☪ Anlam Arayışı

5. Al-Maaida سُورَةُ المَائـِدَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
5:1 📚 1
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَوْفُواْ بِٱلْعُقُودِ‌ۚ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ ٱلْأَنْعَـٰمِ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّى ٱلصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَوْفُوا۟
yerine getirin
بِٱلْعُقُودِ ۚ
akitleri(zi)
أُحِلَّتْ
helal kılındı
لَكُم
sizin için
بَهِيمَةُ
dört ayaklı
ٱلْأَنْعَـٰمِ
hayvanlar
إِلَّا
dışındaki
مَا
oku(nup açıkla)nacak olanların
يُتْلَىٰ
is recited
عَلَيْكُمْ
size
غَيْرَ
helal saymamak şartiyle
مُحِلِّى
being permitted
ٱلصَّيْدِ
avlanmayı
وَأَنتُمْ
siz
حُرُمٌ ۗ
ihramda iken
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَحْكُمُ
hükmünü verir
مَا
ne
يُرِيدُ
istediği

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Akidleri yerine getirin. İhramda iken avlanmayı helal görmeksizin, size bildirilecek olanlar dışında, hayvanlar helal kılındı; Allah dilediği hükmü verir

Saheeh InternationalO you who have believed, fulfill [all] contracts. Lawful for you are the animals of grazing livestock except for that which is recited to you [in this Qur'an] - hunting not being permitted while you are in the state of ihram. Indeed, Allah ordains what He intends

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا أوفوا بالعقود» العهود المؤكدة التي بينكم وبين الله والناس «أحلت لكم بهيمة الأنعام» الإبل والبقر والغنم أكلاً بعد الذبح «إلا ما يتلى عليكم» تحريمه في (حُرمت عليكم الميتة) الآية فالاستثناء منقطع ويجوز أن يكون متصلا والتحريم لما عرض من الموت ونحوه «غيرَ محلي الصيد وأنتم حرم» أي محرمون ونصب غير على الحال من ضمير لكم «إن الله يحكم ما يريد» من التحليل وغيره لا اعترض عليه.

5:2 📚 5
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُحِلُّواْ شَعَـٰٓئِرَ ٱللَّهِ وَلَا ٱلشَّهْرَ ٱلْحَرَامَ وَلَا ٱلْهَدْىَ وَلَا ٱلْقَلَـٰٓئِدَ وَلَآ ءَآمِّينَ ٱلْبَيْتَ ٱلْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَٲنًا‌ۚ وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَٱصْطَادُواْ‌ۚ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔـانُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ‌ۘ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلْبِرِّ وَٱلتَّقْوَىٰ‌ۖ وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٲنِ‌ۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ‌ۖ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
saygısızlık etmeyin
تُحِلُّوا۟
violate
شَعَـٰٓئِرَ
işaretlerine
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَا
ve
ٱلشَّهْرَ
aya
ٱلْحَرَامَ
haram
وَلَا
ve
ٱلْهَدْىَ
kurbana
وَلَا
ve
ٱلْقَلَـٰٓئِدَ
gerdanlık(lı kurban)lara
وَلَآ
ve
ءَآمِّينَ
gelenlere
ٱلْبَيْتَ
Beyt-i
ٱلْحَرَامَ
Haram'a
يَبْتَغُونَ
arzu ederek
فَضْلًۭا
lutfunu
مِّن
Rablerinin
رَّبِّهِمْ
their Lord
وَرِضْوَٰنًۭا ۚ
ve rızasını
وَإِذَا
ve zaman
حَلَلْتُمْ
ihramdan çıktığınız
فَٱصْطَادُوا۟ ۚ
avlanabilirsiniz
وَلَا
sizi itmesin
يَجْرِمَنَّكُمْ
incite you
شَنَـَٔانُ
beslediğiniz kin
قَوْمٍ
bir topluma karşı
أَن
dolayı
صَدُّوكُمْ
sizi çevirdiklerinden
عَنِ
Mescid-i
ٱلْمَسْجِدِ
Al-Masjid
ٱلْحَرَامِ
Haram'dan
أَن
suç işlemeğe
تَعْتَدُوا۟ ۘ
you commit transgression
وَتَعَاوَنُوا۟
ve yardımlaşın
عَلَى
üzerinde
ٱلْبِرِّ
iyilik
وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ
ve takva
وَلَا
yardımlaşmayın
تَعَاوَنُوا۟
help one another
عَلَى
üzerinde
ٱلْإِثْمِ
günah
وَٱلْعُدْوَٰنِ ۚ
ve düşmanlık
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
azabı

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah'ın nişanelerine, hürmet edilen aya, hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rab'lerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın; iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir

Saheeh InternationalO you who have believed, do not violate the rites of Allah or [the sanctity of] the sacred month or [neglect the marking of] the sacrificial animals and garlanding [them] or [violate the safety of] those coming to the Sacred House seeking bounty from their Lord and [His] approval. But when you come out of ihram, then [you may] hunt. And do not let the hatred of a people for having obstructed you from al-Masjid al-Haram lead you to transgress. And cooperate in righteousness and piety, but do not cooperate in sin and aggression. And fear Allah; indeed, Allah is severe in penalty

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تحلوا شعائر الله» جمع شعيرة أي معالم دينه بالصيد في الإحرام «ولا الشهر الحرام» بالقتال فيه «ولا الهدْي» ما أهدى إلى الحرم من النِّعم بالتعرض له «ولا القلائد» جمع قلادة وهي ما كان يقلد به من شجر الحرم ليأمن أي فلا تتعرضوا لها ولا لأصحابها «ولا» تحلوا «آمِّين» قاصدين «البيت الحرام» بأن تقاتلوهم «يبتغون فضلا» رزقا «من ربهم» بالتجارة «ورضوانا» منه بقصده بزعمهم الفاسد وهذا منسوخ بآية براءة «وإذا حللتم» من الإحرام «فاصطادوا» أمر إباحة «ولا يجرمنَّكم» يكسبنكم «شنَآن» بفتح النون وسكونها بغض (قوم) لأجل «أن صدوكم عن المسجد الحرام أن تعتدوا» عليهم بالقتل وغيره «وتعاونوا على البرِّ» بفعل ما أمرتم به «والتقوى» بترك ما نهيتم عنه «ولا تعاونوا» فيه حذف إحدى التاءين في الأصل «على الإثم» المعاصي «والعدوان» التعدي في حدود الله «واتقوا الله» خافوا عقابه بأن تطيعوه «إن الله شديد العقاب» لمن خالفه.

5:3 📚 18
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةُ وَٱلدَّمُ وَلَحْمُ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيْرِ ٱللَّهِ بِهِۦ وَٱلْمُنْخَنِقَةُ وَٱلْمَوْقُوذَةُ وَٱلْمُتَرَدِّيَةُ وَٱلنَّطِيحَةُ وَمَآ أَكَلَ ٱلسَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى ٱلنُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِٱلْأَزْلَـٰمِ‌ۚ ذَٲلِكُمْ فِسْقٌ‌ۗ ٱلْيَوْمَ يَئِسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَٱخْشَوْنِ‌ۚ ٱلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِى وَرَضِيتُ لَكُمُ ٱلْإِسْلَـٰمَ دِينًا‌ۚ فَمَنِ ٱضْطُرَّ فِى مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإٍِثْمٍ‌ۙ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
حُرِّمَتْ
haram kılındı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَيْتَةُ
leş
وَٱلدَّمُ
ve kan
وَلَحْمُ
ve eti
ٱلْخِنزِيرِ
domuz
وَمَآ
ve şeyler
أُهِلَّ
boğazlanan
لِغَيْرِ
başkası adına
ٱللَّهِ
Allah'tan
بِهِۦ
O'na
وَٱلْمُنْخَنِقَةُ
ve boğulmuş
وَٱلْمَوْقُوذَةُ
ve vurulmuş
وَٱلْمُتَرَدِّيَةُ
ve yukarıdan düşmüş
وَٱلنَّطِيحَةُ
ve boynuzlanmış
وَمَآ
ve şeyler (havyanlar)
أَكَلَ
yediği
ٱلسَّبُعُ
canavarın
إِلَّا
hariç
مَا
sizin kestikleriniz
ذَكَّيْتُمْ
you slaughtered
وَمَا
ve şeyler
ذُبِحَ
boğazlanan
عَلَى
üzerine
ٱلنُّصُبِ
dikili taşlar
وَأَن
ve kısmet (şans) aramanız
تَسْتَقْسِمُوا۟
you seek division
بِٱلْأَزْلَـٰمِ ۚ
fal oklariyle
ذَٰلِكُمْ
bunlar
فِسْقٌ ۗ
fısktır
ٱلْيَوْمَ
bugün artık
يَئِسَ
umudu kesmişlerdir
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
مِن
sizin dininizden
دِينِكُمْ
your religion
فَلَا
onlardan korkmayın
تَخْشَوْهُمْ
fear them
وَٱخْشَوْنِ ۚ
benden korkun
ٱلْيَوْمَ
bugün
أَكْمَلْتُ
olgunlaştırdım
لَكُمْ
sizin için
دِينَكُمْ
dininizi
وَأَتْمَمْتُ
ve tamamladım
عَلَيْكُمْ
size
نِعْمَتِى
ni'metimi
وَرَضِيتُ
ve razı oldum
لَكُمُ
sizin için
ٱلْإِسْلَـٰمَ
İslam'a
دِينًۭا ۚ
din olarak
فَمَنِ
kim
ٱضْطُرَّ
daralırsa
فِى
açlıktan
مَخْمَصَةٍ
hunger
غَيْرَ
istekle yönelmeden
مُتَجَانِفٍۢ
inclining
لِّإِثْمٍۢ ۙ
günaha
فَإِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiLeş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler, -canları çıkmadan önce kesmemişseniz, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları- dikili taşlar üzerine boğazlananlar ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fasıklıktır. Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah Bağışlayan'dır, merhametli olandır

Saheeh InternationalProhibited to you are dead animals, blood, the flesh of swine, and that which has been dedicated to other than Allah, and [those animals] killed by strangling or by a violent blow or by a head-long fall or by the goring of horns, and those from which a wild animal has eaten, except what you [are able to] slaughter [before its death], and those which are sacrificed on stone altars, and [prohibited is] that you seek decision through divining arrows. That is grave disobedience. This day those who disbelieve have despaired of [defeating] your religion; so fear them not, but fear Me. This day I have perfected for you your religion and completed My favor upon you and have approved for you Islam as religion. But whoever is forced by severe hunger with no inclination to sin - then indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«حرِّمت عليكم الميتة» أي أكلها «والدم» أي المسفوح كما في الأنعام «ولحم الخنزير وما أهل لغير الله به» بأن ذُبح على اسم غيره «والمنخنقة» الميتة خنقا «والموقوذة» المقتولة ضربا «والمتردية» الساقطة من علو إلى أسفل فماتت «والنطيحة» المقتولة بنطح أخرى لها «وما أكل السبع» منه «إلا ما ذكيتم» أي أدركتم فيه الروح من هذه الأشياء فذبحتموه «وما ذُبح على» اسم «النصب» جمع نصاب وهي الأصنام «وأن تستقسموا» تطلبوا القسم والحكم «بالأزلام» جمع زلم بفتح الزاي وضمها مع فتح اللام قدح _بكسر القاف_ صغير لا ريش له ولا نصل وكانت سبعة عند سادن الكعبة عليها أعلام وكانوا يحكمونها فإن أمرتهم ائتمروا وإن نهتهم انتهوا «ذلكم فسق» خروج عن الطاعة. ونزل يوم عرفة عام حجة الوداع «اليوم يئس الذين كفروا من دينكم» أن ترتدوا عنه بعد طمعهم في ذلك لما رأوا من قوته «فلا تخشوهم واخشون اليوم أكملتُ لكم دينكم» أحكامه وفرائضه فلم ينزل بعدها حلال ولا حرام «وأتممت عليكم نعمتي» بإكماله وقيل بدخول مكة آمنين «ورضيت» أي اخترت «لكم الإسلام دينا فمن اضطر في مخمصة» مجاعة إلى أكل شيء مما حرم عليه فأكله «غير متجانف» مائل «لإثم» معصية «فإن الله غفور» له ما أكل «رحيم» به في إباحته له بخلاف المائل لإثم أي المتلبس به كقاطع الطريق والباغي مثلا فلا يحل له الأكل.

5:4 📚 1
يَسْــَٔلُونَكَ مَاذَآ أُحِلَّ لَهُمْ‌ۖ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَـٰتُ‌ۙ وَمَا عَلَّمْتُم مِّنَ ٱلْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ ٱللَّهُ‌ۖ فَكُلُواْ مِمَّآ أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَٱذْكُرُواْ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَيْهِ‌ۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyarlar
مَاذَآ
neyin
أُحِلَّ
helal kılındığını
لَهُمْ ۖ
kendilerine
قُلْ
de ki
أُحِلَّ
helal kılındı
لَكُمُ
size
ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۙ
iyi ve temiz şeyler
وَمَا
yetiştirdiğiniz
عَلَّمْتُم
you have taught
مِّنَ
hayvanların
ٱلْجَوَارِحِ
(your) hunting animals
مُكَلِّبِينَ
avcı
تُعَلِّمُونَهُنَّ
öğreterek
مِمَّا
size öğrettiğinden
عَلَّمَكُمُ
has taught you
ٱللَّهُ ۖ
Allah'ın
فَكُلُوا۟
yeyin
مِمَّآ
şeylerden
أَمْسَكْنَ
tuttukları
عَلَيْكُمْ
sizin için
وَٱذْكُرُوا۟
ve anın
ٱسْمَ
adını
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْهِ ۖ
üzerine
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Diyanet İşleri MealiSana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar, de ki: Size temiz olanlar helal kılındı; Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görür

Saheeh InternationalThey ask you, [O Muhammad], what has been made lawful for them. Say, "Lawful for you are [all] good foods and [game caught by] what you have trained of hunting animals which you train as Allah has taught you. So eat of what they catch for you, and mention the name of Allah upon it, and fear Allah." Indeed, Allah is swift in account

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يسئلونك» يا محمد «ماذا أُحل لهم» من الطعام «قل أحل لكم الطيَّبات» المستلذات «و» صيد «ما علَّمتم من الجوارح» الكواسب من الكلاب والسباع والطير «مكلِّبين» حال من كلَّبت الكلب بالتشديد أي أرسلته على الصيد «تعلمونهن» حال من ضمير مكلبين أي تؤدبونهن «مما علَّمَكُمُ الله» من آداب الصيد «فكلوا مما أمسكن عليكم» وإن قتلته بأن لم يأكلن منه بخلاف غير المعلمة فلا يحل صيدها وعلامتها أن تترسل إذا أرسلت وتنزجر إذا زجرت وتمسك الصيد ولا تأكل منه وأقل ما يعرف به ثلاث مرات فإن أكلت منه فليس مما أمسكن على صاحبها فلا يحل أكله كما في حديث الصحيحين وفيه أن صيد السهم إذا أرسل وذكر اسم الله عليه كصيد المعلم من الجوارح «واذكروا اسم الله عليه» عند إرساله «واتقوا الله إن الله سريع الحساب».

5:5
ٱلْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَـٰتُ‌ۖ وَطَعَامُ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلْكِتَـٰبَ حِلٌّ لَّكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَّهُمْ‌ۖ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ مِنَ ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلْكِتَـٰبَ مِن قَبْلِكُمْ إِذَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَـٰفِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِىٓ أَخْدَانٍ‌ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِٱلْإِيمَـٰنِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُۥ وَهُوَ فِى ٱلْأَخِرَةِ مِنَ ٱلْخَـٰسِرِينَ
ٱلْيَوْمَ
bugün
أُحِلَّ
helal kılındı
لَكُمُ
size
ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۖ
iyi ve temiz şeyler
وَطَعَامُ
ve yemeği
ٱلَّذِينَ
kendilerine
أُوتُوا۟
verilenlerin
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
حِلٌّۭ
helal
لَّكُمْ
size
وَطَعَامُكُمْ
sizin yemeğiniz de
حِلٌّۭ
helaldir
لَّهُمْ ۖ
onlara
وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ
ve namuslu kadınlar
مِنَ
inanan kadınlardan
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ
the believers
وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ
ve namuslu kadınlar
مِنَ
kendilerine
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
مِن
sizden önce
قَبْلِكُمْ
before you
إِذَآ
zaman
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ
verdiğiniz
أُجُورَهُنَّ
mehirlerini
مُحْصِنِينَ
iffetli kişiler olarak
غَيْرَ
zinadan kaçınan
مُسَـٰفِحِينَ
being lewd
وَلَا
ve tutmayan
مُتَّخِذِىٓ
ones (who are) taking
أَخْدَانٍۢ ۗ
gizli dost
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِٱلْإِيمَـٰنِ
imânı
فَقَدْ
muhakkak
حَبِطَ
boşa çıkmıştır
عَمَلُهُۥ
onun ameli
وَهُوَ
ve o
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِنَ
kaybedenlerdendir
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Diyanet İşleri MealiBugün, size temiz olanlar helal kılındı. Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. İnanan hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerin hür ve iffetli kadınları -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerini verdiğiniz takdirde- size helaldir. Kim imanı inkar ederse, şüphesiz amelleri boşa gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir

Saheeh InternationalThis day [all] good foods have been made lawful, and the food of those who were given the Scripture is lawful for you and your food is lawful for them. And [lawful in marriage are] chaste women from among the believers and chaste women from among those who were given the Scripture before you, when you have given them their due compensation, desiring chastity, not unlawful sexual intercourse or taking [secret] lovers. And whoever denies the faith - his work has become worthless, and he, in the Hereafter, will be among the losers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«اليوم أحل لكم الطيبات» المستلذات «وطعام الذين أوتوا الكتاب» أي ذبائح اليهود والنصارى «حلٌ» حلال «لكم وطعامكم» إياهم «حل لهم والمحصنات من المؤمنات والمحصنات» الحرائر «من الذين أوتوا الكتاب من قبلكم» حل لكم أن تنكحوهن «إذا آتيتموهنَّ أجورهنَّ» مهورهنَّ «محصنين» متزوجين «غير مسافحين» معلنين بالزنا بهن «ولا متخذي أخدان» منهن تسرون بالزنا بهن «ومن يكفر بالإيمان» أي يرتد «فقد حبط عمله» الصالح قبل ذلك فلا يعتد به ولا يثاب عليه «وهو في الآخرة من الخاسرين» إذا مات عليه.

5:6 📚 20
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٲةِ فَٱغْسِلُواْ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى ٱلْمَرَافِقِ وَٱمْسَحُواْ بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى ٱلْكَعْبَيْنِ‌ۚ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَٱطَّهَّرُواْ‌ۚ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَـٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُواْ مَآءً فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا فَٱمْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ‌ۚ مَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَـٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
zaman
قُمْتُمْ
dur(mak iste)diğiniz
إِلَى
namaza
ٱلصَّلَوٰةِ
the prayer
فَٱغْسِلُوا۟
yıkayın
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
وَأَيْدِيَكُمْ
ve ellerinizi
إِلَى
kadar
ٱلْمَرَافِقِ
dirseklere
وَٱمْسَحُوا۟
ve meshedin
بِرُءُوسِكُمْ
başlarınızı
وَأَرْجُلَكُمْ
ve ayaklarınızı
إِلَى
kadar
ٱلْكَعْبَيْنِ ۚ
topuklara
وَإِن
ve eğer
كُنتُمْ
iseniz
جُنُبًۭا
cünüp
فَٱطَّهَّرُوا۟ ۚ
tam temizlenin
وَإِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مَّرْضَىٰٓ
hasta
أَوْ
yahut
عَلَىٰ
üzerinde
سَفَرٍ
seyahat
أَوْ
yahut
جَآءَ
gelmişse
أَحَدٌۭ
biriniz
مِّنكُم
sizden
مِّنَ
tuvaletten
ٱلْغَآئِطِ
the toilet
أَوْ
ya da
لَـٰمَسْتُمُ
dokunmuşsa
ٱلنِّسَآءَ
kadınlara
فَلَمْ
ve
تَجِدُوا۟
bulamamışsanız
مَآءًۭ
su
فَتَيَمَّمُوا۟
teyemmüm edin
صَعِيدًۭا
toprağa
طَيِّبًۭا
temiz
فَٱمْسَحُوا۟
ve sürün
بِوُجُوهِكُمْ
yüzlerinize
وَأَيْدِيكُم
ve ellerinize
مِّنْهُ ۚ
ondan
مَا
istemiyor
يُرِيدُ
intend
ٱللَّهُ
Allah
لِيَجْعَلَ
çıkarmak
عَلَيْكُم
size
مِّنْ
hiçbir
حَرَجٍۢ
güçlük
وَلَـٰكِن
fakat
يُرِيدُ
istiyor
لِيُطَهِّرَكُمْ
sizi temizlemek
وَلِيُتِمَّ
ve tamamlamak
نِعْمَتَهُۥ
ni'metini
عَلَيْكُمْ
size olan
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -başlarınızı meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüpseniz yıkanıp temizlenin; şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan gelmişseniz yahut kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi arıtıp üzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz

Saheeh InternationalO you who have believed, when you rise to [perform] prayer, wash your faces and your forearms to the elbows and wipe over your heads and wash your feet to the ankles. And if you are in a state of janabah, then purify yourselves. But if you are ill or on a journey or one of you comes from the place of relieving himself or you have contacted women and do not find water, then seek clean earth and wipe over your faces and hands with it. Allah does not intend to make difficulty for you, but He intends to purify you and complete His favor upon you that you may be grateful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إذا قمتم» أي أردتم القيام «إلى الصلاة» وأنتم محدثون «فاغسلوا وجوهكم وأيديكم إلى المرافق» أي معها كما بينته السنة «وامسحوا برؤوسكم» الباء للإلصاق أي ألصقوا المسح بها من غير إسالة ماء وهو اسم جنس فيكفي أقل ما يصدق عليه وهو مسح بعض شعرة وعليه الشافعي «وأرجلكم» بالنصب عطفا على أيديكم وبالجر على الجوار «إلى الكعبين» أي معهما كما بينته السنة وهما العظمان الناتئان في كل رجل عند مفصل الساق والقدم والفصل بين الأيدي والأرجل المغسولة بالرأس المسموح يفيد وجوب الترتيب في طهارة هذه الأعضاء وعليه الشافعي ويؤخذ من السنة وجوب النية فيه كغيره من العبادات «وإن كنتم جنبا فاطَّهروا» فاغتسلوا «وإن كنتم مرضى» مَرَضا يضره الماء «أو على سفر» أي مسافرين «أو جاء أحد منكم من الغائط» أي أحدث «أو لا مستم النساء» سبق مثله في آيه النساء «فلم تجدوا ماء» بعد طلبه «فتيمموا» اقصدوا «صعيدا طيَّبا» ترابا طاهرا «فامسحوا بوجوهكم وأيديكم» مع المرفقين «منه» بضربتين والباء للإلصاق وبينت السنة أن المراد استيعاب العضوين بالمسح «ما يريد الله ليجعل عليكم من حرج» ضيق بما فرض عليكم من الوضوء والغسل والتيمم «ولكن يريد ليطهركم» من الأحداث والذنوب «وليتم نعمته عليكم» بالإسلام ببيان شرائع الدين «لعلكم تشكرون» نعمه.

5:7 📚 1
وَٱذْكُرُواْ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَـٰقَهُ ٱلَّذِى وَاثَقَكُم بِهِۦٓ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا‌ۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
وَٱذْكُرُوا۟
ve hatırlayın
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size olan
وَمِيثَـٰقَهُ
ve sözünü
ٱلَّذِى
öyle ki
وَاثَقَكُم
verdiniz
بِهِۦٓ
O'na
إِذْ
hani
قُلْتُمْ
demiştiniz
سَمِعْنَا
işittik
وَأَطَعْنَا ۖ
ve ita'at ettik
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Diyanet İşleri MealiAllah'ın size olan nimetini ve "İşittik, itaat ettik" dediğinizde sizi andına bağladığı sözünü anın. Allah'tan sakının, Allah içinizde olanı elbette bilir

Saheeh InternationalAnd remember the favor of Allah upon you and His covenant with which He bound you when you said, "We hear and we obey"; and fear Allah. Indeed, Allah is Knowing of that within the breasts

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واذكروا نعمة الله عليكم» بالإسلام «وميثاقه» عهده «الذي واثقكم به» عاهدكم عليه «إذ قلتم» للنبي صلي الله عليه وسلم حين بايعتموه «سمعنا وأطعنا» في كل ما تأمر به وتنهى مما نحب ونكره «واتقوا الله» في ميثاقه أن تنقضوه «إن الله عليم بذات الصدور» بما في القلوب فبغيره أولى.

5:8 📚 5
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُونُواْ قَوَّٲمِينَ لِلَّهِ شُهَدَآءَ بِٱلْقِسْطِ‌ۖ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔـانُ قَوْمٍ عَلَىٰٓ أَلَّا تَعْدِلُواْ‌ۚ ٱعْدِلُواْ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ‌ۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
كُونُوا۟
olun
قَوَّٰمِينَ
(hakkı) ayakta tutan
لِلَّهِ
Allah için
شُهَدَآءَ
şahidlik edenler
بِٱلْقِسْطِ ۖ
adaletle
وَلَا
sizi saptırmasın
يَجْرِمَنَّكُمْ
prevent you
شَنَـَٔانُ
duyduğunuz kin
قَوْمٍ
bir topluluğa
عَلَىٰٓ
karşı
أَلَّا
adaletten
تَعْدِلُوا۟ ۚ
you do justice
ٱعْدِلُوا۟
adil davranın
هُوَ
bu
أَقْرَبُ
daha yakındır
لِلتَّقْوَىٰ ۖ
takvaya
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
خَبِيرٌۢ
haber almaktadır
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden Haberdar'dır

Saheeh InternationalO you who have believed, be persistently standing firm for Allah, witnesses in justice, and do not let the hatred of a people prevent you from being just. Be just; that is nearer to righteousness. And fear Allah; indeed, Allah is Acquainted with what you do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا كونوا قوامين» قائمين «لله» بحقوقه «شهداء بالقسط» بالعدل «ولا يجرمنكم» يحملنكم «شنَآن» بغض «قوم» أي الكفار «على ألاَّ تعدلوا» فتنالوا منهم لعدواتهم «إعدلوا» في العدو والولي «هو» أي العدل «أقرب للتقوى واتقوا الله إن الله خبير بما تعملون» فيجازيكم به.

5:9
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ‌ۙ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
وَعَدَ
va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۙ
iyi işler
لَهُم
onlarındır
مَّغْفِرَةٌۭ
bağışlama
وَأَجْرٌ
ve mükafat
عَظِيمٌۭ
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah, inananlara ve yararlı işler işleyenlere mağfiret ve büyük ecir olduğunu vadetmiştir

Saheeh InternationalAllah has promised those who believe and do righteous deeds [that] for them there is forgiveness and great reward

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وعد الله الذين آمنوا وعملوا الصالحات» وعدا حسنا «لهم مغفرة وأجر عظيم» هو الجنة.

5:10
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔـايَـٰتِنَآ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْجَحِيمِ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlayanlar ise
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلْجَحِيمِ
cehennemin

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir

Saheeh InternationalBut those who disbelieve and deny Our signs - those are the companions of Hellfire

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين كفروا وكذبوا بآياتنا أولئك أصحاب الجحيم».

5:11 📚 4
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱذْكُرُواْ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَن يَبْسُطُوٓاْ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ‌ۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ‌ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size olan
إِذْ
hani
هَمَّ
yeltenmişti
قَوْمٌ
bir topluluk
أَن
uzatmağa (saldırmaya)
يَبْسُطُوٓا۟
they stretch
إِلَيْكُمْ
size
أَيْدِيَهُمْ
ellerini
فَكَفَّ
(Allah) çekmişti
أَيْدِيَهُمْ
onların ellerini
عَنكُمْ ۖ
sizden
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ ۚ
Alah'tan
وَعَلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ
Mü'minler

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah'ın üzerinize olan nimetini anın: Hani bir topluluk size tecavüze kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah'tan sakının, inananlar Allah'a güvensinler

Saheeh InternationalO you who have believed, remember the favor of Allah upon you when a people determined to extend their hands [in aggression] against you, but He withheld their hands from you; and fear Allah. And upon Allah let the believers rely

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا اذكروا نعمة الله عليكم إذ هَمَّ قوم» هم قريش «أن يبسطوا» يمدوا «إليكم أيديهم» ليفتكوا بكم «فكفَّ أيديهم عنكم» وعصمكم مما أرادوا بكم «واتقوا الله وعلى الله فليتوكل المؤمنون».

