☪ Anlam Arayışı

4. An-Nisaa سُورَةُ النِّسَاءِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
4:1 📚 11
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمُ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَٲحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَآءً‌ۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِى تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلْأَرْحَامَ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
ٱتَّقُوا۟
korkun
رَبَّكُمُ
Rabbinizden
ٱلَّذِى
o ki
خَلَقَكُم
sizi yarattı
مِّن
bir nefisten
نَّفْسٍۢ
a soul
وَٰحِدَةٍۢ
bir tek
وَخَلَقَ
ve yarattı
مِنْهَا
ondan
زَوْجَهَا
eşini
وَبَثَّ
ve üretti
مِنْهُمَا
ikisinden
رِجَالًۭا
erkekler
كَثِيرًۭا
birçok
وَنِسَآءًۭ ۚ
ve kadınlar
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
ٱلَّذِى
o ki
تَسَآءَلُونَ
birbirinizden dilekte bulunduğunuz
بِهِۦ
adına
وَٱلْأَرْحَامَ ۚ
ve akrabalık(bağlarını kırmak)tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
sizin üzerinizde
عَلَيْكُمْ
over you
رَقِيبًۭا
gözetleyicidir

Diyanet İşleri MealiEy İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabb'inize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'ın ve akrabanın haklarına riayetsizliktende sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir

Saheeh InternationalO mankind, fear your Lord, who created you from one soul and created from it its mate and dispersed from both of them many men and women. And fear Allah, through whom you ask one another, and the wombs. Indeed Allah is ever, over you, an Observer

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الناس» أي أهل مكة «اتقوا ربكم» أي عقابه بأن تطيعوه «الذي خلقكم من نفس واحدة» آدم «وخلق منها زوجها» حواء بالمد من ضلع من أضلاعه اليسرى «وبث» فرق ونشر «منهما» من آدم وحواء «رجالا كثيرا ونساء» كثيرة «واتقوا الله الذي تَسّاءلون» فيه إدغام التاء في الأصل في السين، وفي قراءة بالتخفيف بحذفها أي تتساءلون «به» فيما بينكم حيث يقول بعضكم لبعض أسألك بالله وأنشدك بالله «و» اتقوا «الأرحام» أن تقطعوها، وفي قراءة بالجر عطفا على الضمير في به وكانوا يتناشدون بالرحم «إنَّ الله كان عليكم رقيبا» حافظا لأعمالكم فيجازيكم بها، أي لم يزل متصفا بذلك.

4:2
وَءَاتُواْ ٱلْيَتَـٰمَىٰٓ أَمْوَٲلَهُمْ‌ۖ وَلَا تَتَبَدَّلُواْ ٱلْخَبِيثَ بِٱلطَّيِّبِ‌ۖ وَلَا تَأْكُلُوٓاْ أَمْوَٲلَهُمْ إِلَىٰٓ أَمْوَٲلِكُمْ‌ۚ إِنَّهُۥ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلْيَتَـٰمَىٰٓ
öksüzlere
أَمْوَٰلَهُمْ ۖ
mallarını
وَلَا
değiştirmeyin
تَتَبَدَّلُوا۟
exchange
ٱلْخَبِيثَ
pis olanı
بِٱلطَّيِّبِ ۖ
temiz olanla
وَلَا
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟
consume
أَمْوَٰلَهُمْ
onların mallarını
إِلَىٰٓ
katarak
أَمْوَٰلِكُمْ ۚ
sizin mallarınıza
إِنَّهُۥ
çünkü bu
كَانَ
bir günahtır
حُوبًۭا
a sin
كَبِيرًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiYetimlere mallarını verin. Temizi murdara değişmeyin, onların mallariyle kendi mallarınızı karıştırarak yemeyin, çünkü bu büyük bir suçtur

Saheeh InternationalAnd give to the orphans their properties and do not substitute the defective [of your own] for the good [of theirs]. And do not consume their properties into your own. Indeed, that is ever a great sin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في يتيم طلب من وليه ماله فمنعه: «وآتوا اليتامى» الصغار الذين لا أب لهم «أموالهم» إذا بلغوا «ولا تتبدلوا الخبيث» الحرام «بالطيب» الحلال أي تأخذوه بدله كما تفعلون من أخذ الجيد من مال اليتيم وجعل الرديء من مالكم مكانه «ولا تأكلوا أموالهم» مضمومة «إلى أموالكم إنه» أي أكلها «كان حوبا» ذنبا «كبيرا» عظيما ولما نزلت تحرجوا من ولاية اليتامى وكان فيهم من تحته العشر أو الثمان من الأزواج فلا يعدل بينهن فنزل.

4:3 📚 15
وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُواْ فِى ٱلْيَتَـٰمَىٰ فَٱنكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ مَثْنَىٰ وَثُلَـٰثَ وَرُبَـٰعَ‌ۖ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُواْ فَوَٲحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُمْ‌ۚ ذَٲلِكَ أَدْنَىٰٓ أَلَّا تَعُولُواْ
وَإِنْ
şayet
خِفْتُمْ
korkarsanız
أَلَّا
adaleti sağlayamıyacağınızdan
تُقْسِطُوا۟
you will be able to do justice
فِى
hakkında
ٱلْيَتَـٰمَىٰ
öksüz(kızlar)
فَٱنكِحُوا۟
alın
مَا
olan
طَابَ
helal
لَكُم
size
مِّنَ
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ
the women
مَثْنَىٰ
ikişer
وَثُلَـٰثَ
ve üçer
وَرُبَـٰعَ ۖ
ve dörder
فَإِنْ
yine
خِفْتُمْ
korkarsanız
أَلَّا
adalet yapamayacağınızdan
تَعْدِلُوا۟
you can do justice
فَوَٰحِدَةً
bir tane (alın)
أَوْ
yahut
مَا
şeyle (yetinin)
مَلَكَتْ
sahip olduğu
أَيْمَـٰنُكُمْ ۚ
ellerinizin
ذَٰلِكَ
budur
أَدْنَىٰٓ
en uygun olan
أَلَّا
haksızlık etmemeniz için
تَعُولُوا۟
you oppress

Diyanet İşleri MealiEğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur

Saheeh InternationalAnd if you fear that you will not deal justly with the orphan girls, then marry those that please you of [other] women, two or three or four. But if you fear that you will not be just, then [marry only] one or those your right hand possesses. That is more suitable that you may not incline [to injustice]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن خفتم أ» ن «لا تُقسطوا» تعدلوا «في اليتامى» فتحرجتم من أمرهم فخافوا أيضا أن لا تعدلوا بين النساء إذا نكحتموهن «فانكحوا» تزوجوا «ما» بمعنى من «طاب لكم من النساء مثنى وثلاث ورباع» أي اثنتين وثلاثا وأربعا ولا تزيدوا على ذلك «فإن خفتم أ» ن «لا تعدلوا» فيهن بالنفقة والقسم؟ «فواحدةّ» انكحوها «أو» اقتصروا على «ما ملكت أيمانكم» من الإماء إذ ليس لهن من الحقوق ما للزوجات «ذلك» أي نكاح الأربع فقط أو الواحدة أو التسرَّي «أدنى» أقرب إلى «ألا تعولوا» تجوروا.

4:4 📚 2
وَءَاتُواْ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَـٰتِهِنَّ نِحْلَةً‌ۚ فَإِن طِبْنَ لَكُمْ عَن شَىْءٍ مِّنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيٓــًٔا مَّرِيٓــًٔا
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلنِّسَآءَ
kadınlara
صَدُقَـٰتِهِنَّ
mehirlerini
نِحْلَةًۭ ۚ
bir hak olarak
فَإِن
eğer
طِبْنَ
bağışlarlarsa
لَكُمْ
size
عَن
bir kısmını
شَىْءٍۢ
anything
مِّنْهُ
ondan
نَفْسًۭا
kendi istekleriyle
فَكُلُوهُ
onu yeyin
هَنِيٓـًۭٔا
afiyetle
مَّرِيٓـًۭٔا
iç huzuruyla

Diyanet İşleri MealiKadınlara mehirlerini cömertçe verin, eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin

Saheeh InternationalAnd give the women [upon marriage] their [bridal] gifts graciously. But if they give up willingly to you anything of it, then take it in satisfaction and ease

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآتوا» أعطوا «النساء صدقاتهن» جمع صدقة مهورهن «نِحلة» مصدر عطية عن طيب نفس «فإن طبن لكم عن شيء منه نفسا» تمييز محول عن الفاعل، أي طابت أنفسهن لكم عن شيء من الصداق فوهبنه لكم «فكلوه هنيئا» طيبا «مريئا» محمود العاقبة لا ضرر فيه عليكم في الآخرة نزلت ردا على كره ذلك.

4:5
وَلَا تُؤْتُواْ ٱلسُّفَهَآءَ أَمْوَٲلَكُمُ ٱلَّتِى جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ قِيَـٰمًا وَٱرْزُقُوهُمْ فِيهَا وَٱكْسُوهُمْ وَقُولُواْ لَهُمْ قَوْلاً مَّعْرُوفًا
وَلَا
vermeyin
تُؤْتُوا۟
give
ٱلسُّفَهَآءَ
aklı ermezlere
أَمْوَٰلَكُمُ
mallarınızı
ٱلَّتِى
ki
جَعَلَ
yapmıştır
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
sizin için
قِيَـٰمًۭا
bir geçim kaynağı
وَٱرْزُقُوهُمْ
ve onları besleyin
فِيهَا
onunla
وَٱكْسُوهُمْ
ve giydirin
وَقُولُوا۟
ve söyleyin
لَهُمْ
onlara
قَوْلًۭا
söz
مَّعْرُوفًۭا
güzel

Diyanet İşleri MealiAllah'ın sizi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı, beyinsizlere vermeyin, kendilerini bunların geliriyle rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel söz söyleyin

Saheeh InternationalAnd do not give the weak-minded your property, which Allah has made a means of sustenance for you, but provide for them with it and clothe them and speak to them words of appropriate kindness

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تؤتوا» أيها الأولياء «السفهاء» المبذِّرين من الرجال والنساء والصبيان «أموالكم» أي أموالهم التي في أيديكم «التي جعل الله لكم قياما» مصدر قام أي تقوم بمعاشكم وصلاح أولادكم فيضعوها في غير وجهها وفي قراءة قيَما جمع قيمة ما تقوم به الأمتعة «وارزقوهم فيها» أي اطعموهم منها «واكسوهم وقولوا لهم قولا معروفا» عدوهم عدة جميلة بإعطائهم أموالهم إذا رشدوا.

4:6
وَٱبْتَلُواْ ٱلْيَتَـٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُواْ ٱلنِّكَاحَ فَإِنْ ءَانَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَٱدْفَعُوٓاْ إِلَيْهِمْ أَمْوَٲلَهُمْ‌ۖ وَلَا تَأْكُلُوهَآ إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُواْ‌ۚ وَمَن كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ‌ۖ وَمَن كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِٱلْمَعْرُوفِ‌ۚ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَٲلَهُمْ فَأَشْهِدُواْ عَلَيْهِمْ‌ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبًا
وَٱبْتَلُوا۟
deneyin
ٱلْيَتَـٰمَىٰ
öksüzleri
حَتَّىٰٓ
kadar
إِذَا
varıncaya
بَلَغُوا۟
they reach[ed]
ٱلنِّكَاحَ
nikah (çağına)
فَإِنْ
eğer
ءَانَسْتُم
görürseniz
مِّنْهُمْ
onlarda
رُشْدًۭا
bir olgunluk
فَٱدْفَعُوٓا۟
hemen verin
إِلَيْهِمْ
kendilerine
أَمْوَٰلَهُمْ ۖ
mallarını
وَلَا
yemeğe kalkmayın
تَأْكُلُوهَآ
eat it
إِسْرَافًۭا
israf ile
وَبِدَارًا
ve tez elden
أَن
büyüyüp (geri alacaklar) diye
يَكْبَرُوا۟ ۚ
they will grow up
وَمَن
ve kimse
كَانَ
olan
غَنِيًّۭا
zengin
فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ
çekinsin
وَمَن
ve kimse de
كَانَ
olan
فَقِيرًۭا
yoksul
فَلْيَأْكُلْ
yesin
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
uygun şekilde
فَإِذَا
zaman da
دَفَعْتُمْ
geri verdiğiniz
إِلَيْهِمْ
onlara
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
فَأَشْهِدُوا۟
şahid bulundurun
عَلَيْهِمْ ۚ
yanlarında
وَكَفَىٰ
yeter
بِٱللَّهِ
Allah
حَسِيبًۭا
hesapçı olarak

Diyanet İşleri MealiYetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olmağa çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahid bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter

Saheeh InternationalAnd test the orphans [in their abilities] until they reach marriageable age. Then if you perceive in them sound judgement, release their property to them. And do not consume it excessively and quickly, [anticipating] that they will grow up. And whoever, [when acting as guardian], is self-sufficient should refrain [from taking a fee]; and whoever is poor - let him take according to what is acceptable. Then when you release their property to them, bring witnesses upon them. And sufficient is Allah as Accountant

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وابتلوا» اختبروا «اليتامى» قبل البلوغ في دينهم وتصرفهم في أحوالهم «حتى إذا بلغوا النكاح» أي صاروا أهلا له بالاحتلام أو السن وهو استكمال خمس عشرة سنة عند الشافعي «فإن آنستم» أبصرتم «منهم رشدا» صلاحا في دينهم ومالهم «فادفعوا إليهم أموالهم ولا تأكلوها» أيها الأولياء «إسرافا» بغير حق حال «وبدارا» أي مبادرين إلى إنفاقها مخافة «أن يكبروا» رشداء فيلزمكم تسليمها إليهم «ومن كان» من الأولياء «غنيا فليستعفف» أي يعف عن مال اليتيم ويمتنع من أكله «ومن كان فقيرا فليأكل» منه «بالمعروف» بقدر أجرة عمله «فإذا دفعتم إليهم» أي إلى اليتامى «أموالهم فأشهدوا عليهم» أنهم تسلموها وبرئتم لئلا يقع اختلاف فترجعوا إلى البينة وهذا أمر إرشاد «وكفى بالله» الياء زائدة «حسيبا» حافظا لأعمال خلقه ومحاسبهم.

4:7 📚 1
لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ ٱلْوَٲلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ ٱلْوَٲلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ‌ۚ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا
لِّلرِّجَالِ
erkeklere vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
şeylerden
تَرَكَ
geriye bıraktıkları
ٱلْوَٰلِدَانِ
ana babanın
وَٱلْأَقْرَبُونَ
ve akrabanın
وَلِلنِّسَآءِ
ve kadınlara vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
şeylerden
تَرَكَ
geriye bıraktıkları
ٱلْوَٰلِدَانِ
ana babanın
وَٱلْأَقْرَبُونَ
ve akrabanın
مِمَّا
olandan
قَلَّ
az
مِنْهُ
ondan
أَوْ
veya
كَثُرَ ۚ
çoğundan
نَصِيبًۭا
bir hisse
مَّفْرُوضًۭا
ayrılmıştır

Diyanet İşleri MealiAna babanın ve yakınların bıraktıklarından, erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az veya çok, belirli bir hissedir

Saheeh InternationalFor men is a share of what the parents and close relatives leave, and for women is a share of what the parents and close relatives leave, be it little or much - an obligatory share

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل ردا لما كان عليه في الجاهلية من عدم توريث النساء والصغار: «للرجال» الأولاد والأقرباء «نصيب» حظٌ «مما ترك الوالدان والأقربون» المتوفون «وللنساء نصيب مما ترك الوالدان والأقربون مما قلَّ منه» أي المال «أو كثر» جعله الله «نصيبا مفروضا» مقطوعا بتسليمه إليهم.

4:8
وَإِذَا حَضَرَ ٱلْقِسْمَةَ أُوْلُواْ ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينُ فَٱرْزُقُوهُم مِّنْهُ وَقُولُواْ لَهُمْ قَوْلاً مَّعْرُوفًا
وَإِذَا
ne zaman
حَضَرَ
hazır bulunursa
ٱلْقِسْمَةَ
(miras) taksim(in)de
أُو۟لُوا۟
akrabalar
ٱلْقُرْبَىٰ
the relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve öksüzler
وَٱلْمَسَـٰكِينُ
ve yoksullar
فَٱرْزُقُوهُم
onları rızıklandırın
مِّنْهُ
ondan
وَقُولُوا۟
ve söyleyin
لَهُمْ
onlara
قَوْلًۭا
söz
مَّعْرُوفًۭا
güzel

Diyanet İşleri MealiTaksimde, yakınlar, yetimler ve düşkünler bulunursa, ondan onlara da verin, güzel sözler söyleyin

Saheeh InternationalAnd when [other] relatives and orphans and the needy are present at the [time of] division, then provide for them [something] out of the estate and speak to them words of appropriate kindness

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا حضر القسمة» للميراث «أولوا القربى» ذوو القرابة ممن لا يرث «واليتامى والمساكين فارزقوهم منه» شيئا قبل القسمة «وقولوا» أيها الأولياء «لهم» إذا كان الورثة صغارا «قولا معروفا» جميلا بأن تعتذروا إليهم أنكم لا تملكونه وأنه للصغار وهذا قيل إنه منسوخ وقيل لا ولكن تهاون الناس في تركه وعليه فهو ندب وعن ابن عباس واجب.

4:9 📚 1
وَلْيَخْشَ ٱلَّذِينَ لَوْ تَرَكُواْ مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَـٰفًا خَافُواْ عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلْيَقُولُواْ قَوْلاً سَدِيدًا
وَلْيَخْشَ
kaygı duyanlar
ٱلَّذِينَ
şayet
لَوْ
if
تَرَكُوا۟
bırakırlarsa
مِنْ
arkalarında
خَلْفِهِمْ
behind
ذُرِّيَّةًۭ
çocuklar
ضِعَـٰفًا
güçsüz
خَافُوا۟
çekinsinler
عَلَيْهِمْ
onların durumundan
فَلْيَتَّقُوا۟
korksunlar
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلْيَقُولُوا۟
ve söylesinler
قَوْلًۭا
söz
سَدِيدًا
doğru

Diyanet İşleri MealiArkalarında cılız çocuklar bıraktıkları takdirde, bundan endişe edecek olanlar, haksızlık yapmaktan korksunlar; dürüst söz söylesinler

Saheeh InternationalAnd let those [executors and guardians] fear [injustice] as if they [themselves] had left weak offspring behind and feared for them. So let them fear Allah and speak words of appropriate justice

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولْيخش» أي ليخف على اليتامى «الذين لو تركوا» أي قاربوا أن يتركوا «من خلفهم» أي بعد موتهم «ذرية ضعافا» أولاد صغارا «خافوا عليهم» الضياع «فليتقوا الله» في أمر اليتامى وليأتوا إليهم ما يحبون أن يفعل بذريتهم من بعدهم «ولْيقولوا» للميت «قولا سديدا» صوابا بأن يأمروه أن يتصدق بدون ثلثه ويدع الباقي لورثته ولا يتركهم عالة.

4:10
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَٲلَ ٱلْيَتَـٰمَىٰ ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ نَارًا‌ۖ وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَأْكُلُونَ
yiyen(ler)
أَمْوَٰلَ
mallarını
ٱلْيَتَـٰمَىٰ
öksüzlerin
ظُلْمًا
zulüm ile
إِنَّمَا
doğrusu
يَأْكُلُونَ
yemektedirler
فِى
karınlarına
بُطُونِهِمْ
their bellies
نَارًۭا ۖ
ateş
وَسَيَصْلَوْنَ
ve gireceklerdir
سَعِيرًۭا
çılgın bir ateşe

Diyanet İşleri MealiYetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır

Saheeh InternationalIndeed, those who devour the property of orphans unjustly are only consuming into their bellies fire. And they will be burned in a Blaze

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين يأكلون أموال اليتامى ظلما» بغير حق «إنما يأكلون في بطونهم» أي ملأها «نارا» لأنه يؤول إليها «وَسَيَصْلَوْنَ» بالبناء للفاعل والمفعول يدخلون «سعيرا» نارا شديدة يحترقون فيها.

4:11 📚 16
يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِىٓ أَوْلَـٰدِكُمْ‌ۖ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ‌ۚ فَإِن كُنَّ نِسَآءً فَوْقَ ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ‌ۖ وَإِن كَانَتْ وَٲحِدَةً فَلَهَا ٱلنِّصْفُ‌ۚ وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَٲحِدٍ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدٌ‌ۚ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُۥ وَلَدٌ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُ‌ۚ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخْوَةٌ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُ‌ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ‌ۗ ءَابَآؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا‌ۚ فَرِيضَةً مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
يُوصِيكُمُ
size tavsiye eder
ٱللَّهُ
Allah
فِىٓ
hakkında
أَوْلَـٰدِكُمْ ۖ
çocuklarınız(ın alacağı miras)
لِلذَّكَرِ
erkeğe
مِثْلُ
kadar
حَظِّ
payı
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۚ
iki kadının
فَإِن
eğer
كُنَّ
iseler
نِسَآءًۭ
kadın
فَوْقَ
fazla
ٱثْنَتَيْنِ
ikiden
فَلَهُنَّ
onlarındır
ثُلُثَا
üçte ikisi
مَا
ne
تَرَكَ ۖ
bıraktıysa
وَإِن
ve eğer (çocuk)
كَانَتْ
ise
وَٰحِدَةًۭ
yalnız bir kadın
فَلَهَا
onundur
ٱلنِّصْفُ ۚ
(mirasın) yarısı
وَلِأَبَوَيْهِ
ana babasından
لِكُلِّ
her
وَٰحِدٍۢ
birinin
مِّنْهُمَا
vardır
ٱلسُّدُسُ
altıda bir hissesi
مِمَّا
bıraktığı mirasta
تَرَكَ
(is) left
إِن
eğer
كَانَ
varsa
لَهُۥ
onun (ölenin)
وَلَدٌۭ ۚ
çocuğu
فَإِن
eğer
لَّمْ
yok da
يَكُن
is
لَّهُۥ
onun
وَلَدٌۭ
çocuğu
وَوَرِثَهُۥٓ
ve ona varis oluyorsa
أَبَوَاهُ
ana babası
فَلِأُمِّهِ
anasına düşer
ٱلثُّلُثُ ۚ
üçte bir
فَإِن
eğer
كَانَ
varsa
لَهُۥٓ
onun
إِخْوَةٌۭ
kardeşleri
فَلِأُمِّهِ
anasının payı
ٱلسُّدُسُ ۚ
altıda birdir
مِنۢ
(bu hükümler) sonradır
بَعْدِ
after
وَصِيَّةٍۢ
vasiyyetten
يُوصِى
yapacağı
بِهَآ
ya da
أَوْ
or
دَيْنٍ ۗ
borcundan
ءَابَآؤُكُمْ
babalarınız
وَأَبْنَآؤُكُمْ
ve oğullarınızdan
لَا
bilmezsiniz
تَدْرُونَ
you know
أَيُّهُمْ
hangisinin
أَقْرَبُ
daha yakın olduğunu
لَكُمْ
size
نَفْعًۭا ۚ
fayda bakımından
فَرِيضَةًۭ
bunlar koyulmuş haklardır
مِّنَ
tarafından
ٱللَّهِ ۗ
Allah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
bilendir
عَلِيمًا
All-Knowing
حَكِيمًۭا
hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiAllah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır

Saheeh InternationalAllah instructs you concerning your children: for the male, what is equal to the share of two females. But if there are [only] daughters, two or more, for them is two thirds of one's estate. And if there is only one, for her is half. And for one's parents, to each one of them is a sixth of his estate if he left children. But if he had no children and the parents [alone] inherit from him, then for his mother is one third. And if he had brothers [or sisters], for his mother is a sixth, after any bequest he [may have] made or debt. Your parents or your children - you know not which of them are nearest to you in benefit. [These shares are] an obligation [imposed] by Allah. Indeed, Allah is ever Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوصيكم» يأمركم «الله في» شأن «أولادكم» بما يذكر «للذكر» منهم «مثل حظ» نصيب «الأنثيين» إذا اجتمعنا معه فله نصف المال ولهما النصف فإن كان معه واحدة فلها الثلث وله الثلثان وإن انفرد جاز المال «فإن كنَّ» أي الأولاد «نساءً» فقط «فوق اثنتين فلهن ثلثا ما ترك» الميت وكذا الاثنتان لأنه للأختين بقوله «فلهما الثلثان مما ترك» فهما أولى به ولأن البنت تستحق الثلث مع الذكر فمع الأنثى أولى (وفوق) قيل صلة وقيل لدفع توهم زيادة النصيب بزيادة العدد لما فهم استحقاق البنتين الثلثين من جعل الثلث للواحدة مع الذكر «وإن كانت» المولودة «واحدة» وفي قراءة بالرفع فكان تامة «فلها النصف ولأبويه» أي الميت ويبدل منهما «لكل واحد منهما السدس مما ترك إن كان له ولد» ذكر أو أنثى ونكتة البدل إفادة أنهما لا يشتركان فيه وألحق بالولد ولد الابن وبالأب الجد «فإن لم يكن له ولد وورثه أبواه» فقط أو مع زوج «فلأمه» بضم الهمزة وكسرها فرارا من الانتقال من ضمة إلى كسرة لثقله في الموضعين «الثلث» أي ثلث المال أو ما ينبغي بعد الزوج والباقي للأب «فإن كان له إخوة» أي اثنان فصاعدا ذكورا أو إناثا «فلأمه السدس» والباقي للأب ولا شيء للأخوة وإرث من ذكر ما ذُكر «من بعد» تنفيذ «وصية يوصي» بالبناء للفاعل والمفعول «بها أو» قضاء «دين» عليه وتقديم الوصية على الدين وإن كانت مؤخرة عنه في الوفاء للاهتمام بها «آباؤكم وأبناؤكم» مبتدأ خبره «لا تدرون أيهم أقرب لكم نفعا» في الدنيا والآخرة فظان أن ابنه أنفع له فيعطيه الميراث فيكون الأب أنفع وبالعكس وإنما العالم بذلك هو الله ففرض لكم الميراث «فريضة من الله إن الله كان عليما» بخلقه «حكيما» فيما دبَّره لهم: أي لم يزل متصفا بذلك.

4:12 📚 24
۞ وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَٲجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ‌ۚ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ‌ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ‌ۚ وَلَهُنَّ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ‌ۚ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ ٱلثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم‌ۚ مِّنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ‌ۗ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَـٰلَةً أَوِ ٱمْرَأَةٌ وَلَهُۥٓ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَٲحِدٍ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ‌ۚ فَإِن كَانُوٓاْ أَكْثَرَ مِن ذَٲلِكَ فَهُمْ شُرَكَآءُ فِى ٱلثُّلُثِ‌ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَىٰ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ‌ۚ وَصِيَّةً مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ
۞ وَلَكُمْ
sizindir
نِصْفُ
yarısı
مَا
bıraktıkları mirasın
تَرَكَ
(is) left
أَزْوَٰجُكُمْ
eşlerinizin
إِن
eğer
لَّمْ
yoksa
يَكُن
is
لَّهُنَّ
onların
وَلَدٌۭ ۚ
çocukları
فَإِن
eğer
كَانَ
onların varsa
لَهُنَّ
for them
وَلَدٌۭ
çocukları
فَلَكُمُ
sizindir
ٱلرُّبُعُ
dörtte biri
مِمَّا
bıraktıklarının
تَرَكْنَ ۚ
they left
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
وَصِيَّةٍۢ
vasiyyetten
يُوصِينَ
yapacakları
بِهَآ
ondan
أَوْ
veya
دَيْنٍۢ ۚ
borçtan
وَلَهُنَّ
onlarındır
ٱلرُّبُعُ
dörtte biri
مِمَّا
bıraktığınızın
تَرَكْتُمْ
you left
إِن
eğer
لَّمْ
yoksa
يَكُن
is
لَّكُمْ
sizin de
وَلَدٌۭ ۚ
çocuğunuz
فَإِن
eğer
كَانَ
varsa
لَكُمْ
sizin
وَلَدٌۭ
çocuğunuz
فَلَهُنَّ
onlarındır
ٱلثُّمُنُ
sekizde biri
مِمَّا
bıraktığınızın
تَرَكْتُم ۚ
you left
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
وَصِيَّةٍۢ
vasiyyet
تُوصُونَ
yapacağınız
بِهَآ
ondan
أَوْ
veya
دَيْنٍۢ ۗ
borçtan
وَإِن
eğer
كَانَ
ise
رَجُلٌۭ
erkeğin
يُورَثُ
miras bırakan
كَلَـٰلَةً
evladı ve ana babası olmayıp
أَوِ
veya
ٱمْرَأَةٌۭ
kadının
وَلَهُۥٓ
varsa
أَخٌ
bir erkek
أَوْ
veya
أُخْتٌۭ
bir kızkardeşi
فَلِكُلِّ
her
وَٰحِدٍۢ
birine
مِّنْهُمَا
onlardan
ٱلسُّدُسُ ۚ
altıda bir düşer
فَإِن
eğer
كَانُوٓا۟
iseler
أَكْثَرَ
fazla
مِن
bundan
ذَٰلِكَ
that
فَهُمْ
onlar
شُرَكَآءُ
ortaktırlar
فِى
üçte bire
ٱلثُّلُثِ ۚ
the third
مِنۢ
sonradır
بَعْدِ
after
وَصِيَّةٍۢ
vasiyyetten
يُوصَىٰ
yapılan
بِهَآ
ondan
أَوْ
veya
دَيْنٍ
borçtan
غَيْرَ
olmayan
مُضَآرٍّۢ ۚ
zarar verici
وَصِيَّةًۭ
vasiyyettir
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَلِيمٌۭ
halimdir

Diyanet İşleri MealiKadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa, bıraktıklarının ettikleri vasiyetten veya borçtan arta kalanın dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri karılarınızındır; çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadına kelale yollu (çocuğu ve babası olmadığı halde) varis olunuyor ve bunların ana-bir erkek veya bir kız kardeşi bulunuyorsa, her birine edilen vasiyetten veya borçtan arta kalanın altıda biri düşer; ikiden çoksalar, üçte birine, zarara uğratılmaksızın ortak olurlar. Bunlar Allah tarafından tavsiye edilmiştir. Allah bilendir. Halim'dir

Saheeh InternationalAnd for you is half of what your wives leave if they have no child. But if they have a child, for you is one fourth of what they leave, after any bequest they [may have] made or debt. And for the wives is one fourth if you leave no child. But if you leave a child, then for them is an eighth of what you leave, after any bequest you [may have] made or debt. And if a man or woman leaves neither ascendants nor descendants but has a brother or a sister, then for each one of them is a sixth. But if they are more than two, they share a third, after any bequest which was made or debt, as long as there is no detriment [caused]. [This is] an ordinance from Allah, and Allah is Knowing and Forbearing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولكم نصف ما ترك أزواجكم إن لم يكن لهن ولد» منكم أو من غيركم «فإن كان لهن ولد فلكم الربع مما تركن من بعد وصية يوصين بها أو دين» وألحق بالولد في ذلك ولد الابن بالإجماع «ولهن» أي الزوجات تعددن أو لا «الربع مما تركتم إن لم يكن لكم ولد فإن كان لكم ولد» منهن أو من غيرهن «فلهن الثمن مما تركتم من بعد وصية توصون بها أو دين» وولد الابن في ذلك كالولد إجماعا «وإن كان رجل يورث» صفة والخبر «كلالة» أي لا والد له ولا ولد «أو امرأة» تورث كلالة «وله» أي للمورث كلالة «أخ أو أخت» أي من أم وقرأ به ابن مسعود وغيره «فلكل واحد منهما السدس» مما ترك «فإن كانوا» أي الإخوة والأخوات من الأم «أكثر من ذلك» أي من واحد «فهم شركاء في الثلث» يستوي فيه ذكرهم وأنثاهم «من بعد وصية يوصي بها أو دين غير مُضارّ» حال من ضمير يوصي أي غير مدخل الضرر على الورثة بأن يوصي بأكثر من الثلث «وصيةً» مصدر مؤكد ليوصيكم «من الله والله عليم» بما دبره لخلقه من الفرائض «حليم» بتأخير العقوبة عمن خالفه، وخصت السنة توريث من ذكر بمن ليس فيه مانع من قتل أو اختلاف دين أو رقٌ.

4:13
تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ‌ۚ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدْخِلْهُ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا‌ۚ وَذَٲلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
تِلْكَ
bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَمَن
kim
يُطِعِ
ita'at ederse
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
يُدْخِلْهُ
(Allah onu) sokar
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalacakları
فِيهَا ۚ
içinde
وَذَٰلِكَ
işte budur
ٱلْفَوْزُ
başarı
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Diyanet İşleri MealiBunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah'a ve Peygamberine kim itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur

Saheeh InternationalThese are the limits [set by] Allah, and whoever obeys Allah and His Messenger will be admitted by Him to gardens [in Paradise] under which rivers flow, abiding eternally therein; and that is the great attainment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تلك» الأحكام المذكورة من أمر اليتامى وما بعده «حدود الله» شرائعه التي حدَّها لعباده ليعملوا بها ولا يتعدوها «ومن يطع الله ورسوله» فيما حكم به «يدخله» بالياء والنون التفاتا «جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها وذلك الفوز العظيم».

4:14 📚 1
وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُۥ يُدْخِلْهُ نَارًا خَـٰلِدًا فِيهَا وَلَهُۥ عَذَابٌ مُّهِينٌ
وَمَن
ve kim
يَعْصِ
karşı gelir
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisi'ne
وَيَتَعَدَّ
ve aşarsa
حُدُودَهُۥ
O'nun sınırlarını
يُدْخِلْهُ
(Allah onu) sokar
نَارًا
ateşe
خَـٰلِدًۭا
sürekli kalacağı
فِيهَا
içinde
وَلَهُۥ
ve ona vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّهِينٌۭ
alçaltıcı

Diyanet İşleri MealiKim Allah'a ve Peygamberine baş kaldırır ve yasalarını aşarsa, onu, temelli kalacağı cehenneme sokar. Alçaltıcı azab onadır

Saheeh InternationalAnd whoever disobeys Allah and His Messenger and transgresses His limits - He will put him into the Fire to abide eternally therein, and he will have a humiliating punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يعص الله ورسوله ويتعد حدوده يدخله» بالوجهين «نارا خالدا فيها وله» فيها «عذاب مهين» ذو إهانة روعي في الضمائر في الآيتين لفظ من وفي خالدين معناها.

4:15 📚 6
وَٱلَّـٰتِى يَأْتِينَ ٱلْفَـٰحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمْ فَٱسْتَشْهِدُواْ عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِّنكُمْ‌ۖ فَإِن شَهِدُواْ فَأَمْسِكُوهُنَّ فِى ٱلْبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّـٰهُنَّ ٱلْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ ٱللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلاً
وَٱلَّـٰتِى
ve kimseler
يَأْتِينَ
yapanlar
ٱلْفَـٰحِشَةَ
fuhuş
مِن
kadınlarınızdan;
نِّسَآئِكُمْ
your women
فَٱسْتَشْهِدُوا۟
şahid getirin
عَلَيْهِنَّ
onlara karşı
أَرْبَعَةًۭ
dört
مِّنكُمْ ۖ
içinizden
فَإِن
eğer
شَهِدُوا۟
onlar şahidlik ederlerse
فَأَمْسِكُوهُنَّ
tutun (dışarı çıkarmayın)
فِى
evlerde
ٱلْبُيُوتِ
their houses
حَتَّىٰ
kadar
يَتَوَفَّىٰهُنَّ
o kadınları alıncaya
ٱلْمَوْتُ
ölüm
أَوْ
ya da
يَجْعَلَ
gösterinceye
ٱللَّهُ
Allah
لَهُنَّ
onların yararına
سَبِيلًۭا
bir yol

Diyanet İşleri MealiKadınlarınızdan zina edenlere, bunu isbat edecek aranızdan dört şahid getirin, şehadet ederlerse, ölünceye veya Allah onlara bir yol açana kadar evlerde tutun

Saheeh InternationalThose who commit unlawful sexual intercourse of your women - bring against them four [witnesses] from among you. And if they testify, confine the guilty women to houses until death takes them or Allah ordains for them [another] way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(واللاتي يأتين الفاحشة) الزنا (من نسائكم فاستشهدوا عليهن أربعة منكم) أي من رجالكم المسلمين (فإن شهدوا) عليهن بها (فأمسكوهن) احبسوهن (في البيوت) وامنعوهن من مخالطة الناس (حتى يتوفاهن الموت) أي ملائكته (أو) إلى أن (يجعل الله لهن سبيلا) طريقا إلى الخروج منها أمروا بذلك أول الإسلام ثم جعل لهن سبيلا بجلد البكر مائة وتغريبها عاما ورجم المحصنة، وفي الحديث لما بين الحد قال "" خذوا عني خذوا عني قد جعل الله لهن سبيلا "" رواه مسلم.

4:16 📚 1
وَٱلَّذَانِ يَأْتِيَـٰنِهَا مِنكُمْ فَـَٔـاذُوهُمَا‌ۖ فَإِن تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُواْ عَنْهُمَآ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَّحِيمًا
وَٱلَّذَانِ
iki kişi
يَأْتِيَـٰنِهَا
fuhuş yaparsa
مِنكُمْ
içinizden
فَـَٔاذُوهُمَا ۖ
onlara eziyet edin
فَإِن
eğer
تَابَا
tevbe eder
وَأَصْلَحَا
ve uslanırlarsa
فَأَعْرِضُوا۟
artık vazgeçin
عَنْهُمَآ ۗ
onlardan
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
tevbeleri çok kabul edendir
تَوَّابًۭا
Oft-Forgiving
رَّحِيمًا
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri Mealiİçinizden zina eden iki kimseye eziyet edin, tevbe edip düzeltirlerse onları bırakın. Doğrusu Allah tevbeleri daima kabul ve merhamet eder

Saheeh InternationalAnd the two who commit it among you, dishonor them both. But if they repent and correct themselves, leave them alone. Indeed, Allah is ever Accepting of repentance and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وَاًلَّلذّانِ» بتخفيف النون وتشديدها «يأتيانها» أي الفاحشة الزنا أو اللواط «منكم» أي الرجال «فآذوهما» بالسب والضرب بالنعال «فإن تابا» منها «وأصلحا» العمل «فأعرضوا عنهما» ولا تؤذوهما «إن الله كان توَّابا» على من تاب «رحيما» به وهذا منسوخ بالحد إن أريد بها الزنا وكذا إن أريد بها اللواط عن الشافعي لكن المفعول به لا يرجم عنده وإن كان محصنا بل يجلد ويغرب وإرادةُ اللواط أظهر بدليل تثنية الضمير والأول أراد الزاني والزانية ويرده تبيينهما بمن المتصلة بضمير الرجال واشتراكهما في الأذى والتوبة والإعراض وهو مخصوص بالرجال لما تقدم في النساء من الحبس.

