☪ Anlam Arayışı

2. Al-Baqara سُورَةُ البَقَرَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
2:1
الٓمٓ
الٓمٓ
Elif Lâm Mîm

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Mim

Saheeh InternationalAlif, Lam, Meem

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الم» الله أعلم بمراده بذلك.

2:2
ذَٲلِكَ ٱلْكِتَـٰبُ لَا رَيْبَ‌ۛ فِيهِ‌ۛ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
ذَٰلِكَ
işte o
ٱلْكِتَـٰبُ
Kitap
لَا
yoktur
رَيْبَ ۛ
hiç şüphe
فِيهِ ۛ
kendisinde
هُدًۭى
yol göstericidir
لِّلْمُتَّقِينَ
müttakiler için

Diyanet İşleri MealiBu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'dır

Saheeh InternationalThis is the Book about which there is no doubt, a guidance for those conscious of Allah

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» أي هذا «الكتاب» الذي يقرؤه محمد «لا ريب» لا شك «فيه» أنه من عند الله وجملة النفي خبر مبتدؤه ذلك والإشارة به للتعظيم «هدىً» خبر ثان أي هاد «للمتقين» الصائرين إلى التقوى بامتثال الأوامر واجتناب النواهي لاتقائهم بذلك النار.

2:3
ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٲةَ وَمِمَّا رَزَقْنَـٰهُمْ يُنفِقُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُؤْمِنُونَ
inanırlar
بِٱلْغَيْبِ
gaybde(gizlide)
وَيُقِيمُونَ
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazlarını
وَمِمَّا
ve şeyden
رَزَقْنَـٰهُمْ
kendilerini rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ
infak ederler

Diyanet İşleri MealiOnlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler

Saheeh InternationalWho believe in the unseen, establish prayer, and spend out of what We have provided for them

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يؤمنون» يصدِّقون «بالغيب» بما غاب عنهم من البعث والجنة والنار «ويقيمون الصلاة» أي يأتون بها بحقوقها «ومما رزقناهم» أعطيناهم «ينفقون» في طاعة الله.

2:4 📚 6
وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِٱلْأَخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
يُؤْمِنُونَ
iman ederler
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْكَ
sana
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
وَبِٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirete de
هُمْ
onlar
يُوقِنُونَ
kesinlikle inanırlar

Diyanet İşleri MealiOnlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar

Saheeh InternationalAnd who believe in what has been revealed to you, [O Muhammad], and what was revealed before you, and of the Hereafter they are certain [in faith]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين يؤمنون بما أنزل إليك» أي القراَن «وما أنزل من قبلك» أي التوراة والإنجيل وغيرهما «وبالآخرة هم يوقنون» يعلمون.

2:5
أُوْلَـٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ‌ۖ وَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
عَلَىٰ
üzeredirler
هُدًۭى
bir hidayet
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ
their Lord
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ
umduklarına erenler

Diyanet İşleri Mealiİşte Rab'lerinin yolunda olanlar ve saadete erişenler bunlardır

Saheeh InternationalThose are upon [right] guidance from their Lord, and it is those who are the successful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك» الموصوفون بما ذكر «على هدىّ من ربِّهم وأولئك هم المفلحون» الفائزون بالجنة الناجون من النار.

2:6
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
إِنَّ
elbette
ٱلَّذِينَ
ki
كَفَرُوا۟
inkar edenler
سَوَآءٌ
eşittir
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَأَنذَرْتَهُمْ
onları uyarman
أَمْ
yada
لَمْ
uyarmasan da
تُنذِرْهُمْ
you warn them
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe

Diyanet İşleri MealiŞüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar

Saheeh InternationalIndeed, those who disbelieve - it is all the same for them whether you warn them or do not warn them - they will not believe

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا» كأبي جهل وأبي لهب ونحوهما «سواء عليهم أأنذرتهم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفاً وتسهيلها وإدخال ألف بين المسهلة والأخرى وتركه «أم لم تنذرهم لا يؤمنون» لعلم الله منهم ذلك فلا تطمع في إيمانهم، والإنذار إعلام مع تخويف.

2:7
خَتَمَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَعَلَىٰ سَمْعِهِمْ‌ۖ وَعَلَىٰٓ أَبْصَـٰرِهِمْ غِشَـٰوَةٌ‌ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
خَتَمَ
mühürlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
kalblerinin
وَعَلَىٰ
ve üzerini
سَمْعِهِمْ ۖ
kulaklarının
وَعَلَىٰٓ
ve üzerine
أَبْصَـٰرِهِمْ
gözlerinin
غِشَـٰوَةٌۭ ۖ
perde inmiştir
وَلَهُمْ
Onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir

Saheeh InternationalAllah has set a seal upon their hearts and upon their hearing, and over their vision is a veil. And for them is a great punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ختم الله على قلوبهم» طبع عليها واستوثق فلا يدخلها خير «وعلى سمعهم» أي مواضعه فلا ينتفعون بما يسمعونه من الحق «وعلى أبصارهم غشاوة» غطاء فلا يبصرون الحق «ولهم عذاب عظيم» قوي دائم.

2:8
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ
insanlardan
مَن
öyleleri de
يَقُولُ
derler
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allaha
وَبِٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَمَا
olmadıkları halde
هُم
onlar
بِمُؤْمِنِينَ
inanıyor

Diyanet İşleri Mealiİnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler vardır

Saheeh InternationalAnd of the people are some who say, "We believe in Allah and the Last Day," but they are not believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في المنافقين: «ومن الناس من يقول آمنا بالله وباليوم الآخر» أي يوم القيامة لأنه آخر الأيام «وما هم بمؤمنين» روعي فيه معنى من، وفي ضمير يقول لفظها.

2:9
يُخَـٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
يُخَـٰدِعُونَ
aldatmağa çalışırlar
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَمَا
aldatamazlar
يَخْدَعُونَ
they deceive
إِلَّآ
başkasını
أَنفُسَهُمْ
kendilerinden
وَمَا
değiller
يَشْعُرُونَ
farkında

Diyanet İşleri MealiBunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler

Saheeh InternationalThey [think to] deceive Allah and those who believe, but they deceive not except themselves and perceive [it] not

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يخادعون الله والذين آمنوا» بإظهار خلاف ما أبطنوه من الكفر ليدفعوا عنهم أحكامه الدنيوية «وما يخدعون إلا أنفسهم» لأن وبال خداعهم راجع إليهم فيفتضحون في الدنيا بإطلاع الله نبيه على ما أبطنوه ويعاقبون في الآخرة «وما يشعرون» يعلمون أن خداعهم لأنفسهم، والمخادعة هنا من واحد كعاقبت اللص وذكر الله فيها تحسين، وفي قراءة وما يخدعون.

2:10
فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ ٱللَّهُ مَرَضًا‌ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمُۢ بِمَا كَانُواْ يَكْذِبُونَ
فِى
onların kablerinde
قُلُوبِهِم
their hearts
مَّرَضٌۭ
hastalık vardır
فَزَادَهُمُ
artırmıştır
ٱللَّهُ
Allah
مَرَضًۭا ۖ
hastalıklarını
وَلَهُمْ
onlara vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۢ
acı
بِمَا
ötürü
كَانُوا۟
olduklarından
يَكْذِبُونَ
yalancı

Diyanet İşleri MealiKalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır

Saheeh InternationalIn their hearts is disease, so Allah has increased their disease; and for them is a painful punishment because they [habitually] used to lie

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في قلوبهم مرض» شك ونفاق فهو يمرض قلوبهم أي يضعفها «فزادهم الله مرضاً» بما أنزله من القرآن لكفرهم به «ولهم عذاب أليم» مؤلم «بما كانوا يُكذّبوِن» بالتشديد أي: نبي الله، وبالتخفيف أي قولهم آمنا.

2:11
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُواْ فِى ٱلْأَرْضِ قَالُوٓاْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
لَا
yapmayın
تُفْسِدُوا۟
bozgunculuk
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّمَا
sadece
نَحْنُ
biz
مُصْلِحُونَ
düzelticileriz

Diyanet İşleri MealiKendilerine: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" dendiği zaman, "Bizler sadece ıslah edicileriz" derler

Saheeh InternationalAnd when it is said to them, "Do not cause corruption on the earth," they say, "We are but reformers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قيل لهم» أي لهؤلاء «لا تفسدوا في الأرض» بالكفر والتعويق عن الإيمان. «قالوا إنما نحن مصلحون» وليس ما نحن فيه بفساد. قال الله تعالى رداً عليهم.

2:12
أَلَآ إِنَّهُمْ هُمُ ٱلْمُفْسِدُونَ وَلَـٰكِن لَّا يَشْعُرُونَ
أَلَآ
İyi bilin ki
إِنَّهُمْ
muhakkak
هُمُ
onlar
ٱلْمُفْسِدُونَ
bozgunculardır
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
değildir
يَشْعُرُونَ
anlayanlardan

Diyanet İşleri Mealiİyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir

Saheeh InternationalUnquestionably, it is they who are the corrupters, but they perceive [it] not

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألا» للتنبيه «إنهم هم المفسدون ولكن لا يشعرون» بذلك.

2:13
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُواْ كَمَآ ءَامَنَ ٱلنَّاسُ قَالُوٓاْ أَنُؤْمِنُ كَمَآ ءَامَنَ ٱلسُّفَهَآءُ‌ۗ أَلَآ إِنَّهُمْ هُمُ ٱلسُّفَهَآءُ وَلَـٰكِن لَّا يَعْلَمُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
ءَامِنُوا۟
iman edin
كَمَآ
gibi
ءَامَنَ
inandıkları
ٱلنَّاسُ
insanların
قَالُوٓا۟
derler
أَنُؤْمِنُ
inanır mıyız?
كَمَآ
gibi
ءَامَنَ
inandığı
ٱلسُّفَهَآءُ ۗ
beyinsizlerin
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ
doğrusu onlardır
هُمُ
onlar
ٱلسُّفَهَآءُ
asıl beyinsizler
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
değildir
يَعْلَمُونَ
bilenlerden

Diyanet İşleri MealiOnlara "Müslümanların inandığı gibi siz de inanın" denilince de, "Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" derler; iyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler

Saheeh InternationalAnd when it is said to them, "Believe as the people have believed," they say, "Should we believe as the foolish have believed?" Unquestionably, it is they who are the foolish, but they know [it] not

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قيل لهم آمنوا كما آمن الناس» أصحاب النبي «قالوا أنؤمن كما آمن السفهاء» الجهال أي لا نفعل كفعلهم. قال تعالى ردا َعليهم: «ألا إنهم هم السفهاء ولكن لا يعلمون» ذلك.

2:14
وَإِذَا لَقُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَىٰ شَيَـٰطِينِهِمْ قَالُوٓاْ إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِءُونَ
وَإِذَا
zaman
لَقُوا۟
rastladıkları
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
وَإِذَا
ve zaman
خَلَوْا۟
yalnız kaldıkları
إِلَىٰ
ile
شَيَـٰطِينِهِمْ
şeytanları
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّا
şüphesiz biz
مَعَكُمْ
sizinle beraberiz
إِنَّمَا
elbette sadece
نَحْنُ
biz
مُسْتَهْزِءُونَ
(onlarla) alay ediyoruz

Diyanet İşleri Mealiİnananlara rastladıkları zaman, "İnandık" derler, elebaşılarıyla baş başa kaldıklarında, "Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz" derler

Saheeh InternationalAnd when they meet those who believe, they say, "We believe"; but when they are alone with their evil ones, they say, "Indeed, we are with you; we were only mockers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا لقوا» أصله لقيوا حذفت الضمة للاستثقال ثم الياء لالتقائها ساكنة مع الواو «الذين آمنوا قالوا آمنا وإذا خلوا» منهم ورجعوا «إلى شياطينهم» رؤسائهم «قالوا إنا معكم» في الدين «إِنَّما نحن مستهزئون» بهم بإظهار الإيمان.

2:15
ٱللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِى طُغْيَـٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
ٱللَّهُ
Allah
يَسْتَهْزِئُ
alay eder
بِهِمْ
kendileriyle
وَيَمُدُّهُمْ
ve onları bırakır
فِى
içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ
taşkınları
يَعْمَهُونَ
bocalayıp dururlar

Diyanet İşleri MealiOnlarla Allah alay eder ve taşkınlıkları içinde bocalar durumda bırakır

Saheeh International[But] Allah mocks them and prolongs them in their transgression [while] they wander blindly

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله يستهزئ بهم» يجازيهم باستهزائهم «ويمدهم» يُمهلهم «في طغيانهم» بتجاوزهم الحد بالكفر «يعمهون» يترددون تحيراً حال.

2:16
أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُاْ ٱلضَّلَـٰلَةَ بِٱلْهُدَىٰ فَمَا رَبِحَت تِّجَـٰرَتُهُمْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
satın aldılar
ٱشْتَرَوُا۟
bought
ٱلضَّلَـٰلَةَ
sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet karşılığında
فَمَا
etmedi
رَبِحَت
kâr
تِّجَـٰرَتُهُمْ
ticaretleri
وَمَا
ve değildir
كَانُوا۟
olanlardan
مُهْتَدِينَ
doğru yolu bulan

Diyanet İşleri MealiOnlar, doğruluk yerine sapıklığı aldılar da alışverişleri kar getirmedi; doğru yolu bulamamışlardı

Saheeh InternationalThose are the ones who have purchased error [in exchange] for guidance, so their transaction has brought no profit, nor were they guided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك الذين اشتروا الضلالة بالهدى» أي استبدلوها به «فما ربحت تجارتهم» أي ما ربحوا فيها بل خسروا لمصيرهم إلي النار المؤبدة عليهم «وما كانوا مهتدين» فيما فعلوا.

2:17 📚 1
مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ ٱلَّذِى ٱسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّآ أَضَآءَتْ مَا حَوْلَهُۥ ذَهَبَ ٱللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَـٰتٍ لَّا يُبْصِرُونَ
مَثَلُهُمْ
Onların durumu
كَمَثَلِ
durumu gibidir
ٱلَّذِى
kişinin
ٱسْتَوْقَدَ
yakan
نَارًۭا
ateş
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَضَآءَتْ
aydınlatır
مَا
çevresini
حَوْلَهُۥ
(was) around him
ذَهَبَ
giderdi
ٱللَّهُ
Allah
بِنُورِهِمْ
onların nurunu
وَتَرَكَهُمْ
ve onları bıraktı
فِى
içinde
ظُلُمَـٰتٍۢ
karanlıklar
لَّا
değildir
يُبْصِرُونَ
görenlerden

Diyanet İşleri MealiOnlar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzerler ki, Allah ışıklarını yok edince, onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır

Saheeh InternationalTheir example is that of one who kindled a fire, but when it illuminated what was around him, Allah took away their light and left them in darkness [so] they could not see

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مثلهم» صفتهم في نفاقهم «كمثل الذي استوقد» أوقد «ناراً» في ظلمة «فلما أضاءت» أنارت «ما حوله» فأبصر واستدفأ وأمن مما يخافه «ذهب الله بنورهم» أطفأه وجُمع الضمير مراعاة لمعنى الذي «وتركهم في ظلمات لا يبصرون» ما حولهم متحيرين عن الطريق خائفين فكذلك هؤلاء أمِنوا بإظهار كلمة الإيمان فإذا ماتوا جاءهم الخوف والعذاب.

2:18
صُمُّۢ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
صُمٌّۢ
sağırdırlar
بُكْمٌ
dilsizdirler
عُمْىٌۭ
kördürler
فَهُمْ
onlar
لَا
değildir
يَرْجِعُونَ
dönecek

Diyanet İşleri MealiSağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler

Saheeh InternationalDeaf, dumb and blind - so they will not return [to the right path]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
هم «صمٌّ» عن الحق فلا يسمعونه سماع قبول «بكم» خرس عن الخير فلا يقولونه «عميٌ» عن طريق الهدى فلا يرونه «فهم لا يرجعون» عن الضلالة.

2:19
أَوْ كَصَيِّبٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فِيهِ ظُلُمَـٰتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَـٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِم مِّنَ ٱلصَّوَٲعِقِ حَذَرَ ٱلْمَوْتِ‌ۚ وَٱللَّهُ مُحِيطُۢ بِٱلْكَـٰفِرِينَ
أَوْ
ya da (onlar)
كَصَيِّبٍۢ
boşanan yağmur gibi
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فِيهِ
içinde
ظُلُمَـٰتٌۭ
karanlıklar
وَرَعْدٌۭ
ve gök gürlemesi
وَبَرْقٌۭ
ve şimşek (ler)
يَجْعَلُونَ
tıkarlar
أَصَـٰبِعَهُمْ
parmaklarını
فِىٓ
içine
ءَاذَانِهِم
kulakları
مِّنَ
yıldırım seslerinden
ٱلصَّوَٰعِقِ
the thunderclaps
حَذَرَ
korkusuyla
ٱلْمَوْتِ ۚ
ölüm
وَٱللَّهُ
oysa Allah
مُحِيطٌۢ
tamamen kuşatmıştır
بِٱلْكَـٰفِرِينَ
inkarcıları

Diyanet İşleri MealiBir kısmı da, karanlıklarda, gök gürlemeleri ve şimşek arasında gökten boşanan sağanağa tutulup, yıldırımlardan ölmek korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkayan kimseye benzer

Saheeh InternationalOr [it is] like a rainstorm from the sky within which is darkness, thunder and lightning. They put their fingers in their ears against the thunderclaps in dread of death. But Allah is encompassing of the disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو» مثلهم «كصيِّب» أي كأصحاب مطر وأصله صيوب من صاب يصوب أي ينزل «من السماء» السحاب «فيه» أي السحاب «ظلمات» متكاثفة «ورعد» هو الملك الموكَّل به وقيل صوته «وبرق» لمعان صوته الذي يزجره به «يجعلون» أي أصحاب الصيِّب «أصابعهم» أي أناملها «في آذانهم من» أجل «الصواعق» شدة صوت الرعد لئلا يسمعوها «حذر» خوف «الموت» من سماعها. كذلك هؤلاء: إذا نزل القرآن وفيه ذكر الكفر المشبه بالظلمات والوعيد عليه المشبه بالرعد والحجج البينة المشبهة بالبرق، يسدون آذانهم لئلا يسمعوه فيميلوا إلى الإيمان وترك دينهم وهو عندهم موت «والله محيط بالكافرين» علماً وقدرة فلا يفوتونه.

2:20 📚 1
يَكَادُ ٱلْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَـٰرَهُمْ‌ۖ كُلَّمَآ أَضَآءَ لَهُم مَّشَوْاْ فِيهِ وَإِذَآ أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُواْ‌ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَـٰرِهِمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
يَكَادُ
neredeyse
ٱلْبَرْقُ
şimşek
يَخْطَفُ
kapıverecek
أَبْصَـٰرَهُمْ ۖ
gözlerini
كُلَّمَآ
zaman
أَضَآءَ
aydınlattığı
لَهُم
onları
مَّشَوْا۟
yürürler
فِيهِ
o(nun ışığı)nda
وَإِذَآ
zaman
أَظْلَمَ
karanlık çöktüğü
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
قَامُوا۟ ۚ
dikilip kalırlar
وَلَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَذَهَبَ
elbette götürürdü
بِسَمْعِهِمْ
işitmelerini
وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۚ
ve görmelerini
إِنَّ
Şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
gücü yeter

Diyanet İşleri MealiŞimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır; onları aydınlattıkça ışığında yürürler ve üzerlerine karanlık basınca durakalırlar. Allah dileseydi işitme ve görmelerini giderirdi. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir

Saheeh InternationalThe lightning almost snatches away their sight. Every time it lights [the way] for them, they walk therein; but when darkness comes over them, they stand [still]. And if Allah had willed, He could have taken away their hearing and their sight. Indeed, Allah is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يكاد» يقرب «البرق يخطف أبصارهم» بأخذها بسرعة «كلما أضاء لهم مشوا فيه» أي في ضوئه «وإذا أظلم عليهم قاموا» وقفوا، تمثيل لإزعاج ما في القرآن من الحجج قلوبهم وتصديقهم لما سمعوا فيه مما يحبون ووقوفهم عما يكرهون. «ولو شاء الله لذهب بسمعهم» بمعنى أسماعهم «وأبصارهم» الظاهرة كما ذهب بالباطنة «إن الله على كل شيء» شاءه «قدير» ومنه إذهاب ما ذكر.

2:21 📚 3
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱعْبُدُواْ رَبَّكُمُ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey!
ٱلنَّاسُ
insanlar
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
رَبَّكُمُ
Rabbinize
ٱلَّذِى
o ki;
خَلَقَكُمْ
sizi yarattı
وَٱلَّذِينَ
ve o ki;
مِن
sizden öncekileri
قَبْلِكُمْ
before you
لَعَلَّكُمْ
belki
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz

Saheeh InternationalO mankind, worship your Lord, who created you and those before you, that you may become righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيُّها الناس» أي أهل مكة «اعبدوا» وحِّدوا «ربَّكم الذي خلقكم» أنشأكم ولم تكونوا شيئاً «و» خلق «الذين من قبلكم لعلكم تتقون» بعبادته عقابَه، ولعل: في الأصل للترجي، وفي كلامه تعالى للتحقيق.

2:22 📚 2
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ فِرَٲشًا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءً وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٲتِ رِزْقًا لَّكُمْ‌ۖ فَلَا تَجْعَلُواْ لِلَّهِ أَندَادًا وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
ٱلَّذِى
O (Rabb) ki
جَعَلَ
kıldı
لَكُمُ
sizin için
ٱلْأَرْضَ
yeri
فِرَٰشًۭا
döşek
وَٱلسَّمَآءَ
ve göğü
بِنَآءًۭ
bina
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَخْرَجَ
çıkardı
بِهِۦ
onunla
مِنَ
çeşitli ürünlerden
ٱلثَّمَرَٰتِ
the fruits
رِزْقًۭا
rızık olarak
لَّكُمْ ۖ
sizin için
فَلَا
öyleyse
تَجْعَلُوا۟
koşmayın
لِلَّهِ
Allah'a
أَندَادًۭا
eşler (denk)
وَأَنتُمْ
ve siz de
تَعْلَمُونَ
bile bile

Diyanet İşleri MealiO, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah'a, bile bile eş koşmayın

Saheeh International[He] who made for you the earth a bed [spread out] and the sky a ceiling and sent down from the sky, rain and brought forth thereby fruits as provision for you. So do not attribute to Allah equals while you know [that there is nothing similar to Him]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذي جعل» خلق «لكم الأرض فراشا» حال بساطا يفترش لا غاية في الصلابة أو الليونة فلا يمكن الاستقرار عليها «والسماء بناءً» سقفاً «وأنزل من السماء ماءً فأخرج به من» أنواع «الثمرات رزقاً لكم» تأكلونه وتعلفون دوابكم «فلا تجعلوا لله أنداداً» شركاء في العبادة «وأنتم تعلمون» أنه الخالق ولا تخلقون، ولا يكون إلهاً إلا من يخلق.

2:23 📚 6
وَإِن كُنتُمْ فِى رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِۦ وَٱدْعُواْ شُهَدَآءَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
وَإِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
فِى
içinde
رَيْبٍۢ
şüphe
مِّمَّا
sana indirdiğimizden
نَزَّلْنَا
We have revealed
عَلَىٰ
kulumuz (Muhammed)e
عَبْدِنَا
Our slave
فَأْتُوا۟
haydi getirin
بِسُورَةٍۢ
bir sure
مِّن
onun gibi
مِّثْلِهِۦ
like it
وَٱدْعُوا۟
ve çağırın
شُهَدَآءَكُم
şahitlerinizi
مِّن
başkadan
دُونِ
other than
ٱللَّهِ
Allah
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Diyanet İşleri MealiKulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın

Saheeh InternationalAnd if you are in doubt about what We have sent down upon Our Servant [Muhammad], then produce a surah the like thereof and call upon your witnesses other than Allah, if you should be truthful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن كنتم في ريب» شك «مما نزلنا على عبدنا» محمد من القرآن أنه من عند الله «فأتوا بسورة من مثله» أي المنزل ومن للبيان أي هي مثله في البلاغة وحسن النظم والإخبار عن الغيب. والسورة قطعة لها أول وآخر أقلها ثلاث آيات «وادعوا شهداءكم" آلهتكم التي تعبدونها» من دون الله» أي غيره لتعينكم «إن كنتم صادقين» في أن محمدا قاله من عند نفسه فافعلوا ذلك فإنكم عربيون فصحاء مثله ولما عجزوا عن ذلك قال تعالى:

2:24
فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ وَلَن تَفْعَلُواْ فَٱتَّقُواْ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلْحِجَارَةُ‌ۖ أُعِدَّتْ لِلْكَـٰفِرِينَ
فَإِن
yok eğer
لَّمْ
yapmadınızsa
تَفْعَلُوا۟
you do
وَلَن
ki asla
تَفْعَلُوا۟
yapamayacaksınız
فَٱتَّقُوا۟
o halde sakının
ٱلنَّارَ
ateşten
ٱلَّتِى
ki
وَقُودُهَا
onun yakıtı
ٱلنَّاسُ
insanlar
وَٱلْحِجَارَةُ ۖ
ve taşlardır
أُعِدَّتْ
hazırlanmış
لِلْكَـٰفِرِينَ
inkarcılar için

Diyanet İşleri MealiYapamazsanız ki yapamayacaksınız o takdirde, inkar edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taş olan ateşten sakının

Saheeh InternationalBut if you do not - and you will never be able to - then fear the Fire, whose fuel is men and stones, prepared for the disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن لم تفعلوا» ما ذكر لعجزكم «ولن تفعلوا» ذلك أبداً لظهور إعجازه- اعتراض «فاتقوا» بالإيمان بالله وانه ليس من كلام البشر «النارَ التي وقودها الناس» الكفار «والحجارة» كأصنامهم منها، يعني أنها مفرطة الحرارة تتقد بما ذكر، لا كنار الدنيا تتقد بالحطب ونحوه «أعدَّت» هُيئت «للكافرين» يعذَّبون بها، جملة مستأنفة أو حال لازمة.

2:25 📚 1
وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ‌ۖ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقًا‌ۙ قَالُواْ هَـٰذَا ٱلَّذِى رُزِقْنَا مِن قَبْلُ‌ۖ وَأُتُواْ بِهِۦ مُتَشَـٰبِهًا‌ۖ وَلَهُمْ فِيهَآ أَزْوَٲجٌ مُّطَهَّرَةٌ‌ۖ وَهُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve işleyen
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih işler
أَنَّ
muhakkak
لَهُمْ
onlar için vardır
جَنَّـٰتٍۢ
cennetler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
under them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
ırmaklar
كُلَّمَا
her
رُزِقُوا۟
rızıklandırıldıklarında
مِنْهَا
onlardaki
مِن
meyveden
ثَمَرَةٍۢ
fruit
رِّزْقًۭا ۙ
rızk olarak
قَالُوا۟
derler
هَـٰذَا
Bu
ٱلَّذِى
şeydir
رُزِقْنَا
rızıklandığımız
مِن
daha önceden
قَبْلُ ۖ
before
وَأُتُوا۟
verilmiştir
بِهِۦ
onlara
مُتَشَـٰبِهًۭا ۖ
ona benzer
وَلَهُمْ
Onlar için vardır
فِيهَآ
orada
أَزْوَٰجٌۭ
eşler
مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ
tertemiz
وَهُمْ
ve onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Diyanet İşleri Mealiİnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar

Saheeh InternationalAnd give good tidings to those who believe and do righteous deeds that they will have gardens [in Paradise] beneath which rivers flow. Whenever they are provided with a provision of fruit therefrom, they will say, "This is what we were provided with before." And it is given to them in likeness. And they will have therein purified spouses, and they will abide therein eternally

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وَبَشِّر» أخبر «الذين آمنوا» صَّدقوا بالله «وعملوا الصالحات» من الفروض والنوافل «أن» أي بأن «لهم جناتِ» حدائق ذات أشجار ومساكن «تجري من تحتها» أي تحت أشجارها وقصورها «الأنهار» أي المياه فيها، والنهر الموضع الذي يجري فيه الماء لأن الماء ينهره أي يحفره وإسناد الجري إليه مجاز «كلما رزقوا منها» أطعموا من تلك الجنات. «من ثمرة رزقاً قالوا هذا الذي» أي مثل ما «رزقنا من قبل» أي قبله في الجنة لتشابه ثمارها بقرينة «وأُتوا به» أي جيئوا بالرزق «متشابهاً» يشبه بعضه بعضا لونا ويختلف طعما «ولهم فيها أزواج» من الحور وغيرها «مطهَّرة» من الحيض وكل قذر «وهم فيها خالدون» ماكثون أبداً لا يفنون ولا يخرجون. ونزل رداً لقول اليهود لما ضرب الله المثل بالذباب في قوله: (وإن يسلبهم الذباب شيئاً) والعنكبوت في قوله (كمثل العنكبوت) ما أراد الله بذكر هذه الأشياء؟ الخسيسة فأنزل الله.

2:26 📚 1
۞ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسْتَحْىِۦٓ أَن يَضْرِبَ مَثَلاً مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا‌ۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ‌ۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَـٰذَا مَثَلاً‌ۘ يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرًا وَيَهْدِى بِهِۦ كَثِيرًا‌ۚ وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلْفَـٰسِقِينَ
۞ إِنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
لَا
değildir
يَسْتَحْىِۦٓ
çekinecek
أَن
misal vermekten
يَضْرِبَ
set forth
مَثَلًۭا
bir örneği
مَّا
gibi
بَعُوضَةًۭ
bir sivrisineği
فَمَا
hatta olanı
فَوْقَهَا ۚ
onun da üstünde
فَأَمَّا
gerçekten
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
فَيَعْلَمُونَ
bilirler
أَنَّهُ
kesinlikle o
ٱلْحَقُّ
haktır (gerçektir)
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ
their Lord
وَأَمَّا
ve ise
ٱلَّذِينَ
edenler
كَفَرُوا۟
inkar
فَيَقُولُونَ
derler ki
مَاذَآ
neyi
أَرَادَ
istedi (kasdetti)
ٱللَّهُ
Allah
بِهَـٰذَا
bu
مَثَلًۭا ۘ
misalle
يُضِلُّ
saptırır
بِهِۦ
onunla
كَثِيرًۭا
bir çoğunu
وَيَهْدِى
ve yine yola getirir
بِهِۦ
onunla
كَثِيرًۭا ۚ
bir çoğunu
وَمَا
saptırmaz
يُضِلُّ
He lets go astray
بِهِۦٓ
onunla
إِلَّا
başkasını
ٱلْفَـٰسِقِينَ
fasıklardan

Diyanet İşleri MealiAllah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır

Saheeh InternationalIndeed, Allah is not timid to present an example - that of a mosquito or what is smaller than it. And those who have believed know that it is the truth from their Lord. But as for those who disbelieve, they say, "What did Allah intend by this as an example?" He misleads many thereby and guides many thereby. And He misleads not except the defiantly disobedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله لا يستحيي أن يضرب» يجعل «مثلا» مفعول أول «ما» نكرة موصوفة بما بعدها مفعول ثان أيَّ مثل كان أو زائدة لتأكيد الخسة فما بعدها المفعول الثاني «بعوضة» مفرد البعوض وهو صغار البق «فما فوقها» أي أكبر منها أي لا يترك بيانه لما فيه من الحكم «فأما الذين آمنوا فيعلمون أنه» أي المثل «الحق» الثابت الواقع موقعه «من ربِّهم وأما الذين كفروا فيقولون ماذا أراد الله بهذا مثلاً» تمييز أي بهذا المثل، وما استفهام إنكار مبتدأ، وذا بمعنى الذي بصلته خبره أي: أيّ فائدة فيه قال الله تعالى في جوابهم «يضل به» أي بهذا المثل «كثيراً» عن الحق لكفرهم به «ويهدي به كثيراً» من المؤمنين لتصديقهم به «وما يضل به إلا الفاسقين» الخارجين عن طاعته.

2:27 📚 7
ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مِيثَـٰقِهِۦ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ‌ۚ أُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَـٰسِرُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَنقُضُونَ
bozarlar
عَهْدَ
(verdikleri) sözü
ٱللَّهِ
Allah'a
مِنۢ
sonradan
بَعْدِ
after
مِيثَـٰقِهِۦ
söz verip bağlandıktan
وَيَقْطَعُونَ
ve keserler
مَآ
şeyi
أَمَرَ
emrettiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِهِۦٓ
kendisiyle
أَن
birleştirmesini
يُوصَلَ
be joined
وَيُفْسِدُونَ
ve bozgunculuk yaparlar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlar

Diyanet İşleri MealiAllah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır

Saheeh InternationalWho break the covenant of Allah after contracting it and sever that which Allah has ordered to be joined and cause corruption on earth. It is those who are the losers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين» نعت «ينقضون عهد الله» ما عهده إليهم في الكتب من الإيمان بمحمد * «من بعد ميثاقه» توكيده عليهم «ويقطعون ما أمر الله به أن يوُصل» من الإيمان بالنبي والرحم وغير ذلك وأن بدل من ضمير به «ويفسدون في الأرض» بالمعاصي والتعويق عن الإيمان «أولئك» الموصوفون بما ذكر «هم الخاسرون» لمصيرهم إلى النار المؤبدة عليهم.

2:28
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِٱللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَٲتًا فَأَحْيَـٰكُمْ‌ۖ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
كَيْفَ
nasıl
تَكْفُرُونَ
inkar edersiniz
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَكُنتُمْ
siz iken
أَمْوَٰتًۭا
ölüler
فَأَحْيَـٰكُمْ ۖ
O sizi diriltti
ثُمَّ
sonra
يُمِيتُكُمْ
öldürecek
ثُمَّ
sonra
يُحْيِيكُمْ
diriltecek
ثُمَّ
sonra
إِلَيْهِ
O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiÖlü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz

Saheeh InternationalHow can you disbelieve in Allah when you were lifeless and He brought you to life; then He will cause you to die, then He will bring you [back] to life, and then to Him you will be returned

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كيف تكفرون» يا أهل مكة «بالله و» قد «كنتم أمواتاً» نطفاً في الأصلاب «فأحياكم» في الأرحام والدنيا بنفخ الروح فيكم، والاستفهام للتعجيب من كفرهم مع قيام البرهان أو للتوبيْخ «ثم يميتكم» عند انتهاء آجالكم «ثم يحييكم» بالبعث «ثم إليه ترجعون» تردون بعد البعث فيجازيكم بأعمالكم. وقال دليلا على البعث لما أنكروه.

2:29 📚 3
هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ لَكُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ ٱسْتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَسَوَّٮٰهُنَّ سَبْعَ سَمَـٰوَٲتٍ‌ۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
هُوَ
O
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَ
yarattı
لَكُم
sizin için
مَّا
ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
جَمِيعًۭا
hepsini
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰٓ
yöneldi
إِلَى
göke
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
فَسَوَّىٰهُنَّ
onları düzenledi
سَبْعَ
yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ ۚ
gök (olarak)
وَهُوَ
ve O
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Diyanet İşleri MealiYerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir

Saheeh InternationalIt is He who created for you all of that which is on the earth. Then He directed Himself to the heaven, [His being above all creation], and made them seven heavens, and He is Knowing of all things

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الذي خلق لكم ما في الأرض» أي الأرض وما فيها «جميعاً» لتنتفعوا به وتعتبروا «ثم استوى» بعد خلق الأرض أي قصد «إلى السماء فسواهن» الضمير يرجع إلى السماء لأنها في معنى الجمع الآيلة إليه: أي صيَّرها كما في آية أخرى (فقضاهن) «سبع سماوات وهو بكل شيء عليم» مجملا ومفصلا أفلا تعتبرون أن القادر على خلق ذلك ابتداءً وهو أعظم منكم قادر على إعادتكم.

2:30 📚 4
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى جَاعِلٌ فِى ٱلْأَرْضِ خَلِيفَةً‌ۖ قَالُوٓاْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ ٱلدِّمَآءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ‌ۖ قَالَ إِنِّىٓ أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
وَإِذْ
bir zamanlar
قَالَ
dedi ki
رَبُّكَ
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
إِنِّى
şüphesiz ben
جَاعِلٌۭ
yaratacağım
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
خَلِيفَةًۭ ۖ
bir halife
قَالُوٓا۟
dediler (melekler)
أَتَجْعَلُ
mi yaratacaksın?
فِيهَا
orada
مَن
kimse
يُفْسِدُ
bozgunculuk yapan
فِيهَا
orada
وَيَسْفِكُ
döken
ٱلدِّمَآءَ
kan
وَنَحْنُ
oysa biz
نُسَبِّحُ
tesbih ediyor
بِحَمْدِكَ
seni överek
وَنُقَدِّسُ
ve takdis ediyoruz
لَكَ ۖ
seni
قَالَ
dedi
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعْلَمُ
bilirim
مَا
şeyleri
لَا
değilsiniz
تَعْلَمُونَ
siz biliyor

Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti; melekler, "Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz" dediler; Allah "Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi

Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when your Lord said to the angels, "Indeed, I will make upon the earth a successive authority." They said, "Will You place upon it one who causes corruption therein and sheds blood, while we declare Your praise and sanctify You?" Allah said, "Indeed, I know that which you do not know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر يا محمد «إذ قال ربُّك للملائكة إني جاعل في الأرض خليفة» يخلفني في تنفيذ أحكامي فيها وهو آدم «قالوا أتجعل فيها من يفسد فيها» بالمعاصي «ويسفك الدماء» يريقها بالقتل كما فعل بنو الجان وكانوا فيها فلما أفسدوا أرسل الله عليهم الملائكة فطردوهم إلى الجزائر والجبال «ونحن نسبِّح» متلبسين «بحمدك» أي نقول سبحان الله وبحمده «ونقِّدس لك» ننزهك عمالا يليق بك فاللام زائدة والجملة حال أي فنحن أحق بالاستخلاف «قال» تعالى «إني أعلم ما لا تعلمون» من المصلحة في استخلاف آدم، وأن ذريته فيهم المطيع والعاصي فيظهر العدل بينهم فقالوا لن يخلق ربنا خلقاً أكرم عليه منا ولا أعلم لسبقنا له ورؤيتنا ما لم يره فخلق الله تعالى آدم من أديم الأرض أي وجهها، بأن قبض منها قبضة من جميع ألوانها وعجنت بالمياه المختلفة وسوَّاهُ ونفخ فيه الروح فصار حيواناً حسَّاساً بعد أن كان جماداً.

2:31
وَعَلَّمَ ءَادَمَ ٱلْأَسْمَآءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ فَقَالَ أَنۢبِــُٔونِى بِأَسْمَآءِ هَـٰٓؤُلَآءِ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
وَعَلَّمَ
ve öğretti
ءَادَمَ
Adem'e
ٱلْأَسْمَآءَ
isimleri
كُلَّهَا
bütün
ثُمَّ
sonra
عَرَضَهُمْ
onları sunup
عَلَى
meleklere
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the angels
فَقَالَ
ve dedi
أَنۢبِـُٔونِى
bana söyleyin
بِأَسْمَآءِ
isimlerini
هَـٰٓؤُلَآءِ
onların
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru kimseler

Diyanet İşleri MealiVe Adem'e bütün isimleri öğretti, sonra eşyayı meleklere gösterdi. "Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin" dedi

Saheeh InternationalAnd He taught Adam the names - all of them. Then He showed them to the angels and said, "Inform Me of the names of these, if you are truthful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وعلَّم آدم الأسماء» أي أسماء المسميات «كلها» بأن ألقى في قلبه علمها «ثم عرضهم» أي المسميات وفيه تغليب العقلاء «على الملائكة فقال» لهم تبكيتاً «أنبئوني» أخبروني «بأسماء هؤلاء» المسميات «إن كنتم صادقين» في أني لا أخلق أعلم منكم أو أنكم أحق بالخلافة، وجواب الشرط دل عليه ما قبله.

2:32 📚 5
قَالُواْ سُبْحَـٰنَكَ لَا عِلْمَ لَنَآ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَآ‌ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْحَكِيمُ
قَالُوا۟
dediler ki
سُبْحَـٰنَكَ
Seni tesbih ederiz
لَا
yoktur
عِلْمَ
bilgimiz
لَنَآ
bizim
إِلَّا
başka
مَا
şeyden
عَلَّمْتَنَآ ۖ
bize öğrettiğin
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
sen
ٱلْعَلِيمُ
bilensin
ٱلْحَكِيمُ
hakim olansın

Diyanet İşleri MealiCevap verdiler: "Sen münezzehsin, öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen hem bilensin, hem Hakim'sin

Saheeh InternationalThey said, "Exalted are You; we have no knowledge except what You have taught us. Indeed, it is You who is the Knowing, the Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا سبحانك» تنزيهاً لك عن الاعتراض عليك «لا علم لنا إلا ما علمَّتنا» إياه «إنَّك أنت» تأكيد للكاف «العليم الحكيم» الذي لا يخرج شيء عن علمه وحكمته.

2:33 📚 2
قَالَ يَـٰٓـــَٔادَمُ أَنۢبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ‌ۖ فَلَمَّآ أَنۢبَأَهُم بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّىٓ أَعْلَمُ غَيْبَ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
قَالَ
(Allah) dedi ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
أَنۢبِئْهُم
bunlara haber ver
بِأَسْمَآئِهِمْ ۖ
onların isimlerini
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَنۢبَأَهُم
bunlara haber verince
بِأَسْمَآئِهِمْ
onların isimlerini
قَالَ
(Allah) dedi ki
أَلَمْ
değil miydim?
أَقُل
size demiş
لَّكُمْ
size
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعْلَمُ
bilirim
غَيْبَ
gayblarını
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَأَعْلَمُ
ve bilirim
مَا
şeyleri
تُبْدُونَ
sizin açıkladıklarınız
وَمَا
ve şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
تَكْتُمُونَ
gizlemekte

Diyanet İşleri MealiAllah "Ey Adem onlara isimlerini söyle" dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah "Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi

Saheeh InternationalHe said, "O Adam, inform them of their names." And when he had informed them of their names, He said, "Did I not tell you that I know the unseen [aspects] of the heavens and the earth? And I know what you reveal and what you have concealed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» تعالى «يا آدم أنبئهم» أي الملائكة «بأسمائهم» المسميات فسمى كل شيء باسمه وذكر حكمته التي خلق لها «فلما أنبأهم بأسمائهم قال» تعالى لهم موبخاً «ألم أقل لكم إنَّي أعلم غيب السماوات والأرض» ما غاب فيهما «وأعلم ما تبدون» ما تظهرون من قولكم أتجعل فيها الخ «وما كنتم تكتمون» تسرون من قولكم لن يخلق الله أكرم عليه منا ولا أعلم.

2:34 📚 1
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُواْ لِأَدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰ وَٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
وَإِذْ
hani
قُلْنَا
demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
Meleklere
ٱسْجُدُوا۟
secde edin
لِـَٔادَمَ
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟
hemen secde ettiler
إِلَّآ
hariç
إِبْلِيسَ
İblis
أَبَىٰ
kaçındı
وَٱسْتَكْبَرَ
ve kibirlendi
وَكَانَ
ve oldu
مِنَ
inkarcılardan
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the disbelievers

Diyanet İşleri MealiMeleklere, "Adem'e secde edin" demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu

Saheeh InternationalAnd [mention] when We said to the angels, "Prostrate before Adam"; so they prostrated, except for Iblees. He refused and was arrogant and became of the disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ قلنا للملائكة اسجدوا لآدم» سجود تحية بالانحناء «فسجدوا إلا إبليس» هو أبو الجن كان بين الملائكة «أبى» امتنع من السجود «واستكبر» تكبَّر عنه وقال: أنا خير منه «وكان من الكافرين» في علم الله.

2:35 📚 1
وَقُلْنَا يَـٰٓـــَٔادَمُ ٱسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ ٱلْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَـٰذِهِ ٱلشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ ٱلظَّـٰلِمِينَ
وَقُلْنَا
ve dedik ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
ٱسْكُنْ
oturun
أَنتَ
sen
وَزَوْجُكَ
ve eşin
ٱلْجَنَّةَ
cennette
وَكُلَا
ve yeyin
مِنْهَا
ondan
رَغَدًا
bol bol
حَيْثُ
yerde
شِئْتُمَا
dilediğiniz
وَلَا
yaklaşmayın
تَقْرَبَا
[you two] approach
هَـٰذِهِ
şu
ٱلشَّجَرَةَ
ağaca
فَتَكُونَا
olursunuz
مِنَ
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Diyanet İşleri MealiEy Adem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz" dedik

Saheeh InternationalAnd We said, "O Adam, dwell, you and your wife, in Paradise and eat therefrom in [ease and] abundance from wherever you will. But do not approach this tree, lest you be among the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقلنا يا آدم اسكن أنت» تأكيد للضمير المستتر ليعطف عليه «وزوجك» حواء بالمد وكان خلقها من ضلعه الأيسر «الجنة وكلا منها» أكلاً «رغداً» واسعا لاحجر فيه «حيث شئتما ولا تقربا هذه الشجرة» بالأكل منها وهى الحنطة أو الكرم أو غيرهما «فتكونا» فتصيرا «من الظالمين» العاصين.

2:36
فَأَزَلَّهُمَا ٱلشَّيْطَـٰنُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ‌ۖ وَقُلْنَا ٱهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ‌ۖ وَلَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَـٰعٌ إِلَىٰ حِينٍ
فَأَزَلَّهُمَا
onlar(ın ayağın)ı kaydırdı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
عَنْهَا
oradan
فَأَخْرَجَهُمَا
çıkardı
مِمَّا
yerden
كَانَا
bulundukları
فِيهِ ۖ
içinde
وَقُلْنَا
ve dedik ki
ٱهْبِطُوا۟
inin
بَعْضُكُمْ
kiminiz
لِبَعْضٍ
kiminize
عَدُوٌّۭ ۖ
düşman olarak
وَلَكُمْ
sizin için vardır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُسْتَقَرٌّۭ
kalmak
وَمَتَـٰعٌ
ve nimet
إِلَىٰ
bir süre
حِينٍۢ
a period

Diyanet İşleri MealiŞeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı, onlara "Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz" dedik

Saheeh InternationalBut Satan caused them to slip out of it and removed them from that [condition] in which they had been. And We said, "Go down, [all of you], as enemies to one another, and you will have upon the earth a place of settlement and provision for a time

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأزلَّهما الشيطان» إبليس أذهبهما، وفي قراءة ـ فأزالهما ـ نحَّاهما «عنها» أي الجنة بأن قال لهما: هل أدلُّكما على شجرة الخلد وقاسمهما بالله إنه لهما لمن الناصحين فأكلا منها «فأخرجهما مما كانا فيه» من النعيم «وقلنا اهبطوا» إلى الأرض أي أنتما بما اشتملتما عليه من ذريتكما «بعضكم» بعض الذرية «لبعض عدوُّ» من ظلم بعضكم بعضاً «ولكم في الأرض مستقرُّ» موضع قرار «ومتاع» ما تتمتعون به من نباتها «إلى حين» وقت انقضاء آجالكم.

2:37 📚 2
فَتَلَقَّىٰٓ ءَادَمُ مِن رَّبِّهِۦ كَلِمَـٰتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ‌ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
فَتَلَقَّىٰٓ
derken aldı
ءَادَمُ
Adem
مِن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
كَلِمَـٰتٍۢ
kelimeler
فَتَابَ
tevbesini kabul etti
عَلَيْهِ ۚ
onun
إِنَّهُۥ
şüphesiz
هُوَ
O
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAdem, Rabbi'nden emirler aldı; onları yerine getirdi. Rabb'i de bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz o tevbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır

Saheeh InternationalThen Adam received from his Lord [some] words, and He accepted his repentance. Indeed, it is He who is the Accepting of repentance, the Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فتلقى آدمُ من ربِّه كلماتٍ» ألهمه إياها وفي قراءة بنصب آدم ورفع كلمات، أي جاءه وهى (ربَّنا ظلمنا أنفسا) الآية فدعا بها «فتاب عليه» قبل توبته «إنه هو التواب» على عباده «الرحيم» بهم.

2:38
قُلْنَا ٱهْبِطُواْ مِنْهَا جَمِيعًا‌ۖ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّى هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَاىَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
قُلْنَا
dedik
ٱهْبِطُوا۟
inin
مِنْهَا
oradan
جَمِيعًۭا ۖ
hepiniz
فَإِمَّا
zaman
يَأْتِيَنَّكُم
size geldiği
مِّنِّى
benden
هُدًۭى
bir hidayet
فَمَن
kimler
تَبِعَ
uyarsa
هُدَاىَ
benim hidayetime
فَلَا
artık yoktur
خَوْفٌ
bir korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve olmazlar
هُمْ
onlar
يَحْزَنُونَ
üzülenlerden

Diyanet İşleri Mealiİnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik

Saheeh InternationalWe said, "Go down from it, all of you. And when guidance comes to you from Me, whoever follows My guidance - there will be no fear concerning them, nor will they grieve

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قلنا اهبطوا منها» من الجنة «جميعاً» كرره ليعطف عليه «فإما» فيه إدغام نون إن الشرطية في ما الزائدة «يأتينكم مني هدىً» كتاب ورسول «فمن تبع هداي» فآمن بي وعمل بطاعتي «فلا خوف عليهم ولا هم يحزنون» في الآخرة بأن يدخلوا الجنة.

2:39
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔـايَـٰتِنَآ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ‌ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Diyanet İşleri Mealiİnkar eden kimseler ve ayetlerimizi yalan sayanlar cehennemlik olanlardır, onlar orada temelli kalacaklardır

Saheeh InternationalAnd those who disbelieve and deny Our signs - those will be companions of the Fire; they will abide therein eternally

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين كفروا وكذبوا بآياتنا» كتبنا «أولئك أصحاب النار هم فيها خالدون» ماكثون أبداً لا يفنون ولا يخرجون.

2:40 📚 1
يَـٰبَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ ٱذْكُرُواْ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَوْفُواْ بِعَهْدِىٓ أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّـٰىَ فَٱرْهَبُونِ
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'metleri
ٱلَّتِىٓ
o ki;
أَنْعَمْتُ
ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ
sizleri
وَأَوْفُوا۟
ve tutun
بِعَهْدِىٓ
bana verdiğiniz sözü
أُوفِ
ben de tutayım
بِعَهْدِكُمْ
size verdiğim sözü
وَإِيَّـٰىَ
ve sadece benden
فَٱرْهَبُونِ
korkun

Diyanet İşleri MealiEy İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki Ben de yerine getireyim; yoksa benden korkun

Saheeh InternationalO Children of Israel, remember My favor which I have bestowed upon you and fulfill My covenant [upon you] that I will fulfill your covenant [from Me], and be afraid of [only] Me

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا بنى إسرائيل» أولاد يعقوب «اذكروا نعمتي التي أنعمت عليكم» أي على آبائكم من الإنجاء من فرعون وفلق البحر وتظليل الغمام وغير ذلك بأن تشكروها بطاعتي «وأوفوا بعهدي» الذي عهدته إليكم من الإيمان بمحمد «أوف بعهدكم» الذي عهدت إليكم من الثواب عليه بدخول الجنة «وإياي فارهبون» خافونِ في ترك الوفاء به دون غيري.

2:41 📚 1
وَءَامِنُواْ بِمَآ أَنزَلْتُ مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوٓاْ أَوَّلَ كَافِرِۭ بِهِۦ‌ۖ وَلَا تَشْتَرُواْ بِـَٔـايَـٰتِى ثَمَنًا قَلِيلاً وَإِيَّـٰىَ فَٱتَّقُونِ
وَءَامِنُوا۟
ve inanın
بِمَآ
şeye
أَنزَلْتُ
indirdiğim
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
bulunanı
مَعَكُمْ
sizin yanınızda
وَلَا
ve olmayın
تَكُونُوٓا۟
be
أَوَّلَ
ilk
كَافِرٍۭ
inkar eden
بِهِۦ ۖ
onu
وَلَا
ve satmayın
تَشْتَرُوا۟
exchange
بِـَٔايَـٰتِى
benim ayetlerimi
ثَمَنًۭا
bedele
قَلِيلًۭا
azıcık
وَإِيَّـٰىَ
ve benden
فَٱتَّقُونِ
sakının

Diyanet İşleri MealiYanınızdaki Tevrat'ı tasdik ederek indirdiğim Kuran'a, inanın; onu ilk inkar edenler siz olmayın, ayetlerimi hiçbir değere karşılık değiştirmeyin ve bile bile hakkı gizlemeyin

Saheeh InternationalAnd believe in what I have sent down confirming that which is [already] with you, and be not the first to disbelieve in it. And do not exchange My signs for a small price, and fear [only] Me

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآمنوا بما أنزلت» من القرآن «مصدِّقاً لما معكم» من التوراة بموافقته له في التوحيد والنبوة «ولا تكونوا أوَّل كافر به» من أهل الكتاب لأنَّ خلفكم تبع لكم فإثمهم عليكم «ولا تشتروا» تستبدلوا «بآياتي» التي في كتابكم من نعت محمد «ثمناً قليلا» عوضاً يسيرا من الدنيا أي لا تكتموها خوف فوات ما تأخذونه من سفلتكم «وإياي فاتقون» خافون في ذلك دون غيري.

2:42
وَلَا تَلْبِسُواْ ٱلْحَقَّ بِٱلْبَـٰطِلِ وَتَكْتُمُواْ ٱلْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
وَلَا
ve katıştırmayın
تَلْبِسُوا۟
mix
ٱلْحَقَّ
gerçeği
بِٱلْبَـٰطِلِ
batılla
وَتَكْتُمُوا۟
ve gizlemeyin
ٱلْحَقَّ
hakkı
وَأَنتُمْ
siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Diyanet İşleri MealiHakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin

Saheeh InternationalAnd do not mix the truth with falsehood or conceal the truth while you know [it]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تلبسوا» تخلطوا «الحق» الذي أنزلت عليكم «بالباطل» الذي تفترونه «و» لا «تكتموا الحق» نعت محمد «وأنتم تعلمون» أنه حق.

2:43
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٲةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٲةَ وَٱرْكَعُواْ مَعَ ٱلرَّٲكِعِينَ
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱرْكَعُوا۟
ve ruku edin
مَعَ
beraber
ٱلرَّٰكِعِينَ
rüku edenlerle

Diyanet İşleri MealiNamazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle birlikte rüku edin

Saheeh InternationalAnd establish prayer and give zakah and bow with those who bow [in worship and obedience]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأقيموا الصلاة وآتوا الزكاة واركعوا مع الراكعين» صلوا مع المصلين محمد وأصحابه، ونزل في علمائهم وكانوا يقولون لأقربائهم المسلمين اثبتوا على دين محمد فإنه الحق.

2:44 📚 4
۞ أَتَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ ٱلْكِتَـٰبَ‌ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
۞ أَتَأْمُرُونَ
emir mi ediyorsunuz
ٱلنَّاسَ
insanlara
بِٱلْبِرِّ
iyiliği
وَتَنسَوْنَ
unutuyorsunuz da
أَنفُسَكُمْ
kendinizi
وَأَنتُمْ
ve siz
تَتْلُونَ
okuduğunuz halde
ٱلْكِتَـٰبَ ۚ
Kitabı
أَفَلَا
hâlâ
تَعْقِلُونَ
aklınızı kullanmıyor musunuz?

Diyanet İşleri MealiKitap'ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz

Saheeh InternationalDo you order righteousness of the people and forget yourselves while you recite the Scripture? Then will you not reason

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أتأمرون الناس بالبر» بالإيمان بمحمد «وتنسون أنفسكم» تتركونها فلا تأمرونها به «وأنتم تتلون الكتاب» التوراة وفيها الوعيد على مخالفة القول العمل «أفلا تعقلون» سوء فعلكم فترجعون، فجملة النسيان محل الاستفهام الإنكاري.

2:45 📚 1
وَٱسْتَعِينُواْ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٲةِ‌ۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى ٱلْخَـٰشِعِينَ
وَٱسْتَعِينُوا۟
yardım dileyin
بِٱلصَّبْرِ
sabırla
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ
ve namazla
وَإِنَّهَا
şüphesiz bu
لَكَبِيرَةٌ
ağır gelir
إِلَّا
başkasına
عَلَى
saygı gösterenlerden
ٱلْخَـٰشِعِينَ
the humble ones

Diyanet İşleri MealiSabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir

Saheeh InternationalAnd seek help through patience and prayer, and indeed, it is difficult except for the humbly submissive [to Allah]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واستعينوا» اطلبوا المعونة على أموركم «بالصبر» الحبس للنفس على ما تكره «والصلاة» أفردها بالذكر تعظيما لشأنها وفي الحديث (كان صلى الله عليه وسلم إذا حزبه أمر بادر إلى الصلاة) وقيل الخطاب لليهود لما عاقهم عن الإيمان الشره وحب الرياسة فأمروا بالصبر وهو الصوم لأنه يكسر الشهوة والصلاة لأنها تورث الخشوع وتنفي الكبر «وإنها» أي الصلاة «لكبيرة» ثقيلة «إلا على الخاشعين» الساكنين إلى الطاعة.

2:46
ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَـٰقُواْ رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَٲجِعُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَظُنُّونَ
bilirler
أَنَّهُم
şüphesiz onlar
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklardır
رَبِّهِمْ
Rablerine
وَأَنَّهُمْ
ve gerçekten onlar
إِلَيْهِ
O'na
رَٰجِعُونَ
döneceklerdir

Diyanet İşleri MealiSabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir

Saheeh InternationalWho are certain that they will meet their Lord and that they will return to Him

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الَّذين يظنون» يوقنون «أنهم ملاقو ربِّهم» بالبعث «وأنهم إليه راجعون» في الآخرة فيجازيهم.

2:47
يَـٰبَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ ٱذْكُرُواْ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'metimi
ٱلَّتِىٓ
ki
أَنْعَمْتُ
ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ
sizi
وَأَنِّى
ve şüphesiz
فَضَّلْتُكُمْ
sizi üstün kıldım
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Diyanet İşleri MealiEy İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün kıldığımı hatırlayın

Saheeh InternationalO Children of Israel, remember My favor that I have bestowed upon you and that I preferred you over the worlds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا بني إسرائيل اذكروا نعمتي التي أنعمت عليكم» بالشكر عليها بطاعتي «وأني فضَّلتكم» أي آباءكم «على العالمين» عالمي زمانهم.

2:48
وَٱتَّقُواْ يَوْمًا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْــًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَـٰعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
يَوْمًۭا
günden
لَّا
cezalandırılmaz
تَجْزِى
avail
نَفْسٌ
hiç kimse
عَن
kimseden(günahından)
نَّفْسٍۢ
(another) soul
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَلَا
kabul edilmez
يُقْبَلُ
will be accepted
مِنْهَا
kimseden
شَفَـٰعَةٌۭ
şefaat da
وَلَا
ve alınmaz
يُؤْخَذُ
will be taken
مِنْهَا
ondan
عَدْلٌۭ
fidye de
وَلَا
ve yapılamaz
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
hiçbir yardım

Diyanet İşleri MealiKimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun

Saheeh InternationalAnd fear a Day when no soul will suffice for another soul at all, nor will intercession be accepted from it, nor will compensation be taken from it, nor will they be aided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا» خافوا «يوما لا تجزي» فيه «نفس عن نفسٍ شيئاً» وهو يوم القيامة «ولا تُقبل» بالتاء والياء «منها شفاعة» أي ليس لها شفاعة فتقبل (فما لنا من شافعين) «ولا يؤخذ منها عدل» فداء «ولا هم ينصرون» يمنعون من عذاب الله.

2:49
وَإِذْ نَجَّيْنَـٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ‌ۚ وَفِى ذَٲلِكُم بَلَآءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ
وَإِذْ
hani
نَجَّيْنَـٰكُم
sizi kurtarmıştık
مِّنْ
ailesinden
ءَالِ
(the) people
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ
onlar size reva görüyor
سُوٓءَ
en kötüsünü
ٱلْعَذَابِ
azabın
يُذَبِّحُونَ
boğazlayıp
أَبْنَآءَكُمْ
oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ
sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ
kadınlarınızı
وَفِى
ve vardı
ذَٰلِكُم
bunda sizin için
بَلَآءٌۭ
bir imtihan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
عَظِيمٌۭ
büyük

Diyanet İşleri MealiSize işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık; bu Rabbinizin büyük bir imtihanı idi

Saheeh InternationalAnd [recall] when We saved your forefathers from the people of Pharaoh, who afflicted you with the worst torment, slaughtering your [newborn] sons and keeping your females alive. And in that was a great trial from your Lord

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكروا «إذ نجيناكم» أي آباءكم، والخطاب به وبما بعده للموجودين في زمن نبينا بما أنعم الله على آبائهم تذكيراً لهم بنعمة الله تعالى ليؤمنوا «من آل فرعون يسومونكم» يذيقونكم «سوء العذاب» أشده والجملة حال من ضمير نجيناكم «يُذبّحون» بيان لما قبله «أبناءكم» المولودين «ويستحيون» يستبقون «نساءكم» لقول بعض الكهنة له إن مولوداً يولد في بني إسرائيل يكون سبباً لذهاب ملكك «وفي ذلكم» العذاب أو الإنجاء «بلاء» ابتلاء أو إنعام «من ربكم عظيمْ».

2:50
وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ ٱلْبَحْرَ فَأَنجَيْنَـٰكُمْ وَأَغْرَقْنَآ ءَالَ فِرْعَوْنَ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ
وَإِذْ
hani
فَرَقْنَا
yarmıştık;
بِكُمُ
sizin için
ٱلْبَحْرَ
denizi
فَأَنجَيْنَـٰكُمْ
sizi kurtarmış
وَأَغْرَقْنَآ
ve boğmuştuk
ءَالَ
ailesini
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
وَأَنتُمْ
ve siz de
تَنظُرُونَ
görüyordunuz

Diyanet İşleri MealiDenizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini batırmıştık

Saheeh InternationalAnd [recall] when We parted the sea for you and saved you and drowned the people of Pharaoh while you were looking on

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكروا «إذا فرقنا» فلقنا «بكم» بسببكم «البحر» حتى دخلتموه هاربين من عدوكم «فأنجيناكم» من الغرق «وأغرقنا آل فرعون» قومه معه «وأنتم تنظرون» إلى انطباق البحر عليهم

2:51
وَإِذْ وَٲعَدْنَا مُوسَىٰٓ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ ٱتَّخَذْتُمُ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَنتُمْ ظَـٰلِمُونَ
وَإِذْ
hani
وَٰعَدْنَا
sözleşmiştik
مُوسَىٰٓ
Musa ile
أَرْبَعِينَ
kırk
لَيْلَةًۭ
gece için
ثُمَّ
sonra
ٱتَّخَذْتُمُ
siz (tanrı) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
مِنۢ
onun ardından
بَعْدِهِۦ
after him
وَأَنتُمْ
ve siz
ظَـٰلِمُونَ
zalimlerdiniz

Diyanet İşleri MealiMusa'ya kırk gece vade vermiştik. Sonra onun arkasından, kendinize yazık ederek, buzağıyı tanrı edinmiştiniz

Saheeh InternationalAnd [recall] when We made an appointment with Moses for forty nights. Then you took [for worship] the calf after him, while you were wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا واعدنا» بألف ودونها «موسى أربعين ليلة» نعطيه عند انقضائها التوراة لتعلموا بها «ثم اتخذتم العجل» الذي صاغه لكم السامري إلهاً «من بعده» أي بعد ذهابه إلى ميعادنا «وأنتم ظالمون» باتخاذه لوضعكم العبادة في غير محلها.