5:12
۞ وَلَقَدْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَـٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ ٱثْنَىْ عَشَرَ نَقِيبًا‌ۖ وَقَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مَعَكُمْ‌ۖ لَئِنْ أَقَمْتُمُ ٱلصَّلَوٲةَ وَءَاتَيْتُمُ ٱلزَّكَوٲةَ وَءَامَنتُم بِرُسُلِى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمْ سَيِّـَٔـاتِكُمْ وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ‌ۚ فَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٲلِكَ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
۞ وَلَقَدْ
andolsun
أَخَذَ
almıştı
ٱللَّهُ
Allah
مِيثَـٰقَ
söz
بَنِىٓ
oğullarından
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
وَبَعَثْنَا
ve göndermiştik
مِنْهُمُ
içlerinden
ٱثْنَىْ
iki (on iki)
عَشَرَ
on (on iki)
نَقِيبًۭا ۖ
başkan
وَقَالَ
demişti ki
ٱللَّهُ
Allah
إِنِّى
şüphesiz ben
مَعَكُمْ ۖ
sizinle beraberim
لَئِنْ
eğer
أَقَمْتُمُ
kılarsanız
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَيْتُمُ
ve verirseniz
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَءَامَنتُم
ve inanırsanız
بِرُسُلِى
elçilerime
وَعَزَّرْتُمُوهُمْ
ve onlara yardım ederseniz
وَأَقْرَضْتُمُ
ve borç verirseniz
ٱللَّهَ
Allah'a
قَرْضًا
bir borç
حَسَنًۭا
güzel
لَّأُكَفِّرَنَّ
elbette örterim
عَنكُمْ
sizin
سَيِّـَٔاتِكُمْ
günahlarınızı
وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ
ve sizi sokarım
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ
ırmaklar
فَمَن
kim
كَفَرَ
inkar ederse
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
مِنكُمْ
sizden
فَقَدْ
muhakkak
ضَلَّ
sapmış olur
سَوَآءَ
düz
ٱلسَّبِيلِ
yoldan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan oniki reis seçtik. Allah: "Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimede bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim. And olsun ki, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse şüphesiz doğru yoldan sapmış olur" dedi

Saheeh InternationalAnd Allah had already taken a covenant from the Children of Israel, and We delegated from among them twelve leaders. And Allah said, "I am with you. If you establish prayer and give zakah and believe in My messengers and support them and loan Allah a goodly loan, I will surely remove from you your misdeeds and admit you to gardens beneath which rivers flow. But whoever of you disbelieves after that has certainly strayed from the soundness of the way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد أخذ الله ميثاق بني إسرائيل» بما يذكر بعد «وبعثنا» فيه التفات عن الغيبة أقمنا «منهم اثني عشر نقيبا» من كل سبط نقيب يكون كفيلا على قومه بالوفاء بالعهد توثقة عليهم «وقال» لهم «الله إنِّي معكم» بالعون والنصرة «لئن» لام قسم «أقمتم الصلاة وآتيتم الزكاة وآمنتم برسلي وعزَّرتموهم» نصرتموهم «وأقرضتم الله قرضا حسنا» بالإنفاق في سبيله «لأكفرنَّ عنكم سيئآتكم ولأدخلنكم جنات تجري من تحتها الأنهار فمن كفر بعد ذلك» الميثاق «منكم فقد ضل سواء السبيل» أخطأ طريق الحق. والسواء في الأصل الوسط فنقضوا الميثاق قال تعالى.

5:13 📚 2
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَـٰقَهُمْ لَعَنَّـٰهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَـٰسِيَةً‌ۖ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ‌ۙ وَنَسُواْ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِۦ‌ۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىٰ خَآئِنَةٍ مِّنْهُمْ إِلَّا قَلِيلاً مِّنْهُمْ‌ۖ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱصْفَحْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
فَبِمَا
sebebiyle
نَقْضِهِم
bozmaları
مِّيثَـٰقَهُمْ
sözlerini
لَعَنَّـٰهُمْ
onları la'netledik
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
قُلُوبَهُمْ
kalblerini
قَـٰسِيَةًۭ ۖ
kaskatı
يُحَرِّفُونَ
kaydırıyorlar
ٱلْكَلِمَ
kelimeleri
عَن
yerlerinden
مَّوَاضِعِهِۦ ۙ
their places
وَنَسُوا۟
ve unuttular
حَظًّۭا
pay almayı
مِّمَّا
şeyden
ذُكِّرُوا۟
öğütlenen
بِهِۦ ۚ
kendilerine
وَلَا
asla
تَزَالُ
daima
تَطَّلِعُ
muttali olursun
عَلَىٰ
üzerinde (olduklarına)
خَآئِنَةٍۢ
hainlik
مِّنْهُمْ
onlardan
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı
مِّنْهُمْ ۖ
içlerinden
فَٱعْفُ
yine de affet
عَنْهُمْ
onları
وَٱصْفَحْ ۚ
ve aldırma
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Diyanet İşleri MealiSözlerini bozdukları için onlara lanet ettik, kalblerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Allah iyilik yapanları şüphesiz sever

Saheeh InternationalSo for their breaking of the covenant We cursed them and made their hearts hard. They distort words from their [proper] usages and have forgotten a portion of that of which they were reminded. And you will still observe deceit among them, except a few of them. But pardon them and overlook [their misdeeds]. Indeed, Allah loves the doers of good

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبما نقضهم» ما زائدة «ميثاقهم لعناهم» أبعدناهم عن رحمتنا «وجعلنا قلوبهم قاسية» لا تلين لقبول الإيمان «يحرِّفون الكلم» الذي في التوراة من نعت محمد صلى الله عليه وسلم وغيره «عن مواضعه» التي وضعه الله عليها أي يبدلونه «ونسوا» تركوا «حظّاً» نصيبا «مما ذكروا» أمروا «به» في التوراة من اتباع محمد «ولا تزال» خطاب للنبي صلى الله علي وسلم «تطَّلع» تظهر «على خائنة» أي خيانة «منهم» بنقض العهد وغيره «إلا قليلا منهم» ممن أسلم «فاعف عنهم واصفح إن الله يحب المحسنين» وهذا منسوخ بآيه السيف.

5:14
وَمِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّا نَصَـٰرَىٰٓ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَهُمْ فَنَسُواْ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِۦ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَاوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ‌ۚ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ ٱللَّهُ بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ
وَمِنَ
ve
ٱلَّذِينَ
kimselerin
قَالُوٓا۟
diyen(lerin)
إِنَّا
biz
نَصَـٰرَىٰٓ
hıristiyanız
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَهُمْ
sözünü
فَنَسُوا۟
ama unuttular
حَظًّۭا
pay almayı
مِّمَّا
şeyden
ذُكِّرُوا۟
öğütlenen
بِهِۦ
kendilerine
فَأَغْرَيْنَا
bu yüzden saldık
بَيْنَهُمُ
aralarına
ٱلْعَدَاوَةَ
düşmanlık
وَٱلْبَغْضَآءَ
ve kin
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
وَسَوْفَ
ve yakında
يُنَبِّئُهُمُ
onlara haber verecektir
ٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
كَانُوا۟
oldukları
يَصْنَعُونَ
yapmakta

Diyanet İşleri MealiBiz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık; onlar, kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular, bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir

Saheeh InternationalAnd from those who say, "We are Christians" We took their covenant; but they forgot a portion of that of which they were reminded. So We caused among them animosity and hatred until the Day of Resurrection. And Allah is going to inform them about what they used to do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن الذين قالوا إنا نصارى» متعلق بقوله «أخذنا ميثاقهم» كما أخذنا على بني إسرائيل اليهود «فنسوا حظاً مما ذكِّروا به» في الإنجيل من الإيمان وغيره ونقضوا الميثاق «فأغرينا» أوقعنا «بينهم العداوة والبغضاء إلى يوم القيامة» بتفرقهم واختلاف أهوائهم فكل فرقة تكفر الأخرى «وسوف ينبئهم الله» في الآخرة «بما كانوا يصنعون» فيجازيهم عليه.

5:15
يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَيَعْفُواْ عَن كَثِيرٍ‌ۚ قَدْ جَآءَكُم مِّنَ ٱللَّهِ نُورٌ وَكِتَـٰبٌ مُّبِينٌ
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
قَدْ
muhakkak
جَآءَكُمْ
size geldi
رَسُولُنَا
elçimiz
يُبَيِّنُ
açıklıyor
لَكُمْ
size
كَثِيرًۭا
çoğunu
مِّمَّا
şeylerin
كُنتُمْ
olduğunuz
تُخْفُونَ
gizlemiş
مِنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Scripture
وَيَعْفُوا۟
vaz geçiyor
عَن
çoğundan
كَثِيرٍۢ ۚ
much
قَدْ
gerçekten
جَآءَكُم
size gelmiştir
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
نُورٌۭ
bir nur
وَكِتَـٰبٌۭ
ve bir Kitap
مُّبِينٌۭ
açık

Diyanet İşleri MealiEy Kitap ehli! Kitap'dan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren peygamberimiz gelmiştir. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap gelmiştir

Saheeh InternationalO People of the Scripture, there has come to you Our Messenger making clear to you much of what you used to conceal of the Scripture and overlooking much. There has come to you from Allah a light and a clear Book

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أهل الكتاب» اليهود والنصارى «قد جاءكم رسولنا» محمد «يبين لكم كثيرا مما كنتم تخفون» تكتمون «من الكتاب» التوراة والإنجيل كآية الرجم وصفته «ويعفو عن كثير» من ذلك فلا يبينه إذا لم يكن فيه مصلحة إلا افتضاحكم «قد جاءكم من الله نورٌ» هو النبي صلى الله عليه وسلم «وكتابٌ» قرآن «مبين» بين ظاهر.

5:16
يَهْدِى بِهِ ٱللَّهُ مَنِ ٱتَّبَعَ رِضْوَٲنَهُۥ سُبُلَ ٱلسَّلَـٰمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَـٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذْنِهِۦ وَيَهْدِيهِمْ إِلَىٰ صِرَٲطٍ مُّسْتَقِيمٍ
يَهْدِى
iletir
بِهِ
onunla
ٱللَّهُ
Allah
مَنِ
kimseleri
ٱتَّبَعَ
uyan
رِضْوَٰنَهُۥ
rızasına
سُبُلَ
yollarına
ٱلسَّلَـٰمِ
esenlik
وَيُخْرِجُهُم
ve onları çıkarır
مِّنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
the darknessess
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ
the light
بِإِذْنِهِۦ
kendi izniyle
وَيَهْدِيهِمْ
ve iletir
إِلَىٰ
bir yola
صِرَٰطٍۢ
(the) way
مُّسْتَقِيمٍۢ
dosdoğru

Diyanet İşleri MealiAllah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları doğru yola iletir

Saheeh InternationalBy which Allah guides those who pursue His pleasure to the ways of peace and brings them out from darknesses into the light, by His permission, and guides them to a straight path

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يهدي به» أي بالكتاب «الله من اتبع رضوانه» بأن آمن «سبل السلام» طرق السلامة «ويخرجهم من الظلمات» الكفر «إلى النور» الإيمان «بإذنه» بإرادته «ويهديهم إلى صراط مستقيم» دين الإسلام.

5:17 📚 1
لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ‌ۚ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ مِنَ ٱللَّهِ شَيْــًٔا إِنْ أَرَادَ أَن يُهْلِكَ ٱلْمَسِيحَ ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا‌ۗ وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا‌ۚ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ‌ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
لَّقَدْ
andolsun
كَفَرَ
küfre gitmişlerdir
ٱلَّذِينَ
kimseler
قَالُوٓا۟
diyen(ler)
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
o
ٱلْمَسِيحُ
Mesih'tir
ٱبْنُ
oğlu
مَرْيَمَ ۚ
Meryem
قُلْ
de ki
فَمَن
öyle ise kim
يَمْلِكُ
sahipse
مِنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
شَيْـًٔا
bir şeye
إِنْ
eğer
أَرَادَ
isterse
أَن
helak etmek
يُهْلِكَ
destroy
ٱلْمَسِيحَ
Mesih'i
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
وَأُمَّهُۥ
ve annesini
وَمَن
ve kimseleri
فِى
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ
the earth
جَمِيعًۭا ۗ
hepsini
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
وَمَا
ve bulunanların
بَيْنَهُمَا ۚ
ikisinin arasında
يَخْلُقُ
yaratır
مَا
dilediğini
يَشَآءُ ۚ
He wills
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
he
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeyi
قَدِيرٌۭ
yapabilendir

Diyanet İşleri MealiAllah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler and olsun ki kafir olmuşlardır. De ki: "Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse kim O'na karşı koyabilir?" Göklerin, yerin ve arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadir'dir

Saheeh InternationalThey have certainly disbelieved who say that Allah is Christ, the son of Mary. Say, "Then who could prevent Allah at all if He had intended to destroy Christ, the son of Mary, or his mother or everyone on the earth?" And to Allah belongs the dominion of the heavens and the earth and whatever is between them. He creates what He wills, and Allah is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقد كفر الذين قالوا إن الله هو المسح ابن مريم» حيث جعلوه إلَها وهم اليعقوبية فرقة من النصارى «قل فمن يملك» أي يدفع «من» عذاب «الله شيئا إن أراد أن يُهلك المسيح ابن مريم وأمه ومن في الأرض جميعا» أي لا أحد يملك ذلك ولو كان المسيح إلَها لقدر عليه «ولله ملك السماوات والأرض وما بينهما يخلق ما يشاء والله على كل شيء» شاءه «قدير».

5:18 📚 7
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ وَٱلنَّصَـٰرَىٰ نَحْنُ أَبْنَـٰٓؤُاْ ٱللَّهِ وَأَحِبَّـٰٓؤُهُۥ‌ۚ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُم بِذُنُوبِكُم‌ۖ بَلْ أَنتُم بَشَرٌ مِّمَّنْ خَلَقَ‌ۚ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا‌ۖ وَإِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ
وَقَالَتِ
ve dediler
ٱلْيَهُودُ
Yahudiler
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ
ve hıristiyanlar
نَحْنُ
biz
أَبْنَـٰٓؤُا۟
oğullarıyız
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَأَحِبَّـٰٓؤُهُۥ ۚ
ve sevgilileriyiz
قُلْ
de ki
فَلِمَ
o halde niçin
يُعَذِّبُكُم
size azabediyor
بِذُنُوبِكُم ۖ
günahlarınızdan ötürü
بَلْ
hayır
أَنتُم
siz de
بَشَرٌۭ
birer insansınız
مِّمَّنْ
O'nun yaratıklarından
خَلَقَ ۚ
He created
يَغْفِرُ
bağışlar
لِمَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيُعَذِّبُ
ve azabeder
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
bulunan herşeyin
بَيْنَهُمَا ۖ
ve ikisi arasında
وَإِلَيْهِ
O'nadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş de

Diyanet İşleri MealiYahudiler ve hıristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. "Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azabediyor? Bilakis siz O'nun yarattığı insanlarsınız" de, Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş O'nadır

Saheeh InternationalBut the Jews and the Christians say, "We are the children of Allah and His beloved." Say, "Then why does He punish you for your sins?" Rather, you are human beings from among those He has created. He forgives whom He wills, and He punishes whom He wills. And to Allah belongs the dominion of the heavens and the earth and whatever is between them, and to Him is the [final] destination

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالت اليهود والنصارى» أي كل منهما «نحن أبناء الله» أي كأبنائه في القرب والمنزلة وهو كأبينا في الرحمة والشفقة «وأحباؤه قل» لهم يا محمد «فلم يعذبكم بذنوبكم» إن صدقتم في ذلك ولا يعذب الأب ولده ولا الحبيب حبيبه وقد عذبكم فأنتم كاذبون «بل أنتم بشر ممن» من جملة من «خلق» من البشر لكم ما لهم وعليكم ما عليهم «يغفر لمن يشاء» المغفرة له «ويعذب من يشاء» تعذيبه لا اعتراض عليه «ولله ملك السماوات والأرض وما بينهما وإليه المصير» المرجع.

5:19 📚 2
يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَىٰ فَتْرَةٍ مِّنَ ٱلرُّسُلِ أَن تَقُولُواْ مَا جَآءَنَا مِنۢ بَشِيرٍ وَلَا نَذِيرٍ‌ۖ فَقَدْ جَآءَكُم بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
قَدْ
muhakkak
جَآءَكُمْ
size geldi
رَسُولُنَا
Elçimiz
يُبَيِّنُ
gerçekleri açıklıyan
لَكُمْ
size
عَلَىٰ
arasının kesildiği sırada
فَتْرَةٍۢ
(after) an interval (of cessation)
مِّنَ
elçilerin
ٱلرُّسُلِ
the Messengers
أَن
demeyesiniz
تَقُولُوا۟
you say
مَا
bize gelmedi
جَآءَنَا
(has) come to us
مِنۢ
bir müjdeleyici
بَشِيرٍۢ
bearer of glad tidings
وَلَا
ve ne de
نَذِيرٍۢ ۖ
bir uyarıcı
فَقَدْ
işte
جَآءَكُم
size geldi
بَشِيرٌۭ
müjdeleyici
وَنَذِيرٌۭ ۗ
ve uyarıcı
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiEy Kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiğinde, "Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi" dersiniz diye, size açıkça anlatacak peygamberimiz geldi. Şüphesiz O, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah her şeye Kadir'dir

Saheeh InternationalO People of the Scripture, there has come to you Our Messenger to make clear to you [the religion] after a period [of suspension] of messengers, lest you say, "There came not to us any bringer of good tidings or a warner." But there has come to you a bringer of good tidings and a warner. And Allah is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أهل الكتاب قد جاءكم رسولنا» محمد «يبين لكم» شرائع الدين «على فترة» انقطاع «من الرسل» إذ لم يكن بينه وبين عيسى رسول ومدة ذلك خمسمائة وتسع وستون سنة لـ «أن» لا «تقولوا» إذا عذبتم «ما جاءنا من» زائدة «بشير ولا نذير فقد جاءكم بشير ونذير» فلا عذر لكم إذاً «والله على كل شيء قدير» ومنه تعذيبكم إن لم تتبعوه.

5:20 📚 1
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَـٰقَوْمِ ٱذْكُرُواْ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكًا وَءَاتَـٰكُم مَّا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِّنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦ
kavmine
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size olan
إِذْ
zira (O)
جَعَلَ
var etti
فِيكُمْ
aranızda
أَنۢبِيَآءَ
peygamberler
وَجَعَلَكُم
ve sizi yaptı
مُّلُوكًۭا
krallar
وَءَاتَىٰكُم
ve size verdi
مَّا
şeyleri
لَمْ
vermediği
يُؤْتِ
He (had) given
أَحَدًۭا
hiç kimseye
مِّنَ
dünyalarda
ٱلْعَـٰلَمِينَ
the worlds

Diyanet İşleri MealiMusa, milletine: "Ey milletim! Allah'ın size olan nimetini anın: içinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdar yapmıştır, dünyalarda kimseye vermediğini size vermiştir

Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when Moses said to his people, "O my people, remember the favor of Allah upon you when He appointed among you prophets and made you possessors and gave you that which He had not given anyone among the worlds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ قال موسى لقومه يا قوم اذكروا نعمة الله عليكم إذ جعل فيكم» أي منكم «أنبياء وجعلكم ملوكا» أصحاب خدم وحشم «وآتاكم ما لم يؤت أحدا من العالمين» من المن والسلوى وفلق البحر وغير ذلك.

5:21
يَـٰقَوْمِ ٱدْخُلُواْ ٱلْأَرْضَ ٱلْمُقَدَّسَةَ ٱلَّتِى كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّواْ عَلَىٰٓ أَدْبَارِكُمْ فَتَنقَلِبُواْ خَـٰسِرِينَ
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
ٱدْخُلُوا۟
girin
ٱلْأَرْضَ
toprağa
ٱلْمُقَدَّسَةَ
Kutsal
ٱلَّتِى
ki
كَتَبَ
yaz(ıp nasibet)diği
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَكُمْ
size
وَلَا
dönmeyin
تَرْتَدُّوا۟
turn
عَلَىٰٓ
arkanıza
أَدْبَارِكُمْ
your backs
فَتَنقَلِبُوا۟
yoksa dönersiniz
خَـٰسِرِينَ
kaybedenlere

Diyanet İşleri MealiEy milletim! Allah'ın size yazdığı kutsal yere girin, ardınıza dönmeyin, yoksa kaybedenler olarak dönersiniz" demişti

Saheeh InternationalO my people, enter the Holy Land which Allah has assigned to you and do not turn back [from fighting in Allah 's cause] and [thus] become losers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا قوم ادخلوا الأرض المقدَّسة» المطهرة «التي كتب الله لكم» أمركم بدخولها وهي الشام «ولا ترتدُّوا على أدباركم» تنهزموا خوف العدو «فتنقلبوا خاسرين» في سعيكم.

5:22
قَالُواْ يَـٰمُوسَىٰٓ إِنَّ فِيهَا قَوْمًا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَن نَّدْخُلَهَا حَتَّىٰ يَخْرُجُواْ مِنْهَا فَإِن يَخْرُجُواْ مِنْهَا فَإِنَّا دَٲخِلُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰمُوسَىٰٓ
Ey Musa
إِنَّ
şüphesiz
فِيهَا
orada vardır
قَوْمًۭا
bir millet
جَبَّارِينَ
zorba
وَإِنَّا
ve şüphesiz biz
لَن
oraya girmeyiz
نَّدْخُلَهَا
will enter it
حَتَّىٰ
kadar
يَخْرُجُوا۟
onlar çıkıncaya
مِنْهَا
oradan
فَإِن
eğer
يَخْرُجُوا۟
çıkarlarsa
مِنْهَا
oradan
فَإِنَّا
o zaman biz
دَٰخِلُونَ
gireriz

Diyanet İşleri MealiEy Musa! Orada zorba bir millet vardır, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyeceğiz, eğer çıkarlarsa, biz de gireriz" demişlerdi

Saheeh InternationalThey said, "O Moses, indeed within it is a people of tyrannical strength, and indeed, we will never enter it until they leave it; but if they leave it, then we will enter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا يا موسى إن فيها قوما جبارين» من بقايا عاد طوالا ذي قوة «وإنا لن ندخلها حتى يخرجوا منها فإن يخرجوا منها فإنا داخلون» لها.

5:23 📚 2
قَالَ رَجُلَانِ مِنَ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمَا ٱدْخُلُواْ عَلَيْهِمُ ٱلْبَابَ فَإِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَإِنَّكُمْ غَـٰلِبُونَ‌ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَتَوَكَّلُوٓاْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
قَالَ
dedi ki
رَجُلَانِ
iki adam
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
يَخَافُونَ
korkanlar(dan)
أَنْعَمَ
ni'met verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْهِمَا
kendilerine
ٱدْخُلُوا۟
girin
عَلَيْهِمُ
onların üzerine
ٱلْبَابَ
kapıdan
فَإِذَا
eğer
دَخَلْتُمُوهُ
girerseniz
فَإِنَّكُمْ
muhakkak ki siz
غَـٰلِبُونَ ۚ
galib gelirsiniz
وَعَلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
فَتَوَكَّلُوٓا۟
dayanın
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Diyanet İşleri MealiKorkanlar arasında bulunan, Allah'ın nimete erdirdiği iki adam: "Üstlerine kapıdan yürüyün, oradan girerseniz şüphesiz galip gelirsiniz; eğer inanıyorsanız Allah'a güvenin" demişlerdi

Saheeh InternationalSaid two men from those who feared [to disobey] upon whom Allah had bestowed favor, "Enter upon them through the gate, for when you have entered it, you will be predominant. And upon Allah rely, if you should be believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» لهم «رجلان من الذين يخافون» مخالفة أمر الله وهما يوشع وكالب من النقباء الذين بعثهم موسى في كشف أحوال الجبابرة «أنعم الله عليهما» بالعصمة فكتما ما اطَّلعا عليه من حالهم إلا عن موسى بخلاف بقية النقباء فأفشوه فجبنوا «ادخلوا عليهم الباب» باب القرية ولا تخشوهم فإنهم أجساد بلا قلوب «فإذا دخلتموه فإنكم غالبون» قالا ذلك تيقناً بنصر الله وإنجاز وعده «وعلى الله فتوكلوا إن كنتم مؤمنين».

5:24
قَالُواْ يَـٰمُوسَىٰٓ إِنَّا لَن نَّدْخُلَهَآ أَبَدًا مَّا دَامُواْ فِيهَا‌ۖ فَٱذْهَبْ أَنتَ وَرَبُّكَ فَقَـٰتِلَآ إِنَّا هَـٰهُنَا قَـٰعِدُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰمُوسَىٰٓ
Ey Musa
إِنَّا
şüphesiz biz
لَن
oraya girmeyiz
نَّدْخُلَهَآ
will enter it
أَبَدًۭا
asla
مَّا
onlar olduğu sürece
دَامُوا۟
as long as they are
فِيهَا ۖ
orada
فَٱذْهَبْ
gidin
أَنتَ
sen
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
فَقَـٰتِلَآ
savaşın
إِنَّا
şüphesiz biz
هَـٰهُنَا
burada
قَـٰعِدُونَ
oturuyoruz

Diyanet İşleri MealiEy Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz burada oturacağız" demişlerdi

Saheeh InternationalThey said, "O Moses, indeed we will not enter it, ever, as long as they are within it; so go, you and your Lord, and fight. Indeed, we are remaining right here

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا يا موسى إنا لن ندخلها أبدا ماداموا فيها فاذهب أنت وربُّك فقاتلا» هم «إنا ها هنا قاعدون» عن القتال.

5:25
قَالَ رَبِّ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِى وَأَخِى‌ۖ فَٱفْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ ٱلْقَوْمِ ٱلْفَـٰسِقِينَ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Ya Rabbi
إِنِّى
elbette ben
لَآ
malik değilim
أَمْلِكُ
(have) power
إِلَّا
başkasına
نَفْسِى
kendimden
وَأَخِى ۖ
ve kardeşimden
فَٱفْرُقْ
ayır
بَيْنَنَا
aramızı
وَبَيْنَ
ve arasını
ٱلْقَوْمِ
toplumun
ٱلْفَـٰسِقِينَ
yoldan çıkmış

Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum; artık bizimle bu yoldan çıkmış milletin arasını ayır" dedi

Saheeh International[Moses] said, "My Lord, indeed I do not possess except myself and my brother, so part us from the defiantly disobedient people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى حينئذ «رب إني لا أملك إلا نفسي و» إلا «أخي» ولا أملك غيرهما فاجبرهم على الطاعة «فافرق» فافصل «بيننا وبين القوم الفاسقين».

