol göstericidir
لِّلْمُتَّقِينَ
müttakiler için

Süleyman Ateşİşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir

2:3
ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡغَيۡبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُؤْمِنُونَ
inanırlar
بِٱلْغَيْبِ
gaybde(gizlide)
وَيُقِيمُونَ
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazlarını
وَمِمَّا
ve şeyden
رَزَقْنَـٰهُمْ
kendilerini rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ
infak ederler

Süleyman AteşOnlar ki gaybde(gizlide, içtenlikle) inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) harcarlar

2:4 📚 6
وَٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَ وَبِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ يُوقِنُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
يُؤْمِنُونَ
iman ederler
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْكَ
sana
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
وَبِٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirete de
هُمْ
onlar
يُوقِنُونَ
kesinlikle inanırlar

Süleyman AteşSana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; ahirete de kesinlikle iman ederler

2:5
أُوْلَٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدࣰ ى مِّن رَّبِّهِمۡۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
عَلَىٰ
üzeredirler
هُدًۭى
bir hidayet
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ
their Lord
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ
umduklarına erenler

Süleyman Ateşİşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır

2:6
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
إِنَّ
elbette
ٱلَّذِينَ
ki
كَفَرُوا۟
inkar edenler
سَوَآءٌ
eşittir
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَأَنذَرْتَهُمْ
onları uyarman
أَمْ
yada
لَمْ
uyarmasan da
تُنذِرْهُمْ
you warn them
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe

Süleyman Ateşİnkar edenlere gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir; inanmazlar

2:7
خَتَمَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ وَعَلَىٰ سَمۡعِهِمۡۖ وَعَلَىٰٓ أَبۡصَٰرِهِمۡ غِشَٰوَةࣱۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
خَتَمَ
mühürlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
kalblerinin
وَعَلَىٰ
ve üzerini
سَمْعِهِمْ ۖ
kulaklarının
وَعَلَىٰٓ
ve üzerine
أَبْصَـٰرِهِمْ
gözlerinin
غِشَـٰوَةٌۭ ۖ
perde inmiştir
وَلَهُمْ
Onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Süleyman AteşAllah, onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerine de perde inmiştir. Onlar için büyük bir azab vardır

2:8
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَمَا هُم بِمُؤۡمِنِينَ
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ
insanlardan
مَن
öyleleri de
يَقُولُ
derler
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allaha
وَبِٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَمَا
olmadıkları halde
هُم
onlar
بِمُؤْمِنِينَ
inanıyor

Süleyman Ateşİnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler

2:9
يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَمَا يَخۡدَعُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡ وَمَا يَشۡعُرُونَ
يُخَـٰدِعُونَ
aldatmağa çalışırlar
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَمَا
aldatamazlar
يَخْدَعُونَ
they deceive
إِلَّآ
başkasını
أَنفُسَهُمْ
kendilerinden
وَمَا
değiller
يَشْعُرُونَ
farkında

Süleyman AteşAllah'ı ve mü'minleri aldatmağa çalışırlar, halbuki yalnız kendilerini aldatırlar da farkında olmazlar

2:10
فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ فَزَادَهُمُ ٱللَّهُ مَرَضࣰ اۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمُۢ بِمَا كَانُواْ يَكۡذِبُونَ
فِى
onların kablerinde
قُلُوبِهِم
their hearts
مَّرَضٌۭ
hastalık vardır
فَزَادَهُمُ
artırmıştır
ٱللَّهُ
Allah
مَرَضًۭا ۖ
hastalıklarını
وَلَهُمْ
onlara vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۢ
acı
بِمَا
ötürü
كَانُوا۟
olduklarından
يَكْذِبُونَ
yalancı

Süleyman AteşOnların kablerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemelerinden ötürü onlara acı bir azab vardır

2:11
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَا تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ قَالُوٓاْ إِنَّمَا نَحۡنُ مُصۡلِحُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
لَا
yapmayın
تُفْسِدُوا۟
bozgunculuk
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّمَا
sadece
نَحْنُ
biz
مُصْلِحُونَ
düzelticileriz

Süleyman AteşOnlara: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın," dendiği zaman: "Biz sadece düzelticileriz," derler

2:12
أَلَآ إِنَّهُمۡ هُمُ ٱلۡمُفۡسِدُونَ وَلَٰكِن لَّا يَشۡعُرُونَ
أَلَآ
İyi bilin ki
إِنَّهُمْ
muhakkak
هُمُ
onlar
ٱلْمُفْسِدُونَ
bozgunculardır
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
değildir
يَشْعُرُونَ
anlayanlardan

Süleyman Ateşİyi bilin ki, onlar bozgunculardır; fakat anlamazlar

2:13
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ ءَامِنُواْ كَمَآ ءَامَنَ ٱلنَّاسُ قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ كَمَآ ءَامَنَ ٱلسُّفَهَآءُۗ أَلَآ إِنَّهُمۡ هُمُ ٱلسُّفَهَآءُ وَلَٰكِن لَّا يَعۡلَمُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
ءَامِنُوا۟
iman edin
كَمَآ
gibi
ءَامَنَ
inandıkları
ٱلنَّاسُ
insanların
قَالُوٓا۟
derler
أَنُؤْمِنُ
inanır mıyız?
كَمَآ
gibi
ءَامَنَ
inandığı
ٱلسُّفَهَآءُ ۗ
beyinsizlerin
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ
doğrusu onlardır
هُمُ
onlar
ٱلسُّفَهَآءُ
asıl beyinsizler
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
değildir
يَعْلَمُونَ
bilenlerden

Süleyman AteşOnlara: "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın" dense, "O beyinsizlerin inandığı gibi inanır mıyız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsizler kendileridir; fakat bilmezler

2:14
وَإِذَا لَقُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوۡاْ إِلَىٰ شَيَٰطِينِهِمۡ قَالُوٓاْ إِنَّا مَعَكُمۡ إِنَّمَا نَحۡنُ مُسۡتَهۡزِءُونَ
وَإِذَا
zaman
لَقُوا۟
rastladıkları
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
وَإِذَا
ve zaman
خَلَوْا۟
yalnız kaldıkları
إِلَىٰ
ile
شَيَـٰطِينِهِمْ
şeytanları
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّا
şüphesiz biz
مَعَكُمْ
sizinle beraberiz
إِنَّمَا
elbette sadece
نَحْنُ
biz
مُسْتَهْزِءُونَ
(onlarla) alay ediyoruz

Süleyman Ateşİnanmış olanlara rastladıkları zaman; "İnandık," derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman; "Biz sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz," derler

2:15
ٱللَّهُ يَسۡتَهۡزِئُ بِهِمۡ وَيَمُدُّهُمۡ فِي طُغۡيَٰنِهِمۡ يَعۡمَهُونَ
ٱللَّهُ
Allah
يَسْتَهْزِئُ
alay eder
بِهِمْ
kendileriyle
وَيَمُدُّهُمْ
ve onları bırakır
فِى
içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ
taşkınları
يَعْمَهُونَ
bocalayıp dururlar

Süleyman AteşAllah da kendileriyle alay eder ve onları bırakır; taşkınları içinde bocalayıp dururlar

2:16
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلۡهُدَىٰ فَمَا رَبِحَت تِّجَٰرَتُهُمۡ وَمَا كَانُواْ مُهۡتَدِينَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
satın aldılar
ٱشْتَرَوُا۟
bought
ٱلضَّلَـٰلَةَ
sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet karşılığında
فَمَا
etmedi
رَبِحَت
kâr
تِّجَـٰرَتُهُمْ
ticaretleri
وَمَا
ve değildir
كَانُوا۟
olanlardan
مُهْتَدِينَ
doğru yolu bulan

Süleyman Ateşİşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da ticaretleri kar etmedi, doğru yolu da bulamadılar

2:17 📚 1
مَثَلُهُمۡ كَمَثَلِ ٱلَّذِي ٱسۡتَوۡقَدَ نَارࣰ ا فَلَمَّآ أَضَآءَتۡ مَا حَوۡلَهُۥ ذَهَبَ ٱللَّهُ بِنُورِهِمۡ وَتَرَكَهُمۡ فِي ظُلُمَٰتࣲ لَّا يُبۡصِرُونَ
مَثَلُهُمْ
Onların durumu
كَمَثَلِ
durumu gibidir
ٱلَّذِى
kişinin
ٱسْتَوْقَدَ
yakan
نَارًۭا
ateş
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَضَآءَتْ
aydınlatır
مَا
çevresini
حَوْلَهُۥ
(was) around him
ذَهَبَ
giderdi
ٱللَّهُ
Allah
بِنُورِهِمْ
onların nurunu
وَتَرَكَهُمْ
ve onları bıraktı
فِى
içinde
ظُلُمَـٰتٍۢ
karanlıklar
لَّا
değildir
يُبْصِرُونَ
görenlerden

Süleyman AteşOnların durumu, tıpkı şuna benzer ki, (aydınlanmak için) bir ateş yakmak istedi. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz, Allah onların nurunu giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler

2:18
صُمُّۢ بُكۡمٌ عُمۡيࣱ فَهُمۡ لَا يَرۡجِعُونَ
صُمٌّۢ
sağırdırlar
بُكْمٌ
dilsizdirler
عُمْىٌۭ
kördürler
فَهُمْ
onlar
لَا
değildir
يَرْجِعُونَ
dönecek

Süleyman Ateş(Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar (Hakk'a) dönmezler

2:19
أَوۡ كَصَيِّبࣲ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فِيهِ ظُلُمَٰتࣱ وَرَعۡدࣱ وَبَرۡقࣱ يَجۡعَلُونَ أَصَٰبِعَهُمۡ فِيٓ ءَاذَانِهِم مِّنَ ٱلصَّوَٰعِقِ حَذَرَ ٱلۡمَوۡتِۚ وَٱللَّهُ مُحِيطُۢ بِٱلۡكَٰفِرِينَ
أَوْ
ya da (onlar)
كَصَيِّبٍۢ
boşanan yağmur gibi
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فِيهِ
içinde
ظُلُمَـٰتٌۭ
karanlıklar
وَرَعْدٌۭ
ve gök gürlemesi
وَبَرْقٌۭ
ve şimşek (ler)
يَجْعَلُونَ
tıkarlar
أَصَـٰبِعَهُمْ
parmaklarını
فِىٓ
içine
ءَاذَانِهِم
kulakları
مِّنَ
yıldırım seslerinden
ٱلصَّوَٰعِقِ
the thunderclaps
حَذَرَ
korkusuyla
ٱلْمَوْتِ ۚ
ölüm
وَٱللَّهُ
oysa Allah
مُحِيطٌۢ
tamamen kuşatmıştır
بِٱلْكَـٰفِرِينَ
inkarcıları

Süleyman AteşYa da (onlar), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek (ler) bulunan bir yağmur(a tutulmuş) gibi(dirler). Yıldırım seslerinden ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar; oysa Allah, inkarcıları tamamen kuşatmıştır

2:20 📚 1
يَكَادُ ٱلۡبَرۡقُ يَخۡطَفُ أَبۡصَٰرَهُمۡۖ كُلَّمَآ أَضَآءَ لَهُم مَّشَوۡاْ فِيهِ وَإِذَآ أَظۡلَمَ عَلَيۡهِمۡ قَامُواْۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمۡعِهِمۡ وَأَبۡصَٰرِهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
يَكَادُ
neredeyse
ٱلْبَرْقُ
şimşek
يَخْطَفُ
kapıverecek
أَبْصَـٰرَهُمْ ۖ
gözlerini
كُلَّمَآ
zaman
أَضَآءَ
aydınlattığı
لَهُم
onları
مَّشَوْا۟
yürürler
فِيهِ
o(nun ışığı)nda
وَإِذَآ
zaman
أَظْلَمَ
karanlık çöktüğü
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
قَامُوا۟ ۚ
dikilip kalırlar
وَلَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَذَهَبَ
elbette götürürdü
بِسَمْعِهِمْ
işitmelerini
وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۚ
ve görmelerini
إِنَّ
Şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
gücü yeter

Süleyman AteşNeredeyse gözlerini kapıverecek olan şimşek önlerini aydınlattı mı o(nun ışığı)nda yürürler, üzerlerine karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi elbette işitmelerini ve görmelerini de götürürdü. Şüphesiz Allah'ın her şeyi yapmağa gücü yeter

2:21 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمُ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey!
ٱلنَّاسُ
insanlar
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
رَبَّكُمُ
Rabbinize
ٱلَّذِى
o ki;
خَلَقَكُمْ
sizi yarattı
وَٱلَّذِينَ
ve o ki;
مِن
sizden öncekileri
قَبْلِكُمْ
before you
لَعَلَّكُمْ
belki
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Süleyman AteşEy insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, (azaptan) korunasınız

2:22 📚 2
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فِرَٰشࣰ ا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءࣰ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزۡقࣰ ا لَّكُمۡۖ فَلَا تَجۡعَلُواْ لِلَّهِ أَندَادࣰ ا وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
ٱلَّذِى
O (Rabb) ki
جَعَلَ
kıldı
لَكُمُ
sizin için
ٱلْأَرْضَ
yeri
فِرَٰشًۭا
döşek
وَٱلسَّمَآءَ
ve göğü
بِنَآءًۭ
bina
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَخْرَجَ
çıkardı
بِهِۦ
onunla
مِنَ
çeşitli ürünlerden
ٱلثَّمَرَٰتِ
the fruits
رِزْقًۭا
rızık olarak
لَّكُمْ ۖ
sizin için
فَلَا
öyleyse
تَجْعَلُوا۟
koşmayın
لِلَّهِ
Allah'a
أَندَادًۭا
eşler (denk)
وَأَنتُمْ
ve siz de
تَعْلَمُونَ
bile bile

Süleyman AteşO (Rabb) ki yeri, sizin için döşek, göğü de bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile Allah'a eşler koşmayın

2:23 📚 6
وَإِن كُنتُمۡ فِي رَيۡبࣲ مِّمَّا نَزَّلۡنَا عَلَىٰ عَبۡدِنَا فَأۡتُواْ بِسُورَةࣲ مِّن مِّثۡلِهِۦ وَٱدۡعُواْ شُهَدَآءَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَإِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
فِى
içinde
رَيْبٍۢ
şüphe
مِّمَّا
sana indirdiğimizden
نَزَّلْنَا
We have revealed
عَلَىٰ
kulumuz (Muhammed)e
عَبْدِنَا
Our slave
فَأْتُوا۟
haydi getirin
بِسُورَةٍۢ
bir sure
مِّن
onun gibi
مِّثْلِهِۦ
like it
وَٱدْعُوا۟
ve çağırın
شُهَدَآءَكُم
şahitlerinizi
مِّن
başkadan
دُونِ
other than
ٱللَّهِ
Allah
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Süleyman AteşEğer kulumuz (Muhammed)e indirdiğimizden şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sure getirin. Allah'tan başka bütün şahid (yardımcı)larınızı da çağırın; eğer doğru iseniz (bunu yapın)

2:24
فَإِن لَّمۡ تَفۡعَلُواْ وَلَن تَفۡعَلُواْ فَٱتَّقُواْ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلۡحِجَارَةُۖ أُعِدَّتۡ لِلۡكَٰفِرِينَ
فَإِن
yok eğer
لَّمْ
yapmadınızsa
تَفْعَلُوا۟
you do
وَلَن
ki asla
تَفْعَلُوا۟
yapamayacaksınız
فَٱتَّقُوا۟
o halde sakının
ٱلنَّارَ
ateşten
ٱلَّتِى
ki
وَقُودُهَا
onun yakıtı
ٱلنَّاسُ
insanlar
وَٱلْحِجَارَةُ ۖ
ve taşlardır
أُعِدَّتْ
hazırlanmış
لِلْكَـٰفِرِينَ
inkarcılar için

Süleyman AteşYok eğer yapmadınızsa, ki asla yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkarcılar için hazırlanmış ateşten sakının

2:25 📚 1
وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنۡهَا مِن ثَمَرَةࣲ رِّزۡقࣰ ا قَالُواْ هَٰذَا ٱلَّذِي رُزِقۡنَا مِن قَبۡلُۖ وَأُتُواْ بِهِۦ مُتَشَٰبِهࣰ اۖ وَلَهُمۡ فِيهَآ أَزۡوَٰجࣱ مُّطَهَّرَةࣱۖ وَهُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve işleyen
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih işler
أَنَّ
muhakkak
لَهُمْ
onlar için vardır
جَنَّـٰتٍۢ
cennetler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
under them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
ırmaklar
كُلَّمَا
her
رُزِقُوا۟
rızıklandırıldıklarında
مِنْهَا
onlardaki
مِن
meyveden
ثَمَرَةٍۢ
fruit
رِّزْقًۭا ۙ
rızk olarak
قَالُوا۟
derler
هَـٰذَا
Bu
ٱلَّذِى
şeydir
رُزِقْنَا
rızıklandığımız
مِن
daha önceden
قَبْلُ ۖ
before
وَأُتُوا۟
verilmiştir
بِهِۦ
onlara
مُتَشَـٰبِهًۭا ۖ
ona benzer
وَلَهُمْ
Onlar için vardır
فِيهَآ
orada
أَزْوَٰجٌۭ
eşler
مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ
tertemiz
وَهُمْ
ve onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Süleyman Ateşİnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine aidolduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıkça: "Bu, daha önce de rızıklandığımız şeydir, (dünyada iken de bu rızıktan yemiştik)" derler. (Cennetteki bu rızık), onlara, o(dedikleri)ne benzer verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır ve onlar orada ebedi kalacaklardır

2:26 📚 1
۞إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسۡتَحۡيِۦٓ أَن يَضۡرِبَ مَثَلࣰ ا مَّا بَعُوضَةࣰ فَمَا فَوۡقَهَاۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فَيَعۡلَمُونَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلࣰ اۘ يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرࣰ ا وَيَهۡدِي بِهِۦ كَثِيرࣰ اۚ وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلۡفَٰسِقِينَ
۞ إِنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
لَا
değildir
يَسْتَحْىِۦٓ
çekinecek
أَن
misal vermekten
يَضْرِبَ
set forth
مَثَلًۭا
bir örneği
مَّا
gibi
بَعُوضَةًۭ
bir sivrisineği
فَمَا
hatta olanı
فَوْقَهَا ۚ
onun da üstünde
فَأَمَّا
gerçekten
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
فَيَعْلَمُونَ
bilirler
أَنَّهُ
kesinlikle o
ٱلْحَقُّ
haktır (gerçektir)
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ
their Lord
وَأَمَّا
ve ise
ٱلَّذِينَ
edenler
كَفَرُوا۟
inkar
فَيَقُولُونَ
derler ki
مَاذَآ
neyi
أَرَادَ
istedi (kasdetti)
ٱللَّهُ
Allah
بِهَـٰذَا
bu
مَثَلًۭا ۘ
misalle
يُضِلُّ
saptırır
بِهِۦ
onunla
كَثِيرًۭا
bir çoğunu
وَيَهْدِى
ve yine yola getirir
بِهِۦ
onunla
كَثِيرًۭا ۚ
bir çoğunu
وَمَا
saptırmaz
يُضِلُّ
He lets go astray
بِهِۦٓ
onunla
إِلَّا
başkasını
ٱلْفَـٰسِقِينَ
fasıklardan

Süleyman AteşAllah, bir sivrisineği hatta onun da üstünde olan(ondan daha zayıf bir varlığ)ı misal vermekten utanmaz. İnananlar onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise: "Allah, bu misalle ne demek istedi?" derler. (Allah), onunla birçoğunu saptırır ve yine onunla birçoğunu yola getirir. Onunla sadece fasıkları saptırır

2:27 📚 7
ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهۡدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مِيثَٰقِهِۦ وَيَقۡطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَنقُضُونَ
bozarlar
عَهْدَ
(verdikleri) sözü
ٱللَّهِ
Allah'a
مِنۢ
sonradan
بَعْدِ
after
مِيثَـٰقِهِۦ
söz verip bağlandıktan
وَيَقْطَعُونَ
ve keserler
مَآ
şeyi
أَمَرَ
emrettiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِهِۦٓ
kendisiyle
أَن
birleştirmesini
يُوصَلَ
be joined
وَيُفْسِدُونَ
ve bozgunculuk yaparlar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlar

Süleyman AteşOnlar ki, söz verip bağlandıktan sonra Allah'a verdikleri sözü bozarlar, Allah'ın, birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; işte ziyana uğrayanlar onlardır

2:28
كَيۡفَ تَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَكُنتُمۡ أَمۡوَٰتࣰ ا فَأَحۡيَٰكُمۡۖ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡ ثُمَّ إِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
كَيْفَ
nasıl
تَكْفُرُونَ
inkar edersiniz
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَكُنتُمْ
siz iken
أَمْوَٰتًۭا
ölüler
فَأَحْيَـٰكُمْ ۖ
O sizi diriltti
ثُمَّ
sonra
يُمِيتُكُمْ
öldürecek
ثُمَّ
sonra
يُحْيِيكُمْ
diriltecek
ثُمَّ
sonra
إِلَيْهِ
O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Süleyman AteşAllah'a nasıl nankörlük edersiniz ki, siz ölüler idiniz, O sizi diriltti; yine öldürecek, yine diriltecek; sonra O'na döndürüleceksiniz

2:29 📚 3
هُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَسَوَّىٰهُنَّ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتࣲۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
هُوَ
O
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَ
yarattı
لَكُم
sizin için
مَّا
ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
جَمِيعًۭا
hepsini
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰٓ
yöneldi
إِلَى
göke
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
فَسَوَّىٰهُنَّ
onları düzenledi
سَبْعَ
yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ ۚ
gök (olarak)
وَهُوَ
ve O
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Süleyman AteşO ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı; sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, herşeyi bilir

2:30 📚 4
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي جَاعِلࣱ فِي ٱلۡأَرۡضِ خَلِيفَةࣰۖ قَالُوٓاْ أَتَجۡعَلُ فِيهَا مَن يُفۡسِدُ فِيهَا وَيَسۡفِكُ ٱلدِّمَآءَ وَنَحۡنُ نُسَبِّحُ بِحَمۡدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۖ قَالَ إِنِّيٓ أَعۡلَمُ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
وَإِذْ
bir zamanlar
قَالَ
dedi ki
رَبُّكَ
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
إِنِّى
şüphesiz ben
جَاعِلٌۭ
yaratacağım
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
خَلِيفَةًۭ ۖ
bir halife
قَالُوٓا۟
dediler (melekler)
أَتَجْعَلُ
mi yaratacaksın?
فِيهَا
orada
مَن
kimse
يُفْسِدُ
bozgunculuk yapan
فِيهَا
orada
وَيَسْفِكُ
döken
ٱلدِّمَآءَ
kan
وَنَحْنُ
oysa biz
نُسَبِّحُ
tesbih ediyor
بِحَمْدِكَ
seni överek
وَنُقَدِّسُ
ve takdis ediyoruz
لَكَ ۖ
seni
قَالَ
dedi
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعْلَمُ
bilirim
مَا
şeyleri
لَا
değilsiniz
تَعْلَمُونَ
siz biliyor

Süleyman AteşBir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yapacağım," demişti. (Melekler): "Orada bozgunculuk yapan, kan döken birisini mi halife yapacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz?" dediler. (Rabbin): Ben sizin bilmediklerinizi bilirim," dedi

2:31
وَعَلَّمَ ءَادَمَ ٱلۡأَسۡمَآءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمۡ عَلَى ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ فَقَالَ أَنۢبِـُٔونِي بِأَسۡمَآءِ هَٰٓؤُلَآءِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَعَلَّمَ
ve öğretti
ءَادَمَ
Adem'e
ٱلْأَسْمَآءَ
isimleri
كُلَّهَا
bütün
ثُمَّ
sonra
عَرَضَهُمْ
onları sunup
عَلَى
meleklere
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the angels
فَقَالَ
ve dedi
أَنۢبِـُٔونِى
bana söyleyin
بِأَسْمَآءِ
isimlerini
هَـٰٓؤُلَآءِ
onların
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru kimseler

Süleyman AteşAdem'e isimlerin tümünü öğretti, sonra onları meleklere sunup: "Haydi, doğru iseniz onların isimlerini bana söyleyin," dedi

2:32 📚 5
قَالُواْ سُبۡحَٰنَكَ لَا عِلۡمَ لَنَآ إِلَّا مَا عَلَّمۡتَنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ
قَالُوا۟
dediler ki
سُبْحَـٰنَكَ
Seni tesbih ederiz
لَا
yoktur
عِلْمَ
bilgimiz
لَنَآ
bizim
إِلَّا
başka
مَا
şeyden
عَلَّمْتَنَآ ۖ
bize öğrettiğin
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
sen
ٱلْعَلِيمُ
bilensin
ٱلْحَكِيمُ
hakim olansın

Süleyman AteşDediler ki: "Sen yücesin (ya Rab); bizim senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakimsin (her şeyin içyüzünü bilen, her şeyi yerli yerince yapansın)

2:33 📚 2
قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ أَنۢبِئۡهُم بِأَسۡمَآئِهِمۡۖ فَلَمَّآ أَنۢبَأَهُم بِأَسۡمَآئِهِمۡ قَالَ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ إِنِّيٓ أَعۡلَمُ غَيۡبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَأَعۡلَمُ مَا تُبۡدُونَ وَمَا كُنتُمۡ تَكۡتُمُونَ
قَالَ
(Allah) dedi ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
أَنۢبِئْهُم
bunlara haber ver
بِأَسْمَآئِهِمْ ۖ
onların isimlerini
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَنۢبَأَهُم
bunlara haber verince
بِأَسْمَآئِهِمْ
onların isimlerini
قَالَ
(Allah) dedi ki
أَلَمْ
değil miydim?
أَقُل
size demiş
لَّكُمْ
size
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعْلَمُ
bilirim
غَيْبَ
gayblarını
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَأَعْلَمُ
ve bilirim
مَا
şeyleri
تُبْدُونَ
sizin açıkladıklarınız
وَمَا
ve şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
تَكْتُمُونَ
gizlemekte

Süleyman Ateş(Allah) dedi ki: "Ey Adem, bunlara onların isimlerini haber ver." (Adem), bunlara onların isimlerini haber verince (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı ve içinizde gizlemekte olduğunuz şeyleri bilirim, dememiş miydim? dedi

2:34 📚 1
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰ وَٱسۡتَكۡبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَإِذْ
hani
قُلْنَا
demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
Meleklere
ٱسْجُدُوا۟
secde edin
لِـَٔادَمَ
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟
hemen secde ettiler
إِلَّآ
hariç
إِبْلِيسَ
İblis
أَبَىٰ
kaçındı
وَٱسْتَكْبَرَ
ve kibirlendi
وَكَانَ
ve oldu
مِنَ
inkarcılardan
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the disbelievers

Süleyman AteşMeleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, hemen secde ettiler: Yalnız İblis diretti, böbürlendi, nankörlerden oldu

2:35 📚 1
وَقُلۡنَا يَٰٓـَٔادَمُ ٱسۡكُنۡ أَنتَ وَزَوۡجُكَ ٱلۡجَنَّةَ وَكُلَا مِنۡهَا رَغَدًا حَيۡثُ شِئۡتُمَا وَلَا تَقۡرَبَا هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقُلْنَا
ve dedik ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
ٱسْكُنْ
oturun
أَنتَ
sen
وَزَوْجُكَ
ve eşin
ٱلْجَنَّةَ
cennette
وَكُلَا
ve yeyin
مِنْهَا
ondan
رَغَدًا
bol bol
حَيْثُ
yerde
شِئْتُمَا
dilediğiniz
وَلَا
yaklaşmayın
تَقْرَبَا
[you two] approach
هَـٰذِهِ
şu
ٱلشَّجَرَةَ
ağaca
فَتَكُونَا
olursunuz
مِنَ
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Süleyman AteşDedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette oturun, ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz

2:36
فَأَزَلَّهُمَا ٱلشَّيۡطَٰنُ عَنۡهَا فَأَخۡرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِۖ وَقُلۡنَا ٱهۡبِطُواْ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوࣱّۖ وَلَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُسۡتَقَرࣱّ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينࣲ‏
فَأَزَلَّهُمَا
onlar(ın ayağın)ı kaydırdı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
عَنْهَا
oradan
فَأَخْرَجَهُمَا
çıkardı
مِمَّا
yerden
كَانَا
bulundukları
فِيهِ ۖ
içinde
وَقُلْنَا
ve dedik ki
ٱهْبِطُوا۟
inin
بَعْضُكُمْ
kiminiz
لِبَعْضٍ
kiminize
عَدُوٌّۭ ۖ
düşman olarak
وَلَكُمْ
sizin için vardır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُسْتَقَرٌّۭ
kalmak
وَمَتَـٰعٌ
ve nimet
إِلَىٰ
bir süre
حِينٍۢ
a period

Süleyman AteşDerken şeytan onlar(ın ayağın)ı oradan kaydırdı, içinde bulundukları (ni'met yurdu)ndan çıkardı. (Biz de) dedik ki: "Birbirinize düşman olarak inin. Sizin, yeryüzünde kalıp bir süre yaşamanız lazımdır

2:37 📚 2
فَتَلَقَّىٰٓ ءَادَمُ مِن رَّبِّهِۦ كَلِمَٰتࣲ فَتَابَ عَلَيۡهِۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
فَتَلَقَّىٰٓ
derken aldı
ءَادَمُ
Adem
مِن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
كَلِمَـٰتٍۢ
kelimeler
فَتَابَ
tevbesini kabul etti
عَلَيْهِ ۚ
onun
إِنَّهُۥ
şüphesiz
هُوَ
O
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir

Süleyman AteşAdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı (onlarla amel edip Rabbine yalvardı, O da) bunun üzerine onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeyi çok kabul eden(kulunun günahından geçen)dir, çok esirgeyendir

2:38
قُلۡنَا ٱهۡبِطُواْ مِنۡهَا جَمِيعࣰ اۖ فَإِمَّا يَأۡتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدࣰ ى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
قُلْنَا
dedik
ٱهْبِطُوا۟
inin
مِنْهَا
oradan
جَمِيعًۭا ۖ
hepiniz
فَإِمَّا
zaman
يَأْتِيَنَّكُم
size geldiği
مِّنِّى
benden
هُدًۭى
bir hidayet
فَمَن
kimler
تَبِعَ
uyarsa
هُدَاىَ
benim hidayetime
فَلَا
artık yoktur
خَوْفٌ
bir korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve olmazlar
هُمْ
onlar
يَحْزَنُونَ
üzülenlerden

Süleyman AteşHepiniz oradan inin, dedik, "Yalnız (iyi bilin ki) size benden bir hidayet geldiği zaman, kimler benim hidayetime uyarsa artık onlara bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

2:39
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Süleyman Ateşİnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır, onlar orada ebedi kalacaklardır

2:40 📚 1
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَوۡفُواْ بِعَهۡدِيٓ أُوفِ بِعَهۡدِكُمۡ وَإِيَّٰيَ فَٱرۡهَبُونِ
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'metleri
ٱلَّتِىٓ
o ki;
أَنْعَمْتُ
ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ
sizleri
وَأَوْفُوا۟
ve tutun
بِعَهْدِىٓ
bana verdiğiniz sözü
أُوفِ
ben de tutayım
بِعَهْدِكُمْ
size verdiğim sözü
وَإِيَّـٰىَ
ve sadece benden
فَٱرْهَبُونِ
korkun

Süleyman AteşEy İsrail oğulları, size verdiğim ni'metleri hatırlayın, bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım ve sadece benden korkun

2:41 📚 1
وَءَامِنُواْ بِمَآ أَنزَلۡتُ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا مَعَكُمۡ وَلَا تَكُونُوٓاْ أَوَّلَ كَافِرِۭ بِهِۦۖ وَلَا تَشۡتَرُواْ بِـَٔايَٰتِي ثَمَنࣰ ا قَلِيلࣰ ا وَإِيَّٰيَ فَٱتَّقُونِ
وَءَامِنُوا۟
ve inanın
بِمَآ
şeye
أَنزَلْتُ
indirdiğim
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
bulunanı
مَعَكُمْ
sizin yanınızda
وَلَا
ve olmayın
تَكُونُوٓا۟
be
أَوَّلَ
ilk
كَافِرٍۭ
inkar eden
بِهِۦ ۖ
onu
وَلَا
ve satmayın
تَشْتَرُوا۟
exchange
بِـَٔايَـٰتِى
benim ayetlerimi
ثَمَنًۭا
bedele
قَلِيلًۭا
azıcık
وَإِيَّـٰىَ
ve benden
فَٱتَّقُونِ
sakının

Süleyman AteşSizin yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğum (Kur'an)a inanın ve onu ilk inkar eden, siz olmayın; benim ayetlerimi birkaç paraya satmayın ve benden sakının

2:42
وَلَا تَلۡبِسُواْ ٱلۡحَقَّ بِٱلۡبَٰطِلِ وَتَكۡتُمُواْ ٱلۡحَقَّ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَلَا
ve katıştırmayın
تَلْبِسُوا۟
mix
ٱلْحَقَّ
gerçeği
بِٱلْبَـٰطِلِ
batılla
وَتَكْتُمُوا۟
ve gizlemeyin
ٱلْحَقَّ
hakkı
وَأَنتُمْ
siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Süleyman AteşBile bile gerçeği batılla bulayıp hakkı gizlemeyin

2:43
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرۡكَعُواْ مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱرْكَعُوا۟
ve ruku edin
مَعَ
beraber
ٱلرَّٰكِعِينَ
rüku edenlerle

Süleyman AteşNamazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle (Allah'ın huzurunda eğilenlerle) beraber eğilin

2:44 📚 4
۞أَتَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبِرِّ وَتَنسَوۡنَ أَنفُسَكُمۡ وَأَنتُمۡ تَتۡلُونَ ٱلۡكِتَٰبَۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
۞ أَتَأْمُرُونَ
emir mi ediyorsunuz
ٱلنَّاسَ
insanlara
بِٱلْبِرِّ
iyiliği
وَتَنسَوْنَ
unutuyorsunuz da
أَنفُسَكُمْ
kendinizi
وَأَنتُمْ
ve siz
تَتْلُونَ
okuduğunuz halde
ٱلْكِتَـٰبَ ۚ
Kitabı
أَفَلَا
hâlâ
تَعْقِلُونَ
aklınızı kullanmıyor musunuz?

Süleyman AteşSiz Kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz

2:45 📚 1
وَٱسۡتَعِينُواْ بِٱلصَّبۡرِ وَٱلصَّلَوٰةِۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى ٱلۡخَٰشِعِينَ
وَٱسْتَعِينُوا۟
yardım dileyin
بِٱلصَّبْرِ
sabırla
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ
ve namazla
وَإِنَّهَا
şüphesiz bu
لَكَبِيرَةٌ
ağır gelir
إِلَّا
başkasına
عَلَى
saygı gösterenlerden
ٱلْخَـٰشِعِينَ
the humble ones

Süleyman AteşSabırla, namazla Allah'tan yardım dileyin, şüphesiz bu, (Allah'a) saygı gösterenlerden başkasına ağır gelir

2:46
ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُواْ رَبِّهِمۡ وَأَنَّهُمۡ إِلَيۡهِ رَٰجِعُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَظُنُّونَ
bilirler
أَنَّهُم
şüphesiz onlar
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklardır
رَبِّهِمْ
Rablerine
وَأَنَّهُمْ
ve gerçekten onlar
إِلَيْهِ
O'na
رَٰجِعُونَ
döneceklerdir

Süleyman AteşO(saygılı insa)nlar, Rablerine kavuşacaklarını (gözetir) ve gerçekten O'na döneceklerini bilirler

2:47
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَنِّي فَضَّلۡتُكُمۡ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'metimi
ٱلَّتِىٓ
ki
أَنْعَمْتُ
ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ
sizi
وَأَنِّى
ve şüphesiz
فَضَّلْتُكُمْ
sizi üstün kıldım
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Süleyman AteşEy İsrail oğulları, size verdiğim ni'meti ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın

2:48
وَٱتَّقُواْ يَوۡمࣰ ا لَّا تَجۡزِي نَفۡسٌ عَن نَّفۡسࣲ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُقۡبَلُ مِنۡهَا شَفَٰعَةࣱ وَلَا يُؤۡخَذُ مِنۡهَا عَدۡلࣱ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
يَوْمًۭا
günden
لَّا
cezalandırılmaz
تَجْزِى
avail
نَفْسٌ
hiç kimse
عَن
kimseden(günahından)
نَّفْسٍۢ
(another) soul
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَلَا
kabul edilmez
يُقْبَلُ
will be accepted
مِنْهَا
kimseden
شَفَـٰعَةٌۭ
şefaat da
وَلَا
ve alınmaz
يُؤْخَذُ
will be taken
مِنْهَا
ondan
عَدْلٌۭ
fidye de
وَلَا
ve yapılamaz
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
hiçbir yardım

Süleyman AteşVe öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse, kimsenin cezasını çekmez (borcunu ödemez); kimseden şefaat (aracılık, iltimas) da kabul edilmez; kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz

2:49
وَإِذۡ نَجَّيۡنَٰكُم مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَسُومُونَكُمۡ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبۡنَآءَكُمۡ وَيَسۡتَحۡيُونَ نِسَآءَكُمۡۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَآءࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ عَظِيمࣱ‏
وَإِذْ
hani
نَجَّيْنَـٰكُم
sizi kurtarmıştık
مِّنْ
ailesinden
ءَالِ
(the) people
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ
onlar size reva görüyor
سُوٓءَ
en kötüsünü
ٱلْعَذَابِ
azabın
يُذَبِّحُونَ
boğazlayıp
أَبْنَآءَكُمْ
oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ
sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ
kadınlarınızı
وَفِى
ve vardı
ذَٰلِكُم
bunda sizin için
بَلَآءٌۭ
bir imtihan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
عَظِيمٌۭ
büyük

Süleyman AteşSizi Fir'avn ailesinden de kurtarmıştık. Hani (onlar), size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlayıp, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı ve bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı

2:50
وَإِذۡ فَرَقۡنَا بِكُمُ ٱلۡبَحۡرَ فَأَنجَيۡنَٰكُمۡ وَأَغۡرَقۡنَآ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ
وَإِذْ
hani
فَرَقْنَا
yarmıştık;
بِكُمُ
sizin için
ٱلْبَحْرَ
denizi
فَأَنجَيْنَـٰكُمْ
sizi kurtarmış
وَأَغْرَقْنَآ
ve boğmuştuk
ءَالَ
ailesini
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
وَأَنتُمْ
ve siz de
تَنظُرُونَ
görüyordunuz

Süleyman AteşSizin için denizi yarmıştık, sizi kurtarmış ve Fir'avn ailesini boğmuştuk; siz de bunu görüyordunuz

2:51
وَإِذۡ وَٰعَدۡنَا مُوسَىٰٓ أَرۡبَعِينَ لَيۡلَةࣰ ثُمَّ ٱتَّخَذۡتُمُ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَنتُمۡ ظَٰلِمُونَ
وَإِذْ
hani
وَٰعَدْنَا
sözleşmiştik
مُوسَىٰٓ
Musa ile
أَرْبَعِينَ
kırk
لَيْلَةًۭ
gece için
ثُمَّ
sonra
ٱتَّخَذْتُمُ
siz (tanrı) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
مِنۢ
onun ardından
بَعْدِهِۦ
after him
وَأَنتُمْ
ve siz
ظَـٰلِمُونَ
zalimlerdiniz

Süleyman AteşMusa ile kırk gece için sözleşmiştik, sonra siz onun ardından buzağıyı (tanrı) edinmiştiniz, (kendinize böylece) zulmediyordunuz

2:52
ثُمَّ عَفَوۡنَا عَنكُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
ثُمَّ
sonra
عَفَوْنَا
affetmiştik
عَنكُم
sizi
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz (diye)

Süleyman AteşBundan sonra da yine belki şükredersiniz diye sizi affetmiştik

2:53
وَإِذۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡفُرۡقَانَ لَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
وَإِذْ
ve hani
ءَاتَيْنَا
vermiştik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
وَٱلْفُرْقَانَ
ve furkan
لَعَلَّكُمْ
belki
تَهْتَدُونَ
hidayete erersiniz (diye)

Süleyman AteşYola gelesiniz diye Musa'ya Kitap ve furkan (gerçekle batılı birbirinden ayıran ölçü) vermiştik

2:54
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ إِنَّكُمۡ ظَلَمۡتُمۡ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلۡعِجۡلَ فَتُوبُوٓاْ إِلَىٰ بَارِئِكُمۡ فَٱقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ عِندَ بَارِئِكُمۡ فَتَابَ عَلَيۡكُمۡۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦ
kavmine
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
إِنَّكُمْ
şüphesiz sizler
ظَلَمْتُمْ
zulmettiniz
أَنفُسَكُم
kendinize
بِٱتِّخَاذِكُمُ
(tanrı) edinmekle
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
فَتُوبُوٓا۟
gelin tevbe edin de
إِلَىٰ
yaratıcınıza
بَارِئِكُمْ
your Creator
فَٱقْتُلُوٓا۟
ve öldürün
أَنفُسَكُمْ
nefislerinizi
ذَٰلِكُمْ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ
sizin için
عِندَ
katında
بَارِئِكُمْ
yaratıcınız
فَتَابَ
tevbenizi kabul buyurmuş olur
عَلَيْكُمْ ۚ
sizin
إِنَّهُۥ
şüphesiz
هُوَ
O
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ
merhametlidir