4:17 📚 2
إِنَّمَا ٱلتَّوْبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَـٰلَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُوْلَـٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلتَّوْبَةُ
tevbesi makbuldür
عَلَى
göre
ٱللَّهِ
Allah'a
لِلَّذِينَ
şu kimselerin
يَعْمَلُونَ
yaparlar
ٱلسُّوٓءَ
bir kötülük
بِجَهَـٰلَةٍۢ
cahillikle
ثُمَّ
sonra
يَتُوبُونَ
dönerler (tevbe ederler)
مِن
hemen ardından
قَرِيبٍۢ
soon after
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
يَتُوبُ
tevbesini kabul eder
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِمْ ۗ
onların
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiAllah kötülüğü bilmeyerek yapıp da, hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah Bilen'dir, Hakim olandır

Saheeh InternationalThe repentance accepted by Allah is only for those who do wrong in ignorance [or carelessness] and then repent soon after. It is those to whom Allah will turn in forgiveness, and Allah is ever Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما التوبة على الله» أي التي كتب على نفسه قبولها بفضله «للذين يعملون السوء» المعصية «بجهالة» حال أي جاهلين إذا عصوا ربهم «ثم يتوبون من» زمن «قريب» قبل أن يغرغروا «فأولئك يتوب الله عليهم» يقبل توبتهم «وكان الله عليما» بخلقه «حكيما» في صنعه بهم.

4:18 📚 5
وَلَيْسَتِ ٱلتَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔـاتِ حَتَّىٰٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ إِنِّى تُبْتُ ٱلْـَٔـٰنَ وَلَا ٱلَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ‌ۚ أُوْلَـٰٓئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
وَلَيْسَتِ
(geçerli) değildir
ٱلتَّوْبَةُ
tevbesi
لِلَّذِينَ
kimselerin
يَعْمَلُونَ
yapan(ların)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülükler
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
حَضَرَ
gelip çattığı
أَحَدَهُمُ
kendilerine
ٱلْمَوْتُ
ölüm
قَالَ
der
إِنِّى
muhakkak ben
تُبْتُ
tevbe ettim
ٱلْـَٔـٰنَ
şimdi
وَلَا
ve (değildir)
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يَمُوتُونَ
ölenlere
وَهُمْ
olarak
كُفَّارٌ ۚ
kafir
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
أَعْتَدْنَا
hazırlamışızdır
لَهُمْ
onlar için
عَذَابًا
bir azab
أَلِيمًۭا
acı

Diyanet İşleri MealiKötülükleri işleyip dururken, ölüm kendisine geldiği zaman; "şimdi tevbe ettim" diyenler ile kafir olarak ölenlerin tevbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azab hazırlamışızdır

Saheeh InternationalBut repentance is not [accepted] of those who [continue to] do evil deeds up until, when death comes to one of them, he says, "Indeed, I have repented now," or of those who die while they are disbelievers. For them We have prepared a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وليست التوبة للذين يعملون السيئات» الذنوب «حتى إذا حضر أحدهم الموتُ» وأخذ في النزع «قال» عند مشاهدة ما هو فيه «إنِّي تبت الآن» فلا ينفعه ذلك ولا يقبل منه «ولا الذين يموتون وهم كفار» إذا تابوا في الآخرة عند معاينة العذاب لا تقبل منهم «أولئك أعتدنا» أعددنا «لهم عذابا أليما» مؤلما.

4:19 📚 3
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُواْ ٱلنِّسَآءَ كَرْهًا‌ۖ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُواْ بِبَعْضِ مَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأْتِينَ بِفَـٰحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ‌ۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ‌ۚ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُواْ شَيْــًٔا وَيَجْعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
helal değildir
يَحِلُّ
(is) lawful
لَكُمْ
size
أَن
miras yoluyla almanız
تَرِثُوا۟
you inherit
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
كَرْهًۭا ۖ
zorla
وَلَا
onları sıkıştırmayın
تَعْضُلُوهُنَّ
you constraint them
لِتَذْهَبُوا۟
alıp götürmek için
بِبَعْضِ
bir kısmını
مَآ
şeylerin
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ
onlara verdiğiniz
إِلَّآ
dışında
أَن
yapmaları
يَأْتِينَ
they commit
بِفَـٰحِشَةٍۢ
edepsizlik
مُّبَيِّنَةٍۢ ۚ
açık bir
وَعَاشِرُوهُنَّ
ve onlarla geçinin
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
iyi
فَإِن
eğer
كَرِهْتُمُوهُنَّ
onlardan hoşlanmazsanız
فَعَسَىٰٓ
bilinki
أَن
sizin hoşlanmadığınız
تَكْرَهُوا۟
you dislike
شَيْـًۭٔا
bir şeye
وَيَجْعَلَ
koymuş olabilir
ٱللَّهُ
Allah
فِيهِ
ona
خَيْرًۭا
hayır
كَثِيرًۭا
çok

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık hayasızlık etmedikçe onlara verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin, hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir

Saheeh InternationalO you who have believed, it is not lawful for you to inherit women by compulsion. And do not make difficulties for them in order to take [back] part of what you gave them unless they commit a clear immorality. And live with them in kindness. For if you dislike them - perhaps you dislike a thing and Allah makes therein much good

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيُّها الذين آمنوا لا يحلُّ لكم أن ترثوا النساء» أي ذاتهن «كرها» بالفتح والضم لغتان أي مكرهيهن على ذلك كانوا في الجاهلية يرثون نساء أقربائهم فإن شاءوا تزوجوهن بلا صداق أو زوَّجوهن وأخذوا صداقهن أو عضلوهن حتى يفتدين بما ورثنه أو يمتن فيرثوهن فنُهوا عن ذلك «ولا» أن «تعضلوهن» أي تمنعوا أزواجكم عن نكاح غيركم بإمساكهن ولا رغبة لكم فيهن ضرارا «لتذهبوا ببعض ما آتيتموهن» من المهر «إلا أن يأتين بفاحشة مبيَّنة» بفتح الياء وكسرها أي بينت أو هي بينة أي زنا أو نشوز فلكم أن تضاروهن حتى يفتدين منكم ويختلعن «وعاشروهن بالمعروف» أي بالإجمال في القول والنفقة والمبيت «فإن كرهتموهن» فاصبروا «فعسى أن تكرهوا شيئا ويجعل الله فيه خيرا كثيرا» ولعله يجعل فيهن ذلك بأن يرزقكم منهن ولدا صالحا.

4:20 📚 7
وَإِنْ أَرَدتُّمُ ٱسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَّكَانَ زَوْجٍ وَءَاتَيْتُمْ إِحْدَٮٰهُنَّ قِنطَارًا فَلَا تَأْخُذُواْ مِنْهُ شَيْــًٔا‌ۚ أَتَأْخُذُونَهُۥ بُهْتَـٰنًا وَإِثْمًا مُّبِينًا
وَإِنْ
eğer
أَرَدتُّمُ
almak isterseniz
ٱسْتِبْدَالَ
başka
زَوْجٍۢ
bir eş
مَّكَانَ
yerine
زَوْجٍۢ
bir eşin
وَءَاتَيْتُمْ
vermiş olsanız (dahi)
إِحْدَىٰهُنَّ
onlardan birine
قِنطَارًۭا
kantarlarca (mal)
فَلَا
geri almayın
تَأْخُذُوا۟
take away
مِنْهُ
ondan (verdiğinizden)
شَيْـًٔا ۚ
hiçbir şeyi
أَتَأْخُذُونَهُۥ
verdiğinizi alacak mısınız?
بُهْتَـٰنًۭا
iftira ederek
وَإِثْمًۭا
ve günaha girerek
مُّبِينًۭا
açıkça

Diyanet İşleri MealiBir eşin yerine başka bir eşi almak isterseniz, birincisine bir yük altın vermiş olsanız bile ondan bir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek ona verdiğinizi geri alır mısınız

Saheeh InternationalBut if you want to replace one wife with another and you have given one of them a great amount [in gifts], do not take [back] from it anything. Would you take it in injustice and manifest sin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن أردتم استبدال زوج مكان زوج» أي أخذها بدلها بأن طلقتموها «و» قد «آتيتم إحداهن» أي الزوجات «قنطارا» مالا كثيرا صداقا «فلا تأخذوا منه شيئا أتأخُذُونهُ بهتانا» ظلما «وإثما مبينا» بينا ونصبهما على الحال، والاستفهامُ للتوبيخ وللإنكار في قوله.

4:21 📚 2
وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُۥ وَقَدْ أَفْضَىٰ بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَـٰقًا غَلِيظًا
وَكَيْفَ
ve nasıl
تَأْخُذُونَهُۥ
onu alırsınız
وَقَدْ
andolsun
أَفْضَىٰ
geçmiş(içli dışlı olmuş)ken
بَعْضُكُمْ
bazınız
إِلَىٰ
bazınıza
بَعْضٍۢ
another
وَأَخَذْنَ
ve onlar almışlardı
مِنكُم
sizden
مِّيثَـٰقًا
te'minat
غَلِيظًۭا
sağlam

Diyanet İşleri MealiNasıl alırsınız ki siz birbirinize katılmıştınız ve onlar sizden sağlam teminat almışlardı

Saheeh InternationalAnd how could you take it while you have gone in unto each other and they have taken from you a solemn covenant

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكيف تأخذونه» أي بأي وجه «وقد أفضى» وصل «بعضكم إلى بعض» بالجماع المقرر للمهر «وأخذن منكم ميثاقا» عهدا «غليظا» شديدا وهو ما أمر الله به من إمساكهن بمعروف أو تسريحهن بإحسان.

4:22 📚 3
وَلَا تَنكِحُواْ مَا نَكَحَ ءَابَآؤُكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ‌ۚ إِنَّهُۥ كَانَ فَـٰحِشَةً وَمَقْتًا وَسَآءَ سَبِيلاً
وَلَا
artık evlenmeyin
تَنكِحُوا۟
marry
مَا
evlendiği
نَكَحَ
married
ءَابَآؤُكُم
babalarınızın
مِّنَ
kadınlarla
ٱلنِّسَآءِ
the women
إِلَّا
hariç
مَا
olanlar
قَدْ
geçmişte
سَلَفَ ۚ
passed before
إِنَّهُۥ
çünkü bu
كَانَ
edepsizliktir
فَـٰحِشَةًۭ
an immorality
وَمَقْتًۭا
ve (Allah'ın) hışm(ı)dır
وَسَآءَ
ve iğrenç
سَبِيلًا
bir yoldur

Diyanet İşleri MealiBabalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin, geçmişte olanlar artık geçmiştir çünkü bu bir fuhuş ve igrenç bir şeydi, ne kötü yoldu

Saheeh InternationalAnd do not marry those [women] whom your fathers married, except what has already occurred. Indeed, it was an immorality and hateful [to Allah] and was evil as a way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تنكحوا ما» بمعنى من «نكح آباؤكم من النساء إلا» لكن «ما قد سلف» من فعلكم ذلك فانه معفوّ عنه «إنه» أي نكاحهن «كان فاحشة» قبيحا «ومقتا» سببا للمقت من الله وهو أشد البغض «وساء» بئس «سبيلا» طريقا ذلك.

4:23 📚 10
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَـٰتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَٲتُكُمْ وَعَمَّـٰتُكُمْ وَخَـٰلَـٰتُكُمْ وَبَنَاتُ ٱلْأَخِ وَبَنَاتُ ٱلْأُخْتِ وَأُمَّهَـٰتُكُمُ ٱلَّـٰتِىٓ أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَٲتُكُم مِّنَ ٱلرَّضَـٰعَةِ وَأُمَّهَـٰتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَـٰٓئِبُكُمُ ٱلَّـٰتِى فِى حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ ٱلَّـٰتِى دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُواْ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَـٰٓئِلُ أَبْنَآئِكُمُ ٱلَّذِينَ مِنْ أَصْلَـٰبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُواْ بَيْنَ ٱلْأُخْتَيْنِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
حُرِّمَتْ
haram kılındı
عَلَيْكُمْ
size
أُمَّهَـٰتُكُمْ
analarınız
وَبَنَاتُكُمْ
ve kızlarınız
وَأَخَوَٰتُكُمْ
ve kızkardeşleriniz
وَعَمَّـٰتُكُمْ
ve halalarınız
وَخَـٰلَـٰتُكُمْ
ve teyzeleriniz
وَبَنَاتُ
ve kızları
ٱلْأَخِ
kardeş
وَبَنَاتُ
e kızları
ٱلْأُخْتِ
kızkardeş
وَأُمَّهَـٰتُكُمُ
ve analarınız
ٱلَّـٰتِىٓ
sizi emziren
أَرْضَعْنَكُمْ
nursed you
وَأَخَوَٰتُكُم
ve bacılarınız
مِّنَ
süt
ٱلرَّضَـٰعَةِ
the nursing
وَأُمَّهَـٰتُ
ve anaları
نِسَآئِكُمْ
karılarınızın
وَرَبَـٰٓئِبُكُمُ
üvey kızlarınız
ٱلَّـٰتِى
olan
فِى
birleştiğiniz
حُجُورِكُم
your guardianship
مِّن
karılarınızdan
نِّسَآئِكُمُ
your women
ٱلَّـٰتِى
evlerinizde bulunan
دَخَلْتُم
you had relations
بِهِنَّ
eğer
فَإِن
but if
لَّمْ
olmamışsa
تَكُونُوا۟
you had
دَخَلْتُم
birleşmeniz
بِهِنَّ
onlarla
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
üzerinize
وَحَلَـٰٓئِلُ
ve karıları
أَبْنَآئِكُمُ
oğullarınızın
ٱلَّذِينَ
kendi sulbünüzden
مِنْ
(are) from
أَصْلَـٰبِكُمْ
your loins
وَأَن
ve almanız
تَجْمَعُوا۟
you gather together
بَيْنَ
bir arada
ٱلْأُخْتَيْنِ
iki kızkardeşi
إِلَّا
ancak hariç
مَا
olanlar
قَدْ
geçmişte
سَلَفَ ۗ
passed before
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
çok bağışlayan
غَفُورًۭا
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiSizlere, analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızin yanınızda kalan üvey kızlarınız ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir engel yoktur, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek, -geçmişte olanlar artık geçmiştir- size haram kılındı. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalProhibited to you [for marriage] are your mothers, your daughters, your sisters, your father's sisters, your mother's sisters, your brother's daughters, your sister's daughters, your [milk] mothers who nursed you, your sisters through nursing, your wives' mothers, and your step-daughters under your guardianship [born] of your wives unto whom you have gone in. But if you have not gone in unto them, there is no sin upon you. And [also prohibited are] the wives of your sons who are from your [own] loins, and that you take [in marriage] two sisters simultaneously, except for what has already occurred. Indeed, Allah is ever Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(حرمت عليكم أمهاتكم) أن تنكحوهن وشملت الجدات من قبل الأب أو الأم (وبناتكم) وشملت بنات الأولاد وإن سفلن (وأخواتكم) من جهة الأب أو الأم (وعماتكم) أي أخوات آبائكم وأجدادكم (وخالاتكم) أي أخوات أمهاتكم وجداتكم (وبنات الأخ وبنات الأخت) ويدخل فيهن أولادهم (وأمهاتكم اللاتي أرضعنكم) قبل استكمال الحولين خمس رضعات كما بينه الحديث (وأخواتكم من الرضاعة) ويلحق بذلك بالسنة البنات منها وهن من أرضعتهم موطوأته والعمات والخالات وبنات الأخ وبنات الأخت منها لحديث: "" يحرم من الرضاع ما يحرم من النسب "" رواه البخاري ومسلم (وأمهات نسائكم وربائبكم) جمع ربيبة وهي بنت الزوجة من غيره (اللاتي في حجوركم) تربونهن. صفة موافقة للغالب فلا مفهوم لها (من نسائكم اللاتي دخلتم بهن) أي جامعتموهن (فإن لم تكونوا دخلتم بهن فلا جناح عليكم) في نكاح بناتهن إذا فارقتموهن (وحلائل) أزواج (أبنائكم الذين من أصلابكم) بخلاف من تبنيتموهم فلكم نكاح حلائلهم (وأن تجمعوا بين الأختين) من نسب أو رضاع بالنكاح ويلحق بهما بالسنة الجمع بينها وبين عمتها أو خالتها ويجوز نكاح كل واحدة على الانفراد وملكهما معا ويطأ واحدة (إلا) لكن (ما قد سلف) في الجاهلية من نكاحهم بعض ما ذكر فلا جناح عليكم فيه (إن الله كان غفورا) لما سلف منكم قبل النهي (رحيما) بكم في ذلك.

4:24 📚 9
۞ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُمْ‌ۖ كِتَـٰبَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ‌ۚ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَآءَ ذَٲلِكُمْ أَن تَبْتَغُواْ بِأَمْوَٲلِكُم مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَـٰفِحِينَ‌ۚ فَمَا ٱسْتَمْتَعْتُم بِهِۦ مِنْهُنَّ فَـَٔـاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً‌ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَٲضَيْتُم بِهِۦ مِنۢ بَعْدِ ٱلْفَرِيضَةِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
۞ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ
ve evli olanlar (haramdır)
مِنَ
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ
the women
إِلَّا
dışında
مَا
geçen(cariye)ler
مَلَكَتْ
you possess
أَيْمَـٰنُكُمْ ۖ
ellerinize
كِتَـٰبَ
yazdığı(yasaklar)dır
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ ۚ
size
وَأُحِلَّ
ve helal kılındı
لَكُم
size
مَّا
ötesi
وَرَآءَ
(is) beyond
ذَٰلِكُمْ
bunlardan
أَن
istemeniz
تَبْتَغُوا۟
you seek
بِأَمْوَٰلِكُم
mallarınızla
مُّحْصِنِينَ
iffetli yaşamak
غَيْرَ
zina etmemek
مُسَـٰفِحِينَ ۚ
(to be) lustful
فَمَا
yararlanmanıza karşılık
ٱسْتَمْتَعْتُم
you benefit[ed]
بِهِۦ
onlardan
مِنْهُنَّ
from them
فَـَٔاتُوهُنَّ
onlara verin
أُجُورَهُنَّ
kesilen ücretlerini
فَرِيضَةًۭ ۚ
bir hak olarak
وَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
üzerinize
فِيمَا
hakkında
تَرَٰضَيْتُم
karşılıklı anlaşmanız
بِهِۦ
sonra
مِنۢ
from
بَعْدِ
beyond
ٱلْفَرِيضَةِ ۚ
hakkın kesiminden
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
bilendir
عَلِيمًا
All-Knowing
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiEvli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna, bunlar, Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunlardan başkasını, zinadan kaçınıp, iffetli olarak, mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalandığınıza mukabil, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin; kararlaştırılandan başka, karşılıklı hoşnud olduğunuz hususda size bir sorumluluk yoktur. Allah Bilen'dir, Hakim'dir

Saheeh InternationalAnd [also prohibited to you are all] married women except those your right hands possess. [This is] the decree of Allah upon you. And lawful to you are [all others] beyond these, [provided] that you seek them [in marriage] with [gifts from] your property, desiring chastity, not unlawful sexual intercourse. So for whatever you enjoy [of marriage] from them, give them their due compensation as an obligation. And there is no blame upon you for what you mutually agree to beyond the obligation. Indeed, Allah is ever Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» حرمت عليكم «المحصَنات» أي ذوات الأزواج «من النساء» أن تنكحوهن قبل مفارقة أزواجهن حرائر مسلمات كن أو لا «إلا ما ملكت أيمانكم» من الإماء بالسبي فلكم وطؤهن وإن كان لهن أزواج في دار الحرب بعد الاستبراء «كتاب الله» نصب على المصدر أي كتب ذلك «عليكم وَأحلَّ» بالبناء للفاعل والمفعول «لكم ما وراء ذلكم» أي سوى ما حرم عليكم من النساء «أن تبتغوا» تطلبوا النساء «بأموالكم» بصداق أو ثمن «محصنين» متزوجين «غير مسافحين» زانين «فما» فمن «استمتعتم» تمتعتم «به منهن» ممن تزوجتم بالوطء «فآتوهن أجورهن» مهورهن التي فرضتم لهن «فريضة ولا جناح عليكم فيما تراضيتم» أنتم وهن «به من بعد الفريضة» من حطها أو بعضها أو زيادة عليها «إن الله كان عليما» بخلقه «حكيما» فيما دبره لهم.

4:25 📚 6
وَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ مِنكُمْ طَوْلاً أَن يَنكِحَ ٱلْمُحْصَنَـٰتِ ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ فَمِن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُم مِّن فَتَيَـٰتِكُمُ ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ‌ۚ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَـٰنِكُم‌ۚ بَعْضُكُم مِّنۢ بَعْضٍ‌ۚ فَٱنكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَءَاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ مُحْصَنَـٰتٍ غَيْرَ مُسَـٰفِحَـٰتٍ وَلَا مُتَّخِذَٲتِ أَخْدَانٍ‌ۚ فَإِذَآ أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَـٰحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى ٱلْمُحْصَنَـٰتِ مِنَ ٱلْعَذَابِ‌ۚ ذَٲلِكَ لِمَنْ خَشِىَ ٱلْعَنَتَ مِنكُمْ‌ۚ وَأَن تَصْبِرُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ‌ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
وَمَن
ve kimse
لَّمْ
gücü yetmeyen
يَسْتَطِعْ
able to
مِنكُمْ
içinizden
طَوْلًا
mali güce
أَن
evlenmek için
يَنكِحَ
marry
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ
hür kadınlarla
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ
inanmış
فَمِن
sahip olduğunuz
مَّا
what
مَلَكَتْ
possess[ed]
أَيْمَـٰنُكُم
ellerinizde
مِّن
genç kızlarınızdan (alsın)
فَتَيَـٰتِكُمُ
your slave girls
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۚ
inanmış
وَٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِإِيمَـٰنِكُم ۚ
sizin imanınızı
بَعْضُكُم
hepiniz
مِّنۢ
birbirinizdensiniz
بَعْضٍۢ ۚ
(one) another
فَٱنكِحُوهُنَّ
öyle ise onlarla evlenin
بِإِذْنِ
izniyle
أَهْلِهِنَّ
ailelerinin
وَءَاتُوهُنَّ
ve verin
أُجُورَهُنَّ
ücretlerini (mehirlerini)
بِٱلْمَعْرُوفِ
güzelce
مُحْصَنَـٰتٍ
iffetli yaşamaları
غَيْرَ
zina etmemeleri
مُسَـٰفِحَـٰتٍۢ
those who commit immorality
وَلَا
ve (gizli) edinmemeleri
مُتَّخِذَٰتِ
those who take
أَخْدَانٍۢ ۚ
dost
فَإِذَآ
iken
أُحْصِنَّ
evli
فَإِنْ
eğer
أَتَيْنَ
yaparlarsa
بِفَـٰحِشَةٍۢ
fuhuş
فَعَلَيْهِنَّ
onlara
نِصْفُ
yarısı (uygulanır)
مَا
üzerine
عَلَى
(is) on
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ
hür kadınlar
مِنَ
yapılan işkencenin
ٱلْعَذَابِ ۚ
the punishment
ذَٰلِكَ
bu (cariye ile evlenme)
لِمَنْ
içindir
خَشِىَ
korkanlar
ٱلْعَنَتَ
sıkıntıya düşmekten
مِنكُمْ ۚ
içinizden
وَأَن
fakat
تَصْبِرُوا۟
sabretmeniz
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ ۗ
sizin için
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiSizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremiyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı çok iyi bilir. Birbirinizdensiniz, aynı soydansınız. Onlarla, zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamış olmaları halinde, velilerinin izniyle evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara edilen azabın yarısı edilir. Cariye ile evlenmedeki bu izin içinizden, günaha girme korkusu olanlaradır. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalAnd whoever among you cannot [find] the means to marry free, believing women, then [he may marry] from those whom your right hands possess of believing slave girls. And Allah is most knowing about your faith. You [believers] are of one another. So marry them with the permission of their people and give them their due compensation according to what is acceptable. [They should be] chaste, neither [of] those who commit unlawful intercourse randomly nor those who take [secret] lovers. But once they are sheltered in marriage, if they should commit adultery, then for them is half the punishment for free [unmarried] women. This [allowance] is for him among you who fears sin, but to be patient is better for you. And Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(ومن لم يستطع منكم طولا) أي غنى لـ (أن ينكح المحصنات) الحرائر (المؤمنات) هو جري على الغالب فلا مفهوم له (فمن ما ملكت أيمانكم) ينكح (من فتياتكم المؤمنات والله أعلم بإيمانكم) فاكتفوا بظاهره وكِلوا السرائر إليه فإنه العالم بتفضيلها ورب أمة تفضل حرة فيه وهذا تأنيس بنكاح الإماء (بعضكم من بعض) أي أنتم وهن سواء في الدين فلا تستنكفوا من نكاحهن (فانكحوهن بإذن أهلهن) مواليهن (وآتوهن) أعطوهن. (أجورهن) مهورهن (بالمعروف) من غير مطل ونقص (محصنات) عفائف حال (غير مسافحات) زانيات جهرا (ولا متخذات أخذان) أخلاء يزنون بهن سرا (فإذا أحصن) زوجن وفي قراءة بالبناء للفاعل تزوجن (فإن أتين بفاحشة) زنا (فعليهن نصف ما على المحصنات) الحرائر الأبكار إذا زنين (من العذاب) الحد فيجلدن خمسين ويغربن نصف سنة ويقاس عليهن العبيد ولم يجعل الإحصان شرطا لوجوب الحد لإفادة أنه لا رجم عليهن أصلا (ذلك) أي نكاح المملوكات عند عدم الطول (لمن خشي) خاف (العنت) الزنا وأصله المشقة سمي به الزنا لأنه سببها بالحد في الدنيا والعقوبة في الآخرة (منكم) بخلاف من لا يخافه من الأحرار فلا يحل له نكاحها وكذا من استطاع طول حرة وعليه الشافعي وخرج بقوله "" من فتياتكم المؤمنات "" الكافرات: فلا يحل له نكاحها ولو عدل وخاف (وأن تصبروا) عن نكاح المملوكات (خير لكم) لئلا يصير الولد رقيقا (والله غفور رحيم) بالتوسعة في ذلك.

4:26 📚 3
يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
يُرِيدُ
istiyor
ٱللَّهُ
Allah
لِيُبَيِّنَ
açıklamak
لَكُمْ
size
وَيَهْدِيَكُمْ
ve sizi iletmek
سُنَنَ
yasalarına
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
sizden önceki(lerin)
قَبْلِكُمْ
before you
وَيَتُوبَ
ve bağışlamak
عَلَيْكُمْ ۗ
günahlarınızı
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiAllah size açıklamak ve sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah Bilen'dir, Hakim'dir

Saheeh InternationalAllah wants to make clear to you [the lawful from the unlawful] and guide you to the [good] practices of those before you and to accept your repentance. And Allah is Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يريد الله ليبين لكم» شرائع دينكم ومصالح أمركم «ويهديكم سنن» طرائق «الذين من قبلكم» من الأنبياء في التحليل والتحريم فتتَّبعوهم «وينوب عليكم» يرجع بكم عن معصيته التي كنتم عليها إلى طاعته «والله عليم» بكم «حكيم» فيما دبره لكم.

4:27 📚 3
وَٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلشَّهَوَٲتِ أَن تَمِيلُواْ مَيْلاً عَظِيمًا
وَٱللَّهُ
Allah
يُرِيدُ
istiyor
أَن
tevbenizi kabul etmek
يَتُوبَ
accept repentance
عَلَيْكُمْ
sizin
وَيُرِيدُ
ve istiyorlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَتَّبِعُونَ
uyan(lar)
ٱلشَّهَوَٰتِ
şehvetlerine
أَن
sizin düşmenizi
تَمِيلُوا۟
you deviate
مَيْلًا
bir sapıklığa
عَظِيمًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah sizin tevbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa girmenizi isterler

Saheeh InternationalAllah wants to accept your repentance, but those who follow [their] passions want you to digress [into] a great deviation

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله يريد أن يتوب عليكم» كرره ليبنى عليه «ويريد الذين يتبعون الشهوات» اليهود والنصارى أو المجوس أو الزناة «أن تميلوا ميلا عظيما» تعدلوا عن الحق بارتكاب ما حُرم عليكم فتكونوا مثلهم.

4:28 📚 3
يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمْ‌ۚ وَخُلِقَ ٱلْإِنسَـٰنُ ضَعِيفًا
يُرِيدُ
istiyor
ٱللَّهُ
Allah
أَن
hafifletmek
يُخَفِّفَ
lighten
عَنكُمْ ۚ
sizden
وَخُلِقَ
ve yaratılmıştır
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
ضَعِيفًۭا
zayıf

Diyanet İşleri Mealiİnsan zayıf yaratılmış olduğundan Allah sizden yükü hafifletmek ister

Saheeh InternationalAnd Allah wants to lighten for you [your difficulties]; and mankind was created weak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يريد الله أن يخفف عنكم» يسهل عليكم أحكام الشرع «وخلق الإنسان ضعيفا» لا يصبر عن النساء والشهوات.

4:29 📚 2
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَأْكُلُوٓاْ أَمْوَٲلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَـٰطِلِ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَـٰرَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ‌ۚ وَلَا تَقْتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟
eat
أَمْوَٰلَكُم
mallarınızı
بَيْنَكُم
aranızda
بِٱلْبَـٰطِلِ
batılla (haksız yere)
إِلَّآ
haricinde
أَن
olan
تَكُونَ
(there) be
تِجَـٰرَةً
ticaret
عَن
rızanızla yaptığınız
تَرَاضٍۢ
mutual consent
مِّنكُمْ ۚ
kendi
وَلَا
öldürmeyin
تَقْتُلُوٓا۟
kill
أَنفُسَكُمْ ۚ
canlarınızı
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
size karşı
بِكُمْ
to you
رَحِيمًۭا
çok merhametlidir

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yeyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki size merhamet eder

Saheeh InternationalO you who have believed, do not consume one another's wealth unjustly but only [in lawful] business by mutual consent. And do not kill yourselves [or one another]. Indeed, Allah is to you ever Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تأكلوا أموالكم بينكم بالباطل» بالحرام في الشرع كالربا والغصب «إلا» لكن «أن تكون» تقع «تجارة» وفي قراءة بالنصب أن تكون الأموال أموال تجارة صادرة «عن تراضى منكم» وطيب نفس فلكم أن تأكلوها «ولا تقتلوا أنفسكم» بارتكاب ما يؤدي إلى هلاكها أيّا كان في الدنيا أو الآخرة بقرينة «إن الله كان بكم رحيما» في منعه لكم من ذلك.

4:30
وَمَن يَفْعَلْ ذَٲلِكَ عُدْوَٲنًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا‌ۚ وَكَانَ ذَٲلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا
وَمَن
kim
يَفْعَلْ
yaparsa (bilsin ki)
ذَٰلِكَ
bunu
عُدْوَٰنًۭا
düşmanlık ile
وَظُلْمًۭا
ve zulüm ile
فَسَوْفَ
yakında
نُصْلِيهِ
onu sokacağız
نَارًۭا ۚ
cehenneme
وَكَانَ
ve bu
ذَٰلِكَ
that
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
يَسِيرًا
kolaydır

Diyanet İşleri MealiBunu kim aşırı giderek haksızlıkla yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu, Allah'a kolaydır

Saheeh InternationalAnd whoever does that in aggression and injustice - then We will drive him into a Fire. And that, for Allah, is [always] easy

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يفعل ذلك» أي ما نُهي عنه «عُدوانا» تجاوزا للحلال حال «وظلما» تأكيد «فسوف نصليه» ندخله «نارا» يحترق فيها «وكان ذلك على الله يسيرا» هيِّنا.

4:31
إِن تَجْتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّـَٔـاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلاً كَرِيمًا
إِن
eğer
تَجْتَنِبُوا۟
kaçınırsanız
كَبَآئِرَ
büyük günahlardan
مَا
ne ki
تُنْهَوْنَ
size yasaklanan
عَنْهُ
ondan
نُكَفِّرْ
örteriz
عَنكُمْ
sizin
سَيِّـَٔاتِكُمْ
küçük günahlarınızı
وَنُدْخِلْكُم
ve sizi sokarız
مُّدْخَلًۭا
bir yere
كَرِيمًۭا
güzel

Diyanet İşleri MealiSize yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz

Saheeh InternationalIf you avoid the major sins which you are forbidden, We will remove from you your lesser sins and admit you to a noble entrance [into Paradise]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن تجتنبوا كبائر ما تنهون عنه» وهي ما ورد عليها وعيد كالقتال والزنا والسرقة وعن ابن عباس هي إلى السبعمائة أقرب «نكفِّر عنكم سيِّئاتكم» الصغائر بالطاعات «وندخلكم مُدخلا» بضم الميم وفتحها أي إدخالا أو موضعا «كريما» هو الجنة.

4:32 📚 4
وَلَا تَتَمَنَّوْاْ مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِۦ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ‌ۚ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبُواْ‌ۖ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبْنَ‌ۚ وَسْــَٔلُواْ ٱللَّهَ مِن فَضْلِهِۦٓ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا
وَلَا
göz dikmeyin
تَتَمَنَّوْا۟
covet
مَا
şeylere
فَضَّلَ
üstün kıldığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِهِۦ
onunla
بَعْضَكُمْ
bir kısmınızı
عَلَىٰ
karşı
بَعْضٍۢ ۚ
diğerine
لِّلرِّجَالِ
erkeklere vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
şeylerden
ٱكْتَسَبُوا۟ ۖ
kazandıkları
وَلِلنِّسَآءِ
ve kadınlara vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
şeylerden
ٱكْتَسَبْنَ ۚ
kazandıkları
وَسْـَٔلُوا۟
isteyin
ٱللَّهَ
Alla'ın
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۗ
His bounty
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
her
بِكُلِّ
of every
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمًۭا
bilendir

Diyanet İşleri MealiAllah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri özlemeyin. Erkeklere, kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan bol nimet isteyin. Doğrusu Allah her şeyi bilir

Saheeh InternationalAnd do not wish for that by which Allah has made some of you exceed others. For men is a share of what they have earned, and for women is a share of what they have earned. And ask Allah of his bounty. Indeed Allah is ever, of all things, Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تتمنَّوا ما فضَّل الله به بعضكم على بعض» من جهة الدنيا أو الدين لئلا يؤدى إلى التحاسد والتباغض «للرجال نصيب» ثواب «مما اكتسبوا» بسبب ما عملوا من الجهاد وغيره «وللنساء نصيب مما اكتسبن» من طاعة أزواجهن وحفظ فروجهن نزلت لما قالت أم سلمة: ليتنا كنا رجالا فجاهدنا وكان لنا مثل أجر الرجال «واسألوا» بهمزة ودونها «الله من فضله» ما احتجتم إليه يعطكم «إن الله كان بكل شيء عليما» ومنه محل الفضل وسؤالكم.

4:33 📚 1
وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَٲلِىَ مِمَّا تَرَكَ ٱلْوَٲلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ‌ۚ وَٱلَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَـٰنُكُمْ فَـَٔـاتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدًا
وَلِكُلٍّۢ
ve her birine
جَعَلْنَا
kıldık
مَوَٰلِىَ
varisler
مِمَّا
bıraktıklarından
تَرَكَ
(is) left
ٱلْوَٰلِدَانِ
ana babanın
وَٱلْأَقْرَبُونَ ۚ
ve akrabanın
وَٱلَّذِينَ
ve kimselere
عَقَدَتْ
bağladığı
أَيْمَـٰنُكُمْ
yeminlerinizin
فَـَٔاتُوهُمْ
verin
نَصِيبَهُمْ ۚ
hisselerini
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
üzerine
عَلَىٰ
over
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
شَهِيدًا
şahittir

Diyanet İşleri MealiAna babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık. Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz. Doğrusu Allah her şeye şahiddir

Saheeh InternationalAnd for all, We have made heirs to what is left by parents and relatives. And to those whom your oaths have bound [to you] - give them their share. Indeed Allah is ever, over all things, a Witness

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولكلٌ» عن الرجال والنساء «جعلنا موالي» عصبة يعطون «مما ترك الوالدان والأقربون» لهم من المال «والذين عاقدت» بألف ودونها «أيمانكم» جمع يمين بمعنى القسم أو اليد أي الخلفاء الذين عاهدتموهم في الجاهلية على النصرة والإرث «فآتوهم» الآن «نصيبهم» حظوظهم من الميراث وهو السدس «إن الله على كل شيء شهيدا» مطلعا ومنه حالكم وهذا منسوخ بقوله (وأولوا الأرحام بعضهم أول ببعض).

4:34 📚 13
ٱلرِّجَالُ قَوَّٲمُونَ عَلَى ٱلنِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ وَبِمَآ أَنفَقُواْ مِنْ أَمْوَٲلِهِمْ‌ۚ فَٱلصَّـٰلِحَـٰتُ قَـٰنِتَـٰتٌ حَـٰفِظَـٰتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ ٱللَّهُ‌ۚ وَٱلَّـٰتِى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَٱهْجُرُوهُنَّ فِى ٱلْمَضَاجِعِ وَٱضْرِبُوهُنَّ‌ۖ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُواْ عَلَيْهِنَّ سَبِيلاً‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا
ٱلرِّجَالُ
erkekler
قَوَّٰمُونَ
yöneticidirler
عَلَى
üzerinde
ٱلنِّسَآءِ
kadınlar
بِمَا
zira
فَضَّلَ
üstün kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
بَعْضَهُمْ
bir kısmını
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ
diğerinin
وَبِمَآ
ve çünkü
أَنفَقُوا۟
infak ederler
مِنْ
mallarından
أَمْوَٰلِهِمْ ۚ
their wealth
فَٱلصَّـٰلِحَـٰتُ
iyi kadınlar
قَـٰنِتَـٰتٌ
ita'atkar olup
حَـٰفِظَـٰتٌۭ
korurlar
لِّلْغَيْبِ
gizliyi
بِمَا
karşılık
حَفِظَ
kendilerini korumasına
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
وَٱلَّـٰتِى
kadınlara
تَخَافُونَ
korktuğunuz
نُشُوزَهُنَّ
hırçınlık etmelerinden
فَعِظُوهُنَّ
öğüt verin
وَٱهْجُرُوهُنَّ
onlara sokulmayın
فِى
yataklarda
ٱلْمَضَاجِعِ
the bed
وَٱضْرِبُوهُنَّ ۖ
ve onları dövün
فَإِنْ
eğer
أَطَعْنَكُمْ
size ita'at ederlerse
فَلَا
artık aramayın
تَبْغُوا۟
seek
عَلَيْهِنَّ
onların aleyhine
سَبِيلًا ۗ
başka bir yol
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
yücedir
عَلِيًّۭا
Most High
كَبِيرًۭا
büyüktür

Diyanet İşleri MealiAllah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarfetmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce'dir, Büyük'tür

Saheeh InternationalMen are in charge of women by [right of] what Allah has given one over the other and what they spend [for maintenance] from their wealth. So righteous women are devoutly obedient, guarding in [the husband's] absence what Allah would have them guard. But those [wives] from whom you fear arrogance - [first] advise them; [then if they persist], forsake them in bed; and [finally], strike them. But if they obey you [once more], seek no means against them. Indeed, Allah is ever Exalted and Grand

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الرِّجال قوَّامون» مسلطون «على النساء» يؤدبونهن ويأخذون على أيديهن «بما فضَّل الله بعضهم على بعض» أي بتفضيله لهم عليهن بالعلم والعقل والولاية وغير ذلك «وبما أنفقوا» عليهن «من أموالهم فالصالحات» منهن «قانتات» مطيعات لأزواجهن «حافظات للغيب» أي لفروجهن وغيرها في غيبة أزواجهن «بما حفظ» لهن «اللهُ» حيث أوصى عليهن الأزواج «والَّتي تخافون نشوزهن» عصيانهن لكم بأن ظهرت أمارته «فعظوهن» فخوِّفوهن الله «واهجروهن في المضاجع» اعتزلوا إلى فراش آخر إن أظهرن النشوز «واضربوهن» ضربا غير مبرح إن لم يرجعن بالهجران «فإن أطعنكم» فيما يراد منهن «فلا تبغوا» تطلبوا «عليهن سبيلا» طريقا إلى ضربهن ظلما «إن الله كان عليا كبيرا» فاحذروه أن يعاقبكم إن ظلمتموهن.