2:52
ثُمَّ عَفَوْنَا عَنكُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٲلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
ثُمَّ
sonra
عَفَوْنَا
affetmiştik
عَنكُم
sizi
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz (diye)

Diyanet İşleri MealiSonra bunun ardından, şükredersiniz diye, sizi bağışlamıştık

Saheeh InternationalThen We forgave you after that so perhaps you would be grateful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم عفونا عنكم» محونا ذنوبكم «من بعد ذلك» الاتخاذ «لعلّكم تشكرون» نعمتنا عليكم

2:53
وَإِذْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
وَإِذْ
ve hani
ءَاتَيْنَا
vermiştik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
وَٱلْفُرْقَانَ
ve furkan
لَعَلَّكُمْ
belki
تَهْتَدُونَ
hidayete erersiniz (diye)

Diyanet İşleri MealiDoğru yola gidesiniz diye Musa'ya hakkı batıldan ayıran Kitabı vermiştik

Saheeh InternationalAnd [recall] when We gave Moses the Scripture and criterion that perhaps you would be guided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ آتينا موسى الكتاب» التوراة «والفرقان» عطف تفسير، أي الفارق بين الحق والباطل والحلال والحرام «لعلكم تهتدون» به من الضلال.

2:54
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَـٰقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلْعِجْلَ فَتُوبُوٓاْ إِلَىٰ بَارِئِكُمْ فَٱقْتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمْ ذَٲلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ‌ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦ
kavmine
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
إِنَّكُمْ
şüphesiz sizler
ظَلَمْتُمْ
zulmettiniz
أَنفُسَكُم
kendinize
بِٱتِّخَاذِكُمُ
(tanrı) edinmekle
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
فَتُوبُوٓا۟
gelin tevbe edin de
إِلَىٰ
yaratıcınıza
بَارِئِكُمْ
your Creator
فَٱقْتُلُوٓا۟
ve öldürün
أَنفُسَكُمْ
nefislerinizi
ذَٰلِكُمْ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ
sizin için
عِندَ
katında
بَارِئِكُمْ
yaratıcınız
فَتَابَ
tevbenizi kabul buyurmuş olur
عَلَيْكُمْ ۚ
sizin
إِنَّهُۥ
şüphesiz
هُوَ
O
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ
merhametlidir

Diyanet İşleri MealiMusa milletine "Ey milletim! Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaratanınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlı olur; O daima tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizikabul eder" demişti

Saheeh InternationalAnd [recall] when Moses said to his people, "O my people, indeed you have wronged yourselves by your taking of the calf [for worship]. So repent to your Creator and kill yourselves. That is best for [all of] you in the sight of your Creator." Then He accepted your repentance; indeed, He is the Accepting of repentance, the Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ قال موسى لقومه» الذين عبدوا العجل «يا قوم إنكم ظلمتم أنفسكم باتخاذكم العجل» إلهاً «فتوبوا إلى بارئكم» خالقكم من عبادته «فاقتلوا أنفسكم» أي ليقتل البريءُ منكم المجرم «ذلكم» القتل «خير لكم عند بارئكم» فوفقكم لفعل ذلك وأرسل عليكم سحابة سوداء لئلا يبصر بعضكم بعضا فيرحمه حتى قتل منكم نحو سبعين ألفا «فتاب عليكم» قبل توبتكم «أنه هو التواب الرحيم».

2:55
وَإِذْ قُلْتُمْ يَـٰمُوسَىٰ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ
وَإِذْ
ve hani
قُلْتُمْ
demiştiniz
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa
لَن
inanmayız
نُّؤْمِنَ
(will) we believe
لَكَ
sana
حَتَّىٰ
kadar
نَرَى
görünceye
ٱللَّهَ
Allah'ı
جَهْرَةًۭ
açıkça
فَأَخَذَتْكُمُ
derhal sizi yakalamıştı
ٱلصَّـٰعِقَةُ
yıldırım gürültüsü
وَأَنتُمْ
siz de
تَنظُرُونَ
bunu görüyordunuz

Diyanet İşleri MealiYa Musa! Allah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız" demiştiniz de gözleriniz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı

Saheeh InternationalAnd [recall] when you said, "O Moses, we will never believe you until we see Allah outright"; so the thunderbolt took you while you were looking on

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ قلتم» وقد خرجتم مع موسى لتعتذروا إلى الله من عبادة العجل وسمعتم كلامه «يا موسى لن نؤمن لك حتى نرى الله جهرة» عيانا «فأخذتكم الصاعقة» الصيحة فمتم «وأنتم تنظرون» ما حل بكم.

2:56
ثُمَّ بَعَثْنَـٰكُم مِّنۢ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
ثُمَّ
sonra
بَعَثْنَـٰكُم
sizi tekrar diriltmiştik
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
مَوْتِكُمْ
ölümünüzün
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz (diye)

Diyanet İşleri MealiÖlümünüzden sonra, şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik

Saheeh InternationalThen We revived you after your death that perhaps you would be grateful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم بعثناكم» أحييناكم «من بعد موتكم لعلكم تشكرون» نعمتنا بذلك.

2:57
وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْغَمَامَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ‌ۖ كُلُواْ مِن طَيِّبَـٰتِ مَا رَزَقْنَـٰكُمْ‌ۖ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَـٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
وَظَلَّلْنَا
ve gölgelendirdik
عَلَيْكُمُ
üstünüze
ٱلْغَمَامَ
bulutu
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَنَّ
kudret helvası
وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ
ve bıldırcın
كُلُوا۟
yeyin
مِن
güzelliklerden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
مَا
şeyleri
رَزَقْنَـٰكُمْ ۖ
rızık olarak verdiğimiz
وَمَا
ve değildi
ظَلَمُونَا
bize zulmediyor
وَلَـٰكِن
ama
كَانُوٓا۟
idiler
أَنفُسَهُمْ
kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmetmekteler

Diyanet İşleri MealiBulutla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" dedik. Onlar Bize değil, fakat kendilerine yazık ediyorlardı

Saheeh InternationalAnd We shaded you with clouds and sent down to you manna and quails, [saying], "Eat from the good things with which We have provided you." And they wronged Us not - but they were [only] wronging themselves

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وظلَّلنا عليكم الغمام» سترناكم بالسحاب الرقيق من حر الشمس في التيه «وأنزلنا عليكم» فيه «المن والسلوى» هما الترنجبين والطير السماني بتخفيف الميم والقصر، وقلنا: «كلوا من طيبات ما رزقناكم» ولا تدَّخروا، فكفروا النعمة وادخروا فقطع عنهم «وما ظلمونا» بذلك «ولكن كانوا أنفسهم يظلمون» لأن وباله عليهم.

2:58
وَإِذْ قُلْنَا ٱدْخُلُواْ هَـٰذِهِ ٱلْقَرْيَةَ فَكُلُواْ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَٱدْخُلُواْ ٱلْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُواْ حِطَّةٌ نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطَـٰيَـٰكُمْ‌ۚ وَسَنَزِيدُ ٱلْمُحْسِنِينَ
وَإِذْ
hani
قُلْنَا
demiştik ki
ٱدْخُلُوا۟
girin
هَـٰذِهِ
şu
ٱلْقَرْيَةَ
kente
فَكُلُوا۟
yeyin
مِنْهَا
oradan
حَيْثُ
yerde
شِئْتُمْ
dilediğiniz
رَغَدًۭا
bol bol
وَٱدْخُلُوا۟
girin
ٱلْبَابَ
kapıdan
سُجَّدًۭا
secde ederek
وَقُولُوا۟
ve deyin
حِطَّةٌۭ
hitta (ya Rabbi bizi affet)
نَّغْفِرْ
biz de bağışlayalım
لَكُمْ
sizin
خَطَـٰيَـٰكُمْ ۚ
hatalarınızı
وَسَنَزِيدُ
ve daha fazlasını vereceğiz
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananlara

Diyanet İşleri MealiŞu şehre girin, orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin, secde ederek kapısından girin, "bağışla!" deyin, Biz de yanılmalarınızı bağışlarız, iyilere daha da artırırız" demiştik

Saheeh InternationalAnd [recall] when We said, "Enter this city and eat from it wherever you will in [ease and] abundance, and enter the gate bowing humbly and say, 'Relieve us of our burdens.' We will [then] forgive your sins for you, and We will increase the doers of good [in goodness and reward]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ قلنا» لهم بعد خروجهم من التيه «ادخلوا هذه القرية» بيت المقدس أو أريحا «فكلوا منها حيث شئتم رغدا» واسعا لاَ حَجْرَ فيه «وادخلوا الباب» أي بابها «سجداً» منحنين «وقولوا» مسألتنا «حطة» أي أن تحط عنا خطايانا «نغفر» وفي قراءة بالياء والتاء مبنياً للمفعول فيهما «لكم خطاياكم وسنزيد المحسنين» بالطاعة ثواباً.

2:59 📚 2
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ قَوْلاً غَيْرَ ٱلَّذِى قِيلَ لَهُمْ فَأَنزَلْنَا عَلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ رِجْزًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ
فَبَدَّلَ
fakat değiştirdiler
ٱلَّذِينَ
onlar ki
ظَلَمُوا۟
zalimler
قَوْلًا
bir sözle
غَيْرَ
başka
ٱلَّذِى
söylenenden
قِيلَ
was said
لَهُمْ
kendilerine
فَأَنزَلْنَا
biz de indirdik
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
zulmedenlerin
ظَلَمُوا۟
wronged
رِجْزًۭا
bir azab
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
yaptıkları
يَفْسُقُونَ
kötülüklerden

Diyanet İşleri MealiAma zulmedenler, kendilerine söylenmiş olan sözü başka sözle değiştirdiler. Biz de, zalimlere, yoldan çıkmalarından dolayı gökten azab indirdik

Saheeh InternationalBut those who wronged changed [those words] to a statement other than that which had been said to them, so We sent down upon those who wronged a punishment from the sky because they were defiantly disobeying

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبدل الذين ظلموا» منهم «قولا غير الذي قيل لهم» فقالوا: حبة في شعرة ودخلوا يزحفون على أستاههم «فأنزلنا على الذين ظلموا» فيه وضع الظاهر موضع المضمر مبالغة في تقبيح شأنهم «رجزاً» عذاباً طاعوناً «من السماء بما كانوا يفسقون» بسب فسقهم أي خروجهم عن الطاعة فهلك منهم في ساعة سبعون ألفاً أو أقل.

2:60 📚 1
۞ وَإِذِ ٱسْتَسْقَىٰ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ فَقُلْنَا ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْحَجَرَ‌ۖ فَٱنفَجَرَتْ مِنْهُ ٱثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا‌ۖ قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ‌ۖ كُلُواْ وَٱشْرَبُواْ مِن رِّزْقِ ٱللَّهِ وَلَا تَعْثَوْاْ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
۞ وَإِذِ
hani
ٱسْتَسْقَىٰ
su istemişti
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦ
kavmi için
فَقُلْنَا
demiştik
ٱضْرِب
vur
بِّعَصَاكَ
asanla
ٱلْحَجَرَ ۖ
taşa
فَٱنفَجَرَتْ
fışkırmıştı
مِنْهُ
ondan
ٱثْنَتَا
on iki
عَشْرَةَ
twelve
عَيْنًۭا ۖ
göze (pınar)
قَدْ
elbette
عَلِمَ
bilmişti
كُلُّ
bütün
أُنَاسٍۢ
insanlar
مَّشْرَبَهُمْ ۖ
kendi içecekleri yeri
كُلُوا۟
yeyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
مِن
rızkından
رِّزْقِ
(the) provision (of)
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَا
ve (başkalarına) saldırmayın
تَعْثَوْا۟
act wickedly
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُفْسِدِينَ
bozgunculuk yaparak

Diyanet İşleri MealiMusa, milleti için su aramıştı; "Asanla taşa vur" dedik; ondan on iki pınar fışkırdı, herkes içeceği yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin, için, yalnız yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın

Saheeh InternationalAnd [recall] when Moses prayed for water for his people, so We said, "Strike with your staff the stone." And there gushed forth from it twelve springs, and every people knew its watering place. "Eat and drink from the provision of Allah, and do not commit abuse on the earth, spreading corruption

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ استسقى موسى» أي طلب السقيا «لقومه» وقد عطشوا في التيه «فقلنا اضرب بعصاك الحجر» وهو الذي فر بثوبه خفيف مربع كرأس الرجل رخام أو كذان فضربه «فانفجرت» انشقت وسالت «منه اثنتا عشرة عيناً» بعدد الأسباط «قد علم كل أناس» سبط منهم «مشربهم» موضع شربهم فلا يشركهم فيه غيرهم وقلنا لهم «كلوا واشربوا من رزق الله ولا تعثوا في الأرض مفسدين» حال مؤكدة لعاملها من عثى بكسر المثلثة أفسد.

2:61 📚 10
وَإِذْ قُلْتُمْ يَـٰمُوسَىٰ لَن نَّصْبِرَ عَلَىٰ طَعَامٍ وَٲحِدٍ فَٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ مِنۢ بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا‌ۖ قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ ٱلَّذِى هُوَ أَدْنَىٰ بِٱلَّذِى هُوَ خَيْرٌ‌ۚ ٱهْبِطُواْ مِصْرًا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ‌ۗ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ وَٱلْمَسْكَنَةُ وَبَآءُو بِغَضَبٍ مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ ذَٲلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُواْ يَكْفُرُونَ بِـَٔـايَـٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّــۧنَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ‌ۗ ذَٲلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ
وَإِذْ
hani
قُلْتُمْ
siz demiştiniz ki
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa
لَن
asla
نَّصْبِرَ
biz dayanamayız
عَلَىٰ
yemeğe
طَعَامٍۢ
food
وَٰحِدٍۢ
bir
فَٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُخْرِجْ
çıkarsın
لَنَا
bize
مِمَّا
şeylerden
تُنۢبِتُ
bitirdiği
ٱلْأَرْضُ
yerin
مِنۢ
sebzesinden
بَقْلِهَا
its herbs
وَقِثَّآئِهَا
ve acurundan
وَفُومِهَا
ve sarımsağından
وَعَدَسِهَا
ve mercimeğinden
وَبَصَلِهَا ۖ
ve soğanından
قَالَ
dedi ki
أَتَسْتَبْدِلُونَ
değiştirmek mi istiyorsunuz?
ٱلَّذِى
olanı
هُوَ
o
أَدْنَىٰ
daha aşağı
بِٱلَّذِى
olanla
هُوَ
o
خَيْرٌ ۚ
iyi
ٱهْبِطُوا۟
inin
مِصْرًۭا
bir şehre
فَإِنَّ
şüphesiz
لَكُم
sizin için vardır
مَّا
şeyler
سَأَلْتُمْ ۗ
istediğiniz
وَضُرِبَتْ
ve vuruldu
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
ٱلذِّلَّةُ
alçaklık
وَٱلْمَسْكَنَةُ
ve yoksulluk (damgası)
وَبَآءُو
ve uğradılar
بِغَضَبٍۢ
bir gazaba
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ
Allah
ذَٰلِكَ
işte bu
بِأَنَّهُمْ
şüphesiz öyle
كَانُوا۟
oldu
يَكْفُرُونَ
(çünkü) inkar ediyorlar
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَقْتُلُونَ
ve öldürüyorlardı
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberleri
بِغَيْرِ
etmediği halde
ٱلْحَقِّ ۗ
hak
ذَٰلِكَ
işte bu
بِمَا
sebebiyledir
عَصَوا۟
isyan etmeleri
وَّكَانُوا۟
ve oldukları
يَعْتَدُونَ
sınırı aşmış

Diyanet İşleri MealiEy Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin" demiştiniz de, "Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır" demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah'ın gazabına uğradılar. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı

Saheeh InternationalAnd [recall] when you said, "O Moses, we can never endure one [kind of] food. So call upon your Lord to bring forth for us from the earth its green herbs and its cucumbers and its garlic and its lentils and its onions." [Moses] said, "Would you exchange what is better for what is less? Go into [any] settlement and indeed, you will have what you have asked." And they were covered with humiliation and poverty and returned with anger from Allah [upon them]. That was because they [repeatedly] disbelieved in the signs of Allah and killed the prophets without right. That was because they disobeyed and were [habitually] transgressing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قلتم يا موسى لن نصبر على طعام» أي نوع منه «واحد» وهو المن والسلوى «فادع لنا ربَّك يُخرج لنا» شيئاً «مما تنبت الأرض من» للبيان «بقلها وقثائها وفومها» حنطتها «وعدسها وبصلها قال» لهم موسى «أتستبدلون الذي هو أدنى» أخس «بالذي هو خير» أشرف أي أتأخذونه بدله، والهمزة للإنكار فأبوا أن يرجعوا فدعا الله تعالى فقال تعالى «اهبطوا» انزلوا «مصراً» من الأمصار «فإن لكم» فيه «ما سألتم» من النبات «وضُربت» جعلت «عليهم الذلة» الذل والهوان «والمسكنة» أي أثر الفقر من السكون والخزي فهي لازمة لهم، وإن كانوا أغنياء لزوم الدرهم المضروب لسكته «وباءُوا» رجعوا «بغضب من الله ذلك» أي الضرب والغضب «بأنهم» أي بسبب أنهم «كانوا يكفرون بآيات الله ويقتلون النبيين» كزكريا ويحيى «بغير الحق» أي ظلماً «ذلك بما عصوا وكانوا يعتدون» يتجاوزون الحد في المعاصي وكرره للتأكيد.

2:62
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلنَّصَـٰرَىٰ وَٱلصَّـٰبِــِٔينَ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
inananlar
ءَامَنُوا۟
believed
وَٱلَّذِينَ
ve yahudiler
هَادُوا۟
became Jews
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ
ve hıristiyanlar
وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ
ve sabiiler
مَنْ
kim
ءَامَنَ
inanırsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَعَمِلَ
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا
iyi işler
فَلَهُمْ
onlar için vardır
أَجْرُهُمْ
mükafatları
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
rablerinin
وَلَا
ve yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يَحْزَنُونَ
hüzün

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir

Saheeh InternationalIndeed, those who believed and those who were Jews or Christians or Sabeans [before Prophet Muhammad] - those [among them] who believed in Allah and the Last Day and did righteousness - will have their reward with their Lord, and no fear will there be concerning them, nor will they grieve

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين آمنوا» بالأنبياء من قبل «والذين هادوا» هم اليهود «والنصارى والصابئين» طائفة من اليهود أو النصارى «من آمن» منهم «بالله واليوم الآخر» في زمن نبينا «وعمل صالحاً» بشريعته «فلهم أجرهم» أي ثواب أعمالهم «عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون» رُوعي في ضمير آمن وعمل لفظ من وفيما بعده معناها.

2:63
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُواْ مَآ ءَاتَيْنَـٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱذْكُرُواْ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
وَإِذْ
hani
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
sizin sözünüzü
وَرَفَعْنَا
ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ
üzerinize
ٱلطُّورَ
dağı
خُذُوا۟
tutun
مَآ
şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم
size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ
kuvvetle
وَٱذْكُرُوا۟
ve hatırlayın
مَا
şeyi
فِيهِ
içinde olan
لَعَلَّكُمْ
belki de siz
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Diyanet İşleri MealiSizden kesin söz almıştık. Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. "Allah'a karşı gelmekten sakınanlardan olabilmeniz için, size verdiğimiz Kitab'a kuvvetle sarılın, onda bulunanları hatırda tutun" demiştik

Saheeh InternationalAnd [recall] when We took your covenant, [O Children of Israel, to abide by the Torah] and We raised over you the mount, [saying], "Take what We have given you with determination and remember what is in it that perhaps you may become righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ أخذنا ميثاقكم» عهدكم بالعمل بما في التوراة «و» قد «رفعنا فوقكم الطور» الجبل اقتلعناه من أصله عليكم لما أبيتم قبولها وقلنا «خذوا ما آتيناكم بقوة» بجد واجتهاد «واذكروا ما فيه» بالعمل به «لعلكم تتقون» النار أو المعاصي.

2:64
ثُمَّ تَوَلَّيْتُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٲلِكَ‌ۖ فَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَكُنتُم مِّنَ ٱلْخَـٰسِرِينَ
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّيْتُم
dönmüştünüz
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ ۖ
bunun
فَلَوْلَا
eğer olmasaydı
فَضْلُ
iyiliği
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
وَرَحْمَتُهُۥ
ve merhameti
لَكُنتُم
elbette olurdunuz
مِّنَ
ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Diyanet İşleri MealiBundan sonra yine yüz çevirdiniz; eğer Allah'ın size bol nimeti ve merhameti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz

Saheeh InternationalThen you turned away after that. And if not for the favor of Allah upon you and His mercy, you would have been among the losers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم توليتم» أعرضتم «من بعد ذلك» الميثاق عن الطاعة «فلولا فضل الله عليكم ورحمته» لكم بالتوبة أو تأخير العذاب «لكنتم من الخاسرين» الهالكين.

2:65
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلَّذِينَ ٱعْتَدَوْاْ مِنكُمْ فِى ٱلسَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُواْ قِرَدَةً خَـٰسِــِٔينَ
وَلَقَدْ
ve elbette
عَلِمْتُمُ
bilmişsinizdir
ٱلَّذِينَ
haddi aşanları
ٱعْتَدَوْا۟
transgressed
مِنكُمْ
içinizden
فِى
cumartesi gününde
ٱلسَّبْتِ
the (matter of) Sabbath
فَقُلْنَا
işte dedik ki
لَهُمْ
onlara
كُونُوا۟
olun
قِرَدَةً
maymunlar
خَـٰسِـِٔينَ
aşağılık

Diyanet İşleri Mealiİçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık

Saheeh InternationalAnd you had already known about those who transgressed among you concerning the sabbath, and We said to them, "Be apes, despised

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد» لام قسم «علمتم» عرفتم «الذين اعتدوا» تجاوزوا الحد «منكم في السبت» بصيد السمك وقد نهيناهم عنه وهم أهل آيلة «فقلنا لهم كونوا قردة خاسئين» مبعدين فكانوا وهلكوا بعد ثلاثة أيام.

2:66
فَجَعَلْنَـٰهَا نَكَـٰلاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
فَجَعَلْنَـٰهَا
ve bunu yaptık
نَكَـٰلًۭا
ibretlik bir ceza
لِّمَا
şey için
بَيْنَ
arasındaki (önündeki)
يَدَيْهَا
onların iki eli
وَمَا
ve şey (için)
خَلْفَهَا
ardından gelen
وَمَوْعِظَةًۭ
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ
müttakiler için

Diyanet İşleri Mealiİçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık

Saheeh InternationalAnd We made it a deterrent punishment for those who were present and those who succeeded [them] and a lesson for those who fear Allah

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فجعلناها» أي تلك العقوبة «نكالاً» عبرة مانعة من ارتكاب مثل ما عملوا «لما بين يديها وما خلفها» أي للأمم التي في زمانها وبعدها «وموعظة للمتقين» الله وخصوا بالذكر لأنهم المنتفعون بخلاف غيرهم.

2:67 📚 6
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تَذْبَحُواْ بَقَرَةً‌ۖ قَالُوٓاْ أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا‌ۖ قَالَ أَعُوذُ بِٱللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْجَـٰهِلِينَ
وَإِذْ
hani
قَالَ
demişti
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِۦٓ
kavmine
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْمُرُكُمْ
size emrediyor
أَن
kesmenizi
تَذْبَحُوا۟
you slaughter
بَقَرَةًۭ ۖ
bir inek
قَالُوٓا۟
dediler
أَتَتَّخِذُنَا
bizimle ediyor musun?
هُزُوًۭا ۖ
alay
قَالَ
dedi
أَعُوذُ
sığınırım
بِٱللَّهِ
Allah'a
أَنْ
olmaktan
أَكُونَ
I be
مِنَ
cahillerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ
the ignorant

Diyanet İşleri MealiMusa milletine: "Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor" demişti; "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediklerinde de: "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi

Saheeh InternationalAnd [recall] when Moses said to his people, "Indeed, Allah commands you to slaughter a cow." They said, "Do you take us in ridicule?" He said, "I seek refuge in Allah from being among the ignorant

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ قال موسى لقومه» وقد قُتل لهم قتيل لا يُدرى قاتله وسألوه أن يدعو الله أن يبينه لهم فدعاه «إن الله يأمركم أن تذبحوا بقرة قالوا أتتخذنا هزواً» مهزوءاً بنا حيث تجيبنا بمثل ذلك «قال أعوذ» أمتنع «بالله أن أكون من الجاهلين» المستهزئين.

2:68 📚 1
قَالُواْ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِىَ‌ۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانُۢ بَيْنَ ذَٲلِكَ‌ۖ فَٱفْعَلُواْ مَا تُؤْمَرُونَ
قَالُوا۟
dediler
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
ne olduğunu
هِىَ ۚ
onun
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
diyor ki
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
لَّا
olmayan
فَارِضٌۭ
yaşlı
وَلَا
ve olmayan
بِكْرٌ
körpe
عَوَانٌۢ
orta yaşlı
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ ۖ
bunun
فَٱفْعَلُوا۟
haydi yapın
مَا
şeyi
تُؤْمَرُونَ
size emredilen

Diyanet İşleri MealiRabbine bizim adımıza yalvar da onun mahiyetini bize bildirsin" dediler, "O, onun ne pek kart, ne pek körpe, ikisi ortası bir sığır olduğunu söylüyor, size emrolunanı yapın" dedi

Saheeh InternationalThey said, "Call upon your Lord to make clear to us what it is." [Moses] said, "[Allah] says, 'It is a cow which is neither old nor virgin, but median between that,' so do what you are commanded

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
فلما علموا أنه عزم «قالوا ادع لنا ربك يبيّن لنا ما هي» أي ما سنها «قال» موسى «إنه» أي الله «يقول إنها بقرة لا فارضٌ» مسنة «ولا بكرٌ» صغيرة «عوانٌ» نصف «بين ذلك» المذكور من السنين «فافعلوا ما تؤمرون» به من ذبحها.

2:69
قَالُواْ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوْنُهَا‌ۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَآءُ فَاقِعٌ لَّوْنُهَا تَسُرُّ ٱلنَّـٰظِرِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
nedir
لَوْنُهَا ۚ
onun rengi
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
diyor
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
صَفْرَآءُ
sarı renginde
فَاقِعٌۭ
parlak
لَّوْنُهَا
onun rengi
تَسُرُّ
sevinç verir
ٱلنَّـٰظِرِينَ
bakanlara

Diyanet İşleri MealiRabbine bizim adımıza yalvar da ne renk olduğunu bize bildirsin" dediler. "O, onun, bakanların içini açan parlak sarı renkli bir sığır olduğunu söylüyor" dedi

Saheeh InternationalThey said, "Call upon your Lord to show us what is her color." He said, "He says, 'It is a yellow cow, bright in color - pleasing to the observers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا ادع لنا ربك يبين لنا ما لونها قال إنه يقول إنها بقرة صفراء فاقع لونها» شديد الصفرة، «تسر الناظرين» إليها بحسنها أي تعجبهم.

2:70
قَالُواْ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِىَ إِنَّ ٱلْبَقَرَ تَشَـٰبَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّآ إِن شَآءَ ٱللَّهُ لَمُهْتَدُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
ٱدْعُ
du'a et
لَنَا
bizim için
رَبَّكَ
Rabbine
يُبَيِّن
açıklasın
لَّنَا
bize
مَا
nasıl bir şey olduğunu
هِىَ
onun
إِنَّ
zira
ٱلْبَقَرَ
o inek
تَشَـٰبَهَ
benzer geldi
عَلَيْنَا
bize
وَإِنَّآ
ama mutlaka biz
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
ٱللَّهُ
Allah
لَمُهْتَدُونَ
hidayeti buluruz

Diyanet İşleri MealiRabbine bizim adımıza yalvar da, mahiyetini bize bildirsin, çünkü sığırlar, bizce, birbirine benzemektedir. Allah dilerse biz şüphesiz doğruyu bulmuş oluruz" dediler

Saheeh InternationalThey said, "Call upon your Lord to make clear to us what it is. Indeed, [all] cows look alike to us. And indeed we, if Allah wills, will be guided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا ادع لنا ربك يبين لنا ما هي» أسائمة أم عاملة «إن البقر» أي جنسه المنعوت بما ذكر «تشابه علينا» لكثرته فلم نهتد إلى المقصودة «وإنا إن شاء الله لمهتدون» إليها وفي الحديث (لو لم يستثنوا لما بينت لهم لآخر الأبد).

2:71
قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا ذَلُولٌ تُثِيرُ ٱلْأَرْضَ وَلَا تَسْقِى ٱلْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَّا شِيَةَ فِيهَا‌ۚ قَالُواْ ٱلْـَٔـٰنَ جِئْتَ بِٱلْحَقِّ‌ۚ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُواْ يَفْعَلُونَ
قَالَ
dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَقُولُ
şöyle diyor
إِنَّهَا
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ
bir inektir
لَّا
olmayan
ذَلُولٌۭ
boyundurluk altında
تُثِيرُ
sürmek için
ٱلْأَرْضَ
yeri
وَلَا
ve sulamaz
تَسْقِى
water
ٱلْحَرْثَ
ekin
مُسَلَّمَةٌۭ
kusursuz
لَّا
yoktur
شِيَةَ
hiçbir alacası
فِيهَا ۚ
onda
قَالُوا۟
dediler
ٱلْـَٔـٰنَ
işte şimdi
جِئْتَ
getirdin
بِٱلْحَقِّ ۚ
doğruyu
فَذَبَحُوهَا
ve boğazladılar onu
وَمَا
az daha
كَادُوا۟
they were near
يَفْعَلُونَ
yapmayacaklardı

Diyanet İşleri MealiYeri sürüp, ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir sığır olduğunu söylüyor" dedi. "Şimdi gerçeği bildirdin" deyip sığırı boğazladılar; az kalsın bunu yapmayacaklardı

Saheeh InternationalHe said, "He says, 'It is a cow neither trained to plow the earth nor to irrigate the field, one free from fault with no spot upon her.' " They said, "Now you have come with the truth." So they slaughtered her, but they could hardly do it

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال إنه يقول إنها بقرة لا ذلول» غير مذللة بالعمل «تثير الأرض» تقلبها للزراعة والجملة صفة ذلول داخلة في النهي «ولا تسقي الحرث» الأرض المهيأة للزراعة «مسلمة» من العيوب وآثار العمل «لا شية» لون «فيها» غير لونها «قالوا الآن جئت بالحق» نطقت بالبيان التام فطلبوها فوجدوها عند الفتى البار بأمه فاشتروها بملء مسكها ذهبا «فذبحوها وما كادوا يفعلون» لغلاء ثمنها وفي الحديث: (لو ذبحوا أي بقرة كانت لأجزأتهم ولكن شددوا على أنفسهم فشدد الله عليهم).

2:72
وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَٱدَّٲرَٲْٔتُمْ فِيهَا‌ۖ وَٱللَّهُ مُخْرِجٌ مَّا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
وَإِذْ
hani
قَتَلْتُمْ
siz öldürmüştünüz
نَفْسًۭا
bir adam
فَٱدَّٰرَْٰٔتُمْ
birbirinizle atışmıştınız
فِيهَا ۖ
onun hakkında
وَٱللَّهُ
oysa Allah
مُخْرِجٌۭ
ortaya çıkarıcıdır
مَّا
şeyi
كُنتُمْ
olduğunuz
تَكْتُمُونَ
gizlemiş

Diyanet İşleri MealiSiz bir kimseyi öldürmüş ve bunu birbirinize atmıştınız; oysa Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı

Saheeh InternationalAnd [recall] when you slew a man and disputed over it, but Allah was to bring out that which you were concealing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قتلتم نفساً فأدّارأتم» فيه إدغام التاء في الأصل في الدال أي تخاصمتم وتدافعتم «فيها والله مخرج» مظهر «ما كنتم تكتمون» من أمرها وهذا اعتراض وهو أول القصة.

2:73
فَقُلْنَا ٱضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا‌ۚ كَذَٲلِكَ يُحْىِ ٱللَّهُ ٱلْمَوْتَىٰ وَيُرِيكُمْ ءَايَـٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
فَقُلْنَا
dedik ki
ٱضْرِبُوهُ
vurun ona (öldürülene)
بِبَعْضِهَا ۚ
(ineğin) bir parçasıyla
كَذَٰلِكَ
işte böylece
يُحْىِ
diriltir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
وَيُرِيكُمْ
ve size gösterir
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
düşünürsünüz

Diyanet İşleri MealiSığırın bir parçasıyla ona vurun" dedik. İşte böylece Allah ölüleri diriltir ve aklınızı kullanasınız diye size ayetlerini gösterir

Saheeh InternationalSo, We said, "Strike the slain man with part of it." Thus does Allah bring the dead to life, and He shows you His signs that you might reason

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فقلنا اضربوه» أي القتيل «ببعضها» فضرب بلسانها أو عَجْب ذنبها فحييَ وقال: قتلني فلان وفلان لاِبْنيْ عمه ومات فحرما الميراث وقتلا، قال تعالى: «كذلك» الإحياء «يحيي الله الموتى ويريكم آياته» دلائل قدرته «لعلكم تعقلون» تتدبرون فتعلمون أن القادر على إحياء نفس واحدة قادر على إحياء نفوس كثيرة فتؤمنون.

2:74 📚 5
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٲلِكَ فَهِىَ كَٱلْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً‌ۚ وَإِنَّ مِنَ ٱلْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ ٱلْأَنْهَـٰرُ‌ۚ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ ٱلْمَآءُ‌ۚ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ ٱللَّهِ‌ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
ثُمَّ
sonra yine
قَسَتْ
katılaştı
قُلُوبُكُم
kalbleriniz
مِّنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
فَهِىَ
şimdi onlar
كَٱلْحِجَارَةِ
taş gibi
أَوْ
hatta
أَشَدُّ
daha da
قَسْوَةًۭ ۚ
katıdır
وَإِنَّ
çünkü
مِنَ
öyle taş
ٱلْحِجَارَةِ
the stones
لَمَا
var ki
يَتَفَجَّرُ
fışkırır
مِنْهُ
içinden
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ
ırmaklar
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنْهَا
öylesi de
لَمَا
var ki
يَشَّقَّقُ
çatlayıverir de
فَيَخْرُجُ
çıkar
مِنْهُ
ondan
ٱلْمَآءُ ۚ
su
وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِنْهَا
ondan
لَمَا
öylesi de var ki
يَهْبِطُ
aşağı yuvarlanır
مِنْ
korkusundan
خَشْيَةِ
fear
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiSonra kalbleriniz yine katılaştı, taş gibi, hatta daha da katı oldu. Nitekim taşlar arasında kendisinden ırmaklar fışkıran vardır; yarılıp su çıkan vardır; Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir

Saheeh InternationalThen your hearts became hardened after that, being like stones or even harder. For indeed, there are stones from which rivers burst forth, and there are some of them that split open and water comes out, and there are some of them that fall down for fear of Allah. And Allah is not unaware of what you do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم قست قلوبكم» أيها اليهود صلبت عن قبول الحق «من بعد ذلك» المذكور من إحياء القتيل وما قبله من الآيات «فهي كالحجارة» في القسوة «أو أشد قسوة» منها «وإن من الحجارة لما يتفجَّر منه الأنهار وإن منها لما يشقق» فيه إدغام التاء في الأصل في الشين «فيخرج منه الماء وإن منها لما يهبط» ينزل من علو إلى أسفل «من خشية الله» وقلوبكم لا تتأثر ولا تلين ولا تخشع «وما الله بغافل عما تعلمون» وإنما يؤخركم لوقتكم وفي قراءة بالتحتانية وفيه التفات عن الخطاب.

2:75 📚 1
۞ أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُواْ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَـٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُۥ مِنۢ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
۞ أَفَتَطْمَعُونَ
umuyor musunuz?
أَن
ki
يُؤْمِنُوا۟
inanacaklar
لَكُمْ
size
وَقَدْ
oysa
كَانَ
vardı ki
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُمْ
bunlardan
يَسْمَعُونَ
işitirlerdi de
كَلَـٰمَ
sözünü
ٱللَّهِ
Allah'ın
ثُمَّ
sonra
يُحَرِّفُونَهُۥ
onu değiştirirlerdi
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
مَا
düşünüp akıl erdirdikten
عَقَلُوهُ
they understood it
وَهُمْ
ve onlar
يَعْلَمُونَ
bildikleri halde

Diyanet İşleri MealiSize inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir takımı Allah'ın sözünü işitiyor, ona akılları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı

Saheeh InternationalDo you covet [the hope, O believers], that they would believe for you while a party of them used to hear the words of Allah and then distort the Torah after they had understood it while they were knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفتطعمون» أيها المؤمنون «أن يؤمنوا لكم» أي اليهود لكم. «وقد كان فريق» طائفة «منهم» أحبارهم «يسمعون كلام الله» في التوراة «ثم يحرّفونه» يغيرونه «من بعد ما عقلوه» فهموه «وهم يعلمون» أنهم مفترون والهمزة للإنكار أي لا تطمعوا فلهم سابقة بالكفر.

2:76
وَإِذَا لَقُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ قَالُوٓاْ أَتُحَدِّثُونَهُم بِمَا فَتَحَ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَآجُّوكُم بِهِۦ عِندَ رَبِّكُمْ‌ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
وَإِذَا
zaman
لَقُوا۟
rastladıkları
ٱلَّذِينَ
kimselerle
ءَامَنُوا۟
inanan
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
وَإِذَا
zaman
خَلَا
yalnız kaldıkları
بَعْضُهُمْ
onların bazısı
إِلَىٰ
bazısına
بَعْضٍۢ
some (others)
قَالُوٓا۟
derler
أَتُحَدِّثُونَهُم
onlara haber mi veriyorsunuz
بِمَا
şeyleri
فَتَحَ
açtığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size
لِيُحَآجُّوكُم
sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar
بِهِۦ
onu
عِندَ
katında
رَبِّكُمْ ۚ
Rabbiniz
أَفَلَا
Aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
understand

Diyanet İşleri Mealiİnananlarla karşılaştıkları zaman, "İnandık" derlerdi; birbirleriyle yalnız kaldıklarında, "Rabbinizin katında size karşı hüccet göstersinler diye mi Allah'ın size açıkladığını onlara anlatıyorsunuz? Bunu akletmiyor musunuz?" derlerdi

Saheeh InternationalAnd when they meet those who believe, they say, "We have believed"; but when they are alone with one another, they say, "Do you talk to them about what Allah has revealed to you so they can argue with you about it before your Lord?" Then will you not reason

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا لقوا» أي منافقوا اليهود «الذين آمنوا قالوا آمنا» بأن محمداً نبي وهو المبشر به في كتابنا «وإذا خلا» رجع «بعضهم إلى بعض قالوا» أي رؤساؤهم الذين لم ينافقوا لمن نافق «أتحدثونهم» أي المؤمنين «بما فتح الله عليكم» أي عرَّفكم في التوراة من نعت محمد * «ليحاجوكم» ليخاصموكم واللامُ للصيرورة «به عند ربكم» في الآخرة ويقيموا عليكم الحجة في ترك اتِّباعه مع علمكم بصدقه «أفلا تعقلون» أنهم يحاجونكم إذا حدثتموهم فتنتهوا.

2:77 📚 1
أَوَلَا يَعْلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
أَوَلَا
bilmiyorlar mı ki?
يَعْلَمُونَ
they know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
يُسِرُّونَ
onların gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ
açığa vurdukları

Diyanet İşleri MealiGizlediklerini de, açıkladıklarını da Allah'ın bildiğini bilmiyorlar mı

Saheeh InternationalBut do they not know that Allah knows what they conceal and what they declare

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى «أو لا يعلمون» الاستفهام للتقرير والواو الداخلة عليها للعطف «أن الله يعلم ما يسرون وما يعلنون» ما يخفون وما يظهرون من ذلك وغيره فيرعَوُوا عن ذلك.

2:78
وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ ٱلْكِتَـٰبَ إِلَّآ أَمَانِىَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
وَمِنْهُمْ
onların içinde vardır
أُمِّيُّونَ
ümmiler
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
إِلَّآ
dışında
أَمَانِىَّ
kuruntuları
وَإِنْ
onlar
هُمْ
they
إِلَّا
sadece
يَظُنُّونَ
zannediyorlar

Diyanet İşleri MealiOnların bir kısmının okuyup yazması yoktu. Kitab'ı bilmezlerdi; bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardı. Onlar ancak vehim içindedirler

Saheeh InternationalAnd among them are unlettered ones who do not know the Scripture except in wishful thinking, but they are only assuming

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومنهم» أي اليهود «أميون» عوام «لا يعلمون الكتاب» التوراة «إلا» لكن «أمانيَّ» أكاذيب تلقَّوْها من رؤسائهم فاعتمدوها «وإن» ما «هم» في جحد نبوة النبي وغيره مما يختلقونه «‌إلا يظنون» ظناً ولا علم لهم.

2:79 📚 4
فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ يَكْتُبُونَ ٱلْكِتَـٰبَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَـٰذَا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ لِيَشْتَرُواْ بِهِۦ ثَمَنًا قَلِيلاً‌ۖ فَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا يَكْسِبُونَ
فَوَيْلٌۭ
vay haline
لِّلَّذِينَ
o kimselerin ki
يَكْتُبُونَ
yazıyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِأَيْدِيهِمْ
elleriyle
ثُمَّ
sonra
يَقُولُونَ
diyorlar
هَـٰذَا
bu
مِنْ
katındandır
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
لِيَشْتَرُوا۟
satmak için
بِهِۦ
onu
ثَمَنًۭا
paraya
قَلِيلًۭا ۖ
azıcık
فَوَيْلٌۭ
vay haline
لَّهُم
onların
مِّمَّا
ötürü
كَتَبَتْ
yazdığından
أَيْدِيهِمْ
ellerinin
وَوَيْلٌۭ
vay haline
لَّهُم
onların
مِّمَّا
ötürü
يَكْسِبُونَ
kazandıklarından

Diyanet İşleri MealiVay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, "Bu Allah katındandır" diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına

Saheeh InternationalSo woe to those who write the "scripture" with their own hands, then say, "This is from Allah," in order to exchange it for a small price. Woe to them for what their hands have written and woe to them for what they earn

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فويل» شدة عذاب «للذين يكتبون الكتاب بأيديهم» أي مختلقاً من عندهم «ثم يقولون هذا من عند الله ليشتروا به ثمناً قليلا» من الدنيا وهم اليهود غيَّروا صفة النبي في التوراة وآية الرجم وغيرها وكتبوها على خلاف ما أنزل «فويل لهم مما كتبت أيديهم» من المختلق «وويل لهم مما يكسبون» من الرشا جمع رشوة.

2:80 📚 1
وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامًا مَّعْدُودَةً‌ۚ قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ ٱللَّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ ٱللَّهُ عَهْدَهُۥٓ‌ۖ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
وَقَالُوا۟
Bir de dediler ki
لَن
asla
تَمَسَّنَا
bize dokunmayacaktır
ٱلنَّارُ
ateş
إِلَّآ
dışında
أَيَّامًۭا
gün
مَّعْدُودَةًۭ ۚ
sayılı birkaç
قُلْ
De ki
أَتَّخَذْتُمْ
aldınız mı?
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
عَهْدًۭا
bir söz (bu hususta)
فَلَن
öyleyse
يُخْلِفَ
dönmez
ٱللَّهُ
Allah
عَهْدَهُۥٓ ۖ
sözünden
أَمْ
yoksa
تَقُولُونَ
söylüyorsunuz
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مَا
bir şey
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Diyanet İşleri MealiAteş bize sadece sayılı birkaç gün değecektir", derler; sor, "Allah katından siz söz mü aldınız?", eğer öyle ise Allah sözünden caymayacaktır. "Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz

Saheeh InternationalAnd they say, "Never will the Fire touch us, except for a few days." Say, "Have you taken a covenant with Allah? For Allah will never break His covenant. Or do you say about Allah that which you do not know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا» لما وعدهم النبيُّ النار «لن تمسَّنا» تصيبنا «النار إلا أياماً معدودة» قليلة أربعين يوماً مدة عبادة آبائهم العجل ثم تزول «قل» لهم يا محمد «أتخذتم» حذفت منه همزة الوصل استغناءً بهمزة الاستفهام «عند الله عهداً» ميثاقاً منه بذلك «فلن يُخلف الله عهده» به؟ لا «أم» بل «تقولون على الله ما لا تعلمون».

2:81
بَلَىٰ مَن كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَـٰطَتْ بِهِۦ خَطِيٓــَٔتُهُۥ فَأُوْلَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ‌ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
بَلَىٰ
evet
مَن
kim
كَسَبَ
kazanır
سَيِّئَةًۭ
bir günah
وَأَحَـٰطَتْ
ve kuşatmış olursa
بِهِۦ
kendisini
خَطِيٓـَٔتُهُۥ
suçu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiHayır öyle değil; kötülük işleyip suçu kendisini kuşatmış olan kimseler; cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada temellidirler

Saheeh InternationalYes, whoever earns evil and his sin has encompassed him - those are the companions of the Fire; they will abide therein eternally

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بلى» تمسكم وتخلدون فيها «من كسب سيئة» شركاً «وأحاطت به خطيئته» بالإفراد والجمع أي استولت عليه وأحدقت به من كل جانب بأن مات مشركاً «فأولئك أصحاب النار هم فيها خالدون» روعي فيه معنى من.

2:82
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْجَنَّةِ‌ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
yararlı işler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar da
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلْجَنَّةِ ۖ
cennet
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı işler yapan kimseler cennetlik olanlardır, onlar da orada temellidirler

Saheeh InternationalBut they who believe and do righteous deeds - those are the companions of Paradise; they will abide therein eternally

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين آمنوا وعملوا الصالحات أولئك أصحاب الجنة هم فيها خالدون».

2:83
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ لَا تَعْبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ وَبِٱلْوَٲلِدَيْنِ إِحْسَانًا وَذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْنًا وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٲةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٲةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلَّا قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مُّعْرِضُونَ
وَإِذْ
ve hani
أَخَذْنَا
biz almıştık
مِيثَـٰقَ
bir söz
بَنِىٓ
oğullarından
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
لَا
kulluk etmeyeceksiniz
تَعْبُدُونَ
you will worship
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ
ve anaya-babaya
إِحْسَانًۭا
iyilik edeceksiniz
وَذِى
ve
ٱلْقُرْبَىٰ
yakınlara
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullara
وَقُولُوا۟
ve söyleyin
لِلنَّاسِ
insanlara
حُسْنًۭا
güzel söz
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّيْتُمْ
döndünüz
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azınız
مِّنكُمْ
sizden olan
وَأَنتُم
ve siz
مُّعْرِضُونَ
yüz çeviriyorsunuz

Diyanet İşleri Mealiİsrailoğullarından, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin" diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz; hala da yüz çevirip duruyorsunuz

Saheeh InternationalAnd [recall] when We took the covenant from the Children of Israel, [enjoining upon them], "Do not worship except Allah; and to parents do good and to relatives, orphans, and the needy. And speak to people good [words] and establish prayer and give zakah." Then you turned away, except a few of you, and you were refusing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ أخذنا ميثاق بني إسرائيل» في التوراة وقلنا «لا تعبدون» بالتاء والياء «إلا الله» خبر بمعنى النهي، وقرئ: لا تعبدوا «و» أحسنوا «بالوالدين إحساناً» براً «وذي القربى» القرابة عطف على الوالدين «واليتامى والمساكين وقولوا للناس» قولا «حسناً» من الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر والصدق في شأن محمد والرفق بهم، وفي قراءة بضم الحاء وسكون السين مصدر وصف به مبالغة «وأقيموا الصلاة وآتوا الزكاة» فقبلتم ذلك «ثم تولَّيتم» أعرضتم عن الوفاء به، فيه التفات عن الغيبة والمراد آباؤهم «إلا قليلا منكم وأنتم معرضون» عنه كآبائكم.

2:84
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَآءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ أَنفُسَكُم مِّن دِيَـٰرِكُمْ ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ
وَإِذْ
hani
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
sizden kesin söz
لَا
dökmeyeceksiniz
تَسْفِكُونَ
will you shed
دِمَآءَكُمْ
birbirinizin kanını
وَلَا
çıkarmayacaksınız
تُخْرِجُونَ
(will) evict
أَنفُسَكُم
birbirinizi
مِّن
yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُمْ
your homes
ثُمَّ
sonra
أَقْرَرْتُمْ
kabul etmiştiniz
وَأَنتُمْ
ve siz
تَشْهَدُونَ
şahidsiniz

Diyanet İşleri MealiKanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık, sonra bunu böylece kabul etmiştiniz, buna siz şahidsiniz

Saheeh InternationalAnd [recall] when We took your covenant, [saying], "Do not shed each other's blood or evict one another from your homes." Then you acknowledged [this] while you were witnessing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ أخذنا ميثاقكم» وقلنا «لا تسفكون دماءكم» تريقونها بقتل بعضكم بعضاً «ولا تخرجون أنفسكم من دياركم» لا يخرج بعضكم بعضا من داره «ثم أقررتم» قبلتم ذلك الميثاق «وأنتم تشهدون» على أنفسكم.

2:85
ثُمَّ أَنتُمْ هَـٰٓؤُلَآءِ تَقْتُلُونَ أَنفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقًا مِّنكُم مِّن دِيَـٰرِهِمْ تَظَـٰهَرُونَ عَلَيْهِم بِٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٲنِ وَإِن يَأْتُوكُمْ أُسَـٰرَىٰ تُفَـٰدُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ إِخْرَاجُهُمْ‌ۚ أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ ٱلْكِتَـٰبِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ‌ۚ فَمَا جَزَآءُ مَن يَفْعَلُ ذَٲلِكَ مِنكُمْ إِلَّا خِزْىٌ فِى ٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا‌ۖ وَيَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ يُرَدُّونَ إِلَىٰٓ أَشَدِّ ٱلْعَذَابِ‌ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
ثُمَّ
Ama
أَنتُمْ
siz
هَـٰٓؤُلَآءِ
öldürüyorsunuz
تَقْتُلُونَ
(who) kill
أَنفُسَكُمْ
birbirinizi
وَتُخْرِجُونَ
ve çıkarıyorsunuz
فَرِيقًۭا
bir grubu
مِّنكُم
sizden
مِّن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
تَظَـٰهَرُونَ
birleşiyorsunuz
عَلَيْهِم
onlara karşı
بِٱلْإِثْمِ
günah
وَٱلْعُدْوَٰنِ
ve düşmanlıkla
وَإِن
ve eğer
يَأْتُوكُمْ
size geldiklerinde
أُسَـٰرَىٰ
esir olarak
تُفَـٰدُوهُمْ
fidyelerini veriyorsunuz
وَهُوَ
ve o
مُحَرَّمٌ
yasaklanmış iken
عَلَيْكُمْ
size
إِخْرَاجُهُمْ ۚ
onları çıkarmak
أَفَتُؤْمِنُونَ
yoksa siz inanıyorsunuz da
بِبَعْضِ
bir kısmına
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
وَتَكْفُرُونَ
inkar mı ediyorsunuz
بِبَعْضٍۢ ۚ
bir kısmını
فَمَا
nedir?
جَزَآءُ
cezası
مَن
kimsenin
يَفْعَلُ
yapan
ذَٰلِكَ
bunu
مِنكُمْ
sizden
إِلَّا
başka
خِزْىٌۭ
rezil olmaktan
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَيَوْمَ
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يُرَدُّونَ
onlar itilirler
إِلَىٰٓ
en şiddetlisine
أَشَدِّ
(the) most severe
ٱلْعَذَابِ ۗ
azabın
وَمَا
değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiSonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir

Saheeh InternationalThen, you are those [same ones who are] killing one another and evicting a party of your people from their homes, cooperating against them in sin and aggression. And if they come to you as captives, you ransom them, although their eviction was forbidden to you. So do you believe in part of the Scripture and disbelieve in part? Then what is the recompense for those who do that among you except disgrace in worldly life; and on the Day of Resurrection they will be sent back to the severest of punishment. And Allah is not unaware of what you do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم أنتم» يا «هؤلاء تقتلون أنفسكم» بقتل بعضكم بعضا «وتخرجون فريقا منكم من ديارهم تَظَّاهَرُونَ» فيه إدغام التاء في الأصل في الظاء، وفي قراءة بالتخفيف على حذفها تتعاونون «عليهم بالإثم» بالمعصية «والعدوان» الظلم «وإن يأتوكم أسارى» وفي قراءة أسرى «تَفْدُوهُمْ» وفي قراءة «تُفَادُوهُمْ» تنقذوهم من الأسر بالمال أو غيره وهو مما عهد إليهم «وهو» أي الشأن «محرَّم عليكم إخراجهم» متصل بقوله وتخرجون والجملة بينهما اعتراض: أي كما حرم ترك الفداء، وكانت قريظةُ حالفوا الأوسَ، والنضيرُ الخزرجَ فكان كل فريق يقاتل مع حلفائه ويخرب ديارهم ويخرجهم فإذا أسروا فدوهم، وكانوا إذا سئلوا لم تقاتلونهم وتفدونهم؟ قالوا أمرنا بالفداء فيقال فَلِمَ تقاتلونهم؟ فيقولون حياء أن تستذل حلفاؤنا. قال تعالى: «أفتؤمنون ببعض الكتاب» وهو الفداء «وتكفرون ببعض» وهو ترك القتل والإخراج والمظاهرة «فما جزاء من يفعل ذلك منكم إلا خزيٌ» هوان وذلّ «في الحياة الدنيا» وقد خزوا بقتل قريظة ونفي النضير إلى الشام وضرب الجزية «ويوم القيامة يردون إلى أشد العذاب وما الله بغافلِ عما يعملون» بالياء والتاء.

2:86 📚 3
أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُاْ ٱلْحَيَوٲةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْأَخِرَةِ‌ۖ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟
satın alan
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahireti verip
فَلَا
hiç hafifletilmez
يُخَفَّفُ
will be lightened
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابُ
azab
وَلَا
ve hiç
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
yardım edilmez

Diyanet İşleri MealiOnlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azabları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler

Saheeh InternationalThose are the ones who have bought the life of this world [in exchange] for the Hereafter, so the punishment will not be lightened for them, nor will they be aided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك الذين اشتروا الحياة الدنيا بالآخرة» بأن آثروها عليها «فلا يخفَّف عنهم العذاب ولا هم يُنصرون» يمنعون منه.

2:87
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ وَقَفَّيْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ بِٱلرُّسُلِ‌ۖ وَءَاتَيْنَا عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱلْبَيِّنَـٰتِ وَأَيَّدْنَـٰهُ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ‌ۗ أَفَكُلَّمَا جَآءَكُمْ رَسُولُۢ بِمَا لَا تَهْوَىٰٓ أَنفُسُكُمُ ٱسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَقَفَّيْنَا
birbiri ardınca gönderdik
مِنۢ
arkasından
بَعْدِهِۦ
after him
بِٱلرُّسُلِ ۖ
peygamberler
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
عِيسَى
Îsa'ya
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ
ve onu destekledik
بِرُوحِ
Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs)
ٱلْقُدُسِ ۗ
Kudüs (Ruh'ül-Kudüs)
أَفَكُلَّمَا
öyle mi?
جَآءَكُمْ
size gelse
رَسُولٌۢ
bir peygamber
بِمَا
şey ile
لَا
istemediği
تَهْوَىٰٓ
desire
أَنفُسُكُمُ
canınızın;
ٱسْتَكْبَرْتُمْ
büyüklük taslayarak
فَفَرِيقًۭا
kimini
كَذَّبْتُمْ
yalanlayacak
وَفَرِيقًۭا
kimini de
تَقْتُلُونَ
öldüreceksiniz

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Musa'ya kitap verdik, ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs ile destekledik. Size bir peygamber nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taslayarak, bir kısmını yalancı sayıp, bir kısmını öldürür müsünüz

Saheeh InternationalAnd We did certainly give Moses the Torah and followed up after him with messengers. And We gave Jesus, the son of Mary, clear proofs and supported him with the Pure Spirit. But is it [not] that every time a messenger came to you, [O Children of Israel], with what your souls did not desire, you were arrogant? And a party [of messengers] you denied and another party you killed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد آتينا موسى الكتاب» التوراة «وقفيَّنا من بعده بالرسل» أي اتبعناهم رسولا في إثر رسول «وآتينا عيسى ابن مريم البينات» المعجزات كإحياء الموتى وإبراء الأكمه والأبرص «وأيدناه» قويناه «بروح القدس» من إضافة الموصوف إلى الصفة أي الروح المقدسة جبريل لطهارته يسير معه حيث سار فلم تستقيموا «أفكلما جاءكم رسول بما لا تهوى» تحب «أنفسُكم» من الحق «استكبرتم» تكبرتم عن إتباعه جواب كلما وهو محل الاستفهام، والمراد به التوبيخ «ففريقا» منهم «كذبتم» كعيسى «وفريقاً تقتلون» المضارع لحكاية الحال الماضية: أي قتلتم كزكريا ويحيى.

2:88
وَقَالُواْ قُلُوبُنَا غُلْفُۢ‌ۚ بَل لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلاً مَّا يُؤْمِنُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
قُلُوبُنَا
kalblerimiz
غُلْفٌۢ ۚ
perdelidir
بَل
bilakis
لَّعَنَهُمُ
onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ
Allah
بِكُفْرِهِمْ
inkarlarından dolayı
فَقَلِيلًۭا
artık çok az
مَّا
inanırlar
يُؤْمِنُونَ
they believe

Diyanet İşleri MealiKalplerimiz perdelidir" dediler, hayır, Allah inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanırlar

Saheeh InternationalAnd they said, "Our hearts are wrapped." But, [in fact], Allah has cursed them for their disbelief, so little is it that they believe

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا» للنبي استهزاء «قلوبنا غُلْفٌ» جمع أغلف أي مغشاة بأغطية فلا تعي ما تقول قال تعالى: «بل» للإضراب «لعنهم الله» أبعدهم من رحمته وخذلهم عن القبول «بكفرهم» وليس عدم قبولهم لخلل في قلوبهم «فقليلا ما يؤمنون» ما زائدة لتأكيد القلة أي: إيمانهم قليل جداً.

2:89 📚 8
وَلَمَّا جَآءَهُمْ كِتَـٰبٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ وَكَانُواْ مِن قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَلَمَّا جَآءَهُم مَّا عَرَفُواْ كَفَرُواْ بِهِۦ‌ۚ فَلَعْنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ
وَلَمَّا
Ne zaman ki
جَآءَهُمْ
onlara geldi
كِتَـٰبٌۭ
bir Kitap (Kur'an)
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
مُصَدِّقٌۭ
doğrulayıcı
لِّمَا
şeyi
مَعَهُمْ
yanlarında bulunan (Tevrat)ı
وَكَانُوا۟
ve idiler
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
يَسْتَفْتِحُونَ
yardım istedikleri
عَلَى
karşı
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden
فَلَمَّا
ne zaman
جَآءَهُم
kendilerine gelince
مَّا
şey
عَرَفُوا۟
o bildikleri (Kur'an)
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
بِهِۦ ۚ
onu
فَلَعْنَةُ
artık la'neti
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَى
üzerine olsun!
ٱلْكَـٰفِرِينَ
inkarcıların

Diyanet İşleri MealiVaktaki Allah katından onlara, kendilerinde olanı tasdik eden Kitap geldi ki onlar bundan önceleri, inkar edenlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerdi, bildikleri gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti, inkar edenlerin üzerine olsun

Saheeh InternationalAnd when there came to them a Book from Allah confirming that which was with them - although before they used to pray for victory against those who disbelieved - but [then] when there came to them that which they recognized, they disbelieved in it; so the curse of Allah will be upon the disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولما جاءهم كتاب من عند الله مصدق لما معهم» من التوراة: هو القرآن «وكانوا من قبل» قبل مجيئه «يستفتحون» يستنصرون «على الذين كفروا» يقولون اللهم انصرنا عليهم بالنبي المبعوث آخر الزمان «فلما جاءهم ما عرفوا» من الحق وهو بعثة النبي «كفروا به» جحداً وخوفاً على الرياسة وجوابُ لما الأولى دل عليه جواب الثانية «فلعنة الله على الكافرين».

2:90 📚 1
بِئْسَمَا ٱشْتَرَوْاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ أَن يَكْفُرُواْ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بَغْيًا أَن يُنَزِّلَ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ‌ۖ فَبَآءُو بِغَضَبٍ عَلَىٰ غَضَبٍ‌ۚ وَلِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابٌ مُّهِينٌ
بِئْسَمَا
ne kötüdür
ٱشْتَرَوْا۟
sattıkları şey
بِهِۦٓ
onunla
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
أَن
için
يَكْفُرُوا۟
inkar etmek
بِمَآ
şeyi
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
بَغْيًا
çekemeyerek
أَن
(vahiy) indirmesini
يُنَزِّلَ
sends down
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Grace
عَلَىٰ
üzerine
مَن
kimsenin
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ
His servants
فَبَآءُو
uğradılar
بِغَضَبٍ
gazab
عَلَىٰ
üstüne
غَضَبٍۢ ۚ
gazaba
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
ve inkar edenler için
عَذَابٌۭ
bir azab vardır
مُّهِينٌۭ
alçaltıcı

Diyanet İşleri MealiAllah'ın kullarından dilediğine, bol ihsanından indirmesini çekemeyerek, Allah'ın indirdiğini inkar etmekle, kendilerini ne kötü bir şey karşılığında sattılar. Bu yüzden gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirlere alçaltıcı bir azab vardır

Saheeh InternationalHow wretched is that for which they sold themselves - that they would disbelieve in what Allah has revealed through [their] outrage that Allah would send down His favor upon whom He wills from among His servants. So they returned having [earned] wrath upon wrath. And for the disbelievers is a humiliating punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بئسما اشتروا» باعوا «به أنفسهم» أي حظها من الثواب، وما: نكرة بمعنى شيئاً تمييز لفاعل بئس والمخصوص بالذم «أن يكفروا» أي كفرهم «بما أنزل الله» من القرآن «بغياً» مفعول له ليكفروا: أي حسداً على «أن ينزل الله» بالتخفيف والتشديد «من فضله» الوحي «على من يشاء» للرسالة «من عباده فباءوا» رجعوا «بغضب» من الله بكفرهم بما أنزل والتنكيرُ للتعظيم «على غضب» استحقوه من قبل بتضييع التوراة والكفر بعيسى «وللكافرين عذاب مُهين» ذو إهانة.