Süleyman AteşMusa kavmine demişti ki: "Ey kavmim, sizler, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz; gelin Yaratıcınıza tevbe edin de nefislerinizi öldürün. Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. (Bu suretle O), sizin tevbenizi kabul buyurmuş olur. Çünkü O, öyle bağışlayıcı, öyle merhametlidir

2:55
وَإِذۡ قُلۡتُمۡ يَٰمُوسَىٰ لَن نُّؤۡمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهۡرَةࣰ فَأَخَذَتۡكُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ
وَإِذْ
ve hani
قُلْتُمْ
demiştiniz
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa
لَن
inanmayız
نُّؤْمِنَ
(will) we believe
لَكَ
sana
حَتَّىٰ
kadar
نَرَى
görünceye
ٱللَّهَ
Allah'ı
جَهْرَةًۭ
açıkça
فَأَخَذَتْكُمُ
derhal sizi yakalamıştı
ٱلصَّـٰعِقَةُ
yıldırım gürültüsü
وَأَنتُمْ
siz de
تَنظُرُونَ
bunu görüyordunuz

Süleyman AteşBir zaman da: "Ey Musa, biz Allah'ı açıkça görmedikçe sana inanmayız," demiştiniz de derhal sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı; siz de bunu görüyordunuz

2:56
ثُمَّ بَعَثۡنَٰكُم مِّنۢ بَعۡدِ مَوۡتِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
ثُمَّ
sonra
بَعَثْنَـٰكُم
sizi tekrar diriltmiştik
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
مَوْتِكُمْ
ölümünüzün
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz (diye)

Süleyman AteşSonra belki şükredersiniz diye sizi ölümünüzün ardından tekrar diriltmiştik

2:57
وَظَلَّلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡغَمَامَ وَأَنزَلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰۖ كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡۚ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
وَظَلَّلْنَا
ve gölgelendirdik
عَلَيْكُمُ
üstünüze
ٱلْغَمَامَ
bulutu
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَنَّ
kudret helvası
وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ
ve bıldırcın
كُلُوا۟
yeyin
مِن
güzelliklerden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
مَا
şeyleri
رَزَقْنَـٰكُمْ ۖ
rızık olarak verdiğimiz
وَمَا
ve değildi
ظَلَمُونَا
bize zulmediyor
وَلَـٰكِن
ama
كَانُوٓا۟
idiler
أَنفُسَهُمْ
kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmetmekteler

Süleyman Ateşbulutu üstünüze gölgelik çektik, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik: "Size verdiğimiz güzel rızıklardan yeyin," (dedik). Ama onlar bize değil, kendi kendilerine zulmediyorlardı

2:58
وَإِذۡ قُلۡنَا ٱدۡخُلُواْ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةَ فَكُلُواْ مِنۡهَا حَيۡثُ شِئۡتُمۡ رَغَدࣰ ا وَٱدۡخُلُواْ ٱلۡبَابَ سُجَّدࣰ ا وَقُولُواْ حِطَّةࣱ نَّغۡفِرۡ لَكُمۡ خَطَٰيَٰكُمۡۚ وَسَنَزِيدُ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَإِذْ
hani
قُلْنَا
demiştik ki
ٱدْخُلُوا۟
girin
هَـٰذِهِ
şu
ٱلْقَرْيَةَ
kente
فَكُلُوا۟
yeyin
مِنْهَا
oradan
حَيْثُ
yerde
شِئْتُمْ
dilediğiniz
رَغَدًۭا
bol bol
وَٱدْخُلُوا۟
girin
ٱلْبَابَ
kapıdan
سُجَّدًۭا
secde ederek
وَقُولُوا۟
ve deyin
حِطَّةٌۭ
hitta (ya Rabbi bizi affet)
نَّغْفِرْ
biz de bağışlayalım
لَكُمْ
sizin
خَطَـٰيَـٰكُمْ ۚ
hatalarınızı
وَسَنَزِيدُ
ve daha fazlasını vereceğiz
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananlara

Süleyman AteşDemiştik ki: "Şu kente girin, oradan dilediğiniz yerde bol bol yeyin; secde ederek kapıdan girin ve "hitta (ya Rabbi, bizi affet)" deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım, güzel davrananlara daha fazlasını da veririz

2:59 📚 2
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ قَوۡلًا غَيۡرَ ٱلَّذِي قِيلَ لَهُمۡ فَأَنزَلۡنَا عَلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ رِجۡزࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ
فَبَدَّلَ
fakat değiştirdiler
ٱلَّذِينَ
onlar ki
ظَلَمُوا۟
zalimler
قَوْلًا
bir sözle
غَيْرَ
başka
ٱلَّذِى
söylenenden
قِيلَ
was said
لَهُمْ
kendilerine
فَأَنزَلْنَا
biz de indirdik
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
zulmedenlerin
ظَلَمُوا۟
wronged
رِجْزًۭا
bir azab
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
yaptıkları
يَفْسُقُونَ
kötülüklerden

Süleyman AteşDerken o zalimler, onu, kendilerine söylenenden başka bir sözle değiştirdiler. Biz de yaptıkları kötülüklerden dolayı o zulmedenlerin üzerine gökten bir azab indirdik

2:60 📚 1
۞وَإِذِ ٱسۡتَسۡقَىٰ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ فَقُلۡنَا ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡحَجَرَۖ فَٱنفَجَرَتۡ مِنۡهُ ٱثۡنَتَا عَشۡرَةَ عَيۡنࣰ اۖ قَدۡ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسࣲ مَّشۡرَبَهُمۡۖ كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ مِن رِّزۡقِ ٱللَّهِ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
۞ وَإِذِ
hani
ٱسْتَسْقَىٰ
su istemişti
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦ
kavmi için
فَقُلْنَا
demiştik
ٱضْرِب
vur
بِّعَصَاكَ
asanla
ٱلْحَجَرَ ۖ
taşa
فَٱنفَجَرَتْ
fışkırmıştı
مِنْهُ
ondan
ٱثْنَتَا
on iki
عَشْرَةَ
twelve
عَيْنًۭا ۖ
göze (pınar)
قَدْ
elbette
عَلِمَ
bilmişti
كُلُّ
bütün
أُنَاسٍۢ
insanlar
مَّشْرَبَهُمْ ۖ
kendi içecekleri yeri
كُلُوا۟
yeyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
مِن
rızkından
رِّزْقِ
(the) provision (of)
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَا
ve (başkalarına) saldırmayın
تَعْثَوْا۟
act wickedly
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُفْسِدِينَ
bozgunculuk yaparak

Süleyman AteşBir zaman da Musa, kavmi için su istemişti; "Asanla taşa vur," demiştik. Bunun üzerine taştan on iki göze fışkırmıştı. Her bölük, kendi içecekleri pınarı bilmişti: "Allah'ın rızkından yeyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak (başkalarına) saldırmayın." (demiştik)

2:61 📚 10
وَإِذۡ قُلۡتُمۡ يَٰمُوسَىٰ لَن نَّصۡبِرَ عَلَىٰ طَعَامࣲ وَٰحِدࣲ فَٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُخۡرِجۡ لَنَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ مِنۢ بَقۡلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَاۖ قَالَ أَتَسۡتَبۡدِلُونَ ٱلَّذِي هُوَ أَدۡنَىٰ بِٱلَّذِي هُوَ خَيۡرٌۚ ٱهۡبِطُواْ مِصۡرࣰ ا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلۡتُمۡۗ وَضُرِبَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلذِّلَّةُ وَٱلۡمَسۡكَنَةُ وَبَآءُو بِغَضَبࣲ مِّنَ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَانُواْ يَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقۡتُلُونَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعۡتَدُونَ
وَإِذْ
hani
قُلْتُمْ
siz demiştiniz ki
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa
لَن
asla
نَّصْبِرَ
biz dayanamayız
عَلَىٰ
yemeğe
طَعَامٍۢ
food
وَٰحِدٍۢ
bir
فَٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُخْرِجْ
çıkarsın
لَنَا
bize
مِمَّا
şeylerden
تُنۢبِتُ
bitirdiği
ٱلْأَرْضُ
yerin
مِنۢ
sebzesinden
بَقْلِهَا
its herbs
وَقِثَّآئِهَا
ve acurundan
وَفُومِهَا
ve sarımsağından
وَعَدَسِهَا
ve mercimeğinden
وَبَصَلِهَا ۖ
ve soğanından
قَالَ
dedi ki
أَتَسْتَبْدِلُونَ
değiştirmek mi istiyorsunuz?
ٱلَّذِى
olanı
هُوَ
o
أَدْنَىٰ
daha aşağı
بِٱلَّذِى
olanla
هُوَ
o
خَيْرٌ ۚ
iyi
ٱهْبِطُوا۟
inin
مِصْرًۭا
bir şehre
فَإِنَّ
şüphesiz
لَكُم
sizin için vardır
مَّا
şeyler
سَأَلْتُمْ ۗ
istediğiniz
وَضُرِبَتْ
ve vuruldu
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
ٱلذِّلَّةُ
alçaklık
وَٱلْمَسْكَنَةُ
ve yoksulluk (damgası)
وَبَآءُو
ve uğradılar
بِغَضَبٍۢ
bir gazaba
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ
Allah
ذَٰلِكَ
işte bu
بِأَنَّهُمْ
şüphesiz öyle
كَانُوا۟
oldu
يَكْفُرُونَ
(çünkü) inkar ediyorlar
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَقْتُلُونَ
ve öldürüyorlardı
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberleri
بِغَيْرِ
etmediği halde
ٱلْحَقِّ ۗ
hak
ذَٰلِكَ
işte bu
بِمَا
sebebiyledir
عَصَوا۟
isyan etmeleri
وَّكَانُوا۟
ve oldukları
يَعْتَدُونَ
sınırı aşmış

Süleyman AteşHani siz demiştiniz ki: "Ey Musa, biz bir yemeğe dayanamayız, bizim için Rabbine du'a et de bize yerin bitirdiği sebzesinden, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın." (Musa): "İyi olanı, daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, orada size istediğiniz var," demişti. Üzerlerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu; Allah'ın gazabına uğradılar. Öyle oldu, çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. İsyanadaldıkları, sınırı aştıkları için bunu hak ettiler

2:62
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَلَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
inananlar
ءَامَنُوا۟
believed
وَٱلَّذِينَ
ve yahudiler
هَادُوا۟
became Jews
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ
ve hıristiyanlar
وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ
ve sabiiler
مَنْ
kim
ءَامَنَ
inanırsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَعَمِلَ
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا
iyi işler
فَلَهُمْ
onlar için vardır
أَجْرُهُمْ
mükafatları
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
rablerinin
وَلَا
ve yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يَحْزَنُونَ
hüzün

Süleyman AteşŞüphesiz inananlar; yahudiler, hıristiyanlar ve sabiiler(den) Allah'a ve ahiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükafat vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

2:63
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَكُمۡ وَرَفَعۡنَا فَوۡقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُواْ مَآ ءَاتَيۡنَٰكُم بِقُوَّةࣲ وَٱذۡكُرُواْ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
وَإِذْ
hani
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
sizin sözünüzü
وَرَفَعْنَا
ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ
üzerinize
ٱلطُّورَ
dağı
خُذُوا۟
tutun
مَآ
şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم
size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ
kuvvetle
وَٱذْكُرُوا۟
ve hatırlayın
مَا
şeyi
فِيهِ
içinde olan
لَعَلَّكُمْ
belki de siz
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Süleyman AteşBir zaman da sizin sözünüzü almış, üzerinize dağı kaldırmıştık: "Size verdiğimizi kuvvetle tutun, içinde olanı hatırlayın ki (azabımızdan) korunasınız," (demiştik)

2:64
ثُمَّ تَوَلَّيۡتُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَۖ فَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ لَكُنتُم مِّنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّيْتُم
dönmüştünüz
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ ۖ
bunun
فَلَوْلَا
eğer olmasaydı
فَضْلُ
iyiliği
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve merhameti
لَكُنتُم
elbette olurdunuz
مِّنَ
ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Süleyman AteşArdından yine dönmüştünüz; eğer Allah'ın size iyiliği ve merhameti olmasaydı, elbette ziyana uğrayanlardan olurdunuz

2:65
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلَّذِينَ ٱعۡتَدَوۡاْ مِنكُمۡ فِي ٱلسَّبۡتِ فَقُلۡنَا لَهُمۡ كُونُواْ قِرَدَةً خَٰسِـِٔينَ
وَلَقَدْ
ve elbette
عَلِمْتُمُ
bilmişsinizdir
ٱلَّذِينَ
haddi aşanları
ٱعْتَدَوْا۟
transgressed
مِنكُمْ
içinizden
فِى
cumartesi gününde
ٱلسَّبْتِ
the (matter of) Sabbath
فَقُلْنَا
işte dedik ki
لَهُمْ
onlara
كُونُوا۟
olun
قِرَدَةً
maymunlar
خَـٰسِـِٔينَ
aşağılık

Süleyman Ateşİçinizden, Cumartesi günü (avlanma yasağı)nı çiğneyenleri elbette bilmişsinizdir; işte onlara: "Aşağılık maymunlar olun!" dedik

2:66
فَجَعَلۡنَٰهَا نَكَٰلࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهَا وَمَا خَلۡفَهَا وَمَوۡعِظَةࣰ لِّلۡمُتَّقِينَ
فَجَعَلْنَـٰهَا
ve bunu yaptık
نَكَـٰلًۭا
ibretlik bir ceza
لِّمَا
şey için
بَيْنَ
arasındaki (önündeki)
يَدَيْهَا
onların iki eli
وَمَا
ve şey (için)
خَلْفَهَا
ardından gelen
وَمَوْعِظَةًۭ
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ
müttakiler için

Süleyman AteşVe bunu, önündekilere ve ardından geleceklere ibret bir ceza, (Allah'ın azabından) korunanlara da bir öğüt yaptık

2:67 📚 6
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُكُمۡ أَن تَذۡبَحُواْ بَقَرَةࣰۖ قَالُوٓاْ أَتَتَّخِذُنَا هُزُوࣰ اۖ قَالَ أَعُوذُ بِٱللَّهِ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡجَٰهِلِينَ
وَإِذْ
hani
قَالَ
demişti
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦٓ
kavmine
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْمُرُكُمْ
size emrediyor
أَن
kesmenizi
تَذْبَحُوا۟
you slaughter
بَقَرَةًۭ ۖ
bir inek
قَالُوٓا۟
dediler
أَتَتَّخِذُنَا
bizimle ediyor musun?
هُزُوًۭا ۖ
alay
قَالَ
dedi
أَعُوذُ
sığınırım
بِٱللَّهِ
Allah'a
أَنْ
olmaktan
أَكُونَ
I be
مِنَ
cahillerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ
the ignorant

Süleyman AteşMusa, kavmine: "Allah size bir inek kesmenizi emrediyor." demişti. "Bizimle alay mı ediyorsun?" dediler. "cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım!" dedi

2:68 📚 1
قَالُواْ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةࣱ لَّا فَارِضࣱ وَلَا بِكۡرٌ عَوَانُۢ بَيۡنَ ذَٰلِكَۖ فَٱفۡعَلُواْ مَا تُؤۡمَرُونَ
قَالُوا۟
dediler
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
ne olduğunu
هِىَ ۚ
onun
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
diyor ki
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
لَّا
olmayan
فَارِضٌۭ
yaşlı
وَلَا
ve olmayan
بِكْرٌ
körpe
عَوَانٌۢ
orta yaşlı
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ ۖ
bunun
فَٱفْعَلُوا۟
haydi yapın
مَا
şeyi
تُؤْمَرُونَ
size emredilen

Süleyman AteşBizim için Rabbine du'a et, onun ne olduğunu bize açıklasın. dediler. Dedi ki: "O diyor ki: O (inek) ne yaşlı, ne körpe, ikisinin ortasında (bir inek)tir! Haydi, size emredileni yapın

2:69
قَالُواْ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوۡنُهَاۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةࣱ صَفۡرَآءُ فَاقِعࣱ لَّوۡنُهَا تَسُرُّ ٱلنَّٰظِرِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
nedir
لَوْنُهَا ۚ
onun rengi
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
diyor
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
صَفْرَآءُ
sarı renginde
فَاقِعٌۭ
parlak
لَّوْنُهَا
onun rengi
تَسُرُّ
sevinç verir
ٱلنَّـٰظِرِينَ
bakanlara

Süleyman AteşDediler ki: "Bizim için Rabbine du'a et, renginin nasıl olduğunu açıklasın." Dedi: "O diyor ki: "Rengi parlak, sarı bir inektir, bakanlara sevinç verir

2:70
قَالُواْ ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَ إِنَّ ٱلۡبَقَرَ تَشَٰبَهَ عَلَيۡنَا وَإِنَّآ إِن شَآءَ ٱللَّهُ لَمُهۡتَدُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
nasıl bir şey olduğunu
هِىَ
onun
إِنَّ
zira
ٱلْبَقَرَ
o inek
تَشَـٰبَهَ
benzer geldi
عَلَيْنَا
bize
وَإِنَّآ
ama mutlaka biz
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
ٱللَّهُ
Allah
لَمُهْتَدُونَ
hidayeti buluruz

Süleyman AteşBizim için Rabbine du'a et, onun nasıl bir şey olduğunu bize açıklasın. Zira o inek bize (başka ineklere) benzer geldi. Ama Allah dilerse mutlaka (emredileni yapmağa) yol buluruz. dediler

2:71
قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةࣱ لَّا ذَلُولࣱ تُثِيرُ ٱلۡأَرۡضَ وَلَا تَسۡقِي ٱلۡحَرۡثَ مُسَلَّمَةࣱ لَّا شِيَةَ فِيهَاۚ قَالُواْ ٱلۡـَٰٔنَ جِئۡتَ بِٱلۡحَقِّۚ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُواْ يَفۡعَلُونَ
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
şöyle diyor
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
لَّا
olmayan
ذَلُولٌۭ
boyundurluk altında
تُثِيرُ
sürmek için
ٱلْأَرْضَ
yeri
وَلَا
ve sulamaz
تَسْقِى
water
ٱلْحَرْثَ
ekin
مُسَلَّمَةٌۭ
kusursuz
لَّا
yoktur
شِيَةَ
hiçbir alacası
فِيهَا ۚ
onda
قَالُوا۟
dediler
ٱلْـَٔـٰنَ
işte şimdi
جِئْتَ
getirdin
بِٱلْحَقِّ ۚ
doğruyu
فَذَبَحُوهَا
ve boğazladılar onu
وَمَا
az daha
كَادُوا۟
they were near
يَفْعَلُونَ
yapmayacaklardı

Süleyman AteşDedi: "O şöyle diyor: O, henüz boyundurluk altına alınmamış bir inektir. Yeri sürmez, ekin sulamaz. Salma, (çifte koşulmamış) hiç alacası yok." "İşte şimdi gerçeği getirdin" deyip ineği boğazladılar; az daha yapmayacaklardı

2:72
وَإِذۡ قَتَلۡتُمۡ نَفۡسࣰ ا فَٱدَّٰرَٰٔتُمۡ فِيهَاۖ وَٱللَّهُ مُخۡرِجࣱ مَّا كُنتُمۡ تَكۡتُمُونَ
وَإِذْ
hani
قَتَلْتُمْ
siz öldürmüştünüz
نَفْسًۭا
bir adam
فَٱدَّٰرَْٰٔتُمْ
birbirinizle atışmıştınız
فِيهَا ۖ
onun hakkında
وَٱللَّهُ
oysa Allah
مُخْرِجٌۭ
ortaya çıkarıcıdır
مَّا
şeyi
كُنتُمْ
olduğunuz
تَكْتُمُونَ
gizlemiş

Süleyman AteşHani siz bir adam öldürmüştünüz de onun (katili) hakkında birbirinizle atışmıştınız; oysa Allah, gizlediğinizi ortaya çıkaracaktı

2:73
فَقُلۡنَا ٱضۡرِبُوهُ بِبَعۡضِهَاۚ كَذَٰلِكَ يُحۡيِ ٱللَّهُ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَيُرِيكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
فَقُلْنَا
dedik ki
ٱضْرِبُوهُ
vurun ona (öldürülene)
بِبَعْضِهَا ۚ
(ineğin) bir parçasıyla
كَذَٰلِكَ
işte böylece
يُحْىِ
diriltir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
وَيُرِيكُمْ
ve size gösterir
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
düşünürsünüz

Süleyman AteşOnun için "(ineğin) bir parçasıyla o (öldürülene) vurun." demiştik. İşte Allah böylece ölüleri diriltir, size ayetlerini gösterir ki düşünesiniz

2:74 📚 5
ثُمَّ قَسَتۡ قُلُوبُكُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ فَهِيَ كَٱلۡحِجَارَةِ أَوۡ أَشَدُّ قَسۡوَةࣰۚ وَإِنَّ مِنَ ٱلۡحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنۡهُ ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ وَإِنَّ مِنۡهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخۡرُجُ مِنۡهُ ٱلۡمَآءُۚ وَإِنَّ مِنۡهَا لَمَا يَهۡبِطُ مِنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
ثُمَّ
sonra yine
قَسَتْ
katılaştı
قُلُوبُكُم
kalbleriniz
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
فَهِىَ
şimdi onlar
كَٱلْحِجَارَةِ
taş gibi
أَوْ
hatta
أَشَدُّ
daha da
قَسْوَةًۭ ۚ
katıdır
وَإِنَّ
çünkü
مِنَ
öyle taş
ٱلْحِجَارَةِ
the stones
لَمَا
var ki
يَتَفَجَّرُ
fışkırır
مِنْهُ
içinden
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ
ırmaklar
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنْهَا
öylesi de
لَمَا
var ki
يَشَّقَّقُ
çatlayıverir de
فَيَخْرُجُ
çıkar
مِنْهُ
ondan
ٱلْمَآءُ ۚ
su
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنْهَا
ondan
لَمَا
öylesi de var ki
يَهْبِطُ
aşağı yuvarlanır
مِنْ
korkusundan
خَشْيَةِ
fear
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Süleyman AteşSonra bunun ardından yine kalbleriniz katılaştı; şimdi onlar, taş gibi, hatta daha da katıdır. Çünkü öyle taş var ki, içinden ırmaklar fışkırır; öylesi var ki, çatlar da bağrından su kaynar, öylesi de var ki, Allah korkusundan aşağı düşer. Allah, yaptıklarınızı bilmez değildir

2:75 📚 1
۞أَفَتَطۡمَعُونَ أَن يُؤۡمِنُواْ لَكُمۡ وَقَدۡ كَانَ فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۡ يَسۡمَعُونَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُۥ مِنۢ بَعۡدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ
۞ أَفَتَطْمَعُونَ
umuyor musunuz?
أَن
ki
يُؤْمِنُوا۟
inanacaklar
لَكُمْ
size
وَقَدْ
oysa
كَانَ
vardı ki
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُمْ
bunlardan
يَسْمَعُونَ
işitirlerdi de
كَلَـٰمَ
sözünü
ٱللَّهِ
Allah'ın
ثُمَّ
sonra
يُحَرِّفُونَهُۥ
onu değiştirirlerdi
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
مَا
düşünüp akıl erdirdikten
عَقَلُوهُ
they understood it
وَهُمْ
ve onlar
يَعْلَمُونَ
bildikleri halde

Süleyman AteşŞimdi (ey mü'minler) siz, bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Oysa bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra, bile bile onu değiştirirlerdi

2:76
وَإِذَا لَقُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعۡضُهُمۡ إِلَىٰ بَعۡضࣲ قَالُوٓاْ أَتُحَدِّثُونَهُم بِمَا فَتَحَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمۡ لِيُحَآجُّوكُم بِهِۦ عِندَ رَبِّكُمۡۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
وَإِذَا
zaman
لَقُوا۟
rastladıkları
ٱلَّذِينَ
kimselerle
ءَامَنُوا۟
inanan
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
وَإِذَا
zaman
خَلَا
yalnız kaldıkları
بَعْضُهُمْ
onların bazısı
إِلَىٰ
bazısına
بَعْضٍۢ
some (others)
قَالُوٓا۟
derler
أَتُحَدِّثُونَهُم
onlara haber mi veriyorsunuz
بِمَا
şeyleri
فَتَحَ
açtığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
لِيُحَآجُّوكُم
sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar
بِهِۦ
onu
عِندَ
katında
رَبِّكُمْ ۚ
Rabbiniz
أَفَلَا
Aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
understand

Süleyman Ateşİnananlara rastladıkları zaman: "İnandık" derler; birbirleriyle yalnız kaldıkları zaman: "Allah'ın size açtığını onlara söylüyorsunuz ki, onu Rabbiniz katında sizin aleyhinizde delil olarak mı kullansınlar? Aklınızı kullanmıyor musunuz?" derler

2:77 📚 1
أَوَلَا يَعۡلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ
أَوَلَا
bilmiyorlar mı ki?
يَعْلَمُونَ
they know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
يُسِرُّونَ
onların gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ
açığa vurdukları

Süleyman AteşBilmiyorlar mı ki, Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını biliyor

2:78
وَمِنۡهُمۡ أُمِّيُّونَ لَا يَعۡلَمُونَ ٱلۡكِتَٰبَ إِلَّآ أَمَانِيَّ وَإِنۡ هُمۡ إِلَّا يَظُنُّونَ
وَمِنْهُمْ
onların içinde vardır
أُمِّيُّونَ
ümmiler
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
إِلَّآ
dışında
أَمَانِىَّ
kuruntuları
وَإِنْ
onlar
هُمْ
they
إِلَّا
sadece
يَظُنُّونَ
zannediyorlar

Süleyman AteşOnların içinde bir de ümmiler var ki, Kitabı bilmezler, bütün bildikleri birtakım kuruntular(yahut kulaktan dolma şeyler)dir; onlar sadece zannediyorlar

2:79 📚 4
فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ يَكۡتُبُونَ ٱلۡكِتَٰبَ بِأَيۡدِيهِمۡ ثُمَّ يَقُولُونَ هَٰذَا مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ لِيَشۡتَرُواْ بِهِۦ ثَمَنࣰ ا قَلِيلࣰ اۖ فَوَيۡلࣱ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتۡ أَيۡدِيهِمۡ وَوَيۡلࣱ لَّهُم مِّمَّا يَكۡسِبُونَ
فَوَيْلٌۭ
vay haline
لِّلَّذِينَ
o kimselerin ki
يَكْتُبُونَ
yazıyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِأَيْدِيهِمْ
elleriyle
ثُمَّ
sonra
يَقُولُونَ
diyorlar
هَـٰذَا
bu
مِنْ
katındandır
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
لِيَشْتَرُوا۟
satmak için
بِهِۦ
onu
ثَمَنًۭا
paraya
قَلِيلًۭا ۖ
azıcık
فَوَيْلٌۭ
vay haline
لَّهُم
onların
مِّمَّا
ötürü
كَتَبَتْ
yazdığından
أَيْدِيهِمْ
ellerinin
وَوَيْلٌۭ
vay haline
لَّهُم
onların
مِّمَّا
ötürü
يَكْسِبُونَ
kazandıklarından

Süleyman AteşVay haline o kimselerin ki, Kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak için, "Bu Allah katındandır," derler! Ellerinin yazdığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların

2:80 📚 1
وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامࣰ ا مَّعۡدُودَةࣰۚ قُلۡ أَتَّخَذۡتُمۡ عِندَ ٱللَّهِ عَهۡدࣰ ا فَلَن يُخۡلِفَ ٱللَّهُ عَهۡدَهُۥٓۖ أَمۡ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
وَقَالُوا۟
Bir de dediler ki
لَن
asla
تَمَسَّنَا
bize dokunmayacaktır
ٱلنَّارُ
ateş
إِلَّآ
dışında
أَيَّامًۭا
gün
مَّعْدُودَةًۭ ۚ
sayılı birkaç
قُلْ
De ki
أَتَّخَذْتُمْ
aldınız mı?
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
عَهْدًۭا
bir söz (bu hususta)
فَلَن
öyleyse
يُخْلِفَ
dönmez
ٱللَّهُ
Allah
عَهْدَهُۥٓ ۖ
sözünden
أَمْ
yoksa
تَقُولُونَ
söylüyorsunuz
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مَا
bir şey
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Süleyman AteşBir de dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacaktır." De ki: "Allah'tan (bu hususta) bir söz mü aldınız. şayet öyle ise Allah verdiği sözden dönmez-yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz

2:81
بَلَىٰۚ مَن كَسَبَ سَيِّئَةࣰ وَأَحَٰطَتۡ بِهِۦ خَطِيٓـَٔتُهُۥ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
بَلَىٰ
evet
مَن
kim
كَسَبَ
kazanır
سَيِّئَةًۭ
bir günah
وَأَحَـٰطَتْ
ve kuşatmış olursa
بِهِۦ
kendisini
خَطِيٓـَٔتُهُۥ
suçu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Süleyman AteşEvet kim bir günah kazanır da suçu kendisini kuşatmış olursa işte onlar, ateş halkıdır, orada sürekli kalacaklardır

2:82
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
yararlı işler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar da
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلْجَنَّةِ ۖ
cennet
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Süleyman Ateşİnanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar da cennet halkıdır, orada sürekli kalacaklardır

2:83
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ لَا تَعۡبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَانࣰ ا وَذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسۡنࣰ ا وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ ثُمَّ تَوَلَّيۡتُمۡ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّنكُمۡ وَأَنتُم مُّعۡرِضُونَ
وَإِذْ
ve hani
أَخَذْنَا
biz almıştık
مِيثَـٰقَ
bir söz
بَنِىٓ
oğullarından
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
لَا
kulluk etmeyeceksiniz
تَعْبُدُونَ
you will worship
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ
ve anaya-babaya
إِحْسَانًۭا
iyilik edeceksiniz
وَذِى
ve
ٱلْقُرْبَىٰ
yakınlara
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullara
وَقُولُوا۟
ve söyleyin
لِلنَّاسِ
insanlara
حُسْنًۭا
güzel söz
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّيْتُمْ
döndünüz
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azınız
مِّنكُمْ
sizden olan
وَأَنتُم
ve siz
مُّعْرِضُونَ
yüz çeviriyorsunuz

Süleyman AteşBiz İsrail oğullarından şöyle söz almıştık: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, anaya-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekatı verin!" Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz; hala da yüz çevirip duruyorsunuz

2:84
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَكُمۡ لَا تَسۡفِكُونَ دِمَآءَكُمۡ وَلَا تُخۡرِجُونَ أَنفُسَكُم مِّن دِيَٰرِكُمۡ ثُمَّ أَقۡرَرۡتُمۡ وَأَنتُمۡ تَشۡهَدُونَ
وَإِذْ
hani
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
sizden kesin söz
لَا
dökmeyeceksiniz
تَسْفِكُونَ
will you shed
دِمَآءَكُمْ
birbirinizin kanını
وَلَا
çıkarmayacaksınız
تُخْرِجُونَ
(will) evict
أَنفُسَكُم
birbirinizi
مِّن
yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُمْ
your homes
ثُمَّ
sonra
أَقْرَرْتُمْ
kabul etmiştiniz
وَأَنتُمْ
ve siz
تَشْهَدُونَ
şahidsiniz

Süleyman AteşBirbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız? diye sizden kesin söz almıştık; göre göre bunu kabul etmiştiniz

2:85
ثُمَّ أَنتُمۡ هَٰٓؤُلَآءِ تَقۡتُلُونَ أَنفُسَكُمۡ وَتُخۡرِجُونَ فَرِيقࣰ ا مِّنكُم مِّن دِيَٰرِهِمۡ تَظَٰهَرُونَ عَلَيۡهِم بِٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِ وَإِن يَأۡتُوكُمۡ أُسَٰرَىٰ تُفَٰدُوهُمۡ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيۡكُمۡ إِخۡرَاجُهُمۡۚ أَفَتُؤۡمِنُونَ بِبَعۡضِ ٱلۡكِتَٰبِ وَتَكۡفُرُونَ بِبَعۡضࣲۚ فَمَا جَزَآءُ مَن يَفۡعَلُ ذَٰلِكَ مِنكُمۡ إِلَّا خِزۡيࣱ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يُرَدُّونَ إِلَىٰٓ أَشَدِّ ٱلۡعَذَابِۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
ثُمَّ
Ama
أَنتُمْ
siz
هَـٰٓؤُلَآءِ
öldürüyorsunuz
تَقْتُلُونَ
(who) kill
أَنفُسَكُمْ
birbirinizi
وَتُخْرِجُونَ
ve çıkarıyorsunuz
فَرِيقًۭا
bir grubu
مِّنكُم
sizden
مِّن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
تَظَـٰهَرُونَ
birleşiyorsunuz
عَلَيْهِم
onlara karşı
بِٱلْإِثْمِ
günah
وَٱلْعُدْوَٰنِ
ve düşmanlıkla
وَإِن
ve eğer
يَأْتُوكُمْ
size geldiklerinde
أُسَـٰرَىٰ
esir olarak
تُفَـٰدُوهُمْ
fidyelerini veriyorsunuz
وَهُوَ
ve o
مُحَرَّمٌ
yasaklanmış iken
عَلَيْكُمْ
size
إِخْرَاجُهُمْ ۚ
onları çıkarmak
أَفَتُؤْمِنُونَ
yoksa siz inanıyorsunuz da
بِبَعْضِ
bir kısmına
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
وَتَكْفُرُونَ
inkar mı ediyorsunuz
بِبَعْضٍۢ ۚ
bir kısmını
فَمَا
nedir?
جَزَآءُ
cezası
مَن
kimsenin
يَفْعَلُ
yapan
ذَٰلِكَ
bunu
مِنكُمْ
sizden
إِلَّا
başka
خِزْىٌۭ
rezil olmaktan
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَيَوْمَ
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يُرَدُّونَ
onlar itilirler
إِلَىٰٓ
en şiddetlisine
أَشَدِّ
(the) most severe
ٱلْعَذَابِ ۗ
azabın
وَمَا
değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Süleyman AteşAma siz yine birbirinizi öldürüyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz; onlara karşı günah ve düşmanlık yapmakta birleşiyorsunuz, onları çıkarmak size yasaklanmış iken (çıkarıyorsunuz, sonra da) esir olarak geldiklerinde fidyelerini veriyor (kurtarıyor)sunuz. Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka nedir? Kıyamet gününde de (onlar) azabın en şiddetlisine itilirler. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir

2:86 📚 3
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا بِٱلۡأٓخِرَةِۖ فَلَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟
satın alan
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahireti verip
فَلَا
hiç hafifletilmez
يُخَفَّفُ
will be lightened
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابُ
azab
وَلَا
ve hiç
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
yardım edilmez

Süleyman Ateşİşte onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Onlardan azab hiç hafifletilmez ve onlara hiç yardım edilmez

2:87
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَقَفَّيۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ بِٱلرُّسُلِۖ وَءَاتَيۡنَا عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدۡنَٰهُ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِۗ أَفَكُلَّمَا جَآءَكُمۡ رَسُولُۢ بِمَا لَا تَهۡوَىٰٓ أَنفُسُكُمُ ٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡ فَفَرِيقࣰ ا كَذَّبۡتُمۡ وَفَرِيقࣰ ا تَقۡتُلُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَقَفَّيْنَا
birbiri ardınca gönderdik
مِنۢ
arkasından
بَعْدِهِۦ
after him
بِٱلرُّسُلِ ۖ
peygamberler
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
عِيسَى
Îsa'ya
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ
ve onu destekledik
بِرُوحِ
Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs)
ٱلْقُدُسِ ۗ
Kudüs (Ruh'ül-Kudüs)
أَفَكُلَّمَا
öyle mi?
جَآءَكُمْ
size gelse
رَسُولٌۢ
bir peygamber
بِمَا
şey ile
لَا
istemediği
تَهْوَىٰٓ
desire
أَنفُسُكُمُ
canınızın;
ٱسْتَكْبَرْتُمْ
büyüklük taslayarak
فَفَرِيقًۭا
kimini
كَذَّبْتُمْ
yalanlayacak
وَفَرِيقًۭا
kimini de
تَقْتُلُونَ
öldüreceksiniz

Süleyman AteşAndolsun, Musa'ya Kitabı verdik, arkasından peygamberler gönderdik. Meryem oğlu Îsa'ya da açık deliller verdik ve onu Ruh'ül-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Ne zaman ki, bir peygamber, size canınızın istemediği bir şey getirdiyse büyüklük taslamadınız mı? Kimini yalanladınız, kimini de öldürüyordunuz

2:88
وَقَالُواْ قُلُوبُنَا غُلۡفُۢۚ بَل لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفۡرِهِمۡ فَقَلِيلࣰ ا مَّا يُؤۡمِنُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
قُلُوبُنَا
kalblerimiz
غُلْفٌۢ ۚ
perdelidir
بَل
bilakis
لَّعَنَهُمُ
onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
بِكُفْرِهِمْ
inkarlarından dolayı
فَقَلِيلًۭا
artık çok az
مَّا
inanırlar
يُؤْمِنُونَ
they believe

Süleyman AteşKalblerimiz, perdelidir, dediler. Hayır, ama inkarlarından dolayı Allah onları la'netlemiştir, artık çok az inanırlar

2:89 📚 8
وَلَمَّا جَآءَهُمۡ كِتَٰبࣱ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقࣱ لِّمَا مَعَهُمۡ وَكَانُواْ مِن قَبۡلُ يَسۡتَفۡتِحُونَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَلَمَّا جَآءَهُم مَّا عَرَفُواْ كَفَرُواْ بِهِۦۚ فَلَعۡنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَلَمَّا
Ne zaman ki
جَآءَهُمْ
onlara geldi
كِتَـٰبٌۭ
bir Kitap (Kur'an)
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
مُصَدِّقٌۭ
doğrulayıcı
لِّمَا
şeyi
مَعَهُمْ
yanlarında bulunan (Tevrat)ı
وَكَانُوا۟
ve idiler
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
يَسْتَفْتِحُونَ
yardım istedikleri
عَلَى
karşı
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden
فَلَمَّا
ne zaman
جَآءَهُم
kendilerine gelince
مَّا
şey
عَرَفُوا۟
o bildikleri (Kur'an)
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
بِهِۦ ۚ
onu
فَلَعْنَةُ
artık la'neti
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَى
üzerine olsun!
ٱلْكَـٰفِرِينَ
inkarcıların

Süleyman AteşNe zaman ki, onlara Allah katından, yanlarında bulunan (Tevrat)ı doğrulayıcı bir Kitap (Kur'an) geldi, daha önce inkar edenlere karşı yardım isteyip dururlarken o bildikleri (Kur'an) kendilerine gelince onu inkar ettiler; artık Allah'ın la'neti, inkarcıların üzerine olsun

2:90 📚 1
بِئۡسَمَا ٱشۡتَرَوۡاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمۡ أَن يَكۡفُرُواْ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بَغۡيًا أَن يُنَزِّلَ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۖ فَبَآءُو بِغَضَبٍ عَلَىٰ غَضَبࣲۚ وَلِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏
بِئْسَمَا
ne kötüdür
ٱشْتَرَوْا۟
sattıkları şey
بِهِۦٓ
onunla
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
أَن
için
يَكْفُرُوا۟
inkar etmek
بِمَآ
şeyi
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
بَغْيًا
çekemeyerek
أَن
(vahiy) indirmesini
يُنَزِّلَ
sends down
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Grace
عَلَىٰ
üzerine
مَن
kimsenin
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ
His servants
فَبَآءُو
uğradılar
بِغَضَبٍ
gazab
عَلَىٰ
üstüne
غَضَبٍۢ ۚ
gazaba
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
ve inkar edenler için
عَذَابٌۭ
bir azab vardır
مُّهِينٌۭ
alçaltıcı

Süleyman AteşAllah'ın, kullarından dilediğine lutfuyla (vahiy) indirmesini çekemeyerek, Allah'ın indirdiğini inkar etmek için kendilerini ne alçak şeye sattılar da gazab üstüne gazaba uğradılar. İnkar edenler için alçaltıcı bir azab vardır

2:91 📚 1
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ ءَامِنُواْ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُواْ نُؤۡمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيۡنَا وَيَكۡفُرُونَ بِمَا وَرَآءَهُۥ وَهُوَ ٱلۡحَقُّ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا مَعَهُمۡۗ قُلۡ فَلِمَ تَقۡتُلُونَ أَنۢبِيَآءَ ٱللَّهِ مِن قَبۡلُ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
ءَامِنُوا۟
inanın
بِمَآ
şeye
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
قَالُوا۟
derler
نُؤْمِنُ
inanırız
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
عَلَيْنَا
bize
وَيَكْفُرُونَ
ve inkar ederler
بِمَا
şeyi
وَرَآءَهُۥ
ondan sonra gelen
وَهُوَ
halbuki o
ٱلْحَقُّ
haktır
مُصَدِّقًۭا
doğrulayan
لِّمَا
şeyi
مَعَهُمْ ۗ
yanlarında bulunan
قُلْ
de ki
فَلِمَ
neden?
تَقْتُلُونَ
öldürüyordunuz
أَنۢبِيَآءَ
peygamberlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
إِن
gerçekten
كُنتُم
idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Süleyman AteşOnlara: "Allah'ın indirdiğine inanın!" denilse, "Bize indirilene inanırız." derler, ötesini kabul etmezler. Halbuki o, kendi yanlarında bulunanı doğrulayıcı bir gerçektir. De ki: "Gerçekten inanıyor idiyseniz neden daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz

2:92
۞وَلَقَدۡ جَآءَكُم مُّوسَىٰ بِٱلۡبَيِّنَٰتِ ثُمَّ ٱتَّخَذۡتُمُ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَنتُمۡ ظَٰلِمُونَ
۞ وَلَقَدْ
Andolsun
جَآءَكُم
size gelmişti
مُّوسَىٰ
Musa
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
apaçık delillerle
ثُمَّ
sonra
ٱتَّخَذْتُمُ
(ilah) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
مِنۢ
ardından
بَعْدِهِۦ
after him
وَأَنتُمْ
ve siz
ظَـٰلِمُونَ
zalimler olarak

Süleyman AteşAndolsun Musa, size açık deliller getirmişti, sonra onun ardından tuttunuz buzağıya taptınız; siz öyle zalimlersiniz işte

2:93
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَكُمۡ وَرَفَعۡنَا فَوۡقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُواْ مَآ ءَاتَيۡنَٰكُم بِقُوَّةࣲ وَٱسۡمَعُواْۖ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَعَصَيۡنَا وَأُشۡرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ ٱلۡعِجۡلَ بِكُفۡرِهِمۡۚ قُلۡ بِئۡسَمَا يَأۡمُرُكُم بِهِۦٓ إِيمَٰنُكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَإِذْ
hani bir zaman
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
kesin sözünüzü
وَرَفَعْنَا
ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ
üzerinize
ٱلطُّورَ
Tur(dağın)ı
خُذُوا۟
tutun
مَآ
şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم
size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ
kuvvetle
وَٱسْمَعُوا۟ ۖ
dinleyin (demiştik)
قَالُوا۟
dediler
سَمِعْنَا
dinledik
وَعَصَيْنَا
ve isyan ettik
وَأُشْرِبُوا۟
ve içirildi
فِى
kalblerine
قُلُوبِهِمُ
their hearts
ٱلْعِجْلَ
buzağı (sevgisi)
بِكُفْرِهِمْ ۚ
inkarlarıyla
قُلْ
de ki
بِئْسَمَا
ne kötü şey
يَأْمُرُكُم
size emrediyor
بِهِۦٓ
onunla
إِيمَـٰنُكُمْ
imanınız
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanan kimseler

Süleyman AteşBir zaman üzerinize Tur(dağın)ı kaldırıp sizden kesin söz almıştık: "Size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun, dinleyin!" (demiştik). "Dinledik ve isyan ettik." dediler. İnkarlarıyla kalblerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: "Eğer inanan kimseler iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor

2:94 📚 3
قُلۡ إِن كَانَتۡ لَكُمُ ٱلدَّارُ ٱلۡأٓخِرَةُ عِندَ ٱللَّهِ خَالِصَةࣰ مِّن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
قُلْ
de ki
إِن
eğer
كَانَتْ
ise
لَكُمُ
size ait
ٱلدَّارُ
yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةُ
ahiret
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
خَالِصَةًۭ
gerçekten
مِّن
(değil de)
دُونِ
başkasının
ٱلنَّاسِ
insanlardan
فَتَمَنَّوُا۟
haydi temenni edin
ٱلْمَوْتَ
ölümü
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
sözünüzde doğru

Süleyman AteşDe ki: "Eğer (dilediğiniz gibi) gerçekten Allah katında ahiret yurdu kimsenin değil, yalnız sizin ise, sözünüzde doğru iseniz, haydi ölümü temenni edin

2:95
وَلَن يَتَمَنَّوۡهُ أَبَدَۢا بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
وَلَن
fakat (ölümü) istemezler
يَتَمَنَّوْهُ
they wish for it
أَبَدًۢا
asla
بِمَا
dolayı
قَدَّمَتْ
yapıp sunduğu işlerden
أَيْدِيهِمْ ۗ
ellerinin
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Süleyman AteşFakat ellerinin yapıp öne sürdüğü işlerden dolayı ölümü asla istemezler, Allah zalimleri bilir

2:96 📚 1
وَلَتَجِدَنَّهُمۡ أَحۡرَصَ ٱلنَّاسِ عَلَىٰ حَيَوٰةࣲ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواْۚ يَوَدُّ أَحَدُهُمۡ لَوۡ يُعَمَّرُ أَلۡفَ سَنَةࣲ وَمَا هُوَ بِمُزَحۡزِحِهِۦ مِنَ ٱلۡعَذَابِ أَن يُعَمَّرَۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ
وَلَتَجِدَنَّهُمْ
onları bulursun
أَحْرَصَ
en düşkünü
ٱلنَّاسِ
insanların
عَلَىٰ
hayata
حَيَوٰةٍۢ
life
وَمِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
أَشْرَكُوا۟ ۚ
ortak koşan(lar)
يَوَدُّ
ister
أَحَدُهُمْ
her biri
لَوْ
olsa
يُعَمَّرُ
yaşatılmasını
أَلْفَ
bin
سَنَةٍۢ
yıl
وَمَا
ve değildir
هُوَ
o
بِمُزَحْزِحِهِۦ
onu uzaklaştıracak
مِنَ
azabdan
ٱلْعَذَابِ
the punishment
أَن
oysa
يُعَمَّرَ ۗ
(o kadar) yaşaması
وَٱللَّهُ
Allah
بَصِيرٌۢ
görüyor
بِمَا
şeyleri
يَعْمَلُونَ
yaptıkları

Süleyman AteşOnları, insanların hayata en düşkünü, ortak koşanlardan daha tutkunu bulursun; her biri, bin yıl yaşatılmasını ister. Oysa yaşatılması, onu azabdan uzaklaştıracak değildir. Allah ne yaptıklarını görüyor

2:97
قُلۡ مَن كَانَ عَدُوࣰّ ا لِّـجِبۡرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلۡبِكَ بِإِذۡنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَهُدࣰ ى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
قُلْ
de ki
مَن
kim
كَانَ
ise (bilsin ki)
عَدُوًّۭا
düşmandır
لِّجِبْرِيلَ
Cebrail'e
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
نَزَّلَهُۥ
onu indirmiştir
عَلَىٰ
kalbine
قَلْبِكَ
your heart
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
kendinden öncekileri
بَيْنَ
(was)
يَدَيْهِ
before it
وَهُدًۭى
ve hidayet
وَبُشْرَىٰ
ve müjdeci
لِلْمُؤْمِنِينَ
inananlar için

Süleyman AteşDe ki: "Allah'ın izniyle Kur'an'ı kendinden öncekini doğrulayıcı ve inananlara yol gösterici ve müjdeci olarak senin kalbine indirdiği için, kim Cebrail'e düşman olursa

2:98
مَن كَانَ عَدُوࣰّ ا لِّلَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَجِبۡرِيلَ وَمِيكَىٰلَ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَدُوࣱّ لِّلۡكَٰفِرِينَ
مَن
kim
كَانَ
ise
عَدُوًّۭا
düşman
لِّلَّهِ
Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ
ve meleklerine
وَرُسُلِهِۦ
ve resullerine
وَجِبْرِيلَ
ve Cebrail'e
وَمِيكَىٰلَ
ve Mikail'e
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah da
عَدُوٌّۭ
düşmanıdır
لِّلْكَـٰفِرِينَ
inkar edenlerin

Süleyman Ateş(Evet) kim Allah'a, meleklerine, elçilere, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır

2:99
وَلَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲۖ وَمَا يَكۡفُرُ بِهَآ إِلَّا ٱلۡفَٰسِقُونَ
وَلَقَدْ
andolsun
أَنزَلْنَآ
indirdik
إِلَيْكَ
sana
ءَايَـٰتٍۭ
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ
apaçık
وَمَا
ve etmez
يَكْفُرُ
inkar
بِهَآ
onları
إِلَّا
başkası
ٱلْفَـٰسِقُونَ
fasıklardan

Süleyman AteşAndolsun, sana apaçık ayetler indirdik, onları yoldan çıkmışlardan başkası inkar etmez

2:100
أَوَكُلَّمَا عَٰهَدُواْ عَهۡدࣰ ا نَّبَذَهُۥ فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
أَوَكُلَّمَا
ne zaman
عَـٰهَدُوا۟
anlaştılarsa
عَهْدًۭا
ahitle
نَّبَذَهُۥ
onu bozdular
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُم ۚ
onlardan
بَلْ
zaten
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe

Süleyman AteşNe zaman bir ahit (andlaşma) yaptılarsa, onlardan bir grup o ahdi bozup atmadı mı? Zaten çokları inanmazlar

2:101 📚 2
وَلَمَّا جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقࣱ لِّمَا مَعَهُمۡ نَبَذَ فَرِيقࣱ مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمۡ كَأَنَّهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَلَمَّا
ne zaman
جَآءَهُمْ
onlara geldiyse
رَسُولٌۭ
bir elçi
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah'ın
مُصَدِّقٌۭ
doğrulayan
لِّمَا
şeyleri
مَعَهُمْ
yanlarındaki
نَبَذَ
attılar
فَرِيقٌۭ
bir gurup
مِّنَ
kendilerine
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ
kitap
كِتَـٰبَ
kitabı
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَرَآءَ
arkasına
ظُهُورِهِمْ
sırtlarının
كَأَنَّهُمْ
sanki gibi
لَا
bilmiyorlarmış
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşAllah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı doğrulayıcı bir elçi gelince, Kitap verilmiş olanlardan bir grup, Allah'ın Kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi, sırtlarının arkasına attılar

2:102 📚 3
وَٱتَّبَعُواْ مَا تَتۡلُواْ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلۡكِ سُلَيۡمَٰنَۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيۡمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحۡرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلۡمَلَكَيۡنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنۡ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحۡنُ فِتۡنَةࣱ فَلَا تَكۡفُرۡۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنۡهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيۡنَ ٱلۡمَرۡءِ وَزَوۡجِهِۦۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنۡ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمۡ وَلَا يَنفَعُهُمۡۚ وَلَقَدۡ عَلِمُواْ لَمَنِ ٱشۡتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنۡ خَلَٰقࣲۚ وَلَبِئۡسَ مَا شَرَوۡاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمۡۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
وَٱتَّبَعُوا۟
ve uydular
مَا
şeye
تَتْلُوا۟
uydurduğu
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanların
عَلَىٰ
hakkında
مُلْكِ
mülkü
سُلَيْمَـٰنَ ۖ
Süleyman'ın
وَمَا
küfre girmedi
كَفَرَ
disbelieved
سُلَيْمَـٰنُ
Süleyman
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلشَّيَـٰطِينَ
şeytanlar
كَفَرُوا۟
küfre girdiler
يُعَلِّمُونَ
öğreterek
ٱلنَّاسَ
insanlara
ٱلسِّحْرَ
sihri
وَمَآ
ve şeyi
أُنزِلَ
indirilen
عَلَى
iki meleğe
ٱلْمَلَكَيْنِ
the two angels
بِبَابِلَ
Babil'de
هَـٰرُوتَ
Harut
وَمَـٰرُوتَ ۚ
ve Marut (isimli)
وَمَا
onlar öğretmezlerdi
يُعَلِّمَانِ
they both teach
مِنْ
hiç kimseye
أَحَدٍ
one
حَتَّىٰ
demedikçe
يَقُولَآ
they [both] say
إِنَّمَا
şüphesiz
نَحْنُ
biz
فِتْنَةٌۭ
fitneyiz
فَلَا
sakın küfre girmeyin
تَكْفُرْ ۖ
disbelieve
فَيَتَعَلَّمُونَ
fakat öğreniyorlardı
مِنْهُمَا
bunlardan
مَا
şeyi
يُفَرِّقُونَ
ayıran
بِهِۦ
onunla
بَيْنَ
arasını
ٱلْمَرْءِ
eşi
وَزَوْجِهِۦ ۚ
ve karısının
وَمَا
ve değildir
هُم
ama onlar
بِضَآرِّينَ
zarar veriyor
بِهِۦ
onunla
مِنْ
hiç kimseye
أَحَدٍ
one
إِلَّا
başka
بِإِذْنِ
izninden
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَيَتَعَلَّمُونَ
onlar öğreniyorlardı
مَا
şeyi
يَضُرُّهُمْ
zarar veren
وَلَا
değil
يَنفَعُهُمْ ۚ
yarar vereni
وَلَقَدْ
andolsun
عَلِمُوا۟
gayet iyi biliyorlardı ki
لَمَنِ
kimsenin
ٱشْتَرَىٰهُ
onu satın alan
مَا
yoktur
لَهُۥ
onun
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِنْ
bir nasibi
خَلَـٰقٍۢ ۚ
share
وَلَبِئْسَ
ve ne kötüdür
مَا
şey
شَرَوْا۟
sattıkları
بِهِۦٓ
onunla
أَنفُسَهُمْ ۚ
kendilerini
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
(bunu) bilselerdi!
يَعْلَمُونَ
(to) know

Süleyman AteşSüleyman'ın hükümdarlığı hakkında onlar, şeytanların uydurdukları sözlere uydular (Süleyman'ın, büyü yaparak saltanatını kazandığını söyleyen şeytan ruhlu insanlara uyup, Süleyman'ın büyücü olduğuna inandılar). Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre gitmemişti. Fakat o şeytanlar küfre gittiler: İnsanlara büyü ve Babil'de Harut ve Marut adlı melekler(den ilham alan iki kişiy)e indirileni öğretiyorlar. Halbuki onlar: "Biz bir fitneyiz (sizin için bir sınavız), sakın, küfre gitme(yin)!" demedikçe kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat bunlar, onlardan, erkekle karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Ama, onlar, Allah'ın izni olmadan onunla hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine yarar vereni değil, zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun, onu sat(ıp onunla çıkar sağlay)anın, ahirette bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Vicdanlarını sattıkları şey ne kötüdür, keşke (bunu) bilselerdi

2:103
وَلَوۡ أَنَّهُمۡ ءَامَنُواْ وَٱتَّقَوۡاْ لَمَثُوبَةࣱ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ خَيۡرࣱۚ لَّوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
وَلَوْ
ve eğer
أَنَّهُمْ
şüphesiz onlar
ءَامَنُوا۟
iman etseler
وَٱتَّقَوْا۟
ve sakınmış olsalardı
لَمَثُوبَةٌۭ
sevabı
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ ۖ
daha hayırlı (olurdu)
لَّوْ
keşke
كَانُوا۟
idi
يَعْلَمُونَ
bilseler

Süleyman AteşEğer onlar inanıp (Allah'ın azabından) korunmuş olsalardı, elbette Allah katından (verilecek) sevap, (kendileri için) daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi

2:104
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقُولُواْ رَٰعِنَا وَقُولُواْ ٱنظُرۡنَا وَٱسۡمَعُواْۗ وَلِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
رَٰعِنَا
Ra'ina (bizi gözet yahut: kaba söz)
وَقُولُوا۟
deyin
ٱنظُرْنَا
unzurna (bize bak)
وَٱسْمَعُوا۟ ۗ
ve dinleyin
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
ve kafirler için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acı

Süleyman AteşEy inananlar, "Ra'ina (bizi gözet, yahut: kaba söz)" demeyin, "unzurna (bize bak)" deyin ve dinleyin. Kafirler için acı bir azab vardır

2:105 📚 5
مَّا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ وَلَا ٱلۡمُشۡرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيۡكُم مِّنۡ خَيۡرࣲ مِّن رَّبِّكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَخۡتَصُّ بِرَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ
مَّا
arzu etmezler
يَوَدُّ
like
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
مِنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
kitab
وَلَا
ve müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ
those who associate partners (with Allah)
أَن
indirilmesini
يُنَزَّلَ
(there should) be sent down
عَلَيْكُم
size
مِّنْ
hiçbir
خَيْرٍۢ
hayır
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۗ
your Lord
وَٱللَّهُ
oysa Allah
يَخْتَصُّ
tahsis eder
بِرَحْمَتِهِۦ
rahmetini
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
ذُو
sahibidir
ٱلْفَضْلِ
lutuf
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Süleyman AteşNankör olan bazı Kitap ehli kimseler de, müşrikler de size Rabbinizden bir hayır indirilmesini istemezler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder, Allah, büyük lutuf sahibidir

2:106 📚 7
۞مَا نَنسَخۡ مِنۡ ءَايَةٍ أَوۡ نُنسِهَا نَأۡتِ بِخَيۡرࣲ مِّنۡهَآ أَوۡ مِثۡلِهَآۗ أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
۞ مَا
ne ki
نَنسَخْ
biz neshedersek
مِنْ
(bir parça)
ءَايَةٍ
ayeti
أَوْ
veya
نُنسِهَا
onu unutturursak
نَأْتِ
getiririz
بِخَيْرٍۢ
daha iyisini
مِّنْهَآ
ondan
أَوْ
ya da
مِثْلِهَآ ۗ
benzerini
أَلَمْ
bilmez misin?
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
عَلَىٰ
her şeye
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
thing
قَدِيرٌ
gücü yeter

Süleyman AteşBiz bir ayeti siler veya unutturursakondan daha iyisini, ya da benzerini getiririz. Allah'ın her şeye gücü yeter olduğunu bilmedin mi

2:107 📚 2
أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرٍ
أَلَمْ
bilmez misin?
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَهُۥ
onundur
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerin
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
size
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
koruyucu
وَلَا
ve (ne de)
نَصِيرٍ
bir yardımcı

Süleyman AteşBilmedin mi ki, göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı, yönetimi, mülkiyeti) yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı yoktur

2:108
أَمۡ تُرِيدُونَ أَن تَسۡـَٔلُواْ رَسُولَكُمۡ كَمَا سُئِلَ مُوسَىٰ مِن قَبۡلُۗ وَمَن يَتَبَدَّلِ ٱلۡكُفۡرَ بِٱلۡإِيمَٰنِ فَقَدۡ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
أَمْ
yoksa
تُرِيدُونَ
arzu (mu) ediyorsunuz?
أَن
istekte bulunmayı
تَسْـَٔلُوا۟
you ask
رَسُولَكُمْ
rasulunüzden
كَمَا
gibi
سُئِلَ
istedikleri
مُوسَىٰ
Musa'dan
مِن
daha önce
قَبْلُ ۗ
before
وَمَن
ve kim
يَتَبَدَّلِ
değiştirirse
ٱلْكُفْرَ
inkarı
بِٱلْإِيمَـٰنِ
imana
فَقَدْ
şüphesiz (o)
ضَلَّ
sapıtmıştır
سَوَآءَ
dümdüz
ٱلسَّبِيلِ
yolu

Süleyman AteşYoksa siz de Elçinizden, daha önce Musa'dan istendiği gibi bir takım isteklerde bulunmak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfürle değiştirirse, şüphesiz (o), dümdüz yolu sapıtmıştır

2:109 📚 2
وَدَّ كَثِيرࣱ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ لَوۡ يَرُدُّونَكُم مِّنۢ بَعۡدِ إِيمَٰنِكُمۡ كُفَّارًا حَسَدࣰ ا مِّنۡ عِندِ أَنفُسِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلۡحَقُّۖ فَٱعۡفُواْ وَٱصۡفَحُواْ حَتَّىٰ يَأۡتِيَ ٱللَّهُ بِأَمۡرِهِۦٓۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَدَّ
isterler
كَثِيرٌۭ
bir çoğu
مِّنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
kitap
لَوْ
şayet
يَرُدُّونَكُم
sizi döndürmek
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
إِيمَـٰنِكُمْ
imanınızdan
كُفَّارًا
kafirler olarak
حَسَدًۭا
hasetle
مِّنْ
içlerindeki
عِندِ
(of)
أَنفُسِهِم
themselves
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
apaçık belli olduktan
تَبَيَّنَ
became clear
لَهُمُ
onlara
ٱلْحَقُّ ۖ
gerçek
فَٱعْفُوا۟
affedin
وَٱصْفَحُوا۟
hoş görün
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِىَ
getirinceye
ٱللَّهُ
Allah
بِأَمْرِهِۦٓ ۗ
emrini
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌۭ
gücü yetendir

Süleyman AteşKitap sahiplerinden çoğu, gerçek kendilerine besbelli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Allah emrini getirinceye kadar affedin, hoş görün. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir

2:110 📚 1
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَۚ وَمَا تُقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُم مِّنۡ خَيۡرࣲ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ ۚ
zekatı
وَمَا
ne ki
تُقَدِّمُوا۟
ne gönderirsiniz
لِأَنفُسِكُم
kendiniz için
مِّنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good (deeds)
تَجِدُوهُ
bulursunuz
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ
görür

Süleyman AteşNamazı kılın, zekatı verin; kendiniz için yapıp gönderdiğiniz her hayrı, Allah'ın yanında bulursunuz, Allah yaptıklarınızı görür

2:111 📚 2
وَقَالُواْ لَن يَدۡخُلَ ٱلۡجَنَّةَ إِلَّا مَن كَانَ هُودًا أَوۡ نَصَٰرَىٰۗ تِلۡكَ أَمَانِيُّهُمۡۗ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
لَن
asla giremez
يَدْخُلَ
will enter
ٱلْجَنَّةَ
cennete
إِلَّا
başkası
مَن
kimseden
كَانَ
olan
هُودًا
Yahudi
أَوْ
veyahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ
hıristiyan
تِلْكَ
işte bu
أَمَانِيُّهُمْ ۗ
onların kuruntusudur
قُلْ
de ki
هَاتُوا۟
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ
delilinizi
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Süleyman AteşYahudi yahut hıristiyan olandan başkası cennete girmeyecek, dediler. Bu, onların kuruntusudur. De ki: "Doğru iseniz, delilinizi getirin

2:112 📚 1
بَلَىٰۚ مَنۡ أَسۡلَمَ وَجۡهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحۡسِنࣱ فَلَهُۥٓ أَجۡرُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
بَلَىٰ
hayır
مَنْ
kim
أَسْلَمَ
teslim ederse
وَجْهَهُۥ
yüzünü
لِلَّهِ
Allah'a
وَهُوَ
ve o
مُحْسِنٌۭ
işini güzel yaparak
فَلَهُۥٓ
onun
أَجْرُهُۥ
mükafatı
عِندَ
yanındadır
رَبِّهِۦ
Rabbinin
وَلَا
ve yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يَحْزَنُونَ
üzülmek

Süleyman AteşHayır, kim işini güzel yaparak özünü Allah'a teslim ederse, onun mükafatı, Rabbinin yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

2:113
وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ لَيۡسَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ عَلَىٰ شَيۡءࣲ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ لَيۡسَتِ ٱلۡيَهُودُ عَلَىٰ شَيۡءࣲ وَهُمۡ يَتۡلُونَ ٱلۡكِتَٰبَۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ مِثۡلَ قَوۡلِهِمۡۚ فَٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
وَقَالَتِ
ve dediler ki
ٱلْيَهُودُ
Yahudiler
لَيْسَتِ
değiller
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
Hıristiyanlar
عَلَىٰ
üzerinde
شَىْءٍۢ
bir şey (temel)
وَقَالَتِ
ve dediler ki
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
Hıristiyanlar da
لَيْسَتِ
değildirler
ٱلْيَهُودُ
Yahudiler
عَلَىٰ
üzerinde
شَىْءٍۢ
bir şey (temel)
وَهُمْ
oysa onlar
يَتْلُونَ
okuyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ ۗ
Kitabı
كَذَٰلِكَ
böylece
قَالَ
söylediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ
know
مِثْلَ
benzerini
قَوْلِهِمْ ۚ
onların sözlerinin
فَٱللَّهُ
artık Allah
يَحْكُمُ
hüküm verecektir
بَيْنَهُمْ
aralarında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
şey hakkında
كَانُوا۟
oldukları
فِيهِ
onda
يَخْتَلِفُونَ
ihtilaf halinde

Süleyman AteşYahudiler: "Hıristiyanlar, bir temel üzerinde değiller," dediler. Hıristiyanlar da: "Yahudiler bir temel üzerinde değiller," dediler. Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de tıpkı onların dedikleri gibi demişlerdi. Artık Allah, ayrılığa düştükleri şey hakkında, kıyamet günü aralarında hüküm verecektir

2:114
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذۡكَرَ فِيهَا ٱسۡمُهُۥ وَسَعَىٰ فِي خَرَابِهَآۚ أُوْلَٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمۡ أَن يَدۡخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَۚ لَهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا خِزۡيࣱ وَلَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
وَمَنْ
ve kim olabilir
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
مَّنَعَ
men eden
مَسَـٰجِدَ
mescidlerinde
ٱللَّهِ
Allah'ın
أَن
anılmasına
يُذْكَرَ
be mentioned
فِيهَا
içinde
ٱسْمُهُۥ
isminin
وَسَعَىٰ
ve çalışandan
فِى
onların harabolmasına
خَرَابِهَآ ۚ
their destruction
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
مَا
yoktur
كَانَ
olmaları
لَهُمْ
onlar için
أَن
girmeleri
يَدْخُلُوهَآ
they enter them
إِلَّا
dışında
خَآئِفِينَ ۚ
korka korka
لَهُمْ
onlar için vardır
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
خِزْىٌۭ
rezillik
وَلَهُمْ
ve vardır
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
عَذَابٌ
azap
عَظِيمٌۭ
büyük bir

Süleyman AteşAllah'ın mescidlerinde, Allah'ın adının anılmasına engel olan ve onların harabolmasına çalışandan daha zalim kim vardır? Bunların, oralara korka korka girmeleri gerekir (başka türlü girmeğe hakları yoktur). Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azab vardır

2:115 📚 3
وَلِلَّهِ ٱلۡمَشۡرِقُ وَٱلۡمَغۡرِبُۚ فَأَيۡنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجۡهُ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ
doğu da
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ
batı da
فَأَيْنَمَا
nereye
تُوَلُّوا۟
dönerseniz
فَثَمَّ
oradadır
وَجْهُ
yüzü (zatı)
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'(ın)
وَٰسِعٌ
(rahmeti ve ni'meti) boldur
عَلِيمٌۭ
(her şeyi) bilendir

Süleyman AteşDoğu da, batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz Allah'(ın rahmeti ve ni'meti) boldur. O (her şeyi) bilendir

2:116
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدࣰ اۗ سُبۡحَٰنَهُۥۖ بَل لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ كُلࣱّ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
ٱتَّخَذَ
edindi
ٱللَّهُ
Allah
وَلَدًۭا ۗ
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ
O yücedir
بَل
bilakis
لَّهُۥ
onundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
كُلٌّۭ
hepsi
لَّهُۥ
O'na
قَـٰنِتُونَ
boyun eğmiştir

Süleyman AteşAllah, çocuk edindi, dediler. Haşa, O, yücedir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur, hepsi O'na boyun eğmiştir

2:117
بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَإِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرࣰ ا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
بَدِيعُ
(O) yaratıcısıdır
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
وَإِذَا
zaman
قَضَىٰٓ
hükmettiği
أَمْرًۭا
bir işe (şeye)
فَإِنَّمَا
şüphesiz sadece
يَقُولُ
der
لَهُۥ
ona
كُن
ol
فَيَكُونُ
hemen oluverir

Süleyman Ateşgöklerin ve yerin yaratıcısıdır. Bir şeyi yaratmak istedi mi, ona sadece "ol" der, o da hemen oluverir

2:118 📚 1
وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ لَوۡلَا يُكَلِّمُنَا ٱللَّهُ أَوۡ تَأۡتِينَآ ءَايَةࣱۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِم مِّثۡلَ قَوۡلِهِمۡۘ تَشَٰبَهَتۡ قُلُوبُهُمۡۗ قَدۡ بَيَّنَّا ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمࣲ يُوقِنُونَ
وَقَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ
know
لَوْلَا
değil miydi?
يُكَلِّمُنَا
bizimle konuşmalı
ٱللَّهُ
Allah
أَوْ
ya da
تَأْتِينَآ
bize gelmeli
ءَايَةٌۭ ۗ
bir ayet (mu'cize)
كَذَٰلِكَ
işte böyle
قَالَ
söyle(mişler)di
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan önceki(ler de)
قَبْلِهِم
before them
مِّثْلَ
benzerini
قَوْلِهِمْ ۘ
onların dediklerinin
تَشَـٰبَهَتْ
birbirine benzedi
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
قَدْ
elbette
بَيَّنَّا
iyice açıkladık
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لِقَوْمٍۢ
kavimler için
يُوقِنُونَ
bilmek isteyen

Süleyman AteşBilmeyenler dediler ki: "Allah bizimle konuşmalı, ya da bize bir ayet (mu'cize) gelmeli değil miydi?" Onlardan öncekiler de onların dedikleri gibi demişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri açıkladık

2:119
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ بَشِيرࣰ ا وَنَذِيرࣰ اۖ وَلَا تُسۡـَٔلُ عَنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡجَحِيمِ
إِنَّآ
doğrusu biz
أَرْسَلْنَـٰكَ
seni gönderdik
بِٱلْحَقِّ
gerçekle
بَشِيرًۭا
müjdeleyici
وَنَذِيرًۭا ۖ
ve uyarıcı olarak
وَلَا
değilsin
تُسْـَٔلُ
sen sorumlu
عَنْ
halkından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Süleyman AteşDoğrusu biz seni, gerçekle, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Cehennem halkından sen sorumlu değilsin

2:120 📚 3
وَلَن تَرۡضَىٰ عَنكَ ٱلۡيَهُودُ وَلَا ٱلنَّصَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمۡۗ قُلۡ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلۡهُدَىٰۗ وَلَئِنِ ٱتَّبَعۡتَ أَهۡوَآءَهُم بَعۡدَ ٱلَّذِي جَآءَكَ مِنَ ٱلۡعِلۡمِ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرٍ
وَلَن
ve olmazlar
تَرْضَىٰ
razı
عَنكَ
senden
ٱلْيَهُودُ
(ne) yahudiler
وَلَا
(ne de)
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
hıristiyanlar
حَتَّىٰ
kadar
تَتَّبِعَ
sen uyuncaya
مِلَّتَهُمْ ۗ
onların milletine (dinine)
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
هُدَى
hidayeti
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُوَ
odur
ٱلْهُدَىٰ ۗ
asıl doğru yol
وَلَئِنِ
eğer
ٱتَّبَعْتَ
uyarsan
أَهْوَآءَهُم
onların arzularına
بَعْدَ
sonra
ٱلَّذِى
sana gelen
جَآءَكَ
has come to you
مِنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ
the knowledge
مَا
yoktur
لَكَ
sana
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiç
وَلِىٍّۢ
bir dost
وَلَا
ve hiç
نَصِيرٍ
bir yardımcı

Süleyman AteşSen onların, kendi dinlerine uymadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden razı olmazlar. "Asıl doğru yol, Allah'ın yoludur" de. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı olmaz

2:121
ٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ يَتۡلُونَهُۥ حَقَّ تِلَاوَتِهِۦٓ أُوْلَٰٓئِكَ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦۗ وَمَن يَكۡفُرۡ بِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
يَتْلُونَهُۥ
onu okuyanlar
حَقَّ
doğru bir
تِلَاوَتِهِۦٓ
okuyuşla
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يُؤْمِنُونَ
inananlardır
بِهِۦ ۗ
ona
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِهِۦ
onu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlardır

Süleyman AteşKendilerine verdiğimiz Kitabı, gereğince okuyanlar var ya, işte onlar, ona inanırlar. Onu inkar edenler ise ziyana uğrarlar

2:122
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَنِّي فَضَّلۡتُكُمۡ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'meti
ٱلَّتِىٓ
verdiğim
أَنْعَمْتُ
I bestowed
عَلَيْكُمْ
size
وَأَنِّى
gerçekten
فَضَّلْتُكُمْ
sizi üstün kıldığımı
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Süleyman AteşEy İsrail oğulları, size verdiğim ni'meti ve sizi alemlere üstün kılmış olduğumu hatırlayın

2:123 📚 1
وَٱتَّقُواْ يَوۡمࣰ ا لَّا تَجۡزِي نَفۡسٌ عَن نَّفۡسࣲ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُقۡبَلُ مِنۡهَا عَدۡلࣱ وَلَا تَنفَعُهَا شَفَٰعَةࣱ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
وَٱتَّقُوا۟
sakının
يَوْمًۭا
şu günden (ki)
لَّا
cezasını çekmez
تَجْزِى
will avail
نَفْسٌ
kimse
عَن
kimsenin
نَّفْسٍۢ
(another) soul
شَيْـًۭٔا
bir şeyle
وَلَا
ve kabul edilmez
يُقْبَلُ
will be accepted
مِنْهَا
ondan
عَدْلٌۭ
fidye
وَلَا
ona fayda vermez
تَنفَعُهَا
will benefit it
شَفَـٰعَةٌۭ
şefaat
وَلَا
onlara
هُمْ
they
يُنصَرُونَ
yardım da edilmez

Süleyman AteşVe şu günden sakının ki, kimse kimsenin cezasını çekmez (borcunu ödemez), kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat (aracılık, iltimas) fayda vermez, bir taraftan yardım da görmezler

2:124 📚 1
۞وَإِذِ ٱبۡتَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ رَبُّهُۥ بِكَلِمَٰتࣲ فَأَتَمَّهُنَّۖ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامࣰ اۖ قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِيۖ قَالَ لَا يَنَالُ عَهۡدِي ٱلظَّٰلِمِينَ
۞ وَإِذِ
zaman
ٱبْتَلَىٰٓ
imtihan ettiği;
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'i
رَبُّهُۥ
Rabbi
بِكَلِمَـٰتٍۢ
kelimelerle
فَأَتَمَّهُنَّ ۖ
o da onları tamamlamıştı
قَالَ
(Allah) dedi ki
إِنِّى
şüphesiz ben
جَاعِلُكَ
seni yapacağım
لِلنَّاسِ
insanlar için
إِمَامًۭا ۖ
önder
قَالَ
(İbrahim) dedi ki
وَمِن
benim soyumdan da
ذُرِّيَّتِى ۖ
my offspring
قَالَ
buyurdu
لَا
ulaşmaz
يَنَالُ
reach
عَهْدِى
ahdim
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlere

Süleyman AteşBir zaman Rabbi İbrahim'i birtakım kelimelerle sınamış, o da onları tamamlayınca: "Ben seni insanlara önder yapacağım" demişti. "Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" dedi. (Rabbi): "zalimlere ahdim ermez (onlar için söz vermem!)" buyurdu

2:125
وَإِذۡ جَعَلۡنَا ٱلۡبَيۡتَ مَثَابَةࣰ لِّلنَّاسِ وَأَمۡنࣰ ا وَٱتَّخِذُواْ مِن مَّقَامِ إِبۡرَٰهِـۧمَ مُصَلࣰّ ىۖ وَعَهِدۡنَآ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيۡتِيَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلۡعَٰكِفِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
وَإِذْ
hani
جَعَلْنَا
biz kıldık
ٱلْبَيْتَ
Beyt'i (Ka'be'yi)
مَثَابَةًۭ
toplanma yeri
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَأَمْنًۭا
ve güven yeri
وَٱتَّخِذُوا۟
siz de edinin
مِن
makamından
مَّقَامِ
(the) standing place
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
مُصَلًّۭى ۖ
bir namaz yeri
وَعَهِدْنَآ
ve emretmiştik
إِلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
أَن
temizlemesini
طَهِّرَا
[You both] purify
بَيْتِىَ
ev'imi
لِلطَّآئِفِينَ
tavaf edenler için
وَٱلْعَـٰكِفِينَ
ibadete kapananlar
وَٱلرُّكَّعِ
ve rüku edenler
ٱلسُّجُودِ
secde edenler

Süleyman AteşBiz Beyt'i (Ka'be'yi) insanlara sevap kazanılacak bir toplantı ve güven yeri yaptık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsma'il'e: "Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için Ev'imi temizleyin!" diye emretmiştik

2:126
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّ ٱجۡعَلۡ هَٰذَا بَلَدًا ءَامِنࣰ ا وَٱرۡزُقۡ أَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ مَنۡ ءَامَنَ مِنۡهُم بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُۥ قَلِيلࣰ ا ثُمَّ أَضۡطَرُّهُۥٓ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلنَّارِۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَلْ
kıl
هَـٰذَا
bu
بَلَدًا
şehri
ءَامِنًۭا
güvenli
وَٱرْزُقْ
ve rızıklandır
أَهْلَهُۥ
halkını
مِنَ
ürünlerle
ٱلثَّمَرَٰتِ
fruits
مَنْ
kimseleri
ءَامَنَ
inanan
مِنْهُم
onlardan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ
ahiret
قَالَ
(Rabbi) buyurdu ki
وَمَن
kimseyi
كَفَرَ
inkar eden
فَأُمَتِّعُهُۥ
onu geçindiririm
قَلِيلًۭا
az bir (süre)
ثُمَّ
sonra
أَضْطَرُّهُۥٓ
onu mahkum ederim
إِلَىٰ
azabına
عَذَابِ
(the) punishment
ٱلنَّارِ ۖ
cehennem
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
dönüş yeridir

Süleyman Ateşİbrahim demişti ki: "Rabbim, bu şehri güvenli bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli ürünlerle besle!" (Rabbi) buyurdu: "İnkar edeni dahi az bir süre geçindirir, sonra onu cehennem azabına (girmeğe) zorlarım, ne kötü varılacak yerdir orası

2:127 📚 6
وَإِذۡ يَرۡفَعُ إِبۡرَٰهِـۧمُ ٱلۡقَوَاعِدَ مِنَ ٱلۡبَيۡتِ وَإِسۡمَٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلۡ مِنَّآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
وَإِذْ
ve hani
يَرْفَعُ
yükseltiyordu
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
ٱلْقَوَاعِدَ
temellerini
مِنَ
Ev'in
ٱلْبَيْتِ
the House
وَإِسْمَـٰعِيلُ
İsma'il'(le beraber)
رَبَّنَا
Rabbi'imiz
تَقَبَّلْ
kabul buyur
مِنَّآ ۖ
bizden
إِنَّكَ
kuşkusuz sen
أَنتَ
(yalnız) sen
ٱلسَّمِيعُ
işitensin
ٱلْعَلِيمُ
bilensin

Süleyman Ateşİbrahim, İsma'il'le beraber Ev'in temellerini yükseltiyor: "Rabbi'imiz, bizden kabul buyur, kuşkusuz sen işitensin, bilensin

2:128 📚 4
رَبَّنَا وَٱجۡعَلۡنَا مُسۡلِمَيۡنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَآ أُمَّةࣰ مُّسۡلِمَةࣰ لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبۡ عَلَيۡنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَٱجْعَلْنَا
bizi yap
مُسْلِمَيْنِ
teslim olanlardan
لَكَ
sana
وَمِن
neslimizden de
ذُرِّيَّتِنَآ
our offspring
أُمَّةًۭ
bir ümmet (çıkar)
مُّسْلِمَةًۭ
teslim olan
لَّكَ
sana
وَأَرِنَا
ve bize göster
مَنَاسِكَنَا
ibadet yollarımızı
وَتُبْ
ve tevbemizi kabul et
عَلَيْنَآ ۖ
bizden
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
(ancak) sensin
ٱلتَّوَّابُ
tevbeleri kabul eden
ٱلرَّحِيمُ
çok merhametli olan

Süleyman AteşRabbimiz, bizi sana teslim olanlar yap, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar; bize ibadet yerlerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. Sen

2:129 📚 1
رَبَّنَا وَٱبۡعَثۡ فِيهِمۡ رَسُولࣰ ا مِّنۡهُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَيُزَكِّيهِمۡۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَٱبْعَثْ
gönder
فِيهِمْ
onlara
رَسُولًۭا
bir elçi
مِّنْهُمْ
kendi içlerinden
يَتْلُوا۟
okuyacak
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتِكَ
senin ayetlerini
وَيُعَلِّمُهُمُ
ve onlara öğretecek
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَيُزَكِّيهِمْ ۚ
ve onları temizleyecek
إِنَّكَ
şüphesiz sensin
أَنتَ
yalnız sen
ٱلْعَزِيزُ
Aziz olan
ٱلْحَكِيمُ
Hakim olan

Süleyman AteşRabbimiz, onlara kendi içlerinden, senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara Kitabı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir elçi gönder. Her zaman üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin, sen

2:130 📚 3
وَمَن يَرۡغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبۡرَٰهِـۧمَ إِلَّا مَن سَفِهَ نَفۡسَهُۥۚ وَلَقَدِ ٱصۡطَفَيۡنَٰهُ فِي ٱلدُّنۡيَاۖ وَإِنَّهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَمَن
ve kim ki
يَرْغَبُ
yüz çevirir
عَن
milletinden (dininden)
مِّلَّةِ
(the) religion
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
إِلَّا
başka
مَن
kimseen
سَفِهَ
sefih kılan
نَفْسَهُۥ ۚ
nefsini
وَلَقَدِ
Andolsun ki
ٱصْطَفَيْنَـٰهُ
biz onu seçmiştik
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ
the world
وَإِنَّهُۥ
ve şüphesiz o
فِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
لَمِنَ
salihlerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Süleyman AteşNefsini aşağılık yapan (beyinsiz)den başka, kim İbrahim dininden yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada beğenip seçmiştik, ahirette de, o iyilerdendir