4:35
وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَٱبْعَثُواْ حَكَمًا مِّنْ أَهْلِهِۦ وَحَكَمًا مِّنْ أَهْلِهَآ إِن يُرِيدَآ إِصْلَـٰحًا يُوَفِّقِ ٱللَّهُ بَيْنَهُمَآ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا
وَإِنْ
eğer
خِفْتُمْ
endişe duyarsanız
شِقَاقَ
açılmasından
بَيْنِهِمَا
aralarının
فَٱبْعَثُوا۟
gönderin
حَكَمًۭا
bir hakem
مِّنْ
erkeğin ailesinden
أَهْلِهِۦ
his family
وَحَكَمًۭا
ve bir hakem
مِّنْ
kadının ailesinden
أَهْلِهَآ
her family
إِن
eğer
يُرِيدَآ
isterlerse
إِصْلَـٰحًۭا
uzlaştırmak
يُوَفِّقِ
bulur
ٱللَّهُ
Allah
بَيْنَهُمَآ ۗ
onların arasını
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
(herşeyi) bilendir
عَلِيمًا
All-Knower
خَبِيرًۭا
haber alandır

Diyanet İşleri MealiKarı kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; bunlar düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarını buldurur. Doğrusu Allah her şeyi Bilen ve haberdar olandır

Saheeh InternationalAnd if you fear dissension between the two, send an arbitrator from his people and an arbitrator from her people. If they both desire reconciliation, Allah will cause it between them. Indeed, Allah is ever Knowing and Acquainted [with all things]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن خفتم» علمتم «شقاق» خلاف «بينهما» بين الزوجين والإضافة للاتساع أي شقاقا بينهما «فابعثوا» إليهما برضاهما «حكما» رجلا عدلا «من أهله» أقاربه «وحكما من أهلها» ويوكل الزوج حكمه في طلاق وقبول عوض عليه وتوكل هي حكمها في الاختلاع فيجتهدان ويأمران الظالم بالرجوع أو يُفَرِّقَان إن رأياه، قال تعالى: «إن يريدا» أي الحكمان «إصلاحا يوفِّق الله بينهما» بين الزوجين أي يقدرهما على ما هو الطاعة من إصلاح أو فراق «إن الله كان عليما» بكل شيء «خبيرا» بالبواطن كالظواهر.

4:36 📚 6
۞ وَٱعْبُدُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُشْرِكُواْ بِهِۦ شَيْــًٔا‌ۖ وَبِٱلْوَٲلِدَيْنِ إِحْسَـٰنًا وَبِذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينِ وَٱلْجَارِ ذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْجَارِ ٱلْجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلْجَنۢبِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُمْ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُورًا
۞ وَٱعْبُدُوا۟
ve kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَلَا
ortak koşmayın
تُشْرِكُوا۟
associate
بِهِۦ
O'na
شَيْـًۭٔا ۖ
hiçbir şeyi
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ
ve ana babaya
إِحْسَـٰنًۭا
iyilik edin
وَبِذِى
ve
ٱلْقُرْبَىٰ
akrabaya
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve öksüzlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullara
وَٱلْجَارِ
ve komşuya
ذِى
yakın
ٱلْقُرْبَىٰ
near
وَٱلْجَارِ
ve komşuya
ٱلْجُنُبِ
uzak
وَٱلصَّاحِبِ
ve arkadaşa
بِٱلْجَنۢبِ
yan(ınız)daki
وَٱبْنِ
ve
ٱلسَّبِيلِ
yolcuya
وَمَا
ve
مَلَكَتْ
altında bulunanlara
أَيْمَـٰنُكُمْ ۗ
ellerinizin
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
مَن
kimselerin
كَانَ
kurumlu
مُخْتَالًۭا
[a] proud
فَخُورًا
böbürlenen

Diyanet İşleri MealiAllah'a kulluk edin, O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez

Saheeh InternationalWorship Allah and associate nothing with Him, and to parents do good, and to relatives, orphans, the needy, the near neighbor, the neighbor farther away, the companion at your side, the traveler, and those whom your right hands possess. Indeed, Allah does not like those who are self-deluding and boastful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واعبدوا الله» وحِّدوه «ولا تُشركوا به شيئا و» أحسنوا «بالوالدين إحسانا» برّا ولين جانب «وبذي القربى» القرابة «واليتامى والمساكين والجار ذي القربى» القريب منك في الجوار أو النسب «والجار الجُنُب» البعيد عنك في الجوار أو النسب «والصاحب بالجنب» الرفيق في سفر أو صناعة وقيل الزوجة «وابن السبيل» المنقطع في سفره «وما ملكت أيمانكم» من الأرقاء «إن الله لا يحب من كان مختالا» متكبرا «فخورا» على الناس بما أوتي.

4:37 📚 4
ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَآ ءَاتَـٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ‌ۗ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا
ٱلَّذِينَ
bunlar
يَبْخَلُونَ
cimrilik ederler
وَيَأْمُرُونَ
ve emrederler
ٱلنَّاسَ
insanlara
بِٱلْبُخْلِ
cimriliği
وَيَكْتُمُونَ
ve gizlerler
مَآ
şeyi
ءَاتَىٰهُمُ
kendilerine verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
bol hazinesinden
فَضْلِهِۦ ۗ
His Bounty
وَأَعْتَدْنَا
(biz de) hazırlamışızdır
لِلْكَـٰفِرِينَ
inkarcılar için
عَذَابًۭا
bir azab
مُّهِينًۭا
alçaltıcı

Diyanet İşleri MealiOnlar cimrilik ederler, insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar, Allah'ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. Kafirlere aşağılık bir azab hazırlamışızdır

Saheeh InternationalWho are stingy and enjoin upon [other] people stinginess and conceal what Allah has given them of His bounty - and We have prepared for the disbelievers a humiliating punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين» مبتدأ «يبخلون» بما يجب عليهم «ويأمرون الناس بالبخل» به «ويكتمون ما آتاهم الله من فضله» من العلم والمال وهم اليهود وخبر المبتدأ لهم وعيد شديد «وأعتدنا للكافرين» بذلك وبغيره «عذابا مهينا» ذا إهانة.

4:38 📚 1
وَٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٲلَهُمْ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ‌ۗ وَمَن يَكُنِ ٱلشَّيْطَـٰنُ لَهُۥ قَرِينًا فَسَآءَ قَرِينًا
وَٱلَّذِينَ
bunlar
يُنفِقُونَ
verirler
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
رِئَآءَ
gösteriş için
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَلَا
ve gününe
بِٱلْيَوْمِ
in the Day
ٱلْـَٔاخِرِ ۗ
ahiret
وَمَن
kimin
يَكُنِ
ise
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
لَهُۥ
o(nun)
قَرِينًۭا
arkadaşı
فَسَآءَ
ne kötü
قَرِينًۭا
bir arkadaş(ı var)dır

Diyanet İşleri MealiMallarını insanlara gösteriş için sarfedip, Allah'a ve ahiret gününe inanmayanları da Allah sevmez. Şeytanın arkadaş olduğu kimsenin ne fena arkadaşı vardır

Saheeh InternationalAnd [also] those who spend of their wealth to be seen by the people and believe not in Allah nor in the Last Day. And he to whom Satan is a companion - then evil is he as a companion

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين» عطف على الذين قبله «ينفقون أموالهم رئاء الناس» مرائين لهم «ولا يؤمنون بالله ولا باليوم الآخر» كالمنافقين وأهل مكة «ومن يكن الشيطان له قرينا» صاحبا يعمل بأمره كهؤلاء «فساء» بئس «قرينا» هو.

4:39 📚 1
وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِهِمْ عَلِيمًا
وَمَاذَا
ne olurdu
عَلَيْهِمْ
onlara
لَوْ
sanki
ءَامَنُوا۟
inansalardı
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَأَنفَقُوا۟
ve harcasalardı
مِمَّا
kendilerine verdiği rızıktan
رَزَقَهُمُ
(has) provided them
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
وَكَانَ
ve idi
ٱللَّهُ
Allah
بِهِمْ
onları
عَلِيمًا
biliyor

Diyanet İşleri MealiBunlar Allah'a, ahiret gününe inanmış, Allah'ın verdiği rızıklardan sarfetmiş olsalardı ne zararı olurdu? Oysa Allah onları bilir

Saheeh InternationalAnd what [harm would come] upon them if they believed in Allah and the Last Day and spent out of what Allah provided for them? And Allah is ever, about them, Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وماذا عليهم لو آمنوا بالله واليوم الآخر وأنفقوا مما رزقهم الله» أي أيّ ضرر عليهم في ذلك والاستفهام للإنكار ولو مصدرية أي لا ضرر فيه وإنما الضرر فيما هم عليه «وكان الله بهم عليما» فيجازيهم بما عملوا.

4:40 📚 12
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ‌ۖ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَـٰعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
haksızlık etmez
يَظْلِمُ
wrong
مِثْقَالَ
kadar
ذَرَّةٍۢ ۖ
zerre
وَإِن
eğer
تَكُ
olsa
حَسَنَةًۭ
(zerre miktarı) bir iyilik
يُضَـٰعِفْهَا
onu kat kat yapar
وَيُؤْتِ
ve verir
مِن
kendi katından
لَّدُنْهُ
near Him
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz, zerre kadar iyilik olsa onu kat kat arttırır ve yapana büyük ecir verir

Saheeh InternationalIndeed, Allah does not do injustice, [even] as much as an atom's weight; while if there is a good deed, He multiplies it and gives from Himself a great reward

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله لا يظلم» أحدا «مثقال» وزن «ذرَّة» أصغر نملة بأن ينقصها من حسناته أو يزيدها في سيئاته «وإن تك» الذرة «حسنة» من مؤمن وفي قراءة بالرفع فكان تامة «يضاعفها» من عشر إلى أكثر من سبعمائة وفي قراءة يضعفها بالتشديد «ويؤت من لدنه» من عنده مع المضاعفة «أجرا عظيما» لا يقدِّره أحد.

4:41
فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أُمَّةِۭ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِ شَهِيدًا
فَكَيْفَ
(halleri) nice olur?
إِذَا
zaman
جِئْنَا
getirdiğimiz
مِن
her
كُلِّ
every
أُمَّةٍۭ
ümmetten
بِشَهِيدٍۢ
bir şahid
وَجِئْنَا
ve getirdiğimizde
بِكَ
seni de
عَلَىٰ
üzerine
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
شَهِيدًۭا
şahid olarak

Diyanet İşleri MealiHer ümmete bir şahid getirdiğimiz ve seni de bunlara şahid getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak

Saheeh InternationalSo how [will it be] when We bring from every nation a witness and we bring you, [O Muhammad] against these [people] as a witness

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكيف» حال الكفـار «إذا جئنا من كل أمة بشهيد» يشهد عليها بعملها وهو نبيها «وجئنا بك» يا محمد «على هؤلاء شهيدا».

4:42 📚 1
يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَعَصَوُاْ ٱلرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلْأَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ ٱللَّهَ حَدِيثًا
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
يَوَدُّ
isterler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَعَصَوُا۟
ve karşı gelenler
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
لَوْ
(mümkün olsa)
تُسَوَّىٰ
bir olmayı
بِهِمُ
yer ile
ٱلْأَرْضُ
the earth
وَلَا
ve gizleyemezler
يَكْتُمُونَ
they will (be able to) hide
ٱللَّهَ
Allah'tan
حَدِيثًۭا
(hiçbir) söz

Diyanet İşleri MealiO gün, inkar edip Peygambere baş kaldırmış olanlar, yerle bir olmayı ne kadar isterler ve Allah'tan bir söz gizleyemezler

Saheeh InternationalThat Day, those who disbelieved and disobeyed the Messenger will wish they could be covered by the earth. And they will not conceal from Allah a [single] statement

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يومئذ» يوم المجيء «يود الذين كفروا وعصوا الرَّسول لو» أي أن «تُسَوَّى» بالبناء للمفعول والفاعل مع حذف إحدى التاءين في الأصل ومع إدغامها في السين أي تتسوى «بهم الأرض» بأن يكونوا ترابا مثلها لعظم هوله كما في آية أخرى (ويقول الكافر يا ليتنى كنت ترابا) «ولا يكتمون الله حديثا» عما عملوه وفي وقت آخر يكتمونه ويقولون (والله ربِّنا ما كنا مشركين).

4:43 📚 10
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقْرَبُواْ ٱلصَّلَوٲةَ وَأَنتُمْ سُكَـٰرَىٰ حَتَّىٰ تَعْلَمُواْ مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِى سَبِيلٍ حَتَّىٰ تَغْتَسِلُواْ‌ۚ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَـٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُواْ مَآءً فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا فَٱمْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
yaklaşmayın
تَقْرَبُوا۟
go near
ٱلصَّلَوٰةَ
namaza
وَأَنتُمْ
ve siz
سُكَـٰرَىٰ
sarhoşken
حَتَّىٰ
ki
تَعْلَمُوا۟
bilesiniz
مَا
ne dediğinizi
تَقُولُونَ
you are saying
وَلَا
ve (yaklaşmayın)
جُنُبًا
cünüp iken
إِلَّا
dışında
عَابِرِى
geçici olmanız
سَبِيلٍ
yoldan
حَتَّىٰ
kadar
تَغْتَسِلُوا۟ ۚ
yıkanıncaya
وَإِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مَّرْضَىٰٓ
hasta
أَوْ
yahut
عَلَىٰ
üzerinde
سَفَرٍ
yolculuk
أَوْ
yahut
جَآءَ
gelmişse
أَحَدٌۭ
biriniz
مِّنكُم
sizden
مِّنَ
tuvaletten
ٱلْغَآئِطِ
the toilet
أَوْ
yahut
لَـٰمَسْتُمُ
dokunmuşsanız
ٱلنِّسَآءَ
kadınlara
فَلَمْ
bulamadığınız takdirde
تَجِدُوا۟
you find
مَآءًۭ
su
فَتَيَمَّمُوا۟
teyemmüm edin
صَعِيدًۭا
toprağa
طَيِّبًۭا
temiz
فَٱمْسَحُوا۟
sürün
بِوُجُوهِكُمْ
yüzlerinize
وَأَيْدِيكُمْ ۗ
ve ellerinize
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
çok affedendir
عَفُوًّا
Oft-Pardoning
غَفُورًا
çok bağışlayandır

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünübken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz ayak yolundan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız tertemiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah affeder ve bağışlar

Saheeh InternationalO you who have believed, do not approach prayer while you are intoxicated until you know what you are saying or in a state of janabah, except those passing through [a place of prayer], until you have washed [your whole body]. And if you are ill or on a journey or one of you comes from the place of relieving himself or you have contacted women and find no water, then seek clean earth and wipe over your faces and your hands [with it]. Indeed, Allah is ever Pardoning and Forgiving

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تقربوا الصلاة» أي لا تصلوا «وأنتم سكارى» من الشراب لأن سبب نزولها صلاة جماعة في حال سكر «حتى تعلموا ما تقولون» بأن تصْحوا «ولا جُنُبا» بإيلاج أو إنزال ونصبه على الحال وهو يطلق على المفرد وغيره «إلا عابري» مجتازي «سبيل» طريق أي مسافرين «حتى تغتسلوا» فلكم أن تصلوا واستثناء المسافر لأن له حكما آخر سيأتي وقيل المراد النهي عن قربان مواضع الصلاة أي المساجد إلا عبورها من غير مكث «وإن كنتم مرضى» مرضا يضره الماء «أو على سفر» أي مسافرين وأنتم جنب أو محدثون «أو جاء أحد منكم من الغائط» هو المكان المعَدُّ لقضاء الحاجة أي أحدث «أو لامستم النساء» وفي قراءة بلا ألف وكلاهما بمعنى اللمس هو الجَسُّ باليد قاله ابن عمر وعليه الشافعى وألحق به الجس بباقي البشرة وعن ابن عباس هو الجماع «فلم تجدوا ماءً» تتطهرون به للصلاة بعد الطلب والتفتيش وهو راجع إلى ما عدا المرضى «فتيمموا» اقصدوا بعد دخول الوقت «صعيدا طيبا» ترابا طاهرا فاضربوا به ضربتين «فامسحوا بوجوهكم وأيديكم» مع المرفقين منه ومسح يتعدى بنفسه وبالحرف «إن الله كان عفوا غفورا».

4:44
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبًا مِّنَ ٱلْكِتَـٰبِ يَشْتَرُونَ ٱلضَّلَـٰلَةَ وَيُرِيدُونَ أَن تَضِلُّواْ ٱلسَّبِيلَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimselerin
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
kendilerine verilen
نَصِيبًۭا
bir pay
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
يَشْتَرُونَ
satın alıyorlar
ٱلضَّلَـٰلَةَ
sapıklığı
وَيُرِيدُونَ
ve istiyorlar
أَن
sizin sapıtmanızı
تَضِلُّوا۟
you stray
ٱلسَّبِيلَ
yolu

Diyanet İşleri MealiKendilerine Kitap'dan bir pay verilenlerin sapıklığı satın aldıklarını ve sizin yolu sapıtmanızı istediklerini görmüyor musun

Saheeh InternationalHave you not seen those who were given a portion of the Scripture, purchasing error [in exchange for it] and wishing you would lose the way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر إلى الذين أوتوا نصيبا» حظا «من الكتاب» وهم اليهود «يشترون الضلالة» بالهدى «ويريدون أن تضلوا السبيل» تخطئوا الطريق الحق لتكونوا مثلهم.

4:45
وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَآئِكُمْ‌ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَلِيًّا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ نَصِيرًا
وَٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِأَعْدَآئِكُمْ ۚ
sizin düşmanlarınızı
وَكَفَىٰ
yeter
بِٱللَّهِ
Allah
وَلِيًّۭا
dost olarak
وَكَفَىٰ
yeter
بِٱللَّهِ
Allah
نَصِيرًۭا
yardımcı olarak

Diyanet İşleri MealiAllah, düşmanlarınızı çok iyi bilir. Allah size dost olarak da yeter, yardımcı olarak da yeter

Saheeh InternationalAnd Allah is most knowing of your enemies; and sufficient is Allah as an ally, and sufficient is Allah as a helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله أعلم بأعدائكم» منكم فيخبركم بهم لتجتنبوهم «وكفى بالله وليا» حافظا لكم منهم «وكفى بالله نصيرا» مانعا لكم من كيدهم.

4:46 📚 1
مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَٱسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَٲعِنَا لَيَّۢا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِى ٱلدِّينِ‌ۚ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَٱسْمَعْ وَٱنظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَـٰكِن لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلاً
مِّنَ
öyleleri var ki
ٱلَّذِينَ
those who
هَادُوا۟
Yahudilerden
يُحَرِّفُونَ
kaydırıyorlar
ٱلْكَلِمَ
kelimeleri
عَن
yerlerinden;
مَّوَاضِعِهِۦ
their places
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
سَمِعْنَا
işittik
وَعَصَيْنَا
ve isyan ettik
وَٱسْمَعْ
ve dinle
غَيْرَ
dinlemez olası
مُسْمَعٍۢ
to be heard
وَرَٰعِنَا
ve ra'ina
لَيًّۢا
eğip bükerek
بِأَلْسِنَتِهِمْ
dillerini
وَطَعْنًۭا
ve taşlayarak
فِى
dini
ٱلدِّينِ ۚ
the religion
وَلَوْ
keşke (eğer)
أَنَّهُمْ
onlar
قَالُوا۟
deselerdi
سَمِعْنَا
işittik
وَأَطَعْنَا
ve ita'at ettik
وَٱسْمَعْ
ve dinle
وَٱنظُرْنَا
ve bize bak
لَكَانَ
elbette olurdu
خَيْرًۭا
daha iyi
لَّهُمْ
kendileri için
وَأَقْوَمَ
ve daha sağlam
وَلَـٰكِن
fakat
لَّعَنَهُمُ
onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
بِكُفْرِهِمْ
inkarlarından dolayı
فَلَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı

Diyanet İşleri MealiYahudilerden, sözleri yerlerinden değiştirip: "İşittik ve karşı geldik, kulak vermeyerek dinle" ve dillerini eğip bükerek ve dini yererek: "Bizi de dinle" diyenler vardır. Şayet: "İşittik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet" demiş olsalardı, onlar için daha iyi daha doğru olurdu. İşte Allah inkarları yüzünden onlara lanet etmiştir. Onların ancak pek azı inanır

Saheeh InternationalAmong the Jews are those who distort words from their [proper] usages and say, "We hear and disobey" and "Hear but be not heard" and "Ra'ina," twisting their tongues and defaming the religion. And if they had said [instead], "We hear and obey" and "Wait for us [to understand]," it would have been better for them and more suitable. But Allah has cursed them for their disbelief, so they believe not, except for a few

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من الذين هادوا» قوم «يحِّرفون» يغيرون «الكلم» الذي أنزل الله في التوراة من نعت محمد صلى الله عليه وسلم «عن مواضعه» التي وضع عليها «ويقولون» للنبي صلى الله عليه وسلم إذا أمرهم بشيء «سمعنا» قولك «وعصينا» أمرك «واسمع غير مُسمع» حال بمعنى الدعاء أي لا سمعت «و» يقولون له «راعنا» وقد نهى عن خطابه وهي كلمة سب بلغتهم «ليٌا» تحريفا «بألسنتهم وطعنا» قدحا «في الدين» الإسلام «ولو أنهم قالوا سمعنا وأطعنا» بذل وعصينا «واسمع» فقط «وانظرنا» انظر إلينا بدل راعنا «لكان خيرا لهم» مما قالوه «وأقوم» أعدل منه «ولكن لعنهم الله» أبعدهم عن رحمته «بكفرهم فلا يؤمنون إلا قليلا» منهم كعبد الله بن سلام وأصحابه.

4:47 📚 1
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلْكِتَـٰبَ ءَامِنُواْ بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَكُم مِّن قَبْلِ أَن نَّطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلَىٰٓ أَدْبَارِهَآ أَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّآ أَصْحَـٰبَ ٱلسَّبْتِ‌ۚ وَكَانَ أَمْرُ ٱللَّهِ مَفْعُولاً
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
أُوتُوا۟
verilen(ler)
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
ءَامِنُوا۟
inanın
بِمَا
şeye (Kur'ana)
نَزَّلْنَا
indirdiğimiz
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
yanınızdakini
مَعَكُم
with you
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
biz silip
نَّطْمِسَ
We efface
وُجُوهًۭا
bazı yüzleri
فَنَرُدَّهَا
döndürmemizden
عَلَىٰٓ
üzerine
أَدْبَارِهَآ
arkaları
أَوْ
ya da
نَلْعَنَهُمْ
onları da la'netlememizden
كَمَا
gibi
لَعَنَّآ
la'netlediğimiz
أَصْحَـٰبَ
adamlarını
ٱلسَّبْتِ ۚ
cumartesi
وَكَانَ
buyruğu
أَمْرُ
(the) command
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَفْعُولًا
yapılır

Diyanet İşleri MealiEy Kitap verilenler! Yüzleri silip arkaya çevirerek enseler gibi dümdüz yapmadan, yahut cumartesi güncüleri lanetlediğimiz gibi lanetlemeden önce, yanınızdakini tasdik ederek indirdiğimiz Kuran'a inanın; Allah'ın emri daima yapılagelmiştir

Saheeh InternationalO you who were given the Scripture, believe in what We have sent down [to Muhammad], confirming that which is with you, before We obliterate faces and turn them toward their backs or curse them as We cursed the sabbath-breakers. And ever is the decree of Allah accomplished

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين أوتوا الكتاب آمنوا بما نزّلنا» من القرآن «مصدّقا لما معكم» من التوراة «من قبل أن نطمس وجوها» نمحو ما فيها من العين والأنف والحاجب «فنردها على أدبارها» فنجعلها كالأقفاء لوحا واحدا «أو نلعنهم» نمسخهم قردة «كما لعنَّا» مسخنا «أصحاب السبت» منهم «وكان أمر الله» قضاؤه «مفعولا» ولما نزلت أسلم عبد الله بن سلام فقيل كان وعيدا بشرط فلما أسلم به ببعضهم رفع وقيل يكون طمس ومسح قبل قيام الساعة.

4:48 📚 29
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِۦ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٲلِكَ لِمَن يَشَآءُ‌ۚ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱفْتَرَىٰٓ إِثْمًا عَظِيمًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
bağışlamaz
يَغْفِرُ
forgive
أَن
ortak koşulmasını
يُشْرَكَ
partners be associated
بِهِۦ
kendisine
وَيَغْفِرُ
ve bağışlar
مَا
başkasını
دُونَ
other than
ذَٰلِكَ
bundan
لِمَن
kimseden
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَمَن
ve kimse
يُشْرِكْ
ortak koşan
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَقَدِ
gerçekten
ٱفْتَرَىٰٓ
iftira etmiştir
إِثْمًا
bir günah
عَظِيمًا
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur

Saheeh InternationalIndeed, Allah does not forgive association with Him, but He forgives what is less than that for whom He wills. And he who associates others with Allah has certainly fabricated a tremendous sin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله لا يغفر أن يُشرك» أي الإشراك «به ويغفر ما دون» سوى «ذلك» من الذنوب «لمن يشاء» المغفرة له بأن يدخله الجنة بلا عذاب ومن شاء عذّبه من المؤمنين بذنوبه ثم يدخله الجنة «ومن يشرك بالله فقد افترى إثما» ذنبا «عظيما» كبيرا.

4:49 📚 4
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنفُسَهُم‌ۚ بَلِ ٱللَّهُ يُزَكِّى مَن يَشَآءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلاً
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
şu
ٱلَّذِينَ
those who
يُزَكُّونَ
övüp yüceltenleri
أَنفُسَهُم ۚ
kendilerini
بَلِ
Hayır ancak'
ٱللَّهُ
Allah
يُزَكِّى
yüceltir
مَن
dilediğini
يَشَآءُ
He wills
وَلَا
onlara zulmedilmez
يُظْلَمُونَ
they will be wronged
فَتِيلًا
kıl kadar

Diyanet İşleri MealiKendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Allah dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar haksızlık yapmaz

Saheeh InternationalHave you not seen those who claim themselves to be pure? Rather, Allah purifies whom He wills, and injustice is not done to them, [even] as much as a thread [inside a date seed]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر إلى الذين يزكُون أنفسهم» وهم اليهود حيث قالوا نحن أبناء الله وأحباؤه أي ليس الأمر بتزكيتهم أنفسهم «بل الله يزكّي» يطهر «من يشاء» بالإيمان «ولا يُظلمون» ينقصون من أعمالهم «فتيلا» قدر قشرة النواة.

4:50 📚 3
ٱنظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ‌ۖ وَكَفَىٰ بِهِۦٓ إِثْمًا مُّبِينًا
ٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
يَفْتَرُونَ
uyduruyorlar
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ ۖ
yalan
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِهِۦٓ
bu (onlara)
إِثْمًۭا
bir günah olarak
مُّبِينًا
apaçık

Diyanet İşleri MealiAllah'a nasıl yalan yere iftira ettiklerine bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter

Saheeh InternationalLook how they invent about Allah untruth, and sufficient is that as a manifest sin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«اُنظر» متعجبا «كيف يفترون على الله الكذب» بذلك «وكفى به إثما مبينا» بيِّنا.

4:51
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبًا مِّنَ ٱلْكِتَـٰبِ يُؤْمِنُونَ بِٱلْجِبْتِ وَٱلطَّـٰغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ هَـٰٓؤُلَآءِ أَهْدَىٰ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ سَبِيلاً
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kendilerine
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilenleri
نَصِيبًۭا
bir pay
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
يُؤْمِنُونَ
inanıyorlar
بِٱلْجِبْتِ
cibt'e
وَٱلطَّـٰغُوتِ
ve tağut'a
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
لِلَّذِينَ
için
كَفَرُوا۟
inkar edenler
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
أَهْدَىٰ
daha doğru
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
سَبِيلًا
yolda(dırlar)

Diyanet İşleri MealiKendilerine kitap verilmiş olanların, puta ve şeytana kanıp, inkar edenlere: "Bunlar, inananlardan daha doğru yoldadırlar" dediklerini görmedin mi

Saheeh InternationalHave you not seen those who were given a portion of the Scripture, who believe in superstition and false objects of worship and say about the disbelievers, "These are better guided than the believers as to the way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في كعب بن الأشرف ونحوه من علماء اليهود لما قدموا مكة وشاهدوا قتلى بدر وحرضوا المشركين على الأخذ بثأرهم ومحاربة النبي صلى الله عليه وسلم «ألم تر إلى الذين أوتوا نصيبا من الكتاب يؤمنون بالجبت والطاغوت» صنمان لقريش «ويقولون للذين كفروا» أبي سفيان وأصاحبه حين قالوا لهم: نحن أهدى سبيلا ونحن ولاة البيت نسقي الحاج ونقري الضيف ونفك العاني ونفعل... أم محمد وقد خالف دين آبائه وقطع الرحم وفارق الحرم «هؤلاء» أي أنتم «أهدى من الذين آمنوا سبيلا» أقوم طريقا.

4:52 📚 1
أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ‌ۖ وَمَن يَلْعَنِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ نَصِيرًا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
la'netlediği (insanlardır)
لَعَنَهُمُ
(who have been) cursed
ٱللَّهُ ۖ
Allah'ın
وَمَن
kimi
يَلْعَنِ
la'netlerse
ٱللَّهُ
Allah
فَلَن
artık bulamazsın
تَجِدَ
will you find
لَهُۥ
onun için
نَصِيرًا
(hiçbir) yardımcı

Diyanet İşleri Mealiİşte, Allah'ın lanetledikleri onlardır. Allah'ın lanetlediği kişiye asla yardımcı bulamayacaksın

Saheeh InternationalThose are the ones whom Allah has cursed; and he whom Allah curses - never will you find for him a helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك الذين لعنهم الله ومن يلعنـ» ـه «الله فلن تجد له نصيرا» مانعا من عذابه.

4:53
أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّنَ ٱلْمُلْكِ فَإِذًا لَّا يُؤْتُونَ ٱلنَّاسَ نَقِيرًا
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
onların var mı?
نَصِيبٌۭ
bir payı
مِّنَ
mülkten
ٱلْمُلْكِ
the Kingdom
فَإِذًۭا
öyle olsaydı
لَّا
vermezlerdi
يُؤْتُونَ
they give
ٱلنَّاسَ
insanlara
نَقِيرًا
bir çekirdek zerresi bile

Diyanet İşleri MealiYoksa onların hükümranlıktan bir payı mı var? O zaman insanlara bir çekirdek parçası bile vermezler

Saheeh InternationalOr have they a share of dominion? Then [if that were so], they would not give the people [even as much as] the speck on a date seed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «لهم نصيب من الملك» أي ليس لهم شيء منه ولو كان «فإذا لا يؤتون الناس نقيرا» أي شيئا تافها قدر النقرة في ظهر النواة لفرط بخلهم.

4:54
أَمْ يَحْسُدُونَ ٱلنَّاسَ عَلَىٰ مَآ ءَاتَـٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ‌ۖ فَقَدْ ءَاتَيْنَآ ءَالَ إِبْرَٲهِيمَ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَءَاتَيْنَـٰهُم مُّلْكًا عَظِيمًا
أَمْ
yoksa
يَحْسُدُونَ
kıskanıyorlar mı
ٱلنَّاسَ
insanlara
عَلَىٰ
yüzünden
مَآ
şeyi (vahiyleri)
ءَاتَىٰهُمُ
verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۖ
His Bounty
فَقَدْ
oysa
ءَاتَيْنَآ
biz verdik
ءَالَ
soyuna
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَءَاتَيْنَـٰهُم
ve onlara verdik
مُّلْكًا
bir mülk
عَظِيمًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiYoksa Allah'ın bol nimetinden verdiği kimseleri mi çekemiyorlar? Oysa İbrahim ailesine kitap ve hikmet verdik, onlara büyük hükümranlık bahşettik

Saheeh InternationalOr do they envy people for what Allah has given them of His bounty? But we had already given the family of Abraham the Scripture and wisdom and conferred upon them a great kingdom

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «يحسدون الناس» أي النبي صلى الله عليه وسلم «على ما آتاهم الله من فضله» من النبوة وكثرة النساء، أي يتمنون زواله عنه ويقولون لو كان نبيا لاشتغل عن النساء «فقد آتينا آل إبراهيم» جده كموسى وداود وسليمان «الكتاب والحكمة» والنبوة «وآتيناهم ملكا عظيما» فكان لداود تسع وتسعون امرأة ولسليمان ألف ما بين حُرَّةِ وسرية.

4:55
فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ بِهِۦ وَمِنْهُم مَّن صَدَّ عَنْهُ‌ۚ وَكَفَىٰ بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا
فَمِنْهُم
onlardan
مَّنْ
kimi
ءَامَنَ
inandı
بِهِۦ
O(Hak Kitabı)na
وَمِنْهُم
onlardan
مَّن
kimi de
صَدَّ
yüz çevirdi
عَنْهُ ۚ
ondan
وَكَفَىٰ
öylesine de yetti
بِجَهَنَّمَ
cehennem
سَعِيرًا
çılgın alevli

Diyanet İşleri MealiOnlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakim'dir

Saheeh InternationalAnd some among them believed in it, and some among them were averse to it. And sufficient is Hell as a blaze

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمنهم من آمن به» بمحمد صلى الله عليه وسلم «ومنهم من صدَّ» أعرض «عنه» فلم يؤمن «وكفي بجهنم سعيرا» عذابا لمن لا يؤمن.

4:56 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔـايَـٰتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُم بَدَّلْنَـٰهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُواْ ٱلْعَذَابَ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseleri
كَفَرُوا۟
inkar eden(leri)
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
سَوْفَ
yakında
نُصْلِيهِمْ
sokacağız
نَارًۭا
bir ateşe
كُلَّمَا
her
نَضِجَتْ
piştikçe
جُلُودُهُم
derileri
بَدَّلْنَـٰهُمْ
değiştireceğiz
جُلُودًا
derileri
غَيْرَهَا
başkasıyla
لِيَذُوقُوا۟
tadsınlar diye
ٱلْعَذَابَ ۗ
azabı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
daima üstündür
عَزِيزًا
All-Mighty
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiOnlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakim'dir

Saheeh InternationalIndeed, those who disbelieve in Our verses - We will drive them into a Fire. Every time their skins are roasted through We will replace them with other skins so they may taste the punishment. Indeed, Allah is ever Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا بآياتنا سوف نصليهم» ندخلهم «نارا» يحترقون فيها «كلما نضجت» احترقت «جلودهم بدَّلناهم جلودا غيرها» بأن تعاد إلى حالها الأول غير محترقة «ليذوقوا العذاب» ليقاسوا شدته «إن الله كان عزيزا» لا يعجزه شيء «حكيما» في خلقه.

4:57
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا‌ۖ لَّهُمْ فِيهَآ أَزْوَٲجٌ مُّطَهَّرَةٌ‌ۖ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلاًّ ظَلِيلاً
وَٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
سَنُدْخِلُهُمْ
sokacağız
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
kalacaklardır
فِيهَآ
orada
أَبَدًۭا ۖ
sürekli
لَّهُمْ
kendilerine vardır
فِيهَآ
orada
أَزْوَٰجٌۭ
eşler de
مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ
tertemiz
وَنُدْخِلُهُمْ
ve onları sokacağız
ظِلًّۭا
bir gölgeye
ظَلِيلًا
(hiç güneş sızmayan) eşsiz

Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı iş işleyenleri içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları en koyu gölgeliklere yerleştireceğiz

Saheeh InternationalBut those who believe and do righteous deeds - We will admit them to gardens beneath which rivers flow, wherein they abide forever. For them therein are purified spouses, and We will admit them to deepening shade

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين آمنوا وعملوا الصالحات سندخلهم جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها أبدا لهم فيها أزواج مطهرة» من الحيض وكل قذر «وندخلهم ظلا ظليلا» دائما لا تنسخه شمس وهو ظل الجنة,

4:58 📚 2
۞ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّواْ ٱلْأَمَـٰنَـٰتِ إِلَىٰٓ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِٱلْعَدْلِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعَۢا بَصِيرًا
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْمُرُكُمْ
size emreder
أَن
vermenizi
تُؤَدُّوا۟
render
ٱلْأَمَـٰنَـٰتِ
emanetleri
إِلَىٰٓ
ehline
أَهْلِهَا
their owners
وَإِذَا
ve zaman
حَكَمْتُم
hükmettiğiniz
بَيْنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
أَن
hükmetmenizi
تَحْكُمُوا۟
judge
بِٱلْعَدْلِ ۚ
adaletle
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
نِعِمَّا
ne güzel
يَعِظُكُم
size öğüt veriyor
بِهِۦٓ ۗ
onunla
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
işitendir
سَمِيعًۢا
All-Hearing
بَصِيرًۭا
görendir

Diyanet İşleri MealiHiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür

Saheeh InternationalIndeed, Allah commands you to render trusts to whom they are due and when you judge between people to judge with justice. Excellent is that which Allah instructs you. Indeed, Allah is ever Hearing and Seeing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله يأمركم أن تؤدوا الأمانات» أي ما اؤتمن عليه من الحقوق «إلى أهلها» نزلت لما أخذ عليّ رضي الله عنه مفتاح الكعبة من عثمان بن طلحة الحجبي سادنها قسرا لما قدم النبي صلى الله عليه وسلم مكة عام الفتح ومنعه وقال لو علمت أنه رسول الله لم أمنعه فأمر رسول الله صلى الله عليه وسلم برده إليه وقال هاك خالدة تالدة فعجب من ذلك فقرأ له عليُّ الآية، فأسلم وأعطاه عند موته لأخيه شيبة فبقي في ولده والآيةُ وإن وردت على سبب خاص فعمومها معتبر بقرينة الجمع «وإذا حكمتم بين الناس» يأمركم «أن تحكموا بالعدل إن الله نعمَّا» فيه إدغام ميم نعم في ما النكرة الموصولة أي نعم شيئا «يعظكم به» تأدية الأمانة والحكم بالعدل «إن الله كان سميعا» لما يقال «بصيرا» بما يفعل.