5:26
قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ‌ۛ أَرْبَعِينَ سَنَةً‌ۛ يَتِيهُونَ فِى ٱلْأَرْضِ‌ۚ فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْفَـٰسِقِينَ
قَالَ
(Allah) buyurdu ki
فَإِنَّهَا
şüphesiz orası
مُحَرَّمَةٌ
yasaklandı
عَلَيْهِمْ ۛ
onlara
أَرْبَعِينَ
kırk
سَنَةًۭ ۛ
yıl
يَتِيهُونَ
şaşkın şaşkın dolaşacaklar
فِى
o yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
فَلَا
sen üzülme
تَأْسَ
grieve
عَلَى
üzerine
ٱلْقَوْمِ
toplum
ٱلْفَـٰسِقِينَ
yoldan çıkmış

Diyanet İşleri MealiAllah: "Orası onlara kırk yıl haram kılındı; yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış millet için tasalanma" dedi

Saheeh International[Allah] said, "Then indeed, it is forbidden to them for forty years [in which] they will wander throughout the land. So do not grieve over the defiantly disobedient people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(قال) تعالى له (فإنها) أي الأرض المقدسة (محرمة عليهم) أن يدخلوها (أربعين سنة يتيهون) يتحيرون (في الأرض) وهي تسعة فراسخ قاله ابن عباس (فلا تأس) تحزن (على القوم الفاسقين) روي أنهم كانوا يسيرون الليل جادين فإذا أصبحوا إذا هم في الموضع الذي ابتدأوا منه ويسيرون النهار كذلك حتى انقرضوا كلهم إلا من لم يبلغ العشرين، قيل: وكانوا ستمائة ألف ومات هارون وموسى في التيه وكان رحمة لهما وعذابا لأولئك وسأل موسى ربه عند موته أن يدنيه من الأرض المقدسة رمية بحجر فأدناه كما في الحديث، ونبئ يوشع بعد الأربعين وأمر بقتال الجبارين فسار بمن بقي معه وقاتلهم وكان يوم الجمعة ووقفت له الشمس ساعة حتى فرغ من قتالهم، وروى أحمد في مسنده حديث "" إن الشمس لم تحبس على بشر إلا ليوشع ليالي سار إلى بيت المقدس "".

5:27 📚 2
۞ وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ٱبْنَىْ ءَادَمَ بِٱلْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ ٱلْأَخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ‌ۖ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلْمُتَّقِينَ
۞ وَٱتْلُ
oku
عَلَيْهِمْ
onlara
نَبَأَ
haberini
ٱبْنَىْ
iki oğlunun
ءَادَمَ
Adem
بِٱلْحَقِّ
gerçek olarak
إِذْ
hani
قَرَّبَا
sunmuşlardı
قُرْبَانًۭا
birer kurban
فَتُقُبِّلَ
kabul edilmiş
مِنْ
birinden
أَحَدِهِمَا
one of them
وَلَمْ
kabul edilmemişti
يُتَقَبَّلْ
was accepted
مِنَ
ötekinden
ٱلْـَٔاخَرِ
the other
قَالَ
demişti
لَأَقْتُلَنَّكَ ۖ
seni öldüreceğim
قَالَ
dedi
إِنَّمَا
sadece
يَتَقَبَّلُ
kabul eder
ٱللَّهُ
Allah
مِنَ
korunanlardan
ٱلْمُتَّقِينَ
the God fearing

Diyanet İşleri MealiOnlara, Adem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kabul edilmeyen, "And olsun seni öldüreceğim" deyince, kardeşi: "Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder" demişti

Saheeh InternationalAnd recite to them the story of Adam's two sons, in truth, when they both offered a sacrifice [to Allah], and it was accepted from one of them but was not accepted from the other. Said [the latter], "I will surely kill you." Said [the former], "Indeed, Allah only accepts from the righteous [who fear Him]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتل» يا محمد «عليهم» على قومك «نبأ» خبر «ابنيْ آدم» هابيل وقابيل «بالحق» متعلق بأُتل «إذ قرَّبا قربانا» إلى الله وهو كبش لهابيل وزرع لقابيل «فتُقبل من أحدهما» وهو هابيل بأن نزلت نار من السماء فأكلت قربانه «ولم يُتقبل من الآخر» وهو قابيل فغضب وأضمر الحسد في نفسه إلى أن حج آدم «قال» له «لأقتلنك» قال: لَم قال لتقبل قربانك دوني «قال إنما يتقبل الله من المتقين».

5:28
لَئِنۢ بَسَطتَ إِلَىَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِى مَآ أَنَا۟ بِبَاسِطٍ يَدِىَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ‌ۖ إِنِّىٓ أَخَافُ ٱللَّهَ رَبَّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
لَئِنۢ
andolsun eğer
بَسَطتَ
sen uzatırsan
إِلَىَّ
bana
يَدَكَ
elini
لِتَقْتُلَنِى
beni öldürmek için
مَآ
ben
أَنَا۠
will I
بِبَاسِطٍۢ
uzatmam
يَدِىَ
elimi
إِلَيْكَ
sana
لِأَقْتُلَكَ ۖ
seni öldürmek için
إِنِّىٓ
çünkü ben
أَخَافُ
korkarım
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Diyanet İşleri MealiBeni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben, Alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım

Saheeh InternationalIf you should raise your hand against me to kill me - I shall not raise my hand against you to kill you. Indeed, I fear Allah, Lord of the worlds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لئن» لام قسم «بسطت» مددت «إلى يدك لتقتلني ما أنا بباسط يدي إليك لأقتلك إنِّي أخاف الله ربَّ العالمين» في قتلك.

5:29
إِنِّىٓ أُرِيدُ أَن تَبُوٓأَ بِإِثْمِى وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلنَّارِ‌ۚ وَذَٲلِكَ جَزَٲٓؤُاْ ٱلظَّـٰلِمِينَ
إِنِّىٓ
ben
أُرِيدُ
isterim ki
أَن
sen yüklenip
تَبُوٓأَ
you be laden
بِإِثْمِى
benim günahımı
وَإِثْمِكَ
ve kendi günahını
فَتَكُونَ
olasın
مِنْ
halkından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلنَّارِ ۚ
ateş
وَذَٰلِكَ
ve budur
جَزَٰٓؤُا۟
cezası
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin

Diyanet İşleri MealiBen, hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim, zulmedenlerin cezası budur

Saheeh InternationalIndeed I want you to obtain [thereby] my sin and your sin so you will be among the companions of the Fire. And that is the recompense of wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني أريد أن تبوء» ترجع «بإثمي» بإثم قتلي «وإثمك» الذي ارتكبته من قبل «فتكون من أصحاب النار» ولا أريد أن أبوء بإثمك إذا قتلتك فأكون منهم، قال تعالى: «وذلك جزاء الظالمين».

5:30 📚 2
فَطَوَّعَتْ لَهُۥ نَفْسُهُۥ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُۥ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلْخَـٰسِرِينَ
فَطَوَّعَتْ
çağırdı
لَهُۥ
onu
نَفْسُهُۥ
nefsi
قَتْلَ
öldürmeye
أَخِيهِ
kardeşini
فَقَتَلَهُۥ
ve onu öldürdü
فَأَصْبَحَ
böylece oldu
مِنَ
ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, kardeşini öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürerek, zarara uğrayanlardan oldu

Saheeh InternationalAnd his soul permitted to him the murder of his brother, so he killed him and became among the losers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فطوَّعت» زينت «له نفسه قتل أخيه فقتله فأصبح» فصار «من الخاسرين» بقتله ولم يدرِ ما يصنع به لأنه أول ميت على وجه الأرض من بني آدم فحمله على ظهره.

5:31
فَبَعَثَ ٱللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُرِيَهُۥ كَيْفَ يُوَٲرِى سَوْءَةَ أَخِيهِ‌ۚ قَالَ يَـٰوَيْلَتَىٰٓ أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَـٰذَا ٱلْغُرَابِ فَأُوَٲرِىَ سَوْءَةَ أَخِى‌ۖ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلنَّـٰدِمِينَ
فَبَعَثَ
derken gönderdi
ٱللَّهُ
Allah
غُرَابًۭا
bir karga
يَبْحَثُ
eşeleyen
فِى
yeri
ٱلْأَرْضِ
the earth
لِيُرِيَهُۥ
ona göstermek için
كَيْفَ
nasıl
يُوَٰرِى
gömeceğini
سَوْءَةَ
cesedini
أَخِيهِ ۚ
kardeşinin
قَالَ
dedi
يَـٰوَيْلَتَىٰٓ
ey! yazık bana
أَعَجَزْتُ
aciz miyim
أَنْ
ben olmaya
أَكُونَ
I can be
مِثْلَ
gibi
هَـٰذَا
şu
ٱلْغُرَابِ
karga
فَأُوَٰرِىَ
gömmekten
سَوْءَةَ
cesedini
أَخِى ۖ
kardeşimin
فَأَصْبَحَ
ve oldu
مِنَ
pişman olanlardan
ٱلنَّـٰدِمِينَ
the regretful

Diyanet İşleri MealiAllah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz kaldım" dedi de ettiğine yananlardan oldu

Saheeh InternationalThen Allah sent a crow searching in the ground to show him how to hide the disgrace of his brother. He said, "O woe to me! Have I failed to be like this crow and hide the body of my brother?" And he became of the regretful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبعث الله غرابا يبحث في الأرض» ينبش التراب بمنقاره وبرجليه ويثيره على غراب ميت حتى واراه «ليريه كيف يواري» يستر «سوأة» جيفة «أخيه قال يا ويلتى أعجزت» عن «أن أكون مثل هذا الغراب فأواري سوأة أخي فأصبح من النادمين» على حمله وحفر له وواره.

5:32 📚 5
مِنْ أَجْلِ ذَٲلِكَ كَتَبْنَا عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ أَنَّهُۥ مَن قَتَلَ نَفْسَۢا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِى ٱلْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَآ أَحْيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعًا‌ۚ وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم بَعْدَ ذَٲلِكَ فِى ٱلْأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
مِنْ
sebeple
أَجْلِ
time
ذَٰلِكَ
işte bu
كَتَبْنَا
yazdık
عَلَىٰ
üzerine
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
أَنَّهُۥ
şüphesiz
مَن
kim
قَتَلَ
öldürürse
نَفْسًۢا
bir canı
بِغَيْرِ
olmaksızın
نَفْسٍ
bir cana karşılık
أَوْ
ya da
فَسَادٍۢ
bozgunculuğa karşı
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَكَأَنَّمَا
sanki gibidir
قَتَلَ
öldürmüş
ٱلنَّاسَ
insanları
جَمِيعًۭا
bütün
وَمَنْ
ve kim de
أَحْيَاهَا
onu yaşatırsa
فَكَأَنَّمَآ
gibi olur
أَحْيَا
yaşatmış
ٱلنَّاسَ
insanları
جَمِيعًۭا ۚ
bütün
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَتْهُمْ
onlara getirdiler
رُسُلُنَا
elçilerimiz
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
ثُمَّ
ama
إِنَّ
muhakkak
كَثِيرًۭا
çoğu
مِّنْهُم
onlardan
بَعْدَ
sonra da
ذَٰلِكَ
bundan
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
لَمُسْرِفُونَ
israf etmektedirler

Diyanet İşleri MealiBunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: "Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur". And olsun ki, onlara belgelerle peygamberlerimiz geldi, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenler oldu

Saheeh InternationalBecause of that, We decreed upon the Children of Israel that whoever kills a soul unless for a soul or for corruption [done] in the land - it is as if he had slain mankind entirely. And whoever saves one - it is as if he had saved mankind entirely. And our messengers had certainly come to them with clear proofs. Then indeed many of them, [even] after that, throughout the land, were transgressors

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من أجل ذلك» الذي فعله قابيل «كتبنا على بني إسرائيل أنه» أي الشأن «من قتل نفسا بغير نفس» قتلها «أو» بغير «فساد» أتاه «في الأرض» من كفر أو زنا أو قطع طريق أو نحوه «فكأنما قتل الناس جميعا ومن أحياها» بأن امتنع عن قتلها «فكأنما أحيا الناس جميعا» قال ابن عباس: من حيث انتهاك حرمتها وصونها «ولقد جاءتهم» أي بني إسرائيل «رسلنا بالبينات» المعجزات «ثم إن كثيرا منهم بعد ذلك في الأرض لمسرفون» مجاوزون الحد بالكفر والقتل وغير ذلك.

5:33 📚 3
إِنَّمَا جَزَٲٓؤُاْ ٱلَّذِينَ يُحَارِبُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُوٓاْ أَوْ يُصَلَّبُوٓاْ أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلَـٰفٍ أَوْ يُنفَوْاْ مِنَ ٱلْأَرْضِ‌ۚ ذَٲلِكَ لَهُمْ خِزْىٌ فِى ٱلدُّنْيَا‌ۖ وَلَهُمْ فِى ٱلْأَخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
إِنَّمَا
şüphesiz
جَزَٰٓؤُا۟
cezası
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُحَارِبُونَ
savaşanların;
ٱللَّهَ
Allah
وَرَسُولَهُۥ
ve elçisiyle
وَيَسْعَوْنَ
ve çalışanların
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَسَادًا
bozgunculuk yapmağa
أَن
öldürülmeleri
يُقَتَّلُوٓا۟
they be killed
أَوْ
veya
يُصَلَّبُوٓا۟
asılmaları
أَوْ
yada
تُقَطَّعَ
kesilmesi
أَيْدِيهِمْ
ellerinin
وَأَرْجُلُهُم
ve ayaklarının
مِّنْ
çapraz
خِلَـٰفٍ
opposite sides
أَوْ
veya
يُنفَوْا۟
sürülmeleridir
مِنَ
bulundukları yerden
ٱلْأَرْضِ ۚ
the land
ذَٰلِكَ
bu
لَهُمْ
onlar için
خِزْىٌۭ
bir rezilliktir
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ
the world
وَلَهُمْ
onlara vardır
فِى
Âhirette ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌ
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır

Saheeh InternationalIndeed, the penalty for those who wage war against Allah and His Messenger and strive upon earth [to cause] corruption is none but that they be killed or crucified or that their hands and feet be cut off from opposite sides or that they be exiled from the land. That is for them a disgrace in this world; and for them in the Hereafter is a great punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في العرنيين لما قدموا المدينة وهم مرضى فأذن لهم النبي صلى الله عليه وسلم أن يخرجوا إلى الإبل ويشربوا من أبوالها وألبانها فلما صحوا قتلوا راعي النبي صلى الله عليه وسلم واستاقوا الإبل «إنما جزاء الذين يحاربون الله ورسوله» بمحاربة المسلمين «ويسعون في الأرض فسادا» بقطع الطريق «أن يقتلوا أو يصلبوا أو تقطع أيديهم وأرجلهم من خلاف» أي أيديهم اليمنى واليسرى «أو يُنفوا من الأرض» أو لترتيب الأحوال فالقتل لمن قتل فقط والصلب لمن قتل وأخذ المال والقطع لمن أخذ المال ولم يقتل والنفي لمن أخاف فقط قاله ابن عباس وعليه الشافعي وأصح قوليه أن الصلب ثلاثا بعد القتل وقيل قبله قليلا ويلحق بالنفي ما أشبهه في التنكيل من الحبس وغيره «ذلك» الجزاء المذكور «لهم خزي» ذل «في الدنيا ولهم في الآخرة عذاب عظيم» هو عذاب النار.

5:34 📚 4
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِن قَبْلِ أَن تَقْدِرُواْ عَلَيْهِمْ‌ۖ فَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
إِلَّا
hariç
ٱلَّذِينَ
kimseler
تَابُوا۟
tevbe eden(ler)
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
ele geçirmenizden
تَقْدِرُوا۟
you overpower
عَلَيْهِمْ ۖ
onları
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAncak, onları yakalamanızdan önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah, bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalExcept for those who return [repenting] before you apprehend them. And know that Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا الذين تابوا» من المحاربين والقطَّاع «من قبل أن تقدروا عليهم فاعلموا أن الله غفور» لهم ما أتوه «رحيم» بهم عبر بذلك دون فلا تحدوهم ليفيد أنه لا يسقط عنه بتوبته إلا حدود الله دون حقوق الآدميين كذا ظهر لي ولم أرَ من تعرض له والله أعلم فإذا قتل وأخذ المال يقتل ويقطع ولا يصلب وهو أصح قولي الشافعي ولا تفيد توبته بعد القدرة عليه شيئا وهو أصح قولي الشافعي ولا تفيد توبته بعد القدرة عليه شيئا وهو أصح قوليه أيضا.

5:35
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱبْتَغُوٓاْ إِلَيْهِ ٱلْوَسِيلَةَ وَجَـٰهِدُواْ فِى سَبِيلِهِۦ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱبْتَغُوٓا۟
ve arayın
إِلَيْهِ
O'na
ٱلْوَسِيلَةَ
yol
وَجَـٰهِدُوا۟
ve cihadedin
فِى
O'nun yolunda
سَبِيلِهِۦ
His way
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
kurtuluşa erersiniz

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız

Saheeh InternationalO you who have believed, fear Allah and seek the means [of nearness] to Him and strive in His cause that you may succeed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله» خافوا عقابه بأن تطيعوه «وابتغوا» اطلبوا «إليه الوسيلة» ما يقربكم إليه من طاعته «وجاهدوا في سبيله» لإعلاء دينه «لعلكم تفلحون» تفوزون.

5:36 📚 2
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لِيَفْتَدُواْ بِهِۦ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ‌ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْ
eğer
أَنَّ
şüphesiz
لَهُم
kendilerinin olsa
مَّا
olanların
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
جَمِيعًۭا
hepsi
وَمِثْلَهُۥ
ve onun bir katı daha
مَعَهُۥ
onunla beraber
لِيَفْتَدُوا۟
fidye verseler
بِهِۦ
onu
مِنْ
azabına karşılık
عَذَابِ
(the) punishment
يَوْمِ
gününün
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
مَا
kabul edilmez
تُقُبِّلَ
will be accepted
مِنْهُمْ ۖ
kendilerinden
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha kafirlerin olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler kabul edilmez. Onlara elem verici azab vardır

Saheeh InternationalIndeed, those who disbelieve - if they should have all that is in the earth and the like of it with it by which to ransom themselves from the punishment of the Day of Resurrection, it will not be accepted from them, and for them is a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا لو» ثبت «أن لهم ما في الأرض جميعا ومثله معه ليفتدوا به من عذاب يوم القيامة ما تقبِّل منهم ولهم عذاب أليم».

5:37
يُرِيدُونَ أَن يَخْرُجُواْ مِنَ ٱلنَّارِ وَمَا هُم بِخَـٰرِجِينَ مِنْهَا‌ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
يُرِيدُونَ
isterler
أَن
çıkmak
يَخْرُجُوا۟
they come out
مِنَ
ateşten
ٱلنَّارِ
the Fire
وَمَا
ve değillerdir
هُم
onlar
بِخَـٰرِجِينَ
çıkacak
مِنْهَا ۖ
oradan
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّقِيمٌۭ
sürekli

Diyanet İşleri MealiAteşten çıkmak isterler, çıkamazlar. Onlara sürekli azab vardır

Saheeh InternationalThey will wish to get out of the Fire, but never are they to emerge therefrom, and for them is an enduring punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يريدون» يتمنَّون «أن يخرجوا من النار وما هم بخارجين منها ولهم عذاب مقيم» دائم.

5:38 📚 4
وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓاْ أَيْدِيَهُمَا جَزَآءَۢ بِمَا كَسَبَا نَكَـٰلاً مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
وَٱلسَّارِقُ
ve hırsızlık eden erkeğin
وَٱلسَّارِقَةُ
ve hırsızlık eden kadının
فَٱقْطَعُوٓا۟
kesin
أَيْدِيَهُمَا
ellerini
جَزَآءًۢ
bir ceza olarak
بِمَا
karşılık
كَسَبَا
yaptıklarına
نَكَـٰلًۭا
ibret verici
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiErkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir

Saheeh International[As for] the thief, the male and the female, amputate their hands in recompense for what they committed as a deterrent [punishment] from Allah. And Allah is Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والسارق والسارقة» أل فيهما موصولة مبتدأ ولشبهه بالشرط دخلت الفاء في خبره وهو «فاقطعوا أيديهما» أي يمين كل منهما من الكوع وبينت السنة أن يقطع فيه ربع دينار فصاعدا وأنه إذا عاد قطعت رجله اليسرى من مفصل القدم ثم اليد اليسرى ثم الرجل اليمنى وبعد ذلك يعزر «جزاء» نصب على المصدر «بما كسبا نكالا» عقوبة لهما «من الله والله عزيز» غالب على أمره «حكيم» في خلفه.

5:39
فَمَن تَابَ مِنۢ بَعْدِ ظُلْمِهِۦ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
فَمَن
kim
تَابَ
tevbe eder
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ظُلْمِهِۦ
yaptığı haksızlıktan
وَأَصْلَحَ
ve uslanırsa
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَتُوبُ
tevbesini kabul eder
عَلَيْهِ ۗ
onun
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayan
رَّحِيمٌ
acıyandır

Diyanet İşleri MealiEttiği zulümden sonra tevbe edip düzelen kimse, bilsin ki Allah onun tevbesini kabul eder. Allah şüphesiz Bağışlayan'dır, merhametli olandır

Saheeh InternationalBut whoever repents after his wrongdoing and reforms, indeed, Allah will turn to him in forgiveness. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمن تاب من بعد ظلمه» رجع عن السرقة «وأصلح» عمله «فإن الله يتوب عليه إن الله غفور رحيم» في التعبير بهذا ما تقدم فلا يسقط بتوبته حق الآدمي من القطع ورد المال نعم بيَّنت السنة أنه إن عفا عنه قبل الرفع إلى الإمام سقط القطع وعليه الشافعي.

5:40 📚 2
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
أَلَمْ
bilmez misin ki
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'a
لَهُۥ
aittir
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
يُعَذِّبُ
azabeder
مَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
وَيَغْفِرُ
ve bağışlar
لِمَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin hükümranlığının Allah'ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azabeder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye Kadir'dir

Saheeh InternationalDo you not know that to Allah belongs the dominion of the heavens and the earth? He punishes whom He wills and forgives whom He wills, and Allah is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تعلم» الإستفهام فيه للتقرير «أن الله له ملك السماوات والأرض يعذَّب من يشاء» تعذيبه «ويغفر لمن يشاء» المغفرة له «والله على كل شيء قدير» ومنه التعذيب والمغفرة.

5:41 📚 3
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ مِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِأَفْوَٲهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ‌ۛ وَمِنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ‌ۛ سَمَّـٰعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّـٰعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ‌ۖ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ مِنۢ بَعْدِ مَوَاضِعِهِۦ‌ۖ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَـٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَٱحْذَرُواْ‌ۚ وَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ فِتْنَتَهُۥ فَلَن تَمْلِكَ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ شَيْــًٔا‌ۚ أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَمْ يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ‌ۚ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌ‌ۖ وَلَهُمْ فِى ٱلْأَخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلرَّسُولُ
Elçi
لَا
seni üzmesin
يَحْزُنكَ
grieve you
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُسَـٰرِعُونَ
yarış eden(ler)
فِى
küfürde
ٱلْكُفْرِ
[the] disbelief
مِنَ
onlar ki
ٱلَّذِينَ
those who
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
بِأَفْوَٰهِهِمْ
ağızlariyle
وَلَمْ
inanmamış iken
تُؤْمِن
believe
قُلُوبُهُمْ ۛ
kalbleri
وَمِنَ
ve arasında
ٱلَّذِينَ
olanlar
هَادُوا۟ ۛ
yahudi(ler)
سَمَّـٰعُونَ
kulak verirler
لِلْكَذِبِ
yalana
سَمَّـٰعُونَ
kulak verirler
لِقَوْمٍ
bir kavme
ءَاخَرِينَ
başka
لَمْ
sana gelmemiş olan
يَأْتُوكَ ۖ
come to you
يُحَرِّفُونَ
onlar kaydırırlar
ٱلْكَلِمَ
kelimeleri
مِنۢ
bazısının
بَعْدِ
after
مَوَاضِعِهِۦ ۖ
yerlerinden
يَقُولُونَ
derler
إِنْ
eğer
أُوتِيتُمْ
size verilirse
هَـٰذَا
bu
فَخُذُوهُ
alın
وَإِن
ve eğer
لَّمْ
verilmezse
تُؤْتَوْهُ
you are given it
فَٱحْذَرُوا۟ ۚ
sakının
وَمَن
ve birini
يُرِدِ
isterse
ٱللَّهُ
Allah
فِتْنَتَهُۥ
şaşırtmak
فَلَن
sen yapamazsın
تَمْلِكَ
will you have power
لَهُۥ
onun için
مِنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
شَيْـًٔا ۚ
hiçbir şey
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
o kimseler ki
لَمْ
istememiştir
يُرِدِ
will intend
ٱللَّهُ
Allah
أَن
temizlemesini
يُطَهِّرَ
He purifies
قُلُوبَهُمْ ۚ
kalblerini
لَهُمْ
onlar için vardır
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
خِزْىٌۭ ۖ
rezillik
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
فِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Diyanet İşleri MealiKalbleri inanmamışken, ağızlarıyla, "İnandık" diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, "Böyle bir fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının" derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah'ın, kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara ahirette de büyük azab vardır

Saheeh InternationalO Messenger, let them not grieve you who hasten into disbelief of those who say, "We believe" with their mouths, but their hearts believe not, and from among the Jews. [They are] avid listeners to falsehood, listening to another people who have not come to you. They distort words beyond their [proper] usages, saying "If you are given this, take it; but if you are not given it, then beware." But he for whom Allah intends fitnah - never will you possess [power to do] for him a thing against Allah. Those are the ones for whom Allah does not intend to purify their hearts. For them in this world is disgrace, and for them in the Hereafter is a great punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الرسول لا يَحزنك» صنع «الذين يسارعون في الكفر» يقعون فيه بسرعة أي يظهرونه إذا وجدوا فرصة «من» للبيان «الذين قالوا آمنا بأفوههم» بألسنتهم متعلق بقالوا «ولم تؤمن قلوبهم» وهم المنافقون «ومن الذين هادوا» قوم «سماعون للكذب» الذي افترته أحبارهم سماع قبول «سماعون» منك «لقوم» لأجل قوم «آخرين» من اليهود «لم يأتوك» وهم أهل خيبر زنى فيهم محصنان فكرهوا رجمهما فبعثوا قريظة ليسألوا النبي صلى الله عليه وسلم عن حكمهما «يحرفون الكلم» الذي في التوراة كآية الرجم «من بعد مواضعه» التي وضعه الله عليها أي يبدِّلونه «يقولون» لمن أرسلوهم «إن أُوتيتم هذا» الحكم المحرف أي الجلد الذي أفتاكم به محمد «فخذوه» فاقبلوه «وإن لم تؤتوه» بل أفتاكم بخلافه «فاحذروا» أن تقبلوه «ومن يرد الله فتنته» إضلاله «فلن تملك له من الله شيئا» في دفعها «أولئك الذين لم يرد الله أن يطهر قلوبهم» من الكفر ولو أراده لكان «لهم في الدنيا خزي» ذل بالفضيحة والجزية «ولهم في الآخرة عذاب عظيم».

5:42 📚 9
سَمَّـٰعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّـٰلُونَ لِلسُّحْتِ‌ۚ فَإِن جَآءُوكَ فَٱحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ‌ۖ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْــًٔا‌ۖ وَإِنْ حَكَمْتَ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ
سَمَّـٰعُونَ
kulak verirler
لِلْكَذِبِ
yalana
أَكَّـٰلُونَ
yerler
لِلسُّحْتِ ۚ
haram
فَإِن
eğer
جَآءُوكَ
sana gelirlerse
فَٱحْكُم
hüküm ver
بَيْنَهُمْ
aralarında
أَوْ
yada
أَعْرِضْ
yüz çevir
عَنْهُمْ ۖ
onlardan
وَإِن
eğer
تُعْرِضْ
yüz çevirirsen
عَنْهُمْ
onlardan
فَلَن
asla
يَضُرُّوكَ
sana zarar veremezler
شَيْـًۭٔا ۖ
hiçbir
وَإِنْ
ve eğer
حَكَمْتَ
hüküm verirsen
فَٱحْكُم
hüküm ver
بَيْنَهُم
aralarında
بِٱلْقِسْطِ ۚ
adaletle
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُقْسِطِينَ
adalet yapanları

Diyanet İşleri MealiOnlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever

Saheeh International[They are] avid listeners to falsehood, devourers of [what is] unlawful. So if they come to you, [O Muhammad], judge between them or turn away from them. And if you turn away from them - never will they harm you at all. And if you judge, judge between them with justice. Indeed, Allah loves those who act justly

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
هم «سماعون للكذب أكالون للسُّحُت» بضم الحاء وسكونها أي الحرام كالرشا «فإن جاؤك» لتحكم بينهم «فاحكم بينهم أو أعرض عنهم» هذا التخيير منسوخ بقوله تعالى (وأن احكم بينهم) الآية فيجب الحكم بينهم إذا ترافعوا إلينا وهو أصح قولي الشافعي فلو ترافعوا إلينا مع مسلم وجب إجماعا «وإن تعرض عنهم فلن يضروك شيئا وإن حكمت» بينهم «فاحكم بينهم بالقسط» بالعدل «إن الله يحب المقسطين» العادلين في الحكم أي يثيبهم.