2:91 📚 1
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُواْ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُواْ نُؤْمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَآءَهُۥ وَهُوَ ٱلْحَقُّ مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَهُمْ‌ۗ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنۢبِيَآءَ ٱللَّهِ مِن قَبْلُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
denildiği
لَهُمْ
onlara
ءَامِنُوا۟
inanın
بِمَآ
şeye
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
قَالُوا۟
derler
نُؤْمِنُ
inanırız
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
عَلَيْنَا
bize
وَيَكْفُرُونَ
ve inkar ederler
بِمَا
şeyi
وَرَآءَهُۥ
ondan sonra gelen
وَهُوَ
halbuki o
ٱلْحَقُّ
haktır
مُصَدِّقًۭا
doğrulayan
لِّمَا
şeyi
مَعَهُمْ ۗ
yanlarında bulunan
قُلْ
de ki
فَلِمَ
neden?
تَقْتُلُونَ
öldürüyordunuz
أَنۢبِيَآءَ
peygamberlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
إِن
gerçekten
كُنتُم
idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Diyanet İşleri MealiOnlara, "Allah'ın indirdiğine inanın" denildiğinde "Bize indirilene inanırız" deyip ondan sonra gelen Kuran'ı inkar ederler; halbuki o, ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik eden hak bir Kitap'dır. Onlara "Eğer inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" diye sor

Saheeh InternationalAnd when it is said to them, "Believe in what Allah has revealed," they say, "We believe [only] in what was revealed to us." And they disbelieve in what came after it, while it is the truth confirming that which is with them. Say, "Then why did you kill the prophets of Allah before, if you are [indeed] believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قيل لهم آمِنوا بما أنزل الله» القرآن وغيره «قالوا نؤمن بما أنزل علينا» أي التوراة قال تعالى: «ويكفرون» الواو للحال «بما وراءه» سواه أو بعده من القرآن «وهو الحق» حال «مصدقاً» حال ثانية مؤكدة «لما معهم قل» لهم «فلم تقتلون» أي قتلتم «أنبياء الله من قبل إن كنتم مؤمنين» بالتوراة وقد نهيتم فيها عن قتلهم والخطاب للموجودين في زمن نبينا بما فعل آباؤهم لرضاهم به.

2:92
۞ وَلَقَدْ جَآءَكُم مُّوسَىٰ بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ثُمَّ ٱتَّخَذْتُمُ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَنتُمْ ظَـٰلِمُونَ
۞ وَلَقَدْ
Andolsun
جَآءَكُم
size gelmişti
مُّوسَىٰ
Musa
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
apaçık delillerle
ثُمَّ
sonra
ٱتَّخَذْتُمُ
(ilah) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ
buzağıyı
مِنۢ
ardından
بَعْدِهِۦ
after him
وَأَنتُمْ
ve siz
ظَـٰلِمُونَ
zalimler olarak

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Musa size mucizeler getirdi, sonra ardından kendinize yazık ederek buzağıyı tanrı olarak benimsediniz

Saheeh InternationalAnd Moses had certainly brought you clear proofs. Then you took the calf [in worship] after that, while you were wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد جاءكم موسى بالبينات» بالمعجزات كالعصا واليد وفلق البحر «ثم اتخذتم العجل» إلَهاً «من بعده» من بعد ذهابه إلى الميقات، «وأنتم ظالمون» باتخاذه.

2:93
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُواْ مَآ ءَاتَيْنَـٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱسْمَعُواْ‌ۖ قَالُواْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ‌ۚ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُم بِهِۦٓ إِيمَـٰنُكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
وَإِذْ
hani bir zaman
أَخَذْنَا
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ
kesin sözünüzü
وَرَفَعْنَا
ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ
üzerinize
ٱلطُّورَ
Tur(dağın)ı
خُذُوا۟
tutun
مَآ
şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم
size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ
kuvvetle
وَٱسْمَعُوا۟ ۖ
dinleyin (demiştik)
قَالُوا۟
dediler
سَمِعْنَا
dinledik
وَعَصَيْنَا
ve isyan ettik
وَأُشْرِبُوا۟
ve içirildi
فِى
kalblerine
قُلُوبِهِمُ
their hearts
ٱلْعِجْلَ
buzağı (sevgisi)
بِكُفْرِهِمْ ۚ
inkarlarıyla
قُلْ
de ki
بِئْسَمَا
ne kötü şey
يَأْمُرُكُم
size emrediyor
بِهِۦٓ
onunla
إِيمَـٰنُكُمْ
imanınız
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanan kimseler

Diyanet İşleri MealiSizden kesin söz almış ve Tur'u tepenize dikmiştik, "Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin" demiştik "İşittik ve karşı geldik" dediler de inkarları yüzünden buzağı sevgisi kalblerine sindirildi. De ki, "Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor

Saheeh InternationalAnd [recall] when We took your covenant and raised over you the mount, [saying], "Take what We have given you with determination and listen." They said [instead], "We hear and disobey." And their hearts absorbed [the worship of] the calf because of their disbelief. Say, "How wretched is that which your faith enjoins upon you, if you should be believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ أخذنا ميثاقكم» على العمل بما في التوراة «و» قد «رفعنا فوقكم الطور» الجبل حين امتنعتم من قبولها ليسقط عليكم وقلنا «خذوا ما آتيناكم بقوة» بجد واجتهاد «واسمعوا» ما تؤمرون به سماع قبول «قالوا سمعنا» قولك «وعصينا» أمرك «وأشربوا في قلوبهم العجل» أي خالط حبه قلوبهم كما يخالط الشراب «بكفرهم، قل» لهم «بئسما» شيئا «يأمركم به إيمانكم» بالتوراة عبادة العجل «إن كنتم مؤمنين» بها كما زعمتم. المعنى لستم بمؤمنين لأن الإيمان لا يأمر بعبادة العجل، والمراد آباؤهم: أي فكذلك أنتم لستم بمؤمنين بالتوراة وقد كذَّبتم محمداً والإيمان بها لا يأمر بتكذيبه.

2:94 📚 3
قُلْ إِن كَانَتْ لَكُمُ ٱلدَّارُ ٱلْأَخِرَةُ عِندَ ٱللَّهِ خَالِصَةً مِّن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
قُلْ
de ki
إِن
eğer
كَانَتْ
ise
لَكُمُ
size ait
ٱلدَّارُ
yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةُ
ahiret
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
خَالِصَةًۭ
gerçekten
مِّن
(değil de)
دُونِ
başkasının
ٱلنَّاسِ
insanlardan
فَتَمَنَّوُا۟
haydi temenni edin
ٱلْمَوْتَ
ölümü
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
sözünüzde doğru

Diyanet İşleri MealiDe ki, "Eğer ahiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "If the home of the Hereafter with Allah is for you alone and not the [other] people, then wish for death, if you should be truthful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل» لهم «إن كانت لكم الدار الآخرة» أي الجنة «عند الله خالصة» خاصة «من دون الناس» كما زعمتم «فتمنوا الموت إن كنتم صادقين» تعلق بتمنوا الشرطان على أن الأول قيد في الثاني أي إن صدقتم في زعمكم أنها لكم ومن كانت له يؤثرها والموصل إليها الموت فتمنوه.

2:95
وَلَن يَتَمَنَّوْهُ أَبَدَۢا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّـٰلِمِينَ
وَلَن
fakat (ölümü) istemezler
يَتَمَنَّوْهُ
they wish for it
أَبَدًۢا
asla
بِمَا
dolayı
قَدَّمَتْ
yapıp sunduğu işlerden
أَيْدِيهِمْ ۗ
ellerinin
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Diyanet İşleri MealiBunu, önceden işlediklerinden ötürü, asla dilemeyeceklerdir. Allah zalimleri bilir

Saheeh InternationalBut they will never wish for it, ever, because of what their hands have put forth. And Allah is Knowing of the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولن يتمنَّوه أبداً بما قدمت أيديهم» من كفرهم بالنبي المستلزم لكذبهم «والله عليم بالظالمين» الكافرين فيجازيهم.

2:96 📚 1
وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ ٱلنَّاسِ عَلَىٰ حَيَوٲةٍ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُواْ‌ۚ يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِۦ مِنَ ٱلْعَذَابِ أَن يُعَمَّرَ‌ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعْمَلُونَ
وَلَتَجِدَنَّهُمْ
onları bulursun
أَحْرَصَ
en düşkünü
ٱلنَّاسِ
insanların
عَلَىٰ
hayata
حَيَوٰةٍۢ
life
وَمِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
أَشْرَكُوا۟ ۚ
ortak koşan(lar)
يَوَدُّ
ister
أَحَدُهُمْ
her biri
لَوْ
olsa
يُعَمَّرُ
yaşatılmasını
أَلْفَ
bin
سَنَةٍۢ
yıl
وَمَا
ve değildir
هُوَ
o
بِمُزَحْزِحِهِۦ
onu uzaklaştıracak
مِنَ
azabdan
ٱلْعَذَابِ
the punishment
أَن
oysa
يُعَمَّرَ ۗ
(o kadar) yaşaması
وَٱللَّهُ
Allah
بَصِيرٌۢ
görüyor
بِمَا
şeyleri
يَعْمَلُونَ
yaptıkları

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onların hayata diğer insanlardan ve hatta Allah'a eş koşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabdan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür

Saheeh InternationalAnd you will surely find them the most greedy of people for life - [even] more than those who associate others with Allah. One of them wishes that he could be granted life a thousand years, but it would not remove him in the least from the [coming] punishment that he should be granted life. And Allah is Seeing of what they do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولتجدنهم» لام قسم «أحرص الناس على حياة و» أحرص «من الذين أشركوا» المنكرين للبعث عليها لعلمهم بأن مصيرهم النار دون المشركين لإنكارهم له «يودُّ» يتمنى «أحدهم لو يعمر ألف سنة» لو مصدرية بمعنى أن وهي بصلتها في تأويل مصدر مفعول يود «وما هو» أي أحدهم «بمزحزحه» مبعده «من العذاب» النار «أن يعمَّر» فاعل مزحزحه أي تعميره «والله بصير بما يعملون» بالياء والتاء فيجازيهم وسأل ابن صوريا النبي أو عمر عمن يأتي بالوحي من الملائكة فقال جبريل فقال هو عدونا يأتي بالعذاب ولو كان ميكائيل لآمنا لأنه يأتي بالخصب والسلم فنزل:

2:97
قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلْبِكَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ
قُلْ
de ki
مَن
kim
كَانَ
ise (bilsin ki)
عَدُوًّۭا
düşmandır
لِّجِبْرِيلَ
Cebrail'e
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
نَزَّلَهُۥ
onu indirmiştir
عَلَىٰ
kalbine
قَلْبِكَ
your heart
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
مُصَدِّقًۭا
doğrulayıcı olarak
لِّمَا
kendinden öncekileri
بَيْنَ
(was)
يَدَيْهِ
before it
وَهُدًۭى
ve hidayet
وَبُشْرَىٰ
ve müjdeci
لِلْمُؤْمِنِينَ
inananlar için

Diyanet İşleri MealiDe ki, "Cebrail'e düşman olan kimse Allah'a düşmandır", çünkü O, Kuran'ı Allah'ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir

Saheeh InternationalSay, "Whoever is an enemy to Gabriel - it is [none but] he who has brought the Qur'an down upon your heart, [O Muhammad], by permission of Allah, confirming that which was before it and as guidance and good tidings for the believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل» لهم «من كان عدوّاً لجبريل» فليمت غيظاً «فإنه نزَّله» أي القرآن «على قلبك بإذن» بأمر «الله مصدقاً لما بين يديه» قلبه من الكتب «وهدىً» من الضلالة «وبشرى» بالجنة «للمؤمنين».

2:98
مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلَّهِ وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَـٰلَ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَـٰفِرِينَ
مَن
kim
كَانَ
ise
عَدُوًّۭا
düşman
لِّلَّهِ
Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ
ve meleklerine
وَرُسُلِهِۦ
ve resullerine
وَجِبْرِيلَ
ve Cebrail'e
وَمِيكَىٰلَ
ve Mikail'e
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah da
عَدُوٌّۭ
düşmanıdır
لِّلْكَـٰفِرِينَ
inkar edenlerin

Diyanet İşleri MealiAllah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olan kimse inkar etmiş olur. Allah şüphesiz, inkar edenlerin düşmanıdır

Saheeh InternationalWhoever is an enemy to Allah and His angels and His messengers and Gabriel and Michael - then indeed, Allah is an enemy to the disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من كان عدواً لله وملائكته ورسله وجبريل» بكسر الجيم وفتحها بلا همز وبه بياء ودونها «وميكال» عطف على الملائكة من عطف الخاص على العام وفي قراءة ميكائيل بهمزة وياء وفي أخرى بلا ياء «فإن الله عدوٌ للكافرين» وأوقعه موقع لهم بياناً لحالهم.

2:99
وَلَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ءَايَـٰتِۭ بَيِّنَـٰتٍ‌ۖ وَمَا يَكْفُرُ بِهَآ إِلَّا ٱلْفَـٰسِقُونَ
وَلَقَدْ
andolsun
أَنزَلْنَآ
indirdik
إِلَيْكَ
sana
ءَايَـٰتٍۭ
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ
apaçık
وَمَا
ve etmez
يَكْفُرُ
inkar
بِهَآ
onları
إِلَّا
başkası
ٱلْفَـٰسِقُونَ
fasıklardan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları sadece yoldan çıkmışlar inkar eder

Saheeh InternationalAnd We have certainly revealed to you verses [which are] clear proofs, and no one would deny them except the defiantly disobedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد أنزلنا إليك» يا محمد «آيات بينات» أي واضحات حال، رد لقول ابن صوريا للنبي ما جئتنا بشيء «وما يكفر بها إلا الفاسقون» كفروا بها.

2:100
أَوَكُلَّمَا عَـٰهَدُواْ عَهْدًا نَّبَذَهُۥ فَرِيقٌ مِّنْهُم‌ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
أَوَكُلَّمَا
ne zaman
عَـٰهَدُوا۟
anlaştılarsa
عَهْدًۭا
ahitle
نَّبَذَهُۥ
onu bozdular
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُم ۚ
onlardan
بَلْ
zaten
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe

Diyanet İşleri MealiOnlar, her ne zaman bir ahidde bulunmuşlarsa içlerinden bir takımı onu bozmamış mıdır? Zaten onların çoğu inanmazlar

Saheeh InternationalIs it not [true] that every time they took a covenant a party of them threw it away? But, [in fact], most of them do not believe

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو كلما عاهدوا» الله «عهداً» على الإيمان بالنبي إن خرج، أو النبيَّ أن لا يعاونوا عليه المشركين «نبذه» طرحه «فريق منهم» بنقضه، جواب كلما وهو محل الاستفهام الإنكاري «بل» للانتقال «أكثرهم لا يؤمنون».

2:101 📚 2
وَلَمَّا جَآءَهُمْ رَسُولٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلْكِتَـٰبَ كِتَـٰبَ ٱللَّهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
وَلَمَّا
ne zaman
جَآءَهُمْ
onlara geldiyse
رَسُولٌۭ
bir elçi
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah'ın
مُصَدِّقٌۭ
doğrulayan
لِّمَا
şeyleri
مَعَهُمْ
yanlarındaki
نَبَذَ
attılar
فَرِيقٌۭ
bir gurup
مِّنَ
kendilerine
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ
kitap
كِتَـٰبَ
kitabı
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَرَآءَ
arkasına
ظُهُورِهِمْ
sırtlarının
كَأَنَّهُمْ
sanki gibi
لَا
bilmiyorlarmış
يَعْلَمُونَ
know

Diyanet İşleri MealiYanlarındakini doğrulayan bir Peygamber, Allah katından onlara gelince Kitap verilenlerden bir takımı, bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın Kitabı'nı arkalarına attılar

Saheeh InternationalAnd when a messenger from Allah came to them confirming that which was with them, a party of those who had been given the Scripture threw the Scripture of Allah behind their backs as if they did not know [what it contained]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولما جاءهم رسول من عند الله» محمد «مصدق لما معهم نبذ فريق من الذين أوتوا الكتاب كتاب الله» أي التوراة «وراء ظهورهم» أي لم يعملوا بما فيها من الإيمان بالرسول وغيره «كأنهم لا يعلمون» ما فيها من أنه نبي حق أو أنها كتاب الله.

2:102 📚 3
وَٱتَّبَعُواْ مَا تَتْلُواْ ٱلشَّيَـٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَـٰنَ‌ۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَـٰنُ وَلَـٰكِنَّ ٱلشَّيَـٰطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَـٰرُوتَ وَمَـٰرُوتَ‌ۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ‌ۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ‌ۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ‌ۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ‌ۚ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ ٱشْتَرَٮٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْأَخِرَةِ مِنْ خَلَـٰقٍ‌ۚ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ‌ۚ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
وَٱتَّبَعُوا۟
ve uydular
مَا
şeye
تَتْلُوا۟
uydurduğu
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanların
عَلَىٰ
hakkında
مُلْكِ
mülkü
سُلَيْمَـٰنَ ۖ
Süleyman'ın
وَمَا
küfre girmedi
كَفَرَ
disbelieved
سُلَيْمَـٰنُ
Süleyman
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلشَّيَـٰطِينَ
şeytanlar
كَفَرُوا۟
küfre girdiler
يُعَلِّمُونَ
öğreterek
ٱلنَّاسَ
insanlara
ٱلسِّحْرَ
sihri
وَمَآ
ve şeyi
أُنزِلَ
indirilen
عَلَى
iki meleğe
ٱلْمَلَكَيْنِ
the two angels
بِبَابِلَ
Babil'de
هَـٰرُوتَ
Harut
وَمَـٰرُوتَ ۚ
ve Marut (isimli)
وَمَا
onlar öğretmezlerdi
يُعَلِّمَانِ
they both teach
مِنْ
hiç kimseye
أَحَدٍ
one
حَتَّىٰ
demedikçe
يَقُولَآ
they [both] say
إِنَّمَا
şüphesiz
نَحْنُ
biz
فِتْنَةٌۭ
fitneyiz
فَلَا
sakın küfre girmeyin
تَكْفُرْ ۖ
disbelieve
فَيَتَعَلَّمُونَ
fakat öğreniyorlardı
مِنْهُمَا
bunlardan
مَا
şeyi
يُفَرِّقُونَ
ayıran
بِهِۦ
onunla
بَيْنَ
arasını
ٱلْمَرْءِ
eşi
وَزَوْجِهِۦ ۚ
ve karısının
وَمَا
ve değildir
هُم
ama onlar
بِضَآرِّينَ
zarar veriyor
بِهِۦ
onunla
مِنْ
hiç kimseye
أَحَدٍ
one
إِلَّا
başka
بِإِذْنِ
izninden
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَيَتَعَلَّمُونَ
onlar öğreniyorlardı
مَا
şeyi
يَضُرُّهُمْ
zarar veren
وَلَا
değil
يَنفَعُهُمْ ۚ
yarar vereni
وَلَقَدْ
andolsun
عَلِمُوا۟
gayet iyi biliyorlardı ki
لَمَنِ
kimsenin
ٱشْتَرَىٰهُ
onu satın alan
مَا
yoktur
لَهُۥ
onun
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِنْ
bir nasibi
خَلَـٰقٍۢ ۚ
share
وَلَبِئْسَ
ve ne kötüdür
مَا
şey
شَرَوْا۟
sattıkları
بِهِۦٓ
onunla
أَنفُسَهُمْ ۚ
kendilerini
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
(bunu) bilselerdi!
يَعْلَمُونَ
(to) know

Diyanet İşleri MealiŞeytanların Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir değildi, ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı. Babil'de, melek denilen Harut ve Marut'a bir şey indirilmemişti. Bu ikisi "Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın inkar etme" demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. And olsun ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi

Saheeh InternationalAnd they followed [instead] what the devils had recited during the reign of Solomon. It was not Solomon who disbelieved, but the devils disbelieved, teaching people magic and that which was revealed to the two angels at Babylon, Harut and Marut. But the two angels do not teach anyone unless they say, "We are a trial, so do not disbelieve [by practicing magic]." And [yet] they learn from them that by which they cause separation between a man and his wife. But they do not harm anyone through it except by permission of Allah. And the people learn what harms them and does not benefit them. But the Children of Israel certainly knew that whoever purchased the magic would not have in the Hereafter any share. And wretched is that for which they sold themselves, if they only knew

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتبعوا» عطف على نبذ «ما تتلوا» أي تلت «الشياطين على» عهد «ملك سليمان» من السحر وكانت دفنته تحت كرسيه لما نزع ملكه أو كانت تسترق السمع وتضم إليه أكاذيب وتلقيه إلى الكهنة فيدونونه وفشا ذلك وشاع أن الجن تعلم الغيب فجمع سليمان الكتب ودفنها فلما مات دلت الشياطين عليها الناس فاستخرجوها فوجدوا فيها السحر فقالوا إنما ملككم بهذا فتعلموه فرفضوا كتب أنبيائهم قال تعالى تبرئه لسليمان ورداً على اليهود في قولهم انظروا إلى محمد يذكر سليمان في الأنبياء وما كان إلا ساحراً: «وما كفر سليمان» أي لم يعمل السحر لأنه كفر «ولكن» بالتشديد والتخفيف «الشياطين كفروا يعلمون الناس السحر» الجملة حال من ضمير كفروا «و» يعلمونهم «ما أنزل على الملكين» أي ألهماه من السحر وقرئ بكسر اللام الكائنين «ببابل» بلد في سواد العراق «هاروت وماروت» بدل أو عطف بيان للملكين قال ابن عباس هما ساحران كانا يعلمان السحر وقيل ملكان أنزلا لتعليمه ابتلاء من الله للناس «وما يعلمان من» زائدة «أحد حتى يقولا» له نصحاً «إنما نحن فتنة» بلية من الله إلى الناس ليمتحنهم بتعليمه فمن تعلمه كفر ومن تركه فهو مؤمن «فلا تكفر» بتعلمه فإن أبى إلا التعليم علماه «فيتعلمون منهما ما يفرقون به بين المرء وزوجه» بأن يبغض كلا إلى الآخر «وما هم» أي السحرة «بضارين به» بالسحر «من» زائدة «أحد إلا بإذن الله» بإرادته «ويتعلمون ما يضرهم» في الآخرة «ولا ينفعهم» وهو السحر «ولقد» لام قسم «علموا» أي اليهود «لمن» لام ابتداء معلقة لما قبلها ومن موصلة «اشتراه» اختاره أو استبدله بكتاب الله «ماله في الآخرة من خلاق» نصيب في الجنة «ولبئس ما» شيئاً «شروا» باعوا «به أنفسهم» أي الشارين: أي حظها من الآخرة إن تعلموه حيث أوجب لهم النار «لو كانوا يعلمون» حقيقة ما يصيرون إليه من العذاب ما تعلَّموه.

2:103
وَلَوْ أَنَّهُمْ ءَامَنُواْ وَٱتَّقَوْاْ لَمَثُوبَةٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ خَيْرٌ‌ۖ لَّوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
وَلَوْ
ve eğer
أَنَّهُمْ
şüphesiz onlar
ءَامَنُوا۟
iman etseler
وَٱتَّقَوْا۟
ve sakınmış olsalardı
لَمَثُوبَةٌۭ
sevabı
مِّنْ
katından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ ۖ
daha hayırlı (olurdu)
لَّوْ
keşke
كَانُوا۟
idi
يَعْلَمُونَ
bilseler

Diyanet İşleri MealiOnlar inanıp, Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, Allah katından olan sevab daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi

Saheeh InternationalAnd if they had believed and feared Allah, then the reward from Allah would have been [far] better, if they only knew

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو أنهم» أي اليهود «آمنوا» بالنبي والقرآن «واتقوا» عقاب الله بترك معاصيه كالسحر، وجوابُ لو محذوف: أي لأثيبوا دل عليه «لمثوبة» ثواب وهو مبتدأ واللام فيه للقسم «من عند الله خير» خبره مما شروا به أنفسهم «لو كانوا يعلمون» أنه خير لما آثروه عليه.

2:104
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقُولُواْ رَٲعِنَا وَقُولُواْ ٱنظُرْنَا وَٱسْمَعُواْ‌ۗ وَلِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
رَٰعِنَا
Ra'ina (bizi gözet yahut: kaba söz)
وَقُولُوا۟
deyin
ٱنظُرْنَا
unzurna (bize bak)
وَٱسْمَعُوا۟ ۗ
ve dinleyin
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
ve kafirler için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acı

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Peygamber'e, "Bizi de dinle" (raina; kötü anlama gelebilecek söz) demeyin, "Bizi gözet" (unzurna) deyin ve dinleyin, inkar edenlere elem verici azab vardır

Saheeh InternationalO you who have believed, say not [to Allah 's Messenger], "Ra'ina" but say, "Unthurna" and listen. And for the disbelievers is a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين أمنوا لا تقولوا» للنبي «راعنا» أمر من المراعاة وكانوا يقولون له ذلك وهي بلغة اليهود سب من الرعونة فسُرُّوا بذلك وخاطبوا بها النبي فنُهى المؤمنون عنها «وقولوا» بدلها «انظرنا» أي انظر إلينا «واسمعوا» ما تؤمرون به سماع قبول «وللكافرين عذاب أليم» مؤلم هو النار.

2:105 📚 5
مَّا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ وَلَا ٱلْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ‌ۗ وَٱللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ
مَّا
arzu etmezler
يَوَدُّ
like
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
مِنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
kitab
وَلَا
ve müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ
those who associate partners (with Allah)
أَن
indirilmesini
يُنَزَّلَ
(there should) be sent down
عَلَيْكُم
size
مِّنْ
hiçbir
خَيْرٍۢ
hayır
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۗ
your Lord
وَٱللَّهُ
oysa Allah
يَخْتَصُّ
tahsis eder
بِرَحْمَتِهِۦ
rahmetini
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
ذُو
sahibidir
ٱلْفَضْلِ
lutuf
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Diyanet İşleri MealiKitap ehlinden ve Allah'a eş koşanlardan inkar edenler, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini istemezler. Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük nimet sahibidir

Saheeh InternationalNeither those who disbelieve from the People of the Scripture nor the polytheists wish that any good should be sent down to you from your Lord. But Allah selects for His mercy whom He wills, and Allah is the possessor of great bounty

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما يود الذين كفروا من أهل الكتاب ولا المشركين» من العرب عطف على أهل الكتاب ومن للبيان «أن يُنَزَّلَ عليكم من» زائدة «خير» وحي «من ربكم» حسداً لكم «والله يختص برحمته» نبوته «من يشاء والله ذو الفضل العظيم»

2:106 📚 7
۞ مَا نَنسَخْ مِنْ ءَايَةٍ أَوْ نُنسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِّنْهَآ أَوْ مِثْلِهَآ‌ۗ أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
۞ مَا
ne ki
نَنسَخْ
biz neshedersek
مِنْ
(bir parça)
ءَايَةٍ
ayeti
أَوْ
veya
نُنسِهَا
onu unutturursak
نَأْتِ
getiririz
بِخَيْرٍۢ
daha iyisini
مِّنْهَآ
ondan
أَوْ
ya da
مِثْلِهَآ ۗ
benzerini
أَلَمْ
bilmez misin?
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
عَلَىٰ
her şeye
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
thing
قَدِيرٌ
gücü yeter

Diyanet İşleri MealiHerhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin

Saheeh InternationalWe do not abrogate a verse or cause it to be forgotten except that We bring forth [one] better than it or similar to it. Do you not know that Allah is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ولما طعن الكفار في النسخ وقالوا إن محمداً يأمر أصحابه اليوم بأمر وينهى عنه غداً نزل: «ما» شرطية «ننسخ من أية» أي ننزل حكمها: إما مع لفظها أو لا وفي قراءة بضم النون من أنسخ: أي نأمرك أو جبريل بنسخها «أو ننسها» نؤخرها، فلا ننزل حكمها ونرفع تلاوتها أو نؤخرها في اللوح المحفوظ وفي قراءة بلا همز من النسيان أي ننسها، أي نمحها من قلبك وجواب الشرط «نأت بخير منها» أنفع للعباد في السهولة أو كثرة الأجر «أو مثلها» في التكليف والثواب «ألم تعلم أن الله على كل شئ قدير» ومنه النسخ والتبديل، والاستفهام للتقرير.

2:107 📚 2
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ‌ۗ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
أَلَمْ
bilmez misin?
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَهُۥ
onundur
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerin
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
size
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
koruyucu
وَلَا
ve (ne de)
نَصِيرٍ
bir yardımcı

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin Hükümdarlığının Allah'a aid olduğunu bilmez misin? Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur

Saheeh InternationalDo you not know that to Allah belongs the dominion of the heavens and the earth and [that] you have not besides Allah any protector or any helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تعلم أن الله له ملك السموات والأرض» يفعل ما يشاء «وما لكم من دون الله» أي غيره «من» زائدة «وليٌ» يحفظكم «ولا نصير» يمنع عنكم عذابه إن أتاكم، ونزل لما سأله أهل مكة أن يوسعها ويجعل الصفا ذهباً.

2:108
أَمْ تُرِيدُونَ أَن تَسْــَٔلُواْ رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسَىٰ مِن قَبْلُ‌ۗ وَمَن يَتَبَدَّلِ ٱلْكُفْرَ بِٱلْإِيمَـٰنِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
أَمْ
yoksa
تُرِيدُونَ
arzu (mu) ediyorsunuz?
أَن
istekte bulunmayı
تَسْـَٔلُوا۟
you ask
رَسُولَكُمْ
rasulunüzden
كَمَا
gibi
سُئِلَ
istedikleri
مُوسَىٰ
Musa'dan
مِن
daha önce
قَبْلُ ۗ
before
وَمَن
ve kim
يَتَبَدَّلِ
değiştirirse
ٱلْكُفْرَ
inkarı
بِٱلْإِيمَـٰنِ
imana
فَقَدْ
şüphesiz (o)
ضَلَّ
sapıtmıştır
سَوَآءَ
dümdüz
ٱلسَّبِيلِ
yolu

Diyanet İşleri MealiYoksa, daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya mı çekmek istiyorsunuz? İmanı inkarla değiştiren, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur

Saheeh InternationalOr do you intend to ask your Messenger as Moses was asked before? And whoever exchanges faith for disbelief has certainly strayed from the soundness of the way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «تريدون أن تسألوا رسولكم كما سئل موسى» أي سأله قومه «من قبل» من قولهم: أرنا الله جهرة وغير ذلك «ومن يتبدل الكفر بالإيمان» أي يأخذ بدله بترك النظر في الآيات البينات واقتراح غيرها «فقد ضل سواء السبيل» أخطأ الطريق الحق والسواءُ في الأصل الوسط.

2:109 📚 2
وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّنۢ بَعْدِ إِيمَـٰنِكُمْ كُفَّارًا حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلْحَقُّ‌ۖ فَٱعْفُواْ وَٱصْفَحُواْ حَتَّىٰ يَأْتِىَ ٱللَّهُ بِأَمْرِهِۦٓ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
وَدَّ
isterler
كَثِيرٌۭ
bir çoğu
مِّنْ
ehlinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
kitap
لَوْ
şayet
يَرُدُّونَكُم
sizi döndürmek
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
إِيمَـٰنِكُمْ
imanınızdan
كُفَّارًا
kafirler olarak
حَسَدًۭا
hasetle
مِّنْ
içlerindeki
عِندِ
(of)
أَنفُسِهِم
themselves
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
apaçık belli olduktan
تَبَيَّنَ
became clear
لَهُمُ
onlara
ٱلْحَقُّ ۖ
gerçek
فَٱعْفُوا۟
affedin
وَٱصْفَحُوا۟
hoş görün
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِىَ
getirinceye
ٱللَّهُ
Allah
بِأَمْرِهِۦٓ ۗ
emrini
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌۭ
gücü yetendir

Diyanet İşleri MealiKitap ehlinin çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü, sizi, inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler. Allah'ın emri gelene kadar onları affedin, geçin. Allah muhakkak her şeye Kadir'dir

Saheeh InternationalMany of the People of the Scripture wish they could turn you back to disbelief after you have believed, out of envy from themselves [even] after the truth has become clear to them. So pardon and overlook until Allah delivers His command. Indeed, Allah is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ودَّ كثير من أهل الكتاب لو» مصدرية «يردونكم من بعد إيمانكم كفارا حسدا» مفعول له كائنا «من عند أنفسهم» أي حملتهم عليه أنفسهم الخبيثة «من بعد ما تبين لهم» في التوراة «الحق» في شأن النبي «فاعفوا» عنهم أي اتركوهم «واصفحوا» أعرضوا فلا تجازوهم «حتى يأتي الله بأمره» فيهم من القتال «إن الله على كل شئ قدير».

2:110 📚 1
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٲةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٲةَ‌ۚ وَمَا تُقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ ۚ
zekatı
وَمَا
ne ki
تُقَدِّمُوا۟
ne gönderirsiniz
لِأَنفُسِكُم
kendiniz için
مِّنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good (deeds)
تَجِدُوهُ
bulursunuz
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ
görür

Diyanet İşleri MealiNamazı kılın, zekatı verin, kendiniz için önden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görür

Saheeh InternationalAnd establish prayer and give zakah, and whatever good you put forward for yourselves - you will find it with Allah. Indeed, Allah of what you do, is Seeing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأقيموا الصلاة وآتوا الزكاة وما تقدموا لأنفسكم من خير» طاعة كصلة وصدقة «تجدوه» أي ثوابه «عند الله إن الله بما تعملون بصير» فيجازيكم به.

2:111 📚 2
وَقَالُواْ لَن يَدْخُلَ ٱلْجَنَّةَ إِلَّا مَن كَانَ هُودًا أَوْ نَصَـٰرَىٰ‌ۗ تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ‌ۗ قُلْ هَاتُواْ بُرْهَـٰنَكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
لَن
asla giremez
يَدْخُلَ
will enter
ٱلْجَنَّةَ
cennete
إِلَّا
başkası
مَن
kimseden
كَانَ
olan
هُودًا
Yahudi
أَوْ
veyahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ
hıristiyan
تِلْكَ
işte bu
أَمَانِيُّهُمْ ۗ
onların kuruntusudur
قُلْ
de ki
هَاتُوا۟
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ
delilinizi
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Diyanet İşleri MealiYahudi veya Hıristiyan olmayan kimse elbette cennete girmeyecek" dediler; bu onların kuruntularıdır. De ki: "Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin

Saheeh InternationalAnd they say, "None will enter Paradise except one who is a Jew or a Christian." That is [merely] their wishful thinking, Say, "Produce your proof, if you should be truthful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا لن يدخل الجنة إلا من كان هوداً» جمع هائد «أو نصارى» قال ذلك يهود المدينة ونصارى نجران لما تناظروا بين يدي النبي أي قال اليهود لن يدخلها إلا اليهود وقال النصارى لن يدخلها إلا النصارى «تلك» القولة «أمانيهم» شهواتهم الباطلة «قل» لهم «هاتوا برهانكم» حجتكم على ذلك «إن كنتم صادقين» فيه.

2:112 📚 1
بَلَىٰ مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُۥٓ أَجْرُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
بَلَىٰ
hayır
مَنْ
kim
أَسْلَمَ
teslim ederse
وَجْهَهُۥ
yüzünü
لِلَّهِ
Allah'a
وَهُوَ
ve o
مُحْسِنٌۭ
işini güzel yaparak
فَلَهُۥٓ
onun
أَجْرُهُۥ
mükafatı
عِندَ
yanındadır
رَبِّهِۦ
Rabbinin
وَلَا
ve yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يَحْزَنُونَ
üzülmek

Diyanet İşleri MealiHayır, öyle değil; iyilik yaparak kendini Allah'a veren kimsenin ecri Rabbi'nin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir

Saheeh InternationalYes [on the contrary], whoever submits his face in Islam to Allah while being a doer of good will have his reward with his Lord. And no fear will there be concerning them, nor will they grieve

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بلى» يدخل الجنة غيرهم «من أسلم وجهه لله» أي انقاد لأمره. وخص الوجه لأنه أشرف الأعضاء فغيره أولى «وهو محسن» موحد «فله أجره عند ربِّه» أي ثواب عمله الجنة «ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون» في الآخرة.

2:113
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ لَيْسَتِ ٱلنَّصَـٰرَىٰ عَلَىٰ شَىْءٍ وَقَالَتِ ٱلنَّصَـٰرَىٰ لَيْسَتِ ٱلْيَهُودُ عَلَىٰ شَىْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ ٱلْكِتَـٰبَ‌ۗ كَذَٲلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ‌ۚ فَٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
وَقَالَتِ
ve dediler ki
ٱلْيَهُودُ
Yahudiler
لَيْسَتِ
değiller
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
Hıristiyanlar
عَلَىٰ
üzerinde
شَىْءٍۢ
bir şey (temel)
وَقَالَتِ
ve dediler ki
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
Hıristiyanlar da
لَيْسَتِ
değildirler
ٱلْيَهُودُ
Yahudiler
عَلَىٰ
üzerinde
شَىْءٍۢ
bir şey (temel)
وَهُمْ
oysa onlar
يَتْلُونَ
okuyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ ۗ
Kitabı
كَذَٰلِكَ
böylece
قَالَ
söylediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ
know
مِثْلَ
benzerini
قَوْلِهِمْ ۚ
onların sözlerinin
فَٱللَّهُ
artık Allah
يَحْكُمُ
hüküm verecektir
بَيْنَهُمْ
aralarında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
şey hakkında
كَانُوا۟
oldukları
فِيهِ
onda
يَخْتَلِفُونَ
ihtilaf halinde

Diyanet İşleri MealiYahudiler "Hıristiyanlar bir temel üzerinde değil" dediler, Hıristiyanlar da "Yahudiler bir temel üzerinde değil" dediler; oysa onlar Kitaplarını da okuyorlar. Bilgisizler de tıpkı onların söylediklerini söylemiştir. Allah, kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şeylerde onların arasında hüküm verecektir

Saheeh InternationalThe Jews say "The Christians have nothing [true] to stand on," and the Christians say, "The Jews have nothing to stand on," although they [both] recite the Scripture. Thus the polytheists speak the same as their words. But Allah will judge between them on the Day of Resurrection concerning that over which they used to differ

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالت اليهود ليست النصارى على شئ» معتد به وكفرت بعيسى «وقالت النصارى ليست اليهود على شئ» معتد به وكفرت بموسى «وهم» أي الفريقان «يتلون الكتاب» المنزل عليهم، وفي كتاب اليهود تصديق عيسى، وفي كتاب النصارى تصديق موسى والجملة حال «كذلك» كما قال هؤلاء «قال الذين لا يعلمون» أي المشركون من العرب وغيرهم «مثل قولهم» بيان لمعنى ذلك: أي قالوا لكل ذي دين ليسوا على شئ «فالله يحكم بينهم يوم القيامة فيما كانوا فيه يختلفون» من أمر الدين فيدخل المحقُّ الجنة والمبطل النار.

2:114
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَـٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ وَسَعَىٰ فِى خَرَابِهَآ‌ۚ أُوْلَـٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَ‌ۚ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى ٱلْأَخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
وَمَنْ
ve kim olabilir
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
مَّنَعَ
men eden
مَسَـٰجِدَ
mescidlerinde
ٱللَّهِ
Allah'ın
أَن
anılmasına
يُذْكَرَ
be mentioned
فِيهَا
içinde
ٱسْمُهُۥ
isminin
وَسَعَىٰ
ve çalışandan
فِى
onların harabolmasına
خَرَابِهَآ ۚ
their destruction
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
مَا
yoktur
كَانَ
olmaları
لَهُمْ
onlar için
أَن
girmeleri
يَدْخُلُوهَآ
they enter them
إِلَّا
dışında
خَآئِفِينَ ۚ
korka korka
لَهُمْ
onlar için vardır
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
خِزْىٌۭ
rezillik
وَلَهُمْ
ve vardır
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
عَذَابٌ
azap
عَظِيمٌۭ
büyük bir

Diyanet İşleri MealiAllah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır

Saheeh InternationalAnd who are more unjust than those who prevent the name of Allah from being mentioned in His mosques and strive toward their destruction. It is not for them to enter them except in fear. For them in this world is disgrace, and they will have in the Hereafter a great punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن أظلم» أي لا أحد أظلم «ممن منع مساجد الله أن يذكر فيها اسمه» بالصلاة والتسبيح «وسعى في خرابها» بالهدم أو التعطيل، نزلت إخباراً عن الروم الذين خربوا بيت المقدس أو في المشركين لما صدوا النبي عام الحديبية عن البيت «أولئك ما كان لهم أن يدخلوها إلا خائفين» خبر بمعنى الأمر أي أخيفوهم بالجهاد فلا يدخلها أحد آمناً. «لهم في الدنيا خزي» هوان بالقتل والسبي والجزية «ولهم في الآخرة عذاب عظيم» هو النار.

2:115 📚 3
وَلِلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ‌ۚ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ ٱللَّهِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ وَٲسِعٌ عَلِيمٌ
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ
doğu da
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ
batı da
فَأَيْنَمَا
nereye
تُوَلُّوا۟
dönerseniz
فَثَمَّ
oradadır
وَجْهُ
yüzü (zatı)
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'(ın)
وَٰسِعٌ
(rahmeti ve ni'meti) boldur
عَلِيمٌۭ
(her şeyi) bilendir

Diyanet İşleri MealiDoğu da batı da Allah'ındır, nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir

Saheeh InternationalAnd to Allah belongs the east and the west. So wherever you [might] turn, there is the Face of Allah. Indeed, Allah is all-Encompassing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما طعن اليهود في نسخ القبلة أو في صلاة النافلة على الراحلة في السفر حيثما توجهت «ولله المشرق والمغرب» أي الأرض كلها لأنهما ناحيتها «فأينما تولوا» وجوهكم في الصلاة بأمره «فثمَّ» هناك «وجه الله» قبلته التي رضيها «إن الله واسع» يسع فضله كل شئ «عليم» بتدبير خلقه.

2:116
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًا‌ۗ سُبْحَـٰنَهُۥ‌ۖ بَل لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ‌ۖ كُلٌّ لَّهُۥ قَـٰنِتُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
ٱتَّخَذَ
edindi
ٱللَّهُ
Allah
وَلَدًۭا ۗ
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ
O yücedir
بَل
bilakis
لَّهُۥ
onundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
كُلٌّۭ
hepsi
لَّهُۥ
O'na
قَـٰنِتُونَ
boyun eğmiştir

Diyanet İşleri MealiAllah oğul edindi" dediler; haşa, oysa, göklerde ve yerde olanlar O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir

Saheeh InternationalThey say, "Allah has taken a son." Exalted is He! Rather, to Him belongs whatever is in the heavens and the earth. All are devoutly obedient to Him

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا» بواو وبدونها اليهود والنصارى ومن زعم أن الملائكة بنات الله «اتخذ الله ولداً» قال تعالى «سبحانه» تنزيها له عنه «بل له ما في السماوات والأرض» ملكا وخلقا وعبيدا والملكية تنافي الولادة وعبر بما تغليبا لما لا يعقل «كل له قانتون» مطيعون كل بما يراد منه وفيه تغليب العاقل.

2:117
بَدِيعُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ‌ۖ وَإِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
بَدِيعُ
(O) yaratıcısıdır
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
وَإِذَا
zaman
قَضَىٰٓ
hükmettiği
أَمْرًۭا
bir işe (şeye)
فَإِنَّمَا
şüphesiz sadece
يَقُولُ
der
لَهُۥ
ona
كُن
ol
فَيَكُونُ
hemen oluverir

Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tır. O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak "ol" der ve olur

Saheeh InternationalOriginator of the heavens and the earth. When He decrees a matter, He only says to it, "Be," and it is

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بديع السماوات والأرض» موجدهم لا على مثال سبق «وإذا قضى» أراد «أمرا» أي إيجاده «فإنما يقول له كن فيكون» أي فهو يكون وفى قراءة بالنصب جوابا للأمر.

2:118 📚 1
وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا ٱللَّهُ أَوْ تَأْتِينَآ ءَايَةٌ‌ۗ كَذَٲلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّثْلَ قَوْلِهِمْ‌ۘ تَشَـٰبَهَتْ قُلُوبُهُمْ‌ۗ قَدْ بَيَّنَّا ٱلْأَيَـٰتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
وَقَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ
know
لَوْلَا
değil miydi?
يُكَلِّمُنَا
bizimle konuşmalı
ٱللَّهُ
Allah
أَوْ
ya da
تَأْتِينَآ
bize gelmeli
ءَايَةٌۭ ۗ
bir ayet (mu'cize)
كَذَٰلِكَ
işte böyle
قَالَ
söyle(mişler)di
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan önceki(ler de)
قَبْلِهِم
before them
مِّثْلَ
benzerini
قَوْلِهِمْ ۘ
onların dediklerinin
تَشَـٰبَهَتْ
birbirine benzedi
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
قَدْ
elbette
بَيَّنَّا
iyice açıkladık
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لِقَوْمٍۢ
kavimler için
يُوقِنُونَ
bilmek isteyen

Diyanet İşleri MealiBilmeyenler: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır

Saheeh InternationalThose who do not know say, "Why does Allah not speak to us or there come to us a sign?" Thus spoke those before them like their words. Their hearts resemble each other. We have shown clearly the signs to a people who are certain [in faith]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال الذين لا يعلمون» أي كفار مكة للنبي «لولا» هلا «يكلمنا الله» بأنك رسوله «أو تأتينا آية» مما اقترحناه على صدقك «كذلك» كما قال هؤلاء «قال الذين من قبلهم» من كفار الأمم الماضية لأنبيائهم «مثل قولهم» من التعنت وطلب الآيات «تشابهت قلوبهم» في الكفر والعناد، فيه تسلية للنبي «قد بينا الآيات لقوم يوقنون» يعلمون أنها آيات فيؤمنون فاقتراحُ آية معها تعنُّت.

2:119
إِنَّآ أَرْسَلْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا‌ۖ وَلَا تُسْــَٔلُ عَنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْجَحِيمِ
إِنَّآ
doğrusu biz
أَرْسَلْنَـٰكَ
seni gönderdik
بِٱلْحَقِّ
gerçekle
بَشِيرًۭا
müjdeleyici
وَنَذِيرًۭا ۖ
ve uyarıcı olarak
وَلَا
değilsin
تُسْـَٔلُ
sen sorumlu
عَنْ
halkından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, seni hak ile, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Sen, cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın

Saheeh InternationalIndeed, We have sent you, [O Muhammad], with the truth as a bringer of good tidings and a warner, and you will not be asked about the companions of Hellfire

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أرسلناك» يا محمد «بالحق» بالهدى «بشيرا» من أجاب إليه بالجنة «ونذيرا» من لم يجب إليه بالنار «ولا تُسأل عن أصحاب الجحيم» النار، أي الكفار ما لهم لم يؤمنوا إنما عليك البلاغ، وفي قراءة بجزم تسأل نهيا.

2:120 📚 3
وَلَن تَرْضَىٰ عَنكَ ٱلْيَهُودُ وَلَا ٱلنَّصَـٰرَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ‌ۗ قُلْ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلْهُدَىٰ‌ۗ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم بَعْدَ ٱلَّذِى جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ‌ۙ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
وَلَن
ve olmazlar
تَرْضَىٰ
razı
عَنكَ
senden
ٱلْيَهُودُ
(ne) yahudiler
وَلَا
(ne de)
ٱلنَّصَـٰرَىٰ
hıristiyanlar
حَتَّىٰ
kadar
تَتَّبِعَ
sen uyuncaya
مِلَّتَهُمْ ۗ
onların milletine (dinine)
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
هُدَى
hidayeti
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُوَ
odur
ٱلْهُدَىٰ ۗ
asıl doğru yol
وَلَئِنِ
eğer
ٱتَّبَعْتَ
uyarsan
أَهْوَآءَهُم
onların arzularına
بَعْدَ
sonra
ٱلَّذِى
sana gelen
جَآءَكَ
has come to you
مِنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ
the knowledge
مَا
yoktur
لَكَ
sana
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiç
وَلِىٍّۢ
bir dost
وَلَا
ve hiç
نَصِيرٍ
bir yardımcı

Diyanet İşleri MealiKendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnud olmayacaklardır. De ki: "Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur". Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur

Saheeh InternationalAnd never will the Jews or the Christians approve of you until you follow their religion. Say, "Indeed, the guidance of Allah is the [only] guidance." If you were to follow their desires after what has come to you of knowledge, you would have against Allah no protector or helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولن ترضى عنك اليهود ولا النصارى حتى تتبع ملَّتهم» دينهم «قل إن هدى الله» أي الإسلام «هو الهدى» وما عداه ضلال «ولئن» لام قسم «اتبعت أهواءهم» التي يدعونك إليها فرضاً «بعد الذي جاءك من العلم» الوحي من الله «مالك من الله من ولي» يحفظك «ولا نصير» يمنعك منه.

2:121
ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَـٰهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ يَتْلُونَهُۥ حَقَّ تِلَاوَتِهِۦٓ أُوْلَـٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ‌ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِهِۦ فَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَـٰسِرُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
يَتْلُونَهُۥ
onu okuyanlar
حَقَّ
doğru bir
تِلَاوَتِهِۦٓ
okuyuşla
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يُؤْمِنُونَ
inananlardır
بِهِۦ ۗ
ona
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِهِۦ
onu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlardır

Diyanet İşleri MealiKendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkar edenler ise kaybedenlerdir

Saheeh InternationalThose to whom We have given the Book recite it with its true recital. They [are the ones who] believe in it. And whoever disbelieves in it - it is they who are the losers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين آتيناهم الكتاب» مبتدأً «يتلونه حق تلاوته» أي يقرؤونه كما أنزل والجملة حال وحق نصب على المصدر والخبر «أولئك يؤمنون به» نزلت في جماعة قدموا من الحبشة وأسلموا «ومن يكفر به» أي بالكتاب المؤتى بأن يحرفه «فأولئك هم الخاسرون» لمصيرهم إلى النار المؤبدة عليهم.

2:122
يَـٰبَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ ٱذْكُرُواْ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ
يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتِىَ
ni'meti
ٱلَّتِىٓ
verdiğim
أَنْعَمْتُ
I bestowed
عَلَيْكُمْ
size
وَأَنِّى
gerçekten
فَضَّلْتُكُمْ
sizi üstün kıldığımı
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Diyanet İşleri MealiEy İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün tuttuğumu hatırlayın

Saheeh InternationalO Children of Israel, remember My favor which I have bestowed upon you and that I preferred you over the worlds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يابني إسرائيل اذكروا نعمتي التي أنعمت عليكم و أني فضَّلتكم على العالمين» تقدم مثله.

2:123 📚 1
وَٱتَّقُواْ يَوْمًا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْــًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنفَعُهَا شَفَـٰعَةٌ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
وَٱتَّقُوا۟
sakının
يَوْمًۭا
şu günden (ki)
لَّا
cezasını çekmez
تَجْزِى
will avail
نَفْسٌ
kimse
عَن
kimsenin
نَّفْسٍۢ
(another) soul
شَيْـًۭٔا
bir şeyle
وَلَا
ve kabul edilmez
يُقْبَلُ
will be accepted
مِنْهَا
ondan
عَدْلٌۭ
fidye
وَلَا
ona fayda vermez
تَنفَعُهَا
will benefit it
شَفَـٰعَةٌۭ
şefaat
وَلَا
onlara
هُمْ
they
يُنصَرُونَ
yardım da edilmez

Diyanet İşleri MealiKimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden korunun

Saheeh InternationalAnd fear a Day when no soul will suffice for another soul at all, and no compensation will be accepted from it, nor will any intercession benefit it, nor will they be aided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا» خافوا «يوما لا تجزي» تغني «نفس عن نفس» فيه «شيئا ولا يُقبل منها عدل» فداء «ولا تنفعها شفاعة ولا هم يُنصرون» يمنعون من عذاب الله.

2:124 📚 1
۞ وَإِذِ ٱبْتَلَىٰٓ إِبْرَٲهِــۧمَ رَبُّهُۥ بِكَلِمَـٰتٍ فَأَتَمَّهُنَّ‌ۖ قَالَ إِنِّى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا‌ۖ قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِى‌ۖ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى ٱلظَّـٰلِمِينَ
۞ وَإِذِ
zaman
ٱبْتَلَىٰٓ
imtihan ettiği;
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'i
رَبُّهُۥ
Rabbi
بِكَلِمَـٰتٍۢ
kelimelerle
فَأَتَمَّهُنَّ ۖ
o da onları tamamlamıştı
قَالَ
(Allah) dedi ki
إِنِّى
şüphesiz ben
جَاعِلُكَ
seni yapacağım
لِلنَّاسِ
insanlar için
إِمَامًۭا ۖ
önder
قَالَ
(İbrahim) dedi ki
وَمِن
benim soyumdan da
ذُرِّيَّتِى ۖ
my offspring
قَالَ
buyurdu
لَا
ulaşmaz
يَنَالُ
reach
عَهْدِى
ahdim
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlere

Diyanet İşleri MealiRabbi İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "seni insanlara önder kılacağım" demişti. O "soyumdan da" deyince, "zalimler benim ahdime erişemez" buyurmuştu

Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when Abraham was tried by his Lord with commands and he fulfilled them. [Allah] said, "Indeed, I will make you a leader for the people." [Abraham] said, "And of my descendants?" [Allah] said, "My covenant does not include the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذا ابتلى» اختبر «إبراهيم» وفي قراءة إبراهام. «ربُّه بكلمات» بأوامر ونواه كلَّفه بها، قيل هي مناسك الحج، وقيل المضمضة والاستنشاق والسواك وقص الشارب وفرق الرأس وقلم الأظافر ونتف الإبط وحلق العانة والختان والاستنجاء «فأتمهن» أداهن تامات «قال» تعالى له «إني جاعلك للناس إماما» قدوة في الدين «قال ومن ذرِّيتي» أولادي اجعل أئمة «قال لا ينال عهدي» بالإمامة «الظالمين» الكافرين منهم دل على أنه ينال غير الظالم.

2:125
وَإِذْ جَعَلْنَا ٱلْبَيْتَ مَثَابَةً لِّلنَّاسِ وَأَمْنًا وَٱتَّخِذُواْ مِن مَّقَامِ إِبْرَٲهِــۧمَ مُصَلًّى‌ۖ وَعَهِدْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٲهِــۧمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيْتِىَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلْعَـٰكِفِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
وَإِذْ
hani
جَعَلْنَا
biz kıldık
ٱلْبَيْتَ
Beyt'i (Ka'be'yi)
مَثَابَةًۭ
toplanma yeri
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَأَمْنًۭا
ve güven yeri
وَٱتَّخِذُوا۟
siz de edinin
مِن
makamından
مَّقَامِ
(the) standing place
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
مُصَلًّۭى ۖ
bir namaz yeri
وَعَهِدْنَآ
ve emretmiştik
إِلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
أَن
temizlemesini
طَهِّرَا
[You both] purify
بَيْتِىَ
ev'imi
لِلطَّآئِفِينَ
tavaf edenler için
وَٱلْعَـٰكِفِينَ
ibadete kapananlar
وَٱلرُّكَّعِ
ve rüku edenler
ٱلسُّجُودِ
secde edenler

Diyanet İşleri MealiKabeyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik

Saheeh InternationalAnd [mention] when We made the House a place of return for the people and [a place of] security. And take, [O believers], from the standing place of Abraham a place of prayer. And We charged Abraham and Ishmael, [saying], "Purify My House for those who perform Tawaf and those who are staying [there] for worship and those who bow and prostrate [in prayer]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ جعلنا البيت» الكعبة «مثابة للناس» مرجعا يثبون إليه من كل جانب «وأمنا» مأمنا لهم من الظلم والإغارات الواقعة في غيره، كان الرجل يلقى قاتل أبيه فيه فلا يهيجه «واتخذوا» أيها الناس «من مقام إبراهيم» هو الحجر الذي قام عليه عند بناء البيت «مصلى» مكان صلاة بأن تصلوا خلفه ركعتي الطواف، وفي قراءة بفتح الخاء خبر «وعهدنا إلى إبراهيم وإسماعيل» أمرناهما «أن» أي بأن «طهِّرا بيتي» من الأوثان «للطائفين والعاكفين» المقيمين فيه «والركع السجود» جمع راكع وساجد المصلين.

2:126
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٲهِــۧمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَـٰذَا بَلَدًا ءَامِنًا وَٱرْزُقْ أَهْلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٲتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُم بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ‌ۖ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُۥ قَلِيلاً ثُمَّ أَضْطَرُّهُۥٓ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلنَّارِ‌ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَلْ
kıl
هَـٰذَا
bu
بَلَدًا
şehri
ءَامِنًۭا
güvenli
وَٱرْزُقْ
ve rızıklandır
أَهْلَهُۥ
halkını
مِنَ
ürünlerle
ٱلثَّمَرَٰتِ
fruits
مَنْ
kimseleri
ءَامَنَ
inanan
مِنْهُم
onlardan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ
ahiret
قَالَ
(Rabbi) buyurdu ki
وَمَن
kimseyi
كَفَرَ
inkar eden
فَأُمَتِّعُهُۥ
onu geçindiririm
قَلِيلًۭا
az bir (süre)
ثُمَّ
sonra
أَضْطَرُّهُۥٓ
onu mahkum ederim
إِلَىٰ
azabına
عَذَابِ
(the) punishment
ٱلنَّارِ ۖ
cehennem
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
dönüş yeridir

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti. Allah da: "İnkar edeni de az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç" buyurmuştu

Saheeh InternationalAnd [mention] when Abraham said, "My Lord, make this a secure city and provide its people with fruits - whoever of them believes in Allah and the Last Day." [Allah] said. "And whoever disbelieves - I will grant him enjoyment for a little; then I will force him to the punishment of the Fire, and wretched is the destination

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قال إبراهيم رب اجعل هذا» المكان «بلدا آمنا» ذا أمن وقد أجاب الله دعاءه فجعله حرما لا يسفك فيه دم إنسان ولا يظلم فيه أحد ولا يصاد صيده ولا يختلي خلاه «وارزق أهله من الثمرات» وقد فعل بنقل الطائف من الشام إليه وكان أقفر لا زرع فيه ولا ماء «من آمن منهم بالله واليوم الآخر» بدل من أهله وخصهم بالدعاء لهم موافقة لقوله لا ينال عهدي الظالمين «قال» تعالى «و» ارزق «من كفر فَأُمَتِّعُهُ» بالتشديد والتخفيف في الدنيا بالرزق «قليلا» مدة حياته «ثم أضطره» ألجئه في الآخرة «إلى عذاب النار» فلا يجد عنها محيص «وبئس المصير» المرجع هي.

2:127 📚 6
وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَٲهِــۧمُ ٱلْقَوَاعِدَ مِنَ ٱلْبَيْتِ وَإِسْمَـٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّآ‌ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
وَإِذْ
ve hani
يَرْفَعُ
yükseltiyordu
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
ٱلْقَوَاعِدَ
temellerini
مِنَ
Ev'in
ٱلْبَيْتِ
the House
وَإِسْمَـٰعِيلُ
İsma'il'(le beraber)
رَبَّنَا
Rabbi'imiz
تَقَبَّلْ
kabul buyur
مِنَّآ ۖ
bizden
إِنَّكَ
kuşkusuz sen
أَنتَ
(yalnız) sen
ٱلسَّمِيعُ
işitensin
ٱلْعَلِيمُ
bilensin

Diyanet İşleri Mealiİbrahim ve İsmail, Kabenin temellerini yükseltiyordu: "Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Şüphesiz ki, Sen hem işitir hem bilirsin

Saheeh InternationalAnd [mention] when Abraham was raising the foundations of the House and [with him] Ishmael, [saying], "Our Lord, accept [this] from us. Indeed You are the Hearing, the Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ يرفع إبراهيم القواعد» الأسس أو الجدر «من البيت» يبنيه متعلق بيرفع «وإسماعيل» عطف على إبراهيم يقولان «ربنا تقبل منا» بناءنا «إنك أنت السميع» للقول «العليم» بالفعل.

2:128 📚 4
رَبَّنَا وَٱجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَآ أُمَّةً مُّسْلِمَةً لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَآ‌ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَٱجْعَلْنَا
bizi yap
مُسْلِمَيْنِ
teslim olanlardan
لَكَ
sana
وَمِن
neslimizden de
ذُرِّيَّتِنَآ
our offspring
أُمَّةًۭ
bir ümmet (çıkar)
مُّسْلِمَةًۭ
teslim olan
لَّكَ
sana
وَأَرِنَا
ve bize göster
مَنَاسِكَنَا
ibadet yollarımızı
وَتُبْ
ve tevbemizi kabul et
عَلَيْنَآ ۖ
bizden
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
(ancak) sensin
ٱلتَّوَّابُ
tevbeleri kabul eden
ٱلرَّحِيمُ
çok merhametli olan

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin

Saheeh InternationalOur Lord, and make us Muslims [in submission] to You and from our descendants a Muslim nation [in submission] to You. And show us our rites and accept our repentance. Indeed, You are the Accepting of repentance, the Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ربنا واجعلنا مسلمَيْن» منقادين «لك و» اجعل «من ذرِّيتنا» أولادنا «أمة» جماعة «مسلمة لك» ومن للتبعيض وأتى به لتقدم قوله لا ينال عهدي الظالمين «وأرنا» علِّمنا «مناسكنا» شرائع عبادتنا أو حجنا «وتب علينا إنك أنت التواب الرحيم» سألاه التوبة مع عصمتهما تواضعا وتعليما لذريتهما.

2:129 📚 1
رَبَّنَا وَٱبْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُواْ عَلَيْهِمْ ءَايَـٰتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ‌ۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَٱبْعَثْ
gönder
فِيهِمْ
onlara
رَسُولًۭا
bir elçi
مِّنْهُمْ
kendi içlerinden
يَتْلُوا۟
okuyacak
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتِكَ
senin ayetlerini
وَيُعَلِّمُهُمُ
ve onlara öğretecek
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَيُزَكِّيهِمْ ۚ
ve onları temizleyecek
إِنَّكَ
şüphesiz sensin
أَنتَ
yalnız sen
ٱلْعَزِيزُ
Aziz olan
ٱلْحَكِيمُ
Hakim olan

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! İçlerinden onlara Senin ayetlerini okuyan, Kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve Hakim olan ancak Sensin

Saheeh InternationalOur Lord, and send among them a messenger from themselves who will recite to them Your verses and teach them the Book and wisdom and purify them. Indeed, You are the Exalted in Might, the Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ربنا وابعث فيهم» أي أهل البيت «رسولا منهم» من أنفسهم وقد أجاب الله دعاءه بمحمد «يتلو عليهم آياتك» القرآن «ويعلمهم الكتاب» القرآن «والحكمة» أي ما فيه من الأحكام «ويزكيهم» يطهرهم من الشرك «إنك أنت العزيز» الغالب «الحكيم» في صنعه.