4:59 📚 15
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ وَأُوْلِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ‌ۖ فَإِن تَنَـٰزَعْتُمْ فِى شَىْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ‌ۚ ذَٲلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
iman eden(ler)
أَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ
Elçiye
وَأُو۟لِى
ve sahibine
ٱلْأَمْرِ
buyruk
مِنكُمْ ۖ
sizden olan
فَإِن
eğer
تَنَـٰزَعْتُمْ
anlaşmazlığa düşerseniz
فِى
hakkında
شَىْءٍۢ
herhangi bir şey
فَرُدُّوهُ
onu götürün
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَٱلرَّسُولِ
ve Elçiye
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
تُؤْمِنُونَ
inanıyor
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ
ahiret
ذَٰلِكَ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
وَأَحْسَنُ
ve daha güzeldir
تَأْوِيلًا
sonuç bakımından da

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun halini Allah'a ve Peygambere bırakın. Bu, hayırlı ve netice itibariyle en güzeldir

Saheeh InternationalO you who have believed, obey Allah and obey the Messenger and those in authority among you. And if you disagree over anything, refer it to Allah and the Messenger, if you should believe in Allah and the Last Day. That is the best [way] and best in result

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا أطيعوا الله وأطيعوا الرسول وأولي» وأصحاب «الأمر» أي الولاة «منكم» إذا أمروكم بطاعة الله ورسوله «فإن تنازعتم» اختلفتم «في شيء فردوه إلى الله» أي إلى كتابه «والرسول» مدة حياته وبعده إلى سنته أي اكشفوا عليه منهما «إن كنتم تؤمنون بالله واليوم الآخر ذلك» أي الرد إليهما «خير» لكم من التنازع والقول بالرأي «وأحسن تأويلاً» مآلاً.

4:60 📚 7
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ ءَامَنُواْ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓاْ إِلَى ٱلطَّـٰغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوٓاْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِۦ وَيُرِيدُ ٱلشَّيْطَـٰنُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلَـٰلاَۢ بَعِيدًا
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
يَزْعُمُونَ
zanneden(leri)
أَنَّهُمْ
sadece kendilerinin
ءَامَنُوا۟
inandıklarını
بِمَآ
şeylere
أُنزِلَ
indirilene
إِلَيْكَ
sana
وَمَآ
ve şeylere
أُنزِلَ
indirilene
مِن
ve senden önce
قَبْلِكَ
before you
يُرِيدُونَ
istiyorlar
أَن
hakem olarak başvurmak
يَتَحَاكَمُوٓا۟
go for judgment
إِلَى
tağuta
ٱلطَّـٰغُوتِ
the false deities
وَقَدْ
oysa
أُمِرُوٓا۟
emredilmişti
أَن
inkar etmeleri
يَكْفُرُوا۟
reject
بِهِۦ
onu
وَيُرِيدُ
ve istiyor
ٱلشَّيْطَـٰنُ
Şeytan da
أَن
onları saptırmak
يُضِلَّهُمْ
mislead them
ضَلَـٰلًۢا
sapkınlıkla
بَعِيدًۭا
iyice

Diyanet İşleri MealiSana indirilen Kuran'a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Putlarının önünde muhakeme olunmalarını isterler. Oysa, onları tanımamakla emr olunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister

Saheeh InternationalHave you not seen those who claim to have believed in what was revealed to you, [O Muhammad], and what was revealed before you? They wish to refer legislation to Taghut, while they were commanded to reject it; and Satan wishes to lead them far astray

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما اختصم يهودي ومنافق فدعا المنافق إلى كعب بن الأشرف ليحكم بينهما ودعا اليهودي إلى النبي صلى الله عليه وسلم فأتياه فقضى لليهودي فلم يرض المنافق وأتيا عمر فذكر اليهودي ذلك فقال للمنافق أكذلك فقال نعم فقتله «ألم ترَ إلى الذين يزعمون أنهم آمنوا بما أنزل إليك وما أُنزل من قبلك يريدون أن يتحاكموا إلى الطاغوت» الكثير الطغيان وهو كعب بن الأشرف «وقد أمروا أن يكفروا به» ولا يوالوه «ويريد الشيطان أن يضلَّهم ضلالا بعيدا» عن الحق.

4:61
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْاْ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيْتَ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودًا
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمْ
kendilerine
تَعَالَوْا۟
gelin
إِلَىٰ
şeye
مَآ
what
أَنزَلَ
indirdiği(ne)
ٱللَّهُ
Allah'ın
وَإِلَى
ve
ٱلرَّسُولِ
Elçiye
رَأَيْتَ
görürsün
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
o ikiyüzlülerin
يَصُدُّونَ
uzaklaştıklarını
عَنكَ
senden
صُدُودًۭا
büsbütün uzaklaşmakla

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin" dendiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün

Saheeh InternationalAnd when it is said to them, "Come to what Allah has revealed and to the Messenger," you see the hypocrites turning away from you in aversion

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قيل لهم تعالوا إلى ما أنزل الله» في القرآن من الحكم «وإلى الرسول» ليحكم بينكم «رأيت المنافقين يصدون» يُعرضون «عنك» إلى غيرك «صدودا».

4:62
فَكَيْفَ إِذَآ أَصَـٰبَتْهُم مُّصِيبَةُۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنْ أَرَدْنَآ إِلَّآ إِحْسَـٰنًا وَتَوْفِيقًا
فَكَيْفَ
nasıl
إِذَآ
ne zaman ki
أَصَـٰبَتْهُم
başlarına gelince
مُّصِيبَةٌۢ
bir felaket
بِمَا
yüzünden
قَدَّمَتْ
yaptıkları (kötülükler)
أَيْدِيهِمْ
elleriyle
ثُمَّ
sonra hemen
جَآءُوكَ
sana gelirler
يَحْلِفُونَ
yemin ederler
بِٱللَّهِ
Allah'a
إِنْ
diye
أَرَدْنَآ
biz istedik
إِلَّآ
sadece
إِحْسَـٰنًۭا
iyilik etmek
وَتَوْفِيقًا
ve uzlaştırmak

Diyanet İşleri MealiBaşlarına kendi işlediklerinden ötürü bir musibet çattığında sana gelip: "Biz, iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye de nasıl Allah'a yemin ederler

Saheeh InternationalSo how [will it be] when disaster strikes them because of what their hands have put forth and then they come to you swearing by Allah, "We intended nothing but good conduct and accommodation

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكيف» يصنعون «إذا أصابتهم مصيبة» عقوبة «بما قدّمت أيديهم» من الكفر والمعاصي أي أيقدرون على الإعراض والفرار منها؟ لا «ثم جَاءُوك» معطوف على يصدون «يحلفون بالله إن» ما «أردنا» بالمحاكمة إلى غيرك «إلا إحسانا» صلحا «وتوفيقا» تأليفا بين الخصمين بالتقريب في الحكم دون الحمل على مر الحق.

4:63 📚 1
أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعْلَمُ ٱللَّهُ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُل لَّهُمْ فِىٓ أَنفُسِهِمْ قَوْلاَۢ بَلِيغًا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَعْلَمُ
bilir
ٱللَّهُ
Allah
مَا
olanı
فِى
onların kalblerinde
قُلُوبِهِمْ
their hearts
فَأَعْرِضْ
aldırma
عَنْهُمْ
onlara
وَعِظْهُمْ
ve onlara öğüt ver
وَقُل
ve söyle
لَّهُمْ
onların
فِىٓ
içlerine işleyecek
أَنفُسِهِمْ
their souls
قَوْلًۢا
bir söz
بَلِيغًۭا
güzel

Diyanet İşleri Mealiİşte bunlarin kalblerinde olanı Allah bilir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver, kendilerine tesirli sözler söyle

Saheeh InternationalThose are the ones of whom Allah knows what is in their hearts, so turn away from them but admonish them and speak to them a far-reaching word

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك الذين يعلم الله ما في قلوبهم» من النفاق وكذبهم في عذرهم «فأعرض عنهم» بالصفح «وعِظهم» خوِّفهم الله «وقل لهم في» شأن «أنفسهم قولا بليغا» مؤثرا فيهم أي أزجرهم ليرجعوا عن كفرهم.

4:64 📚 5
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ‌ۚ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمْ جَآءُوكَ فَٱسْتَغْفَرُواْ ٱللَّهَ وَٱسْتَغْفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُواْ ٱللَّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا
وَمَآ
biz göndermedik
أَرْسَلْنَا
We sent
مِن
hiçbir
رَّسُولٍ
elçiyi
إِلَّا
başka bir amaçla
لِيُطَاعَ
ita'at edilmekten
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَلَوْ
eğer
أَنَّهُمْ
onlar
إِذ
zaman
ظَّلَمُوٓا۟
zulmettikleri
أَنفُسَهُمْ
kendilerine
جَآءُوكَ
sana gelseler
فَٱسْتَغْفَرُوا۟
bağışlanma dileseler
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱسْتَغْفَرَ
ve bağışlanmasını dileseydi
لَهُمُ
onların
ٱلرَّسُولُ
Elçi
لَوَجَدُوا۟
elbette bulurlardı
ٱللَّهَ
Allah'ı
تَوَّابًۭا
affedici
رَّحِيمًۭا
merhametli

Diyanet İşleri MealiBiz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar, kendilerine yazık ettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allah'ın tevbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi

Saheeh InternationalAnd We did not send any messenger except to be obeyed by permission of Allah. And if, when they wronged themselves, they had come to you, [O Muhammad], and asked forgiveness of Allah and the Messenger had asked forgiveness for them, they would have found Allah Accepting of repentance and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أرسلنا من رسول إلا ليُطاع» فيما يأمر به ويحكم «بإذن الله» بأمره لا ليعصى ويخالف «ولو أنهم إذ ظلموا أنفسهم» بتحاكمهم إلى الطاغوت «جاءُوك» تائبين «فاستغفروا الله واستغفر لهم الرسول» فيه التفات عن الخطاب تفخيما لشأنه «لوجدوا الله توَابا» عليهم «رحيما» بهم.

4:65 📚 12
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُواْ فِىٓ أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا
فَلَا
hayır
وَرَبِّكَ
Rabin hakkı için
لَا
olmazlar
يُؤْمِنُونَ
inanmış
حَتَّىٰ
seni hakem yaparak
يُحَكِّمُوكَ
they make you judge
فِيمَا
işlerde
شَجَرَ
çekişmeli
بَيْنَهُمْ
aralarında çıkan
ثُمَّ
sonra da
لَا
bulunmadan
يَجِدُوا۟
they find
فِىٓ
içlerinde
أَنفُسِهِمْ
kendilerinin
حَرَجًۭا
bir burukluk
مِّمَّا
senin verdiğin hükme
قَضَيْتَ
you (have) decided
وَيُسَلِّمُوا۟
ve teslim olmadıkça
تَسْلِيمًۭا
tam bir teslimiyetle

Diyanet İşleri MealiHayır; Rabb'ine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar

Saheeh InternationalBut no, by your Lord, they will not [truly] believe until they make you, [O Muhammad], judge concerning that over which they dispute among themselves and then find within themselves no discomfort from what you have judged and submit in [full, willing] submission

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا وربِّك» لا زائدة «لا يؤمنون حتى يحكِّموك فيما شجر» اختلط «بينهم ثم لا يجدوا في أنفسهم حرجا» ضيقا أو شكٌا «مما قضيت» به «ويسلِّموا» ينقادوا لحكمك «تسليما» من غير معارضة.

4:66 📚 7
وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ ٱقْتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمْ أَوِ ٱخْرُجُواْ مِن دِيَـٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِّنْهُمْ‌ۖ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُواْ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا
وَلَوْ
ve eğer
أَنَّا
biz
كَتَبْنَا
yazsaydık
عَلَيْهِمْ
onlara
أَنِ
öldürün
ٱقْتُلُوٓا۟
Kill
أَنفُسَكُمْ
kendinizi
أَوِ
ya da
ٱخْرُجُوا۟
çıkın
مِن
yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُم
your homes
مَّا
bunu yapmazlardı
فَعَلُوهُ
they would have done it
إِلَّا
hariç
قَلِيلٌۭ
pek azı
مِّنْهُمْ ۖ
içlerinden
وَلَوْ
eğer
أَنَّهُمْ
onlar
فَعَلُوا۟
yapsalardı
مَا
şeyi
يُوعَظُونَ
öğütlenen
بِهِۦ
kendilerine
لَكَانَ
elbette olurdu
خَيْرًۭا
daha iyi
لَّهُمْ
kendileri için
وَأَشَدَّ
ve daha sağlam
تَثْبِيتًۭا
sağlamlıkta

Diyanet İşleri MealiŞayet onlara "Kendinizi öldürün" yahut "Memleketinizden çıkın" diye emretmiş olsaydık, pek azından başkaları bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu

Saheeh InternationalAnd if We had decreed upon them, "Kill yourselves" or "Leave your homes," they would not have done it, except for a few of them. But if they had done what they were instructed, it would have been better for them and a firmer position [for them in faith]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو أنا كتبنا عليهم أن» مفسرة «اقتلوا أنفسكم أو اخرجوا من دياركم» كما كتبنا على بني إسرائيل «ما فعلوه» أي المكتوب عليهم «إلا قليل» بالرفع على البدل والنصب على الاستثناء «منهم ولو أنهم فعلوا ما يوعَظون به» من طاعة الرسول صلى الله عليه وسلم «لكان خيرا لهم وأشد تثبيتا» تحقيقا لإيمانهم.

4:67
وَإِذًا لَّأَتَيْنَـٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجْرًا عَظِيمًا
وَإِذًۭا
ve o zaman
لَّـَٔاتَيْنَـٰهُم
kendilerine verirdik
مِّن
katımızdan
لَّدُنَّآ
Ourselves
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiO zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik

Saheeh InternationalAnd then We would have given them from Us a great reward

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا» أي لو ثبتوا «لآتيناهم من لدَّنا» من عندنا «أجرا عظيما» هو الجنة.

4:68
وَلَهَدَيْنَـٰهُمْ صِرَٲطًا مُّسْتَقِيمًا
وَلَهَدَيْنَـٰهُمْ
ve onları iletirdik
صِرَٰطًۭا
bir yola
مُّسْتَقِيمًۭا
doğru

Diyanet İşleri MealiO zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik

Saheeh InternationalAnd We would have guided them to a straight path

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولهديناهم صراطا مستقيما» قال بعض الصحابة للنبي صلى الله عليه وسلم كيف نراك في الجنة وأنت في الدرجات العلى ونحن أسفل منك فنزل.

4:69 📚 18
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُوْلَـٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّــۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّـٰلِحِينَ‌ۚ وَحَسُنَ أُوْلَـٰٓئِكَ رَفِيقًا
وَمَن
ve kim
يُطِعِ
ita'at ederse
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ
ve Elçi'ye
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مَعَ
beraberdir
ٱلَّذِينَ
kimselerle
أَنْعَمَ
ni'metlendirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْهِم
kendilerini
مِّنَ
peygamberlerle
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
the Prophets
وَٱلصِّدِّيقِينَ
ve sıddiklarla
وَٱلشُّهَدَآءِ
ve şehidlerle
وَٱلصَّـٰلِحِينَ ۚ
ve Salihlerle
وَحَسُنَ
ve ne güzel
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
رَفِيقًۭا
arkadaştır

Diyanet İşleri MealiKim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar

Saheeh InternationalAnd whoever obeys Allah and the Messenger - those will be with the ones upon whom Allah has bestowed favor of the prophets, the steadfast affirmers of truth, the martyrs and the righteous. And excellent are those as companions

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يطع الله والرسول» فيما أمر به «فأولئك مع الذين أنعم الله عليهم من النبيين والصديقين» أفاضل أصحاب الأنبياء لمبالغتهم في الصدق والتصديق «والشهداء» القتلى في سبيل الله «والصالحين» غير من ذكر «وحسُن أولئك رفيقا» رفقاء في الجنة بأن يستمتع فيها برؤيتهم وزيارتهم والحضور معهم وإن كان مقرهم في الدرجات العالية بالنسبة إلى غيرهم.

4:70 📚 1
ذَٲلِكَ ٱلْفَضْلُ مِنَ ٱللَّهِ‌ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ عَلِيمًا
ذَٰلِكَ
bu
ٱلْفَضْلُ
ni'met
مِنَ
Allahtandır
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
عَلِيمًۭا
bilen olarak

Diyanet İşleri MealiBu nimet, Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter

Saheeh InternationalThat is the bounty from Allah, and sufficient is Allah as Knower

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» أي كونهم مع ذكر مبتدأ خبره «الفضل من الله» تفضل به عليهم لا أنهم نالوه بطاعتهم «وكفى بالله عليما» بثواب الآخرة أي فثقوا بما أخبركم به (ولا ينبئك مثل خبير).

4:71
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ خُذُواْ حِذْرَكُمْ فَٱنفِرُواْ ثُبَاتٍ أَوِ ٱنفِرُواْ جَمِيعًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
خُذُوا۟
alın
حِذْرَكُمْ
korunma(tedbirleri)nizi
فَٱنفِرُوا۟
savaşa gidin
ثُبَاتٍ
bölük bölük
أَوِ
ya da
ٱنفِرُوا۟
savaşa gidin
جَمِيعًۭا
hep birlikte

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! İhtiyatlı davranın, bölük bölük veya hep birden savaşa gidin

Saheeh InternationalO you who have believed, take your precaution and [either] go forth in companies or go forth all together

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا خذوا حذركم» من عدوكم أي احترزوا منه وتيقظوا له «فانفروا» انهضوا إلى قتاله «ثُبَاتٍ» متفرقين سرية بعد أخرى «أو انفروا جميعا» مجتمعين.

4:72
وَإِنَّ مِنكُمْ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَـٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَىَّ إِذْ لَمْ أَكُن مَّعَهُمْ شَهِيدًا
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنكُمْ
içinizden
لَمَن
bir kısmı var ki
لَّيُبَطِّئَنَّ
pek ağır davranır
فَإِنْ
eğer
أَصَـٰبَتْكُم
size erişirse
مُّصِيبَةٌۭ
bir felaket
قَالَ
der ki
قَدْ
muhakkak
أَنْعَمَ
lutfetti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىَّ
bana
إِذْ
bulunmadım
لَمْ
(that) not
أَكُن
I was
مَّعَهُمْ
onlarla beraber
شَهِيدًۭا
hazır

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz aranızda pek ağır davrananlar vardır; size bir musibet gelirse: "Allah bana iyilikte bulundu, çünkü onlarla beraber bulunmadim" der

Saheeh InternationalAnd indeed, there is among you he who lingers behind; and if disaster strikes you, he says, "Allah has favored me in that I was not present with them

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنَّ منكم لمن ليبطئنَّ» ليتأخرن عن القتال كعبد الله بن أبيّ المنافق وأصحابه وجعله منهم من حيث الظاهر واللام في الفعل للقسم «فإن أصابتكم مصيبة» كقتل وهزيمة «قال قد أنعم الله علىَّ إذ لم أكن معهم شهيدا» حاضرا فأصاب.

4:73
وَلَئِنْ أَصَـٰبَكُمْ فَضْلٌ مِّنَ ٱللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَن لَّمْ تَكُنۢ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُۥ مَوَدَّةٌ يَـٰلَيْتَنِى كُنتُ مَعَهُمْ فَأَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا
وَلَئِنْ
ve eğer
أَصَـٰبَكُمْ
size erişirse
فَضْلٌۭ
bir ni'met
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
لَيَقُولَنَّ
der
كَأَن
sanki
لَّمْ
yokmuş gibi
تَكُنۢ
there been
بَيْنَكُمْ
sizinle
وَبَيْنَهُۥ
kendisi arasında
مَوَدَّةٌۭ
hiç sevgi
يَـٰلَيْتَنِى
keşke ben de
كُنتُ
olsaydım
مَعَهُمْ
onlarla beraber
فَأَفُوزَ
kazansaydım
فَوْزًا
bir başarı
عَظِيمًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah'tan size bir nimet erişse, and olsun ki, sizinle kendi arasında bir dostluk yokmuş gibi: "Keşki onlarla beraber olsaydım da ben de büyük bir başarı kazansaydım" der

Saheeh InternationalBut if bounty comes to you from Allah, he will surely say, as if there had never been between you and him any affection. "Oh, I wish I had been with them so I could have attained a great attainment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولئن» لام قسم «أصابكم فضل من الله» كفتح وغنيمة «لَيَقُولَنَّ» نادما «كأن» مخففة واسمها محذوف أي كأنه «لم يكن» بالياء والتاء «بينكم وبينه مودة» معرفة وصداقة وهذا راجع إلى قوله (قد أنعم الله علىَّ)، اعترض به بين القول ومقوله وهو «يا» للتنبيه «ليتني كنت معهم فأفوزَ فوزا عظيما» آخذ حظا وافرا من الغنيمة قال تعالى.

4:74
۞ فَلْيُقَـٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يَشْرُونَ ٱلْحَيَوٲةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْأَخِرَةِ‌ۚ وَمَن يُقَـٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
۞ فَلْيُقَـٰتِلْ
savaşsınlar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَشْرُونَ
satan(lar)
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ahireti karşılığında
وَمَن
ve kim
يُقَـٰتِلْ
savaşır da
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
فَيُقْتَلْ
öldürülür
أَوْ
veya
يَغْلِبْ
galib gelirse
فَسَوْفَ
yakında
نُؤْتِيهِ
biz ona vereceğiz
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiO halde, dünya hayatı yerine ahireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır, öldürülür veya galib gelirse, Biz ona büyük bir ecir vereceğiz

Saheeh InternationalSo let those fight in the cause of Allah who sell the life of this world for the Hereafter. And he who fights in the cause of Allah and is killed or achieves victory - We will bestow upon him a great reward

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فليقاتل في سبيل الله» لإعلاء دينه «الذين يشرون» يبيعون «الحياة الدنيا بالآخرة ومن يقاتل في سبيل الله فيُقتل» يستشهد «أو يَغلب» يظفر بعدوه «فسوف نؤتيه أجرا عظيما» ثوابا جزيلا.

4:75 📚 5
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَـٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٲنِ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْ هَـٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ ٱلظَّالِمِ أَهْلُهَا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا
وَمَا
ne oldu?
لَكُمْ
size
لَا
savaşmıyorsunuz
تُقَـٰتِلُونَ
you fight
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ
ve zayıf
مِنَ
(uğrunda)
ٱلرِّجَالِ
erkekler
وَٱلنِّسَآءِ
ve kadınlar
وَٱلْوِلْدَٰنِ
ve çocuklar
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَقُولُونَ
diyorlar
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَخْرِجْنَا
bizi çıkar
مِنْ
şu
هَـٰذِهِ
this
ٱلْقَرْيَةِ
kentten
ٱلظَّالِمِ
zalim
أَهْلُهَا
halkı
وَٱجْعَل
ve ver
لَّنَا
bize
مِن
katından
لَّدُنكَ
Yourself
وَلِيًّۭا
bir koruyucu
وَٱجْعَل
ve ver
لَّنَا
bize
مِن
katından
لَّدُنكَ
Yourself
نَصِيرًا
bir yardımcı

Diyanet İşleri MealiSize ne oluyor da: "Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet" diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd what is [the matter] with you that you fight not in the cause of Allah and [for] the oppressed among men, women, and children who say, "Our Lord, take us out of this city of oppressive people and appoint for us from Yourself a protector and appoint for us from Yourself a helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما لكم لا تقاتلون» إستفهام توبيخ، أي لا مانع لكم من القتال «في سبيل الله و» في تخليص «المستضعفين من الرجال والنساء والولدان» الذين حبسهم الكفار عن الهجرة وآذوهم، قال ابن عباس رضي الله عنهما: كنت أنا وأمي منهم «الذين يقولون» داعين يا «ربنا أخرجنا من هذه القرية» مكة «الظالم أهلُها» بالكفر «واجعل لنا من لدنك» من عندك «وليّاً» يتولى أمورنا «واجعل لنا من لدنك نصيرا» يمنعنا منهم وقد استجاب الله دعاءهم فيَسَّر لبعضهم الخروج وبقي بعضهم إلى أن فتحت مكة ووَلَّى صلى الله عليه وسلم عتاب بن أسيد فأنصف مظلومهم من ظالمهم.

4:76
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُقَـٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ‌ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُقَـٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱلطَّـٰغُوتِ فَقَـٰتِلُوٓاْ أَوْلِيَآءَ ٱلشَّيْطَـٰنِ‌ۖ إِنَّ كَيْدَ ٱلشَّيْطَـٰنِ كَانَ ضَعِيفًا
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
يُقَـٰتِلُونَ
savaşırlar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
يُقَـٰتِلُونَ
savaşırlar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱلطَّـٰغُوتِ
tağut
فَقَـٰتِلُوٓا۟
o halde savaşın
أَوْلِيَآءَ
dostlarıyle
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۖ
şeytanın
إِنَّ
şüphesiz
كَيْدَ
hilesi
ٱلشَّيْطَـٰنِ
şeytanın
كَانَ
zayıftır
ضَعِيفًا
weak

Diyanet İşleri Mealiİnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır

Saheeh InternationalThose who believe fight in the cause of Allah, and those who disbelieve fight in the cause of Taghut. So fight against the allies of Satan. Indeed, the plot of Satan has ever been weak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين آمنوا يقاتلون في سبيل الله والذين كفروا يقاتلون في سبيل الطاغوت» الشيطان «فقاتلوا أولياء الشيطان» أنصار دينه تغلبوهم لقوتكم بالله «إن كيد الشيطان» بالمؤمنين «كان ضعيفا» واهيا لا يقاوم كيد الله بالكافرين

4:77 📚 6
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوٓاْ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٲةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٲةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ كَخَشْيَةِ ٱللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً‌ۚ وَقَالُواْ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا ٱلْقِتَالَ لَوْلَآ أَخَّرْتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍ قَرِيبٍ‌ۗ قُلْ مَتَـٰعُ ٱلدُّنْيَا قَلِيلٌ وَٱلْأَخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلاً
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you seen
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
قِيلَ
denilen(leri)
لَهُمْ
kendilerine
كُفُّوٓا۟
(savaştan) çekin
أَيْدِيَكُمْ
ellerinizi
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
فَلَمَّا
zaman
كُتِبَ
yazılıdığı
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلْقِتَالُ
savaş
إِذَا
hemen
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُمْ
içlerinden
يَخْشَوْنَ
korkmaya başladılar
ٱلنَّاسَ
insanlardan
كَخَشْيَةِ
korkar gibi
ٱللَّهِ
Allah'tan
أَوْ
hatta
أَشَدَّ
daha fazla
خَشْيَةًۭ ۚ
korkuyla
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
رَبَّنَا
Rabbimiz
لِمَ
niçin
كَتَبْتَ
yazdın
عَلَيْنَا
bize
ٱلْقِتَالَ
savaş
لَوْلَآ
keşke
أَخَّرْتَنَآ
bizi erteleseydin
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
bir süreye
قَرِيبٍۢ ۗ
yakın
قُلْ
de ki
مَتَـٰعُ
geçimi
ٱلدُّنْيَا
dünya
قَلِيلٌۭ
azdır
وَٱلْـَٔاخِرَةُ
ve ahiret
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لِّمَنِ
kimse için
ٱتَّقَىٰ
korunan
وَلَا
size haksızlık edilmez
تُظْلَمُونَ
you will be wronged
فَتِيلًا
kıl kadar

Diyanet İşleri MealiKendilerine: "Elinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekat verin" denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir takımı hemen, insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, bizi yakın bir zamana kadar tehir edemez miydin?" derler. De ki: "Dünya geçimliği azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez

Saheeh InternationalHave you not seen those who were told, "Restrain your hands [from fighting] and establish prayer and give zakah"? But then when fighting was ordained for them, at once a party of them feared men as they fear Allah or with [even] greater fear. They said, "Our Lord, why have You decreed upon us fighting? If only You had postponed [it for] us for a short time." Say, The enjoyment of this world is little, and the Hereafter is better for he who fears Allah. And injustice will not be done to you, [even] as much as a thread [inside a date seed]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر إلى الذين قيل لهم كفُّوا أيديكم» عن قتال الكفار لما طلبوه بمكة لأذى الكفار لهم وهم جماعة من الصحابة «وأقيموا الصلاة وآتوا الزكاة فلما كُتب» فرض «عليهم القتال إذا فريق منهم يخشون» يخافون «الناس» الكفار، أي عذابهم بالقتل «كَخَشْيَتـ» ـهم عذاب «الله أو أشدَّ خشية» من خشيتهم له ونصب أشد على الحال وجواب لما دل عليه إذا وما بعدها أي فاجأتهم الخشية «وقالوا» جزعا من الموت «ربَنا لم كتبت علينا القتال لولا» هلاّ «أخَّرتنا إلى أجل قريب قل» لهم «متاعُ الدنيا» ما يتمتع به فيها أو الاستمتاع بها «قليل» آيل إلى الفناء «والآخرة» أي الجنة «خير لمن اتقى» عقاب الله بترك معصيته «ولا تُظلمون» بالتاء والياء تنقصون من أعمالكم «فتيلا» قدر قشرة النواة فجاهدوا.

4:78 📚 3
أَيْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ ٱلْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِى بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ‌ۗ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُواْ هَـٰذِهِۦ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ‌ۖ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُواْ هَـٰذِهِۦ مِنْ عِندِكَ‌ۚ قُلْ كُلٌّ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ‌ۖ فَمَالِ هَـٰٓؤُلَآءِ ٱلْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا
أَيْنَمَا
nerede
تَكُونُوا۟
olsanız
يُدْرِككُّمُ
yine sizi bulur
ٱلْمَوْتُ
ölüm
وَلَوْ
ve eğer
كُنتُمْ
bulunsanız
فِى
içinde
بُرُوجٍۢ
kaleler
مُّشَيَّدَةٍۢ ۗ
sağlam
وَإِن
ve eğer
تُصِبْهُمْ
onlara erişirse
حَسَنَةٌۭ
bir iyilik
يَقُولُوا۟
derler
هَـٰذِهِۦ
bu
مِنْ
tarafındandır
عِندِ
from
ٱللَّهِ ۖ
Allah
وَإِن
eğer
تُصِبْهُمْ
onlara erişirse
سَيِّئَةٌۭ
bir kötülük
يَقُولُوا۟
derler
هَـٰذِهِۦ
bu
مِنْ
senin yüzündendir
عِندِكَ ۚ
(from) you
قُلْ
de ki
كُلٌّۭ
hepsi
مِّنْ
tarafındandır
عِندِ
from
ٱللَّهِ ۖ
Allah
فَمَالِ
ne oluyor ki
هَـٰٓؤُلَآءِ
bu
ٱلْقَوْمِ
topluma
لَا
yanaşmıyorlar
يَكَادُونَ
do they seem
يَفْقَهُونَ
anlamaya
حَدِيثًۭا
söz

Diyanet İşleri MealiNerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: "Bu Allah'tandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa "Bu, senin tarafındandır" derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır". Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar

Saheeh InternationalWherever you may be, death will overtake you, even if you should be within towers of lofty construction. But if good comes to them, they say, "This is from Allah "; and if evil befalls them, they say, "This is from you." Say, "All [things] are from Allah." So what is [the matter] with those people that they can hardly understand any statement

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أينما تكونوا يدرككُّم الموت ولو كنتم في بروج» حصون «مشيدة» مرتفعة فلا تخشوا القتال خوف الموت «وإن تصبهم» أي اليهود «حسنة» خصب وسعة «يقولوا هذه من عند الله وإن تصبهم سيئة» جدب وبلاء كما لهم عند قدوم النبي صلى الله عليه وسلم المدينة «يقولوا هذه من عندك» يا محمد أي بشؤمك «قل» لهم «كل» من الحسنة والسيئة «من عند الله» من قبله «فمال هؤلاء القوم لا يكادون يفقهون» أي لا يقاربون أن يفهموا «حديثا» يُلقى إليهم وما استفهام تعجب من فرط جهلهم ونفي مقاربة الفعل أشد من نفيه.

4:79 📚 5
مَّآ أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ ٱللَّهِ‌ۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ‌ۚ وَأَرْسَلْنَـٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً‌ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا
مَّآ
şey
أَصَابَكَ
sana gelen
مِنْ
her
حَسَنَةٍۢ
iyilik
فَمِنَ
Allah'tandır
ٱللَّهِ ۖ
Allah
وَمَآ
ve şey
أَصَابَكَ
sana gelen
مِن
her
سَيِّئَةٍۢ
kötülük
فَمِن
kendi(günahın yüzü)-ndendir
نَّفْسِكَ ۚ
kendi(günahın yüzü)
وَأَرْسَلْنَـٰكَ
ve seni gönderdik
لِلنَّاسِ
insanlara
رَسُولًۭا ۚ
elçi
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
شَهِيدًۭا
şahid olarak

Diyanet İşleri MealiSana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter

Saheeh InternationalWhat comes to you of good is from Allah, but what comes to you of evil, [O man], is from yourself. And We have sent you, [O Muhammad], to the people as a messenger, and sufficient is Allah as Witness

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(ما أصابك) أيها الإنسان (من حسنة) خير (فمن الله) أتتك فضلا منه (وما أصابك من سيئة) بليَّة (فمن نفسك) أتتك حيث ارتكبت ما يستوجبها من الذنوب (وأرسلناك) يا محمد (للناس رسولا) حال مؤكدة (وكفى بالله شهيدا) على رسالتك.

4:80 📚 17
مَّن يُطِعِ ٱلرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ ٱللَّهَ‌ۖ وَمَن تَوَلَّىٰ فَمَآ أَرْسَلْنَـٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
مَّن
kim
يُطِعِ
ita'at ederse
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
فَقَدْ
muhakkak ki
أَطَاعَ
ita'at etmiş olur
ٱللَّهَ ۖ
Allah'a
وَمَن
kim de
تَوَلَّىٰ
yüz çevirirse
فَمَآ
biz seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ
We (have) sent you
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
حَفِيظًۭا
bekçi

Diyanet İşleri MealiPeygamber'e itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik

Saheeh InternationalHe who obeys the Messenger has obeyed Allah; but those who turn away - We have not sent you over them as a guardian

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من يطع الرسول فقد أطاع الله ومن تولى أعرض عن طاعتك فلا يهمنَّك «فما أرسلناك عليهم حفيظا» حافظا لأعمالهم بل نذيرا وإلينا أمرهم فنجازيهم وهذا قبل الأمر بالقتال.

4:81 📚 1
وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَإِذَا بَرَزُواْ مِنْ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةٌ مِّنْهُمْ غَيْرَ ٱلَّذِى تَقُولُ‌ۖ وَٱللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ‌ۖ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ‌ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلاً
وَيَقُولُونَ
derler ki
طَاعَةٌۭ
peki (tamam)
فَإِذَا
fakat
بَرَزُوا۟
çıkınca
مِنْ
senin yanından
عِندِكَ
you
بَيَّتَ
geceleyin kurarlar
طَآئِفَةٌۭ
birtakımı
مِّنْهُمْ
içlerinden
غَيْرَ
tersini
ٱلَّذِى
şeyin
تَقُولُ ۖ
söylemiş olduğun
وَٱللَّهُ
Allah
يَكْتُبُ
yazmaktadır
مَا
şeyleri
يُبَيِّتُونَ ۖ
geceleyin düşünüp kurdukların
فَأَعْرِضْ
sen aldırma
عَنْهُمْ
onlara
وَتَوَكَّلْ
ve dayan
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
وَكِيلًا
vekil olarak

Diyanet İşleri MealiPeki" derler, fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden bir takımı, geceleyin senin dediklerinden başka bir şey kurarlar. Allah gece tasarladıklarını yazıyor, onlara aldırış etme. Allah'a güven, vekil olarak Allah yeter

Saheeh InternationalAnd they say, "[We pledge] obedience." But when they leave you, a group of them spend the night determining to do other than what you say. But Allah records what they plan by night. So leave them alone and rely upon Allah. And sufficient is Allah as Disposer of affairs

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويقولون» أي المنافقون إذا جاءوك أمرنا «طاعةٌ» لك «فإذا برزوا» خرجوا «من عندك بيَّت طائفة منهم» بإدغام التاء في الطاء وتركه أي أضمرت «غير الذي تقول» لك في حضورك من الطاعة أي عصيانك «والله يكتب» يأمر بكتب «ما يبيِّتون» في صحائفهم ليجازوا عليه «فأعرض عنهم» بالصفح «وتوكل على الله» ثق به فانه كافيك «وكفى بالله وكيلا» مفوضا إليه.

4:82 📚 11
أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلْقُرْءَانَ‌ۚ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِندِ غَيْرِ ٱللَّهِ لَوَجَدُواْ فِيهِ ٱخْتِلَـٰفًا كَثِيرًا
أَفَلَا
düşünmüyorlar mı?
يَتَدَبَّرُونَ
they ponder
ٱلْقُرْءَانَ ۚ
Kur'an'ı
وَلَوْ
ve eğer
كَانَ
olsaydı
مِنْ
tarafından
عِندِ
from
غَيْرِ
başkası
ٱللَّهِ
Allah'tan
لَوَجَدُوا۟
bulurlardı
فِيهِ
onda
ٱخْتِلَـٰفًۭا
birbirini tutmaz;
كَثِيرًۭا
çok şey

Diyanet İşleri MealiKuran'ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah'tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılıklar bulurlardı

Saheeh InternationalThen do they not reflect upon the Qur'an? If it had been from [any] other than Allah, they would have found within it much contradiction

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفلا يتدبرون» يتأملون «القرآن» وما فيه من المعاني البديعة «ولو كان من عند غير الله لوجدوا فيه اختلافا كثيرا» تناقضا في معانيه وتباينا في نظمه.