5:43
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ ٱلتَّوْرَٮٰةُ فِيهَا حُكْمُ ٱللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنۢ بَعْدِ ذَٲلِكَ‌ۚ وَمَآ أُوْلَـٰٓئِكَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ
وَكَيْفَ
ve nasıl
يُحَكِّمُونَكَ
seni hakem yapıyorlar
وَعِندَهُمُ
yanlarında dururken
ٱلتَّوْرَىٰةُ
Tevrat
فِيهَا
içinde bulunan
حُكْمُ
hükmü
ٱللَّهِ
Allah'ın
ثُمَّ
sonra
يَتَوَلَّوْنَ
dönüyorlar
مِنۢ
sonra da
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ ۚ
ondan
وَمَآ
değillerdir
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
بِٱلْمُؤْمِنِينَ
inanıyor

Diyanet İşleri MealiAllah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir

Saheeh InternationalBut how is it that they come to you for judgement while they have the Torah, in which is the judgement of Allah? Then they turn away, [even] after that; but those are not [in fact] believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكيف يحكِّمونك وعندهم التوراة فيها حكم الله» بالرجم استفهام تعجب أي لم يقصدوا بذلك معرفة الحق بل ما هو أهون عليهم «ثم يتولَّون» يعرضون عن حكمك بالرجم الموافق لكتابهم «من بعد ذلك» التحكيم «وما أولئك بالمؤمنين».

5:44 📚 8
إِنَّآ أَنزَلْنَا ٱلتَّوْرَٮٰةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ‌ۚ يَحْكُمُ بِهَا ٱلنَّبِيُّونَ ٱلَّذِينَ أَسْلَمُواْ لِلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ بِمَا ٱسْتُحْفِظُواْ مِن كِتَـٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُواْ عَلَيْهِ شُهَدَآءَ‌ۚ فَلَا تَخْشَوُاْ ٱلنَّاسَ وَٱخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُواْ بِـَٔـايَـٰتِى ثَمَنًا قَلِيلاً‌ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَـٰفِرُونَ
إِنَّآ
gerçekten
أَنزَلْنَا
biz indirdik
ٱلتَّوْرَىٰةَ
Tevrat'ı
فِيهَا
onda vardır
هُدًۭى
yol gösterme
وَنُورٌۭ ۚ
ve nur
يَحْكُمُ
hüküm verirlerdi
بِهَا
onunla
ٱلنَّبِيُّونَ
peygamberler
ٱلَّذِينَ
öyle ki
أَسْلَمُوا۟
İslam olmuş
لِلَّذِينَ
kimselere
هَادُوا۟
yahudi(lere)
وَٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ
ve Rabbanilere
وَٱلْأَحْبَارُ
ve alimlere
بِمَا
dolayı
ٱسْتُحْفِظُوا۟
korumakla görevlendirildiklerinden
مِن
Kitabını
كِتَـٰبِ
(the) Book
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَكَانُوا۟
idiler
عَلَيْهِ
onun üzerine
شُهَدَآءَ ۚ
şahitler
فَلَا
korkmayın
تَخْشَوُا۟
fear
ٱلنَّاسَ
insanlardan
وَٱخْشَوْنِ
benden korkun
وَلَا
ve satmayın
تَشْتَرُوا۟
sell
بِـَٔايَـٰتِى
benim ayetlerimi
ثَمَنًۭا
bir paraya
قَلِيلًۭا ۚ
azıcık
وَمَن
ve kim
لَّمْ
hükmetmezse
يَحْكُم
judge
بِمَآ
ile
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirlerdir

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir

Saheeh InternationalIndeed, We sent down the Torah, in which was guidance and light. The prophets who submitted [to Allah] judged by it for the Jews, as did the rabbis and scholars by that with which they were entrusted of the Scripture of Allah, and they were witnesses thereto. So do not fear the people but fear Me, and do not exchange My verses for a small price. And whoever does not judge by what Allah has revealed - then it is those who are the disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أنزلنا التوراة فيها هدى» من الضلالة «ونورٌ» بيان للأحكام «يحكم بها النبيون» من بني إسرائيل «الذين أسلموا» انقادوا لله «للذين هادوا والربانيون» العلماء منهم «والأحبار» الفقهاء «بما» أي بسبب الذي «استحفظوا» استودعوه أي استحفظهم الله إياه «من كتاب الله» أن يبدلوه «وكانوا عليه شهداء» أنه حق «فلا تخشوا الناس» أيها اليهود في إظهار ما عندكم من نعت محمد صلى الله عليه وسلم والرجم وغيرها «واخشوْن» في كتمانه «ولا تشتروا» تستبدلوا «بآياتي ثمنا قليلا» من الدنيا تأخذونه على كتمانها «ومن لم يحكم بما أنزل الله فأولئك هم الكافرون» به.

5:45 📚 13
وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَآ أَنَّ ٱلنَّفْسَ بِٱلنَّفْسِ وَٱلْعَيْنَ بِٱلْعَيْنِ وَٱلْأَنفَ بِٱلْأَنفِ وَٱلْأُذُنَ بِٱلْأُذُنِ وَٱلسِّنَّ بِٱلسِّنِّ وَٱلْجُرُوحَ قِصَاصٌ‌ۚ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِۦ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَّهُۥ‌ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ
وَكَتَبْنَا
ve yazdık
عَلَيْهِمْ
onlara
فِيهَآ
onda
أَنَّ
mukakkak
ٱلنَّفْسَ
cana
بِٱلنَّفْسِ
can
وَٱلْعَيْنَ
ve göze
بِٱلْعَيْنِ
göz
وَٱلْأَنفَ
ve buruna
بِٱلْأَنفِ
burun
وَٱلْأُذُنَ
ve kulağa
بِٱلْأُذُنِ
kulak
وَٱلسِّنَّ
ve dişe
بِٱلسِّنِّ
diş
وَٱلْجُرُوحَ
ve yaralara
قِصَاصٌۭ ۚ
kısas
فَمَن
kim
تَصَدَّقَ
bağışlarsa
بِهِۦ
bunu
فَهُوَ
o
كَفَّارَةٌۭ
keffaret olur
لَّهُۥ ۚ
kendisi için
وَمَن
ve kim
لَّمْ
hükmetmezse
يَحْكُم
judge
بِمَآ
ile
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerdir

Diyanet İşleri MealiOrada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir

Saheeh InternationalAnd We ordained for them therein a life for a life, an eye for an eye, a nose for a nose, an ear for an ear, a tooth for a tooth, and for wounds is legal retribution. But whoever gives [up his right as] charity, it is an expiation for him. And whoever does not judge by what Allah has revealed - then it is those who are the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكتبنا» فرضنا «عليهم فيها» أي التوراة «أن النفس» تقتل «بالنفس» إذا قتلتها «والعين» تُفقأ «بالعين والأنف» يجُدع «بالأنف والأذن» تُقطع «بالأذن والسنَّ» تقلع «بالسنِّ» وفي قراءة بالرفع في الأربعة «والجروح» بالوجهين «قصاص» أي فيها إذا كاليد والرجل ونحو ذلك وما لا يمكن فيه الحكومة وهذا الحكم وإن كتب عليهم فهو مقرر في شرعنا «فمن تصدق به» أي القصاص بأن مكن عن نفسه «فهو كفارة له» لما أتاه «ومن لم يحكم بما أنزل الله» في القصاص وغيره «فأولئك هم الظالمون».

5:46
وَقَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِم بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَٮٰةِ‌ۖ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْإِنجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَٮٰةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
وَقَفَّيْنَا
ve gönderdik
عَلَىٰٓ
üzerine
ءَاثَـٰرِهِم
onların ardından
بِعِيسَى
Îsa'yı
ٱبْنِ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
olan
بَيْنَ
ellerinde
يَدَيْهِ
his hands
مِنَ
Tevrat'ı
ٱلتَّوْرَىٰةِ ۖ
the Taurat
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona verdik
ٱلْإِنجِيلَ
İncil'i
فِيهِ
içinde bulunan
هُدًۭى
yol gösterme
وَنُورٌۭ
ve nur
وَمُصَدِّقًۭا
ve doğrulayan
لِّمَا
olan
بَيْنَ
ellerinde
يَدَيْهِ
his hands
مِنَ
Tevrat'ı
ٱلتَّوْرَىٰةِ
the Taurat
وَهُدًۭى
ve yol gösterici
وَمَوْعِظَةًۭ
ve öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ
korunanlar için

Diyanet İşleri MealiOnların izi üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa'yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat'ı doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat'ı doğrulayan İncil'i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik

Saheeh InternationalAnd We sent, following in their footsteps, Jesus, the son of Mary, confirming that which came before him in the Torah; and We gave him the Gospel, in which was guidance and light and confirming that which preceded it of the Torah as guidance and instruction for the righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقفّينا» أتبعنا «على آثارهم» أي النبيين «بعيسى ابن مريم مصدِّقا لما بين يديه» قبله «من التوراة وآتيناه الإنجيل فيه هدى» من الضلالة «ونور» بيان للأحكام «ومصدِّقا» حال «لما بين يديه من التوراة» لما فيها من الأحكام «وهدى وموعظة للمتقين».

5:47 📚 8
وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ ٱلْإِنجِيلِ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فِيهِ‌ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَـٰسِقُونَ
وَلْيَحْكُمْ
hükmetsinler
أَهْلُ
sahipleri
ٱلْإِنجِيلِ
İncil
بِمَآ
ile
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِيهِ ۚ
onda
وَمَن
ve kim
لَّمْ
hükmetmezse
يَحْكُم
judge
بِمَآ
ilr
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ
fasıklardır

Diyanet İşleri Mealiİncil sahibleri Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasık olanlardır

Saheeh InternationalAnd let the People of the Gospel judge by what Allah has revealed therein. And whoever does not judge by what Allah has revealed - then it is those who are the defiantly disobedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» قلنا «لْيَحْكُمْ أهل الإنجيل بما أنزل الله فيه» من الأحكام وفي قراءة بنصب يحكم وكسر لامه عطفا على معمول آتيناه «ومن لم يحكم بما أنزل الله فأولئك هم الفاسقون».

5:48 📚 8
وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَـٰبَ بِٱلْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ‌ۖ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ‌ۖ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ عَمَّا جَآءَكَ مِنَ ٱلْحَقِّ‌ۚ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا‌ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَٲحِدَةً وَلَـٰكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِى مَآ ءَاتَـٰكُمْ‌ۖ فَٱسْتَبِقُواْ ٱلْخَيْرَٲتِ‌ۚ إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
وَأَنزَلْنَآ
ve indirdik
إِلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ
gerçekle
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı
لِّمَا
bulunan
بَيْنَ
ellerinde
يَدَيْهِ
his hands
مِنَ
Kitabı
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَمُهَيْمِنًا
ve kollayıp koruyucu olarak
عَلَيْهِ ۖ
onu
فَٱحْكُم
artık hükmet
بَيْنَهُم
onların aralarında
بِمَآ
ile
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ ۖ
Allah'ın
وَلَا
ve uyma
تَتَّبِعْ
follow
أَهْوَآءَهُمْ
onların keyiflerine
عَمَّا
sana gelen
جَآءَكَ
has come to you
مِنَ
gerçek(ten ayrılıp)
ٱلْحَقِّ ۚ
the truth
لِكُلٍّۢ
her biriniz için
جَعَلْنَا
belirledik
مِنكُمْ
sizden
شِرْعَةًۭ
bir şeri'at
وَمِنْهَاجًۭا ۚ
ve bir yol
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
isteseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَجَعَلَكُمْ
hepinizi yapardı
أُمَّةًۭ
ümmet
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
وَلَـٰكِن
fakat
لِّيَبْلُوَكُمْ
sizi sınamak istedi
فِى
ile
مَآ
what
ءَاتَىٰكُمْ ۖ
size verdiği
فَٱسْتَبِقُوا۟
öyleyse koşun
ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ
hayır işlerine
إِلَى
Allah'adır
ٱللَّهِ
Allah
مَرْجِعُكُمْ
dönüşü
جَمِيعًۭا
hepinizin
فَيُنَبِّئُكُم
O size haber verecektir
بِمَا
şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
فِيهِ
onda
تَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düşmüş

Diyanet İşleri MealiKuran'ı, önce gelen Kitap'ı tasdik ederek ve ona şahid olarak gerçekle sana indirdik. Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet; gerçek olan sana gelmiş bulunduğuna göre, onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir yol ve bir yöntem kıldık; eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir; o halde iyiliklere koşuşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirir

Saheeh InternationalAnd We have revealed to you, [O Muhammad], the Book in truth, confirming that which preceded it of the Scripture and as a criterion over it. So judge between them by what Allah has revealed and do not follow their inclinations away from what has come to you of the truth. To each of you We prescribed a law and a method. Had Allah willed, He would have made you one nation [united in religion], but [He intended] to test you in what He has given you; so race to [all that is] good. To Allah is your return all together, and He will [then] inform you concerning that over which you used to differ

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنزلنا إليك» يا محمد «الكتاب» القرآن «بالحق»: متعلق بأنزلنا «مصدِّقا لما بين يديه» قبله «من الكتاب ومهيمنا» شاهدا «عليه» والكتاب بمعنى الكتب «فاحكم بينهم» بين أهل الكتاب إذا ترافعوا إليك «بما أنزل الله» إليك «ولا تتبع أهواءهم» عادلا «عما جاءك من الحق لكل جعلنا منكم» أيها الأمم «شرعة» شريعة «ومنهاجا» طريقاً واضحاً في الدين يمشون عليه «ولو شاء الله لجعلكم أمة واحدة» على شريعة واحدة «ولكن» فرقكم فرقاً «ليبلوكم» ليختبركم «فيما آتاكم» من الشرائع المختلفة لينظر المطيع منكم والعاصي «فاستبقوا الخيرات» سارعوا إليها «إلى الله مرجعكم جميعا» بالبعث «فينبئكم بما كنتم فيه تختلفون» من أمر الدين ويجزي كلا منكم بعمله.

5:49 📚 15
وَأَنِ ٱحْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ وَٱحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَنۢ بَعْضِ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيْكَ‌ۖ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَٱعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ‌ۗ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلنَّاسِ لَفَـٰسِقُونَ
وَأَنِ
ve
ٱحْكُم
hükmet
بَيْنَهُم
aralarında
بِمَآ
ile
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
وَلَا
uyma
تَتَّبِعْ
follow
أَهْوَآءَهُمْ
onların keyiflerine
وَٱحْذَرْهُمْ
ve onlardan sakın
أَن
seni şaşırtmalarından
يَفْتِنُوكَ
they tempt you away
عَنۢ
bir kısmından
بَعْضِ
some
مَآ
şeylerin
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
إِلَيْكَ ۖ
sana
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَٱعْلَمْ
bil ki
أَنَّمَا
şüphesiz
يُرِيدُ
istiyor
ٱللَّهُ
Allah
أَن
onları felakete uğratmak
يُصِيبَهُم
afflict them
بِبَعْضِ
bazı
ذُنُوبِهِمْ ۗ
günahları yüzünden
وَإِنَّ
ve şüphesiz
كَثِيرًۭا
çoğu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
لَفَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmışlardır

Diyanet İşleri MealiO halde, Allah'ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet, Allah'ın sana indirdiği Kuran'ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın, heveslerine uyma; eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar

Saheeh InternationalAnd judge, [O Muhammad], between them by what Allah has revealed and do not follow their inclinations and beware of them, lest they tempt you away from some of what Allah has revealed to you. And if they turn away - then know that Allah only intends to afflict them with some of their [own] sins. And indeed, many among the people are defiantly disobedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأن احكم بينهم بما أنزل الله ولا تتبع أهواءهم واحذرهم» «أن» لا «يفتنوك» يضلوك «عن بعض ما أنزل الله إليك فإن تولوا» عن الحكم المنزل وأرادوا غيره «فاعلم أنما يريد الله أن يصيبهم» بالعقوبة في الدنيا «ببعض ذنوبهم» التي أتوها ومنها التولي ويجازيهم على جميعها في الأخرى «وإن كثيرا من الناس لفاسقون».

5:50
أَفَحُكْمَ ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ يَبْغُونَ‌ۚ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ ٱللَّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
أَفَحُكْمَ
hükmünü mü?
ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ
cahiliyye
يَبْغُونَ ۚ
arıyorlar
وَمَنْ
kim olabilir?
أَحْسَنُ
daha güzel
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
حُكْمًۭا
hüküm veren
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يُوقِنُونَ
iyi bilen

Diyanet İşleri MealiCahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır

Saheeh InternationalThen is it the judgement of [the time of] ignorance they desire? But who is better than Allah in judgement for a people who are certain [in faith]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفحكم الجاهلية يبغون» بالياء والتاء يطلبون من المداهنة والميل إذا تولَّوا إستفهام إنكاري «ومن» أي لا أحد «أحسن من الله حُكما لقوم» عند قوم «يوقنون» به خصوا بالذكر لأنهم الذين يتدبرون.

5:51 📚 1
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ ٱلْيَهُودَ وَٱلنَّصَـٰرَىٰٓ أَوْلِيَآءَ‌ۘ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ‌ۚ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُۥ مِنْهُمْ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟
take
ٱلْيَهُودَ
yahudileri
وَٱلنَّصَـٰرَىٰٓ
ve hıristiyanları
أَوْلِيَآءَ ۘ
veliler
بَعْضُهُمْ
onların bır kısmı
أَوْلِيَآءُ
velileridir
بَعْضٍۢ ۚ
bir kısmının
وَمَن
ve kim
يَتَوَلَّهُم
onları kendine veli yaparsa
مِّنكُمْ
sizden
فَإِنَّهُۥ
mukakkak o
مِنْهُمْ ۗ
onlardandır
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez

Saheeh InternationalO you who have believed, do not take the Jews and the Christians as allies. They are [in fact] allies of one another. And whoever is an ally to them among you - then indeed, he is [one] of them. Indeed, Allah guides not the wrongdoing people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تتخذوا اليهود والنصارى أولياء» توالونهم وتوادونهم «بعضهم أولياء بعض» لا تحادهم في الكفر «ومن يتولَّهم منكم فإنه منهم» من جملتهم «إن الله لا يهدى القوم الظالمين» بموالاتهم الكفار.

5:52 📚 2
فَتَرَى ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ يُسَـٰرِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَىٰٓ أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةٌ‌ۚ فَعَسَى ٱللَّهُ أَن يَأْتِىَ بِٱلْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِۦ فَيُصْبِحُواْ عَلَىٰ مَآ أَسَرُّواْ فِىٓ أَنفُسِهِمْ نَـٰدِمِينَ
فَتَرَى
görürsün
ٱلَّذِينَ
bulunanların
فِى
in
قُلُوبِهِم
kalblerinde
مَّرَضٌۭ
hastalık
يُسَـٰرِعُونَ
koştuklarını
فِيهِمْ
onların arasına
يَقُولُونَ
diyerek
نَخْشَىٰٓ
korkuyoruz
أَن
bize gelmesinden
تُصِيبَنَا
(may) strike us
دَآئِرَ ةٌۭ ۚ
bir felaket
فَعَسَى
belki
ٱللَّهُ
Allah
أَن
getirir de
يَأْتِىَ
will bring
بِٱلْفَتْحِ
fetih
أَوْ
ya da
أَمْرٍۢ
bir iş
مِّنْ
kendi katından
عِندِهِۦ
(of) Him
فَيُصْبِحُوا۟
onlar olurlar
عَلَىٰ
üzerine
مَآ
şeyler
أَسَرُّوا۟
gizledikleri
فِىٓ
içinde
أَنفُسِهِمْ
nefisleri
نَـٰدِمِينَ
pişmanlık

Diyanet İşleri MealiKalblerinde hastalık olanların, "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de kalblerinde gizlediklerine içleri yananlara dönerler

Saheeh InternationalSo you see those in whose hearts is disease hastening into [association with] them, saying, "We are afraid a misfortune may strike us." But perhaps Allah will bring conquest or a decision from Him, and they will become, over what they have been concealing within themselves, regretful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فترى الذين في قلوبهم مرض» ضعف اعتقاد كعبد الله بن أبي المنافق «يسارعون فيهم» في موالاتهم «يقولون» معتذرين عنها «نخشى أن تصيبنا دائرة» يدور بها الدهر علينا من جدب أو غلبة ولا يتم أمر محمد فلا يميرونا قال تعالى: «فعسى الله أن يأتي بالفتح» بالنصر لنبيه بإظهار دينه «أو أمر من عنده» بهتك ستر المنافقين وافتضاحهم «فيصبحوا على ما أسرُّوا في أنفسهم» من الشك وموالاة الكفار «نادمين».

5:53
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَهَـٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقْسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَـٰنِهِمْ‌ۙ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ‌ۚ حَبِطَتْ أَعْمَـٰلُهُمْ فَأَصْبَحُواْ خَـٰسِرِينَ
وَيَقُولُ
ve derler
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَهَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar mı o
ٱلَّذِينَ
kimseler
أَقْسَمُوا۟
yemin edenler
بِٱللَّهِ
Allah'a
جَهْدَ
güçlü
أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ
yeminleriyle
إِنَّهُمْ
kesinlikle
لَمَعَكُمْ ۚ
sizinle beraber olduklarına
حَبِطَتْ
boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ
bütün çabaları
فَأَصْبَحُوا۟
olmuşlardır
خَـٰسِرِينَ
kaybedenlerden

Diyanet İşleri Mealiİnananlar, "Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?" derler. Onların amelleri boşa gitmiş ve kaybeden kimseler olmuşlardır

Saheeh InternationalAnd those who believe will say, "Are these the ones who swore by Allah their strongest oaths that indeed they were with you?" Their deeds have become worthless, and they have become losers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويقولُ» بالرفع استئنافا بواو ودونها وبالنصب عطفا على يأتي «الذين آمنوا» لبعضهم إذا هتك سترهم تعجبا «أهؤلاء الذين أقسموا بالله جَهد أيمانهم» غاية اجتهادهم فيها «إنهم لمعكم» في الدين قال تعالى: «حبطت» بطلت «أعمالهم» الصالحة «فأصبحوا» صاروا «خاسرين» الدنيا بالفضيحة والآخرة بالعقاب.

5:54 📚 9
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَسَوْفَ يَأْتِى ٱللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُۥٓ أَذِلَّةٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ يُجَـٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ‌ۚ ذَٲلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَٱللَّهُ وَٲسِعٌ عَلِيمٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
مَن
kim
يَرْتَدَّ
dönerse
مِنكُمْ
sizden
عَن
dininden
دِينِهِۦ
his religion
فَسَوْفَ
yakında
يَأْتِى
getirecektir
ٱللَّهُ
Allah
بِقَوْمٍۢ
bir toplumu
يُحِبُّهُمْ
onları seven
وَيُحِبُّونَهُۥٓ
onlar da O'nu severler
أَذِلَّةٍ
alçak gönüllüdürler
عَلَى
karşı
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Mü'minlere
أَعِزَّةٍ
onurlu ve şiddetlidirler
عَلَى
karşı
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
يُجَـٰهِدُونَ
cihad ederler
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَلَا
korkmazlar
يَخَافُونَ
fearing
لَوْمَةَ
kınamasından
لَآئِمٍۢ ۚ
hiçbir kınayıcının
ذَٰلِكَ
bu
فَضْلُ
bir lutfudur
ٱللَّهِ
Allah'ın
يُؤْتِيهِ
onu verir
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah'(ın)
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌ
bilendir

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Aranızda dininden kim dönerse bilsin ki, Allah, sevdiği ve onların O'nu sevdiği, inananlara karşı alçak gönüllü, inkarcılara karşı güçlü, Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bol nimetidir. Allah her şeyi kaplar ve bilir

Saheeh InternationalO you who have believed, whoever of you should revert from his religion - Allah will bring forth [in place of them] a people He will love and who will love Him [who are] humble toward the believers, powerful against the disbelievers; they strive in the cause of Allah and do not fear the blame of a critic. That is the favor of Allah; He bestows it upon whom He wills. And Allah is all-Encompassing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(يا أيها الذين آمنوا من يرتد) بالفك والإدغام يرجع (منكم عن دينه) إلى الكفر إخبار بما علم الله وقوعه وقد ارتد جماعة بعد موت النبي صلى الله عليه وسلم (فسوف يأتي الله) بدلهم (بقوم يحبهم ويحبونه) قال صلى الله عليه وسلم: "" هم قوم هذا وأشار إلى أبي موسى الأشعري "" رواه الحاكم في صحيحه (أذلة) عاطفين (على المؤمنين أعزة) أشداء (على الكافرين يجاهدون في سبيل الله ولا يخافون لومة لائم) فيه كما يخاف المنافقون لوم الكفار (ذلك فضل الله يؤتيه من يشاء والله واسع) كثير الفضل (عليم) بمن هو أهله، ونزل لما قال ابن سلام يا رسول الله إن قومنا هجرونا.

5:55
إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٲةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٲةَ وَهُمْ رَٲكِعُونَ
إِنَّمَا
ancak
وَلِيُّكُمُ
sizin veliniz
ٱللَّهُ
Allah(tır)
وَرَسُولُهُۥ
ve Elçisi(dir)
وَٱلَّذِينَ
ve mü'minlerdir
ءَامَنُوا۟
believe
ٱلَّذِينَ
öyle ki
يُقِيمُونَ
kılan
ٱلصَّلَوٰةَ
namazlarını
وَيُؤْتُونَ
ve veren
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatlarını
وَهُمْ
ve onlar
رَٰكِعُونَ
rüku'a varan

Diyanet İşleri MealiSizin dostunuz ancak Allah, O'nun Peygamberi ve namaz kılan, zekat veren ve rüku eden müminlerdir

Saheeh InternationalYour ally is none but Allah and [therefore] His Messenger and those who have believed - those who establish prayer and give zakah, and they bow [in worship]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنَّما وليكم الله ورسوله والذين آمنوا الذين يقيمون الصلاة ويؤتون الزكاة وهم راكعون» خاشعون أو يصلون صلاة التطوع.

5:56
وَمَن يَتَوَلَّ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فَإِنَّ حِزْبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ
وَمَن
ve kim
يَتَوَلَّ
dost tutarsa
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisini
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
mü'minleri
فَإِنَّ
yalnız
حِزْبَ
taraftarlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُمُ
onlardır
ٱلْغَـٰلِبُونَ
galib gelecek olanlar

Diyanet İşleri MealiKim Allah'ı, Peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah'tan yana olanlar üstün gelirler

Saheeh InternationalAnd whoever is an ally of Allah and His Messenger and those who have believed - indeed, the party of Allah - they will be the predominant

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يتولَّ الله ورسوله والذين آمنوا» فيعينهم وينصرهم «فإن حزب الله هم الغالبون» لنصره إياهم أوقعه موقع فإنهم بيانا لأنهم من حزبه أي أتباعه.

5:57
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلْكِتَـٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَٱلْكُفَّارَ أَوْلِيَآءَ‌ۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟
take
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ٱتَّخَذُوا۟
edinen(leri)
دِينَكُمْ
dininizi
هُزُوًۭا
eğlence
وَلَعِبًۭا
ve oyun
مِّنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilenler(den)
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
مِن
sizden önce
قَبْلِكُمْ
before you
وَٱلْكُفَّارَ
ve kafirlerden
أَوْلِيَآءَ ۚ
dost
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost olarak benimsemeyin. İnanıyorsanız Allah'tan sakının

Saheeh InternationalO you who have believed, take not those who have taken your religion in ridicule and amusement among the ones who were given the Scripture before you nor the disbelievers as allies. And fear Allah, if you should [truly] be believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تتَّخذوا الذين اتَّخذوا دينكم هزوا» مهزوءا به «ولعبا من» للبيان «الذين أوتوا الكتاب من قبلكم والكفار» المشركين بالجر والنصب «أولياء واتقوا الله» بترك موالاتهم «إن كنتم مؤمنين» صادقين في إيمانكم.