2:130 📚 3
وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَٲهِــۧمَ إِلَّا مَن سَفِهَ نَفْسَهُۥ‌ۚ وَلَقَدِ ٱصْطَفَيْنَـٰهُ فِى ٱلدُّنْيَا‌ۖ وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْأَخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
وَمَن
ve kim ki
يَرْغَبُ
yüz çevirir
عَن
milletinden (dininden)
مِّلَّةِ
(the) religion
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
إِلَّا
başka
مَن
kimseen
سَفِهَ
sefih kılan
نَفْسَهُۥ ۚ
nefsini
وَلَقَدِ
Andolsun ki
ٱصْطَفَيْنَـٰهُ
biz onu seçmiştik
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ
the world
وَإِنَّهُۥ
ve şüphesiz o
فِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
لَمِنَ
salihlerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Diyanet İşleri MealiKendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir

Saheeh InternationalAnd who would be averse to the religion of Abraham except one who makes a fool of himself. And We had chosen him in this world, and indeed he, in the Hereafter, will be among the righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن» أي لا «يرغب عن ملة إبراهيم» فيتركها «إلا من سفه نفسه» جهل أنها مخلوقة لله يجب عليها عبادته أو استخف بها وامتهنها «ولقد اصطفيناه» اخترناه «في الدنيا» بالرسالة والخلة «وإنه في الآخرة لمن الصالحين» الذين لهم الدرجات العلى.

2:131 📚 1
إِذْ قَالَ لَهُۥ رَبُّهُۥٓ أَسْلِمْ‌ۖ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُۥ
ona
رَبُّهُۥٓ
Rabbi
أَسْلِمْ ۖ
İslam ol (teslim ol)
قَالَ
dedi
أَسْلَمْتُ
teslim oldum
لِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Diyanet İşleri MealiRabbi ona: "Teslim ol" buyurduğunda, "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti

Saheeh InternationalWhen his Lord said to him, "Submit", he said "I have submitted [in Islam] to the Lord of the worlds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
واذكر «إذ قال له ربه أسلمْ» انقد لله وأخلص له دينك «قال أسلمت لرب العالمين».

2:132 📚 2
وَوَصَّىٰ بِهَآ إِبْرَٲهِــۧمُ بَنِيهِ وَيَعْقُوبُ يَـٰبَنِىَّ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰ لَكُمُ ٱلدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ
وَوَصَّىٰ
ve vasiyyet etti
بِهَآ
bunu
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
بَنِيهِ
kendi oğullarına
وَيَعْقُوبُ
ve Ya'kub da
يَـٰبَنِىَّ
Ey oğullarım
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱصْطَفَىٰ
seçti
لَكُمُ
sizin için
ٱلدِّينَ
bu dini
فَلَا
öyleyse ölmeyin
تَمُوتُنَّ
(should) you die
إِلَّا
başka (bir şekilde)
وَأَنتُم
sizler
مُّسْلِمُونَ
müslümanlar olmaktan

Diyanet İşleri Mealiİbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da: "Oğullarım! Allah dini size seçti, siz de ancak O'na teslim olmuş olarak can verin" dedi

Saheeh InternationalAnd Abraham instructed his sons [to do the same] and [so did] Jacob, [saying], "O my sons, indeed Allah has chosen for you this religion, so do not die except while you are Muslims

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ووصَّى» وفي قراءة أوصى «بها» بالملة «إبراهيم بنيه ويعقوب» بنيه قال: «يا بني إن الله اصطفى لكم الدين» دين الإسلام «فلا تموتنَّ إلا وأنتم مسلمون» نهى عن ترك الإسلام وأمر بالثبات عليه إلى مصادفة الموت.

2:133 📚 1
أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ ٱلْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنۢ بَعْدِى قَالُواْ نَعْبُدُ إِلَـٰهَكَ وَإِلَـٰهَ ءَابَآئِكَ إِبْرَٲهِــۧمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ وَإِسْحَـٰقَ إِلَـٰهًا وَٲحِدًا وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
أَمْ
yoksa
كُنتُمْ
siz
شُهَدَآءَ
şahit miydiniz
إِذْ
zaman
حَضَرَ
geldiği
يَعْقُوبَ
Ya'kub'a
ٱلْمَوْتُ
ölüm hali
إِذْ
o zaman
قَالَ
(Ya'kub) dedi ki
لِبَنِيهِ
oğullarına
مَا
neye
تَعْبُدُونَ
kulluk edeceksiniz
مِنۢ
benden sonra
بَعْدِى
after me
قَالُوا۟
dediler ki
نَعْبُدُ
kulluk edeceğiz
إِلَـٰهَكَ
senin tanrına
وَإِلَـٰهَ
ve tanrısına
ءَابَآئِكَ
ataların
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'ın
إِلَـٰهًۭا
Tanrı'sına
وَٰحِدًۭا
tek
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُسْلِمُونَ
teslim olanlarız

Diyanet İşleri MealiYoksa Yakub can verirken sizler yanında mı idiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuştu; Onlar da: "Senin Tanrına ve ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın Tanrısı olan tek Tanrıya kulluk edeceğiz, bizler O'na teslim olmuşuzdur" demişlerdi

Saheeh InternationalOr were you witnesses when death approached Jacob, when he said to his sons, "What will you worship after me?" They said, "We will worship your God and the God of your fathers, Abraham and Ishmael and Isaac - one God. And we are Muslims [in submission] to Him

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ولما قال اليهود للنبي ألست تعلم أن يعقوب يوم مات أوصى بنيه باليهودية نزل: «أم كنتم شهداء» حضورا «إذ حضر يعقوب الموتُ إذ» بدل من إذ قبله «قال لبنيه ما تعبدون من بعدي» بعد موتي «قالوا نعبد إلهك وإله آبائك إبراهيم وإسماعيل وإسحاق» جد إسماعيل من الآباء تغليب ولأن العم بمنزلة الأب «إلها واحدا» بدل من إلهك «ونحن له مسلمون» وأم بمعنى همزة الإنكار أي لم تحضروه وقت موته فكيف تنسبون إليه ما لا يليق به.

2:134 📚 1
تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ‌ۖ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُم مَّا كَسَبْتُمْ‌ۖ وَلَا تُسْــَٔلُونَ عَمَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
تِلْكَ
onlar
أُمَّةٌۭ
bir ümmetti
قَدْ
elbette
خَلَتْ ۖ
gelip geçti
لَهَا
kendilerine
مَا
şeyler
كَسَبَتْ
onların kazandıkları
وَلَكُم
size aittir
مَّا
şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ
sizin kazandıklarınız
وَلَا
siz sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ
you will be asked
عَمَّا
şeyden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor

Diyanet İşleri MealiOnlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz

Saheeh InternationalThat was a nation which has passed on. It will have [the consequence of] what it earned, and you will have what you have earned. And you will not be asked about what they used to do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تلك» مبتدأ والإشارة إلى إبراهيم ويعقوب وبينهما وأُنِّث لتأنيث خبره «أمة قد خلت» سلفت «لها ما كسبت» من العمل أي جزاؤه استئناف «ولكم» الخطاب لليهود «ما كسبتم ولا تُسألون عما كانوا يعلمون» كما لا يسألون عن عملكم والجملة تأكيد لما قبلها.

2:135
وَقَالُواْ كُونُواْ هُودًا أَوْ نَصَـٰرَىٰ تَهْتَدُواْ‌ۗ قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَٲهِــۧمَ حَنِيفًا‌ۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
كُونُوا۟
olun ki
هُودًا
Yahudi
أَوْ
veya
نَصَـٰرَىٰ
hıristiyan
تَهْتَدُوا۟ ۗ
doğru yolu bulasınız
قُلْ
de ki
بَلْ
bilakis (uyarız)
مِلَّةَ
milletine (dinine)
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'in
حَنِيفًۭا ۖ
hanif
وَمَا
O değildi
كَانَ
he was
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
those who associated partners (with Allah)

Diyanet İşleri MealiYahudi veya Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" dediler. "Doğruya yönelmiş olan ve Allah'a eş koşanlardan olmayan İbrahim'in dinine uyarız" de

Saheeh InternationalThey say, "Be Jews or Christians [so] you will be guided." Say, "Rather, [we follow] the religion of Abraham, inclining toward truth, and he was not of the polytheists

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا كونوا هودا أو نصارى تهتدوا» أو للتفضيل وقائل الأول يهود المدينة والثاني نصارى نجران «قل» لهم «بل» نتبع «ملة إبراهيم حنيفا» حال من إبراهيم مائلا عن الأديان كلها إلى الدين القيّم «وما كان من المشركين».

2:136 📚 5
قُولُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبْرَٲهِــۧمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِىَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
قُولُوٓا۟
deyin
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْنَا
bize
وَمَآ
ve şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ
ve torunlarına
وَمَآ
ve şeye
أُوتِىَ
verilen
مُوسَىٰ
Musa'ya
وَعِيسَىٰ
ve Îsa'ya
وَمَآ
ve şeye
أُوتِىَ
verilen
ٱلنَّبِيُّونَ
peygamberlere
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ
their Lord
لَا
ayırım yapmayız
نُفَرِّقُ
we make distinction
بَيْنَ
arasında
أَحَدٍۢ
hiçbiri
مِّنْهُمْ
onların
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُسْلِمُونَ
teslim olanlarız

Diyanet İşleri MealiAllah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa'ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O'na teslim olanlarız" deyin

Saheeh InternationalSay, [O believers], "We have believed in Allah and what has been revealed to us and what has been revealed to Abraham and Ishmael and Isaac and Jacob and the Descendants and what was given to Moses and Jesus and what was given to the prophets from their Lord. We make no distinction between any of them, and we are Muslims [in submission] to Him

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قولوا» خطاب للمؤمنين «آمنا بالله وما أنزل إلينا» من القرآن «وما أنزل إلى إبراهيم» من الصحف العشر «وإسماعيل وإسحاق ويعقوب والأسباط» أولاده «وما أوتي موسى» من التوراة «وعيسى» من الإنجيل «وما أوتي النبيُّون من ربهم» من الكتب والآيات «لا نُفرِّق بين أحد منهم» فنؤمن ببعض ونكفر ببعض كاليهود والنصارى «ونحن له مسلمون».

2:137
فَإِنْ ءَامَنُواْ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهْتَدَواْ‌ۖ وَّإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا هُمْ فِى شِقَاقٍ‌ۖ فَسَيَكْفِيكَهُمُ ٱللَّهُ‌ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
فَإِنْ
eğer
ءَامَنُوا۟
iman ederlerse
بِمِثْلِ
gibi
مَآ
sizin iman ettiğiniz
ءَامَنتُم
you have believed
بِهِۦ
ona
فَقَدِ
elbette
ٱهْتَدَوا۟ ۖ
doğru yolu bulmuş olurlar
وَّإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَإِنَّمَا
mutlaka
هُمْ
onlar
فِى
içine
شِقَاقٍۢ ۖ
anlaşmazlık (düşerler)
فَسَيَكْفِيكَهُمُ
onlara karşı sana yeter
ٱللَّهُ ۚ
Allah
وَهُوَ
ve O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Diyanet İşleri MealiSizin inandığınız gibi inanmış olsalar, doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse, şüphesiz onlar çıkmazdadırlar. Onlara karşı sana Allah yetecektir. O, işitir ve bilir

Saheeh InternationalSo if they believe in the same as you believe in, then they have been [rightly] guided; but if they turn away, they are only in dissension, and Allah will be sufficient for you against them. And He is the Hearing, the Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن آمنوا» أي اليهود والنصارى «بمثل» زائدة «ما آمنتم به فقد اهتدوا وإن تولوا» عن الإيمان به «فإنما هم في شقاق» خلاف معكم «فسيكفيكهم الله» يا محمد شقاقهم «وهو السميع» لأقوالهم «العليم» بأحوالهم وقد كفاه إياهم بقتل قريظة، ونفي النضير وضرب الجزية عليهم.

2:138 📚 1
صِبْغَةَ ٱللَّهِ‌ۖ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ ٱللَّهِ صِبْغَةً‌ۖ وَنَحْنُ لَهُۥ عَـٰبِدُونَ
صِبْغَةَ
boyası (ile boyan)
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَمَنْ
ve kimdir
أَحْسَنُ
daha güzeli
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
صِبْغَةًۭ ۖ
boyası
وَنَحْنُ
ve biz ancak
لَهُۥ
O'na
عَـٰبِدُونَ
kulluk ederiz

Diyanet İşleri MealiAllah'ın verdiği renge uyun; rengi Allah'ınkinden daha güzel olan kim vardır? "Biz O'na kulluk edenleriz" deyin

Saheeh International[And say, "Ours is] the religion of Allah. And who is better than Allah in [ordaining] religion? And we are worshippers of Him

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«صِبْغَةَ الله» مصدر مؤكد لآمنا ونصبه بفعل مقدر، أي صبغنا الله والمراد بها دينه الذي فطر الناس عليه لظهور أثره على صاحبه كالصبغ في الثوب «ومن» أي لا أحد «أحسن من الله صبغة» تمييز «ونحن له عابدون» قال اليهود للمسلمين نحن أهل الكتاب الأول وقبلتنا أقدم ولم تكن الأنبياء من العرب ولو كان محمد نبيا لكان منا فنزل.

2:139
قُلْ أَتُحَآجُّونَنَا فِى ٱللَّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَآ أَعْمَـٰلُنَا وَلَكُمْ أَعْمَـٰلُكُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُخْلِصُونَ
قُلْ
söyle (onlara)
أَتُحَآجُّونَنَا
bizimle tartışıyor musunuz?
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
وَهُوَ
O iken
رَبُّنَا
bizim de Rabbimiz
وَرَبُّكُمْ
sizin de Rabbiniz
وَلَنَآ
bizimdir
أَعْمَـٰلُنَا
bizim yaptıklarımız
وَلَكُمْ
sizindir
أَعْمَـٰلُكُمْ
sizin yaptıklarınız
وَنَحْنُ
ve biz
لَهُۥ
O'na
مُخْلِصُونَ
gönülden bağlananlarız

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bizim ve sizin Rabbiniz olan Allah hakkında bize karşı hüccet mi gösteriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız de kendinize aittir. Biz O'na karşı samimiyiz

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Do you argue with us about Allah while He is our Lord and your Lord? For us are our deeds, and for you are your deeds. And we are sincere [in deed and intention] to Him

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل» لهم «أتحاجوننا» تخاصموننا «في الله» أن اصطفى نبيا من العرب «وهو ربنا وربكم» فله أن يصطفي من عباده ما يشاء «ولنا أعمالنا» نجازى بها «ولكم أعمالكم» تجازون بها فلا يبعد أن يكون في أعمالنا ما نستحق به الإكرام «ونحن له مخلصون» الدين والعمل دونكم فنحن أولى بالاصطفاء، والهمزة للإنكار والجمل الثلاث أحوال.

2:140
أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَٲهِــۧمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطَ كَانُواْ هُودًا أَوْ نَصَـٰرَىٰ‌ۗ قُلْ ءَأَنتُمْ أَعْلَمُ أَمِ ٱللَّهُ‌ۗ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَـٰدَةً عِندَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
أَمْ
yoksa
تَقُولُونَ
söylüyor(mu)sunuz
إِنَّ
şüphesiz
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub
وَٱلْأَسْبَاطَ
ve torunlarının
كَانُوا۟
olduklarını
هُودًا
yahudi
أَوْ
yahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ
hıristiyan
قُلْ
de ki
ءَأَنتُمْ
siz mi
أَعْلَمُ
daha iyi bilirsiniz
أَمِ
yoksa
ٱللَّهُ ۗ
Allah (mı)
وَمَنْ
ve kimdir
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
كَتَمَ
gizleyen
شَهَـٰدَةً
şahitliği
عِندَهُۥ
yanında bulunan
مِنَ
tarafından
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiYoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? Peki, siz mi yoksa Allah mı daha iyi bilir? de. Allah tarafından kendisine bildirilen bir gerçeği gizleyenden daha zalim kim vardır? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir

Saheeh InternationalOr do you say that Abraham and Ishmael and Isaac and Jacob and the Descendants were Jews or Christians? Say, "Are you more knowing or is Allah?" And who is more unjust than one who conceals a testimony he has from Allah? And Allah is not unaware of what you do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «تقولون» بالتاء والياء «إنَّ إبراهيم وإسماعيل وإسحاق ويعقوب والأسباط كانوا هودا أو نصارى قل» لهم «أأنتم أعلم أم الله» أي الله أعلم وقد برأ منهما إبراهيم بقوله (ما كان إبراهيم يهوديا ولا نصرانيا) والمذكورون معه تبع له «ومن أظم ممن كتم» أخفى عن الناس «شهادة عنده» كائنة «من الله» أي لا أحد أظلم منه وهم اليهود كتموا شهادة الله في التوراة إبراهيم بالحنيفية «وما الله بغافل عما تعملون» تهديد لهم.

2:141 📚 1
تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ‌ۖ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُم مَّا كَسَبْتُمْ‌ۖ وَلَا تُسْــَٔلُونَ عَمَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
تِلْكَ
İşte onlar
أُمَّةٌۭ
bir ümmetti
قَدْ
ki
خَلَتْ ۖ
gelip geçti
لَهَا
onlarındır
مَا
şeyler
كَسَبَتْ
kazandıkları
وَلَكُم
ve sizindir
مَّا
şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ
sizin kazandıklarınız
وَلَا
sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ
you will be asked
عَمَّا
şeylerden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor

Diyanet İşleri MealiOnlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz

Saheeh InternationalThat is a nation which has passed on. It will have [the consequence of] what it earned, and you will have what you have earned. And you will not be asked about what they used to do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تلك أمة قد خلت لها ما كسبت ولكم ما كسبتم ولا تُسألون عما كانوا يعملون» تقدم مثله.

2:142 📚 1
۞ سَيَقُولُ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَ ٱلنَّاسِ مَا وَلَّـٰهُمْ عَن قِبْلَتِهِمُ ٱلَّتِى كَانُواْ عَلَيْهَا‌ۚ قُل لِّلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ‌ۚ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٲطٍ مُّسْتَقِيمٍ
۞ سَيَقُولُ
diyecekler ki
ٱلسُّفَهَآءُ
bazı beyinsizler
مِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَا
nedir
وَلَّىٰهُمْ
onları çeviren
عَن
kıblelerinden
قِبْلَتِهِمُ
their direction of prayer
ٱلَّتِى
o ki
كَانُوا۟
bulunurlar
عَلَيْهَا ۚ
üzerinde
قُل
de ki
لِّلَّهِ
Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ
doğu
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ
ve batı
يَهْدِى
O iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediğini (dileyeni)
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Diyanet İşleri Mealiİnsanların beyinsizleri, "Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?" diyecekler; de ki: "Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir

Saheeh InternationalThe foolish among the people will say, "What has turned them away from their qiblah, which they used to face?" Say, "To Allah belongs the east and the west. He guides whom He wills to a straight path

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«سيقول السفهاء» الجهال «من الناس» اليهود والمشركين «ما ولاّهم» أي شيء، صرف النبي والمؤمنين «عن قبلتهم التي كانوا عليها» على استقبالها في الصلاة وهي بيت المقدس، والإتيان بالسين الدالة على الاستقبال من الإخبار بالغيب «قل لله المشرق والمغرب» أي الجهات كلها فيأمر بالتوجه إلى أي جهة شاء لا اعتراض عليه «يهدي من يشاء» هدايته «إلى صراط» طريق «مستقيم» دين الإسلام أي ومنهم أنتم دل على هذا.

2:143 📚 4
وَكَذَٲلِكَ جَعَلْنَـٰكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا‌ۗ وَمَا جَعَلْنَا ٱلْقِبْلَةَ ٱلَّتِى كُنتَ عَلَيْهَآ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ‌ۚ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ‌ۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَـٰنَكُمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
جَعَلْنَـٰكُمْ
sizi kıldık
أُمَّةًۭ
bir ümmet
وَسَطًۭا
vasat
لِّتَكُونُوا۟
olmanız için
شُهَدَآءَ
şahit
عَلَى
insanlara
ٱلنَّاسِ
the mankind
وَيَكُونَ
ve olması için
ٱلرَّسُولُ
rasulün (de)
عَلَيْكُمْ
size
شَهِيدًۭا ۗ
şahit
وَمَا
ve yap(ma)dık
جَعَلْنَا
We made
ٱلْقِبْلَةَ
bir kıble
ٱلَّتِى
olduğunuzu
كُنتَ
you were used to
عَلَيْهَآ
üzerinde
إِلَّا
sadece (yaptık)
لِنَعْلَمَ
bilmek için
مَن
kimseyi
يَتَّبِعُ
uyan
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
مِمَّن
kimseden
يَنقَلِبُ
geriye dönen
عَلَىٰ
üzerinde
عَقِبَيْهِ ۚ
ökçesi
وَإِن
ve elbette
كَانَتْ
ağır gelir
لَكَبِيرَةً
certainly a great (test)
إِلَّا
başkasına
عَلَى
kimseye
ٱلَّذِينَ
those whom
هَدَى
yol gösterdiği
ٱللَّهُ ۗ
Allah'ın
وَمَا
değildir
كَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
لِيُضِيعَ
zayi edecek
إِيمَـٰنَكُمْ ۚ
sizin imanınızı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِٱلنَّاسِ
insanlara
لَرَءُوفٌۭ
şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
merhametlidir

Diyanet İşleri MealiBöylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder

Saheeh InternationalAnd thus we have made you a just community that you will be witnesses over the people and the Messenger will be a witness over you. And We did not make the qiblah which you used to face except that We might make evident who would follow the Messenger from who would turn back on his heels. And indeed, it is difficult except for those whom Allah has guided. And never would Allah have caused you to lose your faith. Indeed Allah is, to the people, Kind and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكذلك» كما هديناكم إليه «جعلناكم» يا أمة محمد «أمة وسطا» خيارا عدولا «لتكونوا شهداء على الناس» يوم القيامة أنَّ رسلهم بلَّغتهم «ويكون الرسول عليكم شهيدا» أنه بلغكم «وما جعلنا» صيرنا «القبلة» لك الآن الجهة «التي كنت عليها» أولا وهي الكعبة وكان يصلى إليها فلما هاجر أمر باستقبال بيت المقدس تألُّفا لليهود فصلى إليه ستة أو سبعة عشر شهرا ثم حول «إلا لنعلم» علم ظهور «من يتبع الرسول» فيصدقه «ممن ينقلب على عقبيه» أي يرجع إلى الكفر شكا في الدين وظنا أن النبي في حيرة من أمره وقد ارتد لذلك جماعة «وإن» مخففة من الثقيلة واسمها محذوف أي وإنها «كانت» أي التولية إليها «لكبيرة» شاقة على الناس «إلا على الذين هدى الله» منهم «وما كان الله ليضيع إيمانكم» أي صلاتكم إلى بيت المقدس بل يثيبكم عليه لأن سبب نزولها السؤال عمن مات قبل التحويل «إن الله بالناس» المؤمنين «لرؤوف رحيم» في عدم إضاعة أعمالهم، والرأفةُ شدة الرحمة وقدَّم الأبلغ للفاصلة.

2:144 📚 10
قَدْ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى ٱلسَّمَآءِ‌ۖ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَـٰهَا‌ۚ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ‌ۚ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ‌ۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلْكِتَـٰبَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ‌ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
قَدْ
elbette
نَرَىٰ
görüyoruz
تَقَلُّبَ
çevrilip durduğunu
وَجْهِكَ
yüzünün
فِى
doğru
ٱلسَّمَآءِ ۖ
göğe
فَلَنُوَلِّيَنَّكَ
elbette seni döndüreceğiz
قِبْلَةًۭ
bir kıbleye
تَرْضَىٰهَا ۚ
hoşlanacağın
فَوَلِّ
(Bundan böyle) çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
tarafına
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'a
وَحَيْثُ
ve nerede
مَا
olursanız
كُنتُمْ
you are
فَوَلُّوا۟
çevirin
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
شَطْرَهُۥ ۗ
o yöne
وَإِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
أُوتُوا۟
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ
kitap
لَيَعْلَمُونَ
elbette bilirler
أَنَّهُ
bunun
ٱلْحَقُّ
bir gerçek olduğunu
مِن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۗ
their Lord
وَمَا
değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
onların yaptıklarından
يَعْمَلُونَ
they do

Diyanet İşleri MealiYüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın kıbleye seni elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Doğrusu Kitap verilenler, bunun Rab'lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından gafil değildir

Saheeh InternationalWe have certainly seen the turning of your face, [O Muhammad], toward the heaven, and We will surely turn you to a qiblah with which you will be pleased. So turn your face toward al-Masjid al-Haram. And wherever you [believers] are, turn your faces toward it [in prayer]. Indeed, those who have been given the Scripture well know that it is the truth from their Lord. And Allah is not unaware of what they do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قد» للتحقيق «نرى تقلُّب» تصرف «وجهك في» جهة «السماء» متطلعا إلى الوحي ومتشوقا للأمر باستقبال الكعبة وكان يود ذلك لأنها قبلة إبراهيم ولأنه دعى إلى إسلام العرب «فلنولينك» نحولنك «قبلة ترضاها» تحبها «فولِّ وجهك» استقبل في الصلاة «شطر» نحو «المسجد الحرام» أي الكعبة «وحيثما كنتم» خطاب للأمة «فولُّوا وجوهكم» في الصلاة «شطره وإن الذين أوتوا الكتاب ليعلمون أنه» أي التولي إلى الكعبة «الحق» الثابت «من ربهم» لما في كتبهم من نعت النبي من أنه يتحول إليها «وما الله بغافل عما تعملون» بالتاء أيها المؤمنون من امتثال أمره وبالياء أي اليهود من إنكار أمر القبلة.

2:145 📚 4
وَلَئِنْ أَتَيْتَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلْكِتَـٰبَ بِكُلِّ ءَايَةٍ مَّا تَبِعُواْ قِبْلَتَكَ‌ۚ وَمَآ أَنتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ‌ۚ وَمَا بَعْضُهُم بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ‌ۚ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ‌ۙ إِنَّكَ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّـٰلِمِينَ
وَلَئِنْ
ve eğer
أَتَيْتَ
sen getirsen
ٱلَّذِينَ
kimselere
أُوتُوا۟
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
بِكُلِّ
her türlü
ءَايَةٍۢ
ayeti
مَّا
değildir
تَبِعُوا۟
uyacak
قِبْلَتَكَ ۚ
senin kıblene
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen (de)
بِتَابِعٍۢ
uyacak
قِبْلَتَهُمْ ۚ
onların kıblesine
وَمَا
ve değildir
بَعْضُهُم
onların bazısı
بِتَابِعٍۢ
uymazlar
قِبْلَةَ
kıblesine
بَعْضٍۢ ۚ
diğerlerinin
وَلَئِنِ
ve eğer
ٱتَّبَعْتَ
uyarsan
أَهْوَآءَهُم
onların keyiflerine
مِّنۢ
sonraden
بَعْدِ
after
مَا
şey(den)
جَآءَكَ
sana gelen
مِنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ
the knowledge
إِنَّكَ
şüphesiz sen
إِذًۭا
o takdirde
لَّمِنَ
zalimlerden (olursun)
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Diyanet İşleri MealiSen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun

Saheeh InternationalAnd if you brought to those who were given the Scripture every sign, they would not follow your qiblah. Nor will you be a follower of their qiblah. Nor would they be followers of one another's qiblah. So if you were to follow their desires after what has come to you of knowledge, indeed, you would then be among the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولإن» لام قسم «أتيت الذين أوتوا الكتاب بكل آية» على صدقك في أمر القبلة «ما تبعوا» أي لا يتبعون «قبلتك» عناداً «وما أنت بتابع قبلتهم» قطع لطمعه في إسلامهم وطمعهم في عوده إليها «وما بعضهم بتابع قبلة بعض» أي اليهود قبلة النصارى وبالعكس «ولإن اتبعت أهواءهم» التي يدعونك إليها «من بعد ما جاءك من العلم» الوحي «إنك إذا» إن تبعتهم فرضا «لمن الظالمين».

2:146
ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَـٰهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ يَعْرِفُونَهُۥ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمْ‌ۖ وَإِنَّ فَرِيقًا مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ ٱلْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
يَعْرِفُونَهُۥ
onu tanırlar
كَمَا
gibi
يَعْرِفُونَ
tanıdıkları
أَبْنَآءَهُمْ ۖ
oğullarını
وَإِنَّ
ve (yine) elbette
فَرِيقًۭا
bir grup
مِّنْهُمْ
onlardan
لَيَكْتُمُونَ
gizlerler
ٱلْحَقَّ
gerçeği
وَهُمْ
onlar
يَعْلَمُونَ
bildikleri (halde)

Diyanet İşleri MealiKendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğrusu bile bile hakkı gizlerler

Saheeh InternationalThose to whom We gave the Scripture know him as they know their own sons. But indeed, a party of them conceal the truth while they know [it]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين آتيناهم الكتاب يعرفونه» أي محمداً «كما يعرفون أبناءهم» بنعته في كتبهم قال ابن سلام: لقد عرفته حين رأيته كما أعرف ابني ومعرفتي لمحمد أشد «وإن فريقا منهم ليكتمون الحق» نعته «وهم يعلمون» هذا الذي أنت عليه.

2:147 📚 1
ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ‌ۖ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ
ٱلْحَقُّ
Gerçek
مِن
Rabbindendir
رَّبِّكَ ۖ
your Lord
فَلَا
artık olma
تَكُونَنَّ
be
مِنَ
kuşkulananlardan
ٱلْمُمْتَرِينَ
the doubters

Diyanet İşleri MealiGerçek Rabb'indendir, sakın şüphelenenlerden olma

Saheeh InternationalThe truth is from your Lord, so never be among the doubters

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الحق» كائنا «من ربك فلا تكوننَّ من الممترين» الشاكين فيه أي من هذا النوع فهو أبلغ من أن لا تمتر.

2:148
وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا‌ۖ فَٱسْتَبِقُواْ ٱلْخَيْرَٲتِ‌ۚ أَيْنَ مَا تَكُونُواْ يَأْتِ بِكُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًا‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
وَلِكُلٍّۢ
her (ümmetin) vardır
وِجْهَةٌ
bir yönü
هُوَ
o(nun)
مُوَلِّيهَا ۖ
yöneldiği
فَٱسْتَبِقُوا۟
O halde koşun
ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ
hayır işlerine
أَيْنَ
nerede
مَا
olsanız
تَكُونُوا۟
you will be
يَأْتِ
getirir
بِكُمُ
sizi
ٱللَّهُ
Allah
جَمِيعًا ۚ
bir araya
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiHerkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah şüphesiz her şeye Kadir'dir

Saheeh InternationalFor each [religious following] is a direction toward which it faces. So race to [all that is] good. Wherever you may be, Allah will bring you forth [for judgement] all together. Indeed, Allah is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولكل» من الأمم «وجهة» قبلة «هو موليها» وجهه في صلاته وفي قراءة مُوَلاَّهَا «فاستبقوا الخيرات» بادروا إلى الطاعات وقبولها «أينما تكونوا يأت بكم الله جميعا» يجعلكم يوم القيامة فيجازيكم بأعمالكم «إن الله على كل شيء قدير».

2:149 📚 5
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ‌ۖ وَإِنَّهُۥ لَلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ‌ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
وَمِنْ
ve
حَيْثُ
nereden
خَرَجْتَ
çıkarsan (yola)
فَوَلِّ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
tarafına
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۖ
Haram
وَإِنَّهُۥ
bu elbette
لَلْحَقُّ
bir gerçektir
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۗ
your Lord
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiHer nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir, şüphesiz bu Rabbinden bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir

Saheeh InternationalSo from wherever you go out [for prayer, O Muhammad] turn your face toward al- Masjid al-Haram, and indeed, it is the truth from your Lord. And Allah is not unaware of what you do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن حيث خرجت» لسفر «فولِّ وجهك شطر المسجد الحرام وإنه للحق من ربك وما الله بغافل عما تعلمون» بالياء والتاء تقدم مثله وكرره لبيان تساوي حكم السفر وغيره.

2:150 📚 8
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ‌ۚ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَٱخْشَوْنِى وَلِأُتِمَّ نِعْمَتِى عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
وَمِنْ
ve
حَيْثُ
nereden
خَرَجْتَ
çıkarsan (yola)
فَوَلِّ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
شَطْرَ
doğru
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'a
وَحَيْثُ
ve nerede
مَا
olursanız
كُنتُمْ
you (all) are
فَوَلُّوا۟
çevirin
وُجُوهَكُمْ
yüzünüzü
شَطْرَهُۥ
o yana
لِئَلَّا
diye
يَكُونَ
olmasın
لِلنَّاسِ
hiç kimsenin
عَلَيْكُمْ
aleyhinizde
حُجَّةٌ
bir delili
إِلَّا
başkasının
ٱلَّذِينَ
kimselerden
ظَلَمُوا۟
zalim olan
مِنْهُمْ
onlardan
فَلَا
onlardan çekinmeyin
تَخْشَوْهُمْ
fear them
وَٱخْشَوْنِى
benden çekinin
وَلِأُتِمَّ
ve tamamlayayım
نِعْمَتِى
ni'metimi
عَلَيْكُمْ
size
وَلَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَهْتَدُونَ
hidayete erersiniz

Diyanet İşleri MealiHer nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir. İnsanların zulmedenlerinden başkalarının size karşı gösterecekleri bir hüccet olmaması için, her nerede olursanız, yüzlerinizi oranın semtine çevirin, bu hususta onlardan korkmayın. Benden korkun da size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece doğru yolu bulursunuz

Saheeh InternationalAnd from wherever you go out [for prayer], turn your face toward al-Masjid al-Haram. And wherever you [believers] may be, turn your faces toward it in order that the people will not have any argument against you, except for those of them who commit wrong; so fear them not but fear Me. And [it is] so I may complete My favor upon you and that you may be guided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن حيث خرجت فولِّ وجهك شطر المسجد الحرام وحيثما كنتم فولوا وجوهكم شطره» كرره للتأكيد «لئلا يكون للناس» اليهود أو المشركين «عليكم حجة» أي مجادلة في التولي إلى غيره أي لتنتفي مجادلتهم لكم من قول اليهود يجحد ديننا ويتبع قبلتنا وقول المشركين يدعي ملة إبراهيم ويخالف قبلته «إلا الذين ظلموا منهم» بالعناد فإنهم يقولون ما تحول إليها إلا ميلا إلى دين آبائه والاستثناء متصل والمعنى: لا يكون لأحد عليكم كلام إلا كلام هؤلاء «فلا تخشوهم» تخافوا جدالهم في التولي إليها «واخشوني» بامتثال أمري «ولأتم» عطف علي لئلا يكون «نعمتي عليكم» بالهداية إلى معالم دينكم «ولعلكم تهتدون» إلى الحق.

2:151 📚 1
كَمَآ أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولاً مِّنكُمْ يَتْلُواْ عَلَيْكُمْ ءَايَـٰتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمْ تَكُونُواْ تَعْلَمُونَ
كَمَآ
gibi
أَرْسَلْنَا
gönderdiğimiz
فِيكُمْ
kendi içinizden
رَسُولًۭا
bir Elçi
مِّنكُمْ
sizden olan
يَتْلُوا۟
okuyan
عَلَيْكُمْ
size
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
وَيُزَكِّيكُمْ
ve sizi temizleyen
وَيُعَلِّمُكُمُ
ve size öğreten
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَيُعَلِّمُكُم
ve size öğreten
مَّا
şeyleri
لَمْ
olduğunuz
تَكُونُوا۟
you were
تَعْلَمُونَ
bilmiyor

Diyanet İşleri MealiNitekim Biz size, ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir Peygamber gönderdik

Saheeh InternationalJust as We have sent among you a messenger from yourselves reciting to you Our verses and purifying you and teaching you the Book and wisdom and teaching you that which you did not know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كما أرسلنا» متعلق بأتم أي إتماما كإتمامها بإرسالنا «فيكم رسولا منكم» محمد «يتلو عليكم آياتنا» القرآن «ويزكيكم» يطهركم من الشرك «ويعلمكم الكتاب» القرآن «والحكمة» ما فيه من الأحكام «ويعلمكم ما لم تكونوا تعلمون».

2:152 📚 7
فَٱذْكُرُونِىٓ أَذْكُرْكُمْ وَٱشْكُرُواْ لِى وَلَا تَكْفُرُونِ
فَٱذْكُرُونِىٓ
Öyle ise beni anın
أَذْكُرْكُمْ
ben de sizi anayım
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
لِى
bana
وَلَا
ve
تَكْفُرُونِ
inkar etmeyin

Diyanet İşleri MealiArtık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin

Saheeh InternationalSo remember Me; I will remember you. And be grateful to Me and do not deny Me

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاذكروني» بالصلاة والتسبيح ونحوه «أذكركم» قيل معناه أجازيكم وفي الحديث عن الله (من ذكرني في نفسه ذكرته في نفسي ومن ذكرني في ملأ ذكرته في ملأ خير من ملئه) «واشكروا لي» نعمتي بالطاعة «ولا تكفرون» بالمعصية.

2:153 📚 3
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسْتَعِينُواْ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٲةِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّـٰبِرِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
ٱسْتَعِينُوا۟
(Allah'tan) yardım isteyin
بِٱلصَّبْرِ
sabır ile
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ
ve namazla
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin. Allah, muhakkak ki sabredenlerle beraberdir

Saheeh InternationalO you who have believed, seek help through patience and prayer. Indeed, Allah is with the patient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا استعينوا» على الآخرة «بالصبر» على الطاعة والبلاء «والصلاة» خصها بالذكر لتكررها وعظمها «إن الله مع الصابرين» بالعون.

2:154 📚 1
وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقْتَلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمْوَٲتُۢ‌ۚ بَلْ أَحْيَآءٌ وَلَـٰكِن لَّا تَشْعُرُونَ
وَلَا
demeyin
تَقُولُوا۟
say
لِمَن
kimselere
يُقْتَلُ
öldürülen
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أَمْوَٰتٌۢ ۚ
ölüdürler
بَلْ
bilakis
أَحْيَآءٌۭ
onlar diridirler
وَلَـٰكِن
ama
لَّا
olmazsınız
تَشْعُرُونَ
siz farkında

Diyanet İşleri MealiAllah yolunda öldürülenlere "Ölüler" demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz

Saheeh InternationalAnd do not say about those who are killed in the way of Allah, "They are dead." Rather, they are alive, but you perceive [it] not

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تقولوا لمن يقتل في سبيل الله» هم «أموات بل» هم «أحياء» أرواحهم في حواصل طيور خضر تسرح في الجنة حيث شاءت لحديث بذلك «ولكن لا تشعرون» تعلمون ما هم فيه.

2:155 📚 3
وَلَنَبْلُوَنَّكُم بِشَىْءٍ مِّنَ ٱلْخَوْفِ وَٱلْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ ٱلْأَمْوَٲلِ وَٱلْأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٲتِ‌ۗ وَبَشِّرِ ٱلصَّـٰبِرِينَ
وَلَنَبْلُوَنَّكُم
andolsun sizi imtihan edeceğiz
بِشَىْءٍۢ
şeylerle
مِّنَ
(gibi)
ٱلْخَوْفِ
korku
وَٱلْجُوعِ
ve açlık
وَنَقْصٍۢ
ve noksanlığı
مِّنَ
mallarınızın
ٱلْأَمْوَٰلِ
[the] wealth
وَٱلْأَنفُسِ
ve canlarınızın
وَٱلثَّمَرَٰتِ ۗ
ve ürünlerinizin
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenleri

Diyanet İşleri MealiMuhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele

Saheeh InternationalAnd We will surely test you with something of fear and hunger and a loss of wealth and lives and fruits, but give good tidings to the patient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولنبلونكم بشيء من الخوف» للعدو «والجوع» القحط «ونقص من الأموال» بالهلاك «والأنفس» بالقتل والموت والأمراض «والثمرات» بالحوائج أي لنختبرنكم فننظر أتصبرون أم لا «وبشر الصابرين» على البلاء بالجنة.

2:156 📚 2
ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَـٰبَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُوٓاْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيْهِ رَٲجِعُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
إِذَآ
zaman
أَصَـٰبَتْهُم
onlara eriştiği
مُّصِيبَةٌۭ
bir bela
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّا
şüphesiz biz
لِلَّهِ
Allah içiniz
وَإِنَّآ
ve şüphesiz biz
إِلَيْهِ
O'na
رَٰجِعُونَ
döneceğiz

Diyanet İşleri MealiOnlara bir musibet geldiğinde: "Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz" derler

Saheeh InternationalWho, when disaster strikes them, say, "Indeed we belong to Allah, and indeed to Him we will return

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
هم «الذين إذا أصابتهم مصيبة» بلاء «قالوا إنا لله» ملكا وعبيدا يفعل بنا ما يشاء «وإنا إليه راجعون» في الآخرة فيجازينا وفي الحديث (من استرجع عند المصيبة أجره الله فيها وأخلف الله عليه خيرا) وفيه أن مصباح النبي صلى الله عليه وسلم طفئ فاسترجع فقالت عائشة: إنما هذا مصباح فقال: (كل ما أساء المؤمن فهو مصيبة) رواه أبو داود في مراسيله.

2:157
أُوْلَـٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَٲتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ‌ۖ وَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُهْتَدُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
İşte
عَلَيْهِمْ
hep onlar içindir
صَلَوَٰتٌۭ
bağışlamalar
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ
their Lord
وَرَحْمَةٌۭ ۖ
ve rahmet
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُهْتَدُونَ
doğru yolu bulanlar

Diyanet İşleri MealiRablerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. O'nun yolunda olanlar da onlardır

Saheeh InternationalThose are the ones upon whom are blessings from their Lord and mercy. And it is those who are the [rightly] guided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك عليهم صلوات» مغفرة «من ربهم ورحمة» نعمة «وأولئك هم المهتدون» إلى الصواب.

2:158
۞ إِنَّ ٱلصَّفَا وَٱلْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ ٱللَّهِ‌ۖ فَمَنْ حَجَّ ٱلْبَيْتَ أَوِ ٱعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَا‌ۚ وَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ ٱللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱلصَّفَا
Safa
وَٱلْمَرْوَةَ
ve Merve
مِن
nişanlarındandır
شَعَآئِرِ
(the) symbols
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
فَمَنْ
kim
حَجَّ
hacceder
ٱلْبَيْتَ
Ev'i
أَوِ
ya da
ٱعْتَمَرَ
ömre yaparsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
hiçbir günah
عَلَيْهِ
kendisine
أَن
tavaf etmesinde
يَطَّوَّفَ
he walks
بِهِمَا ۚ
onları
وَمَن
ve kim
تَطَوَّعَ
kendiliğinden yaparsa
خَيْرًۭا
bir iyilik
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
شَاكِرٌ
karşılığını verir
عَلِيمٌ
(yaptığını) bilir

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Kabe'yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa, karşılığını görür. Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir

Saheeh InternationalIndeed, as-Safa and al-Marwah are among the symbols of Allah. So whoever makes Hajj to the House or performs 'umrah - there is no blame upon him for walking between them. And whoever volunteers good - then indeed, Allah is appreciative and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(إن الصفا والمروة) جبلان بمكة (من شعائر الله) أعلام دينه جمع شعيرة (فمن حج البيت أو اعتمر) أي تلبس بالحج أو العمرة وأصلهما القصد والزيارة (فلا جناح عليه) إثم عليه (أن يطوف) فيه إدغام التاء في الأصل في الطاء (بهما) بأن يسعى بينهما سبعا، نزلت لما كره المسلمون ذلك لأن أهل الجاهلية كانوا يطوفون بهما وعليهما صنمان يمسحونهما، وعن ابن عباس أن السعي غير فرض لما أفاده رفع الإثم من التخيير وقال الشافعي وغيره ركن، وبين صلى الله عليه وسلم فرضيته بقوله "" إن الله كتب عليكم السعي "" رواه البيهقي وغيره "" وقال ابدءوا بما بدأ الله به "" يعني الصفا رواه مسلم (ومن تطوع) وفي قراءة بالتحتية وتشديد الطاء مجزوما وفيه إدغام التاء فيها (خيرا) أي بخير أي عمل ما لم يجب عليه من طواف وغيره (فإن الله شاكر) لعمله بالإثابة عليه (عليم) به.

2:159 📚 2
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَآ أَنزَلْنَا مِنَ ٱلْبَيِّنَـٰتِ وَٱلْهُدَىٰ مِنۢ بَعْدِ مَا بَيَّنَّـٰهُ لِلنَّاسِ فِى ٱلْكِتَـٰبِ‌ۙ أُوْلَـٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ ٱللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ ٱللَّـٰعِنُونَ
إِنَّ
doğrusu
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَكْتُمُونَ
gizleyen
مَآ
şeyleri
أَنزَلْنَا
indirdiğimiz
مِنَ
açık delillerden
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
the clear proofs
وَٱلْهُدَىٰ
ve hidayeti
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
biz açıkça belirttikten
بَيَّنَّـٰهُ
We made clear
لِلنَّاسِ
insanlara
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ ۙ
the Book
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlara
يَلْعَنُهُمُ
la'net eder
ٱللَّهُ
Allah
وَيَلْعَنُهُمُ
ve la'net eder
ٱللَّـٰعِنُونَ
bütün la'net edebilenler

Diyanet İşleri Mealiİndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim

Saheeh InternationalIndeed, those who conceal what We sent down of clear proofs and guidance after We made it clear for the people in the Scripture - those are cursed by Allah and cursed by those who curse

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في اليهود: «إن الذين يكتمون» الناس «ما أنزلنا من البينات والهدى» كآية الرجم ونعت محمد «من بعد ما بيَّناه للناس في الكتاب» التوراة «أولئك يلعنهم الله» يبعدهم من رحمته «ويلعنهم اللاعنون» الملائكة والمؤمنون أو كل شيء بالدعاء عليهم باللعنة.

2:160 📚 1
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصْلَحُواْ وَبَيَّنُواْ فَأُوْلَـٰٓئِكَ أَتُوبُ عَلَيْهِمْ‌ۚ وَأَنَا ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
إِلَّا
ancak hariç
ٱلَّذِينَ
(kimseler)
تَابُوا۟
tevbe edip
وَأَصْلَحُوا۟
uslananlar
وَبَيَّنُوا۟
ve (gerçeği) açıklayanlar
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَتُوبُ
tevbelerini kabul ederim
عَلَيْهِمْ ۚ
onların
وَأَنَا
çünkü ben
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edenim
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyenim

Diyanet İşleri Mealiİndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim

Saheeh InternationalExcept for those who repent and correct themselves and make evident [what they concealed]. Those - I will accept their repentance, and I am the Accepting of repentance, the Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا الذين تابوا» رجعوا عن ذلك «وأصلحوا» عملهم «وبيَّنوا» ما كتموا «فأولئك أتوب عليهم» أقبل توبتهم «وأنا التواب الرحيم» بالمؤمنين.

2:161
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَمَاتُواْ وَهُمْ كُفَّارٌ أُوْلَـٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ ٱللَّهِ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ
إِنَّ
doğrusu
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edip te
وَمَاتُوا۟
ölen
وَهُمْ
ve onlar
كُفَّارٌ
kafir olarak
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
عَلَيْهِمْ
onların üstünedir
لَعْنَةُ
la'neti
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve meleklerin
وَٱلنَّاسِ
ve insanların
أَجْمَعِينَ
tüm

Diyanet İşleri Mealiİnkar edip de o halde ölenler var ya, işte, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır

Saheeh InternationalIndeed, those who disbelieve and die while they are disbelievers - upon them will be the curse of Allah and of the angels and the people, all together

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا وماتوا وهم كفار» حال «أولئك عليهم لعنة الله والملائكة والناس أجمعين» أي هم مستحقون ذلك في الدنيا والآخرة. والناس قيل: عام. وقيل: المؤمنون.

2:162 📚 1
خَـٰلِدِينَ فِيهَا‌ۖ لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalırlar
فِيهَا ۖ
(la'net) içinde
لَا
hafifletilmez
يُخَفَّفُ
will be lightened
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابُ
azab;
وَلَا
ve yoktur
هُمْ
onlara
يُنظَرُونَ
gözetme

Diyanet İşleri MealiLanette temellidirler, onlardan azab hafifletilmez ve onların azabı geciktirilmez

Saheeh InternationalAbiding eternally therein. The punishment will not be lightened for them, nor will they be reprieved

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خالدين فيها» أي اللعنة والنار المدلول بها عليها «لا يخفف عنهم العذاب» طرفة عين «ولا هم ينظرون» يمهلون لتوبة أو معذرة.

2:163 📚 14
وَإِلَـٰهُكُمْ إِلَـٰهٌ وَٲحِدٌ‌ۖ لَّآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلرَّحْمَـٰنُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِلَـٰهُكُمْ
Tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
Tanrı'dır
وَٰحِدٌۭ ۖ
bir tek
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'dır
ٱلرَّحِيمُ
Rahim'dir

Diyanet İşleri MealiTanrınız bir tek Tanrıdır. O, merhamet eden, merhametli olandan başka Tanrı yoktur

Saheeh InternationalAnd your god is one God. There is no deity [worthy of worship] except Him, the Entirely Merciful, the Especially Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما قالوا صف لنا ربك: «وإلهكم» المستحق للعبادة منكم «إِلهٌ واحد» لا نظير له في ذاته ولا في صفاته «لا إلهَ إلا هو» هو «الرحمن الرحيم» وطلبوا آيه على ذلك فنزل.

2:164 📚 9
إِنَّ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَـٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱلْفُلْكِ ٱلَّتِى تَجْرِى فِى ٱلْبَحْرِ بِمَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن مَّآءٍ فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٍ وَتَصْرِيفِ ٱلرِّيَـٰحِ وَٱلسَّحَابِ ٱلْمُسَخَّرِ بَيْنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ لَأَيَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
yaratılışında
خَلْقِ
(the) creation
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَٱخْتِلَـٰفِ
ve değişmesinde
ٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüzün
وَٱلْفُلْكِ
ve gemilerde
ٱلَّتِى
taşıyıp giden
تَجْرِى
sail
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
بِمَا
şeyleri
يَنفَعُ
faydasına olan
ٱلنَّاسَ
insanların
وَمَآ
indirip
أَنزَلَ
(has) sent down
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مِن
su
مَّآءٍۢ
water
فَأَحْيَا
dirilterek
بِهِ
onunla
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا
öldükten
وَبَثَّ
yaymasında
فِيهَا
orada
مِن
her çeşitten
كُلِّ
every
دَآبَّةٍۢ
canlıyı
وَتَصْرِيفِ
ve evirip çevirmesinde
ٱلرِّيَـٰحِ
rüzgarları
وَٱلسَّحَابِ
ve bulutları
ٱلْمُسَخَّرِ
emre hazır bekleyen
بَيْنَ
arasında
ٱلسَّمَآءِ
yer
وَٱلْأَرْضِ
ve gök
لَـَٔايَـٰتٍۢ
elbette deliller vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir topluluk için
يَعْقِلُونَ
düşünen

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır

Saheeh InternationalIndeed, in the creation of the heavens and earth, and the alternation of the night and the day, and the [great] ships which sail through the sea with that which benefits people, and what Allah has sent down from the heavens of rain, giving life thereby to the earth after its lifelessness and dispersing therein every [kind of] moving creature, and [His] directing of the winds and the clouds controlled between the heaven and the earth are signs for a people who use reason

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
إن في خلق السماوات والأرض» وما فيهما من العجائب «واختلاف الليل والنهار» بالذهاب والمجيء والزيادة والنقصان «والفلك» السفن «التي تجري في البحر» ولا ترسب موقرة «بما ينفع الناس» من التجارات والحمل «وما أنزل الله من السماء من ماء» مطر «فأحيا به الأرض» بالنبات «بعد موتها» يبسها «وبث» فرق ونشربه «فيها من كل دابة» لأنهم ينمون بالخصب الكائن عنه «وتصريف الرياح» تقليبها جنوبا وشمالا حارة وباردة «والسحاب» الغيم «المسخَّر» المذلَّل بأمر الله تعالى يسير إلى حيث شاء الله «بين السماء والأرض» بلا علاقة «لآيات» دالاّت على وحدانيته تعالى «لقوم يعقلون» يتدبرون.

2:165
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ ٱللَّهِ‌ۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَشَدُّ حُبًّا لِّلَّهِ‌ۗ وَلَوْ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ إِذْ يَرَوْنَ ٱلْعَذَابَ أَنَّ ٱلْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعَذَابِ
وَمِنَ
İnsanlardan
ٱلنَّاسِ
the mankind
مَن
kimi
يَتَّخِذُ
tutar
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
أَندَادًۭا
eşler
يُحِبُّونَهُمْ
onları severler
كَحُبِّ
sever gibi
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ı
وَٱلَّذِينَ
(kimseler)
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَشَدُّ
en çok
حُبًّۭا
severler
لِّلَّهِ ۗ
Allah'ı
وَلَوْ
keşke
يَرَى
görselerdi
ٱلَّذِينَ
(kimseler)
ظَلَمُوٓا۟
zulmedenler
إِذْ
zaman
يَرَوْنَ
gördükleri
ٱلْعَذَابَ
azabı
أَنَّ
gerçekten
ٱلْقُوَّةَ
kuvvetin
لِلَّهِ
Allah'a aittir
جَمِيعًۭا
bütünüyle
وَأَنَّ
ve gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
şiddetlidir
ٱلْعَذَابِ
azabı

Diyanet İşleri Mealiİnsanlar arasında, Allah'ı bırakıp, O'na koştukları eşleri tanrı olarak benimseyenler ve onları, Allah'ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah'a aid bulunacağını ve Allah'ın azabının şiddetli olduğunu keşke bilselerdi

Saheeh InternationalAnd [yet], among the people are those who take other than Allah as equals [to Him]. They love them as they [should] love Allah. But those who believe are stronger in love for Allah. And if only they who have wronged would consider [that] when they see the punishment, [they will be certain] that all power belongs to Allah and that Allah is severe in punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن الناس من يتخذ من دون الله» أي غيره «أندادا» أصناما «يحبونهم» بالتعظيم والخضوع «كحب الله» أي كحبهم له «والذين آمنوا أشد حبا لله» من حبهم للأنداد لأنهم لا يعدلون عنه بحال ما، والكفار يعدلون في الشدة إلى الله «ولو يرى» تبصر يا محمد «الذين ظلموا» باتخاذ الأنداد «إذ يرون» بالبناء للفاعل والمفعول به يبصرون «العذاب» لرأيت أمرا عظيما وإذا بمعني إذا «أن» أي لأن «القوة» القدرة والغلبة «لله جميعا» حال «وأن الله شديد العذاب» وفي قراءة ترى والفاعل ضمير السامع، وقيل الذين ظلموا وهي بمعني يعلم وأن وما بعدها سدت مسد المفعولين وجواب لو محذوف والمعنى لو علموا في الدنيا شدة عذاب الله وأن القدرة لله وحده وقت معاينتهم له وهو يوم القيامة لما اتخذوا من دونه أندادا.

2:166 📚 1
إِذْ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ وَرَأَوُاْ ٱلْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ ٱلْأَسْبَابُ
إِذْ
işte
تَبَرَّأَ
uzak durdular
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱتُّبِعُوا۟
uyulan
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
ٱتَّبَعُوا۟
uyan
وَرَأَوُا۟
gördüler
ٱلْعَذَابَ
azabı
وَتَقَطَّعَتْ
kesildi
بِهِمُ
onların
ٱلْأَسْبَابُ
bağları

Diyanet İşleri MealiNitekim, kendilerine uyulanlar, azabı görünce uyanlardan uzaklaşacaklar ve aralarındaki bağlar kopacaktır

Saheeh International[And they should consider that] when those who have been followed disassociate themselves from those who followed [them], and they [all] see the punishment, and cut off from them are the ties [of relationship]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ» بدل من إذ قبله «تبرَّأ الذين اتُبعوا» أي الرؤساء «من الذين اتَّبعوا» أي أنكروا إضلالهم «و» قد «رأوا العذاب وتقطعت» عطف تبرأ «بهم» عنهم «الأسباب» الوصل التي كانت بينهم في الدنيا من الأرحام والمودة.

2:167
وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُواْ مِنَّا‌ۗ كَذَٲلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعْمَـٰلَهُمْ حَسَرَٲتٍ عَلَيْهِمْ‌ۖ وَمَا هُم بِخَـٰرِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ
وَقَالَ
ve şöyle dediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱتَّبَعُوا۟
uyan
لَوْ
keşke
أَنَّ
bizim için (mümkün olsaydı)
لَنَا
for us
كَرَّةًۭ
bir dönüş (dünyaya)
فَنَتَبَرَّأَ
uzak dursaydık
مِنْهُمْ
onlardan
كَمَا
gibi
تَبَرَّءُوا۟
uzak durdukları
مِنَّا ۗ
bizden
كَذَٰلِكَ
böylece
يُرِيهِمُ
onlara gösterir
ٱللَّهُ
Allah
أَعْمَـٰلَهُمْ
bütün fiillerini
حَسَرَٰتٍ
hasretler (pişmanlık kaynağı olarak)
عَلَيْهِمْ ۖ
onlara
وَمَا
ve değildir
هُم
onlar
بِخَـٰرِجِينَ
çıkacak
مِنَ
ateşten
ٱلنَّارِ
the Fire

Diyanet İşleri MealiUyanlar: "Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsa da, bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak" derler. Böylece Allah onlara, hasretini çekecekleri işlerini gösterir. Onlar cehennemden çıkmayacaklardır

Saheeh InternationalThose who followed will say, "If only we had another turn [at worldly life] so we could disassociate ourselves from them as they have disassociated themselves from us." Thus will Allah show them their deeds as regrets upon them. And they are never to emerge from the Fire

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال الذين اتَّبعوا لو أن لنا كرَّة» رجعة إلى الدنيا «فنتبرَّأ منهم» أي المتبوعين «كما تبرءوا منا» اليوم ولو للتمني ونتبرأ جوابه «كذلك» أي كما أراهم شدة عذابه وتبرأ بعضهم من بعض «يريهم الله أعمالهم» السيئة «حسرات» حال ندامات «عليهم وما هم بخارجين من النار» بعد دخولها.

2:168
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِى ٱلْأَرْضِ حَلَـٰلاً طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٲتِ ٱلشَّيْطَـٰنِ‌ۚ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
كُلُوا۟
yeyin
مِمَّا
şeylerden
فِى
bulunan
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
حَلَـٰلًۭا
helal
طَيِّبًۭا
temiz
وَلَا
ve izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟
follow
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
إِنَّهُۥ
çünkü o
لَكُمْ
sizin
عَدُوٌّۭ
düşmanınızdır
مُّبِينٌ
apaçık

Diyanet İşleri MealiEy İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır

Saheeh InternationalO mankind, eat from whatever is on earth [that is] lawful and good and do not follow the footsteps of Satan. Indeed, he is to you a clear enemy

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل فيمن حرَّم السوائب ونحوها: «يا أيها الناس كلوا مما في الأرض حلالا» حال «طيبا» صفة مؤكدة أي مستلذاً «ولا تتبعوا خطوات» طرق «الشيطان» أي تزيينه «إنه لكم عدو مبين» بَيِّنُ العداوة.

2:169 📚 7
إِنَّمَا يَأْمُرُكُم بِٱلسُّوٓءِ وَٱلْفَحْشَآءِ وَأَن تَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
إِنَّمَا
daima
يَأْمُرُكُم
O size emreder
بِٱلسُّوٓءِ
kötülük
وَٱلْفَحْشَآءِ
ve hayasızlığı
وَأَن
ve söylemenizi
تَقُولُوا۟
you say
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyleri
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Diyanet İşleri MealiMuhakkak size, kötülüğü, hayasızlığı, Allah'a karşı da bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder

Saheeh InternationalHe only orders you to evil and immorality and to say about Allah what you do not know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما يأمركم بالسوء» الإثم «والفحشاء» القبيح شرعا «وأن تقولوا على الله ما لا تعلمون» من تحريم ما لم يحرم وغيره.

2:170
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُواْ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُواْ بَلْ نَتَّبِعُ مَآ أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَآ‌ۗ أَوَلَوْ كَانَ ءَابَآؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْــًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ
وَإِذَا
zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمُ
onlara
ٱتَّبِعُوا۟
uyun
مَآ
şeye
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
قَالُوا۟
derler
بَلْ
hayır bilakis
نَتَّبِعُ
uyarız
مَآ
şeye (yola)
أَلْفَيْنَا
biz bulduğumuz
عَلَيْهِ
üzerinde
ءَابَآءَنَآ ۗ
atalarımızı
أَوَلَوْ
olsalarda mı?
كَانَ
[were]
ءَابَآؤُهُمْ
onların ataları
لَا
düşünmeyen
يَعْقِلُونَ
understand
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَلَا
ve doğru yolu bulamayan
يَهْتَدُونَ
were they guided

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ın indirdiğine uyun" denilince, "Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız" derler; ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru olmayan kimseler idiyseler

Saheeh InternationalAnd when it is said to them, "Follow what Allah has revealed," they say, "Rather, we will follow that which we found our fathers doing." Even though their fathers understood nothing, nor were they guided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قيل لهم» أي الكفار «اتبعوا ما أنزل الله» من التوحيد وتحليل الطيبات «قالوا» لا «بل نتبع ما ألفينا» وجدنا «عليه آباءنا» من عبادة الأصنام وتحريم السوائب والبحائر قال تعالى: «أ» يتبعونهم «وَلو كان آباؤهم لا يعقلون شيئا» من أمر الدين «ولا يهتدون» إلى الحق والهمزةُ للإنكار.

2:171 📚 2
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ كَمَثَلِ ٱلَّذِى يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَآءً وَنِدَآءً‌ۚ صُمُّۢ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
وَمَثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden
كَمَثَلِ
haline benzer
ٱلَّذِى
kimsenin
يَنْعِقُ
haykıran
بِمَا
şeylere(hayvanlara)
لَا
bir şey işitmeyen
يَسْمَعُ
(does) hear
إِلَّا
başka
دُعَآءًۭ
çağırmadan
وَنِدَآءًۭ ۚ
ve bağırtıdan
صُمٌّۢ
sağırdırlar
بُكْمٌ
dilsizdirler
عُمْىٌۭ
kördürler
فَهُمْ
onun için onlar
لَا
düşünmezler
يَعْقِلُونَ
understand

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenlerin durumu, çağırma ve bağırmadan başkasını duymayarak haykıran gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden akledemezler

Saheeh InternationalThe example of those who disbelieve is like that of one who shouts at what hears nothing but calls and cries cattle or sheep - deaf, dumb and blind, so they do not understand

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومثل» صفة «الذين كفروا» ومن يدعوهم إلى الهدي «كمثل الذي ينعق» يصوت «بما لا يسمع إلا دعاءً ونداءً» أي صوتا ولا يفهم معناه أي في سماع الموعظة وعدم تدبرها كالبهائم تسمع صوت راعيها ولا تفهمه، هم «صمٌ بكمٌ عميٌ فهم لا يعقلون» الموعظة.