4:83 📚 6
وَإِذَا جَآءَهُمْ أَمْرٌ مِّنَ ٱلْأَمْنِ أَوِ ٱلْخَوْفِ أَذَاعُواْ بِهِۦ‌ۖ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى ٱلرَّسُولِ وَإِلَىٰٓ أُوْلِى ٱلْأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ ٱلَّذِينَ يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ مِنْهُمْ‌ۗ وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَٱتَّبَعْتُمُ ٱلشَّيْطَـٰنَ إِلَّا قَلِيلاً
وَإِذَا
ne zaman ki
جَآءَهُمْ
onlara gelse
أَمْرٌۭ
bir haber
مِّنَ
(dair)
ٱلْأَمْنِ
güvene
أَوِ
veya
ٱلْخَوْفِ
korkuya
أَذَاعُوا۟
yayarlar
بِهِۦ ۖ
onu
وَلَوْ
halbuki
رَدُّوهُ
onu götürselerdi
إِلَى
Elçi'ye
ٱلرَّسُولِ
the Messenger
وَإِلَىٰٓ
ve sahiplerine
أُو۟لِى
those
ٱلْأَمْرِ
buyruk
مِنْهُمْ
aralarındaki
لَعَلِمَهُ
bilirlerdi
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ
işin içyüzünü araştıran(lar)
مِنْهُمْ ۗ
onun ne olduğunu
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve rahmeti
لَٱتَّبَعْتُمُ
uyardınız
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytana
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azınız

Diyanet İşleri MealiKendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; halbuki o haberi Peygamber'e veya kendilerinden buyruk sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah'ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız

Saheeh InternationalAnd when there comes to them information about [public] security or fear, they spread it around. But if they had referred it back to the Messenger or to those of authority among them, then the ones who [can] draw correct conclusions from it would have known about it. And if not for the favor of Allah upon you and His mercy, you would have followed Satan, except for a few

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا جاءهم أمر» عن سرايا النبي صلى الله عليه وسلم ما حصل لهم «من الأمن» بالنصر «أو الخوف» الهزيمة «أذاعوا به» أفشَوه نزل في جماعة من المنافقين أو في ضعفاء المؤمنين كانوا يفعلون ذلك فتضعف قلوب المؤمنين ويتأذى النبي «ولو ردوه» أي الخبر «إلى الرسول وإلى أُولي الأمر منهم» أي الرأي من أكابر الصحابة أي لو سكتوا عنه حتى يخبروا به «لعَلِمَه» هل هو مما ينبغي أن يذاع أو لا «الذين يستنبطونه» يتبعونه ويطلبون علمه وهم المذيعون «منهم» من الرسول وأولي الأمر «ولولا فضل الله عليكم» بالإسلام «ورحمته» لكم بالقرآن «لاتبعتم الشيطان» فيما يأمركم به من الفواحش «إلا قليلا».

4:84
فَقَـٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفْسَكَ‌ۚ وَحَرِّضِ ٱلْمُؤْمِنِينَ‌ۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأْسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ‌ۚ وَٱللَّهُ أَشَدُّ بَأْسًا وَأَشَدُّ تَنكِيلاً
فَقَـٰتِلْ
(o halde) savaş
فِى
yolunda
سَبِيلِ
Allah
ٱللَّهِ
(of) Allah
لَا
sen sorumlu değilsin
تُكَلَّفُ
are you responsible
إِلَّا
başkasından
نَفْسَكَ ۚ
kendinden
وَحَرِّضِ
ve teşvik et
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ
inananları
عَسَى
umulur ki
ٱللَّهُ
Allah
أَن
kırar
يَكُفَّ
restrain
بَأْسَ
gücünü
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟ ۚ
inkar eden(lerin)
وَٱللَّهُ
Allah'ın
أَشَدُّ
daha güçlüdür
بَأْسًۭا
baskını
وَأَشَدُّ
ve daha çetindir
تَنكِيلًۭا
cezası

Diyanet İşleri MealiAllah yolunda savaş; sen ancak kendinden sorumlusun, inananları teşvik et; umulur ki Allah, inkar edenlerin baskınını önler. Allah'ın kahrı da, ibret alınacak cezası da pek şiddetlidir

Saheeh InternationalSo fight, [O Muhammad], in the cause of Allah; you are not held responsible except for yourself. And encourage the believers [to join you] that perhaps Allah will restrain the [military] might of those who disbelieve. And Allah is greater in might and stronger in [exemplary] punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(فقاتل) يا محمد (في سبيل الله لا تكلف إلا نفسك) فلا تهتم بتخلفهم عنك المعنى قاتل ولو وحدك فإنك موعود بالنصر (وحرض المؤمنين) حثهم على القتال ورغبهم فيه (عسى الله أن يكف بأس) حرب (الذين كفروا والله أشد بأسا) منهم (وأشد تنكيلا) تعذبيا منهم فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "" والذي نفسي بيده لأخرجن ولو وحدي "" فخرج بسبعين راكبا إلى بدر الصغرى فكف الله بأس الكفار بإلقاء الرعب في قلوبهم ومنع أبي سفيان عن الخروج كما تقدم في آل عمران.

4:85 📚 2
مَّن يَشْفَعْ شَفَـٰعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُۥ نَصِيبٌ مِّنْهَا‌ۖ وَمَن يَشْفَعْ شَفَـٰعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُۥ كِفْلٌ مِّنْهَا‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ مُّقِيتًا
مَّن
kim
يَشْفَعْ
destek olursa
شَفَـٰعَةً
bir destekle
حَسَنَةًۭ
güzel
يَكُن
vardır
لَّهُۥ
onun
نَصِيبٌۭ
bir payı
مِّنْهَا ۖ
o işten
وَمَن
ve kim
يَشْفَعْ
destek olursa
شَفَـٰعَةًۭ
bir destekle
سَيِّئَةًۭ
kötü bir (işe)
يَكُن
olur
لَّهُۥ
onun
كِفْلٌۭ
bir payı
مِّنْهَا ۗ
o işten
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeyi
مُّقِيتًۭا
gözetip karşılığını verendir

Diyanet İşleri MealiKim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir

Saheeh InternationalWhoever intercedes for a good cause will have a reward therefrom; and whoever intercedes for an evil cause will have a burden therefrom. And ever is Allah, over all things, a Keeper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من يشفع» بين الناس «شفاعة حسنة» موافقة للشرع «يكن له نصيب» من الأجر «منها» بسببها «ومن يشفع شفاعة سيئة» مخالفة له «يكن له كفل» نصيب من الوزر «منها» بسببها «وكان الله على كل شيء مقيتا» مقتدرا فيجازي كلَّ أحد بما عمل.

4:86 📚 7
وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْ بِأَحْسَنَ مِنْهَآ أَوْ رُدُّوهَآ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ حَسِيبًا
وَإِذَا
ve zaman
حُيِّيتُم
selamlandığınız
بِتَحِيَّةٍۢ
bir selam ile
فَحَيُّوا۟
siz de selam verin
بِأَحْسَنَ
daha güzeliyle
مِنْهَآ
ondan
أَوْ
yahut
رُدُّوهَآ ۗ
aynen iade edin
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
her şeyi
عَلَىٰ
of
كُلِّ
every
شَىْءٍ
thing
حَسِيبًا
hesaplayandır

Diyanet İşleri MealiSize bir selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele edin. Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır

Saheeh InternationalAnd when you are greeted with a greeting, greet [in return] with one better than it or [at least] return it [in a like manner]. Indeed, Allah is ever, over all things, an Accountant

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا حُيِّيتم بتحية» كأن قيل لكم سلام عليكم «فحيُّوا» المحيِّي «بأحسن منها» بأن تقولوا له عليك السلام ورحمة الله وبركاته «أوردُّوها» بأن تقولوا له كما قال أي الواجب أحدهما والأول أفضل «إن الله كان على كل شيء حسيبا» محاسبا فيجازي عليه ومنه ردُّ السلام وخصّت السنة الكافر والمبتدع والفاسق والمسلِّم على قاضي الحاجة ومن في الحمام والآكل فلا يجب الرد عليهم بل يكره في غير الأخير ويقال للكافر وعليك.

4:87 📚 1
ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ‌ۚ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ‌ۗ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثًا
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۚ
O'ndan
لَيَجْمَعَنَّكُمْ
sizi bir araya toplayacaktır
إِلَىٰ
gününde
يَوْمِ
(the) Day
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
لَا
olmayan
رَيْبَ
şüphe
فِيهِ ۗ
kendinde
وَمَنْ
kim olabilir?
أَصْدَقُ
daha doğru
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
حَدِيثًۭا
sözlü

Diyanet İşleri MealiAllah'tan başka tanrı yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü, sizi mutlaka toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir

Saheeh InternationalAllah - there is no deity except Him. He will surely assemble you for [account on] the Day of Resurrection, about which there is no doubt. And who is more truthful than Allah in statement

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله لا إله إلا هو» والله «ليجمعنكم» من قبوركم «إلى» في «يوم القيامة لا ريب» لا شك «فيه ومن» أي لا أحد «أصدق من الله حديثا» قولا.

4:88
۞ فَمَا لَكُمْ فِى ٱلْمُنَـٰفِقِينَ فِئَتَيْنِ وَٱللَّهُ أَرْكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓاْ‌ۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَهْدُواْ مَنْ أَضَلَّ ٱللَّهُ‌ۖ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلاً
۞ فَمَا
ne oldu ki
لَكُمْ
size
فِى
hakkında
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
münafıklar
فِئَتَيْنِ
iki gruba ayrıldınız
وَٱللَّهُ
oysa Allah
أَرْكَسَهُم
onları baş aşağı etmiştir
بِمَا
işlerden dolayı
كَسَبُوٓا۟ ۚ
yaptıkları
أَتُرِيدُونَ
mi istiyorsunuz?
أَن
doğru yola iletmek
تَهْدُوا۟
you guide
مَنْ
kimseyi
أَضَلَّ
saptırdığı
ٱللَّهُ ۖ
Allah'ın
وَمَن
ve birini
يُضْلِلِ
saptırırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَلَن
artık
تَجِدَ
bulamazsınız
لَهُۥ
onun için
سَبِيلًۭا
bir yol

Diyanet İşleri MealiEy müslümanlar! Münafıklar hakkında iki fırka olmanız da niye? Allah onları, yaptıklarından dolayı başaşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını siz mi yola getirmek istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamayacaksın

Saheeh InternationalWhat is [the matter] with you [that you are] two groups concerning the hypocrites, while Allah has made them fall back [into error and disbelief] for what they earned. Do you wish to guide those whom Allah has sent astray? And he whom Allah sends astray - never will you find for him a way [of guidance]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ولما رجع ناس من أُحد اختلف الناس فيهم، فقال فريق اقتلهم، وقال فريق: لا، فنزل: «فما لكم» ما شأنكم صرتم «في المنافقين فئتين» «والله أركسهم» ردهم «بما كسبوا» من الكفر والمعاصي «أتريدون أن تهدوا من أضلًـ» ـه «الله» أي تعدوهم من جملة المهتدين، والاستفهام في الموضعين للإنكار «ومن يضللـ» ـه «اللهُ فلن تجد له سبيلا» طريقا إلى الهدى.

4:89 📚 3
وَدُّواْ لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُواْ فَتَكُونُونَ سَوَآءً‌ۖ فَلَا تَتَّخِذُواْ مِنْهُمْ أَوْلِيَآءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُواْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ‌ۚ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَخُذُوهُمْ وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ‌ۖ وَلَا تَتَّخِذُواْ مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
وَدُّوا۟
istediler
لَوْ
keşke
تَكْفُرُونَ
siz de inkar etseniz
كَمَا
gibi
كَفَرُوا۟
kendilerin inkar ettiği
فَتَكُونُونَ
ki onlarla olsanız
سَوَآءًۭ ۖ
eşit
فَلَا
o halde edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟
take
مِنْهُمْ
onlardan
أَوْلِيَآءَ
dostlar
حَتَّىٰ
kadar
يُهَاجِرُوا۟
onlar göç edinceye
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirlerse
فَخُذُوهُمْ
onları yakalayın
وَٱقْتُلُوهُمْ
ve öldürün
حَيْثُ
nerede
وَجَدتُّمُوهُمْ ۖ
bulursanız
وَلَا
ve tutmayın
تَتَّخِذُوا۟
take
مِنْهُمْ
onlardan
وَلِيًّۭا
(ne) bir dost
وَلَا
ne de
نَصِيرًا
bir yardımcı

Diyanet İşleri MealiOnlar kendileri inkar ettikleri gibi, keşki siz de inkar etseniz de eşit olsanız isterler. Allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları tutun, bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan dost ve yardımcı edinmeyin

Saheeh InternationalThey wish you would disbelieve as they disbelieved so you would be alike. So do not take from among them allies until they emigrate for the cause of Allah. But if they turn away, then seize them and kill them wherever you find them and take not from among them any ally or helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ودُّوا» تمنوا «لو تكفرون كما كفروا فتكونون» أنتم وهم «سواء» في الكفر «فلا تتخذوا منهم أولياء» توالونهم وإن أظهروا الإيمان «حتى يهاجروا في سبيل الله» هجرة صحيحة تحقق إيمانهم «فإن تَوَلَّوْا» وأقاموا على ما هم عليه «فخذوهم» بالأسر «واقتلوهم حيث وجدتموهم ولا تتخذوا منهم وليا» توالونه «ولا نصيرا» تنتصرون به على عدوكم.

4:90
إِلَّا ٱلَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوْمِۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَـٰقٌ أَوْ جَآءُوكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ أَن يُقَـٰتِلُوكُمْ أَوْ يُقَـٰتِلُواْ قَوْمَهُمْ‌ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَـٰتَلُوكُمْ‌ۚ فَإِنِ ٱعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَـٰتِلُوكُمْ وَأَلْقَوْاْ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَمَ فَمَا جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبِيلاً
إِلَّا
ancak hariç
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَصِلُونَ
sığınan(lar)
إِلَىٰ
bir topluma
قَوْمٍۭ
a group
بَيْنَكُمْ
sizinle
وَبَيْنَهُم
kendileri arasında
مِّيثَـٰقٌ
andlaşma bulunan
أَوْ
yahut
جَآءُوكُمْ
size gelenler
حَصِرَتْ
sıkılarak
صُدُورُهُمْ
yürekleri
أَن
sizinle savaşmaktan
يُقَـٰتِلُوكُمْ
they fight you
أَوْ
veya
يُقَـٰتِلُوا۟
savaşmaktan
قَوْمَهُمْ ۚ
kendi toplumlarıyle
وَلَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَسَلَّطَهُمْ
onları salardı
عَلَيْكُمْ
sizin üstünüze
فَلَقَـٰتَلُوكُمْ ۚ
sizinle savaşırlardı
فَإِنِ
o halde
ٱعْتَزَلُوكُمْ
onlar sizden uzak dururlar
فَلَمْ
sizinle savaşmazlar
يُقَـٰتِلُوكُمْ
fight against you
وَأَلْقَوْا۟
ve isterlerse
إِلَيْكُمُ
sizinle
ٱلسَّلَمَ
barış içinde yaşamak
فَمَا
vermemiştir
جَعَلَ
(has) made
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
عَلَيْهِمْ
onların aleyhine
سَبِيلًۭا
bir yol

Diyanet İşleri MealiAncak, sizinle kendileri arasında anlaşma olan bir millete sığınanlar yahut sizinle savaştan veya kendi milletleriyle savaşmaktan bıkarak size başvuranlar müstesnadır. Allah dileseydi onları üzerinize çullandırırdı da sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış teklif ederlerse Allah onlara dokunmanıza izin vermez

Saheeh InternationalExcept for those who take refuge with a people between yourselves and whom is a treaty or those who come to you, their hearts strained at [the prospect of] fighting you or fighting their own people. And if Allah had willed, He could have given them power over you, and they would have fought you. So if they remove themselves from you and do not fight you and offer you peace, then Allah has not made for you a cause [for fighting] against them

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا الذين يصلون» يلجئون «إلى قوم بينكم وبينهم ميثاق» عهد بالأمان لهم ولمن وصل إليهم كما عاهد النبي صلى الله عليه وسلم هلال بن عويمر الأسلمي «أو» الذين «جاَءُوكم» وقد «حَصِرَتْ» ضاقت «صدورهم» عن «أن يقاتلوكم» مع قومهم «أو يقاتلوا قومهم» معكم أي ممسكين عن قتالكم وقتالهم فلا تتعرضوا إليهم بأخذ ولا قتل وهذا ما بعده منسوخ بآية السيف «ولو شاء الله» تسليطهم عليكم «لسلطهم عليكم» بأن يقّوي قلوبهم «فلقاتلوكم» ولكنه لم يشأه فألقى في قلوبهم الرعب «فإن اعتزلوكم فلم يقاتلوكم وألقوا إليكم السَّلَمَ» الصلح أي انقادوا «فما جعل الله لكم عليهم سبيلا» طريقا بالأخذ والقتال.

4:91 📚 1
سَتَجِدُونَ ءَاخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُواْ قَوْمَهُمْ كُلَّ مَا رُدُّوٓاْ إِلَى ٱلْفِتْنَةِ أُرْكِسُواْ فِيهَا‌ۚ فَإِن لَّمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُوٓاْ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَمَ وَيَكُفُّوٓاْ أَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ‌ۚ وَأُوْلَـٰٓئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنًا مُّبِينًا
سَتَجِدُونَ
bulacaksınız
ءَاخَرِينَ
başkalarını
يُرِيدُونَ
ister
أَن
sizden emin olmak
يَأْمَنُوكُمْ
they be secure from you
وَيَأْمَنُوا۟
ve emin olmak
قَوْمَهُمْ
kendi toplumlarından
كُلَّ
her ne zaman
مَا
götürülseler
رُدُّوٓا۟
they are returned
إِلَى
fitneye
ٱلْفِتْنَةِ
the temptation
أُرْكِسُوا۟
başaşağı atılırlar
فِيهَا ۚ
(fitnenin) içine
فَإِن
eğer
لَّمْ
sizden uzak durmazlarsa
يَعْتَزِلُوكُمْ
they withdraw from you
وَيُلْقُوٓا۟
ve istemezlerse
إِلَيْكُمُ
sizinle
ٱلسَّلَمَ
barış içinde yaşamak
وَيَكُفُّوٓا۟
(saldırıdan) çekmezlerse
أَيْدِيَهُمْ
ellerini
فَخُذُوهُمْ
onları yakalayın
وَٱقْتُلُوهُمْ
ve öldürün
حَيْثُ
nerede
ثَقِفْتُمُوهُمْ ۚ
bulursanız
وَأُو۟لَـٰٓئِكُمْ
işte öylelerine
جَعَلْنَا
verdik
لَكُمْ
size
عَلَيْهِمْ
karşı
سُلْطَـٰنًۭا
bir yetki
مُّبِينًۭا
açık

Diyanet İşleri MealiDiğerlerinin de sizden ve kendi milletlerinden güvende olmayı istediklerini göreceksiniz. Ne var ki fitneciliğe her çağırıldıklarında ona can atarlar; eğer sizden uzak durmazlar, barış teklif etmezler ve sizden el çekmezlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün. İşte onların aleyhlerine size apaçık ferman verdik

Saheeh InternationalYou will find others who wish to obtain security from you and [to] obtain security from their people. Every time they are returned to [the influence of] disbelief, they fall back into it. So if they do not withdraw from you or offer you peace or restrain their hands, then seize them and kill them wherever you overtake them. And those - We have made for you against them a clear authorization

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ستجدون آخرين يريدون أن يأمنوكم» بإظهار الإيمان عندكم «ويأمنوا قومهم» بالكفر إذا رجعوا إليهم وهم أسد وغطفان «كلما رُدُّوا إلى الفتنة» دعوا إلى الشرك «أركسوا فيها» وقعوا أشد وقوع «فإن لم يعتزلوكم» بترك قتالكم «و» لم «يلقوا إليكم السَّلم و» لم «يكفوا أيديهم» عنكم «فخذوهم» بالأسر «واقتلوهم حيث ثقفتموهم» وجدتموهم «وأولئكم جعلنا لكم عليهم سلطانا مبينا» برهانا بينا ظاهرً على قتلهم وسبيهم لغدرهم.

4:92 📚 16
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلَّا خَطَــًٔا‌ۚ وَمَن قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَــًٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُواْ‌ۚ فَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ عَدُوٍّ لَّكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ‌ۖ وَإِن كَانَ مِن قَوْمِۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَـٰقٌ فَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ‌ۖ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
وَمَا
yoktur
كَانَ
bir mü'minin
لِمُؤْمِنٍ
for a believer
أَن
öldürmesi
يَقْتُلَ
he kills
مُؤْمِنًا
bir mü'mini
إِلَّا
dışında
خَطَـًۭٔا ۚ
yanlışlık
وَمَن
ve kim ki
قَتَلَ
öldürdü
مُؤْمِنًا
bir mü'mini
خَطَـًۭٔا
yanlışlıkla
فَتَحْرِيرُ
azadetmelidir
رَقَبَةٍۢ
bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ
mü'min
وَدِيَةٌۭ
ve bir diyet
مُّسَلَّمَةٌ
vermelidir
إِلَىٰٓ
ölenin ailesine
أَهْلِهِۦٓ
his family
إِلَّآ
başka
أَن
bağışlamaları
يَصَّدَّقُوا۟ ۚ
they remit (as) charity
فَإِن
eğer
كَانَ
ise
مِن
bir topluluktan
قَوْمٍ
a people
عَدُوٍّۢ
düşmanınız olan
لَّكُمْ
sizin
وَهُوَ
o (öldürülen)
مُؤْمِنٌۭ
mü'min
فَتَحْرِيرُ
azadetmelidir
رَقَبَةٍۢ
bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ
mü'min
وَإِن
ve eğer
كَانَ
ise
مِن
bir topluluktan
قَوْمٍۭ
a people
بَيْنَكُمْ
sizinle
وَبَيْنَهُم
kendileri arasında
مِّيثَـٰقٌۭ
andlaşma bulunan
فَدِيَةٌۭ
bir diyet
مُّسَلَّمَةٌ
verilecektir
إِلَىٰٓ
ailesine
أَهْلِهِۦ
his family
وَتَحْرِيرُ
ve azadetmek lazımdır
رَقَبَةٍۢ
bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ
mü'min
فَمَن
kimse
لَّمْ
bunları bulamayan
يَجِدْ
find
فَصِيَامُ
oruç tutmalıdır
شَهْرَيْنِ
iki ay
مُتَتَابِعَيْنِ
ardı ardına
تَوْبَةًۭ
tevbesinin kabulü için
مِّنَ
tarafından
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiBir müminin diğer mümini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mümini yanlışlıkla öldürenin, bir mümin köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça, ona diyet ödemesi gerekir. Eğer o mümin, size düşman bir topluluktan ise mümin bir köleyi azad etmek gerekir. Şayet aranızda anlaşma olan bir millettense, ailesine diyet ödemek ve mümin bir köleyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tarafından tevbesinin kabulü için, ard arda iki ay oruç tutmak gerekir. Allah bilendir. Hakim'dir

Saheeh InternationalAnd never is it for a believer to kill a believer except by mistake. And whoever kills a believer by mistake - then the freeing of a believing slave and a compensation payment presented to the deceased's family [is required] unless they give [up their right as] charity. But if the deceased was from a people at war with you and he was a believer - then [only] the freeing of a believing slave; and if he was from a people with whom you have a treaty - then a compensation payment presented to his family and the freeing of a believing slave. And whoever does not find [one or cannot afford to buy one] - then [instead], a fast for two months consecutively, [seeking] acceptance of repentance from Allah. And Allah is ever Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما كان لمؤمن أن يقتل مؤمنا» أي ما ينبغي أن يصدر منه قتل له «إلا خطئا» مخطئا في قتله من غير قصد «ومن قتل مؤمنا خطأ» بأن قصد رمي غيره كصيد أو شجرة فأصابه أو ضربه بما لا يقتل غالبا «فتحرير» عتق «رقبة» نسمة «مؤمنة» عليه «ودية مسلمة» مؤداة «إلى أهله» أي ورثة المقتول «إلا أن يصَّدقوا» يتصدقوا عليه بها بأن يعفوا عنها وبينت السنة أنها مائة من الإبل عشرون بنت مخاض وكذا بنات لبون وبنو لبون، وحقاق وجذاع وأنها على عاقلة القاتل وهم عصبته إلا الأصل والفرع موزعة عليهم على ثلاث سنين على الغني منهم نصف دينار والمتوسط ربع كل سنة فان لم يفوا فمن بيت المال فإن تعذر فعلى الجاني «فإن كان» المقتول «من قوم عدوٌ» حرب «لكم وهو مؤمن فتحرير رقبة مؤمنة» على قاتله كفارة ولا دية تسلم إلى أهله لحرابتهم «وإن كان» المقتول «من قوم بينكم وبينهم ميثاق» عهد كأهل الذمة «فدية» له «مسلَّمة إلى أهله» وهي ثلث دية المؤمن إن كان يهوديا أو نصرانيا وثلثا عشرها إن كان مجوسيا «وتحرير رقبة مؤمنة» على قاتله «فمن لم يجد» الرقبة بأن فقدها وما يحصلها به «فصيام شهرين متتابعين» عليه كفارة ولم يذكر الله تعالى الانتقال إلى الطعام كالظهار وبه أخذ الشافعي في أصح قوليه «توبة من اللهِ» مصدر منصوب بفعله المقدر «وكان الله عليما» بخلقه «حكيما» فيما دبره لهم.

4:93 📚 1
وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآؤُهُۥ جَهَنَّمُ خَـٰلِدًا فِيهَا وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُۥ وَأَعَدَّ لَهُۥ عَذَابًا عَظِيمًا
وَمَن
her kim
يَقْتُلْ
öldürürse
مُؤْمِنًۭا
bir mü'mini
مُّتَعَمِّدًۭا
kasden
فَجَزَآؤُهُۥ
onun cezası
جَهَنَّمُ
cehennemdir
خَـٰلِدًۭا
sürekli kalacağı
فِيهَا
içinde
وَغَضِبَ
ve gazabetmiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِ
ona
وَلَعَنَهُۥ
ve la'net etmiştir
وَأَعَدَّ
ve hazırlamıştır
لَهُۥ
onun için
عَذَابًا
bir azab
عَظِيمًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiKim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır

Saheeh InternationalBut whoever kills a believer intentionally - his recompense is Hell, wherein he will abide eternally, and Allah has become angry with him and has cursed him and has prepared for him a great punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يقتل مؤمنا متعمِّدا» بأن يقصد قتله بما يقتل غالبا عالما بإيمانه «فجزاؤه جهنم خالدا فيها وغضب الله عليه ولعنه» أبعده من رحمته «وأعد له عذابا عظيما» في النار وهذا مؤوَّل بمن يستحله أو بأن هذا جزاؤه إن جُوزي ولا يدفع في خلف الوعيد لقوله (ويغفر ما دون ذلك لمن يشاء) وعن ابن عباس أنها على ظاهرها وأنها ناسخة لغيرها من آيات المغفرة وبينت آية البقرة أن قاتل العمد يقتل به وأن عليه الدية إن عفي عنه وسبق قدرها وبينت السنة أن بين العمد والخطأ قتلا يسمى شبه العمد وهو أن يقتله بما لا يقتل غالبا فلا قصاص فيه بل دية كالعمد في الصفة والخطأ في التأجيل والحمل وهو والعمد أولى بالكفارة من الخطأ.

4:94 📚 4
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلَا تَقُولُواْ لِمَنْ أَلْقَىٰٓ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَـٰمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ ٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ‌ۚ كَذَٲلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوٓاْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
zaman
ضَرَبْتُمْ
savaşa çıktığınız
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
فَتَبَيَّنُوا۟
iyi anlayın dinleyin'
وَلَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
لِمَنْ
kimseye
أَلْقَىٰٓ
veren
إِلَيْكُمُ
size
ٱلسَّلَـٰمَ
selam
لَسْتَ
sen değilsin
مُؤْمِنًۭا
mü'min
تَبْتَغُونَ
gözeterek
عَرَضَ
geçici menfaatini
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
فَعِندَ
çünkü yanında
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَغَانِمُ
ganimetler vardır
كَثِيرَةٌۭ ۚ
çok
كَذَٰلِكَ
böyle idiniz
كُنتُم
siz de
مِّن
önceden
قَبْلُ
before
فَمَنَّ
lutfetti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْكُمْ
size
فَتَبَيَّنُوٓا۟ ۚ
o halde iyice anlayın
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
şeyleri
بِمَا
of what
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرًۭا
haber almaktadır

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah yolunda yürüdüğünüz vakit, her şeyi iyice anlayın. Size, müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında birçok ganimetler vardır. Evvelce siz de öyleydiniz. Allah size iyilikte bulundu, iyice araştırıp anlayın, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır

Saheeh InternationalO you who have believed, when you go forth [to fight] in the cause of Allah, investigate; and do not say to one who gives you [a greeting of] peace "You are not a believer," aspiring for the goods of worldly life; for with Allah are many acquisitions. You [yourselves] were like that before; then Allah conferred His favor upon you, so investigate. Indeed Allah is ever, with what you do, Acquainted

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما مر نفر من الصحابة برجل من بني سليم وهو يسوق غنما فسلم عليهم فقالوا ما سلم علينا إلا تقية فقتلوه واستاقوا غنمه «يا أيها الذين آمنوا إذا ضربتم» سافرتم للجهاد «في سبيل الله فتبينوا» وفي قراءة فتثبتوا في الموضعين «ولا تقولوا لمن ألقى إليكم السلام» بألف أو دونها أي التحية أو الانقياد بكلمة الشهادة التي هي أمارة على الإسلام «لست مؤمنا» وإنما قلت هذا تقيه لنفسك ومالك فقتلوه «تبتغون» تطلبون لذلك «عرَضَ الحياة الدنيا» متاعها من الغنيمة «فعند الله مغانم كثيرة» تغنيكم عن قتل مثله لماله «كذلك كنتم من قبل» تعصم دماؤكم وأموالكم بمجرد قولكم الشهادة «فمنَّ الله عليكم» بالاشتهار وبالإيمان والاستقامة «فتبينوا» أن تقتلوا مؤمناً وافعلوا بالداخل في الإسلام كما فُعل بكم «إن الله كان بما تعملون خبيرا» فيجازيكم به.

4:95
لَّا يَسْتَوِى ٱلْقَـٰعِدُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِى ٱلضَّرَرِ وَٱلْمُجَـٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمْوَٲلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ‌ۚ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلْمُجَـٰهِدِينَ بِأَمْوَٲلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى ٱلْقَـٰعِدِينَ دَرَجَةً‌ۚ وَكُلاًّ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْحُسْنَىٰ‌ۚ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلْمُجَـٰهِدِينَ عَلَى ٱلْقَـٰعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
لَّا
olmaz
يَسْتَوِى
eşit
ٱلْقَـٰعِدُونَ
yerlerinde oturanlar
مِنَ
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
غَيْرُ
dışında
أُو۟لِى
sahipleri
ٱلضَّرَرِ
özür
وَٱلْمُجَـٰهِدُونَ
ve cihad edenler
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallariyle
وَأَنفُسِهِمْ ۚ
canlariyle
فَضَّلَ
üstün kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُجَـٰهِدِينَ
cihadedenleri
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallariyle
وَأَنفُسِهِمْ
canlariyle
عَلَى
oturanlardan
ٱلْقَـٰعِدِينَ
the ones who sit
دَرَجَةًۭ ۚ
derece bakımından
وَكُلًّۭا
ve hepsine
وَعَدَ
va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ
güzellik
وَفَضَّلَ
ve üstün kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُجَـٰهِدِينَ
mücahidleri
عَلَى
oturanlardan
ٱلْقَـٰعِدِينَ
the ones who sit
أَجْرًا
ecirle
عَظِيمًۭا
çok daha büyük

Diyanet İşleri Mealiİnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalNot equal are those believers remaining [at home] - other than the disabled - and the mujahideen, [who strive and fight] in the cause of Allah with their wealth and their lives. Allah has preferred the mujahideen through their wealth and their lives over those who remain [behind], by degrees. And to both Allah has promised the best [reward]. But Allah has preferred the mujahideen over those who remain [behind] with a great reward

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يستوي القاعدون من المؤمنين» عن الجهاد «غير أولي الضرر» بالرفع صفة والنصب استثناء من زمانة أو عمى ونحوه «والمجاهدون في سبيل الله بأموالهم وأنفسهم فضَّل الله المجاهدين بأموالهم وأنفسهم على القاعدين» لضرر «درجة» فضيلة لاستوائهما في النية وزيادة المجاهدين بالمباشرة «وكلاٌ» من الفريقين «وعد الله الحسنى» الجنة «وفضَّل الله المجاهدين على القاعدين» لغير ضرر «أجرا عظيما» ويبدل منه.

4:96
دَرَجَـٰتٍ مِّنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
دَرَجَـٰتٍۢ
yüksek dereceler
مِّنْهُ
kendi katından
وَمَغْفِرَةًۭ
ve bağış
وَرَحْمَةًۭ ۚ
ve rahmet
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
غَفُورًۭا
bağışlayandır
رَّحِيمًا
esirgeyendir

Diyanet İşleri Mealiİnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalDegrees [of high position] from Him and forgiveness and mercy. And Allah is ever Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«درجات منه» منازل بعضها فوق بعض من الكرامة «ومغفرة ورحمة» منصوبان بفعلهما المقدر «وكان الله غفورا» لأوليائه «رحيما» بأهل طاعته. ونزل في جماعة أسلموا ولم يهاجروا فقتلوا يوم بدر مع الكفار.

4:97 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّـٰهُمُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ظَالِمِىٓ أَنفُسِهِمْ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمْ‌ۖ قَالُواْ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِى ٱلْأَرْضِ‌ۚ قَالُوٓاْ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ ٱللَّهِ وَٲسِعَةً فَتُهَاجِرُواْ فِيهَا‌ۚ فَأُوْلَـٰٓئِكَ مَأْوَٮٰهُمْ جَهَنَّمُ‌ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
canlarını alırken
تَوَفَّىٰهُمُ
take them (in death)
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
ظَالِمِىٓ
yazık eden kimselere
أَنفُسِهِمْ
nefislerine
قَالُوا۟
dediler
فِيمَ
ne işte
كُنتُمْ ۖ
idiniz
قَالُوا۟
dediler
كُنَّا
biz aciz düşürülmüştük
مُسْتَضْعَفِينَ
oppressed
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
قَالُوٓا۟
(Melekler) dediler ki
أَلَمْ
değil miydi?
تَكُنْ
was
أَرْضُ
yeri
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٰسِعَةًۭ
geniş
فَتُهَاجِرُوا۟
göç edeydiniz
فِيهَا ۚ
onda
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onların
مَأْوَىٰهُمْ
durağı
جَهَنَّمُ ۖ
cehennemdir
وَسَآءَتْ
ve ne kötü
مَصِيرًا
bir gidiş yeridir

Diyanet İşleri MealiKendilerine yazık edenlerin melekler canlarını aldıkları zaman onlara: "Ne yaptınız bakalım?" deyince, "Biz yeryüzünde zavallı kimselerdik" diyecekler, melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" cevabını verecekler. Onlarınvaracakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir

Saheeh InternationalIndeed, those whom the angels take [in death] while wronging themselves - [the angels] will say, "In what [condition] were you?" They will say, "We were oppressed in the land." The angels will say, "Was not the earth of Allah spacious [enough] for you to emigrate therein?" For those, their refuge is Hell - and evil it is as a destination

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين توفاهم الملائكة ظالمي أنفسهم» بالمقام مع الكفار وترك الهجرة «قالوا» لهم موبخين «فيم كنتم» أي في شيء كنتم في أمر دينكم «قالوا» معتذرين «كنا مستضعَفين» عاجزين عن إقامة الدين «في الأرض» أرض مكة «قالوا» لهم توبيخا «ألم تكن أرض الله واسعة فتهاجروا فيها» من أرض الكفر إلى بلد آخر كما فعل غيركم، قال الله تعالى «فأولئك مأواهم جهنم وساءت مصيرا» هي.

4:98
إِلَّا ٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٲنِ لَا يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَبِيلاً
إِلَّا
yalnız hariçtir
ٱلْمُسْتَضْعَفِينَ
gerçekten zayıf
مِنَ
erkekler
ٱلرِّجَالِ
the men
وَٱلنِّسَآءِ
ve kadınlar
وَٱلْوِلْدَٰنِ
ve çocuklar
لَا
gücü yetmeyenler
يَسْتَطِيعُونَ
are able to
حِيلَةًۭ
hiçbir çareye
وَلَا
ve (göç için) bulamayan
يَهْتَدُونَ
they are directed
سَبِيلًۭا
yol

Diyanet İşleri MealiÇaresiz kalan, yol bulamayan zavallı erkek, kadın ve çocuklar müstesnadırlar

Saheeh InternationalExcept for the oppressed among men, women and children who cannot devise a plan nor are they directed to a way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا المستضعفين من الرجال والنساء والولدان» الذين «لا يستطيعون حيلة» لا قوة لهم على الهجرة ولا نفقة «ولا يهتدون سبيلا» طريقا إلى أرض الهجرة.

4:99
فَأُوْلَـٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورًا
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
عَسَى
umulur
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَن
affetmesi
يَعْفُوَ
pardon
عَنْهُمْ ۚ
onları
وَكَانَ
ve Allah
ٱللَّهُ
Allah
عَفُوًّا
çok affedendir
غَفُورًۭا
çok bağışlayandır

Diyanet İşleri Mealiİşte Allah'ın bunları affetmesi umulur. Allah Affedendir, Bağışlayan'dır

Saheeh InternationalFor those it is expected that Allah will pardon them, and Allah is ever Pardoning and Forgiving

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأولئك عسى اللهُ أن يعفو عنهم وكان الله عفوَّا غفورا».

4:100 📚 9
۞ وَمَن يُهَاجِرْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدْ فِى ٱلْأَرْضِ مُرَٲغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً‌ۚ وَمَن يَخْرُجْ مِنۢ بَيْتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدْرِكْهُ ٱلْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِ‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
۞ وَمَن
ve kim ki
يُهَاجِرْ
göç eder
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
يَجِدْ
bulur
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُرَٰغَمًۭا
gidecek
كَثِيرًۭا
çok yer
وَسَعَةًۭ ۚ
ve bolluk
وَمَن
ve kim ki
يَخْرُجْ
çıkar
مِنۢ
evinden
بَيْتِهِۦ
his home
مُهَاجِرًا
göç etmek amacıyle
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisine
ثُمَّ
sonra
يُدْرِكْهُ
kendisine yetişirse
ٱلْمَوْتُ
ölüm
فَقَدْ
muhakkak
وَقَعَ
düşer
أَجْرُهُۥ
onun mükafatı
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
غَفُورًۭا
bağışlayandır
رَّحِيمًۭا
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAllah yolunda hicret eden kişi, yeryüzünde çok bereketli yer ve genişlik bulur. Evinden, Allah'a ve Peygamberine hicret ederek çıkan kimseye ölüm gelirse, onun ecrini vermek Allah'a düşer. Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalAnd whoever emigrates for the cause of Allah will find on the earth many [alternative] locations and abundance. And whoever leaves his home as an emigrant to Allah and His Messenger and then death overtakes him - his reward has already become incumbent upon Allah. And Allah is ever Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يهاجر في سبيل الله يجد في الأرض مراغما» مهاجرا «كثيرا وسعة» في الرزق «ومن يخرج من بيته مهاجرا إلى الله ورسوله ثم يدركه الموت» في الطريق كما وقع لجندع بن ضمرة الليثي «فقد وقع» ثبت «أجره على الله وكان الله غفورا رحيما».