5:58
وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٲةِ ٱتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا‌ۚ ذَٲلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْقِلُونَ
وَإِذَا
ve zaman
نَادَيْتُمْ
çağırıldığınız
إِلَى
namaza
ٱلصَّلَوٰةِ
the prayer
ٱتَّخَذُوهَا
onu yerine koydular
هُزُوًۭا
eğlence
وَلَعِبًۭا ۚ
ve oyun
ذَٰلِكَ
işte bu
بِأَنَّهُمْ
oldukları içindir
قَوْمٌۭ
bir topluluk
لَّا
düşüncesiz
يَعْقِلُونَ
understand

Diyanet İşleri MealiNamaza çağırdığınızda onu alay ve eğlenceye alırlar. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olmasındandır

Saheeh InternationalAnd when you call to prayer, they take it in ridicule and amusement. That is because they are a people who do not use reason

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» الذين «إذا ناديتم» دعوتم «إلى الصلاة» بالأذان «اتخذوها» أي الصلاة «هزوا ولعبا» بأن يستهزئوا بها ويتضاحكوا «ذلك» الاتخاذ «بأنهم» أي بسبب أنهم «قوم لا يعقلون».

5:59 📚 5
قُلْ يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ هَلْ تَنقِمُونَ مِنَّآ إِلَّآ أَنْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلُ وَأَنَّ أَكْثَرَكُمْ فَـٰسِقُونَ
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
هَلْ
hoşlanmıyorsunuz
تَنقِمُونَ
you resent
مِنَّآ
bizden
إِلَّآ
sadece
أَنْ
diye (mi?)
ءَامَنَّا
iman ediyoruz
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَآ
ve indirilene
أُنزِلَ
has been revealed
إِلَيْنَا
bize
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
مِن
bizden önce
قَبْلُ
before
وَأَنَّ
oysa
أَكْثَرَكُمْ
sizin çoğunuz
فَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmıştır

Diyanet İşleri MealiDe ki, "Ey kitap ehli! Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inanmamızdan ve çoğunuzun fasık olmasından ötürü mü bizden hoşlanmıyorsunuz

Saheeh InternationalSay, "O People of the Scripture, do you resent us except [for the fact] that we have believed in Allah and what was revealed to us and what was revealed before and because most of you are defiantly disobedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما قال اليهود للنبي صلى الله عليه وسلم بمن تؤمن من الرسل فقال: (بالله وما أنزل إلينا) الآية فلما ذكر عيسى قالوا لا نعلم دينا شرا من دينكم «قل يا أهل الكتاب هل تنقمون» تنكرون «منا إلا أن آمنا بالله وما أنزل إلينا وما أنزل من قبل» إلى الأنبياء «وأن أكثركم فاسقون» عطف على أن آمنا- المعنى ما تنكرون إلا إيماننا ومخالفتكم في عدم قبوله المعبر عنه بالفعل اللازم عنه وليس هذا مما ينكر.

5:60
قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَٲلِكَ مَثُوبَةً عِندَ ٱللَّهِ‌ۚ مَن لَّعَنَهُ ٱللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ ٱلْقِرَدَةَ وَٱلْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ ٱلطَّـٰغُوتَ‌ۚ أُوْلَـٰٓئِكَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضَلُّ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ
قُلْ
de ki
هَلْ
size söyleyeyim mi?
أُنَبِّئُكُم
I inform you
بِشَرٍّۢ
daha kötüsünü
مِّن
bundan
ذَٰلِكَ
that
مَثُوبَةً
cezası
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۚ
Allah
مَن
kim(ler)e
لَّعَنَهُ
la'net etmişse
ٱللَّهُ
Allah
وَغَضِبَ
ve gazab etmişse
عَلَيْهِ
onlara
وَجَعَلَ
ve yapmışsa
مِنْهُمُ
kimlerden
ٱلْقِرَدَةَ
maymunlar
وَٱلْخَنَازِيرَ
ve domuzlar
وَعَبَدَ
ve tapanlar
ٱلطَّـٰغُوتَ ۚ
Tâğût'a
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onların
شَرٌّۭ
daha kötüdür
مَّكَانًۭا
yeri
وَأَضَلُّ
ve daha çok sapmışlardır
عَن
düz
سَوَآءِ
(the) even
ٱلسَّبِيلِ
yoldan

Diyanet İşleri MealiAllah katında bundan daha kötü bir karşılığın bulunduğunu size haber vereyim mi?" de, Allah kime lanet ve gazab ederse, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana kullar kılarsa, işte onlar yeri en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır

Saheeh InternationalSay, "Shall I inform you of [what is] worse than that as penalty from Allah? [It is that of] those whom Allah has cursed and with whom He became angry and made of them apes and pigs and slaves of Taghut. Those are worse in position and further astray from the sound way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل هل أنبئكم» أخبركم «بشر من» أهل «ذلك» الذي تنقمونه «مثوبة» ثوابا بمعنى جزاء «عند الله» هو «من لعنه الله» أبعده عن رحمته «وغضب عليه وجعل منهم القردة والخنازير» بالمسخ «و» من «عَبَدَ الطاغوتَ» الشيطان بطاعته، وروعي في منهم معنى من وفيما قبله لفظها وهم اليهود، وفي قراءة بضم باء عبد وإضافته إلى ما بعد اسم جمع لعبد ونصبه بالعطف على القردة «أولئك شر مكانا» تمييز لأن مأواهم النار «وأضل عن سواء السبيل» طريق الحق وأصل السواء الوسط وذكر شر وأضل في مقابلة قولهم لا نعلم دينا شرا من دينكم.

5:61
وَإِذَا جَآءُوكُمْ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَقَد دَّخَلُواْ بِٱلْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُواْ بِهِۦ‌ۚ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُواْ يَكْتُمُونَ
وَإِذَا
ve zaman
جَآءُوكُمْ
size geldikleri
قَالُوٓا۟
derler ki
ءَامَنَّا
inandık
وَقَد
oysa muhakkak
دَّخَلُوا۟
girmişlerdir
بِٱلْكُفْرِ
küfürle
وَهُمْ
yine onlar
قَدْ
muhakkak
خَرَجُوا۟
çıkmışlardır
بِهِۦ ۚ
onunla
وَٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
şeyleri
كَانُوا۟
oldukları
يَكْتُمُونَ
gizliyor

Diyanet İşleri MealiSize geldiklerinde "İnandık" derler, oysa yanınıza inkarcı olarak girmiş ve yine inkarcı olarak çıkmışlardır. Gizlemekte olduklarını Allah daha iyi bilir

Saheeh InternationalAnd when they come to you, they say, "We believe." But they have entered with disbelief [in their hearts], and they have certainly left with it. And Allah is most knowing of what they were concealing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا جاءُوكم» أي مُنَافِقُو اليهود «قالوا آمنا وقد دخلوا» إليكم متلبسين «بالكفر وهم قد خرجوا» من عندكم متلبسين «به» ولم يؤمنوا «والله أعلم بما كانوا يكتمونـ» ـه من النفاق.

5:62
وَتَرَىٰ كَثِيرًا مِّنْهُمْ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٲنِ وَأَكْلِهِمُ ٱلسُّحْتَ‌ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
وَتَرَىٰ
ve görürsün
كَثِيرًۭا
çoğunun
مِّنْهُمْ
onlardan
يُسَـٰرِعُونَ
(birbirleriyle) yarıştıklarını
فِى
günahta
ٱلْإِثْمِ
[the] sin
وَٱلْعُدْوَٰنِ
ve düşmanlıkta
وَأَكْلِهِمُ
ve yemede
ٱلسُّحْتَ ۚ
haram
لَبِئْسَ
ne kötüdür
مَا
şey
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapmakta

Diyanet İşleri MealiOnlardan çoğunun günaha, haksızlığa ve haram yemeğe koşuştuklarını görürsün. Yaptıkları ne kötüdür

Saheeh InternationalAnd you see many of them hastening into sin and aggression and the devouring of [what is] unlawful. How wretched is what they have been doing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وترى كثيرا منهم» أي اليهود «يسارعون» يقعون سريعا «في الإثم» الكذب «والعدوان» الظلم «وأكلهم السُّحُت» الحرام كالرشا «لبئس ما كانوا يعملونـ» ـهُ عملهم هذا.

5:63 📚 6
لَوْلَا يَنْهَـٰهُمُ ٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ عَن قَوْلِهِمُ ٱلْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ ٱلسُّحْتَ‌ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ
لَوْلَا
gerekmez miydi?
يَنْهَىٰهُمُ
menetmeleri
ٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ
Rabbanilerin
وَٱلْأَحْبَارُ
ve hahamların
عَن
onlarıv sözlerini
قَوْلِهِمُ
their saying
ٱلْإِثْمَ
günah
وَأَكْلِهِمُ
ve yemelerini;
ٱلسُّحْتَ ۚ
haram
لَبِئْسَ
ne kötüdür
مَا
şey
كَانُوا۟
oldukları
يَصْنَعُونَ
yapmakta

Diyanet İşleri MealiRabbe kul olanlar ve bilginlerin onlara günah söz söylemeyi ve haram yemeyi yasak etmeleri gerekmez miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür

Saheeh InternationalWhy do the rabbis and religious scholars not forbid them from saying what is sinful and devouring what is unlawful? How wretched is what they have been practicing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لولا» هلا «ينهاهم الربَّانيون والأحبار» منهم «عن قولهم الإثم» الكذب «وأكلهم السحت لبئس ما كانوا يصنعونـ» ـه ترك نهيهم.

5:64 📚 2
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ يَدُ ٱللَّهِ مَغْلُولَةٌ‌ۚ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُواْ بِمَا قَالُواْ‌ۘ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيْفَ يَشَآءُ‌ۚ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَـٰنًا وَكُفْرًا‌ۚ وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَٲوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ‌ۚ كُلَّمَآ أَوْقَدُواْ نَارًا لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا ٱللَّهُ‌ۚ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا‌ۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْمُفْسِدِينَ
وَقَالَتِ
ve dediler
ٱلْيَهُودُ
yahudiler
يَدُ
eli
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَغْلُولَةٌ ۚ
bağlıdır
غُلَّتْ
bağlandı
أَيْدِيهِمْ
kendi elleri
وَلُعِنُوا۟
ve la'netlendiler
بِمَا
ötürü
قَالُوا۟ ۘ
söylediklerinden
بَلْ
hayır
يَدَاهُ
O'nun iki eli de
مَبْسُوطَتَانِ
açıktır
يُنفِقُ
verir
كَيْفَ
nasıl
يَشَآءُ ۚ
diliyorsa
وَلَيَزِيدَنَّ
ve andolsun artıracaktır
كَثِيرًۭا
çoğunun
مِّنْهُم
onların
مَّآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْكَ
sana
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
طُغْيَـٰنًۭا
azgınlığını
وَكُفْرًۭا ۚ
ve küfrünü
وَأَلْقَيْنَا
biz atmışızdır
بَيْنَهُمُ
onların aralarına
ٱلْعَدَٰوَةَ
düşmanlık
وَٱلْبَغْضَآءَ
ve kin
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
كُلَّمَآ
ne zaman
أَوْقَدُوا۟
yakmışlarsa
نَارًۭا
bir ateş
لِّلْحَرْبِ
savaş için
أَطْفَأَهَا
onu söndürmüştür
ٱللَّهُ ۚ
Allah
وَيَسْعَوْنَ
ve koşarlar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَسَادًۭا ۚ
bozgunculuğa
وَٱللَّهُ
Allah da
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuları

Diyanet İşleri MealiYahudiler, "Allah'ın eli sıkıdır" dediler; dediklerinden ötürü elleri bağlandı, lanetlendiler. Hayır, O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarfeder. And olsun ki, sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkarını artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez

Saheeh InternationalAnd the Jews say, "The hand of Allah is chained." Chained are their hands, and cursed are they for what they say. Rather, both His hands are extended; He spends however He wills. And that which has been revealed to you from your Lord will surely increase many of them in transgression and disbelief. And We have cast among them animosity and hatred until the Day of Resurrection. Every time they kindled the fire of war [against you], Allah extinguished it. And they strive throughout the land [causing] corruption, and Allah does not like corrupters

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالت اليهود» لما ضيق عليهم بتكذيبهم النبي صلى الله عليه وسلم بعد أن كانوا أكثر الناس مالا «يد الله مغلولة» مقبوضة عن إدرار الرزق علينا كنوا به عن البخل - تعالى الله عن ذلك- قال تعالى: «غُلَّتْ» أمسكت «أيديهم» عن فعل الخيرات دعاء عليهم «ولُعنوا بما قالوا بل يداه مبسوطتان» مبالغة في الوصف بالجود وثنى اليد لإفادة الكثرة إذ غاية ما يبذله السخي من ماله أن يعطي بيديه «ينفق كيف يشاء» من توسيع وتضيق لا اعتراض عليه «وليزيدن كثيرا منهم ما أنزل إليك من ربك» من القرآن «طغيانا وكفرا» لكفرهم به «وألقينا بينهم العداوة والبغضاء إلى يوم القيامة» فكل فرقة منهم تخالف الأخرى «كلما أوقدوا نارا للحرب» أي لحرب النبي صلى الله عليه وسلم «أطفأها الله» أي كلما أرادوه ردهم «ويسعَون في الأرض فسادا» أي مفسدين بالمعاصي «والله لا يحب المفسدين» بمعنى أنه يعاقبهم.

5:65
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ ءَامَنُواْ وَٱتَّقَوْاْ لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔـاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَـٰهُمْ جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
وَلَوْ
eğer
أَنَّ
ki
أَهْلَ
ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
ءَامَنُوا۟
inansalardı
وَٱتَّقَوْا۟
ve korunsalardı
لَكَفَّرْنَا
örterdik
عَنْهُمْ
onların
سَيِّـَٔاتِهِمْ
kötülüklerini
وَلَأَدْخَلْنَـٰهُمْ
ve onları sokardık
جَنَّـٰتِ
cennetlere
ٱلنَّعِيمِ
ni'meti bol

Diyanet İşleri MealiŞayet kitap ehli inanıp karşı gelmekten sakınsalardı, kötülüklerini örterdik ve onları nimet cennetlerine koyardık

Saheeh InternationalAnd if only the People of the Scripture had believed and feared Allah, We would have removed from them their misdeeds and admitted them to Gardens of Pleasure

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو أن أهل الكتاب آمنوا» بمحمد صلى الله عليه وسلم «واتقوا» الكفر «لكفرنا عنهم سيئاتهم ولأدخلناهم جنات النعيم».

5:66 📚 2
وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُواْ ٱلتَّوْرَٮٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِم مِّن رَّبِّهِمْ لَأَكَلُواْ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِم‌ۚ مِّنْهُمْ أُمَّةٌ مُّقْتَصِدَةٌ‌ۖ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ سَآءَ مَا يَعْمَلُونَ
وَلَوْ
ve eğer
أَنَّهُمْ
onlar
أَقَامُوا۟
gereğince uygulasalardı
ٱلتَّوْرَىٰةَ
Tevrat'ı
وَٱلْإِنجِيلَ
ve İncil'i
وَمَآ
ve ne ki
أُنزِلَ
indirildi
إِلَيْهِم
kendilerine
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ
their Lord
لَأَكَلُوا۟
muhakkak ki yerlerdi
مِن
üstlerinden
فَوْقِهِمْ
above them
وَمِن
ve
تَحْتِ
altından
أَرْجُلِهِم ۚ
ayaklarının
مِّنْهُمْ
içlerinde vardır
أُمَّةٌۭ
bir ümmet
مُّقْتَصِدَةٌۭ ۖ
tutumlu
وَكَثِيرٌۭ
ama çoğu
مِّنْهُمْ
onlardan
سَآءَ
ne kötü
مَا
işler
يَعْمَلُونَ
yapıyorlar

Diyanet İşleri MealiEğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kuran'ı gereğince uygulasalardı, her yönden nimete ermiş olurlardı. İçlerinde orta yolu tutan bir zümre vardı, çoğunun işledikleri ise kötü idi

Saheeh InternationalAnd if only they upheld [the law of] the Torah, the Gospel, and what has been revealed to them from their Lord, they would have consumed [provision] from above them and from beneath their feet. Among them are a moderate community, but many of them - evil is that which they do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو أنهم أقاموا التوراة والإنجيل» بالعمل بما فيهما ومنه الإيمان بالنبي صلى الله عليه وسلم «وما أنزل إليهم» من الكتب «من ربِّهم لأكلوا من فوقهم ومن تحت أرجلهم» بأن يوسع عليهم الرزق ويفيض من كل جهة «منهم أمَّة» جماعة «مقتصدة» تعمل به وهم من آمن بالنبي صلى الله عليه وسلم كعبد الله بن سلام وأصحابه «وكثير منهم ساء» بئس «ما» شيئا «يعملونـ» ـه.

5:67 📚 7
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ بَلِّغْ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ‌ۖ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۥ‌ۚ وَٱللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ ٱلنَّاسِ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلرَّسُولُ
Elçi
بَلِّغْ
duyur
مَآ
şeyi
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْكَ
sana
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۖ
your Lord
وَإِن
ve eğer
لَّمْ
bunu yapmazsan
تَفْعَلْ
you do
فَمَا
duyurmamış olursun
بَلَّغْتَ
you (have) conveyed
رِسَالَتَهُۥ ۚ
O'nun mesajını
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْصِمُكَ
seni korur
مِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ ۗ
the people
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
لَا
yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumunu
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Diyanet İşleri MealiEy Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafirlere yol göstermez

Saheeh InternationalO Messenger, announce that which has been revealed to you from your Lord, and if you do not, then you have not conveyed His message. And Allah will protect you from the people. Indeed, Allah does not guide the disbelieving people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(يا أيها الرسول بلغ) جميع (ما أنزل إليك من ربك) ولا تكتم شيئا منه خوفا أن تنال بمكروه (وإن لم تفعل) أي لم تبلغ جميع ما أنزل إليك (فما بلغت رسالته) بالإفراد والجمع لأن كتمان بعضها ككتمان كلها (والله يعصمك من الناس) أن يقتلوك وكان صلى الله عليه وسلم يحرس حتى نزلت فقال: "" انصرفوا فقد عصمني الله "" رواه الحاكم (إن الله لا يهدي القوم الكافرين).

5:68 📚 2
قُلْ يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لَسْتُمْ عَلَىٰ شَىْءٍ حَتَّىٰ تُقِيمُواْ ٱلتَّوْرَٮٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ‌ۗ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَـٰنًا وَكُفْرًا‌ۖ فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَـٰفِرِينَ
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لَسْتُمْ
siz değilsiniz
عَلَىٰ
üzerinde
شَىْءٍ
bir şey (esas)
حَتَّىٰ
kadar
تُقِيمُوا۟
uygulayıncaya
ٱلتَّوْرَىٰةَ
Tevrat'ı
وَٱلْإِنجِيلَ
ve İncil'i
وَمَآ
ve şeyi
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْكُم
size
مِّن
Rabbi'nizden
رَّبِّكُمْ ۗ
your Lord
وَلَيَزِيدَنَّ
ve artıracaktır
كَثِيرًۭا
çoğunun
مِّنْهُم
onlardan
مَّآ
şey
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْكَ
sana
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
طُغْيَـٰنًۭا
azgınlık
وَكُفْرًۭا ۖ
ve inkarını
فَلَا
sen üzülme
تَأْسَ
grieve
عَلَى
için
ٱلْقَوْمِ
toplumu
ٱلْكَـٰفِرِينَ
o kafirler

Diyanet İşleri MealiEy Kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça bir temeliniz olmaz" de. And olsun ki Rabbinden sana indirilen, Kuran, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Öyleyse kafirler için tasalanma

Saheeh InternationalSay, "O People of the Scripture, you are [standing] on nothing until you uphold [the law of] the Torah, the Gospel, and what has been revealed to you from your Lord." And that which has been revealed to you from your Lord will surely increase many of them in transgression and disbelief. So do not grieve over the disbelieving people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل يا أهل الكتاب لستم على شيء» من الدين معتد به «حتى تقيموا التوراة والإنجيل وما أنزل إليكم من ربكم» بأن تعملوا بما فيه ومنه الإيمان بي «وليزيدن كثيرا منهم ما أنزل إليك من ربك» من القرآن «طغيانا وكفرا» لكفرهم به «فلا تأس» تحزن «على القوم الكافرين» إن لم يؤمنوا بك أي لا تهتم بهم.

5:69
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلصَّـٰبِــُٔونَ وَٱلنَّصَـٰرَىٰ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
هَادُوا۟
yahudiler(den)
وَٱلصَّـٰبِـُٔونَ
ve sabiiler(den)
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ
ve hıristiyanlar(dan)
مَنْ
kimseler
ءَامَنَ
inanan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَعَمِلَ
ve yapanlara
صَـٰلِحًۭا
iyi işler
فَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يَحْزَنُونَ
üzüntü

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanan, yararlı iş yapan kimselere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir

Saheeh InternationalIndeed, those who have believed [in Prophet Muhammad] and those [before Him] who were Jews or Sabeans or Christians - those [among them] who believed in Allah and the Last Day and did righteousness - no fear will there be concerning them, nor will they grieve

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين آمنوا والذين هادوا» هم اليهود مبتدأ «والصابئون» فرقة منهم «والنصارى» ويبدل من المبتدأ «من آمن» منهم «بالله واليوم الآخر وعمل صالحا فلا خوف عليهم ولا هم يحزنون» في الآخرة خبر المبتدأ ودال على خبر إن.

5:70
لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ وَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمْ رُسُلاً‌ۖ كُلَّمَا جَآءَهُمْ رَسُولُۢ بِمَا لَا تَهْوَىٰٓ أَنفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُواْ وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ
لَقَدْ
andolsun
أَخَذْنَا
biz almıştık
مِيثَـٰقَ
söz
بَنِىٓ
oğullarından
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
وَأَرْسَلْنَآ
ve göndermiştik
إِلَيْهِمْ
onlara
رُسُلًۭا ۖ
elçiler
كُلَّمَا
ne zaman
جَآءَهُمْ
onlara getirdiyse
رَسُولٌۢ
bir elçi
بِمَا
bir şey
لَا
istemediği
تَهْوَىٰٓ
desired
أَنفُسُهُمْ
canlarının
فَرِيقًۭا
bir kısmını
كَذَّبُوا۟
yalanladılar
وَفَرِيقًۭا
ve bir kısmını da
يَقْتُلُونَ
öldürüyorlardı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki İsrailoğullarından söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle onlara her peygamber gelişte, bir kısmını yalanlarlar ve bir kısmını da öldürürlerdi

Saheeh InternationalWe had already taken the covenant of the Children of Israel and had sent to them messengers. Whenever there came to them a messenger with what their souls did not desire, a party [of messengers] they denied, and another party they killed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقد أخذنا ميثاق بني إسرائيل» على الإيمان بالله ورسله «وأرسلنا إليهم رسلا كلما جاءهم رسول» منهم «بما لا تهوى أنفسهم» من الحق كذبوه «فريقا» منهم «كذَّبوا وفريقا» منهم «يقتلون» كزكريا ويحيى والتعبير به دون قتلوا حكاية للحال الماضية للفاصلة.

5:71
وَحَسِبُوٓاْ أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُواْ وَصَمُّواْ ثُمَّ تَابَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُواْ وَصَمُّواْ كَثِيرٌ مِّنْهُمْ‌ۚ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعْمَلُونَ
وَحَسِبُوٓا۟
ve sandılar
أَلَّا
olmayacak
تَكُونَ
will be (for them)
فِتْنَةٌۭ
bir fitne
فَعَمُوا۟
kör oldular
وَصَمُّوا۟
ve sağır kesildiler
ثُمَّ
sonra
تَابَ
tevbesini kabul etti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِمْ
onların
ثُمَّ
sonra yine
عَمُوا۟
kör
وَصَمُّوا۟
ve sağır kesildiler
كَثِيرٌۭ
çokları
مِّنْهُمْ ۚ
onlardan
وَٱللَّهُ
Allah
بَصِيرٌۢ
görüyor
بِمَا
ne ki
يَعْمَلُونَ
yapıyorlar

Diyanet İşleri MealiBir fitne kopmayacağını sandılar, körleştiler, sağırlaştılar; sonra Allah tevbelerini kabul etti, yine de çoğu körleştiler ve sağırlaştılar. Allah, işlediklerini görür

Saheeh InternationalAnd they thought there would be no [resulting] punishment, so they became blind and deaf. Then Allah turned to them in forgiveness; then [again] many of them became blind and deaf. And Allah is Seeing of what they do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وحسِبوا» ظنوا «أ» ن «لا تكونُ» بالرفع فأن مخففة والنصب فهي ناصبة أي تقع «فتنة» عذاب بهم على تكذيب الرسل وقتلهم «فعموا» عن الحق فلم يبصروه «وصمّوا» عن استماعه «ثم تاب الله عليهم» لما تابوا «ثم عموا وصمُّوا» ثانيا «كثير منهم» بدل من الضمير «والله بصير بما يعملون» فيجازيهم به.

5:72 📚 4
لَقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ‌ۖ وَقَالَ ٱلْمَسِيحُ يَـٰبَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ ٱعْبُدُواْ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ‌ۖ إِنَّهُۥ مَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ ٱلْجَنَّةَ وَمَأْوَٮٰهُ ٱلنَّارُ‌ۖ وَمَا لِلظَّـٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
لَقَدْ
andolsun
كَفَرَ
kafir olmuşlardır
ٱلَّذِينَ
kimseler
قَالُوٓا۟
diyen(ler)
إِنَّ
ancak
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
o
ٱلْمَسِيحُ
Mesih'tir
ٱبْنُ
oğlu
مَرْيَمَ ۖ
Meryem
وَقَالَ
halbuki demişti ki
ٱلْمَسِيحُ
Mesih
يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
رَبِّى
benim Rabbim
وَرَبَّكُمْ ۖ
ve sizin Rabbiniz olan
إِنَّهُۥ
zira
مَن
kim
يُشْرِكْ
ortak koşarsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَقَدْ
muhakkak ki
حَرَّمَ
haram etmiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِ
ona
ٱلْجَنَّةَ
cenneti
وَمَأْوَىٰهُ
ve onun varacağı yer
ٱلنَّارُ ۖ
ateştir
وَمَا
ve yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin
مِنْ
hiç
أَنصَارٍۢ
yardımcıları

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, "Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kafir oldular. Oysa Mesih, "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin; kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur" dedi

Saheeh InternationalThey have certainly disbelieved who say, "Allah is the Messiah, the son of Mary" while the Messiah has said, "O Children of Israel, worship Allah, my Lord and your Lord." Indeed, he who associates others with Allah - Allah has forbidden him Paradise, and his refuge is the Fire. And there are not for the wrongdoers any helpers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقد كفر الذين قالوا إن الله هو المسيح ابن مريم» سبق مثله «وقال» لهم «المسيح يا بني إسرائيل اعبدوا الله ربي وربكم» فإني عبد ولست بإله «إنه من يشرك بالله» في العبادة غيره «فقد حرَّم الله عليه الجنة» منعه أن يدخلها «ومأواه النار وما للظالمين من» زائدة «أنصار» يمنعونهم من عذاب الله.