2:131 📚 1
إِذۡ قَالَ لَهُۥ رَبُّهُۥٓ أَسۡلِمۡۖ قَالَ أَسۡلَمۡتُ لِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُۥ
ona
رَبُّهُۥٓ
Rabbi
أَسْلِمْ ۖ
İslam ol (teslim ol)
قَالَ
dedi
أَسْلَمْتُ
teslim oldum
لِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşRabbi ona: "İslam ol!" demişti, "Alemlerin Rabbine teslim oldum." dedi

2:132 📚 2
وَوَصَّىٰ بِهَآ إِبۡرَٰهِـۧمُ بَنِيهِ وَيَعۡقُوبُ يَٰبَنِيَّ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰ لَكُمُ ٱلدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسۡلِمُونَ
وَوَصَّىٰ
ve vasiyyet etti
بِهَآ
bunu
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
بَنِيهِ
kendi oğullarına
وَيَعْقُوبُ
ve Ya'kub da
يَـٰبَنِىَّ
Ey oğullarım
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱصْطَفَىٰ
seçti
لَكُمُ
sizin için
ٱلدِّينَ
bu dini
فَلَا
öyleyse ölmeyin
تَمُوتُنَّ
(should) you die
إِلَّا
başka (bir şekilde)
وَأَنتُم
sizler
مُّسْلِمُونَ
müslümanlar olmaktan

Süleyman Ateşİbrahim de bunu kendi oğullarına vasiyyet etti, Ya'kub da: "Oğullarım, Allah, sizin için o dini seçti, bundan dolayı sadece müslümanlar olarak ölünüz." (dedi)

2:133 📚 1
أَمۡ كُنتُمۡ شُهَدَآءَ إِذۡ حَضَرَ يَعۡقُوبَ ٱلۡمَوۡتُ إِذۡ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعۡبُدُونَ مِنۢ بَعۡدِيۖ قَالُواْ نَعۡبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ ءَابَآئِكَ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ إِلَٰهࣰ ا وَٰحِدࣰ ا وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ
أَمْ
yoksa
كُنتُمْ
siz
شُهَدَآءَ
şahit miydiniz
إِذْ
zaman
حَضَرَ
geldiği
يَعْقُوبَ
Ya'kub'a
ٱلْمَوْتُ
ölüm hali
إِذْ
o zaman
قَالَ
(Ya'kub) dedi ki
لِبَنِيهِ
oğullarına
مَا
neye
تَعْبُدُونَ
kulluk edeceksiniz
مِنۢ
benden sonra
بَعْدِى
after me
قَالُوا۟
dediler ki
نَعْبُدُ
kulluk edeceğiz
إِلَـٰهَكَ
senin tanrına
وَإِلَـٰهَ
ve tanrısına
ءَابَآئِكَ
ataların
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'ın
إِلَـٰهًۭا
Tanrı'sına
وَٰحِدًۭا
tek
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُسْلِمُونَ
teslim olanlarız

Süleyman AteşYoksa siz, Ya'kub'a ölüm (hali) geldiği zaman orada mı idiniz? O zaman (Ya'kub), oğullarına: "Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?" demişti. "Senin tanrın ve ataların İbrahim, İsma'il ve İshak'ın tanrısı olan tek Tanrı'ya kulluk edeceğiz, biz O'na teslim olanlarız." dediler

2:134 📚 1
تِلۡكَ أُمَّةࣱ قَدۡ خَلَتۡۖ لَهَا مَا كَسَبَتۡ وَلَكُم مَّا كَسَبۡتُمۡۖ وَلَا تُسۡـَٔلُونَ عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
تِلْكَ
onlar
أُمَّةٌۭ
bir ümmetti
قَدْ
elbette
خَلَتْ ۖ
gelip geçti
لَهَا
kendilerine
مَا
şeyler
كَسَبَتْ
onların kazandıkları
وَلَكُم
size aittir
مَّا
şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ
sizin kazandıklarınız
وَلَا
siz sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ
you will be asked
عَمَّا
şeyden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor

Süleyman AteşOnlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız

2:135
وَقَالُواْ كُونُواْ هُودًا أَوۡ نَصَٰرَىٰ تَهۡتَدُواْۗ قُلۡ بَلۡ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِـۧمَ حَنِيفࣰ اۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
كُونُوا۟
olun ki
هُودًا
Yahudi
أَوْ
veya
نَصَـٰرَىٰ
hıristiyan
تَهْتَدُوا۟ ۗ
doğru yolu bulasınız
قُلْ
de ki
بَلْ
bilakis (uyarız)
مِلَّةَ
milletine (dinine)
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
حَنِيفًۭا ۖ
hanif
وَمَا
O değildi
كَانَ
he was
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
those who associated partners (with Allah)

Süleyman AteşYahudi veya hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız. dediler. De ki: "Hayır, biz dosdoğru İbrahim dinine (uyarız). O, (Allah'a) ortak koşanlardan değildi

2:136 📚 5
قُولُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِيَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمۡ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّنۡهُمۡ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ
قُولُوٓا۟
deyin
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْنَا
bize
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ
ve torunlarına
وَمَآ
ve şeye
أُوتِىَ
verilen
مُوسَىٰ
Musa'ya
وَعِيسَىٰ
ve Îsa'ya
وَمَآ
ve şeye
أُوتِىَ
verilen
ٱلنَّبِيُّونَ
peygamberlere
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ
their Lord
لَا
ayırım yapmayız
نُفَرِّقُ
we make distinction
بَيْنَ
arasında
أَحَدٍۢ
hiçbiri
مِّنْهُمْ
onların
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُسْلِمُونَ
teslim olanlarız

Süleyman AteşAllah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsma'il'e, İshak'a, Ya'kub'a ve sıbt(torun kabile)lere indirilene, Musa ve Îsa'ya verilene ve (diğer) peygamberlere Rabbleri tarafından verilene inandık, onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz Allah'a teslim olanlarız. deyin

2:137
فَإِنۡ ءَامَنُواْ بِمِثۡلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهۡتَدَواْۖ وَّإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا هُمۡ فِي شِقَاقࣲۖ فَسَيَكۡفِيكَهُمُ ٱللَّهُۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
فَإِنْ
eğer
ءَامَنُوا۟
iman ederlerse
بِمِثْلِ
gibi
مَآ
sizin iman ettiğiniz
ءَامَنتُم
you have believed
بِهِۦ
ona
فَقَدِ
elbette
ٱهْتَدَوا۟ ۖ
doğru yolu bulmuş olurlar
وَّإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَإِنَّمَا
mutlaka
هُمْ
onlar
فِى
içine
شِقَاقٍۢ ۖ
anlaşmazlık (düşerler)
فَسَيَكْفِيكَهُمُ
onlara karşı sana yeter
ٱللَّهُ ۚ
Allah
وَهُوَ
ve O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Süleyman AteşEğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar; ama dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşerler. Onlara karşı Allah sana yeter. O, işitendir, bilendir

2:138 📚 1
صِبۡغَةَ ٱللَّهِ وَمَنۡ أَحۡسَنُ مِنَ ٱللَّهِ صِبۡغَةࣰۖ وَنَحۡنُ لَهُۥ عَٰبِدُونَ
صِبْغَةَ
boyası (ile boyan)
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَمَنْ
ve kimdir
أَحْسَنُ
daha güzeli
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
صِبْغَةًۭ ۖ
boyası
وَنَحْنُ
ve biz ancak
لَهُۥ
O'na
عَـٰبِدُونَ
kulluk ederiz

Süleyman AteşAllah'ın boyası (ile boyan). Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak O'na kulluk ederiz

2:139
قُلۡ أَتُحَآجُّونَنَا فِي ٱللَّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمۡ وَلَنَآ أَعۡمَٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَٰلُكُمۡ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُخۡلِصُونَ
قُلْ
söyle (onlara)
أَتُحَآجُّونَنَا
bizimle tartışıyor musunuz?
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
وَهُوَ
O iken
رَبُّنَا
bizim de Rabbimiz
وَرَبُّكُمْ
sizin de Rabbiniz
وَلَنَآ
bizimdir
أَعْمَـٰلُنَا
bizim yaptıklarımız
وَلَكُمْ
sizindir
أَعْمَـٰلُكُمْ
sizin yaptıklarınız
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُخْلِصُونَ
gönülden bağlananlarız

Süleyman AteşSöyle (onlara): "Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, O'nun hakkında bizimle tartışıyor musunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size aittir. Biz O'na gönülden bağlananlarız

2:140
أَمۡ تَقُولُونَ إِنَّ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطَ كَانُواْ هُودًا أَوۡ نَصَٰرَىٰۗ قُلۡ ءَأَنتُمۡ أَعۡلَمُ أَمِ ٱللَّهُۗ وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَٰدَةً عِندَهُۥ مِنَ ٱللَّهِۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
أَمْ
yoksa
تَقُولُونَ
söylüyor(mu)sunuz
إِنَّ
şüphesiz
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub
وَٱلْأَسْبَاطَ
ve torunlarının
كَانُوا۟
olduklarını
هُودًا
yahudi
أَوْ
yahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ
hıristiyan
قُلْ
de ki
ءَأَنتُمْ
siz mi
أَعْلَمُ
daha iyi bilirsiniz
أَمِ
yoksa
ٱللَّهُ ۗ
Allah (mı)
وَمَنْ
ve kimdir
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
كَتَمَ
gizleyen
شَهَـٰدَةً
şahitliği
عِندَهُۥ
yanında bulunan
مِنَ
tarafından
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Süleyman AteşYoksa siz, İbrahim, İsma'il, İshak, Ya'kub ve sıbt(torun kabile)lerin, yahudi, yahut hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?" Allah tarafından bildiği bir (gerçeğin) tanıklığını gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir

2:141 📚 1
تِلۡكَ أُمَّةࣱ قَدۡ خَلَتۡۖ لَهَا مَا كَسَبَتۡ وَلَكُم مَّا كَسَبۡتُمۡۖ وَلَا تُسۡـَٔلُونَ عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
تِلْكَ
İşte onlar
أُمَّةٌۭ
bir ümmetti
قَدْ
ki
خَلَتْ ۖ
gelip geçti
لَهَا
onlarındır
مَا
şeyler
كَسَبَتْ
kazandıkları
وَلَكُم
ve sizindir
مَّا
şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ
sizin kazandıklarınız
وَلَا
sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ
you will be asked
عَمَّا
şeylerden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor

Süleyman AteşOnlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız

2:142 📚 1
۞سَيَقُولُ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَ ٱلنَّاسِ مَا وَلَّىٰهُمۡ عَن قِبۡلَتِهِمُ ٱلَّتِي كَانُواْ عَلَيۡهَاۚ قُل لِّلَّهِ ٱلۡمَشۡرِقُ وَٱلۡمَغۡرِبُۚ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
۞ سَيَقُولُ
diyecekler ki
ٱلسُّفَهَآءُ
bazı beyinsizler
مِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَا
nedir
وَلَّىٰهُمْ
onları çeviren
عَن
kıblelerinden
قِبْلَتِهِمُ
their direction of prayer
ٱلَّتِى
o ki
كَانُوا۟
bulunurlar
عَلَيْهَا ۚ
üzerinde
قُل
de ki
لِّلَّهِ
Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ
doğu
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ
ve batı
يَهْدِى
O iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediğini (dileyeni)
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Süleyman Ateşİnsanlardan bazı beyinsizler: "Onları, üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola iletir

2:143 📚 4
وَكَذَٰلِكَ جَعَلۡنَٰكُمۡ أُمَّةࣰ وَسَطࣰ ا لِّتَكُونُواْ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيۡكُمۡ شَهِيدࣰ اۗ وَمَا جَعَلۡنَا ٱلۡقِبۡلَةَ ٱلَّتِي كُنتَ عَلَيۡهَآ إِلَّا لِنَعۡلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِۚ وَإِن كَانَتۡ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَٰنَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
جَعَلْنَـٰكُمْ
sizi kıldık
أُمَّةًۭ
bir ümmet
وَسَطًۭا
vasat
لِّتَكُونُوا۟
olmanız için
شُهَدَآءَ
şahit
عَلَى
insanlara
ٱلنَّاسِ
the mankind
وَيَكُونَ
ve olması için
ٱلرَّسُولُ
rasulün (de)
عَلَيْكُمْ
size
شَهِيدًۭا ۗ
şahit
وَمَا
ve yap(ma)dık
جَعَلْنَا
We made
ٱلْقِبْلَةَ
bir kıble
ٱلَّتِى
olduğunuzu
كُنتَ
you were used to
عَلَيْهَآ
üzerinde
إِلَّا
sadece (yaptık)
لِنَعْلَمَ
bilmek için
مَن
kimseyi
يَتَّبِعُ
uyan
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
مِمَّن
kimseden
يَنقَلِبُ
geriye dönen
عَلَىٰ
üzerinde
عَقِبَيْهِ ۚ
ökçesi
وَإِن
ve elbette
كَانَتْ
ağır gelir
لَكَبِيرَةً
certainly a great (test)
إِلَّا
başkasına
عَلَى
kimseye
ٱلَّذِينَ
those whom
هَدَى
yol gösterdiği
ٱللَّهُ ۗ
Allah'ın
وَمَا
değildir
كَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
لِيُضِيعَ
zayi edecek
إِيمَـٰنَكُمْ ۚ
sizin imanınızı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِٱلنَّاسِ
insanlara
لَرَءُوفٌۭ
şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
merhametlidir

Süleyman AteşBöylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şahid olasınız. Elçi de size şahid olsun. Biz, Elçi'ye uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Ka'be'yi kıble yaptık. Bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara şefkatli, merhametlidir

2:144 📚 10
قَدۡ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجۡهِكَ فِي ٱلسَّمَآءِۖ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبۡلَةࣰ تَرۡضَىٰهَاۚ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ وَحَيۡثُ مَا كُنتُمۡ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ شَطۡرَهُۥۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ لَيَعۡلَمُونَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعۡمَلُونَ
قَدْ
elbette
نَرَىٰ
görüyoruz
تَقَلُّبَ
çevrilip durduğunu
وَجْهِكَ
yüzünün
فِى
doğru
ٱلسَّمَآءِ ۖ
göğe
فَلَنُوَلِّيَنَّكَ
elbette seni döndüreceğiz
قِبْلَةًۭ
bir kıbleye
تَرْضَىٰهَا ۚ
hoşlanacağın
فَوَلِّ
(Bundan böyle) çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
tarafına
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'a
وَحَيْثُ
ve nerede
مَا
olursanız
كُنتُمْ
you are
فَوَلُّوا۟
çevirin
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
شَطْرَهُۥ ۗ
o yöne
وَإِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
أُوتُوا۟
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ
kitap
لَيَعْلَمُونَ
elbette bilirler
أَنَّهُ
bunun
ٱلْحَقُّ
bir gerçek olduğunu
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۗ
their Lord
وَمَا
değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
onların yaptıklarından
يَعْمَلُونَ
they do

Süleyman Ateş(Ey Muhammed), biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu (gökten haber beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşlanacağın bir kıbleye döndüreceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız, yüzlerinizio yöne çevirin. Kitap verilenler, bunun Rableri tarafından bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir

2:145 📚 4
وَلَئِنۡ أَتَيۡتَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ بِكُلِّ ءَايَةࣲ مَّا تَبِعُواْ قِبۡلَتَكَۚ وَمَآ أَنتَ بِتَابِعࣲ قِبۡلَتَهُمۡۚ وَمَا بَعۡضُهُم بِتَابِعࣲ قِبۡلَةَ بَعۡضࣲۚ وَلَئِنِ ٱتَّبَعۡتَ أَهۡوَآءَهُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلۡعِلۡمِ إِنَّكَ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَلَئِنْ
ve eğer
أَتَيْتَ
sen getirsen
ٱلَّذِينَ
kimselere
أُوتُوا۟
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
بِكُلِّ
her türlü
ءَايَةٍۢ
ayeti
مَّا
değildir
تَبِعُوا۟
uyacak
قِبْلَتَكَ ۚ
senin kıblene
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen (de)
بِتَابِعٍۢ
uyacak
قِبْلَتَهُمْ ۚ
onların kıblesine
وَمَا
ve değildir
بَعْضُهُم
onların bazısı
بِتَابِعٍۢ
uymazlar
قِبْلَةَ
kıblesine
بَعْضٍۢ ۚ
diğerlerinin
وَلَئِنِ
ve eğer
ٱتَّبَعْتَ
uyarsan
أَهْوَآءَهُم
onların keyiflerine
مِّنۢ
sonraden
بَعْدِ
after
مَا
şey(den)
جَآءَكَ
sana gelen
مِنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ
the knowledge
إِنَّكَ
şüphesiz sen
إِذًۭا
o takdirde
لَّمِنَ
zalimlerden (olursun)
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Süleyman AteşSen Kitap verilenlere her türlü ayeti getirsen yine onlar senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Sana gelen ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, o takdirde sen, mutlaka zalimlerden olursun

2:146
ٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ يَعۡرِفُونَهُۥ كَمَا يَعۡرِفُونَ أَبۡنَآءَهُمۡۖ وَإِنَّ فَرِيقࣰ ا مِّنۡهُمۡ لَيَكۡتُمُونَ ٱلۡحَقَّ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
يَعْرِفُونَهُۥ
onu tanırlar
كَمَا
gibi
يَعْرِفُونَ
tanıdıkları
أَبْنَآءَهُمْ ۖ
oğullarını
وَإِنَّ
ve (yine) elbette
فَرِيقًۭا
bir grup
مِّنْهُمْ
onlardan
لَيَكْتُمُونَ
gizlerler
ٱلْحَقَّ
gerçeği
وَهُمْ
onlar
يَعْلَمُونَ
bildikleri (halde)

Süleyman AteşKendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar, ama yine de onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler

2:147 📚 1
ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُمۡتَرِينَ
ٱلْحَقُّ
Gerçek
مِن
Rabbindendir
رَّبِّكَ ۖ
your Lord
فَلَا
artık olma
تَكُونَنَّ
be
مِنَ
kuşkulananlardan
ٱلْمُمْتَرِينَ
the doubters

Süleyman AteşGerçek, Rabbinden gelendir, artık kuşkulananlardan olma

2:148
وَلِكُلࣲّ وِجۡهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَاۖ فَٱسۡتَبِقُواْ ٱلۡخَيۡرَٰتِۚ أَيۡنَ مَا تَكُونُواْ يَأۡتِ بِكُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَلِكُلٍّۢ
her (ümmetin) vardır
وِجْهَةٌ
bir yönü
هُوَ
o(nun)
مُوَلِّيهَا ۖ
yöneldiği
فَٱسْتَبِقُوا۟
O halde koşun
ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ
hayır işlerine
أَيْنَ
nerede
مَا
olsanız
تَكُونُوا۟
you will be
يَأْتِ
getirir
بِكُمُ
sizi
ٱللَّهُ
Allah
جَمِيعًا ۚ
bir araya
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Süleyman AteşHer ümmetin yöneldiği bir yönü vardır. O halde hayır işlerine koşun; nerede olsanız, Allah sizi bir araya getirir, kuşkusuz Allah, her şeyi yapabilir

2:149 📚 5
وَمِنۡ حَيۡثُ خَرَجۡتَ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۖ وَإِنَّهُۥ لَلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
وَمِنْ
ve
حَيْثُ
nereden
خَرَجْتَ
çıkarsan (yola)
فَوَلِّ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
tarafına
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۖ
Haram
وَإِنَّهُۥ
bu elbette
لَلْحَقُّ
bir gerçektir
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۗ
your Lord
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Süleyman AteşNereden (yola) çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Bu elbette Rabbinden gelen gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir

2:150 📚 8
وَمِنۡ حَيۡثُ خَرَجۡتَ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ وَحَيۡثُ مَا كُنتُمۡ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ شَطۡرَهُۥ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيۡكُمۡ حُجَّةٌ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡ فَلَا تَخۡشَوۡهُمۡ وَٱخۡشَوۡنِي وَلِأُتِمَّ نِعۡمَتِي عَلَيۡكُمۡ وَلَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ
وَمِنْ
ve
حَيْثُ
nereden
خَرَجْتَ
çıkarsan (yola)
فَوَلِّ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
doğru
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'a
وَحَيْثُ
ve nerede
مَا
olursanız
كُنتُمْ
you (all) are
فَوَلُّوا۟
çevirin
وُجُوهَكُمْ
yüzünüzü
شَطْرَهُۥ
o yana
لِئَلَّا
diye
يَكُونَ
olmasın
لِلنَّاسِ
hiç kimsenin
عَلَيْكُمْ
aleyhinizde
حُجَّةٌ
bir delili
إِلَّا
başkasının
ٱلَّذِينَ
kimselerden
ظَلَمُوا۟
zalim olan
مِنْهُمْ
onlardan
فَلَا
onlardan çekinmeyin
تَخْشَوْهُمْ
fear them
وَٱخْشَوْنِى
benden çekinin
وَلِأُتِمَّ
ve tamamlayayım
نِعْمَتِى
ni'metimi
عَلَيْكُمْ
size
وَلَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَهْتَدُونَ
hidayete erersiniz

Süleyman AteşNereden (yola) çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir, nerede olursanız, yüzünüzü o yana çevirin ki, haksızlardan başka hiç kimsenin, aleyhinizde bir delili olmasın. Onlardan da çekinmeyin, benden çekinin ve (o yana dönün ki) size olan ni'metimi tamamlayayım, böylece yolu bulmuş olasınız

2:151 📚 1
كَمَآ أَرۡسَلۡنَا فِيكُمۡ رَسُولࣰ ا مِّنكُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتِنَا وَيُزَكِّيكُمۡ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمۡ تَكُونُواْ تَعۡلَمُونَ
كَمَآ
gibi
أَرْسَلْنَا
gönderdiğimiz
فِيكُمْ
kendi içinizden
رَسُولًۭا
bir Elçi
مِّنكُمْ
sizden olan
يَتْلُوا۟
okuyan
عَلَيْكُمْ
size
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
وَيُزَكِّيكُمْ
ve sizi temizleyen
وَيُعَلِّمُكُمُ
ve size öğreten
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَيُعَلِّمُكُم
ve size öğreten
مَّا
şeyleri
لَمْ
olduğunuz
تَكُونُوا۟
you were
تَعْلَمُونَ
bilmiyor

Süleyman AteşNitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitabı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir Elçi gönderdik

2:152 📚 7
فَٱذۡكُرُونِيٓ أَذۡكُرۡكُمۡ وَٱشۡكُرُواْ لِي وَلَا تَكۡفُرُونِ
فَٱذْكُرُونِىٓ
Öyle ise beni anın
أَذْكُرْكُمْ
ben de sizi anayım
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
لِى
bana
وَلَا
ve
تَكْفُرُونِ
inkar etmeyin

Süleyman AteşÖyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin

2:153 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسۡتَعِينُواْ بِٱلصَّبۡرِ وَٱلصَّلَوٰةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
ٱسْتَعِينُوا۟
(Allah'tan) yardım isteyin
بِٱلصَّبْرِ
sabır ile
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ
ve namazla
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Süleyman AteşEy inananlar, sabır ve namazla (Allah'tan) yardım isteyin, muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir

2:154 📚 1
وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقۡتَلُ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمۡوَٰتُۢۚ بَلۡ أَحۡيَآءࣱ وَلَٰكِن لَّا تَشۡعُرُونَ
وَلَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
لِمَن
kimselere
يُقْتَلُ
öldürülen
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أَمْوَٰتٌۢ ۚ
ölüdürler
بَلْ
bilakis
أَحْيَآءٌۭ
onlar diridirler
وَلَـٰكِن
ama
لَّا
olmazsınız
تَشْعُرُونَ
siz farkında

Süleyman AteşAllah yolunda öldürülenlere, "ölüler" demeyin; hayır, onlar diridirler, ama siz farkında olmazsınız

2:155 📚 3
وَلَنَبۡلُوَنَّكُم بِشَيۡءࣲ مِّنَ ٱلۡخَوۡفِ وَٱلۡجُوعِ وَنَقۡصࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٰتِۗ وَبَشِّرِ ٱلصَّٰبِرِينَ
وَلَنَبْلُوَنَّكُم
andolsun sizi imtihan edeceğiz
بِشَىْءٍۢ
şeylerle
مِّنَ
(gibi)
ٱلْخَوْفِ
korku
وَٱلْجُوعِ
ve açlık
وَنَقْصٍۢ
ve noksanlığı
مِّنَ
mallarınızın
ٱلْأَمْوَٰلِ
[the] wealth
وَٱلْأَنفُسِ
ve canlarınızın
وَٱلثَّمَرَٰتِ ۗ
ve ürünlerinizin
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenleri

Süleyman AteşAndolsun, sizi korku, açlık, mallar(ınız)dan canlar(ınız)dan ve ürünler(iniz)den eksiltmek gibi şeylerle deneriz; sabredenleri müjdele

2:156 📚 2
ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةࣱ قَالُوٓاْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيۡهِ رَٰجِعُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
إِذَآ
zaman
أَصَـٰبَتْهُم
onlara eriştiği
مُّصِيبَةٌۭ
bir bela
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّا
şüphesiz biz
لِلَّهِ
Allah içiniz
وَإِنَّآ
ve şüphesiz biz
إِلَيْهِ
O'na
رَٰجِعُونَ
döneceğiz

Süleyman AteşKi onlara bir bela eriştiği zaman: "Biz Allah içiniz ve biz O'na döneceğiz," derler

2:157
أُوْلَٰٓئِكَ عَلَيۡهِمۡ صَلَوَٰتࣱ مِّن رَّبِّهِمۡ وَرَحۡمَةࣱۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُهۡتَدُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
İşte
عَلَيْهِمْ
hep onlar içindir
صَلَوَٰتٌۭ
bağışlamalar
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ
their Lord
وَرَحْمَةٌۭ ۖ
ve rahmet
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُهْتَدُونَ
doğru yolu bulanlar

Süleyman Ateşİşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır ve doğru yolu bulanlar da onlardır

2:158
۞إِنَّ ٱلصَّفَا وَٱلۡمَرۡوَةَ مِن شَعَآئِرِ ٱللَّهِۖ فَمَنۡ حَجَّ ٱلۡبَيۡتَ أَوِ ٱعۡتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَاۚ وَمَن تَطَوَّعَ خَيۡرࣰ ا فَإِنَّ ٱللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱلصَّفَا
Safa
وَٱلْمَرْوَةَ
ve Merve
مِن
nişanlarındandır
شَعَآئِرِ
(the) symbols
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
فَمَنْ
kim
حَجَّ
hacceder
ٱلْبَيْتَ
Ev'i
أَوِ
ya da
ٱعْتَمَرَ
ömre yaparsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
hiçbir günah
عَلَيْهِ
kendisine
أَن
tavaf etmesinde
يَطَّوَّفَ
he walks
بِهِمَا ۚ
onları
وَمَن
ve kim
تَطَوَّعَ
kendiliğinden yaparsa
خَيْرًۭا
bir iyilik
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
شَاكِرٌ
karşılığını verir
عَلِيمٌ
(yaptığını) bilir

Süleyman AteşSafa ile Merve Allah'ın nişanlarındandır. Kim Ev'i hacceder, ya da ömre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Kim kendiliğinden bir iyilik yaparsa bilsin ki, Allah karşılığını verir, (yaptığını) bilir

2:159 📚 2
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡتُمُونَ مَآ أَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلۡهُدَىٰ مِنۢ بَعۡدِ مَا بَيَّنَّٰهُ لِلنَّاسِ فِي ٱلۡكِتَٰبِ أُوْلَٰٓئِكَ يَلۡعَنُهُمُ ٱللَّهُ وَيَلۡعَنُهُمُ ٱللَّٰعِنُونَ
إِنَّ
doğrusu
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَكْتُمُونَ
gizleyen
مَآ
şeyleri
أَنزَلْنَا
indirdiğimiz
مِنَ
açık delillerden
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
the clear proofs
وَٱلْهُدَىٰ
ve hidayeti
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
biz açıkça belirttikten
بَيَّنَّـٰهُ
We made clear
لِلنَّاسِ
insanlara
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ ۙ
the Book
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlara
يَلْعَنُهُمُ
la'net eder
ٱللَّهُ
Allah
وَيَلْعَنُهُمُ
ve la'net eder
ٱللَّـٰعِنُونَ
bütün la'net edebilenler

Süleyman Ateşİndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler (var ya), işte onlara hem Allah la'net eder, hem bütün la'net edebilenler la'net eder

2:160 📚 1
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصۡلَحُواْ وَبَيَّنُواْ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَتُوبُ عَلَيۡهِمۡ وَأَنَا ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
إِلَّا
ancak hariç
ٱلَّذِينَ
(kimseler)
تَابُوا۟
tevbe edip
وَأَصْلَحُوا۟
uslananlar
وَبَيَّنُوا۟
ve (gerçeği) açıklayanlar
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَتُوبُ
tevbelerini kabul ederim
عَلَيْهِمْ ۚ
onların
وَأَنَا
çünkü ben
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edenim
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyenim

Süleyman AteşAncak tevbe edip uslananlar ve (gerçeği) açıklayanlar başka. Onları bağışlarım. Çünkü ben tevbeyi çok kabul edenim, çok esirgeyenim

2:161
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَمَاتُواْ وَهُمۡ كُفَّارٌ أُوْلَٰٓئِكَ عَلَيۡهِمۡ لَعۡنَةُ ٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ
إِنَّ
doğrusu
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edip te
وَمَاتُوا۟
ölen
وَهُمْ
ve onlar
كُفَّارٌ
kafir olarak
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
عَلَيْهِمْ
onların üstünedir
لَعْنَةُ
la'neti
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve meleklerin
وَٱلنَّاسِ
ve insanların
أَجْمَعِينَ
tüm

Süleyman AteşAma ayetlerimizi inkar etmiş ve kafir olarak ölmüş olanlar, işte Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların la'neti onların üstünedir

2:162 📚 1
خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalırlar
فِيهَا ۖ
(la'net) içinde
لَا
hafifletilmez
يُخَفَّفُ
will be lightened
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابُ
azab;
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يُنظَرُونَ
gözetme

Süleyman AteşEbedi la'net içinde kalırlar. Ne kendilerinden azab hafifletilir, ne de onlara fırsat verilir

2:163 📚 14
وَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلرَّحۡمَٰنُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِلَـٰهُكُمْ
Tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
Tanrı'dır
وَٰحِدٌۭ ۖ
bir tek
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'dır
ٱلرَّحِيمُ
Rahim'dir

Süleyman AteşTanrınız bir tek Tanrı'dır, O'ndan başka tanrı yoktur, O Rahman'dır, Rahim'dir

2:164 📚 9
إِنَّ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱلۡفُلۡكِ ٱلَّتِي تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِمَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن مَّآءࣲ فَأَحۡيَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةࣲ وَتَصۡرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ وَٱلسَّحَابِ ٱلۡمُسَخَّرِ بَيۡنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
yaratılışında
خَلْقِ
(the) creation
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَٱخْتِلَـٰفِ
ve değişmesinde
ٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüzün
وَٱلْفُلْكِ
ve gemilerde
ٱلَّتِى
taşıyıp giden
تَجْرِى
sail
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
بِمَا
şeyleri
يَنفَعُ
faydasına olan
ٱلنَّاسَ
insanların
وَمَآ
indirip
أَنزَلَ
(has) sent down
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مِن
su
مَّآءٍۢ
water
فَأَحْيَا
dirilterek
بِهِ
onunla
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا
öldükten
وَبَثَّ
yaymasında
فِيهَا
orada
مِن
her çeşitten
كُلِّ
every
دَآبَّةٍۢ
canlıyı
وَتَصْرِيفِ
ve evirip çevirmesinde
ٱلرِّيَـٰحِ
rüzgarları
وَٱلسَّحَابِ
ve bulutları
ٱلْمُسَخَّرِ
emre hazır bekleyen
بَيْنَ
arasında
ٱلسَّمَآءِ
yer
وَٱلْأَرْضِ
ve gök
لَـَٔايَـٰتٍۢ
elbette deliller vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir topluluk için
يَعْقِلُونَ
düşünen

Süleyman AteşŞüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyıp giden gemilerde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarlarıve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için (Allah'ın varlığına ve birliğine) deliller vardır

2:165
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادࣰ ا يُحِبُّونَهُمۡ كَحُبِّ ٱللَّهِۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَشَدُّ حُبࣰّ ا لِّلَّهِۗ وَلَوۡ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ إِذۡ يَرَوۡنَ ٱلۡعَذَابَ أَنَّ ٱلۡقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعࣰ ا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعَذَابِ
وَمِنَ
İnsanlardan
ٱلنَّاسِ
the mankind
مَن
kimi
يَتَّخِذُ
tutar
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
أَندَادًۭا
eşler
يُحِبُّونَهُمْ
onları severler
كَحُبِّ
sever gibi
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ı
وَٱلَّذِينَ
(kimseler)
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَشَدُّ
en çok
حُبًّۭا
severler
لِّلَّهِ ۗ
Allah'ı
وَلَوْ
keşke
يَرَى
görselerdi
ٱلَّذِينَ
(kimseler)
ظَلَمُوٓا۟
zulmedenler
إِذْ
zaman
يَرَوْنَ
gördükleri
ٱلْعَذَابَ
azabı
أَنَّ
gerçekten
ٱلْقُوَّةَ
kuvvetin
لِلَّهِ
Allah'a aittir
جَمِيعًۭا
bütünüyle
وَأَنَّ
ve gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
şiddetlidir
ٱلْعَذَابِ
azabı

Süleyman Ateşİnsanlardan kimi, Allah'tan başka eşler tutar, Allah'ı sever gibi onları severler. İnananlar ise en çok Allah'ı severler. Zulmedenler, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a aidolduğunu ve Allah'ın azabının çetin olduğunu anlayacaklarını keşkebilselerdi

2:166 📚 1
إِذۡ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ وَرَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَ وَتَقَطَّعَتۡ بِهِمُ ٱلۡأَسۡبَابُ
إِذْ
işte
تَبَرَّأَ
uzak durdular
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱتُّبِعُوا۟
uyulan
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
ٱتَّبَعُوا۟
uyan
وَرَأَوُا۟
gördüler
ٱلْعَذَابَ
azabı
وَتَقَطَّعَتْ
kesildi
بِهِمُ
onların
ٱلْأَسْبَابُ
bağları

Süleyman Ateşİşte uyulanlar, uyanlardan uzak durdular; azabı gördüler, aralarındaki bağlar kesildi

2:167
وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ لَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَتَبَرَّأَ مِنۡهُمۡ كَمَا تَبَرَّءُواْ مِنَّاۗ كَذَٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعۡمَٰلَهُمۡ حَسَرَٰتٍ عَلَيۡهِمۡۖ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ
وَقَالَ
ve şöyle dediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱتَّبَعُوا۟
uyan
لَوْ
keşke
أَنَّ
bizim için (mümkün olsaydı)
لَنَا
for us
كَرَّةًۭ
bir dönüş (dünyaya)
فَنَتَبَرَّأَ
uzak dursaydık
مِنْهُمْ
onlardan
كَمَا
gibi
تَبَرَّءُوا۟
uzak durdukları
مِنَّا ۗ
bizden
كَذَٰلِكَ
böylece
يُرِيهِمُ
onlara gösterir
ٱللَّهُ
Allah
أَعْمَـٰلَهُمْ
bütün fiillerini
حَسَرَٰتٍ
hasretler (pişmanlık kaynağı olarak)
عَلَيْهِمْ ۖ
onlara
وَمَا
ve değildir
هُم
onlar
بِخَـٰرِجِينَ
çıkacak
مِنَ
ateşten
ٱلنَّارِ
the Fire

Süleyman AteşUyanlar, şöyle dediler; "Ah keşke bir daha dünyaya gitmemiz mümkün olsaydı da şimdi onların bizden uzak durdukları gibi biz de onlardan uzak dursaydık!" Böylece Allah, onlara işledikleri bütün fiilleri hasretler (pişmanlık kaynağı olarak) gösterir. Ve onlar, ateşten çıkamazlar

2:168
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ حَلَٰلࣰ ا طَيِّبࣰ ا وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
كُلُوا۟
yeyin
مِمَّا
şeylerden
فِى
bulunan
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
حَلَـٰلًۭا
helal
طَيِّبًۭا
temiz
وَلَا
ve izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟
follow
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
إِنَّهُۥ
çünkü o
لَكُمْ
sizin
عَدُوٌّۭ
düşmanınızdır
مُّبِينٌ
apaçık

Süleyman AteşEy insanlar, yeryüzünde bulunan helal ve temiz şeylerden yeyin, şeytanın adımlarını izlemeyin; çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır

2:169 📚 7
إِنَّمَا يَأۡمُرُكُم بِٱلسُّوٓءِ وَٱلۡفَحۡشَآءِ وَأَن تَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
إِنَّمَا
daima
يَأْمُرُكُم
O size emreder
بِٱلسُّوٓءِ
kötülük
وَٱلْفَحْشَآءِ
ve hayasızlığı
وَأَن
ve söylemenizi
تَقُولُوا۟
you say
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyleri
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Süleyman AteşO size daima kötülük ve çirkin iş (yapmanızı), Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi emreder

2:170
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُواْ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُواْ بَلۡ نَتَّبِعُ مَآ أَلۡفَيۡنَا عَلَيۡهِ ءَابَآءَنَآۚ أَوَلَوۡ كَانَ ءَابَآؤُهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَهۡتَدُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمُ
onlara
ٱتَّبِعُوا۟
uyun
مَآ
şeye
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
قَالُوا۟
derler
بَلْ
hayır bilakis
نَتَّبِعُ
uyarız
مَآ
şeye (yola)
أَلْفَيْنَا
biz bulduğumuz
عَلَيْهِ
üzerinde
ءَابَآءَنَآ ۗ
atalarımızı
أَوَلَوْ
olsalarda mı?
كَانَ
[were]
ءَابَآؤُهُمْ
onların ataları
لَا
düşünmeyen
يَعْقِلُونَ
understand
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَلَا
ve doğru yolu bulamayan
يَهْتَدُونَ
were they guided

Süleyman AteşOnlara: "Allah'ın indirdiğine uyun!" dense, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz(yol)a uyarız!" derler. Peki ama, ataları bir şey düşünmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (atalarının yoluna uyacaklar)

2:171 📚 2
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ كَمَثَلِ ٱلَّذِي يَنۡعِقُ بِمَا لَا يَسۡمَعُ إِلَّا دُعَآءࣰ وَنِدَآءࣰۚ صُمُّۢ بُكۡمٌ عُمۡيࣱ فَهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ
وَمَثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden
كَمَثَلِ
haline benzer
ٱلَّذِى
kimsenin
يَنْعِقُ
haykıran
بِمَا
şeylere(hayvanlara)
لَا
bir şey işitmeyen
يَسْمَعُ
(does) hear
إِلَّا
başka
دُعَآءًۭ
çağırmadan
وَنِدَآءًۭ ۚ
ve bağırtıdan
صُمٌّۢ
sağırdırlar
بُكْمٌ
dilsizdirler
عُمْىٌۭ
kördürler
فَهُمْ
onun için onlar
لَا
düşünmezler
يَعْقِلُونَ
understand

Süleyman AteşO inkar edenler(i Hakk'a çağıran)ın durumu, tıpkı bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen (işittiği sesin manasını anlamayan hayvanlar)a haykıran kimsenin durumu gibidir. (Onlar), sağır, dilsiz ve kördürler, onun için düşünmezler

2:172
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡ وَٱشۡكُرُواْ لِلَّهِ إِن كُنتُمۡ إِيَّاهُ تَعۡبُدُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
كُلُوا۟
yeyin
مِن
iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good
مَا
ne ki
رَزَقْنَـٰكُمْ
size rızık olarak verdik
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
لِلَّهِ
Allah'a
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
إِيَّاهُ
yalnızca ona
تَعْبُدُونَ
(ona) tapıyor

Süleyman AteşEy inananlar, size verdiğimiz rızıkların iyilerinden yeyin, Allah'a tapıyorsanız, O'na şükredin

2:173 📚 6
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحۡمَ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ بِهِۦ لِغَيۡرِ ٱللَّهِۖ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغࣲ وَلَا عَادࣲ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ
إِنَّمَا
şüphesiz
حَرَّمَ
haram kıldı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَيْتَةَ
leş
وَٱلدَّمَ
ve kan
وَلَحْمَ
ve etini
ٱلْخِنزِيرِ
domuz
وَمَآ
ve şeyleri
أُهِلَّ
kesilen
بِهِۦ
adına
لِغَيْرِ
başkası
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
فَمَنِ
ama kim
ٱضْطُرَّ
mecbur kalırsa
غَيْرَ
saldırmaksızın
بَاغٍۢ
(being) disobedient
وَلَا
ve sınırı aşmaksızın
عَادٍۢ
transgressor
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌ
çok esirgeyendir

Süleyman AteşAllah size leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur kalırsa, (başkasına) saldırmadan ve sınırı aşmadan (bunlardan) yemesinde bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir

2:174
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡتُمُونَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَيَشۡتَرُونَ بِهِۦ ثَمَنࣰ ا قَلِيلًا أُوْلَٰٓئِكَ مَا يَأۡكُلُونَ فِي بُطُونِهِمۡ إِلَّا ٱلنَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمۡ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَكْتُمُونَ
gizleyen
مَآ
bir şey
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَيَشْتَرُونَ
ve satanlar
بِهِۦ
onu
ثَمَنًۭا
paraya
قَلِيلًا ۙ
azıcık
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مَا
bir şey
يَأْكُلُونَ
yemezler
فِى
karınlarına
بُطُونِهِمْ
their bellies
إِلَّا
başka
ٱلنَّارَ
ateşten
وَلَا
onlara konuşmayacak
يُكَلِّمُهُمُ
will speak to them
ٱللَّهُ
Allah
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
Kıyamet
وَلَا
ve onları temizlemeyecektir
يُزَكِّيهِمْ
will He purify them
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌ
acıklı

Süleyman AteşAllah'ın indirdiği Kitaptan bir şey gizleyip, onu birkaç paraya satanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey koymuyorlar. Kıyamet günü Allah ne onlara konuşacak ve ne de onları temizleyecektir. Onlar için acı bir azab vardır

2:175
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡعَذَابَ بِٱلۡمَغۡفِرَةِۚ فَمَآ أَصۡبَرَهُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟
satın alan
ٱلضَّلَـٰلَةَ
sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet karşılığında
وَٱلْعَذَابَ
ve azab
بِٱلْمَغْفِرَةِ ۚ
mağfiret karşılığında
فَمَآ
ne kadar
أَصْبَرَهُمْ
cesaretlidirler
عَلَى
karşı
ٱلنَّارِ
ateşe

Süleyman AteşOnlar hidayet karşılığında sapıklık, mağfiret karşılığında azab satın almışlardır. Onlar ateşe, karşı ne kadar da dayanıklıdırlar

2:176
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ نَزَّلَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخۡتَلَفُواْ فِي ٱلۡكِتَٰبِ لَفِي شِقَاقِۭ بَعِيدࣲ‏
ذَٰلِكَ
işte böyle
بِأَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
نَزَّلَ
indirmiştir
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ ۗ
hak olarak
وَإِنَّ
ve elbette
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱخْتَلَفُوا۟
ayrılığa düşen
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
لَفِى
içindedirler
شِقَاقٍۭ
anlaşmazlık
بَعِيدٍۢ
derin bir

Süleyman Ateş(Onlara) böyle(azab edilecek)dir. Çünkü Allah, Kitabı gerçekle indirmiştir. Kitapta ayrılığa düşenler, elbette derin bir anlaşmazlık içindedirler

2:177 📚 3
۞لَّيۡسَ ٱلۡبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ قِبَلَ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَلَٰكِنَّ ٱلۡبِرَّ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلۡكِتَٰبِ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ وَءَاتَى ٱلۡمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِي ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلۡمُوفُونَ بِعَهۡدِهِمۡ إِذَا عَٰهَدُواْۖ وَٱلصَّٰبِرِينَ فِي ٱلۡبَأۡسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلۡبَأۡسِۗ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُواْۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُتَّقُونَ
۞ لَّيْسَ
değildir
ٱلْبِرَّ
iyilik
أَن
çevirmeniz
تُوَلُّوا۟
you turn
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
قِبَلَ
tarafına
ٱلْمَشْرِقِ
doğu
وَٱلْمَغْرِبِ
ve batı
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلْبِرَّ
iyilik
مَنْ
kişinin
ءَامَنَ
inanmasıdır
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve meleklere
وَٱلْكِتَـٰبِ
ve Kitaba
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ
ve peygamberlere
وَءَاتَى
ve vermesidir
ٱلْمَالَ
malını
عَلَىٰ
sevdiği
حُبِّهِۦ
spite of his love (for it)
ذَوِى
yakınlara
ٱلْقُرْبَىٰ
(of) the near relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينَ
ve yoksullara
وَٱبْنَ
ve
ٱلسَّبِيلِ
yolda kalmışlara
وَٱلسَّآئِلِينَ
ve dilencilere
وَفِى
ve
ٱلرِّقَابِ
kölelere
وَأَقَامَ
ve kılmasıdır
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَى
ve vermesidir
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱلْمُوفُونَ
yerine getirmeleridir
بِعَهْدِهِمْ
andlaşmalarını
إِذَا
zaman
عَـٰهَدُوا۟ ۖ
andlaşma yaptıkları
وَٱلصَّـٰبِرِينَ
ve sabrederler
فِى
sıkıntıda
ٱلْبَأْسَآءِ
[the] suffering
وَٱلضَّرَّآءِ
ve hastalıkta
وَحِينَ
ve zamanında
ٱلْبَأْسِ ۗ
savaş
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
صَدَقُوا۟ ۖ
doğru olan
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte onlar
هُمُ
onlardır
ٱلْمُتَّقُونَ
muttakiler

Süleyman AteşYüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekatı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah'ın azabından) korunanlar da onlardır

2:178 📚 16
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِصَاصُ فِي ٱلۡقَتۡلَىۖ ٱلۡحُرُّ بِٱلۡحُرِّ وَٱلۡعَبۡدُ بِٱلۡعَبۡدِ وَٱلۡأُنثَىٰ بِٱلۡأُنثَىٰۚ فَمَنۡ عُفِيَ لَهُۥ مِنۡ أَخِيهِ شَيۡءࣱ فَٱتِّبَاعُۢ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَأَدَآءٌ إِلَيۡهِ بِإِحۡسَٰنࣲۗ ذَٰلِكَ تَخۡفِيفࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَرَحۡمَةࣱۗ فَمَنِ ٱعۡتَدَىٰ بَعۡدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
كُتِبَ
farz kılındı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِصَاصُ
kısas
فِى
öldürmelerde
ٱلْقَتْلَى ۖ
(the matter of) the murdered
ٱلْحُرُّ
hür
بِٱلْحُرِّ
hür ile
وَٱلْعَبْدُ
köle
بِٱلْعَبْدِ
köle ile
وَٱلْأُنثَىٰ
kadın
بِٱلْأُنثَىٰ ۚ
kadın ile
فَمَنْ
kimse
عُفِىَ
affedilen
لَهُۥ
kendisi
مِنْ
tarafından
أَخِيهِ
kardeşi
شَىْءٌۭ
bir şey
فَٱتِّبَاعٌۢ
artık uymalıdır
بِٱلْمَعْرُوفِ
örfe
وَأَدَآءٌ
ve (diyeti) ödemelidir
إِلَيْهِ
ona
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ
güzelce
ذَٰلِكَ
bu
تَخْفِيفٌۭ
bir hafifletme
مِّن
tarafından
رَّبِّكُمْ
Rabbiniz
وَرَحْمَةٌۭ ۗ
ve rahmettir
فَمَنِ
artk kim
ٱعْتَدَىٰ
haddi aşarsa
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
فَلَهُۥ
onun için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Süleyman AteşEy inananlar, öldürmelerde kısas size farz kılındı. (Katilin de öldürülmesi gerekir). Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Kardeşi tarafından kısmen affedilen kimse, örfe uyup o(affeden kardeşi)ne güzelce (diyeti) ödemelidir! Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve acımadır. Kim bundan sonra da saldırıya kalkarsa artık onun için acı bir azab vardır

2:179
وَلَكُمۡ فِي ٱلۡقِصَاصِ حَيَوٰةࣱ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
وَلَكُمْ
ve sizin için vardır
فِى
kısasta
ٱلْقِصَاصِ
the legal retribution
حَيَوٰةٌۭ
hayat
يَـٰٓأُو۟لِى
Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl
لَعَلَّكُمْ
böylece
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Süleyman AteşEy akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır, böylece korunursunuz

2:180 📚 9
كُتِبَ عَلَيۡكُمۡ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلۡمَوۡتُ إِن تَرَكَ خَيۡرًا ٱلۡوَصِيَّةُ لِلۡوَٰلِدَيۡنِ وَٱلۡأَقۡرَبِينَ بِٱلۡمَعۡرُوفِۖ حَقًّا عَلَى ٱلۡمُتَّقِينَ
كُتِبَ
yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمْ
size
إِذَا
zaman
حَضَرَ
geldiği
أَحَدَكُمُ
birinize
ٱلْمَوْتُ
ölüm
إِن
eğer
تَرَكَ
bırakacaksa
خَيْرًا
bir hayır (mal)
ٱلْوَصِيَّةُ
vasiyyet etmek
لِلْوَٰلِدَيْنِ
anaya babaya
وَٱلْأَقْرَبِينَ
ve yakınlara
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
uygun bir biçimde
حَقًّا
bir haktır (borçtur)
عَلَى
üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler

Süleyman AteşBirinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyyet etmek, korunanlar üzerine bir borçtur

2:181
فَمَنۢ بَدَّلَهُۥ بَعۡدَ مَا سَمِعَهُۥ فَإِنَّمَآ إِثۡمُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
فَمَنۢ
artık kim
بَدَّلَهُۥ
(vasiyyeti) değiştirirse
بَعْدَ مَا
sonra bir şey
سَمِعَهُۥ
işittikten
فَإِنَّمَآ
elbette
إِثْمُهُۥ
günahı
عَلَى
üzerinedir
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُبَدِّلُونَهُۥٓ ۚ
onu değiştiren
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Süleyman AteşKim işittikten sonra vasiyyeti değiştirirse, günahı, onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir

2:182
فَمَنۡ خَافَ مِن مُّوصࣲ جَنَفًا أَوۡ إِثۡمࣰ ا فَأَصۡلَحَ بَيۡنَهُمۡ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
فَمَنْ
her kim de
خَافَ
korkar da
مِن
vasiyyet edenden
مُّوصٍۢ
(the) testator
جَنَفًا
hata(sından)
أَوْ
veya
إِثْمًۭا
günah(ından)
فَأَصْلَحَ
ve düzeltirse
بَيْنَهُمْ
aralarını
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona
إِنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Süleyman AteşKim de vasiyyet edenin bir hata veya günah işlemesinden korkar da (tarafların) aralarını düzeltirse, ona günah yoktur, Allah bağışlayandır, esirgeyendir

2:183 📚 8
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
كُتِبَ
yazıldı
عَلَيْكُمُ
sizin üzerinize de
ٱلصِّيَامُ
oruç
كَمَا
gibi
كُتِبَ
yazıldığı
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
sizden önceki(ler)
قَبْلِكُمْ
before you
لَعَلَّكُمْ
umulur ki siz
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Süleyman AteşEy inananlar, sizden öncekilere yazıldığı gibi (günahlardan) korunmanız için sizin üzerinize de oruç yazıldı

2:184 📚 14
أَيَّامࣰ ا مَّعۡدُودَٰتࣲۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوۡ عَلَىٰ سَفَرࣲ فَعِدَّةࣱ مِّنۡ أَيَّامٍ أُخَرَۚ وَعَلَى ٱلَّذِينَ يُطِيقُونَهُۥ فِدۡيَةࣱ طَعَامُ مِسۡكِينࣲۖ فَمَن تَطَوَّعَ خَيۡرࣰ ا فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّهُۥۚ وَأَن تَصُومُواْ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
أَيَّامًۭا
günlerdir
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ
sayılı
فَمَن
kim
كَانَ
olursa
مِنكُم
sizden
مَّرِيضًا
hasta
أَوْ
veya
عَلَىٰ
seferde
سَفَرٍۢ
a journey
فَعِدَّةٌۭ
sayısınca tutar
مِّنْ
günlerde
أَيَّامٍ
days
أُخَرَ ۚ
başka
وَعَلَى
ve (lazımdır)
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُطِيقُونَهُۥ
ona (güç) dayanan(lar)
فِدْيَةٌۭ
fidye vermesi
طَعَامُ
doyuracak
مِسْكِينٍۢ ۖ
bir yoksulu
فَمَن
artık kim
تَطَوَّعَ
gönülden
خَيْرًۭا
bir iyilik yaparsa
فَهُوَ
o
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لَّهُۥ ۚ
kendisi için
وَأَن
ve
تَصُومُوا۟
oruç tutmanız
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
تَعْلَمُونَ
bilirseniz

Süleyman AteşSayılı günler olarak. Sizden kim hasta veya seferde olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutar). Oruca (güç) dayananların fidye vermesi, bir yoksulu doyurması lazımdır. Bununla beraber gönül isteğiyle kim bir iyilik yapar(oruç tutar)sa o, kendisi için iyidir. Bilirseniz oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır

2:185 📚 18
شَهۡرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلۡقُرۡءَانُ هُدࣰ ى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتࣲ مِّنَ ٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡفُرۡقَانِۚ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهۡرَ فَلۡيَصُمۡهُۖ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوۡ عَلَىٰ سَفَرࣲ فَعِدَّةࣱ مِّنۡ أَيَّامٍ أُخَرَۗ يُرِيدُ ٱللَّهُ بِكُمُ ٱلۡيُسۡرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ ٱلۡعُسۡرَ وَلِتُكۡمِلُواْ ٱلۡعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمۡ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
شَهْرُ
ayı
رَمَضَانَ
ramazan
ٱلَّذِىٓ
ki
أُنزِلَ
indirilmiştir
فِيهِ
onda
ٱلْقُرْءَانُ
Kur'an
هُدًۭى
hidayet olarak
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَبَيِّنَـٰتٍۢ
ve açıklayıcı
مِّنَ
hidayeti
ٱلْهُدَىٰ
[the] Guidance
وَٱلْفُرْقَانِ ۚ
doğruyu ve yanlışı ayırdetmeyi
فَمَن
kim
شَهِدَ
şahit olursa
مِنكُمُ
içinizden
ٱلشَّهْرَ
o aya
فَلْيَصُمْهُ ۖ
oruç tutsun
وَمَن
kim
كَانَ
olur
مَرِيضًا
hasta
أَوْ
yahut
عَلَىٰ
üzere olursa
سَفَرٍۢ
sefer
فَعِدَّةٌۭ
sayısınca tutsun
مِّنْ
günlerde
أَيَّامٍ
days
أُخَرَ ۗ
başka
يُرِيدُ
ister
ٱللَّهُ
Allah
بِكُمُ
sizin için
ٱلْيُسْرَ
kolaylık
وَلَا
istemez
يُرِيدُ
intends
بِكُمُ
sizin için
ٱلْعُسْرَ
güçlük
وَلِتُكْمِلُوا۟
ve tamamlamanızı (ister)
ٱلْعِدَّةَ
sayıyı
وَلِتُكَبِّرُوا۟
ve yüceltmenizi (ister)
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَىٰ
dolayı
مَا
size doğru yolu gösterdiğinden
هَدَىٰكُمْ
He guided you
وَلَعَلَّكُمْ
ve umulur ki siz
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Süleyman AteşRamazan ayı, insanlara yol gösteren, hidayeti, doğruyu ve yanlışı ayırdedip açıklayan Kur'an'ın indirildiği aydır. İçinizden kim o aya yetişir(ayı görür)se oruç tutsun. Kim hasta olur, yahut seferde bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı tekbir etmenizi ister. Şükredesiniz diye (size bu kolaylığı gösterir)

2:186 📚 13
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌۖ أُجِيبُ دَعۡوَةَ ٱلدَّاعِ إِذَا دَعَانِۖ فَلۡيَسۡتَجِيبُواْ لِي وَلۡيُؤۡمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمۡ يَرۡشُدُونَ
وَإِذَا
ve ne zaman
سَأَلَكَ
sana sorar(lar)sa
عِبَادِى
kullarım
عَنِّى
benden
فَإِنِّى
şüphesiz ben
قَرِيبٌ ۖ
(onlara) yakınım
أُجِيبُ
karşılık veririm
دَعْوَةَ
du'asına
ٱلدَّاعِ
du'a edenin
إِذَا
zaman
دَعَانِ ۖ
bana du'a ettiği
فَلْيَسْتَجِيبُوا۟
O halde onlar da karşılık versinler
لِى
bana
وَلْيُؤْمِنُوا۟
inansınlar ki
بِى
bana
لَعَلَّهُمْ
böylece onlar
يَرْشُدُونَ
doğru yola erişirler

Süleyman AteşKullarım, sana benden sorar(lar)sa (söyle): Ben (onlara) yakınım. du'a eden, bana du'a ettiği zaman onun du'asına karşılık veririm. O halde onlar da bana karşılık versin(benim çağrıma uysun)lar, bana inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olalar

2:187 📚 13
أُحِلَّ لَكُمۡ لَيۡلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمۡۚ هُنَّ لِبَاسࣱ لَّكُمۡ وَأَنتُمۡ لِبَاسࣱ لَّهُنَّۗ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَخۡتَانُونَ أَنفُسَكُمۡ فَتَابَ عَلَيۡكُمۡ وَعَفَا عَنكُمۡۖ فَٱلۡـَٰٔنَ بَٰشِرُوهُنَّ وَٱبۡتَغُواْ مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمۡۚ وَكُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ ٱلۡخَيۡطُ ٱلۡأَبۡيَضُ مِنَ ٱلۡخَيۡطِ ٱلۡأَسۡوَدِ مِنَ ٱلۡفَجۡرِۖ ثُمَّ أَتِمُّواْ ٱلصِّيَامَ إِلَى ٱلَّيۡلِۚ وَلَا تُبَٰشِرُوهُنَّ وَأَنتُمۡ عَٰكِفُونَ فِي ٱلۡمَسَٰجِدِۗ تِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَقۡرَبُوهَاۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ
أُحِلَّ
helal kılındı
لَكُمْ
size
لَيْلَةَ
gecesi
ٱلصِّيَامِ
oruç
ٱلرَّفَثُ
yaklaşmak
إِلَىٰ
kadınlarınıza
نِسَآئِكُمْ ۚ
your wives
هُنَّ
onlar
لِبَاسٌۭ
elbisenizdir
لَّكُمْ
sizin
وَأَنتُمْ
ve siz de
لِبَاسٌۭ
elbisesisiniz
لَّهُنَّ ۗ
onların
عَلِمَ
bildi
ٱللَّهُ
Allah
أَنَّكُمْ
gerçekten siz
كُنتُمْ
olduğunuzu
تَخْتَانُونَ
yazık ediyorsunuz
أَنفُسَكُمْ
kendinize
فَتَابَ
tevbenizi kabul etti
عَلَيْكُمْ
sizden
وَعَفَا
ve affetti
عَنكُمْ ۖ
sizi
فَٱلْـَٔـٰنَ
artık şimdi
بَـٰشِرُوهُنَّ
onlara yaklaşın
وَٱبْتَغُوا۟
ve arayın
مَا
şeyleri
كَتَبَ
yaz(ıp takdir etmiş ol)duğu
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَكُمْ ۚ
sizin için
وَكُلُوا۟
ve yiyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
حَتَّىٰ
kadar
يَتَبَيَّنَ
ayırdelinceye
لَكُمُ
sizce
ٱلْخَيْطُ
iplik
ٱلْأَبْيَضُ
beyaz
مِنَ
iplikten
ٱلْخَيْطِ
the thread
ٱلْأَسْوَدِ
siyah
مِنَ
şafağın
ٱلْفَجْرِ ۖ
[the] dawn
ثُمَّ
sonra
أَتِمُّوا۟
tamamlayın
ٱلصِّيَامَ
orucu
إِلَى
dek
ٱلَّيْلِ ۚ
gece (oluncaya)
وَلَا
(kadınlara) yaklaşmayın
تُبَـٰشِرُوهُنَّ
have relations with them
وَأَنتُمْ
siz
عَـٰكِفُونَ
ibadete çekilmiş iken
فِى
mescidlerde
ٱلْمَسَـٰجِدِ ۗ
the masajid
تِلْكَ
bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
bunlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهَا ۗ
approach them
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُبَيِّنُ
açıklar ki
ٱللَّهُ
Allah
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَّقُونَ
korunup sakınırlar

Süleyman AteşOruç gecesi, kadınlarınıza yaklaşmak, size helal kılındı. Onlar sizin elbisenizdir, siz de onların elbisesisiniz. Allah, sizin kendinize yazık etmekte olduğunuzu bildi de tevbenizi kabul edip sizi affetti. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yaz(ıp takdir etmiş ol)duğunu arayın; şafağın beyaz ipliği siyah iplikten ayırdelinceye kadar yeyin, için; sonra ta gece oluncaya dek orucu tamamlayın; mescidlerde ibadete çekilmiş iken kadınlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın (yasak) sınırlarıdır, bunlara yaklaşmayın. Allah, insanlara ayetlerini böyle açıklar ki korunup sakınsınlar

2:188
وَلَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَكُم بَيۡنَكُم بِٱلۡبَٰطِلِ وَتُدۡلُواْ بِهَآ إِلَى ٱلۡحُكَّامِ لِتَأۡكُلُواْ فَرِيقࣰ ا مِّنۡ أَمۡوَٰلِ ٱلنَّاسِ بِٱلۡإِثۡمِ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَلَا
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟
eat
أَمْوَٰلَكُم
mallarınızı
بَيْنَكُم
aranızda
بِٱلْبَـٰطِلِ
batıl (sebepler) ile
وَتُدْلُوا۟
ve atmayın
بِهَآ
onları
إِلَى
hakimler(in önün)e
ٱلْحُكَّامِ
the authorities
لِتَأْكُلُوا۟
yemeniz için
فَرِيقًۭا
bir kısmını
مِّنْ
mallarından
أَمْوَٰلِ
(the) wealth
ٱلنَّاسِ
insanların
بِٱلْإِثْمِ
günah bir biçimde
وَأَنتُمْ
ve siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Süleyman AteşMallarınızı, aranızda batıl (sebepler) ile yemeyin; bile bile insanların mallarından bir kısmını günah bir biçimde yemeniz için onları hakimler(in önün)e atmayın (hakimlere götürmeyin veya onlara rüşvet vermeyin)

2:189 📚 5
۞يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡأَهِلَّةِۖ قُلۡ هِيَ مَوَٰقِيتُ لِلنَّاسِ وَٱلۡحَجِّۗ وَلَيۡسَ ٱلۡبِرُّ بِأَن تَأۡتُواْ ٱلۡبُيُوتَ مِن ظُهُورِهَا وَلَٰكِنَّ ٱلۡبِرَّ مَنِ ٱتَّقَىٰۗ وَأۡتُواْ ٱلۡبُيُوتَ مِنۡ أَبۡوَٰبِهَاۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ
۞ يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
hilallerden
ٱلْأَهِلَّةِ ۖ
the new moons
قُلْ
de ki
هِىَ
onlar
مَوَٰقِيتُ
vakit ölçüleridir
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَٱلْحَجِّ ۗ
ve hac
وَلَيْسَ
ve değildir
ٱلْبِرُّ
iyilik
بِأَن
girmek
تَأْتُوا۟
you come
ٱلْبُيُوتَ
evlere
مِن
arkalarından
ظُهُورِهَا
their backs
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلْبِرَّ
iyilik
مَنِ
kişinin
ٱتَّقَىٰ ۗ
takvasıdır
وَأْتُوا۟
ve girin
ٱلْبُيُوتَ
evlere
مِنْ
kapılarından
أَبْوَٰبِهَا ۚ
their doors
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
kurtuluşa erersiniz

Süleyman AteşSana doğan aylardan soruyorlar. De ki: "Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir." Evlere arkalarından girmek iyilik değildir. İyilik, Allah'tan korkanın iyiliğidir. Evlere kapılarından girin ve Allah'tan korkun ki, başarıya eresiniz, umduğunuzu bulasınız

2:190 📚 2
وَقَٰتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يُقَٰتِلُونَكُمۡ وَلَا تَعۡتَدُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُعۡتَدِينَ
وَقَـٰتِلُوا۟
ve savaşın
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimselerle
يُقَـٰتِلُونَكُمْ
sizinle savaşan(lar)
وَلَا
aşırı gitmeyin
تَعْتَدُوٓا۟ ۚ
transgress
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
like
ٱلْمُعْتَدِينَ
aşırı gidenleri

Süleyman AteşSizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın; fakat haksız yere saldırmayın, çünkü Allah, saldırganları sevmez

2:191
وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ ثَقِفۡتُمُوهُمۡ وَأَخۡرِجُوهُم مِّنۡ حَيۡثُ أَخۡرَجُوكُمۡۚ وَٱلۡفِتۡنَةُ أَشَدُّ مِنَ ٱلۡقَتۡلِۚ وَلَا تُقَٰتِلُوهُمۡ عِندَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ حَتَّىٰ يُقَٰتِلُوكُمۡ فِيهِۖ فَإِن قَٰتَلُوكُمۡ فَٱقۡتُلُوهُمۡۗ كَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَٱقْتُلُوهُمْ
ve onları öldürün
حَيْثُ
nerede
ثَقِفْتُمُوهُمْ
yakalarsanız
وَأَخْرِجُوهُم
ve onları çıkarın
مِّنْ
yer(Mekke)den
حَيْثُ
wherever
أَخْرَجُوكُمْ ۚ
sizi çıkardıkları
وَٱلْفِتْنَةُ
ve fitne
أَشَدُّ
daha kötüdür
مِنَ
adam öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۚ
[the] killing
وَلَا
onlarla savaşmayın
تُقَـٰتِلُوهُمْ
fight them
عِندَ
yanında
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ
Haram
حَتَّىٰ
kadar
يُقَـٰتِلُوكُمْ
sizinle savaşıncaya
فِيهِ ۖ
orada
فَإِن
fakat eğer
قَـٰتَلُوكُمْ
onlar sizinle savaşırlarsa
فَٱقْتُلُوهُمْ ۗ
hemen onları öldürün
كَذَٰلِكَ
böyledir
جَزَآءُ
cezası
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin

Süleyman AteşOnları nerede yakalarsanız öldürün, onların sizi çıkardıkları yer(Mekke)den size de onları çıkarın! Fitne (baskı yapmak), adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da onlarla savaşmayın ki, onlar da sizinle orada savaşmasınlar. Fakat onlar sizinle savaşırlarsa, hemen onları öldürün; kafirlerin cezası böyledir

2:192
فَإِنِ ٱنتَهَوۡاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
(saldırılarına) son verirlerse
فَإِنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Süleyman AteşEğer onlar (saldırılarına) son verirlerse, Allah bağışlayandır, esirgeyendir

2:193 📚 6
وَقَٰتِلُوهُمۡ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتۡنَةࣱ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ لِلَّهِۖ فَإِنِ ٱنتَهَوۡاْ فَلَا عُدۡوَٰنَ إِلَّا عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقَـٰتِلُوهُمْ
onlarla savaşın
حَتَّىٰ
kadar
لَا
kalmayıncaya
تَكُونَ
(there) is
فِتْنَةٌۭ
fitne
وَيَكُونَ
ve oluncaya (kadar)
ٱلدِّينُ
din
لِلَّهِ ۖ
Allah'ın
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
(saldırılarına) son verirlerse
فَلَا
artık olmaz
عُدْوَٰنَ
düşmanlık
إِلَّا
başkasına
عَلَى
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the oppressors

Süleyman AteşOnlarla savaşın ki, fitne (baskı) ortadan kalksın, din yalnız Allah'ın dini olsun. (Yalnız O'na tapılsın) Eğer (saldırılarına) son verirlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık olmaz

2:194 📚 5
ٱلشَّهۡرُ ٱلۡحَرَامُ بِٱلشَّهۡرِ ٱلۡحَرَامِ وَٱلۡحُرُمَٰتُ قِصَاصࣱۚ فَمَنِ ٱعۡتَدَىٰ عَلَيۡكُمۡ فَٱعۡتَدُواْ عَلَيۡهِ بِمِثۡلِ مَا ٱعۡتَدَىٰ عَلَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلۡمُتَّقِينَ
ٱلشَّهْرُ
ayı
ٱلْحَرَامُ
haram
بِٱلشَّهْرِ
aya karşılıktır
ٱلْحَرَامِ
haram
وَٱلْحُرُمَـٰتُ
ve hürmetler
قِصَاصٌۭ ۚ
karşılıklıdır
فَمَنِ
kim;
ٱعْتَدَىٰ
saldırırsa
عَلَيْكُمْ
size
فَٱعْتَدُوا۟
siz de saldırın
عَلَيْهِ
ona
بِمِثْلِ
gibi
مَا
saldırdığı
ٱعْتَدَىٰ
he transgressed
عَلَيْكُمْ ۚ
size
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakilerle

Süleyman AteşHaram ayı, haram aya karşılıktır. Hürmetler, karşılıklıdır. Kim size saldırırsa, onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın; Allah'tan korkun, bilin ki Allah (günahlardan) korunanlarla beraberdir

2:195 📚 1
وَأَنفِقُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا تُلۡقُواْ بِأَيۡدِيكُمۡ إِلَى ٱلتَّهۡلُكَةِ وَأَحۡسِنُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَأَنفِقُوا۟
infak edin
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَلَا
kendinizi atmayın
تُلْقُوا۟
throw (yourselves)
بِأَيْدِيكُمْ
kendi ellerinizle
إِلَى
tehlikeye
ٱلتَّهْلُكَةِ ۛ
[the] destruction
وَأَحْسِنُوٓا۟ ۛ
ve iyilik edin
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenleri

Süleyman Ateş(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın, iyilik edin, doğrusu Allah iyilik edenleri sever

2:196 📚 29
وَأَتِمُّواْ ٱلۡحَجَّ وَٱلۡعُمۡرَةَ لِلَّهِۚ فَإِنۡ أُحۡصِرۡتُمۡ فَمَا ٱسۡتَيۡسَرَ مِنَ ٱلۡهَدۡيِۖ وَلَا تَحۡلِقُواْ رُءُوسَكُمۡ حَتَّىٰ يَبۡلُغَ ٱلۡهَدۡيُ مَحِلَّهُۥۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوۡ بِهِۦٓ أَذࣰ ى مِّن رَّأۡسِهِۦ فَفِدۡيَةࣱ مِّن صِيَامٍ أَوۡ صَدَقَةٍ أَوۡ نُسُكࣲۚ فَإِذَآ أَمِنتُمۡ فَمَن تَمَتَّعَ بِٱلۡعُمۡرَةِ إِلَى ٱلۡحَجِّ فَمَا ٱسۡتَيۡسَرَ مِنَ ٱلۡهَدۡيِۚ فَمَن لَّمۡ يَجِدۡ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامࣲ فِي ٱلۡحَجِّ وَسَبۡعَةٍ إِذَا رَجَعۡتُمۡۗ تِلۡكَ عَشَرَةࣱ كَامِلَةࣱۗ ذَٰلِكَ لِمَن لَّمۡ يَكُنۡ أَهۡلُهُۥ حَاضِرِي ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
وَأَتِمُّوا۟
ve tamamlayın
ٱلْحَجَّ
haccı
وَٱلْعُمْرَةَ
ve ömreyi
لِلَّهِ ۚ
Allah için
فَإِنْ
eğer
أُحْصِرْتُمْ
engellenmiş olursanız
فَمَا
şeyi (kesin)
ٱسْتَيْسَرَ
kolayınıza gelen
مِنَ
kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۖ
the sacrificial animal
وَلَا
tıraş etmeyin
تَحْلِقُوا۟
shave
رُءُوسَكُمْ
başlarınızı
حَتَّىٰ
kadar
يَبْلُغَ
varıncaya
ٱلْهَدْىُ
kurban
مَحِلَّهُۥ ۚ
yerine
فَمَن
kim (varsa)
كَانَ
olan
مِنكُم
içinizden
مَّرِيضًا
hasta
أَوْ
ya da
بِهِۦٓ
bulunan
أَذًۭى
bir rahatsızlığı
مِّن
başından
رَّأْسِهِۦ
his head
فَفِدْيَةٌۭ
fidye (versin)
مِّن
oruçtan
صِيَامٍ
fasting
أَوْ
veya
صَدَقَةٍ
sadakadan
أَوْ
veya
نُسُكٍۢ ۚ
kurbandan
فَإِذَآ
zaman
أَمِنتُمْ
güvene kavuştuğunuz
فَمَن
kimse
تَمَتَّعَ
faydalanmak isteyen
بِٱلْعُمْرَةِ
ömre ile
إِلَى
kadar
ٱلْحَجِّ
hac (zamanın)a
فَمَا
şeyi (kessin)
ٱسْتَيْسَرَ
kolayına geleni
مِنَ
kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۚ
the sacrificial animal
فَمَن
kimse
لَّمْ
(kurban) bulamayan
يَجِدْ
find
فَصِيَامُ
oruç tutar
ثَلَـٰثَةِ
üç
أَيَّامٍۢ
gün
فِى
hacda
ٱلْحَجِّ
the Hajj
وَسَبْعَةٍ
ve yedi gün
إِذَا
zaman
رَجَعْتُمْ ۗ
döndüğünüz
تِلْكَ
böylece
عَشَرَةٌۭ
on (gündür)
كَامِلَةٌۭ ۗ
tamamı
ذَٰلِكَ
bu
لِمَن
kimseler içindir
لَّمْ
olmayanlar
يَكُنْ
is
أَهْلُهُۥ
ailesi
حَاضِرِى
hazır
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'da
وَٱتَّقُوا۟
sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
şiddetlidir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Süleyman AteşAllah için haccı ve ömreyi tamamlayın. Eğer (engellenmiş olursanız kolayınıza gelen kurbanı (gönderin); kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olan, ya da başından bir rahatsızlığı bulunan (bundan ötürü tıraş olmak zorunda kalan) kimse, oruçtan, sadakadan veya kurbandan (biriyle) fidye (versin). Güvene kavuştuğunuzda, hac (zamanın)a kadar ömre ile faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. (Kurban) Bulamayan kimse üç gün hacda, yedi gün de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu, ailesi Mescid-i Haram (civarın)da oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve Allah'ın cezasının çetin olduğunu bilin

2:197 📚 8
ٱلۡحَجُّ أَشۡهُرࣱ مَّعۡلُومَٰتࣱۚ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ ٱلۡحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي ٱلۡحَجِّۗ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ يَعۡلَمۡهُ ٱللَّهُۗ وَتَزَوَّدُواْ فَإِنَّ خَيۡرَ ٱلزَّادِ ٱلتَّقۡوَىٰۖ وَٱتَّقُونِ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ
ٱلْحَجُّ
Hac
أَشْهُرٌۭ
aylardadır
مَّعْلُومَـٰتٌۭ ۚ
bilinen
فَمَن
kim
فَرَضَ
farz ederse (kendisine)
فِيهِنَّ
onda (o aylarda)
ٱلْحَجَّ
haccı
فَلَا
yoktur
رَفَثَ
kadına yaklaşmak
وَلَا
ve yoktur
فُسُوقَ
günaha sapmak
وَلَا
yoktur
جِدَالَ
kavga etmek
فِى
hacda
ٱلْحَجِّ ۗ
the Hajj
وَمَا
ne varsa
تَفْعَلُوا۟
yaptığınız
مِنْ
iyilikten
خَيْرٍۢ
good
يَعْلَمْهُ
onu bilir
ٱللَّهُ ۗ
Allah
وَتَزَوَّدُوا۟
ve yanınıza azık alın
فَإِنَّ
şüphesiz
خَيْرَ
en hayırlısı
ٱلزَّادِ
azığın
ٱلتَّقْوَىٰ ۚ
takvadır
وَٱتَّقُونِ
ve benden sakının
يَـٰٓأُو۟لِى
Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl

Süleyman AteşHac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda (ihrama girerek) haccı (kendisine) gerekli kılarsa bilsin ki, hacda kadına yaklaşmak, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Allah, yaptığınız her iyiliği bilir. Yanınıza azık alın (da açlıktan korunun), azığın en iyisi korunmadır. Ey akıl sahipleri benden korunun

2:198 📚 4
لَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَبۡتَغُواْ فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّكُمۡۚ فَإِذَآ أَفَضۡتُم مِّنۡ عَرَفَٰتࣲ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ عِندَ ٱلۡمَشۡعَرِ ٱلۡحَرَامِۖ وَٱذۡكُرُوهُ كَمَا هَدَىٰكُمۡ وَإِن كُنتُم مِّن قَبۡلِهِۦ لَمِنَ ٱلضَّآلِّينَ
لَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
sizin için
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
aramanızda
تَبْتَغُوا۟
you seek
فَضْلًۭا
lutfunu
مِّن
Rabbinizin
رَّبِّكُمْ ۚ
your Lord
فَإِذَآ
zaman
أَفَضْتُم
ayrılıp akın ettiğiniz
مِّنْ
Arafattan
عَرَفَـٰتٍۢ
(Mount) Arafat
فَٱذْكُرُوا۟
anın (hatırlayın)
ٱللَّهَ
Allah'ı
عِندَ
yanında
ٱلْمَشْعَرِ
Meş'ar-i
ٱلْحَرَامِ ۖ
Haram
وَٱذْكُرُوهُ
O'nu anın
كَمَا
gibi
هَدَىٰكُمْ
sizi hidayet ettiği
وَإِن
ve
كُنتُم
siz idiniz
مِّن
O'ndan önce
قَبْلِهِۦ
before [it]
لَمِنَ
sapıklardan
ٱلضَّآلِّينَ
those who went astray

Süleyman AteşRabbinizin lutuf ve keremini aramanızda sizin için bir günah yoktur. Arafat(taki duruş)tan ayrılıp (Müzdelife'ye) akın edince Meş'ar-i haram'da Allah'ı anın, O'nun size gösterdiği biçimde O'nu anın. O'nun yol göstermesinden önce siz, sapıklardan idiniz

2:199 📚 5
ثُمَّ أَفِيضُواْ مِنۡ حَيۡثُ أَفَاضَ ٱلنَّاسُ وَٱسۡتَغۡفِرُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
ثُمَّ
sonra
أَفِيضُوا۟
siz de akın edin
مِنْ
yerden
حَيْثُ
wherever
أَفَاضَ
akın ettiği
ٱلنَّاسُ
insanların
وَٱسْتَغْفِرُوا۟
ve mağfiret dileyin
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
Gafurdur
رَّحِيمٌۭ
Rahimdir

Süleyman AteşSonra insanların akın akın döndüğü yerden siz de akın edin ve Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir

2:200 📚 1
فَإِذَا قَضَيۡتُم مَّنَٰسِكَكُمۡ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَذِكۡرِكُمۡ ءَابَآءَكُمۡ أَوۡ أَشَدَّ ذِكۡرࣰ اۗ فَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِي ٱلدُّنۡيَا وَمَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنۡ خَلَٰقࣲ‏
فَإِذَا
zaman
قَضَيْتُم
bitirince
مَّنَـٰسِكَكُمْ
ibadetlerinizi
فَٱذْكُرُوا۟
anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَذِكْرِكُمْ
andığınız gibi
ءَابَآءَكُمْ
atalarınızı
أَوْ
veya
أَشَدَّ
daha kuvvetli
ذِكْرًۭا ۗ
bir anışla
فَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
kimi
يَقُولُ
der ki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَاتِنَا
bize ver
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَمَا
ve yoktur
لَهُۥ
onun
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِنْ
hiçbir
خَلَـٰقٍۢ
nasibi

Süleyman AteşHac ibadetlerinizi bitirince atalarınızı andığınız gibi hatta, daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan kimi "Rabbimiz bize dünyada ver!" der; onun ahirette bir payı yoktur

2:201 📚 47
وَمِنۡهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِي ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣰ وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِ حَسَنَةࣰ وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi de
يَقُولُ
derki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَاتِنَا
bize ver
فِى
dünyada da
ٱلدُّنْيَا
the world
حَسَنَةًۭ
güzellik
وَفِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
حَسَنَةًۭ
güzellik
وَقِنَا
ve bizi koru
عَذَابَ
azabından
ٱلنَّارِ
ateş

Süleyman AteşOnlardan kimi de: "Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver, bizi ateş azabından koru!" der

2:202 📚 2
أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ نَصِيبࣱ مِّمَّا كَسَبُواْۚ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlara vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
kazandıklarından
كَسَبُوا۟ ۚ
they earned
وَٱللَّهُ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Süleyman Ateşİşte onlara, kazandıklarından bir pay vardır. Allah, hesabı çabuk görendir

2:203 📚 4
۞وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ فِيٓ أَيَّامࣲ مَّعۡدُودَٰتࣲۚ فَمَن تَعَجَّلَ فِي يَوۡمَيۡنِ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۖ لِمَنِ ٱتَّقَىٰۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُمۡ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ
۞ وَٱذْكُرُوا۟
ve anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
فِىٓ
günlerde
أَيَّامٍۢ
days
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ
sayılı
فَمَن
kim
تَعَجَّلَ
acele ederse
فِى
iki gün içinde
يَوْمَيْنِ
two days
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ
ona
وَمَن
ve kim
تَأَخَّرَ
geri kalırsa
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona da
لِمَنِ
kimse için
ٱتَّقَىٰ ۗ
sakınan
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّكُمْ
şüphesiz siz
إِلَيْهِ
O'nun huzuruna
تُحْشَرُونَ
toplanacaksınız

Süleyman AteşSayılı günlerde Allah'ı anın (tekbir alın). Kim hemen iki gün içinde (Mina'dan Mekke'ye) dönerse ona günah yoktur. Kim geri kalırsa korunduğu takdirde ona da günah yoktur. Allah'tan korkun ve O'nun huzuruna toplanacağınızı bilin