4:101 📚 13
وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُواْ مِنَ ٱلصَّلَوٲةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ‌ۚ إِنَّ ٱلْكَـٰفِرِينَ كَانُواْ لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا
وَإِذَا
ve zaman
ضَرَبْتُمْ
sefere çıktığınız
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَلَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
size
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
kısaltmanızdan ötürü
تَقْصُرُوا۟
you shorten
مِنَ
namazdan
ٱلصَّلَوٰةِ
the prayer
إِنْ
eğer
خِفْتُمْ
korkarsanız
أَن
size bir kötülük yapmalarından
يَفْتِنَكُمُ
(may) harm you
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوٓا۟ ۚ
inkar eden(lerin)
إِنَّ
muhakkak ki
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler
كَانُوا۟
sizin
لَكُمْ
for you
عَدُوًّۭا
düşmanınızdır
مُّبِينًۭا
açık

Diyanet İşleri MealiYolculuk ettiğinizde, kafirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir sorumluluk yoktur. Zira kafirler, size apaçık düşmandırlar

Saheeh InternationalAnd when you travel throughout the land, there is no blame upon you for shortening the prayer, [especially] if you fear that those who disbelieve may disrupt [or attack] you. Indeed, the disbelievers are ever to you a clear enemy

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا ضربتم» سافرتم «في الأرض فليس عليكم جُناح» في «أن تَقصروا من الصلاة» بأن تردُّوها من أربع إلى اثنتين «إن خفتم أن يفتنكم» أي ينالكم بمكروه «الذين كفروا» بيان للواقع إذ ذاك فلا مفهوم له وبينت السنة أن المراد بالسفر الطويل وهو أربع برد وهي مرحلتان ويؤخذ من قوله تعالى: (فليس عيكم جُناح) أنه رخصة لا واجب وعليه الشافعي «إن الكافرين كانوا لكم عدوا مبينا» بيّني العداوة.

4:102 📚 10
وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٲةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُوٓاْ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلْيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَىٰ لَمْ يُصَلُّواْ فَلْيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ‌ۗ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَٲحِدَةً‌ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓاْ أَسْلِحَتَكُمْ‌ۖ وَخُذُواْ حِذْرَكُمْ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا
وَإِذَا
ve zaman
كُنتَ
sen
فِيهِمْ
içlerinde
فَأَقَمْتَ
kıldırdığın
لَهُمُ
onlara
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
فَلْتَقُمْ
namaza dursun
طَآئِفَةٌۭ
bir bölük
مِّنْهُم
onlardan
مَّعَكَ
seninle beraber
وَلْيَأْخُذُوٓا۟
ve (yanlarına) alsınlar
أَسْلِحَتَهُمْ
silahlarını da
فَإِذَا
secde edince
سَجَدُوا۟
they have prostrated
فَلْيَكُونُوا۟
geçsinler
مِن
arkanıza
وَرَآئِكُمْ
behind you
وَلْتَأْتِ
bu kez gelsin
طَآئِفَةٌ
bölük
أُخْرَىٰ
öteki
لَمْ
namaz kılmayan
يُصَلُّوا۟
prayed
فَلْيُصَلُّوا۟
ve namaz kılsınlar
مَعَكَ
seninle beraber
وَلْيَأْخُذُوا۟
ve alsınlar
حِذْرَهُمْ
korunma(tedbir)lerini
وَأَسْلِحَتَهُمْ ۗ
ve silahlarını da
وَدَّ
istediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْ
keşke
تَغْفُلُونَ
siz gaflet etseniz de
عَنْ
silahlarınızdan
أَسْلِحَتِكُمْ
your arms
وَأَمْتِعَتِكُمْ
ve eşyanızdan
فَيَمِيلُونَ
birden yapsalar
عَلَيْكُم
üzerinize
مَّيْلَةًۭ
baskın
وَٰحِدَةًۭ ۚ
bir
وَلَا
bir günah yoktur
جُنَاحَ
blame
عَلَيْكُمْ
size
إِن
eğer
كَانَ
siz
بِكُمْ
with you
أَذًۭى
zahmet çekerseniz
مِّن
yağmurdan
مَّطَرٍ
rain
أَوْ
ya da
كُنتُم
olursanız
مَّرْضَىٰٓ
hasta
أَن
bırakmanızda
تَضَعُوٓا۟
you lay down
أَسْلِحَتَكُمْ ۖ
silahlarınızı
وَخُذُوا۟
ama alın
حِذْرَكُمْ ۗ
korunma tedbirinizi
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
أَعَدَّ
hazırlamıştır
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
عَذَابًۭا
bir azab
مُّهِينًۭا
alçaltıcı

Diyanet İşleri MealiSen içlerinde olup da namazlarını kıldırdığın zaman, bir kısmı seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar; secdeyi yaptıktan sonra onlar arkanıza geçsinler; kılmayan öbür kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar, tedbirli olsunlar, silahlarını alsınlar. Kafirler, size ansızın bir baskın vermek için, silah ve eşyanızdan ayrılmış bulunmanızı dilerler. Yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanıza engel yoktur, fakat dikkatli olun. Allah kafirlere şüphesiz ağır bir azab hazırlamıştır

Saheeh InternationalAnd when you are among them and lead them in prayer, let a group of them stand [in prayer] with you and let them carry their arms. And when they have prostrated, let them be [in position] behind you and have the other group come forward which has not [yet] prayed and let them pray with you, taking precaution and carrying their arms. Those who disbelieve wish that you would neglect your weapons and your baggage so they could come down upon you in one [single] attack. But there is no blame upon you, if you are troubled by rain or are ill, for putting down your arms, but take precaution. Indeed, Allah has prepared for the disbelievers a humiliating punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا كنت» يا محمد حاضرا «فيهم» وأنتم تخافون العدو «فأقمت لهم الصلاة» وهذا جري على عادة القرآن في الخطاب «فلتقم طائفة منهم معك» وتتأخر طائفة «وليأخذوا» أي الطائفة التي قامت معك «أٍسلحتهم» معهم «فإذا سجدوا» أي صلوا «فليكونوا» أي الطائفة الأخرى «من ورائكم» يحرسون إلى أن تقضوا الصلاة وتذهب هذه الطائفة تحرس «ولتأت طائفة أخرى لم يصلوا فليصلوا معك وليأخذوا حذرهم وأسلحتهم» معهم إلى أن تقضوا الصلاة وقد فعل النبي صلى الله عليه وسلم كذلك ببطن نخل رواه الشيخان «ودَّ الذين كفروا لو تغفلون» إذا قمتم إلى الصلاة «عن أسلحتكم وأمتعتكم فيميلون عليكم ميلة واحدة» بأن يحملوا عليكم فيأخذوكم وهذا علة الأمر بأخذ السلاح «ولا جُناح عليكم إن كان بكم أذى من مطر أو كنتم مرضى أن تضعوا أسلحتكم» فلا تحملوها وهذا يقيد إيجاب حملها عند عدم العذر وهو أحد قولين للشافعي والثاني أنه سنة ورجح «وخذوا حذركم» من العدو أي احترزوا منه ما استطعتم «إن الله أعد للكافرين عذابا مهينا» ذا إهانة.

4:103 📚 1
فَإِذَا قَضَيْتُمُ ٱلصَّلَوٲةَ فَٱذْكُرُواْ ٱللَّهَ قِيَـٰمًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمْ‌ۚ فَإِذَا ٱطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٲةَ‌ۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٲةَ كَانَتْ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ كِتَـٰبًا مَّوْقُوتًا
فَإِذَا
zaman
قَضَيْتُمُ
bitirdiğiniz
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
فَٱذْكُرُوا۟
anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
قِيَـٰمًۭا
ayakta
وَقُعُودًۭا
ve oturarak
وَعَلَىٰ
ve üzerinde (uzanarak)
جُنُوبِكُمْ ۚ
yanlarınız
فَإِذَا
zaman
ٱطْمَأْنَنتُمْ
güvene kavuştuğunuz
فَأَقِيمُوا۟
(tam) kılın
ٱلصَّلَوٰةَ ۚ
namazı
إِنَّ
şüphesiz
ٱلصَّلَوٰةَ
namaz
كَانَتْ
üzerine
عَلَى
on
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler
كِتَـٰبًۭا
farz kılınmıştır
مَّوْقُوتًۭا
vakitli olarak

Diyanet İşleri MealiNamazı kıldıktan başka, Allah'ı ayakta iken, otururken, yan yatarken de anın. Emniyete kavuştuğunuzda, namazı gereğince kılın. Namaz şüphesiz, inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır

Saheeh InternationalAnd when you have completed the prayer, remember Allah standing, sitting, or [lying] on your sides. But when you become secure, re-establish [regular] prayer. Indeed, prayer has been decreed upon the believers a decree of specified times

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا قضيتم الصلاة» فرغتم منها «فاذكروا الله» بالتهليل والتسبيح «قياما وقعودا وعلى جنوبكم» مضطجعين أي في كل حال «فإذا اطمأننتم» أمنتم «فأقيموا الصلاة» أدُّوها بحقوقها «إن الصلاة كانت على المؤمنين كتابا» مكتوبا مفروضا «موْقوتا» أي مقدرا وقتها فلا تؤخر عنه، ونزل لما بعث اصلى الله عليه وسلم طائفة في طلب أبي سفيان وأصحابه لما رجعوا من أحد فشكوا الجراحات.

4:104 📚 2
وَلَا تَهِنُواْ فِى ٱبْتِغَآءِ ٱلْقَوْمِ‌ۖ إِن تَكُونُواْ تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ‌ۖ وَتَرْجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرْجُونَ‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
وَلَا
gevşeklik göstermeyin
تَهِنُوا۟
be weak
فِى
takibetmekte
ٱبْتِغَآءِ
pursuit
ٱلْقَوْمِ ۖ
o topluluğu
إِن
eğer
تَكُونُوا۟
siz
تَأْلَمُونَ
acı çekiyorsanuz
فَإِنَّهُمْ
onlar da
يَأْلَمُونَ
acı çekmektedirler
كَمَا
gibi
تَأْلَمُونَ ۖ
sizin acı çektiğiniz
وَتَرْجُونَ
ve siz ummaktasınız
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyleri
لَا
onların ummayacakları
يَرْجُونَ ۗ
they hope
وَكَانَ
Alah
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًا
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiDüşman milleti kovalamakta gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar; oysa siz Allah'tan onların beklemedikleri şeyleri bekliyorsunuz. Allah Bilendir, Hakim olandır

Saheeh InternationalAnd do not weaken in pursuit of the enemy. If you should be suffering - so are they suffering as you are suffering, but you expect from Allah that which they expect not. And Allah is ever Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تهنوا» تضعفوا «في ابتغاء» طلب «القوم» الكفار لتقاتلوهم «إن تكونوا تألمون» تجدون ألم الجراح «فإنهم يألمون كما تألمون» أي مثلكم ولا يجبنون على قتالكم «وترجون» أنتم «من الله» من النصر والثواب عليه «مالا يرجون» هم فأنتم تزيدون عليهم بذلك فينبغي أن تكونوا أرغب منهم فيه «وكان الله عليما» بكل شيء «حكيما» في صنعه.

4:105
إِنَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَـٰبَ بِٱلْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَٮٰكَ ٱللَّهُ‌ۚ وَلَا تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًا
إِنَّآ
muhakkak biz
أَنزَلْنَآ
indirdik ki
إِلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ
gerçek ile
لِتَحْكُمَ
hüküm veresin diye
بَيْنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
بِمَآ
biçimde
أَرَىٰكَ
sana gösterdiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
وَلَا
olma
تَكُن
be
لِّلْخَآئِنِينَ
hainlerin
خَصِيمًۭا
savunucusu

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma

Saheeh InternationalIndeed, We have revealed to you, [O Muhammad], the Book in truth so you may judge between the people by that which Allah has shown you. And do not be for the deceitful an advocate

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
وسرق طعمة بن ابيرق درعا وخبأها عند يهودي فوجدت عنده فرماه طعمة بها وحلف أنه ما سرقها فسأل قومه النبي صلى الله عليه وسلم أن يجادل عنه ويبرئه فنزل «إنا أنزلنا إليك الكتاب» القرآن «بالحق» متعلق بأنزل «لتحكم بين الناس بما أراك» أعلمك «الله» فيه «ولا تكن للخائنين» كطعمة «خصيما» مخاصما عنهم.

4:106
وَٱسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ‌ۖ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
وَٱسْتَغْفِرِ
ve mağfiret dile
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
bağışlayandır
غَفُورًۭا
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAllah'tan mağfiret dile. Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalAnd seek forgiveness of Allah. Indeed, Allah is ever Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واستغفر الله» مما هممت به «إن الله كان غفورا رحيما».

4:107 📚 3
وَلَا تُجَـٰدِلْ عَنِ ٱلَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنفُسَهُمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا
وَلَا
savunma
تُجَـٰدِلْ
argue
عَنِ
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
يَخْتَانُونَ
hainlik eden(leri)
أَنفُسَهُمْ ۚ
kendilerine
إِنَّ
zira
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
مَن
kimseyi
كَانَ
hainlik yapan
خَوَّانًا
treacherous
أَثِيمًۭا
günah işleyen

Diyanet İşleri MealiKendilerine hainlik edenlerden yana uğraşmaya kalkma. Allah, hainlikte direnen suçluyu sevmez

Saheeh InternationalAnd do not argue on behalf of those who deceive themselves. Indeed, Allah loves not one who is a habitually sinful deceiver

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تجادل عن الذين يختانون أنفسهم» يخونونها بالمعاصي لأن وبال خيانتهم عليهم «إن الله لا يحب من كان خوانا» كثير الخيانة «أثيما» أي يعاقبه.

4:108 📚 2
يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضَىٰ مِنَ ٱلْقَوْلِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا
يَسْتَخْفُونَ
gizleniyorlar
مِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
وَلَا
gizlenmiyorlar
يَسْتَخْفُونَ
(can) they hide
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
وَهُوَ
oysa O
مَعَهُمْ
onlarla beraberdir
إِذْ
zaman
يُبَيِّتُونَ
geceleyin söyledikleri
مَا
şeyleri
لَا
(O'nun) istemediği
يَرْضَىٰ
(does) he approve
مِنَ
sözü
ٱلْقَوْلِ ۚ
the word
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
بِمَا
herşeyi
يَعْمَلُونَ
onların yaptıkları
مُحِيطًا
kuşatmıştır

Diyanet İşleri MealiAllah'ın razı olmadığı sözü gece kurarlarken, onu, insanlardan gizliyorlar da kendileriyle beraber olan Allah'dan gizlemiyorlar. Allah işlediklerinin hepsini bilmektedir

Saheeh InternationalThey conceal [their evil intentions and deeds] from the people, but they cannot conceal [them] from Allah, and He is with them [in His knowledge] when they spend the night in such as He does not accept of speech. And ever is Allah, of what they do, encompassing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يستخفون» أي طعمة وقومه حياءً «من الناس ولا يستخفون من الله وهو معهم» بعلمه «إذ يبيِّتون» يضمرون «ما لا يرضى من القول» من عزمهم على الحلف على نفي السرقة ورمي اليهودي بها «وكان الله بما يعملون محيطا» علما.

4:109
هَـٰٓأَنتُمْ هَـٰٓؤُلَآءِ جَـٰدَلْتُمْ عَنْهُمْ فِى ٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا فَمَن يُجَـٰدِلُ ٱللَّهَ عَنْهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ أَم مَّن يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكِيلاً
هَـٰٓأَنتُمْ
haydi siz
هَـٰٓؤُلَآءِ
savundunuz
جَـٰدَلْتُمْ
savundunuz
عَنْهُمْ
onları
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
فَمَن
ya kim
يُجَـٰدِلُ
savunacak
ٱللَّهَ
Allah'a karşı
عَنْهُمْ
onları
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
أَم
ya da
مَّن
kim
يَكُونُ
olacak
عَلَيْهِمْ
onlara
وَكِيلًۭا
vekil

Diyanet İşleri Mealiİşte siz dünya hayatında onları savunuyorsunuz ama, kıyamet günü onları Allah'a karşı kim savunacak? Veya onların vekaletini kim üzerine alacaktır

Saheeh InternationalHere you are - those who argue on their behalf in [this] worldly life - but who will argue with Allah for them on the Day of Resurrection, or who will [then] be their representative

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ها أنتم» يا «هؤلاء» خطاب لقوم طعمة «جادلتم» خاصمتم «عنهم» أي عن طعمة وذويه وقرئ عنه «في الحياة الدنيا فمن يجادل الله عنهم يوم القيامة» إذ عذبهم «أم من يكون عليهم وكيلا» يتولى أمرهم ويذبُّ عنهم أي لا أحد يفعل ذلك.

4:110 📚 12
وَمَن يَعْمَلْ سُوٓءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُۥ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورًا رَّحِيمًا
وَمَن
ve kim
يَعْمَلْ
yaparsa
سُوٓءًا
bir kötülük
أَوْ
yahut
يَظْلِمْ
zulmederse
نَفْسَهُۥ
nefsine
ثُمَّ
sonra
يَسْتَغْفِرِ
mağfiret dilerse
ٱللَّهَ
Allah'tan
يَجِدِ
bulur
ٱللَّهَ
Allah'ı
غَفُورًۭا
bağışlayıcı
رَّحِيمًۭا
ve esirgeyici

Diyanet İşleri MealiKim kötülük işler veya kendine yazık eder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı mağfiret ve merhamet sahibi olarak bulur

Saheeh InternationalAnd whoever does a wrong or wrongs himself but then seeks forgiveness of Allah will find Allah Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يعمل سوءا» ذنبا يسوء به غيره كرمي طعمة اليهودي «أو يظلم نفسه» يعمل ذنبا قاصرا عليه «ثم يستغفر الله» منه أي يتب «يجد الله غفورا» له «رحيما» به.

4:111 📚 1
وَمَن يَكْسِبْ إِثْمًا فَإِنَّمَا يَكْسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
وَمَن
ve kim
يَكْسِبْ
işlerse
إِثْمًۭا
bir günah
فَإِنَّمَا
muhakkak
يَكْسِبُهُۥ
onu kazanır
عَلَىٰ
aleyhine
نَفْسِهِۦ ۚ
kendi
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiKim günah işlerse bunu ancak kendi aleyhine yapmış olur. Allah bilendir, Hakim'dir

Saheeh InternationalAnd whoever commits a sin only earns it against himself. And Allah is ever Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يكسب إثما» ذنبا «فإنما يكسبه على نفسه» لأن وباله عليها ولا يضر غيره «وكان الله عليما حكيما» في صنعه.

4:112
وَمَن يَكْسِبْ خَطِيٓــَٔةً أَوْ إِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهِۦ بَرِيٓــًٔا فَقَدِ ٱحْتَمَلَ بُهْتَـٰنًا وَإِثْمًا مُّبِينًا
وَمَن
ve kim
يَكْسِبْ
işlerse
خَطِيٓـَٔةً
bir hata
أَوْ
ya da
إِثْمًۭا
günah
ثُمَّ
sonra
يَرْمِ
üstüne atarsa
بِهِۦ
onu
بَرِيٓـًۭٔا
bir suçsuzun
فَقَدِ
muhakkak ki
ٱحْتَمَلَ
yüklenmiş olur
بُهْتَـٰنًۭا
büyük bir iftira
وَإِثْمًۭا
ve bir günah
مُّبِينًۭا
açık

Diyanet İşleri MealiKim yanılır veya suç işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur

Saheeh InternationalBut whoever earns an offense or a sin and then blames it on an innocent [person] has taken upon himself a slander and manifest sin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يكسب خطيئة» ذنبا صغيرا «أو إثما» ذنبا كبيرا «ثم يرم به بريئا» منه «فقد احتمل» تحمل «بهتانا» برميه «وإثما مبينا» بينا بكسبه.

4:113 📚 10
وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُۥ لَهَمَّت طَّآئِفَةٌ مِّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ‌ۖ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَىْءٍ‌ۚ وَأَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَيْكَ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُن تَعْلَمُ‌ۚ وَكَانَ فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا
وَلَوْلَا
ve olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكَ
sana;
وَرَحْمَتُهُۥ
ve acıması
لَهَمَّت
yeltenmişti
طَّآئِفَةٌۭ
bir grup
مِّنْهُمْ
onlardan
أَن
seni saptırmağa
يُضِلُّوكَ
mislead you
وَمَا
onlar saptıramazlar
يُضِلُّونَ
they mislead
إِلَّآ
başkasını
أَنفُسَهُمْ ۖ
kendilerinden
وَمَا
sana zarar veremezler
يَضُرُّونَكَ
they will harm you
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ
şey
وَأَنزَلَ
ve indirdi
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَعَلَّمَكَ
ve sana öğretti
مَا
şeyleri
لَمْ
olmadığın
تَكُن
you did
تَعْلَمُ ۚ
biliyor
وَكَانَ
ve
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكَ
sana
عَظِيمًۭا
büyüktür

Diyanet İşleri MealiEğer sana Allah'ın bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir takımı seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar vermezler. Allah sana Kitap ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın sana olan nimeti ne büyüktür

Saheeh InternationalAnd if it was not for the favor of Allah upon you, [O Muhammad], and His mercy, a group of them would have determined to mislead you. But they do not mislead except themselves, and they will not harm you at all. And Allah has revealed to you the Book and wisdom and has taught you that which you did not know. And ever has the favor of Allah upon you been great

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولولا فضل الله عليك» يا محمد «ورحمته» بالعصمة «لهمَّت» أضمرت «طائفة منهم» من قوم طعمة «أن يضلوك» عن القضاء بالحق بتلبيسهم عليك «وما يضلون إلا أنفسهم وما يضرونك من» زائدة «شيء» لأن وبال إضلالهم عليهم «وأنزل الله عليك الكتاب» القرآن «والحكمة» ما فيه من الأحكام «وعلَّمك ما لم تكن تعلم» من الأحكام والغيب «وكان فضل الله عليك» بذلك وغيره «عظيما».

4:114 📚 6
۞ لَّا خَيْرَ فِى كَثِيرٍ مِّن نَّجْوَٮٰهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَـٰحِۭ بَيْنَ ٱلنَّاسِ‌ۚ وَمَن يَفْعَلْ ذَٲلِكَ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
۞ لَّا
yoktur
خَيْرَ
hayır
فِى
çoğunda
كَثِيرٍۢ
much
مِّن
gizli konuşmalarının
نَّجْوَىٰهُمْ
their secret talk
إِلَّا
yalnız hariç
مَنْ
kimse
أَمَرَ
emreden
بِصَدَقَةٍ
sadakayı
أَوْ
yahut
مَعْرُوفٍ
iyiliği
أَوْ
ya da
إِصْلَـٰحٍۭ
düzeltmeyi
بَيْنَ
arasını
ٱلنَّاسِ ۚ
insanların
وَمَن
ve kim
يَفْعَلْ
yaparsa
ذَٰلِكَ
bunu
ٱبْتِغَآءَ
amacıyle
مَرْضَاتِ
rızasını kazanmak
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَسَوْفَ
yakında
نُؤْتِيهِ
ona vereceğiz
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiAncak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları, Allah'ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz

Saheeh InternationalNo good is there in much of their private conversation, except for those who enjoin charity or that which is right or conciliation between people. And whoever does that seeking means to the approval of Allah - then We are going to give him a great reward

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا خير في كثير من نجواهم» أي الناس أي يتناجون فيه ويتحدثون «إلا» نجوى «من أمر بصدقة أو معروف» عمل بر «أو إصلاح بين الناس ومن يفعل ذلك» المذكور «ابتغاء» طلب «مرضات الله» لا غيره من أمور الدنيا «فسوف نؤتيه» بالنون والياء أي الله «أجرا عظيما».

4:115 📚 5
وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ‌ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا
وَمَن
kim de
يُشَاقِقِ
karşı gelir
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
belli olduktan
تَبَيَّنَ
(has) become clear
لَهُ
kendisine
ٱلْهُدَىٰ
doğru yol
وَيَتَّبِعْ
ve uyarsa
غَيْرَ
başkasına
سَبِيلِ
yolundan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlerin
نُوَلِّهِۦ
onu yöneltiriz
مَا
döndüğü (yola)
تَوَلَّىٰ
he (has) turned
وَنُصْلِهِۦ
ve sokarız
جَهَنَّمَ ۖ
cehenneme
وَسَآءَتْ
ne kötü
مَصِيرًا
bir gidiş yeridir

Diyanet İşleri MealiDoğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir

Saheeh InternationalAnd whoever opposes the Messenger after guidance has become clear to him and follows other than the way of the believers - We will give him what he has taken and drive him into Hell, and evil it is as a destination

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يُشاقق» يخالف «الرسول» فيما جاء به من الحق «من بعد ما تبين له الهدى» ظهر له الحق بالمعجزات «ويتَّبع» طريقا «غير سبيل المؤمنين» أي طريقهم الذي هم عليه من الدين بأن يكفر «نولِّه ما تولَّى» نجعله واليا لما تولاه من الضلال بأن نخلي بينه وبينه في الدنيا «ونصله» ندخله في الآخرة «جهنم» فيحترق فيها «وساءت مصيرا» مرجعا هي.

4:116 📚 29
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِۦ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٲلِكَ لِمَن يَشَآءُ‌ۚ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَـٰلاَۢ بَعِيدًا
إِنَّ
şüpheiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
bağışlamaz
يَغْفِرُ
forgive
أَن
ortak koşulmasını
يُشْرَكَ
partners be associated
بِهِۦ
kendisine
وَيَغْفِرُ
ve bağışlar
مَا
herşeyi
دُونَ
başka
ذَٰلِكَ
bundan
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَمَن
ve kim
يُشْرِكْ
ortak koşarsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَقَدْ
muhakkak
ضَلَّ
sapıklığa düşmüştür
ضَلَـٰلًۢا
bir sapkınlıkla
بَعِيدًا
uzak

Diyanet İşleri MealiAllah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur

Saheeh InternationalIndeed, Allah does not forgive association with Him, but He forgives what is less than that for whom He wills. And he who associates others with Allah has certainly gone far astray

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله لا يغفر أن يُشرك به ويغفر مادون ذلك لمن يشاء ومن يشرك بالله فقد ضل ضلالا بعيدا» عن الحق.

4:117
إِن يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ إِنَـٰثًا وَإِن يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَـٰنًا مَّرِيدًا
إِن
eğer
يَدْعُونَ
çağırıyorlar
مِن
O'nu bırakıp da
دُونِهِۦٓ
besides Him
إِلَّآ
yalnızca
إِنَـٰثًۭا
birtakım dişilere
وَإِن
ve çağırıyorlar
يَدْعُونَ
they invoke
إِلَّا
yalnızca
شَيْطَـٰنًۭا
şeytana
مَّرِيدًۭا
asi

Diyanet İşleri MealiOnlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır

Saheeh InternationalThey call upon instead of Him none but female [deities], and they [actually] call upon none but a rebellious Satan

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن» ما «يدعون» يعبد المشركون «من دونه» أي الله، أي غيره «إلا إناثا» أصناما مؤنثة كاللات والعزى ومناة «وإن» ما «يدعون» يعبدون بعبادتها «إلا شيطانا مريدا» خارجا عن الطاعة لطاعتهم له فيها وهو إبليس.

4:118 📚 1
لَّعَنَهُ ٱللَّهُ‌ۘ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا
لَّعَنَهُ
ona la'net etti
ٱللَّهُ ۘ
Allah
وَقَالَ
ve (o da) dedi
لَأَتَّخِذَنَّ
elbette alacağım
مِنْ
senin kullarından
عِبَادِكَ
your slaves
نَصِيبًۭا
bir pay
مَّفْرُوضًۭا
belirli

Diyanet İşleri MealiOnlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır

Saheeh InternationalWhom Allah has cursed. For he had said, "I will surely take from among Your servants a specific portion

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لعنه الله» أبعده عن رحمته «وقال» أي الشيطان «لأتخذنَّ» لأجعلن لي «من عبادك نصيبا» حظّا «مفروضا» مقطوعا أدعوهم إلى طاعتي.

4:119
وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَأَمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ ءَاذَانَ ٱلْأَنْعَـٰمِ وَلَأَمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ ٱللَّهِ‌ۚ وَمَن يَتَّخِذِ ٱلشَّيْطَـٰنَ وَلِيًّا مِّن دُونِ ٱللَّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُّبِينًا
وَلَأُضِلَّنَّهُمْ
ve onları mutlaka saptıracağım
وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ
ve mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım
وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ
ve onlara emredeceğim
فَلَيُبَتِّكُنَّ
yaracaklar
ءَاذَانَ
kulaklarını
ٱلْأَنْعَـٰمِ
hayvanların
وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ
ve onlara emredeceğim
فَلَيُغَيِّرُنَّ
değiştirecekler
خَلْقَ
yaratışını
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَمَن
ve kim
يَتَّخِذِ
tutarsa
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytanı
وَلِيًّۭا
dost
مِّن
yerine
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَقَدْ
muhakkak ki
خَسِرَ
ziyana uğramıştır
خُسْرَانًۭا
bir ziyanla
مُّبِينًۭا
açık

Diyanet İşleri MealiOnlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır

Saheeh InternationalAnd I will mislead them, and I will arouse in them [sinful] desires, and I will command them so they will slit the ears of cattle, and I will command them so they will change the creation of Allah." And whoever takes Satan as an ally instead of Allah has certainly sustained a clear loss

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولأضلنهم» عن الحق بالوسوسة «ولأمنينهم» ألقي في قلوبهم طول الحياة وأن لا بعث ولا حساب «ولآمرنهم فليبتِّكُنَّ» يقطعن «آذان الأنعام» وقد فعل ذلك بالبحائر «ولآمرنهم فليغيرن خلق الله» دينه بالكفر وإحلال ما حرم الله وتحريم ما أحل «ومن يتخذ الشيطان وليا» يتولاه يطيعه «من دون الله» أي غيره «فقد خسر خسرانا مبينا» بينا لمصيره إلى النار المؤبدة عليه.

4:120
يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ‌ۖ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ إِلَّا غُرُورًا
يَعِدُهُمْ
(Şeytan) onlara söz verir
وَيُمَنِّيهِمْ ۖ
ve umut verir
وَمَا
ve değildir
يَعِدُهُمُ
sözü
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytanın
إِلَّا
başka bir şey
غُرُورًا
aldatmadan

Diyanet İşleri MealiŞeytan onlara vadediyor, onları kuruntulara düşürüyor, ancak aldatmak için vaadde bulunuyor

Saheeh InternationalSatan promises them and arouses desire in them. But Satan does not promise them except delusion

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يعدهم» طول العمر «ويمنيهم» نيل الآمال في الدنيا وألا بعث ولا جزاء «وما يعدهم الشيطان» بذلك «إلا غرورا» باطلا.

4:121
أُوْلَـٰٓئِكَ مَأْوَٮٰهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَحِيصًا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onların
مَأْوَىٰهُمْ
varacağı yer
جَهَنَّمُ
cehennemdir
وَلَا
asla bulamazlar
يَجِدُونَ
they will find
عَنْهَا
ondan
مَحِيصًۭا
kaçmak (imkanı)

Diyanet İşleri Mealiİşte onların varacağı yer cehennemdir. Oradan kaçacak yer de bulamıyacaklardır

Saheeh InternationalThe refuge of those will be Hell, and they will not find from it an escape

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك مأواهم جهنم ولا يجدون عنها محيصا» معدلا.

4:122
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا‌ۖ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقًّا‌ۚ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ قِيلاً
وَٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
سَنُدْخِلُهُمْ
sokacağız
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
kalacaklardır
فِيهَآ
orada
أَبَدًۭا ۖ
ebedi
وَعْدَ
bu va'didir
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقًّۭا ۚ
gerçek
وَمَنْ
kim olabilir?
أَصْدَقُ
daha doğru
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
قِيلًۭا
sözlü

Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı işler yapanları, Allah'ın gerçek bir sözü olarak, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır

Saheeh InternationalBut the ones who believe and do righteous deeds - We will admit them to gardens beneath which rivers flow, wherein they will abide forever. [It is] the promise of Allah, [which is] truth, and who is more truthful than Allah in statement

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين آمنوا وعملوا الصالحات سندخلهم جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها أبدا وعد الله حقا» أي وعدهم الله ذلك وحقه حقا «ومن» أي لا أحد «أصدق من الله قيلا» أي قولا.

4:123
لَّيْسَ بِأَمَانِيِّكُمْ وَلَآ أَمَانِىِّ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ‌ۗ مَن يَعْمَلْ سُوٓءًا يُجْزَ بِهِۦ وَلَا يَجِدْ لَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
لَّيْسَ
(İş) olmaz
بِأَمَانِيِّكُمْ
sizin kuruntularınızla
وَلَآ
ve olmaz
أَمَانِىِّ
kuruntularıyla
أَهْلِ
ehlinin
ٱلْكِتَـٰبِ ۗ
Kitap
مَن
kimse
يَعْمَلْ
yapan
سُوٓءًۭا
kötülük
يُجْزَ
cezalandırılır
بِهِۦ
onunla
وَلَا
ve bulamaz
يَجِدْ
he will find
لَهُۥ
kendisine
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
وَلِيًّۭا
(ne) bir dost
وَلَا
ne de
نَصِيرًۭا
bir yardımcı

Diyanet İşleri MealiBu, sizin kuruntularınıza ve Kitap ehlinin kuruntularına göre değildir. Kim fenalık yaparsa cezasını görür, kendisine Allah'tan başka ne dost ve ne de yardımcı bulur

Saheeh InternationalParadise is not [obtained] by your wishful thinking nor by that of the People of the Scripture. Whoever does a wrong will be recompensed for it, and he will not find besides Allah a protector or a helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما افتخر المسلمون وأهل الكتاب «ليس» الأمر منوطا «بأمانيكم ولا أماني أهل الكتاب» بل بالعمل الصالح «من يعمل سوءًا يُجز به» إما في الآخرة أو في الدنيا بالبلاء والمحن كما ورد في الحديث «ولا يجد له من دون الله» أي غيره «وليا» يحفظه «ولا نصيرا» يمنعه منه.

4:124
وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُوْلَـٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًا
وَمَن
ve her kim
يَعْمَلْ
yaparsa
مِنَ
güzel işler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
[the] righteous deeds
مِن
erkekten
ذَكَرٍ
(the) male
أَوْ
veya
أُنثَىٰ
kadından
وَهُوَ
ve onlar
مُؤْمِنٌۭ
inanarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte öyle kimseler
يَدْخُلُونَ
girerler
ٱلْجَنَّةَ
cennete
وَلَا
ve haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ
they will be wronged
نَقِيرًۭا
zerre kadar

Diyanet İşleri MealiErkek veya kadın, mümin olarak, kim yararlı işler işlerse, işte onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez

Saheeh InternationalAnd whoever does righteous deeds, whether male or female, while being a believer - those will enter Paradise and will not be wronged, [even as much as] the speck on a date seed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يعمل» شيئا «من الصالحات من ذكر أو أنثى وهو مؤمن فأولئك يدخلون» بالبناء للمفعول والفاعل «الجنة ولا يظلمون نقيرا» قدر نقرة النواة.

4:125 📚 2
وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَٱتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَٲهِيمَ حَنِيفًا‌ۗ وَٱتَّخَذَ ٱللَّهُ إِبْرَٲهِيمَ خَلِيلاً
وَمَنْ
ve kim
أَحْسَنُ
daha güzeldir?
دِينًۭا
din yönünden
مِّمَّنْ
kimseden
أَسْلَمَ
teslim eden
وَجْهَهُۥ
yüzünü
لِلَّهِ
Allah'a
وَهُوَ
o
مُحْسِنٌۭ
iyilik edici olarak
وَٱتَّبَعَ
ve tabi olan
مِلَّةَ
dinine
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
حَنِيفًۭا ۗ
dosdoğru
وَٱتَّخَذَ
edinmişti
ٱللَّهُ
Allah
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'i
خَلِيلًۭا
dost

Diyanet İşleri Mealiİyilik yaparak kendisini Allah'a teslim edip, hakka yönelen İbrahim'in dinine uyandan, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim'i dost edinmişti

Saheeh InternationalAnd who is better in religion than one who submits himself to Allah while being a doer of good and follows the religion of Abraham, inclining toward truth? And Allah took Abraham as an intimate friend

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن» أي لا أحد «أحسن دينا ممن أسلم وجهه» أي انقاد وأخلص عمله «لله وهو محسن» موحد «واتبع ملة إبراهيم» الموافقة لملة الإسلام «حنيفا» حال أي مائلا عن الأديان كلها إلى الدين القيم «واتخذ الله إبراهيم خليلا» صفيا خالص المحبة له.

4:126 📚 1
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ مُّحِيطًا
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
hepsi
فِى
olanların
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
hepsi
فِى
olanların
ٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerde
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
مُّحِيطًۭا
kuşatmıştır

Diyanet İşleri MealiGöklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Allah her şeyi kuşatır

Saheeh InternationalAnd to Allah belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And ever is Allah, of all things, encompassing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولله ما في السماوات وما في الأرض» ملكا وخلقا وعبيدا «وكان الله بكل شيء محيطا» علما وقدرة أي لم يزل متصفا بذلك.