5:73 📚 2
لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ ثَالِثُ ثَلَـٰثَةٍ‌ۘ وَمَا مِنْ إِلَـٰهٍ إِلَّآ إِلَـٰهٌ وَٲحِدٌ‌ۚ وَإِن لَّمْ يَنتَهُواْ عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
لَّقَدْ
elbette
كَفَرَ
kafir olmuşlardır
ٱلَّذِينَ
kimseler
قَالُوٓا۟
diyen(ler)
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ثَالِثُ
üçüncüsüdür
ثَلَـٰثَةٍۢ ۘ
üçün
وَمَا
oysa yoktur
مِنْ
hiçbir
إِلَـٰهٍ
ilah
إِلَّآ
başka
إِلَـٰهٌۭ
ilahtan
وَٰحِدٌۭ ۚ
bir olan
وَإِن
eğer
لَّمْ
vazgeçmezlerse
يَنتَهُوا۟
they desist
عَمَّا
şeylerden
يَقُولُونَ
dedikleri
لَيَمَسَّنَّ
elbette dokunacaktır
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
مِنْهُمْ
onlardan
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌ
acıklı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, "Allah üçten biridir" diyenler kafir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı'dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, and olsun onlardan inkar edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır

Saheeh InternationalThey have certainly disbelieved who say, "Allah is the third of three." And there is no god except one God. And if they do not desist from what they are saying, there will surely afflict the disbelievers among them a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقد كفر الذين قالوا إن الله ثالث» آلهة «ثلاثة» أي أحدها والآخران عيس وأمه وهم فرقة من النصارى «وما من إله إلا إله واحد وإن لم ينتهوا عما يقولون» من التثليث ويوحدوا «ليمسنَّ الذين كفروا» أي ثبتوا على الكفر «منهم عذاب أليم» مؤلم وهو النار.

5:74
أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى ٱللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُۥ‌ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
أَفَلَا
hala tevbe etmiyorlar mı?
يَتُوبُونَ
they turn in repentance
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَيَسْتَغْفِرُونَهُۥ ۚ
O'ndan af dilemiyorlar mı?
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAllah'a tevbe etmezler, O'ndan mağfiret dilemezler mi? Oysa Allah Bağışlayan'dır, merhamet edendir

Saheeh InternationalSo will they not repent to Allah and seek His forgiveness? And Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفلا يتوبون إلى الله ويستغفرونه» مما قالوا. استفهام توبيخ «والله غفور» لمن تاب «رحيم» به.

5:75 📚 7
مَّا ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ ٱلرُّسُلُ وَأُمُّهُۥ صِدِّيقَةٌ‌ۖ كَانَا يَأْكُلَانِ ٱلطَّعَامَ‌ۗ ٱنظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ ٱلْأَيَـٰتِ ثُمَّ ٱنظُرْ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
مَّا
değildir
ٱلْمَسِيحُ
Mesih
ٱبْنُ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
إِلَّا
ancak
رَسُولٌۭ
bir elçidir
قَدْ
muhakkak
خَلَتْ
gelip geçmiştir
مِن
ondan önce de
قَبْلِهِ
before him
ٱلرُّسُلُ
elçiler
وَأُمُّهُۥ
ve annesi de
صِدِّيقَةٌۭ ۖ
dosdoğruydu
كَانَا
ikisi de
يَأْكُلَانِ
yerlerdi
ٱلطَّعَامَ ۗ
yemek
ٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
نُبَيِّنُ
açıklıyoruz
لَهُمُ
onlara
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
ثُمَّ
sonra
ٱنظُرْ
bak
أَنَّىٰ
nasıl
يُؤْفَكُونَ
çevriliyorlar

Diyanet İşleri MealiMeryem oğlu Mesih sadece peygamberdir, -ondan önce de peygamberler geçmiştir- onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, sonra da bak ki nasıl yüz çeviriyorlar

Saheeh InternationalThe Messiah, son of Mary, was not but a messenger; [other] messengers have passed on before him. And his mother was a supporter of truth. They both used to eat food. Look how We make clear to them the signs; then look how they are deluded

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما المسيح ابن مريم إلا رسول قد خلت» مضت «من قبله الرسل» فهو يَمضي مثلهم وليس بإله كما زعموا وإلا لما مضى «وأُمُّه صدَيقة» مبالغة في الصدق «كانا يأكلان الطعام» كغيرهما من الناس ومن كان كذلك لا يكون إلها لتركيبه وضعفه وما ينشأ منه من البول والغائط «أنظر» متعجبا «كيف نبين لهم الآيات» على وحدانيتنا «ثم أنظر أنَّى» كيف «يُؤفكون» يصرفون عن الحق مع قيام البرهان.

5:76 📚 1
قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا‌ۚ وَٱللَّهُ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
قُلْ
de ki
أَتَعْبُدُونَ
mi tapıyorsunuz?
مِن
bırakıp
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'ı
مَا
şeylere
لَا
gücü yetmeyen
يَمْلِكُ
has power
لَكُمْ
size
ضَرًّۭا
zarar vermeye
وَلَا
ve
نَفْعًۭا ۚ
fayda vermeğe
وَٱللَّهُ
Allah
هُوَ
odur ki
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Diyanet İşleri MealiSize zarar da fayda da veremeyecek, Allah'tan başka birine mi kulluk ediyorsunuz?" de. Allah hem işitir, hem bilir

Saheeh InternationalSay, "Do you worship besides Allah that which holds for you no [power of] harm or benefit while it is Allah who is the Hearing, the Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل أتعبدون من دون الله» أي غيره «ما لا يملك لكم ضرّا ولا نفعا والله هو السميع» لأقوالكم «العليم» بأحوالكم والاستفهام للإنكار.

5:77 📚 1
قُلْ يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لَا تَغْلُواْ فِى دِينِكُمْ غَيْرَ ٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوٓاْ أَهْوَآءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّواْ مِن قَبْلُ وَأَضَلُّواْ كَثِيرًا وَضَلُّواْ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
لَا
aşırılığa dalmayın
تَغْلُوا۟
exceed
فِى
dininizde
دِينِكُمْ
your religion
غَيْرَ
haksız yere
ٱلْحَقِّ
the truth
وَلَا
ve uymayın
تَتَّبِعُوٓا۟
follow
أَهْوَآءَ
keyiflerine
قَوْمٍۢ
bir milletin
قَدْ
kesin olarak
ضَلُّوا۟
sapmış
مِن
önceden
قَبْلُ
before
وَأَضَلُّوا۟
ve saptırmış
كَثِيرًۭا
birçoğunu da
وَضَلُّوا۟
ve şaşmış
عَن
doğrusundan
سَوَآءِ
(the) right
ٱلسَّبِيلِ
yolun

Diyanet İşleri MealiEy Kitap ehli! Haksız olarak dininizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu saptıran ve doğru yoldan ayrılan bir milletin heveslerine uymayın" de

Saheeh InternationalSay, "O People of the Scripture, do not exceed limits in your religion beyond the truth and do not follow the inclinations of a people who had gone astray before and misled many and have strayed from the soundness of the way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل يا أهل الكتاب» اليهود والنصارى «لا تغلوا» لا تجاوزوا الحد «في دينكم» غلوّا «غير الحق» بأن تضعوا عيسى أو ترفعوه فوق حقه «ولا تتبعوا أهواء قوم قد ضلوا من قبل» بغلوهم وهم أسلافُهم «وأضلوا كثيرا» من الناس «وضلُّوا عن سواء السبيل» عن طريق الحق والسواء في الأصل الوسط.

5:78 📚 4
لُعِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۢ بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ عَلَىٰ لِسَانِ دَاوُۥدَ وَعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ‌ۚ ذَٲلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ
لُعِنَ
la'net edilmiştir
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden
مِنۢ
oğullarından
بَنِىٓ
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
عَلَىٰ
ile
لِسَانِ
dili
دَاوُۥدَ
Davud
وَعِيسَى
ve Îsa
ٱبْنِ
oğlu
مَرْيَمَ ۚ
Meryem
ذَٰلِكَ
bu
بِمَا
sebebiyledir
عَصَوا۟
isyan etmeleri
وَّكَانُوا۟
ve (sebebiyledir)
يَعْتَدُونَ
saldırmaları

Diyanet İşleri Mealiİsrailoğullarından inkar edenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdi. Bu, baş kaldırmaları ve aşırı gitmelerindendi

Saheeh InternationalCursed were those who disbelieved among the Children of Israel by the tongue of David and of Jesus, the son of Mary. That was because they disobeyed and [habitually] transgressed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لعن الذين كفروا من بني إسرائيل على لسان داوود» بأن دعا عليهم فمسخوا قردة وهم أصحاب إيلة «وعيسى ابن مريم» بأن دعا عليهم فمسخوا خنازير وهم أصحاب المائدة «ذلك» اللعن «بما عصوا وكانوا يعتدون».

5:79 📚 5
كَانُواْ لَا يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ‌ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ
كَانُوا۟
idiler
لَا
vazgeçmiyorlar
يَتَنَاهَوْنَ
forbidding each other
عَن
kötülükten
مُّنكَرٍۢ
wrongdoing
فَعَلُوهُ ۚ
yaptıkları
لَبِئْسَ
ne kötü
مَا
işler
كَانُوا۟
idiler
يَفْعَلُونَ
yapıyorlar

Diyanet İşleri MealiBirbirlerinin yaptıkları fenalıklara mani olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne kötü idi

Saheeh InternationalThey used not to prevent one another from wrongdoing that they did. How wretched was that which they were doing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كانوا لا يتناهون» أي لا ينهى بعضهم بعضا «عن» معاودة «منكر فعلوه لبئس ما كانوا يفعلون» فعلهم هذا.

5:80
تَرَىٰ كَثِيرًا مِّنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ‌ۚ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنفُسُهُمْ أَن سَخِطَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِى ٱلْعَذَابِ هُمْ خَـٰلِدُونَ
تَرَىٰ
görürsün
كَثِيرًۭا
çoğunun
مِّنْهُمْ
onlardan
يَتَوَلَّوْنَ
dostluk ettiklerini
ٱلَّذِينَ
kimselerle
كَفَرُوا۟ ۚ
inkar edenlerle
لَبِئْسَ
ne kötüdür
مَا
(yapıp) gönderdiği
قَدَّمَتْ
sent forth
لَهُمْ
kendileri için
أَنفُسُهُمْ
nefislerinin
أَن
gazabetmiştir
سَخِطَ
became angry
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِمْ
onlara
وَفِى
ve içinde
ٱلْعَذَابِ
azab
هُمْ
onlar
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiÇoğunun inkar edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin önlerine sürdüğü ne kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir, onlar azabta temellidirler

Saheeh InternationalYou see many of them becoming allies of those who disbelieved. How wretched is that which they have put forth for themselves in that Allah has become angry with them, and in the punishment they will abide eternally

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ترى» يا محمد «كثيرا منهم يتولَّون الذين كفروا» من أهل مكة بغضا لك «لبئس ما قدَّمت لهم أنفسهم» من العمل لمعادهم الموجب لهم «أن سخط الله عليهم وفي العذاب هم خالدون».

5:81
وَلَوْ كَانُواْ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلنَّبِىِّ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَا ٱتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَآءَ وَلَـٰكِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُمْ فَـٰسِقُونَ
وَلَوْ
eğer
كَانُوا۟
olsalardı
يُؤْمِنُونَ
inanıyor
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلنَّبِىِّ
Peygambere
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْهِ
ona
مَا
onları edinmezlerdi
ٱتَّخَذُوهُمْ
they (would have) taken them
أَوْلِيَآءَ
veli
وَلَـٰكِنَّ
ama
كَثِيرًۭا
çoğu
مِّنْهُمْ
onlardan
فَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmışlardır

Diyanet İşleri MealiEğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilen Kuran'a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu fasıktır

Saheeh InternationalAnd if they had believed in Allah and the Prophet and in what was revealed to him, they would not have taken them as allies; but many of them are defiantly disobedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو كانوا يؤمنون بالله والنبي» محمد «وما أنزل إليه ما اتخذوهم» أي الكفار «أولياء ولكنَّ كثيرا منهم فاسقون» خارجون عن الإيمان.

5:82
۞ لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ ٱلنَّاسِ عَدَٲوَةً لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلْيَهُودَ وَٱلَّذِينَ أَشْرَكُواْ‌ۖ وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُم مَّوَدَّةً لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّا نَصَـٰرَىٰ‌ۚ ذَٲلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
۞ لَتَجِدَنَّ
elbette bulursun
أَشَدَّ
en yaman
ٱلنَّاسِ
insanlar içerisinde
عَدَٰوَةًۭ
düşman olarak
لِّلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
ٱلْيَهُودَ
yahudileri
وَٱلَّذِينَ
kimseleri
أَشْرَكُوا۟ ۖ
ve inkar eden(leri)
وَلَتَجِدَنَّ
ve bulursun
أَقْرَبَهُم
en yakınları da
مَّوَدَّةًۭ
sevgice
لِّلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
ٱلَّذِينَ
kimseleri
قَالُوٓا۟
diyenleri
إِنَّا
biz
نَصَـٰرَىٰ ۚ
hıristiyanlarız
ذَٰلِكَ
çünkü
بِأَنَّ
şüphesiz
مِنْهُمْ
onların içlerinde vardır
قِسِّيسِينَ
keşişler
وَرُهْبَانًۭا
ve rahipler
وَأَنَّهُمْ
ve onlar
لَا
büyüklük taslamazlar
يَسْتَكْبِرُونَ
arrogant

Diyanet İşleri Mealiİnananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan yahudileri ve Allah'a eş koşanları bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakın "Biz hıristiyanız" diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahibler bulunmasından ve büyüklük taslamamalarındandır

Saheeh InternationalYou will surely find the most intense of the people in animosity toward the believers [to be] the Jews and those who associate others with Allah; and you will find the nearest of them in affection to the believers those who say, "We are Christians." That is because among them are priests and monks and because they are not arrogant

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لتجدنَّ» يا محمد «أشدَّ الناس عداوة للذين آمنوا اليهود والذين أشركوا» من أهل مكة لتضاعف كفرهم وجهلهم وانهماكهم في اتباع الهوى «ولتجدن أقربهم مودة للذين آمنوا الذين قالوا إنَّا نصارى ذلك» أي قرب مودتهم للمؤمنين «بأن» بسبب أن «منهم قسيسين» علماء «ورهبانا» عبادا «وأنهم لا يستكبرون» عن اتباع الحق كما يستكبر اليهود وأهل مكة نزلت في وفد النجاشي القادمين عليه من الحبشة قرأ سورة يس فبكوا وأسلموا وقالوا ما أشبه هذا بما كان ينزل على عيسى.

5:83 📚 8
وَإِذَا سَمِعُواْ مَآ أُنزِلَ إِلَى ٱلرَّسُولِ تَرَىٰٓ أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُواْ مِنَ ٱلْحَقِّ‌ۖ يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱكْتُبْنَا مَعَ ٱلشَّـٰهِدِينَ
وَإِذَا
ve zaman
سَمِعُوا۟
dinledikleri
مَآ
şeyi
أُنزِلَ
indirilen
إِلَى
Elçi'ye
ٱلرَّسُولِ
the Messenger
تَرَىٰٓ
görürsün
أَعْيُنَهُمْ
gözlerinin
تَفِيضُ
dolup taştığını
مِنَ
yaşla
ٱلدَّمْعِ
the tears
مِمَّا
dolayı
عَرَفُوا۟
tanımalarından
مِنَ
gerçekleri
ٱلْحَقِّ ۖ
the truth
يَقُولُونَ
derler ki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَامَنَّا
inandık
فَٱكْتُبْنَا
bizi yaz
مَعَ
beraber
ٱلشَّـٰهِدِينَ
şahidlerle

Diyanet İşleri MealiPeygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" dediklerini görürsün

Saheeh InternationalAnd when they hear what has been revealed to the Messenger, you see their eyes overflowing with tears because of what they have recognized of the truth. They say, "Our Lord, we have believed, so register us among the witnesses

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى: «وإذا سمعوا ما أنزل إلى الرسول» من القرآن «ترى أعينهم تفيض من الدمع ممَّا عرفوا من الحق يقولون ربَّنا آمنا» صدقنا بنبيك وكتابك «فاكتبنا مع الشاهدين» المقرين بتصديقهما.

5:84 📚 1
وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَن يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلصَّـٰلِحِينَ
وَمَا
ve neden?
لَنَا
biz
لَا
inanmayalım
نُؤْمِنُ
we believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَا
ve neden?
جَآءَنَا
bize gelen
مِنَ
gerçeğe
ٱلْحَقِّ
the truth
وَنَطْمَعُ
umarken
أَن
bizi katmasını
يُدْخِلَنَا
will admit us
رَبُّنَا
Rabbimizin
مَعَ
arasına
ٱلْقَوْمِ
toplumlar
ٱلصَّـٰلِحِينَ
iyi

Diyanet İşleri MealiPeygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" dediklerini görürsün

Saheeh InternationalAnd why should we not believe in Allah and what has come to us of the truth? And we aspire that our Lord will admit us [to Paradise] with the righteous people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» قالوا في جواب من عيرهم بالإسلام من اليهود «ما لنا لا نؤمن بالله وما جاءنا من الحق» القرآن أي لا مانع لنا من الإيمان مع وجود مقتضيه «ونطمع» عطف على نؤمن «أن يدخلنا ربُّنا مع القوم الصالحين» المؤمنين الجنة قال تعالى.

5:85
فَأَثَـٰبَهُمُ ٱللَّهُ بِمَا قَالُواْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا‌ۚ وَذَٲلِكَ جَزَآءُ ٱلْمُحْسِنِينَ
فَأَثَـٰبَهُمُ
onlara verdi
ٱللَّهُ
Allah
بِمَا
dolayı
قَالُوا۟
sözlerinden
جَنَّـٰتٍۢ
cennetler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacakları
فِيهَا ۚ
içinde
وَذَٰلِكَ
işte budur
جَزَآءُ
mükafatı
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananların

Diyanet İşleri MealiAllah onlara, dediklerine karşılık, temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyi davrananların mükafatıdır

Saheeh InternationalSo Allah rewarded them for what they said with gardens [in Paradise] beneath which rivers flow, wherein they abide eternally. And that is the reward of doers of good

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأثابهم الله بما قالوا جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها وذلك جزاء المحسنين» بالإيمان.

5:86
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔـايَـٰتِنَآ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْجَحِيمِ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlayanlar
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Diyanet İşleri Mealiİnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir

Saheeh InternationalBut those who disbelieved and denied Our signs - they are the companions of Hellfire

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين كفروا وكذَّبوا بآياتنا أولئك أصحاب الجحيم».

5:87 📚 2
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُحَرِّمُواْ طَيِّبَـٰتِ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓاْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
haram etmeyin
تُحَرِّمُوا۟
make unlawful
طَيِّبَـٰتِ
güzel ve temiz şeyleri
مَآ
ne ki
أَحَلَّ
helal kıldı
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
وَلَا
ve
تَعْتَدُوٓا۟ ۚ
sınırı aşmayın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْمُعْتَدِينَ
sınırı aşanları

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez

Saheeh InternationalO you who have believed, do not prohibit the good things which Allah has made lawful to you and do not transgress. Indeed, Allah does not like transgressors

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما همَّ قوم من الصحابة أن يلازموا الصوم والقيام ولا يقربوا النساء والطيب ولا يأكلوا اللحم ولا يناموا على الفراش «يا أيها الذين آمنوا لا تحرموا طيبات ما أحل الله لكم ولا تعتدوا» تتجاوزوا أمر الله «إن الله لا يحب المعتدين».

5:88
وَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَـٰلاً طَيِّبًا‌ۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤْمِنُونَ
وَكُلُوا۟
ve yeyin
مِمَّا
size verdiği rızıklardan
رَزَقَكُمُ
has provided you
ٱللَّهُ
Allah'ın
حَلَـٰلًۭا
helal
طَيِّبًۭا ۚ
(ve) temiz olarak
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
ٱلَّذِىٓ
o ki
أَنتُم
siz
بِهِۦ
kendisine
مُؤْمِنُونَ
inanıyorsunuz

Diyanet İşleri MealiAllah'ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah'tan sakının

Saheeh InternationalAnd eat of what Allah has provided for you [which is] lawful and good. And fear Allah, in whom you are believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكلوا مما رزقكم الله حلالا طيبا» مفعول والجار والمجرور قبله حال متعلق به «واتقوا الله الذي أنتم به مؤمنون».

5:89 📚 6
لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَـٰنِكُمْ وَلَـٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ ٱلْأَيْمَـٰنَ‌ۖ فَكَفَّـٰرَتُهُۥٓ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَـٰكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ‌ۖ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَـٰثَةِ أَيَّامٍ‌ۚ ذَٲلِكَ كَفَّـٰرَةُ أَيْمَـٰنِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ‌ۚ وَٱحْفَظُوٓاْ أَيْمَـٰنَكُمْ‌ۚ كَذَٲلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَـٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
لَا
sizi sorumlu tutmaz
يُؤَاخِذُكُمُ
will call you to account
ٱللَّهُ
Allah
بِٱللَّغْوِ
lağvdan ötürü
فِىٓ
yeminlerinizdeki
أَيْمَـٰنِكُمْ
your oaths
وَلَـٰكِن
fakat
يُؤَاخِذُكُم
sizi sorumlu tutar
بِمَا
ötürü
عَقَّدتُّمُ
bilerek yaptığınız
ٱلْأَيْمَـٰنَ ۖ
yeminlerden
فَكَفَّـٰرَتُهُۥٓ
bunun keffareti
إِطْعَامُ
yedirmektir
عَشَرَةِ
on
مَسَـٰكِينَ
fakiri
مِنْ
orta derecesinden
أَوْسَطِ
average
مَا
ne ki
تُطْعِمُونَ
yediriyorsunuz
أَهْلِيكُمْ
ailenize
أَوْ
yahut
كِسْوَتُهُمْ
onları giydirmektir
أَوْ
ya da
تَحْرِيرُ
hürriyete kavuşturmaktır
رَقَبَةٍۢ ۖ
bir köleyi
فَمَن
kimse ise
لَّمْ
bulamayan
يَجِدْ
find
فَصِيَامُ
oruç tutsun
ثَلَـٰثَةِ
üç
أَيَّامٍۢ ۚ
gün
ذَٰلِكَ
işte budur
كَفَّـٰرَةُ
keffareti
أَيْمَـٰنِكُمْ
yeminlerinizin
إِذَا
zaman
حَلَفْتُمْ ۚ
(yemini) bozduğunuz
وَٱحْفَظُوٓا۟
ve koruyun
أَيْمَـٰنَكُمْ ۚ
yeminlerinizi
كَذَٰلِكَ
böylece
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Diyanet İşleri MealiAllah size rasgele yeminlerinizden dolayı değil, bile bile ettiğiniz yeminlerden ötürü hesap sorar. Yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allah size böylece ayetlerini açıklıyor

Saheeh InternationalAllah will not impose blame upon you for what is meaningless in your oaths, but He will impose blame upon you for [breaking] what you intended of oaths. So its expiation is the feeding of ten needy people from the average of that which you feed your [own] families or clothing them or the freeing of a slave. But whoever cannot find [or afford it] - then a fast of three days [is required]. That is the expiation for oaths when you have sworn. But guard your oaths. Thus does Allah make clear to you His verses that you may be grateful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يؤاخذكم الله باللغو» الكائن «في أيمانكم» هو ما يسبق إليه اللسان من غير قصد الحلف كقول الإنسان: لا والله، وبلى والله «ولكن يؤاخذكم بما عَقّدتُمُ» بالتخفيف والتشديد وفي قراءة عاقدتم «الأيمان» عليه بأن حلفتم عن قصد «فكفارته» أي اليمين إذا حنثتم فيه «إطعام عشرة مساكين» لكل مسكين مدٌ «من أوسط ما تطعمون» منه «أهليكم» أي أقصده وأغلبه لا أعلاه ولا أدناه «أو كسوتهم» بما يسمى كسوة كقميص وعمامة وإزار ولا يكفي دفع ما ذكر إلى مسكين واحد وعليه الشافعي «أو تحرير» عتق «رقبة» أي مؤمنة كما في كفارة القتل والظهار حملا للمطلق على المقيد «فمن لم يجد» واحدا مما ذكر «فصيام ثلاثة أيام» كفارته وظاهره أنه لا يشترط التتابع وعليه الشافعي «ذلك» المذكور «كفارة أيمانكم إذا حلفتم» وحنثتم «واحفظوا أيمانكم» أن تنكثوها ما لم تكن على فعل بر أو إصلاح بين الناس كما في سورة البقرة «كذلك» أي مثل ما بين لكم ما ذكر «يبيِّن الله لكم آياته لعلكم تشكرونـ» ـه على ذلك.

5:90
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِنَّمَا ٱلْخَمْرُ وَٱلْمَيْسِرُ وَٱلْأَنصَابُ وَٱلْأَزْلَـٰمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَـٰنِ فَٱجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْخَمْرُ
şarap
وَٱلْمَيْسِرُ
ve kumar
وَٱلْأَنصَابُ
ve dikili taşlar
وَٱلْأَزْلَـٰمُ
ve şans okları
رِجْسٌۭ
(birer) pisliktir
مِّنْ
işi
عَمَلِ
(the) work
ٱلشَّيْطَـٰنِ
şeytan
فَٱجْتَنِبُوهُ
bunlardan kaçının
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
kurtuluşa eresiniz

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz

Saheeh InternationalO you who have believed, indeed, intoxicants, gambling, [sacrificing on] stone alters [to other than Allah], and divining arrows are but defilement from the work of Satan, so avoid it that you may be successful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إنما الخمر» المسكر الذي يخامر العقل «والميسر» القمار «والأنصاب» الأصنام «والأزلام» قداح الاستقسام «رجس» خبيث مستقذر «من عمل الشيطان» الذي يزيّنه «فاجتنبوه» أي الرجس المعبر به عن هذه الأشياء أن تفعلوه «لعلكم تفلحون».

5:91 📚 1
إِنَّمَا يُرِيدُ ٱلشَّيْطَـٰنُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ ٱلْعَدَٲوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ فِى ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَعَنِ ٱلصَّلَوٲةِ‌ۖ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ
إِنَّمَا
şüphesiz
يُرِيدُ
istiyor
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
أَن
sokmak
يُوقِعَ
cause
بَيْنَكُمُ
aranıza
ٱلْعَدَٰوَةَ
düşmanlık
وَٱلْبَغْضَآءَ
ve kin
فِى
şarap ile
ٱلْخَمْرِ
intoxicants
وَٱلْمَيْسِرِ
ve kumar ile
وَيَصُدَّكُمْ
ve sizi alakoymak
عَن
anmaktan
ذِكْرِ
(the) remembrance
ٱللَّهِ
Allah'ı
وَعَنِ
ve namazdan
ٱلصَّلَوٰةِ ۖ
the prayer
فَهَلْ
artık değil mi?
أَنتُم
siz
مُّنتَهُونَ
vazgeçtiniz

Diyanet İşleri MealiŞeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi

Saheeh InternationalSatan only wants to cause between you animosity and hatred through intoxicants and gambling and to avert you from the remembrance of Allah and from prayer. So will you not desist

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما يريد الشيطان أن يوقع بينكم العداوة والبغضاء في الخمر والميسر» إذا أتيتموهما لما يحصل فيهما من الشر والفتن «ويصدَّكم» بالاشتغال بهما «عن ذكر الله وعن الصلاة» خصها بالذكر تعظيما لها «فهل أنتم منتهون» عن إتيانهما أي انتهوا.

5:92
وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ وَٱحْذَرُواْ‌ۚ فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا ٱلْبَلَـٰغُ ٱلْمُبِينُ
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
وَٱحْذَرُوا۟ ۚ
ve sakının
فَإِن
eğer
تَوَلَّيْتُمْ
dönerseniz
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّمَا
şüphesiz
عَلَىٰ
düşen
رَسُولِنَا
elçimize
ٱلْبَلَـٰغُ
duyurmaktır
ٱلْمُبِينُ
açıkça

Diyanet İşleri MealiAllah'a itaat edin, Peygambere itaat edin, karşı gelmekten çekinin; eğer yüz çevirirseniz bilin ki, peygamberimize düşen sadece açıkça tebliğ etmektir

Saheeh InternationalAnd obey Allah and obey the Messenger and beware. And if you turn away - then know that upon Our Messenger is only [the responsibility for] clear notification

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأطيعوا الله وأطيعوا الرسول واحذروا» المعاصي «فإن تولَّيتم» عن الطاعة «فاعلموا أنما على رسولنا البلاغ المبين» الإبلاغ البيِّن وجزاؤكم علينا.