2:204 📚 5
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُعۡجِبُكَ قَوۡلُهُۥ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَيُشۡهِدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا فِي قَلۡبِهِۦ وَهُوَ أَلَدُّ ٱلۡخِصَامِ
وَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
kiminin
يُعْجِبُكَ
senin hoşuna gider
قَوْلُهُۥ
sözü
فِى
dair
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatına
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَيُشْهِدُ
ve şahid tutar
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَىٰ
olana
مَا
what
فِى
kalbinde
قَلْبِهِۦ
his heart
وَهُوَ
oysa o
أَلَدُّ
en azılısıdır
ٱلْخِصَامِ
hasımların

Süleyman Ateşİnsanlardan öylesi var ki, dünya hayatına dair sözü, senin hoşuna gider. Kalbinde olan (samimi düşüncelerini söylediğin)e Allah'ı şahid tutar. Oysa o, hasımların en yamanıdır

2:205 📚 2
وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيُفۡسِدَ فِيهَا وَيُهۡلِكَ ٱلۡحَرۡثَ وَٱلنَّسۡلَۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلۡفَسَادَ
وَإِذَا
zaman
تَوَلَّىٰ
döndüğü
سَعَىٰ
çalışır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
لِيُفْسِدَ
bozgunculuğa
فِيهَا
orada
وَيُهْلِكَ
ve yok etmeğe
ٱلْحَرْثَ
ekin
وَٱلنَّسْلَ ۗ
ve nesli
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْفَسَادَ
bozgunculuğu

Süleyman AteşDönüp gitti mi (veya iş başına geçti mi) yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır; Allah da bozgunculuğu sevmez

2:206 📚 7
وَإِذَا قِيلَ لَهُ ٱتَّقِ ٱللَّهَ أَخَذَتۡهُ ٱلۡعِزَّةُ بِٱلۡإِثۡمِۚ فَحَسۡبُهُۥ جَهَنَّمُۖ وَلَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُ
ona
ٱتَّقِ
kork
ٱللَّهَ
Allah'tan
أَخَذَتْهُ
kendisini sürükler
ٱلْعِزَّةُ
gururu
بِٱلْإِثْمِ ۚ
günaha
فَحَسْبُهُۥ
artık ona yeter
جَهَنَّمُ ۚ
cehennem
وَلَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمِهَادُ
bir yataktır o

Süleyman AteşOna: "Allah'tan kork!" dense gururu, kendisini günaha sürükler. Artık ona cehennem yetişir; ne kötü bir yataktır o

2:207 📚 4
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشۡرِي نَفۡسَهُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ رَءُوفُۢ بِٱلۡعِبَادِ
وَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
öylesi var ki
يَشْرِى
satar
نَفْسَهُ
kendisini
ٱبْتِغَآءَ
aramak için
مَرْضَاتِ
rızasını
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah da
رَءُوفٌۢ
çok şefkatlidir
بِٱلْعِبَادِ
kullar(ın)a

Süleyman Ateşİnsanlardan öylesi var ki, kendisini Allah'ın rızasın(ı kazanmay)a satar. Allah da kullar(ın)a çok şefkatlidir

2:208
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱدۡخُلُواْ فِي ٱلسِّلۡمِ كَآفَّةࣰ وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimeler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
ٱدْخُلُوا۟
girin
فِى
islama (veya barışa)
ٱلسِّلْمِ
Islam
كَآفَّةًۭ
hepiniz birlikte
وَلَا
izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟
follow
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
إِنَّهُۥ
çünkü o
لَكُمْ
size
عَدُوٌّۭ
düşmandır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman AteşEy inananlar, hepiniz birlikte islama (veya barışa) girin, şeytanın adımlarını izlemeyin, çünkü o size apaçık düşmandır

2:209 📚 2
فَإِن زَلَلۡتُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡكُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
فَإِن
eğer
زَلَلْتُم
kayarsanız
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
size geldikten
جَآءَتْكُمُ
came to you
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşSize açık açık deliller geldikten sonra yine (hak yoldan) kayarsanız, bilin ki Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir

2:210 📚 2
هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن يَأۡتِيَهُمُ ٱللَّهُ فِي ظُلَلࣲ مِّنَ ٱلۡغَمَامِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَقُضِيَ ٱلۡأَمۡرُۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ
هَلْ
mı?
يَنظُرُونَ
gözlüyorlar
إِلَّآ
gelmesini
أَن
that
يَأْتِيَهُمُ
comes to them
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِى
içinde
ظُلَلٍۢ
gölgeler
مِّنَ
buluttan
ٱلْغَمَامِ
[the] clouds
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve meleklerin
وَقُضِىَ
ve bitirilmesini
ٱلْأَمْرُ ۚ
işin
وَإِلَى
(halbuki)
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülür
ٱلْأُمُورُ
bütün işler

Süleyman AteşOnlar, ille buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Halbuki bütün işler tekrar Allah'a döndürülüp götürülecektir

2:211 📚 2
سَلۡ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ كَمۡ ءَاتَيۡنَٰهُم مِّنۡ ءَايَةِۭ بَيِّنَةࣲۗ وَمَن يُبَدِّلۡ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
سَلْ
sor
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
كَمْ
nice
ءَاتَيْنَـٰهُم
onlara verdik
مِّنْ
ayetlerden
ءَايَةٍۭ
(the) Sign(s)
بَيِّنَةٍۢ ۗ
açık
وَمَن
ve kim
يُبَدِّلْ
değiştirirse
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
geldikten
جَآءَتْهُ
it (has) come to him
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Süleyman Ateşİsrail oğullarına sor; onlara nice açık ayetler verdik. Kim, Allah'ın kendisine gelen ni'metini değiştirirse bilsin ki, Allah'ın cezası çetindir

2:212 📚 1
زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَيَسۡخَرُونَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۘ وَٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ وَٱللَّهُ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏
زُيِّنَ
süslü gösterildi
لِلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar edenlere
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَيَسْخَرُونَ
ve alay ederler
مِنَ
kimselerle
ٱلَّذِينَ
those who
ءَامَنُوا۟ ۘ
inanan(lar)
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerle
ٱتَّقَوْا۟
takva sahipleri
فَوْقَهُمْ
onlardan üstündürler
يَوْمَ
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
وَٱللَّهُ
Allah
يَرْزُقُ
rızık verir
مَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
بِغَيْرِ
hesapsız
حِسَابٍۢ
measure

Süleyman Ateşİnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi; (onlar) inananlarla alay ederler. Oysa korunanlar, kıyamet gününde onlardan üstündürler. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir

2:213 📚 4
كَانَ ٱلنَّاسُ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَبَعَثَ ٱللَّهُ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَ ٱلنَّاسِ فِيمَا ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِۚ وَمَا ٱخۡتَلَفَ فِيهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ أُوتُوهُ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ بَغۡيَۢا بَيۡنَهُمۡۖ فَهَدَى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِمَا ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ ٱلۡحَقِّ بِإِذۡنِهِۦۗ وَٱللَّهُ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمٍ
كَانَ
idi
ٱلنَّاسُ
insanlar
أُمَّةًۭ
ümmet
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
فَبَعَثَ
sonra gönderdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberleri
مُبَشِّرِينَ
müjdeciler
وَمُنذِرِينَ
ve uyarıcılar olarak
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مَعَهُمُ
onlarla beraber
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ
hak olarak
لِيَحْكُمَ
hükmetmek üzere
بَيْنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
فِيمَا
(konularda)
ٱخْتَلَفُوا۟
anlaşmazlığa düştükleri
فِيهِ ۚ
onda
وَمَا
ve
ٱخْتَلَفَ
anlaşmazlığa düştü(ler)
فِيهِ
o(Kitap hakkı)nda
إِلَّا
dışında
ٱلَّذِينَ
kendilerine
أُوتُوهُ
(Kitap) verilmiş olanlar
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine geldikten
جَآءَتْهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
بَغْيًۢا
sırf kıskançlıktan ötürü
بَيْنَهُمْ ۖ
aralarındaki
فَهَدَى
bunun üzerine iletti
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden
لِمَا
ayrılığa düştükleri
ٱخْتَلَفُوا۟
they differed
فِيهِ
kendisinde
مِنَ
gerçeğe
ٱلْحَقِّ
the Truth
بِإِذْنِهِۦ ۗ
kendi izniyle
وَٱللَّهُ
Allah
يَهْدِى
iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍ
doğru

Süleyman Ateşİnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, peygamberleri, müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi; onlarla beraber, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetmek üzere, içinde gerçekleri taşıyan Kitabı indirdi. Kendilerine Kitap verilmiş olanlar, kendilerine açık deliller geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü o(Kitap hakkı)nda anlaşmazlığa düştü(ler). Bunun üzerine Allah, kendi izniyle inananları, onların üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir

2:214 📚 3
أَمۡ حَسِبۡتُمۡ أَن تَدۡخُلُواْ ٱلۡجَنَّةَ وَلَمَّا يَأۡتِكُم مَّثَلُ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِكُمۖ مَّسَّتۡهُمُ ٱلۡبَأۡسَآءُ وَٱلضَّرَّآءُ وَزُلۡزِلُواْ حَتَّىٰ يَقُولَ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ مَتَىٰ نَصۡرُ ٱللَّهِۗ أَلَآ إِنَّ نَصۡرَ ٱللَّهِ قَرِيبࣱ‏
أَمْ
yoksa
حَسِبْتُمْ
sandınız (mı)
أَن
ki
تَدْخُلُوا۟
gireceksiniz
ٱلْجَنَّةَ
cennete
وَلَمَّا
başınıza gelmeden
يَأْتِكُم
(has) come to you
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
geçenlerin
خَلَوْا۟
passed away
مِن
sizden önce
قَبْلِكُم ۖ
before you
مَّسَّتْهُمُ
onlara dokunmuştu
ٱلْبَأْسَآءُ
sıkıntı
وَٱلضَّرَّآءُ
ve yoksulluk
وَزُلْزِلُوا۟
ve sarsılmışlardı ki
حَتَّىٰ
nihayet
يَقُولَ
diyorlardı
ٱلرَّسُولُ
peygamber
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
مَعَهُۥ
onunla birlikte
مَتَىٰ
ne zaman
نَصْرُ
yardımı
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
أَلَآ
İyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
نَصْرَ
yardımı
ٱللَّهِ
Allah'ın
قَرِيبٌۭ
yakındır

Süleyman AteşYoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve onunla birlikte inananlar: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek olmuşlardı. İyi bilin ki, Allah'ın yardımı yakındır

2:215 📚 4
يَسۡـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَۖ قُلۡ مَآ أَنفَقۡتُم مِّنۡ خَيۡرࣲ فَلِلۡوَٰلِدَيۡنِ وَٱلۡأَقۡرَبِينَ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِۗ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمࣱ‏
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
مَاذَا
ne
يُنفِقُونَ ۖ
(Allah yolunda) harcayacaklarını
قُلْ
de ki
مَآ
şey
أَنفَقْتُم
vereceğiniz
مِّنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
فَلِلْوَٰلِدَيْنِ
ana-baba içindir
وَٱلْأَقْرَبِينَ
ve yakınlar
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve öksüzler
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullar
وَٱبْنِ
ve yolda kalmış(lar)
ٱلسَّبِيلِ ۗ
the wayfarer
وَمَا
ve ne
تَفْعَلُوا۟
yaparsanız
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
فَإِنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
بِهِۦ
onunla birlikte
عَلِيمٌۭ
bilir

Süleyman AteşSana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Verdiğiniz hayır (mal), ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmış(lar) içindir. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir

2:216 📚 11
كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِتَالُ وَهُوَ كُرۡهࣱ لَّكُمۡۖ وَعَسَىٰٓ أَن تَكۡرَهُواْ شَيۡـࣰٔ ا وَهُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۖ وَعَسَىٰٓ أَن تُحِبُّواْ شَيۡـࣰٔ ا وَهُوَ شَرࣱّ لَّكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
كُتِبَ
yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِتَالُ
savaş
وَهُوَ
halbuki o
كُرْهٌۭ
hoşunuza gitmez
لَّكُمْ ۖ
sizin
وَعَسَىٰٓ
olur ki bazen
أَن
hoşlanmadığınız
تَكْرَهُوا۟
you dislike
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَهُوَ
o
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
وَعَسَىٰٓ
ve olur ki
أَن
hoşlandığınız
تُحِبُّوا۟
you love
شَيْـًۭٔا
bir şey (de)
وَهُوَ
o
شَرٌّۭ
kötüdür
لَّكُمْ ۗ
sizin için
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
siz ise
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşHoşunuza gitmese de size savaş yazıldı (farz kılındı). Bazen hoşlanmadığınız bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve hoşlandığınız bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz

2:217 📚 8
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلشَّهۡرِ ٱلۡحَرَامِ قِتَالࣲ فِيهِۖ قُلۡ قِتَالࣱ فِيهِ كَبِيرࣱۚ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَكُفۡرُۢ بِهِۦ وَٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَإِخۡرَاجُ أَهۡلِهِۦ مِنۡهُ أَكۡبَرُ عِندَ ٱللَّهِۚ وَٱلۡفِتۡنَةُ أَكۡبَرُ مِنَ ٱلۡقَتۡلِۗ وَلَا يَزَالُونَ يُقَٰتِلُونَكُمۡ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمۡ عَن دِينِكُمۡ إِنِ ٱسۡتَطَٰعُواْۚ وَمَن يَرۡتَدِدۡ مِنكُمۡ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتۡ وَهُوَ كَافِرࣱ فَأُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
ayında
ٱلشَّهْرِ
the month
ٱلْحَرَامِ
haram
قِتَالٍۢ
savaşmaktan
فِيهِ ۖ
onda
قُلْ
de ki
قِتَالٌۭ
savaş
فِيهِ
O (aylar)da
كَبِيرٌۭ ۖ
büyük bir günahtır
وَصَدٌّ
ve alıkoymak
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَكُفْرٌۢ
ve inkar etmek
بِهِۦ
O'nu
وَٱلْمَسْجِدِ
ve Mescid-i
ٱلْحَرَامِ
Haram(dan)
وَإِخْرَاجُ
sürüp çıkarmak
أَهْلِهِۦ
halkını
مِنْهُ
ondan (Mekke'den)
أَكْبَرُ
daha büyük (bir günahtır)
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَٱلْفِتْنَةُ
ve fitne
أَكْبَرُ
daha büyük(bir günah)tır
مِنَ
öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۗ
[the] killing
وَلَا
vazgeçmezler
يَزَالُونَ
they will cease
يُقَـٰتِلُونَكُمْ
sizinle savaşmaktan
حَتَّىٰ
kadar
يَرُدُّوكُمْ
sizi döndürünceye
عَن
dininizden
دِينِكُمْ
your religion
إِنِ
eğer
ٱسْتَطَـٰعُوا۟ ۚ
güçleri yetse
وَمَن
ve kim
يَرْتَدِدْ
döner
مِنكُمْ
sizden
عَن
dininden
دِينِهِۦ
his religion
فَيَمُتْ
ve ölürse
وَهُوَ
ve o
كَافِرٌۭ
kafir olarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
حَبِطَتْ
boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ
onların bütün yaptıkları
فِى
dünyada (da)
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahirette (de)
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
ve onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Süleyman AteşSana haram ayında savaşmaktan soruyorlar. De ki: "Onda savaş, büyük bir günahtır. Fakat Allah yoluna engel olmak, Allah'a ve Mescid-i Haram'a karşı nankörlük etmek, halkını ondan (Mekke'den) sürüp çıkarmak, Allah yanında daha büyük bir günahtır. Fitne (baskı yapmak, adam) öldürmekten daha büyük(bir günah)tır". Onlar yapabilseler sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner ve kafir olarak ölürse, işte onların bütün yaptıkları dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar, ateş halkıdır, orada sürekli kalacaklardır

2:218 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ يَرۡجُونَ رَحۡمَتَ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِنَّ
muhakkak
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
هَاجَرُوا۟
ve hicret edenler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve cihat edenler
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يَرْجُونَ
umarlar
رَحْمَتَ
rahmetini
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayan
رَّحِيمٌۭ
çok merhamet edendir

Süleyman AteşOnlar ki inandılar, göç ettiler, Allah yolunda savaştılar; işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir

2:219 📚 1
۞يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡخَمۡرِ وَٱلۡمَيۡسِرِۖ قُلۡ فِيهِمَآ إِثۡمࣱ كَبِيرࣱ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَإِثۡمُهُمَآ أَكۡبَرُ مِن نَّفۡعِهِمَاۗ وَيَسۡـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَۖ قُلِ ٱلۡعَفۡوَۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَتَفَكَّرُونَ
۞ يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
şaraptan
ٱلْخَمْرِ
[the] intoxicants
وَٱلْمَيْسِرِ ۖ
ve kumardan
قُلْ
de ki
فِيهِمَآ
o ikisinde vardır
إِثْمٌۭ
günah
كَبِيرٌۭ
büyük
وَمَنَـٰفِعُ
ve bazı yararlar
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَإِثْمُهُمَآ
fakat onların günahı
أَكْبَرُ
daha büyüktür
مِن
yararından
نَّفْعِهِمَا ۗ
(the) benefit of (the) two
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
مَاذَا
ne
يُنفِقُونَ
infak edeceklerini
قُلِ
de ki
ٱلْعَفْوَ ۗ
Af (ihtiyaçlarınızdan fazlasını)
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَتَفَكَّرُونَ
düşünürsünüz

Süleyman AteşSana şaraptan ve kumardan soruyorlar. De ki; "O ikisinde büyük günah ve insanlara bazı yararlar vardır. Fakat onların günahı yararından büyüktür." Ve sana Allah yolunda ne vereceklerini soruyorlar. De ki; "Af (yani ihtiyaçlarınızdan fazlasını veya helal ve güzel olan şeyleri verin!)" Allah size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz

2:220 📚 1
فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۗ وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡيَتَٰمَىٰۖ قُلۡ إِصۡلَاحࣱ لَّهُمۡ خَيۡرࣱۖ وَإِن تُخَالِطُوهُمۡ فَإِخۡوَٰنُكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ ٱلۡمُفۡسِدَ مِنَ ٱلۡمُصۡلِحِۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَعۡنَتَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
فِى
(hakkında)
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۗ
ve ahiret
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyarlar
عَنِ
öksüzlerden
ٱلْيَتَـٰمَىٰ ۖ
the orphans
قُلْ
de ki
إِصْلَاحٌۭ
ıslah etmek
لَّهُمْ
onları(n durumlarını)
خَيْرٌۭ ۖ
hayırlıdır
وَإِن
ve eğer
تُخَالِطُوهُمْ
onlara karışırsanız
فَإِخْوَٰنُكُمْ ۚ
sizin kardeşlerinizdir
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
ٱلْمُفْسِدَ
bozanı
مِنَ
ıslah edenden
ٱلْمُصْلِحِ ۚ
the amender
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَأَعْنَتَكُمْ ۚ
sizi zora sokardı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşDünya ve ahiret hakkında(ki işleri düşünesiniz). Ve sana öksüzlerden soruyarlar. De ki: "Onları(n durumlarını) düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışır(onlarla bir arada yaşar)sanız (onlar) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozanı düzeltenden ayırır. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir

2:221 📚 1
وَلَا تَنكِحُواْ ٱلۡمُشۡرِكَٰتِ حَتَّىٰ يُؤۡمِنَّۚ وَلَأَمَةࣱ مُّؤۡمِنَةٌ خَيۡرࣱ مِّن مُّشۡرِكَةࣲ وَلَوۡ أَعۡجَبَتۡكُمۡۗ وَلَا تُنكِحُواْ ٱلۡمُشۡرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤۡمِنُواْۚ وَلَعَبۡدࣱ مُّؤۡمِنٌ خَيۡرࣱ مِّن مُّشۡرِكࣲ وَلَوۡ أَعۡجَبَكُمۡۗ أُوْلَٰٓئِكَ يَدۡعُونَ إِلَى ٱلنَّارِۖ وَٱللَّهُ يَدۡعُوٓاْ إِلَى ٱلۡجَنَّةِ وَٱلۡمَغۡفِرَةِ بِإِذۡنِهِۦۖ وَيُبَيِّنُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
وَلَا
evlenmeyin
تَنكِحُوا۟
[you] marry
ٱلْمُشْرِكَـٰتِ
müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarla
حَتَّىٰ
kadar
يُؤْمِنَّ ۚ
inanıncaya
وَلَأَمَةٌۭ
bir cariye
مُّؤْمِنَةٌ
inanan
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
مِّن
ortak koşan (hür) kadından
مُّشْرِكَةٍۢ
a polytheistic woman
وَلَوْ
ve eğer
أَعْجَبَتْكُمْ ۗ
hoşunuza gitse bile
وَلَا
evlendirmeyin
تُنكِحُوا۟
give in marriage (your women)
ٱلْمُشْرِكِينَ
ortak koşan erkeklerle
حَتَّىٰ
kadar
يُؤْمِنُوا۟ ۚ
iman edinceye
وَلَعَبْدٌۭ
ve bir köle
مُّؤْمِنٌ
inanan
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
مِّن
müşrik erkekten
مُّشْرِكٍۢ
a polytheistic man
وَلَوْ
eğer
أَعْجَبَكُمْ ۗ
hoşunuza gitse bile
أُو۟لَـٰٓئِكَ
(Zira) onlar
يَدْعُونَ
çağırıyorlar
إِلَى
ateşe
ٱلنَّارِ ۖ
the Fire
وَٱللَّهُ
Allah ise
يَدْعُوٓا۟
çağırıyor
إِلَى
cennete
ٱلْجَنَّةِ
Paradise
وَٱلْمَغْفِرَةِ
ve mağfirete
بِإِذْنِهِۦ ۖ
izniyle
وَيُبَيِّنُ
ve açıklar
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ
düşünürler

Süleyman AteşAllah'a ortak koşan kadınlarla, onlar inanıncaya kadar, evlenmeyin. (Allah'a ortak koşan hür kadın), hoşunuza gitse dahi, inanan bir cariye, ortak koşan (hür) kadından iyidir. Ortak koşan erkekler de inanıncaya kadar, onları (kadınlarınızla) evlendirmeyin. (Allah'a ortak koşan hür erkek) hoşunuza gitse dahi, inanan bir köle, ortak koşan (hür) adamdan iyidir. (Zira) onlar ateşe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırıyor. İnsanlara ayetlerini açıklıyor ki öğüt alsınlar

2:222 📚 8
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡمَحِيضِۖ قُلۡ هُوَ أَذࣰ ى فَٱعۡتَزِلُواْ ٱلنِّسَآءَ فِي ٱلۡمَحِيضِ وَلَا تَقۡرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطۡهُرۡنَۖ فَإِذَا تَطَهَّرۡنَ فَأۡتُوهُنَّ مِنۡ حَيۡثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلۡمُتَطَهِّرِينَ
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
عَنِ
adet görmeden
ٱلْمَحِيضِ ۖ
[the] menstruation
قُلْ
de ki
هُوَ
o
أَذًۭى
eziyettir
فَٱعْتَزِلُوا۟
çekilin
ٱلنِّسَآءَ
kadınlardan
فِى
süresince
ٱلْمَحِيضِ ۖ
adet
وَلَا
onlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهُنَّ
approach them
حَتَّىٰ
kadar
يَطْهُرْنَ ۖ
temizleninceye
فَإِذَا
zaman
تَطَهَّرْنَ
temizlendikleri
فَأْتُوهُنَّ
onlara varın
مِنْ
yerden
حَيْثُ
where
أَمَرَكُمُ
size emrettiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلتَّوَّٰبِينَ
tevbe edenleri
وَيُحِبُّ
ve sever
ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
temizlenenleri

Süleyman AteşSana adet görmeden soruyorlar. De ki: "O eziyettir." Adet halinde kadınlardan çekilin, temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman Allah'ın emrettiği yerden onlara varın. Allah tevbe edenleri sever, temizlenenleri sever

2:223
نِسَآؤُكُمۡ حَرۡثࣱ لَّكُمۡ فَأۡتُواْ حَرۡثَكُمۡ أَنَّىٰ شِئۡتُمۡۖ وَقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُم مُّلَٰقُوهُۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
نِسَآؤُكُمْ
kadınlarınız
حَرْثٌۭ
bir tarladır
لَّكُمْ
sizin için
فَأْتُوا۟
varın
حَرْثَكُمْ
tarlanıza
أَنَّىٰ
biçimde
شِئْتُمْ ۖ
dilediğiniz
وَقَدِّمُوا۟
ve hazırlık yapın
لِأَنفُسِكُمْ ۚ
kendiniz için
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّكُم
şüphesiz siz
مُّلَـٰقُوهُ ۗ
O'na kavuşacaksınız
وَبَشِّرِ
ve müjdele;
ٱلْمُؤْمِنِينَ
İnananları

Süleyman AteşKadınlarınız sizin tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için ileriye hazırlık yapın ve mutlaka Allah'a kavuşacağınızı bilin. İnananları müjdele

2:224
وَلَا تَجۡعَلُواْ ٱللَّهَ عُرۡضَةࣰ لِّأَيۡمَٰنِكُمۡ أَن تَبَرُّواْ وَتَتَّقُواْ وَتُصۡلِحُواْ بَيۡنَ ٱلنَّاسِۚ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَلَا
kılmayın
تَجْعَلُوا۟
make
ٱللَّهَ
Allah'ı
عُرْضَةًۭ
engel
لِّأَيْمَـٰنِكُمْ
yeminlerinize
أَن
iyilik etmenize
تَبَرُّوا۟
you do good
وَتَتَّقُوا۟
ve sakınmanıza
وَتُصْلِحُوا۟
ve düzetmeye
بَيْنَ
arasını
ٱلنَّاسِ ۗ
insanların
وَٱللَّهُ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Süleyman AteşAllah'ı, yemin(ettiğiniz iş)lerinize (yani) iyilik etmenize, (kötülüklerden) korunmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel yapmayın. Allah, işitendir, bilendir

2:225
لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغۡوِ فِيٓ أَيۡمَٰنِكُمۡ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتۡ قُلُوبُكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمࣱ‏
لَّا
sizi sorumlu tutmaz
يُؤَاخِذُكُمُ
will take you to task
ٱللَّهُ
Allah
بِٱللَّغْوِ
kasıtsız
فِىٓ
dolayı
أَيْمَـٰنِكُمْ
yeminlerinizden
وَلَـٰكِن
fakat
يُؤَاخِذُكُم
sorumlu tutar
بِمَا
dolayı
كَسَبَتْ
kazandığından
قُلُوبُكُمْ ۗ
kalblerinizin
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌ
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ
halimdir

Süleyman AteşAllah sizi, yaptığınız kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz; fakat kalblerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, halimdir

2:226 📚 2
لِّلَّذِينَ يُؤۡلُونَ مِن نِّسَآئِهِمۡ تَرَبُّصُ أَرۡبَعَةِ أَشۡهُرࣲۖ فَإِن فَآءُو فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
لِّلَّذِينَ
kimseler için
يُؤْلُونَ
yaklaşmamağa yemin edenler
مِن
kadınlarına
نِّسَآئِهِمْ
their wives
تَرَبُّصُ
bekleme (hakkı) vardır
أَرْبَعَةِ
dört
أَشْهُرٍۢ ۖ
ay
فَإِن
eğer
فَآءُو
(o süre içinde) dönerlerse
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayan
رَّحِيمٌۭ
merhamet edendir

Süleyman AteşKadınlarına yaklaşmamağa yemin edenler için ancak dört ay bekleme (hakkı) vardır. Eğer (o süre) içinde dönerlerse Allah bağışlayan, merhamet edendir

2:227 📚 1
وَإِنۡ عَزَمُواْ ٱلطَّلَٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَإِنْ
eğer
عَزَمُوا۟
kesin karar verirlerse
ٱلطَّلَـٰقَ
boşamaya
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Süleyman AteşEğer boşamağa kesin karar verirlerse, şüphesiz Allah işitendir, bilendir

2:228 📚 10
وَٱلۡمُطَلَّقَٰتُ يَتَرَبَّصۡنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلَٰثَةَ قُرُوٓءࣲۚ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكۡتُمۡنَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِيٓ أَرۡحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤۡمِنَّ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَٰلِكَ إِنۡ أَرَادُوٓاْ إِصۡلَٰحࣰ اۚ وَلَهُنَّ مِثۡلُ ٱلَّذِي عَلَيۡهِنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ وَلِلرِّجَالِ عَلَيۡهِنَّ دَرَجَةࣱۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُ
boşanmış kadınlar
يَتَرَبَّصْنَ
gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ
kendilerini
ثَلَـٰثَةَ
üç
قُرُوٓءٍۢ ۚ
kur' (üç adet veya üç temizlik süresi)
وَلَا
helal olmaz
يَحِلُّ
lawful
لَهُنَّ
kendilerine
أَن
gizlemeleri
يَكْتُمْنَ
they conceal
مَا
yarattığını
خَلَقَ
(has been) created
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِىٓ
kendi rahimlerinde
أَرْحَامِهِنَّ
their wombs
إِن
eğer
كُنَّ
idiyseler
يُؤْمِنَّ
inanıyor
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ
ahiret
وَبُعُولَتُهُنَّ
kocaları
أَحَقُّ
hak sahibidirler
بِرَدِّهِنَّ
onları geri almağa
فِى
bu arada
ذَٰلِكَ
that (period)
إِنْ
eğer
أَرَادُوٓا۟
isterlerse
إِصْلَـٰحًۭا ۚ
barışmak
وَلَهُنَّ
(kadınların) vardır
مِثْلُ
gibi
ٱلَّذِى
(erkeklerin) kendileri üzerindeki
عَلَيْهِنَّ
(is) on them
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
(örfe uygun) hakları
وَلِلرِّجَالِ
erkeklerin (hakları)
عَلَيْهِنَّ
onlar (kadınlar) üzerinde
دَرَجَةٌۭ ۗ
bir derece fazladır
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
azizdir
حَكِيمٌ
hakimdir

Süleyman AteşBoşanmış kadınlar, üç kur'(üç adet veya üç temizlik süresi bekleyip) kendilerini gözetlerler (hamile olup olmadıklarına bakarlar). Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri (karınlardında çocuk bulunduğunu saklamaları) kendilerine helal olmaz. Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin, kadınlar üzerinde(ki hakları), bir derece fazladır. Allah azizdir, hakimdir

2:229 📚 15
ٱلطَّلَٰقُ مَرَّتَانِۖ فَإِمۡسَاكُۢ بِمَعۡرُوفٍ أَوۡ تَسۡرِيحُۢ بِإِحۡسَٰنࣲۗ وَلَا يَحِلُّ لَكُمۡ أَن تَأۡخُذُواْ مِمَّآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ شَيۡـًٔا إِلَّآ أَن يَخَافَآ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِۖ فَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَا فِيمَا ٱفۡتَدَتۡ بِهِۦۗ تِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَعۡتَدُوهَاۚ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
ٱلطَّلَـٰقُ
boşama
مَرَّتَانِ ۖ
iki defadır
فَإِمْسَاكٌۢ
ya tutmak (lazım)dır
بِمَعْرُوفٍ
iyilikle
أَوْ
ya da
تَسْرِيحٌۢ
salıvermek
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ
güzelce
وَلَا
helal değildir
يَحِلُّ
lawful
لَكُمْ
size
أَن
geri almanız
تَأْخُذُوا۟
you take (back)
مِمَّآ
şeylerden
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ
onlara verdiğiniz
شَيْـًٔا
bir şey
إِلَّآ
başka
أَن
eğer
يَخَافَآ
korkarlarsa
أَلَّا
koruyamamaktan
يُقِيمَا
they both (can) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
فَإِنْ
eğer
خِفْتُمْ
korkarsanız
أَلَّا
koruyamamaktan
يُقِيمَا
they both (can) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْهِمَا
ikisine de
فِيمَا
(kadının ayrılmak için verdiği)
ٱفْتَدَتْ
fidye
بِهِۦ ۗ
hakkında
تِلْكَ
işte bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
sakın bunları aşmayın
تَعْتَدُوهَا ۚ
transgress them
وَمَن
ve kim(ler)
يَتَعَدَّ
aşarsa
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerdir

Süleyman AteşBoşama iki defadır. (Bundan sonra kadını) ya iyilikle tutmak, ya da güzelce salıvermek (lazım)dır. Onlara verdiklerinizden bir şey geri almanız, size helal değildir. Şayet erkek ve kadın, Allah'ın sınırlarında duramayacaklarından korkarlarsa başka. Eğer erkek ve kadının, Allah'ın sınırlarında duramayacaklarından korkarsanız, o zaman kadının (ayrılmak için) verdiği fidye(hakkından vazgeçmesin)de ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır, sakın bunları aşmayın. Kim(ler) Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir

2:230 📚 19
فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُۥ مِنۢ بَعۡدُ حَتَّىٰ تَنكِحَ زَوۡجًا غَيۡرَهُۥۗ فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِۗ وَتِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوۡمࣲ يَعۡلَمُونَ
فَإِن
eğer
طَلَّقَهَا
(erkek) yine boşarsa
فَلَا
helal olmaz
تَحِلُّ
lawful
لَهُۥ
ona
مِنۢ
artık bundan sonra
بَعْدُ
after (that)
حَتَّىٰ
kadar
تَنكِحَ
(kadın) nikahlanıncaya
زَوْجًا
kocaya
غَيْرَهُۥ ۗ
başka bir
فَإِن
eğer
طَلَّقَهَا
O (vardığı adam) da boşarsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْهِمَآ
kendilerine
أَن
tekrar birbirlerine dönmelerinde
يَتَرَاجَعَآ
they return to each other
إِن
eğer
ظَنَّآ
inanırlarsa
أَن
koruyacaklarına
يُقِيمَا
they (will be able to) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَتِلْكَ
işte bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
يُبَيِّنُهَا
açıklamaktadır
لِقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْلَمُونَ
bilen

Süleyman AteşErkek yine boşarsa, artık bundan sonra kadın, başka bir kocaya varmadan kendisine helal olmaz. O (vardığı adam) da bunu boşarsa, Allah'ın sınırları içinde duracaklarına inandıkları takdirde (eski karı kocanın) tekrar birbirlerine dönmelerinde kendilerine bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. (Allah) bunları, bilen bir toplum için açıklamaktadır

2:231 📚 10
وَإِذَا طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمۡسِكُوهُنَّ بِمَعۡرُوفٍ أَوۡ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعۡرُوفࣲۚ وَلَا تُمۡسِكُوهُنَّ ضِرَارࣰ ا لِّتَعۡتَدُواْۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ فَقَدۡ ظَلَمَ نَفۡسَهُۥۚ وَلَا تَتَّخِذُوٓاْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوࣰ اۚ وَٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَمَآ أَنزَلَ عَلَيۡكُم مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَٱلۡحِكۡمَةِ يَعِظُكُم بِهِۦۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
وَإِذَا
zaman
طَلَّقْتُمُ
boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
فَبَلَغْنَ
ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ
(iddetlerinin) sonuna
فَأَمْسِكُوهُنَّ
ya onları tutun
بِمَعْرُوفٍ
iyilikle
أَوْ
ya da
سَرِّحُوهُنَّ
bırakın
بِمَعْرُوفٍۢ ۚ
iyilikle
وَلَا
onları (yanınızda) tutmayın
تُمْسِكُوهُنَّ
retain them
ضِرَارًۭا
zarar vermek için
لِّتَعْتَدُوا۟ ۚ
haklarına tecavüz edip
وَمَن
kim
يَفْعَلْ
yaparsa
ذَٰلِكَ
bunu
فَقَدْ
muhakkak
ظَلَمَ
zulmetmiştir
نَفْسَهُۥ ۚ
kendine
وَلَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟
take
ءَايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُزُوًۭا ۚ
eğlence
وَٱذْكُرُوا۟
düşünün
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size olan
وَمَآ
indirdiklerini
أَنزَلَ
(is) revealed
عَلَيْكُم
size
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَٱلْحِكْمَةِ
ve Hikmet(ten)
يَعِظُكُم
size öğüt vermek için
بِهِۦ ۚ
onunla
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Süleyman AteşKadınları boşadığınız zaman, bekleme sürelerini bitirdiler mi, ya onları iyilikle tutun, ya da iyilikle bırakın; haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim bunu yaparsa kendine yazık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini eğlence yerine koymayın; Allah'ın size olan ni'metini ve size öğüt vermek için Kitap ve Hikmet'ten size indirdiklerini düşünün, Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah her şeyi bilir

2:232 📚 5
وَإِذَا طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا تَعۡضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحۡنَ أَزۡوَٰجَهُنَّ إِذَا تَرَٰضَوۡاْ بَيۡنَهُم بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ ذَٰلِكَ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ مِنكُمۡ يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۗ ذَٰلِكُمۡ أَزۡكَىٰ لَكُمۡ وَأَطۡهَرُۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
وَإِذَا
ve zaman
طَلَّقْتُمُ
boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
فَبَلَغْنَ
ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ
(iddetlerinin) sonuna
فَلَا
engel olmayın
تَعْضُلُوهُنَّ
hinder them
أَن
evlenmelerine
يَنكِحْنَ
(from) marrying
أَزْوَٰجَهُنَّ
(eski) kocalarıyla
إِذَا
takdirde
تَرَٰضَوْا۟
anlaştıkları
بَيْنَهُم
kendi aralarında
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
güzelce
ذَٰلِكَ
bu
يُوعَظُ
verilen bir öğüttür
بِهِۦ
onunla
مَن
kimseye
كَانَ
olan
مِنكُمْ
içinizden
يُؤْمِنُ
inanan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۗ
ahiret
ذَٰلِكُمْ
bu
أَزْكَىٰ
daha iyi
لَكُمْ
sizin için
وَأَطْهَرُ ۗ
ve daha temizdir
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşKadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini bitirdiler mi, kendi aralarında güzelce anlaştıkları takdirde, (eski) kocalarıyle evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Bu, sizin için daha iyi ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz

2:233 📚 10
۞وَٱلۡوَٰلِدَٰتُ يُرۡضِعۡنَ أَوۡلَٰدَهُنَّ حَوۡلَيۡنِ كَامِلَيۡنِۖ لِمَنۡ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَۚ وَعَلَى ٱلۡمَوۡلُودِ لَهُۥ رِزۡقُهُنَّ وَكِسۡوَتُهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ لَا تُكَلَّفُ نَفۡسٌ إِلَّا وُسۡعَهَاۚ لَا تُضَآرَّ وَٰلِدَةُۢ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوۡلُودࣱ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦۚ وَعَلَى ٱلۡوَارِثِ مِثۡلُ ذَٰلِكَۗ فَإِنۡ أَرَادَا فِصَالًا عَن تَرَاضࣲ مِّنۡهُمَا وَتَشَاوُرࣲ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَاۗ وَإِنۡ أَرَدتُّمۡ أَن تَسۡتَرۡضِعُوٓاْ أَوۡلَٰدَكُمۡ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِذَا سَلَّمۡتُم مَّآ ءَاتَيۡتُم بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
۞ وَٱلْوَٰلِدَٰتُ
ve anneler
يُرْضِعْنَ
emzirirler
أَوْلَـٰدَهُنَّ
çocuklarını
حَوْلَيْنِ
iki yıl
كَامِلَيْنِ ۖ
tam
لِمَنْ
kimse için
أَرَادَ
isteyen
أَن
tamamlamak
يُتِمَّ
complete
ٱلرَّضَاعَةَ ۚ
emzirmeyi
وَعَلَى
üzerinedir
ٱلْمَوْلُودِ
babanın
لَهُۥ
(çocuk kendisine ait olan)
رِزْقُهُنَّ
onların yiyecekleri
وَكِسْوَتُهُنَّ
ve giyecekleri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
uygun biçimde
لَا
yükümlü tutulmaz
تُكَلَّفُ
is burdened
نَفْسٌ
hiç kimse
إِلَّا
başka
وُسْعَهَا ۚ
gücünün yettiğinden
لَا
zarara sokulmasın
تُضَآرَّ
made to suffer
وَٰلِدَةٌۢ
(ne) anne
بِوَلَدِهَا
çocuğu yüzünden
وَلَا
ve (ne de)
مَوْلُودٌۭ
baba
لَّهُۥ
(çocuğun aidolduğu)
بِوَلَدِهِۦ ۚ
çocuğu yüzünden
وَعَلَى
ve üzerinde
ٱلْوَارِثِ
mirasçının
مِثْلُ
aynı (yükümlülük var)dır
ذَٰلِكَ ۗ
bunun
فَإِنْ
eğer
أَرَادَا
isterlerse
فِصَالًا
sütten kesmek
عَن
rızalarıyla
تَرَاضٍۢ
mutual consent
مِّنْهُمَا
kendi aralarında
وَتَشَاوُرٍۢ
ve danışarak
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
günah
عَلَيْهِمَا ۗ
kendilerine
وَإِنْ
eğer
أَرَدتُّمْ
isterseniz
أَن
(sütannesi tutup) emzirtmek
تَسْتَرْضِعُوٓا۟
ask another women to suckle
أَوْلَـٰدَكُمْ
çocuklarınızı
فَلَا
yine yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
üzerinize
إِذَا
sonra
سَلَّمْتُم
verdikten
مَّآ
şeyi (ücreti)
ءَاتَيْتُم
verdiğiniz
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
güzelce
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
her şeyi
تَعْمَلُونَ
yaptığınız
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Süleyman AteşAnneler, çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için- tam iki yıl emzirirler. Onların uygun biçimde yiyeceğini ve giyeceğini sağlamak, çocuğun babasına aittir. Herkes ancak gücü ölçüsünde bir şeyle yükümlü tutulur. Ne anne çocuğu yüzünden, ne de çocuğun aidolduğu baba, çocuğu yüzünden zarara sokulmasın. mirasçının da aynı şeyi yapması gerekir. Eğer (ana-baba), anlaşıp danışarak (çocuğu) sütten kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı (sütannesi tutup) emzirtmek isterseniz, verdiğiniz(ücret)i güzelce verdikten sonra yine üzerinize bir günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir

2:234 📚 3
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوۡنَ مِنكُمۡ وَيَذَرُونَ أَزۡوَٰجࣰ ا يَتَرَبَّصۡنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرۡبَعَةَ أَشۡهُرࣲ وَعَشۡرࣰ اۖ فَإِذَا بَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا فَعَلۡنَ فِيٓ أَنفُسِهِنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
kimselerin
يُتَوَفَّوْنَ
ölen(ler)
مِنكُمْ
içinizden
وَيَذَرُونَ
geriye bıraktıkları
أَزْوَٰجًۭا
eşleri
يَتَرَبَّصْنَ
(bekleyip) gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ
kendilerini
أَرْبَعَةَ
dört
أَشْهُرٍۢ
ay
وَعَشْرًۭا ۖ
ve on (gün)
فَإِذَا
zaman
بَلَغْنَ
bitirdiği
أَجَلَهُنَّ
sürelerini
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
فِيمَا
yapmalarında
فَعَلْنَ
they do
فِىٓ
için
أَنفُسِهِنَّ
kendileri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
uygun olanı
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do
خَبِيرٌۭ
haberdardır

Süleyman Ateşİçinizden ölenlerin, geriye bıraktıkları eşleri, dört ay on gün (bekleyip) kendilerini gözetlerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için uygun olanı yapmalarında size bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızı haber alır

2:235 📚 11
وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا عَرَّضۡتُم بِهِۦ مِنۡ خِطۡبَةِ ٱلنِّسَآءِ أَوۡ أَكۡنَنتُمۡ فِيٓ أَنفُسِكُمۡۚ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمۡ سَتَذۡكُرُونَهُنَّ وَلَٰكِن لَّا تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلَّآ أَن تَقُولُواْ قَوۡلࣰ ا مَّعۡرُوفࣰ اۚ وَلَا تَعۡزِمُواْ عُقۡدَةَ ٱلنِّكَاحِ حَتَّىٰ يَبۡلُغَ ٱلۡكِتَٰبُ أَجَلَهُۥۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِيٓ أَنفُسِكُمۡ فَٱحۡذَرُوهُۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمࣱ‏
وَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
فِيمَا
üstü kapalı biçimde bildirmenizden
عَرَّضْتُم
you hint
بِهِۦ
ona
مِنْ
evlenme isteğinizi
خِطْبَةِ
marriage proposal
ٱلنِّسَآءِ
kadınlara
أَوْ
yahut
أَكْنَنتُمْ
gizlemenizden
فِىٓ
içinizde
أَنفُسِكُمْ ۚ
yourselves
عَلِمَ
bilir
ٱللَّهُ
Allah
أَنَّكُمْ
şüphesiz sizin
سَتَذْكُرُونَهُنَّ
onları anacağınızı
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
sakın onlarla sözleşmeyin
تُوَاعِدُوهُنَّ
promise them (widows)
سِرًّا
gizli(buluşma)ya
إِلَّآ
dışında
أَن
söylemeniz
تَقُولُوا۟
you say
قَوْلًۭا
bir söz
مَّعْرُوفًۭا ۚ
iyi (meşru)
وَلَا
ve kalkışmayın
تَعْزِمُوا۟
resolve (on)
عُقْدَةَ
akdine (kıymaya)
ٱلنِّكَاحِ
nikah
حَتَّىٰ
kadar
يَبْلُغَ
ulaşıncaya
ٱلْكِتَـٰبُ
yazılanın (iddetinin)
أَجَلَهُۥ ۚ
sonuna
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyi
فِىٓ
içinizden geçen
أَنفُسِكُمْ
yourselves
فَٱحْذَرُوهُ ۚ
O'ndan sakının
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve yine bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌ
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ
halimdir

Süleyman AteşBöyle (iddetini bekleyen) kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde bildirmenizden, yahut içinizde tutmanızdan dolayı size bir günah yoktur. (Çünkü) Allah, sizin onları anacağınızı bilmektedir. Sakın (kapalı evlenme teklifi sırasında), iyi sözsöylemeniz dışında, onlarla bir gizli(buluşma)ya sözleşmeyin ve farz olan bekleme süresi dolmadan nikah bağını bağlamağa kalkmayın ve bilin ki, Allah içinizden geçeni bilir. O'ndan sakının ve yine bilin ki, Allah bağışlayandır, halimdir (ceza vermekte aceleci değildir)

2:236 📚 11
لَّا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِن طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ مَا لَمۡ تَمَسُّوهُنَّ أَوۡ تَفۡرِضُواْ لَهُنَّ فَرِيضَةࣰۚ وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى ٱلۡمُوسِعِ قَدَرُهُۥ وَعَلَى ٱلۡمُقۡتِرِ قَدَرُهُۥ مَتَٰعَۢا بِٱلۡمَعۡرُوفِۖ حَقًّا عَلَى ٱلۡمُحۡسِنِينَ
لَّا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
إِن
eğer
طَلَّقْتُمُ
boşarsınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
مَا
henüz dokunmadan
لَمْ
not
تَمَسُّوهُنَّ
you have touched
أَوْ
ya da
تَفْرِضُوا۟
belirlemeden
لَهُنَّ
onlara
فَرِيضَةًۭ ۚ
mehir(lerini)
وَمَتِّعُوهُنَّ
ve onları faydalandırsın
عَلَى
eli geniş olan
ٱلْمُوسِعِ
the wealthy
قَدَرُهُۥ
kendi gücü nisbetinde
وَعَلَى
eli dar olan da
ٱلْمُقْتِرِ
the poor
قَدَرُهُۥ
kendi gücü nisbetinde
مَتَـٰعًۢا
bir geçimlikle
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
güzel
حَقًّا
bu bir borçtur
عَلَى
üzerine
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenlerin

Süleyman AteşHenüz dokunmadan, ya da mehir kesmeden kadınları boşarsınız size bir günah yoktur. Ancak onları faydalandırın (bir miktar bir şey verin). Eli geniş olan, kendi gücü nisbetinde, eli dar olan da kendi kaderince güzel bir şekilde faydalandırmalı(herkesgücü ölçüsünde bir şey vermeli)dir. Bu, iyilik edenlerin üzerine bir borçtur

2:237 📚 23
وَإِن طَلَّقۡتُمُوهُنَّ مِن قَبۡلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ وَقَدۡ فَرَضۡتُمۡ لَهُنَّ فَرِيضَةࣰ فَنِصۡفُ مَا فَرَضۡتُمۡ إِلَّآ أَن يَعۡفُونَ أَوۡ يَعۡفُوَاْ ٱلَّذِي بِيَدِهِۦ عُقۡدَةُ ٱلنِّكَاحِۚ وَأَن تَعۡفُوٓاْ أَقۡرَبُ لِلتَّقۡوَىٰۚ وَلَا تَنسَوُاْ ٱلۡفَضۡلَ بَيۡنَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ
وَإِن
ve eğer
طَلَّقْتُمُوهُنَّ
onları boşarsanız
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
henüz dokunmadan
تَمَسُّوهُنَّ
you (have) touched them
وَقَدْ
takdirde
فَرَضْتُمْ
(bir mehir) tesbit ettiğiniz
لَهُنَّ
onlar için
فَرِيضَةًۭ
vermeniz gerekir
فَنِصْفُ
yarısını
مَا
şeyin (mehrin)
فَرَضْتُمْ
tesbit ettiğiniz
إِلَّآ
hariç
أَن
(kadının) vazgeçmesi
يَعْفُونَ
they (women) forgo (it)
أَوْ
veya
يَعْفُوَا۟
vazgeçmesi
ٱلَّذِى
kimsenin (erkeğin)
بِيَدِهِۦ
elinde olan
عُقْدَةُ
akdi
ٱلنِّكَاحِ ۚ
nikah
وَأَن
(erkekler) sizin affetmeniz
تَعْفُوٓا۟
you forgo
أَقْرَبُ
daha yakındır
لِلتَّقْوَىٰ ۚ
takvaya
وَلَا
unutmayın
تَنسَوُا۟
forget
ٱلْفَضْلَ
iyilik etmeyi
بَيْنَكُمْ ۚ
birbirinize
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌ
görür

Süleyman AteşBir mehir kestiğiniz takdirde, henüz dokunmadan onları boşamışsanız, kestiğinizin yarısını (verin). Ancak kadınlar vazgeçer, yahut nikah bağı elinde bulunan (erkek) vazgeçerse başka. (Erkekler,) Sizin affetmeniz (müsamaha gösterip mehrin tümünü vermeniz) takvaya daha yakındır. Aranızda birbirinize iyilik etmeyi unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görür

2:238
حَٰفِظُواْ عَلَى ٱلصَّلَوَٰتِ وَٱلصَّلَوٰةِ ٱلۡوُسۡطَىٰ وَقُومُواْ لِلَّهِ قَٰنِتِينَ
حَـٰفِظُوا۟
koruyun
عَلَى
namazları
ٱلصَّلَوَٰتِ
the prayers
وَٱلصَّلَوٰةِ
ve namazı
ٱلْوُسْطَىٰ
orta
وَقُومُوا۟
ve durun
لِلَّهِ
Allah('ın huzurun)a
قَـٰنِتِينَ
gönülden bağlılık ve saygı ile

Süleyman AteşNamazları ve orta namazı koruyun, gönülden bağlılık ve saygı ile Allah'ın huzuruna durun

2:239
فَإِنۡ خِفۡتُمۡ فَرِجَالًا أَوۡ رُكۡبَانࣰ اۖ فَإِذَآ أَمِنتُمۡ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُم مَّا لَمۡ تَكُونُواْ تَعۡلَمُونَ
فَإِنْ
eğer
خِفْتُمْ
(bir tehlikeden) korkarsanız
فَرِجَالًا
yaya
أَوْ
yahut
رُكْبَانًۭا ۖ
binmiş olarak
فَإِذَآ
zaman da
أَمِنتُمْ
güvene kavuştuğunuz
فَٱذْكُرُوا۟
anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَمَا
şekilde
عَلَّمَكُم
size öğrettiği
مَّا
şeyleri
لَمْ
olmadığınız
تَكُونُوا۟
you were
تَعْلَمُونَ
biliyor

Süleyman AteşEğer (bir tehlikeden) korkarsanız, yaya, yahut binmiş olarak kılın; güvene kavuştuğunuz zaman, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah'ı anın

2:240 📚 2
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوۡنَ مِنكُمۡ وَيَذَرُونَ أَزۡوَٰجࣰ ا وَصِيَّةࣰ لِّأَزۡوَٰجِهِم مَّتَٰعًا إِلَى ٱلۡحَوۡلِ غَيۡرَ إِخۡرَاجࣲۚ فَإِنۡ خَرَجۡنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِي مَا فَعَلۡنَ فِيٓ أَنفُسِهِنَّ مِن مَّعۡرُوفࣲۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
يُتَوَفَّوْنَ
ölen
مِنكُمْ
içinizden
وَيَذَرُونَ
ve geriye bırakan(erkek)ler
أَزْوَٰجًۭا
eşler
وَصِيَّةًۭ
vasiyyet etsinler
لِّأَزْوَٰجِهِم
eşlerinin
مَّتَـٰعًا
geçimlerinin sağlanmasını
إِلَى
kadar
ٱلْحَوْلِ
bir yıla
غَيْرَ
(evlerinden) çıkarılmadan
إِخْرَاجٍۢ ۚ
driving (them) out
فَإِنْ
şayet
خَرَجْنَ
kendileri çıkarlarsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
sizin için
فِى
bir şey
مَا
what
فَعَلْنَ
yapmalarında
فِىٓ
hakkında
أَنفُسِهِنَّ
kendileri
مِن
uygun olanı
مَّعْرُوفٍۢ ۗ
honorably
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman Ateşİçinizden ölüp geriye eşler bırakan(erkek)ler eşlerinin, (evlerinden) çıkarılmadan bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyyet etsinler. Şayet kendileri çıkarlarsa, onların, kendileri hakkında uygun olanı yapmalarında sizin için bir günah yoktur. Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir

2:241
وَلِلۡمُطَلَّقَٰتِ مَتَٰعُۢ بِٱلۡمَعۡرُوفِۖ حَقًّا عَلَى ٱلۡمُتَّقِينَ
وَلِلْمُطَلَّقَـٰتِ
ve boşanmış kadınların
مَتَـٰعٌۢ
geçimlerini sağlamak
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
uygun olan şekilde
حَقًّا
bir haktır (borçtur)
عَلَى
üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ
müttakiler

Süleyman AteşBoşanmış kadınların uygun olan geçimlerini sağlamak, (Allah'ın azabından) korunanlar üzerine bir borçtur

2:242
كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklamaktadır
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
düşünürsünüz

Süleyman AteşDüşünesiniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklamaktadır

2:243 📚 6
۞أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَٰرِهِمۡ وَهُمۡ أُلُوفٌ حَذَرَ ٱلۡمَوۡتِ فَقَالَ لَهُمُ ٱللَّهُ مُوتُواْ ثُمَّ أَحۡيَٰهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ
۞ أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
خَرَجُوا۟
çıkanları
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
وَهُمْ
ve onlar
أُلُوفٌ
binlerce kişi iken
حَذَرَ
korkusuyla
ٱلْمَوْتِ
ölüm
فَقَالَ
demişti
لَهُمُ
onlara
ٱللَّهُ
Allah
مُوتُوا۟
Ölün!
ثُمَّ
sonra
أَحْيَـٰهُمْ ۚ
kendilerini diriltmişti
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَذُو
sahibidir
فَضْلٍ
ikram
عَلَى
karşı
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
grateful

Süleyman AteşŞu, binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara, "Ölün!" demişti de sonra kendilerini diriltmişti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler

2:244 📚 1
وَقَٰتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
وَقَـٰتِلُوا۟
ve savaşın
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Süleyman AteşAllah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, işitendir, bilendir

2:245 📚 6
مَّن ذَا ٱلَّذِي يُقۡرِضُ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰ ا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥٓ أَضۡعَافࣰ ا كَثِيرَةࣰۚ وَٱللَّهُ يَقۡبِضُ وَيَبۡصُۜطُ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
مَّن
kimdir
ذَا
o kimse
ٱلَّذِى
who
يُقْرِضُ
borç olarak verecek
ٱللَّهَ
Allah'a
قَرْضًا
bir borcu
حَسَنًۭا
güzel
فَيُضَـٰعِفَهُۥ
arttırması karşılığnda
لَهُۥٓ
ona
أَضْعَافًۭا
fazlasıyla
كَثِيرَةًۭ ۚ
kat kat
وَٱللَّهُ
Allah
يَقْبِضُ
(rızkı) kısar da
وَيَبْصُۜطُ
açar da
وَإِلَيْهِ
ve hep O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Süleyman AteşKimdir o adam ki, Allah'a güzel bir borç versin de, Allah da ona kat kat fazlasıyla (verdiğini) ödesin! Allah (rızkı) kısar da, açar da. Hep O'na döndürüleceksiniz

2:246 📚 2
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ مِنۢ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنۢ بَعۡدِ مُوسَىٰٓ إِذۡ قَالُواْ لِنَبِيࣲّ لَّهُمُ ٱبۡعَثۡ لَنَا مَلِكࣰ ا نُّقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ قَالَ هَلۡ عَسَيۡتُمۡ إِن كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِتَالُ أَلَّا تُقَٰتِلُواْۖ قَالُواْ وَمَا لَنَآ أَلَّا نُقَٰتِلَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَدۡ أُخۡرِجۡنَا مِن دِيَٰرِنَا وَأَبۡنَآئِنَاۖ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقِتَالُ تَوَلَّوۡاْ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّنۡهُمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
ileri gelenlerini
ٱلْمَلَإِ
the chiefs
مِنۢ
oğullarının
بَنِىٓ
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مُوسَىٰٓ
Musa'dan
إِذْ
hani
قَالُوا۟
demişlerdi
لِنَبِىٍّۢ
Peygamberlerine
لَّهُمُ
onlar
ٱبْعَثْ
gönder
لَنَا
bize
مَلِكًۭا
bir hükümdar
نُّقَـٰتِلْ
(onun önderliğinde) savaşalım
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah
قَالَ
dedi
هَلْ
olurmu ki?
عَسَيْتُمْ
you perhaps
إِن
eğer
كُتِبَ
yazılınca (farz kılınınca)
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِتَالُ
savaş
أَلَّا
savaşmazsanız
تُقَـٰتِلُوا۟ ۖ
you fight
قَالُوا۟
dediler ki
وَمَا
bizler
لَنَآ
for us
أَلَّا
neden savaşmayalım
نُقَـٰتِلَ
we fight
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَقَدْ
oysa
أُخْرِجْنَا
biz çıkarılıp sürüldük
مِن
yurtlarımızdan
دِيَـٰرِنَا
our homes
وَأَبْنَآئِنَا ۖ
ve oğullarımız(ın arasın)dan
فَلَمَّا
fakat
كُتِبَ
yazılınca
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلْقِتَالُ
savaş
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirdiler
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı
مِّنْهُمْ ۗ
içlerinden
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Süleyman AteşMusa'dan sonra İsrail oğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerine: "Bize bir hükümdar gönder, (onun önderliğinde) Allah yolunda savaşalım." demişlerdi. "Ya size savaş yazılınca savaşmazsanız?" dedi. Dediler: "Bizler neden Allah yolunda savaşmayalım ki; oysa biz yurtlarımızdan ve oğullarımızın arasından çıkarılıp sürüldük?" Fakat kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir

2:247 📚 1
وَقَالَ لَهُمۡ نَبِيُّهُمۡ إِنَّ ٱللَّهَ قَدۡ بَعَثَ لَكُمۡ طَالُوتَ مَلِكࣰ اۚ قَالُوٓاْ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ ٱلۡمُلۡكُ عَلَيۡنَا وَنَحۡنُ أَحَقُّ بِٱلۡمُلۡكِ مِنۡهُ وَلَمۡ يُؤۡتَ سَعَةࣰ مِّنَ ٱلۡمَالِۚ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰهُ عَلَيۡكُمۡ وَزَادَهُۥ بَسۡطَةࣰ فِي ٱلۡعِلۡمِ وَٱلۡجِسۡمِۖ وَٱللَّهُ يُؤۡتِي مُلۡكَهُۥ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
وَقَالَ
ve dedi ki
لَهُمْ
onlara
نَبِيُّهُمْ
peygamberleri
إِنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
قَدْ
elbette
بَعَثَ
gönderdi
لَكُمْ
size
طَالُوتَ
Talut'u
مَلِكًۭا ۚ
hükümdar
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَنَّىٰ
nasıl
يَكُونُ
olabilir
لَهُ
onun
ٱلْمُلْكُ
hükümdarlık (mülk)
عَلَيْنَا
bizim üzerimize
وَنَحْنُ
biz
أَحَقُّ
daha layıkız
بِٱلْمُلْكِ
hükümdarlığa
مِنْهُ
ondan
وَلَمْ
ve verilmemiştir
يُؤْتَ
he has been given
سَعَةًۭ
genişlik
مِّنَ
maldan
ٱلْمَالِ ۚ
[the] wealth
قَالَ
dedi
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱصْطَفَىٰهُ
onu (hükümdar) seçti
عَلَيْكُمْ
sizin üzerinize
وَزَادَهُۥ
ve onun artırdı
بَسْطَةًۭ
gücünü
فِى
bilgisinin
ٱلْعِلْمِ
[the] knowledge
وَٱلْجِسْمِ ۖ
ve cisminin
وَٱللَّهُ
Allah
يُؤْتِى
verir
مُلْكَهُۥ
mülkünü
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah(ın)
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ
(O herşeyi) bilendir

Süleyman AteşPeygamberleri onlara dedi ki: "Allah Talut'u size hükümdar gönderdi." Dediler ki: "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız, ona bol mal da verilmemiştir." Dedi: "Allah onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı." Allah mülkünü dilediğine verir. Allah(ın lutfu) geniştir, (O, herşeyi) bilendir

2:248
وَقَالَ لَهُمۡ نَبِيُّهُمۡ إِنَّ ءَايَةَ مُلۡكِهِۦٓ أَن يَأۡتِيَكُمُ ٱلتَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَبَقِيَّةࣱ مِّمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَىٰ وَءَالُ هَٰرُونَ تَحۡمِلُهُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
لَهُمْ
onlara
نَبِيُّهُمْ
peygamberleri
إِنَّ
muhakkak
ءَايَةَ
alameti
مُلْكِهِۦٓ
onun hükümdarlığının
أَن
size gelmesidir
يَأْتِيَكُمُ
will come to you
ٱلتَّابُوتُ
(Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un
فِيهِ
onun içinde
سَكِينَةٌۭ
bir huzur bulunan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَبَقِيَّةٌۭ
ve bir kalıntı
مِّمَّا
geriye bıraktığından
تَرَكَ
(was) left
ءَالُ
ailesinin
مُوسَىٰ
Musa
وَءَالُ
ve ailesinin
هَـٰرُونَ
Harun
تَحْمِلُهُ
taşıdığı
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ۚ
meleklerin
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
kesin bir alamet vardır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanan kimseler

Süleyman AteşVe peygamberleri onlara dedi ki; "Onun hükümdarlığının alameti, içinde Rabbinizden bir huzur ve Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktığından bir kalıntı bulunan, meleklerin taşıdığı (Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un size gelmesidir. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için (Talut'un hükümdarlığına) kesin bir alamet vardır

2:249
فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِٱلۡجُنُودِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ مُبۡتَلِيكُم بِنَهَرࣲ فَمَن شَرِبَ مِنۡهُ فَلَيۡسَ مِنِّي وَمَن لَّمۡ يَطۡعَمۡهُ فَإِنَّهُۥ مِنِّيٓ إِلَّا مَنِ ٱغۡتَرَفَ غُرۡفَةَۢ بِيَدِهِۦۚ فَشَرِبُواْ مِنۡهُ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّنۡهُمۡۚ فَلَمَّا جَاوَزَهُۥ هُوَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ قَالُواْ لَا طَاقَةَ لَنَا ٱلۡيَوۡمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦۚ قَالَ ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُواْ ٱللَّهِ كَم مِّن فِئَةࣲ قَلِيلَةٍ غَلَبَتۡ فِئَةࣰ كَثِيرَةَۢ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
فَصَلَ
ayrıldığında
طَالُوتُ
Talut
بِٱلْجُنُودِ
ordularla
قَالَ
dedi ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مُبْتَلِيكُم
sizi deneyecektir
بِنَهَرٍۢ
bir ırmakla
فَمَن
kim
شَرِبَ
içerse
مِنْهُ
ondan
فَلَيْسَ
değildir
مِنِّى
benden
وَمَن
ve kim
لَّمْ
ondan tadmazsa
يَطْعَمْهُ
taste it
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
مِنِّىٓ
bendendir;
إِلَّا
dışında
مَنِ
kimsenin
ٱغْتَرَفَ
avuçlayan
غُرْفَةًۢ
bir avuç
بِيَدِهِۦ ۚ
eliyle
فَشَرِبُوا۟
hepsi içtiler
مِنْهُ
ondan
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı
مِّنْهُمْ ۚ
içlerinden
فَلَمَّا
nihayet
جَاوَزَهُۥ
(ırmağı) geçince
هُوَ
o (Talut)
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
مَعَهُۥ
beraberindekiler
قَالُوا۟
dediler
لَا
gücümüz yok
طَاقَةَ
strength
لَنَا
bizim
ٱلْيَوْمَ
bugün
بِجَالُوتَ
Calut'a
وَجُنُودِهِۦ ۚ
ve askerlerine karşı
قَالَ
dedi
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَظُنُّونَ
kanaat getiren
أَنَّهُم
elbette onların
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklarına
ٱللَّهِ
Allah'a
كَم
nice
مِّن
topluluk
فِئَةٍۢ
a company
قَلِيلَةٍ
az olan
غَلَبَتْ
galib gelmiştir
فِئَةًۭ
topluluğa
كَثِيرَةًۢ
çok olan
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Süleyman AteşTalut, askerleri(ni) yürütüp (ordugahtan) çıkarınca dedi ki: "Allah sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Ondan (kana kana) tadmayıp sadece eliyle bir avuç alan bendendir." İçlerinden pek azı hariç, hepsi ondan içtiler. Nihayet Talut ve kendisiyle beraber inananlar, ırmağı geçince: "Bugün Calut'a ve askerlerine karşı bizim gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarına kanaat getirenler ise: "Nice az bir topluluk var ki, Allah'ın izniyle çok topluluğa galib gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir." dediler

2:250
وَلَمَّا بَرَزُواْ لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ قَالُواْ رَبَّنَآ أَفۡرِغۡ عَلَيۡنَا صَبۡرࣰ ا وَثَبِّتۡ أَقۡدَامَنَا وَٱنصُرۡنَا عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَلَمَّا
ne zaman
بَرَزُوا۟
karşılaşsalar
لِجَالُوتَ
Calut
وَجُنُودِهِۦ
ve askerleriyle
قَالُوا۟
şöyle dediler
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَفْرِغْ
dök
عَلَيْنَا
üzerimize
صَبْرًۭا
sabır
وَثَبِّتْ
ve sağlam tut
أَقْدَامَنَا
ayaklarımızı
وَٱنصُرْنَا
ve bize yardım et
عَلَى
karşı
ٱلْقَوْمِ
topluluğuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Süleyman Ateş(Talut'un askerleri) Calut ve askerlerinin karşısına çıktıklarında şöyle dediler: "Rabbimiz, üzerimize sabır dök! ayaklarımızı sağlam tut ve o kafir millete karşı bize yardım et

2:251 📚 7
فَهَزَمُوهُم بِإِذۡنِ ٱللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُۥدُ جَالُوتَ وَءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلۡمُلۡكَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَعَلَّمَهُۥ مِمَّا يَشَآءُۗ وَلَوۡلَا دَفۡعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعۡضَهُم بِبَعۡضࣲ لَّفَسَدَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ ذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَهَزَمُوهُم
derken onları bozdular
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَقَتَلَ
ve öldürdü
دَاوُۥدُ
Davud
جَالُوتَ
Calut'u
وَءَاتَىٰهُ
ve ona (Davud'a) verdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُلْكَ
hükümdarlık
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmet
وَعَلَّمَهُۥ
ve ona öğretti
مِمَّا
şeyleri
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَلَوْلَا
eğer
دَفْعُ
savmasaydı
ٱللَّهِ
Allah
ٱلنَّاسَ
insanların
بَعْضَهُم
bir kısmını
بِبَعْضٍۢ
bir kısmıyle
لَّفَسَدَتِ
bozulurdu
ٱلْأَرْضُ
dünya
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
ذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lutuf
عَلَى
karşı
ٱلْعَـٰلَمِينَ
bütün alemlere

Süleyman AteşDerken, Allah'ın izniyle onları bozdular, Davud Calut'u öldürdü; Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah, insanların bir kısmıyle diğerlerini savmasaydı, dünya bozulurdu. Fakat Allah, bütün alemlere karşı lutuf sahibidir

2:252
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتۡلُوهَا عَلَيۡكَ بِٱلۡحَقِّۚ وَإِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
تِلْكَ
bunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱللَّهِ
Allah'ın
نَتْلُوهَا
okuyoruz (açıklıyoruz)
عَلَيْكَ
sana
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak olarak
وَإِنَّكَ
elbette sen
لَمِنَ
gönderilenlerdensin
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Süleyman AteşBunlar, Allah'ın ayetleridir; bunları sana gerçek ile okuyoruz (bunlarla sana gerçekleri açıklıyoruz). Elbette sen gönderilen elçilerdensin

2:253 📚 6
۞تِلۡكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۘ مِّنۡهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُۖ وَرَفَعَ بَعۡضَهُمۡ دَرَجَٰتࣲۚ وَءَاتَيۡنَا عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدۡنَٰهُ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِۗ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقۡتَتَلَ ٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ وَلَٰكِنِ ٱخۡتَلَفُواْ فَمِنۡهُم مَّنۡ ءَامَنَ وَمِنۡهُم مَّن كَفَرَۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقۡتَتَلُواْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يُرِيدُ
۞ تِلْكَ
işte o
ٱلرُّسُلُ
elçiler ki
فَضَّلْنَا
üstün kıldık
بَعْضَهُمْ
kimini
عَلَىٰ
karşı
بَعْضٍۢ ۘ
kimine
مِّنْهُم
onlardan
مَّن
kimine
كَلَّمَ
konuştu
ٱللَّهُ ۖ
Allah
وَرَفَعَ
ve yükseltti
بَعْضَهُمْ
kimini de
دَرَجَـٰتٍۢ ۚ
derecelerle
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
عِيسَى
Îsa'ya
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ
ve onu destekledik
بِرُوحِ
Ruh ile
ٱلْقُدُسِ ۗ
Kudüs
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلَ
(would have) fought each other
ٱلَّذِينَ
kimseleri (milletleri)
مِنۢ
onların arkasından gelen
بَعْدِهِم
after them
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
gelmiş olduktan
جَآءَتْهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
وَلَـٰكِنِ
fakat
ٱخْتَلَفُوا۟
anlaşmazlığa düştüler
فَمِنْهُم
onlardan
مَّنْ
kimileri
ءَامَنَ
inandı
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi de
كَفَرَ ۚ
inkar etti
وَلَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
birbirlerini öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلُوا۟
they (would have) fought each other
وَلَـٰكِنَّ
ama
ٱللَّهَ
Allah
يَفْعَلُ
yapar
مَا
şeyi
يُرِيدُ
dilediği

Süleyman Ateşİşte o elçilerden kimini kiminden üstün kıldık. Allah onlardan kimine konuştu, kimini de derecelerle yükseltti. Meryem oğlu Îsa'ya da açık deliller verdik ve onu Ruh'ül-Kudüs ile destekledik. Allah dileseydi onların arkasından gelen milletler, kendilerine açık deliller gelmiş olduktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat anlaşmazlığa düştüler, onlardan kimi inandı, kimi de inkar etti. Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah dilediğini yapar

2:254 📚 2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰكُم مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمࣱ لَّا بَيۡعࣱ فِيهِ وَلَا خُلَّةࣱ وَلَا شَفَٰعَةࣱۗ وَٱلۡكَٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَنفِقُوا۟
infak edin
مِمَّا
size verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰكُم
We (have) provided you
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
gelmezden
يَأْتِىَ
comes
يَوْمٌۭ
gün
لَّا
olmadığı
بَيْعٌۭ
alışverişin
فِيهِ
içinde
وَلَا
ve hiçbir
خُلَّةٌۭ
dostluğun
وَلَا
ve hiçbir
شَفَـٰعَةٌۭ ۗ
şefaatin
وَٱلْكَـٰفِرُونَ
ve kafirler
هُمُ
ta kendileridir
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerin

Süleyman AteşEy inananlar, ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmezden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah için) harcayın. Kafirler, zalimlerin ta kendileridir

2:255 📚 54
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَيُّ ٱلۡقَيُّومُۚ لَا تَأۡخُذُهُۥ سِنَةࣱ وَلَا نَوۡمࣱۚ لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ مَن ذَا ٱلَّذِي يَشۡفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيۡءࣲ مِّنۡ عِلۡمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَۚ وَسِعَ كُرۡسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۖ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفۡظُهُمَاۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡعَظِيمُ
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلْحَىُّ
daima diridir
ٱلْقَيُّومُ ۚ
koruyup yöneticidir
لَا
O'nu tutmaz
تَأْخُذُهُۥ
overtakes Him
سِنَةٌۭ
ne bir uyuklama
وَلَا
ve ne de
نَوْمٌۭ ۚ
bir uyku
لَّهُۥ
O'nundur
مَا
ne
فِى
varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
ve ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ
yerde
مَن
kimdir
ذَا
ki
ٱلَّذِى
who
يَشْفَعُ
şefaat edebilir
عِندَهُۥٓ
kendisinin katında
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِهِۦ ۚ
O'nun izni
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanı
بَيْنَ
onların önünde
أَيْدِيهِمْ
before them
وَمَا
ve olanı
خَلْفَهُمْ ۖ
arkalarında
وَلَا
kavrayamazlar
يُحِيطُونَ
they encompass
بِشَىْءٍۢ
hiçbir şey
مِّنْ
O'nun ilminden
عِلْمِهِۦٓ
His Knowledge
إِلَّا
dışında
بِمَا
şeyler
شَآءَ ۚ
dilediği
وَسِعَ
kaplamıştır
كُرْسِيُّهُ
O'nun Kürsüsü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ۖ
ve yeri
وَلَا
O'na ağır gelmez
يَـُٔودُهُۥ
tires Him
حِفْظُهُمَا ۚ
onları koru(yup gözet)mek
وَهُوَ
O
ٱلْعَلِىُّ
yücedir
ٱلْعَظِيمُ
büyüktür

Süleyman AteşAllah, ki O'ndan başka tanrı yoktur, daima diri ve yaratıklarını koruyup yöneticidir. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur. O'nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir? Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O'nun ilminden, ancak kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O'nun Kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır (O yüce padişah, göklere, yere, bütün kainata hükmetmektedir). Onları koru(yup gözet)mek, kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür

2:256 📚 2
لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشۡدُ مِنَ ٱلۡغَيِّۚ فَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلطَّٰغُوتِ وَيُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسۡتَمۡسَكَ بِٱلۡعُرۡوَةِ ٱلۡوُثۡقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَاۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
لَآ
yoktur
إِكْرَاهَ
zorlama
فِى
Dinde
ٱلدِّينِ ۖ
the religion
قَد
elbette
تَّبَيَّنَ
seçilip belli olmuştur
ٱلرُّشْدُ
doğruluk
مِنَ
sapıklıktan
ٱلْغَىِّ ۚ
the wrong
فَمَن
kim
يَكْفُرْ
inkar eder
بِٱلطَّـٰغُوتِ
tağut (şeytan)ı
وَيُؤْمِنۢ
ve inanırsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَقَدِ
muhakkak ki o
ٱسْتَمْسَكَ
yapışmıştır
بِٱلْعُرْوَةِ
bir kulpa
ٱلْوُثْقَىٰ
sağlam
لَا
kopmayan
ٱنفِصَامَ
(will) break
لَهَا ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
And Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌ
bilendir

Süleyman AteşDinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tağut (şeytan)ı inkar edip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir

2:257
ٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوۡلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخۡرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِۗ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
ٱللَّهُ
Allah
وَلِىُّ
dostudur
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ءَامَنُوا۟
inananların
يُخْرِجُهُم
onları çıkarır
مِّنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
[the] darkness
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ ۖ
[the] light
وَٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوٓا۟
inkar eden
أَوْلِيَآؤُهُمُ
dostları da
ٱلطَّـٰغُوتُ
tağuttur
يُخْرِجُونَهُم
(O da) onları çıkarır
مِّنَ
aydınlıktan
ٱلنُّورِ
the light
إِلَى
karanlıklara
ٱلظُّلُمَـٰتِ ۗ
[the] darkness
أُو۟لَـٰٓئِكَ
İşte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Süleyman AteşAllah, inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. kafirlerin dostları da tağuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır

2:258 📚 1
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِي حَآجَّ إِبۡرَٰهِـۧمَ فِي رَبِّهِۦٓ أَنۡ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلۡمُلۡكَ إِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّيَ ٱلَّذِي يُحۡيِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۠ أُحۡيِۦ وَأُمِيتُۖ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأۡتِي بِٱلشَّمۡسِ مِنَ ٱلۡمَشۡرِقِ فَأۡتِ بِهَا مِنَ ٱلۡمَغۡرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِي كَفَرَۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseyi
ٱلَّذِى
the one who
حَآجَّ
tartışan
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'le
فِى
hakkında
رَبِّهِۦٓ
Rabbi
أَنْ
diye
ءَاتَىٰهُ
kendisine verdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُلْكَ
hükümdarlık
إِذْ
zaman
قَالَ
dediği
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّىَ
benim Rabbim
ٱلَّذِى
ki
يُحْىِۦ
yaşatır
وَيُمِيتُ
ve öldürür
قَالَ
dedi
أَنَا۠
ben de
أُحْىِۦ
yaşatır
وَأُمِيتُ ۖ
ve öldürürüm
قَالَ
dedi ki
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْتِى
getirir
بِٱلشَّمْسِ
güneşi
مِنَ
doğudan
ٱلْمَشْرِقِ
the east
فَأْتِ
sen de getir
بِهَا
onu
مِنَ
batıdan
ٱلْمَغْرِبِ
the west
فَبُهِتَ
şaşırıp kaldı
ٱلَّذِى
kimse (o adam)
كَفَرَ ۗ
inkar eden
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Süleyman AteşAllah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımararak) Rabbi hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? İbrahim: "Benim Rabbim O'dur ki yaşatır, öldürür" demişti. "Ben de yaşatır, öldürürüm" dedi. İbrahim: "Allah, güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir!" deyince inkar eden o adam şaşırıp kaldı. Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez

2:259 📚 7
أَوۡ كَٱلَّذِي مَرَّ عَلَىٰ قَرۡيَةࣲ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحۡيِۦ هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۖ فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِاْئَةَ عَامࣲ ثُمَّ بَعَثَهُۥۖ قَالَ كَمۡ لَبِثۡتَۖ قَالَ لَبِثۡتُ يَوۡمًا أَوۡ بَعۡضَ يَوۡمࣲۖ قَالَ بَل لَّبِثۡتَ مِاْئَةَ عَامࣲ فَٱنظُرۡ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمۡ يَتَسَنَّهۡۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجۡعَلَكَ ءَايَةࣰ لِّلنَّاسِۖ وَٱنظُرۡ إِلَى ٱلۡعِظَامِ كَيۡفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكۡسُوهَا لَحۡمࣰ اۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعۡلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
أَوْ
yahut
كَٱلَّذِى
şu kimse gibi ki
مَرَّ
uğramıştı
عَلَىٰ
bir kasabaya
قَرْيَةٍۢ
a township
وَهِىَ
o kimse
خَاوِيَةٌ
(duvarları) yığılmış
عَلَىٰ
üstüne
عُرُوشِهَا
çatıları
قَالَ
dedi ki
أَنَّىٰ
nasıl
يُحْىِۦ
diriltecek
هَـٰذِهِ
bunu
ٱللَّهُ
Allah
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا ۖ
öldükten
فَأَمَاتَهُ
kendisini öldürüp
ٱللَّهُ
Allah (da)
مِا۟ئَةَ
yüz
عَامٍۢ
sene
ثُمَّ
sonra
بَعَثَهُۥ ۖ
diriltti
قَالَ
dedi
كَمْ
ne kadar
لَبِثْتَ ۖ
kaldın
قَالَ
dedi
لَبِثْتُ
kaldım
يَوْمًا
bir gün
أَوْ
ya da
بَعْضَ
birazı (kadar)
يَوْمٍۢ ۖ
bir günün
قَالَ
(Allah) dedi
بَل
bilakis
لَّبِثْتَ
kaldın
مِا۟ئَةَ
yüz
عَامٍۢ
yıl
فَٱنظُرْ
bak
إِلَىٰ
yiyeceğine
طَعَامِكَ
your food
وَشَرَابِكَ
ve içeceğine
لَمْ
bozulmamış
يَتَسَنَّهْ ۖ
change with time
وَٱنظُرْ
ve bak
إِلَىٰ
eşeğine
حِمَارِكَ
your donkey
وَلِنَجْعَلَكَ
seni kılalım diye
ءَايَةًۭ
bir ibret
لِّلنَّاسِ ۖ
insanlar için
وَٱنظُرْ
ve bak
إِلَى
kemiklere
ٱلْعِظَامِ
the bones
كَيْفَ
nasıl
نُنشِزُهَا
onları birbiri üstüne koyuyor
ثُمَّ
sonra
نَكْسُوهَا
onlara giydiriyoruz
لَحْمًۭا ۚ
et
فَلَمَّا
bu işler
تَبَيَّنَ
açıkça belli olunca
لَهُۥ
ona
قَالَ
dedi ki
أَعْلَمُ
biliyorum ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
her şeye
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
thing
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Süleyman AteşYahut şu kimse gibisini (görmedin mi) ki, duvarları, çatıları üstüne yığılmış (alt üst olmuş) ıssız bir kasabaya uğramıştı; "Allah, bunu böyle öldükten sonra nasıl diriltecek?" demişti. Allah da kendisini yüz sene öldürüp sonra diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi. "Bir gün, ya da bir günün birazı kadar kaldım" dedi. (Allah) "Hayır, dedi, yüz yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine bak, seni insanlar için bir ibret kılalım diye (böyle yaptık). Kemiklere bak, nasıl onları birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz!" Bu işler ona açıkça belli olunca: "Allah'ın herşeye kadir olduğunu biliyorum." dedi