4:127 📚 2
وَيَسْتَفْتُونَكَ فِى ٱلنِّسَآءِ‌ۖ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ فِى يَتَـٰمَى ٱلنِّسَآءِ ٱلَّـٰتِى لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلْوِلْدَٲنِ وَأَن تَقُومُواْ لِلْيَتَـٰمَىٰ بِٱلْقِسْطِ‌ۚ وَمَا تَفْعَلُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِهِۦ عَلِيمًا
وَيَسْتَفْتُونَكَ
senden fetva istiyorlar
فِى
hakkında
ٱلنِّسَآءِ ۖ
kadınlar
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
يُفْتِيكُمْ
size hükmünü açıklıyor
فِيهِنَّ
onlar hakkında
وَمَا
vardır
يُتْلَىٰ
okunan(ayet)ler
عَلَيْكُمْ
size
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
فِى
hakkında
يَتَـٰمَى
öksüz
ٱلنِّسَآءِ
kadınlar
ٱلَّـٰتِى
onlar ki
لَا
onlara vermiyorsunuz
تُؤْتُونَهُنَّ
(do) you give them
مَا
olanı
كُتِبَ
yazılmış
لَهُنَّ
kendilerine
وَتَرْغَبُونَ
ve istiyorsunuz
أَن
kendileriyle evlenmek
تَنكِحُوهُنَّ
marry them
وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ
ve zavallı
مِنَ
hakkında
ٱلْوِلْدَٰنِ
çocuklar
وَأَن
ve hakkında
تَقُومُوا۟
yerine getirmeniz
لِلْيَتَـٰمَىٰ
öksüzlere karşı
بِٱلْقِسْطِ ۚ
adaleti
وَمَا
yapacağınız
تَفْعَلُوا۟
you do
مِنْ
her
خَيْرٍۢ
hayrı
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
onu
بِهِۦ
about it
عَلِيمًۭا
bilir

Diyanet İşleri MealiKadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: "Bu fetva, kendilerine yazılan şeyi vermeyip kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitap'da size okunandır". Ne iyilik yaparsaniz Allah onu şüphesiz bilir

Saheeh InternationalAnd they request from you, [O Muhammad], a [legal] ruling concerning women. Say, "Allah gives you a ruling about them and [about] what has been recited to you in the Book concerning the orphan girls to whom you do not give what is decreed for them - and [yet] you desire to marry them - and concerning the oppressed among children and that you maintain for orphans [their rights] in justice." And whatever you do of good - indeed, Allah is ever Knowing of it

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويستفتونك» يطلبون منك الفتوي «في» شأن «النساء» وميراثهن «قل» لهم «الله يفتيكم فيهن وما يتلى عليكم في الكتاب» القرآن من آية الميراث ويفتيكم أيضا «في يتامى النساء اللاتي لا تؤتونهن ما كتب» فرض «لهن» من الميراث «وترغبون» أيها الأولياء عن «أن تنكحوهن» لدمامتهن وتعضلوهن أن يتزوجن طمعا في ميراثهن أي يفتيكم أن لا تفعلوا ذلك «و» في «المستضعفين» الصغار «ومن الولدان» أن تعطوهم حقوقهم «و» يأمركم «أن تقوموا لليتامى بالقسط» بالعدل في الميراث والمهر «وما تفعلوا من خير فإن الله كان به عليما» فيجازيكم به.

4:128 📚 3
وَإِنِ ٱمْرَأَةٌ خَافَتْ مِنۢ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا‌ۚ وَٱلصُّلْحُ خَيْرٌ‌ۗ وَأُحْضِرَتِ ٱلْأَنفُسُ ٱلشُّحَّ‌ۚ وَإِن تُحْسِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
وَإِنِ
ve eğer
ٱمْرَأَةٌ
bir kadın
خَافَتْ
korkarsa
مِنۢ
kocasının
بَعْلِهَا
her husband
نُشُوزًا
huysuzluğundan
أَوْ
yahut
إِعْرَاضًۭا
yüz çevirmesinden
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
günah
عَلَيْهِمَآ
ikisine de
أَن
düzeltmelerinde
يُصْلِحَا
they make terms of peace
بَيْنَهُمَا
aralarını
صُلْحًۭا ۚ
anlaşma ile
وَٱلصُّلْحُ
ve barış
خَيْرٌۭ ۗ
daima iyidir
وَأُحْضِرَتِ
ve hazırdır
ٱلْأَنفُسُ
nefisler
ٱلشُّحَّ ۚ
cimriliğe
وَإِن
eğer
تُحْسِنُوا۟
güzel geçinir
وَتَتَّقُوا۟
ve sakınırsanız
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
şeyleri
بِمَا
of what
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرًۭا
haber alır

Diyanet İşleri MealiEğer kadın, kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir engel yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler kıskançlığa meyyaldir. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan sakınırsaniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır

Saheeh InternationalAnd if a woman fears from her husband contempt or evasion, there is no sin upon them if they make terms of settlement between them - and settlement is best. And present in [human] souls is stinginess. But if you do good and fear Allah - then indeed Allah is ever, with what you do, Acquainted

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن امرأة» مرفوع بفعل يفسره «خافت» توقعت «من بعلها» زوجها «نشوزا» ترفعا عليها بترك مضاجتعها والتقصير في نفقتها لبغضها وطموح عينه إلى أجمل منها «أو إعراضا» عنها بوجهه «فلا جُناح عليهما أن يَصَّالَحَا» فيه إدغام التاء في الأصل في الصاد وفي قراءة يصلحا من أصلح «بينهما صلحا» في القسم والنفقة بأن تترك له شيئا طلبا لبقاء الصحبة فإن رضيت بذلك والإ فعلى الزوج أن يوفيها حقها أو يفارقها «والصلح خير» من الفرقة والنشوز والإعراض قال تعالى في بيان ما جبل عليه الإنسان «وأحضرت الأنفس الشح» شدة البخل أي جبلت عليه فكأنها حاضرته لا تغيب عنه، المعنى أن المرأة لا تكاد تسمح بنصيبها من زوجها والرجل لا يكاد يسمح عليها بنفسه إذا أحب غيرها «وإن تحسنوا» عشرة النساء «وتتقوا» الجور عليهن «فإن الله كان بما تعملون خبيرا» فيجازيكم به.

4:129 📚 9
وَلَن تَسْتَطِيعُوٓاْ أَن تَعْدِلُواْ بَيْنَ ٱلنِّسَآءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ‌ۖ فَلَا تَمِيلُواْ كُلَّ ٱلْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَٱلْمُعَلَّقَةِ‌ۚ وَإِن تُصْلِحُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
وَلَن
ve yapamazsınız
تَسْتَطِيعُوٓا۟
will you be able
أَن
(tam) adalet
تَعْدِلُوا۟
deal justly
بَيْنَ
arasında
ٱلنِّسَآءِ
kadınlar
وَلَوْ
ne kadar
حَرَصْتُمْ ۖ
isteseniz de
فَلَا
öyle ise meylemeyin
تَمِيلُوا۟
incline
كُلَّ
(birine) tamamen
ٱلْمَيْلِ
yönelişle
فَتَذَرُوهَا
ötekini bırakmayın
كَٱلْمُعَلَّقَةِ ۚ
askıda (kocasızmış) gibi
وَإِن
eğer
تُصْلِحُوا۟
arayı düzeltir
وَتَتَّقُوا۟
sakınırsanız
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
bağışlayandır
غَفُورًۭا
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAdil hareket etmeye ne kadar uğraşsanız, kadınlar arasında eşitlik yapamayacaksınız, bari bir tarafa kalben tamamen meyletmeyin ki diğerini askıdaymış gibi bırakmış olmayasınız. İşleri düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalAnd you will never be able to be equal [in feeling] between wives, even if you should strive [to do so]. So do not incline completely [toward one] and leave another hanging. And if you amend [your affairs] and fear Allah - then indeed, Allah is ever Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولن تستطيعوا أن تعدلوا» تسووا «بين النساء» في المحبة «ولو حرصتم» على ذلك «فلا تميلوا كل الميل» إلى التي تحبونها في القسم والنفقة «فتذروها» أي تتركوا الممال عنها «كالمعلَّقة» التي لا هي أيم ولا هي ذات بعل «وإن تصلحوا» بالعدل بالقسم «وتتقوا» الجور «فإن الله كان غفورا» لما في قلبكم من الميل «رحيما» بكم في ذلك.

4:130
وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغْنِ ٱللَّهُ كُلاًّ مِّن سَعَتِهِۦ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ وَٲسِعًا حَكِيمًا
وَإِن
eğer
يَتَفَرَّقَا
(eşler) ayrılırlarsa
يُغْنِ
zengin eder
ٱللَّهُ
Allah
كُلًّۭا
onların her birini
مِّن
bol ni'metiyle
سَعَتِهِۦ ۚ
His abundance
وَكَانَ
Allah(ın)
ٱللَّهُ
Allah
وَٰسِعًا
(ni'meti) geniştir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiAyrılırlarsa, Allah her birini nimetinin genişliğiyle yoksulluktan kurtarır, Allah her şeyi kaplayandır. Hakim'dir

Saheeh InternationalBut if they separate [by divorce], Allah will enrich each [of them] from His abundance. And ever is Allah Encompassing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن يتفرقا» أي الزوجان بالطلاق «يُغن الله كلا» عن صاحبه «من سعته» أي فضله بأن يرزقها زوجا غيره ويرزقه غيرها «وكان الله واسعا» لخلقه في الفضل «حكيما» فيما دبره لهم.

4:131 📚 7
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ‌ۗ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلْكِتَـٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ‌ۚ وَإِن تَكْفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدًا
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَلَقَدْ
muhakkak
وَصَّيْنَا
tavsiye ettik
ٱلَّذِينَ
kimselere
أُوتُوا۟
verilen(lere)
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
مِن
sizden önce
قَبْلِكُمْ
before you
وَإِيَّاكُمْ
ve size de
أَنِ
diye
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
وَإِن
eğer
تَكْفُرُوا۟
inkar ederseniz
فَإِنَّ
şüphesiz
لِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
غَنِيًّا
zengindir
حَمِيدًۭا
övgüye layıktır

Diyanet İşleri MealiGöklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik. İnkar ederseniz bilin ki, göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır

Saheeh InternationalAnd to Allah belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And We have instructed those who were given the Scripture before you and yourselves to fear Allah. But if you disbelieve - then to Allah belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And ever is Allah Free of need and Praiseworthy

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولله ما في السماوات وما في الأرض ولقد وصينا الذين أوتوا الكتاب» بمعني الكتب «من قبلكم» أي اليهود والنصارى «وإياكم» يا أهل القرآن «أن» أي بأن «اتقوا الله» خافوا عقابه بأن تطيعوه «و» قلنا لهم ولكم «إن تكفروا» بما وُصيتم به «فإن لله ما في السماوات وما في الأرض» خلقا وملكا وعبيدا فلا يضره كفركم «وكان الله غنيا» عن خلقه وعبادتهم «حميدا» محمودا في صنعه بهم.

4:132 📚 1
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ‌ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلاً
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
وَكِيلًا
vekil olarak

Diyanet İşleri MealiGöklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter

Saheeh InternationalAnd to Allah belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And sufficient is Allah as Disposer of affairs

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولله ما في السماوات وما في الأرض» كرره تأكيدا لتقرير موجب التقوى «وكفى بالله وكيلا» شهيدا بأن ما فيهما له.

4:133
إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ أَيُّهَا ٱلنَّاسُ وَيَأْتِ بِـَٔـاخَرِينَ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ذَٲلِكَ قَدِيرًا
إِن
eğer
يَشَأْ
(Allah) dilerse
يُذْهِبْكُمْ
sizi götürür
أَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
وَيَأْتِ
ve getirir
بِـَٔاخَرِينَ ۚ
başkalarını
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
buna
ذَٰلِكَ
that
قَدِيرًۭا
hakkıyla kadirdir

Diyanet İşleri MealiEy İnsanlar! Allah dilerse sizi yok eder, başkalarını getirir, O, buna Kadir'dir

Saheeh InternationalIf He wills, He can do away with you, O people, and bring others [in your place]. And ever is Allah competent to do that

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن يشأ يذهبكم» يا «أيها الناس ويأت بآخرين» بدلكم «وكان الله على ذلك قديرا».

4:134 📚 1
مَّن كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ ثَوَابُ ٱلدُّنْيَا وَٱلْأَخِرَةِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعَۢا بَصِيرًا
مَّن
kim
كَانَ
isterse
يُرِيدُ
desires
ثَوَابَ
sevabını
ٱلدُّنْيَا
dünya
فَعِندَ
(bilsin ki) katındadır
ٱللَّهِ
Allah
ثَوَابُ
sevabı
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ve ahiret
وَكَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
سَمِيعًۢا
işitendir
بَصِيرًۭا
görendir

Diyanet İşleri MealiDünya nimetini kim isterse, bilsin ki, dünyanın ve ahiretin nimeti Allah'ın katındadır. Allah işitir ve görür

Saheeh InternationalWhoever desires the reward of this world - then with Allah is the reward of this world and the Hereafter. And ever is Allah Hearing and Seeing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من كان يريد» بعمله «ثواب الدنيا» «فعند الله ثواب الدنيا والاخرة» لمن أراده لا عند غيره فلم يطلب أحدكم الأخس وهلا طلب الأعلى بإخلاصه له حيث كان مطلبه لا يوجد إلا عنده «وكان الله سميعا بصيرا».

4:135 📚 1
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُونُواْ قَوَّٲمِينَ بِٱلْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ أَوِ ٱلْوَٲلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ‌ۚ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَٱللَّهُ أَوْلَىٰ بِهِمَا‌ۖ فَلَا تَتَّبِعُواْ ٱلْهَوَىٰٓ أَن تَعْدِلُواْ‌ۚ وَإِن تَلْوُۥٓاْ أَوْ تُعْرِضُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
كُونُوا۟
olun
قَوَّٰمِينَ
ayakta tutarak
بِٱلْقِسْطِ
adaleti
شُهَدَآءَ
şahidler
لِلَّهِ
Allah için
وَلَوْ
bile olsa
عَلَىٰٓ
aleyhinde
أَنفُسِكُمْ
kendinizin
أَوِ
veya
ٱلْوَٰلِدَيْنِ
ana babanızın
وَٱلْأَقْرَبِينَ ۚ
ve yakınlarınızın
إِن
eğer
يَكُنْ
olsalar
غَنِيًّا
zengin
أَوْ
veya
فَقِيرًۭا
fakir de
فَٱللَّهُ
çünkü Allah
أَوْلَىٰ
daha yakındır
بِهِمَا ۖ
ikisine de
فَلَا
öyle ise sapmayın
تَتَّبِعُوا۟
uyarak
ٱلْهَوَىٰٓ
keyfinize
أَن
adaletten
تَعْدِلُوا۟ ۚ
you deviate
وَإِن
ve eğer
تَلْوُۥٓا۟
eğip bükerseniz
أَوْ
ya da
تُعْرِضُوا۟
doğruyu söylemezseniz
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
olandır
بِمَا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do
خَبِيرًۭا
haberdar

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır

Saheeh InternationalO you who have believed, be persistently standing firm in justice, witnesses for Allah, even if it be against yourselves or parents and relatives. Whether one is rich or poor, Allah is more worthy of both. So follow not [personal] inclination, lest you not be just. And if you distort [your testimony] or refuse [to give it], then indeed Allah is ever, with what you do, Acquainted

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا كونوا قوامين» قائمين «بالقسط» بالعدل «شهداء» بالحق «لله ولو» كانت الشهادة «على أنفسكم» فاشهدوا عليها بأن تقروا بالحق ولا تكتموه «أو» على «الوالدين والأقربين إن يكن» المشهود عليه «غنيّا أو فقيرا فالله أولى بهما» منكم وأعلم بمصالحهما «فلا تتَّبعوا الهوى» في شهادتكم بأن تحابوا الغني لرضاه أو الفقير رحمةّ له لـ «أن» لا «تعدلوا» تميلوا عن الحق «وإن تلووا» تحرفوا الشهادة وفي قراءة بحذف الواو الأولى تخفيفا «أو تعرضوا» عن أدائها «فإن الله كان بما تعملون خبيرا» فيجازيكم به.

4:136
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلَّذِى نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِن قَبْلُ‌ۚ وَمَن يَكْفُرْ بِٱللَّهِ وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَـٰلاَۢ بَعِيدًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
ءَامِنُوا۟
inanın
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisine
وَٱلْكِتَـٰبِ
ve Kitaba
ٱلَّذِى
o ki
نَزَّلَ
indirdi
عَلَىٰ
Elçisine
رَسُولِهِۦ
His Messenger
وَٱلْكِتَـٰبِ
ve Kitaba (inanın)
ٱلَّذِىٓ
o ki
أَنزَلَ
indirdi
مِن
daha öncekilere
قَبْلُ ۚ
before
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِٱللَّهِ
Allah'ı
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ
ve meleklerini
وَكُتُبِهِۦ
ve Kitaplarını
وَرُسُلِهِۦ
ve elçilerini
وَٱلْيَوْمِ
ve gününü
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
فَقَدْ
muhakkak
ضَلَّ
sapıtmıştır
ضَلَـٰلًۢا
sapıklıkla
بَعِيدًا
uzak bir

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitap'a ve daha önce indirdiği Kitap'a inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününu inkar ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır

Saheeh InternationalO you who have believed, believe in Allah and His Messenger and the Book that He sent down upon His Messenger and the Scripture which He sent down before. And whoever disbelieves in Allah, His angels, His books, His messengers, and the Last Day has certainly gone far astray

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمَنوا آمِنوا» داوموا على الإيمان «بالله ورسوله والكتاب الذي نزَّل على رسوله» محمد صلى الله عليه وسلم وهو القرآن «والكتاب الذي أنزل من قبل» على الرسل بمعنى الكتب، وفي قراءة بالبناء للفاعل في الفعلين «ومن يكفر بالله وملائكته وكتبه ورسله واليوم الآخر فقد ضل ضلالا بعيدا» عن الحق.

4:137 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ٱزْدَادُواْ كُفْرًا لَّمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلاَۢ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
o kimseler
ءَامَنُوا۟
inandılar
ثُمَّ
sonra
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
ثُمَّ
sonra
ءَامَنُوا۟
inandılar
ثُمَّ
yine
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
ثُمَّ
sonra
ٱزْدَادُوا۟
arttı
كُفْرًۭا
inkarları
لَّمْ
değildir
يَكُنِ
will
ٱللَّهُ
Allah
لِيَغْفِرَ
bağışlayacak
لَهُمْ
onları
وَلَا
iletmeyecektir
لِيَهْدِيَهُمْ
will guide them
سَبِيلًۢا
(doğru) yola

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inanıp sonra inkar edenleri, sonra inanıp tekrar inkar edenleri, sonra da inkarları artmış olanları Allah bağışlamaz; onları doğru yola eriştirmez

Saheeh InternationalIndeed, those who have believed then disbelieved, then believed, then disbelieved, and then increased in disbelief - never will Allah forgive them, nor will He guide them to a way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين آمنوا» بموسى وهم اليهود «ثم كفروا» بعبادتهم العجل «ثم آمنوا» بعده «ثم كفروا» بعيسي «ثم ازدادوا كفرا» بمحمد «لم يكن الله ليغفر لهم» ما أقاموا عليه «ولا ليهديهم سبيلا» طريقا إلى الحق.

4:138
بَشِّرِ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
بَشِّرِ
müjdele
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
Münafıklara
بِأَنَّ
şüphesiz
لَهُمْ
kendilerinin olacağını
عَذَابًا
bir azabın
أَلِيمًا
acıklı

Diyanet İşleri MealiMünafıklara, kendilerine elem verici bir azab olduğunu müjdele

Saheeh InternationalGive tidings to the hypocrites that there is for them a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بشِّر» أخبر يا محمد «المنافقين بأن لهم عذابا أليماً» مؤلما هو عذاب النار.

4:139
ٱلَّذِينَ يَتَّخِذُونَ ٱلْكَـٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ‌ۚ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ ٱلْعِزَّةَ فَإِنَّ ٱلْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا
ٱلَّذِينَ
onlar
يَتَّخِذُونَ
tutuyorlar
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri
أَوْلِيَآءَ
dost
مِن
bırakıp
دُونِ
instead of
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ
mü'minleri
أَيَبْتَغُونَ
mi arıyorlar?
عِندَهُمُ
onların yanında
ٱلْعِزَّةَ
şeref
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱلْعِزَّةَ
şeref
لِلَّهِ
Allaha aittir
جَمِيعًۭا
tamamen

Diyanet İşleri MealiOnlar, inananları bırakıp da kafirleri dost edinirler; onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Doğrusu kudret bütün olarak Allah'ındır

Saheeh InternationalThose who take disbelievers as allies instead of the believers. Do they seek with them honor [through power]? But indeed, honor belongs to Allah entirely

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين» بدل أو نعت للمنافقين «يتخذون الكافرين أولياء من دون المؤمنين» لما يتوهمون فيهم من القوة «أيبتغون» يطلبون «عندهم العزة» استفهام إنكار أي لا يجدونها عندهم «فإن العزة لله جميعا» في الدنيا والآخرة ولا ينالها إلا أولياؤه.

4:140 📚 1
وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُواْ مَعَهُمْ حَتَّىٰ يَخُوضُواْ فِى حَدِيثٍ غَيْرِهِۦٓ‌ۚ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ جَامِعُ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ وَٱلْكَـٰفِرِينَ فِى جَهَنَّمَ جَمِيعًا
وَقَدْ
muhakkak
نَزَّلَ
indirmiştir
عَلَيْكُمْ
size
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
أَنْ
diye
إِذَا
zaman
سَمِعْتُمْ
işittiğiniz
ءَايَـٰتِ
ayetlerinin
ٱللَّهِ
Allah'ın
يُكْفَرُ
inkar edildiğini
بِهَا
onların
وَيُسْتَهْزَأُ
ve alay edildiğini
بِهَا
onlarla
فَلَا
oturmayın
تَقْعُدُوا۟
sit
مَعَهُمْ
onlarla beraber
حَتَّىٰ
kadar
يَخُوضُوا۟
onlar dalıncaya
فِى
bir söze
حَدِيثٍ
a conversation
غَيْرِهِۦٓ ۚ
başka
إِنَّكُمْ
siz de
إِذًۭا
o zaman
مِّثْلُهُمْ ۗ
onlar gibi olursunuz
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
جَامِعُ
bütün
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
iki yüzlüleri
وَٱلْكَـٰفِرِينَ
ve kafirleri
فِى
cehennemde
جَهَنَّمَ
Hell
جَمِيعًا
toplayacaktır

Diyanet İşleri MealiO, size Kitap'da "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, başka bir söze geçmedikçe, onlarla bir arada oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkları ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır

Saheeh InternationalAnd it has already come down to you in the Book that when you hear the verses of Allah [recited], they are denied [by them] and ridiculed; so do not sit with them until they enter into another conversation. Indeed, you would then be like them. Indeed Allah will gather the hypocrites and disbelievers in Hell all together

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقد نزَّل» بالبناء للفاعل والمفعول «عليكم في الكتاب» القرآن في سورة الأنعام «أن» مخففة واسمها محذوف، أي أنه «إذا سمعتم آيات الله» القرآن «يُكفر بها ويستهزأ بها فلا تقعدوا معهم» أي الكافرين والمستهزئين «حتى يخوضوا في حديث غيره إنكم إذا» إن قعدتم معهم «مثلهم» في الإثم «إن الله جامع المنافقين والكافرين في جهنم جميعا» كما اجتمعوا في الدنيا على الكفر والاستهزاء.

4:141 📚 1
ٱلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَإِن كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِّنَ ٱللَّهِ قَالُوٓاْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ وَإِن كَانَ لِلْكَـٰفِرِينَ نَصِيبٌ قَالُوٓاْ أَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُم مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ‌ۚ فَٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ‌ۗ وَلَن يَجْعَلَ ٱللَّهُ لِلْكَـٰفِرِينَ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَتَرَبَّصُونَ
gözetleyip dururlar
بِكُمْ
sizi
فَإِن
eğer
كَانَ
(nasib)olursa
لَكُمْ
size
فَتْحٌۭ
bir fetih
مِّنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
قَالُوٓا۟
derler
أَلَمْ
değil miydik?
نَكُن
biz de
مَّعَكُمْ
sizinle beraber
وَإِن
ve eğer
كَانَ
olursa
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
نَصِيبٌۭ
(savaşta) bir payı
قَالُوٓا۟
derler
أَلَمْ
biz üstünlük sağlamadık mı
نَسْتَحْوِذْ
we have advantage
عَلَيْكُمْ
size
وَنَمْنَعْكُم
ve sizi korumadık mı?
مِّنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ
the believers
فَٱللَّهُ
artık Allah
يَحْكُمُ
hükmedecek
بَيْنَكُمْ
aranızda
يَوْمَ
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
وَلَن
ve asla
يَجْعَلَ
vermeyecektir
ٱللَّهُ
Allah
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
عَلَى
karşı
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
سَبِيلًا
bir yol

Diyanet İşleri MealiSizi gözleyenler, Allah'tan size bir zafer gelirse, "Sizinle beraber değil miydik?" derler; eğer kafirlere bir pay çıkarsa, onlara: "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah kıyamet günü aranızda hüküm verir. Allah inkarcılara, inananlar aleyhinde asla fırsat vermeyecektir

Saheeh InternationalThose who wait [and watch] you. Then if you gain a victory from Allah, they say, "Were we not with you?" But if the disbelievers have a success, they say [to them], "Did we not gain the advantage over you, but we protected you from the believers?" Allah will judge between [all of] you on the Day of Resurrection, and never will Allah give the disbelievers over the believers a way [to overcome them]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين» بدل من الذين قبله «يتربصون» ينتظرون «بكم» الدوائر «فإن كان لكم فتح» ظفر وغنيمة «من الله قالوا» لكم «ألم نكن معكم» في الدين والجهاد فأعطونا من الغنيمة «وإن كان للكافرين نصيب» من الظفر عليكم «قالوا» لهم «ألم نستحوذ» نستول «عليكم» ونقدر على أخذكم وقتلكم فأبقينا عليكم «و» ألم «نمنعكم من المؤمنين» أن يظفروا بكم بتخذيلهم ومراسلتكم بأخبارهم فلنا عليكم المنة قال تعالى: «فالله يحكم بينكم» وبينهم «يوم القيامة» بأن يدخلكم الجنة ويدخلهم النار «ولن يجعل الله للكافرين على المؤمنين سبيلا» طريقا بالإستئصال.

4:142 📚 3
إِنَّ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ يُخَـٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَهُوَ خَـٰدِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوٓاْ إِلَى ٱلصَّلَوٲةِ قَامُواْ كُسَالَىٰ يُرَآءُونَ ٱلنَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ ٱللَّهَ إِلَّا قَلِيلاً
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
iki yüzlüler
يُخَـٰدِعُونَ
aldatmağa çalışırlar
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَهُوَ
oysa O
خَـٰدِعُهُمْ
onları aldatır
وَإِذَا
zaman
قَامُوٓا۟
kalktıkları
إِلَى
namaza
ٱلصَّلَوٰةِ
the prayer
قَامُوا۟
kalkarlar
كُسَالَىٰ
üşene üşene
يُرَآءُونَ
gösteriş yaparlar
ٱلنَّاسَ
insanlara
وَلَا
anmazlar
يَذْكُرُونَ
they remember
ٱللَّهَ
Allah'ı
إِلَّا
ancak
قَلِيلًۭا
biraz

Diyanet İşleri MealiDoğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın

Saheeh InternationalIndeed, the hypocrites [think to] deceive Allah, but He is deceiving them. And when they stand for prayer, they stand lazily, showing [themselves to] the people and not remembering Allah except a little

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المنافقين يخادعون الله» بإظهارهم خلاف ما أبطنوا من الكفر ليدفعوا عنهم أحكامه الدنيوية «وهو خادعهم» مجازيهم على خداعهم فيفتضحون في الدنيا بإطلاع الله نبيه على ما أبطنوه ويعاقبون في الآخرة «وإذا قاموا إلى الصلاة» مع المؤمنين «قاموا كسالى» متثاقلين «يراءون الناس» بصلاتهم «ولا يذكرون الله» يصلون «إلا قليلا» رياء.

4:143
مُّذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَٲلِكَ لَآ إِلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِ‌ۚ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلاً
مُّذَبْذَبِينَ
yalpalayıp dururlar
بَيْنَ
arada
ذَٰلِكَ
bu
لَآ
ne
إِلَىٰ
bunlara
هَـٰٓؤُلَآءِ
these
وَلَآ
ne de
إِلَىٰ
onlara
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ
those
وَمَن
ve kimseye
يُضْلِلِ
şaşırttığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
فَلَن
bulamazsın
تَجِدَ
you will find
لَهُۥ
ona
سَبِيلًۭا
bir (çıkar) yol

Diyanet İşleri MealiDoğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın

Saheeh InternationalWavering between them, [belonging] neither to the believers nor to the disbelievers. And whoever Allah leaves astray - never will you find for him a way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مذبذبين» مترددين «بين ذلك» الكفر والإيمان «لا» منسوبين «إلى هؤلاء» أي الكفار «ولا إلى هؤلاء» أي المؤمنين «ومن يضللـ» ـه «الله فلن تجد له سبيلا» طريقا إلى الهدى.

4:144
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ ٱلْكَـٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ‌ۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُواْ لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَـٰنًا مُّبِينًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟
take
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri
أَوْلِيَآءَ
dost
مِن
bırakıp
دُونِ
instead of
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ
mü'minleri
أَتُرِيدُونَ
mi istiyorsunuz?
أَن
vermek
تَجْعَلُوا۟
you make
لِلَّهِ
Allah'a
عَلَيْكُمْ
aleyhinizde olacak
سُلْطَـٰنًۭا
bir delil
مُّبِينًا
apaçık

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Müminleri bırakıp kafirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz

Saheeh InternationalO you who have believed, do not take the disbelievers as allies instead of the believers. Do you wish to give Allah against yourselves a clear case

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تتخذوا الكافرين أولياء من دون المؤمنين أتريدون أن تجعلوا لله عليكم» بموالاتهم «سلطانا مبينا» برهانا بينا على نفاقكم.

4:145 📚 4
إِنَّ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ فِى ٱلدَّرْكِ ٱلْأَسْفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا
إِنَّ
doğrusu
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
iki yüzlüler
فِى
tabakasındadırlar
ٱلدَّرْكِ
the depths
ٱلْأَسْفَلِ
en aşağı
مِنَ
ateşin
ٱلنَّارِ
the Fire
وَلَن
ve asla
تَجِدَ
bulamazsın
لَهُمْ
onlar için
نَصِيرًا
hiçbir yardımcı

Diyanet İşleri MealiDoğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara yardımcı bulamayacaksın

Saheeh InternationalIndeed, the hypocrites will be in the lowest depths of the Fire - and never will you find for them a helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المنافقين في الدرك» المكان «الأسفل من النار» وهو قعرها «ولن تجد لهم نصيرا» مانعا من العذاب.

4:146 📚 4
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصْلَحُواْ وَٱعْتَصَمُواْ بِٱللَّهِ وَأَخْلَصُواْ دِينَهُمْ لِلَّهِ فَأُوْلَـٰٓئِكَ مَعَ ٱلْمُؤْمِنِينَ‌ۖ وَسَوْفَ يُؤْتِ ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
إِلَّا
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ
kimseler
تَابُوا۟
tevbe edenler
وَأَصْلَحُوا۟
ve uslananlar
وَٱعْتَصَمُوا۟
ve yapışanlar
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَأَخْلَصُوا۟
ve yapanlar
دِينَهُمْ
dinlerini
لِلَّهِ
sırf Allah için
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ
mü'minlerle
وَسَوْفَ
yakında
يُؤْتِ
verecektir
ٱللَّهُ
Allah da
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiAncak tevbe edenler, nefislerini ıslah edenler, Allah'ın Kitap'ına sarılanlar ve dinlerine Allah için candan bağlananlar müstesnadır. Onlar inananlarla beraberdirler. Allah müminlere büyük ecir verecektir

Saheeh InternationalExcept for those who repent, correct themselves, hold fast to Allah, and are sincere in their religion for Allah, for those will be with the believers. And Allah is going to give the believers a great reward

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا الذين تابوا» من النفاق «وأصلحوا» عملهم «واعتصموا» وثقوا «بالله وأخلصوا دينهم لله» من الرياء «فأولئك مع المؤمنين» فيما يؤتونه «وسوف يؤت الله المؤمنين أجرا عظيما» في الآخرة وهو الجنة.

4:147 📚 6
مَّا يَفْعَلُ ٱللَّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَءَامَنتُمْ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
مَّا
ne?
يَفْعَلُ
yapacak
ٱللَّهُ
Allah
بِعَذَابِكُمْ
size azabetmeyi
إِن
eğer
شَكَرْتُمْ
siz şükreder
وَءَامَنتُمْ ۚ
ve inanırsanız
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
شَاكِرًا
şükrün karşılığını verendir
عَلِيمًۭا
(herşeyi) bilendir

Diyanet İşleri MealiŞükreder ve inanırsanız, Allah size niçin azabetsin? Allah şükrün karşılığını verir ve bilir

Saheeh InternationalWhat would Allah do with your punishment if you are grateful and believe? And ever is Allah Appreciative and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما يفعل الله بعذابكم إن شكرتم» نعمه «وآمنتم» به والاستفهام بمعنى النفي أي لا يعذبكم «وكان الله شاكرا» لأعمال المؤمنين بالإثابة «عليما» بخلقه.

4:148 📚 2
۞ لَّا يُحِبُّ ٱللَّهُ ٱلْجَهْرَ بِٱلسُّوٓءِ مِنَ ٱلْقَوْلِ إِلَّا مَن ظُلِمَ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا
۞ لَّا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْجَهْرَ
açıkça
بِٱلسُّوٓءِ
kötü
مِنَ
söz söylenmesini
ٱلْقَوْلِ
[the] words
إِلَّا
dışında
مَن
kendisine
ظُلِمَ ۚ
haksızlık edilen
وَكَانَ
doğrusu Allah
ٱللَّهُ
Allah
سَمِيعًا
işitendir
عَلِيمًا
bilendir

Diyanet İşleri MealiAllah, zulme uğrayan kimseden başkasının, kötülüğü sözle bile açıklamasını sevmez. Allah işitir ve bilir

Saheeh InternationalAllah does not like the public mention of evil except by one who has been wronged. And ever is Allah Hearing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يحب الله الجهر بالسوء من القول» من أحد أي يعاقبه عليه «إلا من ظُلم» فلا يؤاخذه بالجهر به بأن يخبر عن ظلم ظالمه ويدعو عليه «وكان الله سميعا» لما يقال «عليما» بما يفعل.

4:149 📚 1
إِن تُبْدُواْ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُواْ عَن سُوٓءٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا
إِن
eğer
تُبْدُوا۟
açığa vurursanız
خَيْرًا
bir iyiliği
أَوْ
veya
تُخْفُوهُ
onu gizlerseniz
أَوْ
yahut
تَعْفُوا۟
affederseniz
عَن
bir kötülüğü
سُوٓءٍۢ
an evil
فَإِنَّ
(bilin ki) şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah da
كَانَ
affedicidir
عَفُوًّۭا
Oft-Pardoning
قَدِيرًا
güçlüdür

Diyanet İşleri MealiBir iyiliği açığa vurur veya gizler yahut bir kötülüğü affederseniz, bilin ki Allah da Affeden'dir, Güçlü Olan'dır

Saheeh InternationalIf [instead] you show [some] good or conceal it or pardon an offense - indeed, Allah is ever Pardoning and Competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن تبدوا» تظهروا «خيرا» من أعمال البر «أو تخفوه» تعملوه سرا «أو تعفوا عن سوء» ظلم «فإن الله كان عفّوا قديرا».

4:150 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُواْ بَيْنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُواْ بَيْنَ ذَٲلِكَ سَبِيلاً
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
okimseler ki
يَكْفُرُونَ
inkar ederler
بِٱللَّهِ
Allah'ı
وَرُسُلِهِۦ
ve elçilerini;
وَيُرِيدُونَ
ve isterler
أَن
ayırmak
يُفَرِّقُوا۟
they differentiate
بَيْنَ
arasını
ٱللَّهِ
Allah
وَرُسُلِهِۦ
ile elçilerinin
وَيَقُولُونَ
ve derler
نُؤْمِنُ
inanırız
بِبَعْضٍۢ
kimine
وَنَكْفُرُ
ve inkar ederiz
بِبَعْضٍۢ
kimini
وَيُرِيدُونَ
ve isterler
أَن
tutmak
يَتَّخِذُوا۟
they take
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ
bunun (ikisinin)
سَبِيلًا
bir yol

Diyanet İşleri MealiAllah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır

Saheeh InternationalIndeed, those who disbelieve in Allah and His messengers and wish to discriminate between Allah and His messengers and say, "We believe in some and disbelieve in others," and wish to adopt a way in between

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين يكفرون بالله ورسله ويريدون أن يفرقوا بين الله ورسله» بأن يؤمنوا به دونهم «ويقولن نؤمن ببعض» من الرسل «ونكفر ببعض» منهم «ويريدون أن يتخذوا بين ذلك» الكفر والإيمان «سبيلا» طريقا يذهبون إليه.

4:151
أُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَـٰفِرُونَ حَقًّا‌ۚ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirlerdir
حَقًّۭا ۚ
gerçek
وَأَعْتَدْنَا
biz de hazırlamışızdır
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
عَذَابًۭا
bir azab
مُّهِينًۭا
alçaltıcı

Diyanet İşleri MealiAllah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır

Saheeh InternationalThose are the disbelievers, truly. And We have prepared for the disbelievers a humiliating punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك هم الكافرون حقا» مصدر مؤكد لمضمون الجملة قبله «وأعتدنا للكافرين عذابا مهينا» ذا إهانة وهو عذاب النار.

4:152 📚 3
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَمْ يُفَرِّقُواْ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ أُوْلَـٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرُسُلِهِۦ
ve elçilerine
وَلَمْ
ve
يُفَرِّقُوا۟
ayırım yapmadılar
بَيْنَ
arasında
أَحَدٍۢ
hiçbiri
مِّنْهُمْ
onlardan
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte (Allah)
سَوْفَ
pek yakında
يُؤْتِيهِمْ
verecektir
أُجُورَهُمْ ۗ
onların da mükafatlarını
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
غَفُورًۭا
çok bağışlayandır
رَّحِيمًۭا
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAllah'a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecirlerini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalBut they who believe in Allah and His messengers and do not discriminate between any of them - to those He is going to give their rewards. And ever is Allah Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين آمنوا بالله ورسله» كلهم «ولم يفرقوا بين أحد منهم أولئك سوف يؤتيهم» بالياء والنون «أجورهم» ثواب أعمالهم «وكان الله غفورا» لأوليائه «رحيما» بأهل طاعته.