5:93 📚 3
لَيْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوٓاْ إِذَا مَا ٱتَّقَواْ وَّءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ثُمَّ ٱتَّقَواْ وَّءَامَنُواْ ثُمَّ ٱتَّقَواْ وَّأَحْسَنُواْ‌ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
لَيْسَ
yoktur
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
جُنَاحٌۭ
bir günah
فِيمَا
ötürü
طَعِمُوٓا۟
yediklerinden
إِذَا
bundan böyle
مَا
takdirde
ٱتَّقَوا۟
korundukları
وَّءَامَنُوا۟
ve inandıkları
وَعَمِلُوا۟
ve yaptıkları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
ثُمَّ
sonra (yine)
ٱتَّقَوا۟
korundukları
وَّءَامَنُوا۟
ve inandıkları
ثُمَّ
ve yine
ٱتَّقَوا۟
korundukları
وَّأَحْسَنُوا۟ ۗ
ve iyilik ettikleri
وَٱللَّهُ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Diyanet İşleri Mealiİnananlara ve yararlı iş işleyenlere, -sakınırlar, inanırlar, yararlı işler işlerler, sonra haramdan sakınıp inanırlar ve sonra isyandan sakınıp iyilik yaparlarsa- daha önceleri tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Allah iyi davrananları sever

Saheeh InternationalThere is not upon those who believe and do righteousness [any] blame concerning what they have eaten [in the past] if they [now] fear Allah and believe and do righteous deeds, and then fear Allah and believe, and then fear Allah and do good; and Allah loves the doers of good

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليس على الذين آمنوا وعملوا الصالحات جناح فيما طعموا» أكلوا من الخمر والميسر قبل التحريم «إذا ما اتقوا» المحرمات «وآمنوا وعملوا الصالحات ثم اتقوا وآمنوا» ثبتوا على التقوى والإيمان «ثم اتقوا وأحسنوا» العمل «والله يحب المحسنين» بمعني أنه يثيبهم.

5:94 📚 2
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَيَبْلُوَنَّكُمُ ٱللَّهُ بِشَىْءٍ مِّنَ ٱلصَّيْدِ تَنَالُهُۥٓ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَخَافُهُۥ بِٱلْغَيْبِ‌ۚ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٲلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَيَبْلُوَنَّكُمُ
sizi dener
ٱللَّهُ
Allah
بِشَىْءٍۢ
bir kısım
مِّنَ
av'la
ٱلصَّيْدِ
the game
تَنَالُهُۥٓ
erişeceği
أَيْدِيكُمْ
ellerinizin
وَرِمَاحُكُمْ
ve mızraklarınızın
لِيَعْلَمَ
bilmek için
ٱللَّهُ
Allah
مَن
kimin
يَخَافُهُۥ
kendisiden korktuğunu
بِٱلْغَيْبِ ۚ
gizlide
فَمَنِ
kim ki
ٱعْتَدَىٰ
saldırıda bulunursa
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
فَلَهُۥ
onun için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Gıyabında Kendisinden, kimin korktuğunu ortaya koymak için, (ihramlıyken) elinizin ve mızraklarınızın ulaştığı avdan bir şeyle Allah and olsun ki sizi dener. Bundan sonra kim haddi aşarsa ona elem verici azab vardır

Saheeh InternationalO you who have believed, Allah will surely test you through something of the game that your hands and spears [can] reach, that Allah may make evident those who fear Him unseen. And whoever transgresses after that - for him is a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لَيبلونَّكم» ليختبرنكم «الله بشيء» يرسله لكم «من الصيد تناله» أي الصغار منه «أيديكم ورماحكم» الكبار منه، وكان ذلك بالحديبية وهم مُحرمون فكانت الوحش والطير تغشاهم في حالهم «ليعلم الله» علم ظهور «من يخافه بالغيب» حال أي غائبا لم يره فيجتنب الصيد «فمن اعتدى بعد ذلك» النهي عنه فاصطاده «فله عذاب أليم».

5:95 📚 32
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقْتُلُواْ ٱلصَّيْدَ وَأَنتُمْ حُرُمٌ‌ۚ وَمَن قَتَلَهُۥ مِنكُم مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآءٌ مِّثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ ٱلنَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِۦ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ هَدْيَۢا بَـٰلِغَ ٱلْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّـٰرَةٌ طَعَامُ مَسَـٰكِينَ أَوْ عَدْلُ ذَٲلِكَ صِيَامًا لِّيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِۦ‌ۗ عَفَا ٱللَّهُ عَمَّا سَلَفَ‌ۚ وَمَنْ عَادَ فَيَنتَقِمُ ٱللَّهُ مِنْهُ‌ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ ذُو ٱنتِقَامٍ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
öldürmeyin
تَقْتُلُوا۟
kill
ٱلصَّيْدَ
av
وَأَنتُمْ
ve siz
حُرُمٌۭ ۚ
ihramlı (iken)
وَمَن
ve kim
قَتَلَهُۥ
onu öldürürse
مِنكُم
sizden
مُّتَعَمِّدًۭا
kasden
فَجَزَآءٌۭ
cezası vardır
مِّثْلُ
dengi olan
مَا
öldürdüğü
قَتَلَ
he killed
مِنَ
hayvandan
ٱلنَّعَمِ
the cattle
يَحْكُمُ
karar vereceği
بِهِۦ
ona
ذَوَا
iki kişinin
عَدْلٍۢ
adil
مِّنكُمْ
içinizden
هَدْيًۢا
bir kurban
بَـٰلِغَ
varacak
ٱلْكَعْبَةِ
Ka'be'ye
أَوْ
yahut
كَفَّـٰرَةٌۭ
keffareti
طَعَامُ
yedirme
مَسَـٰكِينَ
yoksullara
أَوْ
ya da
عَدْلُ
denk
ذَٰلِكَ
buna
صِيَامًۭا
oruçtur
لِّيَذُوقَ
tatması için
وَبَالَ
vebalini
أَمْرِهِۦ ۗ
yaptığı işin
عَفَا
affetmiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَمَّا
olanı
سَلَفَ ۚ
geçmişte
وَمَنْ
ve kim
عَادَ
düşmanlık ederse
فَيَنتَقِمُ
öc alır
ٱللَّهُ
Allah
مِنْهُ ۗ
ondan
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌۭ
daima galiptir
ذُو
sahibidir
ٱنتِقَامٍ
intikam

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehli hayvanlardan öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurbanı ödeme, yahut düşkünlere yemek yedirme şeklinde keffaret ya da yaptığının ağırlığını tatmak üzere bunlara denk oruç tutma vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah Güçlü'dür, Öçalıcı'dır

Saheeh InternationalO you who have believed, do not kill game while you are in the state of ihram. And whoever of you kills it intentionally - the penalty is an equivalent from sacrificial animals to what he killed, as judged by two just men among you as an offering [to Allah] delivered to the Ka'bah, or an expiation: the feeding of needy people or the equivalent of that in fasting, that he may taste the consequence of his deed. Allah has pardoned what is past; but whoever returns [to violation], then Allah will take retribution from him. And Allah is Exalted in Might and Owner of Retribution

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تقتلوا الصيد وأنتم حُرُم» محرمون بحج أو عمرة «ومن قتله منكم متعمِّدا فجزاءٌ» بالتنوين ورفع ما بعده أي فعليه جزاء هو «مثلُ ما قتل من النعم» أي شبهه في الخلقة وفي قراءة بإضافة جزاء «يحكم به» أي بالمثل رجلان «ذوا عدل منكم» لهما فطنة يميزان بها أشبه الأشياء به، وقد حكم ابن عباس وعمر وعلى رضي الله عنهم في النعامة ببدنة، وابن عباس وأبوعبيدة في بقر الوحش وحماره ببقره وابن عمر وابن عوف في الظبي بشاة وحكم بها ابن عباس وعمر وغيرهما في الحمام لأنه يشبهها في العَبِّ «هديا» حال من جزاء «بالغ الكعبة» أي يبلغ به الحرم فيذبح فيه ويتصدق به على مساكينه ولا يجوز أن يذبح حيث كان ونصبه نعتا لما قبله وإن أضيف لأن إضافته لفظية لا تفيد تعريفا فإن لم يكن للصيد مثل من النعم كالعصفور والجراد فعليه قيمته «أو» عليه «كفارةٌ» غير الجزاء وإن وجده هي «طعامُ مساكين» من غالب قوت البلد ما يساوى قيمته الجزاء لكل مسكين مد، وفي قراءة بإضافة كفارة لما بعده وهي للبيان «أو» عليه «عدل» مثل «ذلك» الطعام «صياما» يصومه عن كل مد يوما وإن وجده وجب ذلك عليه «ليذوق وبال» ثقل جزاء «أمره» الذي فعله «عفا الله عما سلف» من قتل الصيد قبل تحريمه «ومن عاد» إليه «فينتقم الله منه والله عزيز» غالب على أمره «ذو انتقام» ممن عصاه، والحق بقتله متعمداً فيما ذكر الخطأ.

5:96 📚 9
أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ ٱلْبَحْرِ وَطَعَامُهُۥ مَتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ‌ۖ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ ٱلْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا‌ۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
أُحِلَّ
helal kılındı
لَكُمْ
size
صَيْدُ
avı
ٱلْبَحْرِ
deniz;
وَطَعَامُهُۥ
ve yiyeceği
مَتَـٰعًۭا
geçimlik olarak
لَّكُمْ
size
وَلِلسَّيَّارَةِ ۖ
ve yolculara
وَحُرِّمَ
ve yasaklandı
عَلَيْكُمْ
size
صَيْدُ
avı
ٱلْبَرِّ
kara
مَا
olduğunuz sürece
دُمْتُمْ
long as you
حُرُمًۭا ۗ
ihramlı
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
ٱلَّذِىٓ
o ki
إِلَيْهِ
huzuruna
تُحْشَرُونَ
toplanacaksınız

Diyanet İşleri MealiDeniz avı ve onu yemek size de, yolculara da, geçimlik olarak helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece kara avı size haram kılınmıştır. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan sakının

Saheeh InternationalLawful to you is game from the sea and its food as provision for you and the travelers, but forbidden to you is game from the land as long as you are in the state of ihram. And fear Allah to whom you will be gathered

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أُحل لكم» أيها الناس حلالا كنتم أو محرمين «صيد البحر» أن تأكلوه وهو ما لا يعيش إلا فيه كالسمك بخلاف ما يعيش فيه وفي البر كالسرطان «وطعامُه» ما يقذفه ميتا «متاعا» تمتيعا «لكم» تأكلونه «وللسيَّارة» المسافرين منكم يتزودونه «وحرِّم عليكم صيد البر» وهو ما يعيش فيه من الوحش المأكول أن تصيدوه «ما دمتم حرما» فلو صاده حَلاَل فللمحرم أكله كما بينته السنة «واتقوا الله الذي إليه تحشرون».

5:97 📚 1
۞ جَعَلَ ٱللَّهُ ٱلْكَعْبَةَ ٱلْبَيْتَ ٱلْحَرَامَ قِيَـٰمًا لِّلنَّاسِ وَٱلشَّهْرَ ٱلْحَرَامَ وَٱلْهَدْىَ وَٱلْقَلَـٰٓئِدَ‌ۚ ذَٲلِكَ لِتَعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَأَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
۞ جَعَلَ
kıldı
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْكَعْبَةَ
Ka'be'yi
ٱلْبَيْتَ
Beyt-i
ٱلْحَرَامَ
Haram'ı
قِيَـٰمًۭا
bir durak
لِّلنَّاسِ
insanlar için
وَٱلشَّهْرَ
ve ayı (kıldı)
ٱلْحَرَامَ
haram
وَٱلْهَدْىَ
ve kurbanı
وَٱلْقَلَـٰٓئِدَ ۚ
ve tasmalı kurbanlıkları
ذَٰلِكَ
böylece
لِتَعْلَمُوٓا۟
anlayasınız diye
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
يَعْلَمُ
bildiğini
مَا
olanları
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanları
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌ
bildiğini

Diyanet İşleri MealiAllah, hürmetli ev Kabe'yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın şüphesiz her şeyi Bilen olduğunu bilmeniz içindir

Saheeh InternationalAllah has made the Ka'bah, the Sacred House, standing for the people and [has sanctified] the sacred months and the sacrificial animals and the garlands [by which they are identified]. That is so you may know that Allah knows what is in the heavens and what is in the earth and that Allah is Knowing of all things

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«جعل الله الكعبة البيت الحرام» المحرم «قياما للناس» يقوم به أمر دينهم بالحج إليه ودنياهم بأمن داخله وعدم التعرض له وجبي ثمرات كل شيء إليه، وفي قراءة قيما بلا ألف مصدر قام غير معل «والشهر الحرام» بمعنى الأشهر الحرم ذو القعدة وذو الحجة والمحرم ورجب قياما لهم بأمنهم من القتال فيها «والهدي والقلائد» قياما لهم بأمن صاحبهما من التعرض له «ذلك» الجعل المذكور «لتعلموا أن الله يعلم ما في السموات وما في الأرض وأن الله بكل شيء عليم» فإن جعله ذلك لجلب المصالح لكم ودفع المضار عنكم قبل وقوعها دليل على علمه بما هو في الوجود وما هو كائن.

5:98 📚 1
ٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ وَأَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
ٱعْلَمُوٓا۟
iyi bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAllah'ın azabının şiddetli olduğunu ve Allah'ın Bağışlayan, merhamet eden olduğunu bilin

Saheeh InternationalKnow that Allah is severe in penalty and that Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«اعلموا أن الله شديد العقاب» لأعدائه «وأن الله غفور» لأوليائه «رحيم» بهم.

5:99 📚 1
مَّا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلْبَلَـٰغُ‌ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
مَّا
üzerine düşen
عَلَى
on
ٱلرَّسُولِ
Elçi'nin
إِلَّا
sadece
ٱلْبَلَـٰغُ ۗ
duyurmaktır
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
تُبْدُونَ
açığa vurduğunuz
وَمَا
ve şeyleri
تَكْتُمُونَ
gizlediğiniz

Diyanet İşleri MealiPeygamberin görevi sadece tebliğ etmektir. Allah, sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir

Saheeh InternationalNot upon the Messenger is [responsibility] except [for] notification. And Allah knows whatever you reveal and whatever you conceal

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما على الرسول إلا البلاغ» لكم «والله يعلم ما تبدون» تظهرون من العمل «وما تكتمون» تخفون منه فيجازيكم به.

5:100 📚 2
قُل لَّا يَسْتَوِى ٱلْخَبِيثُ وَٱلطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ ٱلْخَبِيثِ‌ۚ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ يَـٰٓأُوْلِى ٱلْأَلْبَـٰبِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
قُل
de ki
لَّا
olmaz
يَسْتَوِى
eşit
ٱلْخَبِيثُ
murdar ile
وَٱلطَّيِّبُ
temiz
وَلَوْ
ve şayet
أَعْجَبَكَ
hoşuna gitse de
كَثْرَةُ
çokluğu
ٱلْخَبِيثِ ۚ
murdarın
فَٱتَّقُوا۟
o halde korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
يَـٰٓأُو۟لِى
ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
kurtuluşa erersiniz

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Helal ile haram, haram şeylerin çokluğundan hoşlansan bile, eşit değildir". Ey akıl sahibleri, Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz

Saheeh InternationalSay, "Not equal are the evil and the good, although the abundance of evil might impress you." So fear Allah, O you of understanding, that you may be successful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل لا يستوي الخبيث» الحرام «والطيب» الحلال «ولو أعجبك» أي سرك «كثرة الخبيث فاتقوا الله» في تركه «يا أولي الألباب لعلكم تفلحون» تفوزون.

5:101
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَسْــَٔلُواْ عَنْ أَشْيَآءَ إِن تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِن تَسْــَٔلُواْ عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ ٱلْقُرْءَانُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا ٱللَّهُ عَنْهَا‌ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
sormayın
تَسْـَٔلُوا۟
ask
عَنْ
hakkında
أَشْيَآءَ
şeyler
إِن
eğer
تُبْدَ
açıklandığında
لَكُمْ
size
تَسُؤْكُمْ
hoşunuza gitmeyecek
وَإِن
ve eğer
تَسْـَٔلُوا۟
sorarsanız
عَنْهَا
onları
حِينَ
vakit
يُنَزَّلُ
indirildiği
ٱلْقُرْءَانُ
Kur'an
تُبْدَ
açıklanır
لَكُمْ
size
عَفَا
affetmiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَنْهَا ۗ
onları
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌ
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ
halimdir

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan'dır, Halim'dir

Saheeh InternationalO you who have believed, do not ask about things which, if they are shown to you, will distress you. But if you ask about them while the Qur'an is being revealed, they will be shown to you. Allah has pardoned that which is past; and Allah is Forgiving and Forbearing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما أكثروا سؤاله صلىالله عليه وسلم «يا أيها الذين آمنوا لا تسألوا عن أشياء إن تُبدَ» تظهر «لكم تسؤكم» لما فيها من المشقة «وإن تسألوا عنها حين ينزَّل القرآن» في زمن النبي صلىالله عليه وسلم «تُبدَ لكم» المعنى إذا سألتم عن أشياء في زمنه ينزل القرآن بإبدائها ومتى أبداها ساءتكم فلا تسألوا عنها قد «عفا الله عنها» من مسألتكم فلا تعودوا «والله غفور رحيم».

5:102
قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌ مِّن قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُواْ بِهَا كَـٰفِرِينَ
قَدْ
muhakkak
سَأَلَهَا
onları sormuştu
قَوْمٌۭ
bir toplum
مِّن
sizden önce gelen
قَبْلِكُمْ
before you
ثُمَّ
sonra
أَصْبَحُوا۟
olmuşlardı
بِهَا
onları
كَـٰفِرِينَ
inkar edenler

Diyanet İşleri MealiSizden önce bir millet onları sormuştu, sonra da onları inkar etmişlerdi

Saheeh InternationalA people asked such [questions] before you; then they became thereby disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قد سألها» أي الأشياء «قوم من قبلكم» أنبياءهم فأجيبوا ببيان أحكامها «ثم أصبحوا» صاروا «بها كافرين» بتركهم العمل بها.

5:103 📚 9
مَا جَعَلَ ٱللَّهُ مِنۢ بَحِيرَةٍ وَلَا سَآئِبَةٍ وَلَا وَصِيلَةٍ وَلَا حَامٍ‌ۙ وَلَـٰكِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ‌ۖ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
مَا
yapmamıştır
جَعَلَ
has (been) made
ٱللَّهُ
Allah
مِنۢ
ne
بَحِيرَةٍۢ
bahîre
وَلَا
ve ne
سَآئِبَةٍۢ
sâibe
وَلَا
ve ne
وَصِيلَةٍۢ
vasîle
وَلَا
ve ne
حَامٍۢ ۙ
ham
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
يَفْتَرُونَ
uyduruyorlar
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ ۖ
yalan
وَأَكْثَرُهُمْ
ve çokları da
لَا
akıl erdiremiyorlar
يَعْقِلُونَ
use reason

Diyanet İşleri MealiAllah, kulağı çentilen, salıverilen, erkek dişi ikizler doğuran, on defa yavrulamasından ötürü yük vurulmayan hayvanların adanmasını emretmemiştir; fakat inkar edenler Allah'a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akletmezler

Saheeh InternationalAllah has not appointed [such innovations as] bahirah or sa'ibah or wasilah or ham. But those who disbelieve invent falsehood about Allah, and most of them do not reason

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما جعل» شرع «الله من بحيرة ولا سائبة ولا وصيلة ولا حام» كما كان أهل الجاهلية يفعلونه، روى البخاري عن سعيد بن المسيب قال: البحيرة التي يمنع درها للطواغيت فلا يحلبها أحد من الناس، والسائبة التي كانوا يسيبونها لآلهتم فلا يحمل عليها شيء، والوصيلة الناقة البكر تبكر في أول نتاج الإبل بأنثى ثم تثني بعد بأنثى وكانوا يسيبونها لطواغيتهم إن وصلت إحداهما بأخرى ليس بينهما ذكر، والحام فحل الإبل يضرب الضراب المعدودة فإذا قضى ضرابه ودعوه للطواغيت وأعفوه من أن يحمل عليه شيء وَسَمَّوْه الحامي «ولكنَّ الذين كفروا يفترون على الله الكذب» في ذلك وفي نسبته إليه «وأكثرهم لا يعقلون» أن ذلك افتراء لأنهم قلدوا فيه آباءهم.

5:104
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْاْ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ قَالُواْ حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَآ‌ۚ أَوَلَوْ كَانَ ءَابَآؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْــًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمْ
onlara
تَعَالَوْا۟
gelin
إِلَىٰ
şeye
مَآ
what
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
وَإِلَى
ve
ٱلرَّسُولِ
Elçi'ye
قَالُوا۟
derler ki
حَسْبُنَا
bize yeter
مَا
şey
وَجَدْنَا
bulduğumuz
عَلَيْهِ
üzerinde
ءَابَآءَنَآ ۚ
babalarımızı
أَوَلَوْ
olsa da mı?
كَانَ
babaları
ءَابَآؤُهُمْ
their forefathers
لَا
bilmeyen
يَعْلَمُونَ
knowing
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey
وَلَا
ve
يَهْتَدُونَ
doğru yolu bulamayan

Diyanet İşleri MealiOnlara, "Gelin Allah'ın indirdiği Kitap'a ve peygambere uyun" dendiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter" derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler

Saheeh InternationalAnd when it is said to them, "Come to what Allah has revealed and to the Messenger," they say, "Sufficient for us is that upon which we found our fathers." Even though their fathers knew nothing, nor were they guided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قيل لهم تعالوا إلى ما أنزل الله وإلى الرسول» أي إلى حكمه من تحليل ما حرمتم «قالوا حسبنا» كافينا «ما وجدنا عليه آباءنا» من الدين والشريعة قال تعالى: «أ» حسبهم ذلك «ولو كان آباؤهم لا يعلمون شيئا ولا يهتدون» إلى الحق والاستفهام للإنكار.

5:105 📚 12
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ‌ۖ لَا يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا ٱهْتَدَيْتُمْ‌ۚ إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
عَلَيْكُمْ
siz (bakın)
أَنفُسَكُمْ ۖ
kendinize
لَا
size zarar vermez
يَضُرُّكُم
will harm you
مَّن
kimse
ضَلَّ
sapan
إِذَا
takdirde
ٱهْتَدَيْتُمْ ۚ
siz doğru yolda olduğunuz
إِلَى
Allah'adır
ٱللَّهِ
Allah
مَرْجِعُكُمْ
dönüşünüz
جَمِيعًۭا
hepinizin
فَيُنَبِّئُكُم
O size haber verecektir
بِمَا
şeyi
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapmış

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir

Saheeh InternationalO you who have believed, upon you is [responsibility for] yourselves. Those who have gone astray will not harm you when you have been guided. To Allah is you return all together; then He will inform you of what you used to do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(يا أيها الذين آمنوا عليكم أنفسكم) أي احفظوها وقوموا بصلاحها (لا يضركم من ضل إذا اهتديتم) قيل المراد لا يضركم من ضل من أهل الكتاب وقيل المراد غيرهم لحديث أبي ثعلبة الخشني: سألت عنها رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: "" إئتمروا بالمعروف وتناهوا عن المنكر حتى إذا رأيت شحا مطاعا ودنيا مؤثرة وإعجاب كل ذي رأي برأيه فعليك نفسك "" رواه الحاكم وغيره (إلى الله مرجعكم جميعا فينبئكم بما كنتم تعملون) فيجازيكم به.

5:106 📚 10
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ شَهَـٰدَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ حِينَ ٱلْوَصِيَّةِ ٱثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَأَصَـٰبَتْكُم مُّصِيبَةُ ٱلْمَوْتِ‌ۚ تَحْبِسُونَهُمَا مِنۢ بَعْدِ ٱلصَّلَوٲةِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ إِنِ ٱرْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِى بِهِۦ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ‌ۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَـٰدَةَ ٱللَّهِ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلْأَثِمِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
شَهَـٰدَةُ
şahidlik etsin
بَيْنِكُمْ
aranızda
إِذَا
zaman
حَضَرَ
geldiği
أَحَدَكُمُ
birinize
ٱلْمَوْتُ
ölüm
حِينَ
sırasında
ٱلْوَصِيَّةِ
vasiyyet
ٱثْنَانِ
iki
ذَوَا
kişi
عَدْلٍۢ
adil
مِّنكُمْ
içinizden
أَوْ
ya da
ءَاخَرَانِ
diğer iki kişi (şahidlik etsin)
مِنْ
sizden olmayan
غَيْرِكُمْ
other than you
إِنْ
eğer
أَنتُمْ
siz
ضَرَبْتُمْ
yolculuk ederken
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَأَصَـٰبَتْكُم
ve başınıza gelmişse
مُّصِيبَةُ
musibeti
ٱلْمَوْتِ ۚ
ölüm
تَحْبِسُونَهُمَا
onları tutarsınız
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ٱلصَّلَوٰةِ
namazdan
فَيُقْسِمَانِ
yemin etsinler
بِٱللَّهِ
Allah'a
إِنِ
eğer
ٱرْتَبْتُمْ
kuşkulanırsanız
لَا
satmayacağız
نَشْتَرِى
we will exchange
بِهِۦ
onu (yeminimizi)
ثَمَنًۭا
hiçbir paraya
وَلَوْ
ve eğer
كَانَ
olsa
ذَا
akraba da
قُرْبَىٰ ۙ
a near relative
وَلَا
ve
نَكْتُمُ
gizlemeyeceğiz
شَهَـٰدَةَ
şahidliğini
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِنَّآ
yoksa biz elbette
إِذًۭا
o zaman
لَّمِنَ
kimselerden oluruz
ٱلْـَٔاثِمِينَ
günahkar

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Ölüm birinize geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi; şayet yolculukta olup başınıza da ölüm musibeti gelmişse, namazdan sonra alıkoyacağınız, şüpheleniyorsanız, "Akraba bile olsa yeminle hiçbir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin eden sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun

Saheeh InternationalO you who have believed, testimony [should be taken] among you when death approaches one of you at the time of bequest - [that of] two just men from among you or two others from outside if you are traveling through the land and the disaster of death should strike you. Detain them after the prayer and let them both swear by Allah if you doubt [their testimony, saying], "We will not exchange our oath for a price, even if he should be a near relative, and we will not withhold the testimony of Allah. Indeed, we would then be of the sinful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا شهادة بينكم إذا حضر أحدكم الموتُ» أي أسبابه «حين الوصية اثنان ذوا عدل منكم» خبر بمعنى الأمر أي ليشهد وإضافة شهادة لبين على الإتساع وحين بدل من إذا أو ظرف لحضر «أو آخران من غيركم» أي غير ملتكم «إن أنتم ضربتم» سافرتم «في الأرض فأصابكم مصيبة الموت تحبسونهما» توقفونهما صفة آخران «من بعد الصلاة» أي صلاة العصر «فيقسمان» يحلفان «بالله إن أرتبتم» شككتم فيها ويقولان «لا نشتري به» بالله «ثمنا» عوضا نأخذه بدله من الدنيا بأن نحلف به أو نشهد كذبا لأجله «ولو كان» المقسم له أو المشهود لله «ذا قربى» قرابة منا «ولا نكتم شهادة الله» التي أمرنا بها «إنا إذا» إن كتمناها «لمن الآثمين».