2:172
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَـٰتِ مَا رَزَقْنَـٰكُمْ وَٱشْكُرُواْ لِلَّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
كُلُوا۟
yeyin
مِن
iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good
مَا
ne ki
رَزَقْنَـٰكُمْ
size rızık olarak verdik
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
لِلَّهِ
Allah'a
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
إِيَّاهُ
yalnızca ona
تَعْبُدُونَ
(ona) tapıyor

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Sizi rızıklandırdığımızın temizlerinden yiyin; yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin

Saheeh InternationalO you who have believed, eat from the good things which We have provided for you and be grateful to Allah if it is [indeed] Him that you worship

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا كلوا من طيِّبات» حلالات «ما رزقناكم واشكروا لله» على ما أحل لكم «إن كنتم إياه تعبدون».

2:173 📚 6
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحْمَ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ بِهِۦ لِغَيْرِ ٱللَّهِ‌ۖ فَمَنِ ٱضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
إِنَّمَا
şüphesiz
حَرَّمَ
haram kıldı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْمَيْتَةَ
leş
وَٱلدَّمَ
ve kan
وَلَحْمَ
ve etini
ٱلْخِنزِيرِ
domuz
وَمَآ
ve şeyleri
أُهِلَّ
kesilen
بِهِۦ
adına
لِغَيْرِ
başkası
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
فَمَنِ
ama kim
ٱضْطُرَّ
mecbur kalırsa
غَيْرَ
saldırmaksızın
بَاغٍۢ
(being) disobedient
وَلَا
ve sınırı aşmaksızın
عَادٍۢ
transgressor
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌ
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz size ölü hayvan etini, kanı, domuz etini, Allah'tan başkası için kesilen hayvanı haram kılmıştır; fakat, darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir

Saheeh InternationalHe has only forbidden to you dead animals, blood, the flesh of swine, and that which has been dedicated to other than Allah. But whoever is forced [by necessity], neither desiring [it] nor transgressing [its limit], there is no sin upon him. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما حرم عليكم الميتة» أي أكلها إذا الكلام فيه وكذا ما بعدها وهي ما لم يذك شرعا، وألحق بها بالسنة ما أبين من حيِّ وخُص منها السمك والجراد «والدم» أي المسفوح كما في الأنعام «ولحم الخنزير» خص اللحم لأنه معظم المقصود وغيره تبع له «وما أهل به لغير الله» أي ذبح على اسم غيره والإهلال رفع الصوت وكانوا يرفعونه عند الذبح لآلهتهم «فمن اضطر» أي ألجأته الضرورة إلى أكل شيء مما ذكر فأكله «غير باغ» خارج على المسلمين «ولا عاد» متعد عليهم بقطع الطريق «فلا إثم عليه» في أكله «إن الله غفور» لأوليائه «رحيم» بأهل طاعته حيث وسع لهم في ذلك وخرج الباغي والعادي ويلحق بهما كل عاص بسفره كالآبق والماكس فلا يحل لهم أكل شيء من ذلك ما لم يتوبوا وعليه الشافعي.

2:174
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَيَشْتَرُونَ بِهِۦ ثَمَنًا قَلِيلاً‌ۙ أُوْلَـٰٓئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ إِلَّا ٱلنَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَكْتُمُونَ
gizleyen
مَآ
bir şey
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَيَشْتَرُونَ
ve satanlar
بِهِۦ
onu
ثَمَنًۭا
paraya
قَلِيلًا ۙ
azıcık
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مَا
bir şey
يَأْكُلُونَ
yemezler
فِى
karınlarına
بُطُونِهِمْ
their bellies
إِلَّا
başka
ٱلنَّارَ
ateşten
وَلَا
onlara konuşmayacak
يُكَلِّمُهُمُ
will speak to them
ٱللَّهُ
Allah
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
Kıyamet
وَلَا
ve onları temizlemeyecektir
يُزَكِّيهِمْ
will He purify them
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌ
acıklı

Diyanet İşleri MealiGerçekten, Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi gizlemede bulunup onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak ateştir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günahlardan arıtmaz. Onlara elem verici azab vardır

Saheeh InternationalIndeed, they who conceal what Allah has sent down of the Book and exchange it for a small price - those consume not into their bellies except the Fire. And Allah will not speak to them on the Day of Resurrection, nor will He purify them. And they will have a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين يكتمون ما أنزل الله من الكتاب» المشتمل على نعت محمد صلى الله عليه وسلم وهم اليهود «ويشترون به ثمنا قليلا» من الدنيا يأخذونه بدله من سفلتهم فلا يظهرونه خوف فوته عليهم «أولئك ما يأكلون في بطونهم إلا النار» لأنها مآلهم «ولا يكلمهم الله يوم القيامة» غضبا عليهم «ولا يزكيهم» يطهرهم من دنس الذنوب «ولهم عذاب اليم» مؤلم هو النار.

2:175
أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُاْ ٱلضَّلَـٰلَةَ بِٱلْهُدَىٰ وَٱلْعَذَابَ بِٱلْمَغْفِرَةِ‌ۚ فَمَآ أَصْبَرَهُمْ عَلَى ٱلنَّارِ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟
satın alan
ٱلضَّلَـٰلَةَ
sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet karşılığında
وَٱلْعَذَابَ
ve azab
بِٱلْمَغْفِرَةِ ۚ
mağfiret karşılığında
فَمَآ
ne kadar
أَصْبَرَهُمْ
cesaretlidirler
عَلَى
karşı
ٱلنَّارِ
ateşe

Diyanet İşleri MealiOnlar doğruluk yerine sapıklığı, mağfiret yerine azabı alanlardır

Saheeh InternationalThose are the ones who have exchanged guidance for error and forgiveness for punishment. How patient they are in pursuit of the Fire

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك الذين اشتروا الضلالة بالهدى» آخذوها بدله في الدنيا «والعذاب بالمغفرة» المعدة لهم في الآخرة لو لم يكتموا «فما أصبرهم على النار» أي ما أشد صبرهم وهو تعجب للمؤمنين من ارتكابهم موجباتها من غير مبالاة وإلا فأيُّ صبر لهم.

2:176
ذَٲلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ نَزَّلَ ٱلْكِتَـٰبَ بِٱلْحَقِّ‌ۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُواْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ لَفِى شِقَاقِۭ بَعِيدٍ
ذَٰلِكَ
işte böyle
بِأَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
نَزَّلَ
indirmiştir
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ ۗ
hak olarak
وَإِنَّ
ve elbette
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱخْتَلَفُوا۟
ayrılığa düşen
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
لَفِى
içindedirler
شِقَاقٍۭ
anlaşmazlık
بَعِيدٍۢ
derin bir

Diyanet İşleri MealiBu da, Allah'ın Kitab'ı doğru olarak indirmesinden ileri geliyor. Kitap hakkında ayrılığa düşenler doğrusu derin bir çıkmazdadırlar

Saheeh InternationalThat is [deserved by them] because Allah has sent down the Book in truth. And indeed, those who differ over the Book are in extreme dissension

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» الذي ذكر من أكلهم النار وما بعده «بأن» بسبب أن «الله نزَّل الكتاب بالحق» متعلق بنزل فاختلفوا فيه حيث آمنوا ببعضه وكفروا ببعضه بكتمه «وإن الذين اختلفوا في الكتاب» بذلك وهم اليهود وقيل المشركون في القرآن حيث قال بعضهم شعر وبعضهم سحر وبعضهم كهانة «لفي شقاق» خلاف «بعيد» عن الحق.

2:177 📚 3
۞ لَّيْسَ ٱلْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَلَـٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ وَٱلْكِتَـٰبِ وَٱلنَّبِيِّــۧنَ وَءَاتَى ٱلْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٲةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٲةَ وَٱلْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَـٰهَدُواْ‌ۖ وَٱلصَّـٰبِرِينَ فِى ٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلْبَأْسِ‌ۗ أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُواْ‌ۖ وَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُتَّقُونَ
۞ لَّيْسَ
değildir
ٱلْبِرَّ
iyilik
أَن
çevirmeniz
تُوَلُّوا۟
you turn
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
قِبَلَ
tarafına
ٱلْمَشْرِقِ
doğu
وَٱلْمَغْرِبِ
ve batı
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلْبِرَّ
iyilik
مَنْ
kişinin
ءَامَنَ
inanmasıdır
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
ve meleklere
وَٱلْكِتَـٰبِ
ve Kitaba
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ
ve peygamberlere
وَءَاتَى
ve vermesidir
ٱلْمَالَ
malını
عَلَىٰ
sevdiği
حُبِّهِۦ
spite of his love (for it)
ذَوِى
yakınlara
ٱلْقُرْبَىٰ
(of) the near relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينَ
ve yoksullara
وَٱبْنَ
ve
ٱلسَّبِيلِ
yolda kalmışlara
وَٱلسَّآئِلِينَ
ve dilencilere
وَفِى
ve
ٱلرِّقَابِ
kölelere
وَأَقَامَ
ve kılmasıdır
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَى
ve vermesidir
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱلْمُوفُونَ
yerine getirmeleridir
بِعَهْدِهِمْ
andlaşmalarını
إِذَا
zaman
عَـٰهَدُوا۟ ۖ
andlaşma yaptıkları
وَٱلصَّـٰبِرِينَ
ve sabrederler
فِى
sıkıntıda
ٱلْبَأْسَآءِ
[the] suffering
وَٱلضَّرَّآءِ
ve hastalıkta
وَحِينَ
ve zamanında
ٱلْبَأْسِ ۗ
savaş
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
صَدَقُوا۟ ۖ
doğru olan
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte onlar
هُمُ
onlardır
ٱلْمُتَّقُونَ
muttakiler

Diyanet İşleri MealiYüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; Lakin iyi olan, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır

Saheeh InternationalRighteousness is not that you turn your faces toward the east or the west, but [true] righteousness is [in] one who believes in Allah, the Last Day, the angels, the Book, and the prophets and gives wealth, in spite of love for it, to relatives, orphans, the needy, the traveler, those who ask [for help], and for freeing slaves; [and who] establishes prayer and gives zakah; [those who] fulfill their promise when they promise; and [those who] are patient in poverty and hardship and during battle. Those are the ones who have been true, and it is those who are the righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليس البر أن تولوا وجوهكم» في الصلاة «قبل المشرق والمغرب» نزل ردا على اليهود والنصارى حيث زعموا ذلك «ولكن البرَّ» أي ذا البر وقرئ بفتح الباء أي البار «من آمن بالله واليوم الآخر والملائكة والكتاب» أي الكتب «والنبيين و آتى المال على» مع «حبه» له «ذوي القربى» القرابة «واليتامى والمساكين وابن السبيل» المسافر «والسائلين» الطالبين «وفي» فك «الرقاب» المكاتبين والأسرى «وأقام الصلاة وآتى الزكاة» المفروضة وما قبله في التطوع «والموفون بعهدهم إذا عاهدوا» الله أو الناس «والصابرين» نصب على المدح «في البأساء» شدة الفقر «والضراء» المرض «وحين البأس» وقت شدة القتال في سبيل الله «أولئك» الموصوفون بما ذكر «الذين صدقوا» في إيمانهم أو ادعاء البر «وأولئك هم المتقون» الله.

2:178 📚 16
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِصَاصُ فِى ٱلْقَتْلَى‌ۖ ٱلْحُرُّ بِٱلْحُرِّ وَٱلْعَبْدُ بِٱلْعَبْدِ وَٱلْأُنثَىٰ بِٱلْأُنثَىٰ‌ۚ فَمَنْ عُفِىَ لَهُۥ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ فَٱتِّبَاعُۢ بِٱلْمَعْرُوفِ وَأَدَآءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَـٰنٍ‌ۗ ذَٲلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ‌ۗ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٲلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
كُتِبَ
farz kılındı
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِصَاصُ
kısas
فِى
öldürmelerde
ٱلْقَتْلَى ۖ
(the matter of) the murdered
ٱلْحُرُّ
hür
بِٱلْحُرِّ
hür ile
وَٱلْعَبْدُ
köle
بِٱلْعَبْدِ
köle ile
وَٱلْأُنثَىٰ
kadın
بِٱلْأُنثَىٰ ۚ
kadın ile
فَمَنْ
kimse
عُفِىَ
affedilen
لَهُۥ
kendisi
مِنْ
tarafından
أَخِيهِ
kardeşi
شَىْءٌۭ
bir şey
فَٱتِّبَاعٌۢ
artık uymalıdır
بِٱلْمَعْرُوفِ
örfe
وَأَدَآءٌ
ve (diyeti) ödemelidir
إِلَيْهِ
ona
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ
güzelce
ذَٰلِكَ
bu
تَخْفِيفٌۭ
bir hafifletme
مِّن
tarafından
رَّبِّكُمْ
Rabbiniz
وَرَحْمَةٌۭ ۗ
ve rahmettir
فَمَنِ
artk kim
ٱعْتَدَىٰ
haddi aşarsa
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
فَلَهُۥ
onun için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın. Öldüren, ölenin kardeşi tarafından bağışlanmışsa, kendisine örfe uymak ve bağışlayana güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbiniz'den bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem verici azab vardır

Saheeh InternationalO you who have believed, prescribed for you is legal retribution for those murdered - the free for the free, the slave for the slave, and the female for the female. But whoever overlooks from his brother anything, then there should be a suitable follow-up and payment to him with good conduct. This is an alleviation from your Lord and a mercy. But whoever transgresses after that will have a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين منوا كُتب» فرض «عليكم القصاص» المماثلة «في القتلى» وصفا وفعلا «الحر» ولا يقتل بالعبد «والعبد بالعبد والأنثى بالأنثى» وبيَّنت السنة أن الذكر يقتل بها وأنه تعتبر المماثلة في الدين فلا يقتل مسلم ولو عبدا بكافر ولو حرا «فمن عفي له» من القاتلين «من» دم «أخيه» المقتول «شيء» بأن ترك القصاص منه، وتنكيرُ شيء يفيد سقوط القصاص بالعفو عن بعضه ومن بعض الورثة وفي ذكر أخيه تعطُّف داع إلى العفو وإيذان بأن القتل لا يقطع أخوة الإيمان ومن مبتدأ شرطية أو موصولة والخبر «فاتِّباع» أي فعل العافي إتباع للقاتل «بالمعروف» بأن يطالبه بالدية بلا عنف، وترتيب الإتباع على العفو يفيد أن الواجب أحدهما وهو أحد قولي الشافعي والثاني الواجب القصاص والدية بدل عنه فلو عفا ولم يسمها فلا شيء ورجح «و» على القاتل «أداء» الدية «إليه» أي العافي وهو الوارث «بإحسان» بلا مطل ولا بخس «ذلك» الحكم المذكور من جواز القصاص والعفو عنه على الدية «تخفيف» تسهيل «من ربكم» عليكم «ورحمة» بكم حيث وسَّع في ذلك ولم يحتم واحدا منهما كما حتم على اليهود القصاص وعلى النصارى الدية «فمن اعتدى» ظلم القاتل بأن قتله «بعد ذلك» أي العفو «فله عذاب أليم» مؤلم في الآخرة بالنار أو في الدنيا بالقتل.

2:179
وَلَكُمْ فِى ٱلْقِصَاصِ حَيَوٲةٌ يَـٰٓأُوْلِى ٱلْأَلْبَـٰبِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
وَلَكُمْ
ve sizin için vardır
فِى
kısasta
ٱلْقِصَاصِ
the legal retribution
حَيَوٰةٌۭ
hayat
يَـٰٓأُو۟لِى
Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl
لَعَلَّكُمْ
böylece
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Diyanet İşleri MealiEy akıl sahibleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Artık, Allah'a karşı gelmekten sakınırsınız

Saheeh InternationalAnd there is for you in legal retribution [saving of] life, O you [people] of understanding, that you may become righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولكم في القصاص حياة» أي بقاء عظيم «يا أولي الألباب» ذوي العقول لأن القاتل إذا علم أنه يُقتل ارتدع فأحيا نفسه ومن أراد قتله فشرع «لعلكم تتقون» القتل مخافة القود.

2:180 📚 9
كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ إِن تَرَكَ خَيْرًا ٱلْوَصِيَّةُ لِلْوَٲلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ بِٱلْمَعْرُوفِ‌ۖ حَقًّا عَلَى ٱلْمُتَّقِينَ
كُتِبَ
yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمْ
size
إِذَا
zaman
حَضَرَ
geldiği
أَحَدَكُمُ
birinize
ٱلْمَوْتُ
ölüm
إِن
eğer
تَرَكَ
bırakacaksa
خَيْرًا
bir hayır (mal)
ٱلْوَصِيَّةُ
vasiyyet etmek
لِلْوَٰلِدَيْنِ
anaya babaya
وَٱلْأَقْرَبِينَ
ve yakınlara
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
uygun bir biçimde
حَقًّا
bir haktır (borçtur)
عَلَى
üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler

Diyanet İşleri MealiBirinize ölüm geldiği zaman, eğer mal bırakıyorsa, ana babaya, yakınlara, uygun bir tarzda vasiyet etmesi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir borç olarak size farz kılındı

Saheeh InternationalPrescribed for you when death approaches [any] one of you if he leaves wealth [is that he should make] a bequest for the parents and near relatives according to what is acceptable - a duty upon the righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كتب» فرض «عليكم إذا حضر أحدكم الموت» أي أسبابه «إن ترك خيرا» مالا «الوصية» مرفوع بكتب ومتعلق بإذا إن كانت ظرفية ودال على جوابها إن كانت شرطية وجواب إن أي فليوص «للوالدين والأقربين بالمعروف» بالعدل بأن لا يزيد على الثلث ولا يفضل الغني «حقا» مصدر مؤكد لمضمون الجملة قبله «على المتقين» الله وهذا منسوخ بآية الميراث وبحديث: (لا وصية لوارث رواه الترمذي).

2:181
فَمَنۢ بَدَّلَهُۥ بَعْدَمَا سَمِعَهُۥ فَإِنَّمَآ إِثْمُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُۥٓ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
فَمَنۢ
artık kim
بَدَّلَهُۥ
(vasiyyeti) değiştirirse
بَعْدَ مَا
sonra bir şey
سَمِعَهُۥ
işittikten
فَإِنَّمَآ
elbette
إِثْمُهُۥ
günahı
عَلَى
üzerinedir
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُبَدِّلُونَهُۥٓ ۚ
onu değiştiren
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiVasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa, bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Allah şüphesiz işitir ve bilir

Saheeh InternationalThen whoever alters the bequest after he has heard it - the sin is only upon those who have altered it. Indeed, Allah is Hearing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمن بدَّله» أي الإيصاء من شاهد ووصي «بعد ما سمعه» علمه «فإنما إثمه» أي الإيصاء المبدل «على الذين يبدلونه» فيه إقامة الظاهر مقام المضمر «إن الله سميع» لقول الموصي «عليم» بفعل الوصي فمجاز عليه.

2:182
فَمَنْ خَافَ مِن مُّوصٍ جَنَفًا أَوْ إِثْمًا فَأَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
فَمَنْ
her kim de
خَافَ
korkar da
مِن
vasiyyet edenden
مُّوصٍۢ
(the) testator
جَنَفًا
hata(sından)
أَوْ
veya
إِثْمًۭا
günah(ından)
فَأَصْلَحَ
ve düzeltirse
بَيْنَهُمْ
aralarını
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona
إِنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiVasiyet edenin yanılacağından veya günaha gireceğinden endişe duyan kimse, ilgililerin arasını düzeltirse ona günah yoktur. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalBut if one fears from the bequeather [some] error or sin and corrects that which is between them, there is no sin upon him. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمن خاف من موص» مخففا ومثقلا «جنفا» ميلا عن الحق خطأ «أو إثما» بأن تعمَّد ذلك بالزيادة على الثلث أو تخصيص غني مثلا «فأصلح بينهم» بين الموصي والموصى له بالأمر بالعدل «فلا إثم عليه» في ذلك «إن الله غفور رحيم».

2:183 📚 8
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
كُتِبَ
yazıldı
عَلَيْكُمُ
sizin üzerinize de
ٱلصِّيَامُ
oruç
كَمَا
gibi
كُتِبَ
yazıldığı
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
sizden önceki(ler)
قَبْلِكُمْ
before you
لَعَلَّكُمْ
umulur ki siz
تَتَّقُونَ
korunursunuz

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır

Saheeh InternationalO you who have believed, decreed upon you is fasting as it was decreed upon those before you that you may become righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين أمنوا كُتب» فرض «عليكم الصيام كما كتب على الذين من قبلكم» من الأمم «لعلكم تتقون» المعاصي فإنه يكسر الشهوة التي هي مبدؤها.

2:184 📚 14
أَيَّامًا مَّعْدُودَٲتٍ‌ۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ‌ۚ وَعَلَى ٱلَّذِينَ يُطِيقُونَهُۥ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ‌ۖ فَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُۥ‌ۚ وَأَن تَصُومُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ‌ۖ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
أَيَّامًۭا
günlerdir
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ
sayılı
فَمَن
kim
كَانَ
olursa
مِنكُم
sizden
مَّرِيضًا
hasta
أَوْ
veya
عَلَىٰ
seferde
سَفَرٍۢ
a journey
فَعِدَّةٌۭ
sayısınca tutar
مِّنْ
günlerde
أَيَّامٍ
days
أُخَرَ ۚ
başka
وَعَلَى
ve (lazımdır)
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُطِيقُونَهُۥ
ona (güç) dayanan(lar)
فِدْيَةٌۭ
fidye vermesi
طَعَامُ
doyuracak
مِسْكِينٍۢ ۖ
bir yoksulu
فَمَن
artık kim
تَطَوَّعَ
gönülden
خَيْرًۭا
bir iyilik yaparsa
فَهُوَ
o
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لَّهُۥ ۚ
kendisi için
وَأَن
ve
تَصُومُوا۟
oruç tutmanız
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
تَعْلَمُونَ
bilirseniz

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır

Saheeh International[Fasting for] a limited number of days. So whoever among you is ill or on a journey [during them] - then an equal number of days [are to be made up]. And upon those who are able [to fast, but with hardship] - a ransom [as substitute] of feeding a poor person [each day]. And whoever volunteers excess - it is better for him. But to fast is best for you, if you only knew

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أيَّاما» نصب بالصيام أو يصوموا مقدرا «معدودات» أي قلائل أو مؤقتات بعدد معلوم وهي رمضان كما سيأتي وقلَّله تسهيلا على المكلفين «فمن كان منكم» حين شهوده «مريضا أو على سفر» أي مسافرا سفر القصر وأجهده الصوم في الحالين فأفطر «فعدَّة» فعليه عدة ما أفطر «من أيام أخر» يصومها بدله «وعلى الذين» لا «يطيقونه» لكبر أو مرض لا يرجى برؤه «فدية» هي «طعام مسكين» أي قدر ما يأكله في يومه وهو مدٌ من غالب قوت البلد لكل يوم، وفي قراءة بإضافة فدية وهي للبيان وقيل لا غير مقدرة وكانوا مخيرين في صدر الإسلام بين الصوم والفدية ثم نسخ بتعيين الصوم بقوله من شهد منكم الشهر فليصمه، قال ابن عباس: إلا الحامل والمرضع إذا أفطرتا خوفا على الولد فإنها باقية بلا نسخ في حقهما «فمن تطوع خيرا» بالزيادة على القدر المذكور في الفدية «فهو» أي التطوع «خير له، وأن تصوموا» مبتدأ خبره «خير لكم» من الإفطار والفدية «إن كنتم تعلمون» أنه خير لكم فافعلوه.

2:185 📚 18
شَهْرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلْقُرْءَانُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَـٰتٍ مِّنَ ٱلْهُدَىٰ وَٱلْفُرْقَانِ‌ۚ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ‌ۖ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ‌ۗ يُرِيدُ ٱللَّهُ بِكُمُ ٱلْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ ٱلْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ ٱلْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَٮٰكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
شَهْرُ
ayı
رَمَضَانَ
ramazan
ٱلَّذِىٓ
ki
أُنزِلَ
indirilmiştir
فِيهِ
onda
ٱلْقُرْءَانُ
Kur'an
هُدًۭى
hidayet olarak
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَبَيِّنَـٰتٍۢ
ve açıklayıcı
مِّنَ
hidayeti
ٱلْهُدَىٰ
[the] Guidance
وَٱلْفُرْقَانِ ۚ
doğruyu ve yanlışı ayırdetmeyi
فَمَن
kim
شَهِدَ
şahit olursa
مِنكُمُ
içinizden
ٱلشَّهْرَ
o aya
فَلْيَصُمْهُ ۖ
oruç tutsun
وَمَن
kim
كَانَ
olur
مَرِيضًا
hasta
أَوْ
yahut
عَلَىٰ
üzere olursa
سَفَرٍۢ
sefer
فَعِدَّةٌۭ
sayısınca tutsun
مِّنْ
günlerde
أَيَّامٍ
days
أُخَرَ ۗ
başka
يُرِيدُ
ister
ٱللَّهُ
Allah
بِكُمُ
sizin için
ٱلْيُسْرَ
kolaylık
وَلَا
istemez
يُرِيدُ
intends
بِكُمُ
sizin için
ٱلْعُسْرَ
güçlük
وَلِتُكْمِلُوا۟
ve tamamlamanızı (ister)
ٱلْعِدَّةَ
sayıyı
وَلِتُكَبِّرُوا۟
ve yüceltmenizi (ister)
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَىٰ
dolayı
مَا
size doğru yolu gösterdiğinden
هَدَىٰكُمْ
He guided you
وَلَعَلَّكُمْ
ve umulur ki siz
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Diyanet İşleri MealiRamazan ayı, ki onda Kuran, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun; hasta veya yolculukta olan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık O'nu ululamanız için meşru kılmıştır; ola ki şükredersiniz

Saheeh InternationalThe month of Ramadhan [is that] in which was revealed the Qur'an, a guidance for the people and clear proofs of guidance and criterion. So whoever sights [the new moon of] the month, let him fast it; and whoever is ill or on a journey - then an equal number of other days. Allah intends for you ease and does not intend for you hardship and [wants] for you to complete the period and to glorify Allah for that [to] which He has guided you; and perhaps you will be grateful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
تلك الأيام «شهر رمضان الذي أنزل فيه القرآن» من اللوح المحفوظ إلى السماء الدنيا في ليلة القدر منه «هدى» حال هاديا من الضلالة «للناس وبينات» آيات واضحات «من الهدى» بما يهدي إلى الحق من الأحكام «و» من «الفرقان» مما يفرق بين الحق والباطل «فمن شهد» حضر «منكم الشهر فليصمه ومن كان مريضا أو على سفر فعدة من أيام أخر» تقدم مثله وكرر لئلا يتوهم نسخه بتعميم من شهد «يريد الله بكم اليسر ولا يريد بكم العسر» ولذا أباح لكم الفطر في المرض والسفر ولكون ذلك في معنى العلة أيضا للأمر بالصوم عطف عليه «ولتكملوا» بالتخفيف والتشديد «العدة» أي عدة صوم رمضان «ولتكبروا الله» عند إكمالها «على ما هداكم» أرشدكم لمعالم دينه «ولعلكم تشكرون» الله على ذلك.

2:186 📚 13
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِى عَنِّى فَإِنِّى قَرِيبٌ‌ۖ أُجِيبُ دَعْوَةَ ٱلدَّاعِ إِذَا دَعَانِ‌ۖ فَلْيَسْتَجِيبُواْ لِى وَلْيُؤْمِنُواْ بِى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
وَإِذَا
ve ne zaman
سَأَلَكَ
sana sorar(lar)sa
عِبَادِى
kullarım
عَنِّى
benden
فَإِنِّى
şüphesiz ben
قَرِيبٌ ۖ
(onlara) yakınım
أُجِيبُ
karşılık veririm
دَعْوَةَ
du'asına
ٱلدَّاعِ
du'a edenin
إِذَا
zaman
دَعَانِ ۖ
bana du'a ettiği
فَلْيَسْتَجِيبُوا۟
O halde onlar da karşılık versinler
لِى
bana
وَلْيُؤْمِنُوا۟
inansınlar ki
بِى
bana
لَعَلَّهُمْ
böylece onlar
يَرْشُدُونَ
doğru yola erişirler

Diyanet İşleri MealiKullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar

Saheeh InternationalAnd when My servants ask you, [O Muhammad], concerning Me - indeed I am near. I respond to the invocation of the supplicant when he calls upon Me. So let them respond to Me [by obedience] and believe in Me that they may be [rightly] guided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
وسأل جماعة النبي محمد صلى الله عليه وسلم أقريب ربُّنا فنناجيه أم بعيد فنناديه: فنزل «وإذا سألك عبادي عني فإني قريب» منهم بعلمي فأخبرهم بذلك «أجيب دعوة الداع إذا دعان» بإنالته ما سأل «فليستجيبوا لي» دعائي بالطاعة «وليؤمنوا» يداوموا على الإيمان «بي لعلهم يرشدون» يهتدون.

2:187 📚 13
أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمْ‌ۚ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ‌ۗ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتَانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ‌ۖ فَٱلْـَٔـٰنَ بَـٰشِرُوهُنَّ وَٱبْتَغُواْ مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ‌ۚ وَكُلُواْ وَٱشْرَبُواْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ ٱلْخَيْطُ ٱلْأَبْيَضُ مِنَ ٱلْخَيْطِ ٱلْأَسْوَدِ مِنَ ٱلْفَجْرِ‌ۖ ثُمَّ أَتِمُّواْ ٱلصِّيَامَ إِلَى ٱلَّيْلِ‌ۚ وَلَا تُبَـٰشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَـٰكِفُونَ فِى ٱلْمَسَـٰجِدِ‌ۗ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا‌ۗ كَذَٲلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ ءَايَـٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
أُحِلَّ
helal kılındı
لَكُمْ
size
لَيْلَةَ
gecesi
ٱلصِّيَامِ
oruç
ٱلرَّفَثُ
yaklaşmak
إِلَىٰ
kadınlarınıza
نِسَآئِكُمْ ۚ
your wives
هُنَّ
onlar
لِبَاسٌۭ
elbisenizdir
لَّكُمْ
sizin
وَأَنتُمْ
ve siz de
لِبَاسٌۭ
elbisesisiniz
لَّهُنَّ ۗ
onların
عَلِمَ
bildi
ٱللَّهُ
Allah
أَنَّكُمْ
gerçekten siz
كُنتُمْ
olduğunuzu
تَخْتَانُونَ
yazık ediyorsunuz
أَنفُسَكُمْ
kendinize
فَتَابَ
tevbenizi kabul etti
عَلَيْكُمْ
sizden
وَعَفَا
ve affetti
عَنكُمْ ۖ
sizi
فَٱلْـَٔـٰنَ
artık şimdi
بَـٰشِرُوهُنَّ
onlara yaklaşın
وَٱبْتَغُوا۟
ve arayın
مَا
şeyleri
كَتَبَ
yaz(ıp takdir etmiş ol)duğu
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَكُمْ ۚ
sizin için
وَكُلُوا۟
ve yiyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
حَتَّىٰ
kadar
يَتَبَيَّنَ
ayırdelinceye
لَكُمُ
sizce
ٱلْخَيْطُ
iplik
ٱلْأَبْيَضُ
beyaz
مِنَ
iplikten
ٱلْخَيْطِ
the thread
ٱلْأَسْوَدِ
siyah
مِنَ
şafağın
ٱلْفَجْرِ ۖ
[the] dawn
ثُمَّ
sonra
أَتِمُّوا۟
tamamlayın
ٱلصِّيَامَ
orucu
إِلَى
dek
ٱلَّيْلِ ۚ
gece (oluncaya)
وَلَا
(kadınlara) yaklaşmayın
تُبَـٰشِرُوهُنَّ
have relations with them
وَأَنتُمْ
siz
عَـٰكِفُونَ
ibadete çekilmiş iken
فِى
mescidlerde
ٱلْمَسَـٰجِدِ ۗ
the masajid
تِلْكَ
bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
bunlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهَا ۗ
approach them
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُبَيِّنُ
açıklar ki
ٱللَّهُ
Allah
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَّقُونَ
korunup sakınırlar

Diyanet İşleri MealiOruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı, onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz. Allah, nefsinize güvenemiyeceğinizi biliyordu, bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti; artık onlara yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikafa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın. Allah insanlara yasaklardan sakınsınlar diye ayetlerini böylece apaçık bildirir

Saheeh InternationalIt has been made permissible for you the night preceding fasting to go to your wives [for sexual relations]. They are clothing for you and you are clothing for them. Allah knows that you used to deceive yourselves, so He accepted your repentance and forgave you. So now, have relations with them and seek that which Allah has decreed for you. And eat and drink until the white thread of dawn becomes distinct to you from the black thread [of night]. Then complete the fast until the sunset. And do not have relations with them as long as you are staying for worship in the mosques. These are the limits [set by] Allah, so do not approach them. Thus does Allah make clear His ordinances to the people that they may become righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أُحلَّ لكم ليلة الصيام الرفث» بمعنى الإفضاء «إلى نسائكم» بالجماع، نزل نسخا لما كان في صدر الإسلام على تحريمه وتحريم الأكل والشرب بعد العشاء «هن لباس لكم وأنتم لباس لهن» كناية عن تعانقهما أو احتياج كل منهما إلى صاحبه «علم الله أنكم كنتم تختانون» تخونون «أنفسكم» بالجماع ليلة الصيام وقع ذلك لعمر وغيره واعتذروا إلى النبي صلى الله عليه وسلم «فتاب عليكم» قبل توبتكم «وعفا عنكم فالآن» إذ أحل لكم «باشروهن» جامعوهن «وابتغوا» اطلبوا «ما كتب الله لكم» أي أباحه من الجماع أو قدره من الولد «وكلوا واشربوا» الليل كله «حتى يتبيَّن» يظهر «لكم الخيط الأبيض من الخيط الأسود من الفجر» أي الصادق بيان للخيط الأبيض وبيان الأسود محذوف أي من الليل شبه ما يبدو من البياض وما يمتد معه من الغبش بخيطين أبيض وأسود في الامتداد «ثم أتُّموا الصيام» من الفجر «إلى الليل» أي إلى دخوله بغروب الشمس «ولا تباشروهن» أي نساءكم «وأنتم عاكفون» مقيمون بنية الاعتكاف «في المساجد» متعلق بعاكفون نهيٌ لمن كان يخرج وهو معتكف فيجامع امرأته ويعود «تلك» الأحكام المذكورة «حدود الله» حدَّها لعباده ليقفوا عندها «فلا تقربوها» أبلغ من لا تعتدوها المعبر به في آية أخرى «كذلك» كما بيَّن لكم ما ذكر «يُبيِّن الله آياته للناس لعلهم يتقون» محارمه.

2:188
وَلَا تَأْكُلُوٓاْ أَمْوَٲلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَـٰطِلِ وَتُدْلُواْ بِهَآ إِلَى ٱلْحُكَّامِ لِتَأْكُلُواْ فَرِيقًا مِّنْ أَمْوَٲلِ ٱلنَّاسِ بِٱلْإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
وَلَا
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟
eat
أَمْوَٰلَكُم
mallarınızı
بَيْنَكُم
aranızda
بِٱلْبَـٰطِلِ
batıl (sebepler) ile
وَتُدْلُوا۟
ve atmayın
بِهَآ
onları
إِلَى
hakimler(in önün)e
ٱلْحُكَّامِ
the authorities
لِتَأْكُلُوا۟
yemeniz için
فَرِيقًۭا
bir kısmını
مِّنْ
mallarından
أَمْوَٰلِ
(the) wealth
ٱلنَّاسِ
insanların
بِٱلْإِثْمِ
günah bir biçimde
وَأَنتُمْ
ve siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Diyanet İşleri MealiAranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın

Saheeh InternationalAnd do not consume one another's wealth unjustly or send it [in bribery] to the rulers in order that [they might aid] you [to] consume a portion of the wealth of the people in sin, while you know [it is unlawful]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تأكلوا أموالكم بينكم» أي يأكل بعضكم مال بعض «بالباطل» الحرام شرعا كالسرقة والغصب «و» لا «تُدلوا» تلقوا «بها» أي بحكومتها أو بالأموال رشوة «إلى الحكام لتأكلوا» بالتحاكم «فريقا» طائفة «من أموال الناس» متلبسين «بالإثم وأنتم تعلمون» أنكم مبطلون.

2:189 📚 5
۞ يَسْــَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْأَهِلَّةِ‌ۖ قُلْ هِىَ مَوَٲقِيتُ لِلنَّاسِ وَٱلْحَجِّ‌ۗ وَلَيْسَ ٱلْبِرُّ بِأَن تَأْتُواْ ٱلْبُيُوتَ مِن ظُهُورِهَا وَلَـٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنِ ٱتَّقَىٰ‌ۗ وَأْتُواْ ٱلْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَٲبِهَا‌ۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
۞ يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
hilallerden
ٱلْأَهِلَّةِ ۖ
the new moons
قُلْ
de ki
هِىَ
onlar
مَوَٰقِيتُ
vakit ölçüleridir
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَٱلْحَجِّ ۗ
ve hac
وَلَيْسَ
ve değildir
ٱلْبِرُّ
iyilik
بِأَن
girmek
تَأْتُوا۟
you come
ٱلْبُيُوتَ
evlere
مِن
arkalarından
ظُهُورِهَا
their backs
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلْبِرَّ
iyilik
مَنِ
kişinin
ٱتَّقَىٰ ۗ
takvasıdır
وَأْتُوا۟
ve girin
ٱلْبُيُوتَ
evlere
مِنْ
kapılarından
أَبْوَٰبِهَا ۚ
their doors
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ
kurtuluşa erersiniz

Diyanet İşleri MealiSana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: "Onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür". Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir; iyi kimse kötülükten sakınan kimsedir. Evlere kapılarından girin; Allah'tan sakının ki muradınıza erersiniz

Saheeh InternationalThey ask you, [O Muhammad], about the new moons. Say, "They are measurements of time for the people and for Hajj." And it is not righteousness to enter houses from the back, but righteousness is [in] one who fears Allah. And enter houses from their doors. And fear Allah that you may succeed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يسألونك» يا محمد «عن الأهلة» جمع هلال لمَ تبدو دقيقة ثم تزيد حتى تمتلئ نورا ثم تعود كما بدت ولا تكون على حالة واحدة كالشمس «قل» لهم «هي مواقيت» جمع ميقات «للناس» يعلمون بها أوقات زرعهم ومتاجرهم وعُدد نسائهم وصيامهم وإفطارهم «والحج» عطف على الناس أي يعلم بها وقته فلو استمرت على حالة لم يعرف ذلك «وليس البر بأن تأتوا البيوت من ظهورها» في الإحرام كغيره بأن تنقبوا فيها نقبا تدخلون منه وتخرجون وتتركوا الباب وكانوا يفعلون ذلك ويزعمونه برّا «ولكنَّ البرَّ» أي ذا البِر «من اتقى» الله بترك مخالفته «وأتوا البيوت من أبوابها» في الإحرام «واتقوا الله لعلكم تفلحون» تفوزون.

2:190 📚 2
وَقَـٰتِلُواْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يُقَـٰتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓاْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ
وَقَـٰتِلُوا۟
ve savaşın
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimselerle
يُقَـٰتِلُونَكُمْ
sizinle savaşan(lar)
وَلَا
aşırı gitmeyin
تَعْتَدُوٓا۟ ۚ
transgress
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
like
ٱلْمُعْتَدِينَ
aşırı gidenleri

Diyanet İşleri MealiSizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez

Saheeh InternationalFight in the way of Allah those who fight you but do not transgress. Indeed. Allah does not like transgressors

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ولما صُدَّ محمد صلى الله عليه وسلم عن البيت عام الحديبية وصالح الكفار على أن يعود العام القابل ويُخلوا له مكة ثلاثة أيام وتجهز لعمرة القضاء وخافوا أن لا تفي قريش ويقاتلوهم وكره المسلمون قتالهم في الحرم والإحرام والشهر الحرام نزل «وقاتلوا في سبيل الله» أي لإعلاء دينه «الذين يقاتلونكم» الكفار «ولا تعتدوا» عليهم بالابتداء بالقتال «إن الله لا يحب المعتدين» المتجاوزين ما حد لهم وهذا منسوخ بآية براءة أو بقوله.

2:191
وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ‌ۚ وَٱلْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ ٱلْقَتْلِ‌ۚ وَلَا تُقَـٰتِلُوهُمْ عِندَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ حَتَّىٰ يُقَـٰتِلُوكُمْ فِيهِ‌ۖ فَإِن قَـٰتَلُوكُمْ فَٱقْتُلُوهُمْ‌ۗ كَذَٲلِكَ جَزَآءُ ٱلْكَـٰفِرِينَ
وَٱقْتُلُوهُمْ
ve onları öldürün
حَيْثُ
nerede
ثَقِفْتُمُوهُمْ
yakalarsanız
وَأَخْرِجُوهُم
ve onları çıkarın
مِّنْ
yer(Mekke)den
حَيْثُ
wherever
أَخْرَجُوكُمْ ۚ
sizi çıkardıkları
وَٱلْفِتْنَةُ
ve fitne
أَشَدُّ
daha kötüdür
مِنَ
adam öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۚ
[the] killing
وَلَا
onlarla savaşmayın
تُقَـٰتِلُوهُمْ
fight them
عِندَ
yanında
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ
Haram
حَتَّىٰ
kadar
يُقَـٰتِلُوكُمْ
sizinle savaşıncaya
فِيهِ ۖ
orada
فَإِن
fakat eğer
قَـٰتَلُوكُمْ
onlar sizinle savaşırlarsa
فَٱقْتُلُوهُمْ ۗ
hemen onları öldürün
كَذَٰلِكَ
böyledir
جَزَآءُ
cezası
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin

Diyanet İşleri MealiOnları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescidi Haram'ın yanında, onlar savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa onları öldürün. İnkar edenlerin cezası böyledir

Saheeh InternationalAnd kill them wherever you overtake them and expel them from wherever they have expelled you, and fitnah is worse than killing. And do not fight them at al-Masjid al- Haram until they fight you there. But if they fight you, then kill them. Such is the recompense of the disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واقتلوهم حيث ثقفتموهم» وجدتموهم «وأخرجوهم من حيث أخرجوكم» أي من مكة وقد فعل بهم ذلك عام الفتح «والفتنة» الشرك منهم «أشد» أعظم «من القتل» لهم في الحرم أو الإحرام والذي استعظمتموه «ولا تقاتلوهم عند المسجد الحرام» أي في الحرم «حتى يقاتلوكم فيه فإن قاتلوكم» فيه «فاقتلوهم» فيه، وفي قراءة بلا ألف في الأفعال الثلاثة «كذلك» القتل والإخراج «جزاء الكافرين».

2:192
فَإِنِ ٱنتَهَوْاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
(saldırılarına) son verirlerse
فَإِنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiVazgeçerlerse onları bağışlayın; şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalAnd if they cease, then indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن انتهوا» عن الكفر وأسلموا «فإن الله غفور» لهم «رحيم» بهم.

2:193 📚 6
وَقَـٰتِلُوهُمْ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ لِلَّهِ‌ۖ فَإِنِ ٱنتَهَوْاْ فَلَا عُدْوَٲنَ إِلَّا عَلَى ٱلظَّـٰلِمِينَ
وَقَـٰتِلُوهُمْ
onlarla savaşın
حَتَّىٰ
kadar
لَا
kalmayıncaya
تَكُونَ
(there) is
فِتْنَةٌۭ
fitne
وَيَكُونَ
ve oluncaya (kadar)
ٱلدِّينُ
din
لِلَّهِ ۖ
Allah'ın
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
(saldırılarına) son verirlerse
فَلَا
artık olmaz
عُدْوَٰنَ
düşmanlık
إِلَّا
başkasına
عَلَى
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the oppressors

Diyanet İşleri MealiFitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur

Saheeh InternationalFight them until there is no [more] fitnah and [until] worship is [acknowledged to be] for Allah. But if they cease, then there is to be no aggression except against the oppressors

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقاتلوهم حتى لا تكون» توجد «فتنة» شرك «ويكون الدين» العبادة «لله» وحده لا يعبد سواه «فإن انتهوا» عن الشرك فلا تعتدوا عليهم دل على هذا «فلا عدوان» اعتداء بقتل أو غيره «إلا على الظالمين» ومن انتهى فليس بظالم فلا عدوان عليه.

2:194 📚 5
ٱلشَّهْرُ ٱلْحَرَامُ بِٱلشَّهْرِ ٱلْحَرَامِ وَٱلْحُرُمَـٰتُ قِصَاصٌ‌ۚ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱعْتَدُواْ عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا ٱعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ‌ۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ
ٱلشَّهْرُ
ayı
ٱلْحَرَامُ
haram
بِٱلشَّهْرِ
aya karşılıktır
ٱلْحَرَامِ
haram
وَٱلْحُرُمَـٰتُ
ve hürmetler
قِصَاصٌۭ ۚ
karşılıklıdır
فَمَنِ
kim;
ٱعْتَدَىٰ
saldırırsa
عَلَيْكُمْ
size
فَٱعْتَدُوا۟
siz de saldırın
عَلَيْهِ
ona
بِمِثْلِ
gibi
مَا
saldırdığı
ٱعْتَدَىٰ
he transgressed
عَلَيْكُمْ ۚ
size
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakilerle

Diyanet İşleri MealiHürmetli ay, hürmetli aya mukabildir, hürmetler karşılıklıdır; o halde, size tecavüz edene (saldırana), size saldırdıkları gibi saldırın. Allah'tan sakının ve Allah'ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin

Saheeh International[Fighting in] the sacred month is for [aggression committed in] the sacred month, and for [all] violations is legal retribution. So whoever has assaulted you, then assault him in the same way that he has assaulted you. And fear Allah and know that Allah is with those who fear Him

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الشهر الحرام» المحرم مقابل «بالشهر الحرام» فكلما قاتلوكم فيه فاقتلوهم في مثله رد لاستعظام المسلمين ذلك «والحرمات» جمع حرمة ما يجب احترامه «قصاص» أي يقتص بمثلها إذا انتهكت «فمن اعتدى عليكم» بالقتال في الحرم أو الإحرام أو الشهر الحرام «فاعتدوا عليه بمثل ما اعتدى عليكم» سمى مقابلته اعتداء لشبهها بالمقابل به في الصورة «واتقوا الله» في الانتصار وترك الاعتداء «واعلموا أن الله مع المتقين» بالعون والنصر.

2:195 📚 1
وَأَنفِقُواْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى ٱلتَّهْلُكَةِ‌ۛ وَأَحْسِنُوٓاْ‌ۛ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
وَأَنفِقُوا۟
infak edin
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَلَا
kendinizi atmayın
تُلْقُوا۟
throw (yourselves)
بِأَيْدِيكُمْ
kendi ellerinizle
إِلَى
tehlikeye
ٱلتَّهْلُكَةِ ۛ
[the] destruction
وَأَحْسِنُوٓا۟ ۛ
ve iyilik edin
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenleri

Diyanet İşleri MealiAllah yolunda sarf edin, kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever

Saheeh InternationalAnd spend in the way of Allah and do not throw [yourselves] with your [own] hands into destruction [by refraining]. And do good; indeed, Allah loves the doers of good

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنفقوا في سبيل الله» طاعته بالجهاد وغيره «ولا تلقوا بأيديكم» أي أنفسكم والباء زائدة «إلى التهلكة» الهلاك بالإمساك عن النفقة في الجهاد أو تركه لأنه يقوي العدو عليكم «وأحسنوا» بالنفقة وغيرها «إن الله يحب المحسنين» أي يثيبهم.

2:196 📚 29
وَأَتِمُّواْ ٱلْحَجَّ وَٱلْعُمْرَةَ لِلَّهِ‌ۚ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا ٱسْتَيْسَرَ مِنَ ٱلْهَدْىِ‌ۖ وَلَا تَحْلِقُواْ رُءُوسَكُمْ حَتَّىٰ يَبْلُغَ ٱلْهَدْىُ مَحِلَّهُۥ‌ۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ بِهِۦٓ أَذًى مِّن رَّأْسِهِۦ فَفِدْيَةٌ مِّن صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ‌ۚ فَإِذَآ أَمِنتُمْ فَمَن تَمَتَّعَ بِٱلْعُمْرَةِ إِلَى ٱلْحَجِّ فَمَا ٱسْتَيْسَرَ مِنَ ٱلْهَدْىِ‌ۚ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَـٰثَةِ أَيَّامٍ فِى ٱلْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ‌ۗ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ‌ۗ ذَٲلِكَ لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُۥ حَاضِرِى ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ‌ۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
وَأَتِمُّوا۟
ve tamamlayın
ٱلْحَجَّ
haccı
وَٱلْعُمْرَةَ
ve ömreyi
لِلَّهِ ۚ
Allah için
فَإِنْ
eğer
أُحْصِرْتُمْ
engellenmiş olursanız
فَمَا
şeyi (kesin)
ٱسْتَيْسَرَ
kolayınıza gelen
مِنَ
kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۖ
the sacrificial animal
وَلَا
tıraş etmeyin
تَحْلِقُوا۟
shave
رُءُوسَكُمْ
başlarınızı
حَتَّىٰ
kadar
يَبْلُغَ
varıncaya
ٱلْهَدْىُ
kurban
مَحِلَّهُۥ ۚ
yerine
فَمَن
kim (varsa)
كَانَ
olan
مِنكُم
içinizden
مَّرِيضًا
hasta
أَوْ
ya da
بِهِۦٓ
bulunan
أَذًۭى
bir rahatsızlığı
مِّن
başından
رَّأْسِهِۦ
his head
فَفِدْيَةٌۭ
fidye (versin)
مِّن
oruçtan
صِيَامٍ
fasting
أَوْ
veya
صَدَقَةٍ
sadakadan
أَوْ
veya
نُسُكٍۢ ۚ
kurbandan
فَإِذَآ
zaman
أَمِنتُمْ
güvene kavuştuğunuz
فَمَن
kimse
تَمَتَّعَ
faydalanmak isteyen
بِٱلْعُمْرَةِ
ömre ile
إِلَى
kadar
ٱلْحَجِّ
hac (zamanın)a
فَمَا
şeyi (kessin)
ٱسْتَيْسَرَ
kolayına geleni
مِنَ
kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۚ
the sacrificial animal
فَمَن
kimse
لَّمْ
(kurban) bulamayan
يَجِدْ
find
فَصِيَامُ
oruç tutar
ثَلَـٰثَةِ
üç
أَيَّامٍۢ
gün
فِى
hacda
ٱلْحَجِّ
the Hajj
وَسَبْعَةٍ
ve yedi gün
إِذَا
zaman
رَجَعْتُمْ ۗ
döndüğünüz
تِلْكَ
böylece
عَشَرَةٌۭ
on (gündür)
كَامِلَةٌۭ ۗ
tamamı
ذَٰلِكَ
bu
لِمَن
kimseler içindir
لَّمْ
olmayanlar
يَكُنْ
is
أَهْلُهُۥ
ailesi
حَاضِرِى
hazır
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ
Haram'da
وَٱتَّقُوا۟
sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
şiddetlidir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Diyanet İşleri MealiBaşladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün, ki o tam on gündür oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescidi Haram'da oturmayan kimseler içindir. Allah'tan sakının ve Allah'ın cezasının şiddetli olacağını bilin

Saheeh InternationalAnd complete the Hajj and 'umrah for Allah. But if you are prevented, then [offer] what can be obtained with ease of sacrificial animals. And do not shave your heads until the sacrificial animal has reached its place of slaughter. And whoever among you is ill or has an ailment of the head [making shaving necessary must offer] a ransom of fasting [three days] or charity or sacrifice. And when you are secure, then whoever performs 'umrah [during the Hajj months] followed by Hajj [offers] what can be obtained with ease of sacrificial animals. And whoever cannot find [or afford such an animal] - then a fast of three days during Hajj and of seven when you have returned [home]. Those are ten complete [days]. This is for those whose family is not in the area of al-Masjid al-Haram. And fear Allah and know that Allah is severe in penalty

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأتموا الحج والعمرة لله» أدُّوهما بحقوقهما «فإن أُحصرتم» مُنعتم عن إتمامها بعدوِّ «فما استيسر» تيسَّر «من الهدي» عليكم وهو شاة «ولا تحلقوا رؤوسكم» أي لا تتحللوا «حتى يبلغ الهدي» المذكور «محله» حيث يحل ذبحه وهو مكان الإحصار عند الشافعي فيذبح فيه بنية التحلل ويفرَّق على مساكينه ويحلق وبه يحصل التحلل «فمن كان منكم مريضا أو به أذى من رأسه» كقمل وصداع فحلق في الإحرام «ففدية» عليه «من صيام» ثلاثة أيام «أو صدقة» بثلاثة أصوع من غالب قوت البلد على ستة مساكين «أونسك» أي ذبح شاة وأو للتخيير وألحق به من حلق لغير عذر أنه أولى بالكفارة وكذا من استمتع بغير الحلق كالطيب واللبس والدهن لعذر أو غيره «فإذا أمنتم» العدو بأن ذهب أو لم يكن «فمن تمتع» استمتع «بالعمرة» أي بسبب فراغه منها بمحظورات الإحرام «إلى الحج» أي إلى الإحرام به بأن يكون أحرم بها في أشهره «فما استيسر» تيسر «من الهدي» عليه وهو شاة يذبحها بعد الإحرام به والأفضل يوم النحر «فمن لم يجد» الهدي لفقده أو فقد ثمنه «فصيامُ» أي فعليه صيام «ثلاثة أيام في الحج» أي في حال الإحرام به فيجب حينئذ أن يُحْرمَ قبل السابع من ذي الحجة والأفضل قبل السادس لكراهة صوم يوم عرفة ولا يجوز صومها أيام التشريق على أصح قولي الشافعي «وسبعة إذا رجعتم» إلى وطنكم مكة أو غيرها وقيل إذا فرغتم من أعمال الحج وفيه التفات عن الغيبة «تلك عشرة كاملة» جملة تأكيد لما قبلها «ذلك» الحكم المذكور من وجوب الهدي أو الصيام على من تمتع «لمن لم يكن أهله حاضري المسجد الحرام» بأن لم يكونوا على دون مرحلتين من الحرم عند الشافعي فإن كان فلا دم عليه ولا صيام وإن تمتع فعليه ذلك وهو أحد وجهين عند الشافعي والثاني لا والأهل كناية عن النفس وألحق بالتمتع فيما ذكر بالسنة القارن وهو من أحرم بالعمرة والحج معا أو يدخل الحج عليها قبل الطواف «واتقوا الله» فيما يأمركم به وينهاكم عنه «واعلموا أن الله شديد العقاب» لمن خالفه.

2:197 📚 8
ٱلْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَـٰتٌ‌ۚ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ ٱلْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِى ٱلْحَجِّ‌ۗ وَمَا تَفْعَلُواْ مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ ٱللَّهُ‌ۗ وَتَزَوَّدُواْ فَإِنَّ خَيْرَ ٱلزَّادِ ٱلتَّقْوَىٰ‌ۚ وَٱتَّقُونِ يَـٰٓأُوْلِى ٱلْأَلْبَـٰبِ
ٱلْحَجُّ
Hac
أَشْهُرٌۭ
aylardadır
مَّعْلُومَـٰتٌۭ ۚ
bilinen
فَمَن
kim
فَرَضَ
farz ederse (kendisine)
فِيهِنَّ
onda (o aylarda)
ٱلْحَجَّ
haccı
فَلَا
yoktur
رَفَثَ
kadına yaklaşmak
وَلَا
ve yoktur
فُسُوقَ
günaha sapmak
وَلَا
yoktur
جِدَالَ
kavga etmek
فِى
hacda
ٱلْحَجِّ ۗ
the Hajj
وَمَا
ne varsa
تَفْعَلُوا۟
yaptığınız
مِنْ
iyilikten
خَيْرٍۢ
good
يَعْلَمْهُ
onu bilir
ٱللَّهُ ۗ
Allah
وَتَزَوَّدُوا۟
ve yanınıza azık alın
فَإِنَّ
şüphesiz
خَيْرَ
en hayırlısı
ٱلزَّادِ
azığın
ٱلتَّقْوَىٰ ۚ
takvadır
وَٱتَّقُونِ
ve benden sakının
يَـٰٓأُو۟لِى
Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl

Diyanet İşleri MealiHac bilinen aylardadır. O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Kendinize azık edinin, şüphe yok ki azığın en iyisi Allah korkusudur. Ey akıl sahibleri! Benden korkun

Saheeh InternationalHajj is [during] well-known months, so whoever has made Hajj obligatory upon himself therein [by entering the state of ihram], there is [to be for him] no sexual relations and no disobedience and no disputing during Hajj. And whatever good you do - Allah knows it. And take provisions, but indeed, the best provision is fear of Allah. And fear Me, O you of understanding

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الحج» وقته «أشهر معلومات» شوال وذو القعدة وعشر ليال من ذي الحجة وقيل كله «فمن فرض» على نفسه «فيهن الحج» بالإحرام به «فلا رفث» جماع فيه «ولا فسوق» معاص «ولا جدالَ» خصام «في الحج» وفي قراءة بفتح الأولين والمراد في الثلاثة النهي «وما تفعلوا من خير» كصدقة «يعلمه الله» فيجازيكم به، ونزل في أهل اليمن وكانوا يحجون بلا زاد فيكون كلاًّ على الناس: «وتزودوا» ما يبلغكم لسفركم «فإن خير الزاد التقوى» ما يُتَّقى به سؤال الناس وغيره «واتقون يا أولي الألباب» ذوي العقول.

2:198 📚 4
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَبْتَغُواْ فَضْلاً مِّن رَّبِّكُمْ‌ۚ فَإِذَآ أَفَضْتُم مِّنْ عَرَفَـٰتٍ فَٱذْكُرُواْ ٱللَّهَ عِندَ ٱلْمَشْعَرِ ٱلْحَرَامِ‌ۖ وَٱذْكُرُوهُ كَمَا هَدَٮٰكُمْ وَإِن كُنتُم مِّن قَبْلِهِۦ لَمِنَ ٱلضَّآلِّينَ
لَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
sizin için
جُنَاحٌ
bir günah
أَن
aramanızda
تَبْتَغُوا۟
you seek
فَضْلًۭا
lutfunu
مِّن
Rabbinizin
رَّبِّكُمْ ۚ
your Lord
فَإِذَآ
zaman
أَفَضْتُم
ayrılıp akın ettiğiniz
مِّنْ
Arafattan
عَرَفَـٰتٍۢ
(Mount) Arafat
فَٱذْكُرُوا۟
anın (hatırlayın)
ٱللَّهَ
Allah'ı
عِندَ
yanında
ٱلْمَشْعَرِ
Meş'ar-i
ٱلْحَرَامِ ۖ
Haram
وَٱذْكُرُوهُ
O'nu anın
كَمَا
gibi
هَدَىٰكُمْ
sizi hidayet ettiği
وَإِن
ve
كُنتُم
siz idiniz
مِّن
O'ndan önce
قَبْلِهِۦ
before [it]
لَمِنَ
sapıklardan
ٱلضَّآلِّينَ
those who went astray

Diyanet İşleri MealiRabbiniz'den refah istemenizde bir engel yoktur. Arafat'tan indiğinizde, Allah'ı Meşari Haram'da anın; O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Nitekim siz önceleri hiç şüphesiz sapıklardandınız

Saheeh InternationalThere is no blame upon you for seeking bounty from your Lord [during Hajj]. But when you depart from 'Arafat, remember Allah at al- Mash'ar al-Haram. And remember Him, as He has guided you, for indeed, you were before that among those astray

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليس عليكم جناح» في «أن تبتغوا» تطلبوا «فضلا» رزقا «من ربكم» بالتجارة في الحج نزل ردا لكراهيتهم ذلك «فإذا أفضتم» دفعتم «من عرفات» بعد الوقوف بها «فاذكروا الله» بعد المبيت بمزدلفة بالتلبية والتهليل والدعاء «عند المشعر الحرام» هو جبل في آخر المزدلفة يقال له قزح وفي الحديث أنه صلى الله عليه وسلم وقف به يذكر الله ويدعو حتى أسفر جدا رواه مسلم «واذكروه كما هداكم» لمعالم دينه ومناسك حجه والكاف للتعليل «وإن» مخففة «كنتم من قبله» قبل هداه «لمن الضالين».

2:199 📚 5
ثُمَّ أَفِيضُواْ مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ ٱلنَّاسُ وَٱسْتَغْفِرُواْ ٱللَّهَ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
ثُمَّ
sonra
أَفِيضُوا۟
siz de akın edin
مِنْ
yerden
حَيْثُ
wherever
أَفَاضَ
akın ettiği
ٱلنَّاسُ
insanların
وَٱسْتَغْفِرُوا۟
ve mağfiret dileyin
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
Gafurdur
رَّحِيمٌۭ
Rahimdir

Diyanet İşleri MealiSonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden, siz de akın edin. Allah'tan mağfiret dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalThen depart from the place from where [all] the people depart and ask forgiveness of Allah. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم أفيضوا» يا قريش «من حيث أفاض الناس» أي من عرفة بأن تقفوا بها معهم وكانوا يقفون بالمزدلفه ترفعا عن الوقوف معهم وثم للترتيب في الذكر «واستغفروا الله» من ذنوبكم إن الله غفور» للمؤمنين «رحيم» بهم.

2:200 📚 1
فَإِذَا قَضَيْتُم مَّنَـٰسِكَكُمْ فَٱذْكُرُواْ ٱللَّهَ كَذِكْرِكُمْ ءَابَآءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا‌ۗ فَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا وَمَا لَهُۥ فِى ٱلْأَخِرَةِ مِنْ خَلَـٰقٍ
فَإِذَا
zaman
قَضَيْتُم
bitirince
مَّنَـٰسِكَكُمْ
ibadetlerinizi
فَٱذْكُرُوا۟
anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَذِكْرِكُمْ
andığınız gibi
ءَابَآءَكُمْ
atalarınızı
أَوْ
veya
أَشَدَّ
daha kuvvetli
ذِكْرًۭا ۗ
bir anışla
فَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
kimi
يَقُولُ
der ki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَاتِنَا
bize ver
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَمَا
ve yoktur
لَهُۥ
onun
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِنْ
hiçbir
خَلَـٰقٍۢ
nasibi

Diyanet İşleri MealiHac ibadetinizi bitirdiğinizde, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. "Rabbimiz! Bize sadece dünyada ver" diyen insanlar vardır, öylesine, ahirette bir pay yoktur

Saheeh InternationalAnd when you have completed your rites, remember Allah like your [previous] remembrance of your fathers or with [much] greater remembrance. And among the people is he who says, "Our Lord, give us in this world," and he will have in the Hereafter no share

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا قضيتم» أدَّيتم «مناسككم» عبادات حجكم بأن رميتم جمرة العقبة وطفتم واستقررتم بمنى «فاذكروا الله» بالتكبير والثناء «كذكركم آباءكم» كما كنتم تذكرونهم عند فراغ حجكم بالمفاخرة «أو أشد ذكرا» من ذكركم إياهم ونصب أشد على الحال من ذكر المنصوب باذكروا إذ لو تأخر عنه لكان صفة له «فمن الناس من يقول ربنا آتنا» نصيبا «في الدنيا» فيؤتاه فيها «وماله في الآخرة من خلاق» نصيب.