4:153 📚 2
يَسْــَٔلُكَ أَهْلُ ٱلْكِتَـٰبِ أَن تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَـٰبًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ‌ۚ فَقَدْ سَأَلُواْ مُوسَىٰٓ أَكْبَرَ مِن ذَٲلِكَ فَقَالُوٓاْ أَرِنَا ٱللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ بِظُلْمِهِمْ‌ۚ ثُمَّ ٱتَّخَذُواْ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَـٰتُ فَعَفَوْنَا عَن ذَٲلِكَ‌ۚ وَءَاتَيْنَا مُوسَىٰ سُلْطَـٰنًا مُّبِينًا
يَسْـَٔلُكَ
senden istiyorlar
أَهْلُ
ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
أَن
indirmeni
تُنَزِّلَ
you bring down
عَلَيْهِمْ
kendilerine
كِتَـٰبًۭا
bir Kitap
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ ۚ
the heaven
فَقَدْ
muhakkak
سَأَلُوا۟
istemişler
مُوسَىٰٓ
Musa'dan
أَكْبَرَ
daha büyüğünü
مِن
bundan
ذَٰلِكَ
that
فَقَالُوٓا۟
demişlerdi
أَرِنَا
bize göster
ٱللَّهَ
Allah'ı
جَهْرَةًۭ
açıkça
فَأَخَذَتْهُمُ
derhal onları yakalamıştı
ٱلصَّـٰعِقَةُ
yıldırım gürültüsü
بِظُلْمِهِمْ ۚ
haksızlıklarından dolayı
ثُمَّ
sonra
ٱتَّخَذُوا۟
tutmuşlardı
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı (tanrı)
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine geldikken
جَآءَتْهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
فَعَفَوْنَا
vazgeçtik
عَن
bundan da
ذَٰلِكَ ۚ
that
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
مُوسَىٰ
Musa'ya
سُلْطَـٰنًۭا
bir yetki
مُّبِينًۭا
açık

Diyanet İşleri MealiKitap ehli, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı tanrı olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet verdik, söz vermelerine karşılık Tur dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin" dedik, "Cumartesileri aşırı gitmeyin" dedik, onlardan sağlam bir söz aldık

Saheeh InternationalThe People of the Scripture ask you to bring down to them a book from the heaven. But they had asked of Moses [even] greater than that and said, "Show us Allah outright," so the thunderbolt struck them for their wrongdoing. Then they took the calf [for worship] after clear evidences had come to them, and We pardoned that. And We gave Moses a clear authority

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يسألك» يا محمد «أهل الكتاب» اليهود «أن تنزِّل عليهم كتابا من السماء» جملة كما أنزل على موسى تعنتا فإن استكبرت ذلك «فقد سألوا» أي آباؤهم «موسى أكبر» أعظم «من ذلك فقالوا أرنا الله جهرة» عيانا «فأخذتهم الصاعقة» الموت عقابا لهم «بظلمهم» حيث تعتنوا في السؤال «ثم اتخذوا العجل» إلها «من بعد ما جاءتهم البينات» المعجزات على وحدانية الله «فعفونا عن ذلك» ولم نستأصلهم «وآتينا موسى سلطانا مبينا» تسلطا بينا ظاهرا عليهم حيث أمرهم بقتل أنفسهم توبة فأطاعوه.

4:154
وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ ٱلطُّورَ بِمِيثَـٰقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ٱدْخُلُواْ ٱلْبَابَ سُجَّدًا وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُواْ فِى ٱلسَّبْتِ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَـٰقًا غَلِيظًا
وَرَفَعْنَا
ve kaldırdık
فَوْقَهُمُ
üzerlerine
ٱلطُّورَ
Tur'u
بِمِيثَـٰقِهِمْ
söz vermeleri için
وَقُلْنَا
ve dedik
لَهُمُ
onlara
ٱدْخُلُوا۟
girin
ٱلْبَابَ
kapıdan
سُجَّدًۭا
secde ederek
وَقُلْنَا
ve dedik
لَهُمْ
onlara
لَا
çiğnemeyin
تَعْدُوا۟
transgress
فِى
cumartesi(yasakları)nı
ٱلسَّبْتِ
the Sabbath
وَأَخَذْنَا
ve aldık
مِنْهُم
onlardan
مِّيثَـٰقًا
bir söz
غَلِيظًۭا
sağlam

Diyanet İşleri MealiKitap ehli, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı tanrı olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet verdik, söz vermelerine karşılık Tur dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin" dedik, "Cumartesileri aşırı gitmeyin" dedik, onlardan sağlam bir söz aldık

Saheeh InternationalAnd We raised over them the mount for [refusal of] their covenant; and We said to them, "Enter the gate bowing humbly", and We said to them, "Do not transgress on the sabbath", and We took from them a solemn covenant

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ورفعنا فوقهم الطور» الجبل «بميثاقهم» بسبب أخذ الميثاق عليهم ليخافوا فقبلوه «وقلنا لهم» وهو مُظلِّ عليهم «ادخلوا الباب» باب القرية «سجدا» سجود انحناء «وقلنا لهم لا تعدوا» وفي قراءة بفتح العين وتشديد الدال وفيه إدغام التاء في الأصل في الدال أي لا تعدوا «في السبت» باصطياد الحيتان فيه «وأخذنا منهم ميثاقا غليظا» على ذلك فنقضوه.

4:155
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَـٰقَهُمْ وَكُفْرِهِم بِـَٔـايَـٰتِ ٱللَّهِ وَقَتْلِهِمُ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفُۢ‌ۚ بَلْ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلاً
فَبِمَا
sebebiyle
نَقْضِهِم
bozmaları
مِّيثَـٰقَهُمْ
sözlerini
وَكُفْرِهِم
ve inkar etmeleri
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَقَتْلِهِمُ
ve öldürmeleri
ٱلْأَنۢبِيَآءَ
peygamberleri
بِغَيْرِ
yere
حَقٍّۢ
haksız
وَقَوْلِهِمْ
ve demeleri(nden ötürü)
قُلُوبُنَا
kalblerimiz
غُلْفٌۢ ۚ
kılıflıdır
بَلْ
hayır fakat'
طَبَعَ
mühürlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهَا
üzerini
بِكُفْرِهِمْ
inkarlarından ötürü
فَلَا
artık inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
إِلَّا
ancak
قَلِيلًۭا
pek az

Diyanet İşleri MealiSözleşmelerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri, "Kalblerimiz perdelidir" demelerinden ötürü Allah, evet, inkarlarına karşılık onların kalblerini mühürledi, onun için bunların ancak pek azı inanır

Saheeh InternationalAnd [We cursed them] for their breaking of the covenant and their disbelief in the signs of Allah and their killing of the prophets without right and their saying, "Our hearts are wrapped". Rather, Allah has sealed them because of their disbelief, so they believe not, except for a few

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبما نقضهم» ما زائدة والباء للسببية متعلقة بمحذوف، أي لعناهم بسبب نقضهم «ميثاقهم وكفرهم بآيات الله وقتلهم الأنبياء بغير حق وقولهم» للنبي صلى الله عليه وسلم «قلوبنا غلف» لا تعي كلامك «بل طبع» ختم «الله عليها بكفرهم» فلا تعي وعظا «فلا يؤمنون إلا قليلا» منهم كعبد الله بن سلام وأصحابه.

4:156
وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَىٰ مَرْيَمَ بُهْتَـٰنًا عَظِيمًا
وَبِكُفْرِهِمْ
ve küfürlerinden (ötürü)
وَقَوْلِهِمْ
ve sözlerinden
عَلَىٰ
karşı
مَرْيَمَ
Meryem'e
بُهْتَـٰنًا
bir iftira
عَظِيمًۭا
büyük

Diyanet İşleri MealiBu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir

Saheeh InternationalAnd [We cursed them] for their disbelief and their saying against Mary a great slander

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبكفرهم» ثانيا بعيسى وكرر الباء للفصل بينه وبين ما عطف عليه «وقولهم على مريم بهتانا عظيما» حيث رموها بالزنا.

4:157 📚 4
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا ٱلْمَسِيحَ عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ ٱللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَـٰكِن شُبِّهَ لَهُمْ‌ۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُواْ فِيهِ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ‌ۚ مَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ إِلَّا ٱتِّبَاعَ ٱلظَّنِّ‌ۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينَۢا
وَقَوْلِهِمْ
ve demelerinden (ötürü)
إِنَّا
elbette
قَتَلْنَا
biz öldürdük
ٱلْمَسِيحَ
Mesih'i
عِيسَى
Îsa
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
رَسُولَ
elçisi
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَمَا
oysa
قَتَلُوهُ
onu öldürmediler
وَمَا
ve
صَلَبُوهُ
asmadılar
وَلَـٰكِن
fakat
شُبِّهَ
benzer gösterildi
لَهُمْ ۚ
kendilerine
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱلَّذِينَ
ayrılığa düşenler
ٱخْتَلَفُوا۟
differ
فِيهِ
onun hakkında
لَفِى
içindedirler
شَكٍّۢ
tam bir kuşku
مِّنْهُ ۚ
ondan yana
مَا
yoktur
لَهُم
onların
بِهِۦ
o hususta
مِنْ
hiç
عِلْمٍ
bilgileri
إِلَّا
sadece
ٱتِّبَاعَ
uyuyorlar
ٱلظَّنِّ ۚ
zanna
وَمَا
onu öldürmediler
قَتَلُوهُ
they killed him
يَقِينًۢا
yakinen

Diyanet İşleri MealiBu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir

Saheeh InternationalAnd [for] their saying, "Indeed, we have killed the Messiah, Jesus, the son of Mary, the messenger of Allah." And they did not kill him, nor did they crucify him; but [another] was made to resemble him to them. And indeed, those who differ over it are in doubt about it. They have no knowledge of it except the following of assumption. And they did not kill him, for certain

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقولهم» مفتخرين «إنا قتلنا المسيح عيسى بن مريم رسول الله» في زعمهم، أي بمجموع ذلك عذبناهم قال تعالى تكذيبا لهم في قتله «وما قتلوه وما صلبوه ولكن شبه لهم» المقتول والمصلوب وهو صاحبهم بعيسى، أي ألقى الله عليه شبهه فظنوه إياه «وإن الذين اختلفوا فيه» أي في عيسى «لفي شك منه» من قتله حيث قال بعضهم لما رأوا المقتول الوجه وجه عيسى والجسد ليس بجسده فليس به، وقال آخرون: بل هو هو «ما لهم به» بقتله «من علم إلا اتباع الظن» استثناء منقطع، أي لكن يتبعون فيه الظن الذي تخيلوه «وما قتلوه يقينا» حال مؤكدة تنفي القتل.

4:158
بَل رَّفَعَهُ ٱللَّهُ إِلَيْهِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
بَل
hayır
رَّفَعَهُ
onu yükseltti
ٱللَّهُ
Allah
إِلَيْهِ ۚ
kendisine
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَزِيزًا
daima üstündür
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiBu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir

Saheeh InternationalRather, Allah raised him to Himself. And ever is Allah Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بل رفعه الله إليه وكان الله عزيزا» في ملكه «حكيما» في صنعه.

4:159
وَإِن مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ إِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِهِۦ قَبْلَ مَوْتِهِۦ‌ۖ وَيَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا
وَإِن
ve andolsun
مِّنْ
her biri
أَهْلِ
ehlinin
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
إِلَّا
ancak
لَيُؤْمِنَنَّ
mutlaka inanacaktır
بِهِۦ
ona
قَبْلَ
önce
مَوْتِهِۦ ۖ
ölümünden
وَيَوْمَ
günü de
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يَكُونُ
O olacaktır
عَلَيْهِمْ
onların aleyhine
شَهِيدًۭا
şahid

Diyanet İşleri MealiKitap ehlinden, ölmeden önce, İsa'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur

Saheeh InternationalAnd there is none from the People of the Scripture but that he will surely believe in Jesus before his death. And on the Day of Resurrection he will be against them a witness

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنْ» ما «من أهل الكتاب» أحَد «إلا ليؤمنن به» بعيسى «قبل موته» أي الكتابي حين يعاين ملائكة الموت فلا ينفعه إيمانه أو قبل موت عيسى لما ينزل قرب الساعة كما ورد في حديث «ويوم القيامة يكون» عيسى «شهيدا» بما فعلوه لما بعث إليهم.

4:160 📚 2
فَبِظُلْمٍ مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَـٰتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ كَثِيرًا
فَبِظُلْمٍۢ
zulümlerinden dolayı
مِّنَ
olanların
ٱلَّذِينَ
those who
هَادُوا۟
yahudilerin
حَرَّمْنَا
yasakladık
عَلَيْهِمْ
onlara
طَيِّبَـٰتٍ
temiz ve hoş şeyleri
أُحِلَّتْ
helal kılınmış
لَهُمْ
kendilerine
وَبِصَدِّهِمْ
ve çevirmelerinden dolayı
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
كَثِيرًۭا
çoklarını

Diyanet İşleri MealiYahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere, elem verici azab hazırladık

Saheeh InternationalFor wrongdoing on the part of the Jews, We made unlawful for them [certain] good foods which had been lawful to them, and for their averting from the way of Allah many [people]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبظلم» أي فبسبب ظلم «من الذين هادوا» هم اليهود «حرمنا عليهم طيبات أحلت لهم» من التي في قوله تعالى: (حرمنا كل ذي ظفر) الآية «وبصدهم» الناس «عن سبيل الله» دينه صدا «كثيرا».

4:161
وَأَخْذِهِمُ ٱلرِّبَوٲاْ وَقَدْ نُهُواْ عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَٲلَ ٱلنَّاسِ بِٱلْبَـٰطِلِ‌ۚ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
وَأَخْذِهِمُ
ve almalarından ötürü
ٱلرِّبَوٰا۟
riba
وَقَدْ
rağmen
نُهُوا۟
menedilmelerine
عَنْهُ
ondan
وَأَكْلِهِمْ
ve yemelerinden ötürü
أَمْوَٰلَ
mallarını
ٱلنَّاسِ
insanların
بِٱلْبَـٰطِلِ ۚ
haksız yere
وَأَعْتَدْنَا
ve hazırladık
لِلْكَـٰفِرِينَ
inkar edenlere
مِنْهُمْ
içlerinden
عَذَابًا
bir azab
أَلِيمًۭا
acı

Diyanet İşleri MealiYahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere, elem verici azab hazırladık

Saheeh InternationalAnd [for] their taking of usury while they had been forbidden from it, and their consuming of the people's wealth unjustly. And we have prepared for the disbelievers among them a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأخذهم الربا وقد نُهوا عنه» في التوراة «وأكلهم أموال الناس بالباطل» بالرشا في الحكم «وأعتدنا للكافرين منهم عذابا أليما» مؤلما.

4:162 📚 6
لَّـٰكِنِ ٱلرَّٲسِخُونَ فِى ٱلْعِلْمِ مِنْهُمْ وَٱلْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ‌ۚ وَٱلْمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٲةَ‌ۚ وَٱلْمُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٲةَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ أُوْلَـٰٓئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا
لَّـٰكِنِ
fakat
ٱلرَّٰسِخُونَ
derinleşmiş olanlar
فِى
ilimde
ٱلْعِلْمِ
the knowledge
مِنْهُمْ
içlerinden
وَٱلْمُؤْمِنُونَ
ve mü'minler
يُؤْمِنُونَ
inanırlar
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْكَ
sana
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
مِن
senden önce
قَبْلِكَ ۚ
before you
وَٱلْمُقِيمِينَ
O kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ ۚ
namazı
وَٱلْمُؤْتُونَ
verenler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱلْمُؤْمِنُونَ
inananlar var ya
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlara
سَنُؤْتِيهِمْ
vereceğiz
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًا
büyük

Diyanet İşleri MealiFakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlara, sana indirilen Kitap'a ve senden önce indirilen Kitap'a inanan müminlere, namaz kılanlara, zekat verenlere, Allah'a ve ahiret gününe inananlara, elbette büyük ecir vereceğiz

Saheeh InternationalBut those firm in knowledge among them and the believers believe in what has been revealed to you, [O Muhammad], and what was revealed before you. And the establishers of prayer [especially] and the givers of zakah and the believers in Allah and the Last Day - those We will give a great reward

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لكن الراسخون» الثابتون «في العلم منهم» كعبد الله بن سلام «والمؤمنون» المهاجرون والأنصار «يؤمنون بما أنزل إليك وما انزل من قبلك» من الكتب «والمقيمين الصلاة» نصب على المدح وقرئ بالرفع «والمؤتون الزكاة والمؤمنون بالله واليوم الآخر أولئك سنؤتيهم» بالنون والياء «أجرا عظيما» هو الجنة.

4:163 📚 1
۞ إِنَّآ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ كَمَآ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ نُوحٍ وَٱلنَّبِيِّــۧنَ مِنۢ بَعْدِهِۦ‌ۚ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٲهِيمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَـٰرُونَ وَسُلَيْمَـٰنَ‌ۚ وَءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ زَبُورًا
۞ إِنَّآ
elbette biz
أَوْحَيْنَآ
vahyettik
إِلَيْكَ
sana da
كَمَآ
gibi
أَوْحَيْنَآ
vahyettiğimiz
إِلَىٰ
Nuh'a
نُوحٍۢ
Nuh
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ
ve peygamberlere
مِنۢ
ondan sonraki
بَعْدِهِۦ ۚ
after him
وَأَوْحَيْنَآ
nitekim vahyetmiştik
إِلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِيمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ
ve sıbtlara
وَعِيسَىٰ
ve Îsa'ya
وَأَيُّوبَ
ve Eyyub'a
وَيُونُسَ
ve Yunus'a
وَهَـٰرُونَ
ve Harun'a
وَسُلَيْمَـٰنَ ۚ
ve Süleyman'a
وَءَاتَيْنَا
ve vermiştik
دَاوُۥدَ
Davud'a da
زَبُورًۭا
Zebur'u

Diyanet İşleri MealiNuh'a, ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi şüphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik

Saheeh InternationalIndeed, We have revealed to you, [O Muhammad], as We revealed to Noah and the prophets after him. And we revealed to Abraham, Ishmael, Isaac, Jacob, the Descendants, Jesus, Job, Jonah, Aaron, and Solomon, and to David We gave the book [of Psalms]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أوحينا إليك كما أوحينا إلى نوح والنبيين من بعده و» كما «أوحينا إلى إبراهيم وإسماعيل وإسحاق» ابنيه «ويعقوب» ابن إسحاق «والأسباط» أولاده «وعيسى وأيوب ويونس وهارون وسليمان وآتينا» أباه «داود زَبورا» بالفتح اسم للكتاب المؤتى والضم مصدر بمعنى مزبورا أي مكتوبا.

4:164
وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَـٰهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلاً لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ‌ۚ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكْلِيمًا
وَرُسُلًۭا
ve elçilere
قَدْ
elbette
قَصَصْنَـٰهُمْ
anlattığımız
عَلَيْكَ
sana
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
وَرُسُلًۭا
ve elçilere
لَّمْ
anlatmadığımız
نَقْصُصْهُمْ
We (have) mentioned them
عَلَيْكَ ۚ
sana
وَكَلَّمَ
ve konuşmuştu
ٱللَّهُ
Allah
مُوسَىٰ
Musa'ya
تَكْلِيمًۭا
sözle

Diyanet İşleri MealiPeygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitabetmişti. Allah güçlüdür, Hakim'dir

Saheeh InternationalAnd [We sent] messengers about whom We have related [their stories] to you before and messengers about whom We have not related to you. And Allah spoke to Moses with [direct] speech

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» أرسلنا «رسلا قد قصصناهم عليك من قبل ورسلا لم نقصصهم عليك» روي أنه تعالى بعث ثمانية آلاف نبي أربعة آلاف من إسرائيل وأربعة آلاف من سائر الناس قاله الشيخ في سورة غافر «وكلَّم اللهُ موسى» بلا واسطة «تكليما».

4:165 📚 3
رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةُۢ بَعْدَ ٱلرُّسُلِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
رُّسُلًۭا
elçiler (gönderdik) ki
مُّبَشِّرِينَ
müjdeleyici
وَمُنذِرِينَ
ve uyarıcı
لِئَلَّا
kalmasın
يَكُونَ
there is
لِلنَّاسِ
insanların
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
حُجَّةٌۢ
bahaneleri
بَعْدَ
sonra
ٱلرُّسُلِ ۚ
elçilerden
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَزِيزًا
üstündür
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiPeygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitabetmişti. Allah güçlüdür, Hakim'dir

Saheeh International[We sent] messengers as bringers of good tidings and warners so that mankind will have no argument against Allah after the messengers. And ever is Allah Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رسلا» بدل من رسلا قبله «مبشرين» بالثواب من آمن «ومنذرين» بالعقاب من كفر أرسلناهم «لئلا يكون للناس على الله حجة» تقال «بعد» إرسال «الرسل» إليهم فيقولوا: ربنا لولا أرسلت إلينا رسولا فنتبع آياتك ونكون من المؤمنين فبعثناهم لقطع عذرهم «وكان الله عزيزا» في ملكْه «حكيما» في صنعه.

4:166
لَّـٰكِنِ ٱللَّهُ يَشْهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيْكَ‌ۖ أَنزَلَهُۥ بِعِلْمِهِۦ‌ۖ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَ‌ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا
لَّـٰكِنِ
oysa
ٱللَّهُ
Allah
يَشْهَدُ
şahidlik eder
بِمَآ
ne ki
أَنزَلَ
indirdi
إِلَيْكَ ۖ
sana
أَنزَلَهُۥ
indirmiş olduğuna
بِعِلْمِهِۦ ۖ
kendi bilgisiyle
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve melekler de
يَشْهَدُونَ ۚ
şahidlik ederler
وَكَفَىٰ
kafidir
بِٱللَّهِ
Allah'ın
شَهِيدًا
şahidliği

Diyanet İşleri MealiFakat Allah sana indirdiğine şahidlik eder, onu bilerek indirmiştir, melekler de şahidlik ederler. Şahid olarak Allah yeter

Saheeh InternationalBut Allah bears witness to that which He has revealed to you. He has sent it down with His knowledge, and the angels bear witness [as well]. And sufficient is Allah as Witness

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما سئل اليهود عن نبوته صلى الله عليه وسلم فأنكروه «لكن الله يشهد» يبين نبوتك «بما أنزل إليك» من القرآن المعجز «أنزله» ملتبسا «بعلمه» أي عالما به أو فيه علمه «والملائكة يشهدون» لك أيضا «وكفى بالله شهيدا» على ذلك.

4:167 📚 2
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدْ ضَلُّواْ ضَلَـٰلاَۢ بَعِيدًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟
ve menedenler
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
قَدْ
hakikaten
ضَلُّوا۟
düşmüşlerdir
ضَلَـٰلًۢا
bir sapıklığa
بَعِيدًا
uzak

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmışlardır

Saheeh InternationalIndeed, those who disbelieve and avert [people] from the way of Allah have certainly gone far astray

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا» بالله «وصدوا» الناس «عن سبيل الله» دين الإسلام بكتمهم نعت محمد صلى الله عليه وسلم وهم اليهود «قد ضلوا ضلالا بعيدا» عن الحق.

4:168 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَظَلَمُواْ لَمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَظَلَمُوا۟
ve zulmedenler
لَمْ
olmayacak
يَكُنِ
will
ٱللَّهُ
Allah
لِيَغْفِرَ
bağışlayan
لَهُمْ
onları
وَلَا
ve iletmeyecektir
لِيَهْدِيَهُمْ
He will guide them
طَرِيقًا
yola

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenleri ve zalimleri Allah şüphesiz bağışlamaz, onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır

Saheeh InternationalIndeed, those who disbelieve and commit wrong [or injustice] - never will Allah forgive them, nor will He guide them to a path

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا» بالله «وظلموا» نبيه بكتمان نعته «لم يكن الله ليغفر لهم ولا ليهديهم طريقا» من الطرق.

4:169
إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا‌ۚ وَكَانَ ذَٲلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا
إِلَّا
sadece
طَرِيقَ
yoluna (iletecektir)
جَهَنَّمَ
cehennemin
خَـٰلِدِينَ
kalacaklardır
فِيهَآ
orada
أَبَدًۭا ۚ
sürekli
وَكَانَ
ve
ذَٰلِكَ
bu da
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
يَسِيرًۭا
çok kolaydır

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenleri ve zalimleri Allah şüphesiz bağışlamaz, onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır

Saheeh InternationalExcept the path of Hell; they will abide therein forever. And that, for Allah, is [always] easy

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا طريق جهنم» أي الطريق المؤدي إليها «خالدين» مقدرين الخلود «فيها» إذا دخلوها «أبدا وكان ذلك على الله يسيرا» هينا.

4:170 📚 1
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلْحَقِّ مِن رَّبِّكُمْ فَـَٔـامِنُواْ خَيْرًا لَّكُمْ‌ۚ وَإِن تَكْفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
قَدْ
muhakkak ki
جَآءَكُمُ
size getirdi
ٱلرَّسُولُ
Elçi
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
مِن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
فَـَٔامِنُوا۟
inanın
خَيْرًۭا
yararınıza olarak
لَّكُمْ ۚ
kendi
وَإِن
eğer
تَكْفُرُوا۟
inkar ederseniz
فَإِنَّ
bilin ki
لِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerde
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiEy İnsanlar! Peygamber Rabbiniz'den size gerçekle geldi, inanın, bu sizin hayrınızadır. İnkar ederseniz, bilin ki, göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah bilendir. Hakim'dir

Saheeh InternationalO Mankind, the Messenger has come to you with the truth from your Lord, so believe; it is better for you. But if you disbelieve - then indeed, to Allah belongs whatever is in the heavens and earth. And ever is Allah Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الناس» أي أهل مكة «قد جاءكم الرسول» محمد صلى الله عليه وسلم «بالحق من ربكم فآمنوا» به واقصدوا «خيرا لكم» مما أنتم فيه «وإن تكفروا» به «فإن لله ما في السماوات والأرض» ملكا وخلقا وعبيدا فلا يضره كفركم «وكان الله عليما» بخلقه «حكيما» في صنعه بهم.

4:171 📚 1
يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لَا تَغْلُواْ فِى دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ‌ۚ إِنَّمَا ٱلْمَسِيحُ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ ٱللَّهِ وَكَلِمَتُهُۥٓ أَلْقَـٰهَآ إِلَىٰ مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِّنْهُ‌ۖ فَـَٔـامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ‌ۖ وَلَا تَقُولُواْ ثَلَـٰثَةٌ‌ۚ ٱنتَهُواْ خَيْرًا لَّكُمْ‌ۚ إِنَّمَا ٱللَّهُ إِلَـٰهٌ وَٲحِدٌ‌ۖ سُبْحَـٰنَهُۥٓ أَن يَكُونَ لَهُۥ وَلَدٌ‌ۘ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ‌ۗ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلاً
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لَا
taşkınlık etmeyin
تَغْلُوا۟
commit excess
فِى
dininizde
دِينِكُمْ
your religion
وَلَا
ve söylemeyin
تَقُولُوا۟
say
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
إِلَّا
dışında
ٱلْحَقَّ ۚ
gerçek
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْمَسِيحُ
Mesih
عِيسَى
Îsa
ٱبْنُ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
رَسُولُ
elçisidir
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَكَلِمَتُهُۥٓ
ve O'nun kelimesidir
أَلْقَىٰهَآ
attığı
إِلَىٰ
Meryem'e
مَرْيَمَ
Maryam
وَرُوحٌۭ
ve bir ruhtur
مِّنْهُ ۖ
O'ndan
فَـَٔامِنُوا۟
inanın
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرُسُلِهِۦ ۖ
ve elçilerine
وَلَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
ثَلَـٰثَةٌ ۚ
(Allah) Üçtür
ٱنتَهُوا۟
buna son verin
خَيْرًۭا
yararınıza olarak
لَّكُمْ ۚ
kendi
إِنَّمَا
çünkü
ٱللَّهُ
Allah
إِلَـٰهٌۭ
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ
bir tek
سُبْحَـٰنَهُۥٓ
O yücedir
أَن
olmaktan
يَكُونَ
He (should) have
لَهُۥ
kendisi
وَلَدٌۭ ۘ
çocuk sahibi
لَّهُۥ
O'nundur
مَا
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
وَكِيلًۭا
vekil olarak

Diyanet İşleri MealiEy Kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın, "üçtür" demeyin, vazgeçin, bu hayrınızadır. Allah ancak bir tek Tanrı'dır, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde olanlar da yerde olanlar da O'nundur. Vekil olarak Allah yeter

Saheeh InternationalO People of the Scripture, do not commit excess in your religion or say about Allah except the truth. The Messiah, Jesus, the son of Mary, was but a messenger of Allah and His word which He directed to Mary and a soul [created at a command] from Him. So believe in Allah and His messengers. And do not say, "Three"; desist - it is better for you. Indeed, Allah is but one God. Exalted is He above having a son. To Him belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And sufficient is Allah as Disposer of affairs

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أهل الكتاب» الإنجيل «لا تغلوا» تتجاوزوا الحد «في دينكم ولا تقولوا على الله إلا» القول «الحق» من تنزيهه عن الشريك والولد «إنما المسيح عيسى بن مريم رسول الله وكلمته ألقاها» أرسلها الله «إلى مريم وروح» أي ذو روح «منه» أضيف إليه تعالى تشريفا له وليس كما زعمتم ابن الله أو إلها معه أو ثالث ثلاثة لأن ذا الروح مركب والإله منزه عن التركيب وعن نسبة المركب إليه «فآمنوا بالله ورسله ولا تقولوا» الآلهة «ثلاثة» الله وعيسى وأمه «انتهوا» عن ذلك وأتوا «خيرا لكم» منه وهو التوحيد «إنما الله إله واحد سبحانه» تنزيها له عن «أن يكون له ولد له ما في السماوات وما في الأرض» خلقا وملكا وعبيدا، والملكية تنافي النبوة «وكفى بالله وكيلا» شهيدا على ذلك.

4:172 📚 1
لَّن يَسْتَنكِفَ ٱلْمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبْدًا لِّلَّهِ وَلَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ٱلْمُقَرَّبُونَ‌ۚ وَمَن يَسْتَنكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعًا
لَّن
çekinmez
يَسْتَنكِفَ
will disdain
ٱلْمَسِيحُ
Mesih
أَن
olmaktan
يَكُونَ
be
عَبْدًۭا
kul
لِّلَّهِ
Allah'a
وَلَا
ve melekler de
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
the Angels
ٱلْمُقَرَّبُونَ ۚ
(Allah'a) yaklaştırılmış
وَمَن
ve kim
يَسْتَنكِفْ
çekinirse
عَنْ
O'na kulluktan
عِبَادَتِهِۦ
His worship
وَيَسْتَكْبِرْ
ve büyüklük taslarsa
فَسَيَحْشُرُهُمْ
bilsin ki O toplayacaktır
إِلَيْهِ
kendi huzuruna
جَمِيعًۭا
onların hepsini

Diyanet İşleri MealiMesih de, gözde melekler de Allah'a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, hepsini huzuruna toplayacaktır

Saheeh InternationalNever would the Messiah disdain to be a servant of Allah, nor would the angels near [to Him]. And whoever disdains His worship and is arrogant - He will gather them to Himself all together

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لن يستنكف» يتكبر ويأنف «المسيح» الذي زعمتم أنه إله من «أن يكون عبدا لله ولا الملائكة المقربون» عند الله لا يستنكفون أن يكونوا عبيدا، وهذا من أحسن الاستطراد ذكر للرد على من زعم أنها آلهة أو بنات الله كما رد قبله على النصارى الزاعمين ذلك المقصود خطابهم «ومن يستنكف عن عبادته ويستكبر فسيحشرهم إليه جميعا» في الآخرة.

4:173
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضْلِهِۦ‌ۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسْتَنكَفُواْ وَٱسْتَكْبَرُواْ فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
فَأَمَّا
gelince
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
فَيُوَفِّيهِمْ
eksiksiz ödeyecektir
أُجُورَهُمْ
mükafatlarını
وَيَزِيدُهُم
ve daha fazlasını da verecektir
مِّن
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۖ
His Bounty
وَأَمَّا
gelince
ٱلَّذِينَ
kimselere
ٱسْتَنكَفُوا۟
çekinen(lere)
وَٱسْتَكْبَرُوا۟
ve büyüklük taslayanlara
فَيُعَذِّبُهُمْ
azabedecektir
عَذَابًا
bir azapla
أَلِيمًۭا
acıklı
وَلَا
ve onlar bulamayacaklardır
يَجِدُونَ
will they find
لَهُم
kendilerine
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
وَلِيًّۭا
bir dost
وَلَا
ve bir yardımcı
نَصِيرًۭا
any helper

Diyanet İşleri Mealiİnananlara ve yararlı iş işleyenlere, ecirlerini ödeyecek, onlara olan bol nimetini daha da artıracaktır. Kulluk etmekten çekinenleri ve büyüklük taslayanları elem verici bir azaba uğratacaktır. Onlar kendilerine Allah'tan başka bir dost ve yardımcı bulamazlar

Saheeh InternationalAnd as for those who believed and did righteous deeds, He will give them in full their rewards and grant them extra from His bounty. But as for those who disdained and were arrogant, He will punish them with a painful punishment, and they will not find for themselves besides Allah any protector or helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما الذين آمنوا وعملوا الصالحات فيوفيهم أجورهم» ثواب أعمالهم «ويزيدهم من فضله» ما لا عين رأت ولا أذن سمعت ولا خطر على قلب بشر «وأما الذين استنكفوا واستكبروا» عن عبادته «فيعذبهم عذابا أليما» مؤلما هو عذاب النار «ولا يجدون لهم من دون الله» أي غيره «وليا» يدفعه عنهم «ولا نصيرا» يمنعهم منه.

4:174
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُم بُرْهَـٰنٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ نُورًا مُّبِينًا
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
قَدْ
muhakkak ki
جَآءَكُم
size geldi
بُرْهَـٰنٌۭ
bir delil
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَأَنزَلْنَآ
ve indirdik
إِلَيْكُمْ
size
نُورًۭا
bir nur
مُّبِينًۭا
apaçık

Diyanet İşleri MealiEy İnsanlar! Rabbiniz'den size açık bir delil geldi, size apaçık bir nur, Kuran indirdik

Saheeh InternationalO mankind, there has come to you a conclusive proof from your Lord, and We have sent down to you a clear light

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الناس قد جاءكم برهان» حجة «من ربكم» عليكم وهو النبي صلى الله عليه وسلم «وأنزلنا إليكم نورت مبينا» بينا وهو القرآن.

4:175 📚 1
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَٱعْتَصَمُواْ بِهِۦ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِى رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَٲطًا مُّسْتَقِيمًا
فَأَمَّا
gelince
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
بِٱللَّهِ
Alah'a
وَٱعْتَصَمُوا۟
ve yapışanlara
بِهِۦ
O'na
فَسَيُدْخِلُهُمْ
sokacaktır
فِى
bir rahmetin içine
رَحْمَةٍۢ
Mercy
مِّنْهُ
kendinden
وَفَضْلٍۢ
ve lutfun
وَيَهْدِيهِمْ
ve onları iletecektir
إِلَيْهِ
kendisine varan
صِرَٰطًۭا
bir yola
مُّسْتَقِيمًۭا
doğru

Diyanet İşleri MealiAllah kendisine inananları ve Kitabına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları Kendisine götüren doğru yola eriştirecektir

Saheeh InternationalSo those who believe in Allah and hold fast to Him - He will admit them to mercy from Himself and bounty and guide them to Himself on a straight path

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما الذين آمنوا بالله واعتصموا به فسيدخلهم في رحمة منه وفضل ويهديهم إليه صراطا» طريقا «مستقيما» هو دين الإسلام.

4:176 📚 11
يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِى ٱلْكَلَـٰلَةِ‌ۚ إِنِ ٱمْرُؤٌاْ هَلَكَ لَيْسَ لَهُۥ وَلَدٌ وَلَهُۥٓ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ‌ۚ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمْ يَكُن لَّهَا وَلَدٌ‌ۚ فَإِن كَانَتَا ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا ٱلثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ‌ۚ وَإِن كَانُوٓاْ إِخْوَةً رِّجَالاً وَنِسَآءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ‌ۗ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّواْ‌ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمُۢ
يَسْتَفْتُونَكَ
senden fetva istiyorlar
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
يُفْتِيكُمْ
size şöyle açıklıyor
فِى
hakkında
ٱلْكَلَـٰلَةِ ۚ
kelale
إِنِ
eğer
ٱمْرُؤٌا۟
kişinin
هَلَكَ
ölen
لَيْسَ
yoksa
لَهُۥ
onun
وَلَدٌۭ
çocuğu
وَلَهُۥٓ
ve varsa
أُخْتٌۭ
bir kızkardeşi
فَلَهَا
o(kızkardeşi)nindir
نِصْفُ
yarısı
مَا
ne ki
تَرَكَ ۚ
miras bıraktı
وَهُوَ
fakat kendisi
يَرِثُهَآ
onun mirasını alır
إِن
eğer
لَّمْ
yoksa (kızkardeşinin)
يَكُن
is
لَّهَا
kendi
وَلَدٌۭ ۚ
çocuğu
فَإِن
eğer
كَانَتَا
varsa
ٱثْنَتَيْنِ
iki kızkardeşi
فَلَهُمَا
onlarındır
ٱلثُّلُثَانِ
üçte ikisi
مِمَّا
bıraktığı mirasın
تَرَكَ ۚ
he left
وَإِن
ve eğer
كَانُوٓا۟
olursa (birçok)
إِخْوَةًۭ
kardeşler
رِّجَالًۭا
erkek
وَنِسَآءًۭ
ve kadın
فَلِلذَّكَرِ
erkeğe
مِثْلُ
kadar (verilir)
حَظِّ
payı
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۗ
iki kadının
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
أَن
diye
تَضِلُّوا۟ ۗ
şaşırırsınız
وَٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
he
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۢ
bilir

Diyanet İşleri MealiSenden fetva isterler, de ki: "Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakkında fetva veriyor: "Şayet çocuğu olmayıp bir kızkardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığının yarısı kızkardeşe kalır. Fakat kızkardeşinin çocuğu yoksa kendisi, ona tamamen varis olur. Eğer iki kızkardeş kalmışsa, bıraktığının üçte ikisi onlaradır. Eğer mirasçılar erkek ve kadın kardeşlerse, erkeğe, iki dişinin hissesi kadar vardır. Doğru yoldan saparsınız diye Allah size açıklıyor." Allah her şeyi bilir

Saheeh InternationalThey request from you a [legal] ruling. Say, "Allah gives you a ruling concerning one having neither descendants nor ascendants [as heirs]." If a man dies, leaving no child but [only] a sister, she will have half of what he left. And he inherits from her if she [dies and] has no child. But if there are two sisters [or more], they will have two-thirds of what he left. If there are both brothers and sisters, the male will have the share of two females. Allah makes clear to you [His law], lest you go astray. And Allah is Knowing of all things

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يستفتونك» في الكلالة «قل الله يفتيكم في الكلالة إن امرؤ» مرفوع بفعل يفسره «هلك» مات «ليس له ولد» أي ولا والد وهو الكلالة «وله أختٌ» من أبوين أو أب «فلها نصف ما ترك وهو» أي الأخ كذلك «يرثها» جميع ما تركت «إن لم يكن لها ولد» فإن كان لها ولد ذكر فلا شيء له أو أنثى فله ما فضل من نصيبها ولو كانت الأخت أو الأخ من أم ففرضه السدس كما تقدم أول السورة «فإن كانتا» أي الأختان «اثنتين» أي فصاعدا لأنها نزلت في جابر وقد مات عن أخوات «فلهما الثلثان مما ترك» الأخ «وإن كانوا» أي الورثة «إخوة رجالا ونساء فللذكر» منهم «مثل حظ الأنثيين يبين الله لكم» شرائع دينكم لـ «أن» لا «تضلوا والله بكل شيء عليم» ومنه الميراث روى الشيخان عن البراء أنها آخر آيه نزلت أي من الفرائض.

← Önceki Sonraki →

4. An-Nisaa Suresi | Anlam Arayışı