5:107 📚 2
فَإِنْ عُثِرَ عَلَىٰٓ أَنَّهُمَا ٱسْتَحَقَّآ إِثْمًا فَـَٔـاخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْأَوْلَيَـٰنِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ لَشَهَـٰدَتُنَآ أَحَقُّ مِن شَهَـٰدَتِهِمَا وَمَا ٱعْتَدَيْنَآ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّـٰلِمِينَ
فَإِنْ
eğer
عُثِرَ
anlaşılırsa
عَلَىٰٓ
onların
أَنَّهُمَا
that the two
ٱسْتَحَقَّآ
işledikleri
إِثْمًۭا
bir günah
فَـَٔاخَرَانِ
başka iki kişi
يَقُومَانِ
geçer
مَقَامَهُمَا
onların yerine
مِنَ
kendisine
ٱلَّذِينَ
those who
ٱسْتَحَقَّ
haksızlık edilenlerden
عَلَيْهِمُ
onların üzerine
ٱلْأَوْلَيَـٰنِ
daha layık
فَيُقْسِمَانِ
yemin ederler
بِٱللَّهِ
Allah'a
لَشَهَـٰدَتُنَآ
mutlaka bizim şahidliğimiz
أَحَقُّ
daha doğrudur
مِن
onların şahidliğinden
شَهَـٰدَتِهِمَا
testimony of the other two
وَمَا
biz (hakka) tecavüz etmedik
ٱعْتَدَيْنَآ
we have transgressed
إِنَّآ
yoksa biz elbette
إِذًۭا
o zaman
لَّمِنَ
oluruz
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerden

Diyanet İşleri MealiEğer bu şahidlerin günah işlemiş oldukları ortaya çıkarsa ölene daha yakın hak sahibi diğer iki kişi bunların yerine geçer ve "Bizim şahidliğimiz ikisininkinden de daha doğrudur, biz aşırı gitmedik, yoksa şüphesiz zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler

Saheeh InternationalBut if it is found that those two were guilty of perjury, let two others stand in their place [who are] foremost [in claim] from those who have a lawful right. And let them swear by Allah, "Our testimony is truer than their testimony, and we have not transgressed. Indeed, we would then be of the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن عُثر» اطُّلع بعد حلفهما «على أنهما استحقا إثما» أي فعلا ما يوجبه من خيانة أو كذب في الشهادة بأن وجد عندهما مثلا ما اتُّهما به وادعيا أنهما ابتاعاه من الميت أو وصى لهما به «فآخران يقومان مقامهما» في توجيه اليمين عليهما «من الذين استحق عليهم» الوصية وهم الورثة ويبدل من آخران «الأوليان» بالميت أي الأقربان إليه وفي قراءة الأَوَّلينَ جمع أوَّل صفة أو بدل من الذين «فيقسمان بالله» على خيانة الشاهدين ويقولان «لشهادتنا» يمننا «أحق» أصدق «من شهادتهما» يمينهما «وما اعتدينا» تجاوزنا الحق في اليمين «إنا إذا لمن الظالمين» المعنى ليشهد المحتضر على وصيته اثنين أو يوصي إليهما من أهل دينه أو غيرهم إن فقدهم لسفر ونحو فإن ارتاب الورثة فيهما فادعوا أنهما خانا بأخذ شيء أو دفعه إلى شخص زعما أن الميت أوصي له به فليحلفا إلى آخره فإن اطلع على أمارة تكذيبهما فادعيا دافعا له حلف أقرب الورثة على كذبهما وصدق ما ادعوه والحكم ثابت في الوصيين منسوخ في الشاهدين وكذا شهادة غير أهل الملة منسوخة واعتبار صلاة العصر للتغليظ وتخصيص الحلف في الآية باثنين من أقرب الورثة لخصوص الواقعة التي نزلت لها وهي ما رواه البخاري أن رجلا من بني سهم خرج مع تميم الداري وعدي بن بداء أي وهما نصرانيان فمات السهمي بأرض ليس فيها مسلم فلما قدما بتركته فقدوا جاما من فضة مخوصا بالذهب فرفعا إلى النبي صلىالله عليه وسلم فنزلت فأحلفهما ثم وجد الجام بمكة فقالوا ابتعناه من تميم وعدى فنزلت الآية الثانية فقام رجلان من أولياء السهمي فحلفا، وفي الترمذي فقام عمرو بن العاص ورجل آخر منهم فحلفا وكان أقرب إليه، وفي رواية فمرض فأوصى إليهما وأمرهما أن يبلغا ما ترك أهله فلما مات أخذا الجام ودفعا إلى أهله ما بقي.

5:108
ذَٲلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن يَأْتُواْ بِٱلشَّهَـٰدَةِ عَلَىٰ وَجْهِهَآ أَوْ يَخَافُوٓاْ أَن تُرَدَّ أَيْمَـٰنُۢ بَعْدَ أَيْمَـٰنِهِمْ‌ۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱسْمَعُواْ‌ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَـٰسِقِينَ
ذَٰلِكَ
budur
أَدْنَىٰٓ
en uygun olan
أَن
yapmalarına
يَأْتُوا۟
they will give
بِٱلشَّهَـٰدَةِ
şahidliği
عَلَىٰ
üzerine
وَجْهِهَآ
gereği
أَوْ
yahut
يَخَافُوٓا۟
korkmalarına
أَن
reddedilmesinden
تُرَدَّ
will be refuted
أَيْمَـٰنٌۢ
yeminlerin
بَعْدَ
sonra
أَيْمَـٰنِهِمْ ۗ
yeminlerinden
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱسْمَعُوا۟ ۗ
ve iyi dinleyin
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
topluluğu
ٱلْفَـٰسِقِينَ
yoldan çıkan

Diyanet İşleri MealiBu, şahidliği gerektiği gibi yapmalarını veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah'tan sakının, dinleyin. Allah fasık kimselere yol göstermez

Saheeh InternationalThat is more likely that they will give testimony according to its [true] objective, or [at least] they would fear that [other] oaths might be taken after their oaths. And fear Allah and listen; and Allah does not guide the defiantly disobedient people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» الحكم المذكور من رد اليمين على الورثة «أدنى» أقرب إلى «أن يأتوا» أي الشهود أو الأوصياء «بالشهادة على وجهها» الذي تحملوها عليه من غير تحريف ولا خيانة «أو» أقرب إلى أن «يخافوا أن تُرد أيمان بعد أيْمانهم» على الورثة المدعين فيحلفون على خيانتهم وكذبهم فيفتضحون ويغرمون فلا يكذبوا «واتقوا الله» بترك الخيانة والكذب «واسمعوا» ما تؤمرون به سماع قبول «والله لا يهدي القوم الفاسقين» الخارجين عن طاعته إلى سبيل الخير.

5:109 📚 6
۞ يَوْمَ يَجْمَعُ ٱللَّهُ ٱلرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ أُجِبْتُمْ‌ۖ قَالُواْ لَا عِلْمَ لَنَآ‌ۖ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّـٰمُ ٱلْغُيُوبِ
۞ يَوْمَ
gün
يَجْمَعُ
toplayacağı
ٱللَّهُ
Allah
ٱلرُّسُلَ
Elçileri
فَيَقُولُ
derler
مَاذَآ
ne?
أُجِبْتُمْ ۖ
size cevap verildi
قَالُوا۟
derler
لَا
bilgimiz yok
عِلْمَ
knowledge
لَنَآ ۖ
bizim
إِنَّكَ
yalnız sensin
أَنتَ
sen
عَلَّـٰمُ
bilen
ٱلْغُيُوبِ
gizlileri

Diyanet İşleri MealiAllah peygamberleri topladığı gün, "Size ne cevap verildi?" der; onlar, "Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak Sen'sin" derler

Saheeh International[Be warned of] the Day when Allah will assemble the messengers and say, "What was the response you received?" They will say, "We have no knowledge. Indeed, it is You who is Knower of the unseen

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر «يوم يجمع الله الرسل» هو يوم القيامة «فيقول» لهم توبيخا لقومهم «ماذا» أي الذي «أُجبتم» به حين دعوتم إلى التوحيد «قالوا لا علم لنا» بذلك «إنك أنت علام الغيوب» ما غاب عن العباد وذهب عنهم علمه لشدة هول يوم القيامة وفزعهم ثم يشهدون على أممهم لما يسكنون.

5:110
إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَـٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱذْكُرْ نِعْمَتِى عَلَيْكَ وَعَلَىٰ وَٲلِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ تُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِى ٱلْمَهْدِ وَكَهْلاً‌ۖ وَإِذْ عَلَّمْتُكَ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَٱلتَّوْرَٮٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ‌ۖ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ ٱلطِّينِ كَهَيْــَٔةِ ٱلطَّيْرِ بِإِذْنِى فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرَۢا بِإِذْنِى‌ۖ وَتُبْرِئُ ٱلْأَكْمَهَ وَٱلْأَبْرَصَ بِإِذْنِى‌ۖ وَإِذْ تُخْرِجُ ٱلْمَوْتَىٰ بِإِذْنِى‌ۖ وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ فَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْهُمْ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
ٱللَّهُ
Allah
يَـٰعِيسَى
Ey Îsa
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ٱذْكُرْ
hatırla
نِعْمَتِى
ni'metimi
عَلَيْكَ
sana olan
وَعَلَىٰ
ve olan
وَٰلِدَتِكَ
annene
إِذْ
hani
أَيَّدتُّكَ
seni desteklemiştim
بِرُوحِ
Ruh ile
ٱلْقُدُسِ
l-Kudüs
تُكَلِّمُ
konuşuyordun
ٱلنَّاسَ
insanlarla
فِى
beşikte iken
ٱلْمَهْدِ
the cradle
وَكَهْلًۭا ۖ
ve yetişkin iken
وَإِذْ
hani
عَلَّمْتُكَ
sana öğrettim
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَٱلتَّوْرَىٰةَ
ve Tevrat'ı
وَٱلْإِنجِيلَ ۖ
ve İncil'i
وَإِذْ
hani
تَخْلُقُ
yaratıyor
مِنَ
çamurdan
ٱلطِّينِ
the clay
كَهَيْـَٔةِ
şeklinde bir şey
ٱلطَّيْرِ
kuş
بِإِذْنِى
benim iznimle
فَتَنفُخُ
üflüyordun
فِيهَا
içine
فَتَكُونُ
oluyordu
طَيْرًۢا
kuş
بِإِذْنِى ۖ
benim iznimle
وَتُبْرِئُ
ve iyileştiriyordun
ٱلْأَكْمَهَ
anadan doğma körü
وَٱلْأَبْرَصَ
ve alacalıyı
بِإِذْنِى ۖ
benim iznimle
وَإِذْ
ve hani
تُخْرِجُ
çıkarıyordun
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
بِإِذْنِى ۖ
benim iznimle
وَإِذْ
ve hani
كَفَفْتُ
savmıştım
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
عَنكَ
senden
إِذْ
zaman
جِئْتَهُم
sen onlara getirdiğin
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
فَقَالَ
demişti
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
مِنْهُمْ
içlerinden
إِنْ
bu
هَـٰذَآ
(is) this
إِلَّا
başka bir şey değil
سِحْرٌۭ
bir büyüden
مُّبِينٌۭ
apaçık

Diyanet İşleri MealiAllah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an" demişti, "Seni Ruhul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma körü, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler, 'Bu apaçık bir büyüdür' demişlerdi de Ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim

Saheeh International[The Day] when Allah will say, "O Jesus, Son of Mary, remember My favor upon you and upon your mother when I supported you with the Pure Spirit and you spoke to the people in the cradle and in maturity; and [remember] when I taught you writing and wisdom and the Torah and the Gospel; and when you designed from clay [what was] like the form of a bird with My permission, then you breathed into it, and it became a bird with My permission; and you healed the blind and the leper with My permission; and when you brought forth the dead with My permission; and when I restrained the Children of Israel from [killing] you when you came to them with clear proofs and those who disbelieved among them said, "This is not but obvious magic

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر «إذ قال الله يا عيسى ابن مريم اذكر نعمتي عليك وعلى والدتك» بشكرها «إذ أيَّدتك» قويتك «بروح القدس» جبريل «تكلِّم الناس» حال من الكاف في أيدتك «في المهد» أي طفلا «وكهلا» يفيد نزوله قبل الساعة لأنه رفع قبل الكهولة كما سبق آل عمران «وإذ علَّمتك الكتاب والحكمة والتوراة والإنجيل وإذ تخلق من الطين كهيئة» كصورة «الطير» والكافُ اسم بمعنى مثل مفعول «بإذني فتنفخ فيها فتكون طيرا بإذني» بإرادتي «وتُبرئ الأكمه والأبرص بإذني وإذ تخرج الموت» من قبورهم أحياء «بإذني وإذ كففت بني إسرائيل عنك» حين هموا بقتلك «إذ جئتهم بالبيانات» المعجزات «فقال الذين كفروا منهم إن» ما «هذا» الذي جئت به «إلا سحر مبين» وفي قراءة ساحر أي عيسى.

5:111
وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى ٱلْحَوَارِيِّــۧنَ أَنْ ءَامِنُواْ بِى وَبِرَسُولِى قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَٱشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ
وَإِذْ
ve hani
أَوْحَيْتُ
vahyetmiştim
إِلَى
Havarilere
ٱلْحَوَارِيِّـۧنَ
the disciples
أَنْ
inanmalarını
ءَامِنُوا۟
believe
بِى
bana
وَبِرَسُولِى
ve elçime
قَالُوٓا۟
demişlerdi
ءَامَنَّا
inandık
وَٱشْهَدْ
şahid ol
بِأَنَّنَا
bizim
مُسْلِمُونَ
müslümanlar olduğumuza

Diyanet İşleri MealiHavarilere, "Bana ve peygamberime inanın" diye bildirmiştim, "İnandık, bizim müslimler olduğumuza şahid ol" demişlerdi

Saheeh InternationalAnd [remember] when I inspired to the disciples, "Believe in Me and in My messenger Jesus." They said, "We have believed, so bear witness that indeed we are Muslims [in submission to Allah]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ أوحيت إلى الحواريين» أمرتهم على لسانه «أن» أي بأن «آمنوا بي وبرسولي» عيسى «قالوا آمنا» بهما «واشهد بأننا مسلمون».

5:112 📚 1
إِذْ قَالَ ٱلْحَوَارِيُّونَ يَـٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ ٱلسَّمَآءِ‌ۖ قَالَ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişlerdi ki
ٱلْحَوَارِيُّونَ
Havariler
يَـٰعِيسَى
Ey Îsa
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
هَلْ
gücü yetermi?
يَسْتَطِيعُ
able
رَبُّكَ
Rabbinin
أَن
indirmeye
يُنَزِّلَ
send down
عَلَيْنَا
bize
مَآئِدَةًۭ
bir sofra
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ ۖ
the heaven
قَالَ
(Îsa) dedi
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Diyanet İşleri MealiHavariler, "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi de, "İnanıyorsanız Allah'tan sakının" demişti

Saheeh International[And remember] when the disciples said, "O Jesus, Son of Mary, can your Lord send down to us a table [spread with food] from the heaven? [Jesus] said," Fear Allah, if you should be believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر «إذ قال الحواريون يا عيسى ابن مريم هل يستطيع» أي يفعل «ربك» وفي قراءة بالفوقانية ونصب ما بعده أي تقدر أن تسأله «أن ينزل علينا مائدة من السماء قال» لهم عيسى «اتقوا الله» في اقتراح الآيات «إن كنتم مؤمنين».

5:113
قَالُواْ نُرِيدُ أَن نَّأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَن قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ ٱلشَّـٰهِدِينَ
قَالُوا۟
dediler
نُرِيدُ
istiyoruz
أَن
yemeyi
نَّأْكُلَ
we eat
مِنْهَا
ondan
وَتَطْمَئِنَّ
ve iyice yatışmasını
قُلُوبُنَا
kalblerimizin
وَنَعْلَمَ
ve bilmeyi
أَن
kesinlikle
قَدْ
certainly
صَدَقْتَنَا
bize doğru söylediğini
وَنَكُونَ
ve olmayı
عَلَيْهَا
buna
مِنَ
bizzat şahit
ٱلشَّـٰهِدِينَ
the witnesses

Diyanet İşleri MealiOndan yemeyi, kalblerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şahid olmayı istiyoruz" dediler

Saheeh InternationalThey said, "We wish to eat from it and let our hearts be reassured and know that you have been truthful to us and be among its witnesses

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا نريد» سؤالها من أجل «أن نأكل منها وتطمئنَّ» تسكن «قلوبنا» بزيادة اليقين «ونعلم» نزداد علما «أن» مخففه أي أنك «قد صدقتنا» في ادعاء النبوة «ونكون عليها من الشاهدين».

5:114
قَالَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ ٱللَّهُمَّ رَبَّنَآ أَنزِلْ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ ٱلسَّمَآءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِّأَوَّلِنَا وَءَاخِرِنَا وَءَايَةً مِّنكَ‌ۖ وَٱرْزُقْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٲزِقِينَ
قَالَ
dedi
عِيسَى
Îsa
ٱبْنُ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ٱللَّهُمَّ
Allah'ım
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَنزِلْ
indir
عَلَيْنَا
bizim üzerimize
مَآئِدَةًۭ
bir sofra
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
تَكُونُ
olsun
لَنَا
bizim için
عِيدًۭا
bir bayram
لِّأَوَّلِنَا
öncemiz için
وَءَاخِرِنَا
ve sonramız için
وَءَايَةًۭ
ve bir mu'cize (olsun)
مِّنكَ ۖ
Senden
وَٱرْزُقْنَا
bizi rızıklandır
وَأَنتَ
ve sen
خَيْرُ
en hayırlısısın
ٱلرَّٰزِقِينَ
rızık verenlerin

Diyanet İşleri MealiMeryem oğlu İsa, "Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın" dedi

Saheeh InternationalSaid Jesus, the son of Mary, "O Allah, our Lord, send down to us a table [spread with food] from the heaven to be for us a festival for the first of us and the last of us and a sign from You. And provide for us, and You are the best of providers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال عيسى ابن مريم اللَّهم ربنا أنزل علينا مائدة من السماء تكون لنا» أي يوم نزولها «عيدا» نعظمه ونشرفه «لأوَّلنا» بدل من لنا بإعادة الجار «وآخرنا» ممن يأتي بعدنا «وآية منك» على قدرتك ونبوتي «وارزقنا» إياها «وأنت خير الرازقين».

5:115
قَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ‌ۖ فَمَن يَكْفُرْ بَعْدُ مِنكُمْ فَإِنِّىٓ أُعَذِّبُهُۥ عَذَابًا لَّآ أُعَذِّبُهُۥٓ أَحَدًا مِّنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ
قَالَ
buyurdu ki
ٱللَّهُ
Allah
إِنِّى
ben
مُنَزِّلُهَا
onu indireceğim
عَلَيْكُمْ ۖ
sizin üzerinize
فَمَن
ama kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بَعْدُ
ondan sonra
مِنكُمْ
sizden
فَإِنِّىٓ
ben
أُعَذِّبُهُۥ
ona azab ederim
عَذَابًۭا
bir azapla
لَّآ
azab etmediğim
أُعَذِّبُهُۥٓ
I have punished
أَحَدًۭا
hiç kimseye
مِّنَ
dünyalarda
ٱلْعَـٰلَمِينَ
the worlds

Diyanet İşleri MealiAllah, "Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkar ederse, dünyalarda kimseye azabetmiyeceğim şekilde ona azabedeceğim" dedi

Saheeh InternationalAllah said, "Indeed, I will sent it down to you, but whoever disbelieves afterwards from among you - then indeed will I punish him with a punishment by which I have not punished anyone among the worlds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال الله» مستجيب له «إني منزِّلها» بالتخفيف والتشديد «عليكم فمن يكفر بعد» أي بعد نزولها «منكم فإني أعذبه عذابا لا أعذبه أحدا من العالمين» فنزلت الملائكة بها من السماء عليها سبعة أرغفة وسبعة أحوات فأكلوا منها حتى شبعوا قاله ابن عباس وفي حديث أنزلت المائدة من السماء خبزا ولحما فأمروا أن لا يخونوا ولا يدَّخروا لغد فخافوا وادخروا فمسخوا قردة وخنازير.

5:116 📚 12
وَإِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَـٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَـٰهَيْنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ‌ۖ قَالَ سُبْحَـٰنَكَ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِى بِحَقٍّ‌ۚ إِن كُنتُ قُلْتُهُۥ فَقَدْ عَلِمْتَهُۥ‌ۚ تَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِى وَلَآ أَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِكَ‌ۚ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّـٰمُ ٱلْغُيُوبِ
وَإِذْ
ve yine
قَالَ
demişti ki
ٱللَّهُ
Allah
يَـٰعِيسَى
Ey Îsa
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ءَأَنتَ
sen mi?
قُلْتَ
dedin
لِلنَّاسِ
insanlara
ٱتَّخِذُونِى
beni edinin
وَأُمِّىَ
ve annemi
إِلَـٰهَيْنِ
iki tanrı
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
قَالَ
dedi ki
سُبْحَـٰنَكَ
sen yücesin
مَا
değildir
يَكُونُ
was
لِىٓ
benim (haddime)
أَنْ
söylemek
أَقُولَ
I say
مَا
bir şeyi
لَيْسَ
olmayan
لِى
benim için
بِحَقٍّ ۚ
gerçek
إِن
eğer
كُنتُ
olsaydım
قُلْتُهُۥ
demiş
فَقَدْ
muhakkak
عَلِمْتَهُۥ ۚ
sen bunu bilirdin
تَعْلَمُ
sen bilirsin
مَا
olanı
فِى
benim nefsimde
نَفْسِى
myself
وَلَآ
ve
أَعْلَمُ
ben bilmem
مَا
olanı
فِى
senin nefsinde
نَفْسِكَ ۚ
Yourself
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
sensin
عَلَّـٰمُ
bilen
ٱلْغُيُوبِ
gizlileri

Diyanet İşleri MealiAllah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin

Saheeh InternationalAnd [beware the Day] when Allah will say, "O Jesus, Son of Mary, did you say to the people, 'Take me and my mother as deities besides Allah?'" He will say, "Exalted are You! It was not for me to say that to which I have no right. If I had said it, You would have known it. You know what is within myself, and I do not know what is within Yourself. Indeed, it is You who is Knower of the unseen

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ قال» أي يقول «الله» لعيسى في القيامة توبيخا لقومه «يا عيسى ابن مريم أأنت قلت للناس اتخذوني وَأُمِّي إلهين من دون الله قال» عيسى وقد أرعد «سبحانك» تنزيها لك عما لا يليق بك من الشريك وغيره «ما يكون» ما ينبغي «لي أن أقول ما ليس لي بحق» خبر ليس، ولي للتبيين «إن كنت قلته فقد علمته تعلم ما» أخفيه «في نفس ولا أعلم ما في نفسك» أي ما تخفيه من معلوماتك «إنك أنت علام الغيوب».

5:117 📚 6
مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَآ أَمَرْتَنِى بِهِۦٓ أَنِ ٱعْبُدُواْ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ‌ۚ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ‌ۖ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِى كُنتَ أَنتَ ٱلرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ‌ۚ وَأَنتَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ
مَا
ben söylemedim
قُلْتُ
I said
لَهُمْ
onlara
إِلَّا
başka
مَآ
şeyden
أَمَرْتَنِى
bana emrettiğin
بِهِۦٓ
onu
أَنِ
kulluk edin
ٱعْبُدُوا۟
You worship
ٱللَّهَ
Allah'a
رَبِّى
benim Rabbim
وَرَبَّكُمْ ۚ
ve sizin Rabbiniz olan
وَكُنتُ
idim
عَلَيْهِمْ
onlar üzerine
شَهِيدًۭا
şahid
مَّا
olduğum sürece
دُمْتُ
as long as I
فِيهِمْ ۖ
onların içinde
فَلَمَّا
fakat
تَوَفَّيْتَنِى
sen beni vefat ettirince
كُنتَ
sen oldun
أَنتَ
sen
ٱلرَّقِيبَ
gözetleyen
عَلَيْهِمْ ۚ
onları
وَأَنتَ
ve sen
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
شَهِيدٌ
şahitsin

Diyanet İşleri MealiAllah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin

Saheeh InternationalI said not to them except what You commanded me - to worship Allah, my Lord and your Lord. And I was a witness over them as long as I was among them; but when You took me up, You were the Observer over them, and You are, over all things, Witness

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما قلتُ لهم إلا ما أمرتني به» وهو «أن اعبدوا الله ربي وربكم وكنتُ عليهم شهيدا» رقيبا أمنعهم مما يقولون «ما دمت فيهم فلما توفيتني» قبضتني بالرفع إلى السماء «كنتَ أنت الرقيب عليهم» الحفيظ لأعمالهم «وأنت على كل شيء» من قولي لهم وقولهم بعدي وغير ذلك «شهيد» مطلع عالم به.

5:118 📚 9
إِن تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ‌ۖ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
إِن
eğer
تُعَذِّبْهُمْ
onlara azabedersen
فَإِنَّهُمْ
şüphesiz onlar
عِبَادُكَ ۖ
senin kullarındır
وَإِن
ve eğer
تَغْفِرْ
bağışlarsan
لَهُمْ
onları
فَإِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
yalnız sen
ٱلْعَزِيزُ
daima üstünsün
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibisin

Diyanet İşleri MealiOnlara azabedersen, doğrusu onlar Senin kullarındır; onları bağışlarsan, Güçlü olan, Hakim olan şüphesiz ancak Sensin

Saheeh InternationalIf You should punish them - indeed they are Your servants; but if You forgive them - indeed it is You who is the Exalted in Might, the Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن تعذبهم» أي من أقام على الكفر فيهم «فإنهم عبادك» وأنت مالكهم تتصرف فيهم كيف شئت لا اعتراض عليك «وإن تغفر لهم» أي لمن آمن منهم «فإنك أنت العزيز» الغالب على أمره «الحكيم» في صنعه.

5:119 📚 7
قَالَ ٱللَّهُ هَـٰذَا يَوْمُ يَنفَعُ ٱلصَّـٰدِقِينَ صِدْقُهُمْ‌ۚ لَهُمْ جَنَّـٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا‌ۚ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ‌ۚ ذَٲلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
قَالَ
buyurdu
ٱللَّهُ
Allah
هَـٰذَا
bu
يَوْمُ
gündür
يَنفَعُ
fayda sağlayacağı
ٱلصَّـٰدِقِينَ
sadıklara
صِدْقُهُمْ ۚ
doğruluklarının
لَهُمْ
onlar için vardır
جَنَّـٰتٌۭ
cennetler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
kalacakları
فِيهَآ
içinde
أَبَدًۭا ۚ
ebediyyen
رَّضِىَ
razı olmuştur
ٱللَّهُ
Allah
عَنْهُمْ
onlardan
وَرَضُوا۟
onlar da razı olmuşlardır
عَنْهُ ۚ
O'ndan
ذَٰلِكَ
işte budur
ٱلْفَوْزُ
başarı
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah, "Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedi ve temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan hoşnud olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnud olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur" dedi

Saheeh InternationalAllah will say, "This is the Day when the truthful will benefit from their truthfulness." For them are gardens [in Paradise] beneath which rivers flow, wherein they will abide forever, Allah being pleased with them, and they with Him. That is the great attainment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال الله هذا» أي يوم القيامة «يوم ينفع الصادقين» في الدنيا كعيسى «صدقهم» لأنه يوم الجزاء «لهم جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها أبدا رضي الله عنهم» بطاعته «ورضوا عنه» بثوابه «ذلك الفوز العظيم» ولا ينفع الكاذبين في الدنيا صدقهم فيه كالكفار لما يؤمنون عند رؤية العذاب.

5:120 📚 1
لِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ‌ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرُۢ
لِلَّهِ
Allah'ındır
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
ve ne varsa
فِيهِنَّ ۚ
bunlarda bulunan
وَهُوَ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۢ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiGöklerin, yerin ve onlarda bulunanların hükümranlığı Allah'ındır, Allah her şeye Kadir'dir

Saheeh InternationalTo Allah belongs the dominion of the heavens and the earth and whatever is within them. And He is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لله ملك السماوات والأرض» خزائن المطر والنبات والرزق وغيرها «وما فيهن» أتى بما تغليبا لغير العاقل «وهو على كل شيء قدير» ومنه إثابة الصادق وتعذيب الكاذب وخص العقلُ ذاته فليس عليها بقادر.

← Önceki Sonraki →

5. Al-Maaida Suresi | Anlam Arayışı