2:260
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّ أَرِنِي كَيۡفَ تُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰۖ قَالَ أَوَلَمۡ تُؤۡمِنۖ قَالَ بَلَىٰ وَلَٰكِن لِّيَطۡمَئِنَّ قَلۡبِيۖ قَالَ فَخُذۡ أَرۡبَعَةࣰ مِّنَ ٱلطَّيۡرِ فَصُرۡهُنَّ إِلَيۡكَ ثُمَّ ٱجۡعَلۡ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلࣲ مِّنۡهُنَّ جُزۡءࣰ ا ثُمَّ ٱدۡعُهُنَّ يَأۡتِينَكَ سَعۡيࣰ اۚ وَٱعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
وَإِذْ
ve bir zaman
قَالَ
demişti
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
أَرِنِى
bana göster
كَيْفَ
nasıl
تُحْىِ
dirilttiğini
ٱلْمَوْتَىٰ ۖ
ölüleri
قَالَ
(Allah) dedi
أَوَلَمْ
yoksa
تُؤْمِن ۖ
inanmadın mı
قَالَ
(İbrahim) dedi ki
بَلَىٰ
Hayır (inandım)
وَلَـٰكِن
fakat
لِّيَطْمَئِنَّ
tatmin olması için
قَلْبِى ۖ
kalbimin
قَالَ
dedi
فَخُذْ
o halde tut
أَرْبَعَةًۭ
dördünü
مِّنَ
kuşlardan
ٱلطَّيْرِ
the birds
فَصُرْهُنَّ
onları alıştır
إِلَيْكَ
kendine
ثُمَّ
sonra
ٱجْعَلْ
koy
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
جَبَلٍۢ
dağın
مِّنْهُنَّ
onlardan
جُزْءًۭا
bir parça
ثُمَّ
sonra
ٱدْعُهُنَّ
onları (kendine) çağır
يَأْتِينَكَ
sana gelecekler
سَعْيًۭا ۚ
koşarak
وَٱعْلَمْ
bil ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstün
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman Ateşİbrahim de bir zaman: "Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!" demişti. (Allah); "İnanmadın mı?" dedi, (İbrahim): "Hayır (inandım), fakat kalbim kuvvet bulsun diye (görmek istiyorum) dedi. "O halde kuşlardan dördünü tut, onları kendine çek (kendine alıştır), sonra her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra onları kendine çağır; koşarak sana gelecekler. Bil ki, Allah daima üstün, hüküm ve hikmet sahibidir" dedi

2:261 📚 2
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنۢبَتَتۡ سَبۡعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنۢبُلَةࣲ مِّاْئَةُ حَبَّةࣲۗ وَٱللَّهُ يُضَٰعِفُ لِمَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُنفِقُونَ
infak edenler(in)
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
كَمَثَلِ
durumu gibidir
حَبَّةٍ
bir tohumun
أَنۢبَتَتْ
veren
سَبْعَ
yedi
سَنَابِلَ
başak
فِى
her
كُلِّ
each
سُنۢبُلَةٍۢ
başağında
مِّا۟ئَةُ
yüz
حَبَّةٍۢ ۗ
tohum
وَٱللَّهُ
Allah
يُضَـٰعِفُ
kat kat verir
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah(ın)
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌ
(O) bilendir

Süleyman AteşMallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz dane olmak üzere yedi başak veren bir danenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah(ın lutfu) geniştir, (O) bilendir

2:262 📚 2
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتۡبِعُونَ مَآ أَنفَقُواْ مَنࣰّ ا وَلَآ أَذࣰ ى لَّهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُنفِقُونَ
infak eden
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ثُمَّ
sonra
لَا
ardından
يُتْبِعُونَ
they follow
مَآ
şeyleri
أَنفَقُوا۟
verdikleri
مَنًّۭا
başa kakmayan
وَلَآ
ve eziyet etmeyenlerin
أَذًۭى ۙ
hurt
لَّهُمْ
vardır
أَجْرُهُمْ
ödülleri
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Süleyman AteşMallarını Allah yolunda verip de sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin, Rableri katında ödülleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

2:263
۞قَوۡلࣱ مَّعۡرُوفࣱ وَمَغۡفِرَةٌ خَيۡرࣱ مِّن صَدَقَةࣲ يَتۡبَعُهَآ أَذࣰ ىۗ وَٱللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمࣱ‏
۞ قَوْلٌۭ
bir söz (söylemek)
مَّعْرُوفٌۭ
güzel
وَمَغْفِرَةٌ
ve affetmek
خَيْرٌۭ
iyidir
مِّن
sadakadan
صَدَقَةٍۢ
a charity
يَتْبَعُهَآ
peşinden gelen
أَذًۭى ۗ
eziyet
وَٱللَّهُ
Allah
غَنِىٌّ
zengindir
حَلِيمٌۭ
halimdir

Süleyman AteşGüzel bir söz (söylemek) ve affetmek, peşinden eziyet gelen sadakadan iyidir. Allah, zengindir, halimdir

2:264 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُبۡطِلُواْ صَدَقَٰتِكُم بِٱلۡمَنِّ وَٱلۡأَذَىٰ كَٱلَّذِي يُنفِقُ مَالَهُۥ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۖ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ صَفۡوَانٍ عَلَيۡهِ تُرَابࣱ فَأَصَابَهُۥ وَابِلࣱ فَتَرَكَهُۥ صَلۡدࣰ اۖ لَّا يَقۡدِرُونَ عَلَىٰ شَيۡءࣲ مِّمَّا كَسَبُواْۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
لَا
boşa çıkarmayın
تُبْطِلُوا۟
render in vain
صَدَقَـٰتِكُم
sadakalarınızı
بِٱلْمَنِّ
başa kakmakla
وَٱلْأَذَىٰ
ve eziyet etmekle
كَٱلَّذِى
gibi
يُنفِقُ
infak eden
مَالَهُۥ
malını
رِئَآءَ
gösteriş için
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَا
inanmayan
يُؤْمِنُ
believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ
ahiret
فَمَثَلُهُۥ
öylesinin durumu
كَمَثَلِ
benzer ki
صَفْوَانٍ
şu kayaya
عَلَيْهِ
üzerinde bulunan
تُرَابٌۭ
toprak
فَأَصَابَهُۥ
ona isabet etttiğinde
وَابِلٌۭ
bir sağnak (yağmur)
فَتَرَكَهُۥ
onu bırakır
صَلْدًۭا ۖ
sert bir taş halinde
لَّا
(Böyleleri) elde edemezler
يَقْدِرُونَ
they have control
عَلَىٰ
hiçbir
شَىْءٍۢ
şey
مِّمَّا
şeylerden
كَسَبُوا۟ ۗ
kazandıkları
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumunu
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Süleyman AteşEy inananlar, insanlara gösteriş için malını verip Allah'a ve ahiret gününe inanmayan adam gibi, başa kakmak ve eziyet etmekle sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Öylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan şu kayaya benzer ki, bir sağnak indi de (üstündeki toprağı silip süpürerek) onu sert bir taş halinde bıraktı. (Böyleleri), kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allah, kafir toplumu doğru yola iletmez

2:265
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثۡبِيتࣰ ا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ كَمَثَلِ جَنَّةِۭ بِرَبۡوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلࣱ فَـَٔاتَتۡ أُكُلَهَا ضِعۡفَيۡنِ فَإِن لَّمۡ يُصِبۡهَا وَابِلࣱ فَطَلࣱّۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ
وَمَثَلُ
durumu da
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُنفِقُونَ
infak eden
أَمْوَٰلَهُمُ
mallarını
ٱبْتِغَآءَ
kazanmak
مَرْضَاتِ
rızasını
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَتَثْبِيتًۭا
ve kökleştirmek için
مِّنْ
kendilerindekini (imanı)
أَنفُسِهِمْ
their (inner) souls
كَمَثَلِ
benzer
جَنَّةٍۭ
bir bahçeye
بِرَبْوَةٍ
tepe üzerinde bulunan
أَصَابَهَا
değince
وَابِلٌۭ
bol yağmur
فَـَٔاتَتْ
veren
أُكُلَهَا
ürününü
ضِعْفَيْنِ
iki kat
فَإِن
eğer
لَّمْ
değmese bile
يُصِبْهَا
fall (on) it
وَابِلٌۭ
yağmur
فَطَلٌّۭ ۗ
çisinti olur
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌ
görmektedir

Süleyman AteşAllah'ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki(ima)nı kökleştirmek için mallarını harcayanların durumu da tepe üzerinde bulunan bir bahçeye benzer ki, bol yağmur değince ürününü iki kat verdi. Yağmur değmeseydi bile çisinti olurdu. Allah yaptıklarınızı görmektedir

2:266 📚 4
أَيَوَدُّ أَحَدُكُمۡ أَن تَكُونَ لَهُۥ جَنَّةࣱ مِّن نَّخِيلࣲ وَأَعۡنَابࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ لَهُۥ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَأَصَابَهُ ٱلۡكِبَرُ وَلَهُۥ ذُرِّيَّةࣱ ضُعَفَآءُ فَأَصَابَهَآ إِعۡصَارࣱ فِيهِ نَارࣱ فَٱحۡتَرَقَتۡۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَتَفَكَّرُونَ
أَيَوَدُّ
ister mi ki?
أَحَدُكُمْ
biriniz
أَن
olmasını
تَكُونَ
it be
لَهُۥ
kendisinin
جَنَّةٌۭ
bir bahçesi
مِّن
hurmalardan
نَّخِيلٍۢ
date-palms
وَأَعْنَابٍۢ
ve üzümler(den)
تَجْرِى
akan
مِن
altından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
لَهُۥ
bulunan
فِيهَا
içinde
مِن
her çeşit
كُلِّ
all (kinds)
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvası
وَأَصَابَهُ
ve kendisine geldiğinde
ٱلْكِبَرُ
ihtiyarlık
وَلَهُۥ
ve onun
ذُرِّيَّةٌۭ
ve çocuklarının bulunduğu
ضُعَفَآءُ
aciz
فَأَصَابَهَآ
isabet etsin
إِعْصَارٌۭ
birden bir kasırga
فِيهِ
onlara
نَارٌۭ
ateşli
فَٱحْتَرَقَتْ ۗ
yakıp kül etsin
كَذَٰلِكَ
böylece
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّكُمْ
umulurki
تَتَفَكَّرُونَ
düşünürsünüz

Süleyman AteşBiriniz ister mi ki, kendisinin altından ırmaklar akan, içinde her çeşit meyvası bulunan, hurmalardan ve üzümlerden oluşmuş bir bahçesi olsun; kendisinin üstüne tam ihtiyarlığın çöktüğü, aciz çocuklarının da bulunduğu bir sırada birden ateşli bir kasırga gelsin de bahçeyi yakıp kül etsin? Allah, düşünesiniz diye size ayetleri böyle açıklıyor

2:267 📚 4
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا كَسَبۡتُمۡ وَمِمَّآ أَخۡرَجۡنَا لَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِۖ وَلَا تَيَمَّمُواْ ٱلۡخَبِيثَ مِنۡهُ تُنفِقُونَ وَلَسۡتُم بِـَٔاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغۡمِضُواْ فِيهِۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
iman eden(ler)
أَنفِقُوا۟
infak edin
مِن
iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
مَا
şeylerin
كَسَبْتُمْ
kazandıklarınız
وَمِمَّآ
ve şeylerden
أَخْرَجْنَا
çıkardığımız
لَكُم
sizin için
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ ۖ
the earth
وَلَا
kalkışmayın
تَيَمَّمُوا۟
aim (at)
ٱلْخَبِيثَ
kötü şeyleri
مِنْهُ
sadaka vermeye
تُنفِقُونَ
kendinize alamayacağınız
وَلَسْتُم
while you (would) not
بِـَٔاخِذِيهِ
başka şekilde
إِلَّآ
göz yummadan
أَن
[that]
تُغْمِضُوا۟
ondan
فِيهِ ۚ
bilin ki
وَٱعْلَمُوٓا۟
şüphesiz
أَنَّ
Allah
ٱللَّهَ
zengindir
غَنِىٌّ
övülmüştür
حَمِيدٌ
Praiseworthy

Süleyman AteşEy inananlar, kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardığımız ni'metlerin iyilerinden (Allah için) verin, kendiniz (utandığınızdan ve iğrendiğinizden dolayı) göz yummadan alamayacağınız kötü şeyleri sadaka vermeye kalkmayın. Bilin ki Allah zengindir, övülmüştür

2:268 📚 3
ٱلشَّيۡطَٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلۡفَقۡرَ وَيَأۡمُرُكُم بِٱلۡفَحۡشَآءِۖ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغۡفِرَةࣰ مِّنۡهُ وَفَضۡلࣰ اۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ‏
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
يَعِدُكُمُ
size vaad eder
ٱلْفَقْرَ
fakirliği
وَيَأْمُرُكُم
ve size emreder
بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ
çirkin şeyleri yapmayı
وَٱللَّهُ
Allah ise
يَعِدُكُم
size va'adediyor
مَّغْفِرَةًۭ
bağışlama
مِّنْهُ
kendi tarafından
وَفَضْلًۭا ۗ
ve lutuf
وَٱللَّهُ
şüphesiz Allah'ın
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ
(O) bilendir

Süleyman AteşŞeytan sizi fakirlikle korkutur, (fakir düşeceğinizi söyleyerek sadaka vermekten geri kalmanızı ister) ve size çirkin şeyleri yapmayı emreder. Allah ise size kendi tarafından bağışlama ve lutuf va'adediyor. Şüphesiz Allah(ın lutfu) geniştir, (O) bilendir

2:269
يُؤۡتِي ٱلۡحِكۡمَةَ مَن يَشَآءُۚ وَمَن يُؤۡتَ ٱلۡحِكۡمَةَ فَقَدۡ أُوتِيَ خَيۡرࣰ ا كَثِيرࣰ اۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
يُؤْتِى
verir
ٱلْحِكْمَةَ
Hikmeti
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَمَن
ve kimse
يُؤْتَ
verilen
ٱلْحِكْمَةَ
Hikmet
فَقَدْ
elbette
أُوتِىَ
verilmiştir
خَيْرًۭا
hayır
كَثِيرًۭا ۗ
çok
وَمَا
bunu anlamaz
يَذَّكَّرُ
remembers
إِلَّآ
başkası
أُو۟لُوا۟
sahiplerinden
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl

Süleyman AteşHikmeti dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak sağduyu sahipleri düşünüp anlar(lar)

2:270
وَمَآ أَنفَقۡتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوۡ نَذَرۡتُم مِّن نَّذۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُهُۥۗ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ أَنصَارٍ
وَمَآ
ve ne
أَنفَقْتُم
infak ederseniz
مِّن
nafaka olarak
نَّفَقَةٍ
(your) expenditures
أَوْ
veya
نَذَرْتُم
(ne) adarsanız
مِّن
adak olarak
نَّذْرٍۢ
vow(s)
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُهُۥ ۗ
onu bilir
وَمَا
yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimler için
مِنْ
hiçbir
أَنصَارٍ
yardımcı

Süleyman Ateş(Allah için) yaptığınız her harcamayı yahut adadığınız her adağı Allah bilir. Zalimlerin yardımcısı yoktur

2:271 📚 2
إِن تُبۡدُواْ ٱلصَّدَقَٰتِ فَنِعِمَّا هِيَۖ وَإِن تُخۡفُوهَا وَتُؤۡتُوهَا ٱلۡفُقَرَآءَ فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۚ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّـَٔاتِكُمۡۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
إِن
eğer
تُبْدُوا۟
açıktan verirseniz
ٱلصَّدَقَـٰتِ
sadakaları
فَنِعِمَّا
ne güzeldir
هِىَ ۖ
bu
وَإِن
eğer
تُخْفُوهَا
onları gizler
وَتُؤْتُوهَا
ve verirseniz
ٱلْفُقَرَآءَ
fakirlere
فَهُوَ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ ۚ
sizin için
وَيُكَفِّرُ
ve kapatır
عَنكُم
sizden
مِّن
bir kısmını
سَيِّـَٔاتِكُمْ ۗ
günahlarınızın
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ
haberdardır

Süleyman AteşSadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Eğer onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha iyidir ve sizin günahlarınızdan bir kısmını kapatır. Allah yaptıklarınızı duyar

2:272 📚 4
۞لَّيۡسَ عَلَيۡكَ هُدَىٰهُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يَشَآءُۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَلِأَنفُسِكُمۡۚ وَمَا تُنفِقُونَ إِلَّا ٱبۡتِغَآءَ وَجۡهِ ٱللَّهِۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ يُوَفَّ إِلَيۡكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تُظۡلَمُونَ
۞ لَّيْسَ
değildir
عَلَيْكَ
senin üzerine
هُدَىٰهُمْ
onları hidayet etmek
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah'tır
يَهْدِى
doğru yola ileten
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَمَا
verdiğiniz
تُنفِقُوا۟
you spend
مِنْ
her
خَيْرٍۢ
hayır
فَلِأَنفُسِكُمْ ۚ
kendiniz içindir
وَمَا
infak edemezsiniz
تُنفِقُونَ
you spend
إِلَّا
dışında
ٱبْتِغَآءَ
kazanmak için
وَجْهِ
(yüzü) rızasını
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَمَا
ve ne
تُنفِقُوا۟
verseniz
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
يُوَفَّ
tastamam verilir
إِلَيْكُمْ
size
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
asla
تُظْلَمُونَ
zulmedilmezsiniz

Süleyman Ateş(Ey Muhammed) Onları yola iletmek sana düşmez, dilediğini doğru yola ileten Allah'tır. Verdiğiniz her hayır, kendiniz içindir. Çünkü yalnız Allah'ın rızasını kazanmak için veriyorsunuz. Verdiğiniz her hayır, size tastamam verilir ve hiç hakkınız yenmez

2:273 📚 13
لِلۡفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحۡصِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ ضَرۡبࣰ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ يَحۡسَبُهُمُ ٱلۡجَاهِلُ أَغۡنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعۡرِفُهُم بِسِيمَٰهُمۡ لَا يَسۡـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلۡحَافࣰ اۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ
لِلْفُقَرَآءِ
(Sadakalar) fakirler içindir
ٱلَّذِينَ
kimseler (için)
أُحْصِرُوا۟
kapanıp kalan
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
لَا
yoktur
يَسْتَطِيعُونَ
güçleri
ضَرْبًۭا
gezmeye
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
يَحْسَبُهُمُ
onları sanırlar
ٱلْجَاهِلُ
bilmeyenler
أَغْنِيَآءَ
zengin
مِنَ
dolayı
ٱلتَّعَفُّفِ
utangaçlıklarından
تَعْرِفُهُم
onları tanırsın
بِسِيمَـٰهُمْ
simalarından
لَا
istemezler
يَسْـَٔلُونَ
(do) they ask
ٱلنَّاسَ
insanlardan
إِلْحَافًۭا ۗ
ısrarla
وَمَا
ne varsa
تُنفِقُوا۟
yaptığınız
مِنْ
hayırdan;
خَيْرٍۢ
good
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِهِۦ
onu
عَلِيمٌ
bilir

Süleyman Ateş(Sadakalar) şu fakirlere mahsustur ki, Allah yolunda kapanıp kalmışlardır. Yeryüzünde gezip dolaşamazlar. Bilmeyen, utangaçlıklarından dolayı onları zengin sanır. Onları simalarından (yüzlerinden) tanırsın. Yüzsüzlük edip insanlardan istemezler. Yaptığınız her hayrı Allah bilir

2:274
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُم بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ سِرࣰّ ا وَعَلَانِيَةࣰ فَلَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
ٱلَّذِينَ
o kimseler ki
يُنفِقُونَ
infak edenler
أَمْوَٰلَهُم
mallarını
بِٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüz
سِرًّۭا
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ
ve açık
فَلَهُمْ
vardır
أَجْرُهُمْ
ödülü
عِندَ
yanında
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Süleyman AteşMallarını gece gündüz, gizli ve açık Allah yolunda verenlerin ödülü Rableri yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

2:275 📚 4
ٱلَّذِينَ يَأۡكُلُونَ ٱلرِّبَوٰاْ لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ ٱلَّذِي يَتَخَبَّطُهُ ٱلشَّيۡطَٰنُ مِنَ ٱلۡمَسِّۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُوٓاْ إِنَّمَا ٱلۡبَيۡعُ مِثۡلُ ٱلرِّبَوٰاْۗ وَأَحَلَّ ٱللَّهُ ٱلۡبَيۡعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٰاْۚ فَمَن جَآءَهُۥ مَوۡعِظَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦ فَٱنتَهَىٰ فَلَهُۥ مَا سَلَفَ وَأَمۡرُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِۖ وَمَنۡ عَادَ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
ٱلَّذِينَ
o kimseler ki
يَأْكُلُونَ
yerler
ٱلرِّبَوٰا۟
Riba (faiz)
لَا
kalkamazlar
يَقُومُونَ
they can stand
إِلَّا
ancak
كَمَا
gibi
يَقُومُ
kalkarlar
ٱلَّذِى
kimse
يَتَخَبَّطُهُ
çarptığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytanın
مِنَ
dokunup
ٱلْمَسِّ ۚ
(his) touch
ذَٰلِكَ
bu
بِأَنَّهُمْ
onların
قَالُوٓا۟
demelerindendir
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْبَيْعُ
alışveriş de
مِثْلُ
gibidir
ٱلرِّبَوٰا۟ ۗ
riba (faiz)
وَأَحَلَّ
oysa helal kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْبَيْعَ
alış-verişi
وَحَرَّمَ
ve haram kılmıştır
ٱلرِّبَوٰا۟ ۚ
ribayı
فَمَن
kime
جَآءَهُۥ
gelir de
مَوْعِظَةٌۭ
bir öğüt
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
His Lord
فَٱنتَهَىٰ
(ribadan) vazgeçerse
فَلَهُۥ
kendisinindir
مَا
ne varsa
سَلَفَ
geçmişte
وَأَمْرُهُۥٓ
ve işi de
إِلَى
kalmıştır
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
وَمَنْ
kim
عَادَ
tekrar (ribaya) dönerse
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Süleyman AteşRiba yiyenler, ancak şeytanın dokunup çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların: "Alışveriş de riba gibidir." demelerinden ötürüdür. Oysa Allah, alış-verişi helal, ribayı haram kılmıştır. Kime Rabbi'nden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarakribadan) vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve işi de Allah'a kalmıştır. (Allah onu affeder). Kim tekrar (ribaya) dönerse onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır

2:276
يَمۡحَقُ ٱللَّهُ ٱلرِّبَوٰاْ وَيُرۡبِي ٱلصَّدَقَٰتِۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
يَمْحَقُ
mahveder
ٱللَّهُ
Allah
ٱلرِّبَوٰا۟
ribayı
وَيُرْبِى
ve artırır
ٱلصَّدَقَـٰتِ ۗ
sadakaları
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
كُلَّ
hiçbir
كَفَّارٍ
inkarcıları
أَثِيمٍ
günahkar

Süleyman AteşAllah, ribayı mahveder, sadakaları artırır. Allah, hiçbir günahkar nankörü sevmez

2:277 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
وَعَمِلُوا۟
ve işler yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih (güzel)
وَأَقَامُوا۟
ve kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَوُا۟
ve verenler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
لَهُمْ
işte onların
أَجْرُهُمْ
ödülleri
عِندَ
yanındadır
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Süleyman AteşOnlar ki, inandılar, güzel işler yaptılar, namazı kıldılar, zekatı verdiler; işte onların ödüller, Rableri yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

2:278 📚 13
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ ٱلرِّبَوٰٓاْ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَذَرُوا۟
ve bırakın (almayın)
مَا
ne varsa
بَقِىَ
geri kalan
مِنَ
ribadan
ٱلرِّبَوٰٓا۟
[the] usury
إِن
eğer
كُنتُم
idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Süleyman AteşEy inananlar, Allah'tan korkun, eğer inanıyorsanız ribadan (henüz alınmayıp) geri kalan kısmı bırakın (almayın)

2:279 📚 3
فَإِن لَّمۡ تَفۡعَلُواْ فَأۡذَنُواْ بِحَرۡبࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۖ وَإِن تُبۡتُمۡ فَلَكُمۡ رُءُوسُ أَمۡوَٰلِكُمۡ لَا تَظۡلِمُونَ وَلَا تُظۡلَمُونَ
فَإِن
eğer
لَّمْ
böyle yapmazsanız
تَفْعَلُوا۟
you do
فَأْذَنُوا۟
bilin
بِحَرْبٍۢ
savaşa açıldığını
مِّنَ
(tarafından)
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ ۖ
ve Elçisi
وَإِن
ve eğer
تُبْتُمْ
tevbe ederseniz
فَلَكُمْ
sizindir
رُءُوسُ
ana
أَمْوَٰلِكُمْ
malınız
لَا
ne haksızlık edersiniz
تَظْلِمُونَ
wrong
وَلَا
ne de haksızlığa uğratılırsınız
تُظْلَمُونَ
you will be wronged

Süleyman AteşEğer böyle yapmazsanız, Allah ve Elçisiyle savaşa girdiğinizi bilin. Tevbe ederseniz, ana malınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa uğratılırsınız

2:280 📚 4
وَإِن كَانَ ذُو عُسۡرَةࣲ فَنَظِرَةٌ إِلَىٰ مَيۡسَرَةࣲۚ وَأَن تَصَدَّقُواْ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَإِن
eğer (borçlu)
كَانَ
ise
ذُو
(içinde)
عُسْرَةٍۢ
darlık
فَنَظِرَةٌ
beklemek (lazımdır)
إِلَىٰ
kadar
مَيْسَرَةٍۢ ۚ
bir kolaylığa
وَأَن
ve eğer
تَصَدَّقُوا۟
sadaka olarak bağışlarsanız
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
bilirseniz
تَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşEğer (borçlu) darlık içinde ise, bir kolaylığa çıkıncaya kadar beklemek (lazımdır). Eğer bilirseniz (verdiğiniz borcu, eli darda olan borçluya) sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır

2:281 📚 6
وَٱتَّقُواْ يَوۡمࣰ ا تُرۡجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِۖ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
وَٱتَّقُوا۟
sakının
يَوْمًۭا
şu günden
تُرْجَعُونَ
döndürüleceğiniz
فِيهِ
onda
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ
Allah
ثُمَّ
sonra
تُوَفَّىٰ
tastamam verilecektir
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
kişiye
مَّا
ne
كَسَبَتْ
kazandıysa
وَهُمْ
ve onlara
لَا
haksızlık edilmeyecektir
يُظْلَمُونَ
will be wronged

Süleyman AteşŞu günden sakının ki, o gün Allah'a döndürüleceksiniz, sonra herkese kazandığı tastamam verilecek ve onlara haksızlık edilmeyecektir

2:282 📚 18
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيۡنٍ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى فَٱكۡتُبُوهُۚ وَلۡيَكۡتُب بَّيۡنَكُمۡ كَاتِبُۢ بِٱلۡعَدۡلِۚ وَلَا يَأۡبَ كَاتِبٌ أَن يَكۡتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُۚ فَلۡيَكۡتُبۡ وَلۡيُمۡلِلِ ٱلَّذِي عَلَيۡهِ ٱلۡحَقُّ وَلۡيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبۡخَسۡ مِنۡهُ شَيۡـࣰٔ اۚ فَإِن كَانَ ٱلَّذِي عَلَيۡهِ ٱلۡحَقُّ سَفِيهًا أَوۡ ضَعِيفًا أَوۡ لَا يَسۡتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلۡيُمۡلِلۡ وَلِيُّهُۥ بِٱلۡعَدۡلِۚ وَٱسۡتَشۡهِدُواْ شَهِيدَيۡنِ مِن رِّجَالِكُمۡۖ فَإِن لَّمۡ يَكُونَا رَجُلَيۡنِ فَرَجُلࣱ وَٱمۡرَأَتَانِ مِمَّن تَرۡضَوۡنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحۡدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحۡدَىٰهُمَا ٱلۡأُخۡرَىٰۚ وَلَا يَأۡبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُواْۚ وَلَا تَسۡـَٔمُوٓاْ أَن تَكۡتُبُوهُ صَغِيرًا أَوۡ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦۚ ذَٰلِكُمۡ أَقۡسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقۡوَمُ لِلشَّهَٰدَةِ وَأَدۡنَىٰٓ أَلَّا تَرۡتَابُوٓاْ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً حَاضِرَةࣰ تُدِيرُونَهَا بَيۡنَكُمۡ فَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَلَّا تَكۡتُبُوهَاۗ وَأَشۡهِدُوٓاْ إِذَا تَبَايَعۡتُمۡۚ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبࣱ وَلَا شَهِيدࣱۚ وَإِن تَفۡعَلُواْ فَإِنَّهُۥ فُسُوقُۢ بِكُمۡۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۖ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
iman eden(ler)
إِذَا
zaman
تَدَايَنتُم
birbirinize verdiğiniz
بِدَيْنٍ
borç
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
süreye
مُّسَمًّۭى
belirli bir
فَٱكْتُبُوهُ ۚ
onu yazın
وَلْيَكْتُب
ve yazsın
بَّيْنَكُمْ
aranızda
كَاتِبٌۢ
bir yazıcı
بِٱلْعَدْلِ ۚ
adaletle
وَلَا
kaçınmasın (yazsın)
يَأْبَ
(should) refuse
كَاتِبٌ
yazıcı
أَن
yazmaktan
يَكْتُبَ
he writes
كَمَا
şekilde
عَلَّمَهُ
kendisine öğrettiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
فَلْيَكْتُبْ
yazdırsın
وَلْيُمْلِلِ
yazdırsın
ٱلَّذِى
kimse
عَلَيْهِ
üzerinde
ٱلْحَقُّ
hak olan (borçlu)
وَلْيَتَّقِ
korksun
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّهُۥ
Rabbi olan
وَلَا
eksik etmesin
يَبْخَسْ
diminish
مِنْهُ
ondan (borcundan)
شَيْـًۭٔا ۚ
hiçbir şeyi
فَإِن
eğer
كَانَ
ise
ٱلَّذِى
kimse
عَلَيْهِ
borçlu olan
ٱلْحَقُّ
(is) the right
سَفِيهًا
aklı ermez
أَوْ
yahut
ضَعِيفًا
zayıf
أَوْ
ya da
لَا
güç yetiremiyecek
يَسْتَطِيعُ
capable
أَن
kendisi yazdırmaya
يُمِلَّ
(can) dictate
هُوَ
o
فَلْيُمْلِلْ
yazdırsın
وَلِيُّهُۥ
onun velisi
بِٱلْعَدْلِ ۚ
adaletle
وَٱسْتَشْهِدُوا۟
şahid tutun
شَهِيدَيْنِ
iki şahidi
مِن
erkeklerinizden
رِّجَالِكُمْ ۖ
your men
فَإِن
eğer
لَّمْ
yoksa
يَكُونَا
there are
رَجُلَيْنِ
iki erkek
فَرَجُلٌۭ
(o zaman) bir erkek
وَٱمْرَأَتَانِ
iki kadın
مِمَّن
kimse
تَرْضَوْنَ
razı olduğunuz
مِنَ
şahidlerden
ٱلشُّهَدَآءِ
[the] witnesses
أَن
ta ki
تَضِلَّ
şaşırırsa
إِحْدَىٰهُمَا
kadınlardan biri
فَتُذَكِّرَ
hatırlatması için
إِحْدَىٰهُمَا
biri
ٱلْأُخْرَىٰ ۚ
diğerine
وَلَا
kaçınmasınlar
يَأْبَ
(should) refuse
ٱلشُّهَدَآءُ
şahidler
إِذَا
zaman
مَا
bir şeye
دُعُوا۟ ۚ
çağrıldıkları
وَلَا
üşenmeyin
تَسْـَٔمُوٓا۟
(be) weary
أَن
yazmaktan
تَكْتُبُوهُ
you write it
صَغِيرًا
az olsun
أَوْ
veya
كَبِيرًا
çok olsun
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلِهِۦ ۚ
onu süresine
ذَٰلِكُمْ
bu
أَقْسَطُ
daha adaletli
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
وَأَقْوَمُ
ve daha sağlam
لِلشَّهَـٰدَةِ
şahidlik için
وَأَدْنَىٰٓ
ve daha elverişlidir
أَلَّا
kuşkulanmamanız için
تَرْتَابُوٓا۟ ۖ
you (have) doubt
إِلَّآ
ancak
أَن
olursa
تَكُونَ
be
تِجَـٰرَةً
ticaret
حَاضِرَةًۭ
peşin
تُدِيرُونَهَا
hemen alıp vereceğiniz
بَيْنَكُمْ
aranızda
فَلَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
üzerinize
جُنَاحٌ
bir günah
أَلَّا
ötürü
تَكْتُبُوهَا ۗ
onu yazmamanızdan
وَأَشْهِدُوٓا۟
ve şahid tutun
إِذَا
zaman da
تَبَايَعْتُمْ ۚ
alışveriş yaptığınız
وَلَا
asla zarar verilmesin
يُضَآرَّ
(should) be harmed
كَاتِبٌۭ
yazana da
وَلَا
ve
شَهِيدٌۭ ۚ
şahide de
وَإِن
eğer
تَفْعَلُوا۟
(bir zarar) yaparsanız
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz
فُسُوقٌۢ
kötülük olur
بِكُمْ ۗ
kendinize
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
وَيُعَلِّمُكُمُ
ve size öğretiyor
ٱللَّهُ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Süleyman AteşEy inananlar, belirli bir süreye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Aranızda bir yazıcı, adaletle yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın; borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan korksun, borcundan hiçbir şeyi eksik etmesin. Eğer borçlu olan kimse aklı ermez, yahut zayıf, ya da kendisi yazdıramayacak durumda ise velisi onu adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de şahid tutun. Eğer iki erkek yoksa razı olduğunuz şahidlerden bir erkek, iki kadın (şahidlik etsin). Ta ki kadınlardan biri şaşırırsa diğeri ona hatırlatsın. Şahidler çağrıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, onu süresine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha adaletli, şahidlik için daha sağlam, kuşkulanmamanız için daha elverişlidir. Yalnız aranızda hemen alıp vereceğiniz peşin ticaret olursa onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahid tutun. Yazana da, şahide de asla zarar verilmesin. Eğer (bir zarar) yaparsanız, bu kendinize kötülük olur. Allah'tan korkun, Allah size öğretiyor. Allah herşeyi bilir

2:283 📚 4
۞وَإِن كُنتُمۡ عَلَىٰ سَفَرࣲ وَلَمۡ تَجِدُواْ كَاتِبࣰ ا فَرِهَٰنࣱ مَّقۡبُوضَةࣱۖ فَإِنۡ أَمِنَ بَعۡضُكُم بَعۡضࣰ ا فَلۡيُؤَدِّ ٱلَّذِي ٱؤۡتُمِنَ أَمَٰنَتَهُۥ وَلۡيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥۗ وَلَا تَكۡتُمُواْ ٱلشَّهَٰدَةَۚ وَمَن يَكۡتُمۡهَا فَإِنَّهُۥٓ ءَاثِمࣱ قَلۡبُهُۥۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ عَلِيمࣱ‏
۞ وَإِن
ve eğer
كُنتُمْ
olur da
عَلَىٰ
seferde
سَفَرٍۢ
a journey
وَلَمْ
bulamazsanız
تَجِدُوا۟
you find
كَاتِبًۭا
yazacak birini
فَرِهَـٰنٌۭ
rehinler (yeter)
مَّقْبُوضَةٌۭ ۖ
alınan
فَإِنْ
eğer
أَمِنَ
güvenirseniz
بَعْضُكُم
biriniz
بَعْضًۭا
diğerinize
فَلْيُؤَدِّ
ödesin
ٱلَّذِى
kimse
ٱؤْتُمِنَ
kendisine güvenilen
أَمَـٰنَتَهُۥ
emanetini
وَلْيَتَّقِ
ve korksun
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّهُۥ ۗ
Rabbi olan
وَلَا
gizlemeyin
تَكْتُمُوا۟
conceal
ٱلشَّهَـٰدَةَ ۚ
şahidliği
وَمَن
ve kimse
يَكْتُمْهَا
onu gizleyen
فَإِنَّهُۥٓ
şüphesiz o
ءَاثِمٌۭ
günahkardır
قَلْبُهُۥ ۗ
onun kalbi
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
عَلِيمٌۭ
bilir

Süleyman AteşVe eğer seferde olur da yazacak birini bulamazsanız, alınan rehinler (yeter). Birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse emanetini ödesin, Rabbi olan Allah'tan korksun. Şahidilği gizlemeyin, onu gizleyenin kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilir

2:284 📚 10
لِّلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَإِن تُبۡدُواْ مَا فِيٓ أَنفُسِكُمۡ أَوۡ تُخۡفُوهُ يُحَاسِبۡكُم بِهِ ٱللَّهُۖ فَيَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
لِّلَّهِ
Allah'ındır
مَا
ne
فِى
varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
ve ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ
yerde
وَإِن
ve eğer
تُبْدُوا۟
açıklasanız da
مَا
şeyi
فِىٓ
içlerinizdeki
أَنفُسِكُمْ
yourselves
أَوْ
veya
تُخْفُوهُ
gizleseniz de
يُحَاسِبْكُم
sizi hesaba çeker
بِهِ
onunla
ٱللَّهُ ۖ
Allah
فَيَغْفِرُ
bağışlar
لِمَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيُعَذِّبُ
azabeder
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌ
kadirdir

Süleyman AteşGöklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçlerinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker; dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah, herşeye kadirdir

2:285 📚 8
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّن رُّسُلِهِۦۚ وَقَالُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۖ غُفۡرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيۡكَ ٱلۡمَصِيرُ
ءَامَنَ
inandı
ٱلرَّسُولُ
Resul
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْهِ
kendisine
مِن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ
ve mü'minler (de)
كُلٌّ
hepsi
ءَامَنَ
inandı
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ
ve meleklerine
وَكُتُبِهِۦ
ve Kitaplarına
وَرُسُلِهِۦ
ve peygamberlerine
لَا
ayırdetmeyiz (dediler)
نُفَرِّقُ
we make distinction
بَيْنَ
arasını
أَحَدٍۢ
hiçbirini
مِّن
O'nun elçilerinden
رُّسُلِهِۦ ۚ
His messengers
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
سَمِعْنَا
İşittik
وَأَطَعْنَا ۖ
ve ita'at ettik
غُفْرَانَكَ
bağışlamanı dileriz
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَإِلَيْكَ
sanadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş(ümüz)

Süleyman AteşElçi, Rabbinden, kendisine indirilene inandı, mü'minler de. Hepsi Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve peygamberlerine inandı. "O'nun elçilerinden hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz" (dediler). Ve dediler ki: "İşittik, ita'at ettik! Rabbimiz, (bizi) bağışlamanı dileriz. Dönüş(ümüz) sanadır

2:286 📚 32
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَاۚ لَهَا مَا كَسَبَتۡ وَعَلَيۡهَا مَا ٱكۡتَسَبَتۡۗ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذۡنَآ إِن نَّسِينَآ أَوۡ أَخۡطَأۡنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحۡمِلۡ عَلَيۡنَآ إِصۡرࣰ ا كَمَا حَمَلۡتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلۡنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦۖ وَٱعۡفُ عَنَّا وَٱغۡفِرۡ لَنَا وَٱرۡحَمۡنَآۚ أَنتَ مَوۡلَىٰنَا فَٱنصُرۡنَا عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
لَا
teklif etmez
يُكَلِّفُ
burden
ٱللَّهُ
Allah
نَفْسًا
kimseye
إِلَّا
başkasını
وُسْعَهَا ۚ
gücünün yettiğinden
لَهَا
(herkesin) kendine
مَا
şey
كَسَبَتْ
kazandığı
وَعَلَيْهَا
ve aleyhinedir
مَا
şey (kötülük)
ٱكْتَسَبَتْ ۗ
işlediği
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَا
bizi sorumlu tutma
تُؤَاخِذْنَآ
take us to task
إِن
eğer
نَّسِينَآ
unutursak
أَوْ
ya da
أَخْطَأْنَا ۚ
yanılırsak
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَلَا
yük yükleme
تَحْمِلْ
lay
عَلَيْنَآ
bize
إِصْرًۭا
ağır
كَمَا
gibi
حَمَلْتَهُۥ
yüklediğin
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
bizden öncekilerin
مِن
(were) from
قَبْلِنَا ۚ
before us
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَلَا
bize yükleme
تُحَمِّلْنَا
lay on us
مَا
şeyleri
لَا
gücümüzün yetmediğimiz
طَاقَةَ
(the) strength
لَنَا
bizim
بِهِۦ ۖ
ona
وَٱعْفُ
ve affet
عَنَّا
bizi
وَٱغْفِرْ
bağışla
لَنَا
bizi
وَٱرْحَمْنَآ ۚ
bize merhamet et
أَنتَ
sen
مَوْلَىٰنَا
bizim sahibimizsin
فَٱنصُرْنَا
bize yardım eyle
عَلَى
karşı
ٱلْقَوْمِ
toplumuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Süleyman AteşAllah, kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmez. Herkesin kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. "Rabbimiz, unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim mevlamız(sahibimiz, efendimiz)sin! kafirler toplumuna karşı bize yardım eyle

← Önceki Sonraki →

2. Al-Baqara Suresi | Anlam Arayışı