2:201 📚 47
وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى ٱلْأَخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi de
يَقُولُ
derki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَاتِنَا
bize ver
فِى
dünyada da
ٱلدُّنْيَا
the world
حَسَنَةًۭ
güzellik
وَفِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
حَسَنَةًۭ
güzellik
وَقِنَا
ve bizi koru
عَذَابَ
azabından
ٱلنَّارِ
ateş

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru" diyenler vardır

Saheeh InternationalBut among them is he who says, "Our Lord, give us in this world [that which is] good and in the Hereafter [that which is] good and protect us from the punishment of the Fire

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومنهم من يقول ربنا آتنا في الدنيا حسنة» نعمة «وفي الآخرة حسنة» هي الجنة «وقنا عذاب النار» بعدم دخولها وهذا بيان لما كان عليه المشركون ولحال المؤمنين والقصد به الحث على طلب خير الدارين كما وعد بالثواب عليه بقوله.

2:202 📚 2
أُوْلَـٰٓئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّمَّا كَسَبُواْ‌ۚ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlara vardır
نَصِيبٌۭ
bir pay
مِّمَّا
kazandıklarından
كَسَبُوا۟ ۚ
they earned
وَٱللَّهُ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, kazançlarından ötürü karşılık vardır. Allah hesabı çabuk görür

Saheeh InternationalThose will have a share of what they have earned, and Allah is swift in account

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك لهم نصيب» ثواب «مـ» من أجل «ما كسبوا» عملوا من الحج والدعاء «والله سريع الحساب» يحاسب الخلق كلهم في قدر نصف نهار من أيام الدنيا لحديث بذلك.

2:203 📚 4
۞ وَٱذْكُرُواْ ٱللَّهَ فِىٓ أَيَّامٍ مَّعْدُودَٲتٍ‌ۚ فَمَن تَعَجَّلَ فِى يَوْمَيْنِ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ‌ۚ لِمَنِ ٱتَّقَىٰ‌ۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
۞ وَٱذْكُرُوا۟
ve anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
فِىٓ
günlerde
أَيَّامٍۢ
days
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ
sayılı
فَمَن
kim
تَعَجَّلَ
acele ederse
فِى
iki gün içinde
يَوْمَيْنِ
two days
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ
ona
وَمَن
ve kim
تَأَخَّرَ
geri kalırsa
فَلَآ
yoktur
إِثْمَ
günah
عَلَيْهِ ۚ
ona da
لِمَنِ
kimse için
ٱتَّقَىٰ ۗ
sakınan
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّكُمْ
şüphesiz siz
إِلَيْهِ
O'nun huzuruna
تُحْشَرُونَ
toplanacaksınız

Diyanet İşleri MealiAllah'ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah'tan sakının. O'nun katında toplanacağınızı bilin

Saheeh InternationalAnd remember Allah during [specific] numbered days. Then whoever hastens [his departure] in two days - there is no sin upon him; and whoever delays [until the third] - there is no sin upon him - for him who fears Allah. And fear Allah and know that unto Him you will be gathered

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واذكروا الله» بالتكبير عند رمي الجمرات «في أيام معدودات» أي أيام التشريق الثلاثة «فمن تعجل» أي استعجل بالنفر من منى «في يومين» أي في ثاني أيام التشريق بعد رمي جماره «فلا إثم عليه» بالتعجيل «ومن تأخر» بها حتى بات ليلة الثالث ورمى جماره «فلا إثم عليه» بذلك أي هم مخيَّرون في ذلك ونفي الإثم «لمن اتقى» الله في حجه لأنه الحاج في الحقيقة «واتقوا الله واعلموا أنكم إليه تحشرون» في الآخرة فيجازيكم بأعمالكم.

2:204 📚 5
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُعْجِبُكَ قَوْلُهُۥ فِى ٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا وَيُشْهِدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا فِى قَلْبِهِۦ وَهُوَ أَلَدُّ ٱلْخِصَامِ
وَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
kiminin
يُعْجِبُكَ
senin hoşuna gider
قَوْلُهُۥ
sözü
فِى
dair
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatına
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَيُشْهِدُ
ve şahid tutar
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَىٰ
olana
مَا
what
فِى
kalbinde
قَلْبِهِۦ
his heart
وَهُوَ
oysa o
أَلَدُّ
en azılısıdır
ٱلْخِصَامِ
hasımların

Diyanet İşleri MealiDünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez

Saheeh InternationalAnd of the people is he whose speech pleases you in worldly life, and he calls Allah to witness as to what is in his heart, yet he is the fiercest of opponents

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن الناس من يعجبك قوله في الحياة الدنيا» ولا يعجبك في الآخرة مخالفته لاعتقاده «ويُشهد الله على ما في قلبه» أنه موافق لقوله «وهو ألدُّ الخصام» شديد الخصومة لك ولأتباعك لعداوته لك وهو الأخنس بن شريق كان منافقاً حلو الكلام للنبي صلى الله عليه وسلم يحلف أنه مؤمن به ومحب له فيدنى مجلسه فأكذبه الله في ذلك ومر بزرع وَحُمُر لبعض المسلمين فأحرقه وعقرها ليلا كما قال تعالى.

2:205 📚 2
وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ ٱلْحَرْثَ وَٱلنَّسْلَ‌ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْفَسَادَ
وَإِذَا
zaman
تَوَلَّىٰ
döndüğü
سَعَىٰ
çalışır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
لِيُفْسِدَ
bozgunculuğa
فِيهَا
orada
وَيُهْلِكَ
ve yok etmeğe
ٱلْحَرْثَ
ekin
وَٱلنَّسْلَ ۗ
ve nesli
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْفَسَادَ
bozgunculuğu

Diyanet İşleri MealiDünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez

Saheeh InternationalAnd when he goes away, he strives throughout the land to cause corruption therein and destroy crops and animals. And Allah does not like corruption

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا تولى» انصرف عنك «سعى» مشى «في الأرض ليفسد فيها ويهلك الحرث والنسل» من جملة الفساد «والله لا يحب الفساد» أي لا يرضى به.

2:206 📚 7
وَإِذَا قِيلَ لَهُ ٱتَّقِ ٱللَّهَ أَخَذَتْهُ ٱلْعِزَّةُ بِٱلْإِثْمِ‌ۚ فَحَسْبُهُۥ جَهَنَّمُ‌ۚ وَلَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُ
ona
ٱتَّقِ
kork
ٱللَّهَ
Allah'tan
أَخَذَتْهُ
kendisini sürükler
ٱلْعِزَّةُ
gururu
بِٱلْإِثْمِ ۚ
günaha
فَحَسْبُهُۥ
artık ona yeter
جَهَنَّمُ ۚ
cehennem
وَلَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمِهَادُ
bir yataktır o

Diyanet İşleri MealiOna: "Allah'tan sakın" denince, gururu kendisine günah işletir, artık ona cehennem yetişir, ne kötü yataktır

Saheeh InternationalAnd when it is said to him, "Fear Allah," pride in the sin takes hold of him. Sufficient for him is Hellfire, and how wretched is the resting place

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قيل له اتق الله» في فعلك «أخذته العزة» حملته الأنفة والحمية على العمل «بالإثم» الذي أُمر باتقائه «فحسبه» كافيه «جهنم ولبئس المهاد» الفراش هي.

2:207 📚 4
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشْرِى نَفْسَهُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ رَءُوفُۢ بِٱلْعِبَادِ
وَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
مَن
öylesi var ki
يَشْرِى
satar
نَفْسَهُ
kendisini
ٱبْتِغَآءَ
aramak için
مَرْضَاتِ
rızasını
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah da
رَءُوفٌۢ
çok şefkatlidir
بِٱلْعِبَادِ
kullar(ın)a

Diyanet İşleri Mealiİnsanlar arasında, Allah'ın rızasını kazanmak için canını verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir

Saheeh InternationalAnd of the people is he who sells himself, seeking means to the approval of Allah. And Allah is kind to [His] servants

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن الناس من يشري» يبيع «نفسه» أي يبذلها في طاعة الله «ابتغاء» طلب «مرضات الله» رضاه، وهو صهيب لما آذاه المشركون هاجر إلى المدينة وترك لهم ماله «والله رءووف بالعباد» حيث أرشدهم لما فيه رضاه.

2:208
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱدْخُلُواْ فِى ٱلسِّلْمِ كَآفَّةً وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٲتِ ٱلشَّيْطَـٰنِ‌ۚ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimeler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
ٱدْخُلُوا۟
girin
فِى
islama (veya barışa)
ٱلسِّلْمِ
Islam
كَآفَّةًۭ
hepiniz birlikte
وَلَا
izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟
follow
خُطُوَٰتِ
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
إِنَّهُۥ
çünkü o
لَكُمْ
size
عَدُوٌّۭ
düşmandır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Hep birden barışa girin, şeytana ayak uydurmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır

Saheeh InternationalO you who have believed, enter into Islam completely [and perfectly] and do not follow the footsteps of Satan. Indeed, he is to you a clear enemy

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في عبد الله بن سلام وأصحابه لما عظموا السبت وكرهوا الإبل بعد الإسلام «يا أيها الذين آمنوا ادخلوا في السَّلم» بفتح السين وكسرها الإسلام «كافة» حال من السلم أي في جميع شرائعه «ولا تتبعوا خطوات» طرق «الشيطان» أي تزيينه بالتفريق «إنه لكم عدو مبين» بيِّن العداوة.

2:209 📚 2
فَإِن زَلَلْتُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْكُمُ ٱلْبَيِّنَـٰتُ فَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
فَإِن
eğer
زَلَلْتُم
kayarsanız
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
size geldikten
جَآءَتْكُمُ
came to you
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiSize belgeler geldikten sonra kayarsanız, biliniz ki Allah güçlüdür, Hakim'dir

Saheeh InternationalBut if you deviate after clear proofs have come to you, then know that Allah is Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن زللتم» ملتم عن الدخول في جميعه «من بعد ما جاءتكم البينات» الحجج الظاهرة على أنه حق «فاعلموا أن الله عزيز» لا يعجزه شيء عن انتقامه منكم «حكيم» في صنعه.

2:210 📚 2
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن يَأْتِيَهُمُ ٱللَّهُ فِى ظُلَلٍ مِّنَ ٱلْغَمَامِ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ‌ۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ
هَلْ
mı?
يَنظُرُونَ
gözlüyorlar
إِلَّآ
gelmesini
أَن
that
يَأْتِيَهُمُ
comes to them
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِى
içinde
ظُلَلٍۢ
gölgeler
مِّنَ
buluttan
ٱلْغَمَامِ
[the] clouds
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve meleklerin
وَقُضِىَ
ve bitirilmesini
ٱلْأَمْرُ ۚ
işin
وَإِلَى
(halbuki)
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülür
ٱلْأُمُورُ
bütün işler

Diyanet İşleri MealiOnlar, bulut gölgeleri içinde, Allah'ın azabının ve meleklerin tepelerine inip işin bitmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah'a dönecektir

Saheeh InternationalDo they await but that Allah should come to them in covers of clouds and the angels [as well] and the matter is [then] decided? And to Allah [all] matters are returned

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هل» ما «ينظرون» ينتظر التاركون الدخول فيه «إلا أن يأتيهم الله» أي أمره كقوله أو يأتي أمر ربك أي عذابه «في ظلل» جمع ظلة «من الغمام» السحاب «والملائكةُ وقضي الأمر» تم أمر هلاكهم «وإلى الله ترجع الأمور» بالبناء للمفعول والفاعل في الآخرة فيجازي كلا بعمله.

2:211 📚 2
سَلْ بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ كَمْ ءَاتَيْنَـٰهُم مِّنْ ءَايَةِۭ بَيِّنَةٍ‌ۗ وَمَن يُبَدِّلْ نِعْمَةَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
سَلْ
sor
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
كَمْ
nice
ءَاتَيْنَـٰهُم
onlara verdik
مِّنْ
ayetlerden
ءَايَةٍۭ
(the) Sign(s)
بَيِّنَةٍۢ ۗ
açık
وَمَن
ve kim
يُبَدِّلْ
değiştirirse
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
geldikten
جَآءَتْهُ
it (has) come to him
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Diyanet İşleri Mealiİsrailoğullarına sor; onlara apaçık nice ayetler verdik, Allah'ın nimetini, kendisine geldikten sonra kim değiştirirse, bilsin ki, Allah'ın cezası şüphesiz şiddetlidir

Saheeh InternationalAsk the Children of Israel how many a sign of evidence We have given them. And whoever exchanges the favor of Allah [for disbelief] after it has come to him - then indeed, Allah is severe in penalty

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«سل» يا محمد «بني إسرائيل» تبكيتا «كم آتيناهم» كم استفهامية معلقة سل عن المفعول الثاني وهي ثاني مفعول آتينا ومميزها «من آية بينة» ظاهرة كفلق البحر وإنزال المن والسلوى فبدَّلوها كفرا «ومن يبدِّل نعمه الله» أي ما أنعم به عليه من الآيات لأنها سبب الهداية «من بعد ما جاءته» كفرا «فإن الله شديد العقاب» له.

2:212 📚 1
زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلْحَيَوٲةُ ٱلدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ‌ۘ وَٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْاْ فَوْقَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ‌ۗ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
زُيِّنَ
süslü gösterildi
لِلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar edenlere
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَيَسْخَرُونَ
ve alay ederler
مِنَ
kimselerle
ٱلَّذِينَ
those who
ءَامَنُوا۟ ۘ
inanan(lar)
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerle
ٱتَّقَوْا۟
takva sahipleri
فَوْقَهُمْ
onlardan üstündürler
يَوْمَ
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
وَٱللَّهُ
Allah
يَرْزُقُ
rızık verir
مَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
بِغَيْرِ
hesapsız
حِسَابٍۢ
measure

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenlere, dünya hayatı güzel görünür, onlar, inananlarla alay ederler, oysa, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar kıyamet günü onların üstünde olacaklardır. Allah dilediğini hesabsız şekilde rızıklandırır

Saheeh InternationalBeautified for those who disbelieve is the life of this world, and they ridicule those who believe. But those who fear Allah are above them on the Day of Resurrection. And Allah gives provision to whom He wills without account

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«زُيِّن للَّذين كفروا» من أهل مكة «الحياة الدنيا» بالتمويه فأحبوها «و» هم «يسخرون من الذين آمنوا» لفقرهم كبلال وعمَّار وصهيب أي يستهزءون بهم ويتعالوْن عليهم بالمال «والذين اتقوا» الشرك وهم هؤلاء «فوقهم يوم القيامة والله يرزق من يشاء بغير حساب» أي رزقا واسعا في الآخرة أو الدنيا بأن يملك المسخور منهم أموال الساخرين ورقابهم.

2:213 📚 4
كَانَ ٱلنَّاسُ أُمَّةً وَٲحِدَةً فَبَعَثَ ٱللَّهُ ٱلنَّبِيِّــۧنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ بِٱلْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ فِيمَا ٱخْتَلَفُواْ فِيهِ‌ۚ وَمَا ٱخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ أُوتُوهُ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَـٰتُ بَغْيَۢا بَيْنَهُمْ‌ۖ فَهَدَى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِمَا ٱخْتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ ٱلْحَقِّ بِإِذْنِهِۦ‌ۗ وَٱللَّهُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٲطٍ مُّسْتَقِيمٍ
كَانَ
idi
ٱلنَّاسُ
insanlar
أُمَّةًۭ
ümmet
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
فَبَعَثَ
sonra gönderdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberleri
مُبَشِّرِينَ
müjdeciler
وَمُنذِرِينَ
ve uyarıcılar olarak
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مَعَهُمُ
onlarla beraber
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ
hak olarak
لِيَحْكُمَ
hükmetmek üzere
بَيْنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
فِيمَا
(konularda)
ٱخْتَلَفُوا۟
anlaşmazlığa düştükleri
فِيهِ ۚ
onda
وَمَا
ve
ٱخْتَلَفَ
anlaşmazlığa düştü(ler)
فِيهِ
o(Kitap hakkı)nda
إِلَّا
dışında
ٱلَّذِينَ
kendilerine
أُوتُوهُ
(Kitap) verilmiş olanlar
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine geldikten
جَآءَتْهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
بَغْيًۢا
sırf kıskançlıktan ötürü
بَيْنَهُمْ ۖ
aralarındaki
فَهَدَى
bunun üzerine iletti
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden
لِمَا
ayrılığa düştükleri
ٱخْتَلَفُوا۟
they differed
فِيهِ
kendisinde
مِنَ
gerçeğe
ٱلْحَقِّ
the Truth
بِإِذْنِهِۦ ۗ
kendi izniyle
وَٱللَّهُ
Allah
يَهْدِى
iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a path
مُّسْتَقِيمٍ
doğru

Diyanet İşleri Mealiİnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak Kitaplar indirdi. Ancak Kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir

Saheeh InternationalMankind was [of] one religion [before their deviation]; then Allah sent the prophets as bringers of good tidings and warners and sent down with them the Scripture in truth to judge between the people concerning that in which they differed. And none differed over the Scripture except those who were given it - after the clear proofs came to them - out of jealous animosity among themselves. And Allah guided those who believed to the truth concerning that over which they had differed, by His permission. And Allah guides whom He wills to a straight path

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كان الناس أمة واحدة» على الإيمان فاختلفوا بأن آمن بعض وكفر بعض «فبعث الله النبيين» إليهم «مبشِّرين» من آمن بالجنة «ومنذرين» من كفر بالنار «وأنزل معهم الكتاب» بمعنى الكتب «بالحق» متعلق بأنزل «ليحكم» به «بين الناس فيما اختلفوا فيه» من الدين «وما اختلف فيه» أي الدين «إلا الذين أوتوه» أي الكتاب فآمن بعض وكفر بعض «من بعد ما جاءتهم البينات» الحجج الظاهرة على التوحيد ومن متعلقة باختلاف وهي وما بعدها مقدم على الاستثناء في المعنى «بغيا» من الكافرين «بينهم فهدى الله الذين آمنوا لما اختلفوا فيه من» للبيان «الحق بإذنه» بإرادته «والله يهدي من يشاء» هدايته «إلى صراط مستقيم» طريق الحق.

2:214 📚 3
أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ ٱلْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ ٱلَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم‌ۖ مَّسَّتْهُمُ ٱلْبَأْسَآءُ وَٱلضَّرَّآءُ وَزُلْزِلُواْ حَتَّىٰ يَقُولَ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ مَتَىٰ نَصْرُ ٱللَّهِ‌ۗ أَلَآ إِنَّ نَصْرَ ٱللَّهِ قَرِيبٌ
أَمْ
yoksa
حَسِبْتُمْ
sandınız (mı)
أَن
ki
تَدْخُلُوا۟
gireceksiniz
ٱلْجَنَّةَ
cennete
وَلَمَّا
başınıza gelmeden
يَأْتِكُم
(has) come to you
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
geçenlerin
خَلَوْا۟
passed away
مِن
sizden önce
قَبْلِكُم ۖ
before you
مَّسَّتْهُمُ
onlara dokunmuştu
ٱلْبَأْسَآءُ
sıkıntı
وَٱلضَّرَّآءُ
ve yoksulluk
وَزُلْزِلُوا۟
ve sarsılmışlardı ki
حَتَّىٰ
nihayet
يَقُولَ
diyorlardı
ٱلرَّسُولُ
peygamber
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
مَعَهُۥ
onunla birlikte
مَتَىٰ
ne zaman
نَصْرُ
yardımı
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
أَلَآ
İyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
نَصْرَ
yardımı
ٱللَّهِ
Allah'ın
قَرِيبٌۭ
yakındır

Diyanet İşleri MealiSizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla beraber müminler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı; iyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır

Saheeh InternationalOr do you think that you will enter Paradise while such [trial] has not yet come to you as came to those who passed on before you? They were touched by poverty and hardship and were shaken until [even their] messenger and those who believed with him said, "When is the help of Allah?" Unquestionably, the help of Allah is near

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في جهد أصاب المسلمين «أم» بل أ «حسبتم أن تدخلوا الجنة ولَّما» لم «يأتكم مثل» شبه ما أتى «الذين خلوا من قبلكم» من المؤمنين من المحن فتصبروا كما صبروا «مسَّتهم» جملة مستأنفة مبينة ما قبلها «البأساء» شدة الفقر «والضراء» المرض «وزُلزلوا» أزعجوا بأنواع البلاء «حتى يقول» بالنصب والرفع أي قال «الرسول والذين آمنوا معه» استبطاء للنصر لتناهي الشدة عليهم «متى» يأتي «نصر الله» الذي وعدنا فأجيبوا من قِبَل الله «ألا إن نصر الله قريب» إتيانه.

2:215 📚 4
يَسْــَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ‌ۖ قُلْ مَآ أَنفَقْتُم مِّنْ خَيْرٍ فَلِلْوَٲلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ‌ۗ وَمَا تَفْعَلُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
مَاذَا
ne
يُنفِقُونَ ۖ
(Allah yolunda) harcayacaklarını
قُلْ
de ki
مَآ
şey
أَنفَقْتُم
vereceğiniz
مِّنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
فَلِلْوَٰلِدَيْنِ
ana-baba içindir
وَٱلْأَقْرَبِينَ
ve yakınlar
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve öksüzler
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullar
وَٱبْنِ
ve yolda kalmış(lar)
ٱلسَّبِيلِ ۗ
the wayfarer
وَمَا
ve ne
تَفْعَلُوا۟
yaparsanız
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
فَإِنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
بِهِۦ
onunla birlikte
عَلِيمٌۭ
bilir

Diyanet İşleri MealiSana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: "Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir

Saheeh InternationalThey ask you, [O Muhammad], what they should spend. Say, "Whatever you spend of good is [to be] for parents and relatives and orphans and the needy and the traveler. And whatever you do of good - indeed, Allah is Knowing of it

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يسألونك» يا محمد «ماذا ينفقون» أي الذي ينفقونه والسائل عمرو بن الجموح وكان شيخاً ذا مال فسأل النبي صلى الله عليه وسلم عما ينفق وعلى من ينفق «قل» لهم «ما أنفقتم من خير» بيان لما شامل للقليل والكثير وفيه بيان المنفق الذي هو أحد شقي السؤال وأجاب عن المصرف الذي هو الشق الآخر بقوله: «فللوالدين والأقربين واليتامى والمساكين وابن السبيل» أي هم أولى به «وما تفعلوا من خير» إنفاق أو غيره «فإن الله به عليم» فمجاز عليه.

2:216 📚 11
كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ‌ۖ وَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُواْ شَيْــًٔا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ‌ۖ وَعَسَىٰٓ أَن تُحِبُّواْ شَيْــًٔا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ‌ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
كُتِبَ
yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِتَالُ
savaş
وَهُوَ
halbuki o
كُرْهٌۭ
hoşunuza gitmez
لَّكُمْ ۖ
sizin
وَعَسَىٰٓ
olur ki bazen
أَن
hoşlanmadığınız
تَكْرَهُوا۟
you dislike
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَهُوَ
o
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
وَعَسَىٰٓ
ve olur ki
أَن
hoşlandığınız
تُحِبُّوا۟
you love
شَيْـًۭٔا
bir şey (de)
وَهُوَ
o
شَرٌّۭ
kötüdür
لَّكُمْ ۗ
sizin için
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
siz ise
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Diyanet İşleri MealiSavaş, hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir

Saheeh InternationalFighting has been enjoined upon you while it is hateful to you. But perhaps you hate a thing and it is good for you; and perhaps you love a thing and it is bad for you. And Allah Knows, while you know not

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كُتِب» فرض «عليكم القتال» للكفار «وهو كُرْهٌ» مكروه «لكم» طبعا لمشقته «وعسى أن تكرهوا شيئا وهو خير لكم وعسى أن تحبوا شيئا وهو شر لكم» لميل النفس إلى الشهوات الموجبة لهلاكها ونفورها عن التكليفات الموجبة لسعادتها فلعل لكم في القتال وإن كرهتموه خيرا لأن فيه إما الظفر والغنيمة أو الشهادة والأجر وفي تركه وإن أحببتموه شرا لأن فيه الذل والفقر وحرمان الأجر «والله يعلم» ما هو خير لكم «وأنتم لا تعلمون» ذلك فبادروا إلى ما يأمركم به.

2:217 📚 8
يَسْــَٔلُونَكَ عَنِ ٱلشَّهْرِ ٱلْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ‌ۖ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ‌ۖ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَكُفْرُۢ بِهِۦ وَٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِۦ مِنْهُ أَكْبَرُ عِندَ ٱللَّهِ‌ۚ وَٱلْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ ٱلْقَتْلِ‌ۗ وَلَا يَزَالُونَ يُقَـٰتِلُونَكُمْ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ ٱسْتَطَـٰعُواْ‌ۚ وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُوْلَـٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَـٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْأَخِرَةِ‌ۖ وَأُوْلَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ‌ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
ayında
ٱلشَّهْرِ
the month
ٱلْحَرَامِ
haram
قِتَالٍۢ
savaşmaktan
فِيهِ ۖ
onda
قُلْ
de ki
قِتَالٌۭ
savaş
فِيهِ
O (aylar)da
كَبِيرٌۭ ۖ
büyük bir günahtır
وَصَدٌّ
ve alıkoymak
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَكُفْرٌۢ
ve inkar etmek
بِهِۦ
O'nu
وَٱلْمَسْجِدِ
ve Mescid-i
ٱلْحَرَامِ
Haram(dan)
وَإِخْرَاجُ
sürüp çıkarmak
أَهْلِهِۦ
halkını
مِنْهُ
ondan (Mekke'den)
أَكْبَرُ
daha büyük (bir günahtır)
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَٱلْفِتْنَةُ
ve fitne
أَكْبَرُ
daha büyük(bir günah)tır
مِنَ
öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۗ
[the] killing
وَلَا
vazgeçmezler
يَزَالُونَ
they will cease
يُقَـٰتِلُونَكُمْ
sizinle savaşmaktan
حَتَّىٰ
kadar
يَرُدُّوكُمْ
sizi döndürünceye
عَن
dininizden
دِينِكُمْ
your religion
إِنِ
eğer
ٱسْتَطَـٰعُوا۟ ۚ
güçleri yetse
وَمَن
ve kim
يَرْتَدِدْ
döner
مِنكُمْ
sizden
عَن
dininden
دِينِهِۦ
his religion
فَيَمُتْ
ve ölürse
وَهُوَ
ve o
كَافِرٌۭ
kafir olarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
حَبِطَتْ
boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ
onların bütün yaptıkları
فِى
dünyada (da)
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahirette (de)
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
ve onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiSana hürmet edilen ayı, o aydaki savaşı sorarlar. De ki: "O ayda savaşmak büyük suçtur. Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, Mescidi Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur. Fitne çıkarmak ise öldürmekten daha büyüktür". Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. İçinizden dininden dönüp kafir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler

Saheeh InternationalThey ask you about the sacred month - about fighting therein. Say, "Fighting therein is great [sin], but averting [people] from the way of Allah and disbelief in Him and [preventing access to] al-Masjid al-Haram and the expulsion of its people therefrom are greater [evil] in the sight of Allah. And fitnah is greater than killing." And they will continue to fight you until they turn you back from your religion if they are able. And whoever of you reverts from his religion [to disbelief] and dies while he is a disbeliever - for those, their deeds have become worthless in this world and the Hereafter, and those are the companions of the Fire, they will abide therein eternally

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
وأرسل النبي صلى الله عليه وسلم أول سراياه وعليها عبد الله بن جحش فقاتلوا المشركين وقتلوا ابن الحضرمي آخر يوم من جمادى الآخرة والتبس عليهم برجب فعيرهم الكفار باستحلاله فنزل: «يسألونك عن الشهر الحرام» المحرم «قتال فيه» بدل اشتمال «قل» لهم «قتال فيه كبير» عظيم وزرا مبتدأ وخبر «وصد» مبتدأ منع للناس «عن سبيل الله» دينه «وكفر به» بالله «و» صد عن «المسجد الحرام» أي مكة «وإخراج أهله منه» وهم النبي صلى الله عليه وسلم والمؤمنون وخبر المبتدأ «أكبر» أعظم وزرا «عند الله» من القتال فيه «والفتنة» الشرك منكم «أكبر من القتل» لكم فيه «ولا يزالون» أي الكفار «يقاتلونكم» أيها المؤمنون «حتى» كي «يردوكم» إلى الكفر «إن استطاعوا ومن يرتدِد منكم عن دينه فيمت وهو كافر فأولئك حبطت» بطلت «أعمالهم» الصالحة «في الدنيا والآخرة» فلا اعتداد بها ولا ثواب عليها والتقيد بالموت عليه يفيد أنه لو رجع إلى الإسلام لم يبطل عمله فيثاب عليه ولا يعيده كالحج مثلا وعليه الشافعي «وأولئك أصحاب النار هم فيها خالدون».

2:218 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَـٰهَدُواْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أُوْلَـٰٓئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ ٱللَّهِ‌ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
إِنَّ
muhakkak
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
هَاجَرُوا۟
ve hicret edenler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve cihat edenler
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يَرْجُونَ
umarlar
رَحْمَتَ
rahmetini
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayan
رَّحِيمٌۭ
çok merhamet edendir

Diyanet İşleri Mealiİnananlar, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalIndeed, those who have believed and those who have emigrated and fought in the cause of Allah - those expect the mercy of Allah. And Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ولما ظن السرية أنهم إن سلموا من الإثم فلا يحصل لهم أجر نزل «إن الذين آمنوا والذين هاجروا» فارقوا أوطانهم «وجاهدوا في سبيل الله» لإعلاء دينه «أولئك يرجون رَحْمَتَ الله» ثوابه «والله غفور» للمؤمنين «رحيم» بهم.

2:219 📚 1
۞ يَسْــَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ‌ۖ قُلْ فِيهِمَآ إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَـٰفِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا‌ۗ وَيَسْــَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ ٱلْعَفْوَ‌ۗ كَذَٲلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْأَيَـٰتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
۞ يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
şaraptan
ٱلْخَمْرِ
[the] intoxicants
وَٱلْمَيْسِرِ ۖ
ve kumardan
قُلْ
de ki
فِيهِمَآ
o ikisinde vardır
إِثْمٌۭ
günah
كَبِيرٌۭ
büyük
وَمَنَـٰفِعُ
ve bazı yararlar
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَإِثْمُهُمَآ
fakat onların günahı
أَكْبَرُ
daha büyüktür
مِن
yararından
نَّفْعِهِمَا ۗ
(the) benefit of (the) two
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
مَاذَا
ne
يُنفِقُونَ
infak edeceklerini
قُلِ
de ki
ٱلْعَفْوَ ۗ
Af (ihtiyaçlarınızdan fazlasını)
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَتَفَكَّرُونَ
düşünürsünüz

Diyanet İşleri MealiSana içki ve kumarı sorarlar, de ki: "İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür". Ne sarfedeceklerini sana sorarlar, de ki: "Artanı". Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar

Saheeh InternationalThey ask you about wine and gambling. Say, "In them is great sin and [yet, some] benefit for people. But their sin is greater than their benefit." And they ask you what they should spend. Say, "The excess [beyond needs]." Thus Allah makes clear to you the verses [of revelation] that you might give thought

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يسألونك عن الخمر والميسر» القمار ما حكمهما «قل» لهم «فيهما» أي في تعاطيهما «إثم كبير» عظيم وفي قراءة بالمثلثة لما يحصل بسببهما من المخاصمة والمشاتمة وقول الفحش «ومنافع للناس» باللذة والفرح في الخمر وإصابة المال بلا كد في الميسر «وإثمهما» أي ما ينشأ عنهما من المفاسد «أكبر» أعظم «من نفعهما» ولما نزلت شربها قوم وامتنع عنها آخرون إلى أن حرمتها آية المائدة «ويسألونك ماذا ينفقون» أي ما قدره «قل» أنفقوا «العفو» أي الفاضل عن الحاجة ولا تنفقوا ما تحتاجون إليه وتضيعوا أنفسكم وفي قراءة بالرفع بتقدير هو «كذلك» أي كما بين لكم ما ذكر «يبين الله لكم الآيات لعلكم تتفكرون».

2:220 📚 1
فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْأَخِرَةِ‌ۗ وَيَسْــَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْيَتَـٰمَىٰ‌ۖ قُلْ إِصْلَاحٌ لَّهُمْ خَيْرٌ‌ۖ وَإِن تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَٲنُكُمْ‌ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ ٱلْمُفْسِدَ مِنَ ٱلْمُصْلِحِ‌ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَعْنَتَكُمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
فِى
(hakkında)
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۗ
ve ahiret
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyarlar
عَنِ
öksüzlerden
ٱلْيَتَـٰمَىٰ ۖ
the orphans
قُلْ
de ki
إِصْلَاحٌۭ
ıslah etmek
لَّهُمْ
onları(n durumlarını)
خَيْرٌۭ ۖ
hayırlıdır
وَإِن
ve eğer
تُخَالِطُوهُمْ
onlara karışırsanız
فَإِخْوَٰنُكُمْ ۚ
sizin kardeşlerinizdir
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
ٱلْمُفْسِدَ
bozanı
مِنَ
ıslah edenden
ٱلْمُصْلِحِ ۚ
the amender
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَأَعْنَتَكُمْ ۚ
sizi zora sokardı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiSana yetimleri sorarlar, de ki: "Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır". Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırdetmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir

Saheeh InternationalTo this world and the Hereafter. And they ask you about orphans. Say, "Improvement for them is best. And if you mix your affairs with theirs - they are your brothers. And Allah knows the corrupter from the amender. And if Allah had willed, He could have put you in difficulty. Indeed, Allah is Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في» أمر «الدنيا والآخرة» فتأخذون بالأصلح لكم فيهما «ويسألونك عن اليتامى» وما يلقونه من الحرج في شأنهم فإن واكلوهم يأثموا وإن عزلوا ما لهم من أموالهم وصنعوا لهم طعاما وحدهم فحرج «قل إصلاح لهم» في أموالهم بتنميتها ومداخلتكم «خير» من ترك ذلك «وإن تخالطوهم» أي تخلطوا نفقتكم بنفقتهم «فإخوانكم» أي فهم إخوانكم في الدين ومن شأن الأخ أن يخالط أخاه أي فلكم ذلك «والله يعلم المفسد» لأموالهم بمخالطته «من المصلح» بها فيجازي كلا منهما «ولو شاء الله لأعنتكم» لضيق عليكم بتحريم المخالطة «أن الله عزيز» غالب على أمره «حكيم» في صنعه.

2:221 📚 1
وَلَا تَنكِحُواْ ٱلْمُشْرِكَـٰتِ حَتَّىٰ يُؤْمِنَّ‌ۚ وَلَأَمَةٌ مُّؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكَةٍ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ‌ۗ وَلَا تُنكِحُواْ ٱلْمُشْرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤْمِنُواْ‌ۚ وَلَعَبْدٌ مُّؤْمِنٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ‌ۗ أُوْلَـٰٓئِكَ يَدْعُونَ إِلَى ٱلنَّارِ‌ۖ وَٱللَّهُ يَدْعُوٓاْ إِلَى ٱلْجَنَّةِ وَٱلْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِۦ‌ۖ وَيُبَيِّنُ ءَايَـٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
وَلَا
evlenmeyin
تَنكِحُوا۟
[you] marry
ٱلْمُشْرِكَـٰتِ
müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarla
حَتَّىٰ
kadar
يُؤْمِنَّ ۚ
inanıncaya
وَلَأَمَةٌۭ
bir cariye
مُّؤْمِنَةٌ
inanan
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
مِّن
ortak koşan (hür) kadından
مُّشْرِكَةٍۢ
a polytheistic woman
وَلَوْ
ve eğer
أَعْجَبَتْكُمْ ۗ
hoşunuza gitse bile
وَلَا
evlendirmeyin
تُنكِحُوا۟
give in marriage (your women)
ٱلْمُشْرِكِينَ
ortak koşan erkeklerle
حَتَّىٰ
kadar
يُؤْمِنُوا۟ ۚ
iman edinceye
وَلَعَبْدٌۭ
ve bir köle
مُّؤْمِنٌ
inanan
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
مِّن
müşrik erkekten
مُّشْرِكٍۢ
a polytheistic man
وَلَوْ
eğer
أَعْجَبَكُمْ ۗ
hoşunuza gitse bile
أُو۟لَـٰٓئِكَ
(Zira) onlar
يَدْعُونَ
çağırıyorlar
إِلَى
ateşe
ٱلنَّارِ ۖ
the Fire
وَٱللَّهُ
Allah ise
يَدْعُوٓا۟
çağırıyor
إِلَى
cennete
ٱلْجَنَّةِ
Paradise
وَٱلْمَغْفِرَةِ
ve mağfirete
بِإِذْنِهِۦ ۖ
izniyle
وَيُبَيِّنُ
ve açıklar
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ
düşünürler

Diyanet İşleri MealiAllah'a eş koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de ortak koşan bir kadından daha iyidir. İnanmalarına kadar; ortak koşan erkeklerle mümin kadınları evlendirmeyin. İnanan bir köle, hoşunuza gitmiş olsa da, ortak koşan bir erkekten daha iyidir. İşte onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara ibret alsınlar diye ayetlerini açıklar

Saheeh InternationalAnd do not marry polytheistic women until they believe. And a believing slave woman is better than a polytheist, even though she might please you. And do not marry polytheistic men [to your women] until they believe. And a believing slave is better than a polytheist, even though he might please you. Those invite [you] to the Fire, but Allah invites to Paradise and to forgiveness, by His permission. And He makes clear His verses to the people that perhaps they may remember

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تنكحوا» تتزوجوا أيها المسلمون «المشركات» أي الكافرات «حتى يؤمنّ ولأمة مؤمنة خير من مشركة» حرة لأن سبب نزولها العيب على من تزوج أمة وترغيبه في نكاح حرة مشركة «ولو أعجبتكم» لجمالها ومالها وهذا مخصوص بغير الكتابيات بآية (والمحصنات من الذين أوتوا الكتاب) «ولا تُنكحوا» تُزوجوا «المشركين» أي الكفار المؤمنات «حتى يؤمنوا ولعبد مؤمن خير من مشرك ولو أعجبكم» لماله وجماله «أولئك» أي أهل الشرك «يدعون إلى النار» بدعائهم إلى العمل الموجب لها فلا تليق مناكحهم «والله يدعو» على لسان رسله «إلى الجنة والمغفرة» أي العمل الموجب لهما «بإذنه» بإرادته فتجب إجابته بتزويج أوليائه «ويبن آياته للناس لعلهم يتذكرون» يتعظون.

2:222 📚 8
وَيَسْــَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْمَحِيضِ‌ۖ قُلْ هُوَ أَذًى فَٱعْتَزِلُواْ ٱلنِّسَآءَ فِى ٱلْمَحِيضِ‌ۖ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطْهُرْنَ‌ۖ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٲبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
عَنِ
adet görmeden
ٱلْمَحِيضِ ۖ
[the] menstruation
قُلْ
de ki
هُوَ
o
أَذًۭى
eziyettir
فَٱعْتَزِلُوا۟
çekilin
ٱلنِّسَآءَ
kadınlardan
فِى
süresince
ٱلْمَحِيضِ ۖ
adet
وَلَا
onlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهُنَّ
approach them
حَتَّىٰ
kadar
يَطْهُرْنَ ۖ
temizleninceye
فَإِذَا
zaman
تَطَهَّرْنَ
temizlendikleri
فَأْتُوهُنَّ
onlara varın
مِنْ
yerden
حَيْثُ
where
أَمَرَكُمُ
size emrettiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلتَّوَّٰبِينَ
tevbe edenleri
وَيُحِبُّ
ve sever
ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
temizlenenleri

Diyanet İşleri MealiSana, kadınların aybaşı hali hakkında da sorarlar, de ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır)". Aybaşı halinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah'ın size buyurduğu yoldan yaklaşın. Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever

Saheeh InternationalAnd they ask you about menstruation. Say, "It is harm, so keep away from wives during menstruation. And do not approach them until they are pure. And when they have purified themselves, then come to them from where Allah has ordained for you. Indeed, Allah loves those who are constantly repentant and loves those who purify themselves

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويسألونك عن المحيض» أي الحيض أو مكانه ماذا يفعل بالنساء فيه «قل هو أذى» قذر أو محله «فاعتزلوا النساء» اتركوا وطأهن «في المحيض» أي وقته أو مكانه «ولا تقربوهن» بالجماع «حتى يَطْهُرن» بسكون الطاء وتشديدها والهاء وفيه إدغام التاء في الأصل في الطاء أي يغتسلن بعد انقطاعه «فإذا تطهرن فأتوهن» بالجماع «من حيث أمركم الله» بتجنبه في الحيض وهو القبل ولا تعدوه إلى غيره «إن الله يحب» يثيب ويكرم «التوابين» من الذنوب «ويحب المتطهرين» من الأقذار.

2:223
نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌ لَّكُمْ فَأْتُواْ حَرْثَكُمْ أَنَّىٰ شِئْتُمْ‌ۖ وَقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُمْ‌ۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّكُم مُّلَـٰقُوهُ‌ۗ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
نِسَآؤُكُمْ
kadınlarınız
حَرْثٌۭ
bir tarladır
لَّكُمْ
sizin için
فَأْتُوا۟
varın
حَرْثَكُمْ
tarlanıza
أَنَّىٰ
biçimde
شِئْتُمْ ۖ
dilediğiniz
وَقَدِّمُوا۟
ve hazırlık yapın
لِأَنفُسِكُمْ ۚ
kendiniz için
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّكُم
şüphesiz siz
مُّلَـٰقُوهُ ۗ
O'na kavuşacaksınız
وَبَشِّرِ
ve müjdele;
ٱلْمُؤْمِنِينَ
İnananları

Diyanet İşleri MealiKadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin. İstikbal için hazırlıklı olun, Allah'tan sakının. O'na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu inananlara müjdele

Saheeh InternationalYour wives are a place of sowing of seed for you, so come to your place of cultivation however you wish and put forth [righteousness] for yourselves. And fear Allah and know that you will meet Him. And give good tidings to the believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نساؤكم حرث لكم» أي محل زرعكم الولد «فأتوا حرثكم» أي محله وهو القبل «أنَّى» كيف «شئتم» من قيام وقعود واضطجاع وإقبال وإدبار، نزل ردا لقول اليهود: من أتى امرأته في قبلها أي من جهة دبرها جاء الولد أحول «وقدموا لأنفسكم» العمل الصالح كالتسمية عند الجماع «واتقوا الله» في أمره ونهيه «واعلموا أنكم ملاقوه» بالبعث فيجازيكم بأعمالكم «وبشر المؤمنين» الذين اتقوه بالجنة.

2:224
وَلَا تَجْعَلُواْ ٱللَّهَ عُرْضَةً لِّأَيْمَـٰنِكُمْ أَن تَبَرُّواْ وَتَتَّقُواْ وَتُصْلِحُواْ بَيْنَ ٱلنَّاسِ‌ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
وَلَا
kılmayın
تَجْعَلُوا۟
make
ٱللَّهَ
Allah'ı
عُرْضَةًۭ
engel
لِّأَيْمَـٰنِكُمْ
yeminlerinize
أَن
iyilik etmenize
تَبَرُّوا۟
you do good
وَتَتَّقُوا۟
ve sakınmanıza
وَتُصْلِحُوا۟
ve düzetmeye
بَيْنَ
arasını
ٱلنَّاسِ ۗ
insanların
وَٱللَّهُ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri Mealiİnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız için, Allah'a yaptığınız yeminleri engel kılmayın, Allah işitir ve bilir

Saheeh InternationalAnd do not make [your oath by] Allah an excuse against being righteous and fearing Allah and making peace among people. And Allah is Hearing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تجعلوا الله» أي الحلف به «عرضة» علة مانعة «لأيمانكم» أي نصيبا لها بأن تكثروا الحلف به «أن» لا «تبروا وتتقوا» فتكره اليمين على ذلك ويسن فيه الحنث ويكفِّر بخلافها على فعل. البر ونحوه فهي طاعة «وتصلحوا بين الناس» المعنى لا تمتنعوا من فعل ما ذكر من البر ونحوه إذا حلفتم عليه بل ائتوه وكفِّروا لأن سبب نزولها الامتناع من ذلك «والله سميع» لأقوالكم «عليم» بأحوالكم.

2:225
لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَـٰنِكُمْ وَلَـٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ‌ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
لَّا
sizi sorumlu tutmaz
يُؤَاخِذُكُمُ
will take you to task
ٱللَّهُ
Allah
بِٱللَّغْوِ
kasıtsız
فِىٓ
dolayı
أَيْمَـٰنِكُمْ
yeminlerinizden
وَلَـٰكِن
fakat
يُؤَاخِذُكُم
sorumlu tutar
بِمَا
dolayı
كَسَبَتْ
kazandığından
قُلُوبُكُمْ ۗ
kalblerinizin
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌ
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ
halimdir

Diyanet İşleri MealiAllah sizi rastgele yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalblerinizin kasdettiği yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, Halim'dir

Saheeh InternationalAllah does not impose blame upon you for what is unintentional in your oaths, but He imposes blame upon you for what your hearts have earned. And Allah is Forgiving and Forbearing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يؤاخذكم الله باللغو» الكائن «في أيمانكم» وهو ما يسبق إليه اللسان من غير قصد الحلف نحو ألا والله، وبلى و الله فلا إثم فيه ولا كفارة «ولكن يؤاخذكم بما كسبت قلوبكم» أي قصدته من الأيمان إذا حنثتم «والله غفور» لما كان من اللغو «حليم» بتأخير العقوبة عن مستحقها.

2:226 📚 2
لِّلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِن نِّسَآئِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍ‌ۖ فَإِن فَآءُو فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
لِّلَّذِينَ
kimseler için
يُؤْلُونَ
yaklaşmamağa yemin edenler
مِن
kadınlarına
نِّسَآئِهِمْ
their wives
تَرَبُّصُ
bekleme (hakkı) vardır
أَرْبَعَةِ
dört
أَشْهُرٍۢ ۖ
ay
فَإِن
eğer
فَآءُو
(o süre içinde) dönerlerse
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayan
رَّحِيمٌۭ
merhamet edendir

Diyanet İşleri MealiKadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler, dört ay bekleyebilirler; eğer yeminlerinden dönerlerse, bilsinler ki Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalFor those who swear not to have sexual relations with their wives is a waiting time of four months, but if they return [to normal relations] - then indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«للذين يؤلون من نسائهم» أي يحلفون أن لا يجامعوهن «تربص» انتظار «أربعة أشهر فإن فاءُوا» رجعوا فيها أو بعدها عن اليمين إلى الوطء «فإن الله غفور» لهم ما أتوه من ضرر المرأة بالحلف «رحيم» بهم.

2:227 📚 1
وَإِنْ عَزَمُواْ ٱلطَّلَـٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
وَإِنْ
eğer
عَزَمُوا۟
kesin karar verirlerse
ٱلطَّلَـٰقَ
boşamaya
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiŞayet boşanmaya kararlı iseler, bilsinler ki Allah şüphesiz işitir ve bilir

Saheeh InternationalAnd if they decide on divorce - then indeed, Allah is Hearing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن عزموا الطلاق» أي عليه بأن لا يفيئوا فليوقعوه «فإن الله سميع» لقولهم «عليم» بعزمهم المعنى ليس لهم بعد تربص ما ذكر إلا الفيئة أو الطلاق.

2:228 📚 10
وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلَـٰثَةَ قُرُوٓءٍ‌ۚ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِىٓ أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ‌ۚ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِى ذَٲلِكَ إِنْ أَرَادُوٓاْ إِصْلَـٰحًا‌ۚ وَلَهُنَّ مِثْلُ ٱلَّذِى عَلَيْهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ‌ۚ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ‌ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُ
boşanmış kadınlar
يَتَرَبَّصْنَ
gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ
kendilerini
ثَلَـٰثَةَ
üç
قُرُوٓءٍۢ ۚ
kur' (üç adet veya üç temizlik süresi)
وَلَا
helal olmaz
يَحِلُّ
lawful
لَهُنَّ
kendilerine
أَن
gizlemeleri
يَكْتُمْنَ
they conceal
مَا
yarattığını
خَلَقَ
(has been) created
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِىٓ
kendi rahimlerinde
أَرْحَامِهِنَّ
their wombs
إِن
eğer
كُنَّ
idiyseler
يُؤْمِنَّ
inanıyor
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ
ahiret
وَبُعُولَتُهُنَّ
kocaları
أَحَقُّ
hak sahibidirler
بِرَدِّهِنَّ
onları geri almağa
فِى
bu arada
ذَٰلِكَ
that (period)
إِنْ
eğer
أَرَادُوٓا۟
isterlerse
إِصْلَـٰحًۭا ۚ
barışmak
وَلَهُنَّ
(kadınların) vardır
مِثْلُ
gibi
ٱلَّذِى
(erkeklerin) kendileri üzerindeki
عَلَيْهِنَّ
(is) on them
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
(örfe uygun) hakları
وَلِلرِّجَالِ
erkeklerin (hakları)
عَلَيْهِنَّ
onlar (kadınlar) üzerinde
دَرَجَةٌۭ ۗ
bir derece fazladır
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
azizdir
حَكِيمٌ
hakimdir

Diyanet İşleri MealiBoşanan kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir. Kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler. Kadınların hakları, örfe uygun bir şekilde vazifelerine denktir. Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır. Allah güçlüdür. Hakim'dir

Saheeh InternationalDivorced women remain in waiting for three periods, and it is not lawful for them to conceal what Allah has created in their wombs if they believe in Allah and the Last Day. And their husbands have more right to take them back in this [period] if they want reconciliation. And due to the wives is similar to what is expected of them, according to what is reasonable. But the men have a degree over them [in responsibility and authority]. And Allah is Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والمطلقات يتربصن» أي لينتظرن «بأنفسهن» عن النكاح «ثلاثة قروءٍ» تمضي من حين الطلاق، جمع قرء بفتح القاف وهو الطهر أو الحيض قولان وهذا في المدخول بهن أما غيرهن فلا عدة عليهن لقوله: «فما لكم عليهن من عدة» وفي غير الآيسة والصغيرة فعدتهن ثلاثة أشهر والحوامل فعدتهن أن يضعن حملهن كما في سورة الطلاق والإماء فعدتهن قَرءان بالسُّنة «ولا يحل لهن أن يكتمن ما خلق الله في أرحامهن» من الولد والحيض «إن كنّ يؤمن بالله واليوم الآخر وبعولتهن» أزواجهن «أحق بردهن» بمراجعتهن ولو أبين «في ذلك» أي في زمن التربص «إن أرادوا إصلاحا» بينهما لإضرار المرأة وهو تحريض على قصده لا شرط لجواز الرجعة وهذا في الطلاق الرجعي وأحق لا تفضيل فيه إذ لا حق لغيرهم في نكاحهن في العدة «ولهن» على الأزواج «مثل الذي» لهم «عليهن» من الحقوق «بالمعروف» شرعا من حسن العشرة وترك الضرار ونحو ذلك «وللرجال عليهن درجة» فضيلة في الحق من وجوب طاعتهن لهم لما ساقوه من المهر والانفاق «والله عزيز» في ملكه «حكيم» فيما دبره لخلقه.

2:229 📚 15
ٱلطَّلَـٰقُ مَرَّتَانِ‌ۖ فَإِمْسَاكُۢ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحُۢ بِإِحْسَـٰنٍ‌ۗ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَأْخُذُواْ مِمَّآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ شَيْــًٔا إِلَّآ أَن يَخَافَآ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ‌ۖ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا ٱفْتَدَتْ بِهِۦ‌ۗ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا‌ۚ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ
ٱلطَّلَـٰقُ
boşama
مَرَّتَانِ ۖ
iki defadır
فَإِمْسَاكٌۢ
ya tutmak (lazım)dır
بِمَعْرُوفٍ
iyilikle
أَوْ
ya da
تَسْرِيحٌۢ
salıvermek
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ
güzelce
وَلَا
helal değildir
يَحِلُّ
lawful
لَكُمْ
size
أَن
geri almanız
تَأْخُذُوا۟
you take (back)
مِمَّآ
şeylerden
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ
onlara verdiğiniz
شَيْـًٔا
bir şey
إِلَّآ
başka
أَن
eğer
يَخَافَآ
korkarlarsa
أَلَّا
koruyamamaktan
يُقِيمَا
they both (can) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
فَإِنْ
eğer
خِفْتُمْ
korkarsanız
أَلَّا
koruyamamaktan
يُقِيمَا
they both (can) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْهِمَا
ikisine de
فِيمَا
(kadının ayrılmak için verdiği)
ٱفْتَدَتْ
fidye
بِهِۦ ۗ
hakkında
تِلْكَ
işte bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَا
sakın bunları aşmayın
تَعْتَدُوهَا ۚ
transgress them
وَمَن
ve kim(ler)
يَتَعَدَّ
aşarsa
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerdir

Diyanet İşleri MealiBoşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır. İkisi Allah'ın yasalarını koruyamamaktan korkmadıkça kadınlara verdiklerinizden (mehirden) bir şey almanız size helal değildir. Eğer Allah'ın yasalarını ikisi koruyamıyacaklar diye korkarsanız, o zaman kadının fidye vermesinde (mehrinden vazgeçerse) ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın yasalarıdır, onları bozmayın. Allah'ın yasalarını bozanlar ancak zalimlerdir

Saheeh InternationalDivorce is twice. Then, either keep [her] in an acceptable manner or release [her] with good treatment. And it is not lawful for you to take anything of what you have given them unless both fear that they will not be able to keep [within] the limits of Allah. But if you fear that they will not keep [within] the limits of Allah, then there is no blame upon either of them concerning that by which she ransoms herself. These are the limits of Allah, so do not transgress them. And whoever transgresses the limits of Allah - it is those who are the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الطلاق» أي التطليق الذي يراجع بعده «مرتان» أي اثنتان «فإمساك» أي فعليكم إمساكهن بعده بأن تراجعوهن «بمعروف» من غير ضرار «أو تسريح» أي إرسالهن «بإحسان ولا يحل لكم» أيها الأزواج «أن تأخذوا مما آتيتموهن» من المهور «شيئا» إذا طلقتموهن «إلا أن يخافا» أي الزوجان «أ» ن «لا يقيما حدود الله» أي لا يأتيا بما حده لهما من الحقوق وفي قراءة يخافا بالبناء للمفعول فأن لا يقيما بدل اشتمال من الضمير فيه وقرئ بالفوقانية في الفعلين «فإن خفتم أ» ن «لا يقيما حدود الله فلا جناح عليهما» «فيما افتدت به» نفسها من المال ليطلقها أي لا حرج على الزوج في أخذه ولا الزوجة في بذله «تلك» الأحكام المذكورة «حدود الله فلا تعتدوها ومن يتعدَّ حدود الله فأولئك هم الظالمون».

2:230 📚 19
فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُۥ مِنۢ بَعْدُ حَتَّىٰ تَنكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُۥ‌ۗ فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ‌ۗ وَتِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
فَإِن
eğer
طَلَّقَهَا
(erkek) yine boşarsa
فَلَا
helal olmaz
تَحِلُّ
lawful
لَهُۥ
ona
مِنۢ
artık bundan sonra
بَعْدُ
after (that)
حَتَّىٰ
kadar
تَنكِحَ
(kadın) nikahlanıncaya
زَوْجًا
kocaya
غَيْرَهُۥ ۗ
başka bir
فَإِن
eğer
طَلَّقَهَا
O (vardığı adam) da boşarsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْهِمَآ
kendilerine
أَن
tekrar birbirlerine dönmelerinde
يَتَرَاجَعَآ
they return to each other
إِن
eğer
ظَنَّآ
inanırlarsa
أَن
koruyacaklarına
يُقِيمَا
they (will be able to) keep
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَتِلْكَ
işte bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
يُبَيِّنُهَا
açıklamaktadır
لِقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْلَمُونَ
bilen

Diyanet İşleri MealiBundan sonra kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir daha kendisine helal olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın yasalarını koruyacaklarını sanırlarsa eski karı kocanın birbirlerine dönmelerine bir engel yoktur. Bunlar, bilenkimseler için Allah'ın açıkladığı yasalardır

Saheeh InternationalAnd if he has divorced her [for the third time], then she is not lawful to him afterward until [after] she marries a husband other than him. And if the latter husband divorces her [or dies], there is no blame upon the woman and her former husband for returning to each other if they think that they can keep [within] the limits of Allah. These are the limits of Allah, which He makes clear to a people who know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن طلقها» الزوج بعد الثنتين «فلا تحل له من بعد» بعد الطلقة الثالثة «حتى تنكح» تتزوج «زوجا غيره» ويطأها كما في الحديث رواه الشيخان «فإن طلقها» أي الزوج الثاني «فلا جناح عليهما» أي الزوجة والزوج الأول «أن يتراجعا» إلى النكاح بعد انقضاء العدة «إن ظنا أن يقيما حدود الله وتلك» المذكورات «حدود الله يُبَيِّنها لقوم يعلمون» يتدبرون.

2:231 📚 10
وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ‌ۚ وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِّتَعْتَدُواْ‌ۚ وَمَن يَفْعَلْ ذَٲلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۥ‌ۚ وَلَا تَتَّخِذُوٓاْ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًا‌ۚ وَٱذْكُرُواْ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمَآ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَٱلْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِۦ‌ۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
وَإِذَا
zaman
طَلَّقْتُمُ
boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
فَبَلَغْنَ
ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ
(iddetlerinin) sonuna
فَأَمْسِكُوهُنَّ
ya onları tutun
بِمَعْرُوفٍ
iyilikle
أَوْ
ya da
سَرِّحُوهُنَّ
bırakın
بِمَعْرُوفٍۢ ۚ
iyilikle
وَلَا
onları (yanınızda) tutmayın
تُمْسِكُوهُنَّ
retain them
ضِرَارًۭا
zarar vermek için
لِّتَعْتَدُوا۟ ۚ
haklarına tecavüz edip
وَمَن
kim
يَفْعَلْ
yaparsa
ذَٰلِكَ
bunu
فَقَدْ
muhakkak
ظَلَمَ
zulmetmiştir
نَفْسَهُۥ ۚ
kendine
وَلَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟
take
ءَايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُزُوًۭا ۚ
eğlence
وَٱذْكُرُوا۟
düşünün
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
size olan
وَمَآ
indirdiklerini
أَنزَلَ
(is) revealed
عَلَيْكُم
size
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَٱلْحِكْمَةِ
ve Hikmet(ten)
يَعِظُكُم
size öğüt vermek için
بِهِۦ ۚ
onunla
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Diyanet İşleri MealiKadınları boşadığınızda, müddetleri sona ererken, onları güzellikle tutun, ya da güzellikle bırakın, haklarına tecavüz etmek için onlara zararlı olacak şekilde tutmayın; böyle yapan şüphesiz kendisine yazık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini de alaya almayın; Allah'ın üzerinize olan nimetini, öğüt vermek üzere size indirdiği Kitap ve hikmeti anın, Allah'tan sakının, Allah'ın her şeyi bildiğini bilin

Saheeh InternationalAnd when you divorce women and they have [nearly] fulfilled their term, either retain them according to acceptable terms or release them according to acceptable terms, and do not keep them, intending harm, to transgress [against them]. And whoever does that has certainly wronged himself. And do not take the verses of Allah in jest. And remember the favor of Allah upon you and what has been revealed to you of the Book and wisdom by which He instructs you. And fear Allah and know that Allah is Knowing of all things

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا طلقتم النساء فبلغن أجلهن» قاربن انقضاء عدتهن «فأمسكوهن» بأن تراجعوهن «بمعروف» من غير ضرر «أو سرحوهن بمعروف» اتركوهن حتى تنقضي عدتهن «ولا تمسكوهن» بالرجعة «ضرارا» مفعول لأجله «لتعتدوا» عليهن بالإلجاء إلى الافتداء والتطليق وتطويل الحبس «ومن يفعل ذلك فقد ظلم نفسه» بتعريضها إلى عذاب الله «ولا تتخذوا آيات الله هزوا» مهزوءا بها بمخالفتها «واذكروا نعمت الله عليكم» بالإسلام «وما أنزل عليكم من الكتاب» القرآن «والحكمة» ما فيه من الأحكام «يعظكم به» بأن تشكروها بالعمل به «واتقوا الله واعلموا أن الله بكل شيء عليم» ولا يخفى عليه شيء.

2:232 📚 5
وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحْنَ أَزْوَٲجَهُنَّ إِذَا تَرَٲضَوْاْ بَيْنَهُم بِٱلْمَعْرُوفِ‌ۗ ذَٲلِكَ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ مِنكُمْ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ‌ۗ ذَٲلِكُمْ أَزْكَىٰ لَكُمْ وَأَطْهَرُ‌ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
وَإِذَا
ve zaman
طَلَّقْتُمُ
boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
فَبَلَغْنَ
ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ
(iddetlerinin) sonuna
فَلَا
engel olmayın
تَعْضُلُوهُنَّ
hinder them
أَن
evlenmelerine
يَنكِحْنَ
(from) marrying
أَزْوَٰجَهُنَّ
(eski) kocalarıyla
إِذَا
takdirde
تَرَٰضَوْا۟
anlaştıkları
بَيْنَهُم
kendi aralarında
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
güzelce
ذَٰلِكَ
bu
يُوعَظُ
verilen bir öğüttür
بِهِۦ
onunla
مَن
kimseye
كَانَ
olan
مِنكُمْ
içinizden
يُؤْمِنُ
inanan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۗ
ahiret
ذَٰلِكُمْ
bu
أَزْكَىٰ
daha iyi
لَكُمْ
sizin için
وَأَطْهَرُ ۗ
ve daha temizdir
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ
know

Diyanet İşleri MealiKadınları boşadığınızda, müddetleri sona ermişse, kocaları ile birbirleriyle güzellikle anlaşmışlarsa evlenmelerine engel olmayın. İçinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse bundan ibret alır. Bu sizin için daha nezih ve daha paktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz

Saheeh InternationalAnd when you divorce women and they have fulfilled their term, do not prevent them from remarrying their [former] husbands if they agree among themselves on an acceptable basis. That is instructed to whoever of you believes in Allah and the Last Day. That is better for you and purer, and Allah knows and you know not

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا طلقتم النساء فبلغن أجلهن» انقضت عدتهن «فلا تعضلوهن» خطاب للأولياء أي تمنعوهن من «أن ينكحن أزواجهن» المطلقين لهن لأن سبب نزولها أن أخت معقل بن يسار طلقها زوجها فأراد أن يراجعها فمنعها معقل بن يسار كما رواه الحاكم «إذا تراضوا» أي الأزواج والنساء «بينهم بالمعروف» شرعا «ذلك» النهي عن العضل «يوعظ به من كان منكم يؤمن بالله واليوم الآخر» لأنه المنتفع به «ذلكم» أي ترك العضل «أزكى» خير «لكم وأطهر» لكم ولهم لما يُخشى على الزوجين من الريبة بسبب العلاقة بينهما «والله يعلم» ما فيه المصلحة «وأنتم لا تعلمون» ذلك فاتَّبعوا أوامره.

2:233 📚 10
۞ وَٱلْوَٲلِدَٲتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَـٰدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ‌ۖ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَ‌ۚ وَعَلَى ٱلْمَوْلُودِ لَهُۥ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ‌ۚ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلَّا وُسْعَهَا‌ۚ لَا تُضَآرَّ وَٲلِدَةُۢ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦ‌ۚ وَعَلَى ٱلْوَارِثِ مِثْلُ ذَٲلِكَ‌ۗ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالاً عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا‌ۗ وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُوٓاْ أَوْلَـٰدَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ ءَاتَيْتُم بِٱلْمَعْرُوفِ‌ۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
۞ وَٱلْوَٰلِدَٰتُ
ve anneler
يُرْضِعْنَ
emzirirler
أَوْلَـٰدَهُنَّ
çocuklarını
حَوْلَيْنِ
iki yıl
كَامِلَيْنِ ۖ
tam
لِمَنْ
kimse için
أَرَادَ
isteyen
أَن
tamamlamak
يُتِمَّ
complete
ٱلرَّضَاعَةَ ۚ
emzirmeyi
وَعَلَى
üzerinedir
ٱلْمَوْلُودِ
babanın
لَهُۥ
(çocuk kendisine ait olan)
رِزْقُهُنَّ
onların yiyecekleri
وَكِسْوَتُهُنَّ
ve giyecekleri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
uygun biçimde
لَا
yükümlü tutulmaz
تُكَلَّفُ
is burdened
نَفْسٌ
hiç kimse
إِلَّا
başka
وُسْعَهَا ۚ
gücünün yettiğinden
لَا
zarara sokulmasın
تُضَآرَّ
made to suffer
وَٰلِدَةٌۢ
(ne) anne
بِوَلَدِهَا
çocuğu yüzünden
وَلَا
ve (ne de)
مَوْلُودٌۭ
baba
لَّهُۥ
(çocuğun aidolduğu)
بِوَلَدِهِۦ ۚ
çocuğu yüzünden
وَعَلَى
ve üzerinde
ٱلْوَارِثِ
mirasçının
مِثْلُ
aynı (yükümlülük var)dır
ذَٰلِكَ ۗ
bunun
فَإِنْ
eğer
أَرَادَا
isterlerse
فِصَالًا
sütten kesmek
عَن
rızalarıyla
تَرَاضٍۢ
mutual consent
مِّنْهُمَا
kendi aralarında
وَتَشَاوُرٍۢ
ve danışarak
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
günah
عَلَيْهِمَا ۗ
kendilerine
وَإِنْ
eğer
أَرَدتُّمْ
isterseniz
أَن
(sütannesi tutup) emzirtmek
تَسْتَرْضِعُوٓا۟
ask another women to suckle
أَوْلَـٰدَكُمْ
çocuklarınızı
فَلَا
yine yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
üzerinize
إِذَا
sonra
سَلَّمْتُم
verdikten
مَّآ
şeyi (ücreti)
ءَاتَيْتُم
verdiğiniz
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
güzelce
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
her şeyi
تَعْمَلُونَ
yaptığınız
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Diyanet İşleri MealiAnneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlatmak isteyen baba için, tam iki sene emzirirler. Anaların yiyecek ve giyeceğini uygun bir şekilde sağlamak çocuk kendisinin olan babaya borçtur. Herkese ancak gücü nisbetinde teklifte bulunulur. Ana çocuğundan, çocuk kendisinin olan baba da çocuğundan dolayı zarara sokulmasın. Mirasçıya da aynı şeyi yapmak borçtur. Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de sorumluluk yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde öderseniz, size sorumluluk yoktur. Allah'tan sakının, yaptıklarınızı gördüğünü bilin

Saheeh InternationalMothers may breastfeed their children two complete years for whoever wishes to complete the nursing [period]. Upon the father is the mothers' provision and their clothing according to what is acceptable. No person is charged with more than his capacity. No mother should be harmed through her child, and no father through his child. And upon the [father's] heir is [a duty] like that [of the father]. And if they both desire weaning through mutual consent from both of them and consultation, there is no blame upon either of them. And if you wish to have your children nursed by a substitute, there is no blame upon you as long as you give payment according to what is acceptable. And fear Allah and know that Allah is Seeing of what you do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والوالدات يرضعن» أي ليرضعن «أولادهن حولين» عامين «كاملين» صفة مؤكدة، ذلك «لمن أراد أن يتم الرضاعة» ولا زيادة عليه «وعلى المولود له» أي الأب «رزقهن» إطعام الوالدات «وكسوتهن» على الإرضاع إذا كن مطلقات «بالمعروف» بقدر طاقته «لا تُكلَّفُ نفس إلا وسعها» طاقتها «لا تضار والدة بولدها» أي بسببه بأن تكره على إرضاعه إذا امتنعت «ولا» يضار «مولود له بولده» أي بسببه بأن يكلف فوق طاقته وإضافة الولد إلى كل منهما في الموضعين للاستعطاف «وعلى الوارث» أي وارث الأب وهو الصبي أي على وليه في ماله «مثل ذلك» الذي على الأب للوالدة من الرزق و الكسوة «فأن أرادا» أي الوالدان «فصالا» فطاما له قبل الحولين صادرا «عن تراض» اتفاق «منهما وتشاور» بينهما لتظهر مصلحة الصبي فيه «فلا جناح عليهما» في ذلك «وإن أردتم» خطاب للآباء «أن تسترضعوا أولادكم» مراضع غير الوالدات «فلا جناح عليكم» فيه «إذا سلّمتم» إليهن «ما آتيتم» أي أردتم إيتاءه لهن من الأجرة «بالمعروف» بالجميل كطيب النفس «واتقوا الله واعلموا أن الله بما تعملون بصير» لا يخفى عليه شيء منه.

2:234 📚 3
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَٲجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا‌ۖ فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ‌ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
وَٱلَّذِينَ
kimselerin
يُتَوَفَّوْنَ
ölen(ler)
مِنكُمْ
içinizden
وَيَذَرُونَ
geriye bıraktıkları
أَزْوَٰجًۭا
eşleri
يَتَرَبَّصْنَ
(bekleyip) gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ
kendilerini
أَرْبَعَةَ
dört
أَشْهُرٍۢ
ay
وَعَشْرًۭا ۖ
ve on (gün)
فَإِذَا
zaman
بَلَغْنَ
bitirdiği
أَجَلَهُنَّ
sürelerini
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
فِيمَا
yapmalarında
فَعَلْنَ
they do
فِىٓ
için
أَنفُسِهِنَّ
kendileri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ
uygun olanı
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do
خَبِيرٌۭ
haberdardır

Diyanet İşleri Mealiİçinizden ölenlerin bırakmış olduğu eşler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler; müddetleri sona erdiğinde, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah işlediklerinizden haberdardır

Saheeh InternationalAnd those who are taken in death among you and leave wives behind - they, [the wives, shall] wait four months and ten [days]. And when they have fulfilled their term, then there is no blame upon you for what they do with themselves in an acceptable manner. And Allah is [fully] Acquainted with what you do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين يتوفون» يموتون «منكم ويذرون» يتركون «أزواجا يتربصن» أي ليتربصن «بأنفسهن» بعدهم عن النكاح «أربعة أشهر وعشرا» من الليالي وهذا في غير الحوامل أما الحوامل فعدتهن أن يضعن حملهن بآية الطلاق والأمة على النصف من ذلك بالسنة «فإذا بلغن أجلهن» انقضت مدة تربصهن «فلا جناح عليكم» أيها الاولياء «فيما فعلن في أنفسهن» من التزين والتعرض للخطاب «بالمعروف» شرعا «والله بما تعملون خبير» عالم بباطنه كظاهره.

2:235 📚 11
وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا عَرَّضْتُم بِهِۦ مِنْ خِطْبَةِ ٱلنِّسَآءِ أَوْ أَكْنَنتُمْ فِىٓ أَنفُسِكُمْ‌ۚ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلَـٰكِن لَّا تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلَّآ أَن تَقُولُواْ قَوْلاً مَّعْرُوفًا‌ۚ وَلَا تَعْزِمُواْ عُقْدَةَ ٱلنِّكَاحِ حَتَّىٰ يَبْلُغَ ٱلْكِتَـٰبُ أَجَلَهُۥ‌ۚ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ فَٱحْذَرُوهُ‌ۚ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ
وَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
فِيمَا
üstü kapalı biçimde bildirmenizden
عَرَّضْتُم
you hint
بِهِۦ
ona
مِنْ
evlenme isteğinizi
خِطْبَةِ
marriage proposal
ٱلنِّسَآءِ
kadınlara
أَوْ
yahut
أَكْنَنتُمْ
gizlemenizden
فِىٓ
içinizde
أَنفُسِكُمْ ۚ
yourselves
عَلِمَ
bilir
ٱللَّهُ
Allah
أَنَّكُمْ
şüphesiz sizin
سَتَذْكُرُونَهُنَّ
onları anacağınızı
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
sakın onlarla sözleşmeyin
تُوَاعِدُوهُنَّ
promise them (widows)
سِرًّا
gizli(buluşma)ya
إِلَّآ
dışında
أَن
söylemeniz
تَقُولُوا۟
you say
قَوْلًۭا
bir söz
مَّعْرُوفًۭا ۚ
iyi (meşru)
وَلَا
ve kalkışmayın
تَعْزِمُوا۟
resolve (on)
عُقْدَةَ
akdine (kıymaya)
ٱلنِّكَاحِ
nikah
حَتَّىٰ
kadar
يَبْلُغَ
ulaşıncaya
ٱلْكِتَـٰبُ
yazılanın (iddetinin)
أَجَلَهُۥ ۚ
sonuna
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyi
فِىٓ
içinizden geçen
أَنفُسِكُمْ
yourselves
فَٱحْذَرُوهُ ۚ
O'ndan sakının
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve yine bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌ
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ
halimdir

Diyanet İşleri MealiBöyle kadınlara kapalı bir şekilde evlenme teklif etmenizde veya içinizden onlarla evlenmeyi geçirmenizde size sorumluluk yoktur. Allah onları anacağınızı bilir. Sakın meşru sözler dışında onlarla gizlice sözleşmeyin, müddet sona erene kadar nikah akdine kalkışmayın. İçinizde olanı Allah'ın bildiğini bilin de O'ndan çekinin. Allah'ın bağışlayan ve Halim olduğunu bilin

Saheeh InternationalThere is no blame upon you for that to which you [indirectly] allude concerning a proposal to women or for what you conceal within yourselves. Allah knows that you will have them in mind. But do not promise them secretly except for saying a proper saying. And do not determine to undertake a marriage contract until the decreed period reaches its end. And know that Allah knows what is within yourselves, so beware of Him. And know that Allah is Forgiving and Forbearing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا جُناح عليكم فيما عَرَّضتم» لوحتم «به من خطبة النساء» المتوفى عنهن أزواجهن في العدة كقول الإنسان: مثلا إنك لجميلة ومن يجد مثلك ورب راغب فيك «أو أكننتم» أضمرتم «في أنفسكم» من قصد نكاحهن «علم الله أنكم ستذكرونهن» بالخطبة ولا تصبرون عنهن فأباح لكم التعريض «ولكن لا تواعدوهن سرّاً» أي نكاحاً «إلا» لكن «أن تقولوا قولاً معروفا» أي ما عرف لكم شرعا من التعريض فلكم ذلك «ولا تعزموا عقدة النكاح» أي على عقده «حتى يبلغ الكتاب» أي المكتوب من العدة «أجله» بأن ينتهي «واعلموا أن الله يعلم ما في أنفسكم» من العزم وغيره «فاحذروه» أن يعاقبكم إذا عزمتم «واعلموا أن الله غفور» لمن يحذره «حليم» بتأخير العقوبة عن مستحقها.

2:236 📚 11
لَّا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ أَوْ تَفْرِضُواْ لَهُنَّ فَرِيضَةً‌ۚ وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى ٱلْمُوسِعِ قَدَرُهُۥ وَعَلَى ٱلْمُقْتِرِ قَدَرُهُۥ مَتَـٰعَۢا بِٱلْمَعْرُوفِ‌ۖ حَقًّا عَلَى ٱلْمُحْسِنِينَ
لَّا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
size
إِن
eğer
طَلَّقْتُمُ
boşarsınız
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
مَا
henüz dokunmadan
لَمْ
not
تَمَسُّوهُنَّ
you have touched
أَوْ
ya da
تَفْرِضُوا۟
belirlemeden
لَهُنَّ
onlara
فَرِيضَةًۭ ۚ
mehir(lerini)
وَمَتِّعُوهُنَّ
ve onları faydalandırsın
عَلَى
eli geniş olan
ٱلْمُوسِعِ
the wealthy
قَدَرُهُۥ
kendi gücü nisbetinde
وَعَلَى
eli dar olan da
ٱلْمُقْتِرِ
the poor
قَدَرُهُۥ
kendi gücü nisbetinde
مَتَـٰعًۢا
bir geçimlikle
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
güzel
حَقًّا
bu bir borçtur
عَلَى
üzerine
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenlerin

Diyanet İşleri MealiKadınlara el sürmeden ve mehirlerini biçmeden onları boşarsanız size sorumluluk yoktur. Onları zengin kendi çapına, fakir kendi çapına uygun bir şekilde faydalandırın. Bu iyi davrananların şanına yakışır bir borçtur

Saheeh InternationalThere is no blame upon you if you divorce women you have not touched nor specified for them an obligation. But give them [a gift of] compensation - the wealthy according to his capability and the poor according to his capability - a provision according to what is acceptable, a duty upon the doers of good

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا جُناح عليكم إن طلقتم النساء ما لم تمسوهن» وفي قراءة «تُماسُّوهُنَّ» أي تجامعوهن «أو» لم «تفرضوا لهن فريضة» مهرا وما مصدرية ظرفية أي لا تبعة عليكم في الطلاق زمن عدم المسيس والفرض بإثم ولا مهر فطلقوهن «ومتعوهن» أعطوهن ما يتمنعن به «على الموسع» الغني منكم «قدره وعلى المقتر» الضيِّق الرزق «قدره» يفيد أنه لا نظر إلى قدر الزوجة «متاعا» تمتيعا «بالمعروف» شرعا صفة متاعا «حقا» صفة ثانية أو مصدر مؤكد «على المحسنين» المطيعين.

2:237 📚 23
وَإِن طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَرِيضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ إِلَّآ أَن يَعْفُونَ أَوْ يَعْفُوَاْ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ عُقْدَةُ ٱلنِّكَاحِ‌ۚ وَأَن تَعْفُوٓاْ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ‌ۚ وَلَا تَنسَوُاْ ٱلْفَضْلَ بَيْنَكُمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
وَإِن
ve eğer
طَلَّقْتُمُوهُنَّ
onları boşarsanız
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
henüz dokunmadan
تَمَسُّوهُنَّ
you (have) touched them
وَقَدْ
takdirde
فَرَضْتُمْ
(bir mehir) tesbit ettiğiniz
لَهُنَّ
onlar için
فَرِيضَةًۭ
vermeniz gerekir
فَنِصْفُ
yarısını
مَا
şeyin (mehrin)
فَرَضْتُمْ
tesbit ettiğiniz
إِلَّآ
hariç
أَن
(kadının) vazgeçmesi
يَعْفُونَ
they (women) forgo (it)
أَوْ
veya
يَعْفُوَا۟
vazgeçmesi
ٱلَّذِى
kimsenin (erkeğin)
بِيَدِهِۦ
elinde olan
عُقْدَةُ
akdi
ٱلنِّكَاحِ ۚ
nikah
وَأَن
(erkekler) sizin affetmeniz
تَعْفُوٓا۟
you forgo
أَقْرَبُ
daha yakındır
لِلتَّقْوَىٰ ۚ
takvaya
وَلَا
unutmayın
تَنسَوُا۟
forget
ٱلْفَضْلَ
iyilik etmeyi
بَيْنَكُمْ ۚ
birbirinize
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌ
görür

Diyanet İşleri MealiEğer onlara mehir biçer de el sürmeden onları boşarsanız, kendileri veya nikah akdi elinde olan erkeğin bağışlaması hali müstesna biçtiğinizin yarısını verin, bağışlamanız Allah'tan sakınmaya daha uygundur. Aranızdaki iyiliği unutmayın. Allah şüphesiz işlediklerinizi görür

Saheeh InternationalAnd if you divorce them before you have touched them and you have already specified for them an obligation, then [give] half of what you specified - unless they forego the right or the one in whose hand is the marriage contract foregoes it. And to forego it is nearer to righteousness. And do not forget graciousness between you. Indeed Allah, of whatever you do, is Seeing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن طلقتموهن من قبل أن تمسوهن وقد فرضتم لهن فريضة فنصف ما فرضتم» يجب لهن ويرجع لكم النصف «إلا» لكن «أن يعفون» أي الزوجات فيتركنه «أو يعفو الذي بيده عقدة النكاح» وهو الزوج فيترك لها الكل، وعن ابن عباس: الولي إذا كانت محجورة فلا حرج في ذلك «وأن تعفوا» مبتدأ خبره «أقرب للتقوى ولا تنسوا الفضل بينكم» أي أن يتفضل بعضكم على بعض «إن الله بما تعملون بصير» فيجازيكم به.

2:238
حَـٰفِظُواْ عَلَى ٱلصَّلَوَٲتِ وَٱلصَّلَوٲةِ ٱلْوُسْطَىٰ وَقُومُواْ لِلَّهِ قَـٰنِتِينَ
حَـٰفِظُوا۟
koruyun
عَلَى
namazları
ٱلصَّلَوَٰتِ
the prayers
وَٱلصَّلَوٰةِ
ve namazı
ٱلْوُسْطَىٰ
orta
وَقُومُوا۟
ve durun
لِلَّهِ
Allah('ın huzurun)a
قَـٰنِتِينَ
gönülden bağlılık ve saygı ile

Diyanet İşleri MealiNamazlara ve orta namaza devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun

Saheeh InternationalMaintain with care the [obligatory] prayers and [in particular] the middle prayer and stand before Allah, devoutly obedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«حافظوا على الصلوات» الخمس بأدائها في أوقاتها «والصلاة الوسطى» هي العصر أو الصبح أو الظهر أو غيرها أقوال وأفردها بالذكر لفضلها «وقوموا لله» في الصلاة «قانتين» قيل مطيعين لقوله صلى الله عليه وسلم: كل قنوت في القرآن فهو طاعة، رواه أحمد وغيره، وقيل ساكتين لحديث زيد بن أرقم: كنا نتكلم في الصلاة حتى نزلت فأمرنا بالسكوت ونُهينا عن الكلام رواه الشيخان.

2:239
فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالاً أَوْ رُكْبَانًا‌ۖ فَإِذَآ أَمِنتُمْ فَٱذْكُرُواْ ٱللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُم مَّا لَمْ تَكُونُواْ تَعْلَمُونَ
فَإِنْ
eğer
خِفْتُمْ
(bir tehlikeden) korkarsanız
فَرِجَالًا
yaya
أَوْ
yahut
رُكْبَانًۭا ۖ
binmiş olarak
فَإِذَآ
zaman da
أَمِنتُمْ
güvene kavuştuğunuz
فَٱذْكُرُوا۟
anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَمَا
şekilde
عَلَّمَكُم
size öğrettiği
مَّا
şeyleri
لَمْ
olmadığınız
تَكُونُوا۟
you were
تَعْلَمُونَ
biliyor

Diyanet İşleri MealiEğer korkarsanız, yaya yahut binekte iken kılın, güvene erişince, bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı anın

Saheeh InternationalAnd if you fear [an enemy, then pray] on foot or riding. But when you are secure, then remember Allah [in prayer], as He has taught you that which you did not [previously] know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن خفتم» من عدو أو سيل أو سبع «فرجالا» جمع راجل أي مشاة صلوا «أو ركبانا» جمع راكب أي كيف أمكن مستقبلي القبلة أو غيرها ويومئ بالركوع والسجود «فإذا أمنتم» من الخوف «فاذكروا الله» أي صلّوا «كما علمكم ما لم تكونوا تعلمون» قبل تعليمه من فرائضها وحقوقها والكاف بمعنى مثل وما مصدرية أو موصولة.

2:240 📚 2
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَٲجًا وَصِيَّةً لِّأَزْوَٲجِهِم مَّتَـٰعًا إِلَى ٱلْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ‌ۚ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِى مَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ مِن مَّعْرُوفٍ‌ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
يُتَوَفَّوْنَ
ölen
مِنكُمْ
içinizden
وَيَذَرُونَ
ve geriye bırakan(erkek)ler
أَزْوَٰجًۭا
eşler
وَصِيَّةًۭ
vasiyyet etsinler
لِّأَزْوَٰجِهِم
eşlerinin
مَّتَـٰعًا
geçimlerinin sağlanmasını
إِلَى
kadar
ٱلْحَوْلِ
bir yıla
غَيْرَ
(evlerinden) çıkarılmadan
إِخْرَاجٍۢ ۚ
driving (them) out
فَإِنْ
şayet
خَرَجْنَ
kendileri çıkarlarsa
فَلَا
yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
sizin için
فِى
bir şey
مَا
what
فَعَلْنَ
yapmalarında
فِىٓ
hakkında
أَنفُسِهِنَّ
kendileri
مِن
uygun olanı
مَّعْرُوفٍۢ ۗ
honorably
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri Mealiİçinizden ölüp, eşler bırakacak olanlar, evlerinden çıkarılmaksızın, senesine kadar eşlerinin geçimini sağlayacak şeyi vasiyet etsinler; eğer çıkarlarsa kendilerinin meşru olarak yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlüdür, Hakim'dir

Saheeh InternationalAnd those who are taken in death among you and leave wives behind - for their wives is a bequest: maintenance for one year without turning [them] out. But if they leave [of their own accord], then there is no blame upon you for what they do with themselves in an acceptable way. And Allah is Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين يُتوفون منكم ويذرون أزواجا» فليوصوا «وصيةً» وفي قراءة بالرفع أي عليهم «لأزواجهم» وليعطوهن «متاعا» ما يتمتعن به من النفقة والكسوة «إلى» تمام «الحول غير إخراج» حال أي غير مخرجات من مسكنهن «فإن خرجن» بأنفسهن «فلا جناح عليكم» يا أولياء الميت «في ما فعلن في أنفسهن من معروف» شرعا كالتزين وترك الإحداد وقطع النفقة عنها «والله عزيز» في ملكه «حكيم» في صنعه والوصية المذكورة منسوخة بآية الميراث وتربص الحول بآية أربعة أشهر وعشرا السابقة المتأخرة في النزول والسكنى ثابتة لها عند الشافعي رحمه الله.

2:241
وَلِلْمُطَلَّقَـٰتِ مَتَـٰعُۢ بِٱلْمَعْرُوفِ‌ۖ حَقًّا عَلَى ٱلْمُتَّقِينَ
وَلِلْمُطَلَّقَـٰتِ
ve boşanmış kadınların
مَتَـٰعٌۢ
geçimlerini sağlamak
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ
uygun olan şekilde
حَقًّا
bir haktır (borçtur)
عَلَى
üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ
müttakiler

Diyanet İşleri MealiBoşanan kadınları, haksızlıktan sakınanlara bir borç olmak üzere, uygun bir surette faydalandırma vardır

Saheeh InternationalAnd for divorced women is a provision according to what is acceptable - a duty upon the righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وللمطلّقات متاع» يعطينه «بالمعروف» بقدر الإمكان «حقّا» نصب بفعله المقدر «على المتقين» الله تعالى كرره ليعم الممسوسة أيضا إذ الآية السابقة في غيرها.

2:242
كَذَٲلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَـٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
كَذَٰلِكَ
böyle
يُبَيِّنُ
açıklamaktadır
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
düşünürsünüz

Diyanet İşleri MealiAllah ayetlerini düşünesiniz diye böylece açıklamaktadır

Saheeh InternationalThus does Allah make clear to you His verses that you might use reason

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك» كما يبين لكم ما ذكر «يبين الله لكم آياته لعلكم تعقلون» تتدبرون.

2:243 📚 6
۞ أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَـٰرِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ ٱلْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ ٱللَّهُ مُوتُواْ ثُمَّ أَحْيَـٰهُمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
۞ أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
خَرَجُوا۟
çıkanları
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
وَهُمْ
ve onlar
أُلُوفٌ
binlerce kişi iken
حَذَرَ
korkusuyla
ٱلْمَوْتِ
ölüm
فَقَالَ
demişti
لَهُمُ
onlara
ٱللَّهُ
Allah
مُوتُوا۟
Ölün!
ثُمَّ
sonra
أَحْيَـٰهُمْ ۚ
kendilerini diriltmişti
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَذُو
sahibidir
فَضْلٍ
ikram
عَلَى
karşı
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
grateful

Diyanet İşleri MealiBinlerce kişinin memleketlerinden ölüm korkusuyla çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara "Ölün" dedi. Sonra onları diriltti. Allah insanlara bol nimet verir, fakat insanların çoğu şükretmezler

Saheeh InternationalHave you not considered those who left their homes in many thousands, fearing death? Allah said to them, "Die"; then He restored them to life. And Allah is full of bounty to the people, but most of the people do not show gratitude

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر» استفهام تعجيب وتشويق إلى استماع ما بعده أي ينته علمك «إلى الذين خرجوا من ديارهم وهم ألوف» أربعة أو ثمانية أو عشرة أو ثلاثون أو أربعون أو سبعون ألفا «حذر الموت» مفعول له وهم قوم من بني إسرائيل وقع الطاعون ببلادهم ففروا «فقال لهم الله موتوا» فماتوا «ثم أحياهم» بعد ثمانية أيام أو أكثر بدعاء نبيهم حزقيل بكسر المهملة والقاف وسكون الزاي فعاشوا دهرا عليهم أثر الموت لا يلبسون ثوبا إلا عاد كالكفن واستمرت في أسباطهم «إن الله لذو فضل على الناس» ومنه إحياء هؤلاء «ولكن أكثر الناس» وهم الكفار «لا يشكرون» والقصد من ذكر خبر هؤلاء تشجيع المؤمنين على القتال ولذا عطف عليه.

2:244 📚 1
وَقَـٰتِلُواْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
وَقَـٰتِلُوا۟
ve savaşın
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiAllah yolunda savaşın; bilin ki Allah işitir ve bilir

Saheeh InternationalAnd fight in the cause of Allah and know that Allah is Hearing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقاتلوا في سبيل الله» أي لإعلاء دينه «واعلموا أن الله سميع» لأقوالكم «عليم» بأحوالكم فمجازيكم.

2:245 📚 6
مَّن ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَـٰعِفَهُۥ لَهُۥٓ أَضْعَافًا كَثِيرَةً‌ۚ وَٱللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْصُۜطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
مَّن
kimdir
ذَا
o kimse
ٱلَّذِى
who
يُقْرِضُ
borç olarak verecek
ٱللَّهَ
Allah'a
قَرْضًا
bir borcu
حَسَنًۭا
güzel
فَيُضَـٰعِفَهُۥ
arttırması karşılığnda
لَهُۥٓ
ona
أَضْعَافًۭا
fazlasıyla
كَثِيرَةًۭ ۚ
kat kat
وَٱللَّهُ
Allah
يَقْبِضُ
(rızkı) kısar da
وَيَبْصُۜطُ
açar da
وَإِلَيْهِ
ve hep O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiAllah'a, kat kat karşılığını arttıracağı güzel bir ödünç takdiminde kim bulunur? Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır; O'na döneceksiniz

Saheeh InternationalWho is it that would loan Allah a goodly loan so He may multiply it for him many times over? And it is Allah who withholds and grants abundance, and to Him you will be returned

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من ذا الذي يقرض الله» بإنفاق ماله في سبيل الله «قرضا حسنا» بأن ينفقه لله عز وجل عن طيب قلب «فيضاعفه» وفي قراءة فيضعفه بالتشديد «له أضعافا كثيرة» من عشر إلى أكثر من سبعمائة كما سيأتي «والله يقبض» يمسك الرزق عمن يشاء ابتلاء «ويبسط» يوسعه لمن يشاء امتحانا «وإليه ترجعون» في الآخرة بالبعث فيجازيكم بأعمالكم.

2:246 📚 2
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلْمَلَإِ مِنۢ بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ مِنۢ بَعْدِ مُوسَىٰٓ إِذْ قَالُواْ لِنَبِىٍّ لَّهُمُ ٱبْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُّقَـٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ‌ۖ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِن كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِتَالُ أَلَّا تُقَـٰتِلُواْ‌ۖ قَالُواْ وَمَا لَنَآ أَلَّا نُقَـٰتِلَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِن دِيَـٰرِنَا وَأَبْنَآئِنَا‌ۖ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ تَوَلَّوْاْ إِلَّا قَلِيلاً مِّنْهُمْ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّـٰلِمِينَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
ileri gelenlerini
ٱلْمَلَإِ
the chiefs
مِنۢ
oğullarının
بَنِىٓ
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مُوسَىٰٓ
Musa'dan
إِذْ
hani
قَالُوا۟
demişlerdi
لِنَبِىٍّۢ
Peygamberlerine
لَّهُمُ
onlar
ٱبْعَثْ
gönder
لَنَا
bize
مَلِكًۭا
bir hükümdar
نُّقَـٰتِلْ
(onun önderliğinde) savaşalım
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah
قَالَ
dedi
هَلْ
olurmu ki?
عَسَيْتُمْ
you perhaps
إِن
eğer
كُتِبَ
yazılınca (farz kılınınca)
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْقِتَالُ
savaş
أَلَّا
savaşmazsanız
تُقَـٰتِلُوا۟ ۖ
you fight
قَالُوا۟
dediler ki
وَمَا
bizler
لَنَآ
for us
أَلَّا
neden savaşmayalım
نُقَـٰتِلَ
we fight
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَقَدْ
oysa
أُخْرِجْنَا
biz çıkarılıp sürüldük
مِن
yurtlarımızdan
دِيَـٰرِنَا
our homes
وَأَبْنَآئِنَا ۖ
ve oğullarımız(ın arasın)dan
فَلَمَّا
fakat
كُتِبَ
yazılınca
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلْقِتَالُ
savaş
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirdiler
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı
مِّنْهُمْ ۗ
içlerinden
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Diyanet İşleri MealiMusa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya savaş size farz kılındığında gitmeyecek olursanız?" demişti. "Memleketimizden ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımıza göre niye Allah yolunda savaşmıyalım?" demişlerdi. Ama savaş onlara farz kılınınca, az bir kısmı müstesna yüz cevirdiler. Allah zalimleri bilir

Saheeh InternationalHave you not considered the assembly of the Children of Israel after [the time of] Moses when they said to a prophet of theirs, "Send to us a king, and we will fight in the way of Allah "? He said, "Would you perhaps refrain from fighting if fighting was prescribed for you?" They said, "And why should we not fight in the cause of Allah when we have been driven out from our homes and from our children?" But when fighting was prescribed for them, they turned away, except for a few of them. And Allah is Knowing of the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر إلى الملأ» الجماعة «من بني إسرائيل من بعد» موت «موسى» أي إلى قصتهم وخبرهم «إذ قالوا لنبي لهم» هو شمويل «ابعث» أقم «لنا ملكا نقاتل» معه «في سبيل الله» تنتظم به كلمتنا ونرجع إليه «قال» النبي لهم «هل عسَيتم» بالفتح والكسر «إن كتب عليكم القتال أ» ن «لا تقاتلوا» خبر عسى والاستفهام لتقرير التوقع بها «قالوا وما لنا أ» ن «لا نقاتل في سبيل الله وقد أُخرجنا من ديارنا وأبنائنا» بسبيهم وقتلهم وقد فعل بهم ذلك قوم جالوت أي لا مانع لنا منه مع وجود مقتضيه قال تعالى: «فلما كُتب عليهم القتال تولوا» عنه وجبنوا «إلا قليلا منهم» وهم الذين عبروا النهر مع طالوت كما سيأتي «والله عليم بالظالمين» فمجازيهم وسأل النبي إرسال ملك فأجابه إلى إرسال طالوت.

2:247 📚 1
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا‌ۚ قَالُوٓاْ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ ٱلْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِٱلْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ ٱلْمَالِ‌ۚ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَـٰهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُۥ بَسْطَةً فِى ٱلْعِلْمِ وَٱلْجِسْمِ‌ۖ وَٱللَّهُ يُؤْتِى مُلْكَهُۥ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَٱللَّهُ وَٲسِعٌ عَلِيمٌ
وَقَالَ
ve dedi ki
لَهُمْ
onlara
نَبِيُّهُمْ
peygamberleri
إِنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
قَدْ
elbette
بَعَثَ
gönderdi
لَكُمْ
size
طَالُوتَ
Talut'u
مَلِكًۭا ۚ
hükümdar
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَنَّىٰ
nasıl
يَكُونُ
olabilir
لَهُ
onun
ٱلْمُلْكُ
hükümdarlık (mülk)
عَلَيْنَا
bizim üzerimize
وَنَحْنُ
biz
أَحَقُّ
daha layıkız
بِٱلْمُلْكِ
hükümdarlığa
مِنْهُ
ondan
وَلَمْ
ve verilmemiştir
يُؤْتَ
he has been given
سَعَةًۭ
genişlik
مِّنَ
maldan
ٱلْمَالِ ۚ
[the] wealth
قَالَ
dedi
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱصْطَفَىٰهُ
onu (hükümdar) seçti
عَلَيْكُمْ
sizin üzerinize
وَزَادَهُۥ
ve onun artırdı
بَسْطَةًۭ
gücünü
فِى
bilgisinin
ٱلْعِلْمِ
[the] knowledge
وَٱلْجِسْمِ ۖ
ve cisminin
وَٱللَّهُ
Allah
يُؤْتِى
verir
مُلْكَهُۥ
mülkünü
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah(ın)
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ
(O herşeyi) bilendir

Diyanet İşleri MealiPeygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmağa o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir

Saheeh InternationalAnd their prophet said to them, "Indeed, Allah has sent to you Saul as a king." They said, "How can he have kingship over us while we are more worthy of kingship than him and he has not been given any measure of wealth?" He said, "Indeed, Allah has chosen him over you and has increased him abundantly in knowledge and stature. And Allah gives His sovereignty to whom He wills. And Allah is all-Encompassing [in favor] and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال لهم نبيهم إن الله قد بعث لكم طالوت ملكا قالوا أنَى» كيف «يكون له الملك علينا ونحن أحق بالملك منه» لأنه ليس من سبط المملكة ولا النبوة وكان دباغا أو راعيا «ولم يؤت سعة من المال» يستعين بها على إقامة الملك «قال» النبي لهم «إن الله اصطفاه» اختاره للملك «عليكم وزاده بسطة» سعة «في العلم والجسم» وكان أعلم بني إسرائيل يومئذ وأجملهم وأتمهم خلقا «والله يؤتي ملكه من يشاء» إيتاءه لا اعتراض عليه «والله واسع» فضله «عليم» بمن هو أهل له.

2:248
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ءَايَةَ مُلْكِهِۦٓ أَن يَأْتِيَكُمُ ٱلتَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِّمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَىٰ وَءَالُ هَـٰرُونَ تَحْمِلُهُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ‌ۚ إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
لَهُمْ
onlara
نَبِيُّهُمْ
peygamberleri
إِنَّ
muhakkak
ءَايَةَ
alameti
مُلْكِهِۦٓ
onun hükümdarlığının
أَن
size gelmesidir
يَأْتِيَكُمُ
will come to you
ٱلتَّابُوتُ
(Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un
فِيهِ
onun içinde
سَكِينَةٌۭ
bir huzur bulunan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَبَقِيَّةٌۭ
ve bir kalıntı
مِّمَّا
geriye bıraktığından
تَرَكَ
(was) left
ءَالُ
ailesinin
مُوسَىٰ
Musa
وَءَالُ
ve ailesinin
هَـٰرُونَ
Harun
تَحْمِلُهُ
taşıdığı
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ۚ
meleklerin
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
kesin bir alamet vardır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanan kimseler

Diyanet İşleri MealiPeygamberleri onlara, "Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir, onda Rabbinizden gelen gönül rahatlığı ve Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar var; onu melekler taşır, eğer inanmışsanız bunda sizin için delil vardır" dedi

Saheeh InternationalAnd their prophet said to them, "Indeed, a sign of his kingship is that the chest will come to you in which is assurance from your Lord and a remnant of what the family of Moses and the family of Aaron had left, carried by the angels. Indeed in that is a sign for you, if you are believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال لهم نبيهم» لما طلبوا منه آية على ملكه «إن آية ملكه أن يأتيكم التابوت» الصندوق كان فيه صور الأنبياء أنزله الله على آدم واستمر إليهم فغلبهم العمالقة عليه وأخذوه وكانوا يستفتحون به على عدوهم ويقدمونه في القتال ويسكنون إليه كما قال تعالى «فيه سكينة» طمأنينة لقلوبكم «من ربكم وبقية مما ترك آل موسى وآل هارون» أي تركاه هما، وهي نعلا موسى وعصاه وعمامة هارون وقفيز من المن الذي كان ينزل عليهم ورضاض من الألواح «تحمله الملائكة» حال من فاعل يأتيكم «إن في ذلك لآية لكم» على ملكه «إن كنتم مؤمنين» فحملته الملائكة بين السماء والأرض وهم ينظرون إليه حتى وضعته عند طالوت فأقروا بملكه وتسارعوا إلى الجهاد فاختار من شبابهم سبعين ألفاً.

2:249
فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِٱلْجُنُودِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ مُبْتَلِيكُم بِنَهَرٍ فَمَن شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّى وَمَن لَّمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُۥ مِنِّىٓ إِلَّا مَنِ ٱغْتَرَفَ غُرْفَةَۢ بِيَدِهِۦ‌ۚ فَشَرِبُواْ مِنْهُ إِلَّا قَلِيلاً مِّنْهُمْ‌ۚ فَلَمَّا جَاوَزَهُۥ هُوَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ قَالُواْ لَا طَاقَةَ لَنَا ٱلْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ‌ۚ قَالَ ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَـٰقُواْ ٱللَّهِ كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةَۢ بِإِذْنِ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّـٰبِرِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
فَصَلَ
ayrıldığında
طَالُوتُ
Talut
بِٱلْجُنُودِ
ordularla
قَالَ
dedi ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مُبْتَلِيكُم
sizi deneyecektir
بِنَهَرٍۢ
bir ırmakla
فَمَن
kim
شَرِبَ
içerse
مِنْهُ
ondan
فَلَيْسَ
değildir
مِنِّى
benden
وَمَن
ve kim
لَّمْ
ondan tadmazsa
يَطْعَمْهُ
taste it
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
مِنِّىٓ
bendendir;
إِلَّا
dışında
مَنِ
kimsenin
ٱغْتَرَفَ
avuçlayan
غُرْفَةًۢ
bir avuç
بِيَدِهِۦ ۚ
eliyle
فَشَرِبُوا۟
hepsi içtiler
مِنْهُ
ondan
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
pek azı
مِّنْهُمْ ۚ
içlerinden
فَلَمَّا
nihayet
جَاوَزَهُۥ
(ırmağı) geçince
هُوَ
o (Talut)
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
مَعَهُۥ
beraberindekiler
قَالُوا۟
dediler
لَا
gücümüz yok
طَاقَةَ
strength
لَنَا
bizim
ٱلْيَوْمَ
bugün
بِجَالُوتَ
Calut'a
وَجُنُودِهِۦ ۚ
ve askerlerine karşı
قَالَ
dedi
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَظُنُّونَ
kanaat getiren
أَنَّهُم
elbette onların
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklarına
ٱللَّهِ
Allah'a
كَم
nice
مِّن
topluluk
فِئَةٍۢ
a company
قَلِيلَةٍ
az olan
غَلَبَتْ
galib gelmiştir
فِئَةًۭ
topluluğa
كَثِيرَةًۢ
çok olan
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Diyanet İşleri MealiTalut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna şüphesiz bendendir" dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan inananlar ırmağı geçince, "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacağını bilenler ise: "Nice az topluluk çok topluluğa Allah'ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir" dediler

Saheeh InternationalAnd when Saul went forth with the soldiers, he said, "Indeed, Allah will be testing you with a river. So whoever drinks from it is not of me, and whoever does not taste it is indeed of me, excepting one who takes [from it] in the hollow of his hand." But they drank from it, except a [very] few of them. Then when he had crossed it along with those who believed with him, they said, "There is no power for us today against Goliath and his soldiers." But those who were certain that they would meet Allah said, "How many a small company has overcome a large company by permission of Allah. And Allah is with the patient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلمَّا فصل» خرج «طالوت بالجنود» من بيت المقدس وكان الحر شديدا وطلبوا منه الماء «قال إن الله مبتليكم» مختبركم «بنهر» ليظهر المطيع منكم والعاصي وهو بين الأردن وفلسطين «فمن شرب منه» أي من مائه «فليس مني» أي من أتباعي «ومن لم يطعمه» يذقه «فإنه مني إلا من اغترف غرفة» بالفتح والضم «بيده» فاكتفى بها ولم يزد عليها فإنه مني «فشربوا منه» لما وافوه بكثرة «إلا قليلا منهم» فاقتصروا على الغرفة روي أنها كفتهم لشربهم ودوابهم وكانوا ثلاثمائة وبضعة عشر رجلا «فلما جاوزه هو والذين آمنوا معه» وهم الذين اقتصروا على الغرفة «قالوا» أي الذين شربوا «لا طاقة» قوة «لنا اليوم بجالوت وجنوده» أي بقتالهم وجبنوا ولم يجاوزوه «قال الذين يظنون» يوقنون «أنهم ملاقوا الله» بالبعث وهم الذين جاوزوه «كم» خبرية بمعني كثير «من فئة» جماعة «قليلة غلبت فئة كثيرة بإذن الله» بإرادته «والله مع الصابرين» بالعون والنصر.

2:250
وَلَمَّا بَرَزُواْ لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ قَالُواْ رَبَّنَآ أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَـٰفِرِينَ
وَلَمَّا
ne zaman
بَرَزُوا۟
karşılaşsalar
لِجَالُوتَ
Calut
وَجُنُودِهِۦ
ve askerleriyle
قَالُوا۟
şöyle dediler
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَفْرِغْ
dök
عَلَيْنَا
üzerimize
صَبْرًۭا
sabır
وَثَبِّتْ
ve sağlam tut
أَقْدَامَنَا
ayaklarımızı
وَٱنصُرْنَا
ve bize yardım et
عَلَى
karşı
ٱلْقَوْمِ
topluluğuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Diyanet İşleri MealiCalut ve ordusuna karşı çıktıklarında, "Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı artır, inkar eden millete karşı bize yardım et" dediler

Saheeh InternationalAnd when they went forth to [face] Goliath and his soldiers, they said, "Our Lord, pour upon us patience and plant firmly our feet and give us victory over the disbelieving people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولما برزوا لجالوت وجنوده» أي ظهروا لقتالهم وتصافّوا «قالوا ربنا أفرغ» أصبب «علينا صبرا وثبت أقدامنا» بتقوية قلوبنا على الجهاد «وانصرنا على القوم الكافرين».

2:251 📚 7
فَهَزَمُوهُم بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُۥدُ جَالُوتَ وَءَاتَـٰهُ ٱللَّهُ ٱلْمُلْكَ وَٱلْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُۥ مِمَّا يَشَآءُ‌ۗ وَلَوْلَا دَفْعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّفَسَدَتِ ٱلْأَرْضُ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ
فَهَزَمُوهُم
derken onları bozdular
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَقَتَلَ
ve öldürdü
دَاوُۥدُ
Davud
جَالُوتَ
Calut'u
وَءَاتَىٰهُ
ve ona (Davud'a) verdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُلْكَ
hükümdarlık
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmet
وَعَلَّمَهُۥ
ve ona öğretti
مِمَّا
şeyleri
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَلَوْلَا
eğer
دَفْعُ
savmasaydı
ٱللَّهِ
Allah
ٱلنَّاسَ
insanların
بَعْضَهُم
bir kısmını
بِبَعْضٍۢ
bir kısmıyle
لَّفَسَدَتِ
bozulurdu
ٱلْأَرْضُ
dünya
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
ذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lutuf
عَلَى
karşı
ٱلْعَـٰلَمِينَ
bütün alemlere

Diyanet İşleri MealiOnları Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar; Davud Calut'u öldürdü, Allah Davud'a hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah alemlere lütufkardır

Saheeh InternationalSo they defeated them by permission of Allah, and David killed Goliath, and Allah gave him the kingship and prophethood and taught him from that which He willed. And if it were not for Allah checking [some] people by means of others, the earth would have been corrupted, but Allah is full of bounty to the worlds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فهزموهم» كسروهم «بإذن الله» بإرادته «وقتل داود» وكان في عسكر طالوت «جالوت وآتاه» أي داود «الله الملك» في بني إسرائيل «والحكمة» النبوة بعد موت شمويل وطالوت ولم يجتمعا لأحد قبله «وعلّمه مما يشاء» كصنعة الدروع ومنطق الطير «ولولا دفع الله الناس بعضهم» بدل بعض من الناس «ببعض لفسدت الأرض» بغلبة المشركين وقتل المسلمين وتخريب المساجد «ولكنّ الله ذو فضل على العالمين» فدفع بعضهم ببعض.

2:252
تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ‌ۚ وَإِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
تِلْكَ
bunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱللَّهِ
Allah'ın
نَتْلُوهَا
okuyoruz (açıklıyoruz)
عَلَيْكَ
sana
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak olarak
وَإِنَّكَ
elbette sen
لَمِنَ
gönderilenlerdensin
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Diyanet İşleri Mealiİşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana doğru olarak okuyoruz. Şüphesiz sen peygamberlerden birisin

Saheeh InternationalThese are the verses of Allah which We recite to you, [O Muhammad], in truth. And indeed, you are from among the messengers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تلك» هذه الآيات «آيات الله نتلوها» نقصها «عليك» يا محمد «بالحق» بالصدق «وإنك لمن المرسلين» التأكيد بأن وغيرها ردٌ لقول الكفار له لست مرسلا.

2:253 📚 6
۞ تِلْكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ‌ۘ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُ‌ۖ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَـٰتٍ‌ۚ وَءَاتَيْنَا عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱلْبَيِّنَـٰتِ وَأَيَّدْنَـٰهُ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ‌ۗ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقْتَتَلَ ٱلَّذِينَ مِنۢ بَعْدِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَـٰتُ وَلَـٰكِنِ ٱخْتَلَفُواْ فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ‌ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقْتَتَلُواْ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
۞ تِلْكَ
işte o
ٱلرُّسُلُ
elçiler ki
فَضَّلْنَا
üstün kıldık
بَعْضَهُمْ
kimini
عَلَىٰ
karşı
بَعْضٍۢ ۘ
kimine
مِّنْهُم
onlardan
مَّن
kimine
كَلَّمَ
konuştu
ٱللَّهُ ۖ
Allah
وَرَفَعَ
ve yükseltti
بَعْضَهُمْ
kimini de
دَرَجَـٰتٍۢ ۚ
derecelerle
وَءَاتَيْنَا
ve verdik
عِيسَى
Îsa'ya
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ
ve onu destekledik
بِرُوحِ
Ruh ile
ٱلْقُدُسِ ۗ
Kudüs
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلَ
(would have) fought each other
ٱلَّذِينَ
kimseleri (milletleri)
مِنۢ
onların arkasından gelen
بَعْدِهِم
after them
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
gelmiş olduktan
جَآءَتْهُمُ
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
وَلَـٰكِنِ
fakat
ٱخْتَلَفُوا۟
anlaşmazlığa düştüler
فَمِنْهُم
onlardan
مَّنْ
kimileri
ءَامَنَ
inandı
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi de
كَفَرَ ۚ
inkar etti
وَلَوْ
eğer
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
birbirlerini öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلُوا۟
they (would have) fought each other
وَلَـٰكِنَّ
ama
ٱللَّهَ
Allah
يَفْعَلُ
yapar
مَا
şeyi
يُرِيدُ
dilediği

Diyanet İşleri Mealiİşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar

Saheeh InternationalThose messengers - some of them We caused to exceed others. Among them were those to whom Allah spoke, and He raised some of them in degree. And We gave Jesus, the Son of Mary, clear proofs, and We supported him with the Pure Spirit. If Allah had willed, those [generations] succeeding them would not have fought each other after the clear proofs had come to them. But they differed, and some of them believed and some of them disbelieved. And if Allah had willed, they would not have fought each other, but Allah does what He intends

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تلك» مبتدأ «الرسل» نعت أو عطف بيان والخبر «فضلنا بعضهم على بعض» بتخصيصه بمنقبة ليست لغيره «منهم من كلّم الله» كموسى «ورفع بعضهم» أي محمد صلى الله عليه وسلم «درجات» على غيره بعموم الدعوة وختم النبوة وتفضيل أمته على سائر الأمم والمعجزات المتكاثرة والخصائص العديدة «وآتينا عيسى بن مريم البينات وأيدناه» قويناه «بروح القدس» جبريل يسير معه حيث سار «ولو شاء الله» هدى الناس جميعا «ما اقتتل الذين من بعدهم» بعد الرسل أي أممهم «من بعد ما جاءتهم البينات» لاختلافهم وتضليل بعضهم بعضا «ولكن اختلفوا» لمشيئته ذلك «فمنهم من آمن» ثبت على إيمانه «ومنهم من كفر» كالنصارى بعد المسيح «ولو شاء الله ما اقتتلوا» تأكيد «ولكن الله يفعل ما يريد» من توفيق من شاء وخذلان من شاء.

2:254 📚 2
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَـٰكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌ لَّا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَـٰعَةٌ‌ۗ وَٱلْكَـٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَنفِقُوا۟
infak edin
مِمَّا
size verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰكُم
We (have) provided you
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
gelmezden
يَأْتِىَ
comes
يَوْمٌۭ
gün
لَّا
olmadığı
بَيْعٌۭ
alışverişin
فِيهِ
içinde
وَلَا
ve hiçbir
خُلَّةٌۭ
dostluğun
وَلَا
ve hiçbir
شَفَـٰعَةٌۭ ۗ
şefaatin
وَٱلْكَـٰفِرُونَ
ve kafirler
هُمُ
ta kendileridir
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerin

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarfedin. İnkar edenler ancak yazık edenlerdir

Saheeh InternationalO you who have believed, spend from that which We have provided for you before there comes a Day in which there is no exchange and no friendship and no intercession. And the disbelievers - they are the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا أنفقوا مما رزقناكم» زكاته «من قبل أن يأتي يوم لا بيْعٌ» فداء «فيه ولا خُلَّة» صداقة تنفع «ولا شَفَاعَةَ» بغير إذنه وهو يوم القيامة وفي قراءة برفع الثلاثة «والكافرون» بالله أو بما فرض عليهم «هم الظالمون» لوضعهم أمر الله في غير محله.

2:255 📚 54
ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ‌ۚ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ‌ۚ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ‌ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ‌ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ‌ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ‌ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضَ‌ۖ وَلَا يَــُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا‌ۚ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلْحَىُّ
daima diridir
ٱلْقَيُّومُ ۚ
koruyup yöneticidir
لَا
O'nu tutmaz
تَأْخُذُهُۥ
overtakes Him
سِنَةٌۭ
ne bir uyuklama
وَلَا
ve ne de
نَوْمٌۭ ۚ
bir uyku
لَّهُۥ
O'nundur
مَا
ne
فِى
varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
ve ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ
yerde
مَن
kimdir
ذَا
ki
ٱلَّذِى
who
يَشْفَعُ
şefaat edebilir
عِندَهُۥٓ
kendisinin katında
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِهِۦ ۚ
O'nun izni
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanı
بَيْنَ
onların önünde
أَيْدِيهِمْ
before them
وَمَا
ve olanı
خَلْفَهُمْ ۖ
arkalarında
وَلَا
kavrayamazlar
يُحِيطُونَ
they encompass
بِشَىْءٍۢ
hiçbir şey
مِّنْ
O'nun ilminden
عِلْمِهِۦٓ
His Knowledge
إِلَّا
dışında
بِمَا
şeyler
شَآءَ ۚ
dilediği
وَسِعَ
kaplamıştır
كُرْسِيُّهُ
O'nun Kürsüsü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ۖ
ve yeri
وَلَا
O'na ağır gelmez
يَـُٔودُهُۥ
tires Him
حِفْظُهُمَا ۚ
onları koru(yup gözet)mek
وَهُوَ
O
ٱلْعَلِىُّ
yücedir
ٱلْعَظِيمُ
büyüktür

Diyanet İşleri MealiAllah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür

Saheeh InternationalAllah - there is no deity except Him, the Ever-Living, the Sustainer of [all] existence. Neither drowsiness overtakes Him nor sleep. To Him belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. Who is it that can intercede with Him except by His permission? He knows what is [presently] before them and what will be after them, and they encompass not a thing of His knowledge except for what He wills. His Kursi extends over the heavens and the earth, and their preservation tires Him not. And He is the Most High, the Most Great

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله لا إله» أي لا معبود بحق في الوجود «إلا هو الحيُّ» الدائم بالبقاء «القيوم» المبالغ في القيام بتدبير خلقه «لاتأخذه سنة» نعاس «ولا نوم له ما في السماوات وما في الأرض» ملكا وخلقا وعبيدا «من ذا الذي» أي لا أحد «يشفع عنده إلا بإذنه» له فيها «يعلم ما بين أيديهم» أي الخلق «وما خلفهم» أي من أمر الدنيا والآخرة «ولا يحيطون بشيء من علمه» أي لا يعلمون شيئا من معلوماته «إلا بما شاء» أن يعلمهم به منها بأخبار الرسل «وسع كرسيه السماوات والأرض» قيل أحاط علمه بهما وقيل ملكه وقيل الكرسي نفسه مشتمل عليهما لعظمته، لحديث: ما السماوات السبع في الكرسى إلا كدارهم سبعة ألقيت في ترس «ولا يئوده» يثقله «حفظهما» أي السماوات والأرض «وهو العلي» فوق خلقه بالقهر «العظيم» الكبير.

2:256 📚 2
لَآ إِكْرَاهَ فِى ٱلدِّينِ‌ۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشْدُ مِنَ ٱلْغَىِّ‌ۚ فَمَن يَكْفُرْ بِٱلطَّـٰغُوتِ وَيُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسْتَمْسَكَ بِٱلْعُرْوَةِ ٱلْوُثْقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَا‌ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
لَآ
yoktur
إِكْرَاهَ
zorlama
فِى
Dinde
ٱلدِّينِ ۖ
the religion
قَد
elbette
تَّبَيَّنَ
seçilip belli olmuştur
ٱلرُّشْدُ
doğruluk
مِنَ
sapıklıktan
ٱلْغَىِّ ۚ
the wrong
فَمَن
kim
يَكْفُرْ
inkar eder
بِٱلطَّـٰغُوتِ
tağut (şeytan)ı
وَيُؤْمِنۢ
ve inanırsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَقَدِ
muhakkak ki o
ٱسْتَمْسَكَ
yapışmıştır
بِٱلْعُرْوَةِ
bir kulpa
ٱلْوُثْقَىٰ
sağlam
لَا
kopmayan
ٱنفِصَامَ
(will) break
لَهَا ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
And Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌ
bilendir

Diyanet İşleri MealiDinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutu (saptırıcıları) inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir

Saheeh InternationalThere shall be no compulsion in [acceptance of] the religion. The right course has become clear from the wrong. So whoever disbelieves in Taghut and believes in Allah has grasped the most trustworthy handhold with no break in it. And Allah is Hearing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا إكراه في الدين» على الدخول فيه «قد تبين الرشد من الغي» أي ظهر بالآيات البينات أن الايمان رشد والكفر غي نزلت فيمن كان له من الأنصار اولاد أراد أن يكرههم علي الإسلام «فمن يكفر بالطاغوت» الشيطان أو الأصنام وهو يطلق على المفرد والجمع «ويؤمن بالله فقد استمسك» تمسك «بالعروة الوثقى» بالعقد المحكم «لا انفصام» انقطاع «لها والله سميع» لما يقال «عليم» بما يفعل.

2:257
ٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَـٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ‌ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوْلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّـٰغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَـٰتِ‌ۗ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ‌ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
ٱللَّهُ
Allah
وَلِىُّ
dostudur
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ءَامَنُوا۟
inananların
يُخْرِجُهُم
onları çıkarır
مِّنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
[the] darkness
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ ۖ
[the] light
وَٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوٓا۟
inkar eden
أَوْلِيَآؤُهُمُ
dostları da
ٱلطَّـٰغُوتُ
tağuttur
يُخْرِجُونَهُم
(O da) onları çıkarır
مِّنَ
aydınlıktan
ٱلنُّورِ
the light
إِلَى
karanlıklara
ٱلظُّلُمَـٰتِ ۗ
[the] darkness
أُو۟لَـٰٓئِكَ
İşte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiAllah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin ise dostları tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır

Saheeh InternationalAllah is the ally of those who believe. He brings them out from darknesses into the light. And those who disbelieve - their allies are Taghut. They take them out of the light into darknesses. Those are the companions of the Fire; they will abide eternally therein

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله ولي» ناصر «الذين آمنوا يخرجهم من الظلمات» الكفر «إلى النور» الإيمان «والذين كفروا أولياؤهم الطاغوت يخرجونهم من النور إلى الظلمات» ذكر الإخراج إما في مقابلة قوله يخرجهم من الظلمات أو في كل من آمن بالنبي قبل بعثته من اليهود ثم كفر به «أولئك أصحاب النار هم فيها خالدون».

2:258 📚 1
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِى حَآجَّ إِبْرَٲهِــۧمَ فِى رَبِّهِۦٓ أَنْ ءَاتَـٰهُ ٱللَّهُ ٱلْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَٲهِــۧمُ رَبِّىَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۟ أُحْىِۦ وَأُمِيتُ‌ۖ قَالَ إِبْرَٲهِــۧمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأْتِى بِٱلشَّمْسِ مِنَ ٱلْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ ٱلْمَغْرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِى كَفَرَ‌ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseyi
ٱلَّذِى
the one who
حَآجَّ
tartışan
إِبْرَٰهِـۧمَ
İbrahim'le
فِى
hakkında
رَبِّهِۦٓ
Rabbi
أَنْ
diye
ءَاتَىٰهُ
kendisine verdi
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُلْكَ
hükümdarlık
إِذْ
zaman
قَالَ
dediği
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّىَ
benim Rabbim
ٱلَّذِى
ki
يُحْىِۦ
yaşatır
وَيُمِيتُ
ve öldürür
قَالَ
dedi
أَنَا۠
ben de
أُحْىِۦ
yaşatır
وَأُمِيتُ ۖ
ve öldürürüm
قَالَ
dedi ki
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَأْتِى
getirir
بِٱلشَّمْسِ
güneşi
مِنَ
doğudan
ٱلْمَشْرِقِ
the east
فَأْتِ
sen de getir
بِهَا
onu
مِنَ
batıdan
ٱلْمَغْرِبِ
the west
فَبُهِتَ
şaşırıp kaldı
ٱلَّذِى
kimse (o adam)
كَفَرَ ۗ
inkar eden
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Diyanet İşleri MealiAllah kendisine mülk verdi diye İbrahim ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? İbrahim: "Rabbim, dirilten ve öldürendir" demişti. "Ben de diriltir ve öldürürüm" dedi; İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene" dedi. İnkar eden şaşırıp kaldı. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez

Saheeh InternationalHave you not considered the one who argued with Abraham about his Lord [merely] because Allah had given him kingship? When Abraham said, "My Lord is the one who gives life and causes death," he said, "I give life and cause death." Abraham said, "Indeed, Allah brings up the sun from the east, so bring it up from the west." So the disbeliever was overwhelmed [by astonishment], and Allah does not guide the wrongdoing people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم ترَ إلى الذي حَاًجَّ» جادل «إبراهيم في ربّه» ل «أن آتاه الله الملك» أي حمله بطره بنعمة الله على ذلك وهو نمرود «إذ» بدل من حاج «قال إبراهيم» لما قال له من ربُّك الذي تدعونا إليه: «ربي الذي يحيي ويميت» أي يخلق الحياة والموت في الأجساد «قال» هو «أنا أحيي وأميت» بالقتل والعفو عنه ودعا برجلين فقتل أحدهما وترك الآخر فلما رآه غبيا «قال إبراهيم» منتقلا إلى حجة أوضح منها «فإن الله يأتي بالشمس من المشرق فأت بها» أنت «من المغرب فَبُهت الذي كفر» تحيَّر ودُهش «والله لا يهدي القوم الظالمين» بالكفر إلى محجَّة الاحتجاج.

2:259 📚 7
أَوْ كَٱلَّذِى مَرَّ عَلَىٰ قَرْيَةٍ وَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحْىِۦ هَـٰذِهِ ٱللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا‌ۖ فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِاْئَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُۥ‌ۖ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ‌ۖ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ‌ۖ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِاْئَةَ عَامٍ فَٱنظُرْ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ‌ۖ وَٱنظُرْ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ ءَايَةً لِّلنَّاسِ‌ۖ وَٱنظُرْ إِلَى ٱلْعِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا‌ۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
أَوْ
yahut
كَٱلَّذِى
şu kimse gibi ki
مَرَّ
uğramıştı
عَلَىٰ
bir kasabaya
قَرْيَةٍۢ
a township
وَهِىَ
o kimse
خَاوِيَةٌ
(duvarları) yığılmış
عَلَىٰ
üstüne
عُرُوشِهَا
çatıları
قَالَ
dedi ki
أَنَّىٰ
nasıl
يُحْىِۦ
diriltecek
هَـٰذِهِ
bunu
ٱللَّهُ
Allah
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا ۖ
öldükten
فَأَمَاتَهُ
kendisini öldürüp
ٱللَّهُ
Allah (da)
مِا۟ئَةَ
yüz
عَامٍۢ
sene
ثُمَّ
sonra
بَعَثَهُۥ ۖ
diriltti
قَالَ
dedi
كَمْ
ne kadar
لَبِثْتَ ۖ
kaldın
قَالَ
dedi
لَبِثْتُ
kaldım
يَوْمًا
bir gün
أَوْ
ya da
بَعْضَ
birazı (kadar)
يَوْمٍۢ ۖ
bir günün
قَالَ
(Allah) dedi
بَل
bilakis
لَّبِثْتَ
kaldın
مِا۟ئَةَ
yüz
عَامٍۢ
yıl
فَٱنظُرْ
bak
إِلَىٰ
yiyeceğine
طَعَامِكَ
your food
وَشَرَابِكَ
ve içeceğine
لَمْ
bozulmamış
يَتَسَنَّهْ ۖ
change with time
وَٱنظُرْ
ve bak
إِلَىٰ
eşeğine
حِمَارِكَ
your donkey
وَلِنَجْعَلَكَ
seni kılalım diye
ءَايَةًۭ
bir ibret
لِّلنَّاسِ ۖ
insanlar için
وَٱنظُرْ
ve bak
إِلَى
kemiklere
ٱلْعِظَامِ
the bones
كَيْفَ
nasıl
نُنشِزُهَا
onları birbiri üstüne koyuyor
ثُمَّ
sonra
نَكْسُوهَا
onlara giydiriyoruz
لَحْمًۭا ۚ
et
فَلَمَّا
bu işler
تَبَيَّنَ
açıkça belli olunca
لَهُۥ
ona
قَالَ
dedi ki
أَعْلَمُ
biliyorum ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
her şeye
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
thing
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiYahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi

Saheeh InternationalOr [consider such an example] as the one who passed by a township which had fallen into ruin. He said, "How will Allah bring this to life after its death?" So Allah caused him to die for a hundred years; then He revived him. He said, "How long have you remained?" The man said, "I have remained a day or part of a day." He said, "Rather, you have remained one hundred years. Look at your food and your drink; it has not changed with time. And look at your donkey; and We will make you a sign for the people. And look at the bones [of this donkey] - how We raise them and then We cover them with flesh." And when it became clear to him, he said, "I know that Allah is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو» رأيت «كالذي» الكاف زائدة «مرَّ على قرية» هي بيت المقدس راكبا على حمار ومعه سلة تين وقدح عصير وهوعزيز «وهي خاوية» ساقطة «على عروشها» سقوطها لما خرَّبها بختنصر «قال أنَّى» كيف «يحيي هذه الله بعد موتها» استعظاما لقدرته تعالى «فأماته الله» وألبثه «مائه عام ثم بعثه» أحياء ليريه كيفية ذلك «قال» تعالى له «كم لبثت» مكثت هنا «قال لبثت يوما أو بعض يوم» لأنه نام أول النهار فقبض وأحيي عند الغروب فظن أنه يوم النوم «قال بل لبثت مائة عام فانظر إلى طعامك» التين «وشرابك» العصير «لم يتسنَّه» لم يتغير مع طول الزمان، والهاء قيل أصل من سانهت وقيل للسكت من سانيت وفي قراءة بحذفها «وانظر إلى حمارك» كيف هو فرآه ميتا وعظامه بيض تلوح فعلْنا ذلك لتعلم «ولنجعلك آية» على البعث «للناس وانظر إلى العظام» من حمارك «كيف ننشزها» نحييها بضم النون وقرئ بفتحها من أنشز ونشز - لغتان - وفي قراءة بضمها والزاي- نحركها ونرفعها- «ثم نكسوها لحما» فنظر إليه وقد تركبت وكسيت لحما ونفخ فيه الروح ونهق «فلما تبيَّن له» ذلك بالمشاهدة «قال أعلم» علم مشاهدة «أن الله على كل شيء قدير» وفي قراءة إعْلَمْ أمر من الله له.

2:260
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٲهِــۧمُ رَبِّ أَرِنِى كَيْفَ تُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ‌ۖ قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن‌ۖ قَالَ بَلَىٰ وَلَـٰكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِى‌ۖ قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ ٱلطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ ٱجْعَلْ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ٱدْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا‌ۚ وَٱعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
وَإِذْ
ve bir zaman
قَالَ
demişti
إِبْرَٰهِـۧمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
أَرِنِى
bana göster
كَيْفَ
nasıl
تُحْىِ
dirilttiğini
ٱلْمَوْتَىٰ ۖ
ölüleri
قَالَ
(Allah) dedi
أَوَلَمْ
yoksa
تُؤْمِن ۖ
inanmadın mı
قَالَ
(İbrahim) dedi ki
بَلَىٰ
Hayır (inandım)
وَلَـٰكِن
fakat
لِّيَطْمَئِنَّ
tatmin olması için
قَلْبِى ۖ
kalbimin
قَالَ
dedi
فَخُذْ
o halde tut
أَرْبَعَةًۭ
dördünü
مِّنَ
kuşlardan
ٱلطَّيْرِ
the birds
فَصُرْهُنَّ
onları alıştır
إِلَيْكَ
kendine
ثُمَّ
sonra
ٱجْعَلْ
koy
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
جَبَلٍۢ
dağın
مِّنْهُنَّ
onlardan
جُزْءًۭا
bir parça
ثُمَّ
sonra
ٱدْعُهُنَّ
onları (kendine) çağır
يَأْتِينَكَ
sana gelecekler
سَعْيًۭا ۚ
koşarak
وَٱعْلَمْ
bil ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstün
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" dediğinde, "İnanmıyor musun?" deyince de, "Hayır öyle değil, fakat kalbim iyice kansın" demişti. "Öyleyse dört çeşit kuş al, onları kendine alıştır, sonra onları parçalayıp her dağın üzerine bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler. O halde Allah'ın güçlü ve Hakim olduğunu bil" demişti

Saheeh InternationalAnd [mention] when Abraham said, "My Lord, show me how You give life to the dead." [Allah] said, "Have you not believed?" He said, "Yes, but [I ask] only that my heart may be satisfied." [Allah] said, "Take four birds and commit them to yourself. Then [after slaughtering them] put on each hill a portion of them; then call them - they will come [flying] to you in haste. And know that Allah is Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ قال إبراهيم ربَّ أرني كيف تحيي الموتى قال» تعالى له «أولم تؤمن» بقدرتي على الإحياء سأله مع علمه بإيمانه بذلك ليجيبه بما سأل فيعلم السامعون غرضه «قال بلى» آمنت «ولكن» سألتك «ليطمئن» يسكن «قلبي» بالمعاينة المضمومة إلى الاستدلال «قال فخذ أربعة من الطير فّصُرْهُنَّ إليك» بكسر الصاد وضمها أملهن إليك وقطعهن واخلط لحمهن وريشهن «ثم اجعل على كل جبل» من جبال أرضك «منهن جزءاً ثم ادعهن» إليك «يأتينك سعيا» سريعا «واعلم أن الله عزيز» لا يعجزه شيء «حكيم» في صنعه فأخذ طاووسا ونسرا وغرابا وديكا وفعل بهن ما ذكر وأمسك رءوسهن عنده ودعاهن فتطايرت الأجزاء إلى بعضها حتى تكاملت ثم أقبلت إلى رءوسها.

2:261 📚 2
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٲلَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنۢبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِى كُلِّ سُنۢبُلَةٍ مِّاْئَةُ حَبَّةٍ‌ۗ وَٱللَّهُ يُضَـٰعِفُ لِمَن يَشَآءُ‌ۗ وَٱللَّهُ وَٲسِعٌ عَلِيمٌ
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُنفِقُونَ
infak edenler(in)
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
كَمَثَلِ
durumu gibidir
حَبَّةٍ
bir tohumun
أَنۢبَتَتْ
veren
سَبْعَ
yedi
سَنَابِلَ
başak
فِى
her
كُلِّ
each
سُنۢبُلَةٍۢ
başağında
مِّا۟ئَةُ
yüz
حَبَّةٍۢ ۗ
tohum
وَٱللَّهُ
Allah
يُضَـٰعِفُ
kat kat verir
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah(ın)
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌ
(O) bilendir

Diyanet İşleri MealiMallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir, O her şeyi bilendir

Saheeh InternationalThe example of those who spend their wealth in the way of Allah is like a seed [of grain] which grows seven spikes; in each spike is a hundred grains. And Allah multiplies [His reward] for whom He wills. And Allah is all-Encompassing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مثل» صفة نفقات «الذين ينفقون أموالهم في سبيل لله» أي طاعته «كمَثل حبة أنبتت سبع سنابل في كل سنبلة مائة حبة» فكذلك نفقاتهم تضاعفت لسبعمائة ضعف «والله يضاعف» أكثر من ذلك «لمن يشاء والله واسع» فضله «عليم» بمن يستحق المضاعفة.

2:262 📚 2
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٲلَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَآ أَنفَقُواْ مَنًّا وَلَآ أَذًى‌ۙ لَّهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُنفِقُونَ
infak eden
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ثُمَّ
sonra
لَا
ardından
يُتْبِعُونَ
they follow
مَآ
şeyleri
أَنفَقُوا۟
verdikleri
مَنًّۭا
başa kakmayan
وَلَآ
ve eziyet etmeyenlerin
أَذًۭى ۙ
hurt
لَّهُمْ
vardır
أَجْرُهُمْ
ödülleri
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Diyanet İşleri MealiMallarını Allah yolunda sarfedip sonra sarfettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

Saheeh InternationalThose who spend their wealth in the way of Allah and then do not follow up what they have spent with reminders [of it] or [other] injury will have their reward with their Lord, and there will be no fear concerning them, nor will they grieve

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين ينفقون أموالهم في سبيل الله ثم لا يُتبِعون ما أنفقوا مَنًّا» على المنفق عليه بقولهم مثلا: قد أحسنت إليه وجبرت حاله «ولا أذًى» له بذكر ذلك إلى من لا يجب وقوفه عليه ونحو «لهم أجرهم» ثواب إنفاقهم «عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون» في الآخرة.

2:263
۞ قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَآ أَذًى‌ۗ وَٱللَّهُ غَنِىٌّ حَلِيمٌ
۞ قَوْلٌۭ
bir söz (söylemek)
مَّعْرُوفٌۭ
güzel
وَمَغْفِرَةٌ
ve affetmek
خَيْرٌۭ
iyidir
مِّن
sadakadan
صَدَقَةٍۢ
a charity
يَتْبَعُهَآ
peşinden gelen
أَذًۭى ۗ
eziyet
وَٱللَّهُ
Allah
غَنِىٌّ
zengindir
حَلِيمٌۭ
halimdir

Diyanet İşleri MealiGüzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, Halim'dir

Saheeh InternationalKind speech and forgiveness are better than charity followed by injury. And Allah is Free of need and Forbearing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قول معروف» كلام حسن ورد على السائل جميل «ومغفرة» له في إلحاحه «خير من صدقة يتبعها أذًى» بالمن وتعيير له بالسؤال «والله غني» عن صدقة العباد «حليم» بتأخير العقوبة عن المانّ والمؤذي.

2:264 📚 1
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُبْطِلُواْ صَدَقَـٰتِكُم بِٱلْمَنِّ وَٱلْأَذَىٰ كَٱلَّذِى يُنفِقُ مَالَهُۥ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ‌ۖ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُۥ وَابِلٌ فَتَرَكَهُۥ صَلْدًا‌ۖ لَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَىْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ‌ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman edenler
لَا
boşa çıkarmayın
تُبْطِلُوا۟
render in vain
صَدَقَـٰتِكُم
sadakalarınızı
بِٱلْمَنِّ
başa kakmakla
وَٱلْأَذَىٰ
ve eziyet etmekle
كَٱلَّذِى
gibi
يُنفِقُ
infak eden
مَالَهُۥ
malını
رِئَآءَ
gösteriş için
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَا
inanmayan
يُؤْمِنُ
believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ
ahiret
فَمَثَلُهُۥ
öylesinin durumu
كَمَثَلِ
benzer ki
صَفْوَانٍ
şu kayaya
عَلَيْهِ
üzerinde bulunan
تُرَابٌۭ
toprak
فَأَصَابَهُۥ
ona isabet etttiğinde
وَابِلٌۭ
bir sağnak (yağmur)
فَتَرَكَهُۥ
onu bırakır
صَلْدًۭا ۖ
sert bir taş halinde
لَّا
(Böyleleri) elde edemezler
يَقْدِرُونَ
they have control
عَلَىٰ
hiçbir
شَىْءٍۢ
şey
مِّمَّا
şeylerden
كَسَبُوا۟ ۗ
kazandıkları
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumunu
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir, üzerine bol yağmur yağdığındaonu cascavlak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkar eden kimseleri doğru yola eriştirmez

Saheeh InternationalO you who have believed, do not invalidate your charities with reminders or injury as does one who spends his wealth [only] to be seen by the people and does not believe in Allah and the Last Day. His example is like that of a [large] smooth stone upon which is dust and is hit by a downpour that leaves it bare. They are unable [to keep] anything of what they have earned. And Allah does not guide the disbelieving people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يأيها الذين آمنوا لا تبطلوا صدقاتكم» أي أجورها «بالمن والأذى» إبطالا «كالذي» أي كإبطال نفقة الذي «ينفق ماله رئاء الناس» مرائيا لهم «ولا يؤمن بالله واليوم الآخر» هو المنافق «فمثله كمثل صفوان» حجر أملس «عليه تراب فأصابه وابل» مطر شديد «فتركه صلدا» صلبا أملس لا شيء عليه «لا يقدرون» استئناف لبيان مثل المنافق المنفق رئاء الناس وجمع الضمير باعتبار معنى الذي «على شيء مما كسبوا» عملوا أي لا يجدون له ثوابا في الآخرة كما لا يوجد على الصفوان شئ من التراب الذي كان عليه لإذهاب المطر له «والله لا يهدى القوم الكافرين».

2:265
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٲلَهُمُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةِۭ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَـَٔـاتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ‌ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
وَمَثَلُ
durumu da
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُنفِقُونَ
infak eden
أَمْوَٰلَهُمُ
mallarını
ٱبْتِغَآءَ
kazanmak
مَرْضَاتِ
rızasını
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَتَثْبِيتًۭا
ve kökleştirmek için
مِّنْ
kendilerindekini (imanı)
أَنفُسِهِمْ
their (inner) souls
كَمَثَلِ
benzer
جَنَّةٍۭ
bir bahçeye
بِرَبْوَةٍ
tepe üzerinde bulunan
أَصَابَهَا
değince
وَابِلٌۭ
bol yağmur
فَـَٔاتَتْ
veren
أُكُلَهَا
ürününü
ضِعْفَيْنِ
iki kat
فَإِن
eğer
لَّمْ
değmese bile
يُصِبْهَا
fall (on) it
وَابِلٌۭ
yağmur
فَطَلٌّۭ ۗ
çisinti olur
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌ
görmektedir

Diyanet İşleri MealiAllah'ın rızasını kazanmak ve kalblerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe bir tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur yağmasa bile çisentisi düşen bir bahçenin durumu gibidir. Allah işlediklerinizi görür

Saheeh InternationalAnd the example of those who spend their wealth seeking means to the approval of Allah and assuring [reward for] themselves is like a garden on high ground which is hit by a downpour - so it yields its fruits in double. And [even] if it is not hit by a downpour, then a drizzle [is sufficient]. And Allah, of what you do, is Seeing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومثل» نفقات «الذين ينفقون أموالهم ابتغاء» طلب «مرضات الله وتثبيتا من أنفسهم» أي تحقيقا للثواب عليه بخلاف المنافقين الذين لا يرجونه لإنكارهم له ومَن ابتدائية «كمثل جنة» بستان «بِرُبْوَةٍ» بضم الراء وفتحتها مكان مرتفع مستو «أصابها وابل فآتت» أعطت «أكلَها» بضم الكاف وسكونها ثمرها «ضعفين» مثلَيْ ما يثمر غيرها «فإن لم يصبها وابل فطلٌ» مطر خفيف يصيبها ويكفيها لارتفاعها، المعنى: تثمر وتزكو كثر المطر أم قل فكذلك نفقات من ذكر تزكو عند الله كثرت أم قلت «والله بما تعلمون بصير» فيجازيكم به.

2:266 📚 4
أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُۥ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ لَهُۥ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٲتِ وَأَصَابَهُ ٱلْكِبَرُ وَلَهُۥ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَآءُ فَأَصَابَهَآ إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَٱحْتَرَقَتْ‌ۗ كَذَٲلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْأَيَـٰتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
أَيَوَدُّ
ister mi ki?
أَحَدُكُمْ
biriniz
أَن
olmasını
تَكُونَ
it be
لَهُۥ
kendisinin
جَنَّةٌۭ
bir bahçesi
مِّن
hurmalardan
نَّخِيلٍۢ
date-palms
وَأَعْنَابٍۢ
ve üzümler(den)
تَجْرِى
akan
مِن
altından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
لَهُۥ
bulunan
فِيهَا
içinde
مِن
her çeşit
كُلِّ
all (kinds)
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvası
وَأَصَابَهُ
ve kendisine geldiğinde
ٱلْكِبَرُ
ihtiyarlık
وَلَهُۥ
ve onun
ذُرِّيَّةٌۭ
ve çocuklarının bulunduğu
ضُعَفَآءُ
aciz
فَأَصَابَهَآ
isabet etsin
إِعْصَارٌۭ
birden bir kasırga
فِيهِ
onlara
نَارٌۭ
ateşli
فَٱحْتَرَقَتْ ۗ
yakıp kül etsin
كَذَٰلِكَ
böylece
يُبَيِّنُ
açıklıyor
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّكُمْ
umulurki
تَتَفَكَّرُونَ
düşünürsünüz

Diyanet İşleri MealiHangi biriniz, kendisi ihtiyarlamış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyveleri bulunan bahçesinin, ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister? Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böylece açıklar

Saheeh InternationalWould one of you like to have a garden of palm trees and grapevines underneath which rivers flow in which he has from every fruit? But he is afflicted with old age and has weak offspring, and it is hit by a whirlwind containing fire and is burned. Thus does Allah make clear to you [His] verses that you might give thought

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أيَوَدُّ» أيحب «أحدكم أن تكون له جنة» بستان «من نخيل وأعناب تجري من تحتها الأنهار له فيها» ثمر «من كل الثمرات و» قد «أصابه الكبر» فضعف من الكبر عن الكسب «وله ذُرِّيةٌ ضعفاء» أولاد صغار لا يقدرون عليه «فأصابها إعصار» ريح شديدة «فيه نار فاحترقت» ففقدها أحوج ما كان إليها وبقي هو وأولاده عجزة متحيرين لا حيلة لهم وهذا تمثيل لنفقة المرائي والمانّ في ذهابها وعدم نفعها أحوج ما يكون إليها في الآخرة والاستفهام بمعنى النفي، وعن ابن عباس هو الرجل عمل بالطاعات ثم بعث له الشيطان فعمل بالمعاصي حتى أحرق أعماله «كذلك» كما بين ما ذكر «يبين الله لكم الآيات لعلكم تتفكرون» فتعتبرون.

2:267 📚 4
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَـٰتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّآ أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ‌ۖ وَلَا تَيَمَّمُواْ ٱلْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِـَٔـاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغْمِضُواْ فِيهِ‌ۚ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
iman eden(ler)
أَنفِقُوا۟
infak edin
مِن
iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
مَا
şeylerin
كَسَبْتُمْ
kazandıklarınız
وَمِمَّآ
ve şeylerden
أَخْرَجْنَا
çıkardığımız
لَكُم
sizin için
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ ۖ
the earth
وَلَا
kalkışmayın
تَيَمَّمُوا۟
aim (at)
ٱلْخَبِيثَ
kötü şeyleri
مِنْهُ
sadaka vermeye
تُنفِقُونَ
kendinize alamayacağınız
وَلَسْتُم
while you (would) not
بِـَٔاخِذِيهِ
başka şekilde
إِلَّآ
göz yummadan
أَن
[that]
تُغْمِضُوا۟
ondan
فِيهِ ۚ
bilin ki
وَٱعْلَمُوٓا۟
şüphesiz
أَنَّ
Allah
ٱللَّهَ
zengindir
غَنِىٌّ
övülmüştür
حَمِيدٌ
Praiseworthy

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin; iğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin

Saheeh InternationalO you who have believed, spend from the good things which you have earned and from that which We have produced for you from the earth. And do not aim toward the defective therefrom, spending [from that] while you would not take it [yourself] except with closed eyes. And know that Allah is Free of need and Praiseworthy

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا أنفقوا» أي زكوا «من طيبات» جياد «ما كسبتم» من المال «ومـ» ـن طيبات «ما أخرجنا لكم من الأرض» من الحبوب والثمار «ولا تيمموا» تقصدوا «الخبيث» الرديء «منه» أي من المذكور «تنفقونـ» ـه في الزكاة حال من ضمير تيمموا «ولستم بآخذيه» أي الخبيث لو أعطيتموه في حقوقكم «إلا أن تغمضوا فيه» بالتساهل وغض البصر فكيف تؤدون منه حق الله «واعلموا أن الله غني» عن نفقاتكم «حميد» محمود على كل حال.

2:268 📚 3
ٱلشَّيْطَـٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِٱلْفَحْشَآءِ‌ۖ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةً مِّنْهُ وَفَضْلاً‌ۗ وَٱللَّهُ وَٲسِعٌ عَلِيمٌ
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
يَعِدُكُمُ
size vaad eder
ٱلْفَقْرَ
fakirliği
وَيَأْمُرُكُم
ve size emreder
بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ
çirkin şeyleri yapmayı
وَٱللَّهُ
Allah ise
يَعِدُكُم
size va'adediyor
مَّغْفِرَةًۭ
bağışlama
مِّنْهُ
kendi tarafından
وَفَضْلًۭا ۗ
ve lutuf
وَٱللَّهُ
şüphesiz Allah'ın
وَٰسِعٌ
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ
(O) bilendir

Diyanet İşleri MealiŞeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayasızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet vadeder. Allah'ın lütfü boldur, O her şeyi bilir

Saheeh InternationalSatan threatens you with poverty and orders you to immorality, while Allah promises you forgiveness from Him and bounty. And Allah is all-Encompassing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الشيطان يعدكم الفقر» يخوفكم به إن تصدقتم فتمسكوا «ويأمركم بالفحشاء» البخل ومنع الزكاة «والله يعدكم» على الإنفاق «مغفرة منه» لذنوبكم «وفضلا» رزقا خلفا منه «والله واسع» فضله «عليم» بالمنفق.

2:269
يُؤْتِى ٱلْحِكْمَةَ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَمَن يُؤْتَ ٱلْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا‌ۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُوْلُواْ ٱلْأَلْبَـٰبِ
يُؤْتِى
verir
ٱلْحِكْمَةَ
Hikmeti
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَمَن
ve kimse
يُؤْتَ
verilen
ٱلْحِكْمَةَ
Hikmet
فَقَدْ
elbette
أُوتِىَ
verilmiştir
خَيْرًۭا
hayır
كَثِيرًۭا ۗ
çok
وَمَا
bunu anlamaz
يَذَّكَّرُ
remembers
إِلَّآ
başkası
أُو۟لُوا۟
sahiplerinden
ٱلْأَلْبَـٰبِ
akıl

Diyanet İşleri MealiHikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır

Saheeh InternationalHe gives wisdom to whom He wills, and whoever has been given wisdom has certainly been given much good. And none will remember except those of understanding

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يؤتي الحكمة» أي العلم النافع المؤدي إلى العمل «من يشاء ومن يُؤت الحكمة فقد أوتي خيرا كثيرا» لمصيره إلى السعادة الأبدية «وما يذَّكَّر» فيه إدغام التاء في الأصل في الذال يتعظ «إلا أولوا الألباب» أصحاب العقول.

2:270
وَمَآ أَنفَقْتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُم مِّن نَّذْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُهُۥ‌ۗ وَمَا لِلظَّـٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
وَمَآ
ve ne
أَنفَقْتُم
infak ederseniz
مِّن
nafaka olarak
نَّفَقَةٍ
(your) expenditures
أَوْ
veya
نَذَرْتُم
(ne) adarsanız
مِّن
adak olarak
نَّذْرٍۢ
vow(s)
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُهُۥ ۗ
onu bilir
وَمَا
yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimler için
مِنْ
hiçbir
أَنصَارٍ
yardımcı

Diyanet İşleri MealiSarfettiğiniz harcı ve adadığınız adağı şüphesiz Allah bilir. Zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur

Saheeh InternationalAnd whatever you spend of expenditures or make of vows - indeed, Allah knows of it. And for the wrongdoers there are no helpers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أنفقتم من نفقة» أديتم من زكاة أو صدقة «أو نذرتم من نذر» فوفيتم به «فإن الله يعلمه» فيجازيكم عليه «وما للظالمين» بمنع الزكاة والنذر أو بوضع الإنفاق في غير محله من معاصي الله «من أنصار» مانعين لهم من عذابه.

2:271 📚 2
إِن تُبْدُواْ ٱلصَّدَقَـٰتِ فَنِعِمَّا هِىَ‌ۖ وَإِن تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا ٱلْفُقَرَآءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ‌ۚ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّـَٔـاتِكُمْ‌ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
إِن
eğer
تُبْدُوا۟
açıktan verirseniz
ٱلصَّدَقَـٰتِ
sadakaları
فَنِعِمَّا
ne güzeldir
هِىَ ۖ
bu
وَإِن
eğer
تُخْفُوهَا
onları gizler
وَتُؤْتُوهَا
ve verirseniz
ٱلْفُقَرَآءَ
fakirlere
فَهُوَ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ ۚ
sizin için
وَيُكَفِّرُ
ve kapatır
عَنكُم
sizden
مِّن
bir kısmını
سَيِّـَٔاتِكُمْ ۗ
günahlarınızın
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ
haberdardır

Diyanet İşleri MealiSadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır

Saheeh InternationalIf you disclose your charitable expenditures, they are good; but if you conceal them and give them to the poor, it is better for you, and He will remove from you some of your misdeeds [thereby]. And Allah, with what you do, is [fully] Acquainted

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن تبدوا» تظهروا «الصدقات» أي النوافل «فَنعمَّا هي» أي نعم شيئاً إبداؤها «وإن تخفوها» تسروها «وتؤتوها الفقراء فهو خير لكم» من إبدائها وإيتائها الأغنياء أما صدقة الفرض فالأفضل إظهارها ليقتدي به ولئلا يتهم، وإيتاؤها الفقراء متعين «ويكَفِّر» بالياء والنون مجزوما بالعطف على محل فهو ومرفوعا على الاستئناف «عنكم من» بعض «سيئاتكم والله بما تعملون خبير» عالم بباطنه كظاهره لا يخفى عليه شيء منه.

2:272 📚 4
۞ لَّيْسَ عَلَيْكَ هُدَٮٰهُمْ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهْدِى مَن يَشَآءُ‌ۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنفُسِكُمْ‌ۚ وَمَا تُنفِقُونَ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ ٱللَّهِ‌ۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
۞ لَّيْسَ
değildir
عَلَيْكَ
senin üzerine
هُدَىٰهُمْ
onları hidayet etmek
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah'tır
يَهْدِى
doğru yola ileten
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَمَا
verdiğiniz
تُنفِقُوا۟
you spend
مِنْ
her
خَيْرٍۢ
hayır
فَلِأَنفُسِكُمْ ۚ
kendiniz içindir
وَمَا
infak edemezsiniz
تُنفِقُونَ
you spend
إِلَّا
dışında
ٱبْتِغَآءَ
kazanmak için
وَجْهِ
(yüzü) rızasını
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَمَا
ve ne
تُنفِقُوا۟
verseniz
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
يُوَفَّ
tastamam verilir
إِلَيْكُمْ
size
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
asla
تُظْلَمُونَ
zulmedilmezsiniz

Diyanet İşleri MealiOnların doğru yola iletilmeleri sana düşmez, fakat Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Sarfettiğiniz iyi şey kendinizedir, zaten ancak Allah'ın rızasını kazanmak için sarfedersiniz. Sarfettiğiniz iyi bir şeyin karşılığı haksızlığa uğratılmaksızın size verilir

Saheeh InternationalNot upon you, [O Muhammad], is [responsibility for] their guidance, but Allah guides whom He wills. And whatever good you [believers] spend is for yourselves, and you do not spend except seeking the countenance of Allah. And whatever you spend of good - it will be fully repaid to you, and you will not be wronged

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ولما منع صلى الله عليه وسلم من التصدق على المشركين ليسلموا نزل: «ليس عليك هداهم» أي الناس إلى الدخول في الإسلام إنما عليك البلاغ «ولكن الله يهدي من يشاء» هدايته إلى الدخول فيه «وما تنفقوا من خير» مال «فلأنفسكم» لأن ثوابه لها «وما تنفقون إلا ابتغاء وجه الله» أي ثوابه لاغيره من أعراض الدنيا خبر بمعنى النهي «وما تنفقوا من خير يوفَّ إليكم» جزاؤه «وأنتم لا تُظلمون» تنقصون منه شيئاً والجملتان تأكيد للأولى.

2:273 📚 13
لِلْفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحْصِرُواْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِى ٱلْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ ٱلْجَاهِلُ أَغْنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَـٰهُمْ لَا يَسْــَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلْحَافًا‌ۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ
لِلْفُقَرَآءِ
(Sadakalar) fakirler içindir
ٱلَّذِينَ
kimseler (için)
أُحْصِرُوا۟
kapanıp kalan
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
لَا
yoktur
يَسْتَطِيعُونَ
güçleri
ضَرْبًۭا
gezmeye
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
يَحْسَبُهُمُ
onları sanırlar
ٱلْجَاهِلُ
bilmeyenler
أَغْنِيَآءَ
zengin
مِنَ
dolayı
ٱلتَّعَفُّفِ
utangaçlıklarından
تَعْرِفُهُم
onları tanırsın
بِسِيمَـٰهُمْ
simalarından
لَا
istemezler
يَسْـَٔلُونَ
(do) they ask
ٱلنَّاسَ
insanlardan
إِلْحَافًۭا ۗ
ısrarla
وَمَا
ne varsa
تُنفِقُوا۟
yaptığınız
مِنْ
hayırdan;
خَيْرٍۢ
good
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِهِۦ
onu
عَلِيمٌ
bilir

Diyanet İşleri MealiSadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir

Saheeh International[Charity is] for the poor who have been restricted for the cause of Allah, unable to move about in the land. An ignorant [person] would think them self-sufficient because of their restraint, but you will know them by their [characteristic] sign. They do not ask people persistently [or at all]. And whatever you spend of good - indeed, Allah is Knowing of it

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«للفقراء» خبر مبتدأ محذوف أي الصدقات «الذين أحصروا في سبيل الله» أي حبسوا أنفسهم على الجهاد، نزلت في أهل الصُّفَّةِ وهم أربعمائة من المهاجرين أرصدوا لتعلم القرآن والخروج مع السرايا «لا يستطيعون ضربا» سفرا «في الأرض» للتجارة والمعاش لشغلهم عنه بالجهاد «يحسبهم الجاهل» بحالهم «أغنياء من التعفف» أي لتعففهم عن السؤال وتركه «تعرفهم» يا مخاطب «بسيماهم» علامتهم من التواضع وأثر الجهد «لا يسألون الناس» شيئا فيلحفون «إلحافا» أي لا سؤال لهم أصلا فلا يقع منهم إلحاف وهو الإلحاح «وما تنفقوا من خير فإن الله به عليم» فمجاز عليه.

2:274
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٲلَهُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
ٱلَّذِينَ
o kimseler ki
يُنفِقُونَ
infak edenler
أَمْوَٰلَهُم
mallarını
بِٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüz
سِرًّۭا
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ
ve açık
فَلَهُمْ
vardır
أَجْرُهُمْ
ödülü
عِندَ
yanında
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Diyanet İşleri MealiGece gündüz, açık gizli, mallarını sarfedenlerin mükafatlarını Rab'leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

Saheeh InternationalThose who spend their wealth [in Allah 's way] by night and by day, secretly and publicly - they will have their reward with their Lord. And no fear will there be concerning them, nor will they grieve

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين ينفقون أموالهم بالليل والنهار سرا وعلانية فلهم أجرهم عند ربَّهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون».

2:275 📚 4
ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ ٱلرِّبَوٲاْ لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ ٱلَّذِى يَتَخَبَّطُهُ ٱلشَّيْطَـٰنُ مِنَ ٱلْمَسِّ‌ۚ ذَٲلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوٓاْ إِنَّمَا ٱلْبَيْعُ مِثْلُ ٱلرِّبَوٲاْ‌ۗ وَأَحَلَّ ٱللَّهُ ٱلْبَيْعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٲاْ‌ۚ فَمَن جَآءَهُۥ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ فَٱنتَهَىٰ فَلَهُۥ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ‌ۖ وَمَنْ عَادَ فَأُوْلَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ‌ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
ٱلَّذِينَ
o kimseler ki
يَأْكُلُونَ
yerler
ٱلرِّبَوٰا۟
Riba (faiz)
لَا
kalkamazlar
يَقُومُونَ
they can stand
إِلَّا
ancak
كَمَا
gibi
يَقُومُ
kalkarlar
ٱلَّذِى
kimse
يَتَخَبَّطُهُ
çarptığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytanın
مِنَ
dokunup
ٱلْمَسِّ ۚ
(his) touch
ذَٰلِكَ
bu
بِأَنَّهُمْ
onların
قَالُوٓا۟
demelerindendir
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْبَيْعُ
alışveriş de
مِثْلُ
gibidir
ٱلرِّبَوٰا۟ ۗ
riba (faiz)
وَأَحَلَّ
oysa helal kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْبَيْعَ
alış-verişi
وَحَرَّمَ
ve haram kılmıştır
ٱلرِّبَوٰا۟ ۚ
ribayı
فَمَن
kime
جَآءَهُۥ
gelir de
مَوْعِظَةٌۭ
bir öğüt
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
His Lord
فَٱنتَهَىٰ
(ribadan) vazgeçerse
فَلَهُۥ
kendisinindir
مَا
ne varsa
سَلَفَ
geçmişte
وَأَمْرُهُۥٓ
ve işi de
إِلَى
kalmıştır
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
وَمَنْ
kim
عَادَ
tekrar (ribaya) dönerse
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiFaiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Zaten alışveriş de faiz gibidir" demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabb'inden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah'a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır

Saheeh InternationalThose who consume interest cannot stand [on the Day of Resurrection] except as one stands who is being beaten by Satan into insanity. That is because they say, "Trade is [just] like interest." But Allah has permitted trade and has forbidden interest. So whoever has received an admonition from his Lord and desists may have what is past, and his affair rests with Allah. But whoever returns to [dealing in interest or usury] - those are the companions of the Fire; they will abide eternally therein

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يأكلون الربا» أي ياخذونه وهو الزيادة في المعاملة بالنقود والمطعومات في القدر أو الأجل «لا يقومون» من قبورهم «إلا» قياما «كما يقوم الذي يتخبطه» يصرعه «الشيطان من المس» الجنون، متعلق بيقومون «ذلك» الذي نزل بهم «بأنهم» بسبب أنهم «قالوا إنما البيع مثل الربا» في الجواز وهذا من عكس التشبيه مبالغة فقال تعالى ردا عليهم: «وأحل الله البيع وحرم الربا فمن جاءه» بلغه «موعظة» وعظ «من ربِّه فانتهى» عن أكله «فله ما سلف» قبل النهي أي لا يسترد منه «وأمره» في العفو عنه «إلى الله ومن عاد» إلى أكله مشبها له بالبيع في الحلِّ «فأولئك أصحاب النار هم فيها خالدون».

2:276
يَمْحَقُ ٱللَّهُ ٱلرِّبَوٲاْ وَيُرْبِى ٱلصَّدَقَـٰتِ‌ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
يَمْحَقُ
mahveder
ٱللَّهُ
Allah
ٱلرِّبَوٰا۟
ribayı
وَيُرْبِى
ve artırır
ٱلصَّدَقَـٰتِ ۗ
sadakaları
وَٱللَّهُ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
كُلَّ
hiçbir
كَفَّارٍ
inkarcıları
أَثِيمٍ
günahkar

Diyanet İşleri MealiAllah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Allah pek nankör olan hiçbir günahkarı sevmez

Saheeh InternationalAllah destroys interest and gives increase for charities. And Allah does not like every sinning disbeliever

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يمحق الله الربا» ينقصه ويذهب بركته «ويربي الصدقات» يزيدها وينميها ويضاعف ثوابها «والله لا يحب كل كفَّار» بتحليل الربا «أثيم» فاجر بأكله أي يعاقبه.

2:277 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٲةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٲةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
وَعَمِلُوا۟
ve işler yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih (güzel)
وَأَقَامُوا۟
ve kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَوُا۟
ve verenler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
لَهُمْ
işte onların
أَجْرُهُمْ
ödülleri
عِندَ
yanındadır
رَبِّهِمْ
Rableri
وَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve onlar
هُمْ
they
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekat verenlerin Rab'leri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir

Saheeh InternationalIndeed, those who believe and do righteous deeds and establish prayer and give zakah will have their reward with their Lord, and there will be no fear concerning them, nor will they grieve

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين آمنوا وعملوا الصالحات وأقاموا الصلاة وآتوا الزكاة لهم أجرهم عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون».

2:278 📚 13
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِىَ مِنَ ٱلرِّبَوٲٓاْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَذَرُوا۟
ve bırakın (almayın)
مَا
ne varsa
بَقِىَ
geri kalan
مِنَ
ribadan
ٱلرِّبَوٰٓا۟
[the] usury
إِن
eğer
كُنتُم
idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ
inanıyor

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Allah'tan sakının, inanmışsanız, faizden arta kalmış hesabdan vazgeçin

Saheeh InternationalO you who have believed, fear Allah and give up what remains [due to you] of interest, if you should be believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله وذروا» اتركوا «ما بقي من الربا إن كنتم مؤمنين» صادقين في إيمانكم فإن من شأن المؤمن امتثال أمر الله تعالى، نزلت لما طالب بعض الصحابة بعد النهي بربا كان لهم من قبل.

2:279 📚 3
فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ فَأْذَنُواْ بِحَرْبٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ‌ۖ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَٲلِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
فَإِن
eğer
لَّمْ
böyle yapmazsanız
تَفْعَلُوا۟
you do
فَأْذَنُوا۟
bilin
بِحَرْبٍۢ
savaşa açıldığını
مِّنَ
(tarafından)
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ ۖ
ve Elçisi
وَإِن
ve eğer
تُبْتُمْ
tevbe ederseniz
فَلَكُمْ
sizindir
رُءُوسُ
ana
أَمْوَٰلِكُمْ
malınız
لَا
ne haksızlık edersiniz
تَظْلِمُونَ
wrong
وَلَا
ne de haksızlığa uğratılırsınız
تُظْلَمُونَ
you will be wronged

Diyanet İşleri MealiBöyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz

Saheeh InternationalAnd if you do not, then be informed of a war [against you] from Allah and His Messenger. But if you repent, you may have your principal - [thus] you do no wrong, nor are you wronged

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن لم تفعلوا» ما أمرتم به «فأذنوا» اعلمَوا «بحرب من الله ورسوله» لكم فيه تهديد شديد لهم ولما نزلت قالوا لا بد لنا بحربه «وإن تبتم» رجعتم عنه «فلكم رءوس» أصول «أموالكم لاتَظلمون» بزيادة «ولا تُظلمون» بنقص.

2:280 📚 4
وَإِن كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَىٰ مَيْسَرَةٍ‌ۚ وَأَن تَصَدَّقُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ‌ۖ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
وَإِن
eğer (borçlu)
كَانَ
ise
ذُو
(içinde)
عُسْرَةٍۢ
darlık
فَنَظِرَةٌ
beklemek (lazımdır)
إِلَىٰ
kadar
مَيْسَرَةٍۢ ۚ
bir kolaylığa
وَأَن
ve eğer
تَصَدَّقُوا۟
sadaka olarak bağışlarsanız
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
bilirseniz
تَعْلَمُونَ
know

Diyanet İşleri MealiBorçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olsanız borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır

Saheeh InternationalAnd if someone is in hardship, then [let there be] postponement until [a time of] ease. But if you give [from your right as] charity, then it is better for you, if you only knew

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وإن كان) وقع غريم (ذو عسرة فنظرة) له أي عليكم تأخيره (إلى ميسرة) بفتح السين وضمها أي وقت يسر (وأن تصدقوا) بالتشديد على إدغام التاء في الأصل في الصاد وبالتخفيف على حذفها أي تتصدقوا على المعسر بالإبراء (خير لكم إن كنتم تعلمون) أنه خير فافعلوه وفي الحديث "" من أنظر معسرا أو وضع عنه أظله الله في ظله يوم لا ظل إلا ظله "" رواه مسلم.

2:281 📚 6
وَٱتَّقُواْ يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِ‌ۖ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
وَٱتَّقُوا۟
sakının
يَوْمًۭا
şu günden
تُرْجَعُونَ
döndürüleceğiniz
فِيهِ
onda
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ
Allah
ثُمَّ
sonra
تُوَفَّىٰ
tastamam verilecektir
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
kişiye
مَّا
ne
كَسَبَتْ
kazandıysa
وَهُمْ
ve onlara
لَا
haksızlık edilmeyecektir
يُظْلَمُونَ
will be wronged

Diyanet İşleri MealiAllah'a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz

Saheeh InternationalAnd fear a Day when you will be returned to Allah. Then every soul will be compensated for what it earned, and they will not be treated unjustly

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا يوما تُرجعون» بالبناء للمفعول تردون وللفاعل تصيرون «فيه إلى الله» هو يوم القيامة «ثم توفَّى» فيه «كل نفس» جزاء «ما كسبت» عملت من خير وشر «وهم لا يُظلمون» بنقص حسنة أو زيادة سيْئة.

2:282 📚 18
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى فَٱكْتُبُوهُ‌ۚ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبُۢ بِٱلْعَدْلِ‌ۚ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَن يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُ‌ۚ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْــًٔا‌ۚ فَإِن كَانَ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُۥ بِٱلْعَدْلِ‌ۚ وَٱسْتَشْهِدُواْ شَهِيدَيْنِ مِن رِّجَالِكُمْ‌ۖ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَٱمْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحْدَٮٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَٮٰهُمَا ٱلْأُخْرَىٰ‌ۚ وَلَا يَأْبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُواْ‌ۚ وَلَا تَسْــَٔمُوٓاْ أَن تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦ‌ۚ ذَٲلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَـٰدَةِ وَأَدْنَىٰٓ أَلَّا تَرْتَابُوٓاْ‌ۖ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَـٰرَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلَّا تَكْتُبُوهَا‌ۗ وَأَشْهِدُوٓاْ إِذَا تَبَايَعْتُمْ‌ۚ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ‌ۚ وَإِن تَفْعَلُواْ فَإِنَّهُۥ فُسُوقُۢ بِكُمْ‌ۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ‌ۖ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُ‌ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
iman eden(ler)
إِذَا
zaman
تَدَايَنتُم
birbirinize verdiğiniz
بِدَيْنٍ
borç
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
süreye
مُّسَمًّۭى
belirli bir
فَٱكْتُبُوهُ ۚ
onu yazın
وَلْيَكْتُب
ve yazsın
بَّيْنَكُمْ
aranızda
كَاتِبٌۢ
bir yazıcı
بِٱلْعَدْلِ ۚ
adaletle
وَلَا
kaçınmasın (yazsın)
يَأْبَ
(should) refuse
كَاتِبٌ
yazıcı
أَن
yazmaktan
يَكْتُبَ
he writes
كَمَا
şekilde
عَلَّمَهُ
kendisine öğrettiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
فَلْيَكْتُبْ
yazdırsın
وَلْيُمْلِلِ
yazdırsın
ٱلَّذِى
kimse
عَلَيْهِ
üzerinde
ٱلْحَقُّ
hak olan (borçlu)
وَلْيَتَّقِ
korksun
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّهُۥ
Rabbi olan
وَلَا
eksik etmesin
يَبْخَسْ
diminish
مِنْهُ
ondan (borcundan)
شَيْـًۭٔا ۚ
hiçbir şeyi
فَإِن
eğer
كَانَ
ise
ٱلَّذِى
kimse
عَلَيْهِ
borçlu olan
ٱلْحَقُّ
(is) the right
سَفِيهًا
aklı ermez
أَوْ
yahut
ضَعِيفًا
zayıf
أَوْ
ya da
لَا
güç yetiremiyecek
يَسْتَطِيعُ
capable
أَن
kendisi yazdırmaya
يُمِلَّ
(can) dictate
هُوَ
o
فَلْيُمْلِلْ
yazdırsın
وَلِيُّهُۥ
onun velisi
بِٱلْعَدْلِ ۚ
adaletle
وَٱسْتَشْهِدُوا۟
şahid tutun
شَهِيدَيْنِ
iki şahidi
مِن
erkeklerinizden
رِّجَالِكُمْ ۖ
your men
فَإِن
eğer
لَّمْ
yoksa
يَكُونَا
there are
رَجُلَيْنِ
iki erkek
فَرَجُلٌۭ
(o zaman) bir erkek
وَٱمْرَأَتَانِ
iki kadın
مِمَّن
kimse
تَرْضَوْنَ
razı olduğunuz
مِنَ
şahidlerden
ٱلشُّهَدَآءِ
[the] witnesses
أَن
ta ki
تَضِلَّ
şaşırırsa
إِحْدَىٰهُمَا
kadınlardan biri
فَتُذَكِّرَ
hatırlatması için
إِحْدَىٰهُمَا
biri
ٱلْأُخْرَىٰ ۚ
diğerine
وَلَا
kaçınmasınlar
يَأْبَ
(should) refuse
ٱلشُّهَدَآءُ
şahidler
إِذَا
zaman
مَا
bir şeye
دُعُوا۟ ۚ
çağrıldıkları
وَلَا
üşenmeyin
تَسْـَٔمُوٓا۟
(be) weary
أَن
yazmaktan
تَكْتُبُوهُ
you write it
صَغِيرًا
az olsun
أَوْ
veya
كَبِيرًا
çok olsun
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلِهِۦ ۚ
onu süresine
ذَٰلِكُمْ
bu
أَقْسَطُ
daha adaletli
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
وَأَقْوَمُ
ve daha sağlam
لِلشَّهَـٰدَةِ
şahidlik için
وَأَدْنَىٰٓ
ve daha elverişlidir
أَلَّا
kuşkulanmamanız için
تَرْتَابُوٓا۟ ۖ
you (have) doubt
إِلَّآ
ancak
أَن
olursa
تَكُونَ
be
تِجَـٰرَةً
ticaret
حَاضِرَةًۭ
peşin
تُدِيرُونَهَا
hemen alıp vereceğiniz
بَيْنَكُمْ
aranızda
فَلَيْسَ
yoktur
عَلَيْكُمْ
üzerinize
جُنَاحٌ
bir günah
أَلَّا
ötürü
تَكْتُبُوهَا ۗ
onu yazmamanızdan
وَأَشْهِدُوٓا۟
ve şahid tutun
إِذَا
zaman da
تَبَايَعْتُمْ ۚ
alışveriş yaptığınız
وَلَا
asla zarar verilmesin
يُضَآرَّ
(should) be harmed
كَاتِبٌۭ
yazana da
وَلَا
ve
شَهِيدٌۭ ۚ
şahide de
وَإِن
eğer
تَفْعَلُوا۟
(bir zarar) yaparsanız
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz
فُسُوقٌۢ
kötülük olur
بِكُمْ ۗ
kendinize
وَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
وَيُعَلِّمُكُمُ
ve size öğretiyor
ٱللَّهُ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilir

Diyanet İşleri MealiEy İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya aciz, ya da yazdıramıyacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahidler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahid tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir

Saheeh InternationalO you who have believed, when you contract a debt for a specified term, write it down. And let a scribe write [it] between you in justice. Let no scribe refuse to write as Allah has taught him. So let him write and let the one who has the obligation dictate. And let him fear Allah, his Lord, and not leave anything out of it. But if the one who has the obligation is of limited understanding or weak or unable to dictate himself, then let his guardian dictate in justice. And bring to witness two witnesses from among your men. And if there are not two men [available], then a man and two women from those whom you accept as witnesses - so that if one of the women errs, then the other can remind her. And let not the witnesses refuse when they are called upon. And do not be [too] weary to write it, whether it is small or large, for its [specified] term. That is more just in the sight of Allah and stronger as evidence and more likely to prevent doubt between you, except when it is an immediate transaction which you conduct among yourselves. For [then] there is no blame upon you if you do not write it. And take witnesses when you conclude a contract. Let no scribe be harmed or any witness. For if you do so, indeed, it is [grave] disobedience in you. And fear Allah. And Allah teaches you. And Allah is Knowing of all things

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إذا تداينتم» تعاملتم «بدين» كسلم وقرض «إلى أجل مسمى» معلوم «فاكتبوه» استيثاقا ودفعا للنزاع «وليكتب» كتاب الدين «بينكم كاتب بالعدل» بالحق في كتابته لا يزيد في المال والأجل ولا ينقص «ولا يأب» يمتنع «كاتب» من «أن يكتب» إذا دُعي إليها «كما علَّمه الله» أي فضله بالكتابة فلا يبخل بها والكاف متعلقة بيأب «فليكتب» تأكيد «وليملل» على الكاتب «الذي عليه الحق» الدين لأنه المشهود عليه فيقر ليعلم ما عليه «وليتق الله ربه» في إملائه «ولا يبخس» ينقص «منه» أي الحق «شيئا فإن كان الذي عليه الحق سفيها» مبذرا «أو ضعيفا» عن الإملاء لصغر أو كبر «أو لا يستطيع أن يُملَّ هو» لخرس أو جهل باللغة أو نحو ذلك «فَلْيُمْلِلْ وليُّه» متولي أمره من والد ووصي وقيِّم ومترجم «بالعدل واستشهدوا» أشهدوا على الدَّين «شهيدين» شاهدين «من رجالكم» أي بالغي المسلمين الأحرار «فإن لم يكونا» أي الشهيدان «رجلين فرجل وامرأتان» يشهدون «ممن ترضون من الشهداء» لدينه وعدالته وتعدد النساء لأجل «أن تضل» تنسى «إحداهما» الشهادة لنقص عقلهن وضبطهن «فَتُذكِّرَ» بالتخفيف والتشديد «إحداهما» الذاكرة «الأخرى» الناسية وجملة الإذكار محل العلة أي لتذكر أن ضلت ودخلت على الضلال لأنه سببه وفي قراءة بكسر أن شرطية ورفع تذكر استئناف جوابه «ولا يأب الشهداء إذا ما» زائدة «دُعوا» إلى تحمل الشهادة وأدائها «ولا تسأموا» تملوا من «أن تكتبوه» أي ما شهدتم عليه من الحق لكثرة وقوع ذلك «صغيرا» كان «أو كبيرا» قليلا أو كثيرا «إلى أجله» وقت حلوله حال من الهاء في تكتبوه «ذلكم» أي الكتب «أقسط» أعدل «عند الله وأقوم للشهادة» أي أعون على إقامتها لأنه يذكرها «وأدنى» اقرب إلى «أ» ن «لا ترتابوا» تشكوا في قدر الحق والأجل «إلا أن تكون» تقع «تجارةٌ حاضرةٌ» وفي قراءة بالنصب فتكون ناقصة واسمها ضمير التجارة «تديرونها بينكم» أي تقبضونها ولا أجل فيها «فليس عليكم جُناح» في «ألا تكتبوها» والمراد بها المتجر فيه «وأشهدوا إذا تبايعتم» عليه فأنه أدفع للاختلاف وهذا وما قبله أمر ندب «ولا يُضارّ كاتب ولا شهيد» صاحب الحق ومن عليه بتحريف أو امتناع من الشهادة أو الكتابة ولا يضرهما صاحب الحق بتكليفها ما لا يليق في الكتابة والشهادة «وإن تفعلوا» ما نُهيتم عنه «فإنه فسوق» خروج عن الطاعة لاحق «بكم واتقوا الله» في أمره ونهيه «ويعلمكم الله» مصالح أموركم حال مقدرة أو مستأنف «والله بكل شيء عليم».

2:283 📚 4
۞ وَإِن كُنتُمْ عَلَىٰ سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُواْ كَاتِبًا فَرِهَـٰنٌ مَّقْبُوضَةٌ‌ۖ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُم بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ ٱلَّذِى ٱؤْتُمِنَ أَمَـٰنَتَهُۥ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ‌ۗ وَلَا تَكْتُمُواْ ٱلشَّهَـٰدَةَ‌ۚ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُۥٓ ءَاثِمٌ قَلْبُهُۥ‌ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
۞ وَإِن
ve eğer
كُنتُمْ
olur da
عَلَىٰ
seferde
سَفَرٍۢ
a journey
وَلَمْ
bulamazsanız
تَجِدُوا۟
you find
كَاتِبًۭا
yazacak birini
فَرِهَـٰنٌۭ
rehinler (yeter)
مَّقْبُوضَةٌۭ ۖ
alınan
فَإِنْ
eğer
أَمِنَ
güvenirseniz
بَعْضُكُم
biriniz
بَعْضًۭا
diğerinize
فَلْيُؤَدِّ
ödesin
ٱلَّذِى
kimse
ٱؤْتُمِنَ
kendisine güvenilen
أَمَـٰنَتَهُۥ
emanetini
وَلْيَتَّقِ
ve korksun
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّهُۥ ۗ
Rabbi olan
وَلَا
gizlemeyin
تَكْتُمُوا۟
conceal
ٱلشَّهَـٰدَةَ ۚ
şahidliği
وَمَن
ve kimse
يَكْتُمْهَا
onu gizleyen
فَإِنَّهُۥٓ
şüphesiz o
ءَاثِمٌۭ
günahkardır
قَلْبُهُۥ ۗ
onun kalbi
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
عَلِيمٌۭ
bilir

Diyanet İşleri MealiEğer yolculukta olup katip bulamazsanız alınan rehin yeter. Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse borcunu ödesin. Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahidliği gizlemeyin, onu kim gizlerse şüphesiz kalbi günah işlemiş olur. Allah işlediklerinizi bilir

Saheeh InternationalAnd if you are on a journey and cannot find a scribe, then a security deposit [should be] taken. And if one of you entrusts another, then let him who is entrusted discharge his trust [faithfully] and let him fear Allah, his Lord. And do not conceal testimony, for whoever conceals it - his heart is indeed sinful, and Allah is Knowing of what you do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن كنتم على سفر» أي مسافرين وتداينتم «ولم تجدوا كاتبا فَرِهاَنٌ» وفي قراءة فَرهُنٌ جمع رهن «مقبوضة» تستوثقون بها وبينت السنة جواز الرهن في الحضر ووجود الكاتب فالتقيد بما ذكر لأن التوثيق فيه أشد وأفاد قوله مقبوضة اشتراط القبض في الرهن والاكتفاء به من المرتهن ووكيله «فإن أمن بعضكم بعضا» أي الدائن المدين على حقه فلم يرتهن «فليؤد الذي أؤتمن» أي المدين «أمانته» دينه «وليتق الله ربَّه» في أدائه «ولا تكتموا الشهادة» إذا دُعيتم لإقامتها «ومن يكتمها فإنه آثم قلبه» خص بالذكر لأنه محل الشهادة ولأنه إذا أثم تبعه غيره فيعاقب عليه معاقبة الآثمين «والله بما تعلمون عليم» لا يخفَى عليه شيء منه.

2:284 📚 10
لِّلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ‌ۗ وَإِن تُبْدُواْ مَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ ٱللَّهُ‌ۖ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
لِّلَّهِ
Allah'ındır
مَا
ne
فِى
varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
ve ne
فِى
varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ
yerde
وَإِن
ve eğer
تُبْدُوا۟
açıklasanız da
مَا
şeyi
فِىٓ
içlerinizdeki
أَنفُسِكُمْ
yourselves
أَوْ
veya
تُخْفُوهُ
gizleseniz de
يُحَاسِبْكُم
sizi hesaba çeker
بِهِ
onunla
ٱللَّهُ ۖ
Allah
فَيَغْفِرُ
bağışlar
لِمَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيُعَذِّبُ
azabeder
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeye
قَدِيرٌ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiGöklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah her şeye Kadir'dir

Saheeh InternationalTo Allah belongs whatever is in the heavens and whatever is in the earth. Whether you show what is within yourselves or conceal it, Allah will bring you to account for it. Then He will forgive whom He wills and punish whom He wills, and Allah is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لله ما في السماوات وما في الأرض وإن تبدوا» تظهروا «ما في أنفسكم» من السوء والعزم عليه «أو تخفوه» تسروه «يحاسبكم» يخبركم «به الله» يوم القيامة «فيغفرْ لمن يشاء» المغفرة له «ويعذبْ من يشاء» تعذيبه والفعلان بالجزم عطف على جواب الشرط والرفع أي فهو «والله على كل شيء قدير» ومنه محاسبتكم وجزاؤكم.

2:285 📚 8
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ‌ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ‌ۚ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا‌ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ
ءَامَنَ
inandı
ٱلرَّسُولُ
Resul
بِمَآ
şeye
أُنزِلَ
indirilen
إِلَيْهِ
kendisine
مِن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ
ve mü'minler (de)
كُلٌّ
hepsi
ءَامَنَ
inandı
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ
ve meleklerine
وَكُتُبِهِۦ
ve Kitaplarına
وَرُسُلِهِۦ
ve peygamberlerine
لَا
ayırdetmeyiz (dediler)
نُفَرِّقُ
we make distinction
بَيْنَ
arasını
أَحَدٍۢ
hiçbirini
مِّن
O'nun elçilerinden
رُّسُلِهِۦ ۚ
His messengers
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
سَمِعْنَا
İşittik
وَأَطَعْنَا ۖ
ve ita'at ettik
غُفْرَانَكَ
bağışlamanı dileriz
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَإِلَيْكَ
sanadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş(ümüz)

Diyanet İşleri MealiPeygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler

Saheeh InternationalThe Messenger has believed in what was revealed to him from his Lord, and [so have] the believers. All of them have believed in Allah and His angels and His books and His messengers, [saying], "We make no distinction between any of His messengers." And they say, "We hear and we obey. [We seek] Your forgiveness, our Lord, and to You is the [final] destination

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«آمن» صدق «الرسول» محمد صلى الله عليه وسلم «بما أنزل إليه من ربه» من القرآن «والمؤمنون» عطف عليه «كل» تنوين عوض من المضاف إليه «آمن بالله وملائكته وكتبه» بالجمع والإفراد «ورسله» يقولون «لا نفرق بين أحد من رسله» فنؤمن ببعض ونكفر ببعض كما فعل اليهود والنصارى «وقالوا سمعنا» أي ما أمرنا به سماع قبول «وأطعنا» نسألك «غفرانك ربنا وإليك المصير» المرجع بالبعث، ولما نزلت الآية التي قبلها شكا المؤمنون من الوسوسة وشق عليهم المحاسبة بها فنزل.

2:286 📚 32
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا‌ۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا ٱكْتَسَبَتْ‌ۗ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَآ إِن نَّسِينَآ أَوْ أَخْطَأْنَا‌ۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَآ إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِنَا‌ۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ‌ۖ وَٱعْفُ عَنَّا وَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَآ‌ۚ أَنتَ مَوْلَـٰنَا فَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَـٰفِرِينَ
لَا
teklif etmez
يُكَلِّفُ
burden
ٱللَّهُ
Allah
نَفْسًا
kimseye
إِلَّا
başkasını
وُسْعَهَا ۚ
gücünün yettiğinden
لَهَا
(herkesin) kendine
مَا
şey
كَسَبَتْ
kazandığı
وَعَلَيْهَا
ve aleyhinedir
مَا
şey (kötülük)
ٱكْتَسَبَتْ ۗ
işlediği
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَا
bizi sorumlu tutma
تُؤَاخِذْنَآ
take us to task
إِن
eğer
نَّسِينَآ
unutursak
أَوْ
ya da
أَخْطَأْنَا ۚ
yanılırsak
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَلَا
yük yükleme
تَحْمِلْ
lay
عَلَيْنَآ
bize
إِصْرًۭا
ağır
كَمَا
gibi
حَمَلْتَهُۥ
yüklediğin
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
bizden öncekilerin
مِن
(were) from
قَبْلِنَا ۚ
before us
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَلَا
bize yükleme
تُحَمِّلْنَا
lay on us
مَا
şeyleri
لَا
gücümüzün yetmediğimiz
طَاقَةَ
(the) strength
لَنَا
bizim
بِهِۦ ۖ
ona
وَٱعْفُ
ve affet
عَنَّا
bizi
وَٱغْفِرْ
bağışla
لَنَا
bizi
وَٱرْحَمْنَآ ۚ
bize merhamet et
أَنتَ
sen
مَوْلَىٰنَا
bizim sahibimizsin
فَٱنصُرْنَا
bize yardım eyle
عَلَى
karşı
ٱلْقَوْمِ
toplumuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Diyanet İşleri MealiAllah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et

Saheeh InternationalAllah does not charge a soul except [with that within] its capacity. It will have [the consequence of] what [good] it has gained, and it will bear [the consequence of] what [evil] it has earned. "Our Lord, do not impose blame upon us if we have forgotten or erred. Our Lord, and lay not upon us a burden like that which You laid upon those before us. Our Lord, and burden us not with that which we have no ability to bear. And pardon us; and forgive us; and have mercy upon us. You are our protector, so give us victory over the disbelieving people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(لا يكلف الله نفساً إلا وسعها) أي ما تسعه قدرتها (لها ما كسبت) من الخير أي ثوابه (وعليها ما اكتسبت) من الشر أي وزره ولا يؤاخذ أحد بذنب أحد ولا بما لم يكسبه مما وسوست به نفسه، قولوا (ربنا لا تؤاخذنا) بالعقاب (إن نسينا أو أخطأنا) تركنا الصواب لا عن عمد كما أخذت به من قبلنا وقد رفع الله ذلك عن هذه الأمة كما ورد في الحديث فسؤاله اعتراف بنعمة الله (ربنا ولا تحمل علينا إصراً) أمرا يثقل علينا حمله (كما حملته على الذين من قبلنا) أي بني إسرائيل من قتل النفس في التوبة وإخراج ربع المال في الزكاة وقرض موضع النجاسة (ربنا ولا تحملنا ما لا طاقة) قوة (لنا به) من التكاليف والبلاء (واعف عنا) امح ذنوبنا (واغفر لنا وارحمنا) في الرحمة زيادة على المغفرة (أنت مولانا) سيدنا ومتولي أمورنا (فانصرنا على القوم الكافرين) بإقامة الحجة والغلبة في قتالهم فإن من شأن المولى أن ينصر مواليه على الأعداء، وفي الحديث "" لما نزلت هذه الآية فقرأها صلى الله عليه وسلم قيل له عقب كل كلمة قد فعلت "".

← Önceki Sonraki →

2. Al-Baqara Suresi | Anlam Arayışı